[{"id": "56dde1d966d3e219004dad8d", "context": "Rollo'nun gelişinden önce popülasyonları Picardy'den veya 'Franklar' olarak nitelendirilen Île-de-France'den farklı değildi. Daha önceki Viking yerleşimcileri 880'lerde gelmeye başlamıştı ancak doğudaki koloniler (Roumois ve Pays de Caux) arasında alçak Seine vadisi çevresinde ve batıdaki Cotentin Yarımadası'ndaki koloniler arasında bölündü ve hemen hemen hiçbir yabancı yerleşimci olmadan nüfusun aynı kaldığı geleneksel pagii ile ayrıldılar.  Normandiya ve Atlantik kıyılarının bir kısmına baskın düzenleyen ve yerleşen Rollo'nun muhalifleri Norveçliler, İskandinav-İskoçyalılar, Orkney Vikingler, muhtemelen İsveçliler ve Norveç kontrolündeki İngiliz Danelaw'lardan Anglo Danimarkalıları içermektedir. ", "question": "Kim geldiğinde orijinal viking yerleşimcilerine ortak bir kimlik vermiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rollo"}}, {"id": "56de0daecffd8e1900b4b595", "context": "Akdeniz'e ulaşmak için en önde gelen iki Norman ailesi, Hauteville'den Tancred ve Drengot ailesinin soyundan geliyordu. Bunlardan biri Rainulf Drengot, 1030'da Napoli Dük'ü IV. Sergius'tan Güney'deki ilk Norman ayak basacak yeri olan Aversa ilçesini aldı. Hauteville ailesi, Salerno Prens'i IV. Guaimar'ın 'Puglia ve Calabria Düklüğü' ilan etmesiyle soylu derecesini aldı. Hemen seçtikleri liderleri William Iron Arm'ı Melfi'nin başkentindeki sayım ünvanıyla ödüllendirdi. Bundan sonra Drengot ailesi, Capua prensliğini elde etti ve İmparator III. Henry, Hauteville lideri Drogo'yu yasal olarak 1047’de 'dux et magister Italiae comesque Normannorum totius Apuliae et Calabriae' olarak asillendirmiştir. ('İtalya'nın Dükü ve Beyi ve tüm Puglia ve Calabria Normanlarının Kontu')", "question": "III. Henry tarafından asillendirilmiş liderin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Drogo"}}, {"id": "56de0daecffd8e1900b4b596", "context": "Akdeniz'e ulaşmak için en önde gelen iki Norman ailesi, Hauteville'den Tancred ve Drengot ailesinin soyundan geliyordu. Bunlardan biri Rainulf Drengot, 1030'da Napoli Dük'ü IV. Sergius'tan Güney'deki ilk Norman ayak basacak yeri olan Aversa ilçesini aldı. Hauteville ailesi, Salerno Prens'i IV. Guaimar'ın 'Puglia ve Calabria Düklüğü' ilan etmesiyle soylu derecesini aldı. Hemen seçtikleri liderleri William Iron Arm'ı Melfi'nin başkentindeki sayım ünvanıyla ödüllendirdi. Bundan sonra Drengot ailesi, Capua prensliğini elde etti ve İmparator III. Henry, Hauteville lideri Drogo'yu yasal olarak 1047’de 'dux et magister Italiae comesque Normannorum totius Apuliae et Calabriae' olarak asillendirmiştir. ('İtalya'nın Dükü ve Beyi ve tüm Puglia ve Calabria Normanlarının Kontu')", "question": "Melfi Kontu kimdi?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "William Iron Arm"}}, {"id": "56de0f6a4396321400ee257f", "context": "Normanlar İtalya'ya girmeye başladıktan kısa bir süre sonra, Bizans İmparatorluğu'na ve daha sonra Ermenistan'a girdiler, Peçeneklere, Bulgarlara ve özellikle Selçuklu Türkleri'ne karşı savaştılar. Norman paralı askerleri ilk önce Bizanslılara karşı hareket etmek için Lombardlar tarafından güneye gelmeye teşvik edildi fakat kısa süre sonra Sicilya'da Bizans hizmetinde savaştılar. 1038–40 yıllarında George Maniaces'in Sicilya seferinde Varangian ve Lombard birlikleriyle birlikte ön plana çıktılar. Yunan hizmetindeki Normanların aslında Norman İtalya'dan gelip gelmediği konusunda tartışmalar var ve şu anda muhtemelen sadece çok azı oradan geldi. Ayrıca, Bizanslıların dediği şekliyle “Frankların” ne kadarının diğer Fransızlar değil Normanlar olduğu da bilinmemektedir.", "question": "Normanların İtalya, Bizans İmparatorluğu ve Ermenistan'daki ana düşmanı kimdi?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Selçuklu Türkleri"}}, {"id": "56de10b44396321400ee2593", "context": "Bazı Normanlar, uzak doğu Anadolu’daki Ermenilere tabi devlet olan Sasaun ve Taron devletlerinin yıkımına yardım etmek için Türk Kuvvetlerine katıldılar. Daha sonraları Kilikya ve Toros Dağları'nda daha güneyde bulunan Ermeni devleti ile birlikte görev yaptılar. Oursel adında bir Norman, Suriye'nin kuzeyindeki Yukarı Fırat vadisine 'Franklar'ın kuvvetine önderlik etti. 1073'ten 1074'e kadar Ermeni general Philaretus Brachamius'un 20.000 askerinin 8.000'i Norman'dı ve Raimbaud tarafından önderlik ediliyordu - daha önce Oursel'indi -. Hatta etnik kökenlerini kendi kale adlarına verdiler: “Franklar” anlamına gelen Afranji. Amalfi ve Antakya ile Bari ve Tarsus arasındaki bilinen ticaret, bu şehirlerde Italo-Norman'ların varlığıyla ilgili olabilirken, Amalfi ve Bari İtalya'da Norman yönetimi altındaydı.", "question": "Norman Kalesi'nin adı neydi?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "Afranji"}}, {"id": "56de10b44396321400ee2594", "context": "Bazı Normanlar, uzak doğu Anadolu’daki Ermenilere tabi devlet olan Sasaun ve Taron devletlerinin yıkımına yardım etmek için Türk Kuvvetlerine katıldılar. Daha sonraları Kilikya ve Toros Dağları'nda daha güneyde bulunan Ermeni devleti ile birlikte görev yaptılar. Oursel adında bir Norman, Suriye'nin kuzeyindeki Yukarı Fırat vadisine 'Franklar'ın kuvvetine önderlik etti. 1073'ten 1074'e kadar Ermeni general Philaretus Brachamius'un 20.000 askerinin 8.000'i Norman'dı ve Raimbaud tarafından önderlik ediliyordu - daha önce Oursel'indi -. Hatta etnik kökenlerini kendi kale adlarına verdiler: “Franklar” anlamına gelen Afranji. Amalfi ve Antakya ile Bari ve Tarsus arasındaki bilinen ticaret, bu şehirlerde Italo-Norman'ların varlığıyla ilgili olabilirken, Amalfi ve Bari İtalya'da Norman yönetimi altındaydı.", "question": "Franklar Fırat Havzası'na girdikleri zaman lider kimdi?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Oursel"}}, {"id": "56de10b44396321400ee2595", "context": "Bazı Normanlar, uzak doğu Anadolu’daki Ermenilere tabi devlet olan Sasaun ve Taron devletlerinin yıkımına yardım etmek için Türk Kuvvetlerine katıldılar. Daha sonraları Kilikya ve Toros Dağları'nda daha güneyde bulunan Ermeni devleti ile birlikte görev yaptılar. Oursel adında bir Norman, Suriye'nin kuzeyindeki Yukarı Fırat vadisine 'Franklar'ın kuvvetine önderlik etti. 1073'ten 1074'e kadar Ermeni general Philaretus Brachamius'un 20.000 askerinin 8.000'i Norman'dı ve Raimbaud tarafından önderlik ediliyordu - daha önce Oursel'indi -. Hatta etnik kökenlerini kendi kale adlarına verdiler: “Franklar” anlamına gelen Afranji. Amalfi ve Antakya ile Bari ve Tarsus arasındaki bilinen ticaret, bu şehirlerde Italo-Norman'ların varlığıyla ilgili olabilirken, Amalfi ve Bari İtalya'da Norman yönetimi altındaydı.", "question": "Kim Normanların Anadolu'da birlikte çalışmasını sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Türk Kuvvetlerine"}}, {"id": "56de49564396321400ee277a", "context": "1402 ve 1405 yılları arasında Norman soylusu Jean de Bethencourt ve Poitevine Gadifer de la Salle önderliğindeki sefer, Afrika'nın Atlantik kıyılarındaki El Hierro, Fuerteventura ve Lanzarote'nin Kanarya adalarını ele geçirdi. Birlikleri Normandiya, Gascony'de toplandı ve daha sonra Kastilya kolonileri tarafından takviye edildi.", "question": "Kanarya Adaları kıyıları hangi kıtadadır?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Afrika"}}, {"id": "56dfa0d84a1a83140091ebb7", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Tesla hangi yıl ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "1943"}}, {"id": "56dfa0d84a1a83140091ebb8", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Kendisinin onuruna ne 'The Tesla' olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "SI manyetik akı yoğunluğu birimini"}}, {"id": "56dfa0d84a1a83140091ebb9", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Tesla hayatının çoğunda nerede yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "New York otellerinde"}}, {"id": "56dfa0d84a1a83140091ebba", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Popüler kültürde Tesla'nın ünü nedir?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "çılgın bilim adamı"}}, {"id": "56e0bb9f7aa994140058e6cb", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Tesla çalışmalarını nasıl finanse etmiştir?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Patentleri"}}, {"id": "56e0bb9f7aa994140058e6cc", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Tesla hangi yıl ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "1943"}}, {"id": "56e0bb9f7aa994140058e6cd", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans Tesla'dan sonra 1960 yılında neyi adlandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "SI manyetik akı yoğunluğu birimini"}}, {"id": "56e0bb9f7aa994140058e6ce", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "İnsanlar Tesla'ya tekrar ne zaman ilgi göstermeye başlamışlardır?", "answers": {"answer_start": 604, "text": "1990'lı"}}, {"id": "56e0bb9f7aa994140058e6cf", "context": "Tesla, başarıları ve şovmenliği ile ünlüydü, sonunda popüler kültürde örnek teşkil eden bir 'çılgın bilim adamı' olarak ün kazandı. Patentleri ona, birçoğu çeşitli derecelerde başarılı olan kendi projelerini finanse etmek için kullanan kayda değer miktarda para kazandırdı:121.154. Hayatının çoğunu ve emekliliği boyunca bir dizi New York otellerinde yaşadı.Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde öldü. Çalışmaları, ölümünden sonra göreceli olarak belirsizliğe düştü, ancak 1960'ta, Ağırlıklar ve Ölçüler Hakkında Genel Konferans, kendisinin onuruna SI manyetik akı yoğunluğu birimini The Tesla olarak adlandırdı. 1990'lı yıllardan beri Tesla'ya olan ilgide bir canlanma oldu.", "question": "Bilimsel başarıları dışında Tesla neyi ile meşhurdur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "şovmenliği"}}, {"id": "56dfb5777aa994140058e021", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "1886 yılında kim Tesla ile ortaktı?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Benjamin Vail ve Robert Lane"}}, {"id": "56dfb5777aa994140058e022", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Lane ve Vail neyi finanse ettiler?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Tesla Elektrik Işığı ve İmalat"}}, {"id": "56dfb5777aa994140058e023", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu"}}, {"id": "56dfb5777aa994140058e024", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla şirketini başlattığında ilk olarak ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "patentler"}}, {"id": "56dfb5777aa994140058e025", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla'nın şirketinde ne üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini"}}, {"id": "56e0d6cf231d4119001ac420", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla'nın yeni ortaklarının isimleri nelerdi?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Benjamin Vail ve Robert Lane"}}, {"id": "56e0d6cf231d4119001ac421", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla ile Lane ve Vail arasındaki ortaklık ne zaman vücut bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "1886"}}, {"id": "56e0d6cf231d4119001ac422", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "İşadamlarının finanse ettiği şirketin adı neydi?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Tesla Elektrik Işığı ve İmalat"}}, {"id": "56e0d6cf231d4119001ac423", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu"}}, {"id": "56e0d6cf231d4119001ac424", "context": "Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra, Tesla'nın adına Tesla Elektrik Işığı ve İmalat ismiyle bir elektrikli aydınlatma şirketini finanse etmeyi kabul eden Benjamin Vail ve Robert Lane isminde iki iş adamıyla 1886 yılında ortaklık kurdu. Şirket, Tesla tarafından tasarlanan elektrik ark ışık tabanlı aydınlatma sistemlerini kurdu ve ABD'de Tesla'ya verilen ilk patentler olan dinamo elektrikli makine komütatörleri için tasarımlar yaptı.", "question": "Tesla Elektrik Işığı ve İmalat'ın kurduğu aydınlatma sistemini kim tasarlamıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Tesla"}}, {"id": "56e0fc3f7aa994140058e877", "context": "1900 yılında Tesla'ya “elektrik enerjisinin iletim sistemi” ve “bir elektrik transmiteri” için patent verildi. Guglielmo Marconi 1901 yılında ilk defa ünlü transatlantik radyo yayıncılığını yaptığında Tesla, bu iddiayı destekleyecek çok az şey olmasına rağmen, 17 Tesla patentiyle yapıldığını belirtti. Bu, Tesla'nın patentlerinin 1903'te onaylanması ve ardından 1904'te Marconi lehine ters bir karar verilmesiyle radyo üzerinden yapılan patent savaşlarının başlangıcıydı. 1943 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı'nın kararı, Tesla, Oliver Lodge ve John Stone'un önceki patentlerini geri verdi.  Mahkeme, kararlarının Marconi'nin radyo yayınını ilk kez elde etme iddiasına hiçbir etkisi olmadığını, sadece Marconi'nin belirli patentlere yönelik iddiasının sorgulanabileceği için aynı patentleri ihlal ettiğini iddia edemediğini açıkladı (Yüksek mahkemenin Tesla'nın önceki patentini açıkça geri vererek ABD hükümetine karşı Marconi Şirketi tarafından bir Dünya Savaşı iddiasını hükümsüz kılmaya çalıştığı iddiaları bulunmaktadır).", "question": "Tesla ne zaman elektrik vericisi patentini almıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1900"}}, {"id": "56e0fc3f7aa994140058e878", "context": "1900 yılında Tesla'ya “elektrik enerjisinin iletim sistemi” ve “bir elektrik transmiteri” için patent verildi. Guglielmo Marconi 1901 yılında ilk defa ünlü transatlantik radyo yayıncılığını yaptığında Tesla, bu iddiayı destekleyecek çok az şey olmasına rağmen, 17 Tesla patentiyle yapıldığını belirtti. Bu, Tesla'nın patentlerinin 1903'te onaylanması ve ardından 1904'te Marconi lehine ters bir karar verilmesiyle radyo üzerinden yapılan patent savaşlarının başlangıcıydı. 1943 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı'nın kararı, Tesla, Oliver Lodge ve John Stone'un önceki patentlerini geri verdi.  Mahkeme, kararlarının Marconi'nin radyo yayınını ilk kez elde etme iddiasına hiçbir etkisi olmadığını, sadece Marconi'nin belirli patentlere yönelik iddiasının sorgulanabileceği için aynı patentleri ihlal ettiğini iddia edemediğini açıkladı (Yüksek mahkemenin Tesla'nın önceki patentini açıkça geri vererek ABD hükümetine karşı Marconi Şirketi tarafından bir Dünya Savaşı iddiasını hükümsüz kılmaya çalıştığı iddiaları bulunmaktadır).", "question": "Atlantik'in karşısına radyo dalgalarını ilk kim göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Guglielmo Marconi"}}, {"id": "56e0fc3f7aa994140058e879", "context": "1900 yılında Tesla'ya “elektrik enerjisinin iletim sistemi” ve “bir elektrik transmiteri” için patent verildi. Guglielmo Marconi 1901 yılında ilk defa ünlü transatlantik radyo yayıncılığını yaptığında Tesla, bu iddiayı destekleyecek çok az şey olmasına rağmen, 17 Tesla patentiyle yapıldığını belirtti. Bu, Tesla'nın patentlerinin 1903'te onaylanması ve ardından 1904'te Marconi lehine ters bir karar verilmesiyle radyo üzerinden yapılan patent savaşlarının başlangıcıydı. 1943 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı'nın kararı, Tesla, Oliver Lodge ve John Stone'un önceki patentlerini geri verdi.  Mahkeme, kararlarının Marconi'nin radyo yayınını ilk kez elde etme iddiasına hiçbir etkisi olmadığını, sadece Marconi'nin belirli patentlere yönelik iddiasının sorgulanabileceği için aynı patentleri ihlal ettiğini iddia edemediğini açıkladı (Yüksek mahkemenin Tesla'nın önceki patentini açıkça geri vererek ABD hükümetine karşı Marconi Şirketi tarafından bir Dünya Savaşı iddiasını hükümsüz kılmaya çalıştığı iddiaları bulunmaktadır).", "question": "Marconi'nin radyo gösterisi ne zamandı?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "1901"}}, {"id": "56e0fc3f7aa994140058e87a", "context": "1900 yılında Tesla'ya “elektrik enerjisinin iletim sistemi” ve “bir elektrik transmiteri” için patent verildi. Guglielmo Marconi 1901 yılında ilk defa ünlü transatlantik radyo yayıncılığını yaptığında Tesla, bu iddiayı destekleyecek çok az şey olmasına rağmen, 17 Tesla patentiyle yapıldığını belirtti. Bu, Tesla'nın patentlerinin 1903'te onaylanması ve ardından 1904'te Marconi lehine ters bir karar verilmesiyle radyo üzerinden yapılan patent savaşlarının başlangıcıydı. 1943 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı'nın kararı, Tesla, Oliver Lodge ve John Stone'un önceki patentlerini geri verdi.  Mahkeme, kararlarının Marconi'nin radyo yayınını ilk kez elde etme iddiasına hiçbir etkisi olmadığını, sadece Marconi'nin belirli patentlere yönelik iddiasının sorgulanabileceği için aynı patentleri ihlal ettiğini iddia edemediğini açıkladı (Yüksek mahkemenin Tesla'nın önceki patentini açıkça geri vererek ABD hükümetine karşı Marconi Şirketi tarafından bir Dünya Savaşı iddiasını hükümsüz kılmaya çalıştığı iddiaları bulunmaktadır).", "question": "Tesla'nın patentleri ne zaman geri verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "1943"}}, {"id": "56e0fc3f7aa994140058e87b", "context": "1900 yılında Tesla'ya “elektrik enerjisinin iletim sistemi” ve “bir elektrik transmiteri” için patent verildi. Guglielmo Marconi 1901 yılında ilk defa ünlü transatlantik radyo yayıncılığını yaptığında Tesla, bu iddiayı destekleyecek çok az şey olmasına rağmen, 17 Tesla patentiyle yapıldığını belirtti. Bu, Tesla'nın patentlerinin 1903'te onaylanması ve ardından 1904'te Marconi lehine ters bir karar verilmesiyle radyo üzerinden yapılan patent savaşlarının başlangıcıydı. 1943 yılında Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı'nın kararı, Tesla, Oliver Lodge ve John Stone'un önceki patentlerini geri verdi.  Mahkeme, kararlarının Marconi'nin radyo yayınını ilk kez elde etme iddiasına hiçbir etkisi olmadığını, sadece Marconi'nin belirli patentlere yönelik iddiasının sorgulanabileceği için aynı patentleri ihlal ettiğini iddia edemediğini açıkladı (Yüksek mahkemenin Tesla'nın önceki patentini açıkça geri vererek ABD hükümetine karşı Marconi Şirketi tarafından bir Dünya Savaşı iddiasını hükümsüz kılmaya çalıştığı iddiaları bulunmaktadır).", "question": "Tesla'nın patentlerini geri verme kararı ne tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 486, "text": "Amerika Birleşik Devletleri Yargıtayı"}}, {"id": "56e10aa5cd28a01900c674b3", "context": "Bu söylentilerden sonraki yıllarda ne Tesla ne de Edison ödülü kazandı (Gerçi Edison 1915 yılında 38 oydan birini ve Tesla 1937 yılında 38 oydan birini aldı.)", "question": "1915 yılında ödül için ne kadar olası oy vardı?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "38"}}, {"id": "56e10aa5cd28a01900c674b4", "context": "Bu söylentilerden sonraki yıllarda ne Tesla ne de Edison ödülü kazandı (Gerçi Edison 1915 yılında 38 oydan birini ve Tesla 1937 yılında 38 oydan birini aldı.)", "question": "1915 yılında kim bir oy almıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Edison"}}, {"id": "56e10aa5cd28a01900c674b5", "context": "Bu söylentilerden sonraki yıllarda ne Tesla ne de Edison ödülü kazandı (Gerçi Edison 1915 yılında 38 oydan birini ve Tesla 1937 yılında 38 oydan birini aldı.)", "question": "Tesla hangi yıl Nobel Ödülü için bir oy almıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "1937"}}, {"id": "56e1254ae3433e1400422c66", "context": "Ancak yaptığı diğer açıklamalardan dolayı dini görüşleri belirsizliğini koruyor. Örneğin, 1937'de yayınlanan 'Savaşı Bitirecek Bir Makine' adlı makalesinde Tesla şunları belirtti:", "question": "1937 yılında hangi makale yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "'Savaşı Bitirecek Bir Makine'"}}, {"id": "56e1254ae3433e1400422c67", "context": "Ancak yaptığı diğer açıklamalardan dolayı dini görüşleri belirsizliğini koruyor. Örneğin, 1937'de yayınlanan 'Savaşı Bitirecek Bir Makine' adlı makalesinde Tesla şunları belirtti:", "question": "Belirli açıklamalarından dolayı dini görüşlerinda inanılan durum neydi?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "belirsizliğini"}}, {"id": "56e1254ae3433e1400422c68", "context": "Ancak yaptığı diğer açıklamalardan dolayı dini görüşleri belirsizliğini koruyor. Örneğin, 1937'de yayınlanan 'Savaşı Bitirecek Bir Makine' adlı makalesinde Tesla şunları belirtti:", "question": "Bu makalenin başlığında makine neyi durdurmayı ummaktadır?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Savaşı"}}, {"id": "56f8094aa6d7ea1400e17391", "context": "Luther'in yazmaları henüz daha 1519 yılında yaygın biçimde dolaşıma sokularak Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ulaştı. Öğrenciler Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e akın ediyordu. Galatyalılar üzerine kısa bir tefsir ve Mezmurlar hakkındaki Çalışmasını yayınladı. Luther'in kariyerinin bu erken kısmı, en yaratıcı ve üretken zamanlarından biriydi. En çok bilinen çalışmalarından üçü 1520 yılında yayınlandı: Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş (An den christlichen Adel deutscher Nation von des christlichen Standes Besserung), Kilisenin Babil Tutsaklığı (Von der babylonischen Gefangenschaft der Kirche) ve Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen).", "question": "Luther'in yazmaları Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ne zaman yayıldı?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "1519"}}, {"id": "56f8094aa6d7ea1400e17392", "context": "Luther'in yazmaları henüz daha 1519 yılında yaygın biçimde dolaşıma sokularak Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ulaştı. Öğrenciler Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e akın ediyordu. Galatyalılar üzerine kısa bir tefsir ve Mezmurlar hakkındaki Çalışmasını yayınladı. Luther'in kariyerinin bu erken kısmı, en yaratıcı ve üretken zamanlarından biriydi. En çok bilinen çalışmalarından üçü 1520 yılında yayınlandı: Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş (An den christlichen Adel deutscher Nation von des christlichen Standes Besserung), Kilisenin Babil Tutsaklığı (Von der babylonischen Gefangenschaft der Kirche) ve Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen).", "question": "Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e kimler gitti?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Öğrenciler"}}, {"id": "56f8094aa6d7ea1400e17393", "context": "Luther'in yazmaları henüz daha 1519 yılında yaygın biçimde dolaşıma sokularak Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ulaştı. Öğrenciler Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e akın ediyordu. Galatyalılar üzerine kısa bir tefsir ve Mezmurlar hakkındaki Çalışmasını yayınladı. Luther'in kariyerinin bu erken kısmı, en yaratıcı ve üretken zamanlarından biriydi. En çok bilinen çalışmalarından üçü 1520 yılında yayınlandı: Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş (An den christlichen Adel deutscher Nation von des christlichen Standes Besserung), Kilisenin Babil Tutsaklığı (Von der babylonischen Gefangenschaft der Kirche) ve Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen).", "question": "Luther'in kariyerinin hangi kısmı en üretken zamanlarından biriydi?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "erken"}}, {"id": "56f8094aa6d7ea1400e17394", "context": "Luther'in yazmaları henüz daha 1519 yılında yaygın biçimde dolaşıma sokularak Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ulaştı. Öğrenciler Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e akın ediyordu. Galatyalılar üzerine kısa bir tefsir ve Mezmurlar hakkındaki Çalışmasını yayınladı. Luther'in kariyerinin bu erken kısmı, en yaratıcı ve üretken zamanlarından biriydi. En çok bilinen çalışmalarından üçü 1520 yılında yayınlandı: Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş (An den christlichen Adel deutscher Nation von des christlichen Standes Besserung), Kilisenin Babil Tutsaklığı (Von der babylonischen Gefangenschaft der Kirche) ve Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen).", "question": "Luther'in en çok bilinen eserlerinden bazıları ne zaman yayınlandı?", "answers": {"answer_start": 395, "text": "1520"}}, {"id": "56f8094aa6d7ea1400e17395", "context": "Luther'in yazmaları henüz daha 1519 yılında yaygın biçimde dolaşıma sokularak Fransa, İngiltere ve İtalya'ya ulaştı. Öğrenciler Luther'in konuşmasını dinlemek için Wittenberg'e akın ediyordu. Galatyalılar üzerine kısa bir tefsir ve Mezmurlar hakkındaki Çalışmasını yayınladı. Luther'in kariyerinin bu erken kısmı, en yaratıcı ve üretken zamanlarından biriydi. En çok bilinen çalışmalarından üçü 1520 yılında yayınlandı: Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş (An den christlichen Adel deutscher Nation von des christlichen Standes Besserung), Kilisenin Babil Tutsaklığı (Von der babylonischen Gefangenschaft der Kirche) ve Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen).", "question": "Luther, 1520'de Alman Ulusunun Hristiyan Soylularına Bir Sesleniş ve Kilisenin Babil Tutsaklığı'nın yanı sıra hangi diğer eseri yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 634, "text": "Bir Hristiyanın Özgürlüğü Üzerine (Von der Freiheit eines Christenmenschen)"}}, {"id": "56f84485aef2371900625f71", "context": "1521 senesinin yazında, Luther hedefini endülijanslar ve kutsal yolculuklar gibi bireysel inançlardan Kilise pratiklerinin kalbindeki doktrinlere genişletti. Özel Ayinin Kaldırılması Hakkında adlı eserinde, kilise ayininin bir fedakârlık olduğu fikrini putperestlik olarak mahkûm etti ve bunun daha ziyade tüm cemaat tarafından şükranla karşılanması gereken bir hediye olduğunu ileri sürdü. Günah Çıkarma Üzerine, Papazın Bunu Şart Koşma Gücü Olup Olmadığı adlı denemesi, zorunlu günah çıkarmayı reddetti ve 'her Hristiyan bir günah çıkartan' olduğu için özel günah çıkartmayı ve affetmeyi teşvik etti. Kasım ayında Luther, Martin Luther'in Keşiş Yeminleri Hakkındaki Kanısı'nı yazdı. Keşişlerin ve rahibelerin günah olmaksızın yeminlerini bozabilecekleri konusunda keşiş ve rahibeleri temin etti; çünkü yeminler, gayrımeşru ve beyhude bir kurtuluşa erişme çabasıydı.", "question": "Luther saldırılarını temel Kilise doktrinlerini içerecek biçimde ne zaman genişletti?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1521 senesinin yazında"}}, {"id": "56f84485aef2371900625f72", "context": "1521 senesinin yazında, Luther hedefini endülijanslar ve kutsal yolculuklar gibi bireysel inançlardan Kilise pratiklerinin kalbindeki doktrinlere genişletti. Özel Ayinin Kaldırılması Hakkında adlı eserinde, kilise ayininin bir fedakârlık olduğu fikrini putperestlik olarak mahkûm etti ve bunun daha ziyade tüm cemaat tarafından şükranla karşılanması gereken bir hediye olduğunu ileri sürdü. Günah Çıkarma Üzerine, Papazın Bunu Şart Koşma Gücü Olup Olmadığı adlı denemesi, zorunlu günah çıkarmayı reddetti ve 'her Hristiyan bir günah çıkartan' olduğu için özel günah çıkartmayı ve affetmeyi teşvik etti. Kasım ayında Luther, Martin Luther'in Keşiş Yeminleri Hakkındaki Kanısı'nı yazdı. Keşişlerin ve rahibelerin günah olmaksızın yeminlerini bozabilecekleri konusunda keşiş ve rahibeleri temin etti; çünkü yeminler, gayrımeşru ve beyhude bir kurtuluşa erişme çabasıydı.", "question": "Luther, fedakârlık olarak görülen kilise ayinini nasıl tarif ediyordu?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "putperestlik olarak mahkûm etti"}}, {"id": "56f84485aef2371900625f73", "context": "1521 senesinin yazında, Luther hedefini endülijanslar ve kutsal yolculuklar gibi bireysel inançlardan Kilise pratiklerinin kalbindeki doktrinlere genişletti. Özel Ayinin Kaldırılması Hakkında adlı eserinde, kilise ayininin bir fedakârlık olduğu fikrini putperestlik olarak mahkûm etti ve bunun daha ziyade tüm cemaat tarafından şükranla karşılanması gereken bir hediye olduğunu ileri sürdü. Günah Çıkarma Üzerine, Papazın Bunu Şart Koşma Gücü Olup Olmadığı adlı denemesi, zorunlu günah çıkarmayı reddetti ve 'her Hristiyan bir günah çıkartan' olduğu için özel günah çıkartmayı ve affetmeyi teşvik etti. Kasım ayında Luther, Martin Luther'in Keşiş Yeminleri Hakkındaki Kanısı'nı yazdı. Keşişlerin ve rahibelerin günah olmaksızın yeminlerini bozabilecekleri konusunda keşiş ve rahibeleri temin etti; çünkü yeminler, gayrımeşru ve beyhude bir kurtuluşa erişme çabasıydı.", "question": "Luther, kilise ayinini fedakârlık yerine ne olarak adlandırıyordu?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "hediye"}}, {"id": "56f84485aef2371900625f74", "context": "1521 senesinin yazında, Luther hedefini endülijanslar ve kutsal yolculuklar gibi bireysel inançlardan Kilise pratiklerinin kalbindeki doktrinlere genişletti. Özel Ayinin Kaldırılması Hakkında adlı eserinde, kilise ayininin bir fedakârlık olduğu fikrini putperestlik olarak mahkûm etti ve bunun daha ziyade tüm cemaat tarafından şükranla karşılanması gereken bir hediye olduğunu ileri sürdü. Günah Çıkarma Üzerine, Papazın Bunu Şart Koşma Gücü Olup Olmadığı adlı denemesi, zorunlu günah çıkarmayı reddetti ve 'her Hristiyan bir günah çıkartan' olduğu için özel günah çıkartmayı ve affetmeyi teşvik etti. Kasım ayında Luther, Martin Luther'in Keşiş Yeminleri Hakkındaki Kanısı'nı yazdı. Keşişlerin ve rahibelerin günah olmaksızın yeminlerini bozabilecekleri konusunda keşiş ve rahibeleri temin etti; çünkü yeminler, gayrımeşru ve beyhude bir kurtuluşa erişme çabasıydı.", "question": "Zorunlu günah çıkartmayı reddeden Luther hangi çağrıda bulundu?", "answers": {"answer_start": 555, "text": "özel günah çıkartmayı ve affetmeyi"}}, {"id": "56f84485aef2371900625f75", "context": "1521 senesinin yazında, Luther hedefini endülijanslar ve kutsal yolculuklar gibi bireysel inançlardan Kilise pratiklerinin kalbindeki doktrinlere genişletti. Özel Ayinin Kaldırılması Hakkında adlı eserinde, kilise ayininin bir fedakârlık olduğu fikrini putperestlik olarak mahkûm etti ve bunun daha ziyade tüm cemaat tarafından şükranla karşılanması gereken bir hediye olduğunu ileri sürdü. Günah Çıkarma Üzerine, Papazın Bunu Şart Koşma Gücü Olup Olmadığı adlı denemesi, zorunlu günah çıkarmayı reddetti ve 'her Hristiyan bir günah çıkartan' olduğu için özel günah çıkartmayı ve affetmeyi teşvik etti. Kasım ayında Luther, Martin Luther'in Keşiş Yeminleri Hakkındaki Kanısı'nı yazdı. Keşişlerin ve rahibelerin günah olmaksızın yeminlerini bozabilecekleri konusunda keşiş ve rahibeleri temin etti; çünkü yeminler, gayrımeşru ve beyhude bir kurtuluşa erişme çabasıydı.", "question": "Luther, keşiş ve rahibelere yeminleri hakkında ne söyledi?", "answers": {"answer_start": 728, "text": "yeminlerini bozabilecekleri"}}, {"id": "56f86e91aef2371900626067", "context": "Almanca yayınlara olan talebin artmakta olduğu bir zamanda yayınlanan Luther'in İncil'i, hızlı biçimde popüler ve etkili bir İncil çevirisi hâline geldi. Öyle ki, Alman dili ve edebiyatının evrimine kaydadeğer bir katkıda bulundu. Luther tarafından yazılan notlar, önsözler ve papalık karşıtı imgeler içeren, Lucas Cranach tarafından yapılan gravürlerle bezeli bu İncil, Luther'in doktrininin Almanya genelinde yayılmasında büyük çaplı bir rol oynadı. Luther İncili, Kral James İncili'nin bir öncüsü olan William Tyndale'in İngilizce İncil'i (1525'ten itibaren) gibi diğer yerel dildeki çevirileri etkiledi.", "question": "Martin Luther'in zamanında revaçta olan neydi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Almanca yayınlara"}}, {"id": "56f86e91aef2371900626068", "context": "Almanca yayınlara olan talebin artmakta olduğu bir zamanda yayınlanan Luther'in İncil'i, hızlı biçimde popüler ve etkili bir İncil çevirisi hâline geldi. Öyle ki, Alman dili ve edebiyatının evrimine kaydadeğer bir katkıda bulundu. Luther tarafından yazılan notlar, önsözler ve papalık karşıtı imgeler içeren, Lucas Cranach tarafından yapılan gravürlerle bezeli bu İncil, Luther'in doktrininin Almanya genelinde yayılmasında büyük çaplı bir rol oynadı. Luther İncili, Kral James İncili'nin bir öncüsü olan William Tyndale'in İngilizce İncil'i (1525'ten itibaren) gibi diğer yerel dildeki çevirileri etkiledi.", "question": "Luther'in hangi eseri popüler oldu?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "İncil"}}, {"id": "56f86e91aef2371900626069", "context": "Almanca yayınlara olan talebin artmakta olduğu bir zamanda yayınlanan Luther'in İncil'i, hızlı biçimde popüler ve etkili bir İncil çevirisi hâline geldi. Öyle ki, Alman dili ve edebiyatının evrimine kaydadeğer bir katkıda bulundu. Luther tarafından yazılan notlar, önsözler ve papalık karşıtı imgeler içeren, Lucas Cranach tarafından yapılan gravürlerle bezeli bu İncil, Luther'in doktrininin Almanya genelinde yayılmasında büyük çaplı bir rol oynadı. Luther İncili, Kral James İncili'nin bir öncüsü olan William Tyndale'in İngilizce İncil'i (1525'ten itibaren) gibi diğer yerel dildeki çevirileri etkiledi.", "question": "Luther'in çevirisinin popüler olması neye katkıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Alman dili ve edebiyatının evrimine"}}, {"id": "56f86e91aef237190062606a", "context": "Almanca yayınlara olan talebin artmakta olduğu bir zamanda yayınlanan Luther'in İncil'i, hızlı biçimde popüler ve etkili bir İncil çevirisi hâline geldi. Öyle ki, Alman dili ve edebiyatının evrimine kaydadeğer bir katkıda bulundu. Luther tarafından yazılan notlar, önsözler ve papalık karşıtı imgeler içeren, Lucas Cranach tarafından yapılan gravürlerle bezeli bu İncil, Luther'in doktrininin Almanya genelinde yayılmasında büyük çaplı bir rol oynadı. Luther İncili, Kral James İncili'nin bir öncüsü olan William Tyndale'in İngilizce İncil'i (1525'ten itibaren) gibi diğer yerel dildeki çevirileri etkiledi.", "question": "Luther'in İncili'nin gravürlerini hangi sanatçı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 309, "text": "Lucas Cranach"}}, {"id": "56f86e91aef237190062606b", "context": "Almanca yayınlara olan talebin artmakta olduğu bir zamanda yayınlanan Luther'in İncil'i, hızlı biçimde popüler ve etkili bir İncil çevirisi hâline geldi. Öyle ki, Alman dili ve edebiyatının evrimine kaydadeğer bir katkıda bulundu. Luther tarafından yazılan notlar, önsözler ve papalık karşıtı imgeler içeren, Lucas Cranach tarafından yapılan gravürlerle bezeli bu İncil, Luther'in doktrininin Almanya genelinde yayılmasında büyük çaplı bir rol oynadı. Luther İncili, Kral James İncili'nin bir öncüsü olan William Tyndale'in İngilizce İncil'i (1525'ten itibaren) gibi diğer yerel dildeki çevirileri etkiledi.", "question": "Luther İncili kimin İngilizce İncil çevirisini etkilemiştir?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "William Tyndale"}}, {"id": "56f8720eaef237190062608f", "context": "Luther'in ilahileri, sık sık yaşamındaki belirli olayları ve gelişmekte olan Reform hareketini çağrıştırmaktaydı. Bu davranış, Roma Katolik Kilisesi tarafından Lutherci görüşleri nedeniyle şehit edilen ilk bireyler olan Johann Esch ve Heinrich Voes'in idam edilmesini öğrenmesiyle başlamıştır ve Luther'in İngilizcede genellikle John C. Messenger'ın başlığının ve ilk satırı olan 'Flung to the Heedless Winds' ('Aymaz rüzgarlara fırlatılmış') dizesinin çevirisiyle bilinen ve 1875'te Maria C. Tiddeman tarafından bestelenen Ibstone ezgisiyle söylenen 'Ein neues Lied wir heben an' ('Kaldırdığımız yeni bir şarkı') adlı ilahiyi yazmasına neden olmuştur.", "question": "Luther'in ilahiler yazmasına neden olan nedir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "yaşamındaki belirli olayları"}}, {"id": "56f8720eaef2371900626090", "context": "Luther'in ilahileri, sık sık yaşamındaki belirli olayları ve gelişmekte olan Reform hareketini çağrıştırmaktaydı. Bu davranış, Roma Katolik Kilisesi tarafından Lutherci görüşleri nedeniyle şehit edilen ilk bireyler olan Johann Esch ve Heinrich Voes'in idam edilmesini öğrenmesiyle başlamıştır ve Luther'in İngilizcede genellikle John C. Messenger'ın başlığının ve ilk satırı olan 'Flung to the Heedless Winds' ('Aymaz rüzgarlara fırlatılmış') dizesinin çevirisiyle bilinen ve 1875'te Maria C. Tiddeman tarafından bestelenen Ibstone ezgisiyle söylenen 'Ein neues Lied wir heben an' ('Kaldırdığımız yeni bir şarkı') adlı ilahiyi yazmasına neden olmuştur.", "question": "Johann Esch ve Heinrich Voes, Katolik Kilisesi tarafından niçin idam edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Lutherci görüşleri"}}, {"id": "56f8720eaef2371900626091", "context": "Luther'in ilahileri, sık sık yaşamındaki belirli olayları ve gelişmekte olan Reform hareketini çağrıştırmaktaydı. Bu davranış, Roma Katolik Kilisesi tarafından Lutherci görüşleri nedeniyle şehit edilen ilk bireyler olan Johann Esch ve Heinrich Voes'in idam edilmesini öğrenmesiyle başlamıştır ve Luther'in İngilizcede genellikle John C. Messenger'ın başlığının ve ilk satırı olan 'Flung to the Heedless Winds' ('Aymaz rüzgarlara fırlatılmış') dizesinin çevirisiyle bilinen ve 1875'te Maria C. Tiddeman tarafından bestelenen Ibstone ezgisiyle söylenen 'Ein neues Lied wir heben an' ('Kaldırdığımız yeni bir şarkı') adlı ilahiyi yazmasına neden olmuştur.", "question": "Luther Esch ve Voes'in şehadetinin ardından hangi ilahiyi yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 552, "text": "Ein neues Lied wir heben an"}}, {"id": "56f8720eaef2371900626092", "context": "Luther'in ilahileri, sık sık yaşamındaki belirli olayları ve gelişmekte olan Reform hareketini çağrıştırmaktaydı. Bu davranış, Roma Katolik Kilisesi tarafından Lutherci görüşleri nedeniyle şehit edilen ilk bireyler olan Johann Esch ve Heinrich Voes'in idam edilmesini öğrenmesiyle başlamıştır ve Luther'in İngilizcede genellikle John C. Messenger'ın başlığının ve ilk satırı olan 'Flung to the Heedless Winds' ('Aymaz rüzgarlara fırlatılmış') dizesinin çevirisiyle bilinen ve 1875'te Maria C. Tiddeman tarafından bestelenen Ibstone ezgisiyle söylenen 'Ein neues Lied wir heben an' ('Kaldırdığımız yeni bir şarkı') adlı ilahiyi yazmasına neden olmuştur.", "question": "Bu ilahiyi İngilizceye çeviren kimdir?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "John C. Messenger"}}, {"id": "56f8720eaef2371900626093", "context": "Luther'in ilahileri, sık sık yaşamındaki belirli olayları ve gelişmekte olan Reform hareketini çağrıştırmaktaydı. Bu davranış, Roma Katolik Kilisesi tarafından Lutherci görüşleri nedeniyle şehit edilen ilk bireyler olan Johann Esch ve Heinrich Voes'in idam edilmesini öğrenmesiyle başlamıştır ve Luther'in İngilizcede genellikle John C. Messenger'ın başlığının ve ilk satırı olan 'Flung to the Heedless Winds' ('Aymaz rüzgarlara fırlatılmış') dizesinin çevirisiyle bilinen ve 1875'te Maria C. Tiddeman tarafından bestelenen Ibstone ezgisiyle söylenen 'Ein neues Lied wir heben an' ('Kaldırdığımız yeni bir şarkı') adlı ilahiyi yazmasına neden olmuştur.", "question": "İlahi İngilizcede hangi adla bilinir?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Flung to the Heedless Winds"}}, {"id": "56f8ca289b226e1400dd1007", "context": "Luther'in son cümlesini yazdığı bir kâğıt parçası daha sonra bulunmuştur. Cümle, Almanca olan 'Biz dilencileriz' parçası dışında Latincedir.", "question": "Daha sonra Luther tarafından yazıldığı keşfedilen şey nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "son cümlesini"}}, {"id": "56f8ca289b226e1400dd1008", "context": "Luther'in son cümlesini yazdığı bir kâğıt parçası daha sonra bulunmuştur. Cümle, Almanca olan 'Biz dilencileriz' parçası dışında Latincedir.", "question": "Cümlenin çoğunluğu hangi dilde yazılmıştır? ", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Latincedir"}}, {"id": "56f8ca289b226e1400dd1009", "context": "Luther'in son cümlesini yazdığı bir kâğıt parçası daha sonra bulunmuştur. Cümle, Almanca olan 'Biz dilencileriz' parçası dışında Latincedir.", "question": "Luther'in son cümlesinin hangi kısmı Almancaydı?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "'Biz dilencileriz'"}}, {"id": "5726a8d4dd62a815002e8c34", "context": "Babası tarafından daha önce planlandığı gibi Temuçin, kabileleri arasındaki ittifakları pekiştirmek için, 16 yaşlarındayken Kungrat kabilesinden Börte ile evlendi. Temuçin ile evlenmesinden kısa bir süre sonra, Börte Merkitler tarafından kaçırıldı ve söylentilere göre birine eş olarak verildi. Temuçin, arkadaşı ve aynı zamanda gelecekte rakibi olacak olan Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın yardımı ile onu kurtardı. Börte, dokuz ay sonra, babasının kim olduğu şüpheli olan Cuci (1185–1226) adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Cuci hakkındaki dedikodulara rağmen, Temuçin alt sınıftan birkaç kadın alarak geleneği takip etmiş olsa da, tek imparatoriçesi Börte olacaktı.", "question": "Temuçin'in 16 yaşlarında evlendiği kadının kabilesi neydi?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Kungrat"}}, {"id": "5726a8d4dd62a815002e8c35", "context": "Babası tarafından daha önce planlandığı gibi Temuçin, kabileleri arasındaki ittifakları pekiştirmek için, 16 yaşlarındayken Kungrat kabilesinden Börte ile evlendi. Temuçin ile evlenmesinden kısa bir süre sonra, Börte Merkitler tarafından kaçırıldı ve söylentilere göre birine eş olarak verildi. Temuçin, arkadaşı ve aynı zamanda gelecekte rakibi olacak olan Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın yardımı ile onu kurtardı. Börte, dokuz ay sonra, babasının kim olduğu şüpheli olan Cuci (1185–1226) adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Cuci hakkındaki dedikodulara rağmen, Temuçin alt sınıftan birkaç kadın alarak geleneği takip etmiş olsa da, tek imparatoriçesi Börte olacaktı.", "question": "Temuçin'in ilk karısını evlendikten kısa bir süre sonra kim kaçırdı?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Merkitler"}}, {"id": "5726a8d4dd62a815002e8c36", "context": "Babası tarafından daha önce planlandığı gibi Temuçin, kabileleri arasındaki ittifakları pekiştirmek için, 16 yaşlarındayken Kungrat kabilesinden Börte ile evlendi. Temuçin ile evlenmesinden kısa bir süre sonra, Börte Merkitler tarafından kaçırıldı ve söylentilere göre birine eş olarak verildi. Temuçin, arkadaşı ve aynı zamanda gelecekte rakibi olacak olan Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın yardımı ile onu kurtardı. Börte, dokuz ay sonra, babasının kim olduğu şüpheli olan Cuci (1185–1226) adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Cuci hakkındaki dedikodulara rağmen, Temuçin alt sınıftan birkaç kadın alarak geleneği takip etmiş olsa da, tek imparatoriçesi Börte olacaktı.", "question": "Temuçin'in karısını Merkitlerden kurtarmasına kim yardım etti?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın"}}, {"id": "5726a8d4dd62a815002e8c37", "context": "Babası tarafından daha önce planlandığı gibi Temuçin, kabileleri arasındaki ittifakları pekiştirmek için, 16 yaşlarındayken Kungrat kabilesinden Börte ile evlendi. Temuçin ile evlenmesinden kısa bir süre sonra, Börte Merkitler tarafından kaçırıldı ve söylentilere göre birine eş olarak verildi. Temuçin, arkadaşı ve aynı zamanda gelecekte rakibi olacak olan Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın yardımı ile onu kurtardı. Börte, dokuz ay sonra, babasının kim olduğu şüpheli olan Cuci (1185–1226) adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Cuci hakkındaki dedikodulara rağmen, Temuçin alt sınıftan birkaç kadın alarak geleneği takip etmiş olsa da, tek imparatoriçesi Börte olacaktı.", "question": "Temuçin'in karısı Börte'nin ilk oğlunun adı neydi?", "answers": {"answer_start": 500, "text": "Cuci"}}, {"id": "5726a8d4dd62a815002e8c38", "context": "Babası tarafından daha önce planlandığı gibi Temuçin, kabileleri arasındaki ittifakları pekiştirmek için, 16 yaşlarındayken Kungrat kabilesinden Börte ile evlendi. Temuçin ile evlenmesinden kısa bir süre sonra, Börte Merkitler tarafından kaçırıldı ve söylentilere göre birine eş olarak verildi. Temuçin, arkadaşı ve aynı zamanda gelecekte rakibi olacak olan Camuka'nın ve koruyucusu Kerait kabilesinden Tuğrul Han'ın yardımı ile onu kurtardı. Börte, dokuz ay sonra, babasının kim olduğu şüpheli olan Cuci (1185–1226) adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Cuci hakkındaki dedikodulara rağmen, Temuçin alt sınıftan birkaç kadın alarak geleneği takip etmiş olsa da, tek imparatoriçesi Börte olacaktı.", "question": "Börte Cuci'yi hangi yılda dünyaya getirdi?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "1185"}}, {"id": "5726acc1f1498d1400e8e6ca", "context": "Camuka ve Temuçin'in arasındaki arkadaşlık bağları kopunca, her biri güç toplamaya başladı ve kısa bir süre sonra rakip oldular. Camuka, geleneksel Moğol aristokrasisini desteklerken, Temuçin meritokratik bir yöntem izleyerek daha geniş, ancak daha düşük sınıftan bir kitle oluşturdu. Merkitleri daha önce yenilgiye uğratmış olması ve şaman Kokochu'nun Ebedi Mavi Gökyüzü'nün dünyayı Temuçin'e adadığını ilan etmesiyle birlikte, Temuçin iktidara yükselmeye başladı. 1186'da, Temuçin Moğol hanı seçildi. Ancak, Temuçin'in hızlı yükselişiyle tehdit altında kalan Camuka, Temuçin'in hırslarının önüne geçmek için hemen harekete geçti. 1187'de eski arkadaşına karşı otuz bin askeri birlikten oluşan ordusuyla bir saldırı başlattı. Temuçin, saldırıya karşı savunmak için kitlesini apar topar bir araya getirdi, ancak Dalan Balcut Savaşı'nda net bir yenilgi aldı. Camuka insanları oldukça dehşete düşürdü ve yetmiş genç erkek tutsağı kazanlarda diri diri kaynatarak, potansiyel kitlesinin çoğunu uzaklaştırarak ve Temuçin'e sempati uyandırarak imajına zarar verdi. Temuçin'in koruyucusu olan Tuğrul, Karahıtay'a sürgüne gönderildi. Gelecek on yıl için Temuçin'in hayatı çok net değil, çünkü tarihi kayıtlar o dönemde çoğunlukla yetersiz kalıyor.", "question": "Camuka, Temuçin'in kitlesinden olmayan kimleri destekledi?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "geleneksel Moğol aristokrasisini"}}, {"id": "5726acc1f1498d1400e8e6cb", "context": "Camuka ve Temuçin'in arasındaki arkadaşlık bağları kopunca, her biri güç toplamaya başladı ve kısa bir süre sonra rakip oldular. Camuka, geleneksel Moğol aristokrasisini desteklerken, Temuçin meritokratik bir yöntem izleyerek daha geniş, ancak daha düşük sınıftan bir kitle oluşturdu. Merkitleri daha önce yenilgiye uğratmış olması ve şaman Kokochu'nun Ebedi Mavi Gökyüzü'nün dünyayı Temuçin'e adadığını ilan etmesiyle birlikte, Temuçin iktidara yükselmeye başladı. 1186'da, Temuçin Moğol hanı seçildi. Ancak, Temuçin'in hızlı yükselişiyle tehdit altında kalan Camuka, Temuçin'in hırslarının önüne geçmek için hemen harekete geçti. 1187'de eski arkadaşına karşı otuz bin askeri birlikten oluşan ordusuyla bir saldırı başlattı. Temuçin, saldırıya karşı savunmak için kitlesini apar topar bir araya getirdi, ancak Dalan Balcut Savaşı'nda net bir yenilgi aldı. Camuka insanları oldukça dehşete düşürdü ve yetmiş genç erkek tutsağı kazanlarda diri diri kaynatarak, potansiyel kitlesinin çoğunu uzaklaştırarak ve Temuçin'e sempati uyandırarak imajına zarar verdi. Temuçin'in koruyucusu olan Tuğrul, Karahıtay'a sürgüne gönderildi. Gelecek on yıl için Temuçin'in hayatı çok net değil, çünkü tarihi kayıtlar o dönemde çoğunlukla yetersiz kalıyor.", "question": "Hangi şamanın ilanı Temuçin'in yükselişine yardımcı oldu?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Kokochu'nun"}}, {"id": "5726acc1f1498d1400e8e6cc", "context": "Camuka ve Temuçin'in arasındaki arkadaşlık bağları kopunca, her biri güç toplamaya başladı ve kısa bir süre sonra rakip oldular. Camuka, geleneksel Moğol aristokrasisini desteklerken, Temuçin meritokratik bir yöntem izleyerek daha geniş, ancak daha düşük sınıftan bir kitle oluşturdu. Merkitleri daha önce yenilgiye uğratmış olması ve şaman Kokochu'nun Ebedi Mavi Gökyüzü'nün dünyayı Temuçin'e adadığını ilan etmesiyle birlikte, Temuçin iktidara yükselmeye başladı. 1186'da, Temuçin Moğol hanı seçildi. Ancak, Temuçin'in hızlı yükselişiyle tehdit altında kalan Camuka, Temuçin'in hırslarının önüne geçmek için hemen harekete geçti. 1187'de eski arkadaşına karşı otuz bin askeri birlikten oluşan ordusuyla bir saldırı başlattı. Temuçin, saldırıya karşı savunmak için kitlesini apar topar bir araya getirdi, ancak Dalan Balcut Savaşı'nda net bir yenilgi aldı. Camuka insanları oldukça dehşete düşürdü ve yetmiş genç erkek tutsağı kazanlarda diri diri kaynatarak, potansiyel kitlesinin çoğunu uzaklaştırarak ve Temuçin'e sempati uyandırarak imajına zarar verdi. Temuçin'in koruyucusu olan Tuğrul, Karahıtay'a sürgüne gönderildi. Gelecek on yıl için Temuçin'in hayatı çok net değil, çünkü tarihi kayıtlar o dönemde çoğunlukla yetersiz kalıyor.", "question": "Temuçin ne zaman Moğol hanı seçildi?", "answers": {"answer_start": 466, "text": "1186'da"}}, {"id": "5726acc1f1498d1400e8e6cd", "context": "Camuka ve Temuçin'in arasındaki arkadaşlık bağları kopunca, her biri güç toplamaya başladı ve kısa bir süre sonra rakip oldular. Camuka, geleneksel Moğol aristokrasisini desteklerken, Temuçin meritokratik bir yöntem izleyerek daha geniş, ancak daha düşük sınıftan bir kitle oluşturdu. Merkitleri daha önce yenilgiye uğratmış olması ve şaman Kokochu'nun Ebedi Mavi Gökyüzü'nün dünyayı Temuçin'e adadığını ilan etmesiyle birlikte, Temuçin iktidara yükselmeye başladı. 1186'da, Temuçin Moğol hanı seçildi. Ancak, Temuçin'in hızlı yükselişiyle tehdit altında kalan Camuka, Temuçin'in hırslarının önüne geçmek için hemen harekete geçti. 1187'de eski arkadaşına karşı otuz bin askeri birlikten oluşan ordusuyla bir saldırı başlattı. Temuçin, saldırıya karşı savunmak için kitlesini apar topar bir araya getirdi, ancak Dalan Balcut Savaşı'nda net bir yenilgi aldı. Camuka insanları oldukça dehşete düşürdü ve yetmiş genç erkek tutsağı kazanlarda diri diri kaynatarak, potansiyel kitlesinin çoğunu uzaklaştırarak ve Temuçin'e sempati uyandırarak imajına zarar verdi. Temuçin'in koruyucusu olan Tuğrul, Karahıtay'a sürgüne gönderildi. Gelecek on yıl için Temuçin'in hayatı çok net değil, çünkü tarihi kayıtlar o dönemde çoğunlukla yetersiz kalıyor.", "question": "Temuçin, han olarak seçildikten kısa bir süre sonra Camuka'ya karşı hangi savaşı kaybetti?", "answers": {"answer_start": 812, "text": "Dalan Balcut Savaşı'nda"}}, {"id": "5726acc1f1498d1400e8e6ce", "context": "Camuka ve Temuçin'in arasındaki arkadaşlık bağları kopunca, her biri güç toplamaya başladı ve kısa bir süre sonra rakip oldular. Camuka, geleneksel Moğol aristokrasisini desteklerken, Temuçin meritokratik bir yöntem izleyerek daha geniş, ancak daha düşük sınıftan bir kitle oluşturdu. Merkitleri daha önce yenilgiye uğratmış olması ve şaman Kokochu'nun Ebedi Mavi Gökyüzü'nün dünyayı Temuçin'e adadığını ilan etmesiyle birlikte, Temuçin iktidara yükselmeye başladı. 1186'da, Temuçin Moğol hanı seçildi. Ancak, Temuçin'in hızlı yükselişiyle tehdit altında kalan Camuka, Temuçin'in hırslarının önüne geçmek için hemen harekete geçti. 1187'de eski arkadaşına karşı otuz bin askeri birlikten oluşan ordusuyla bir saldırı başlattı. Temuçin, saldırıya karşı savunmak için kitlesini apar topar bir araya getirdi, ancak Dalan Balcut Savaşı'nda net bir yenilgi aldı. Camuka insanları oldukça dehşete düşürdü ve yetmiş genç erkek tutsağı kazanlarda diri diri kaynatarak, potansiyel kitlesinin çoğunu uzaklaştırarak ve Temuçin'e sempati uyandırarak imajına zarar verdi. Temuçin'in koruyucusu olan Tuğrul, Karahıtay'a sürgüne gönderildi. Gelecek on yıl için Temuçin'in hayatı çok net değil, çünkü tarihi kayıtlar o dönemde çoğunlukla yetersiz kalıyor.", "question": "Temuçin'in koruyucusu Tuğrul nereye sürgün edildi?", "answers": {"answer_start": 1094, "text": "Karahıtay'a"}}, {"id": "57273455f1498d1400e8f48c", "context": "1939'da Milliyetçi Çinli askerler, türbeyi Japon birliklerinden korumak için Moğolistan’daki 'Lord’un Muhafazası' (Moğolca: Edsen Khoroo) konumundan aldılar. Türbe, Yan'an'daki Komünist topraklarından yaklaşık 900 km boyunca at arabalarıyla, bir Budist manastırı olan Dongshan Dafo Dian'a taşındı, burada 10 yıl boyunca kaldı. 1949'da, Komünist birlikler ilerledikçe, Milliyetçi askerler onu, 200 km daha Batı'ya, sonradan Komünist kontrolü altına giren ünlü Tibet manastırı Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye götürdüler. 1954’ün başlarında, Cengiz Han'ın tabutu ve kalıntıları, Moğolistan'daki 'Lord'un Muhafazası'na geri götürüldü. 1956'da ise onları barındıracak yeni bir tapınak inşa edildi. 1968'de Kültür Devrimi esnasında, Kızıl Muhafızlar hemen hemen her değeri tahrip etti. 'Kalıntılar' 1970'lerde yenilendi ve 1989'da Cengiz'in büyük mermer bir heykelinin yapımı tamamlandı.", "question": "Cengiz Han Türbesi'nin orijinal yerinin Moğolca adı nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Edsen Khoroo"}}, {"id": "57273455f1498d1400e8f48d", "context": "1939'da Milliyetçi Çinli askerler, türbeyi Japon birliklerinden korumak için Moğolistan’daki 'Lord’un Muhafazası' (Moğolca: Edsen Khoroo) konumundan aldılar. Türbe, Yan'an'daki Komünist topraklarından yaklaşık 900 km boyunca at arabalarıyla, bir Budist manastırı olan Dongshan Dafo Dian'a taşındı, burada 10 yıl boyunca kaldı. 1949'da, Komünist birlikler ilerledikçe, Milliyetçi askerler onu, 200 km daha Batı'ya, sonradan Komünist kontrolü altına giren ünlü Tibet manastırı Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye götürdüler. 1954’ün başlarında, Cengiz Han'ın tabutu ve kalıntıları, Moğolistan'daki 'Lord'un Muhafazası'na geri götürüldü. 1956'da ise onları barındıracak yeni bir tapınak inşa edildi. 1968'de Kültür Devrimi esnasında, Kızıl Muhafızlar hemen hemen her değeri tahrip etti. 'Kalıntılar' 1970'lerde yenilendi ve 1989'da Cengiz'in büyük mermer bir heykelinin yapımı tamamlandı.", "question": "Japon işgali sırasında hangi Budist manastırı Cengiz Han Türbesi'ne ev sahipliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Dongshan Dafo Dian'a"}}, {"id": "57273455f1498d1400e8f48e", "context": "1939'da Milliyetçi Çinli askerler, türbeyi Japon birliklerinden korumak için Moğolistan’daki 'Lord’un Muhafazası' (Moğolca: Edsen Khoroo) konumundan aldılar. Türbe, Yan'an'daki Komünist topraklarından yaklaşık 900 km boyunca at arabalarıyla, bir Budist manastırı olan Dongshan Dafo Dian'a taşındı, burada 10 yıl boyunca kaldı. 1949'da, Komünist birlikler ilerledikçe, Milliyetçi askerler onu, 200 km daha Batı'ya, sonradan Komünist kontrolü altına giren ünlü Tibet manastırı Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye götürdüler. 1954’ün başlarında, Cengiz Han'ın tabutu ve kalıntıları, Moğolistan'daki 'Lord'un Muhafazası'na geri götürüldü. 1956'da ise onları barındıracak yeni bir tapınak inşa edildi. 1968'de Kültür Devrimi esnasında, Kızıl Muhafızlar hemen hemen her değeri tahrip etti. 'Kalıntılar' 1970'lerde yenilendi ve 1989'da Cengiz'in büyük mermer bir heykelinin yapımı tamamlandı.", "question": "Çin Milliyetçileri, türbeyi ilerleyen Çin Komünist güçlerinden kaçırmak için nereye taşıdılar?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye"}}, {"id": "57273455f1498d1400e8f48f", "context": "1939'da Milliyetçi Çinli askerler, türbeyi Japon birliklerinden korumak için Moğolistan’daki 'Lord’un Muhafazası' (Moğolca: Edsen Khoroo) konumundan aldılar. Türbe, Yan'an'daki Komünist topraklarından yaklaşık 900 km boyunca at arabalarıyla, bir Budist manastırı olan Dongshan Dafo Dian'a taşındı, burada 10 yıl boyunca kaldı. 1949'da, Komünist birlikler ilerledikçe, Milliyetçi askerler onu, 200 km daha Batı'ya, sonradan Komünist kontrolü altına giren ünlü Tibet manastırı Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye götürdüler. 1954’ün başlarında, Cengiz Han'ın tabutu ve kalıntıları, Moğolistan'daki 'Lord'un Muhafazası'na geri götürüldü. 1956'da ise onları barındıracak yeni bir tapınak inşa edildi. 1968'de Kültür Devrimi esnasında, Kızıl Muhafızlar hemen hemen her değeri tahrip etti. 'Kalıntılar' 1970'lerde yenilendi ve 1989'da Cengiz'in büyük mermer bir heykelinin yapımı tamamlandı.", "question": "Türbe, Moğolistan'da 'Lord'un Muhafazası'na ne zaman geri döndü?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "1954’ün"}}, {"id": "57273455f1498d1400e8f490", "context": "1939'da Milliyetçi Çinli askerler, türbeyi Japon birliklerinden korumak için Moğolistan’daki 'Lord’un Muhafazası' (Moğolca: Edsen Khoroo) konumundan aldılar. Türbe, Yan'an'daki Komünist topraklarından yaklaşık 900 km boyunca at arabalarıyla, bir Budist manastırı olan Dongshan Dafo Dian'a taşındı, burada 10 yıl boyunca kaldı. 1949'da, Komünist birlikler ilerledikçe, Milliyetçi askerler onu, 200 km daha Batı'ya, sonradan Komünist kontrolü altına giren ünlü Tibet manastırı Kumbum Manastırı veya Xining yakınlarındaki Ta'er Shi’ye götürdüler. 1954’ün başlarında, Cengiz Han'ın tabutu ve kalıntıları, Moğolistan'daki 'Lord'un Muhafazası'na geri götürüldü. 1956'da ise onları barındıracak yeni bir tapınak inşa edildi. 1968'de Kültür Devrimi esnasında, Kızıl Muhafızlar hemen hemen her değeri tahrip etti. 'Kalıntılar' 1970'lerde yenilendi ve 1989'da Cengiz'in büyük mermer bir heykelinin yapımı tamamlandı.", "question": "Kültür Devrimi sırasında türbedeki en değerli kalıntıları kim tahrip etti?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "Kızıl Muhafızlar"}}, {"id": "57273dccdd62a815002e99fa", "context": "Bilinenin aksine, Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarına kadar olan tüm bölgeleri fethetmedi. Cengiz Han'ın ölümü esnasında, Moğol İmparatorluğu Hazar Denizi'nden Japon Denizi'ne kadar uzanıyordu. İmparatorluğun genişlemesi, 1227'de Cengiz'in ölümünden sonra bir veya daha fazla nesil boyunca devam etti. Cengiz'in halefi Ögeday Han zamanında genişleme hızı zirveye ulaştı. Moğol orduları İran'a dayandı, Batı Xia'yı ve Harezmilerin kalıntılarını bitirdi. Çin'in imparator hanedanı Song hanedanıyla mücadeleye girdiler ve 1279 yılına kadar süren savaş Moğolların tüm Çin'in kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Rusya ve Doğu Avrupa yönünde daha da ilerlediler.", "question": "Cengiz Han öldüğünde, imparatorluğunun doğu sınırı olan deniz hangisiydi?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Japon Denizi'ne"}}, {"id": "57273dccdd62a815002e99fb", "context": "Bilinenin aksine, Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarına kadar olan tüm bölgeleri fethetmedi. Cengiz Han'ın ölümü esnasında, Moğol İmparatorluğu Hazar Denizi'nden Japon Denizi'ne kadar uzanıyordu. İmparatorluğun genişlemesi, 1227'de Cengiz'in ölümünden sonra bir veya daha fazla nesil boyunca devam etti. Cengiz'in halefi Ögeday Han zamanında genişleme hızı zirveye ulaştı. Moğol orduları İran'a dayandı, Batı Xia'yı ve Harezmilerin kalıntılarını bitirdi. Çin'in imparator hanedanı Song hanedanıyla mücadeleye girdiler ve 1279 yılına kadar süren savaş Moğolların tüm Çin'in kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Rusya ve Doğu Avrupa yönünde daha da ilerlediler.", "question": "Cengiz Han öldüğünde Moğol İmparatorluğu'nun batısında hangi su kaynağı vardı?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Hazar Denizi'nden"}}, {"id": "57273dccdd62a815002e99fc", "context": "Bilinenin aksine, Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarına kadar olan tüm bölgeleri fethetmedi. Cengiz Han'ın ölümü esnasında, Moğol İmparatorluğu Hazar Denizi'nden Japon Denizi'ne kadar uzanıyordu. İmparatorluğun genişlemesi, 1227'de Cengiz'in ölümünden sonra bir veya daha fazla nesil boyunca devam etti. Cengiz'in halefi Ögeday Han zamanında genişleme hızı zirveye ulaştı. Moğol orduları İran'a dayandı, Batı Xia'yı ve Harezmilerin kalıntılarını bitirdi. Çin'in imparator hanedanı Song hanedanıyla mücadeleye girdiler ve 1279 yılına kadar süren savaş Moğolların tüm Çin'in kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Rusya ve Doğu Avrupa yönünde daha da ilerlediler.", "question": "Moğol İmparatorluğu en hızlı genişlemesine kimin öncülüğünde ulaştı?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Ögeday Han"}}, {"id": "57273dccdd62a815002e99fd", "context": "Bilinenin aksine, Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarına kadar olan tüm bölgeleri fethetmedi. Cengiz Han'ın ölümü esnasında, Moğol İmparatorluğu Hazar Denizi'nden Japon Denizi'ne kadar uzanıyordu. İmparatorluğun genişlemesi, 1227'de Cengiz'in ölümünden sonra bir veya daha fazla nesil boyunca devam etti. Cengiz'in halefi Ögeday Han zamanında genişleme hızı zirveye ulaştı. Moğol orduları İran'a dayandı, Batı Xia'yı ve Harezmilerin kalıntılarını bitirdi. Çin'in imparator hanedanı Song hanedanıyla mücadeleye girdiler ve 1279 yılına kadar süren savaş Moğolların tüm Çin'in kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Rusya ve Doğu Avrupa yönünde daha da ilerlediler.", "question": "Song hanedanıyla olan mücadele hangi yıl sona erdi?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "1279"}}, {"id": "572754cd5951b619008f8863", "context": "Diğer yerlerin yanı sıra Bağdat, Semerkant, Urgenç, Kiev ve Vladimir'in işgali, güney Huzistan'ın bazı kısımlarının tamamen tahrip edildiğinde olduğu gibi toplu ölümlere yol açtı. Torunu Hülagü Han, İran'ın kuzey kısmının büyük bir bölümünü tahrip etti ve kuvvetlerinin Mısır Memlükleri tarafından durdurulmasına rağmen Bağdat'ı yağmaladı. Ancak Hülagü'nün torunu Gazan Han, Mısır Memlükleri'ni Levant, Filistin ve hatta Gazze'den attı. İranlı tarihçi Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî'nin çalışmalarına göre, Moğollar Merv'de 70.000'den fazla kişi, Nişabur'da ise 190.000'den fazla kişi öldürdü. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu Han, Kiev Knezliği'ne bir işgal başlattı. Üç yıl boyunca, Moğollar Novgorod ve Pskov dışında Doğu Avrupa’daki tüm büyük şehirleri tahrip etti ve ortadan kaldırdı.", "question": "Cengiz Han'ın hangi torunu Bağdat'ı yağmaladı?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Hülagü Han"}}, {"id": "572754cd5951b619008f8864", "context": "Diğer yerlerin yanı sıra Bağdat, Semerkant, Urgenç, Kiev ve Vladimir'in işgali, güney Huzistan'ın bazı kısımlarının tamamen tahrip edildiğinde olduğu gibi toplu ölümlere yol açtı. Torunu Hülagü Han, İran'ın kuzey kısmının büyük bir bölümünü tahrip etti ve kuvvetlerinin Mısır Memlükleri tarafından durdurulmasına rağmen Bağdat'ı yağmaladı. Ancak Hülagü'nün torunu Gazan Han, Mısır Memlükleri'ni Levant, Filistin ve hatta Gazze'den attı. İranlı tarihçi Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî'nin çalışmalarına göre, Moğollar Merv'de 70.000'den fazla kişi, Nişabur'da ise 190.000'den fazla kişi öldürdü. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu Han, Kiev Knezliği'ne bir işgal başlattı. Üç yıl boyunca, Moğollar Novgorod ve Pskov dışında Doğu Avrupa’daki tüm büyük şehirleri tahrip etti ve ortadan kaldırdı.", "question": "Hülagü Han’ın Orta Doğu’daki ilerlemesini kim durdurdu?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Mısır Memlükleri"}}, {"id": "572754cd5951b619008f8865", "context": "Diğer yerlerin yanı sıra Bağdat, Semerkant, Urgenç, Kiev ve Vladimir'in işgali, güney Huzistan'ın bazı kısımlarının tamamen tahrip edildiğinde olduğu gibi toplu ölümlere yol açtı. Torunu Hülagü Han, İran'ın kuzey kısmının büyük bir bölümünü tahrip etti ve kuvvetlerinin Mısır Memlükleri tarafından durdurulmasına rağmen Bağdat'ı yağmaladı. Ancak Hülagü'nün torunu Gazan Han, Mısır Memlükleri'ni Levant, Filistin ve hatta Gazze'den attı. İranlı tarihçi Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî'nin çalışmalarına göre, Moğollar Merv'de 70.000'den fazla kişi, Nişabur'da ise 190.000'den fazla kişi öldürdü. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu Han, Kiev Knezliği'ne bir işgal başlattı. Üç yıl boyunca, Moğollar Novgorod ve Pskov dışında Doğu Avrupa’daki tüm büyük şehirleri tahrip etti ve ortadan kaldırdı.", "question": "Cengiz Han'ın hangi torunu Memlükleri Filistin'in dışına attı?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Gazan Han"}}, {"id": "572754cd5951b619008f8866", "context": "Diğer yerlerin yanı sıra Bağdat, Semerkant, Urgenç, Kiev ve Vladimir'in işgali, güney Huzistan'ın bazı kısımlarının tamamen tahrip edildiğinde olduğu gibi toplu ölümlere yol açtı. Torunu Hülagü Han, İran'ın kuzey kısmının büyük bir bölümünü tahrip etti ve kuvvetlerinin Mısır Memlükleri tarafından durdurulmasına rağmen Bağdat'ı yağmaladı. Ancak Hülagü'nün torunu Gazan Han, Mısır Memlükleri'ni Levant, Filistin ve hatta Gazze'den attı. İranlı tarihçi Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî'nin çalışmalarına göre, Moğollar Merv'de 70.000'den fazla kişi, Nişabur'da ise 190.000'den fazla kişi öldürdü. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu Han, Kiev Knezliği'ne bir işgal başlattı. Üç yıl boyunca, Moğollar Novgorod ve Pskov dışında Doğu Avrupa’daki tüm büyük şehirleri tahrip etti ve ortadan kaldırdı.", "question": "Cengiz Han'ın torunu hangi yılda Kiev Knezliği'ni işgal etti?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "1237'de"}}, {"id": "572754cd5951b619008f8867", "context": "Diğer yerlerin yanı sıra Bağdat, Semerkant, Urgenç, Kiev ve Vladimir'in işgali, güney Huzistan'ın bazı kısımlarının tamamen tahrip edildiğinde olduğu gibi toplu ölümlere yol açtı. Torunu Hülagü Han, İran'ın kuzey kısmının büyük bir bölümünü tahrip etti ve kuvvetlerinin Mısır Memlükleri tarafından durdurulmasına rağmen Bağdat'ı yağmaladı. Ancak Hülagü'nün torunu Gazan Han, Mısır Memlükleri'ni Levant, Filistin ve hatta Gazze'den attı. İranlı tarihçi Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî'nin çalışmalarına göre, Moğollar Merv'de 70.000'den fazla kişi, Nişabur'da ise 190.000'den fazla kişi öldürdü. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu Han, Kiev Knezliği'ne bir işgal başlattı. Üç yıl boyunca, Moğollar Novgorod ve Pskov dışında Doğu Avrupa’daki tüm büyük şehirleri tahrip etti ve ortadan kaldırdı.", "question": "Doğu Avrupa'daki hangi büyük şehirler Moğol istilasında tahrip edilmedi?", "answers": {"answer_start": 696, "text": "Novgorod ve Pskov"}}, {"id": "572ff932a23a5019007fcbd5", "context": "İslamcılık, yalnızca İslam için politik bir rol ortaya koyduğu için değil aynı zamanda da destekçilerinin görüşlerinin sadece İslam inancını yansıttığına inandıkları için tartışmalı bir kavramdır ancak bunun aksine, İslam’ın apolitik olması veya apolitik olabileceği düşüncesi bir hatadır. İslam’ın yalnızca politik bir ideoloji olmadığına inanan araştırmacılar ve gözlemciler arasında, Fred Halliday, John Esposito ve Javed Ahmat Ghamidi gibi Müslüman entelektüeller bulunur. Hayri Abaza, İslam ve İslamcılık arasındaki farkı ayırt edememenin, Batı’daki birçok kişiyi, dini politikadan ayırmaya çalışan ilerici, ılımlı kişilerin aleyhine dar görüşlü İslamcı rejimleri desteklemeye ittiğini ileri sürmektedir.", "question": "İslamcılığın aradığı ne tür bir rol, İslamcılığı bir şekilde tartışmalı bir kavrama dönüştürmektedir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "politik"}}, {"id": "572ff932a23a5019007fcbd6", "context": "İslamcılık, yalnızca İslam için politik bir rol ortaya koyduğu için değil aynı zamanda da destekçilerinin görüşlerinin sadece İslam inancını yansıttığına inandıkları için tartışmalı bir kavramdır ancak bunun aksine, İslam’ın apolitik olması veya apolitik olabileceği düşüncesi bir hatadır. İslam’ın yalnızca politik bir ideoloji olmadığına inanan araştırmacılar ve gözlemciler arasında, Fred Halliday, John Esposito ve Javed Ahmat Ghamidi gibi Müslüman entelektüeller bulunur. Hayri Abaza, İslam ve İslamcılık arasındaki farkı ayırt edememenin, Batı’daki birçok kişiyi, dini politikadan ayırmaya çalışan ilerici, ılımlı kişilerin aleyhine dar görüşlü İslamcı rejimleri desteklemeye ittiğini ileri sürmektedir.", "question": "İslamcılığın destekçileri görüşlerinin neyi yansıttıklarına inanmaktadırlar?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "İslam"}}, {"id": "572ff932a23a5019007fcbd7", "context": "İslamcılık, yalnızca İslam için politik bir rol ortaya koyduğu için değil aynı zamanda da destekçilerinin görüşlerinin sadece İslam inancını yansıttığına inandıkları için tartışmalı bir kavramdır ancak bunun aksine, İslam’ın apolitik olması veya apolitik olabileceği düşüncesi bir hatadır. İslam’ın yalnızca politik bir ideoloji olmadığına inanan araştırmacılar ve gözlemciler arasında, Fred Halliday, John Esposito ve Javed Ahmat Ghamidi gibi Müslüman entelektüeller bulunur. Hayri Abaza, İslam ve İslamcılık arasındaki farkı ayırt edememenin, Batı’daki birçok kişiyi, dini politikadan ayırmaya çalışan ilerici, ılımlı kişilerin aleyhine dar görüşlü İslamcı rejimleri desteklemeye ittiğini ileri sürmektedir.", "question": "İslam’ın apolitik olabileceği düşüncesi kimler tarafından kabul görmemektedir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "destekçilerinin"}}, {"id": "572ff932a23a5019007fcbd8", "context": "İslamcılık, yalnızca İslam için politik bir rol ortaya koyduğu için değil aynı zamanda da destekçilerinin görüşlerinin sadece İslam inancını yansıttığına inandıkları için tartışmalı bir kavramdır ancak bunun aksine, İslam’ın apolitik olması veya apolitik olabileceği düşüncesi bir hatadır. İslam’ın yalnızca politik bir ideoloji olmadığına inanan araştırmacılar ve gözlemciler arasında, Fred Halliday, John Esposito ve Javed Ahmat Ghamidi gibi Müslüman entelektüeller bulunur. Hayri Abaza, İslam ve İslamcılık arasındaki farkı ayırt edememenin, Batı’daki birçok kişiyi, dini politikadan ayırmaya çalışan ilerici, ılımlı kişilerin aleyhine dar görüşlü İslamcı rejimleri desteklemeye ittiğini ileri sürmektedir.", "question": "İslam ve İslamcılığı ayırt edememe Batı’daki birçok kişiyi neyi desteklemeye itmiştir?", "answers": {"answer_start": 639, "text": "dar görüşlü İslamcı rejimleri"}}, {"id": "572ff932a23a5019007fcbd9", "context": "İslamcılık, yalnızca İslam için politik bir rol ortaya koyduğu için değil aynı zamanda da destekçilerinin görüşlerinin sadece İslam inancını yansıttığına inandıkları için tartışmalı bir kavramdır ancak bunun aksine, İslam’ın apolitik olması veya apolitik olabileceği düşüncesi bir hatadır. İslam’ın yalnızca politik bir ideoloji olmadığına inanan araştırmacılar ve gözlemciler arasında, Fred Halliday, John Esposito ve Javed Ahmat Ghamidi gibi Müslüman entelektüeller bulunur. Hayri Abaza, İslam ve İslamcılık arasındaki farkı ayırt edememenin, Batı’daki birçok kişiyi, dini politikadan ayırmaya çalışan ilerici, ılımlı kişilerin aleyhine dar görüşlü İslamcı rejimleri desteklemeye ittiğini ileri sürmektedir.", "question": "İlerici, ılımlı İslam neyi ayırmayı amaçlamaktadır?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "dini politikadan ayırmaya"}}, {"id": "572ffe6fb2c2fd14005686ef", "context": "Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler “şehir dışındaki öğrencilere, öğrenci danışmanlık gruplarına, maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak için ucuz toplu evlilik törenlerinin yapılması, yasal yardım, spor tesisleri ve kadın gruplarına barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı sunmak konusunda iyi bilinirler.” Tüm bunlar, sosyal adalete bağlılığı yalnızca hitabet ile sınırlı yetersiz, etkisiz ve umursamaz hükümetlerle karşılaştırıldığında oldukça olumlu görülmektedir.", "question": "Müslüman Kardeşler ne tür bir harekettir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İslamcı"}}, {"id": "572ffe6fb2c2fd14005686f2", "context": "Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler “şehir dışındaki öğrencilere, öğrenci danışmanlık gruplarına, maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak için ucuz toplu evlilik törenlerinin yapılması, yasal yardım, spor tesisleri ve kadın gruplarına barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı sunmak konusunda iyi bilinirler.” Tüm bunlar, sosyal adalete bağlılığı yalnızca hitabet ile sınırlı yetersiz, etkisiz ve umursamaz hükümetlerle karşılaştırıldığında oldukça olumlu görülmektedir.", "question": "Müslüman Kardeşler’in kabiliyeti ne tür yerel hükümetlere karşı olumlu bir durumdadır?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "yetersiz, etkisiz ve umursamaz"}}, {"id": "572ffe6fb2c2fd14005686f0", "context": "Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler “şehir dışındaki öğrencilere, öğrenci danışmanlık gruplarına, maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak için ucuz toplu evlilik törenlerinin yapılması, yasal yardım, spor tesisleri ve kadın gruplarına barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı sunmak konusunda iyi bilinirler.” Tüm bunlar, sosyal adalete bağlılığı yalnızca hitabet ile sınırlı yetersiz, etkisiz ve umursamaz hükümetlerle karşılaştırıldığında oldukça olumlu görülmektedir.", "question": "Müslüman Kardeşler, şehir dışındaki öğrencilere ettikleri ne tür bir yardımla bilinirler?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı"}}, {"id": "572ffe6fb2c2fd14005686f3", "context": "Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler “şehir dışındaki öğrencilere, öğrenci danışmanlık gruplarına, maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak için ucuz toplu evlilik törenlerinin yapılması, yasal yardım, spor tesisleri ve kadın gruplarına barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı sunmak konusunda iyi bilinirler.” Tüm bunlar, sosyal adalete bağlılığı yalnızca hitabet ile sınırlı yetersiz, etkisiz ve umursamaz hükümetlerle karşılaştırıldığında oldukça olumlu görülmektedir.", "question": "Yetersiz hükümetlerin sosyal adalete bağlılığı ne ile sınırlıdır?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "hitabet"}}, {"id": "572ffe6fb2c2fd14005686f1", "context": "Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler “şehir dışındaki öğrencilere, öğrenci danışmanlık gruplarına, maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak için ucuz toplu evlilik törenlerinin yapılması, yasal yardım, spor tesisleri ve kadın gruplarına barınaklar, eğitimsel yardım, ücretsiz veya düşük tutarlı medikal klinikleri, konut yardımı sunmak konusunda iyi bilinirler.” Tüm bunlar, sosyal adalete bağlılığı yalnızca hitabet ile sınırlı yetersiz, etkisiz ve umursamaz hükümetlerle karşılaştırıldığında oldukça olumlu görülmektedir.", "question": "Müslüman Kardeşler neden ucuz toplu evlilik törenleri düzenlemişlerdir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "maliyet bakımından yüksek çeyiz taleplerinden kaçınmak"}}, {"id": "572ffee1947a6a140053cf14", "context": "İngiltere ve Almanya’da hukuk ve felsefe okurken, İkbal, Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin Londra şubesinin bir üyesi oldu. 1908 yılında Lahor’a geri döndü. Zamanını hukuk uygulaması ve felsefi şiir sanatına ayıran İkbal, Müslüman Birliği’nde aktif olmaya devam etti. I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın katılımını desteklemedi ve Muhammed Ali Jauhar ve Muhammed Ali Cinnah gibi Müslüman siyasi liderlerle yakın ilişki içinde bulundu. İkbal, Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi’ne muhalifti. İkbal’in yedi İngilizce dersi Oxford Üniversitesi yayını tarafından 1934 yılında İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Bu dersler, modern çağda İslam'ın bir din olarak rolünün yanı sıra politik ve yasal bir felsefe üzerinde de durmaktadır.", "question": "İkbal, İngiltere ve Almanya’da ne okuyordu?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "hukuk ve felsefe"}}, {"id": "572ffee1947a6a140053cf15", "context": "İngiltere ve Almanya’da hukuk ve felsefe okurken, İkbal, Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin Londra şubesinin bir üyesi oldu. 1908 yılında Lahor’a geri döndü. Zamanını hukuk uygulaması ve felsefi şiir sanatına ayıran İkbal, Müslüman Birliği’nde aktif olmaya devam etti. I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın katılımını desteklemedi ve Muhammed Ali Jauhar ve Muhammed Ali Cinnah gibi Müslüman siyasi liderlerle yakın ilişki içinde bulundu. İkbal, Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi’ne muhalifti. İkbal’in yedi İngilizce dersi Oxford Üniversitesi yayını tarafından 1934 yılında İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Bu dersler, modern çağda İslam'ın bir din olarak rolünün yanı sıra politik ve yasal bir felsefe üzerinde de durmaktadır.", "question": "İkbal, Londra’da hangi organizasyona katıldı?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "Tüm Hindistan Müslüman Birliği"}}, {"id": "572ffee1947a6a140053cf17", "context": "İngiltere ve Almanya’da hukuk ve felsefe okurken, İkbal, Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin Londra şubesinin bir üyesi oldu. 1908 yılında Lahor’a geri döndü. Zamanını hukuk uygulaması ve felsefi şiir sanatına ayıran İkbal, Müslüman Birliği’nde aktif olmaya devam etti. I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın katılımını desteklemedi ve Muhammed Ali Jauhar ve Muhammed Ali Cinnah gibi Müslüman siyasi liderlerle yakın ilişki içinde bulundu. İkbal, Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi’ne muhalifti. İkbal’in yedi İngilizce dersi Oxford Üniversitesi yayını tarafından 1934 yılında İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Bu dersler, modern çağda İslam'ın bir din olarak rolünün yanı sıra politik ve yasal bir felsefe üzerinde de durmaktadır.", "question": "İkbal neye karşı muhalifti?", "answers": {"answer_start": 440, "text": "Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi"}}, {"id": "572ffee1947a6a140053cf16", "context": "İngiltere ve Almanya’da hukuk ve felsefe okurken, İkbal, Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin Londra şubesinin bir üyesi oldu. 1908 yılında Lahor’a geri döndü. Zamanını hukuk uygulaması ve felsefi şiir sanatına ayıran İkbal, Müslüman Birliği’nde aktif olmaya devam etti. I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın katılımını desteklemedi ve Muhammed Ali Jauhar ve Muhammed Ali Cinnah gibi Müslüman siyasi liderlerle yakın ilişki içinde bulundu. İkbal, Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi’ne muhalifti. İkbal’in yedi İngilizce dersi Oxford Üniversitesi yayını tarafından 1934 yılında İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Bu dersler, modern çağda İslam'ın bir din olarak rolünün yanı sıra politik ve yasal bir felsefe üzerinde de durmaktadır.", "question": "İkbal hangi yılda Lahor’a geri döndü?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "1908"}}, {"id": "572ffee1947a6a140053cf18", "context": "İngiltere ve Almanya’da hukuk ve felsefe okurken, İkbal, Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin Londra şubesinin bir üyesi oldu. 1908 yılında Lahor’a geri döndü. Zamanını hukuk uygulaması ve felsefi şiir sanatına ayıran İkbal, Müslüman Birliği’nde aktif olmaya devam etti. I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın katılımını desteklemedi ve Muhammed Ali Jauhar ve Muhammed Ali Cinnah gibi Müslüman siyasi liderlerle yakın ilişki içinde bulundu. İkbal, Ana akım Hint milliyetçiliği ve laik Hint Ulusal Kongresi’ne muhalifti. İkbal’in yedi İngilizce dersi Oxford Üniversitesi yayını tarafından 1934 yılında İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Bu dersler, modern çağda İslam'ın bir din olarak rolünün yanı sıra politik ve yasal bir felsefe üzerinde de durmaktadır.", "question": "İkbal’in yedi İngilizce dersi hangi kitap olarak yayımlandı?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılandırılması"}}, {"id": "57302700a23a5019007fce89", "context": "Sudan, yıllar boyunca Hassan al-Turabi önderliğinde İslamcı bir rejimin yönetimi altındaydı. Hassan al Turabi’nin Ulusal İslami Cephe partisi, diktatör General Gaafar al-Nimeiry 1979’da üyeleri hükümetinde görev yapmaya davet edince ilk nüfuzunu kazandı. Turabi, İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile özellikle de Suudi Arabistan ile bağlantıları olan güçlü bir ekonomik temel oluşturdu. Ayrıca, eğitim bakanı olarak görev yaparken üniversiteye ve askeri akademiye kendilerine sempati duyan öğrencileri yerleştirerek nüfuzlu bir sadık kadrosu yetiştirdi ve oluşturdu.", "question": "Sudan’da yıllar boyunca ne tür bir rejim hüküm sürdü?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "İslamcı"}}, {"id": "57302700a23a5019007fce8a", "context": "Sudan, yıllar boyunca Hassan al-Turabi önderliğinde İslamcı bir rejimin yönetimi altındaydı. Hassan al Turabi’nin Ulusal İslami Cephe partisi, diktatör General Gaafar al-Nimeiry 1979’da üyeleri hükümetinde görev yapmaya davet edince ilk nüfuzunu kazandı. Turabi, İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile özellikle de Suudi Arabistan ile bağlantıları olan güçlü bir ekonomik temel oluşturdu. Ayrıca, eğitim bakanı olarak görev yaparken üniversiteye ve askeri akademiye kendilerine sempati duyan öğrencileri yerleştirerek nüfuzlu bir sadık kadrosu yetiştirdi ve oluşturdu.", "question": "Sudan’daki İslamcı rejimin lideri kimdi?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Hassan al-Turabi"}}, {"id": "57302700a23a5019007fce8b", "context": "Sudan, yıllar boyunca Hassan al-Turabi önderliğinde İslamcı bir rejimin yönetimi altındaydı. Hassan al Turabi’nin Ulusal İslami Cephe partisi, diktatör General Gaafar al-Nimeiry 1979’da üyeleri hükümetinde görev yapmaya davet edince ilk nüfuzunu kazandı. Turabi, İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile özellikle de Suudi Arabistan ile bağlantıları olan güçlü bir ekonomik temel oluşturdu. Ayrıca, eğitim bakanı olarak görev yaparken üniversiteye ve askeri akademiye kendilerine sempati duyan öğrencileri yerleştirerek nüfuzlu bir sadık kadrosu yetiştirdi ve oluşturdu.", "question": "General Gaafar el-Nimeiry üyelerine hükümetinde hizmet vermek için hangi organizasyona davet etti?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Ulusal İslami Cephe"}}, {"id": "57302700a23a5019007fce8c", "context": "Sudan, yıllar boyunca Hassan al-Turabi önderliğinde İslamcı bir rejimin yönetimi altındaydı. Hassan al Turabi’nin Ulusal İslami Cephe partisi, diktatör General Gaafar al-Nimeiry 1979’da üyeleri hükümetinde görev yapmaya davet edince ilk nüfuzunu kazandı. Turabi, İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile özellikle de Suudi Arabistan ile bağlantıları olan güçlü bir ekonomik temel oluşturdu. Ayrıca, eğitim bakanı olarak görev yaparken üniversiteye ve askeri akademiye kendilerine sempati duyan öğrencileri yerleştirerek nüfuzlu bir sadık kadrosu yetiştirdi ve oluşturdu.", "question": "Turabi güçlü bir ekonomik temeli nasıl oluşturdu?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile"}}, {"id": "57302700a23a5019007fce8d", "context": "Sudan, yıllar boyunca Hassan al-Turabi önderliğinde İslamcı bir rejimin yönetimi altındaydı. Hassan al Turabi’nin Ulusal İslami Cephe partisi, diktatör General Gaafar al-Nimeiry 1979’da üyeleri hükümetinde görev yapmaya davet edince ilk nüfuzunu kazandı. Turabi, İslamcı bankacılık sistemlerinden gelen para ile özellikle de Suudi Arabistan ile bağlantıları olan güçlü bir ekonomik temel oluşturdu. Ayrıca, eğitim bakanı olarak görev yaparken üniversiteye ve askeri akademiye kendilerine sempati duyan öğrencileri yerleştirerek nüfuzlu bir sadık kadrosu yetiştirdi ve oluşturdu.", "question": "Turabi, kendi görüşlerine sempati duyan öğrencileri nereye yerleştirdi?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "üniversiteye ve askeri akademiye"}}, {"id": "57302bd0b2c2fd14005689db", "context": "Önceden “Irak Şam İslam Devleti” ve bundan önce de “Irak İslam Devleti” olarak bilinen “İslam Devleti” (birçok kişi tarafından Daeş kısaltması kullanıldı), Iraklı ve Suriyeli Sünni Araplar tarafından yönetilen ve çoğunlukla onlardan oluşan Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan bir gruptur. 2014’te bu grup kendisini dünya çapında tüm Müslümanlar üzerinde dini, siyasi ve askeri otorite sahibi olan bir halifelik olarak ilan etti. Mart 2015[güncelleme] itibarıyla, bu grup Irak ve Suriye’de on milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol etmeye başladı ve Libya, Nijerya ve Afganistan’ın küçük bölgelerinde ufak bir kontrol sahibiydi. (Kendini ilan eden bir devlet olsa da uluslararası bir tanıma görmedi.) Grup ayrıca, Kuzey Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde faaliyet gösteriyor veya unsurlara sahip durumdadır. ", "question": "İslam Devleti ne tür bir gruptur?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan"}}, {"id": "57302bd0b2c2fd14005689dc", "context": "Önceden “Irak Şam İslam Devleti” ve bundan önce de “Irak İslam Devleti” olarak bilinen “İslam Devleti” (birçok kişi tarafından Daeş kısaltması kullanıldı), Iraklı ve Suriyeli Sünni Araplar tarafından yönetilen ve çoğunlukla onlardan oluşan Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan bir gruptur. 2014’te bu grup kendisini dünya çapında tüm Müslümanlar üzerinde dini, siyasi ve askeri otorite sahibi olan bir halifelik olarak ilan etti. Mart 2015[güncelleme] itibarıyla, bu grup Irak ve Suriye’de on milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol etmeye başladı ve Libya, Nijerya ve Afganistan’ın küçük bölgelerinde ufak bir kontrol sahibiydi. (Kendini ilan eden bir devlet olsa da uluslararası bir tanıma görmedi.) Grup ayrıca, Kuzey Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde faaliyet gösteriyor veya unsurlara sahip durumdadır. ", "question": "İslam Devleti’nin lideri kimdir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Sünni Araplar"}}, {"id": "57302bd0b2c2fd14005689de", "context": "Önceden “Irak Şam İslam Devleti” ve bundan önce de “Irak İslam Devleti” olarak bilinen “İslam Devleti” (birçok kişi tarafından Daeş kısaltması kullanıldı), Iraklı ve Suriyeli Sünni Araplar tarafından yönetilen ve çoğunlukla onlardan oluşan Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan bir gruptur. 2014’te bu grup kendisini dünya çapında tüm Müslümanlar üzerinde dini, siyasi ve askeri otorite sahibi olan bir halifelik olarak ilan etti. Mart 2015[güncelleme] itibarıyla, bu grup Irak ve Suriye’de on milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol etmeye başladı ve Libya, Nijerya ve Afganistan’ın küçük bölgelerinde ufak bir kontrol sahibiydi. (Kendini ilan eden bir devlet olsa da uluslararası bir tanıma görmedi.) Grup ayrıca, Kuzey Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde faaliyet gösteriyor veya unsurlara sahip durumdadır. ", "question": "İslam Devleti Mart 2015 itibarıyla kaç kişinin olduğu bir bölgeyi kontrol etti?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "on milyon"}}, {"id": "57302bd0b2c2fd14005689df", "context": "Önceden “Irak Şam İslam Devleti” ve bundan önce de “Irak İslam Devleti” olarak bilinen “İslam Devleti” (birçok kişi tarafından Daeş kısaltması kullanıldı), Iraklı ve Suriyeli Sünni Araplar tarafından yönetilen ve çoğunlukla onlardan oluşan Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan bir gruptur. 2014’te bu grup kendisini dünya çapında tüm Müslümanlar üzerinde dini, siyasi ve askeri otorite sahibi olan bir halifelik olarak ilan etti. Mart 2015[güncelleme] itibarıyla, bu grup Irak ve Suriye’de on milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol etmeye başladı ve Libya, Nijerya ve Afganistan’ın küçük bölgelerinde ufak bir kontrol sahibiydi. (Kendini ilan eden bir devlet olsa da uluslararası bir tanıma görmedi.) Grup ayrıca, Kuzey Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde faaliyet gösteriyor veya unsurlara sahip durumdadır. ", "question": "İslam Devleti uluslararası toplumdan ne görmemektedir?", "answers": {"answer_start": 691, "text": "tanıma"}}, {"id": "57302bd0b2c2fd14005689dd", "context": "Önceden “Irak Şam İslam Devleti” ve bundan önce de “Irak İslam Devleti” olarak bilinen “İslam Devleti” (birçok kişi tarafından Daeş kısaltması kullanıldı), Iraklı ve Suriyeli Sünni Araplar tarafından yönetilen ve çoğunlukla onlardan oluşan Vahhabi/Selefi cihatçı radikal militan bir gruptur. 2014’te bu grup kendisini dünya çapında tüm Müslümanlar üzerinde dini, siyasi ve askeri otorite sahibi olan bir halifelik olarak ilan etti. Mart 2015[güncelleme] itibarıyla, bu grup Irak ve Suriye’de on milyon insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol etmeye başladı ve Libya, Nijerya ve Afganistan’ın küçük bölgelerinde ufak bir kontrol sahibiydi. (Kendini ilan eden bir devlet olsa da uluslararası bir tanıma görmedi.) Grup ayrıca, Kuzey Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde faaliyet gösteriyor veya unsurlara sahip durumdadır. ", "question": "İslam Devleti 2014 yılında kendini ne ilan etti?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "bir halifelik"}}, {"id": "5733d4c8d058e614000b6353", "context": "Avrupa'da, Yedi Yıl Savaşının Kuzey Amerika tiyatrosuna genellikle ayrı bir isim verilmez. Bütün uluslararası çatışmalar Yedi Yıl Savaşları olarak bilinir. 'Yedi Yıl', 1756'daki resmi savaş ilanından, 1763'teki barış anlaşmasının imzalanmasına kadar, Avrupa'daki olaylara atıfta bulunuyor. Bu tarihler, iki sömürgeci güç arasındaki savaşın büyük ölçüde, 1754'teki Jumonville Glen Muharebesi'nden 1760'ta Montreal'in ele geçirilmesine kadar olan 6 yılda sonuçlandığı anakara Kuzey Amerika'daki savaş ile uyuşmuyor. ", "question": "Yedi Yıl Savaşı hangi zaman dilimini kapsıyor? ", "answers": {"answer_start": 168, "text": "1756'daki resmi savaş ilanından, 1763'teki barış anlaşmasının imzalanmasına kadar"}}, {"id": "5733d4c8d058e614000b6354", "context": "Avrupa'da, Yedi Yıl Savaşının Kuzey Amerika tiyatrosuna genellikle ayrı bir isim verilmez. Bütün uluslararası çatışmalar Yedi Yıl Savaşları olarak bilinir. 'Yedi Yıl', 1756'daki resmi savaş ilanından, 1763'teki barış anlaşmasının imzalanmasına kadar, Avrupa'daki olaylara atıfta bulunuyor. Bu tarihler, iki sömürgeci güç arasındaki savaşın büyük ölçüde, 1754'teki Jumonville Glen Muharebesi'nden 1760'ta Montreal'in ele geçirilmesine kadar olan 6 yılda sonuçlandığı anakara Kuzey Amerika'daki savaş ile uyuşmuyor. ", "question": "Yedi Yıl Savaşı'nda çatışma ne kadar sürdü? ", "answers": {"answer_start": 445, "text": "6 yılda"}}, {"id": "5733d4c8d058e614000b6355", "context": "Avrupa'da, Yedi Yıl Savaşının Kuzey Amerika tiyatrosuna genellikle ayrı bir isim verilmez. Bütün uluslararası çatışmalar Yedi Yıl Savaşları olarak bilinir. 'Yedi Yıl', 1756'daki resmi savaş ilanından, 1763'teki barış anlaşmasının imzalanmasına kadar, Avrupa'daki olaylara atıfta bulunuyor. Bu tarihler, iki sömürgeci güç arasındaki savaşın büyük ölçüde, 1754'teki Jumonville Glen Muharebesi'nden 1760'ta Montreal'in ele geçirilmesine kadar olan 6 yılda sonuçlandığı anakara Kuzey Amerika'daki savaş ile uyuşmuyor. ", "question": "Montreal ne zaman ele geçirildi? ", "answers": {"answer_start": 396, "text": "1760'ta"}}, {"id": "5733d4c8d058e614000b6356", "context": "Avrupa'da, Yedi Yıl Savaşının Kuzey Amerika tiyatrosuna genellikle ayrı bir isim verilmez. Bütün uluslararası çatışmalar Yedi Yıl Savaşları olarak bilinir. 'Yedi Yıl', 1756'daki resmi savaş ilanından, 1763'teki barış anlaşmasının imzalanmasına kadar, Avrupa'daki olaylara atıfta bulunuyor. Bu tarihler, iki sömürgeci güç arasındaki savaşın büyük ölçüde, 1754'teki Jumonville Glen Muharebesi'nden 1760'ta Montreal'in ele geçirilmesine kadar olan 6 yılda sonuçlandığı anakara Kuzey Amerika'daki savaş ile uyuşmuyor. ", "question": "1754 yılında ilk savaş neydi?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Jumonville Glen Muharebesi'nden"}}, {"id": "5733d68ed058e614000b637f", "context": "İngiliz yerleşimciler,  kuzeydeki Nova Scotia ve Newfoundland'den güneydeki Gürcistan'a kadar kıtanın doğu kıyısı boyunca yayılmış yaklaşık 1.5 milyon nüfusla Fransızları  20'ye 1 olacak şekilde sayıca geride bıraktı. Eski sömürgelerin birçoğu, il ile ilgili berat verildiği sırada kıtanın kapsamı bilinmediği için keyfi olarak batıya kadar uzayan toprak iddialarına sahipti. Nüfus merkezleri kıyı boyunca seyrederken, yerleşim yerleri iç kesime doğru büyüyordu. 1713'te Fransa'dan ele geçirilen Nova Scotia, hala önemli derecede Fransızca konuşan bir nüfusa sahipti. İngiltere ayrıca, Hudson's Bay Company'nin yerel kabilelerle kürk ticareti yaptığı Rupert's Land'i de sahiplendi.", "question": "İngiliz yerleşimcilerin Fransızlara oranı neydi? ", "answers": {"answer_start": 172, "text": "20'ye 1"}}, {"id": "5733d68ed058e614000b6380", "context": "İngiliz yerleşimciler,  kuzeydeki Nova Scotia ve Newfoundland'den güneydeki Gürcistan'a kadar kıtanın doğu kıyısı boyunca yayılmış yaklaşık 1.5 milyon nüfusla Fransızları  20'ye 1 olacak şekilde sayıca geride bıraktı. Eski sömürgelerin birçoğu, il ile ilgili berat verildiği sırada kıtanın kapsamı bilinmediği için keyfi olarak batıya kadar uzayan toprak iddialarına sahipti. Nüfus merkezleri kıyı boyunca seyrederken, yerleşim yerleri iç kesime doğru büyüyordu. 1713'te Fransa'dan ele geçirilen Nova Scotia, hala önemli derecede Fransızca konuşan bir nüfusa sahipti. İngiltere ayrıca, Hudson's Bay Company'nin yerel kabilelerle kürk ticareti yaptığı Rupert's Land'i de sahiplendi.", "question": "İngiliz yerleşimciler nerede yaşıyordu? ", "answers": {"answer_start": 24, "text": "kuzeydeki Nova Scotia ve Newfoundland'den güneydeki Gürcistan'a kadar"}}, {"id": "5733d68ed058e614000b6381", "context": "İngiliz yerleşimciler,  kuzeydeki Nova Scotia ve Newfoundland'den güneydeki Gürcistan'a kadar kıtanın doğu kıyısı boyunca yayılmış yaklaşık 1.5 milyon nüfusla Fransızları  20'ye 1 olacak şekilde sayıca geride bıraktı. Eski sömürgelerin birçoğu, il ile ilgili berat verildiği sırada kıtanın kapsamı bilinmediği için keyfi olarak batıya kadar uzayan toprak iddialarına sahipti. Nüfus merkezleri kıyı boyunca seyrederken, yerleşim yerleri iç kesime doğru büyüyordu. 1713'te Fransa'dan ele geçirilen Nova Scotia, hala önemli derecede Fransızca konuşan bir nüfusa sahipti. İngiltere ayrıca, Hudson's Bay Company'nin yerel kabilelerle kürk ticareti yaptığı Rupert's Land'i de sahiplendi.", "question": "Kolonilerde nüfuslar nerede merkezlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "kıyısı boyunca"}}, {"id": "5733f1784776f41900661575", "context": "Washington geri dönmeden önce bile, Dinwiddie William Trent'in emri altındaki 40 kişilik bir topluluğu, 1754'ün ilk aylarında etrafı kazıklarla çevrili küçük bir kalenin inşasına başladıkları yere göndermişti. Vali Duquesne aynı dönemde Saint-Pierre'yi rahatlatmak için Claude-Pierre Pecaudy de Contreoeur'un emri altında ek olarak Fransız kuvvetler gönderdi ve Conreoeur 5 Nisan 1754'te 500 kişiye Fort Venango'dan güneye önderlik etti. 16 Nisan'da bu kuvvetler kaleye ulaştıklarında, Contreoeur Trent'in küçük topluluğunun çekilmesine izin verdi. Duquesne Kalesi olan yapıyı inşa etmeye devam etmek için onların inşaat aletlerini satın aldı. ", "question": "Saint-Pierre’i rahatlatmak için Duquesne kaç adam gönderdi? ", "answers": {"answer_start": 78, "text": "40"}}, {"id": "5733f1784776f41900661576", "context": "Washington geri dönmeden önce bile, Dinwiddie William Trent'in emri altındaki 40 kişilik bir topluluğu, 1754'ün ilk aylarında etrafı kazıklarla çevrili küçük bir kalenin inşasına başladıkları yere göndermişti. Vali Duquesne aynı dönemde Saint-Pierre'yi rahatlatmak için Claude-Pierre Pecaudy de Contreoeur'un emri altında ek olarak Fransız kuvvetler gönderdi ve Conreoeur 5 Nisan 1754'te 500 kişiye Fort Venango'dan güneye önderlik etti. 16 Nisan'da bu kuvvetler kaleye ulaştıklarında, Contreoeur Trent'in küçük topluluğunun çekilmesine izin verdi. Duquesne Kalesi olan yapıyı inşa etmeye devam etmek için onların inşaat aletlerini satın aldı. ", "question": "İngilizler, William Trent'in emri altında kale inşa etmeye ne zaman başladı? ", "answers": {"answer_start": 104, "text": "1754'ün"}}, {"id": "5733f1784776f41900661577", "context": "Washington geri dönmeden önce bile, Dinwiddie William Trent'in emri altındaki 40 kişilik bir topluluğu, 1754'ün ilk aylarında etrafı kazıklarla çevrili küçük bir kalenin inşasına başladıkları yere göndermişti. Vali Duquesne aynı dönemde Saint-Pierre'yi rahatlatmak için Claude-Pierre Pecaudy de Contreoeur'un emri altında ek olarak Fransız kuvvetler gönderdi ve Conreoeur 5 Nisan 1754'te 500 kişiye Fort Venango'dan güneye önderlik etti. 16 Nisan'da bu kuvvetler kaleye ulaştıklarında, Contreoeur Trent'in küçük topluluğunun çekilmesine izin verdi. Duquesne Kalesi olan yapıyı inşa etmeye devam etmek için onların inşaat aletlerini satın aldı. ", "question": "İnşa edilmekte olan kale ne olarak isimlendirildi? ", "answers": {"answer_start": 549, "text": "Duquesne Kalesi"}}, {"id": "5733f309d058e614000b6648", "context": "Washington Williamsburg'a döndükten sonra, Dinwiddie, Trent'e çalışmalarında yardımcı olması için ona  daha büyük bir kuvvete önderlik etmesini emretti. Washington yolda iken Trent'in geri çekileceğini öğrendi. Tanaghrisson, İngilizlere destek sözü verdiğinden, Washington Duquesne Kalesi'ne doğru devam etti ve Mingo lideri ile bir araya geldi. Bölgedeki bir Fransız keşif partisinin öğrenilmesi üzerine Washington, Tanaghrisson ve partisiyle birlikte, 28 Mayıs'ta Jumonville Glen Savaşı olarak bilinen olayda Kanadalıları şaşırttı.Tanaghrisson tarafından bir tomahawk ile kafasının açılarak ayrıldığı bildirilen Kanadalıların birlik komutanı Joseph Coulon de Jumonville de dahil olmak üzere birçok Kanadalıyı öldürdüler. Tarihçi Fred Anderson, Tanaghrisson'un İngilizlerin desteğini kazanmak ve kendi halkı üzerindeki otoriteyi yeniden kazanmak için hareket ettiğini ileri sürüyor. Uzun ticaret ilişkileri olan Fransızları destekleme eğilimindeydiler. Tanaghrisson'un adamlarından biri Contrecoeur'a Jumonville'in İngiliz tüfek ateşiyle öldürüldüğünü söyledi.", "question": "Bölgedeki bir Fransız keşif partisini öğrendikten sonra Washington ne yaptı? ", "answers": {"answer_start": 454, "text": "28 Mayıs'ta Jumonville Glen Savaşı olarak bilinen olayda Kanadalıları şaşırttı"}}, {"id": "5733f309d058e614000b6649", "context": "Washington Williamsburg'a döndükten sonra, Dinwiddie, Trent'e çalışmalarında yardımcı olması için ona  daha büyük bir kuvvete önderlik etmesini emretti. Washington yolda iken Trent'in geri çekileceğini öğrendi. Tanaghrisson, İngilizlere destek sözü verdiğinden, Washington Duquesne Kalesi'ne doğru devam etti ve Mingo lideri ile bir araya geldi. Bölgedeki bir Fransız keşif partisinin öğrenilmesi üzerine Washington, Tanaghrisson ve partisiyle birlikte, 28 Mayıs'ta Jumonville Glen Savaşı olarak bilinen olayda Kanadalıları şaşırttı.Tanaghrisson tarafından bir tomahawk ile kafasının açılarak ayrıldığı bildirilen Kanadalıların birlik komutanı Joseph Coulon de Jumonville de dahil olmak üzere birçok Kanadalıyı öldürdüler. Tarihçi Fred Anderson, Tanaghrisson'un İngilizlerin desteğini kazanmak ve kendi halkı üzerindeki otoriteyi yeniden kazanmak için hareket ettiğini ileri sürüyor. Uzun ticaret ilişkileri olan Fransızları destekleme eğilimindeydiler. Tanaghrisson'un adamlarından biri Contrecoeur'a Jumonville'in İngiliz tüfek ateşiyle öldürüldüğünü söyledi.", "question": "Savaşın bilançosu neydi? ", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Kanadalıların birlik komutanı Joseph Coulon de Jumonville de dahil olmak üzere"}}, {"id": "5733f309d058e614000b664a", "context": "Washington Williamsburg'a döndükten sonra, Dinwiddie, Trent'e çalışmalarında yardımcı olması için ona  daha büyük bir kuvvete önderlik etmesini emretti. Washington yolda iken Trent'in geri çekileceğini öğrendi. Tanaghrisson, İngilizlere destek sözü verdiğinden, Washington Duquesne Kalesi'ne doğru devam etti ve Mingo lideri ile bir araya geldi. Bölgedeki bir Fransız keşif partisinin öğrenilmesi üzerine Washington, Tanaghrisson ve partisiyle birlikte, 28 Mayıs'ta Jumonville Glen Savaşı olarak bilinen olayda Kanadalıları şaşırttı.Tanaghrisson tarafından bir tomahawk ile kafasının açılarak ayrıldığı bildirilen Kanadalıların birlik komutanı Joseph Coulon de Jumonville de dahil olmak üzere birçok Kanadalıyı öldürdüler. Tarihçi Fred Anderson, Tanaghrisson'un İngilizlerin desteğini kazanmak ve kendi halkı üzerindeki otoriteyi yeniden kazanmak için hareket ettiğini ileri sürüyor. Uzun ticaret ilişkileri olan Fransızları destekleme eğilimindeydiler. Tanaghrisson'un adamlarından biri Contrecoeur'a Jumonville'in İngiliz tüfek ateşiyle öldürüldüğünü söyledi.", "question": "Tanaghrisson neden İngilizlerin çabalarını destekliyordu?", "answers": {"answer_start": 797, "text": "kendi halkı üzerindeki otoriteyi yeniden kazanmak için hareket ettiğini ileri sürüyor. Uzun ticaret ilişkileri olan Fransızları destekleme eğilimindeydiler"}}, {"id": "5733fb7bd058e614000b66ff", "context": "Newcastle onu Ocak 1756'da ikinci amir olarak Büyük General James Abercrombie ile, Lord Loudon'la değiştirdi. Bu adamların hiçbiri Fransa'nın Kuzey Amerika'ya gönderdiği üçlü subay kadar sefer deneyimine sahip değildi. Fransa'nın düzenli ordu takviyeleri, hepsi Avusturya Vekalet Savaşı'ndan tecrübeli generaller olan Chevalier de Levis ve Colonel François-Charles de Bourlemaque tarafından desteklenen Büyük General Louis-Joseph de Montcalm önderliğindeki Yeni Fransa'ya vardı. Avrupada bu süre zarfında, 18 Mayıs 1756'da İngiltere Fransa'ya savaş ilan etti ki bu savaşı Avrupa'ya kadar genişletti, daha sonra Yedi Yıl Savaşı olarak bilinecekti. ", "question": "1756'da Lord Loudoun'a yardımcı amir olarak kim atandı? ", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Büyük General James Abercrombie"}}, {"id": "5733fb7bd058e614000b6700", "context": "Newcastle onu Ocak 1756'da ikinci amir olarak Büyük General James Abercrombie ile, Lord Loudon'la değiştirdi. Bu adamların hiçbiri Fransa'nın Kuzey Amerika'ya gönderdiği üçlü subay kadar sefer deneyimine sahip değildi. Fransa'nın düzenli ordu takviyeleri, hepsi Avusturya Vekalet Savaşı'ndan tecrübeli generaller olan Chevalier de Levis ve Colonel François-Charles de Bourlemaque tarafından desteklenen Büyük General Louis-Joseph de Montcalm önderliğindeki Yeni Fransa'ya vardı. Avrupada bu süre zarfında, 18 Mayıs 1756'da İngiltere Fransa'ya savaş ilan etti ki bu savaşı Avrupa'ya kadar genişletti, daha sonra Yedi Yıl Savaşı olarak bilinecekti. ", "question": "1756'da Yeni Fransa takviyelerine kim öncülük etti? ", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Büyük General Louis-Joseph de Montcalm"}}, {"id": "5733fb7bd058e614000b6701", "context": "Newcastle onu Ocak 1756'da ikinci amir olarak Büyük General James Abercrombie ile, Lord Loudon'la değiştirdi. Bu adamların hiçbiri Fransa'nın Kuzey Amerika'ya gönderdiği üçlü subay kadar sefer deneyimine sahip değildi. Fransa'nın düzenli ordu takviyeleri, hepsi Avusturya Vekalet Savaşı'ndan tecrübeli generaller olan Chevalier de Levis ve Colonel François-Charles de Bourlemaque tarafından desteklenen Büyük General Louis-Joseph de Montcalm önderliğindeki Yeni Fransa'ya vardı. Avrupada bu süre zarfında, 18 Mayıs 1756'da İngiltere Fransa'ya savaş ilan etti ki bu savaşı Avrupa'ya kadar genişletti, daha sonra Yedi Yıl Savaşı olarak bilinecekti. ", "question": "İngiltere resmen Fransa'ya ne zaman savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "18 Mayıs 1756'da"}}, {"id": "30054", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "30055", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "8 Eylül 1779 tarihinde", "answer_start": 12}}, {"id": "30056", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 35}}, {"id": "30057", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"text": "1779", "answer_start": 20}}, {"id": "30058", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "30059", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "17 Kasım 1808 tarihinde", "answer_start": 58}}, {"id": "30060", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "1808", "answer_start": 67}}, {"id": "30061", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 1808 yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "30062", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa 17 Kasım 1808 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 82}}, {"id": "30063", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 29. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 104}}, {"id": "30064", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "29. Osmanlı padişahı", "answer_start": 116}}, {"id": "30065", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 108. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 104}}, {"id": "30066", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "108. İslam halifesidir.", "answer_start": 140}}, {"id": "30067", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kim 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 104}}, {"id": "30068", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kimin babası I. Abdülhamid'dir?", "answers": {"text": "IV. Mustafa'nın", "answer_start": 164}}, {"id": "30069", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa'nın babası kimdir?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 187}}, {"id": "30070", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kimin annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır?", "answers": {"text": "IV. Mustafa'nın", "answer_start": 164}}, {"id": "30071", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa'nın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Ayşe Sineperver Sultan", "answer_start": 209}}, {"id": "30072", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kimin babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır?", "answers": {"text": "IV. Mustafa'nın", "answer_start": 164}}, {"id": "30073", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Nerede IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir?", "answers": {"text": "Bazı kaynaklarda", "answer_start": 237}}, {"id": "30074", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Bazı kaynaklarda kimin annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir?", "answers": {"text": "IV. Mustafa'nın", "answer_start": 254}}, {"id": "30075", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın neyinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir?", "answers": {"text": "annesinin", "answer_start": 270}}, {"id": "30076", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin kim olduğu iddia edilir?", "answers": {"text": "Nükhetsezâ Hanım", "answer_start": 280}}, {"id": "30077", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa, hangi isyan sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı?", "answers": {"text": "Kabakçı Mustafa İsyanı", "answer_start": 331}}, {"id": "30078", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa, ne zaman tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı?", "answers": {"text": "Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda", "answer_start": 331}}, {"id": "30079", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa, kimin yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı?", "answers": {"text": "Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine", "answer_start": 331}}, {"id": "30080", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, hangi günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı?", "answers": {"text": "29 Mayıs 1807", "answer_start": 402}}, {"id": "30081", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında kaç yaşındaydı?", "answers": {"text": "28 yaşında", "answer_start": 438}}, {"id": "30082", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Kimin saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 453}}, {"id": "30083", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "Hangi dönemde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı?", "answers": {"text": "IV. Mustafa saltanatı döneminde", "answer_start": 453}}, {"id": "30084", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa saltanatı döneminde ne iç karışıklıklar ile çalkalandı?", "answers": {"text": "imparatorluk", "answer_start": 485}}, {"id": "30085", "context": "IV. Mustafa 8 Eylül 1779 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 17 Kasım 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. IV. Mustafa 29. Osmanlı padişahı ve 108. İslam halifesidir. IV. Mustafa'nın babası I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sineperver Sultan'dır. Bazı kaynaklarda IV. Mustafa'nın annesinin Nükhetsezâ Hanım olduğu iddia edilir. IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'in yerine, 29 Mayıs 1807 günü tahta çıktığında 28 yaşındaydı. IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk iç karışıklıklar ile çalkalandı.", "question": "IV. Mustafa saltanatı döneminde imparatorluk ne ile çalkalandı?", "answers": {"text": "iç karışıklıklar", "answer_start": 498}}, {"id": "30000", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma 1676-1681 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681'de imzalanmış antlaşmadır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30001", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, hangi yıllardaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1676-1681 yıllarındaki", "answer_start": 23}}, {"id": "30002", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, hangi savaş sonunda imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı", "answer_start": 23}}, {"id": "30003", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki hangi savaş sonunda imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı-Rus Savaşı", "answer_start": 46}}, {"id": "30004", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30005", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, hangi devlet ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında imzalanmış antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 73}}, {"id": "30006", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi hanlık ve Rusya Çarlığı arasında imzalanmış antlaşmadır?", "answers": {"text": "Kırım Hanlığı", "answer_start": 93}}, {"id": "30007", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve hangi çarlık arasında imzalanmış antlaşmadır?", "answers": {"text": "Rusya Çarlığı", "answer_start": 110}}, {"id": "30008", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında imzalanmış antlaşmadır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30009", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması hangi imzacılar arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında", "answer_start": 73}}, {"id": "30010", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bahçesaray/Kırım'da", "answer_start": 133}}, {"id": "30011", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma Bahçesaray/Kırım'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30012", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "3 Ocak 1681 tarihinde", "answer_start": 153}}, {"id": "30013", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30014", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması hangi yılda imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1681 tarihinde", "answer_start": 160}}, {"id": "30015", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma 1681 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "30016", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşma Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması", "answer_start": 199}}, {"id": "30017", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, hangi devlet ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır?", "answers": {"text": "Rus Çarlığı", "answer_start": 222}}, {"id": "30018", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile hangi devlet arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 238}}, {"id": "30019", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan antlaşmanın özelliği nedir?", "answers": {"text": "ilk resmi antlaşmadır", "answer_start": 271}}, {"id": "30020", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi antlaşmanın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması'nın", "answer_start": 294}}, {"id": "30021", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Neye göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek?", "answers": {"text": "Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre", "answer_start": 294}}, {"id": "30022", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre hangi devlet ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 341}}, {"id": "30023", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve hangi devlet arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek?", "answers": {"text": "Moskova merkezli Rusya Çarlığı", "answer_start": 360}}, {"id": "30024", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında kaç yıl süreli bir barış hüküm sürecek?", "answers": {"text": "20 yıl", "answer_start": 400}}, {"id": "30025", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında ne sürecek?", "answers": {"text": "20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek", "answer_start": 400}}, {"id": "30027", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Bahçesaray Antlaşması'na göre, iki devletin arasındaki sınır nere olacaktı?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı", "answer_start": 469}}, {"id": "30028", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Hangi devlet ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 495}}, {"id": "30029", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Osmanlı ve hangi devlet, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti? ", "answers": {"text": "Rus Çarlığı", "answer_start": 506}}, {"id": "30030", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Osmanlı ve Rus Çarlığı, nere ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı", "answer_start": 519}}, {"id": "30033", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında ne yapılmamasını garanti etti?", "answers": {"text": "yerleşme", "answer_start": 565}}, {"id": "30035", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Nogay göçmenlerinin nerede gezginlik yapmaları kabul edildi?", "answers": {"text": "Ukrayna'nın güney steplerinde", "answer_start": 622}}, {"id": "30036", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Nogay göçmenlerinin nerenin güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi?", "answers": {"text": "Ukrayna'nın", "answer_start": 622}}, {"id": "30038", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Kimlerin Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Zaporozhtsi Kazaklarının", "answer_start": 686}}, {"id": "30039", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Kimlerin Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Zaporozhtsi Kazaklarının", "answer_start": 686}}, {"id": "30040", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının hangi ırmak ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı", "answer_start": 711}}, {"id": "30041", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının hangi ırmaklar üzerinde balıkçılık yapma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları", "answer_start": 711}}, {"id": "30042", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının neredeki balıkçılık yapma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde", "answer_start": 711}}, {"id": "30044", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Kimlerin güneyde tuzla işletme hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Zaporozhtsi Kazaklarının", "answer_start": 686}}, {"id": "30046", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının güneyde ne işletme hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "tuzla", "answer_start": 787}}, {"id": "30047", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Kimlerin Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Zaporozhtsi Kazaklarının", "answer_start": 686}}, {"id": "30051", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının neresi üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "Dinyeper Irmağı ile Karadeniz", "answer_start": 812}}, {"id": "30052", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde ne kullanma hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "deniz vasıtası", "answer_start": 851}}, {"id": "30053", "context": "Bahçesaray Antlaşması, 1676-1681 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ve Rusya Çarlığı arasında Bahçesaray/Kırım'da 3 Ocak 1681 tarihinde imzalanmış antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır. Bahçesaray Antlaşması'nın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek, iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı. Osmanlı ve Rus Çarlığı, Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti. Nogay göçmenlerinin Ukrayna'nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı. Ukrayna'da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin, Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlı Devleti kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi, Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı Devleti egemenliği altında kaldığı onaylandı.", "question": "Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ile Karadeniz üzerinde hangi hakları değişmeden kalacaktı?", "answers": {"text": "deniz vasıtası kullanma", "answer_start": 851}}, {"id": "20000", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim ve ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20001", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve kimden tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "Turhan Sultan'dan", "answer_start": 14}}, {"id": "20002", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan ne alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "tam yetki", "answer_start": 32}}, {"id": "20003", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan kim, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "Köprülü Mehmet Paşa", "answer_start": 47}}, {"id": "20004", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, kimlerden tam yetki almıştır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan", "answer_start": 0}}, {"id": "20005", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, kim ve Turhan Sultan'dan tam yetki almıştır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20006", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, IV. Mehmed ve kimden tam yetki almıştır?", "answers": {"text": "Turhan Sultan'dan", "answer_start": 14}}, {"id": "20007", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, nerede ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "İstanbul", "answer_start": 68}}, {"id": "20008", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve nerede güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "Anadolu'da", "answer_start": 80}}, {"id": "20009", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da neyi sağladı?", "answers": {"text": "güvenliği", "answer_start": 91}}, {"id": "20010", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa", "answer_start": 0}}, {"id": "20011", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı?", "answers": {"text": "Köprülü Mehmet Paşa", "answer_start": 110}}, {"id": "20012", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, kimleri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı?", "answers": {"text": "Venediklileri", "answer_start": 131}}, {"id": "20013", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri neye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı?", "answers": {"text": "yenilgiye", "answer_start": 145}}, {"id": "20014", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklilere ne yaparak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı?", "answers": {"text": "Venediklileri yenilgiye uğratarak", "answer_start": 131}}, {"id": "20015", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak nereleri geri aldı?", "answers": {"text": "Bozcaada ve Limni'yi", "answer_start": 165}}, {"id": "20016", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak nereyi ve Limni'yi geri aldı?", "answers": {"text": "Bozcaada", "answer_start": 165}}, {"id": "20017", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve nereyi geri aldı?", "answers": {"text": "Limni'yi", "answer_start": 177}}, {"id": "20018", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi ne yaptı?", "answers": {"text": "geri aldı.", "answer_start": 186}}, {"id": "20019", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kimin ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi?", "answers": {"text": "Köprülü Mehmet Paşa'nın", "answer_start": 197}}, {"id": "20020", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa'nın neyinden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi?", "answers": {"text": "ölümünden", "answer_start": 221}}, {"id": "20021", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Neyden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi?", "answers": {"text": "Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden", "answer_start": 197}}, {"id": "20022", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Ne zaman sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi?", "answers": {"text": "Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra", "answer_start": 197}}, {"id": "20023", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra nereye Fazıl Ahmet Paşa geldi?", "answers": {"text": "sadrazamlığa", "answer_start": 237}}, {"id": "20024", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa kim geldi?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 250}}, {"id": "20025", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 274}}, {"id": "20026", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, hangi ülkeden Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı?", "answers": {"text": "Avusturya'dan", "answer_start": 292}}, {"id": "20027", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan nereyi alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı?", "answers": {"text": "Uyvar Kalesini", "answer_start": 306}}, {"id": "20028", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp ne yaptı?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'nı imzaladı.", "answer_start": 326}}, {"id": "20029", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp hangi antlaşmayı imzaladı?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'nı", "answer_start": 326}}, {"id": "20030", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı ne yaptı?", "answers": {"text": "imzaladı.", "answer_start": 347}}, {"id": "20031", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Avusturya'dan Uyvar Kalesini aldı?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 357}}, {"id": "20032", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, nereden Uyvar Kalesini aldı?", "answers": {"text": "Avusturya'dan", "answer_start": 292}}, {"id": "20033", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan nereyi aldı?", "answers": {"text": "Uyvar Kalesini", "answer_start": 306}}, {"id": "20034", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Vasvar Antlaşması'nı imzaladı?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 274}}, {"id": "20035", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, hangi antlaşmayı imzaladı?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'nı", "answer_start": 326}}, {"id": "20036", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 357}}, {"id": "20037", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, kimlerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Venediklilerden", "answer_start": 375}}, {"id": "20038", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden neredeki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Girit'teki", "answer_start": 391}}, {"id": "20039", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki hangi kaleyi aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Kandiye kalesini", "answer_start": 402}}, {"id": "20040", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve kaç yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "24", "answer_start": 427}}, {"id": "20041", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve ne kadar süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "24 yıl", "answer_start": 427}}, {"id": "20042", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren hangi savaşa son verdi?", "answers": {"text": "Girit savaşına", "answer_start": 440}}, {"id": "20043", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve hangi savaşa son verdi?", "answers": {"text": "24 yıl süren Girit savaşına", "answer_start": 427}}, {"id": "20044", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 357}}, {"id": "20045", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, kimlerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı?", "answers": {"text": "Venediklilerden", "answer_start": 375}}, {"id": "20046", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden neredeki Kandiye kalesini aldı?", "answers": {"text": "Girit'teki", "answer_start": 391}}, {"id": "20047", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki hangi kaleyi aldı?", "answers": {"text": "Kandiye kalesini", "answer_start": 402}}, {"id": "20048", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden nereyi aldı?", "answers": {"text": "Girit'teki Kandiye kalesini", "answer_start": 391}}, {"id": "20049", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden nereyi aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Girit'teki Kandiye kalesini", "answer_start": 391}}, {"id": "20050", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, 24 yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 357}}, {"id": "20051", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, kaç yıl süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "24", "answer_start": 427}}, {"id": "20052", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, ne kadar süren Girit savaşına son verdi?", "answers": {"text": "24 yıl", "answer_start": 427}}, {"id": "20053", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, 24 yıl süren hangi savaşa son verdi?", "answers": {"text": "Girit savaşına", "answer_start": 440}}, {"id": "20054", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, hangi savaşa son verdi?", "answers": {"text": "24 yıl süren Girit savaşına", "answer_start": 427}}, {"id": "20055", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Fazıl Ahmet Paşa, 24 yıl süren Girit savaşına ne yaptı?", "answers": {"text": "son verdi.", "answer_start": 455}}, {"id": "20056", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 466}}, {"id": "20057", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kim ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "sadrazam", "answer_start": 478}}, {"id": "20058", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte hangi sefere çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Lehistan seferine", "answer_start": 500}}, {"id": "20059", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve kaç yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672", "answer_start": 527}}, {"id": "20060", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve ne zaman Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672 yılında", "answer_start": 527}}, {"id": "20061", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında hangi antlaşmayı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması'nı", "answer_start": 540}}, {"id": "20062", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve ne zaman Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra", "answer_start": 527}}, {"id": "20063", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra nereye döndü?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 579}}, {"id": "20064", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 466}}, {"id": "20065", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kim ile birlikte Lehistan seferine çıktı?", "answers": {"text": "sadrazam", "answer_start": 478}}, {"id": "20066", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte hangi sefere çıktı?", "answers": {"text": "Lehistan seferine", "answer_start": 500}}, {"id": "20067", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 466}}, {"id": "20068", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kaç yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672", "answer_start": 527}}, {"id": "20069", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, ne zaman Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672 yılında", "answer_start": 527}}, {"id": "20070", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, 1672 yılında hangi antlaşmayı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması'nı", "answer_start": 540}}, {"id": "20071", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, ne zaman Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra", "answer_start": 527}}, {"id": "20072", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra nereye döndü?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 579}}, {"id": "20073", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Hangi ülkenin antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "Lehistan'ın", "answer_start": 596}}, {"id": "20074", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın neye uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "antlaşma şartlarına", "answer_start": 608}}, {"id": "20075", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Neden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden", "answer_start": 596}}, {"id": "20076", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden hangi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "ertesi", "answer_start": 646}}, {"id": "20077", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden neye çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "sefere", "answer_start": 665}}, {"id": "20078", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve ne 1676 yılında son buldu?", "answers": {"text": "savaş", "answer_start": 683}}, {"id": "20079", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş kaç yılında son buldu?", "answers": {"text": "1676", "answer_start": 689}}, {"id": "20080", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş ne zaman son buldu?", "answers": {"text": "1676", "answer_start": 689}}, {"id": "20081", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kaç yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "1676", "answer_start": 713}}, {"id": "20082", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Ne zaman Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "1676 yılında", "answer_start": 713}}, {"id": "20083", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1676 yılında kim ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "Fazıl Ahmet Paşa", "answer_start": 726}}, {"id": "20084", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Ne zaman IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce", "answer_start": 713}}, {"id": "20085", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce kim, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 750}}, {"id": "20086", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa hangi ailenin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "Köprülü ailesinin", "answer_start": 775}}, {"id": "20087", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği kimi getirdi?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı", "answer_start": 806}}, {"id": "20088", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa kimi getirdi?", "answers": {"text": "Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı", "answer_start": 775}}, {"id": "20089", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 750}}, {"id": "20090", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazamlığa kimi getirdi?", "answers": {"text": "Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı", "answer_start": 775}}, {"id": "20091", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kim, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 847}}, {"id": "20092", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kimle birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı?", "answers": {"text": "sadrazamla", "answer_start": 859}}, {"id": "20093", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kimle birlikte hangi ülkenin ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı?", "answers": {"text": "Rusya'nın", "answer_start": 879}}, {"id": "20094", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, kimle birlikte Rusya'nın ele geçirdiği hangi kaleyi geri almak için sefere çıktı?", "answers": {"text": "Çehrin kalesini", "answer_start": 903}}, {"id": "20095", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "IV. Mehmed, sadrazamla birlikte ne için sefere çıktı", "answers": {"text": "Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için", "answer_start": 879}}, {"id": "20096", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Nerenin alınmasının ardından Osmanlı ordusu 1678'de Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Kalenin", "answer_start": 949}}, {"id": "20097", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Neyin ardından Osmanlı ordusu 1678'de Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Kalenin alınmasının", "answer_start": 949}}, {"id": "20098", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kalenin alınmasının ardından hangi ordu 1678'de Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusu", "answer_start": 986}}, {"id": "20099", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kalenin alınmasının ardından Osmanlı ordusu ne zaman Edirne'ye döndü?", "answers": {"text": "1678'de", "answer_start": 978}}, {"id": "20100", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kalenin alınmasının ardından Osmanlı ordusu 1678'de nereye döndü?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 1001}}, {"id": "20101", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli ne yapıldı?", "answers": {"text": "barış antlaşması yapıldı.", "answer_start": 1058}}, {"id": "20102", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "Kaç yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı?", "answers": {"text": "1681 yılında", "answer_start": 1018}}, {"id": "20103", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1681 yılında kimlerle 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı?", "answers": {"text": "Ruslarla", "answer_start": 1031}}, {"id": "20104", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "1681 yılında Ruslarla kaç yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı?", "answers": {"text": "20 yıl süreli", "answer_start": 1040}}, {"id": "20105", "context": "IV. Mehmed ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü Mehmet Paşa, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Köprülü Mehmet Paşa, Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Fazıl Ahmet Paşa, Venediklilerden Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed, sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. 1676 yılında Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed, sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed, sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla 20 yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı. Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.", "question": "I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde ne ile özetlendi?", "answers": {"text": "Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla", "answer_start": 1100}}, {"id": "20160", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 21}}, {"id": "20161", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "18 Ekim 1672", "answer_start": 59}}, {"id": "20162", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi antlaşma 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "20163", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1672", "answer_start": 67}}, {"id": "20164", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi antlaşma 1672 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 42}}, {"id": "20165", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 97}}, {"id": "20166", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması, hangi devlet ile Lehistan arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 127}}, {"id": "20167", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 114}}, {"id": "20168", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan ile Osmanlı Devleti", "answer_start": 114}}, {"id": "20169", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi antlaşma Bucaş'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 167}}, {"id": "20170", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Bucaş'da", "answer_start": 184}}, {"id": "20171", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 208}}, {"id": "20172", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması, hangi devletin toprak kazandığı son antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'nin", "answer_start": 226}}, {"id": "20173", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin ne kazandığı son antlaşmadır?", "answers": {"text": "toprak", "answer_start": 246}}, {"id": "20174", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Hangi devletin Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 358}}, {"id": "20175", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Lehistan, hangi antlaşmadaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması'ndaki", "answer_start": 368}}, {"id": "20176", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki hangi maddeyi kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı?", "answers": {"text": "vergi maddesini", "answer_start": 391}}, {"id": "20177", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Ne üzerine 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine", "answer_start": 358}}, {"id": "20178", "context": "Bucaş Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Bucaş Antlaşması 18 Ekim 1672 tarihinde imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması Bucaş'da imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı başladı.", "question": "Lehistan, Bucaş Antlaşması'ndaki vergi maddesini kabul etmemesi üzerine, hangi savaş başladı?", "answers": {"text": "1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı", "answer_start": 431}}, {"id": "20179", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir?", "answers": {"text": "Büyük Kuzey Savaşı", "answer_start": 0}}, {"id": "20180", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, hangi tarihte başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir?", "answers": {"text": "22 Şubat 1700 tarihinde", "answer_start": 20}}, {"id": "20181", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"text": "10 Eylül 1721 tarihinde", "answer_start": 57}}, {"id": "20182", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "Büyük Kuzey Savaşı", "answer_start": 0}}, {"id": "20183", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "22 Şubat 1700 tarihinde", "answer_start": 20}}, {"id": "20184", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir?", "answers": {"text": "Büyük Kuzey Savaşı", "answer_start": 0}}, {"id": "20185", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"text": "10 Eylül 1721 tarihinde", "answer_start": 57}}, {"id": "20186", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir?", "answers": {"text": "Büyük Kuzey Savaşı", "answer_start": 92}}, {"id": "20187", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, hangi barış sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir?", "answers": {"text": "Vestfalya Barışı", "answer_start": 112}}, {"id": "20188", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası nereyi yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir?", "answers": {"text": "Kuzey Avrupa'yı", "answer_start": 137}}, {"id": "20189", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı ne yapan savaşlar dizisidir?", "answers": {"text": "yeniden şekillendiren", "answer_start": 153}}, {"id": "20190", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren ne dizisidir?", "answers": {"text": "savaşlar", "answer_start": 175}}, {"id": "20191", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır?", "answers": {"text": "Büyük Kuzey Savaşı", "answer_start": 195}}, {"id": "20192", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı; kimler ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar", "answer_start": 215}}, {"id": "20193", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile kimler arasında yapılmıştır?", "answers": {"text": "Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya", "answer_start": 254}}, {"id": "20194", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi savaş sırasında sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "Otuz Yıl Savaşı sırasında", "answer_start": 337}}, {"id": "20195", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında kim önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "II. Gustaf Adolf", "answer_start": 363}}, {"id": "20196", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde ne orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "İsveç", "answer_start": 393}}, {"id": "20197", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında hangi ordular Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları", "answer_start": 363}}, {"id": "20198", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, nere içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "Avrupa", "answer_start": 409}}, {"id": "20199", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, nereye dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "Avrupa içlerine", "answer_start": 409}}, {"id": "20200", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, hangi ülkenin sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "Fransa", "answer_start": 437}}, {"id": "20201", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, nereye dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü?", "answers": {"text": "Fransa sınırına", "answer_start": 437}}, {"id": "20202", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek neleri süpürmüştü?", "answers": {"text": "tüm Alman birliklerini", "answer_start": 457}}, {"id": "20203", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülkenin bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı?", "answers": {"text": "İsveç'in", "answer_start": 492}}, {"id": "20204", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in neyi, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı?", "answers": {"text": "bu şaşırtıcı gücü,", "answer_start": 501}}, {"id": "20205", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı?", "answers": {"text": "İsveç'in bu şaşırtıcı gücü", "answer_start": 492}}, {"id": "20206", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, kimi bile ürkütecek boyuttaydı?", "answers": {"text": "müttefiki Fransa'yı", "answer_start": 520}}, {"id": "20207", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, ne boyuttaydı?", "answers": {"text": "müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek", "answer_start": 520}}, {"id": "20208", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Neyi, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "Kalabalık ordusu", "answer_start": 567}}, {"id": "20209", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kalabalık ordusu, neyi ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "donanması", "answer_start": 585}}, {"id": "20210", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kalabalık ordusu, donanması ve neleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "demir madenleri", "answer_start": 598}}, {"id": "20211", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri", "answer_start": 567}}, {"id": "20212", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde hangi ülke, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "İsveç", "answer_start": 624}}, {"id": "20213", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, kimler aleyhine topraklarını genişletiyordu?", "answers": {"text": "komşuları", "answer_start": 631}}, {"id": "20214", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine ne genişletiyordu?", "answers": {"text": "topraklarını", "answer_start": 650}}, {"id": "20215", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülkenin ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "Rusya'nın", "answer_start": 679}}, {"id": "20216", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kim, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro", "answer_start": 679}}, {"id": "20217", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, ne tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "İsveç", "answer_start": 720}}, {"id": "20218", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, neyi bertaraf etmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "İsveç tehdidini", "answer_start": 720}}, {"id": "20219", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini ne yapmak için harekete geçti?", "answers": {"text": "bertaraf etmek", "answer_start": 736}}, {"id": "20220", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, ne için harekete geçti?", "answers": {"text": "İsveç tehdidini bertaraf etmek", "answer_start": 720}}, {"id": "20221", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülkenin yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu?", "answers": {"text": "İsveç'in", "answer_start": 772}}, {"id": "20222", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Neyden hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu?", "answers": {"text": "İsveç'in yayılmasından", "answer_start": 772}}, {"id": "20223", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan kimler bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu?", "answers": {"text": "komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan", "answer_start": 810}}, {"id": "20224", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan ne yaparak Kuzey İttifakı'nı kurdu?", "answers": {"text": "bir araya gelerek", "answer_start": 864}}, {"id": "20225", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek neyi kurdu?", "answers": {"text": "Kuzey İttifakı'nı", "answer_start": 882}}, {"id": "20226", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülkenin genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı?", "answers": {"text": "İsveç'in", "answer_start": 907}}, {"id": "20227", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kim, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı?", "answers": {"text": "İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl", "answer_start": 907}}, {"id": "20228", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, neyin başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı?", "answers": {"text": "ordusunun", "answer_start": 953}}, {"id": "20229", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek kimlerle savaştı?", "answers": {"text": "ittifak güçleriyle", "answer_start": 978}}, {"id": "20230", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle ne yaptı?", "answers": {"text": "savaştı.", "answer_start": 997}}, {"id": "20231", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Nerenin batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "Avrupa'nın", "answer_start": 1021}}, {"id": "20232", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Nerede İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "Avrupa'nın batısında", "answer_start": 1021}}, {"id": "20233", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Avrupa'nın batısında hangi savaş sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "İspanya Veraset Savaşı", "answer_start": 1042}}, {"id": "20234", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için", "answer_start": 1021}}, {"id": "20235", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için hangi ülke, Fransa'nın yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "İsveç", "answer_start": 1086}}, {"id": "20236", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, hangi ülkenin yardımından mahrumdu?", "answers": {"text": "Fransa'nın", "answer_start": 1093}}, {"id": "20237", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın neyinden mahrumdu?", "answers": {"text": "yardımından", "answer_start": 1104}}, {"id": "20238", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kim tüm cephelerde zafer kazandı?", "answers": {"text": "Demirbaş Şarl", "answer_start": 1136}}, {"id": "20239", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Demirbaş Şarl nerelerde zafer kazandı?", "answers": {"text": "tüm cephelerde", "answer_start": 1150}}, {"id": "20240", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Demirbaş Şarl tüm cephelerde ne kazandı?", "answers": {"text": "zafer", "answer_start": 1165}}, {"id": "20241", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kim, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi?", "answers": {"text": "Demirbaş Şarl", "answer_start": 1180}}, {"id": "20242", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Demirbaş Şarl, kimleri de 1700 yılında Narva'da yendi?", "answers": {"text": "Rusları da", "answer_start": 1195}}, {"id": "20243", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Demirbaş Şarl, Rusları da kaç yılında Narva'da yendi?", "answers": {"text": "1700 yılında", "answer_start": 1206}}, {"id": "20244", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında nerede yendi?", "answers": {"text": "Narva'da", "answer_start": 1219}}, {"id": "20245", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kimin kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi?", "answers": {"text": "İsveç'in", "answer_start": 1241}}, {"id": "20246", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi?", "answers": {"text": "İsveç'in kaynakları", "answer_start": 1241}}, {"id": "20247", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in kaynakları, kimlere karşı savaşı sürdürmeye yetmedi?", "answers": {"text": "bu kadar düşmana", "answer_start": 1262}}, {"id": "20248", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı neyi sürdürmeye yetmedi?", "answers": {"text": "savaşı", "answer_start": 1285}}, {"id": "20249", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kaç yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "1709 yılında", "answer_start": 1312}}, {"id": "20250", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında nerede bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Poltava'da", "answer_start": 1325}}, {"id": "20251", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında Poltava'da neye uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "bozguna", "answer_start": 1336}}, {"id": "20252", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kim, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl", "answer_start": 1312}}, {"id": "20253", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, hangi devlete sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'ne", "answer_start": 1367}}, {"id": "20254", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, ne yapınca güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'ne sığınınca", "answer_start": 1367}}, {"id": "20255", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca nerede Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "güneyde ", "answer_start": 1396}}, {"id": "20256", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde ne savaşı başladı?", "answers": {"text": "Prut Savaşı", "answer_start": 1404}}, {"id": "20257", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Neden güneyde Prut Savaşı başladı?", "answers": {"text": "1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca", "answer_start": 1312}}, {"id": "20258", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kimlerin Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "Osmanlıların", "answer_start": 1425}}, {"id": "20259", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların kimleri 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "Rusları", "answer_start": 1438}}, {"id": "20260", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları kaç yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "1711 yılında", "answer_start": 1446}}, {"id": "20261", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları 1711 yılında nerede yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "Prut'ta", "answer_start": 1459}}, {"id": "20262", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların ne yapması İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi", "answer_start": 1438}}, {"id": "20263", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi hangi ülkeyi rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "İsveç'i ", "answer_start": 1475}}, {"id": "20264", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da kimler savaştan çabuk çekildi?", "answers": {"text": "Osmanlılar", "answer_start": 1500}}, {"id": "20265", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar nereden çabuk çekildi?", "answers": {"text": "savaştan", "answer_start": 1511}}, {"id": "20266", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar ne yaptı?", "answers": {"text": "savaştan çabuk çekildi.", "answer_start": 1511}}, {"id": "20267", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülke savaştan mağlup ayrılmış oldu?", "answers": {"text": "İsveç", "answer_start": 1535}}, {"id": "20268", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Kaç asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi?", "answers": {"text": "Yarım asırdan", "answer_start": 1572}}, {"id": "20269", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne kadar süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi?", "answers": {"text": "Yarım asırdan fazla süredir", "answer_start": 1572}}, {"id": "20270", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ne sona erdi?", "answers": {"text": "Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması", "answer_start": 1572}}, {"id": "20271", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Hangi ülke Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler?", "answers": {"text": "Ruslar", "answer_start": 1638}}, {"id": "20272", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ruslar hangi denizin kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler?", "answers": {"text": "Baltık Denizi", "answer_start": 1649}}, {"id": "20273", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ruslar nerelerde geniş bir kıyı parçası elde ettiler?", "answers": {"text": "Baltık Denizi kıyılarında", "answer_start": 1649}}, {"id": "20274", "context": "Büyük Kuzey Savaşı, 22 Şubat 1700 tarihinde başlamıştır, 10 Eylül 1721 tarihinde bitmiştir. Büyük Kuzey Savaşı, Vestfalya Barışı sonrası Kuzey Avrupa'yı yeniden şekillendiren savaşlar dizisidir. Büyük Kuzey Savaşı; Osmanlı, İsveç, Lehistan, Kazaklar ile Rusya, Danimarka, Saksonya, Prusya, Hannover, Büyük Britanya arasında yapılmıştır. Otuz Yıl Savaşı sırasında II. Gustaf Adolf önderliğinde İsveç orduları, Avrupa içlerine dek girmiş, Fransa sınırına dek tüm Alman birliklerini süpürmüştü. İsveç'in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa'yı bile ürkütecek boyuttaydı. Kalabalık ordusu, donanması ve demir madenleri sayesinde İsveç, komşuları aleyhine topraklarını genişletiyordu. Rusya'nın ileri görüşlü Çarı Deli Petro, İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçti. İsveç'in yayılmasından hoşnut olmayan komşuları Rusya, Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelerek Kuzey İttifakı'nı kurdu. İsveç'in genç ve dinamik kralı Demirbaş Şarl, ordusunun başına geçerek ittifak güçleriyle savaştı. Aynı yıllarda, Avrupa'nın batısında İspanya Veraset Savaşı sürmekte olduğu için İsveç, Fransa'nın yardımından mahrumdu. Ne var ki Demirbaş Şarl tüm cephelerde zafer kazandı. Demirbaş Şarl, Rusları da 1700 yılında Narva'da yendi. Ancak İsveç'in kaynakları, bu kadar düşmana karşı savaşı sürdürmeye yetmedi. 1709 yılında Poltava'da bozguna uğrayan Demirbaş Şarl, Osmanlı Devleti'ne sığınınca güneyde Prut Savaşı başladı. Osmanlıların Rusları 1711 yılında Prut'ta yenmesi İsveç'i rahatlattıysa da Osmanlılar savaştan çabuk çekildi. İsveç savaştan mağlup ayrılmış oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden İsveç yayılması sona erdi. Ruslar ise Baltık Denizi kıyılarında geniş bir kıyı parçası elde ettiler. Sonrasında dünyanın en büyük devletlerinden biri oldular.", "question": "Ruslar Baltık Denizi kıyılarında ne elde ettiler?", "answers": {"text": "geniş bir kıyı parçası", "answer_start": 1675}}, {"id": "20275", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Hangi vaka, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi Vakası", "answer_start": 0}}, {"id": "20276", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası kaç yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır?", "answers": {"text": "1703 yılında", "answer_start": 25}}, {"id": "20277", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında nerede başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 38}}, {"id": "20278", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, kim ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 60}}, {"id": "20279", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile kim aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır?", "answers": {"text": "hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi", "answer_start": 76}}, {"id": "20280", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen nedir?", "answers": {"text": "büyük bir ayaklanmadır.", "answer_start": 148}}, {"id": "20281", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimin Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın", "answer_start": 172}}, {"id": "20282", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın nereden getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "Erzurum'dan", "answer_start": 195}}, {"id": "20283", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek neye yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "şeyhülislamlığa", "answer_start": 218}}, {"id": "20284", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kim ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi", "answer_start": 172}}, {"id": "20285", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ne olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "ayaklanmanın sebebi", "answer_start": 271}}, {"id": "20286", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, kimin ismiyle de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi'nin", "answer_start": 309}}, {"id": "20287", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin neyiyle de de anılmaya başladı?", "answers": {"text": "ismiyle", "answer_start": 330}}, {"id": "20288", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kim ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "Seyyid Feyzullah Efendi", "answer_start": 359}}, {"id": "20289", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi kaçıncı defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "ikinci", "answer_start": 383}}, {"id": "20290", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği hangi görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "şeyhülislâmlık", "answer_start": 407}}, {"id": "20291", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde neye müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "devlet işlerine", "answer_start": 432}}, {"id": "20292", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde ne yapması, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "devlet işlerine müdahale etmesi,", "answer_start": 432}}, {"id": "20293", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, neyin ortaya çıkmasının ana sebebidir?", "answers": {"text": "ayaklanmanın", "answer_start": 465}}, {"id": "20294", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, neyin ana sebebidir?", "answers": {"text": "ayaklanmanın ortaya çıkmasının", "answer_start": 465}}, {"id": "20295", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının neyidir?", "answers": {"text": "ana sebebidir.", "answer_start": 496}}, {"id": "20296", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi'nin", "answer_start": 511}}, {"id": "20297", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi'nin neye karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "devlet işlerine", "answer_start": 532}}, {"id": "20298", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak hangi işlerde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "terfi, tayin ve azil işlerinde", "answer_start": 558}}, {"id": "20299", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı neler nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "kararlar", "answer_start": 600}}, {"id": "20300", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi hangi nedenle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle", "answer_start": 511}}, {"id": "20301", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle kimlerde rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"text": "saray çevresi, asker ve ulemada", "answer_start": 619}}, {"id": "20302", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimin Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 704}}, {"id": "20303", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın nerede devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 720}}, {"id": "20304", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de nelerle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "devlet işleriyle", "answer_start": 730}}, {"id": "20305", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın nelerle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de devlet işleriyle", "answer_start": 720}}, {"id": "20306", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip ne ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "avcılık", "answer_start": 760}}, {"id": "20307", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip ne yaparak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "avcılık ile uğraşarak", "answer_start": 760}}, {"id": "20308", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak nereden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "devlet idaresinden", "answer_start": 782}}, {"id": "20309", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip ne yapması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması,", "answer_start": 760}}, {"id": "20310", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, ne kadar süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "uzun süredir", "answer_start": 815}}, {"id": "20311", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, ne ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "uzun süredir yaşanan ekonomik kriz", "answer_start": 815}}, {"id": "20312", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile neyin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "devletin başkentinin", "answer_start": 854}}, {"id": "20313", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin nereye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 875}}, {"id": "20314", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile ne de İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da", "answer_start": 854}}, {"id": "20315", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da kimlerin isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul halkının", "answer_start": 909}}, {"id": "20316", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının neye katılma nedenlerini oluşturmuştur?", "answers": {"text": "isyana", "answer_start": 927}}, {"id": "20317", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları ne oluşturmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini", "answer_start": 909}}, {"id": "20318", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Hangi tarihte Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı?", "answers": {"text": "17 Temmuz 1703 tarihinde", "answer_start": 969}}, {"id": "20319", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "17 Temmuz 1703 tarihinde kimin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı?", "answers": {"text": "Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin", "answer_start": 994}}, {"id": "20320", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "17 Temmuz 1703 tarihinde neyden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı?", "answers": {"text": "Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden", "answer_start": 994}}, {"id": "20321", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "17 Temmuz 1703 tarihinde kimler ayaklanma başlattı?", "answers": {"text": "Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler", "answer_start": 994}}, {"id": "20322", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası; kimlerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü?", "answers": {"text": "yeniçerilerin,", "answer_start": 1197}}, {"id": "20323", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, kimlerin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü?", "answers": {"text": "medrese talebelerinin", "answer_start": 1212}}, {"id": "20324", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve kimlerin katılımıyla büyük bir isyana dönüştü?", "answers": {"text": "İstanbul halkının", "answer_start": 1237}}, {"id": "20325", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası, imlerin katılımıyla büyük bir isyana dönüştü?", "answers": {"text": "yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının", "answer_start": 1197}}, {"id": "20326", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Hangi vaka; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi Vakası", "answer_start": 1172}}, {"id": "20327", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla neye dönüştü?", "answers": {"text": "büyük bir isyana", "answer_start": 1267}}, {"id": "20328", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Nerede denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 1293}}, {"id": "20329", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İstanbul'da denetimi ele geçiren kimler, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler?", "answers": {"text": "isyancılar,", "answer_start": 1326}}, {"id": "20330", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa kimi, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler?", "answers": {"text": "Kavanoz Ahmed Paşa'yı", "answer_start": 1351}}, {"id": "20331", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da kimi getirdiler?", "answers": {"text": "İmam Mehmed Efendi'yi", "answer_start": 1393}}, {"id": "20332", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimler isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler?", "answers": {"text": "isyancılar", "answer_start": 1442}}, {"id": "20333", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar ne bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler?", "answers": {"text": "isteklerini", "answer_start": 1453}}, {"id": "20334", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar neden Edirne'ye bir heyet gönderdiler?", "answers": {"text": "isteklerini bildirmek üzere", "answer_start": 1453}}, {"id": "20335", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar isteklerini bildirmek üzere nereye bir heyet gönderdiler?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 1481}}, {"id": "20336", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye ne gönderdiler?", "answers": {"text": "bir heyet", "answer_start": 1491}}, {"id": "20337", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimlerin isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı?", "answers": {"text": "isyancıların", "answer_start": 1520}}, {"id": "20338", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı?", "answers": {"text": "isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet,", "answer_start": 1520}}, {"id": "20339", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, kimin emriyle Havsa civarında tutuklandı?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi'nin", "answer_start": 1566}}, {"id": "20340", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle nerede tutuklandı?", "answers": {"text": "Havsa civarında", "answer_start": 1595}}, {"id": "20341", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle nere civarında tutuklandı?", "answers": {"text": "Havsa civarında", "answer_start": 1595}}, {"id": "20342", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kim, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 1623}}, {"id": "20343", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa, kimleri yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı?", "answers": {"text": "isyancıları", "answer_start": 1636}}, {"id": "20344", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla hangi tarihte Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı?", "answers": {"text": "27 Temmuz 1703 tarihinde", "answer_start": 1668}}, {"id": "20345", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde kimi şeyhülislamlık görevinden aldı?", "answers": {"text": "Feyzullah Efendi'yi", "answer_start": 1693}}, {"id": "20346", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi hangi görevden aldı?", "answers": {"text": "şeyhülislamlık görevinden", "answer_start": 1713}}, {"id": "20347", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimlerden oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti?", "answers": {"text": "isyancılar, asker ve halktan", "answer_start": 1751}}, {"id": "20348", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar, asker ve halktan oluşan kaç kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti?", "answers": {"text": "yaklaşık 60.000", "answer_start": 1787}}, {"id": "20349", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle hangi ay başlarında Edirne'ye harekete geçti?", "answers": {"text": "ağustos ayı", "answer_start": 1824}}, {"id": "20350", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ne zaman Edirne'ye harekete geçti?", "answers": {"text": "ağustos ayı başlarında", "answer_start": 1824}}, {"id": "20351", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İsyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında nereye harekete geçti?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 1847}}, {"id": "20352", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "ihtilal", "answer_start": 1876}}, {"id": "20353", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimler Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "ihtilal ordusu", "answer_start": 1876}}, {"id": "20354", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu nereye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "Silivri'ye", "answer_start": 1891}}, {"id": "20355", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne zaman II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde", "answer_start": 1876}}, {"id": "20356", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde kimin tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 1916}}, {"id": "20357", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın nereden indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 1932}}, {"id": "20358", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip kimin tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "öz kardeşi Ahmed'in", "answer_start": 1950}}, {"id": "20359", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in nereye geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 1970}}, {"id": "20360", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için ne ve fetva aldılar?", "answers": {"text": "bir karar", "answer_start": 1993}}, {"id": "20361", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve ne aldılar?", "answers": {"text": "fetva", "answer_start": 2006}}, {"id": "20362", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için ne aldılar?", "answers": {"text": "bir karar ve fetva", "answer_start": 1993}}, {"id": "20363", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Hangi kuvvetler engellenemedi ve 20 Ağustos'ta bu ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "İhtilal kuvvetleri", "answer_start": 2021}}, {"id": "20364", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimler engellenemedi ve 20 Ağustos'ta bu ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "İhtilal kuvvetleri", "answer_start": 2021}}, {"id": "20365", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve ne zaman bu ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "20 Ağustos'ta", "answer_start": 2057}}, {"id": "20366", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta bu ihtilal kuvveti nereye ulaştı?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 2087}}, {"id": "20367", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne zaman II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı?", "answers": {"text": "22 Ağustos'ta", "answer_start": 2105}}, {"id": "20368", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "22 Ağustos'ta kim tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 2119}}, {"id": "20369", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "22 Ağustos'ta II. Mustafa nereden çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 2131}}, {"id": "20370", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini kime bıraktı?", "answers": {"text": "öz kardeşi III. Ahmet'e", "answer_start": 2156}}, {"id": "20371", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimin onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler?", "answers": {"text": "Yeni padişahın", "answer_start": 2189}}, {"id": "20372", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Yeni padişahın neyini alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler?", "answers": {"text": "onayı", "answer_start": 2204}}, {"id": "20373", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kimler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler?", "answers": {"text": "Yeni padişahın onayı alan asiler", "answer_start": 2189}}, {"id": "20374", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Yeni padişahın onayı alan asiler ne zaman ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler?", "answers": {"text": "3 Eylül'de", "answer_start": 2222}}, {"id": "20375", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de kimi öldürdüler?", "answers": {"text": "ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi", "answer_start": 2233}}, {"id": "20376", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne zaman Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti?", "answers": {"text": "4 Eylül 1703'de", "answer_start": 2289}}, {"id": "20377", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "4 Eylül 1703'de kim İstanbul'a hareket etti?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmet", "answer_start": 2305}}, {"id": "20378", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet nereye hareket etti?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 2323}}, {"id": "20379", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Nerenin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu?", "answers": {"text": "Edirne'nin", "answer_start": 2356}}, {"id": "20380", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Edirne'nin fiilen hangi devlete başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu?", "answers": {"text": "Osmanlı devletine", "answer_start": 2374}}, {"id": "20381", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin kaçıncı dönemini kapanmış oldu?", "answers": {"text": "ikinci dönemi", "answer_start": 2413}}, {"id": "20382", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne zaman İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "14 Eylül'de", "answer_start": 2442}}, {"id": "20383", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "14 Eylül'de nereye ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 2454}}, {"id": "20384", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan kim giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "III. Ahmet", "answer_start": 2472}}, {"id": "20385", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Kim giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet", "answer_start": 2442}}, {"id": "20386", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek nasıl tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "daha şiddetli ve sert", "answer_start": 2491}}, {"id": "20387", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak nereyi isyancıların elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "devlet idaresini", "answer_start": 2530}}, {"id": "20388", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini kimlerin elinden kurtarmaya başladı?", "answers": {"text": "isyancıların", "answer_start": 2547}}, {"id": "20389", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Hangi yılın ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi?", "answers": {"text": "1704'ün", "answer_start": 2594}}, {"id": "20390", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "Ne zaman Padişah III. Ahmet egemen olabildi?", "answers": {"text": "1704'ün ilk aylarında", "answer_start": 2594}}, {"id": "20391", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "1704'ün ilk aylarında kim egemen olabildi?", "answers": {"text": "Padişah III. Ahmet", "answer_start": 2616}}, {"id": "20392", "context": "Feyzullah Efendi Vakası, 1703 yılında İstanbul'da başlayan, II. Mustafa ile hocası ve yakın danışmanı Şeyhülislam Feyzullah Efendi aleyhine gelişen büyük bir ayaklanmadır. Sultan II. Mustafa'nın Erzurum'dan getirterek şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Feyzullah Efendi, ayaklanmanın sebebi olduğu için olay, Feyzullah Efendi'nin ismiyle de anılmaya başladı. Seyyid Feyzullah Efendi ikinci defa getirildiği şeyhülislâmlık görevinde devlet işlerine müdahale etmesi, ayaklanmanın ortaya çıkmasının ana sebebidir. Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine karışarak terfi, tayin ve azil işlerinde aldırtdığı kararlar nedeniyle saray çevresi, asker ve ulemada rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra II. Mustafa'nın Edirne'de devlet işleriyle ilgilenmeyip avcılık ile uğraşarak devlet idaresinden uzak kalması, uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ile devletin başkentinin Edirne'ye taşınacağı iddiaları da İstanbul halkının isyana katılma nedenlerini oluşturmuştur. 17 Temmuz 1703 tarihinde Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler, ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra Feyzullah Efendi Vakası; yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul'da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa'yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi'yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne'ye bir heyet gönderdiler. Ancak isyancıların isteklerinin bildirildiği heyet, Feyzullah Efendi'nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. II. Mustafa, isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703 tarihinde Feyzullah Efendi'yi şeyhülislamlık görevinden aldı. Ancak isyancılar, asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle ağustos ayı başlarında Edirne'ye harekete geçti. Bu ihtilal ordusu Silivri'ye geldiklerinde II. Mustafa'nın tahttan indirilip öz kardeşi Ahmed'in tahta geçirilmesi için bir karar ve fetva aldılar. İhtilal kuvvetleri engellenemedi ve 20 Ağustos'ta ihtilal kuvveti Edirne'ye ulaştı. 22 Ağustos'ta II. Mustafa tahttan çekilerek yerini öz kardeşi III. Ahmet'e bıraktı. Yeni padişahın onayı alan asiler 3 Eylül'de ağır işkence yaptıkları Feyzullah Efendi'yi öldürdüler. 4 Eylül 1703'de Sultan III. Ahmet İstanbul'a hareket etti. Böylece Edirne'nin fiilen Osmanlı devletine başkentlik etmesinin ikinci dönemi kapanmış oldu. 14 Eylül'de İstanbul'a ulaşan III. Ahmet giderek daha şiddetli ve sert tedbirler alarak devlet idaresini isyancıların elinden kurtarmaya başladı. Ancak 1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet egemen olabildi.", "question": "1704'ün ilk aylarında Padişah III. Ahmet ne olabildi?", "answers": {"text": "egemen", "answer_start": 2635}}, {"id": "20393", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Hangi antlaşma III. Murat devrinde 21 Mart 1590 tarihinde Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması", "answer_start": 0}}, {"id": "20394", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması hangi dönemde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "III. Murat döneminde,", "answer_start": 24}}, {"id": "20395", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "21 Mart 1590", "answer_start": 46}}, {"id": "20396", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında", "answer_start": 70}}, {"id": "20397", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Duraklama döneminin ilk antlaşması nedir?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması", "answer_start": 242}}, {"id": "20398", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması hangi döneminin ilk antlaşmasıdır?", "answers": {"text": "duraklama döneminin", "answer_start": 265}}, {"id": "20399", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 327}}, {"id": "20400", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Hangi antlaşma 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması", "answer_start": 304}}, {"id": "20401", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması, hangi tarihlerdeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1578-1590 tarihlerindeki", "answer_start": 174}}, {"id": "20402", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "Osmanlı-Safevî Savaşı'nı", "answer_start": 199}}, {"id": "20403", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması, hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı", "answer_start": 174}}, {"id": "20404", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan kimlere bırakıldı?", "answers": {"text": "Osmanlılara", "answer_start": 434}}, {"id": "20405", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Hangi antlaşma sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması", "answer_start": 354}}, {"id": "20406", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda nereler Osmanlılara bırakıldı?", "answers": {"text": "Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan", "answer_start": 387}}, {"id": "20407", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Hangi antlaşma ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması ile", "answer_start": 457}}, {"id": "20408", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar neredeki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır?", "answers": {"text": "doğudaki", "answer_start": 495}}, {"id": "20409", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş neye ulaşmışlardır?", "answers": {"text": "sınırlarına", "answer_start": 513}}, {"id": "20410", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar neye ulaşmışlardır?", "answers": {"text": "doğudaki en geniş sınırlarına", "answer_start": 495}}, {"id": "20411", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Hangi antlaşma III. Mehmet döneminde Safeviler tarafından ihlal edilmiştir?", "answers": {"text": "Ferhat Paşa Antlaşması", "answer_start": 540}}, {"id": "20412", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması hangi dönemde Safeviler tarafından ihlal edilmiştir?", "answers": {"text": "III. Mehmet döneminde", "answer_start": 564}}, {"id": "20413", "context": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Murat döneminde, 21 Mart 1590 tarihinde, Osmanlı Devleti'yle Safevi Devleti arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması, 1578-1590 tarihlerindeki Osmanlı-Safevî Savaşı'nı sona erdirmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır. Ferhat Paşa Antlaşması İstanbul'da imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması sonucunda Tebriz, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı. Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlılar doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmışlardır. Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde, Safeviler tarafından ihlal edilmiştir.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması, III. Mehmet döneminde kimler tarafından ihlal edilmiştir?", "answers": {"text": "Safeviler", "answer_start": 587}}, {"id": "20414", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 21}}, {"id": "20415", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "9 Ekim 1621", "answer_start": 59}}, {"id": "20416", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşma 9 Ekim 1621 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması", "answer_start": 42}}, {"id": "20417", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1621 yılında", "answer_start": 66}}, {"id": "20418", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşma 1621 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması", "answer_start": 42}}, {"id": "20419", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Lehistan Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması", "answer_start": 103}}, {"id": "20420", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması, hangi devlet ile Lehistan Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı devleti", "answer_start": 133}}, {"id": "20421", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 120}}, {"id": "20422", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan ile Osmanlı devleti arasında", "answer_start": 120}}, {"id": "20423", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmayı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'nı", "answer_start": 173}}, {"id": "20424", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'nı kim ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 193}}, {"id": "20425", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve kim imzalamıştır?", "answers": {"text": "III. Zygmunt Waza", "answer_start": 206}}, {"id": "20426", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'nı kimler imzalamıştır?", "answers": {"text": "II. Osman ve III. Zygmunt Waza", "answer_start": 193}}, {"id": "20427", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşma 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması", "answer_start": 238}}, {"id": "20428", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması hangi yıllardaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır?", "answers": {"text": "1620-1621 yıllarındaki", "answer_start": 255}}, {"id": "20429", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki hangi savaşı sonuçlandıran antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı", "answer_start": 278}}, {"id": "20430", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması hangi savaşı sonuçlandıran antlaşmadır?", "answers": {"text": "1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı", "answer_start": 255}}, {"id": "20431", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 332}}, {"id": "20432", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, kimlerin Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak?", "answers": {"text": "Kırım Tatarlarının", "answer_start": 358}}, {"id": "20433", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Kırım Tatarlarının nereye yaptığı akınlar yasaklanacak?", "answers": {"text": "Lehistan'a", "answer_start": 377}}, {"id": "20434", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Kırım Tatarlarının neyi yasaklanacak?", "answers": {"text": "Lehistan'a yaptığı akınlar", "answer_start": 377}}, {"id": "20435", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 332}}, {"id": "20436", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, kimlerin Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek?", "answers": {"text": "Kazaklar'ın", "answer_start": 418}}, {"id": "20437", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Kazaklar'ın nereye yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek?", "answers": {"text": "Osmanlı'ya", "answer_start": 430}}, {"id": "20438", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını kim bizzat engelleyecek?", "answers": {"text": "Leh kralı", "answer_start": 472}}, {"id": "20439", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan nelerini Leh kralı bizzat engelleyecek?", "answers": {"text": "saldırılarını", "answer_start": 458}}, {"id": "20440", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 332}}, {"id": "20441", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, nereye inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak?", "answers": {"text": "Osmanlı sınırlarına", "answer_start": 503}}, {"id": "20442", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, neler yıkılacak?", "answers": {"text": "Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri", "answer_start": 503}}, {"id": "20443", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Osmanlı sınırlarına inşa edilen neler yıkılacak?", "answers": {"text": "Leh kaleleri", "answer_start": 535}}, {"id": "20444", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre;", "answer_start": 332}}, {"id": "20445", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, hangi kale Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek?", "answers": {"text": "Hotin Kalesi", "answer_start": 559}}, {"id": "20446", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, neresi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek?", "answers": {"text": "Hotin Kalesi", "answer_start": 559}}, {"id": "20447", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Hotin Kalesi nerenin egemenliğindeki Boğdan'a verilecek?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 572}}, {"id": "20448", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Hotin Kalesi neredeki Boğdan'a verilecek?", "answers": {"text": "Osmanlı egemenliğindeki", "answer_start": 572}}, {"id": "20449", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Hotin Kalesi nereye verilecek?", "answers": {"text": "Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a", "answer_start": 572}}, {"id": "20450", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki nereye verilecek?", "answers": {"text": "Boğdan'a", "answer_start": 596}}, {"id": "20451", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre;", "answer_start": 332}}, {"id": "20452", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, hangi devletin Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir", "answers": {"text": "Lehistan'ın", "answer_start": 616}}, {"id": "20453", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan'ın nereye ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına", "answer_start": 628}}, {"id": "20454", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği kaç altın vergiyi ödemeye devam edecektir?", "answers": {"text": "40 bin altın", "answer_start": 674}}, {"id": "20455", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ne ödemeye devam edecektir?", "answers": {"text": "ödediği 40 bin altın vergiyi", "answer_start": 666}}, {"id": "20456", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşmasına göre", "answer_start": 720}}, {"id": "20457", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, hangi devlet; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 745}}, {"id": "20458", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; nerelerin iç işlerine müdahale etmeyecektir?", "answers": {"text": "Erdel, Eflak ve Boğdan'ın", "answer_start": 755}}, {"id": "20459", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın neyine müdahale etmeyecektir?", "answers": {"text": "iç işlerine", "answer_start": 781}}, {"id": "20460", "context": "Hotin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Hotin Antlaşması 9 Ekim 1621 yılında Hotin'de imzalanmıştır. Hotin Antlaşması Lehistan ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Hotin Antlaşması'nı II. Osman ve III. Zygmunt Waza imzalamıştır. Hotin Antlaşması 1620-1621 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonuçlandıran antlaşmadır. Hotin Antlaşması'na göre; Kırım Tatarlarının Lehistan'a yaptığı akınlar yasaklanacak, Kazaklar'ın Osmanlı'ya yapacakları olan saldırılarını Leh kralı bizzat engelleyecek, Osmanlı sınırlarına inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak, Hotin Kalesi Osmanlı egemenliğindeki Boğdan'a verilecek, Lehistan'ın Osmanlı himayesindeki Kırım Hanlığına ödediği 40 bin altın vergiyi ödemeye devam edecektir. Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "question": "Hotin Antlaşmasına göre, Lehistan; Erdel, Eflak ve Boğdan'a ne yapacaktır?", "answers": {"text": "iç işlerine müdahale etmeyecektir.", "answer_start": 781}}, {"id": "20461", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 0}}, {"id": "20462", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "20 Mart 1725 tarihinde", "answer_start": 15}}, {"id": "20463", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 38}}, {"id": "20464", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 0}}, {"id": "20465", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, hangi tarihte 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "7 Nisan 1789 tarihinde", "answer_start": 61}}, {"id": "20466", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 7 Nisan 1789 tarihinde kaç yaşında İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "64 yaşında", "answer_start": 84}}, {"id": "20467", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 95}}, {"id": "20468", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 117}}, {"id": "20469", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, kaçıncı Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "27. Osmanlı padişahı", "answer_start": 132}}, {"id": "20470", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "106. İslam halifesidir.", "answer_start": 156}}, {"id": "20471", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kimin babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid'in", "answer_start": 180}}, {"id": "20472", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'in neyi III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 197}}, {"id": "20473", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'in babası kimdir?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 204}}, {"id": "20474", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, neyi Rabia Şermi Kadın'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 216}}, {"id": "20475", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Rabia Şermi Kadın", "answer_start": 223}}, {"id": "20476", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kimden önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid'den", "answer_start": 246}}, {"id": "20477", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa", "answer_start": 246}}, {"id": "20478", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, kimden sonra gelen padişah III. Selim'dir?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid'den", "answer_start": 246}}, {"id": "20479", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 335}}, {"id": "20480", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti?", "answers": {"text": "Sultan I. Abdülhamid", "answer_start": 351}}, {"id": "20481", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Sultan I. Abdülhamid, hangi ıslahatlara girişti?", "answers": {"text": "siyasî ve askerî ıslahatlara", "answer_start": 373}}, {"id": "20482", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 411}}, {"id": "20483", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, nereyi kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı?", "answers": {"text": "bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu", "answer_start": 426}}, {"id": "20484", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup nereye ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı?", "answers": {"text": "Yeniçeri Ocağı'na", "answer_start": 488}}, {"id": "20485", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve nereye yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı?", "answers": {"text": "donanmaya", "answer_start": 509}}, {"id": "20486", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya ne kazandırmaya çalıştı?", "answers": {"text": "yeni bir çehre", "answer_start": 519}}, {"id": "20487", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi? ", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 556}}, {"id": "20488", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, kimlerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi?", "answers": {"text": "yeniçerilerin", "answer_start": 571}}, {"id": "20490", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve nereye fazla para alanları tespit ettirdi? ", "answers": {"text": "gereksiz yere", "answer_start": 606}}, {"id": "20491", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve neyi tespit ettirdi?", "answers": {"text": "gereksiz yere fazla para alanları", "answer_start": 606}}, {"id": "20492", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Ne yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi?", "answers": {"text": "Düzenleme faaliyetlerini", "answer_start": 656}}, {"id": "20493", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Düzenleme faaliyetlerini yürüten kim, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi?", "answers": {"text": "Sadrazam Halil Hamit Paşa,", "answer_start": 689}}, {"id": "20495", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, kimler tarafından padişaha şikâyet edildi?", "answers": {"text": "menfaati bozulanlar tarafından", "answer_start": 716}}, {"id": "20496", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından kime şikâyet edildi?", "answers": {"text": "padişaha", "answer_start": 747}}, {"id": "20497", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kimi devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi?", "answers": {"text": "Sultan Abdülhamid'i", "answer_start": 772}}, {"id": "20498", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine kimi tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi?", "answers": {"text": "Selim'i", "answer_start": 814}}, {"id": "20499", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Ne suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi?", "answers": {"text": "Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla", "answer_start": 772}}, {"id": "20500", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen kimi, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi?", "answers": {"text": "Halil Hamit Paşa", "answer_start": 897}}, {"id": "20501", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, kimin emriyle idam edildi?", "answers": {"text": "Sultan I. Abdülhamid'in", "answer_start": 915}}, {"id": "20502", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "Kim, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 960}}, {"id": "20503", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, kaç yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "1782 yılında", "answer_start": 975}}, {"id": "20504", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 1782 yılında hangi yangında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "İstanbul yangınında", "answer_start": 988}}, {"id": "20505", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, hangi yangında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "1782 yılında İstanbul yangınında", "answer_start": 975}}, {"id": "20506", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında hangi çalışmalara katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "itfaiye çalışmalarına", "answer_start": 1008}}, {"id": "20507", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, neden halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı?", "answers": {"text": "1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı", "answer_start": 975}}, {"id": "20508", "context": "I. Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 7 Nisan 1789 tarihinde 64 yaşında İstanbul'da ölmüştür. I. Abdülhamid, 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. I. Abdülhamid'in babası III. Ahmed, annesi Rabia Şermi Kadın'dır. I. Abdülhamid'den önce gelen padişah III. Mustafa, I. Abdülhamid'den sonra gelen padişah III. Selim'dir. Sultan I. Abdülhamid, siyasî ve askerî ıslahatlara girişti. I. Abdülhamid, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamid, yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Düzenleme faaliyetlerini yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi. I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.", "question": "I. Abdülhamid, 1782 yılında İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın neyini kazanmıştı?", "answers": {"text": "sevgi ve takdirini", "answer_start": 1058}}, {"id": "20509", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "Bahtî", "answer_start": 42}}, {"id": "20510", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim, divan edebiyatındaki mahlası Bahtî'dir?", "answers": {"text": "I. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "20511", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "1590", "answer_start": 58}}, {"id": "20512", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1590 yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20513", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "1617", "answer_start": 100}}, {"id": "20514", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1617 yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20515", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "18 Nisan 1590", "answer_start": 49}}, {"id": "20516", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20517", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 18 Nisan 1590 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20518", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Manisa'da", "answer_start": 73}}, {"id": "20519", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "22 Kasım 1617", "answer_start": 91}}, {"id": "20520", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 22 Kasım 1617 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20521", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 115}}, {"id": "20522", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim İstanbul' ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20523", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20524", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed 22 Kasım 1617 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 115}}, {"id": "20525", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "14. Osmanlı padişahı", "answer_start": 146}}, {"id": "20526", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 14. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 137}}, {"id": "20527", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "93. İslam halifesidir", "answer_start": 170}}, {"id": "20528", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 93. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 137}}, {"id": "20529", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "21 Aralık 1603", "answer_start": 215}}, {"id": "20530", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 193}}, {"id": "20531", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in saltanatı hangi yıl başlamıştır?", "answers": {"text": "1603", "answer_start": 225}}, {"id": "20532", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1603 yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 193}}, {"id": "20533", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in saltanatı hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "22 Kasım 1617", "answer_start": 250}}, {"id": "20534", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 193}}, {"id": "20535", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in saltanatı kaç yılında bitmiştir?", "answers": {"text": "1617", "answer_start": 259}}, {"id": "20536", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1617 yılında bitmiştir?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 193}}, {"id": "20537", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'den önceki padişah kimdir?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 478}}, {"id": "20538", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden önceki padişah III. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Ahmed'den", "answer_start": 343}}, {"id": "20539", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'den sonraki padişah kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 417}}, {"id": "20540", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden sonraki padişah I. Mustafa'dır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'den", "answer_start": 388}}, {"id": "20541", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 495}}, {"id": "20542", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır", "answer_start": 514}}, {"id": "20543", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 572}}, {"id": "20544", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in tek nikahlı eşi kimdir?", "answers": {"text": "Kösem Sultan'dır", "answer_start": 600}}, {"id": "20545", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in çocukları kimlerdir?", "answers": {"text": "II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır", "answer_start": 640}}, {"id": "20546", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 618}}, {"id": "20547", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed'in saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "14 yıl", "answer_start": 1013}}, {"id": "20548", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 14 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed'in", "answer_start": 991}}, {"id": "20549", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "I. Ahmed kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "27 yaşında", "answer_start": 1040}}, {"id": "20550", "context": "I. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Bahtî; 18 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da doğmuş, 22 Kasım 1617 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Ahmed 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesidir. I. Ahmed'in saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde başlayıp, 22 Kasım 1617 tarihinde sona ermiştir. Sancağa gitmeyip tahta çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. I. Ahmed'den önceki padişah III. Mehmed'dir. I. Ahmed'den sonraki padişah I. Mustafa'dır. I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, babası ise III. Mehmed'dir. I. Ahmed'in eşleri Kösem Sultan, Mahfiruz Hatice Sultan ve Fatma Sultan'dır. I. Ahmed'in tek nikahlı eşi Kösem Sultan'dır. I. Ahmed'in çocukları II. Osman, Şehzade Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hatice Sultan, Gevherhan Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Orhan, Hanzade Sultan, Şehzade Selim, Esma Sultan, Şehzade Hasan, IV. Murad, Zahide Sultan, Şehzade Bayezid, Şehzade Hüseyin, Şehzade Kâsım, Atike Sultan, Şehzade Süleyman, Sultan İbrahim, Cemre Sultan, Zeynep Sultan ve Abide Sultan'dır. I. Ahmed'in saltanatı 14 yıl sürmüştür. I. Ahmed 27 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 27 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 1031}}, {"id": "20551", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim divan edebiyatında Sebkati mahlasını kullanırdı?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20552", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud divan edebiyatında hangi mahlasını kullanırdı?", "answers": {"text": "Sebkati", "answer_start": 52}}, {"id": "20553", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20554", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud hangi tarihte Edirne'de doğumuştur?", "answers": {"text": "2 Ağustos 1696 tarihinde", "answer_start": 61}}, {"id": "20555", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud 2 Ağustos 1696 tarihinde nerede doğumuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 86}}, {"id": "20556", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 2 Ağustos 1696 tarihinde doğumuştur?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20557", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud hangi tarihte doğumuştur?", "answers": {"text": "2 Ağustos 1696 tarihinde", "answer_start": 61}}, {"id": "20558", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim Edirne'de doğumuştur?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20559", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud nerede doğumuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 86}}, {"id": "20560", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20561", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "13 Aralık 1754 tarihinde", "answer_start": 108}}, {"id": "20562", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "13 Aralık 1754 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 133}}, {"id": "20563", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 13 Aralık 1754 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20564", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "13 Aralık 1754 tarihinde", "answer_start": 108}}, {"id": "20565", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "20566", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 133}}, {"id": "20567", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 155}}, {"id": "20568", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, kaçıncı Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "24. Osmanlı padişahı", "answer_start": 166}}, {"id": "20569", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "103. İslam halifesidir", "answer_start": 190}}, {"id": "20570", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 24. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 155}}, {"id": "20571", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "24. Osmanlı padişahı", "answer_start": 166}}, {"id": "20572", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim 103. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 155}}, {"id": "20573", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "103. İslam halifesidir", "answer_start": 190}}, {"id": "20574", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 214}}, {"id": "20575", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, kimin oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 225}}, {"id": "20576", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, II. Mustafa'nın neyi ve III. Ahmet'in yeğenidir?", "answers": {"text": "oğlu", "answer_start": 241}}, {"id": "20577", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve kimin yeğenidir?", "answers": {"text": "III. Ahmet'in", "answer_start": 249}}, {"id": "20578", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in neyidir?", "answers": {"text": "yeğenidir.", "answer_start": 263}}, {"id": "20579", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim II. Mustafa'nın oğludur?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 214}}, {"id": "20580", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud kimin oğludur?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 225}}, {"id": "20581", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud II. Mustafa'nın neyidir?", "answers": {"text": "oğlu", "answer_start": 241}}, {"id": "20582", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kim III. Ahmet'in yeğenidir?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 214}}, {"id": "20583", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud kimin yeğenidir?", "answers": {"text": "III. Ahmet'in", "answer_start": 249}}, {"id": "20584", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud III. Ahmet'in neyidir?", "answers": {"text": "yeğenidir.", "answer_start": 263}}, {"id": "20585", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 274}}, {"id": "20586", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 287}}, {"id": "20587", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un babası kim, annesi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 294}}, {"id": "20588", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un babası II. Mustafa, neyi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 307}}, {"id": "20589", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi kimdir?", "answers": {"text": "Saliha Sultan'dır", "answer_start": 314}}, {"id": "20590", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin babası II. Mustafa'dır?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 274}}, {"id": "20591", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi II. Mustafa'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 287}}, {"id": "20592", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un babası kimdir?", "answers": {"text": "II. Mustafa,", "answer_start": 294}}, {"id": "20593", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin annesi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 274}}, {"id": "20594", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi Saliha Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 307}}, {"id": "20595", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un annesi kimdir?", "answers": {"text": "Saliha Sultan'dır", "answer_start": 314}}, {"id": "20596", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 333}}, {"id": "20597", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "saltanatı", "answer_start": 346}}, {"id": "20598", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Ne 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un saltanatı", "answer_start": 333}}, {"id": "20599", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un saltanatı hangi tarihte başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "30 Eylül 1730 tarihinde", "answer_start": 356}}, {"id": "20600", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "13 Aralık 1754 tarihinde", "answer_start": 393}}, {"id": "20601", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 333}}, {"id": "20602", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "saltanatı", "answer_start": 346}}, {"id": "20603", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "30 Eylül 1730 tarihinde", "answer_start": 356}}, {"id": "20604", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Kimin saltanatı 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 333}}, {"id": "20605", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un neyi 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "saltanatı", "answer_start": 346}}, {"id": "20606", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "I. Mahmud'un saltanatı hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "30 Eylül 1730 tarihinde", "answer_start": 356}}, {"id": "20607", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Ne 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un saltanatı", "answer_start": 333}}, {"id": "20608", "context": "I. Mahmud, divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati, 2 Ağustos 1696 tarihinde Edirne'de doğumuştur, 13 Aralık 1754 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mahmud, 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. I. Mahmud, II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. I. Mahmud'un babası II. Mustafa, annesi Saliha Sultan'dır. I. Mahmud'un saltanatı 30 Eylül 1730 tarihinde başlamıştır, 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir.", "question": "Ne 13 Aralık 1754 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un saltanatı", "answer_start": 333}}, {"id": "20609", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "1591 yılında", "answer_start": 12}}, {"id": "20610", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "1591 yılında kim doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20611", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "1591 yılında", "answer_start": 12}}, {"id": "20612", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "1591 yılında kim doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20613", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Manisa'da", "answer_start": 25}}, {"id": "20614", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kim Manisa'da doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20615", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "20 Ocak 1639", "answer_start": 46}}, {"id": "20616", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "20 Ocak 1639 tarihinde kim ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20617", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "1639", "answer_start": 54}}, {"id": "20618", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "20 Ocak 1639 yılında kim ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20619", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "15. Osmanlı padişahı", "answer_start": 103}}, {"id": "20620", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "15. Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 91}}, {"id": "20621", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "94. İslam halifesidir", "answer_start": 127}}, {"id": "20622", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "94. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 91}}, {"id": "20623", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin akli dengesi bozuktur?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 174}}, {"id": "20624", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın neyi bozuktur?", "answers": {"text": "Akli dengesi", "answer_start": 150}}, {"id": "20625", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa kaç kere tahta çıktı?", "answers": {"text": "iki kere", "answer_start": 876}}, {"id": "20626", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kim iki kere tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 865}}, {"id": "20627", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ilk saltanatı ne kadar sürdü?", "answers": {"text": "96 gün", "answer_start": 203}}, {"id": "20628", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin ilk saltanatı 96 gün sürdü?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 174}}, {"id": "20629", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ikinci saltanatı ne kadar sürdü?", "answers": {"text": "1 yıl 3 ay 22 gün", "answer_start": 263}}, {"id": "20630", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin ikinci saltanatı 1 yıl 3 ay 22 gün sürdü?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 174}}, {"id": "20631", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ilk saltanatı hangi tarihte başladı?", "answers": {"text": "22 Kasım 1617", "answer_start": 211}}, {"id": "20632", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin ilk saltanatı 22 Kasım 1617'de başladı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 174}}, {"id": "20633", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ilk saltanatı hangi tarihte bitti?", "answers": {"text": "26 Şubat 1618", "answer_start": 227}}, {"id": "20634", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ilk saltanatı hangi yılda başladı?", "answers": {"text": "1617", "answer_start": 220}}, {"id": "20635", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ilk saltanatı hangi yılda bitti?", "answers": {"text": "1618;", "answer_start": 236}}, {"id": "20636", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ikinci saltanatı hangi tarihte başladı?", "answers": {"text": "19 Mayıs 1622", "answer_start": 282}}, {"id": "20637", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin ikinci saltanatı 19 Mayıs 1622'de başladı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 174}}, {"id": "20638", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ikinci saltanatı hangi tarihte bitti?", "answers": {"text": "10 Eylül 1623", "answer_start": 298}}, {"id": "20639", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ikinci saltanatı hangi yılda başladı?", "answers": {"text": "1622", "answer_start": 291}}, {"id": "20640", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın ikinci saltanatı hangi yılda bitti?", "answers": {"text": "1623,", "answer_start": 307}}, {"id": "20641", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimlerin ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı?", "answers": {"text": "Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla", "answer_start": 320}}, {"id": "20642", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla kim padişah yapıldı?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 389}}, {"id": "20643", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, kimin keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 487}}, {"id": "20644", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu?", "answers": {"text": "Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler", "answer_start": 417}}, {"id": "20645", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin tahttan indirilmesi sağlandı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 610}}, {"id": "20646", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın nereden indirilmesi sağlandı?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 626}}, {"id": "20647", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa yerine kim tahta çıkarıldı?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 734}}, {"id": "20648", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin yerine II. Osman tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın yerine", "answer_start": 712}}, {"id": "20649", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa'nın yerine II. Osman nereye çıkarıldı?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 744}}, {"id": "20650", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa neden ikinci kez tahta oturdu?", "answers": {"text": "II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu.", "answer_start": 806}}, {"id": "20651", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "I. Mustafa, kimin öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma sayesinde ikinci kez tahta oturdu?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 806}}, {"id": "20652", "context": "I. Mustafa, 1591 yılında Manisa'da doğmuştur, 20 Ocak 1639 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. I. Mustafa, 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Akli dengesi bozuk olan I. Mustafa'nın ilk saltanatı 96 gün, 22 Kasım 1617 – 26 Şubat 1618; ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün, 19 Mayıs 1622 – 10 Eylül 1623, sürdü. Psikolojik rahatsızlığının zamanla geçeceğini savunanların ısrarıyla I. Mustafa padişah yapıldı. Menfaatlerini I. Mustafa'nın padişahlığının devamında gören kimseler, I. Mustafa'nın keramet sahibi bir veli olduğunu iddia ediyordu. Akli zayıflığı nedeniyle padişahlık yapamayacağı anlaşılan I. Mustafa'nın, tahttan indirilmesi sağlandı. Bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa'nın yerine II. Osman tahta çıkarıldı. I. Mustafa'nın ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu. I. Mustafa iki kere tahta çıkmıştır.", "question": "Kimin ikinci kez tahta oturması ise II. Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanma ile oldu?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 761}}, {"id": "20653", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa'nın babası kimdir?", "answers": {"text": "Sultan III. Mehmed", "answer_start": 22}}, {"id": "20654", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kimin babası Sultan III. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 0}}, {"id": "20655", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa'nın neyi Sultan III. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 15}}, {"id": "20656", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa'nın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Valide Sultan", "answer_start": 53}}, {"id": "20657", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kimin annesi Valide Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 0}}, {"id": "20658", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa'nın nesi Valide Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 42}}, {"id": "20659", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Ahmed tahta çıktığında kimin hayatına dokunulmadı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 131}}, {"id": "20660", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kim tahta çıktığında I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 72}}, {"id": "20661", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kim on dokuz kardeşini öldürttü?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 175}}, {"id": "20662", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Neyin I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının", "answer_start": 175}}, {"id": "20663", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Halk tarafından nefretle karşılanmış olan nedir?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesi", "answer_start": 175}}, {"id": "20664", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesi kim tarafından nefretle karşılandı?", "answers": {"text": "halk tarafından", "answer_start": 223}}, {"id": "20665", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olması, kimin öldürülmemesinde etkisi vardı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 273}}, {"id": "20666", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişah kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 319}}, {"id": "20667", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kim kardeşinin arkasından tahta çıkmıştır?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 319}}, {"id": "20668", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa kimin arkasından tahta çıkmıştır?", "answers": {"text": "kardeşinin arkasından", "answer_start": 410}}, {"id": "20669", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "Kim, kardeşinin ardından tahta çıkmıştır?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 319}}, {"id": "20670", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa, kardeşi I. Ahmed ardından nereye çıkmıştır?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 432}}, {"id": "20671", "context": "I. Mustafa'nın babası Sultan III. Mehmed, annesi ise Valide Sultan'dır. I. Ahmed tahta çıktığında tek erkek kardeşi olarak bulunan I. Mustafa'nın hayatına dokunulmadı. Ayrıca III. Mehmed'in on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk tarafından nefretle karşılanmış olmasının da I. Mustafa'nın öldürülmemesinde etkisi vardı. I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır.", "question": "I. Mustafa, hangi kuralı bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişahtır?", "answers": {"text": "padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını", "answer_start": 358}}, {"id": "20701", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Ahmed öldüğünde kimin tahta çıkarılmasına karar verildi?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 183}}, {"id": "20702", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kim öldüğünde I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20703", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Genç Osman neden tahta çıkmadı?", "answers": {"text": "13 yaşında olduğu için", "answer_start": 83}}, {"id": "20704", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Hangi bakımdan I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi?", "answers": {"text": "hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından", "answer_start": 132}}, {"id": "20705", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından kimin tahta çıkarılmasına karar verildi?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 183}}, {"id": "20706", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kim 13 yaşında olduğu için tahta çıkmadı?", "answers": {"text": "Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman", "answer_start": 20}}, {"id": "20707", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu kimdir?", "answers": {"text": "Genç Osman", "answer_start": 72}}, {"id": "20708", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Sultan I. Mustafa, kimin vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti?", "answers": {"text": "ağabeyi Sultan I. Ahmed'in", "answer_start": 252}}, {"id": "20709", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Sultan I. Mustafa, ne üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti?", "answers": {"text": "ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine", "answer_start": 252}}, {"id": "20710", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta kim geçti?", "answers": {"text": "Sultan I. Mustafa", "answer_start": 233}}, {"id": "20711", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Hanedanın en yaşlı mensubu kimdir?", "answers": {"text": "Sultan I. Mustafa", "answer_start": 233}}, {"id": "20712", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Sultan I. Mustafa nerenin en yaşlı mensubu olarak tahta geçti?", "answers": {"text": "hanedanın", "answer_start": 311}}, {"id": "20713", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa ne olarak tahta geçti?", "answers": {"text": "hanedanın en yaşlı mensubu olarak", "answer_start": 311}}, {"id": "20714", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa hanedanın en yaşlı mensubu olarak nereye geçti?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 345}}, {"id": "20715", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kim devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 358}}, {"id": "20716", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa'nın devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etmesini kim tarafından göz önüne almadı?", "answers": {"text": "devlet erkânı", "answer_start": 458}}, {"id": "20717", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa ne ile ilgilenmediğini ifade etti?", "answers": {"text": "devlet meseleleri ile", "answer_start": 369}}, {"id": "20718", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek neyi kabul etmedi?", "answers": {"text": "saltanatı", "answer_start": 419}}, {"id": "20719", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmeyen kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 358}}, {"id": "20720", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Devlet işlerini ehline teslim etmek isteyen kimdir?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 519}}, {"id": "20721", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kim devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 519}}, {"id": "20722", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini kime teslim etmek istedi?", "answers": {"text": "ehline", "answer_start": 578}}, {"id": "20723", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline ne yapmak istedi?", "answers": {"text": "teslim etmek", "answer_start": 585}}, {"id": "20724", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kim, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 614}}, {"id": "20725", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa, ne zaman tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti?", "answers": {"text": "tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü", "answer_start": 626}}, {"id": "20726", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü ne yapıldı, yerine II. Osman geçti?", "answers": {"text": "tahttan indirildi", "answer_start": 674}}, {"id": "20727", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine kim geçti?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 700}}, {"id": "20728", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan hangi tarihte indirdiler?", "answers": {"text": "19 Mayıs 1622 tarihinde", "answer_start": 749}}, {"id": "20729", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Yeniçeriler 19 Mayıs 1622 tarihinde kimi tahttan indirdiler?", "answers": {"text": "II. Osman'ı", "answer_start": 729}}, {"id": "20730", "context": "I. Ahmed öldüğünde, Mahfiruz Hatice Sultan'dan doğma olan en büyük oğlu Genç Osman 13 yaşında olduğu için Genç Osman tahta çıkmadı, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Sultan I. Mustafa, ağabeyi Sultan I. Ahmed'in vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade etti, saltanatı kabul etmediyse de bu durum, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim I. Mustafa, tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Yeniçeriler II. Osman'ı tahttan 19 Mayıs 1622 tarihinde indirdiler.", "question": "Kimler 19 Mayıs 1622'de II. Osman'ı tahttan indirdiler?", "answers": {"text": "Yeniçeriler", "answer_start": 717}}, {"id": "20731", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kimin isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı?", "answers": {"text": "Genç Osman'ın", "answer_start": 0}}, {"id": "20732", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Genç Osman'ın kimler tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı?", "answers": {"text": "isyancılar tarafından", "answer_start": 14}}, {"id": "20733", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı kim tekrar tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 59}}, {"id": "20734", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Genç Osman kimler tarafından öldürüldü?", "answers": {"text": "isyancılar tarafından", "answer_start": 14}}, {"id": "20735", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Neden I. Mustafa tekrar tahta çıktı?", "answers": {"text": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı", "answer_start": 0}}, {"id": "20736", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Sultan II. Osman'ın, kim tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu?", "answers": {"text": "veziriazam Kara Davut Paşa tarafından", "answer_start": 121}}, {"id": "20737", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kimin veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu?", "answers": {"text": "Sultan II. Osman'ın", "answer_start": 100}}, {"id": "20738", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi neye sebep oldu?", "answers": {"text": "büyük karışıklıklara", "answer_start": 177}}, {"id": "20739", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim Davut Paşa'yı azletti?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 210}}, {"id": "20740", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa kimi azletti?", "answers": {"text": "Davut Paşa'yı", "answer_start": 222}}, {"id": "20741", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletmesine rağmen ne durmadı?", "answers": {"text": "isyanlar", "answer_start": 250}}, {"id": "20742", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılan neydi?", "answers": {"text": "İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar", "answer_start": 268}}, {"id": "20743", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar neyi gerekli kılıyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını", "answer_start": 339}}, {"id": "20744", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Nerede oluşan karışıklıklar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 268}}, {"id": "20745", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, nelerden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden", "answer_start": 339}}, {"id": "20746", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve nerede meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu?", "answers": {"text": "Anadolu'da", "answer_start": 304}}, {"id": "20747", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını ne kılıyordu?", "answers": {"text": "gerekli", "answer_start": 442}}, {"id": "20748", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kimler I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı", "answer_start": 461}}, {"id": "20749", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "Şeyhülislâm", "answer_start": 461}}, {"id": "20750", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve kim, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "devlet erkânı", "answer_start": 489}}, {"id": "20751", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, kimin yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 504}}, {"id": "20752", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine kimin tahta geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 526}}, {"id": "20753", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, ne konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda", "answer_start": 504}}, {"id": "20754", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın nereye geçmesi konusunda karara vardı?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 539}}, {"id": "20755", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın nereye geçmesi konusunda neye vardı?", "answers": {"text": "karara", "answer_start": 563}}, {"id": "20756", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa kaç yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuldu?", "answers": {"text": "1.5 yıl", "answer_start": 588}}, {"id": "20757", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa kimin fetvası ile tekrar tahttan indirildi?", "answers": {"text": "Şeyhülislam'ın", "answer_start": 678}}, {"id": "20758", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa neden 1.5 daha hüküm sürdükten sonra tahttan indirildi?", "answers": {"text": "akıl sağlığı bozuk olduğu için", "answer_start": 623}}, {"id": "20759", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa hangi tarihte tahttan indirildi?", "answers": {"text": "10 Eylül 1623", "answer_start": 654}}, {"id": "20760", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "10 Eylül 1623 tarihinde I. Mustafa yerine tahta kim geçirildi?", "answers": {"text": "11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat", "answer_start": 737}}, {"id": "20761", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "IV. Murat kaç yaşında tahta geçirildi?", "answers": {"text": "11 yaşında", "answer_start": 737}}, {"id": "20762", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde ne ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi?", "answers": {"text": "Şeyhülislam'ın fetvası", "answer_start": 678}}, {"id": "20763", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 577}}, {"id": "20764", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa yerine kimin oğlu olan IV. Murat tahta geçirildi?", "answers": {"text": "Kösem Sultan'ın", "answer_start": 766}}, {"id": "20765", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 813}}, {"id": "20766", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa, kimlerin özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır?", "answers": {"text": "annesinin ve kızlar ağasının", "answer_start": 825}}, {"id": "20767", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa, neye rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır?", "answers": {"text": "annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen", "answer_start": 825}}, {"id": "20768", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen nelere ilgi ve alaka duymamış?", "answers": {"text": "kadınlara", "answer_start": 877}}, {"id": "20769", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa'nın annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen neyi olmamıştır?", "answers": {"text": "çocuğu", "answer_start": 913}}, {"id": "20770", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ne duymamıştır?", "answers": {"text": "ilgi ve alaka", "answer_start": 887}}, {"id": "20771", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim kadınlara ilgi ve alaka duymamıştır?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 813}}, {"id": "20772", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra kaç yıl daha yaşadı?", "answers": {"text": "15 yıl", "answer_start": 978}}, {"id": "20773", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kim tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı?", "answers": {"text": "Sultan I. Mustafa", "answer_start": 932}}, {"id": "20774", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Sultan I. Mustafa nereden indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 950}}, {"id": "20775", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Sultan I. Mustafa neyden sonra 15 yıl daha yaşadı?", "answers": {"text": "tahttan indirildikten sonra", "answer_start": 950}}, {"id": "20776", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Rivayete göre I. Mustafa neden ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın emriyle", "answer_start": 1125}}, {"id": "20777", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Rivayete göre kimin emriyle I. Mustafa öldürülmüştür?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 1125}}, {"id": "20778", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Rivayete göre kim IV. Murad'ın emriyle öldürülmüştür?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 1146}}, {"id": "20779", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "20 Ocak 1639 günü kimin öldüğü sanılmaktadır?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 998}}, {"id": "20780", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa nerede geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır?", "answers": {"text": "Topkapı Sarayı'nda", "answer_start": 1028}}, {"id": "20781", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa ne zaman Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır?", "answers": {"text": "20 Ocak 1639 günü", "answer_start": 1010}}, {"id": "20782", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa neden öldüğü sanılmaktadır?", "answers": {"text": "20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle", "answer_start": 1010}}, {"id": "20783", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda nasıl öldüğü sanılmaktadır?", "answers": {"text": "geçirdiği bir sara krizi nedeniyle", "answer_start": 1047}}, {"id": "20784", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Kimin naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın", "answer_start": 1172}}, {"id": "20785", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "Ne, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir?", "answers": {"text": "I. Mustafa'nın naaşı", "answer_start": 1172}}, {"id": "20786", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa'nın naaşı, nerede Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir?", "answers": {"text": "Ayasofya Camii'nde", "answer_start": 1194}}, {"id": "20787", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde nereye defnedilmiştir?", "answers": {"text": "Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya", "answer_start": 1213}}, {"id": "20788", "context": "Genç Osman'ın isyancılar tarafından öldürülmesinden dolayı I. Mustafa tekrar tahta çıktı. Bu sırada Sultan II. Osman'ın, veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa'yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul'da oluşan karışıklıklar ve Anadolu'da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti'nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa'nın yerine IV. Murad'ın tahta geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirilip yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. I. Mustafa, annesinin ve kızlar ağasının özendirmelerine rağmen kadınlara ilgi ve alaka duymamış ve çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşadı. I. Mustafa, 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda geçirdiği bir sara krizi nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. Bir rivayete göreyse IV. Murad'ın emriyle I. Mustafa öldürülmüştür. I. Mustafa'nın naaşı, Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.", "question": "I. Mustafa'nın naaşı, nereye defnedilmiştir?", "answers": {"text": "Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya", "answer_start": 1194}}, {"id": "20789", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim denizdeki balıklara altın atıyor?", "answers": {"text": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20790", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa nelere altın atıyor?", "answers": {"text": "denizdeki balıklara", "answer_start": 32}}, {"id": "20791", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara ne atıyor?", "answers": {"text": "altın", "answer_start": 52}}, {"id": "20792", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim karşısına çıkanlara para dağıtıyordu?", "answers": {"text": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20793", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa karşısına çıkanlara ne dağıtıyordu?", "answers": {"text": "para", "answer_start": 86}}, {"id": "20794", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa kimlere para dağıtıyordu?", "answers": {"text": "karşısına çıkanlara", "answer_start": 66}}, {"id": "20795", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Saltanat hazinesini boşaltacak hale getiren davranışları ile kim dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 104}}, {"id": "20796", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa ne ile dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları", "answer_start": 115}}, {"id": "20797", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa neyi boşaltacak hale getiren davranışları ile dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "saltanat hazinesini", "answer_start": 115}}, {"id": "20798", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa hangi davranışları ile dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları", "answer_start": 115}}, {"id": "20799", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa saltanat hazinesini ne yapacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "boşaltacak", "answer_start": 135}}, {"id": "20800", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile ne yapıyordu?", "answers": {"text": "dikkat çekiyordu", "answer_start": 183}}, {"id": "20801", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile ne çekiyordu?", "answers": {"text": "dikkat", "answer_start": 183}}, {"id": "20802", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa hangi davranışları ile dikkat çekiyordu?", "answers": {"text": "saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları", "answer_start": 115}}, {"id": "20803", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 201}}, {"id": "20804", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 201}}, {"id": "20805", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, nerede orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "oturduğu köşkün önünde", "answer_start": 213}}, {"id": "20806", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde ne zaman oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "orta oyunu oynatıp seyrederken", "answer_start": 236}}, {"id": "20807", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde ne oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "orta oyunu", "answer_start": 236}}, {"id": "20808", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken kimlerden birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "oyunculardan", "answer_start": 267}}, {"id": "20809", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken kimi için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "oyunculardan birini çok beğendiği", "answer_start": 267}}, {"id": "20810", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, nerenin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "saray hazinesinin", "answer_start": 311}}, {"id": "20811", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin nelerini pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "en kıymetli mücevherlerini", "answer_start": 329}}, {"id": "20812", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini nereden atmıştı?", "answers": {"text": "pencereden", "answer_start": 356}}, {"id": "20813", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, neleri pencereden atmıştı?", "answers": {"text": "saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini", "answer_start": 311}}, {"id": "20814", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim zamansız sokağa çıkıyor?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 376}}, {"id": "20815", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa nereye zamansız çıkıyor?", "answers": {"text": "sokağa", "answer_start": 396}}, {"id": "20816", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim etraftakilere para dağıtıyor?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 376}}, {"id": "20817", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa etraftakilere ne dağıtıyor?", "answers": {"text": "para", "answer_start": 426}}, {"id": "20818", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa kimlere para dağıtıyor?", "answers": {"text": "etraftakilere", "answer_start": 412}}, {"id": "20819", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 376}}, {"id": "20820", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa ne zaman içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "divan toplantı halindeyken", "answer_start": 442}}, {"id": "20821", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa divan toplantı halindeyken içeri girerek kimlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "vezirlerin", "answer_start": 483}}, {"id": "20822", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin nelerini çıkarıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "kavuklarını", "answer_start": 494}}, {"id": "20823", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp ne yapıyor?", "answers": {"text": "yuvarlıyor", "answer_start": 514}}, {"id": "20824", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını ne yapıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "çıkarıp", "answer_start": 506}}, {"id": "20825", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa divan toplantı halindeyken nereye girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor?", "answers": {"text": "içeri", "answer_start": 469}}, {"id": "20826", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "Kim oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu?", "answers": {"text": "I. Mustafa", "answer_start": 376}}, {"id": "20827", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa nerede aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu?", "answers": {"text": "oturduğu köşkün önünde", "answer_start": 526}}, {"id": "20828", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa orta oyununu nereden seyrediyordu?", "answers": {"text": "pencereden", "answer_start": 600}}, {"id": "20829", "context": "İki defa tahta çıkan I. Mustafa denizdeki balıklara altın atıyor, karşısına çıkanlara para dağıtıyordu. I. Mustafa saltanat hazinesini boşaltacak bir hale getiren bu davranışları ile dikkat çekiyordu. I. Mustafa, oturduğu köşkün önünde orta oyunu oynatıp seyrederken oyunculardan birini çok beğendiği için ona, saray hazinesinin en kıymetli mücevherlerini pencereden atmıştı. I. Mustafa zamansız sokağa çıkıyor, etraftakilere para dağıtıyor, divan toplantı halindeyken içeri girerek vezirlerin kavuklarını çıkarıp yuvarlıyor, oturduğu köşkün önünde aynısını art arda tekrarlatarak orta oyunu oynatıp pencereden seyrediyordu.", "question": "I. Mustafa ne oynatıp pencereden seyrediyordu?", "answers": {"text": "orta oyunu", "answer_start": 581}}, {"id": "20830", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "25 Şubat 1643", "answer_start": 11}}, {"id": "20831", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim 25 Şubat 1643 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20832", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 35}}, {"id": "20833", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20834", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "6 Şubat 1695", "answer_start": 69}}, {"id": "20835", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim 6 Şubat 1695 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20836", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 92}}, {"id": "20837", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20838", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "51 yaşında", "answer_start": 58}}, {"id": "20839", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim 51 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20840", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kim, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 0}}, {"id": "20841", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed, hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "25 Şubat 1643 tarihinde", "answer_start": 11}}, {"id": "20842", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde nerede doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 35}}, {"id": "20843", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, kaç yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "51", "answer_start": 58}}, {"id": "20844", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında hangi tarihte Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "6 Şubat 1695 tarihinde", "answer_start": 69}}, {"id": "20845", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 92}}, {"id": "20846", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "21. Osmanlı padişahı", "answer_start": 123}}, {"id": "20847", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "21. Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 112}}, {"id": "20848", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "100. İslam halifesidir", "answer_start": 147}}, {"id": "20849", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "100. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 112}}, {"id": "20850", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin şleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 171}}, {"id": "20851", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed'in eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır", "answer_start": 192}}, {"id": "20852", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin çocukları, Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 228}}, {"id": "20853", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Şehzade Selim'in babası kimdir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 333}}, {"id": "20854", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Şehzade İbrahim'in babası kimdir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 333}}, {"id": "20855", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 333}}, {"id": "20856", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed'in babası kimdir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 353}}, {"id": "20857", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin babası Sultan İbrahim'dir?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 333}}, {"id": "20858", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 22 Haziran 1691 yılında başlamış ve 6 Şubat 1695 yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 408}}, {"id": "20859", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed'in saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691", "answer_start": 431}}, {"id": "20860", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 408}}, {"id": "20861", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed'in saltanatı hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"text": "6 Şubat 1695", "answer_start": 469}}, {"id": "20862", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde bitmiştir?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 408}}, {"id": "20863", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "II. Ahmed'in saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "4 yıl", "answer_start": 530}}, {"id": "20864", "context": "II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 51 yaşında 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Ahmed, 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. II. Ahmed'in eşleri, Rabia Sultan ve Şayeste Sultan'dır. II. Ahmed'in çocukları; Şehzade Selim, Şehzade İbrahim, Atike Sultan, Hatice Sultan ve Asiye Sultan'dır. II. Ahmed'in babası Sultan İbrahim, annesi ise Hatice Muzazzez Sultan'dır. II. Ahmed'in saltanatı 22 Haziran 1691 tarihinde başlamış ve 6 Şubat 1695 tarihinde sona ermiştir. II. Ahmed'in saltanatı 4 yıl sürmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 4 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "II. Ahmed'in", "answer_start": 507}}, {"id": "20865", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın lakabı nedir?", "answers": {"text": "Gazi", "answer_start": 20}}, {"id": "20866", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin lakabı Gazi'dir?", "answers": {"text": "II. Mustafa,", "answer_start": 0}}, {"id": "20867", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî'dir?", "answers": {"text": "II. Mustafa,", "answer_start": 0}}, {"id": "20868", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "İkbâlî", "answer_start": 55}}, {"id": "20869", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa hangi tarihte doğdu?", "answers": {"text": "6 Şubat 1664", "answer_start": 63}}, {"id": "20870", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa kaç yılında doğdu?", "answers": {"text": "1664", "answer_start": 71}}, {"id": "20871", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 6 Şubat 1664 tarihinde Edirne'de doğdu?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20872", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1664 yılında Edirne'de doğdu?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20873", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa nerede doğdu?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 76}}, {"id": "20874", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 6 Şubat 1664 tarihinde Edirne'de doğdu?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20875", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa hangi tarihte öldü?", "answers": {"text": "29 Aralık 1703", "answer_start": 93}}, {"id": "20876", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa kaç yılında öldü?", "answers": {"text": "1703", "answer_start": 103}}, {"id": "20877", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 29 Aralık 1703 tarihinde İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20878", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1703 yılında İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20879", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa nerede öldü?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 111}}, {"id": "20880", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 29 Aralık 1703 tarihinde İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 0}}, {"id": "20881", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "22. Osmanlı padişahı", "answer_start": 141}}, {"id": "20882", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 22. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 129}}, {"id": "20883", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "101. İslam halifesidir", "answer_start": 165}}, {"id": "20884", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 101. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 129}}, {"id": "20885", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "6 Şubat 1695", "answer_start": 293}}, {"id": "20886", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 267}}, {"id": "20887", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın saltanatı kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "1695", "answer_start": 301}}, {"id": "20888", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1695 yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 267}}, {"id": "20889", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın saltanatı hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "22 Ağustos 1703", "answer_start": 326}}, {"id": "20890", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 22 Ağustos 1703 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 267}}, {"id": "20891", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın saltanatı kaç yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "1703", "answer_start": 337}}, {"id": "20892", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1703 yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 267}}, {"id": "20893", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "8 yıl", "answer_start": 389}}, {"id": "20894", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 8 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 363}}, {"id": "20895", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'dan önce gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 437}}, {"id": "20896", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden önce gelen padişah II. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'dan", "answer_start": 406}}, {"id": "20897", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'dan sonra gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 468}}, {"id": "20898", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden sonra gelen padişah III. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'dan", "answer_start": 406}}, {"id": "20899", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan", "answer_start": 507}}, {"id": "20900", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 484}}, {"id": "20901", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın çocukları kimlerdir?", "answers": {"text": "I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır", "answer_start": 641}}, {"id": "20902", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin çocukları I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 484}}, {"id": "20903", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 995}}, {"id": "20904", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "39 yaşında", "answer_start": 1078}}, {"id": "20905", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 39 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Mustafa", "answer_start": 1066}}, {"id": "20906", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın babası kimdir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 212}}, {"id": "20907", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin babası IV. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 189}}, {"id": "20908", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "II. Mustafa'nın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan", "answer_start": 231}}, {"id": "20909", "context": "II. Mustafa, lakabı Gazi, divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî; 6 Şubat 1664 Edirne'de doğdu, 29 Aralık 1703'te İstanbul'da öldü. II. Mustafa 22. Osmanlı padişahı ve 101. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. II. Mustafa'nın saltanatı 6 Şubat 1695 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 1703 tarihinde bitmiştir. II. Mustafa'nın saltanatı 8 yıl sürmüştür. II. Mustafa'dan önceki padişah II. Ahmed, sonraki padişah ise III. Ahmed'dir. II. Mustafa'nın eşleri Âlicenâb Kadın, Afife Kadın, Hümaşah Kadın, Saliha Sultan, Şehsuvar Sultan, Hatice Kadın, Hanife Hatun ve Hafsa Sultan; çocukları ise I. Mahmut, Şehzade Mehmed, Şehzade Selim, Şehzade Murat, Şehzade Ahmed, III. Osman, Şehzade Hasan, Şehzade Hüseyin, Şehzade Ahmed, Atike Sultan, Büyük Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan, Büyük Rukiye Sultan, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Esma Sultan, Küçük Rukiye Sultan, Ümmügülsüm Sultan, Zeynep Sultan, Emetullah Sultan ve Küçük Ayşe Sultan'dır. II. Mustafa, Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişahtır. II. Mustafa 39 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 189}}, {"id": "20910", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "Farisî", "answer_start": 43}}, {"id": "20911", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim, divan edebiyatındaki mahlası Farisî'dir?", "answers": {"text": "II. Osman,", "answer_start": 0}}, {"id": "20912", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın neredeki mahlası Farisî'dir?", "answers": {"text": "divan edebiyatındaki", "answer_start": 11}}, {"id": "20913", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın tahttan indirildikten sonraki adı nedir?", "answers": {"text": "Osman Çelebi", "answer_start": 88}}, {"id": "20914", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi'dir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20915", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın adı ne zaman Osman Çelebi'dir?", "answers": {"text": "tahttan indirildikten sonraki", "answer_start": 51}}, {"id": "20916", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nereden indirildikten sonraki adı Osman Çelebi'dir?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 51}}, {"id": "20917", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "3 Kasım 1604", "answer_start": 102}}, {"id": "20918", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim 3 Kasım 1604 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20919", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "20 Mayıs 1622", "answer_start": 144}}, {"id": "20920", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"text": "1622", "answer_start": 153}}, {"id": "20921", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim 20 Mayıs 1622 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20922", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 125}}, {"id": "20923", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 161}}, {"id": "20924", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20925", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20926", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "20927", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, neredeki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "divan edebiyatındaki", "answer_start": 11}}, {"id": "20928", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla ne, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "Farisî", "answer_start": 43}}, {"id": "20929", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, nereden indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 51}}, {"id": "20930", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, ne zamanki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "tahttan indirildikten sonraki", "answer_start": 51}}, {"id": "20931", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla ne, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "Osman Çelebi", "answer_start": 88}}, {"id": "20932", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, hangi tarihte İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "3 Kasım 1604 tarihinde", "answer_start": 102}}, {"id": "20933", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde nerede doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 125}}, {"id": "20934", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, hangi tarihte İstanbul'da öldü?", "answers": {"text": "20 Mayıs 1622'de", "answer_start": 144}}, {"id": "20935", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de nerede öldü?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 161}}, {"id": "20936", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "95. İslam halifesidir", "answer_start": 214}}, {"id": "20937", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim 95. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 179}}, {"id": "20938", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "16. Osmanlı padişahı", "answer_start": 190}}, {"id": "20939", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 179}}, {"id": "20940", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, kaçıncı Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "16. Osmanlı padişahı", "answer_start": 190}}, {"id": "20941", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "95. İslam halifesidir", "answer_start": 214}}, {"id": "20942", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim 16. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 179}}, {"id": "20943", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın babası kimdir?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 257}}, {"id": "20944", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Mahfiruz Hatice Sultan", "answer_start": 274}}, {"id": "20945", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kimin annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 237}}, {"id": "20946", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kimin babası I. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 237}}, {"id": "20947", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kimin babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 237}}, {"id": "20948", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın neyi I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 250}}, {"id": "20949", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın babası kim, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 257}}, {"id": "20950", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın babası I. Ahmed, neyi Mahfiruz Hatice Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 267}}, {"id": "20951", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi kimdir?", "answers": {"text": "Mahfiruz Hatice Sultan'dır", "answer_start": 274}}, {"id": "20952", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kaç yaşında iken Osmanlı tahtına oturdu?", "answers": {"text": "14 yaşında", "answer_start": 313}}, {"id": "20953", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim 14 yaşında Osmanlı tahtına oturdu?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 302}}, {"id": "20954", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim, Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 302}}, {"id": "20955", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman ne zaman neden tahta oturdu?", "answers": {"text": "amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine", "answer_start": 330}}, {"id": "20956", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kimin tahttan indirilmesi üzerine II. Osman, Osmanlı tahtı oturdu?", "answers": {"text": "Sultan I. Mustafa'nın", "answer_start": 337}}, {"id": "20957", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine nereye oturdu?", "answers": {"text": "Osmanlı tahtına", "answer_start": 387}}, {"id": "20958", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, amcası Sultan I. Mustafa'nın nereden indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 359}}, {"id": "20959", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davranı?", "answers": {"text": "II. Osman'ın annesi", "answer_start": 411}}, {"id": "20960", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kimin annesi II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 411}}, {"id": "20961", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için ne yaptı?", "answers": {"text": "çok titiz davrandı.", "answer_start": 460}}, {"id": "20962", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın annesi, kimin yetişmesi için çok titiz davrandı?", "answers": {"text": "II. Osman'ın", "answer_start": 432}}, {"id": "20963", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman'ın annesi ne için çok titiz davrandı?", "answers": {"text": "II. Osman'ın yetişmesi için", "answer_start": 432}}, {"id": "20964", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Annesi, II. Osman'ın yetişmesi için ne kadar titiz davrandı?", "answers": {"text": "çok titiz davrandı", "answer_start": 460}}, {"id": "20965", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim iyi bir terbiye ve tahsil gördü?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 480}}, {"id": "20966", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman ne gördü?", "answers": {"text": "iyi bir terbiye ve tahsil", "answer_start": 490}}, {"id": "20967", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nasıl bir terbiye ve tahsil gördü?", "answers": {"text": "iyi", "answer_start": 490}}, {"id": "20968", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim Arapça ve Farsça öğrendi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 523}}, {"id": "20969", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman hangi dilleri öğrendi?", "answers": {"text": "Arapça ve Farsça", "answer_start": 533}}, {"id": "20970", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman hangi dili ve Farsça öğrendi?", "answers": {"text": "Arapça", "answer_start": 533}}, {"id": "20971", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman Arapça ve hangi dili öğrendi?", "answers": {"text": "Farsça", "answer_start": 543}}, {"id": "20972", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kimlerle evlendi?", "answers": {"text": "Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile", "answer_start": 635}}, {"id": "20973", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 559}}, {"id": "20974", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kimlerin kızları ile evlendi?", "answers": {"text": "Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın", "answer_start": 635}}, {"id": "20975", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 821}}, {"id": "20976", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman, planlarını uygulayacak ne bulamadı?", "answers": {"text": "sadrazam", "answer_start": 868}}, {"id": "20977", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Tahttan indirilerek çeşitli hakaretlere ve saldırılara maruz kalan kimdir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 887}}, {"id": "20978", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülen kimdir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 887}}, {"id": "20979", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman kimler tarafından boğularak öldürülmüştür?", "answers": {"text": "yeniçeriler", "answer_start": 999}}, {"id": "20980", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nerede öldürülmüştür?", "answers": {"text": "Yedikule zindanlarında", "answer_start": 976}}, {"id": "20981", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nasıl ölmüştür?", "answers": {"text": "yeniçeriler tarafından boğularak", "answer_start": 999}}, {"id": "20982", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Ayaklanmada öldürülen ilk padişah kimdir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 1287}}, {"id": "20983", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "En genç vefat eden padişah kimdir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 1287}}, {"id": "20984", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "Kim ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 1287}}, {"id": "20985", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman nerede öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir?", "answers": {"text": "ayaklanmada", "answer_start": 1297}}, {"id": "20986", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman ayaklanmada öldürülen nedir, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir?", "answers": {"text": "ilk padişahtır", "answer_start": 1319}}, {"id": "20987", "context": "II. Osman, divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî, tahttan indirildikten sonraki adıyla Osman Çelebi, 3 Kasım 1604 tarihinde İstanbul'da doğdu, 20 Mayıs 1622'de İstanbul'da öldü. II. Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. II. Osman'ın babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Hatice Sultan'dır. II. Osman, 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. II. Osman'ın annesi, II. Osman'ın yetişmesi için çok titiz davrandı. II. Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. II. Osman Arapça ve Farsça öğrendi. II. Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. II. Osman kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. II. Osman, tahttan indirilerek çeşitli hakarete ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule zindanlarında yeniçeriler tarafından boğularak öldürülmüştür. II. Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan aldı. II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, Osmanlı padişahları arasında en genç vefat edenidir.", "question": "II. Osman ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır, kimlerin arasında en genç vefat edenidir?", "answers": {"text": "Osmanlı padişahları", "answer_start": 1335}}, {"id": "20988", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Dinyester ırmağı hangi iki ülke arasında sınır oluşturuyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı ve Lehistan", "answer_start": 78}}, {"id": "20989", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi ırmak Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu?", "answers": {"text": "Dinyester ırmağı", "answer_start": 60}}, {"id": "20990", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında ne oluşturuyordu?", "answers": {"text": "sınır", "answer_start": 107}}, {"id": "20991", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi savaşlarda Lehistan ilişkileri gerginleşti?", "answers": {"text": "Osmanlı-Avusturya savaşlarında", "answer_start": 128}}, {"id": "20992", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Osmanlı ve Avusturya savaşlarında hangi ülke ilişkileri gerginleşti?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 159}}, {"id": "20993", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Askeri birliklerin geçimini Lehistan'a yaptığı akınlarla sağlayan kimdi?", "answers": {"text": "Kırım Hanı", "answer_start": 198}}, {"id": "20994", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kırım Hanı, hangi ülkeye yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu?", "answers": {"text": "Lehistan'a", "answer_start": 210}}, {"id": "20995", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin kalesini 1617'de kimler işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Lehliler", "answer_start": 281}}, {"id": "20996", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Lehliler nereye ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Boğdan'a", "answer_start": 291}}, {"id": "20997", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Lehliler, Boğdan'a ait hangi kaleyi 1617'de işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Hotin kalesini", "answer_start": 304}}, {"id": "20998", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Lehliler Hotin kalesini hangi yılda işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "1617'de", "answer_start": 319}}, {"id": "20999", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kimler Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı?", "answers": {"text": "Lehliler", "answer_start": 352}}, {"id": "21000", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Lehliler hangi ülkelerin içişlerine müdahale ediyorlardı?", "answers": {"text": "Eflak ve Erdel'in", "answer_start": 362}}, {"id": "21001", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Muhalefetlere rağmen Lehistan seferini yapmaya kim karar verdi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 432}}, {"id": "21002", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman neye rağmen Lehistan seferini yapmaya karar verdi?", "answers": {"text": "kendisine yapılan muhalefetlere rağmen", "answer_start": 443}}, {"id": "21003", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman muhalefetlere rağmen neye karar verdi?", "answers": {"text": "Lehistan seferine", "answer_start": 482}}, {"id": "21004", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman muhalefetlere rağmen hangi seferi yapmaya karar verdi?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 482}}, {"id": "21005", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler", "answer_start": 522}}, {"id": "21006", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kimler Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler", "answer_start": 522}}, {"id": "21007", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, nerede bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Prut kıyısında", "answer_start": 576}}, {"id": "21008", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Lehlileri nerede eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Prut kıyısında bulunan Yaş'ta", "answer_start": 576}}, {"id": "21009", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, kimleri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Lehlileri", "answer_start": 607}}, {"id": "21010", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri ne zaman bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "eylül 1620'de", "answer_start": 617}}, {"id": "21011", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kimin komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı?", "answers": {"text": "Özi Beylerbeyi İskender Paşa", "answer_start": 522}}, {"id": "21012", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kim 1621'de Lehistan Seferine çıktı?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 651}}, {"id": "21013", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman ne zaman Lehistan Seferine çıktı?", "answers": {"text": "1621'de", "answer_start": 662}}, {"id": "21014", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman, 1621'de hangi sefere çıktı?", "answers": {"text": "Lehistan Seferine", "answer_start": 670}}, {"id": "21015", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "II. Osman, 1621'de nereye çıktı?", "answers": {"text": "Lehistan Seferine", "answer_start": 670}}, {"id": "21016", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Lehler, ordularını güçlendirmek için hangi ülkeden takviye aldılar?", "answers": {"text": "Avusturya'dan", "answer_start": 732}}, {"id": "21017", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Kimler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye aldılar?", "answers": {"text": "Lehler", "answer_start": 695}}, {"id": "21018", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi ordu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi?", "answers": {"text": "Osmanlı Ordusu", "answer_start": 763}}, {"id": "21019", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Osmanlı Ordusu hangi tarihte Hotin önlerine geldi?", "answers": {"text": "2 Eylül 1621'de", "answer_start": 778}}, {"id": "21020", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de nereye geldi?", "answers": {"text": "Hotin önlerine", "answer_start": 794}}, {"id": "21021", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi tarihte Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi?", "answers": {"text": "29 Eylül 1621 tarihinde", "answer_start": 834}}, {"id": "21022", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "29 Eylül 1621 tarihinde hangi ülke ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 858}}, {"id": "21023", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile hangi ülke, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 870}}, {"id": "21024", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "29 Eylül 1621 tarihinde hangi ülkeler, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi?", "answers": {"text": "Osmanlı ile Lehistan", "answer_start": 858}}, {"id": "21025", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, hangi antlaşmayı yaparak sefere son verdi?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması", "answer_start": 880}}, {"id": "21026", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak ne yaptı?", "answers": {"text": "sefere son verdi", "answer_start": 905}}, {"id": "21027", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 923}}, {"id": "21028", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, kimler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak?", "answers": {"text": "Lehler", "answer_start": 949}}, {"id": "21029", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Lehler ve kimler birbirlerinin topraklarına saldırmayacak?", "answers": {"text": "Osmanlılar", "answer_start": 959}}, {"id": "21030", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, kimler birbirlerinin topraklarına saldırmayacak?", "answers": {"text": "Lehler ve Osmanlılar", "answer_start": 949}}, {"id": "21031", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Lehler ve Osmanlılar nereye saldırmayacak?", "answers": {"text": "birbirlerinin topraklarına", "answer_start": 970}}, {"id": "21032", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 923}}, {"id": "21033", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, hangi ülke eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 1012}}, {"id": "21034", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Lehistan eskiden olduğu gibi kime 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Kırım Hanı'na", "answer_start": 1041}}, {"id": "21035", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na kaç düka altın verecekti?", "answers": {"text": "40.000", "answer_start": 1055}}, {"id": "21036", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na ne verecekti?", "answers": {"text": "40.000 düka altın", "answer_start": 1055}}, {"id": "21037", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Hotin Antlaşması'na göre", "answer_start": 923}}, {"id": "21038", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; kimler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Lehler", "answer_start": 949}}, {"id": "21039", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve kimler birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Osmanlılar", "answer_start": 959}}, {"id": "21040", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar nereye saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "birbirlerinin topraklarına", "answer_start": 970}}, {"id": "21041", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar kimlerin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "birbirlerinin", "answer_start": 970}}, {"id": "21042", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, hangi ülke eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 1012}}, {"id": "21043", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi kime 40.000 düka altın verecekti?", "answers": {"text": "Kırım Hanı'na", "answer_start": 1041}}, {"id": "21044", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na kaç düka altın verecekti?", "answers": {"text": "40.000", "answer_start": 1055}}, {"id": "21045", "context": "Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı, Osmanlı ve Lehistan arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleşti. Fakat Kırım Hanı, Lehistan'a yaptığı akınlarla askeri birliklerinin geçimini sağlıyordu. Lehliler, Boğdan'a ait Hotin kalesini 1617'de işgal etmişlerdi. Ayrıca Lehliler, Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale ediyorlardı. Bu olaylar üzerine II. Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Prut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri eylül 1620'de bozguna uğratmıştı. II. Osman, 1621'de Lehistan Seferine çıktı. Lehler, ordularını güçlendirmek için Avusturya'dan takviye adlılar. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1621'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve 29 Eylül 1621 tarihinde Osmanlı ile Lehistan, Hotin Antlaşması yaparak sefere son verdi. Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na 40.000 düka altın verecekti.", "question": "Hotin Antlaşması'na göre; Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanı'na ne verecekti?", "answers": {"text": "40.000 düka altın", "answer_start": 1055}}, {"id": "21046", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Hangi padişah yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak istiyordu?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21047", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman hangi ocakları ortadan kaldırmak istiyordu?", "answers": {"text": "yeniçeri ve sipahi ocaklarını", "answer_start": 83}}, {"id": "21048", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, yeniçeri ve sipahi ocaklarının yerine ne kurmak istedi?", "answers": {"text": "Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu", "answer_start": 167}}, {"id": "21049", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim, yeniçeri ve sipahi ocaklarının yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21050", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21051", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün nerenin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "devletin", "answer_start": 59}}, {"id": "21052", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, hangi yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan", "answer_start": 11}}, {"id": "21053", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan neleri ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "yeniçeri ve sipahi ocakları", "answer_start": 132}}, {"id": "21054", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ne yapmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "ortadan kaldırmak,", "answer_start": 113}}, {"id": "21055", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, ne ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "yeniçeri", "answer_start": 132}}, {"id": "21056", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve ne ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "sipahi", "answer_start": 144}}, {"id": "21057", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocakları ortadan kaldırmak, yeniçeri ve neleri yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "sipahi ocakları", "answer_start": 144}}, {"id": "21058", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine hangi ülke, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "Anadolu", "answer_start": 167}}, {"id": "21059", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, hangi ülke ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "Suriye", "answer_start": 176}}, {"id": "21060", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve hangi ülke Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "Mısır", "answer_start": 186}}, {"id": "21061", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine kimlerden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden", "answer_start": 167}}, {"id": "21062", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan ne kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "yeni bir ordu", "answer_start": 213}}, {"id": "21063", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine ne kurmak istiyordu?", "answers": {"text": "Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak", "answer_start": 167}}, {"id": "21064", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek için yeniçeri ve sipahi ocaklarını kaldırmak istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 245}}, {"id": "21065", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 372}}, {"id": "21066", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, nerenin başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istedi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun", "answer_start": 383}}, {"id": "21067", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, ney, İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istedi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini", "answer_start": 383}}, {"id": "21068", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini nereden Anadolu'ya taşımak istedi?", "answers": {"text": "İstanbul'dan", "answer_start": 420}}, {"id": "21069", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan hangi şehre taşımak istedi?", "answers": {"text": "Bursa", "answer_start": 482}}, {"id": "21070", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan hangi bölgeye taşımak istedi?", "answers": {"text": "Anadolu'ya", "answer_start": 433}}, {"id": "21071", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim İlmiye Sınıfı'nın devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 510}}, {"id": "21072", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman neden İlmiye Sınıfı'nın devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istedi?", "answers": {"text": "İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle", "answer_start": 521}}, {"id": "21073", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın devlet üzerindeki etkilerini nasıl yok etmek istedi?", "answers": {"text": "İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak", "answer_start": 577}}, {"id": "21074", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman neyin devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istedi?", "answers": {"text": "İlmiye Sınıfı'nın", "answer_start": 577}}, {"id": "21075", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman hangi sınıfın devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istedi?", "answers": {"text": "İlmiye Sınıfı'nın", "answer_start": 577}}, {"id": "21076", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 682}}, {"id": "21077", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman kimlerin devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "padişah ve yakınlarının", "answer_start": 732}}, {"id": "21078", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine kimler ile evlenmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "Türk ailelerinden kızları ile", "answer_start": 793}}, {"id": "21079", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman padişah ve yakınlarının kimlerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "devşirmelerle", "answer_start": 756}}, {"id": "21080", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine kimlerin kızları ile evlenmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "Türk ailelerinden", "answer_start": 793}}, {"id": "21081", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 855}}, {"id": "21082", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, nelerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "giysilerde", "answer_start": 866}}, {"id": "21083", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, hangi kıyafetler yerine yalın kıyafetlerin giyilmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine", "answer_start": 899}}, {"id": "21084", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine hangi giysilerin giyilmesini sağlamak istedi?", "answers": {"text": "yalın giysilerin", "answer_start": 946}}, {"id": "21085", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "Kim Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenlemek istedi?", "answers": {"text": "II. Osman", "answer_start": 995}}, {"id": "21086", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, kimlerin yaptıkları yasaları yeniden düzenlemek istedi?", "answers": {"text": "Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın", "answer_start": 1006}}, {"id": "21087", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman neyi yeniden düzenleyerek imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istedi?", "answers": {"text": "Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları", "answer_start": 1006}}, {"id": "21088", "context": "II. Osman, artık iyice bozulmaya başlayan ve her geçen gün devletin başına iş açan yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırmak, yeniçeri ve sipahi ocakları yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türkleri'nden oluşan yeni bir ordu kurmak istiyordu. II. Osman, dönme ve devşirmelerle dolmuş devlet mekanizması temizlemek, yerlerine Türk milletinden kişiler getirmek istiyordu. II. Osman, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'dan Anadolu'ya, büyük olasılıkla bir Türk şehri olan Bursa'ya taşımak istiyordu. II. Osman, İlmiye Sınıfı'nın artık yozlaşmaya başlaması nedeniyle, İlmiye Sınıfı'nın ekonomik ve siyasi güçlerini kırarak devlet üzerindeki etkilerini yok etmek istiyordu. II. Osman, saray geleneklerini değiştirerek artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kızları ile evlenmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, giysilerde değişiklikler yaparak eski gösterişli kavuk ve kaftanlar yerine daha yalın giysilerin giyilmesini sağlamak istiyordu. II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeniden düzenleyerek, imparatorluğun yeni koşullarına uydurmak istiyordu.", "question": "II. Osman, Fatih Sultan Mehmet'in ve Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptıkları yasaları yeni koşullara nasıl uydurmak istedi?", "answers": {"text": "yeniden düzenleyerek,", "answer_start": 1078}}, {"id": "21109", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "49 yaşında", "answer_start": 283}}, {"id": "21110", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kim 49 yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 270}}, {"id": "21111", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "4 yıl", "answer_start": 219}}, {"id": "21112", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kimin saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp, 4 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 168}}, {"id": "21113", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691", "answer_start": 236}}, {"id": "21114", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kimin saltanatı 22 Haziran 1691'de bitmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 168}}, {"id": "21115", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "8 Kasım 1687", "answer_start": 194}}, {"id": "21116", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kimin saltanatı 8 Kasım 1687'de başlamıştır?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 168}}, {"id": "21117", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "20. Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 107}}, {"id": "21118", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "20. Osmanlı padişahı", "answer_start": 121}}, {"id": "21119", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "99. İslam halifesidir", "answer_start": 145}}, {"id": "21120", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "99. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 107}}, {"id": "21121", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "15 Nisan 1642", "answer_start": 14}}, {"id": "21122", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "15 Nisan 1642'de kim doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21123", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 38}}, {"id": "21124", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "15 Nisan 1642'de kim İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21125", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691", "answer_start": 61}}, {"id": "21126", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kim 22 Haziran 1691 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21127", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 87}}, {"id": "21128", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kim 22 Haziran 1691'de Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21129", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kim, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21130", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "15 Nisan 1642", "answer_start": 14}}, {"id": "21131", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde nerede doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 38}}, {"id": "21132", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, hangi tarihte Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691", "answer_start": 61}}, {"id": "21133", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 87}}, {"id": "21134", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kim, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 107}}, {"id": "21135", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, kaçıncı Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "20.", "answer_start": 121}}, {"id": "21136", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "99.", "answer_start": 145}}, {"id": "21137", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Kimin saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 168}}, {"id": "21138", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "Ne, 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın saltanatı", "answer_start": 168}}, {"id": "21139", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı hangi tarihte başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "8 Kasım 1687'de", "answer_start": 194}}, {"id": "21140", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp kaç yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "4", "answer_start": 219}}, {"id": "21141", "context": "II. Süleyman, 15 Nisan 1642 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 22 Haziran 1691 tarihinde Edirne'de ölmüştür. II. Süleyman, 20. Osmanlı padişahı ve 99. İslam halifesidir. II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, 22 Haziran 1691'de sona ermiştir. II. Süleyman 49 yaşında vefat etmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın saltanatı 8 Kasım 1687'de başlayıp 4 yıl sürmüştür, hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691'de", "answer_start": 236}}, {"id": "21142", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Kim, tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 289}}, {"id": "21143", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, ne zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir?", "answers": {"text": "tahta geçirileceği zaman", "answer_start": 372}}, {"id": "21144", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, tahta geçirileceği zaman ne yapmıştır?", "answers": {"text": "buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir", "answer_start": 397}}, {"id": "21145", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek kimlere direnmiştir?", "answers": {"text": "muhafızlara", "answer_start": 439}}, {"id": "21146", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişah kimdir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 289}}, {"id": "21147", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, ne olarak bekleyen padişahtır?", "answers": {"text": "Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak", "answer_start": 303}}, {"id": "21148", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, hangi tarihte en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır?", "answers": {"text": "Osmanlı tarihinde", "answer_start": 303}}, {"id": "21149", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen nedir?", "answers": {"text": "padişahtır", "answer_start": 358}}, {"id": "21150", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Kim IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı sultanı oldu?", "answers": {"text": "Sultan II. Süleyman", "answer_start": 187}}, {"id": "21151", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Sultan II. Süleyman, kimin tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı sultanı oldu?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 208}}, {"id": "21152", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Sultan II. Süleyman, ne üzerine Osmanlı sultanı oldu?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine", "answer_start": 208}}, {"id": "21153", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine ne oldu?", "answers": {"text": "Osmanlı sultanı", "answer_start": 267}}, {"id": "21154", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Kim hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçirdi?", "answers": {"text": "Sultan II. Süleyman", "answer_start": 187}}, {"id": "21155", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Sultan II. Süleyman hayatının kaç yılını bir dairede hapis geçirdi?", "answers": {"text": "40 yılını", "answer_start": 151}}, {"id": "21156", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Sultan II. Süleyman hayatının 40 yılını nerede hapis geçirdi?", "answers": {"text": "bir dairede", "answer_start": 161}}, {"id": "21157", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman şehzadeliğinde nasıl bir tahsil gördü?", "answers": {"text": "iyi bir tahsil gördü.", "answer_start": 28}}, {"id": "21158", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "Kim, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 50}}, {"id": "21159", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman ne zaman sarayda hususi hocalardan ders aldı?", "answers": {"text": "Sultan IV. Mehmed Han zamanında", "answer_start": 72}}, {"id": "21160", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında nerede hususi hocalardan ders aldı?", "answers": {"text": "sarayda", "answer_start": 104}}, {"id": "21161", "context": "II. Süleyman şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının 40 yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir.", "question": "II. Süleyman, kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda kimlerden ders aldı?", "answers": {"text": "hususi hocalardan", "answer_start": 112}}, {"id": "21162", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kalabalık bir grup saraya yürüyerek kimden zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti?", "answers": {"text": "padişahtan", "answer_start": 577}}, {"id": "21163", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan neyi çıkarmasını talep etti?", "answers": {"text": "sancak-ı şerifi", "answer_start": 623}}, {"id": "21164", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan ne talep etti?", "answers": {"text": "zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti.", "answer_start": 588}}, {"id": "21165", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Sadrazam Siyavuş Paşa hangi tarihte öldürülmüştür?", "answers": {"text": "22 Ocak 1688", "answer_start": 308}}, {"id": "21166", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kim zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür?", "answers": {"text": "sadrazam Siyavuş Paşa", "answer_start": 360}}, {"id": "21167", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Sadrazam Siyavuş Paşa kimler tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür?", "answers": {"text": "zorbalar", "answer_start": 382}}, {"id": "21168", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Ne ile 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi?", "answers": {"text": "Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle", "answer_start": 124}}, {"id": "21169", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta ne gerçekleştirildi?", "answers": {"text": "normal bir divan toplantısı", "answer_start": 173}}, {"id": "21170", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle ne zaman normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi?", "answers": {"text": "22 Aralık'ta", "answer_start": 160}}, {"id": "21171", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle ne gerçekleştirildi?", "answers": {"text": "22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı", "answer_start": 160}}, {"id": "21172", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra ilk sorun neydi?", "answers": {"text": "askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu", "answer_start": 35}}, {"id": "21173", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kim tahta çıktıktan ilk sorun, askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusuydu?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21174", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra ilk sorun, kimlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusuydu?", "answers": {"text": "askerlere", "answer_start": 35}}, {"id": "21175", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra ilk sorun, hangi bahşiş ile ulufelerin ödenmesi konusuydu?", "answers": {"text": "askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi", "answer_start": 35}}, {"id": "21176", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra ilk sorun, askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile nelerin ödenmesi konusuydu?", "answers": {"text": "ulufelerin", "answer_start": 75}}, {"id": "21177", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Kimin tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 846}}, {"id": "21178", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman'ın nereye çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 862}}, {"id": "21179", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "Neyden itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın tahta çıkışından", "answer_start": 846}}, {"id": "21180", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık kaç ay süren karışıklıklara son verilebildi?", "answers": {"text": "dört", "answer_start": 897}}, {"id": "21181", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren ne kadar süren karışıklıklara son verilebildi?", "answers": {"text": "yaklaşık dört ay", "answer_start": 888}}, {"id": "21182", "context": "II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Ulufelerin ödemesi yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılmasını, sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vakası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.", "question": "II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren nelere son verilebildi?", "answers": {"text": "karışıklıklara", "answer_start": 911}}, {"id": "21183", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kim, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "Sultan II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "21184", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, nereye çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 21}}, {"id": "21185", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, ne zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "tahta çıktığı zaman", "answer_start": 21}}, {"id": "21186", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman nerede Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı ordularında", "answer_start": 41}}, {"id": "21187", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında hangi bozgun ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "Viyana bozgunu", "answer_start": 61}}, {"id": "21188", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve ne kaybı devam ediyordu?", "answers": {"text": "toprak", "answer_start": 100}}, {"id": "21189", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve ne devam ediyordu?", "answers": {"text": "toprak kaybı", "answer_start": 100}}, {"id": "21190", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Budin, Osmanlı'nın kaç yıllık toprağıydı?", "answers": {"text": "160 yıllık", "answer_start": 261}}, {"id": "21191", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı'nın 160 yıllık toprağı neresiydi?", "answers": {"text": "Budin", "answer_start": 288}}, {"id": "21192", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi ülke Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u işgal ettikten sonra Budin'e girdiler?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 207}}, {"id": "21193", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Avusturya Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u işgal ettikten sonra nereye girdiler?", "answers": {"text": "160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e", "answer_start": 261}}, {"id": "21194", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kim tahta çıktığı zaman Avusturyalılar Budin'e girmişti?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 129}}, {"id": "21195", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman Avusturya nereye girmişti?", "answers": {"text": "160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e", "answer_start": 261}}, {"id": "21196", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman hangi ülke 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 207}}, {"id": "21197", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Avusturya ne zaman Budin'e girmişti?", "answers": {"text": "Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından", "answer_start": 221}}, {"id": "21198", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kim tahta çıktığı zaman Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 129}}, {"id": "21199", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman Venedikliler nereyi işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Mora yarımadasını", "answer_start": 176}}, {"id": "21200", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman kimler Mora yarımadasını işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Venedikliler", "answer_start": 163}}, {"id": "21201", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Venedikliler ne zaman Mora yarımadasını işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman", "answer_start": 129}}, {"id": "21202", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kim tahta çıktığı zaman Avusturyalılar Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 129}}, {"id": "21203", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman Avusturya nereyi işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u", "answer_start": 221}}, {"id": "21204", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman hangi ülke Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 207}}, {"id": "21205", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Avusturyalılar ne zaman Vişegrad, Uyvar ve Estergon'u işgal etmişlerdi?", "answers": {"text": "II. Süleyman tahta çıktığı zaman", "answer_start": 129}}, {"id": "21206", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi devletin düştüğü mağlubiyetler, Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı devletinin", "answer_start": 410}}, {"id": "21207", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini ne körüklüyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler", "answer_start": 410}}, {"id": "21208", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, neredeki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu?", "answers": {"text": "Anadolu'daki", "answer_start": 499}}, {"id": "21209", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler neye sebep oluyordu?", "answers": {"text": "hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu.", "answer_start": 452}}, {"id": "21210", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti neden sonra ermek üzereydi?", "answers": {"text": "Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için", "answer_start": 306}}, {"id": "21211", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için neredeki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi?", "answers": {"text": "Macaristan'daki", "answer_start": 353}}, {"id": "21212", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kim Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu?", "answers": {"text": "Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa", "answer_start": 550}}, {"id": "21213", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa ne Rumeli'de ne yapıyordu?", "answers": {"text": "yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu.", "answer_start": 603}}, {"id": "21214", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Yeğen Osman Paşa nerede yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu?", "answers": {"text": "Rumeli'de", "answer_start": 593}}, {"id": "21215", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı 8 Eylül 1688'de nereyi kaybetti?", "answers": {"text": "Belgrad'ı", "answer_start": 686}}, {"id": "21216", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi devlet 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 654}}, {"id": "21217", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı, Belgrad'ı hangi tarihte kaybetti?", "answers": {"text": "8 Eylül 1688", "answer_start": 670}}, {"id": "21218", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi devletin Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı?", "answers": {"text": "Osmanlı'nın", "answer_start": 706}}, {"id": "21219", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı'nın nereyi kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı?", "answers": {"text": "Belgrad'ı", "answer_start": 718}}, {"id": "21220", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı'nın nereyi kaybetmesi, kimlere Balkanların yolunu açtı?", "answers": {"text": "Avusturyalılara", "answer_start": 740}}, {"id": "21221", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara nerenin yolunu açtı?", "answers": {"text": "Balkanların", "answer_start": 756}}, {"id": "21222", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi neye sebep oldu?", "answers": {"text": "Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı", "answer_start": 740}}, {"id": "21223", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Nereler Avusturyalılar tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Bosna, Erdel ve Eflak", "answer_start": 781}}, {"id": "21224", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Bosna, Erdel ve Eflak kimler tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Avusturyalılar", "answer_start": 803}}, {"id": "21225", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi tarihte Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar?", "answers": {"text": "30 Ekim 1688'de", "answer_start": 926}}, {"id": "21226", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "30 Ekim 1688'de kim komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar?", "answers": {"text": "Çelebi İbrahim Paşa", "answer_start": 942}}, {"id": "21227", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri hangi zaferi kazandılar?", "answers": {"text": "Eğriboz zaferi", "answer_start": 995}}, {"id": "21228", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "1689 yazında kim Avusturya seferine çıktı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 1037}}, {"id": "21229", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "II. Süleyman, Avusturya seferine ne zaman çıktı?", "answers": {"text": "1689 yazında", "answer_start": 1024}}, {"id": "21230", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "1689 yazında II. Süleyman hangi sefere çıktı?", "answers": {"text": "Avusturya seferine", "answer_start": 1051}}, {"id": "21231", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kimler 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar?", "answers": {"text": "Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri", "answer_start": 1077}}, {"id": "21232", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, hangi tarihte Gladova ve Orşova'yı geri aldılar?", "answers": {"text": "8 Temmuz 1690'da", "answer_start": 1147}}, {"id": "21233", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da nereyi geri aldılar?", "answers": {"text": "Gladova ve Orşova'yı", "answer_start": 1164}}, {"id": "21234", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da ne yaptı?", "answers": {"text": "Gladova ve Orşova'yı geri aldılar", "answer_start": 1164}}, {"id": "21235", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kanije hangi tarihte Avusturya'nın eline geçti?", "answers": {"text": "11 Temmuz 1690'da", "answer_start": 1207}}, {"id": "21236", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Kanije 11 Temmuz 1690'da hangi devletin eline geçti?", "answers": {"text": "Avusturya'nın", "answer_start": 1225}}, {"id": "21237", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Neresi 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçti?", "answers": {"text": "Kanije", "answer_start": 1199}}, {"id": "21238", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Hangi devlet 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu?", "answers": {"text": "Osmanlı devleti", "answer_start": 1327}}, {"id": "21239", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devleti hangi tarihte Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu?", "answers": {"text": "8 Ekim 1690", "answer_start": 1343}}, {"id": "21240", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da nereyi geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu?", "answers": {"text": "Belgrad'ı", "answer_start": 1358}}, {"id": "21241", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede ne oldu?", "answers": {"text": "Tuna hattı yeniden kuruldu", "answer_start": 1391}}, {"id": "21242", "context": "Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. II. Süleyman tahta çıktığı zaman; Venedikliler Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'da çok fazla toprak kaybettiği için Macaristan'daki Osmanlı hakimiyeti sonra ermek üzereydi. Osmanlı devletinin düştüğü mağlubiyetler, hazine gelirleri üzerinde olumsuz etkiliyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa Rumeli'de yolsuzluk yapıp zorla usulsüz vergiler topluyordu. Osmanlı Devleti 8 Eylül 1688'de Belgrad'ı kaybetti. Osmanlı'nın Belgrad'ı kaybetmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya'nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri aldı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu.", "question": "Osmanlı devleti 8 Ekim 1690'da ne yaptı ve bu sayede Tuna hattı yeniden kuruldu?", "answers": {"text": "Belgrad'ı geri aldı", "answer_start": 1358}}, {"id": "21243", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in babası kimdir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 276}}, {"id": "21244", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin babası Sultan İbrahim'dir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 255}}, {"id": "21245", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Turhan Sultan'dır", "answer_start": 299}}, {"id": "21246", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin annesi Turhan Sultan'dır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 255}}, {"id": "21247", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "19. Osmanlı padişahı", "answer_start": 146}}, {"id": "21248", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 19. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 134}}, {"id": "21249", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "98. İslam halifesidir.", "answer_start": 170}}, {"id": "21250", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 98. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 134}}, {"id": "21251", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed hangi lakapla anılırdı?", "answers": {"text": "Avcı Mehmed lakabıyla", "answer_start": 12}}, {"id": "21252", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim Avcı Mehmed lakabıyla anılırdı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21253", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed nasıl anılırdı?", "answers": {"text": "Avcı Mehmed lakabıyla", "answer_start": 12}}, {"id": "21254", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "2 Ocak 1642", "answer_start": 57}}, {"id": "21255", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 2 Ocak 1642'de doğmuştur?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21256", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 1642 yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21257", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 69}}, {"id": "21258", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21259", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "6 Ocak 1693", "answer_start": 102}}, {"id": "21260", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 6 Ocak 1693'de ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21261", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim 1687 yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21262", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 69}}, {"id": "21263", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim Edirne'de ölmüştür?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 45}}, {"id": "21264", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 193}}, {"id": "21265", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, kimin Turhan Sultan'dan olan oğludur?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 205}}, {"id": "21266", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in kimden olan oğludur?", "answers": {"text": "Turhan Sultan'dan", "answer_start": 223}}, {"id": "21267", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 255}}, {"id": "21268", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in neyi Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 269}}, {"id": "21269", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in babası kim, annesi Turhan Sultan'dır?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 276}}, {"id": "21270", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, neyi Turhan Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 292}}, {"id": "21271", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi kimdir?", "answers": {"text": "Turhan Sultan'dır", "answer_start": 299}}, {"id": "21272", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 255}}, {"id": "21273", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, kimin tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "babasının", "answer_start": 330}}, {"id": "21274", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, babasının nereden indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 340}}, {"id": "21275", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, neyin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "babasının tahttan indirilmesinin", "answer_start": 330}}, {"id": "21276", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından ne zaman 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "1648'de", "answer_start": 372}}, {"id": "21277", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de kaç yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "6", "answer_start": 380}}, {"id": "21278", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim tahta çıkan en genç padişah oldu?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 318}}, {"id": "21279", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 424}}, {"id": "21280", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, neye düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır?", "answers": {"text": "ava", "answer_start": 436}}, {"id": "21281", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, neden avcı lakabıyla anılmıştır?", "answers": {"text": "ava düşkünlüğünden dolayı", "answer_start": 436}}, {"id": "21282", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı hangi lakapla anılmıştır?", "answers": {"text": "avcı lakabıyla", "answer_start": 462}}, {"id": "21283", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kim, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 489}}, {"id": "21284", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, kaç yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "39", "answer_start": 501}}, {"id": "21285", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla kimden sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "I. Süleyman'dan", "answer_start": 524}}, {"id": "21286", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan nere padişahıdır?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 577}}, {"id": "21287", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed kimdir?", "answers": {"text": "39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır", "answer_start": 501}}, {"id": "21288", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 598}}, {"id": "21289", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Ne 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in saltanatı", "answer_start": 598}}, {"id": "21290", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in saltanatı ne zaman başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "8 Ağustos 1648'de", "answer_start": 622}}, {"id": "21291", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, ne zaman sona ermiştir?", "answers": {"text": "8 Kasım 1687'de", "answer_start": 650}}, {"id": "21292", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in saltanatı ne zaman başlamıştır?", "answers": {"text": "8 Ağustos 1648'de", "answer_start": 622}}, {"id": "21293", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlamıştır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 598}}, {"id": "21294", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin saltanatı 8 Kasım 1687'de sona ermiştir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 598}}, {"id": "21295", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in saltanatı ne zaman sona ermiştir?", "answers": {"text": "8 Kasım 1687'de", "answer_start": 650}}, {"id": "21296", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "Kimin Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır?", "answers": {"text": "IV. Mehmed'in", "answer_start": 681}}, {"id": "21297", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in kimler olmak üzere iki eşi vardır?", "answers": {"text": "Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan", "answer_start": 695}}, {"id": "21298", "context": "IV. Mehmed, Avcı Mehmed lakabıyla da anılır. IV. Mehmed, 2 Ocak 1642 İstanbul'da doğmuştur, ölümü ise 6 Ocak 1693 Edirne'de ölmüştür. IV. Mehmed, 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. IV. Mehmed, Sultan İbrahim'in Turhan Sultan'dan olan oğludur. IV. Mehmed'in babası Sultan İbrahim, annesi Turhan Sultan'dır. IV. Mehmed, babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 6 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. IV. Mehmed, ava düşkünlüğünden dolayı avcı lakabıyla anılmıştır. IV. Mehmed, 39 yıllık saltanatıyla I. Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmed'in saltanatı 8 Ağustos 1648'de başlayıp, 8 Kasım 1687'de sona ermiştir. IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere iki eşi vardır.", "question": "IV. Mehmed'in Emetullah Rabia Gülnuş Sultan ve Afife Sultan olmak üzere kaç eşi vardır?", "answers": {"text": "iki", "answer_start": 753}}, {"id": "21299", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Hangi yılda yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından Köprülü Mehmet Paşa sadrazam oldu?", "answers": {"text": "1656 yılında", "answer_start": 1086}}, {"id": "21300", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa'yı kim sadrazam yaptı?", "answers": {"text": "Turhan Sultan", "answer_start": 1138}}, {"id": "21301", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa neden sadrazam oldu?", "answers": {"text": "1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere", "answer_start": 1086}}, {"id": "21302", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa kaç yılında sadrazam oldu?", "answers": {"text": "1656 yılında", "answer_start": 1086}}, {"id": "21303", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Köprülü Mehmet Paşa kim tarafından sadrazam yapıldı?", "answers": {"text": "Turhan Sultan tarafından", "answer_start": 1138}}, {"id": "21304", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "İstanbul'da neden panik ortaya çıktı?", "answers": {"text": "Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için", "answer_start": 993}}, {"id": "21305", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için nerede panik ortaya çıktı?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 1054}}, {"id": "21306", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaş sonrasında Bozcaada ile Limni kimlerin eline geçti?", "answers": {"text": "Venediklilerin", "answer_start": 918}}, {"id": "21307", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Hangi yılda Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı?", "answers": {"text": "1656 yılında", "answer_start": 779}}, {"id": "21308", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde kimlerle yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı?", "answers": {"text": "Venedik donanmasıyla", "answer_start": 819}}, {"id": "21309", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta kimler ağır bir yenilgi aldı?", "answers": {"text": "Osmanlı donanması", "answer_start": 856}}, {"id": "21310", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "1656 yılında Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması nerede ağır bir yenilgi aldı?", "answers": {"text": "Çanakkale boğazı önlerinde", "answer_start": 792}}, {"id": "21311", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ne aldı?", "answers": {"text": "ağır bir yenilgi", "answer_start": 874}}, {"id": "21312", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Kimler öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı?", "answers": {"text": "30 devlet adamı ve saray ağası", "answer_start": 627}}, {"id": "21313", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri neredeki bir çınar ağacına asıldı?", "answers": {"text": "Sultanahmet Meydanı'nda", "answer_start": 680}}, {"id": "21314", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri nereye asıldı?", "answers": {"text": "Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına", "answer_start": 680}}, {"id": "21315", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, neleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı?", "answers": {"text": "cesetleri", "answer_start": 670}}, {"id": "21316", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asılması olayına ne denir?", "answers": {"text": "Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı)", "answer_start": 741}}, {"id": "21317", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Hangi olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir?", "answers": {"text": "30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya", "answer_start": 627}}, {"id": "21318", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Ayaklananların padişaha verdikleri listedeki 30 devlet adamının ve saray ağasının cesetleri nereye asıldı?", "answers": {"text": "çınar ağacına", "answer_start": 605}}, {"id": "21319", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Kimlerin cesetleri çınar ağacına asıldı?", "answers": {"text": "Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası", "answer_start": 473}}, {"id": "21320", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Ayaklananların padişaha verdikleri listedeki 30 devlet adamının ve saray ağasının cesetleri ne yapıldı?", "answers": {"text": "Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı", "answer_start": 577}}, {"id": "21321", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "IV. Mehmed döneminde neden İstanbul'da ayaklanma çıktı?", "answers": {"text": "askerlere para verilmediği için", "answer_start": 412}}, {"id": "21322", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için nerede ayaklanma çıktı?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 444}}, {"id": "21323", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Hangi dönemde askerlere para verilmediği için ayaklanma çıktı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed döneminde", "answer_start": 391}}, {"id": "21324", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Kimler, devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldu?", "answers": {"text": "Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar", "answer_start": 288}}, {"id": "21325", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar ne yaptı?", "answers": {"text": "devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular.", "answer_start": 339}}, {"id": "21326", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Tarhuncu Ahmet Paşa, rakipleri tarafından kimin gözünden düşürüldü ve öldürtüldü?", "answers": {"text": "padişahın", "answer_start": 244}}, {"id": "21327", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Kim, rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü?", "answers": {"text": "Tarhuncu Ahmet Paşa", "answer_start": 203}}, {"id": "21328", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Tarhuncu Ahmet Paşa kimler tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü?", "answers": {"text": "rakipleri tarafından", "answer_start": 223}}, {"id": "21329", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Kim gereksiz giderleri azaltıp tüm görevlilere vergi koydu?", "answers": {"text": "Tarhuncu Ahmet Paşa", "answer_start": 150}}, {"id": "21330", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan kimdir?", "answers": {"text": "Tarhuncu Ahmet Paşa", "answer_start": 150}}, {"id": "21331", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "Tarhuncu Ahmet Paşa'yı kim sadrazam yaptı?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21332", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "IV. Mehmed 1652 yılında kimi sadrazam yaptı?", "answers": {"text": "Tarhuncu Ahmet Paşa'yı", "answer_start": 53}}, {"id": "21333", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "IV. Mehmed, Tarhuncu Ahmed Paşa'yı hangi yılda sadrazam yaptı?", "answers": {"text": "1652 yılında", "answer_start": 12}}, {"id": "21334", "context": "IV. Mehmed, 1652 yılında mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin gelirini artırdı. Ancak Tarhuncu Ahmet Paşa rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. IV. Mehmed döneminde askerlere para verilmediği için İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtülüp, cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı ve bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir. 1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Venedikliler, Çanakkale Boğazı'nı kontrol altına aldığı için İstanbul'da panik ortaya çıktı. 1656 yılında iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.", "question": "IV. Mehmed, Tarhuncu Ahmed Paşa'yı neden sadrazam yaptı?", "answers": {"text": "mali durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı.", "answer_start": 25}}, {"id": "21335", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın nerede idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur?", "answers": {"text": "Belgrad'ta", "answer_start": 52}}, {"id": "21336", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra kim sadrazam olmuştur?", "answers": {"text": "Kara İbrahim Paşa", "answer_start": 146}}, {"id": "21337", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Kara İbrahim Paşa, kimin Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın", "answer_start": 19}}, {"id": "21338", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Kara İbrahim Paşa ne zaman sadrazam olmuştur?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında", "answer_start": 19}}, {"id": "21339", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Hangi devlet, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 183}}, {"id": "21340", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Osmanlı, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek nereye çekilmiştir?", "answers": {"text": "Belgrad'a", "answer_start": 250}}, {"id": "21341", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Osmanlı, hangi savaşta ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir?", "answers": {"text": "İkinci Viyana Kuşatması'nda", "answer_start": 200}}, {"id": "21342", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa nerede idam edilmiştir?", "answers": {"text": "Belgrad'ta", "answer_start": 302}}, {"id": "21343", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Kim Belgrad'ta idam edilmiştir?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", "answer_start": 273}}, {"id": "21344", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden kim sorumlu görülmüştür?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", "answer_start": 330}}, {"id": "21345", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden idam edilmiştir?", "answers": {"text": "İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için", "answer_start": 360}}, {"id": "21346", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "Kim İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir?", "answers": {"text": "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", "answer_start": 330}}, {"id": "21347", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "İkinci Viyana Kuşatması kaç yılında gerçekleşmiştir?", "answers": {"text": "1683 yılında", "answer_start": 463}}, {"id": "21348", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "1683 yılında hangi kuşatma gerçekleşmiştir?", "answers": {"text": "İkinci Viyana Kuşatması", "answer_start": 439}}, {"id": "21349", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "İkinci Viyana Kuşatması ne kadar sürmüştür?", "answers": {"text": "2 ay", "answer_start": 493}}, {"id": "21350", "context": "Kara İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında sadrazam olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan sonra Kara İbrahim Paşa sadrazam olmuştur. Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatması'nda ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'ta idam edilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İkinci Viyana Kuşatması'nın yenilgisinden sorumlu olduğu için idam edilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması 1683 yılında gerçekleşmiştir, 2 ay sürmüştür.", "question": "1683 yılında hangi kuşatma 2 ay sürmüştür?", "answers": {"text": "İkinci Viyana Kuşatması", "answer_start": 439}}, {"id": "21351", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "17. Osmanlı padişahı", "answer_start": 11}}, {"id": "21352", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "17. Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21353", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "96. İslam halifesidir", "answer_start": 35}}, {"id": "21354", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "96. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21355", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21356", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, kaçıncı Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "17.", "answer_start": 11}}, {"id": "21357", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "96.", "answer_start": 35}}, {"id": "21358", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, 17. ne ve 96. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "Osmanlı padişahı", "answer_start": 15}}, {"id": "21359", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. nedir?", "answers": {"text": "İslam halifesidir", "answer_start": 39}}, {"id": "21360", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 58}}, {"id": "21361", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, Osmanlı'nın ilk kaç padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir?", "answers": {"text": "10", "answer_start": 85}}, {"id": "21362", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde nedir?", "answers": {"text": "sefere çıkan nadir isimlerdendir.", "answer_start": 110}}, {"id": "21363", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kimin en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 144}}, {"id": "21364", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad'ın en önemli seferleri nelerdir?", "answers": {"text": "Revan ve Bağdat seferidir", "answer_start": 177}}, {"id": "21365", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad'ın en önemli neleri Revan ve Bağdat seferidir?", "answers": {"text": "seferleri", "answer_start": 167}}, {"id": "21366", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad neden Bağdat fatihi olarak anılıyordu?", "answers": {"text": "Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı", "answer_start": 204}}, {"id": "21367", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim Bağdat fatihi olarak anılıyordu?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 269}}, {"id": "21368", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad ne olarak anılıyordu?", "answers": {"text": "Bağdat fatihi", "answer_start": 241}}, {"id": "21369", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad kaç yaşında tahta çıktı?", "answers": {"text": "11 yaşında", "answer_start": 279}}, {"id": "21370", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad idareyi tam anlamıyla hangi yılda eline aldı?", "answers": {"text": "1632 yılında", "answer_start": 381}}, {"id": "21371", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "27 yaşında", "answer_start": 422}}, {"id": "21372", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim 27 yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 348}}, {"id": "21373", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "1640 yılında", "answer_start": 406}}, {"id": "21374", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim 1640 yılında vefat etmiştir?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 348}}, {"id": "21375", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "Kim Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında yer alır?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 445}}, {"id": "21376", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, hangi devrin büyük şahsiyetleri arasında anılır?", "answers": {"text": "Osmanlı devrinin", "answer_start": 456}}, {"id": "21377", "context": "IV. Murad, 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesidir. IV. Murad, Osmanlı'nın ilk 10 padişahının haricinde sefere çıkan nadir isimlerdendir. IV. Murad'ın en önemli seferleri Revan ve Bağdat seferidir. Revan ve Bağdat seferlerinden dolayı Bağdat fatihi olarak anılan IV. Murad 11 yaşında tahta çıktı fakat idare annesi Kösem Sultan'ın elindeydi. IV. Murad, idareyi tam anlamıyla 1632 yılında eline aldı, 1640 yılında ve 27 yaşında vefat etti. IV. Murad, Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri arasında anılır.", "question": "IV. Murad, ne arasında anılır?", "answers": {"text": "Osmanlı devrinin büyük şahsiyetleri", "answer_start": 456}}, {"id": "21378", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "1612 yılında", "answer_start": 0}}, {"id": "21379", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1612 yılında kim doğmuştur?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 31}}, {"id": "21380", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 13}}, {"id": "21381", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın babası kimdir?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 52}}, {"id": "21382", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kimin babası I. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 31}}, {"id": "21383", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Kösem Sultan", "answer_start": 69}}, {"id": "21384", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kimin annesi Kösem Sultan'dır?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 31}}, {"id": "21385", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kimin tesiriyle tahta çıktı?", "answers": {"text": "Kösem Sultan'ın", "answer_start": 223}}, {"id": "21386", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 87}}, {"id": "21387", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad neye rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı?", "answers": {"text": "çok küçük yaşta olmasına rağmen", "answer_start": 184}}, {"id": "21388", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kaç yılında sultan olmuştur?", "answers": {"text": "1623 yılında", "answer_start": 262}}, {"id": "21389", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, saltanatının ilk zamanlarında neden annesinin etkisi altında kaldı?", "answers": {"text": "küçük yaşından ötürü", "answer_start": 327}}, {"id": "21390", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı?", "answers": {"text": "IV.Murad,", "answer_start": 287}}, {"id": "21391", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, ne zaman küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı?", "answers": {"text": "saltanatının ilk zamanlarında", "answer_start": 297}}, {"id": "21392", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü kimin etkisi altında kaldı?", "answers": {"text": "annesinin", "answer_start": 348}}, {"id": "21393", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, tahtın idaresini ne zaman eline aldı?", "answers": {"text": "Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra", "answer_start": 469}}, {"id": "21394", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, tahtın idaresini hangi yıl eline aldı?", "answers": {"text": "1632 yılında", "answer_start": 507}}, {"id": "21395", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad 1632 yılında kimleri ortadan kaldırdıktan sonra tahtın idaresini eline aldı?", "answers": {"text": "Recep Paşa'yı ve zorbalarını", "answer_start": 478}}, {"id": "21396", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim 1632 yılında Recep Paşa'yı ve zorbalarını ortadan kaldırdıktan sonra tahtın idaresini eline aldı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 441}}, {"id": "21397", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Neredeki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açıyordu?", "answers": {"text": "İstanbul'daki", "answer_start": 609}}, {"id": "21398", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "İstanbul'daki otorite boşluğu kimlerin kendi başlarına hareket etmesine yol açıyordu?", "answers": {"text": "taşradaki idarecilerin", "answer_start": 639}}, {"id": "21399", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "İstanbul'daki otorite boşluğu neredeki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açıyordu?", "answers": {"text": "taşradaki", "answer_start": 639}}, {"id": "21400", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "İstanbul'daki otorite boşluğu neye yol açıyordu?", "answers": {"text": "taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine", "answer_start": 639}}, {"id": "21401", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Abaza Paşa nereyi hakimiyeti altına aldı?", "answers": {"text": "Erzurum ve çevresini", "answer_start": 779}}, {"id": "21402", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1624 yılında neresi Safevilerin eline geçti?", "answers": {"text": "Bağdat", "answer_start": 875}}, {"id": "21403", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kaç yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti?", "answers": {"text": "1624 yılında", "answer_start": 862}}, {"id": "21404", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1624 yılında Bağdat, kimlerin eline geçti?", "answers": {"text": "Safevilerin", "answer_start": 883}}, {"id": "21405", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kaç yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı?", "answers": {"text": "1630", "answer_start": 1094}}, {"id": "21406", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1630 yılında çıkılan hangi seferden de bir sonuç alınamadı?", "answers": {"text": "ikinci Bağdat Seferi'nden", "answer_start": 1115}}, {"id": "21407", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de ne alınamadı?", "answers": {"text": "bir sonuç", "answer_start": 1144}}, {"id": "21408", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Ne zaman Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde", "answer_start": 1165}}, {"id": "21409", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Ne zaman mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde", "answer_start": 1165}}, {"id": "21410", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın saltanatının döneminde ne problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu?", "answers": {"text": "mezhep problemleri", "answer_start": 1254}}, {"id": "21411", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın saltanatının döneminde mezhep problemleri nerede de kendini gösteriyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı topraklarında da", "answer_start": 1273}}, {"id": "21412", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın saltanatının döneminde Avrupa hangi savaşların buhranı içindeydi?", "answers": {"text": "Otuzyıl Savaşları'nın", "answer_start": 1211}}, {"id": "21413", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad'ın saltanatının döneminde neresi Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi?", "answers": {"text": "Avrupa", "answer_start": 1204}}, {"id": "21414", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Neredeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti?", "answers": {"text": "Osmanlı içindeki", "answer_start": 1320}}, {"id": "21415", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca kim kendi otoritesini kurmak için harekete geçti?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 1371}}, {"id": "21416", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad ne için harekete geçti?", "answers": {"text": "kendi otoritesini kurmak için", "answer_start": 1381}}, {"id": "21417", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Ne zaman IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti?", "answers": {"text": "Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca", "answer_start": 1320}}, {"id": "21418", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Osmanlı içindeki ne had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti?", "answers": {"text": "asayişsizlik", "answer_start": 1337}}, {"id": "21419", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak ne yaptı?", "answers": {"text": "zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti,", "answer_start": 1484}}, {"id": "21420", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 1427}}, {"id": "21421", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak kimleri bertaraf etti?", "answers": {"text": "zorbalaşan devlet adamlarını", "answer_start": 1484}}, {"id": "21422", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad ne için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti?", "answers": {"text": "kendi otoritesini kurmak için", "answer_start": 1437}}, {"id": "21423", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim, zorbalaşan devlet adamlarının bertaraf için sert yöntemlere başvurdu?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 1427}}, {"id": "21424", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, zorbalaşan devlet adamlarının bertarafı için nasıl yöntemlere başvurdu?", "answers": {"text": "sert", "answer_start": 1539}}, {"id": "21425", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, zorbalaşan devlet adamlarının bertarafı için neye başvurdu?", "answers": {"text": "sert yöntemlere", "answer_start": 1539}}, {"id": "21426", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kaç yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "1623 yılında", "answer_start": 1621}}, {"id": "21427", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılında şehrin ne kadarını kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "beşte birini", "answer_start": 1641}}, {"id": "21428", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, neredeki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "Cibalikapısı dışındaki", "answer_start": 1672}}, {"id": "21429", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, kimin sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının", "answer_start": 1672}}, {"id": "21430", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılında neye, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "şehrin beşte birini kül eden yangına,", "answer_start": 1634}}, {"id": "21431", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Neye Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına", "answer_start": 1621}}, {"id": "21432", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, nere dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "Cibalikapısı", "answer_start": 1672}}, {"id": "21433", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Hangi yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu?", "answers": {"text": "1623 yılındaki yangın sebebiyle", "answer_start": 1752}}, {"id": "21434", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılındaki yangın sebebiyle, neredeki eserler mahvolmuştu?", "answers": {"text": "pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler", "answer_start": 1785}}, {"id": "21435", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılındaki yangın sebebiyle neler mahvolmuştu?", "answers": {"text": "pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler", "answer_start": 1785}}, {"id": "21436", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "1623 yılındaki ne sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu?", "answers": {"text": "yangın", "answer_start": 1767}}, {"id": "21437", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 2014}}, {"id": "21438", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad nereleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "kahvehaneleri", "answer_start": 2024}}, {"id": "21439", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kahvehaneleri ne bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "yeni bir yangın çıkar bahanesiyle", "answer_start": 2038}}, {"id": "21440", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve neyi yasakladı?", "answers": {"text": "tütünü", "answer_start": 2084}}, {"id": "21441", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad neyi yasakladı?", "answers": {"text": "tütünü", "answer_start": 2084}}, {"id": "21442", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 2014}}, {"id": "21443", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kimin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle,", "answer_start": 1947}}, {"id": "21444", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Neden, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı?", "answers": {"text": "1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından", "answer_start": 1852}}, {"id": "21445", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 2102}}, {"id": "21446", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, hangi yılda İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı?", "answers": {"text": "1634 yılında", "answer_start": 2113}}, {"id": "21447", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında hangi sefere çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı?", "answers": {"text": "İran Seferi'ne", "answer_start": 2126}}, {"id": "21448", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce nereleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı?", "answers": {"text": "meyhaneleri", "answer_start": 2155}}, {"id": "21449", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, neleri yasakladı?", "answers": {"text": "kahve ve tütünden sonra içkiyi de", "answer_start": 2179}}, {"id": "21450", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra neyi de yasakladı?", "answers": {"text": "içkiyi", "answer_start": 2203}}, {"id": "21451", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, kaç yılında içkiyi yasakladı?", "answers": {"text": "1634 yılında", "answer_start": 2113}}, {"id": "21452", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında içkiyi yasakladı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 2102}}, {"id": "21453", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad, 1634 yılında neyi yasakladı?", "answers": {"text": "içkiyi", "answer_start": 2203}}, {"id": "21454", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "Kim şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 2238}}, {"id": "21455", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad ne katline neden olan ilk padişah olmuştur?", "answers": {"text": "şeyhülislam", "answer_start": 2248}}, {"id": "21456", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad neye neden olan ilk padişah olmuştur?", "answers": {"text": "şeyhülislam katline", "answer_start": 2248}}, {"id": "21457", "context": "1612 yılında İstanbul'da doğan IV. Murad'ın, babası I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. IV. Murad, amcası I. Mustafa'nın akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilmesiyle henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen annesi Kösem Sultan'ın tesiriyle tahta çıktı. 1623 yılında sultan olan IV.Murad, saltanatının ilk zamanlarında küçük yaşından ötürü annesinin etkisi altında kaldı. 9 yıl boyunca devrin olaylarında herhangi bir tesiri olmadı. IV. Murad, tahtın idaresini Sadrazam Recep Paşa'yı ve zorbalarını 1632 yılında ortadan kaldırdıktan sonra eline aldı. Devlet bu dönemde oldukça sıkıntı içindeydi; zira İstanbul'daki otorite boşluğu taşradaki idarecilerin kendi başlarına hareket etmesine yol açtığı gibi katledilen Sultan Osman'ın kanını dava etme iddiasıyla ortaya çıkan Erzurum ve çevresini hakimiyeti altına alan Abaza Paşa ciddi problemler oluşturdu. 1624 yılında Bağdat, Safevilerin eline geçti ancak geri almak IV. Murad'ın ilk hedefiydi. Bağdat'a gönderdiği paşa uzun çarpışmalar sonucunda bir şey elde edemedi fakat diğer taraftan Abaza Paşa teslim oldu ve padişahtan af diledi. 1630 yılında çıkılan ikinci Bağdat Seferi'nden de bir sonuç alınamadı. IV. Murad'ın saltanatının bu döneminde Avrupa Otuzyıl Savaşları'nın buhranı içindeydi ve mezhep problemleri Osmanlı topraklarında da kendini gösteriyordu. Osmanlı içindeki asayişsizlik had safhaya ulaşınca IV. Murad kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. IV. Murad kendi otoritesini kurmak için öncelikli olarak zorbalaşan devlet adamlarını bertaraf etti, bunun için sert yöntemlere başvursada bu tavırları ile ancak emniyet ve asayiş sağlanabildi. 1623 yılında şehrin beşte birini kül eden yangına, Cibalikapısı dışındaki bir gemi kalafatçısının sebebiyet verdiği bilinmektedir. 1623 yılındaki yangın sebebiyle, pek çok ulema ve eşrafın konaklarındaki yazma eserler mahvolmuştu. 1623 yılındaki yangın birçok dedikoduya, kahvehanelerde ileri geri konuşmalara yol açtığından, kahve ve tütünü haram sayan Kadızade Mehmet Efendi'nin teşvikiyle, IV. Murad kahvehaneleri yeni bir yangın çıkar bahanesiyle yıktırdı ve tütünü yasakladı. IV. Murad, 1634 yılında İran Seferi'ne çıkmadan önce meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içkiyi de yasakladı. Bunun yanında IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ilk padişah olmuştur.", "question": "IV. Murad şeyhülislam katline neden olan ne olmuştur?", "answers": {"text": "ilk padişah", "answer_start": 2279}}, {"id": "21458", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad İran seferine hangi yılda çıkmıştır?", "answers": {"text": "1632-1633 yılında", "answer_start": 0}}, {"id": "21459", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kim 1632-1633 yılında İran seferine çıkmıştır?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 38}}, {"id": "21460", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, 1632-1633 yılında hangi sefere çıkmıştır?", "answers": {"text": "İran seferine", "answer_start": 18}}, {"id": "21461", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kaç yıllarında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı?", "answers": {"text": "1632-1633 yılında", "answer_start": 0}}, {"id": "21462", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1632-1633 yılında hangi sefere çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı?", "answers": {"text": "İran seferine", "answer_start": 18}}, {"id": "21463", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kim, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı?", "answers": {"text": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21464", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve kaç günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı?", "answers": {"text": "10", "answer_start": 101}}, {"id": "21465", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından nere teslim alındı?", "answers": {"text": "Revan", "answer_start": 134}}, {"id": "21466", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kim, annesinin kendisine karşı entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 38}}, {"id": "21467", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, kimin kendisine karşı entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "annesinin", "answer_start": 166}}, {"id": "21468", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, annesinin kime karşı entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "kendisine", "answer_start": 176}}, {"id": "21469", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, annesinin kendisine karşı neler çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "entrikalar", "answer_start": 201}}, {"id": "21470", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, annesinin kendisine karşı entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kimleri ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "kardeşlerini", "answer_start": 244}}, {"id": "21471", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad niçin kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı?", "answers": {"text": "annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı içi", "answer_start": 166}}, {"id": "21472", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, annesinin kendisine karşı entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için ne yaptı?", "answers": {"text": "kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı", "answer_start": 244}}, {"id": "21473", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kim Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 155}}, {"id": "21474", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, kimleri öldürttü?", "answers": {"text": "Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı", "answer_start": 360}}, {"id": "21475", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, kimle Süleyman'ı öldürttü?", "answers": {"text": "Şehzade Bayezid ile", "answer_start": 360}}, {"id": "21476", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad, Şehzade Bayezid ile kimi öldürttü?", "answers": {"text": "Süleyman'ı", "answer_start": 380}}, {"id": "21477", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "IV. Murad'ın, Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürtmesi halka ne uyandırdı?", "answers": {"text": "nefret ve hüzün", "answer_start": 425}}, {"id": "21478", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Revan, 1636 yılında kimlerin eline geçti?", "answers": {"text": "Safevilerin", "answer_start": 526}}, {"id": "21479", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Revan ne zaman Safevilerin eline geçti?", "answers": {"text": "1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra", "answer_start": 459}}, {"id": "21480", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1636 yılında neresi Safevilerin eline geçti?", "answers": {"text": "Revan", "answer_start": 452}}, {"id": "21481", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Hangi devlet, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 551}}, {"id": "21482", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Osmanlı Devleti, nereyi geri almak için sefer hazırlıkları başlattı?", "answers": {"text": "Revan'ı", "answer_start": 568}}, {"id": "21483", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için ne yaptı?", "answers": {"text": "sefer hazırlıkları başlattı", "answer_start": 592}}, {"id": "21484", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için ne hazırlıkları başlattı?", "answers": {"text": "sefer", "answer_start": 592}}, {"id": "21485", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için ne başlattı?", "answers": {"text": "sefer hazırlıkları", "answer_start": 592}}, {"id": "21486", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "Kaç yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı?", "answers": {"text": "1639 yılında", "answer_start": 623}}, {"id": "21487", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1639 yılında kim, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 636}}, {"id": "21488", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1639 yılında IV. Murad, ne ile yine Revan'ı geri aldı?", "answers": {"text": "ordusu", "answer_start": 647}}, {"id": "21489", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine nereyi geri aldı?", "answers": {"text": "Revan'ı", "answer_start": 663}}, {"id": "21490", "context": "1632-1633 yılında İran seferine çıkan IV. Murad, aldığı kalenin adıyla Revan Seferi olarak anıldı ve 10 günlük bir direnişin ardından Revan teslim alındı. IV. Murad, annesinin kendisine karşı birtakım entrikalar çevirmesinden kaygılandığı için kardeşlerini ortadan kaldırmaya başladı ve Revan zaferinin estireceği olumlu havayı uygun görüp İstanbul'da bulunan Şehzade Bayezid ile Süleyman'ı öldürttü, ancak bu durum herkeste nefret ve hüzün uyandırdı. Revan, 1636 yılında, Osmanlı ordusunun Revan'dan ayrılışından hemen sonra Safevilerin eline geçti. Osmanlı Devleti, Revan'ı geri almak için sefer hazırlıkları başlattı ve 1639 yılında IV. Murad, ordusu ile yine Revan'ı geri aldı.", "question": "1639 yılında IV. Murad, ordusu ile ne yaptı?", "answers": {"text": "yine Revan'ı geri aldı", "answer_start": 658}}, {"id": "21491", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kim, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21492", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, hangi seferde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı?", "answers": {"text": "Revan Seferi'nde", "answer_start": 11}}, {"id": "21493", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan hangi hastalığa yakalandı?", "answers": {"text": "gut hastalığına", "answer_start": 55}}, {"id": "21494", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kim, gut hastalığına yakalandı?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21495", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad hangi hastalığa yakalandı?", "answers": {"text": "gut hastalığına", "answer_start": 55}}, {"id": "21496", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kim, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 82}}, {"id": "21497", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, nereden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü?", "answers": {"text": "Bağdat Seferi'nden", "answer_start": 93}}, {"id": "21498", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad ne zaman kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü?", "answers": {"text": "Bağdat Seferi'nden dönüşte", "answer_start": 93}}, {"id": "21499", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine ne gelerek yatağa düştü?", "answers": {"text": "şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme", "answer_start": 130}}, {"id": "21500", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek nereye düştü?", "answers": {"text": "yatağa", "answer_start": 182}}, {"id": "21501", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek ne yaptı?", "answers": {"text": "yatağa düştü", "answer_start": 182}}, {"id": "21502", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kim ara ara şuurunu dahi kaybetti?", "answers": {"text": "1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad", "answer_start": 196}}, {"id": "21503", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kaç yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti? ", "answers": {"text": "1640", "answer_start": 196}}, {"id": "21504", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara neyini dahi kaybetti?", "answers": {"text": "şuurunu", "answer_start": 254}}, {"id": "21505", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kim 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 277}}, {"id": "21506", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad ne zaman hayatını kaybetti?", "answers": {"text": "8 Şubat 1640'da", "answer_start": 287}}, {"id": "21507", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad 8 Şubat 1640'da ne yaptı?", "answers": {"text": "hayatını kaybetti", "answer_start": 303}}, {"id": "21508", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Kimin tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın", "answer_start": 322}}, {"id": "21509", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "Ne, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi?", "answers": {"text": "IV. Murad'ın tabutu", "answer_start": 322}}, {"id": "21510", "context": "IV. Murad, Revan Seferi'nde başlayan ve gittikçe artan gut hastalığına yakalandı. IV. Murad, Bağdat Seferi'nden dönüşte kendisine şiddetli bir baş ağrısı ve ardından titreme gelerek yatağa düştü. 1640 yılında bir gece aniden fenalaşan IV. Murad, ara ara şuurunu dahi kaybetti. IV. Murad 8 Şubat 1640'da hayatını kaybetti. IV. Murad'ın tabutu, Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine defnedildi.", "question": "IV. Murad'ın tabutu, hangi türbeye defnedildi?", "answers": {"text": "Sultan Ahmet Camii yanındaki babası I. Ahmet'in türbesine", "answer_start": 343}}, {"id": "21511", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "5 Kasım 1615'te", "answer_start": 15}}, {"id": "21512", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 0}}, {"id": "21513", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 31}}, {"id": "21514", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kim 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 0}}, {"id": "21515", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "18 Ağustos 1648", "answer_start": 51}}, {"id": "21516", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim 18 Ağustos 1648'de nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 70}}, {"id": "21517", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "18. Osmanlı padişahı", "answer_start": 108}}, {"id": "21518", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "18. Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 92}}, {"id": "21519", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "97. İslam halifesidir", "answer_start": 132}}, {"id": "21520", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "97. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 92}}, {"id": "21521", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim kaç yaşında tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "25 yaşında", "answer_start": 222}}, {"id": "21522", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "25 yaşında kim tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 155}}, {"id": "21523", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kimin erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 344}}, {"id": "21524", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri kimin tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü?", "answers": {"text": "IV. Murad tarafından", "answer_start": 379}}, {"id": "21525", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan nasıl büyümüştü?", "answers": {"text": "korku içinde", "answer_start": 423}}, {"id": "21526", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim neden korku içinde büyümüştü?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan", "answer_start": 344}}, {"id": "21527", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in hangi kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü?", "answers": {"text": "erkek kardeşleri", "answer_start": 362}}, {"id": "21528", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kimin saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlamıştır?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 447}}, {"id": "21529", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kimin saltanatı 8 Ağustos 1648'te bitmiştir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 447}}, {"id": "21530", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "9 Şubat 1640", "answer_start": 475}}, {"id": "21531", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in saltanatı hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"text": "8 Ağustos 1648", "answer_start": 501}}, {"id": "21532", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in babası kimdir?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 555}}, {"id": "21533", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kimin babası I. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 530}}, {"id": "21534", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Sultan İbrahim'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Kösem Sultan", "answer_start": 576}}, {"id": "21535", "context": "Sultan İbrahim 5 Kasım 1615'te İstanbul'da doğmuş, 18 Ağustos 1648'de İstanbul'da ölmüştür. Sultan İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan İbrahim, şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, Sultan İbrahim'in erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim'in saltanatı 9 Şubat 1640'ta başlayıp, 8 Ağustos 1648'te bitmiştir. Sultan İbrahim'in babası I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan'dır.", "question": "Kimin annesi Kösem Sultan'dır?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'in", "answer_start": 530}}, {"id": "21536", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Kim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı?", "answers": {"text": "Şehzade olan İbrahim", "answer_start": 547}}, {"id": "21537", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Sultan İbrahim kim sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı?", "answers": {"text": "Kösem Sultan sayesinde", "answer_start": 576}}, {"id": "21538", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "IV. Murad ölürken, Kösem Sultan neyi engelledi?", "answers": {"text": "Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini", "answer_start": 396}}, {"id": "21539", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Kösem Sultan, kim ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesini ne zaman engelledi?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 378}}, {"id": "21540", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Kösem Sultan, Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesini ne zaman engelledi?", "answers": {"text": "IV. Murad ölürken", "answer_start": 378}}, {"id": "21541", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi kim tarafından engelledi?", "answers": {"text": "Kösem Sultan", "answer_start": 487}}, {"id": "21542", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Kim 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu?", "answers": {"text": "Şehzade Kasım", "answer_start": 307}}, {"id": "21543", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Şehzade Kasım ne zaman boğduruldu?", "answers": {"text": "1638'de Bağdat Seferi arefesinde", "answer_start": 325}}, {"id": "21544", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Şehzade Kasım hangi yılda boğduruldu?", "answers": {"text": "1638'de", "answer_start": 325}}, {"id": "21545", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Şehzade Süleyman'ı kim boğdurdu?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 114}}, {"id": "21546", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Revan Sefer'ine çıkarken kim Şehzade Bayezid'i boğdurdu?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 114}}, {"id": "21547", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "IV. Murad, Şehzade Bayezid'i ne zaman boğdurdu?", "answers": {"text": "Revan Sefer'ine çıkarken", "answer_start": 148}}, {"id": "21548", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "IV. Murad, Şehzade Bayezid'i hangi yılda boğdurdu?", "answers": {"text": "1635'te", "answer_start": 140}}, {"id": "21549", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Şehzade Bayezid'i kim boğdurdu?", "answers": {"text": "IV. Murad", "answer_start": 114}}, {"id": "21550", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "IV. Murad, Şehzade Bayezid'i ne ile boğdurdu?", "answers": {"text": "ibrişim kemendiyle", "answer_start": 173}}, {"id": "21551", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Kim 2 yaşındayken kafese kapatıldı?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 0}}, {"id": "21552", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Sultan İbrahim kaç yaşında kafese kapatıldı?", "answers": {"text": "2 yaşında", "answer_start": 20}}, {"id": "21553", "context": "Sultan İbrahim daha 2 yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anneden doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. IV. Murad Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğdurdu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman'ı da IV. Murad boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim, annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.", "question": "Sultan İbrahim 2 yaşında nereye kapatıldı?", "answers": {"text": "Kafes'e", "answer_start": 34}}, {"id": "21554", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Nere sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir?", "answers": {"text": "İstanbul", "answer_start": 0}}, {"id": "21555", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Nerede sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir?", "answers": {"text": "İstanbul sokaklarında", "answer_start": 0}}, {"id": "21556", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Ne zaman önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir?", "answers": {"text": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde", "answer_start": 0}}, {"id": "21557", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde ne Sultan İbrahim'i hiddetlendirir?", "answers": {"text": "önüne çıkan bir öküz arabası", "answer_start": 58}}, {"id": "21558", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası kimi hiddetlendirir?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'i", "answer_start": 87}}, {"id": "21559", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Kim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 134}}, {"id": "21560", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, ne ile şehir içinde halka arabayı yasaklar?", "answers": {"text": "verdiği bir emir ile", "answer_start": 150}}, {"id": "21561", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile nerede halka arabayı yasaklar?", "answers": {"text": "şehir içinde", "answer_start": 171}}, {"id": "21562", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde kime arabayı yasaklar?", "answers": {"text": "halka", "answer_start": 184}}, {"id": "21563", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka neyi yasaklar?", "answers": {"text": "arabayı", "answer_start": 190}}, {"id": "21564", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Veziriazam Salih Paşa'yı kim kuyu ipi ile boğdurttu?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 290}}, {"id": "21565", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı nerede boğdurttu?", "answers": {"text": "üfürükçünün evinde", "answer_start": 331}}, {"id": "21566", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı kimin evinde kuyu ipi ile boğdurttu?", "answers": {"text": "üfürükçünün", "answer_start": 331}}, {"id": "21567", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı ne ile boğdurttu?", "answers": {"text": "kuyu ipiyle", "answer_start": 350}}, {"id": "21568", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Kim şehir içinde arabaları yasakladı?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 134}}, {"id": "21569", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Kim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 290}}, {"id": "21570", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, kimi üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu?", "answers": {"text": "Veziriazam Salih Paşa'yı", "answer_start": 306}}, {"id": "21571", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı nerede kuyu ipiyle boğdurttu?", "answers": {"text": "üfürükçünün evinde", "answer_start": 331}}, {"id": "21572", "context": "İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim, verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde kuyu ipiyle boğdurttu.", "question": "Sultan İbrahim, Veziriazam Salih Paşa'yı üfürükçünün evinde neyle boğdurttu?", "answers": {"text": "kuyu ipiyle", "answer_start": 350}}, {"id": "21573", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı nereye yollandı?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 1004}}, {"id": "21574", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kimin kesilen başı İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'nın", "answer_start": 971}}, {"id": "21575", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Ne İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı", "answer_start": 971}}, {"id": "21576", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa'yı kim idam ettirdi?", "answers": {"text": "İpşir Paşa", "answer_start": 924}}, {"id": "21577", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir Paşa kimi idam ettirdi?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'yı", "answer_start": 936}}, {"id": "21578", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kim eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa", "answer_start": 731}}, {"id": "21579", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa, eşini kime vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı?", "answers": {"text": "Padişah İbrahim'e", "answer_start": 754}}, {"id": "21580", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa kimin saldırısına uğradı?", "answers": {"text": "İpşir Paşa'nın", "answer_start": 795}}, {"id": "21581", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa, neyini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı?", "answers": {"text": "eşini", "answer_start": 748}}, {"id": "21582", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir para ne ile ödüllendirildi?", "answers": {"text": "Halep valiliği ile", "answer_start": 1050}}, {"id": "21583", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Halep valiliği ile ödüllendirilen kimdir?", "answers": {"text": "İpşir Paşa", "answer_start": 1025}}, {"id": "21584", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kimin Celali ilan edilerek kendisine olan destek azaltıldı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'nın", "answer_start": 638}}, {"id": "21585", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa'nın ne olduğu ilan edilerek ona olan destek azaltıldı?", "answers": {"text": "Celali", "answer_start": 658}}, {"id": "21586", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kim, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "İpşir Paşa", "answer_start": 924}}, {"id": "21587", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir Paşa, kimi idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'yı", "answer_start": 936}}, {"id": "21588", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve kimin kesilen başı İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'nın", "answer_start": 971}}, {"id": "21589", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın neyini İstanbul'a yollandı?", "answers": {"text": "kesilen başı", "answer_start": 991}}, {"id": "21590", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı nereye yollandı?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 1004}}, {"id": "21591", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa İsyanı'nı kimin çıkardığı isyandır?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa'nın", "answer_start": 78}}, {"id": "21592", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyan hangisidir?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa İsyanı", "answer_start": 0}}, {"id": "21593", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa İsyanı hangi yılda çıkmıştır?", "answers": {"text": "1647'de", "answer_start": 24}}, {"id": "21594", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa İsyanı hangi sırada çıkmıştır?", "answers": {"text": "1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında", "answer_start": 24}}, {"id": "21595", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Varvar Ali Paşa İsyanı neden çıkmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine", "answer_start": 118}}, {"id": "21596", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kimin İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in", "answer_start": 118}}, {"id": "21597", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, kimi kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı", "answer_start": 147}}, {"id": "21598", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve nereye getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 215}}, {"id": "21599", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın neredeki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Sivas'taki", "answer_start": 162}}, {"id": "21600", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki hangi eşini kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Perihan Hanım", "answer_start": 177}}, {"id": "21601", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine kim ayaklandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa", "answer_start": 258}}, {"id": "21602", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Kimin, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in", "answer_start": 118}}, {"id": "21603", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, kimin Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "İpşir Paşa'nın", "answer_start": 147}}, {"id": "21604", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın neredeki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Sivas'taki", "answer_start": 162}}, {"id": "21605", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi kimi kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "Perihan Hanım'ı", "answer_start": 177}}, {"id": "21606", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kime istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "kendisine", "answer_start": 193}}, {"id": "21607", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, kimi kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı", "answer_start": 147}}, {"id": "21608", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve nereye getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı?", "answers": {"text": "İstanbul'a", "answer_start": 215}}, {"id": "21609", "context": "Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celali olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi. Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'yı idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.", "question": "Osmanlı Padişahı İbrahim'in, İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine kim ayaklandı?", "answers": {"text": "Varvar Ali Paşa", "answer_start": 258}}, {"id": "21610", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kimin teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın", "answer_start": 0}}, {"id": "21611", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın neyi ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "teşviki", "answer_start": 24}}, {"id": "21612", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile kimin kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "padişahın", "answer_start": 36}}, {"id": "21613", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve nelere meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "güreş eğlencelerine", "answer_start": 59}}, {"id": "21614", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın nelere meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "kadınlara ve güreş eğlencelerine", "answer_start": 46}}, {"id": "21615", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, neyin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "rüşvetin", "answer_start": 91}}, {"id": "21616", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu kimin indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu?", "answers": {"text": "padişahın", "answer_start": 206}}, {"id": "21617", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Nereye yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "saraya", "answer_start": 836}}, {"id": "21618", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Hangi topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "saraya yönelen", "answer_start": 836}}, {"id": "21619", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kim Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "saraya yönelen topluluk", "answer_start": 836}}, {"id": "21620", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Saraya yönelen topluluk kimi tahttan indirmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'i", "answer_start": 860}}, {"id": "21621", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i nereden indirmek için harekete geçti?", "answers": {"text": "tahttan", "answer_start": 877}}, {"id": "21622", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Saraya yönelen topluluk ne için harekete geçti?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için", "answer_start": 860}}, {"id": "21623", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Nerede toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar?", "answers": {"text": "Orta camide", "answer_start": 915}}, {"id": "21624", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Orta camide toplanan grup kime 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar?", "answers": {"text": "Kösem Sultan'a", "answer_start": 941}}, {"id": "21625", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, ne diye haber yolladılar?", "answers": {"text": "'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile'", "answer_start": 957}}, {"id": "21626", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kim camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti?", "answers": {"text": "Kösem Sultan", "answer_start": 1114}}, {"id": "21627", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kösem Sultan nerede cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti?", "answers": {"text": "camide", "answer_start": 1127}}, {"id": "21628", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kösem Sultan camide ne olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti?", "answers": {"text": "cülus", "answer_start": 1134}}, {"id": "21629", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek nerede toplanan grubu saraya davet etti?", "answers": {"text": "Orta camide", "answer_start": 1165}}, {"id": "21630", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek kimi saraya davet etti?", "answers": {"text": "Orta camide toplanan grubu", "answer_start": 1165}}, {"id": "21631", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu nereye davet etti?", "answers": {"text": "saraya", "answer_start": 1192}}, {"id": "21632", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "Sultan İbrahim", "answer_start": 1219}}, {"id": "21633", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim kaç gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "bir", "answer_start": 1330}}, {"id": "21634", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim ne kadar süre önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "bir gün", "answer_start": 1330}}, {"id": "21635", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan kaç kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "iki", "answer_start": 1363}}, {"id": "21636", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim nereye yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya", "answer_start": 1330}}, {"id": "21637", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında kaç cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "iki", "answer_start": 1393}}, {"id": "21638", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve nereye kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "kapı kilidine", "answer_start": 1432}}, {"id": "21639", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine ne akıtılıp sağlamlaştırıldı?", "answers": {"text": "kurşun", "answer_start": 1446}}, {"id": "21640", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "Kim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu?", "answers": {"text": "I. İbrahim", "answer_start": 1521}}, {"id": "21641", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "I. İbrahim nerede 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu?", "answers": {"text": "kapatıldığı odada", "answer_start": 1532}}, {"id": "21642", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "I. İbrahim kapatıldığı odada kaç gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu?", "answers": {"text": "10", "answer_start": 1550}}, {"id": "21643", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, ne oldu?", "answers": {"text": "boğduruldu", "answer_start": 1580}}, {"id": "21644", "context": "Sadrazam Ahmet Paşa'nın teşviki ile padişahın kadınlara ve güreş eğlencelerine meyletmesi, rüşvetin genel olarak yaygınlaşması, halkın perişan olması, samur kürk merakının büyük tepkilere yol açması sonucu padişahın indirilmesi için harekete geçilmesine neden oldu. Yeniçeri Ocağı ağaları ve ulemanın iş birliği ile tertipli bir hareket düzenlendi. Öncüleri Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve Kara Murat Ağa olup önce Fatih Camii'nde toplanan grup orta camiye giderek burada bazı yeni kararlar aldı ve dolayısıyla hareketlerini meşru ve aleni bir zemine oturtup ilan etti. Olaylar bu şekilde gelişirken sarayda kuvvetli bir tahkimat yapılmış ve silahlı bostancılar gerekli tertibi almışlardı. Bunu duyan topluluk dağılma emareleri gösterirken eski sadrazamın yakalanıp idam edilmesi onlara yeniden toparlanma fırsatı verdi. Ardından saraya yönelen topluluk Sultan İbrahim'i tahttan indirmek için harekete geçti. Orta camide toplanan grup Kösem Sultan'a, 'Padişahın indirilmesine ittifak olunmuştur, cumhura muhalefet caiz değildir, büyük şehzade Sultan Mehmed biat için camiye gönderile' diye haber yolladılar. Kösem Sultan camide cülus olamayacağını söyleyerek Orta camide toplanan grubu saraya davet etti. Sonunda Sultan İbrahim bunlara bedduada bulunarak kaderine rıza göstererek kapatılacağı yere götürüldü. Sultan İbrahim bir gün önceden hazırlanmış olan iki kubbeli bir odaya yanında iki cariyesi olduğu halde kapatıldı ve kapı kilidine kurşun akıtılıp sağlamlaştırıldı. Yerine oğlu IV. Mehmed tahta çıktı ancak I. İbrahim kapatıldığı odada 10 gün kadar kalabildi, sonra boğduruldu.", "question": "I. İbrahim kapatıldığı ne oldu, sonra boğduruldu?", "answers": {"text": "10 gün kadar kalabildi", "answer_start": 1550}}, {"id": "21645", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin divan edebiyatındaki mahlası Necib'dir?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21646", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "Necib", "answer_start": 44}}, {"id": "21647", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21648", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 30 Aralık 1673 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21649", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed hangi tarihte Dobriç'te doğmuştur?", "answers": {"text": "30 Aralık 1673 tarihinde", "answer_start": 51}}, {"id": "21650", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "30 Aralık 1673 tarihinde", "answer_start": 51}}, {"id": "21651", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed 30 Aralık 1673 tarihinde nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Dobriç'te", "answer_start": 76}}, {"id": "21652", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Dobriç'te", "answer_start": 76}}, {"id": "21653", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21654", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "1 Temmuz 1736 tarihinde", "answer_start": 97}}, {"id": "21655", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed 1 Temmuz 1736 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 121}}, {"id": "21656", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 1 Temmuz 1736 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21657", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "1 Temmuz 1736 tarihinde", "answer_start": 97}}, {"id": "21658", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21659", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 121}}, {"id": "21660", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 23. Osmanlı padişahı ve 102. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 143}}, {"id": "21661", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed kaçıncı Osmanlı padişahı ve 102. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "23. Osmanlı padişahı", "answer_start": 155}}, {"id": "21662", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "102. İslam halifesidir", "answer_start": 177}}, {"id": "21663", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 23. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 143}}, {"id": "21664", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "23. Osmanlı padişahı,", "answer_start": 155}}, {"id": "21665", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim 102. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 143}}, {"id": "21666", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "102. İslam halifesidir", "answer_start": 177}}, {"id": "21667", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim Lale Devri padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Ahmed,", "answer_start": 201}}, {"id": "21668", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed ne padişahıdır?", "answers": {"text": "Lale Devri", "answer_start": 213}}, {"id": "21669", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin babası IV. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in", "answer_start": 237}}, {"id": "21670", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in babası kimdir?", "answers": {"text": "IV. Mehmed", "answer_start": 258}}, {"id": "21671", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in", "answer_start": 237}}, {"id": "21672", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Emetullah Râbia Gülnûş Sultan", "answer_start": 277}}, {"id": "21673", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in neyi IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 251}}, {"id": "21674", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, neyi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 270}}, {"id": "21675", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın", "answer_start": 312}}, {"id": "21676", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın neyi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı?", "answers": {"text": "öz kardeşi", "answer_start": 335}}, {"id": "21677", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed", "answer_start": 312}}, {"id": "21678", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, ne görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı?", "answers": {"text": "iyi bir tahsil ve terbiye", "answer_start": 370}}, {"id": "21679", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, kimlerden dersler almıştı?", "answers": {"text": "ünlü hocalardan", "answer_start": 404}}, {"id": "21680", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed", "answer_start": 437}}, {"id": "21681", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed, kimin tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın", "answer_start": 456}}, {"id": "21682", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed, ne üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti?", "answers": {"text": "Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine", "answer_start": 456}}, {"id": "21683", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine hangi tarihte, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti? ", "answers": {"text": "22 Ağustos 1703 tarihinde", "answer_start": 507}}, {"id": "21684", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, kaç yaşında iken Edirne'de tahta geçti?", "answers": {"text": "30 yaşında iken", "answer_start": 534}}, {"id": "21685", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken nerede tahta geçti?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 550}}, {"id": "21686", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim hâttat ve şâirdi?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed", "answer_start": 573}}, {"id": "21687", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, neydi?", "answers": {"text": "hâttat ve şâirdi.", "answer_start": 681}}, {"id": "21688", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, Necib mahlasıyla şiirler yazdı?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 699}}, {"id": "21689", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, ne mahlasıyla şiirler yazdı?", "answers": {"text": "Necib", "answer_start": 711}}, {"id": "21690", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, neyle şiirler yazdı?", "answers": {"text": "Necib mahlasıyla", "answer_start": 711}}, {"id": "21691", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, Necib mahlasıyla neler yazdı?", "answers": {"text": "şiirler", "answer_start": 728}}, {"id": "21692", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim musiki ile de yakından ilgileniyordu?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 750}}, {"id": "21693", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, ne ile de yakından ilgileniyordu?", "answers": {"text": "musiki", "answer_start": 762}}, {"id": "21694", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 800}}, {"id": "21695", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, kimin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi?", "answers": {"text": "divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin", "answer_start": 812}}, {"id": "21696", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin neyini severdi?", "answers": {"text": "hem kendisini hem de şiirlerini", "answer_start": 854}}, {"id": "21697", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in", "answer_start": 899}}, {"id": "21698", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in gençliği, kimlere göre bir hayli serbest geçti?", "answers": {"text": "diğer Osmanlı şehzadelerine göre", "answer_start": 923}}, {"id": "21699", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre nasıl geçti?", "answers": {"text": "bir hayli serbest", "answer_start": 956}}, {"id": "21700", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimlerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü?", "answers": {"text": "Şehzadelerin", "answer_start": 981}}, {"id": "21701", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Ne geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü?", "answers": {"text": "Şehzadelerin öldürülmesi geleneği", "answer_start": 981}}, {"id": "21702", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Neden III. Ahmed rahat bir hayat sürdü?", "answers": {"text": "Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından", "answer_start": 981}}, {"id": "21703", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, kim rahat bir hayat sürdü?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 1029}}, {"id": "21704", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed nasıl bir hayat sürdü?", "answers": {"text": "rahat", "answer_start": 1040}}, {"id": "21705", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 1029}}, {"id": "21706", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, neredeki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti?", "answers": {"text": "Avrupa'daki", "answer_start": 1075}}, {"id": "21707", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, neyi inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti?", "answers": {"text": "Avrupa'daki gelişmeleri", "answer_start": 1075}}, {"id": "21708", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve neyin Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti?", "answers": {"text": "matbaanın", "answer_start": 1125}}, {"id": "21709", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın nereye gelmesi için çok çaba sarf etti?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'ne", "answer_start": 1135}}, {"id": "21710", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için ne yaptı?", "answers": {"text": "çok çaba sarf etti", "answer_start": 1167}}, {"id": "21711", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed", "answer_start": 1187}}, {"id": "21712", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, hangi isyan sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "Patrona Halil İsyanı sonucunda", "answer_start": 1238}}, {"id": "21713", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, ne sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "Patrona Halil İsyanı sonucunda", "answer_start": 1238}}, {"id": "21714", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, hangi tarihte padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "1 Ekim 1730 tarihinde", "answer_start": 1270}}, {"id": "21715", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde nereden çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "padişahlıktan", "answer_start": 1292}}, {"id": "21716", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed'in", "answer_start": 1330}}, {"id": "21717", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed'in padişahlığının hangi günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti?", "answers": {"text": "ilk günleri,", "answer_start": 1366}}, {"id": "21718", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, kimleri yatıştırma gayretleri ile geçti?", "answers": {"text": "tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri", "answer_start": 1379}}, {"id": "21719", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, ne gayretleri ile geçti?", "answers": {"text": "tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma", "answer_start": 1379}}, {"id": "21720", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa", "answer_start": 1532}}, {"id": "21721", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim hazine için yeni düzenlemelerde bulundu?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa", "answer_start": 1532}}, {"id": "21722", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim, Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa", "answer_start": 1532}}, {"id": "21723", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı?", "answers": {"text": "III. Ahmed'in", "answer_start": 1532}}, {"id": "21724", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, kime idari konularda yardımcı olmaya çalıştı?", "answers": {"text": "III. Ahmed'e", "answer_start": 1587}}, {"id": "21725", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ne için yeni düzenlemelerde bulundu?", "answers": {"text": "hazine için", "answer_start": 1641}}, {"id": "21726", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, kime rakipleriyle mücadelesinde destek oldu?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed'e", "answer_start": 1684}}, {"id": "21727", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, Sultan III. Ahmed'e kimlerle mücadelesinde destek oldu?", "answers": {"text": "rakipleriyle", "answer_start": 1704}}, {"id": "21728", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, Sultan III. Ahmed'e hangi konuda destek oldu?", "answers": {"text": "rakipleriyle mücadelesinde", "answer_start": 1704}}, {"id": "21729", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Ne zaman Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı?", "answers": {"text": "III. Ahmed zamanında", "answer_start": 1744}}, {"id": "21730", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kimin zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 1744}}, {"id": "21731", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed zamanında hangi ülke ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı?", "answers": {"text": "Rusya", "answer_start": 1765}}, {"id": "21732", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi nelerdi?", "answers": {"text": "Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi", "answer_start": 1860}}, {"id": "21733", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Neyin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi?", "answers": {"text": "Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi", "answer_start": 1811}}, {"id": "21734", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Kim ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir?", "answers": {"text": "III. Ahmed", "answer_start": 2011}}, {"id": "21735", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed ve kim döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir?", "answers": {"text": "I. Mahmud", "answer_start": 2025}}, {"id": "21736", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "Hangi dönemde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir?", "answers": {"text": "III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde", "answer_start": 2011}}, {"id": "21737", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ne zorunlu hale getirilmiştir?", "answers": {"text": "ilköğretim", "answer_start": 2045}}, {"id": "21738", "context": "III. Ahmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib, 30 Aralık 1673 tarihinde Dobriç'te doğmuştur, 1 Temmuz 1736 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Ahmed, 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesidir. III. Ahmed, Lale Devri padişahıdır. III. Ahmed'in babası IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde, 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. III. Ahmed, Necib mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca III. Ahmed, musiki ile de yakından ilgileniyordu. III. Ahmed, divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. III. Ahmed'in gençliği, diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, III. Ahmed rahat bir hayat sürdü. III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak III. Ahmed'in, kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, III. Ahmed'e idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Rusya ile olan ilişkilerdeki gerginliğin sebebi; Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.", "question": "III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim ne hale getirilmiştir?", "answers": {"text": "zorunlu", "answer_start": 2056}}, {"id": "21739", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "Adlî", "answer_start": 45}}, {"id": "21740", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin divan edebiyatındaki mahlası Adlî'dir?", "answers": {"text": "III. Mehmed,", "answer_start": 0}}, {"id": "21741", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "26 Mayıs 1566", "answer_start": 51}}, {"id": "21742", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 26 Mayıs 1566 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21743", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed yılda doğmuştur?", "answers": {"text": "1566", "answer_start": 60}}, {"id": "21744", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1566 yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21745", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Manisa'da", "answer_start": 75}}, {"id": "21746", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21747", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "21 Aralık 1603", "answer_start": 92}}, {"id": "21748", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 21 Aralık 1603 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21749", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"text": "1603", "answer_start": 102}}, {"id": "21750", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1603 yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21751", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 117}}, {"id": "21752", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "21753", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "13. Osmanlı padişahı", "answer_start": 151}}, {"id": "21754", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 13. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 139}}, {"id": "21755", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "92. İslam halifesidir", "answer_start": 175}}, {"id": "21756", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 92. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 139}}, {"id": "21757", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "16 Ocak 1595", "answer_start": 223}}, {"id": "21758", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 198}}, {"id": "21759", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in saltanatı kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "1595", "answer_start": 231}}, {"id": "21760", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1595 yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 198}}, {"id": "21761", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in saltanatı hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "21 Aralık 1603", "answer_start": 256}}, {"id": "21762", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 198}}, {"id": "21763", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in saltanatı kaç yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "1603", "answer_start": 266}}, {"id": "21764", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1603 yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 198}}, {"id": "21765", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 296}}, {"id": "21766", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 353}}, {"id": "21767", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed, kimden 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır?", "answers": {"text": "I. Süleyman'dan", "answer_start": 366}}, {"id": "21768", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed, I. Süleyman'dan kaç yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır?", "answers": {"text": "30 yıl sonra", "answer_start": 382}}, {"id": "21769", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'den önce gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 459}}, {"id": "21770", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden önce gelen padişah III. Murad'dır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'den", "answer_start": 424}}, {"id": "21771", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'den sonra gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 511}}, {"id": "21772", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden sonra gelen padişah I. Ahmed'dir?", "answers": {"text": "III. Mehmed'den", "answer_start": 475}}, {"id": "21773", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Halime Sultan ve Handan Sultan", "answer_start": 547}}, {"id": "21774", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 525}}, {"id": "21775", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in çocukları kimlerdir?", "answers": {"text": "Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır", "answer_start": 593}}, {"id": "21776", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin çocukları Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 525}}, {"id": "21777", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in babası kimdir?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 690}}, {"id": "21778", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin babası III. Murad'dır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 668}}, {"id": "21779", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Safiye Sultan", "answer_start": 713}}, {"id": "21780", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin annesi Safiye Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 668}}, {"id": "21781", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed'in saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "8 yıl", "answer_start": 757}}, {"id": "21782", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 8 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 732}}, {"id": "21783", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Mehmed kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "37 yaşında", "answer_start": 786}}, {"id": "21784", "context": "III. Mehmed, divan edebiyatındaki mahlasıyla Adlî, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğup, 21 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Mehmed 13. Osmanlı padişahı ve 92. İslam halifesidir. III. Mehmed'in saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde başlayıp, 21 Aralık 1603 tarihinde sona ermiştir. III. Mehmed sancaktan gelip, tahta çıkan son şehzadedir. III. Mehmed, I. Süleyman'dan 30 yıl sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed'den önce gelen padişah III. Murad'dır. III. Mehmed'den sonra gelen padişah I. Ahmed'dir. III. Mehmed'in eşleri Halime Sultan ve Handan Sultan, çocukları ise Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed, I. Mustafa'dır. III. Mehmed'in babası III. Murad, annesi ise Safiye Sultan'dır. III. Mehmed'in saltanatı 8 yıl sürmüştür. III. Mehmed 37 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 37 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 774}}, {"id": "21785", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "4 Temmuz 1546", "answer_start": 12}}, {"id": "21786", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 4 Temmuz 1546 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21787", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"text": "1546", "answer_start": 21}}, {"id": "21788", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1546 yılında doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21789", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Manisa'da", "answer_start": 36}}, {"id": "21790", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21791", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "16 Ocak 1595", "answer_start": 57}}, {"id": "21792", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 16 Ocak 1595 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21793", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "1595", "answer_start": 65}}, {"id": "21794", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 1595 yılında ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21795", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 84}}, {"id": "21796", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 16 Ocak 1595 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 0}}, {"id": "21797", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "12. Osmanlı padişahı", "answer_start": 117}}, {"id": "21798", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 12. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 106}}, {"id": "21799", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "91. İslam halifesidir", "answer_start": 141}}, {"id": "21800", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 91. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 106}}, {"id": "21801", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın saltanatı hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"text": "22 Aralık 1574", "answer_start": 188}}, {"id": "21802", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlamıştır?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 164}}, {"id": "21803", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın saltanatı kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "1574", "answer_start": 198}}, {"id": "21804", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1574 yılında başlamıştır?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 164}}, {"id": "21805", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın saltanatı hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"text": "16 Ocak 1595", "answer_start": 223}}, {"id": "21806", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 164}}, {"id": "21807", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın saltanatı kaç yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "1595", "answer_start": 231}}, {"id": "21808", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 1595 yılında sona ermiştir?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 164}}, {"id": "21809", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın saltanatı kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "21 yıl", "answer_start": 285}}, {"id": "21810", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin saltanatı 21 yıl sürmüştür?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 261}}, {"id": "21811", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'dan önce gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "II. Selim", "answer_start": 337}}, {"id": "21812", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden önce gelen padişah II. Selim'dir?", "answers": {"text": "III. Murad'dan", "answer_start": 303}}, {"id": "21813", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'dan sonra gelen padişah kimdir?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 387}}, {"id": "21814", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimden sonra gelen padişah III. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "III. Murad'dan", "answer_start": 352}}, {"id": "21815", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun;", "answer_start": 425}}, {"id": "21816", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun'dur?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 404}}, {"id": "21817", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin çocukları III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 404}}, {"id": "21818", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın çocukları kimlerdir?", "answers": {"text": "III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır", "answer_start": 540}}, {"id": "21819", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın babası kimdir?", "answers": {"text": "II. Selim", "answer_start": 1022}}, {"id": "21820", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin babası II. Selim'dir?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 1001}}, {"id": "21821", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kimin annesi Afife Narubanu Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Murad'ın", "answer_start": 1001}}, {"id": "21822", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad'ın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Afife Narubanu Sultan'dır", "answer_start": 1044}}, {"id": "21823", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "III. Murad kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "48 yaşında", "answer_start": 1082}}, {"id": "21824", "context": "III. Murad, 4 Temmuz 1546 tarihinde Manisa'da doğmuştur, 16 Ocak 1595 tarihinde ise İstanbul'da ölmüştür. III. Murad 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesidir. III. Murad'ın saltanatı 22 Aralık 1574 tarihinde başlayıp, 16 Ocak 1595 tarihinde sona ermiştir. III. Murad'ın saltanatı 21 yıl sürmüştür. III. Murad'dan önce gelen padişah II. Selim'dir. III. Murad'dan sonra gelen padişah III. Mehmed'dir. III. Murad'ın eşleri Safiye Sultan, Şemşiruhsar Hatun, Mihriban Hatun, Şahihuban Hatun, Nazperver Hatun ve Fahriye Hatun; çocukları ise III. Mehmed, Şehzade Yahya, Şehzade Selim, Şehzade Bayezit, Şehzade Mustafa, Şehzade Osman, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah, Şehzade Abdurrahman, Şehzade Hasan, Şehzade Ahmet, Şehzade Yakup, Şehzade Süleyman, Şehzade Alemşah, Şehzade Yusuf, Şehzade Hüseyin, Şehzade Korkut, Şehzade Ali, Şehzade İshak, Şehzade Ömer, Şehzade Alaüddin, Şehzade Davud, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Hüma Sultan, Hatice Sultan, Mihrimah Sultan, Rukiye Sultan ve Fethiye Sultan'dır. III. Murad'ın babası II. Selim, annesi ise Afife Narubanu Sultan'dır. III. Murad 48 yaşında ölmüştür.", "question": "Kim 48 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Murad", "answer_start": 1071}}, {"id": "21825", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21826", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 2 Ocak 1699 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21827", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman hangi tarihte Edirne'de doğmuştur?", "answers": {"text": "2 Ocak 1699 tarihinde", "answer_start": 12}}, {"id": "21828", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "2 Ocak 1699 tarihinde", "answer_start": 12}}, {"id": "21829", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman 2 Ocak 1699 tarihinde nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 34}}, {"id": "21830", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 34}}, {"id": "21831", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21832", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "30 Ekim 1757 tarihinde", "answer_start": 55}}, {"id": "21833", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman 30 Ekim 1757 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 78}}, {"id": "21834", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 30 Ekim 1757 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21835", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "30 Ekim 1757 tarihinde", "answer_start": 55}}, {"id": "21836", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "21837", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 78}}, {"id": "21838", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 100}}, {"id": "21839", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman kaçıncı Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "25. Osmanlı padişahı", "answer_start": 112}}, {"id": "21840", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "104. İslam halifesidir", "answer_start": 136}}, {"id": "21841", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 25. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 100}}, {"id": "21842", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "25. Osmanlı padişahı", "answer_start": 112}}, {"id": "21843", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 104. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 100}}, {"id": "21844", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "104. İslam halifesidir", "answer_start": 136}}, {"id": "21845", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 160}}, {"id": "21846", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, kimin oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir?", "answers": {"text": "II. Mustafa'nın", "answer_start": 172}}, {"id": "21847", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve kimin kardeşidir?", "answers": {"text": "I. Mahmud'un", "answer_start": 196}}, {"id": "21848", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kimin annesi Şehsuvar Sultan'dır?", "answers": {"text": "III. Osman'ın", "answer_start": 221}}, {"id": "21849", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman'ın annesi kimdir?", "answers": {"text": "Şehsuvar Sultan", "answer_start": 242}}, {"id": "21850", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kimin hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır?", "answers": {"text": "III. Osman'ın", "answer_start": 263}}, {"id": "21851", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman'ın neyi 1754-1757 yılları arasıdır?", "answers": {"text": "hükümdarlık dönemi", "answer_start": 277}}, {"id": "21852", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Ne 1754-1757 yılları arasıdır?", "answers": {"text": "III. Osman'ın hükümdarlık dönemi", "answer_start": 263}}, {"id": "21853", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman'ın hükümdarlık dönemi hangi yıllar arasıdır?", "answers": {"text": "1754-1757 yılları", "answer_start": 296}}, {"id": "21854", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kimin babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı?", "answers": {"text": "III. Osman'ın", "answer_start": 324}}, {"id": "21855", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı?", "answers": {"text": "III. Osman'ın babası", "answer_start": 324}}, {"id": "21856", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Hangi sırada III. Osman 4 yaşındaydı?", "answers": {"text": "III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada", "answer_start": 324}}, {"id": "21857", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada kim 4 yaşındaydı?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 372}}, {"id": "21858", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman kaç yaşındaydı?", "answers": {"text": "4 yaşındaydı", "answer_start": 383}}, {"id": "21859", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 397}}, {"id": "21860", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, ne zamandan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "17. yüzyıldan itibaren", "answer_start": 409}}, {"id": "21861", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren nerede yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "sarayda", "answer_start": 432}}, {"id": "21862", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren neden Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "sarayda yetiştirilmesi için", "answer_start": 432}}, {"id": "21863", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için nerede Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "Topkapı Sarayı'nda", "answer_start": 460}}, {"id": "21864", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda nereye kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "Şehzadegan Dairesi'ne", "answer_start": 479}}, {"id": "21865", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için nereye kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne", "answer_start": 460}}, {"id": "21866", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve nerede 51 yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "Şehzadegan Dairesi'nde", "answer_start": 514}}, {"id": "21867", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde kaç yıl kapalı kaldı?", "answers": {"text": "51 yıl", "answer_start": 537}}, {"id": "21868", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 558}}, {"id": "21869", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, ne almış ve kendini yetiştirmişti?", "answers": {"text": "iyi bir eğitim", "answer_start": 570}}, {"id": "21870", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kimi yetiştirmişti?", "answers": {"text": "kendini", "answer_start": 594}}, {"id": "21871", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 617}}, {"id": "21872", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, özellikle neyi sevmeyen bir insandı?", "answers": {"text": "yalanı ve rüşveti", "answer_start": 639}}, {"id": "21873", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 679}}, {"id": "21874", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, kimin aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi?", "answers": {"text": "I. Mahmut'un", "answer_start": 691}}, {"id": "21875", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, I. Mahmut'un aksine neyi sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi?", "answers": {"text": "müziği", "answer_start": 711}}, {"id": "21876", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kimlere iltifat etmezdi?", "answers": {"text": "kadınlara", "answer_start": 728}}, {"id": "21877", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 755}}, {"id": "21878", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman neyden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı?", "answers": {"text": "musikiden", "answer_start": 766}}, {"id": "21879", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman neden müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı?", "answers": {"text": "musikiden nefret ettiği için", "answer_start": 766}}, {"id": "21880", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman musikiden nefret ettiği için kimleri saraydan uzaklaştırdı?", "answers": {"text": "müzisyen cariyelerin bir kısmını", "answer_start": 795}}, {"id": "21881", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 851}}, {"id": "21882", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman ne kadar süre saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir?", "answers": {"text": "2 yıl 10 ay 18 gün", "answer_start": 863}}, {"id": "21883", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde kaç tane veziriazam değiştirmiştir?", "answers": {"text": "7 tane", "answer_start": 916}}, {"id": "21884", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane ne değiştirmiştir?", "answers": {"text": "veziriazam", "answer_start": 923}}, {"id": "21885", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "Kim, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir?", "answers": {"text": "III. Osman", "answer_start": 950}}, {"id": "21886", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, hangi tarihte şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir?", "answers": {"text": "30 Ekim 1757 tarihinde", "answer_start": 962}}, {"id": "21887", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde neyden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir?", "answers": {"text": "şirpençeden", "answer_start": 985}}, {"id": "21888", "context": "III. Osman, 2 Ocak 1699 tarihinde Edirne'de doğmuştur, 30 Ekim 1757 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Osman, 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. III. Osman, II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmud'un kardeşidir. III. Osman'ın annesi Şehsuvar Sultan'dır. III. Osman'ın hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. III. Osman'ın babası tahttan indirildiği sırada III. Osman 4 yaşındaydı. III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren sarayda yetiştirilmesi için Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve Şehzadegan Dairesi'nde 51 yıl kapalı kaldı. III. Osman, iyi bir eğitim almış ve kendini yetiştirmişti. III. Osman, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. III. Osman, I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi. III. Osman musikiden nefret ettiği için müzisyen cariyelerin bir kısmını saraydan uzaklaştırdı. III. Osman, 2 yıl 10 ay 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde 7 tane veziriazam değiştirmiştir. III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.", "question": "III. Osman, 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden dolayı vefat etmiştir ve nereye defnedilmiştir?", "answers": {"text": "Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine", "answer_start": 1022}}, {"id": "21889", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kimin divan edebiyatındaki mahlası İlhami'dir?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21890", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"text": "İlhami", "answer_start": 44}}, {"id": "21891", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21892", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 24 Aralık 1761 tarihinde doğmuştur?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21893", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim hangi tarihte İstanbul'da doğmuştur?", "answers": {"text": "24 Aralık 1761 tarihinde", "answer_start": 52}}, {"id": "21894", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"text": "24 Aralık 1761 tarihinde", "answer_start": 52}}, {"id": "21895", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim 24 Aralık 1761 tarihinde nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 77}}, {"id": "21896", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 77}}, {"id": "21897", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21898", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim hangi tarihte İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "28 Temmuz 1808 tarihinde", "answer_start": 100}}, {"id": "21899", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim 28 Temmuz 1808 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 125}}, {"id": "21900", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 28 Temmuz 1808 tarihinde ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21901", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"text": "28 Temmuz 1808 tarihinde", "answer_start": 100}}, {"id": "21902", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim İstanbul'da ölmüştür?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 0}}, {"id": "21903", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "İstanbul'da", "answer_start": 125}}, {"id": "21904", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 147}}, {"id": "21905", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim kaçıncı Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "28. Osmanlı padişahı", "answer_start": 159}}, {"id": "21906", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "107. İslam halifesidir", "answer_start": 183}}, {"id": "21907", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 28. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 147}}, {"id": "21908", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "28. Osmanlı padişahı", "answer_start": 159}}, {"id": "21909", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 107. İslam halifesidir?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 147}}, {"id": "21910", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"text": "107. İslam halifesidir", "answer_start": 183}}, {"id": "21911", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kimin babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim'in", "answer_start": 207}}, {"id": "21912", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim'in babası", "answer_start": 207}}, {"id": "21913", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in babası kaç yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "1774 yılında", "answer_start": 228}}, {"id": "21914", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Ne zaman, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde", "answer_start": 207}}, {"id": "21915", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, kim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 252}}, {"id": "21916", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim kaç yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "13 yaşında", "answer_start": 263}}, {"id": "21917", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, neden I. Abdülhamid tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim 13 yaşında olduğu için", "answer_start": 252}}, {"id": "21918", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için kim tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 286}}, {"id": "21919", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 7 Nisan 1789 yılında ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid", "answer_start": 313}}, {"id": "21920", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "I. Abdülhamid hangi tarihte ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "7 Nisan 1789 tarihinde", "answer_start": 327}}, {"id": "21921", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Ne zaman, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce,", "answer_start": 313}}, {"id": "21922", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, kim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 358}}, {"id": "21923", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim nereyi temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "Avrupa'yı", "answer_start": 369}}, {"id": "21924", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim hangi devrimin eşiğinde tahta çıktı?", "answers": {"text": "Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde", "answer_start": 369}}, {"id": "21925", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 446}}, {"id": "21926", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Ne zaman, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi?", "answers": {"text": "III. Selim tahta çıktığında", "answer_start": 446}}, {"id": "21927", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim tahta çıktığında, hangi devlet hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 475}}, {"id": "21928", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hangi ülkeler ile savaş halindeydi?", "answers": {"text": "hem Avusturya hem de Rusya'yla", "answer_start": 491}}, {"id": "21929", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kaç yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "1792 yılında", "answer_start": 540}}, {"id": "21930", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında hangi ülkeyle yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "Avusturya'yla", "answer_start": 553}}, {"id": "21931", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan hangi antlaşmayla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "Ziştovi Antlaşması'yla", "answer_start": 575}}, {"id": "21932", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Hangi antlaşmayla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla", "answer_start": 540}}, {"id": "21933", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve kaç yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "1792 yılında", "answer_start": 601}}, {"id": "21934", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında hangi ülkeyle yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "Rusya'yla", "answer_start": 614}}, {"id": "21935", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan hangi antlaşma ile savaşlar son buldu?", "answers": {"text": "Yaş Antlaşması", "answer_start": 632}}, {"id": "21936", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile neler son buldu?", "answers": {"text": "savaşlar", "answer_start": 651}}, {"id": "21937", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Nelerin son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi?", "answers": {"text": "Savaşların", "answer_start": 671}}, {"id": "21938", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Hangi sebeple, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi?", "answers": {"text": "Savaşların son bulması sebebiyle", "answer_start": 671}}, {"id": "21939", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Savaşların son bulması sebebiyle, kim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 705}}, {"id": "21940", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim hangi orduda yenilikler yapabildi?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusunda", "answer_start": 716}}, {"id": "21941", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim nerede yenilikler yapabildi?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusunda", "answer_start": 716}}, {"id": "21942", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 756}}, {"id": "21943", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim hangi yılda Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu?", "answers": {"text": "1793 yılında", "answer_start": 768}}, {"id": "21944", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, 1793 yılında hangi orduyu kurdu?", "answers": {"text": "Nizam-ı Cedid ordusunu", "answer_start": 781}}, {"id": "21945", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kaç yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar?", "answers": {"text": "1807 yılında", "answer_start": 811}}, {"id": "21946", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1807 yılında hangi ordunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar?", "answers": {"text": "Nizam-ı Cedid ordusunun", "answer_start": 824}}, {"id": "21947", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kimler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar?", "answers": {"text": "1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler", "answer_start": 811}}, {"id": "21948", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, kimin önderliği altında ayaklandılar?", "answers": {"text": "Kabakçı Mustafa'nın", "answer_start": 884}}, {"id": "21949", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, ne altında ayaklandılar?", "answers": {"text": "Kabakçı Mustafa'nın önderliği", "answer_start": 884}}, {"id": "21950", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ne yaptılar?", "answers": {"text": "ayaklandılar.", "answer_start": 922}}, {"id": "21951", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 936}}, {"id": "21952", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, hangi ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "Nizam-ı Cedid ordusunu", "answer_start": 948}}, {"id": "21953", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve hangi tarihte tahttan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "29 Mayıs 1807 tarihinde", "answer_start": 983}}, {"id": "21954", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde ne yapmak zorunda kaldı?", "answers": {"text": "tahttan çekilmek", "answer_start": 1007}}, {"id": "21955", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim, Mayıs 1807 tarihinde ne yapmak zorunda kaldı?", "answers": {"text": "tahttan çekilmek", "answer_start": 1007}}, {"id": "21956", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 936}}, {"id": "21957", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kimin yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi?", "answers": {"text": "III. Selim'in", "answer_start": 1039}}, {"id": "21958", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in yerine geçen kim, III. Selim'i kafese geri gönderdi?", "answers": {"text": "IV. Mustafa", "answer_start": 1066}}, {"id": "21959", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim III. Selim'i kafese geri gönderdi?", "answers": {"text": "III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa", "answer_start": 1039}}, {"id": "21960", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, kimi kafese geri gönderdi?", "answers": {"text": "III. Selim'i", "answer_start": 1079}}, {"id": "21961", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i nereye geri gönderdi?", "answers": {"text": "kafese", "answer_start": 1092}}, {"id": "21962", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'e ne yaptı?", "answers": {"text": "kafese geri gönderdi", "answer_start": 1092}}, {"id": "21963", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Hangi tarihte III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu?", "answers": {"text": "28 Temmuz 1808 tarihinde", "answer_start": 1114}}, {"id": "21964", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "28 Temmuz 1808 tarihinde kimi tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu?", "answers": {"text": "III. Selim'i", "answer_start": 1139}}, {"id": "21965", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla kim saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu?", "answers": {"text": "Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa", "answer_start": 1183}}, {"id": "21966", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, kim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 1237}}, {"id": "21967", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim kimin emriyle boğduruldu?", "answers": {"text": "IV. Mustafa'nın", "answer_start": 1256}}, {"id": "21968", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "III. Selim", "answer_start": 1292}}, {"id": "21969", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim ile kimi idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "III. Selim'i", "answer_start": 1307}}, {"id": "21970", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim ile kimler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler", "answer_start": 1307}}, {"id": "21971", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında ne geçtiği bilinmektedir?", "answers": {"text": "büyük bir boğuşma", "answer_start": 1359}}, {"id": "21972", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Kimin cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi?", "answers": {"text": "III. Selim'in", "answer_start": 1400}}, {"id": "21973", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "Ne Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi?", "answers": {"text": "III. Selim'in cenazesi", "answer_start": 1400}}, {"id": "21974", "context": "III. Selim, divan edebiyatındaki mahlasıyla İlhami, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğmuştur, 28 Temmuz 1808 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. III. Selim, 28. Osmanlı padişahı ve 107. İslam halifesidir. III. Selim'in babası 1774 yılında öldüğünde, III. Selim 13 yaşında olduğu için I. Abdülhamid tahta çıktı. I. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde ölünce, III. Selim Avrupa'yı temelinden sarsacak olan Fransız Devrimi'nin eşiğinde tahta çıktı. III. Selim tahta çıktığında, Osmanlı Devleti hem Avusturya hem de Rusya'yla savaş halindeydi. 1792 yılında Avusturya'yla yapılan Ziştovi Antlaşması'yla ve 1792 yılında Rusya'yla yapılan Yaş Antlaşması ile savaşlar son buldu. Savaşların son bulması sebebiyle, III. Selim Osmanlı ordusunda yenilikler yapabildi. III. Selim, 1793 yılında Nizam-ı Cedid ordusunu kurdu. 1807 yılında Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını isteyen yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın önderliği altında ayaklandılar. III. Selim, Nizam-ı Cedid ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine geçen IV. Mustafa, III. Selim'i kafese geri gönderdi. 28 Temmuz 1808 tarihinde III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa saraya yaklaşırken, III. Selim padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğduruldu. III. Selim ile III. Selim'i idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği bilinmektedir. III. Selim'in cenazesi, Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne defnedildi.", "question": "III. Selim'in cenazesi nereye defnedildi?", "answers": {"text": "Laleli Camii'nin avlusunda III. Mustafa Türbesi'ne", "answer_start": 1424}}, {"id": "22007", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 23}}, {"id": "22008", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "27 Ekim 1676", "answer_start": 63}}, {"id": "22009", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 44}}, {"id": "22010", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1676", "answer_start": 71}}, {"id": "22011", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma 1676 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 44}}, {"id": "22012", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 101}}, {"id": "22013", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması, hangi devlet ile Lehistan arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 134}}, {"id": "22014", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 121}}, {"id": "22015", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Lehistan ile Osmanlı Devleti", "answer_start": 121}}, {"id": "22016", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma Zurawno'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 174}}, {"id": "22017", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Zurawno'da", "answer_start": 193}}, {"id": "22018", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 219}}, {"id": "22019", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması hangi yıllardaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1672-1676 yıllarındaki", "answer_start": 239}}, {"id": "22020", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması 1672-1676 yıllarındaki hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı", "answer_start": 262}}, {"id": "22021", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı", "answer_start": 239}}, {"id": "22022", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması", "answer_start": 314}}, {"id": "22023", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması, hangi antlaşmanın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması'nın", "answer_start": 334}}, {"id": "22024", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması, neyi bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması'nın koşullarını", "answer_start": 334}}, {"id": "22025", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte hangi imparatorluğun lehine idi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu", "answer_start": 401}}, {"id": "22026", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması ile", "answer_start": 463}}, {"id": "22027", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen nerenin Türk toprağı olduğu tescillendi?", "answers": {"text": "Podolya'nın", "answer_start": 515}}, {"id": "22028", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "İzvança Antlaşması'na göre", "answer_start": 435}}, {"id": "22029", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; hangi imparatorluğa bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'na", "answer_start": 565}}, {"id": "22030", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; kimlerin hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın", "answer_start": 565}}, {"id": "22031", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü hangi topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "Ukrayna", "answer_start": 626}}, {"id": "22032", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının ne kadarı Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "üçte biri", "answer_start": 648}}, {"id": "22033", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, ne kadarı yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "üçte ikisi", "answer_start": 686}}, {"id": "22034", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine hangi imparatorluğun egemenliğine tevdi edildi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun", "answer_start": 702}}, {"id": "22035", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Antlaşması'na göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine nereye tevdi edildi?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine", "answer_start": 702}}, {"id": "22036", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi antlaşma hükümleri arasında yer alan yıllık vergi kaldırıldı?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması", "answer_start": 755}}, {"id": "22037", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Kimler arasında yer alan yıllık vergi kaldırıldı?", "answers": {"text": "Bucaş Antlaşması hükümleri", "answer_start": 755}}, {"id": "22038", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan ne kaldırıldı?", "answers": {"text": "yıllık vergi", "answer_start": 800}}, {"id": "22039", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ne oldu?", "answers": {"text": "kaldırıldı.", "answer_start": 817}}, {"id": "22040", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi savaşın galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "İzvança Savaşı", "answer_start": 829}}, {"id": "22041", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Neye karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "İzvança Savaşı galibiyetine", "answer_start": 829}}, {"id": "22042", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, hangi imparatorluk, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu", "answer_start": 865}}, {"id": "22043", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, ne yaptığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "önemli ölçüde tahribata uğrattığı", "answer_start": 888}}, {"id": "22044", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, hangi ülke Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "Lehistan'ın", "answer_start": 922}}, {"id": "22045", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, hangi ülke ile ittifaka girmesine neden oldu?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 935}}, {"id": "22046", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ne yapmasına neden oldu?", "answers": {"text": "ittifaka girmesine", "answer_start": 949}}, {"id": "22047", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, neye neden oldu?", "answers": {"text": "önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine", "answer_start": 888}}, {"id": "22048", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi ülkenin güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Lehistan'ın", "answer_start": 1065}}, {"id": "22049", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın hangi duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "güçsüz", "answer_start": 1077}}, {"id": "22050", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın neye düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "güçsüz duruma", "answer_start": 1077}}, {"id": "22051", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, neye yol açtı?", "answers": {"text": "uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı.", "answer_start": 1104}}, {"id": "22052", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede hangi ülkenin ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Rusya'nın", "answer_start": 1116}}, {"id": "22053", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve hangi ülkenin Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Avusturya'nın", "answer_start": 1129}}, {"id": "22054", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede hangi ülkelerin Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Rusya'nın ve Avusturya'nın", "answer_start": 1116}}, {"id": "22055", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın hangi ülke ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Lehistan", "answer_start": 1143}}, {"id": "22056", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve hangi imparatorluğun aleyhine güçlenmesine yol açtı?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu", "answer_start": 1155}}, {"id": "22057", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Neyin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin", "answer_start": 1209}}, {"id": "22058", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Hangi ülkenin 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "Lehistan'ın", "answer_start": 1209}}, {"id": "22059", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın hangi yıllardaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki", "answer_start": 1221}}, {"id": "22060", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki neyleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "taksimleriyle", "answer_start": 1253}}, {"id": "22061", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, nerenin toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 1305}}, {"id": "22062", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları nerenin taarruzlarına iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "Rusya'nın", "answer_start": 1324}}, {"id": "22063", "context": "İzvança Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. İzvança Antlaşması 27 Ekim 1676 tarihinde imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. İzvança Antlaşması Zurawno'da imzalanmıştır. İzvança Antlaşması, 1672-1676 yıllarındaki Osmanlı-Lehistan Savaşı'nı sonlandıran antlaşmadır. İzvança Antlaşması, Bucaş Antlaşması'nın koşullarını bir ölçüde hafifletmekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu lehine idi. İzvança Antlaşması'na göre; Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne terk edilen Podolya'nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılan Kazaklar'ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan'a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine tevdi edildi. Bucaş Antlaşması hükümleri arasında yer alan yıllık vergi ise kaldırıldı. İzvança Savaşı galibiyetine karşın, Osmanlı İmparatorluğu, önemli ölçüde tahribata uğrattığı Lehistan'ın, Avusturya ile ittifaka girmesine neden oldu ve bu ittifakın sonuçlarını İkinci Viyana Kuşatması sırasında ağır bir şekilde ödedi. Lehistan'ın güçsüz duruma düşürülmesi, uzun vadede Rusya'nın ve Avusturya'nın Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğu aleyhine güçlenmesine yol açtı. Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları Rusya'nın taarruzlarına iyice açık kaldı.", "question": "Lehistan'ın 1772, 1793 ve 1795 yıllarındaki taksimleriyle bağımsızlığını yitirmesinin ardından, Osmanlı toprakları neye iyice açık kaldı?", "answers": {"text": "Rusya'nın taarruzlarına", "answer_start": 1324}}, {"id": "22064", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 28}}, {"id": "22065", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "17 Mayıs 1639", "answer_start": 73}}, {"id": "22066", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşma 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 49}}, {"id": "22067", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1639", "answer_start": 82}}, {"id": "22068", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşma 1639 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 49}}, {"id": "22069", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 49}}, {"id": "22070", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması, hangi devlet ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 116}}, {"id": "22071", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Safevi Devleti", "answer_start": 98}}, {"id": "22072", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında", "answer_start": 98}}, {"id": "22073", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşma Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 156}}, {"id": "22074", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Kirmanşah/İran'da", "answer_start": 180}}, {"id": "22075", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşma 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 213}}, {"id": "22076", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması hangi yıllardaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "1623-1639 yıllarındaki", "answer_start": 237}}, {"id": "22077", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki hangi savaşı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı-Safevî savaşını", "answer_start": 260}}, {"id": "22078", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması hangi savaşı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını", "answer_start": 237}}, {"id": "22079", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını ne yapan antlaşmadır?", "answers": {"text": "sona erdiren", "answer_start": 284}}, {"id": "22080", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını hangi antlaşma belirlemiştir?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması", "answer_start": 342}}, {"id": "22081", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Ne zamanki Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir?", "answers": {"text": "Bugünkü", "answer_start": 310}}, {"id": "22082", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Bugünkü hangi sınırı Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir?", "answers": {"text": "Türkiye-Safevî sınırını", "answer_start": 318}}, {"id": "22083", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Bugünkü neyi Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir?", "answers": {"text": "Türkiye-Safevî sınırını", "answer_start": 318}}, {"id": "22084", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması, bugünkü Türkiye-Safevî sınırını ne yapmıştır?", "answers": {"text": "belirlemiştir.", "answer_start": 366}}, {"id": "22085", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre", "answer_start": 381}}, {"id": "22086", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre nereler Osmanlılarda kaldı?", "answers": {"text": "Bağdat, Basra ve Şehrizor", "answer_start": 414}}, {"id": "22087", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre Bağdat, Basra ve Şehrizor kimlere kaldı?", "answers": {"text": "Osmanlılarda", "answer_start": 440}}, {"id": "22088", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Revan, Safevî Devletine bırakıldı?", "answers": {"text": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre", "answer_start": 381}}, {"id": "22089", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre neresi Safevî Devletine bırakıldı?", "answers": {"text": "Revan", "answer_start": 460}}, {"id": "22090", "context": "Kasr-ı Şirin Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 17 Mayıs 1639 tarihinde, Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması Kirmanşah/İran'da imzalanmıştır. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1623-1639 yıllarındaki Osmanlı-Safevî savaşını sona erdiren antlaşmadır. Bugünkü Türkiye-Safevî sınırını Kasr-ı Şirin Antlaşması belirlemiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre; Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Revan ise Safevî Devleti'ne bırakıldı.", "question": "Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre Revan hangi devlete bırakıldı?", "answers": {"text": "Safevî Devleti'ne", "answer_start": 470}}, {"id": "22091", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 26}}, {"id": "22092", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "20 Kasım 1612", "answer_start": 69}}, {"id": "22093", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Hangi antlaşma 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşması", "answer_start": 47}}, {"id": "22094", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1612", "answer_start": 78}}, {"id": "22095", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Hangi antlaşma 1612 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşması", "answer_start": 47}}, {"id": "22096", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşması", "answer_start": 108}}, {"id": "22097", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması, hangi devlet ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 131}}, {"id": "22098", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Safevi Devleti", "answer_start": 151}}, {"id": "22099", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti", "answer_start": 131}}, {"id": "22100", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Hangi devletin topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun", "answer_start": 190}}, {"id": "22101", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun neyden vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır?", "answers": {"text": "topraklarından", "answer_start": 216}}, {"id": "22102", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun ne bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır?", "answers": {"text": "topraklarından vazgeçtiğini", "answer_start": 216}}, {"id": "22103", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ne Nasuh Paşa Antlaşması'dır?", "answers": {"text": "ilk antlaşma", "answer_start": 255}}, {"id": "22104", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma hangisidir?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşması", "answer_start": 268}}, {"id": "22105", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Hangi antlaşma sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde", "answer_start": 295}}, {"id": "22106", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, kim prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir?", "answers": {"text": "Şah Abbas", "answer_start": 328}}, {"id": "22107", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas ne yapmıştır?", "answers": {"text": "prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "answer_start": 338}}, {"id": "22108", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas neyini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir?", "answers": {"text": "prestijini", "answer_start": 338}}, {"id": "22109", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve ne yapmıştır?", "answers": {"text": "Safevi mülkünü genişletmiştir", "answer_start": 362}}, {"id": "22110", "context": "Nasuh Paşa Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Nasuh Paşa Antlaşması 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından vazgeçtiğini bildirdiği ilk antlaşma Nasuh Paşa Antlaşması'dır. Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve Safevi mülkünü genişletmiştir.", "question": "Nasuh Paşa Antlaşması sayesinde, Şah Abbas prestijini arttırmış ve neyi genişletmiştir?", "answers": {"text": "Safevi mülkünü", "answer_start": 362}}, {"id": "22111", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kim padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "Sultan I. Mahmud", "answer_start": 0}}, {"id": "22112", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud ne zaman kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "padişahlığının ilk günlerinde,", "answer_start": 18}}, {"id": "22113", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kimi tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "kendisini", "answer_start": 49}}, {"id": "22114", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kimlerin isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "kendisini tahta çıkaran isyancıların", "answer_start": 49}}, {"id": "22115", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların neyini yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "isteklerini", "answer_start": 86}}, {"id": "22116", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, neyi yerine getirmek zorunda kaldı?", "answers": {"text": "kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini", "answer_start": 49}}, {"id": "22117", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, ne zorunda kaldı?", "answers": {"text": "kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek", "answer_start": 49}}, {"id": "22118", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Hangi devirde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed devrinde", "answer_start": 129}}, {"id": "22119", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Ne ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk", "answer_start": 129}}, {"id": "22120", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan ne ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "köşk", "answer_start": 170}}, {"id": "22121", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve nelerin çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "konakların", "answer_start": 178}}, {"id": "22122", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Neler isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu", "answer_start": 129}}, {"id": "22123", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu kimlerin istekleri sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "isyancıların", "answer_start": 194}}, {"id": "22124", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların neyi sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "istekleri", "answer_start": 207}}, {"id": "22125", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu ne oldu?", "answers": {"text": "yakılıp yıkıldı.", "answer_start": 224}}, {"id": "22126", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu ne sonucu yakılıp yıkıldı?", "answers": {"text": "isyancıların istekleri", "answer_start": 194}}, {"id": "22127", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kimler ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı?", "answers": {"text": "Devlet adamları", "answer_start": 241}}, {"id": "22128", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet adamları ve kimler, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı?", "answers": {"text": "memurlar,", "answer_start": 260}}, {"id": "22129", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet adamları ve memurlar, kimlerin düşünceleri doğrultusunda atandı?", "answers": {"text": "isyancıların", "answer_start": 270}}, {"id": "22130", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet adamları ve memurlar, ne doğrultusunda atandı?", "answers": {"text": "isyancıların düşünceleri", "answer_start": 270}}, {"id": "22131", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kimlerin önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "İsyancıların", "answer_start": 317}}, {"id": "22132", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Ne konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "İsyancıların önderi", "answer_start": 317}}, {"id": "22133", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kim, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil", "answer_start": 317}}, {"id": "22134", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki kim, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "Patrona Halil", "answer_start": 349}}, {"id": "22135", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, kime olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "Sultan I. Mahmud'a", "answer_start": 364}}, {"id": "22136", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan neyini bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "bağlılığını", "answer_start": 388}}, {"id": "22137", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, neyle birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla", "answer_start": 364}}, {"id": "22138", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, nelere müdahale etmekten vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "devlet işlerine", "answer_start": 428}}, {"id": "22139", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, neyden vazgeçmiyordu?", "answers": {"text": "devlet işlerine müdahale etmekten", "answer_start": 428}}, {"id": "22140", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Nelere yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "devlet işlerine", "answer_start": 428}}, {"id": "22141", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan ne öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "müdahale", "answer_start": 444}}, {"id": "22142", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki kim, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "Patrona Halil", "answer_start": 536}}, {"id": "22143", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, kimden kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "Sultan I. Mahmud'dan", "answer_start": 551}}, {"id": "22144", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kimi yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "kendisini", "answer_start": 572}}, {"id": "22145", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini ne ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "yeniçeri", "answer_start": 582}}, {"id": "22146", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini neye getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "yeniçeri ağalığına", "answer_start": 582}}, {"id": "22147", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan ne ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini", "answer_start": 572}}, {"id": "22148", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve nereye karşı savaş açmasını istedi?", "answers": {"text": "Rusya'ya", "answer_start": 616}}, {"id": "22149", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı ne açmasını istedi?", "answers": {"text": "savaş", "answer_start": 631}}, {"id": "22150", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve ne istedi?", "answers": {"text": "Rusya'ya karşı savaş açmasını", "answer_start": 616}}, {"id": "22151", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Hangi gün tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "15 Kasım 1730 günü", "answer_start": 654}}, {"id": "22152", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü ne bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "tören yapılacağı", "answer_start": 673}}, {"id": "22153", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü ne yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "tören", "answer_start": 673}}, {"id": "22154", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle nereye çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "saraya", "answer_start": 702}}, {"id": "22155", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan kim ve yandaşları yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "Patrona Halil", "answer_start": 718}}, {"id": "22156", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve kimler yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "yandaşları", "answer_start": 735}}, {"id": "22157", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan kimler yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "Patrona Halil ve yandaşları", "answer_start": 718}}, {"id": "22158", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "15 Kasım 1730 günü kimler yakalanarak öldürüldü?", "answers": {"text": "tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları", "answer_start": 673}}, {"id": "22159", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kimler öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar?", "answers": {"text": "Patrona Halil yandaşları", "answer_start": 769}}, {"id": "22160", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Patrona Halil yandaşları ne korkusuyla tekrar ayaklandılar?", "answers": {"text": "öldürülme", "answer_start": 794}}, {"id": "22161", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla ne yaptılar?", "answers": {"text": "tekrar ayaklandılar.", "answer_start": 815}}, {"id": "22162", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kim Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi?", "answers": {"text": "Sultan I. Mahmud", "answer_start": 836}}, {"id": "22163", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, ne çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi?", "answers": {"text": "Sancak-ı Şerif", "answer_start": 854}}, {"id": "22164", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve kimden ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi?", "answers": {"text": "halktan", "answer_start": 881}}, {"id": "22165", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan neyin bastırılması için yardım istedi?", "answers": {"text": "ayaklanmanın", "answer_start": 889}}, {"id": "22166", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ne istedi?", "answers": {"text": "ayaklanmanın bastırılması için yardım", "answer_start": 889}}, {"id": "22167", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Neyden bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı?", "answers": {"text": "İsyanlardan", "answer_start": 935}}, {"id": "22168", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "Kim, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı?", "answers": {"text": "İsyanlardan bıkmış olan halk", "answer_start": 935}}, {"id": "22169", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyanlardan bıkmış olan halk, kime yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı?", "answers": {"text": "padişaha", "answer_start": 965}}, {"id": "22170", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak neyin 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı?", "answers": {"text": "ayaklanmanın", "answer_start": 990}}, {"id": "22171", "context": "Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar, isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Devlet işlerine yapılan müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, Sultan I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.", "question": "İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın hangi tarihte bastırılmasını sağladı?", "answers": {"text": "28 Ocak 1731 tarihinde", "answer_start": 1003}}, {"id": "22172", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 21}}, {"id": "22173", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "28 Eylül 1618", "answer_start": 59}}, {"id": "22174", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşma 28 Eylül 1618 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması", "answer_start": 42}}, {"id": "22175", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1618 yılında", "answer_start": 68}}, {"id": "22176", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşma 1618 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması", "answer_start": 42}}, {"id": "22177", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması", "answer_start": 96}}, {"id": "22178", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması, hangi devlet ile Safevi Devleti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 114}}, {"id": "22179", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Safevi Devleti", "answer_start": 133}}, {"id": "22180", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti", "answer_start": 114}}, {"id": "22181", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşmasına göre;", "answer_start": 172}}, {"id": "22182", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, hangi antlaşmayla belirlenen sınırlar esas alınacaktır?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşmasıyla", "answer_start": 197}}, {"id": "22183", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen neler esas alınacaktır?", "answers": {"text": "sınırlar", "answer_start": 233}}, {"id": "22184", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşmasına göre;", "answer_start": 172}}, {"id": "22185", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, nereler Osmanlı Devleti'nde kalacaktır?", "answers": {"text": "Kars ve Ahıska kaleleri", "answer_start": 260}}, {"id": "22186", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, Kars ve Ahıska kaleleri hangi devlette kalacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'nde", "answer_start": 284}}, {"id": "22187", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, Kars ve Ahıska kaleleri ne olacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'nde kalacaktır", "answer_start": 284}}, {"id": "22188", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşmasına göre;", "answer_start": 172}}, {"id": "22189", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan hangi beylerine saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Dağıstan beylerine", "answer_start": 346}}, {"id": "22190", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, nerenin hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı hâkimiyetinde", "answer_start": 316}}, {"id": "22191", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, nereye saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine", "answer_start": 316}}, {"id": "22192", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ", "answers": {"text": "Serav Antlaşmasına göre;", "answer_start": 172}}, {"id": "22193", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, kimler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır?", "answers": {"text": "esirler", "answer_start": 385}}, {"id": "22194", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre, esirler ne yapılacaktır?", "answers": {"text": "karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır", "answer_start": 393}}, {"id": "22195", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Serav Antlaşmasına göre;", "answer_start": 172}}, {"id": "22196", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre; kim, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Safevi Şahı", "answer_start": 437}}, {"id": "22197", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, kime her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı'na", "answer_start": 450}}, {"id": "22198", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na ne sıklıkla haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "her yıl", "answer_start": 470}}, {"id": "22199", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak ne gönderecektir?", "answers": {"text": "100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya", "answer_start": 491}}, {"id": "22200", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na ne yapacaktır?", "answers": {"text": "her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "answer_start": 470}}, {"id": "22201", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Hangi antlaşmanın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır?", "answers": {"text": "Serav Barış Antlaşması'nın", "answer_start": 547}}, {"id": "22202", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Barış Antlaşması'nın hangi barıştan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır?", "answers": {"text": "1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan", "answer_start": 574}}, {"id": "22203", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı nedir?", "answers": {"text": "200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır", "answer_start": 628}}, {"id": "22204", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı kaç deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır?", "answers": {"text": "200 deve yükü ipek", "answer_start": 628}}, {"id": "22205", "context": "Serav Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Serav Antlaşması 28 Eylül 1618 yılında imzalanmıştır. Serav Antlaşması, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasında imzalanmıştır. Serav Antlaşmasına göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır ve Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir. Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.", "question": "Serav Barış Antlaşması'nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı'ndan tek farkı 200 deve yükü ipek haracın kaç deve yüküne indirilmiş olmasıdır?", "answers": {"text": "100 deve yükü", "answer_start": 655}}, {"id": "22206", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 22}}, {"id": "22207", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "10 Ağustos 1664", "answer_start": 61}}, {"id": "22208", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşma 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması", "answer_start": 43}}, {"id": "22209", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "1664", "answer_start": 72}}, {"id": "22210", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşma 1664 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması", "answer_start": 43}}, {"id": "22211", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması", "answer_start": 102}}, {"id": "22212", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması, hangi devlet ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti", "answer_start": 121}}, {"id": "22213", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Avusturya Arşidüklüğü", "answer_start": 141}}, {"id": "22214", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü", "answer_start": 121}}, {"id": "22215", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşma Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması", "answer_start": 187}}, {"id": "22216", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Csknay/Vasvar'da", "answer_start": 205}}, {"id": "22217", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşma 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması", "answer_start": 237}}, {"id": "22218", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması hangi yıllardaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1663-1664 yıllarındaki", "answer_start": 255}}, {"id": "22219", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı", "answer_start": 278}}, {"id": "22220", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması hangi savaşı sona erdirmiştir?", "answers": {"text": "1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı", "answer_start": 255}}, {"id": "22221", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 324}}, {"id": "22222", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 324}}, {"id": "22223", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, savaşta hangi ordu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusu", "answer_start": 359}}, {"id": "22224", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, nereler Osmanlılarda kalacak?", "answers": {"text": "savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri", "answer_start": 351}}, {"id": "22225", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen nereler Osmanlılarda kalacak?", "answers": {"text": "Uyvar ve Nograd ile çevreleri", "answer_start": 399}}, {"id": "22226", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri kimlerde kalacak?", "answers": {"text": "Osmanlılarda", "answer_start": 429}}, {"id": "22227", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Zerinvar Kalesi yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 324}}, {"id": "22228", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, neresi yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak?", "answers": {"text": "Zerinvar Kalesi", "answer_start": 451}}, {"id": "22229", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, hangi kale yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak?", "answers": {"text": "Zerinvar Kalesi", "answer_start": 451}}, {"id": "22230", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, Zerinvar Kalesi hangi şartla Avusturya'da kalacak?", "answers": {"text": "yeniden inşa edilmemek şartıyla", "answer_start": 471}}, {"id": "22231", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre, Zerinvar Kalesi yeniden inşa edilmemek şartıyla nerede kalacak?", "answers": {"text": "Avusturya'da", "answer_start": 503}}, {"id": "22232", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 525}}, {"id": "22233", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; neresi, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek?", "answers": {"text": "Erdel", "answer_start": 552}}, {"id": "22234", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, hangi imparatorluğa bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu'na", "answer_start": 559}}, {"id": "22235", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini nereden çekecek?", "answers": {"text": "Erdel'den", "answer_start": 637}}, {"id": "22236", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 656}}, {"id": "22237", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; hangi iki devlet birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı ve Avusturya", "answer_start": 683}}, {"id": "22238", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya nereye saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır?", "answers": {"text": "birbirlerinin topraklarına", "answer_start": 704}}, {"id": "22239", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma kaç yıl geçerli olacaktır?", "answers": {"text": "20 yıl", "answer_start": 755}}, {"id": "22240", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, ne 20 yıl geçerli olacaktır?", "answers": {"text": "antlaşma", "answer_start": 746}}, {"id": "22241", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Avusturya, savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek?", "answers": {"text": "Vasvar Antlaşması'na göre", "answer_start": 781}}, {"id": "22242", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; hangi ülke savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 808}}, {"id": "22243", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya ne ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek?", "answers": {"text": "savaş tazminatı", "answer_start": 818}}, {"id": "22244", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta neyin belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek?", "answers": {"text": "barışın", "answer_start": 867}}, {"id": "22245", "context": "Vasvar Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Vasvar Antlaşması 10 Ağustos 1664 tarihinde imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması Csknay/Vasvar'da imzalanmıştır. Vasvar Antlaşması 1663-1664 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdirmiştir. Vasvar Antlaşması'na göre; savaşta Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Uyvar ve Nograd ile çevreleri Osmanlılarda kalacak, Zerinvar Kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya'da kalacak. Vasvar Antlaşması'na göre; Erdel, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel'den çekecek. Vasvar Antlaşması'na göre; Osmanlı ve Avusturya birbirlerinin topraklarına saldırmayacak, antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.", "question": "Vasvar Antlaşması'na göre; Avusturya savaş tazminatı ödeyecek, daha sonra iki tarafta barışın belirtisi olarak karşılıklı ne gönderecek?", "answers": {"text": "200.000 kara kuruş değerinde hediyeler", "answer_start": 903}}, {"id": "22246", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"text": "barış antlaşmasıdır.", "answer_start": 26}}, {"id": "22247", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşma 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması", "answer_start": 47}}, {"id": "22248", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması hangi tarihte Slovakya'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "11 Kasım 1606", "answer_start": 69}}, {"id": "22249", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Slovakya'da", "answer_start": 93}}, {"id": "22250", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"text": "11 Kasım 1606", "answer_start": 69}}, {"id": "22251", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşma 11 Kasım 1606 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması", "answer_start": 47}}, {"id": "22252", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Slovakya'da", "answer_start": 93}}, {"id": "22253", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşma Slovakya'da imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması", "answer_start": 47}}, {"id": "22254", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşma Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması", "answer_start": 120}}, {"id": "22255", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması, hangi devlet ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Avusturya Arşidüklüğü", "answer_start": 143}}, {"id": "22256", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı İmparatorluğu", "answer_start": 169}}, {"id": "22257", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması, hangi devletler arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu", "answer_start": 143}}, {"id": "22258", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmayı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'nı", "answer_start": 215}}, {"id": "22259", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'nı kim ve II. Rudolf imzalamıştır?", "answers": {"text": "I. Ahmed", "answer_start": 240}}, {"id": "22260", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve kim imzalamıştır?", "answers": {"text": "II. Rudolf", "answer_start": 252}}, {"id": "22261", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'nı kimler imzalamıştır?", "answers": {"text": "I. Ahmed ve II. Rudolf", "answer_start": 240}}, {"id": "22262", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşma 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması", "answer_start": 277}}, {"id": "22263", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması, kaç yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "1593-1606", "answer_start": 300}}, {"id": "22264", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki hangi savaşı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı", "answer_start": 323}}, {"id": "22265", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması hangi savaşı sona erdiren antlaşmadır?", "answers": {"text": "1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı", "answer_start": 300}}, {"id": "22266", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 377}}, {"id": "22267", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri kimde kalacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı'da", "answer_start": 440}}, {"id": "22268", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; nereler Osmanlı'da kalacaktır?", "answers": {"text": "Eğri, Estergon, Kanije kaleleri", "answer_start": 408}}, {"id": "22269", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre hangi kaleler Osmanlı'da kalacaktır?", "answers": {"text": "Eğri, Estergon, Kanije", "answer_start": 408}}, {"id": "22270", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 377}}, {"id": "22271", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre nereler Avusturyalılarda kalacaktır?", "answers": {"text": "Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri", "answer_start": 463}}, {"id": "22272", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre hangi kaleler Avusturyalılarda kalacaktır?", "answers": {"text": "Raab (Yanıkkale) ve Komárom", "answer_start": 463}}, {"id": "22273", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri kimlerde kalacaktır?", "answers": {"text": "Avusturyalılarda", "answer_start": 504}}, {"id": "22274", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 377}}, {"id": "22275", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 533}}, {"id": "22276", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre hangi devlet, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir?", "answers": {"text": "Avusturya", "answer_start": 564}}, {"id": "22277", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, hangi devlete 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı Devleti'ne", "answer_start": 575}}, {"id": "22278", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne kaç altın savaş tazminatı ödeyecektir?", "answers": {"text": "200.000 altın", "answer_start": 594}}, {"id": "22279", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne ne ödeyecektir?", "answers": {"text": "200.000 altın savaş tazminatı", "answer_start": 594}}, {"id": "22280", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderilecektir?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 637}}, {"id": "22281", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecektir?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 637}}, {"id": "22282", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; kim, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı", "answer_start": 668}}, {"id": "22283", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, kime Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecektir?", "answers": {"text": "Avusturya Arşidükü'ne", "answer_start": 686}}, {"id": "22284", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne hangi ünvan ile hitap edecektir?", "answers": {"text": "Kutsal Roma İmparatoru", "answer_start": 708}}, {"id": "22285", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne nasıl hitap edecektir?", "answers": {"text": "Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla", "answer_start": 708}}, {"id": "22286", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 637}}, {"id": "22287", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, kim ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı", "answer_start": 668}}, {"id": "22288", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Osmanlı Padişahı ile kim her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir?", "answers": {"text": "Avusturya Arşidükü", "answer_start": 776}}, {"id": "22289", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü ne sıklıkla karşılıklı armağanlar gönderecektir?", "answers": {"text": "her üç yılda bir", "answer_start": 795}}, {"id": "22290", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir ne gönderecektir?", "answers": {"text": "karşılıklı armağanlar", "answer_start": 812}}, {"id": "22291", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 637}}, {"id": "22292", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; kim, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır?", "answers": {"text": "Avusturya arşidükü", "answer_start": 880}}, {"id": "22293", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, kime eşit sayılacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı padişahına", "answer_start": 900}}, {"id": "22294", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Hangi antlaşmaya göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır?", "answers": {"text": "Zitvatorok Antlaşması'na göre", "answer_start": 938}}, {"id": "22295", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, hangi devletin kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır?", "answers": {"text": "Avusturya'nın", "answer_start": 969}}, {"id": "22296", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın neresi için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır?", "answers": {"text": "kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için", "answer_start": 983}}, {"id": "22297", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu hangi vergi kaldırılacaktır?", "answers": {"text": "yıllık 30.000 altın vergi", "answer_start": 1052}}, {"id": "22298", "context": "Zitvatorok Antlaşması bir barış antlaşmasıdır. Zitvatorok Antlaşması 11 Kasım 1606 tarihinde Slovakya'da imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması, Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması'nı I. Ahmed ve II. Rudolf imzalamıştır. Zitvatorok Antlaşması, 1593-1606 yıllarındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmadır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlı'da kalacaktır; Raab (Yanıkkale) ve Komárom kaleleri ise Avusturyalılarda kalacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya, Osmanlı Devleti'ne 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Osmanlı Padişahı, Avusturya Arşidükü'ne Kutsal Roma İmparatoru ünvanıyla hitap edecek, Osmanlı Padişahı ile Avusturya Arşidükü her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecektir. Zitvatorok Antlaşması'na göre; Avusturya arşidükü, Osmanlı padişahına eşit sayılacaktır. Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktır.", "question": "Zitvatorok Antlaşması'na göre, Avusturya'nın kendi elinde bulundurduğu Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık kaç altın vergi kaldırılacaktır?", "answers": {"text": "30.000 altın", "answer_start": 1059}}, {"id": "22299", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Ne zaman Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Salankamen Savaşı'ndan sonra", "answer_start": 0}}, {"id": "22300", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Hangi savaştan sonra Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Salankamen Savaşı'ndan", "answer_start": 0}}, {"id": "22301", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Salankamen Savaşı'ndan sonra hangi kaleler Avusturyalılar tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Lipva ve Varat kaleleri", "answer_start": 30}}, {"id": "22302", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Salankamen Savaşı'ndan sonra Lipva ve Varat kaleleri kimler tarafından işgal edildi?", "answers": {"text": "Avusturyalılar", "answer_start": 54}}, {"id": "22303", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Salankamen Savaşı'ndan sonra ne oldu?", "answers": {"text": "Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi", "answer_start": 30}}, {"id": "22304", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kamaniçe Kalesi'ni hangi kuvvetler kuşatmıştır?", "answers": {"text": "Leh kuvvetleri", "answer_start": 114}}, {"id": "22305", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "İsakçı Kalesi civarına hangi kuvvetler gelmiştir?", "answers": {"text": "Leh kuvvetleri", "answer_start": 114}}, {"id": "22306", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Hangi kuvvetler Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler?", "answers": {"text": "Leh kuvvetleri", "answer_start": 114}}, {"id": "22307", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kahraman Paşa kimleri bozguna uğratmıştır?", "answers": {"text": "Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri", "answer_start": 196}}, {"id": "22308", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetlerini kim bozguna uğratmıştır?", "answers": {"text": "Kahraman Paşa", "answer_start": 255}}, {"id": "22309", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kim Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattı?", "answers": {"text": "Venedikli vali Morosunu", "answer_start": 302}}, {"id": "22310", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Venedikli vali Morusunu nereye asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattı?", "answers": {"text": "Girit'e", "answer_start": 327}}, {"id": "22311", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Venedikli vali Morusunu, Girit'e asker çıkarıp, hangi kaleyi kuşattı?", "answers": {"text": "Hanya kalesini", "answer_start": 350}}, {"id": "22312", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Venedikli vali Morusunu, Girit'e asker çıkarıp, nereyi kuşattı?", "answers": {"text": "Hanya kalesini", "answer_start": 350}}, {"id": "22313", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Venedikli vali Morosunu Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da kimin savunması sayesinde geri çekildiler?", "answers": {"text": "İsmail Paşa'nın", "answer_start": 379}}, {"id": "22314", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Avusturyalılar hangi yılda Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "1693 yılında", "answer_start": 457}}, {"id": "22315", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında kimler Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "Avusturyalılar", "answer_start": 470}}, {"id": "22316", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar, neresi üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "Erdel üzerinden", "answer_start": 486}}, {"id": "22317", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden nereye tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "Eflak ve Boğdan'a", "answer_start": 502}}, {"id": "22318", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden nereye ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "Eflak", "answer_start": 502}}, {"id": "22319", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve nereye tekrar taarruza başladılar?", "answers": {"text": "Boğdan'a", "answer_start": 511}}, {"id": "22320", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar ne yaptı?", "answers": {"text": "Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar", "answer_start": 486}}, {"id": "22321", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar ne yaptılar?", "answers": {"text": "taarruza başladılar.", "answer_start": 527}}, {"id": "22322", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Belgrad'ı kimler kuşattı?", "answers": {"text": "Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri", "answer_start": 561}}, {"id": "22323", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, nereyi kuşattılar?", "answers": {"text": "Belgrad'ı", "answer_start": 611}}, {"id": "22324", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "1693 yılında nereyi işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar?", "answers": {"text": "Yanova'yı", "answer_start": 561}}, {"id": "22325", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Hangi yılda Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar?", "answers": {"text": "1693 yılında", "answer_start": 548}}, {"id": "22326", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kim Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı?", "answers": {"text": "Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa", "answer_start": 639}}, {"id": "22327", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa nereyi geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı?", "answers": {"text": "Yanova'yı", "answer_start": 685}}, {"id": "22328", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Sadrazam Bozoklu Mustafa Yanova'yı geri aldı ve nereyi kuşatmadan kurtardı?", "answers": {"text": "Belgrad'ı", "answer_start": 708}}, {"id": "22329", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Sadrazam Bozoklu Mustafa ne yaptı?", "answers": {"text": "Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı.", "answer_start": 685}}, {"id": "22330", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Hangi ordunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu?", "answers": {"text": "Osmanlı Ordusunun", "answer_start": 739}}, {"id": "22331", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Osmanlı Ordusunun neyine rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu?", "answers": {"text": "kısmi başarılarına", "answer_start": 757}}, {"id": "22332", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen kimlerin taarruzları devam ediyordu?", "answers": {"text": "Avusturyalıların", "answer_start": 783}}, {"id": "22333", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen ne devam ediyordu?", "answers": {"text": "Avusturyalıların taarruzları", "answer_start": 783}}, {"id": "22334", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kimlerin toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler?", "answers": {"text": "Osmanlıların", "answer_start": 838}}, {"id": "22335", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Ne istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler?", "answers": {"text": "Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek", "answer_start": 838}}, {"id": "22336", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen kimler de devamlı saldırı halindeydiler?", "answers": {"text": "Venedikliler", "answer_start": 890}}, {"id": "22337", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de ne halindeydiler?", "answers": {"text": "saldırı", "answer_start": 914}}, {"id": "22338", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Kimin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti?", "answers": {"text": "Serdar-ı ekremin", "answer_start": 937}}, {"id": "22339", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Serdar-ı ekremin hangi kuşatmada olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti?", "answers": {"text": "Varadin kuşatmasında", "answer_start": 954}}, {"id": "22340", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada  hangi filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti?", "answers": {"text": "Malta, Floransa ve Papalık", "answer_start": 993}}, {"id": "22341", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan hangi donanma Sakız Adası'nı işgal etti?", "answers": {"text": "bir Venedik donanması", "answer_start": 1040}}, {"id": "22342", "context": "Salankamen Savaşı'ndan sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesi'ni kuşatıp, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Kamaniçe Kalesi'ni kuşatan Leh kuvvetleri Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu, Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini kuşattıysa da İsmail Paşa'nın kahramanca savunması sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. 1693 yılında Yanova'yı işgal eden düşman Avusturya kuvvetleri, Belgrad'ı kuşattılar. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı kuşatmadan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları devam ediyordu. Bu sırada Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halindeydiler. Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti.", "question": "Serdar-ı ekremin Varadin kuşatmasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik donanması nereyi işgal etti?", "answers": {"text": "Sakız Adası'nı", "answer_start": 1062}}, {"id": "22343", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması'na göre;", "answer_start": 0}}, {"id": "22344", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre hangi antlaşmayla belirlenen sınırlar esas alınacaktır?", "answers": {"text": "Nasuh Paşa Antlaşmasıyla", "answer_start": 26}}, {"id": "22345", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması'na göre;", "answer_start": 0}}, {"id": "22346", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre hangi kaleler Osmanlı'da kalacaktır?", "answers": {"text": "Kars ve Ahıska kaleleri", "answer_start": 89}}, {"id": "22347", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre Kars ve Ahıska kaleleri kimde kalacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı'da", "answer_start": 113}}, {"id": "22348", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması'na göre;", "answer_start": 0}}, {"id": "22349", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav antlaşmasına göre hangi devletin hakimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 136}}, {"id": "22350", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav antlaşmasına göre nereye saldırılmayacaktır?", "answers": {"text": "Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine", "answer_start": 136}}, {"id": "22351", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacaktır?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması'na göre;", "answer_start": 0}}, {"id": "22352", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre ne karşılıklı olarak serbest bırakılacak?", "answers": {"text": "esirler", "answer_start": 202}}, {"id": "22353", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre esirler ne yapılacaktır?", "answers": {"text": "karşılıklı olarak serbest bırakılacak.", "answer_start": 210}}, {"id": "22354", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Hangi antlaşmaya göre Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Serav Antlaşması'na göre;", "answer_start": 0}}, {"id": "22355", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre kim Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Safevi Şahı", "answer_start": 282}}, {"id": "22356", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre Safevi Şahı kime her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "Osmanlı Padişahı'na", "answer_start": 295}}, {"id": "22357", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na ne sıklıkla haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir?", "answers": {"text": "her yıl", "answer_start": 315}}, {"id": "22358", "context": "Serav Antlaşması'na göre; Nasuh Paşa Antlaşmasıyla belirlenen sınırlar esas alınacaktır, Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlı'da kalacaktır, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak, esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak. Ayrıca Serav Antlaşması'na göre; Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya gönderecektir.", "question": "Serav Antlaşması'na göre Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı'na her yıl haraç olarak ne gönderecektir?", "answers": {"text": "100 deve yükü ipek, kumaş, kıymetli eşya", "answer_start": 336}}, {"id": "22359", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Kim tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi?", "answers": {"text": "Sultan II. Osman", "answer_start": 0}}, {"id": "22360", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada kim İran seferindeydi?", "answers": {"text": "Sadrazam Damat Halil Paşa", "answer_start": 38}}, {"id": "22361", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa neredeydi?", "answers": {"text": "İran seferindeydi", "answer_start": 65}}, {"id": "22362", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa hangi seferdeydi?", "answers": {"text": "İran seferinde", "answer_start": 65}}, {"id": "22363", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Sadrazam Damat Halil Paşa ne zaman İran seferindeydi?", "answers": {"text": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada", "answer_start": 0}}, {"id": "22364", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı ordusu hangi savaşta yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "Pul-i Şikeste Savaşı'nda", "answer_start": 99}}, {"id": "22365", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Neye rağmen İranlılar, Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen", "answer_start": 84}}, {"id": "22366", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, hangi devlet Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "İranlılar", "answer_start": 144}}, {"id": "22367", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Hangi ordu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "Osmanlı ordusu", "answer_start": 84}}, {"id": "22368", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "İranlılar hangi şehrin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "Erdebil şehrinin", "answer_start": 173}}, {"id": "22369", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar neden barış istediler?", "answers": {"text": "Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler.", "answer_start": 173}}, {"id": "22370", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "İranlılar, Erdebil şehrinin kimlerin eline geçme ihtimali üzerine barış istediler?", "answers": {"text": "Osmanlılar'ın", "answer_start": 190}}, {"id": "22371", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Hangi antlaşma, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Serav antlaşması", "answer_start": 250}}, {"id": "22372", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Serav antlaşması hangi tarihte, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "26 Eylül 1618 tarihinde", "answer_start": 268}}, {"id": "22373", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, nere ve İran arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 293}}, {"id": "22374", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "İran", "answer_start": 304}}, {"id": "22375", "context": "Sultan II. Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Damat Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste Savaşı'nda yenilmesine rağmen, İranlılar, kutsal saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde, Osmanlı ve İran arasında imzalanmıştır.", "question": "Serav antlaşması, 26 Eylül 1618 tarihinde hangi devletler arasında imzalanmıştır?", "answers": {"text": "Osmanlı ve İran", "answer_start": 293}}, {"id": "22376", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, hastalığına rağmen neden 1691 yılında Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla", "answer_start": 34}}, {"id": "22377", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kim hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 0}}, {"id": "22378", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman neye rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "hastalığına rağmen", "answer_start": 14}}, {"id": "22379", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, hangi sefere çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "Macaristan seferine", "answer_start": 34}}, {"id": "22380", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, hangi yılda Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "1691 yılında", "answer_start": 92}}, {"id": "22381", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında hangi sefere katıldı?", "answers": {"text": "Macaristan seferine", "answer_start": 105}}, {"id": "22382", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, hangi orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı?", "answers": {"text": "Macaristan seferine çıkacak orduya", "answer_start": 34}}, {"id": "22383", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kim, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 134}}, {"id": "22384", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, nereye çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "yola", "answer_start": 148}}, {"id": "22385", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, ne yaptı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "yola çıktı", "answer_start": 148}}, {"id": "22386", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, yola çıktı ve ne zaman Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "9 Haziran'da", "answer_start": 162}}, {"id": "22387", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da nereye ulaştı?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 175}}, {"id": "22388", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kim yola çıktı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 134}}, {"id": "22389", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman nereye çıktı?", "answers": {"text": "yola", "answer_start": 148}}, {"id": "22390", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kim 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 134}}, {"id": "22391", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman ne zaman Edirne'ye ulaştı?", "answers": {"text": "9 Haziran'da", "answer_start": 162}}, {"id": "22392", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman 9 Haziran'da nereye ulaştı?", "answers": {"text": "Edirne'ye", "answer_start": 175}}, {"id": "22393", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Nerede hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 193}}, {"id": "22394", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Edirne'de neyi iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti?", "answers": {"text": "hastalığı", "answer_start": 203}}, {"id": "22395", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Hangi II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti?", "answers": {"text": "Edirne'de hastalığı iyice artan", "answer_start": 193}}, {"id": "22396", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kim, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti?", "answers": {"text": "Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman", "answer_start": 193}}, {"id": "22397", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, hangi gün vefat etti?", "answers": {"text": "22 Haziran 1691 Cuma günü", "answer_start": 239}}, {"id": "22398", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü ne yaptı?", "answers": {"text": "vefat etti", "answer_start": 265}}, {"id": "22399", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Kimin ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın", "answer_start": 277}}, {"id": "22400", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "Neyden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman'ın ölümünden", "answer_start": 277}}, {"id": "22401", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın ölümünden sonra kim yerine II. Ahmed tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "II. Süleyman", "answer_start": 309}}, {"id": "22402", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine kim tahta geçmiştir?", "answers": {"text": "II. Ahmed", "answer_start": 329}}, {"id": "22403", "context": "II. Süleyman, hastalığına rağmen, Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla, 1691 yılında Macaristan seferine katıldı. II. Süleyman, yola çıktı ve 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Edirne'de hastalığı iyice artan II. Süleyman, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.", "question": "II. Süleyman'ın ölümünden sonra II. Süleyman yerine II. Ahmed nereye geçmiştir?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 339}}, {"id": "22404", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "Kim tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur?", "answers": {"text": "III. Mehmed", "answer_start": 0}}, {"id": "22405", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed tahta çıkar çıkmaz kaç kardeşini boğdurtmuştur?", "answers": {"text": "19", "answer_start": 32}}, {"id": "22406", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed nereye çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur?", "answers": {"text": "tahta", "answer_start": 13}}, {"id": "22407", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini ne yapmıştır?", "answers": {"text": "boğdurtmuştur.", "answer_start": 45}}, {"id": "22408", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed tahta çıkar çıkmaz ne yapmıştır?", "answers": {"text": "19 kardeşini boğdurtmuştur", "answer_start": 32}}, {"id": "22409", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed'in kardeş katli meselesi neden Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir?", "answers": {"text": "çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir.", "answer_start": 149}}, {"id": "22410", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "Kimin kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir?", "answers": {"text": "III. Mehmed'in", "answer_start": 60}}, {"id": "22411", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed'in ne katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir?", "answers": {"text": "kardeş", "answer_start": 75}}, {"id": "22412", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed'in hangi meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir?", "answers": {"text": "kardeş katli", "answer_start": 75}}, {"id": "22413", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, ne tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir?", "answers": {"text": "Osmanlı", "answer_start": 98}}, {"id": "22414", "context": "III. Mehmed, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini boğdurtmuştur. III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin en kanlı olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir. Halkın, III. Mehmed'in kardeş katli meselesinden sonra, III. Mehmed'e kin beslediği ve onu sevmediği rivayet edilir.", "question": "III. Mehmed'in kardeş katli meselesi, Osmanlı tarihinin nasıl olaylarından birisidir, çünkü öldürülenlerin çoğu bebektir?", "answers": {"text": "en kanlı", "answer_start": 116}}, {"id": "22415", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 0}}, {"id": "22416", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, hangi yılda Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "1354 yılında", "answer_start": 12}}, {"id": "22417", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1354 yılında nerede doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 25}}, {"id": "22418", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, hangi tarihte Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "8 Mart 1403 tarihinde", "answer_start": 46}}, {"id": "22419", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Akşehir'de", "answer_start": 68}}, {"id": "22420", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 0}}, {"id": "22421", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, hangi yılda Edirne'de doğmuştur?", "answers": {"text": "1354 yılında", "answer_start": 12}}, {"id": "22422", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1354 yılında nerede doğmuştur?", "answers": {"text": "Edirne'de", "answer_start": 25}}, {"id": "22423", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 0}}, {"id": "22424", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, hangi tarihte Akşehir'de ölmüştür?", "answers": {"text": "8 Mart 1403 tarihinde", "answer_start": 46}}, {"id": "22425", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 8 Mart 1403 tarihinde nerede ölmüştür?", "answers": {"text": "Akşehir'de", "answer_start": 68}}, {"id": "22426", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim, 4. Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 89}}, {"id": "22427", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"text": "4.", "answer_start": 101}}, {"id": "22428", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 4. nedir?", "answers": {"text": "Osmanlı padişahıdır", "answer_start": 104}}, {"id": "22429", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 125}}, {"id": "22430", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, kaç yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır?", "answers": {"text": "1389", "answer_start": 137}}, {"id": "22431", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1389 yılından kaç yılına kadar hükümdarlık yapmıştır?", "answers": {"text": "1402", "answer_start": 151}}, {"id": "22432", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar ne yapmıştır?", "answers": {"text": "hükümdarlık", "answer_start": 169}}, {"id": "22433", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid, ne zaman hükümdarlık yapmıştır?", "answers": {"text": "1389 yılından 1402 yılına kadar", "answer_start": 137}}, {"id": "22434", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 192}}, {"id": "22435", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in neyi Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 206}}, {"id": "22436", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in babası kim, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "Sultan I. Murad", "answer_start": 213}}, {"id": "22437", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, nesi ise Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 230}}, {"id": "22438", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise kimdir?", "answers": {"text": "Gülçiçek Hatun'dur", "answer_start": 241}}, {"id": "22439", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin babası Sultan I. Murad?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 192}}, {"id": "22440", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in nesi Sultan I. Murad?", "answers": {"text": "babası", "answer_start": 206}}, {"id": "22441", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in babası kimdir?", "answers": {"text": "Sultan I. Murad", "answer_start": 213}}, {"id": "22442", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin annesi Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 192}}, {"id": "22443", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in nesi Gülçiçek Hatun'dur?", "answers": {"text": "annesi", "answer_start": 230}}, {"id": "22444", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in annesi kimdir?", "answers": {"text": "Gülçiçek Hatun'dur", "answer_start": 241}}, {"id": "22445", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimden önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'den", "answer_start": 261}}, {"id": "22446", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'den önce gelen padişah kim, sonra gelen I. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Murad", "answer_start": 295}}, {"id": "22447", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen kimdir?", "answers": {"text": "I. Mehmed'dir", "answer_start": 317}}, {"id": "22448", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimden önce gelen padişah I. Murad?", "answers": {"text": "I. Bayezid'den", "answer_start": 261}}, {"id": "22449", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'den önce gelen padişah kim?", "answers": {"text": "I. Murad", "answer_start": 295}}, {"id": "22450", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimden sonra gelen I. Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'den", "answer_start": 261}}, {"id": "22451", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'den sonra gelen kimdir?", "answers": {"text": "I. Mehmed'dir", "answer_start": 317}}, {"id": "22452", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kim 49 yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "I. Bayezid", "answer_start": 332}}, {"id": "22453", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"text": "49", "answer_start": 343}}, {"id": "22454", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 364}}, {"id": "22455", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in neleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur?", "answers": {"text": "eşleri;", "answer_start": 378}}, {"id": "22456", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in eşleri kimlerdir?", "answers": {"text": "Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur", "answer_start": 386}}, {"id": "22457", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 463}}, {"id": "22458", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in neleri; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir?", "answers": {"text": "çocukları;", "answer_start": 477}}, {"id": "22459", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in çocukları kimlerdir?", "answers": {"text": "Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir", "answer_start": 488}}, {"id": "22460", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 547}}, {"id": "22461", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in adı kimin babannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 565}}, {"id": "22462", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in adı kimin babası Eba Yezid'in adından gelir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in babaannesinin", "answer_start": 565}}, {"id": "22463", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in adı kimin adından gelir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in", "answer_start": 565}}, {"id": "22464", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in adı nereden gelir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından", "answer_start": 565}}, {"id": "22465", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 628}}, {"id": "22466", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in neyi geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "naaşı", "answer_start": 642}}, {"id": "22467", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Ne geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in naaşı", "answer_start": 628}}, {"id": "22468", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in naaşı ne kadar süre Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "geçici olarak", "answer_start": 648}}, {"id": "22469", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in naaşı geçici olarak nerede Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "Akşehir'de", "answer_start": 662}}, {"id": "22470", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de kimin türbesine defin edilmiştir?", "answers": {"text": "Seyyid Mahmud Hayrani'nin", "answer_start": 673}}, {"id": "22471", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in naaşı geçici olarak nereye defin edilmiştir?", "answers": {"text": "Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine", "answer_start": 662}}, {"id": "22472", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in naaşı ne yapılmıştır?", "answers": {"text": "geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir.", "answer_start": 648}}, {"id": "22473", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "Kimin, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır?", "answers": {"text": "I. Bayezid'in", "answer_start": 727}}, {"id": "22474", "context": "I. Bayezid, 1354 yılında Edirne'de doğmuştur, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de ölmüştür. I. Bayezid, 4. Osmanlı padişahıdır. I. Bayezid, 1389 yılından 1402 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. I. Bayezid'in babası Sultan I. Murad, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur. I. Bayezid'den önce gelen padişah I. Murad, sonra gelen I. Mehmed'dir. I. Bayezid 49 yaşında ölmüştür. I. Bayezid'in eşleri; Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Despina Hatun, Devletşah Hatun'dur. I. Bayezid'in çocukları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Çelebi Mehmed'dir. I. Bayezid'in adı I. Bayezid'in babaannesinin babası Eba Yezid'in adından gelir. I. Bayezid'in naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defin edilmiştir. I. Bayezid'in, Yıldırım lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır.", "question": "I. Bayezid'in, ne lakabını nasıl edindiği konusunda çeşitli rivayetler vardır?", "answers": {"text": "Yıldırım", "answer_start": 742}}, {"id": "205", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme neyi çıkarmış oluyordu ?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Boğazlar meselesini"}}, {"id": "206", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Mısır meselesinin halli ne zamandır ?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "1840 yazında"}}, {"id": "207", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Mısır meselesinin halli üzerinde ertesi yıl yapılan toplantı nerede yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Londra'da"}}, {"id": "208", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Londra'da yapılan toplantıda ne imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "Londra Boğazlar Mukavelenâmesi"}}, {"id": "209", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Londra Boğazlar Mukavelenâmesi ne zaman imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "13 Temmuz 1841"}}, {"id": "210", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Hünkâr İskelesi Antlaşmasının süresi kaç yıllıktır ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "sekiz yıllık"}}, {"id": "211", "context": "Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra'da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).", "question": "Sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan hangi antlaşma yenilenmemiştir ? ", "answers": {"answer_start": 347, "text": "Hünkâr İskelesi Antlaşması"}}, {"id": "212", "context": "Hünkâr İskelesi Antlaşması ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere bir anıt dikilmiştir (zamanında yapılmış gravürü için bk. Kutluoğlu, rs. nr. 7, 8). Anıtın iki cephesinde Türkçe ve Rusça olmak üzere iki devlet arasındaki dostluğu tebcil eden mısralar, İstanbul halkının bu gelişme karşısında duyduğu infiali aksettirmemektedir. Muhafazakâr çevrelerin Rusya’ya karşı duymakta olduğu nefret ve özellikle II. Mahmud aleyhine sarfettikleri sözler, Avusturya elçisi Baron von Stürmer’in raporlarında görülen ve padişahı “sarhoş, çılgın, gâvur” olarak niteleyen kayıtlarla da sabittir. Rus ittifakına karşı duyulan bu infialin arkasında, Mehmed Ali Paşa’nın bütün Avrupa’da pek etkili olan ve büyük para gücü ile devreye sokup başarı ile yürüttüğü propaganda faaliyetlerinin olduğu açıktır.", "question": "Hangi antlaşma ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere bir anıt dikilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hünkâr İskelesi Antlaşması ile"}}, {"id": "212", "context": "Hünkâr İskelesi Antlaşması ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere bir anıt dikilmiştir (zamanında yapılmış gravürü için bk. Kutluoğlu, rs. nr. 7, 8). Anıtın iki cephesinde Türkçe ve Rusça olmak üzere iki devlet arasındaki dostluğu tebcil eden mısralar, İstanbul halkının bu gelişme karşısında duyduğu infiali aksettirmemektedir. Muhafazakâr çevrelerin Rusya’ya karşı duymakta olduğu nefret ve özellikle II. Mahmud aleyhine sarfettikleri sözler, Avusturya elçisi Baron von Stürmer’in raporlarında görülen ve padişahı “sarhoş, çılgın, gâvur” olarak niteleyen kayıtlarla da sabittir. Rus ittifakına karşı duyulan bu infialin arkasında, Mehmed Ali Paşa’nın bütün Avrupa’da pek etkili olan ve büyük para gücü ile devreye sokup başarı ile yürüttüğü propaganda faaliyetlerinin olduğu açıktır.", "question": "Hünkâr İskelesi Antlaşması ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere nereye bir anıt dikilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere"}}, {"id": "213", "context": "Hünkâr İskelesi Antlaşması ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere bir anıt dikilmiştir (zamanında yapılmış gravürü için bk. Kutluoğlu, rs. nr. 7, 8). Anıtın iki cephesinde Türkçe ve Rusça olmak üzere iki devlet arasındaki dostluğu tebcil eden mısralar, İstanbul halkının bu gelişme karşısında duyduğu infiali aksettirmemektedir. Muhafazakâr çevrelerin Rusya’ya karşı duymakta olduğu nefret ve özellikle II. Mahmud aleyhine sarfettikleri sözler, Avusturya elçisi Baron von Stürmer’in raporlarında görülen ve padişahı “sarhoş, çılgın, gâvur” olarak niteleyen kayıtlarla da sabittir. Rus ittifakına karşı duyulan bu infialin arkasında, Mehmed Ali Paşa’nın bütün Avrupa’da pek etkili olan ve büyük para gücü ile devreye sokup başarı ile yürüttüğü propaganda faaliyetlerinin olduğu açıktır.", "question": "Kimin raporlarında görülen ve padişahı “sarhoş, çılgın, gâvur” olarak niteleyen kayıtlarla da sabittir ?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Avusturya elçisi Baron von Stürmer’in"}}, {"id": "214", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Anıt nereye dikilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline"}}, {"id": "215", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Anıtın yükseliği nedir ?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "3,75 m."}}, {"id": "216", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Anıtın eni nedir ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "115 cm."}}, {"id": "217", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Türkçe mısralar kimin tarafından yazılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından"}}, {"id": "218", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Pertev Efendi'nin idam tarihi nedir ?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "(1837)"}}, {"id": "219", "context": "Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”", "question": "Anıt ne zaman yıkılarak ortadan kaldırılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile"}}, {"id": "220", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşmasının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu"}}, {"id": "221", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu kimlerin kimler ile imzaladığı bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile"}}, {"id": "222", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu nerede imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "İstanbul'un Baltalimanı semtinde"}}, {"id": "223", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "16 Ağustos 1838 tarihinde"}}, {"id": "224", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu nedir ?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "ticaret antlaşması"}}, {"id": "225", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen  sistemin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "yed-i vahid (tekel)"}}, {"id": "226", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini ne zamandan beri uygulamaya koymuştu ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "1826'dan beri"}}, {"id": "227", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Yed-i vahid (tekel) sistemi kimin çıkarlarına uygun düşmüyordu ?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "Büyük Britanya'nın"}}, {"id": "228", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmeyen sistemin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "yed-i vahid (tekel) sistemi"}}, {"id": "229", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Kim kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "İngilizler"}}, {"id": "230", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi ne yapıyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na baskı"}}, {"id": "231", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Kim Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi ?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa"}}, {"id": "232", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, niçin İngilizlerden yardım istedi ?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için"}}, {"id": "233", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için kimden yardım istedi ?", "answers": {"answer_start": 653, "text": "İngilizlerden"}}, {"id": "234", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu nedir ?", "answers": {"answer_start": 710, "text": "Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonu"}}, {"id": "235", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren neyi Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı ?", "answers": {"answer_start": 769, "text": "bir ticaret konvansiyonunu"}}, {"id": "236", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu kime ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 710, "text": "Büyük Britanya'ya"}}, {"id": "237", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu nerede imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 796, "text": "Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda"}}, {"id": "238", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Konvansiyonu Kraliçe Viktorya tarafından ne zaman onaylandı ?", "answers": {"answer_start": 858, "text": "8 Ekim 1838'de"}}, {"id": "239", "context": "Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde imzaladığı ticaret antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğu'na baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı'nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.", "question": "Baltalimanı Konvansiyonu 8 Ekim 1838'de kimler tarafından onaylandı ?", "answers": {"answer_start": 873, "text": "Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut"}}, {"id": "240", "context": "Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır: Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların da katılması öngörüldü. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan resmi vergi kaldırıldı. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örneğin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı. 1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.", "question": "Kime diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi ?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Britanyalılara"}}, {"id": "241", "context": "Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır: Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların da katılması öngörüldü. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan resmi vergi kaldırıldı. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örneğin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı. 1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.", "question": "İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra kimin de katılması öngörüldü ?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Britanyalıların"}}, {"id": "242", "context": "Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır: Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların da katılması öngörüldü. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan resmi vergi kaldırıldı. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örneğin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı. 1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.", "question": "Britanya vatandaşları neye sahip oldular ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına"}}, {"id": "243", "context": "Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır: Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların da katılması öngörüldü. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan resmi vergi kaldırıldı. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örneğin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı. 1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.", "question": "1838-1841 yıllarında Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu'na benzer antlaşmalar kimlerle de imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 1130, "text": "Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de"}}, {"id": "244", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanı ne zaman ilan edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "3 Kasım 1839 yılında"}}, {"id": "246", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanını Topkapı Sarayı'nın Gülhane parkında kim ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa"}}, {"id": "247", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa fermanı nerede ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında"}}, {"id": "248", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında kimler bulunmuştur ? ", "answers": {"answer_start": 270, "text": "yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi"}}, {"id": "249", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat fermanı neden çok büyük ilgi görmüştür ?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için"}}, {"id": "250", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olan fermanın adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Tanzimat fermanı"}}, {"id": "251", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanının kaç farklı ismi daha bulunmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "iki"}}, {"id": "252", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanına hangi isimler verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 550, "text": "Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler)"}}, {"id": "253", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanına neden Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ismi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 514, "text": "Gülhane parkında okunması sebebiyle"}}, {"id": "254", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat kelimesi ne anlamına gelmektedir ?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "“düzenleme”"}}, {"id": "255", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Hangi kelime “düzenleme” anlamına gelmektedir ?", "answers": {"answer_start": 657, "text": "Tanzimat kelimesi"}}, {"id": "256", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanın amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 725, "text": "Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır"}}, {"id": "257", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Fermanın amacı kimi vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır ?", "answers": {"answer_start": 725, "text": "Osmanlı Devleti'ni"}}, {"id": "258", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat fermanı ne zaman vuku bulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 821, "text": "Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde"}}, {"id": "259", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında ne olarak nitelendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 993, "text": "“hasta adam”"}}, {"id": "260", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiş durum nedir ?", "answers": {"answer_start": 966, "text": "Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir"}}, {"id": "261", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat Fermanı ne örnek alınarak hazırlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1134, "text": "Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak"}}, {"id": "262", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Osmanlı devletinde ilk defa ne bu fermanla belirtilmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 1252, "text": "vatandaşlık hakları"}}, {"id": "263", "context": "Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Tanzimat fermanı okunduğu esnada Gülhane parkında yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından bir çok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat fermanının iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir. Tanzimat kelimesi “düzenleme” anlamına gelmektedir.  Fermanın amacı Osmanlı Devleti'ni vatandaşlık hakları bakımından ileri noktalara taşımaktır. Tanzimat fermanı, Osmanlı Devleti'nin bir çok alanda Avrupa devletlerinin tepkisini çekmeye başladığı bir dönemde vuku bulmuştur. Hatta Osmanlı devleti bu dönemde Avrupa devletleri arasında “hasta adam” olarak nitelendirilmiştir. Bu durum Osmanlı hükümetini fazlasıyla rahatsız etmiş ve çözüm arayışlarına yönlendirmiştir. Ferman, Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi” örnek alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devletinde ilk defa vatandaşlık hakları bu fermanla belirtilmiştir. Tanzimat fermanının bir diğer özelliği ise halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir.", "question": "Tanzimat fermanının bir diğer özelliği nedir ?", "answers": {"answer_start": 1343, "text": "halkın değil padişahın iradesiyle hazırlanıp ilan edilmesidir"}}, {"id": "264", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı ne zamana dayanmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "II. Mahmut dönemine"}}, {"id": "265", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edemeyen padişah kimdir ?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "II. Mahmut"}}, {"id": "266", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "II. Mahmut sonrasında tahta geçen hangi padişah fermanı imzalamıştır ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Abdülmecid"}}, {"id": "267", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanmasını fırsat bilerek kimi bir çok kez tehdit etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 481, "text": "Osmanlı devletini"}}, {"id": "268", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Kim Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanmasını fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa"}}, {"id": "269", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Kim azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 638, "text": "Avrupa"}}, {"id": "270", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Ne çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 718, "text": "Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi"}}, {"id": "271", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Fransız akımının yaydığı düşünce nedir ?", "answers": {"answer_start": 1057, "text": "milliyetçilik"}}, {"id": "272", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Osmanlı devleti nasıl bir yapıya sahiptir ?", "answers": {"answer_start": 767, "text": "çok uluslu bir yapıya"}}, {"id": "273", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Tanzimat Fermanının ilan edilme sebepleri nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 916, "text": "Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak"}}, {"id": "274", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri kime devredilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1194, "text": "meclise"}}, {"id": "275", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Tanzimat fermanı ile birlikte ne olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1171, "text": "padişahların yetkileri meclise devredilmiştir"}}, {"id": "276", "context": "Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut bir çok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Mısırla yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bu yenilgiyi fırsat bilerek Osmanlı devletini bir çok kez tehdit etmiştir. Bu sebeple Osmanlı  devleti Mısır sorununu kısa sürede halletmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bir diğer konu ise Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek Osmanlının iç işlerine karışması olmuştur. Fransız akımının yaydığı milliyetçilik düşüncesi çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. Kısaca özetlediğimizde fermanın ilan edilme sebepleri; Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa karşısında Avrupa’nın desteğini almak, Avrupa’nın iç işlere karışmasını engellemek, Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisini engellemek ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Tanzimat fermanı ile birlikte padişahların yetkileri meclise devredilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir.", "question": "Padişahların yetkilerinin meclise devredilmesinin temel amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1246, "text": "iktidar gücünü padişah ve saraydan alarak bürokrasiye vermek ve devlet yönetimini merkezileştirmektir"}}, {"id": "277", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Fermanın içeriğinde ilk olarak ne vurgulanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı"}}, {"id": "278", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Fermanın içeriğinde ne belirtilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği"}}, {"id": "279", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Kanunlar nelere bağlı olarak gerçekleştirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 694, "text": "Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak"}}, {"id": "280", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Kime eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 785, "text": "kız çocuklarına"}}, {"id": "281", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Kimler gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 947, "text": "Müslümanlar"}}, {"id": "282", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Müslümanlar kimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 959, "text": "gayri Müslimlerle"}}, {"id": "283", "context": "Fermanın içeriğinde ilk olarak 150 yıllık bir  gerilemenin  ve bu sıkıntıların çözülmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. Fermanın içeriğinde bütün vatandaşlara eşit haklar verileceği belirtilmiştir. Fermanın içeriği şöyledir: 1) Herkesin can, mal ve namusunun koruma altına alınması, 2) Mahkemelerin herkese açık bir şekilde oluşturulması, 3) Kimsenin yargılanmadan idam edilmeyeceği, 4) Kazanca göre vergi uygulaması yapılacağı, 5) Askerliğin 4 yıl olarak mecburi yapılması gerektiği, 6) Rüşvetin ortadan kaldırılması, 7) Mal ve mülkün kişiye ait olup miras olarak bırakabileceği (özel mülkiyet) Gibi bir çok değişiklik ve yenilik sözü verilmiştir. Her ne kadar düzenleme getirilse de kanunlar Kuran-ı Kerim ve Osmanlı geleneklerine bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte kız çocuklarına eğitim ve öğretim hakkı tanınmıştır. İlk kağıt para bu dönemde basılmıştır. Batı tarzı mahkemeler kurulmuştur. Özel mülkiyet yasallaştırılmıştır. Müslümanlar gayri Müslimlerle eşit haklara sahip olmaktan rahatsız olmuştur. Gayri Müslimler ise askerliği reddetmiştir. Fermanın yayınlanmasının ardından gerici ve yenilikçiler arasında bir çok tartışma yaşanmıştır. Osmanlıda batı etkisi görülmeye başlanmış ve bir çok değişiklik olmuştur. Fermanın ilanından sonra sözler tutulmaya çalışılsa da padişah ve saltanat meraklılarının konulan maddelere müdahale etmeleriyle başarılı olunamamıştır.", "question": "Kimler askerliği reddetmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1024, "text": "Gayri Müslimler"}}, {"id": "284", "context": "Londra Antlaşması (1840) 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdirmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Sonra șu şartları ihtiva eden bu antlaşma ile bu antlaşmayı imzalayan devletler: Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükûmet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye'nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır'a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması'nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Arabistan, Hicaz'da Kutsal Şehiler, Girit, Adana Mutassarıflığı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.", "question": "Londra Antlaşması ne zaman imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "15 Temmuz 1840 tarihinde"}}, {"id": "285", "context": "Londra Antlaşması (1840) 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdirmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Sonra șu şartları ihtiva eden bu antlaşma ile bu antlaşmayı imzalayan devletler: Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükûmet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye'nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır'a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması'nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Arabistan, Hicaz'da Kutsal Şehiler, Girit, Adana Mutassarıflığı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.", "question": "Londra Antlaşması nedir ?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşması"}}, {"id": "286", "context": "Londra Antlaşması (1840) 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdirmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Sonra șu şartları ihtiva eden bu antlaşma ile bu antlaşmayı imzalayan devletler: Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükûmet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye'nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır'a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması'nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Arabistan, Hicaz'da Kutsal Şehiler, Girit, Adana Mutassarıflığı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.", "question": "Londra Antlaşması neyi sona erdirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını"}}, {"id": "287", "context": "Londra Antlaşması (1840) 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdirmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Sonra șu şartları ihtiva eden bu antlaşma ile bu antlaşmayı imzalayan devletler: Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükûmet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye'nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır'a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması'nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Arabistan, Hicaz'da Kutsal Şehiler, Girit, Adana Mutassarıflığı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.", "question": "Londra Antlaşmasında hangi taraflar arasında imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında"}}, {"id": "288", "context": "Londra Antlaşması (1840) 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya İmparatorluğu, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdirmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Sonra șu şartları ihtiva eden bu antlaşma ile bu antlaşmayı imzalayan devletler: Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükûmet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye'nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır'a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması'nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Arabistan, Hicaz'da Kutsal Şehiler, Girit, Adana Mutassarıflığı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.", "question": "1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşını sona erdiren antlaşmanın adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Londra Antlaşması"}}, {"id": "289", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Kim ilk önce Londra Antlaşmasına katılıp imzalamayı kabul etmemiştir ?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "Kavalalı Mehmet Ali Paşa"}}, {"id": "290", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Fransa"}}, {"id": "291", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşmasını kime kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir ?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Mısır'a"}}, {"id": "292", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Kimler Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır ?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri"}}, {"id": "293", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Kimler donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler ?", "answers": {"answer_start": 650, "text": "Britanya ve Avusturya"}}, {"id": "294", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan nereye hücuma geçmişler ?", "answers": {"answer_start": 732, "text": "Beyrut ve Akka'ya"}}, {"id": "295", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri kime karşı galip gelmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "Mısır askeri güçlerine karşı"}}, {"id": "296", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Hangi donanma ve kara güçleri 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 650, "text": "Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri"}}, {"id": "297", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Akka'yı ellerine ne zaman geçirmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 819, "text": "3 Kasım 1840'de"}}, {"id": "298", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri 3 Kasım 1840'de nereyi ellerine geçirmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 835, "text": "Akka'yı"}}, {"id": "299", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Kavalalı Mehmet Ali Paşa ne zaman Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1392, "text": "Akka'yı kaybettikten sonra"}}, {"id": "300", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşması ne bakımından önemli bir belgedir ?", "answers": {"answer_start": 1954, "text": "Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından"}}, {"id": "301", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşmasından sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa askerlerini nerelerden geri çekmiş ?", "answers": {"answer_start": 1831, "text": "Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan"}}, {"id": "302", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşmasından sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Osmanlı Donanmasını nereye geri göndermiştir ?", "answers": {"answer_start": 1924, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "303", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşma şartları yanında kim Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1514, "text": "Sultan Abdülmecit"}}, {"id": "304", "context": "Bu antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Güçleri ellerinde bulunan ve imkân dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlaştıklarını da belirtmişlerdir. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka'ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasım 1840'de Akka'yı ellerine geçirmişlerdir. Britanya donanması Nil deltası önündeki Mısır limanlarına blokaj uygulamaya başlamıştır. Mısır'ın askeri işgali altında bulunan diğer Osmanlı topraklarında da büyük halk ayaklanmaları ortaya çıkmasına destek sağlamışlar ve buralardaki Mısır güçleri sulh ve asayişi koruyamaz olmuşlardır. Böylece Mısır kuvvetlerini savaş içinde kazandıkları askerî galibiyetlere rağmen bu baskılar ve zorlamalar yüzünden Mısır askerî gücünün morali ve disiplini gittikçe bozulduğu açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'yı kaybettikten sonra, bu Londra Antlaşması'nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan'ın ilan ettiği fermanlar Mısır'ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti'nin hukuki temelini sağlamıştır. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye'den, Girit'ten, Hicaz ve Arabistan'dan askerlerini geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul'a geri göndermiştir. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devletlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.", "question": "Londra Antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit kimin Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1532, "text": "Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın"}}, {"id": "305", "context": "1841 Boğazlar Sözleşmesi, Avusturya İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Birleşik Krallık, Prusya, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından imzalanan uluslararası bir sözleşme niteliği taşımaktadır. Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde İstanbul ve Çanakkale Boğazı; sömürgeci ve yayılmacı politika izleyen devletlerin iştahını kabartan bir konum olma özelliğine erişti. Boğazların devletlerarası dengeleri değiştirecek şekilde yer almasından dolayı da bu yerler büyük önem arz ediyordu. Akdeniz’e açılan kapı görevi gören bu yerlerin ele geçirilmemesi adına birtakım müzakere süreçleri de başlamıştı. Bu süreçlerin sonunda da 1841 Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştı.", "question": "Boğazlar Sözleşmesi kimler tarafından imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Avusturya İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Birleşik Krallık, Prusya, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından"}}, {"id": "306", "context": "1841 Boğazlar Sözleşmesi, Avusturya İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Birleşik Krallık, Prusya, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından imzalanan uluslararası bir sözleşme niteliği taşımaktadır. Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde İstanbul ve Çanakkale Boğazı; sömürgeci ve yayılmacı politika izleyen devletlerin iştahını kabartan bir konum olma özelliğine erişti. Boğazların devletlerarası dengeleri değiştirecek şekilde yer almasından dolayı da bu yerler büyük önem arz ediyordu. Akdeniz’e açılan kapı görevi gören bu yerlerin ele geçirilmemesi adına birtakım müzakere süreçleri de başlamıştı. Bu süreçlerin sonunda da 1841 Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştı.", "question": "Nereleri sömürgeci ve yayılmacı politika izleyen devletlerin iştahını kabartan bir konum olma özelliğine erişti ?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "İstanbul ve Çanakkale Boğazı"}}, {"id": "307", "context": "1841 Boğazlar Sözleşmesi, Avusturya İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Birleşik Krallık, Prusya, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından imzalanan uluslararası bir sözleşme niteliği taşımaktadır. Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde İstanbul ve Çanakkale Boğazı; sömürgeci ve yayılmacı politika izleyen devletlerin iştahını kabartan bir konum olma özelliğine erişti. Boğazların devletlerarası dengeleri değiştirecek şekilde yer almasından dolayı da bu yerler büyük önem arz ediyordu. Akdeniz’e açılan kapı görevi gören bu yerlerin ele geçirilmemesi adına birtakım müzakere süreçleri de başlamıştı. Bu süreçlerin sonunda da 1841 Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştı.", "question": "İstanbul ve Çanakkale Boğazları neden büyük önem arz ediyordu ?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "Boğazların devletlerarası dengeleri değiştirecek şekilde yer almasından dolayı"}}, {"id": "308", "context": "13 Temmuz 1841 tarihinde Londra kentinde imzalanan bu sözleşme ile boğazların tarafsız hale gelmesi de amaçlandı. 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile barış zamanında herhangi bir devlete ait olan savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesi garanti edilmiş olacaktı. Yalnız boğazların sadece savaş döneminde bu tür bir kapalı durumda yer alması da sağlanacaktı. Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği için boğazlar üzerindeki savaş gemilerinin geçişi üzerine tasarruf hakkını kullanmıştır. Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin geçişine izin vermiştir.", "question": "Boğazlar Sözleşmesi ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "13 Temmuz 1841 tarihinde"}}, {"id": "309", "context": "13 Temmuz 1841 tarihinde Londra kentinde imzalanan bu sözleşme ile boğazların tarafsız hale gelmesi de amaçlandı. 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile barış zamanında herhangi bir devlete ait olan savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesi garanti edilmiş olacaktı. Yalnız boğazların sadece savaş döneminde bu tür bir kapalı durumda yer alması da sağlanacaktı. Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği için boğazlar üzerindeki savaş gemilerinin geçişi üzerine tasarruf hakkını kullanmıştır. Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin geçişine izin vermiştir.", "question": "Boğazlar Sözleşmesi nerede imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Londra kentinde"}}, {"id": "310", "context": "13 Temmuz 1841 tarihinde Londra kentinde imzalanan bu sözleşme ile boğazların tarafsız hale gelmesi de amaçlandı. 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile barış zamanında herhangi bir devlete ait olan savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesi garanti edilmiş olacaktı. Yalnız boğazların sadece savaş döneminde bu tür bir kapalı durumda yer alması da sağlanacaktı. Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği için boğazlar üzerindeki savaş gemilerinin geçişi üzerine tasarruf hakkını kullanmıştır. Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin geçişine izin vermiştir.", "question": "Kim herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "311", "context": "13 Temmuz 1841 tarihinde Londra kentinde imzalanan bu sözleşme ile boğazların tarafsız hale gelmesi de amaçlandı. 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile barış zamanında herhangi bir devlete ait olan savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesi garanti edilmiş olacaktı. Yalnız boğazların sadece savaş döneminde bu tür bir kapalı durumda yer alması da sağlanacaktı. Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği için boğazlar üzerindeki savaş gemilerinin geçişi üzerine tasarruf hakkını kullanmıştır. Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin geçişine izin vermiştir.", "question": "Osmanlı Devletleri kimin boğazlardan geçişine izin vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin"}}, {"id": "312", "context": "13 Temmuz 1841 tarihinde Londra kentinde imzalanan bu sözleşme ile boğazların tarafsız hale gelmesi de amaçlandı. 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile barış zamanında herhangi bir devlete ait olan savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesi garanti edilmiş olacaktı. Yalnız boğazların sadece savaş döneminde bu tür bir kapalı durumda yer alması da sağlanacaktı. Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise boğazları istediği biçimde kullanma hakkına sahip olacaktı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği için boğazlar üzerindeki savaş gemilerinin geçişi üzerine tasarruf hakkını kullanmıştır. Müttefikleri Fransa ve İngiltere’nin geçişine izin vermiştir.", "question": "Osmanlı Devleti; herhangi bir savaş halinde yer alması halinde ise neye sahip olacaktı ?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "boğazları istediği biçimde kullanma hakkına"}}, {"id": "313", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kırım Savaşı"}}, {"id": "314", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Kırım Savaşı hangi tarihler arasında olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasında"}}, {"id": "315", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Osmanlı tarafında savaşa dâhil olan ülkeler nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya"}}, {"id": "316", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş ne halini almıştır ?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini"}}, {"id": "317", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya kimin tarafında savaşa dâhil olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Osmanlı tarafında"}}, {"id": "318", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Kırım savaşı kimin zaferiyle sonuçlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "müttefik güçlerinin"}}, {"id": "319", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Osmanlı Devleti kimlere çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı ?", "answers": {"answer_start": 638, "text": "Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine"}}, {"id": "320", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Kim Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı ?", "answers": {"answer_start": 621, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "321", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda kimler çatışmaya başladılar ? ", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa"}}, {"id": "322", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen kimdir ?", "answers": {"answer_start": 1008, "text": "Rusya"}}, {"id": "323", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 1164, "text": "Birleşik Krallık"}}, {"id": "324", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulunan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 1220, "text": "Rusya"}}, {"id": "325", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Rusya Osmanlıya ne önerdi ?", "answers": {"answer_start": 1309, "text": "bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını"}}, {"id": "326", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Kim Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1407, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "327", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Osmanlı Devleti, kimin de desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1424, "text": "Britanya'nın da"}}, {"id": "328", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek neyi reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1460, "text": "Rus isteklerini"}}, {"id": "329", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, kime mirasın paylaşılması teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 1015, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "330", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Rusya'nın asıl amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek"}}, {"id": "331", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Rusya kime bir ittifak teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 1256, "text": "Osmanlı Devleti'ne"}}, {"id": "332", "context": "Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı 'Hasta adam' gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.", "question": "Ne zaman ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar ?", "answers": {"answer_start": 753, "text": "1853 yılına gelindiğinde"}}, {"id": "333", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Ne Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Osmanlı-Rusya gerginliği"}}, {"id": "334", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Kim 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi ?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Birleşik Krallık hükümeti"}}, {"id": "335", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında ne politikasını benimsedi ? ", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını"}}, {"id": "336", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Birleşik Krallık hükümetinin 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikası ne amacı taşıyordu ?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı"}}, {"id": "337", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Kime karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Avusturya İmparatorluğu'na karşı"}}, {"id": "338", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde ne göstergesi olarak yorumlanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak"}}, {"id": "339", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının kimin yardımıyla kanlı bir şekilde bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "340", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Kim Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu ?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "Birleşik Krallık"}}, {"id": "341", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Osmanlı Devleti'nin dağılması ne anlama gelecekti ?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına"}}, {"id": "341", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Kimin topraklarını güneye doğru genişletmesi Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı ?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "342", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi kimin Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı ?", "answers": {"answer_start": 929, "text": "Birleşik Krallık'ın"}}, {"id": "343", "context": "Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.", "question": "Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi Birleşik Krallık'ın nereye ulaşmasını zorlaştıracaktı ?", "answers": {"answer_start": 949, "text": "Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) "}}, {"id": "344", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Kim Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Fransa"}}, {"id": "345", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda kimle benzer bir politika izliyordu ?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Büyük Britanya hükümetiyle"}}, {"id": "346", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Polonya toprakları kime bağlıydı ?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "347", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik eden neydi ?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı"}}, {"id": "348", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Kim savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi ?", "answers": {"answer_start": 672, "text": "Avusturya"}}, {"id": "349", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Kim Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı ?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Fransa"}}, {"id": "350", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Fransa Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı kim gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı ?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Birleşik Krallık"}}, {"id": "351", "context": "Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasılığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı. Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.", "question": "Fransa neyde tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı ?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde"}}, {"id": "352", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Kimin İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "353", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Rusya'nın nerede görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı ?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "354", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine İstanbul'dan ne zaman ayrıldı ?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "19 Mayıs 1853'te"}}, {"id": "355", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Aleksandr Mençikof"}}, {"id": "356", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Rus orduları savaş dahi ilan etmeden Eflak ve Boğdan'ı işgale ne zaman başladılar ?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "22 Haziran 1853'de"}}, {"id": "357", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de nereyi işgale başladılar ?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Eflak ve Boğdan'ı"}}, {"id": "358", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Kim Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgalini bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti ?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Çar I. Nikolay"}}, {"id": "359", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Kimin teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı ?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "Avusturya'nın"}}, {"id": "360", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Avusturya'nın teklifi ile nerede bir konferans toplandı ?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "Viyana'da"}}, {"id": "361", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "İstanbul'da kime karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 562, "text": "Rusya'ya karşı"}}, {"id": "362", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Ne zaman Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi ?", "answers": {"answer_start": 631, "text": "4 Ekim 1853'te"}}, {"id": "363", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "4 Ekim 1853'te kime bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi ?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "364", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve 15 gün içinde nerenin boşaltılması istendi ?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "Eflak ile Boğdan'ın"}}, {"id": "365", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın kaç gün içinde boşaltılması istendi ?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "15 gün"}}, {"id": "366", "context": "Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.", "question": "Kim bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı ?", "answers": {"answer_start": 731, "text": "Rusya"}}, {"id": "367", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Savaşın başlangıcında kim Balkanlar'da başarılı oldu ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "368", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu nerede başarılı oldu ?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "369", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Batum'a kim yardım götürdü ?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Osmanlı donanması"}}, {"id": "370", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında ne zaman batırıldı ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "30 Kasım 1853'te"}}, {"id": "371", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından nerede batırıldı ?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Sinop açıklarında"}}, {"id": "372", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te kim tarafından Sinop açıklarında batırıldı ?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Rus Donanması"}}, {"id": "373", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları nereyi tehlikeye düşürdü ?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Boğazlar'ı ve İstanbul'u"}}, {"id": "374", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Kimler devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi ?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Birleşik Krallık ve Fransa"}}, {"id": "375", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşmesi kimi endişelendirdi ?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "Avrupa devletlerini"}}, {"id": "376", "context": "Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi. Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi. Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.", "question": "Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi kim reddetti ?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Rusya"}}, {"id": "377", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Osmanlı Devleti'nden neler talep edildi ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması"}}, {"id": "378", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Kim ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi ?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Çar"}}, {"id": "379", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Kimler 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Birleşik Krallık ve Fransa"}}, {"id": "380", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Birleşik Krallık ve Fransa Rusya'ya ne zaman savaş ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "12 Mart 1854'te"}}, {"id": "381", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te kime savaş ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "382", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Kimler Osmanlı Devleti lehine savaşa girdi ?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "Birleşik Krallık ve Fransa"}}, {"id": "383", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Avusturya ile yapılan antlaşma Rus ordusunden nerenin boşaltılmasını öngörüyordu ?", "answers": {"answer_start": 702, "text": "Tuna eyaletlerinin"}}, {"id": "384", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını ne zaman açıkladı ?", "answers": {"answer_start": 835, "text": "15 Mart 1855'te"}}, {"id": "385", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "15 Mart 1855'te kim ittifaka katıldığını açıkladı ?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "Sardinya Krallığı"}}, {"id": "386", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla ne zaman İstanbul'da Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "12 Mart 1854'te"}}, {"id": "387", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da kim ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Avusturya"}}, {"id": "388", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla ne zaman Londra'da Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "10 Mayıs 1854'te"}}, {"id": "389", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla 10 Mayıs 1854'te nerede Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "Londra'da"}}, {"id": "390", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla ne zaman Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "14 Haziran 1854'te"}}, {"id": "391", "context": "Osmanlı Devleti'nden; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler. Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.", "question": "Bu maksatla 14 Haziran 1854'te kim ile antlaşmalar imzaladılar ?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Avusturya"}}, {"id": "392", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Savaş devam ederken Rum halkının isyan hareketleri nerede başladı ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde"}}, {"id": "393", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde kimin isyan hareketleri başladı ?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Rum halkının"}}, {"id": "394", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Kimler Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Fransızlar"}}, {"id": "395", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Fransızlar nereye asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Pire limanına"}}, {"id": "396", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Fransızlar Pire limanına asker çıkararak nereyi abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Yunanistan'ı"}}, {"id": "397", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Savaş nerelerde yoğunluk kazandı ?", "answers": {"answer_start": 337, "text": "Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de"}}, {"id": "398", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Tuna cephesinde durum önce kim lehine gelişti ?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Osmanlılar"}}, {"id": "399", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus ordusu nereye kadar ilerledi ?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "Silistre'ye"}}, {"id": "400", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus ordusunun Silistre'ye kadar ilerlemesi üzerine kimler Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar ?", "answers": {"answer_start": 533, "text": "Britanyalılar ve Fransızlar"}}, {"id": "401", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus ordusunun Silistre'ye kadar ilerlemesi üzerine Britanyalılar ve Fransızlar nereye asker çıkardılar ?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "Gelibolu yarımadasına"}}, {"id": "402", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına çıkardıkları birlikler nereye sevk edildi ?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "Varna'ya"}}, {"id": "403", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Kim Rusya'yı baskı altına aldı ?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Avusturya"}}, {"id": "404", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Kimler Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı ?", "answers": {"answer_start": 690, "text": "Rus ordusu"}}, {"id": "405", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus ordusu nereden çekilmeye mecbur kaldı ?", "answers": {"answer_start": 701, "text": "Silistre önlerinden"}}, {"id": "406", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu ne zaman Bükreş ve İbriş'e girdi ?", "answers": {"answer_start": 899, "text": "Ağustos ayında"}}, {"id": "407", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus Ordusu'nu takibe başlayan kim ?", "answers": {"answer_start": 839, "text": "Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "408", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 914, "text": "Bükreş ve İbriş'e"}}, {"id": "409", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Kim seferberlik ilan etti ve Rus Ordusu'na saldırdı ?", "answers": {"answer_start": 987, "text": "Avusturya Ordusu"}}, {"id": "410", "context": "Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.", "question": "Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "Yaş kentine"}}, {"id": "411", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Müttefikler kimi barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Rusya'yı"}}, {"id": "412", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için nerede bir cephe açmaya karar verdiler ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Kırım yarımadasında"}}, {"id": "413", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle ne zaman Kırım'a çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "20 Eylül 1854'te"}}, {"id": "414", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "20 Eylül 1854'te kaç askerden oluşan müttefik kuvveti Kırım'a çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden"}}, {"id": "415", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti kaç gemiyle Kırım'a çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "89 harp ve 267 nakliye gemisiyle"}}, {"id": "416", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Ne zaman 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha Kırım'a çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "1855 ilkbaharında"}}, {"id": "417", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "1855 ilkbaharında kaç kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "140 bin kişilik"}}, {"id": "418", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Kimler mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "Ruslar"}}, {"id": "419", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Kafkas cephesinde kimler başarı kazandılar ?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Ruslar"}}, {"id": "420", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Kimler Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular ?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Ruslar"}}, {"id": "421", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Çar I. Nikolay ölünce yerine kim geçti ?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "II. Aleksandr"}}, {"id": "422", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Ne zamana kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 781, "text": "15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar"}}, {"id": "423", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar nerede barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 818, "text": "Viyana'da"}}, {"id": "424", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Kimler arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi ?", "answers": {"answer_start": 912, "text": "Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında"}}, {"id": "425", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Birleşik Krallık ve Fransa arasında savaş ne zaman sona erdi ?", "answers": {"answer_start": 975, "text": "Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla"}}, {"id": "426", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Hangi antlaşmanın imzalanmasıyla savaş sona erdi ?", "answers": {"answer_start": 975, "text": "Paris Antlaşması'nın"}}, {"id": "427", "context": "Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü  yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.", "question": "Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş ne zaman sona erdi ?", "answers": {"answer_start": 975, "text": "Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla"}}, {"id": "428", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Düyunu Umumiye idaresini ne zaman kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "1881 yılında II. Abdülhamit döneminde"}}, {"id": "429", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen ferman nedir ?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "Islahat Fermanı"}}, {"id": "430", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Ne İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "Kırım Savaşı"}}, {"id": "431", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Savaşa kim asker göndermiştir ?", "answers": {"answer_start": 988, "text": "Sardinya-Piemonte Krallığı"}}, {"id": "432", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kim kuracaktır ?", "answers": {"answer_start": 988, "text": "Sardinya-Piemonte Krallığı"}}, {"id": "433", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 988, "text": "Sardinya-Piemonte Krallığı"}}, {"id": "434", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Savaşın galiplerinden olan kim aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "435", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Islahat Fermanı ne zaman ilan edildi ?", "answers": {"answer_start": 490, "text": "Kırım Savaşı'nın sonunda"}}, {"id": "436", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Islahat Fermanı'nın amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 627, "text": "imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamak"}}, {"id": "437", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Ne ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır ?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Islahat Fermanı"}}, {"id": "438", "context": "Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir. Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır. Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.", "question": "Kırım Savaşı neyi hızlandırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "İtalya birliğine giden yolu"}}, {"id": "439", "context": "Oltenitsa Muharebesi (2-11 Kasım 1853), Kırım Savaşı'nın başlarında, Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede Osmanlı ve Rus orduları arasında geçen bir dizi çarpışmadır. Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı güçleri zafer kazandılar. Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan Osmanlı İmparatorluğu'na önemli avantajlar sağladı.", "question": "Oltenitsa Muharebesi tarihi ne zamandır ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "2-11 Kasım 1853"}}, {"id": "440", "context": "Oltenitsa Muharebesi (2-11 Kasım 1853), Kırım Savaşı'nın başlarında, Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede Osmanlı ve Rus orduları arasında geçen bir dizi çarpışmadır. Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı güçleri zafer kazandılar. Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan Osmanlı İmparatorluğu'na önemli avantajlar sağladı.", "question": "Oltenitsa Muharebesi kimler arasında geçen bir dizi çarpışmadır ?", "answers": {"answer_start": 299, "text": "Osmanlı ve Rus orduları arasında"}}, {"id": "441", "context": "Oltenitsa Muharebesi (2-11 Kasım 1853), Kırım Savaşı'nın başlarında, Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede Osmanlı ve Rus orduları arasında geçen bir dizi çarpışmadır. Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı güçleri zafer kazandılar. Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan Osmanlı İmparatorluğu'na önemli avantajlar sağladı.", "question": "Oltenitsa nerede geçen bir dizi çarpışmadır ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede"}}, {"id": "442", "context": "Oltenitsa Muharebesi (2-11 Kasım 1853), Kırım Savaşı'nın başlarında, Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede Osmanlı ve Rus orduları arasında geçen bir dizi çarpışmadır. Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı güçleri zafer kazandılar. Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan Osmanlı İmparatorluğu'na önemli avantajlar sağladı.", "question": "Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan kimin komutasındaki Osmanlı güçleri zafer kazandılar ?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa"}}, {"id": "443", "context": "Oltenitsa Muharebesi (2-11 Kasım 1853), Kırım Savaşı'nın başlarında, Bükreş'in 60 km güney doğusunda Tuna Nehrinin kuzey kıyısında yer alan Oltenitsa (günümüzde Olteniţa, Călăraşi ili, Romanya) ve karşı kıyıdaki Turtukaya (günümüzde Tutrakan, Silistre ili, Bulgaristan) kasabalarının olduğu bölgede Osmanlı ve Rus orduları arasında geçen bir dizi çarpışmadır. Oltenitsa'da Tuna'yı geçmek için saldıran, Prens Gorçakov komutasındaki Rus güçleri karşısında mevzilerini savunan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı güçleri zafer kazandılar. Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan Osmanlı İmparatorluğu'na önemli avantajlar sağladı.", "question": "Oltenitsa zaferi ve ardından yine Tuna boyunda Maçin, Kalafat ve Rusçuk'ta Rus ordusunun püskürtülüp Osmanlı güçlerinin Tuna'nın kuzeyine atlaması, askeri, diplomatik ve moral açıdan kime önemli avantajlar sağladı ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na"}}, {"id": "444", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Sinop Baskınının tarihi nedir ?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "30 Kasım 1853"}}, {"id": "445", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Sinop Baskını"}}, {"id": "446", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Sinop baskınında kim Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi ?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Rus Karadeniz donanması"}}, {"id": "447", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Sinop baskınında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta kime ağır bir darbe indirdi ?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "Osmanlı donanmasına"}}, {"id": "448", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Sinop baskınında Rus Karadeniz donanması Osmanlı donanmasına nerede ağır bir darbe indirdi ?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Sinop’ta"}}, {"id": "449", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma olarak neyin özel bir yeri vardır ?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Sinop Baskını’nın"}}, {"id": "450", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Dünya deniz savaşları tarihinde gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak neyin özel bir yeri vardır ?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Sinop Baskını’nın"}}, {"id": "451", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak neyin özel bir yeri vardır ?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Sinop Baskını’nın"}}, {"id": "452", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Kimler bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Osmanlı ve Rus orduları"}}, {"id": "453", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Osmanlı ve Rus orduları bir süredir nerede çarpışıyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde"}}, {"id": "454", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu neresiydi ?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "Trabzon ve Batum limanlarıydı"}}, {"id": "455", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Osmanlı deniz yolunu korumak amacıyla kimin komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti ?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında"}}, {"id": "456", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Osmanlı deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında nerede bir filotilla üslenmişti ?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Sinop‘ta"}}, {"id": "457", "context": "Sinop Baskını (30 Kasım 1853), Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskın. Bu baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi. Dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma ve gülle yerine patlayıcı mermilerin (humbara) kullanıldığı ilk çarpışma olarak Sinop Baskını’nın özel bir yeri vardır. Osmanlı ve Rus orduları bir süredir Kırım Savaşı’nın Kafkas cephesinde çarpışıyorlardı. Kafkaslardaki Osmanlı güçlerinin ikmal yolu Trabzon ve Batum limanlarıydı. Deniz yolunu korumak amacıyla Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti.", "question": "Osmanlı neden Patrona Osman Paşa(Oramiral) komutasında Sinop‘ta bir filotilla üslenmişti ?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Deniz yolunu korumak amacıyla"}}, {"id": "458", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Rus Karadeniz donanmasının ana üssü neresidir ?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Sivastopol"}}, {"id": "459", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Rus Karadeniz donanmasının başında kim vardı ?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "Amiral Nahimov"}}, {"id": "460", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sivastopol nereye sadece 180 deniz mili uzaklıktadır ?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Sinop'a"}}, {"id": "461", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Neresi Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Sivastopol"}}, {"id": "462", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sivastopol Sinop'a ne kadar uzaklıktadır ?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "sadece 180 deniz mili uzaklıkta"}}, {"id": "463", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Nahimov"}}, {"id": "464", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Nahimov sürpriz bir baskında filotillanın nereden yardım alamayacağını hesapladı ?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan"}}, {"id": "465", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Nahimov ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde ne zaman girdi ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "30 Kasım 1853 Cuma günü"}}, {"id": "466", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile nereye kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi ?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "Sinop limanına"}}, {"id": "467", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "9. Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına nereden üçgen şeklinde girdi ?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "kuzeybatı tarafından"}}, {"id": "468", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Rus filosu nelerden oluşuyordu ?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top)"}}, {"id": "469", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Ne kadar sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu ?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "1.5 saat sonra"}}, {"id": "470", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "1.5 saat sonra nelerden oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu ?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan"}}, {"id": "471", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen kaç asker hayatını kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 1028, "text": "4.000'in üzerinde"}}, {"id": "472", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Kim esir düştü ?", "answers": {"answer_start": 1160, "text": "Patrona Osman Paşa"}}, {"id": "473", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Patrona Osman Paşa'nın yardımcısı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 1202, "text": "Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa"}}, {"id": "474", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Toplam ne kadar gemi ve top kaybedildi ?", "answers": {"answer_start": 1275, "text": "12 parça gemi ve yaklaşık 470 top"}}, {"id": "475", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran vapurun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1373, "text": "Taif"}}, {"id": "476", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten ne kadar sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı ?", "answers": {"answer_start": 1389, "text": "iki gün sonra"}}, {"id": "477", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi nereye ulaştırdı ?", "answers": {"answer_start": 1410, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "478", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere kimlerin merhamet etmediğini söylüyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 1589, "text": "Rusların"}}, {"id": "479", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Görgü tanıkları Rusların kime merhamet etmediğini söylüyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 1560, "text": "denize dökülen bahriyelilere"}}, {"id": "480", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Muharebe Avrupa kamuoyuna nasıl yansıdı ?", "answers": {"answer_start": 1659, "text": "bir Rus hunharlığı şeklinde"}}, {"id": "481", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sinop Baskınının hemen ardından neyler Karadeniz'e girdiler ?", "answers": {"answer_start": 1842, "text": "İngiliz ve Fransız donanmaları"}}, {"id": "482", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sinop Baskınının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları nereye girdiler ?", "answers": {"answer_start": 1873, "text": "Karadeniz'e"}}, {"id": "483", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Avusturya'nın notası sonucunda kim barış yapma durumunda kaldı ?", "answers": {"answer_start": 1926, "text": "Rusya"}}, {"id": "484", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve ne imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 1963, "text": "Paris Antlaşması"}}, {"id": "485", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Paris Antlaşması ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 1992, "text": "30 Mart 1856"}}, {"id": "486", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Nerede baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2006, "text": "Sinop'ta"}}, {"id": "487", "context": "Ana üssü Sivastopol olan Rus Karadeniz donanmasının başında Amiral Nahimov vardı. Sivastopol Sinop'a sadece 180 deniz mili uzaklıktadır. Sürpriz bir baskında filotillanın 280 deniz mili uzaktaki İstanbul'dan yardım alamayacağını hesaplayan Nahimov, 30 Kasım 1853 Cuma günü ateş gücü çok üstün gemilerle ve sis altında tam bir baskın etkisi ile Sinop limanına kuzeybatı tarafından üçgen şeklinde girdi. Rus filosu 7 saffı harp gemisi (612 top), 2 yelkenli korvet (98 top) ve 3 buharlıdan (12 top) oluşuyordu. Kale toplarının hazırlıksız, Osmanlı bahriyelilerinin eğitimsiz olması gibi faktörler de Rusların lehindeydi. Rus gemileri limanda demirli Osmanlı gemilerinin karşısına dizilerek patlayıcı mermi atan toplarla saldırıya geçtiler. 1.5 saat sonra 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filotillasının tümü imha oldu. Rus filosu daha sonra kıyıdaki bataryalara ateş açtı bataryalar karşılık verdi 37 Rus öldü 229'u yaralandı 3 gemi hasar aldı. Yanan gemilerde bulunan ve denize dökülen 4.000'in üzerinde asker hayatını kaybetti. (Başka bir kaynak ise bu sayıyı 2.700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir olarak veriyor) Patrona Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Riyale (Tümamiral) Bozcaadalı Hüseyin Paşa ise hayatını kaybetti. Toplam 12 parça gemi ve yaklaşık 470 top kaybedildi. Süratli bir vapur olan ve baskından kaçmayı başaran Taif felaketten iki gün sonra haberi İstanbul'a ulaştırdı. Gözlemciler Sinop Baskını'nda denk olmayan kuvvetlerin karşı karşıya gelmesini büyük haksızlık olarak gördüler. Görgü tanıkları denize dökülen bahriyelilere Rusların merhamet etmediğini söylüyorlardı. Muharebe Avrupa kamuoyuna bir Rus hunharlığı şeklinde yansıdı ve İngiltere ile Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Kırım Savaşı'na girmek için kullandıkları sebeplerden biri oldu. Baskının hemen ardından İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz'e girdiler. Avusturya'nın notası sonucunda Rusya barış yapma durumunda kaldı ve Paris Antlaşması imzalandı. (30 Mart 1856) Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi inşa edilmiştir.", "question": "Sinop'ta baskının acı anısını yaşatan neler inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2044, "text": "bir şehitlik, bir de şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan Şehitler Çeşmesi"}}, {"id": "488", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Silistre Kuşatmasının tarihi nedir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "14 Nisan - 23 Haziran 1854"}}, {"id": "489", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Silistre Kuşatması ön çatışmalar dışında kaç gün boyunca devam etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "41 gün boyunca"}}, {"id": "490", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Silistre Kuşatması ne zaman başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla"}}, {"id": "491", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Silistre Kuşatması kimin geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır ?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Rus Ordusu'nun"}}, {"id": "492", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek nerelere girdi ?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "Bükreş ve İbriş şehirlerine"}}, {"id": "493", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Ne hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi ?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "Huruç hareketi"}}, {"id": "494", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "495", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Kimin komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı ?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "General İvan Paskeviç komutasındaki"}}, {"id": "496", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Kim Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı ?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu"}}, {"id": "497", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu kimi kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı ?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini"}}, {"id": "498", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak kaç gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı ?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "70 gün"}}, {"id": "499", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "General Paskeviç'in yardımcısı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 618, "text": "bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov"}}, {"id": "500", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov kimin yardımcısıdır ?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "General Paskeviç'in"}}, {"id": "500", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Kuşatma harekatı nasıl başladı ?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla"}}, {"id": "501", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Kuşatma harekatı Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla ne zaman başladı ?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "14 Nisan günü"}}, {"id": "502", "context": "Silistre Kuşatması (14 Nisan - 23 Haziran 1854) Kırım Savaşı'nda Rus Ordusu'nun Tuna'yı geçerek Silistre'yi kuşatmasıyla başlayan, ön çatışmalar dışında 41 gün boyunca devam eden kuşatma sonucunda Rus Ordusu'nun geri çekilmesiyle sonuçlanan kuşatmadır. Huruç hareketi ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, taarruza geçerek Bükreş ve İbriş şehirlerine girdi. General İvan Paskeviç komutasındaki Rus ordusu, Tuna üzerinde Silistre kalesindeki Osmanlı güçlerini kuşatarak 70 gün boyunca yoğun bir baskı altına aldı. General Paskeviç'in yardımcısı bir topçu subayı olan Prens Mihail Dmitrieviç Gorçakov'du. Kuşatma harekatı, 14 Nisan günü Tuna'nın kuzey kıyısında Rus topçu bataryalarının konuşlandırılmasıyla başladı. Başlangıçta Rus ordusunun mevcudu 50.000'den giderek 80.000'e kadar yükseldi.", "question": "Rus ordusunun mevcudu ne kadar yükseldi ?", "answers": {"answer_start": 823, "text": "50.000'den giderek 80.000'e"}}, {"id": "503", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Silistre kale komutanı kimdi ?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı"}}, {"id": "504", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Hangi kalenin komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Silistre"}}, {"id": "505", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Silistrenin savunma tahkimatının planlarını kim yapmıştı ?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach"}}, {"id": "506", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Merkezde ne yer alıyordu ?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya"}}, {"id": "507", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca kaç Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından"}}, {"id": "508", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Ne kadar sürede Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "İki hafta içinde"}}, {"id": "509", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Kim kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi ?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa"}}, {"id": "510", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını nereye davet etti ?", "answers": {"answer_start": 937, "text": "Şumnu'ya"}}, {"id": "511", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya kim davet etti ?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa"}}, {"id": "512", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin nereye çıkmalarına karar verildi ?", "answers": {"answer_start": 997, "text": "Varna limanına"}}, {"id": "513", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "Ne zaman müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar ?", "answers": {"answer_start": 1039, "text": "28 Mayıs'ta"}}, {"id": "514", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "28 Mayıs'ta müttefik birlikler nereden gemiye binmeye başladılar ?", "answers": {"answer_start": 1070, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "515", "context": "Silistre kale komutanı Topçu Feriki (Tümgeneral) Musa Hulusi Paşa'ydı. Kentin savunma tahkimatının planlarını, bir Prusyalı olan Albay (Baron) Grach yapmıştı. Merkezde yarım daire şeklindeki taş bir yapı olan Mecidiye Tabyası ve çevresinde onu koruyan 140 m uzunluğunda Arap Tabya adı verilen bir toprak Tabya yer alıyordu. Kent, bunun yanındaki Yılanlı Tabya ve diğer tabyaları birbirine bağlayan toprak siperlerden oluşan bir savunma hattı boyunca 10.000 civarında Osmanlı askeri tarafından savunulmaktaydı. İki hafta içinde Rus topçusu kuzeyde Tuna üzerinde bir adada ve güney batıda Arap Tabya ile Yılanlı Tabya karşısında konuşlanmıştı. Üçüncü haftanın sonunda kentin etrafındaki çember kapandı. Karşılıklı topçu ateşi ve piyade saldırıları birbirini kovaladı. Karargahı ve yığınağı güneyde Şumnu'da olan Osmanlı Başkomutanı Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa kuşatmayı kırmak için hemen harekete geçmedi. İngiliz ve Fransız Başkomutanlarını Şumnu'ya davet etti. Yapılan değerlendirmede, müttefiklerin Varna limanına çıkmalarına karar verildi. 28 Mayıs'ta müttefik birlikler İstanbul'dan gemiye binmeye başladılar.", "question": "28 Mayıs'ta kimler nereden gemiye binmeye başladılar ?", "answers": {"answer_start": 1051, "text": "müttefik birlikler"}}, {"id": "516", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi ne zaman geldi ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Haziran başında"}}, {"id": "517", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Haziran başında kimin şehit düştüğü haberi geldi ?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Musa Paşa'nın"}}, {"id": "518", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Kim ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti ?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Musa Paşa"}}, {"id": "519", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a ne zaman bıraktı ?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "10 Haziran'da"}}, {"id": "520", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Kim 10 Haziran'da yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı ?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "General Paskeviç"}}, {"id": "521", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı kime bıraktı ?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Prens Gorçakov'a"}}, {"id": "522", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Kim 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı ?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "Gorçakov"}}, {"id": "523", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Gorçakov ne zaman son ve büyük bir saldırı planladı ?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "22 Haziran'da"}}, {"id": "524", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda kim ağır yaralandı ?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "Gorçakov ve yardımcısı"}}, {"id": "525", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "23 Haziran gecesi ani bir emirle kim çekilmeye başladı ?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Rus ordusu"}}, {"id": "526", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Rus ordusu ani bir emirle ne zaman çekilmeye başladı ?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "23 Haziran gecesi"}}, {"id": "527", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Silistre kuşatması nasıl sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle"}}, {"id": "528", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Ne Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "Silistre kuşatması"}}, {"id": "529", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Silistre kuşatması kimin için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "Osmanlı Devleti için"}}, {"id": "530", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Silistre Müdafaası' üzerine neler yazıldı ?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre)"}}, {"id": "531", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "'Silistre Müdafaası' üzerine yazılan tiyatro eseri nedir ?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "Vatan, Yahut Silistre"}}, {"id": "531", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "'Silistre Müdafaası' üzerine kim marşlar yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "Dikran Çuhacıyan Efendi"}}, {"id": "532", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Vatan, Yahut Silistre nedir ?", "answers": {"answer_start": 699, "text": "önemli tiyatro eseri"}}, {"id": "533", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Kim Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi ?", "answers": {"answer_start": 804, "text": "Avusturya"}}, {"id": "534", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Avusturya nereden çekilmesi için Rusya'ya nota verdi ?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "Balkanlar'dan"}}, {"id": "535", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için kime nota verdi ?", "answers": {"answer_start": 844, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "536", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Müttefik güçleri stratejik hedef olan nereye hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar ?", "answers": {"answer_start": 903, "text": "Sivastopol'e"}}, {"id": "537", "context": "Zamanın daraldığını gören Rus ordusu baskıyı arttırdı. Kale muhafızları da yüksek bir direnç gösterdiler. Çarpışmalar giderek sertleşti. Haziran başında Musa Paşa'nın şehit düştüğü haberi geldi (ölümünden kısa bir süre önce Müşir, yani Mareşal, rütbesine yükseltilmişti). Ardından 10 Haziran'da General Paskeviç yaralanarak komutayı Prens Gorçakov'a bıraktı. Gorçakov 22 Haziran'da son ve büyük bir saldırı planladı. Bu saldırıda Gorçakov ve yardımcısı ağır yaralandı. 23 Haziran gecesi ani bir emirle Rus ordusu çekilmeye başladı. Silistre kuşatması Osmanlı Devleti için stratejik ve moral bir zaferle sonuçlandı. Silistre Müdafaası üzerine destanlar ve marşlar (Dikran Çuhacıyan Efendi) ve bir de önemli tiyatro eseri (Vatan, Yahut Silistre) yazıldı. Çarpışma diplomatik ve askeri sonuçlar da doğurdu. Avusturya, Balkanlar'dan çekilmesi için Rusya'ya nota verdi. Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere Varna'da yığınağa başladılar.", "question": "Müttefik güçleri stratejik hedef olan Sivastopol'e hamle yapmak üzere nerede yığınağa başladılar ?", "answers": {"answer_start": 935, "text": "Varna'da"}}, {"id": "538", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Alma Muharebesinin tarihi nedir ?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "20 Eylül 1854"}}, {"id": "539", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesi nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Alma Muharebesi"}}, {"id": "540", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Alma Muharebesi nerede gerçekleşmiştir ?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Alma Nehri'nin güneyinde"}}, {"id": "541", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Alma Muharebesi nasıl sonuçlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla"}}, {"id": "542", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Alma Muharebesi kimin General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri"}}, {"id": "543", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Alma Muharebesi General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçlerinin kimi bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "General Menshikov'un Rus kuvvetlerini"}}, {"id": "544", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Ruslar ne kadar kayıp vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "yaklaşık 6,000"}}, {"id": "545", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Kim Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı ?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "İngiliz-Fransız kuvvetleri"}}, {"id": "546", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "İngiliz-Fransız kuvvetleri 13 Eylül 1854'te nereye konuşlandı ?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne"}}, {"id": "547", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne ne zaman konuşlandı ?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "13 Eylül 1854'te"}}, {"id": "548", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar ve nerede konuşlandılar ?", "answers": {"answer_start": 947, "text": "107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede"}}, {"id": "549", "context": "Alma Muharebesi (20 Eylül 1854), Kırım Savaşı'nın önemli ilk muharebesidir, Alma Nehri'nin güneyinde gerçekleşmiştir. General St. Arnaud ve Lord Raglan komutasındaki İngiliz-Fransız müttefik güçleri, General Menshikov'un Rus kuvvetlerini bozguna uğratmasıyla sonuçlanmıştır. Ruslar yaklaşık 6,000 kayıp vermiştir. İngiliz-Fransız kuvvetleri Kırım yarımadasının batı sahili, Sivastopol'un 56 km kuzeyindeki Kalamita Körfezi'ne 13 Eylül 1854'te konuşlandı. Dizanteri ve kolera hastalıkları nedeniyle oldukça düzensiz durumda olmalarına karşın, kıyıdan 4 km içeriye kadar sokuldular. Altı gün sonra müttefik ordusunun üç nehre doğru ilerlemesi sürerken ikinci olan Alma Nehri yakınlarında Rus ordusuyla karşılaşıldı. Rus ordusu savunma pozisyonuna geçmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri geceyi çadırsız kampta geçirdikten sonra, nehrin kuzey tepelerinden aşağıya sızma yapmaya başladılar. Ruslar ise nehrin güneyindeki sarp tepelere doğru çıktılar, 107 m yükseklikte, kısa step otlarıyla örtülü hakim bir tepede konuşlandılar. Muharebeyi kazanan müttefiklere Sivastopol'un yolu açıldı.", "question": "Muharebeyi kazanan müttefiklere nerenin açıldı ?", "answers": {"answer_start": 1057, "text": "Sivastopol'un yolu"}}, {"id": "550", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan kimler arasındaki muharebedir ?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri"}}, {"id": "551", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Kimin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti ?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "İttifak kuvvetlerinin"}}, {"id": "552", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "İttifak kuvvetlerinin amacı nereyi ele geçirmekti ?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Sivastopol'un limanı ve kalesini"}}, {"id": "553", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "İttifak kuvvetleri neye karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya"}}, {"id": "554", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini nereye konuşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 652, "text": "limanın güneyine"}}, {"id": "555", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Kimler birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar"}}, {"id": "556", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Rus komutanı Liprandi kaç askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı ?", "answers": {"answer_start": 904, "text": "25.000"}}, {"id": "557", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak kimlere saldırmaya hazırlandı ?", "answers": {"answer_start": 934, "text": "Balaklava civarındaki kuvvetlere"}}, {"id": "558", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Kim 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı ?", "answers": {"answer_start": 881, "text": "Rus komutanı Liprandi"}}, {"id": "559", "context": "Balaklava Muharebesi, 25 Ekim 1854'te meydana gelen, Kırım Savaşı sırasında Ruslar ile Kırım'ın Sivastopol kentini kuşatan Osmanlı Devleti - Birleşik Krallık - Fransız İmparatorluk ittifak kuvvetleri arasındaki muharebedir. İttifak kuvvetlerinin amacı Sivastopol'un limanı ve kalesini ele geçirmekti. Muharebenin bir tarafının bu üç değişik devlet tarafından oluşması, Alma Muharebesi'nde kazanılan ittifak zaferinin ardından meydana geldi. İttifak kuvvetleri Sivastopol kentine uzun sürecek bir kuşatma yerine hızlı bir şekilde saldırmaya karar verdi. Lord Raglan komutası altındaki İngilizler ve Canrobert komutası altındaki Fransızlar, birliklerini limanın güneyine konuşlandırdı. İngilizler Balaklava'nın güney limanına doğru ilerlerken, Fransızlar batı kıyısındaki Kamieş'e girdi. Fakat bu pozisyon, İngilizlerin sağ kuşatma kanadını zayıflattı, ve bu kanatta az asker vardı. Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlandı, bunu yaparken İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı umuyordu.", "question": "Rus komutanı Liprandi, 25.000 askerini yanına alarak Balaklava civarındaki kuvvetlere saldırmaya hazırlanırken neyi umuyordu ?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "İngilizlerle sağ kuşatma kanadının arasındaki bağı koparmayı"}}, {"id": "560", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Kim Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri"}}, {"id": "561", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri kimi yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Osmanlı askerlerini"}}, {"id": "562", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında kim kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot)"}}, {"id": "563", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Bu çarpışma neden İnce Kırmızı Hat adıyla anıldı ?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı"}}, {"id": "564", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "'Ağır Süvari Tugayı' kaç atlıdan oluşuyor ?", "answers": {"answer_start": 792, "text": "600 atlıdan"}}, {"id": "565", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan saldırısı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1036, "text": "'Hafif Süvari Tugayı'"}}, {"id": "566", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle kimin tarafından şiirleştirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1140, "text": "Tennyson"}}, {"id": "567", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı ne ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1071, "text": "'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle"}}, {"id": "568", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Kim 1881'de eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1188, "text": "Rudyard Kipling"}}, {"id": "569", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini ne zaman yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "1881'de"}}, {"id": "570", "context": "Rus İmparatorluğu'nun süvari birlikleri Osmanlı askerlerini yenip Balaklava Limanı'na giden yolunu açtı. Rus süvarileri önleyebilecek güç olarak az sayıda Osmanlı askerleri ve Kraliyet Deniz Piyadesi (Royal Marines)'nin dışında Colin Campbell komutasındaki 93. Piyade Alayı (Sutherland Highlanders Regiment of Foot) kalmıştır. Alay iki sütun halinde hattı oluşturup Rus süvarilerinin şiddetli saldırlarını geri çevirmeyi başardı. 93. Piyade Alayı askerlerinin kırmızı renkli üniformasından dolayı bu çarpışma 'İnce Kırmızı Hat' adıyla anıldı. 'İnce Kırmızı Hat' tarafından geri çevirilen Rus süvari birliklerine bağlı 3500 atlı bu sefer James Yorke Scarlett komutasındaki ve 5. Dragoon Muhafız ile 6. Dragoon Muhafızı'ndan oluşturulan 'Ağır Süvari Tugayı' (Heavy Cavalry Brigade)'na yöneldi. 600 atlıdan oluşan 'Ağır Süvari Tugayı' Rus süvari birliklerine karşı saldırı düzenledi ve sayıca yaklaşık altı katı olan Rus süvarileri yendi. Balaklava Muharebe sırasında bir Rus topçu taburuna karşı gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan 'Hafif Süvari Tugayı'nın saldırısı 'Hafif Süvari Alayının Hücumu - Charge of The Light Brigade' ismiyle Tennyson tarafından şiirleştirilmiştir. 1881'de Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki 'The Last of the Light Brigade' şiirini yazmıştır.", "question": "Rudyard Kipling eleştiri niteliğindeki şiirinin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1227, "text": "'The Last of the Light Brigade'"}}, {"id": "571", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "İnkerman Muharebesi ne zaman gerçekleşmiştir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "5 Kasım 1854'te"}}, {"id": "571", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "İnkerman Muharebesi ne sonucu gerçekleşmiştir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu"}}, {"id": "572", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "Rus ordusundan alanda bozulması neyi zorunlu kılacaktır ?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Sivastopol Kuşatması'nı"}}, {"id": "573", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına ne zaman saldırdılar ?", "answers": {"answer_start": 947, "text": "5 Kasımda"}}, {"id": "573", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a ne zaman çıkarma yaptı ?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "14 Eylül 1854'te"}}, {"id": "574", "context": "İnkerman Muharebesi 5 Kasım 1854'te İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan müttefik ordusunun Rus kuvvetlerine saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Rus ordusundan alanda bozulması Sivastopol Kuşatması'nı zorunlu kılacaktır. Birliklerin, sisli havada kendi inisiyatifleri ile muharebeyi kazanmaları sonucu Askerin Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Müttefikler; İngiltere, Fransa ve Osmanlı Rus donanma üssünün bulunduğu Sivastopol'a 14 Eylül 1854'te çıkarma yaptı. Plan, Rus donanmasını esir almaktı. Müttefikler Alma Muharebesinde bozguna uğrayan Rusları, düzensiz bir şekilde şehre ilerlemeye zorladı. Birlikler kendini toparlayamadan bir saldırı amaçlanıyordu fakat müttefik komutanları Sivastopol'a yapılacak saldırı üzerinde anlaşamadı. Bunun üzerine şehrin arka tarafına ilerlemeye ve kuşatma altına almaya karar verildi. Kuşatmadan önce Rus komutanı Sivastopol'u savunmak için bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte şehri tahliye etti. 5 Kasımda Ruslar şehrin doğusundan müttefiklerin sağ kanadına saldırdılar. Saldırı iki dizi askerden oluşan 42.000'lik bir kuvvetle yapıldı. Rus saldırısı ilk olarak İngiliz İkinci Bölüğündeki 2.700 asker tarafından karşılandı. Ruslar müttefik ordusuna takviye ulaşmadan bu kanadı imha etmek istiyorlardı. Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri Çrneya Vadisinde konuşlandırdı, bu tüm birlikleri etkili kullanmamasına neden oldu.", "question": "Rus general, Soymonov aldığı emirler doğrultusunda kuvvetleri nerede konuşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 1315, "text": "Çrneya Vadisinde"}}, {"id": "575", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), hangi savaşın muharebelerinden biridir ?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Kırım Savaşı’nın"}}, {"id": "576", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Kim komutasındaki Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü ?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında"}}, {"id": "576", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti nerededir ?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyinde"}}, {"id": "577", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Nerede Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır ?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Gözleve’de"}}, {"id": "578", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı ne zaman Eupatoria oldu ?", "answers": {"answer_start": 448, "text": "1783’te"}}, {"id": "579", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı ne oldu ?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "Eupatoria"}}, {"id": "580", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Müttefikler nerede Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar ?", "answers": {"answer_start": 644, "text": "Alma, Balıklava ve İnkirman’da"}}, {"id": "581", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, nereyi kuşattılar ?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "Sivastopol’u"}}, {"id": "581", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Ne Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu ?", "answers": {"answer_start": 771, "text": "Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu"}}, {"id": "582", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Kim deniz üstülüğünü yitirdi ?", "answers": {"answer_start": 796, "text": "Rus Karadeniz Filosu"}}, {"id": "583", "context": "Gözleve Muharebesi (Rusça: Штурм Евпатории), Kırım Savaşı’nın muharebelerinden biri. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasında Osmanlı Ordusu Kırım'ın Gözleve (bugünkü Evpatoriya)'deki istihkam noktasına saldıran Rus İmparatorluğu güçlerini ağır kayıplarla geri püskürttü. Önemli Tatar yerleşimlerinden Gözleve liman kenti, Kırım’ın güney batısındaki Kalamiş (Kalamitski) Körfezi kuzeyindedir. Gözleve’de Mimar Sinan’ın 1552’de yaptığı bir cami vardır. 1783’te Rusya İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Gözleve’nin adı Eupatoria oldu. Liman, Kırım’a 14 Eylül 1854’te başlayan Müttefik çıkarmasındaki ilk kıyıbaşı oldu. İzleyen 50 günde Müttefikler Alma, Balıklava ve İnkirman’da Rus direnişini kırıp, Sivastopol’u kuşattılar. Bu süreçte Osmanlı askeri önemli bir rol almadı. Deniz üstülüğünü yitiren Rus Karadeniz Filosu, Sivastopol limanı ağzında karaya oturtulmuştu. Müttefikler denizden rahatça ikmal yapıyorlardı. Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve ise, Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti.", "question": "Neresi Rusların tek ikmal ve geri çekilme yolu üzerinde ciddi bir tehditti ?", "answers": {"answer_start": 914, "text": "Dar yarımada kıstağı yakınındaki Gözleve"}}, {"id": "584", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "Gözleve savunmasını kim üstlendi ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri"}}, {"id": "585", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu kaça ulaştı ?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "30.000’e"}}, {"id": "586", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "Tuna boyundan alınan takviyelerle top sayısı kaça ulaştı ?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "100’e"}}, {"id": "587", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "Neresi bir kaleye dönüştü ?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Kara tarafı tahkim edilen Gözleve"}}, {"id": "588", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "2. Fırka komutanı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 761, "text": "Salih Paşa"}}, {"id": "589", "context": "Gözleve savunmasını Serdar-ı Ekrem Ömer (Lütfi) Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri üstlendi. Tuna boyundan alınan takviyelerle asker mevcudu 30.000’e, top sayısı 100’e ulaştı. Kara tarafı tahkim edilen Gözleve, bir kaleye dönüştü. Toplar, kuzeye doğru yarım çember oluşturan, yer yer taşla berkitilip hendekler ve engellerle korunmuş toprak metrislere yerleştirildi. Kırım’daki Osmanlı kara gücü üç piyade ve bir süvari fırkası (tümen) ile, Ferik (Tümgeneral) Selim Paşa komutasında bir Mısır fırkasından kuruluydu. Bu gücün büyük bölümü Gözleve’deydi. Ferik Mehmet Paşa komutasında 1. Fırka Tuna boyundan yeni gelmişti. İki livasından (tugay) biri Tevfik Paşa, diğeri (Behram Paşa adı ve rütbesi ile) İngiliz Albay Cannon’un emri altındaydı. 2. Fırka komutanı Salih Paşa, 3. Fırka komutanı ise İsmail Paşa idi. Halil Paşa komutasındaki Osmanlı süvari fırkasından ise 400 atlı bir alay Gözleve’de ve Miralay (Albay) İskender Bey (Bkz. İskender Paşa) komutasındaydı.", "question": "3. Fırka komutanı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 795, "text": "İsmail Paşa"}}, {"id": "590", "context": "Limanda dört buharlı İngiliz saff-ı harp gemisi (HMS Valorous, HMS Curacao, HMS Viper ve HMS Furious) ile, bir Fransız (Veloce) bir de Osmanlı buharlı firkateyni (Şehvar) demirliydi. Fransız buharlı saff-ı harp gemisi Henri IV bir süre önce fırtınadan liman doğusunda kuma oturmuştu. Gemide 100 denizci ve dört bölük piyade kalmış, Kaptan Fervel ve subayları Ömer Paşa’nın emrine verilmişti. Fransızlar savunma hattının ortalarındaki bir tepeciğe bir çeşit tabya yapıp, buraya gemi topları yerleştirmişlerdi. Rus güçleri ise Korgeneral Stepan Aleksandroviç Hrulev komutasında 6 piyade alayı, 2 süvari tugayı, 5 Kazak süvari birliği (sotniya) ve 108 toptan oluşuyordu. Hrulev harekatın baskın olacağını umuyor, Gözleve’de sadece 30 kadar top bulunduğunu, toplar susturulunca piyadenin fazla direnmeden kaleyi boşaltacağını varsayıyordu. Rus topçusu kuzeybatı’daki yassı tepelere sessizce gelip 16 Şubat gecesi taarruz hazırlık mevzilerini aldı. Piyade topların arasında sipere girdi. Sağda Tuna ve Poltava, merkezde Aleksopol ve Kremençuk alayları mevzilendi. Sol kanada Azak ve Podolya alayları yerleşti. Yunan gönüllülerden oluşan bir milis birliği de merkezde ihtiyattaydı. İki kanatta süvariler vardı.", "question": "Limanda neler demirliydi ?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "dört buharlı İngiliz saff-ı harp gemisi (HMS Valorous, HMS Curacao, HMS Viper ve HMS Furious) ile, bir Fransız (Veloce) bir de Osmanlı buharlı firkateyni (Şehvar)"}}, {"id": "591", "context": "Limanda dört buharlı İngiliz saff-ı harp gemisi (HMS Valorous, HMS Curacao, HMS Viper ve HMS Furious) ile, bir Fransız (Veloce) bir de Osmanlı buharlı firkateyni (Şehvar) demirliydi. Fransız buharlı saff-ı harp gemisi Henri IV bir süre önce fırtınadan liman doğusunda kuma oturmuştu. Gemide 100 denizci ve dört bölük piyade kalmış, Kaptan Fervel ve subayları Ömer Paşa’nın emrine verilmişti. Fransızlar savunma hattının ortalarındaki bir tepeciğe bir çeşit tabya yapıp, buraya gemi topları yerleştirmişlerdi. Rus güçleri ise Korgeneral Stepan Aleksandroviç Hrulev komutasında 6 piyade alayı, 2 süvari tugayı, 5 Kazak süvari birliği (sotniya) ve 108 toptan oluşuyordu. Hrulev harekatın baskın olacağını umuyor, Gözleve’de sadece 30 kadar top bulunduğunu, toplar susturulunca piyadenin fazla direnmeden kaleyi boşaltacağını varsayıyordu. Rus topçusu kuzeybatı’daki yassı tepelere sessizce gelip 16 Şubat gecesi taarruz hazırlık mevzilerini aldı. Piyade topların arasında sipere girdi. Sağda Tuna ve Poltava, merkezde Aleksopol ve Kremençuk alayları mevzilendi. Sol kanada Azak ve Podolya alayları yerleşti. Yunan gönüllülerden oluşan bir milis birliği de merkezde ihtiyattaydı. İki kanatta süvariler vardı.", "question": "Ne bir süre önce fırtınadan liman doğusunda kuma oturmuştu ?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Fransız buharlı saff-ı harp gemisi Henri IV"}}, {"id": "592", "context": "Limanda dört buharlı İngiliz saff-ı harp gemisi (HMS Valorous, HMS Curacao, HMS Viper ve HMS Furious) ile, bir Fransız (Veloce) bir de Osmanlı buharlı firkateyni (Şehvar) demirliydi. Fransız buharlı saff-ı harp gemisi Henri IV bir süre önce fırtınadan liman doğusunda kuma oturmuştu. Gemide 100 denizci ve dört bölük piyade kalmış, Kaptan Fervel ve subayları Ömer Paşa’nın emrine verilmişti. Fransızlar savunma hattının ortalarındaki bir tepeciğe bir çeşit tabya yapıp, buraya gemi topları yerleştirmişlerdi. Rus güçleri ise Korgeneral Stepan Aleksandroviç Hrulev komutasında 6 piyade alayı, 2 süvari tugayı, 5 Kazak süvari birliği (sotniya) ve 108 toptan oluşuyordu. Hrulev harekatın baskın olacağını umuyor, Gözleve’de sadece 30 kadar top bulunduğunu, toplar susturulunca piyadenin fazla direnmeden kaleyi boşaltacağını varsayıyordu. Rus topçusu kuzeybatı’daki yassı tepelere sessizce gelip 16 Şubat gecesi taarruz hazırlık mevzilerini aldı. Piyade topların arasında sipere girdi. Sağda Tuna ve Poltava, merkezde Aleksopol ve Kremençuk alayları mevzilendi. Sol kanada Azak ve Podolya alayları yerleşti. Yunan gönüllülerden oluşan bir milis birliği de merkezde ihtiyattaydı. İki kanatta süvariler vardı.", "question": "Rus güçleri neyden oluşuyordu ?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Korgeneral Stepan Aleksandroviç Hrulev komutasında 6 piyade alayı, 2 süvari tugayı, 5 Kazak süvari birliği (sotniya) ve 108 toptan"}}, {"id": "593", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Çatışmalar nasıl başladı ?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile"}}, {"id": "594", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki kimleri epey hırpaladı ?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Podolya Avcı Taburlarını"}}, {"id": "595", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Piyade çarpışmalarında kimler şehit düştüler ?", "answers": {"answer_start": 888, "text": "Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey"}}, {"id": "596", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat nedir ?", "answers": {"answer_start": 1162, "text": "Gözleve çarpışması"}}, {"id": "597", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) nerede ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu ?", "answers": {"answer_start": 1584, "text": "Gözleve’de"}}, {"id": "598", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Kim Gözleve’de (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu ?", "answers": {"answer_start": 1595, "text": "Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "599", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Müttefiklerin gözünde kimlerin prestiji büyük ölçüde yükseldi ?", "answers": {"answer_start": 1699, "text": "Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın"}}, {"id": "600", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya nereye yöneldi ?", "answers": {"answer_start": 1982, "text": "doğuya, Kars’a"}}, {"id": "601", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra ne zaman teslim olacaktır ?", "answers": {"answer_start": 2098, "text": "26 Kasım 1855’te"}}, {"id": "602", "context": "Rus vurucu darbesinin, (Alman asıllı Tümgeneral Kridener komutasında) güçlü Azak alayının ve 76 topun mevzilendiği sol kanattan geleceği görülebilirdi ama 17 Şubat sabahı Gözleve’yi örten koyu sis, göz keşfine imkân vermiyordu. Çatışmalar gün ağarırken Osmanlı savunmasının sağ kanadına yönelen bir ağır top ateşi ile başladı. Osmanlı topçusu hemen güçlü bir karşılık vererek bu kanattaki Podolya Avcı Taburlarını epey hırpaladı. Ardından metrisleri aşmak için merdivenlerle koşan Yunan Milisler ve Azak piyadesi aynı kanada peş peşe üç kez yüklendilerse de kale önündeki engelleri aşamadılar. Saldırı kolları Osmanlı topçu ateşi ve zaman zaman İngiliz savaş gemisi Viper’dan atılan Congreve fişekleri ile sarsıldı. Ancak Rus hücumunu asıl kıran, yer yer süngü takıp karşı hücuma kalkan piyade ile geri çekilen Rus kollarını yanlardan vuran süvari birlikleri oldu. Piyade çarpışmalarında Mısır’lı komutan Selim Paşa ile Miralay Rüstem bey şehit düştüler. Dört saat süren çatışmalarda Ruslar 2.500 kadar yaralı ve ölü kayıp verip geri çekildiler. Kale’nin kaybı sadece 350 askerdi. 1855'te Kırım harp sahnesinde Sivasopol dışındaki tek önemli askeri harekat olan Gözleve çarpışması gerçek bir stratejik dönüm noktası oldu. Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler. Osmanlı savunmasıyla Müttefik elinde kalmaya devam eden Gözleve kalesi, Kırım kıstağı için tehdit olmaya devam etti. Böylece Rusların Kırım’da güçlü bir kara ordusu tutup müttefik kuşatmasını kırma ya da tehdit etme umutları da fiilen yok oldu. Çarpışmadan birkaç gün sonra Rus Çarı’nın öldüğü haberi geldi. Gözleve’de Osmanlı Ordusu (Silistre’den sonra) ikinci önemli savunma zaferini kazanmış oldu. Müttefiklerin gözünde Osmanlı askerinin ve Ömer Paşa’nın prestiji büyük ölçüde yükseldi. Ayrıca Osmanlı yüksek rütbeli askerleri bu savaşta Osmanlı askeri gücüne yeni manevralar yaptırmış, önündeki 50 yıl boyunca bu taktik ve düzene sadık kalmıştır. Tuna ve Kırım cephelerinde başarı ümidi kalmayan Rusya doğuya, Kars’a yöneldi. Savunması bir İngiliz Albayına bırakılan Kars kalesi Rus kuşatmasına epey direndikten sonra 26 Kasım 1855’te teslim olacaktır.", "question": "Nerenin savunması bir İngiliz Albayına bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 2047, "text": "Kars kalesi"}}, {"id": "603", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kars Kuşatması"}}, {"id": "604", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye ne zaman karar verdiler ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Haziran 1855'te"}}, {"id": "605", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için kimin önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "İmparator II. Alexander ve General Muravyov"}}, {"id": "606", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Kim Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti ?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "Osmanlı Komutanı Ömer Paşa"}}, {"id": "607", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte ne zaman Sukumi'ye çekildi ?", "answers": {"answer_start": 735, "text": "6 Eylül'de"}}, {"id": "608", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi ?", "answers": {"answer_start": 746, "text": "Ömer Paşa"}}, {"id": "609", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "6 Eylül'de Ömer Paşa kaç askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi ?", "answers": {"answer_start": 756, "text": "45,000 askeriyle birlikte"}}, {"id": "610", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte nereye çekildi ?", "answers": {"answer_start": 782, "text": "Sukumi'ye"}}, {"id": "611", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Osmanlı Komutanı Ömer Paşa neyi belirtti ?", "answers": {"answer_start": 620, "text": "Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini"}}, {"id": "612", "context": "Kars Kuşatması, Kırım Savaşı'nın son büyük çaplı askeri harekatıdır. Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri Anadolu'ya yönelmeye karar verdiler. 25,000 askerden oluşan güçlü bir kolorduyla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kalelerinden Kars'a doğru ani bir taarruza geçti. İlk saldırı İngiliz general William Fenwick Williams komutasındaki Osmanlı garnizonu tarafından geri püskürtüldü. Ruslar, kasım ayına kadar şehri kuşatma altında tuttular. Saldırı haberinin duyulması üzerine Osmanlı Komutanı Ömer Paşa Sivastopol'daki Osmanlı birlikleriyle Kars'taki Rus birliklerini değiştirirek kuşatmayı kaldırma fikrini belirtti. 6 Eylül'de Ömer Paşa 45,000 askeriyle birlikte Sukumi'ye çekildi. Ancak Muravyov bunun üzerine Kars'a üçüncü kez saldırı düzenledi ve Osmanlı birliklerince geri püskürtüldü. Osmanlı 700-800 kayıp verirken Rus ordusu 3,000-6,000 arası ölü yaralı ve esir verdi.", "question": "Haziran 1855'te Sivastopoldaki güçlerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için İmparator II. Alexander ve General Muravyov önderliğindeki Rus birlikleri nereye yönelmeye karar verdiler ?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Anadolu'ya"}}, {"id": "613", "context": "Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasi kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanmış olan fermandır. Tanzimat fermanından sonra kişisel hakların genişletilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti tebaasında yaşayan yabancı uyruklu halklar daha büyük imtiyazlar beklemişlerdir. Bunun da beraberinde bağımsızlık hayaliyle, Avrupalı devletlerin çıkarlarına ortak olmuşlardır. Avrupalı devletlerin “Şark Meselesi” olarak adlandırdıkları projenin son aşaması olan Osmanlı Devleti’nin paylaşılması, çok uluslu bir yapıya sahip olan bu devleti yıkmayı gerektirmiştir. Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru hazırlanan Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından büyük önem taşımıştır. ", "question": "Islahat Fermanı hangi padişah döneminde yayımlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Sultan Abdülmecid zamanında"}}, {"id": "614", "context": "Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasi kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanmış olan fermandır. Tanzimat fermanından sonra kişisel hakların genişletilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti tebaasında yaşayan yabancı uyruklu halklar daha büyük imtiyazlar beklemişlerdir. Bunun da beraberinde bağımsızlık hayaliyle, Avrupalı devletlerin çıkarlarına ortak olmuşlardır. Avrupalı devletlerin “Şark Meselesi” olarak adlandırdıkları projenin son aşaması olan Osmanlı Devleti’nin paylaşılması, çok uluslu bir yapıya sahip olan bu devleti yıkmayı gerektirmiştir. Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru hazırlanan Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından büyük önem taşımıştır. ", "question": "Tanzimat fermanından sonra kişisel hakların genişletilmesiyle birlikte kimler daha büyük imtiyazlar beklemişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Osmanlı Devleti tebaasında yaşayan yabancı uyruklu halklar"}}, {"id": "614", "context": "Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasi kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanmış olan fermandır. Tanzimat fermanından sonra kişisel hakların genişletilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti tebaasında yaşayan yabancı uyruklu halklar daha büyük imtiyazlar beklemişlerdir. Bunun da beraberinde bağımsızlık hayaliyle, Avrupalı devletlerin çıkarlarına ortak olmuşlardır. Avrupalı devletlerin “Şark Meselesi” olarak adlandırdıkları projenin son aşaması olan Osmanlı Devleti’nin paylaşılması, çok uluslu bir yapıya sahip olan bu devleti yıkmayı gerektirmiştir. Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru hazırlanan Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından büyük önem taşımıştır. ", "question": "Islahat Fermanı ne zaman hazırlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru"}}, {"id": "615", "context": "Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasi kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanmış olan fermandır. Tanzimat fermanından sonra kişisel hakların genişletilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti tebaasında yaşayan yabancı uyruklu halklar daha büyük imtiyazlar beklemişlerdir. Bunun da beraberinde bağımsızlık hayaliyle, Avrupalı devletlerin çıkarlarına ortak olmuşlardır. Avrupalı devletlerin “Şark Meselesi” olarak adlandırdıkları projenin son aşaması olan Osmanlı Devleti’nin paylaşılması, çok uluslu bir yapıya sahip olan bu devleti yıkmayı gerektirmiştir. Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru hazırlanan Islahat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından büyük önem taşımıştır. ", "question": "Kırım Harbi’nin son yıllarına doğru hazırlanan Islahat Fermanı, neden büyük önem taşımıştır ?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "Osmanlı İmparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından "}}, {"id": "616", "context": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyun. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasî kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması tasarlanan köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanan fermandır. Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. İlan edilme sebebi, Tanzimat Fermanı ile benzerlik gösterir. Bu ferman da Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla ilan edilmiştir.", "question": "Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyunun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu"}}, {"id": "617", "context": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyun. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasî kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması tasarlanan köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanan fermandır. Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. İlan edilme sebebi, Tanzimat Fermanı ile benzerlik gösterir. Bu ferman da Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla ilan edilmiştir.", "question": "Islahat Fermanı kimin tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur ?", "answers": {"answer_start": 442, "text": "Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından"}}, {"id": "618", "context": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyun. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasî kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması tasarlanan köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanan fermandır. Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. İlan edilme sebebi, Tanzimat Fermanı ile benzerlik gösterir. Bu ferman da Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla ilan edilmiştir.", "question": "Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri kimdir ?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa"}}, {"id": "619", "context": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyun. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasî kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması tasarlanan köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanan fermandır. Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. İlan edilme sebebi, Tanzimat Fermanı ile benzerlik gösterir. Bu ferman da Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla ilan edilmiştir.", "question": "Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından kimin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur ?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "büyük Avrupa devletlerinin"}}, {"id": "620", "context": "Islahat Fermanı veya Islâhat Hatt-ı Hümâyûnu Tanzimat’ın ilanından sonraki uygulamalarla ilgili olarak özellikle gayrimüslimlere yeni haklar tanıyan 18 Şubat 1856 tarihli hatt-ı hümâyun. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde devletin yıkılmaktan kurtarılması amacıyla; siyasî kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması tasarlanan köklü değişiklikler için Sultan Abdülmecid zamanında yayımlanan fermandır. Tanzimat Dönemi'nin önde gelen devlet adamlarından biri olan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa tarafından büyük Avrupa devletlerinin arzuları doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. İlan edilme sebebi, Tanzimat Fermanı ile benzerlik gösterir. Bu ferman da Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla ilan edilmiştir.", "question": "Islahat Fermanı neden ilan edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 702, "text": "Avrupalı devletlerin desteğini almak ve Kırım Savaşı'nı sona erdirecek Paris Antlaşması'nda kazanımlar elde etmek amacıyla"}}, {"id": "621", "context": "İmparatorluk boyunca en önemli fermanlar: 3 Kasım 1839'da Tanzimat Fermanı, 18 Şubat 1856'da Islahat Fermanı ve 1860'ta da Sultan Abdülaziz fermanları olarak sıralanır. Bu fermanlarla, devletin çöküşünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araştırılmadan, bazı batı kuruluşlarını ve anlayışını devlete getirmekle devletin kurtarılabileceği sanılmış fakat bu fermanlarla toplumdaki kuruluş ve anlayış ikileme düşmüş, İslam dünya görüşü ve bu anlayışla kurulan kuruluşlarla birlikte batı taklitçisi kuruluşlar arasındaki çatışmalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çıkmış, çöküşü önleyeceği düşünülen ıslâhat fermânları, beklenen etkiyi gösterememiştir. Bu dönemde Batı'nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara gereksinim duyan Osmanlı Devleti, bunları ancak batı devletlerine çeşitli imtiyazlar tanımak koşuluyla elde edebilmiştir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanlı topraklarına giren yabancı sermaye ve yatırım, sahip olduğu imkân ve güçle yerli sanayiyi büyük ölçüde öldürmüştür. Böylece Osmanlı Devleti yarı sömürge bir devlet hâline gelmiş, bütün ekonomisi ve zengin kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir.", "question": "İmparatorluk boyunca en önemli fermanlar nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "3 Kasım 1839'da Tanzimat Fermanı, 18 Şubat 1856'da Islahat Fermanı ve 1860'ta da Sultan Abdülaziz fermanları"}}, {"id": "622", "context": "İmparatorluk boyunca en önemli fermanlar: 3 Kasım 1839'da Tanzimat Fermanı, 18 Şubat 1856'da Islahat Fermanı ve 1860'ta da Sultan Abdülaziz fermanları olarak sıralanır. Bu fermanlarla, devletin çöküşünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araştırılmadan, bazı batı kuruluşlarını ve anlayışını devlete getirmekle devletin kurtarılabileceği sanılmış fakat bu fermanlarla toplumdaki kuruluş ve anlayış ikileme düşmüş, İslam dünya görüşü ve bu anlayışla kurulan kuruluşlarla birlikte batı taklitçisi kuruluşlar arasındaki çatışmalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çıkmış, çöküşü önleyeceği düşünülen ıslâhat fermânları, beklenen etkiyi gösterememiştir. Bu dönemde Batı'nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara gereksinim duyan Osmanlı Devleti, bunları ancak batı devletlerine çeşitli imtiyazlar tanımak koşuluyla elde edebilmiştir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanlı topraklarına giren yabancı sermaye ve yatırım, sahip olduğu imkân ve güçle yerli sanayiyi büyük ölçüde öldürmüştür. Böylece Osmanlı Devleti yarı sömürge bir devlet hâline gelmiş, bütün ekonomisi ve zengin kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir.", "question": "Bu dönemde kim Batı'nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara gereksinim duymuştur ?", "answers": {"answer_start": 736, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "623", "context": "İmparatorluk boyunca en önemli fermanlar: 3 Kasım 1839'da Tanzimat Fermanı, 18 Şubat 1856'da Islahat Fermanı ve 1860'ta da Sultan Abdülaziz fermanları olarak sıralanır. Bu fermanlarla, devletin çöküşünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araştırılmadan, bazı batı kuruluşlarını ve anlayışını devlete getirmekle devletin kurtarılabileceği sanılmış fakat bu fermanlarla toplumdaki kuruluş ve anlayış ikileme düşmüş, İslam dünya görüşü ve bu anlayışla kurulan kuruluşlarla birlikte batı taklitçisi kuruluşlar arasındaki çatışmalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çıkmış, çöküşü önleyeceği düşünülen ıslâhat fermânları, beklenen etkiyi gösterememiştir. Bu dönemde Batı'nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara gereksinim duyan Osmanlı Devleti, bunları ancak batı devletlerine çeşitli imtiyazlar tanımak koşuluyla elde edebilmiştir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanlı topraklarına giren yabancı sermaye ve yatırım, sahip olduğu imkân ve güçle yerli sanayiyi büyük ölçüde öldürmüştür. Böylece Osmanlı Devleti yarı sömürge bir devlet hâline gelmiş, bütün ekonomisi ve zengin kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir.", "question": "Kim yarı sömürge bir devlet hâline gelmiş, bütün ekonomisi ve zengin kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 997, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "624", "context": "Islahat Fermanı, Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir. Zaten fermân Paris Antlaşması metni içerisinde yer almış; antlaşmanın imza aşamasında ise batılı devletler tarafından Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasının engellenmesi neticesinde yapılan baskı ile ilân edilmek durumunda kalmıştır. 1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır ve dolayısıyla amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin bunları bahane ederek Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemektir. Ferman, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır. Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır.", "question": "Islahat Fermanı, neyin devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir ?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Tanzimat'ın"}}, {"id": "625", "context": "Islahat Fermanı, Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir. Zaten fermân Paris Antlaşması metni içerisinde yer almış; antlaşmanın imza aşamasında ise batılı devletler tarafından Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasının engellenmesi neticesinde yapılan baskı ile ilân edilmek durumunda kalmıştır. 1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır ve dolayısıyla amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin bunları bahane ederek Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemektir. Ferman, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır. Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır.", "question": "Hangi ferman Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Islahat Fermanı"}}, {"id": "626", "context": "Islahat Fermanı, Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir. Zaten fermân Paris Antlaşması metni içerisinde yer almış; antlaşmanın imza aşamasında ise batılı devletler tarafından Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasının engellenmesi neticesinde yapılan baskı ile ilân edilmek durumunda kalmıştır. 1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır ve dolayısıyla amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin bunları bahane ederek Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemektir. Ferman, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır. Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır.", "question": "1856 Islahat Fermanı neyi içermektedir ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini"}}, {"id": "627", "context": "Islahat Fermanı, Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir. Zaten fermân Paris Antlaşması metni içerisinde yer almış; antlaşmanın imza aşamasında ise batılı devletler tarafından Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasının engellenmesi neticesinde yapılan baskı ile ilân edilmek durumunda kalmıştır. 1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır ve dolayısıyla amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin bunları bahane ederek Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemektir. Ferman, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır. Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır.", "question": "Islahat Fermanı neyi amaçlar ?", "answers": {"answer_start": 853, "text": "Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı"}}, {"id": "628", "context": "Islahat Fermanı, Tanzimat'ın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilebilir. Zaten fermân Paris Antlaşması metni içerisinde yer almış; antlaşmanın imza aşamasında ise batılı devletler tarafından Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasının engellenmesi neticesinde yapılan baskı ile ilân edilmek durumunda kalmıştır. 1856 Islahat Fermanı, Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır ve dolayısıyla amaçlanan hedeflerden biri de Avrupalı devletlerin bunları bahane ederek Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemektir. Ferman, bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlar. Irk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar ki 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık kapsamındadır. Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır.", "question": "Tanzimât Fermânı (Gülhane Hatt-ı Şerif-î, 3 Kasım 1839)'nın amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1116, "text": "azınlık isyanlarını önlemek , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasını önlemek ve toprak bütünlüğünü korumaktır"}}, {"id": "629", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Islahat Fermanı kimin tarafından ilan edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Bâb-ı Âli tarafından"}}, {"id": "630", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Islahat Fermanı ne zaman ilân edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da"}}, {"id": "631", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Islahat Fermanı ne tarafından sağlanan reformları genişletmiştir ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Tanzimat Fermanı"}}, {"id": "632", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Islahat Fermanın amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır"}}, {"id": "633", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Gayrimüslimlere ne hakkı tanınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "askeri okullara gitme"}}, {"id": "634", "context": "Bâb-ı Âli tarafından ilan edilen Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da ilân edilmiştir. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Böylece Millet-î Rûm haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslam'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. Bu anlamda 15. madde ile eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi getirilmiştir. Böylece gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan (bedel-i askerî / ‏بدل عسكري) olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde Müslüman tebaa da para karşılığında (bedel-i nakdî / ‏بدل نقدي) askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Ayrıca devletin vatandaşa toprak kiralaması olan ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açan iltizam kaldırılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimler kendi meclislerini oluşturarak kendi meselelerini (ağırlıklı olarak yönetimsel ve dinsel) yönetmiş ve o konularda kararlar alabilmişlerdir. Aldıkları kararlar da (Rum Patrikliği Nizâmâtı, 1862, Ermeni Patrikliği Nizâmâtı, 1863 ve Hahamhâne Nizâmâtı , 1865) Batı tarafından anayasa olarak anılmıştır. Ermeni Anayasası (Ազգային սահմանադրութիւն Azgayin sahmanadrutyun) yazarlarından Krikor Odian daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır.", "question": "Ermeni Anayasası yazarlarından hangisi daha sonra Kanun-i Esasi oluşturma komisyonunda danışmanlık yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1676, "text": "Krikor Odian"}}, {"id": "635", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması kimler arasında imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında"}}, {"id": "636", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması ne zaman imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "30 Mart 1856 tarihinde"}}, {"id": "637", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Hangi atlaşma bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Paris Antlaşması"}}, {"id": "638", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte nedir ?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "bir ateşkes anlaşması"}}, {"id": "639", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması nereyi tarafsız hale getirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Karadeniz'i"}}, {"id": "640", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması hangi savaşı sona erdirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "Kırım Savaşı’nı"}}, {"id": "641", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması nasıl bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır"}}, {"id": "642", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "1856 yılında imzalanan antlaşma ne zamana kadar ateşkes sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 517, "text": "1870 yılına kadar"}}, {"id": "643", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması kimin için bir dönüm noktasıdır ?", "answers": {"answer_start": 566, "text": "Osmanlı için"}}, {"id": "644", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması kim için zafer niteliği taşımaktadır ?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Osmanlı"}}, {"id": "645", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde kaç devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 732, "text": "altı devlet arasında"}}, {"id": "646", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması nerede imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 788, "text": "Paris’te"}}, {"id": "647", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris’te imzalanan antlaşmada kimler yer aldı ?", "answers": {"answer_start": 818, "text": "Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı"}}, {"id": "648", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "Paris Antlaşması hangi dillerde yayımlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 929, "text": "İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde"}}, {"id": "649", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın kim ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1006, "text": "Rusya"}}, {"id": "650", "context": "Paris Antlaşması, Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olarak görülse de gerçekte bir ateşkes anlaşmasıdır. Antlaşma, Karadeniz'i tarafsız hale getirmiştir. Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı sona erdiren; Osmanlı’yı Avrupa’ya dahil eden; Rusya tehlikesini bertaraf eden ve Avrupa’da güçler dengesini tekrar kuran bir antlaşmadır. 1856 yılında imzalanan antlaşma, 1870 yılına kadar ateşkes sağlamıştır. Antlaşma, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır. İmzacı devletler vaatlerini yerine getirmese de Osmanlı için zafer niteliği taşımaktadır. Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde altı devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Paris’te imzalanan antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya İmparatorluğu, Piyemonte Krallığı yer aldı. İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği Kırım Savaşı zaferinin ardından imzalanmıştır.", "question": "İngilizce, Fransızca ve Osmanlı Türkçesinde yayımlanan antlaşma, Osmanlı’nın Rusya ile birlikte elde ettiği hangi zaferinin ardından imzalanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1037, "text": "Kırım Savaşı zaferinin ardından"}}, {"id": "651", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında ne zaman ön görüşme yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "21 Şubat 1856 tarihinde"}}, {"id": "652", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "21 Şubat 1856 tarihinde kimler arasında ön görüşme yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında"}}, {"id": "653", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Taraf devletlerin temsilcileri ne zaman Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı ?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "25 Şubat 1856 tarihinde"}}, {"id": "654", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde nerede barış görüşmelerine resmen başladı ?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Paris’te"}}, {"id": "655", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Paris Antlaşması toplam kaç madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 299, "text": "34 madde"}}, {"id": "656", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Tasdiknâmelerin mübadelesi ne zaman yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "27 Nisan 1856 tarihinde"}}, {"id": "657", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi kimin başkanlığında yürütüldü ?", "answers": {"answer_start": 536, "text": "Kont Walewsky başkanlığında"}}, {"id": "658", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına kim yürüttü ?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey"}}, {"id": "659", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri kim oldu ?", "answers": {"answer_start": 720, "text": "Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney"}}, {"id": "660", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı kim temsil etti ?", "answers": {"answer_start": 866, "text": "Kont Boul ve Josef Alexander Hübner"}}, {"id": "661", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Rusya adına ise kim barış görüşmelerine katıldı ?", "answers": {"answer_start": 932, "text": "Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov"}}, {"id": "662", "context": "Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı durum, tarafları barış masasına oturmaya zorladı. Fransa, İngiltere ve Avusturya temsilcileri arasında 21 Şubat 1856 tarihinde ön görüşme yapıldı. Taraf devletlerin temsilcileri, 25 Şubat 1856 tarihinde Paris’te barış görüşmelerine resmen başladı. Antlaşma, toplam 34 madde halinde 30 Mart 1856 tarihinde imzalanırken, görüşmeler devam etti ve 16 Nisan tarihine kadar 21 oturum yapıldı. 27 Nisan 1856 tarihinde ise tasdiknâmelerin mübadelesi yapıldı. Barış görüşmeleri, ev sahibi Fransa’nın temsilcisi Kont Walewsky başkanlığında yürütüldü. Görüşmeleri Osmanlı Devleti adına Sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ve Paris sefiri Mehmed Cemil Bey yürüttü. Ev sahibi Fransa’nın temsilcileri ise, Kont Florian Colonna Walewsky ve Baron Bourqueney oldu. İngiltere’den Lord Georg Clarendon ve Lord Cowley’in katıldığı görüşmelerde, Avusturya’yı Kont Boul ve Josef Alexander Hübner temsil etti. Rusya adına ise, Kont Aleksej F. Orlow ve Baron Filipp I. Brunnov barış görüşmelerine katıldı. Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) ise Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından temsil edildi.", "question": "Prusya temsilcileri Manteuffel ve Hatzfeldt olurken, Piyemonte Krallığı (Sardinye) kim tarafından temsil edildi ?", "answers": {"answer_start": 1097, "text": "Kont Cavour ve Marki Villamarina tarafından"}}, {"id": "663", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biri nedir ?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Paris Antlaşması"}}, {"id": "664", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Hangi antlaşma Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Paris Antlaşması"}}, {"id": "665", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Paris Antlaşması hangi savaşı sona erdiren bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Kırım Savaşı’nı"}}, {"id": "666", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Paris Antlaşması neyi sona erdiren bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü"}}, {"id": "667", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Paris Antlaşması, Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı kaç yıl sonra sona erdirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "3 yıl sonra"}}, {"id": "668", "context": "Paris Antlaşması, Kırım Savaşı’nı ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sona erdiren bir antlaşmadır. Ekim 1853 tarihinde başlayan ve ülkeler için büyük kayıplara yol açan Kırım Savaşı’nı 3 yıl sonra sona erdiren antlaşma, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Osmanlı ve Avrupa tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Paris Antlaşması, bir barış antlaşması olduğu halde barış ile doğrudan ilgisi olmayan deniz savaşı hukuku gibi konular da görüşülerek karara bağlanmıştır. Bu durum, uluslararası örgütlenmenin güç kazandığını ortaya koymuştur. Bu açıdan antlaşma, ayrıca önem kazanmıştır. Ayrıca, Avrupa devletleri arasındaki dengeleri değiştiren en önemli antlaşmalardan biridir.", "question": "Kimin tarihi ve siyasi gelişmeleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Osmanlı ve Avrupa"}}, {"id": "669", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Antlaşmanın diğer önemi nedir ?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır"}}, {"id": "670", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Kim Avrupa devleti sayılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "671", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Neresi tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 490, "text": "Karadeniz"}}, {"id": "672", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Osmanlı hangi savaşta galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür ?", "answers": {"answer_start": 562, "text": "Kırım Savaşı’nda"}}, {"id": "673", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Osmanlı üzerinde emelleri olan kim geri adım atmak zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "Rusya"}}, {"id": "674", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Akdeniz kimler için güvenli hale gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 710, "text": "İngiltere ve Fransa için"}}, {"id": "675", "context": "Antlaşmanın diğer önemi ise, Osmanlı Devleti'nin davet üzerine antlaşmaya katılmasıdır. Bu antlaşmaya kadar sadece Hıristiyan devletlere dayandırılmış ve bu devletlerle sınırlandırılmış Avrupa sistemi, Paris Antlaşması ile -şeklen de olsa-Hıristiyan topluluğun sınırları dışına taşınmış; Osmanlı da bu sisteme dahil edilmiştir. Antlaşma ayrıca şu açılardan da önemlidir; Osmanlı Devleti, Avrupa devleti sayılmıştır. İngiltere ve Fransa, menfaatlerine karşı girişimlere seyirci kalmamıştır. Karadeniz tarafsız hale gelmiştir; ticari gemilere açılmıştır. Osmanlı, Kırım Savaşı’nda galip geldiği halde mağlup duruma düşürülmüştür. Osmanlı üzerinde emelleri olan Rusya, geri adım atmak zorunda kalmıştır. Akdeniz, İngiltere ve Fransa için güvenli hale gelmiştir. Avrupalı devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışmaya başlamış; egemenlik haklarına müdahale etmişlerdir. Balkan milletlerinin bağımsızlığına temel oluşturmuştur.", "question": "Kimlerin bağımsızlığına temel oluşturmuştur ?", "answers": {"answer_start": 864, "text": "Balkan milletlerinin"}}, {"id": "676", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni nedir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır"}}, {"id": "677", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Kim 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Rusya"}}, {"id": "678", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Rusya ne zaman imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "1774 yılında"}}, {"id": "679", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Rusya, 1774 yılında imzalanan hangi antlaşmadan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren"}}, {"id": "680", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu hangi antlaşma ile kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 351, "text": "Paris Antlaşması ile"}}, {"id": "680", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "1815 yılında yapılan hangi kongrenin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "Viyana Kongresi’nin"}}, {"id": "681", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Hangi yılda yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "1815 yılında"}}, {"id": "682", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Bütün taraflar barış masasına ne zaman oturmaya karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile"}}, {"id": "683", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Kırım Savaşı’nda hangi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar ?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler"}}, {"id": "684", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli nedeni, Kırım Savaşı'ında büyük zarar uğrayan ilgili devletlerin barış için diplomasi arayışıdır. Rusya, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı üzerinde üstün bir konuma sahip olmuştu. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi’nin ardından Avrupa üzerinde de üstünlük kuran Rusya, bu konumunu Paris Antlaşması ile kaybetti. Kırım’ın liman kenti Sivastopol’ün düşmesi ile bütün taraflar barış masasına oturmaya karar verdi. Çünkü Kırım Savaşı’nda Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar.", "question": "Hangi savaşta Rusya, Fransa ve Avusturya gibi devletler büyük zarar gördü ve sonunda savaşı bitirme kararı aldılar ?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "Kırım Savaşı’nda"}}, {"id": "685", "context": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen Prusya'nın Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir. Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan Avusturya, Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir. Rusya’nın çekileceği Eflak ve Boğdan bölgesinin garantisi Avrupa’ya verilecektir. Tuna Nehri üzerinden yapılan ulaşım faaliyetleri için Avrupa devletlerinin yer aldığı ortak bir girişim kurulacaktır. Karadeniz tarafsızlaştırılarak, “barış denizi” olabilecektir. Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslümanlara ve Hristiyanlara Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir. Kırım Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni konjonktürel durum, İngiltere başta olmak üzere savaştan zararlı çıkan devletleri diplomatik girişimlere yönlendirmiştir. İngiltere, varlık ve bütünlüğü Avrupa'nın teminatı altına alınan Osmanlı’da, uzun vadede emellerine hizmet edecek köklü reformlar yapılmasını sağlayabilecektir. İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler, Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir.", "question": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen kimin Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Prusya'nın"}}, {"id": "686", "context": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen Prusya'nın Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir. Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan Avusturya, Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir. Rusya’nın çekileceği Eflak ve Boğdan bölgesinin garantisi Avrupa’ya verilecektir. Tuna Nehri üzerinden yapılan ulaşım faaliyetleri için Avrupa devletlerinin yer aldığı ortak bir girişim kurulacaktır. Karadeniz tarafsızlaştırılarak, “barış denizi” olabilecektir. Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslümanlara ve Hristiyanlara Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir. Kırım Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni konjonktürel durum, İngiltere başta olmak üzere savaştan zararlı çıkan devletleri diplomatik girişimlere yönlendirmiştir. İngiltere, varlık ve bütünlüğü Avrupa'nın teminatı altına alınan Osmanlı’da, uzun vadede emellerine hizmet edecek köklü reformlar yapılmasını sağlayabilecektir. İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler, Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir.", "question": "Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan kim Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir ?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Avusturya"}}, {"id": "687", "context": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen Prusya'nın Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir. Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan Avusturya, Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir. Rusya’nın çekileceği Eflak ve Boğdan bölgesinin garantisi Avrupa’ya verilecektir. Tuna Nehri üzerinden yapılan ulaşım faaliyetleri için Avrupa devletlerinin yer aldığı ortak bir girişim kurulacaktır. Karadeniz tarafsızlaştırılarak, “barış denizi” olabilecektir. Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslümanlara ve Hristiyanlara Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir. Kırım Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni konjonktürel durum, İngiltere başta olmak üzere savaştan zararlı çıkan devletleri diplomatik girişimlere yönlendirmiştir. İngiltere, varlık ve bütünlüğü Avrupa'nın teminatı altına alınan Osmanlı’da, uzun vadede emellerine hizmet edecek köklü reformlar yapılmasını sağlayabilecektir. İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler, Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir.", "question": "Neresi tarafsızlaştırılarak “barış denizi” olabilecektir ?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Karadeniz"}}, {"id": "688", "context": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen Prusya'nın Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir. Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan Avusturya, Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir. Rusya’nın çekileceği Eflak ve Boğdan bölgesinin garantisi Avrupa’ya verilecektir. Tuna Nehri üzerinden yapılan ulaşım faaliyetleri için Avrupa devletlerinin yer aldığı ortak bir girişim kurulacaktır. Karadeniz tarafsızlaştırılarak, “barış denizi” olabilecektir. Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslümanlara ve Hristiyanlara Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir. Kırım Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni konjonktürel durum, İngiltere başta olmak üzere savaştan zararlı çıkan devletleri diplomatik girişimlere yönlendirmiştir. İngiltere, varlık ve bütünlüğü Avrupa'nın teminatı altına alınan Osmanlı’da, uzun vadede emellerine hizmet edecek köklü reformlar yapılmasını sağlayabilecektir. İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler, Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir.", "question": "Osmanlı sınırları içinde yaşayan kimlere Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir ?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "Müslümanlara ve Hristiyanlara"}}, {"id": "689", "context": "Osmanlı ve Balkanlar ile ilgilenmeyen Prusya'nın Alman Birliği kurulması için uzun süredir yürüttüğü stratejiler hedefine ulaşabilecektir. Rusya tehdidi ile karşı karşıya kalan Avusturya, Rusya’ya karşı oluşturulan blokta yer alarak Rusya tehlikesini bertaraf edebilecektir. Rusya’nın çekileceği Eflak ve Boğdan bölgesinin garantisi Avrupa’ya verilecektir. Tuna Nehri üzerinden yapılan ulaşım faaliyetleri için Avrupa devletlerinin yer aldığı ortak bir girişim kurulacaktır. Karadeniz tarafsızlaştırılarak, “barış denizi” olabilecektir. Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslümanlara ve Hristiyanlara Avrupa garantisi ile yeni haklar verilecektir. Kırım Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni konjonktürel durum, İngiltere başta olmak üzere savaştan zararlı çıkan devletleri diplomatik girişimlere yönlendirmiştir. İngiltere, varlık ve bütünlüğü Avrupa'nın teminatı altına alınan Osmanlı’da, uzun vadede emellerine hizmet edecek köklü reformlar yapılmasını sağlayabilecektir. İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler, Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir.", "question": "Kimler Osmanlı’da, din serbestliği ve hukuk eşitliği konusunda baskı kurabilecektir ?", "answers": {"answer_start": 969, "text": "İngiltere başta olmak üzere imzacı devletler"}}, {"id": "690", "context": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu savaş sırasında Rusya, Paris Antlaşması’ndaki Karadeniz’le ilgili maddelere artık riayet etmeyeceğini ilan etti. Rusya’nın antlaşmaya darbe vuran bu tavrı, Osmanlı-Rus Savaşı’na zemin hazırladı. Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen “toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi de sadece kağıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda ortaya çıktı. Rus Savaşı sonunda Osmanlı, büyük bir parçalanmanın içine girdi. Rusya ile savaşı sırasında Avrupa hukukundan faydalanmak isteyen Osmanlı, bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.", "question": "Hangi antlaşma Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Paris Antlaşması"}}, {"id": "691", "context": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu savaş sırasında Rusya, Paris Antlaşması’ndaki Karadeniz’le ilgili maddelere artık riayet etmeyeceğini ilan etti. Rusya’nın antlaşmaya darbe vuran bu tavrı, Osmanlı-Rus Savaşı’na zemin hazırladı. Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen “toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi de sadece kağıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda ortaya çıktı. Rus Savaşı sonunda Osmanlı, büyük bir parçalanmanın içine girdi. Rusya ile savaşı sırasında Avrupa hukukundan faydalanmak isteyen Osmanlı, bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.", "question": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki hangi savaşta ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Prusya/Alman savaşında"}}, {"id": "692", "context": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu savaş sırasında Rusya, Paris Antlaşması’ndaki Karadeniz’le ilgili maddelere artık riayet etmeyeceğini ilan etti. Rusya’nın antlaşmaya darbe vuran bu tavrı, Osmanlı-Rus Savaşı’na zemin hazırladı. Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen “toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi de sadece kağıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda ortaya çıktı. Rus Savaşı sonunda Osmanlı, büyük bir parçalanmanın içine girdi. Rusya ile savaşı sırasında Avrupa hukukundan faydalanmak isteyen Osmanlı, bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.", "question": "Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen hangi maddesi sadece kağıt üzerinde kaldı ?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "“toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi"}}, {"id": "693", "context": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu savaş sırasında Rusya, Paris Antlaşması’ndaki Karadeniz’le ilgili maddelere artık riayet etmeyeceğini ilan etti. Rusya’nın antlaşmaya darbe vuran bu tavrı, Osmanlı-Rus Savaşı’na zemin hazırladı. Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen “toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi de sadece kağıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda ortaya çıktı. Rus Savaşı sonunda Osmanlı, büyük bir parçalanmanın içine girdi. Rusya ile savaşı sırasında Avrupa hukukundan faydalanmak isteyen Osmanlı, bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.", "question": "Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları ne zaman ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 513, "text": "1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda"}}, {"id": "694", "context": "Paris Antlaşması, Fransa’nın 1870-1871 yılındaki Prusya/Alman savaşında ağır bir yenilgi alması sonucu tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu savaş sırasında Rusya, Paris Antlaşması’ndaki Karadeniz’le ilgili maddelere artık riayet etmeyeceğini ilan etti. Rusya’nın antlaşmaya darbe vuran bu tavrı, Osmanlı-Rus Savaşı’na zemin hazırladı. Paris Antlaşması’nda Osmanlı’ya vaat edilen “toprak bütünlüğünün garanti edilmesi” maddesi de sadece kağıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya katılan devletlerin bu maddeye uymadıkları 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda ortaya çıktı. Rus Savaşı sonunda Osmanlı, büyük bir parçalanmanın içine girdi. Rusya ile savaşı sırasında Avrupa hukukundan faydalanmak isteyen Osmanlı, bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.", "question": "Osmanlı ne zaman büyük bir parçalanmanın içine girdi ?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Rus Savaşı sonunda"}}, {"id": "695", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir. Ayrıca, Osmanlı’nın Avrupa sistemine dahil edilerek yeni bir döneme girmesi de antlaşmansın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Antlaşmanın diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz; Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi. Rusya’nın bozmaya çalıştığı denge, Osmanlı’nın da iştiraki ile tekrar kuruldu. Rusya’nın Osmanlı’ya doğru genişleme politikasına karşı Avrupa’da bir set çekilmiş oldu. Rusya, Batı’daki hedeflerini Doğu’ya yani Asya’ya çevirdi. Rusya, savaşın sebep olduğu askerî, içtimaî ve malî krizler sebebiyle anlaşma sonrası köklü reformlara gitmek zorunda kaldı. Karadeniz’de tarafsızlık sağlanması, boğazların yabancı savaş gemilerine kapalılığının devam etmesi, Eflak, Boğdan ve Sırbistan topraklarının imzacı devletlerin ortak garantisi altına alınması Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu bertaraf etti. Osmanlı, antlaşma ile savaştan önceki sınırlarına tekrar kavuştu. Bir müddet de olsa Rusya tehlikesinden kurtulmuş oldu. Osmanlı, -kağıt üzerinde de olsa- Avrupa devletler sisteminin eşit haklara sahip bir üyesi oldu ve Avrupa hukuk sisteminden faydalanması için imtiyaz tanındı. Osmanlı İmparatorluğu, Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutuldu. Bu durum Osmanlı’ya karşı bir haksızlık olarak görüldü. Paris Antlaşması’nda, Osmanlı’nın kendi iç işlerini ilgilendiren Islahat Fermanı'na yer verilmesi, imzacı devletlerin gelecekte Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine zemin hazırladı. Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı çerçevesinde önemli anayasal değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Osmanlı’da Islahat Fermanı sebebiyle oluşan toplumsal kargaşa ve millet sisteminin yeniden düzenlenmesi, farklı sorunlara yol açtı ve bu durum gelecekteki siyasi gelişmelerin temelini oluşturdu. ", "question": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu nedir ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir"}}, {"id": "696", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir. Ayrıca, Osmanlı’nın Avrupa sistemine dahil edilerek yeni bir döneme girmesi de antlaşmansın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Antlaşmanın diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz; Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi. Rusya’nın bozmaya çalıştığı denge, Osmanlı’nın da iştiraki ile tekrar kuruldu. Rusya’nın Osmanlı’ya doğru genişleme politikasına karşı Avrupa’da bir set çekilmiş oldu. Rusya, Batı’daki hedeflerini Doğu’ya yani Asya’ya çevirdi. Rusya, savaşın sebep olduğu askerî, içtimaî ve malî krizler sebebiyle anlaşma sonrası köklü reformlara gitmek zorunda kaldı. Karadeniz’de tarafsızlık sağlanması, boğazların yabancı savaş gemilerine kapalılığının devam etmesi, Eflak, Boğdan ve Sırbistan topraklarının imzacı devletlerin ortak garantisi altına alınması Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu bertaraf etti. Osmanlı, antlaşma ile savaştan önceki sınırlarına tekrar kavuştu. Bir müddet de olsa Rusya tehlikesinden kurtulmuş oldu. Osmanlı, -kağıt üzerinde de olsa- Avrupa devletler sisteminin eşit haklara sahip bir üyesi oldu ve Avrupa hukuk sisteminden faydalanması için imtiyaz tanındı. Osmanlı İmparatorluğu, Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutuldu. Bu durum Osmanlı’ya karşı bir haksızlık olarak görüldü. Paris Antlaşması’nda, Osmanlı’nın kendi iç işlerini ilgilendiren Islahat Fermanı'na yer verilmesi, imzacı devletlerin gelecekte Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine zemin hazırladı. Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı çerçevesinde önemli anayasal değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Osmanlı’da Islahat Fermanı sebebiyle oluşan toplumsal kargaşa ve millet sisteminin yeniden düzenlenmesi, farklı sorunlara yol açtı ve bu durum gelecekteki siyasi gelişmelerin temelini oluşturdu. ", "question": "Ne zaman bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi ?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "1815 Viyana Kongresi’nden sonra"}}, {"id": "697", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir. Ayrıca, Osmanlı’nın Avrupa sistemine dahil edilerek yeni bir döneme girmesi de antlaşmansın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Antlaşmanın diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz; Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi. Rusya’nın bozmaya çalıştığı denge, Osmanlı’nın da iştiraki ile tekrar kuruldu. Rusya’nın Osmanlı’ya doğru genişleme politikasına karşı Avrupa’da bir set çekilmiş oldu. Rusya, Batı’daki hedeflerini Doğu’ya yani Asya’ya çevirdi. Rusya, savaşın sebep olduğu askerî, içtimaî ve malî krizler sebebiyle anlaşma sonrası köklü reformlara gitmek zorunda kaldı. Karadeniz’de tarafsızlık sağlanması, boğazların yabancı savaş gemilerine kapalılığının devam etmesi, Eflak, Boğdan ve Sırbistan topraklarının imzacı devletlerin ortak garantisi altına alınması Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu bertaraf etti. Osmanlı, antlaşma ile savaştan önceki sınırlarına tekrar kavuştu. Bir müddet de olsa Rusya tehlikesinden kurtulmuş oldu. Osmanlı, -kağıt üzerinde de olsa- Avrupa devletler sisteminin eşit haklara sahip bir üyesi oldu ve Avrupa hukuk sisteminden faydalanması için imtiyaz tanındı. Osmanlı İmparatorluğu, Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutuldu. Bu durum Osmanlı’ya karşı bir haksızlık olarak görüldü. Paris Antlaşması’nda, Osmanlı’nın kendi iç işlerini ilgilendiren Islahat Fermanı'na yer verilmesi, imzacı devletlerin gelecekte Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine zemin hazırladı. Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı çerçevesinde önemli anayasal değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Osmanlı’da Islahat Fermanı sebebiyle oluşan toplumsal kargaşa ve millet sisteminin yeniden düzenlenmesi, farklı sorunlara yol açtı ve bu durum gelecekteki siyasi gelişmelerin temelini oluşturdu. ", "question": "Hangi antlaşma her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Paris Barış Antlaşması"}}, {"id": "698", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir. Ayrıca, Osmanlı’nın Avrupa sistemine dahil edilerek yeni bir döneme girmesi de antlaşmansın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Antlaşmanın diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz; Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi. Rusya’nın bozmaya çalıştığı denge, Osmanlı’nın da iştiraki ile tekrar kuruldu. Rusya’nın Osmanlı’ya doğru genişleme politikasına karşı Avrupa’da bir set çekilmiş oldu. Rusya, Batı’daki hedeflerini Doğu’ya yani Asya’ya çevirdi. Rusya, savaşın sebep olduğu askerî, içtimaî ve malî krizler sebebiyle anlaşma sonrası köklü reformlara gitmek zorunda kaldı. Karadeniz’de tarafsızlık sağlanması, boğazların yabancı savaş gemilerine kapalılığının devam etmesi, Eflak, Boğdan ve Sırbistan topraklarının imzacı devletlerin ortak garantisi altına alınması Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu bertaraf etti. Osmanlı, antlaşma ile savaştan önceki sınırlarına tekrar kavuştu. Bir müddet de olsa Rusya tehlikesinden kurtulmuş oldu. Osmanlı, -kağıt üzerinde de olsa- Avrupa devletler sisteminin eşit haklara sahip bir üyesi oldu ve Avrupa hukuk sisteminden faydalanması için imtiyaz tanındı. Osmanlı İmparatorluğu, Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutuldu. Bu durum Osmanlı’ya karşı bir haksızlık olarak görüldü. Paris Antlaşması’nda, Osmanlı’nın kendi iç işlerini ilgilendiren Islahat Fermanı'na yer verilmesi, imzacı devletlerin gelecekte Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine zemin hazırladı. Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı çerçevesinde önemli anayasal değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Osmanlı’da Islahat Fermanı sebebiyle oluşan toplumsal kargaşa ve millet sisteminin yeniden düzenlenmesi, farklı sorunlara yol açtı ve bu durum gelecekteki siyasi gelişmelerin temelini oluşturdu. ", "question": "Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce kimin 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi ?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Rusya’nın"}}, {"id": "699", "context": "Paris Antlaşması’nın en önemli sonucu Rusya’nın üstünlüğüne sona vermesidir. Ayrıca, Osmanlı’nın Avrupa sistemine dahil edilerek yeni bir döneme girmesi de antlaşmansın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Antlaşmanın diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz; Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bozulan Avrupa güçler dengesi baştan düzenlendi. Rusya’nın bozmaya çalıştığı denge, Osmanlı’nın da iştiraki ile tekrar kuruldu. Rusya’nın Osmanlı’ya doğru genişleme politikasına karşı Avrupa’da bir set çekilmiş oldu. Rusya, Batı’daki hedeflerini Doğu’ya yani Asya’ya çevirdi. Rusya, savaşın sebep olduğu askerî, içtimaî ve malî krizler sebebiyle anlaşma sonrası köklü reformlara gitmek zorunda kaldı. Karadeniz’de tarafsızlık sağlanması, boğazların yabancı savaş gemilerine kapalılığının devam etmesi, Eflak, Boğdan ve Sırbistan topraklarının imzacı devletlerin ortak garantisi altına alınması Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu bertaraf etti. Osmanlı, antlaşma ile savaştan önceki sınırlarına tekrar kavuştu. Bir müddet de olsa Rusya tehlikesinden kurtulmuş oldu. Osmanlı, -kağıt üzerinde de olsa- Avrupa devletler sisteminin eşit haklara sahip bir üyesi oldu ve Avrupa hukuk sisteminden faydalanması için imtiyaz tanındı. Osmanlı İmparatorluğu, Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutuldu. Bu durum Osmanlı’ya karşı bir haksızlık olarak görüldü. Paris Antlaşması’nda, Osmanlı’nın kendi iç işlerini ilgilendiren Islahat Fermanı'na yer verilmesi, imzacı devletlerin gelecekte Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine zemin hazırladı. Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı çerçevesinde önemli anayasal değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Osmanlı’da Islahat Fermanı sebebiyle oluşan toplumsal kargaşa ve millet sisteminin yeniden düzenlenmesi, farklı sorunlara yol açtı ve bu durum gelecekteki siyasi gelişmelerin temelini oluşturdu. ", "question": "Paris Barış Antlaşması, her şeyden önce Rusya’nın hangi antlaşmalarına dayanan üstünlüğüne son verdi ?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "1774 Küçük Kaynarca, 1826 Akkirman ve 1829 Edirne antlaşmalarına dayanan"}}, {"id": "700", "context": "Osmanlı ile Rusya arasındaki barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine arabuluculuk görevi üstlenen Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır. Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını gündeme getirmişti. Bu talep, katılımcı ülkelerin destek vaatleri ile sınırlı kaldı. Anlaşmaya katılımcı devletler, daha sonraki dönemde daha gerçekçi ve soğukkanlı bir politika izledi ve verilen sözler ve garantiler büyük ölçüne yerine getirilmedi. Osmanlı açısından Rusya vesayetini reddeden, Avrupa vesayetini kabul eden bir antlaşma, her şeye rağmen Osmanlı Devleti için bir zafer niteliği taşımaktadır. Osmanlı, ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır.", "question": "Kim Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck"}}, {"id": "701", "context": "Osmanlı ile Rusya arasındaki barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine arabuluculuk görevi üstlenen Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır. Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını gündeme getirmişti. Bu talep, katılımcı ülkelerin destek vaatleri ile sınırlı kaldı. Anlaşmaya katılımcı devletler, daha sonraki dönemde daha gerçekçi ve soğukkanlı bir politika izledi ve verilen sözler ve garantiler büyük ölçüne yerine getirilmedi. Osmanlı açısından Rusya vesayetini reddeden, Avrupa vesayetini kabul eden bir antlaşma, her şeye rağmen Osmanlı Devleti için bir zafer niteliği taşımaktadır. Osmanlı, ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır.", "question": "Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini ne diyerek azarlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "“Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek"}}, {"id": "702", "context": "Osmanlı ile Rusya arasındaki barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine arabuluculuk görevi üstlenen Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır. Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını gündeme getirmişti. Bu talep, katılımcı ülkelerin destek vaatleri ile sınırlı kaldı. Anlaşmaya katılımcı devletler, daha sonraki dönemde daha gerçekçi ve soğukkanlı bir politika izledi ve verilen sözler ve garantiler büyük ölçüne yerine getirilmedi. Osmanlı açısından Rusya vesayetini reddeden, Avrupa vesayetini kabul eden bir antlaşma, her şeye rağmen Osmanlı Devleti için bir zafer niteliği taşımaktadır. Osmanlı, ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır.", "question": "Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak kim katıldı ?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Ali Paşa"}}, {"id": "703", "context": "Osmanlı ile Rusya arasındaki barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine arabuluculuk görevi üstlenen Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır. Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını gündeme getirmişti. Bu talep, katılımcı ülkelerin destek vaatleri ile sınırlı kaldı. Anlaşmaya katılımcı devletler, daha sonraki dönemde daha gerçekçi ve soğukkanlı bir politika izledi ve verilen sözler ve garantiler büyük ölçüne yerine getirilmedi. Osmanlı açısından Rusya vesayetini reddeden, Avrupa vesayetini kabul eden bir antlaşma, her şeye rağmen Osmanlı Devleti için bir zafer niteliği taşımaktadır. Osmanlı, ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır.", "question": "Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa neyi gündeme getirmişti ?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "kapitülasyonların kaldırılmasını"}}, {"id": "704", "context": "Osmanlı ile Rusya arasındaki barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine arabuluculuk görevi üstlenen Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, Mart 1878 tarihinde toplanmasını sağladığı ve başkanlık ettiği Berlin Kongresi’nde, Paris Antlaşması çerçevesinde Avrupa hukukundan faydalanmak istediklerini söyleyen Osmanlı delegelerini “Avrupa hukuku size göre değil!” diyerek azarlamıştır. Antlaşmaya Osmanlı’nın temsilcisi olarak katılan Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını gündeme getirmişti. Bu talep, katılımcı ülkelerin destek vaatleri ile sınırlı kaldı. Anlaşmaya katılımcı devletler, daha sonraki dönemde daha gerçekçi ve soğukkanlı bir politika izledi ve verilen sözler ve garantiler büyük ölçüne yerine getirilmedi. Osmanlı açısından Rusya vesayetini reddeden, Avrupa vesayetini kabul eden bir antlaşma, her şeye rağmen Osmanlı Devleti için bir zafer niteliği taşımaktadır. Osmanlı, ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır.", "question": "Kim ciddi bir toprak kaybı yaşamamıştır ?", "answers": {"answer_start": 884, "text": "Osmanlı"}}, {"id": "705", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Birinci Meşrutiyet 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından nerede ilan edildi ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nda"}}, {"id": "706", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Abdülhamid tarafından ne zaman ilan edildi ?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "23 Aralık 1876'da"}}, {"id": "707", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da kimin tarafından ilan edildi ?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "II. Abdülhamid tarafından"}}, {"id": "708", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Bu dönemin anayasası nedir ?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Kanun-ı Esasi"}}, {"id": "709", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Bu dönemin yürütme organı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "padişah II. Abdülhamid"}}, {"id": "710", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Bu dönemin yasama organı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Meclis-i Umumi'dir"}}, {"id": "711", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları kaçıncı yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı ?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "17. yüzyıldan itibaren"}}, {"id": "712", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle neyin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı ?", "answers": {"answer_start": 637, "text": "1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle"}}, {"id": "713", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle nerede ayaklanmalar çıktı ?", "answers": {"answer_start": 762, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "714", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Balkanlar'da ne zaman bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı ?", "answers": {"answer_start": 775, "text": "19. yüzyılda"}}, {"id": "715", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Nerede çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler ?", "answers": {"answer_start": 830, "text": "Balkanlar'da ve Orta Doğu’da"}}, {"id": "716", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Balkanlar'da 19. yüzyılda neden ayaklanmalar çıktı ?", "answers": {"answer_start": 788, "text": "bağımsızlık talebiyle"}}, {"id": "717", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki kimler de zaman zaman bu hareketleri desteklediler ?", "answers": {"answer_start": 886, "text": "Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da"}}, {"id": "718", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle kimi reformlar yapmaya zorladılar ?", "answers": {"answer_start": 1062, "text": "Osmanlı İmparatorluğu’nu"}}, {"id": "719", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu’nu neden reformlar yapmaya zorladılar ?", "answers": {"answer_start": 969, "text": "Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle "}}, {"id": "720", "context": "Birinci Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Aralık 1876'da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat Fermanıyla da gayrimüslimlere birtakım haklar verilmişti.", "question": "Nelerin ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti ?", "answers": {"answer_start": 1117, "text": "1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın"}}, {"id": "720", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "1860'larda bir aydın hareketi olarak kimler ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Genç Osmanlılar"}}, {"id": "721", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Ne zaman bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1860'larda"}}, {"id": "722", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Kimler Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular ?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar"}}, {"id": "723", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek neyi savundular ?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini"}}, {"id": "724", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu ne zamandan itibaren dış borç almaya başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "1850'lerden itibaren"}}, {"id": "725", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Bu bunalım sırasında kimler 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler ?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Mithat Paşa ve arkadaşları"}}, {"id": "726", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı ne zaman geçirdiler ?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "30 Mayıs 1876'da"}}, {"id": "727", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine kimi geçirdiler ?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "V. Murat'ı"}}, {"id": "728", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da kimi tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler ?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Abdülaziz'i"}}, {"id": "729", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Kim aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi ?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "V. Murat"}}, {"id": "730", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "Kim yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu ?", "answers": {"answer_start": 681, "text": "V. Murat yerine"}}, {"id": "731", "context": "1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. V. Murat yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.", "question": "V. Murat'ın yerine kim meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu ?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "II. Abdülhamid"}}, {"id": "732", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Kim tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "II. Abdülhamid"}}, {"id": "732", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "II. Abdülhamid tahta çıktığında ayaklanmalar nerede başlamış ?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Balkanlar’da"}}, {"id": "733", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Kim Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Rus İmparatorluğu"}}, {"id": "734", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Rus İmparatorluğu kime bir ültimatom vermişti ?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Osmanlı'ya"}}, {"id": "735", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Kim siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "II. Abdülhamid"}}, {"id": "736", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla Kanun-i Esasi’yi ne zaman ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "23 Aralık 1876'da"}}, {"id": "737", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da neyi ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Kanun-i Esasi’yi"}}, {"id": "738", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Kanun-i Esasi ne asayası olarak da bilinir ?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "1876 Anayasası olarak"}}, {"id": "739", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah kimleri istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu ?", "answers": {"answer_start": 586, "text": "sadrazam ve vekilleri (bakanları)"}}, {"id": "740", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Meclisin kimin üzerinde denetim yetkisi yoktu ?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "vekiller üzerinde"}}, {"id": "741", "context": "II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin Haliç tersanelerinde toplanarak bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Böylece Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.", "question": "Kim savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti ?", "answers": {"answer_start": 714, "text": "Padişah"}}, {"id": "742", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "Kanun-i Esasi uyarınca kaç kanatlı bir parlamento oluşturuldu ?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "iki kanatlı"}}, {"id": "743", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise ne deniyordu ?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Meclis-i Mebusan"}}, {"id": "744", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "Üyeleri üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise ne deniyordu ?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Âyan Meclisi"}}, {"id": "745", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "İki meclisin oluşturduğu parlamento ne olarak adlandırılmıştı ?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak"}}, {"id": "746", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "Nerenin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu ?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Âyan Meclisi'nin"}}, {"id": "747", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla ne zaman son bulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "1878'de"}}, {"id": "748", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de ne son bulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Birinci Meşrutiyet"}}, {"id": "749", "context": "Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.", "question": "II. Abdülhamid neyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmıştır ?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek"}}, {"id": "750", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Meşrutiyet neyi temsil etmektedir ?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı"}}, {"id": "751", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Meclis-i Ayan’ın üyelerini kim seçmektedir ?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "padişah"}}, {"id": "752", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Meclis-i Mebusan’ın üyelerini kim seçmektedir ?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "halk"}}, {"id": "753", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Ne asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı ?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları"}}, {"id": "754", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere ne zaman yönelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 604, "text": "Tanzimat Fermanından sonra"}}, {"id": "755", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Kim halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 723, "text": "Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup"}}, {"id": "756", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Kim halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapıya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 987, "text": "Sultan"}}, {"id": "756", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Kim sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirildi ?", "answers": {"answer_start": 1110, "text": "Sultan Murat"}}, {"id": "757", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden kim tahta çıkarılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1239, "text": "II. Abdülhamit"}}, {"id": "758", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Kimler Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler ?", "answers": {"answer_start": 1275, "text": "Genç Osmanlılar adındaki aydınlar"}}, {"id": "759", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Kim Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1436, "text": "Sultan Abdülhamit"}}, {"id": "760", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Ne Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşır ?", "answers": {"answer_start": 1507, "text": "Kanun-i Esasi"}}, {"id": "761", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Sultan Abdülhamit neyi ilan etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1454, "text": "Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i"}}, {"id": "762", "context": "Meşrutiyet, yönetimde tek otorite olan Padişah’ın tek karar organı olduğu bir sistemde halka da söz hakkı veren yenilikçi yapıyı temsil etmektedir. Mutlakıyetçi yapının tersine halka söz hakkı veren bu yapı da Meclis-i Ayan’ın üyelerini padişah seçerken Meclis-i Mebusan’ın üyelerini ise halk seçmektedir. Padişahın boyunduruğu altında olan bir meclisten çıkan Islahat ve Tanzimat Fermanları asla halkın onayını ve kabulünü alamazdı. Kaldı ki beklenende tam böyle olmuştu. Yapılan tüm çalışmalara rağmen mutlakıyetçi yapı değiştirilmediği için bütün çabalara rağmen devlet kan kaybetmeye devam ediyordu. Tanzimat Fermanından sonra Osmanlı Devleti dönemin Batı felsefesini iyice özümseyerek yenilikçi fikirlere yönelmiştir. Kendilerini “Genç Osmanlılar (Jön Türkler)” olarak adlandıran ve önderliğini Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı grup halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapı için harekete geçmişlerdir. Bu teklif ilk olarak Sultan Abdülaziz’e sunulmuştur. Fakat Sultan bu olaya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Sultan Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilince yerine Meşrutiyet sözü ve Mithat Paşaya sadrazamlık makamı vaad eden II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Genç Osmanlılar adındaki aydınlar Osmanlının çöküşten kurtulması için yenilikçi fikirleri biran önce hayata geçirmesinin hayati önem taşıdığın bilincindedirler. Sultan Abdülhamit Türk tarihinin ilk anayasası özelliğini taşıyan 1876 Kanun-i Esasi ve I. Meşrutiyet’i ilan etmiştir.", "question": "Sultan Abdülaziz halkında yönetimde söz hakkı olduğu bir yapıya sıcak bakmayınca Balkan Bunalımı ile ekarte edilerek tahttan indirildi ve yerine kim tahta çıkarıldı ?", "answers": {"answer_start": 1084, "text": "V. Murat"}}, {"id": "763", "context": "Kanun-i Esasi şekil olarak halka özgürlük sunarken egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesindir ifadesi eklenmiştir. Halk yönetime katılırken parti kurma ve toplantı kurma haklarından men edilmiştir. Hükümet padişaha karşı sorumlu tutulmuş ve meclisi açma-kapama yetkisi padişaha verilmiştir. Böylece meclis Anayasal değişiklik yaparken dahi Monarşik yapıyı kanunla koruma altına alma hatasına düşmüştür. Aydınlık hareketi olan Genç Osmanlıların süreçteki aktiflikleri yadsınamaz. Özgürlük ve aydınlık fikirlerle ülkelerine dönen bu idealist grup devletin çöküşünün durdurulması için çalışmalara başlamışlardır. Osmanlı bu dönemde Avrupa’daki diğer çok uluslu imparatorluklar gibi çözülmemek için bu fikirlere sırtını dönemezdi. Hıristiyan ve diğer gayrimüslim halk devlete küstürülemez. Böylece Avrupalı devletlerin sözde yabancı uyruklu vatandaşların korunması kisvesi altında Osmanlının iç işlerine karışması da önlenecektir. Çıkarılan yenilikçi anayasa ile birlikte halk padişah ile birlikte söz hakkına sahip olduğunda “eşitlikçi yapı huzursuzlukları azaltacaktır” düşüncesi hakimdir. ", "question": "Meclisi açma-kapama yetkisi kime verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "padişaha"}}, {"id": "764", "context": "Kanun-i Esasi şekil olarak halka özgürlük sunarken egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesindir ifadesi eklenmiştir. Halk yönetime katılırken parti kurma ve toplantı kurma haklarından men edilmiştir. Hükümet padişaha karşı sorumlu tutulmuş ve meclisi açma-kapama yetkisi padişaha verilmiştir. Böylece meclis Anayasal değişiklik yaparken dahi Monarşik yapıyı kanunla koruma altına alma hatasına düşmüştür. Aydınlık hareketi olan Genç Osmanlıların süreçteki aktiflikleri yadsınamaz. Özgürlük ve aydınlık fikirlerle ülkelerine dönen bu idealist grup devletin çöküşünün durdurulması için çalışmalara başlamışlardır. Osmanlı bu dönemde Avrupa’daki diğer çok uluslu imparatorluklar gibi çözülmemek için bu fikirlere sırtını dönemezdi. Hıristiyan ve diğer gayrimüslim halk devlete küstürülemez. Böylece Avrupalı devletlerin sözde yabancı uyruklu vatandaşların korunması kisvesi altında Osmanlının iç işlerine karışması da önlenecektir. Çıkarılan yenilikçi anayasa ile birlikte halk padişah ile birlikte söz hakkına sahip olduğunda “eşitlikçi yapı huzursuzlukları azaltacaktır” düşüncesi hakimdir. ", "question": "Kanun-i Esasi şekil olarak halka özgürlük sunarken ne ifadesi eklenmiştir ?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesindir ifadesi"}}, {"id": "765", "context": "Kanun-i Esasi şekil olarak halka özgürlük sunarken egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesindir ifadesi eklenmiştir. Halk yönetime katılırken parti kurma ve toplantı kurma haklarından men edilmiştir. Hükümet padişaha karşı sorumlu tutulmuş ve meclisi açma-kapama yetkisi padişaha verilmiştir. Böylece meclis Anayasal değişiklik yaparken dahi Monarşik yapıyı kanunla koruma altına alma hatasına düşmüştür. Aydınlık hareketi olan Genç Osmanlıların süreçteki aktiflikleri yadsınamaz. Özgürlük ve aydınlık fikirlerle ülkelerine dönen bu idealist grup devletin çöküşünün durdurulması için çalışmalara başlamışlardır. Osmanlı bu dönemde Avrupa’daki diğer çok uluslu imparatorluklar gibi çözülmemek için bu fikirlere sırtını dönemezdi. Hıristiyan ve diğer gayrimüslim halk devlete küstürülemez. Böylece Avrupalı devletlerin sözde yabancı uyruklu vatandaşların korunması kisvesi altında Osmanlının iç işlerine karışması da önlenecektir. Çıkarılan yenilikçi anayasa ile birlikte halk padişah ile birlikte söz hakkına sahip olduğunda “eşitlikçi yapı huzursuzlukları azaltacaktır” düşüncesi hakimdir. ", "question": "Kimin sözde yabancı uyruklu vatandaşların korunması kisvesi altında Osmanlının iç işlerine karışması da önlenecektir ?", "answers": {"answer_start": 797, "text": "Avrupalı devletlerin"}}, {"id": "766", "context": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ve çalışmalarını 14 Şubat 1878’e kadar sürdürmüştür. I. Meşrutiyet II. Abdülhamit tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) gerekçe gösterilerek meclis kapatılmış ve meşrutiyetin ilk bölümüm kapatılmıştır. II. Abdülhamit tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi. Abdülhamit Han genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır. ", "question": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisine zaman açılmış ?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "20 Mart 1877 tarihinde"}}, {"id": "767", "context": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ve çalışmalarını 14 Şubat 1878’e kadar sürdürmüştür. I. Meşrutiyet II. Abdülhamit tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) gerekçe gösterilerek meclis kapatılmış ve meşrutiyetin ilk bölümüm kapatılmıştır. II. Abdülhamit tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi. Abdülhamit Han genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır. ", "question": "Ne 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi"}}, {"id": "768", "context": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ve çalışmalarını 14 Şubat 1878’e kadar sürdürmüştür. I. Meşrutiyet II. Abdülhamit tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) gerekçe gösterilerek meclis kapatılmış ve meşrutiyetin ilk bölümüm kapatılmıştır. II. Abdülhamit tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi. Abdülhamit Han genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır. ", "question": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi çalışmalarını ne zamana kadar sürdürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "14 Şubat 1878’e kadar"}}, {"id": "769", "context": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ve çalışmalarını 14 Şubat 1878’e kadar sürdürmüştür. I. Meşrutiyet II. Abdülhamit tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) gerekçe gösterilerek meclis kapatılmış ve meşrutiyetin ilk bölümüm kapatılmıştır. II. Abdülhamit tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi. Abdülhamit Han genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır. ", "question": "Kim tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi ?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "II. Abdülhamit tarafından"}}, {"id": "770", "context": "İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmış ve çalışmalarını 14 Şubat 1878’e kadar sürdürmüştür. I. Meşrutiyet II. Abdülhamit tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) gerekçe gösterilerek meclis kapatılmış ve meşrutiyetin ilk bölümüm kapatılmıştır. II. Abdülhamit tarafından yönetilen bu istibdat döneminde yönetime aykırı fikir ve yazı bildirenlere hapis ve sürgün cezaları verdi. Abdülhamit Han genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır. ", "question": "Kim genellikle bu baskıcı dönemiyle tanınmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "Abdülhamit Han"}}, {"id": "771", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Tershane Konferansı'nın tarihi nedir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "23 Aralık 1876"}}, {"id": "772", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu nerede toplanmış uluslararası bir konferanstır ?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde"}}, {"id": "773", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Ne zaman Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı ?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "1876 yılının Nisan ayında"}}, {"id": "774", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan ne bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı ?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "Bulgar İsyanları"}}, {"id": "775", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları nereye yayıldı ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "bütün Orta Dağ bölgesine"}}, {"id": "776", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Bu dönemde bölgeye kim yerleştirilmişti ?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman"}}, {"id": "777", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Kimler arasında karşılıklı katliamlar yaşandı ?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar"}}, {"id": "778", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler kim aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular ?", "answers": {"answer_start": 1071, "text": "Osmanlı Devleti aleyhinde"}}, {"id": "779", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "Kimler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular ?", "answers": {"answer_start": 901, "text": "İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler"}}, {"id": "780", "context": "Tersane Konferansı (23 Aralık 1876), Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul'daki Haliç Tersaneleri'nde toplanmış uluslararası bir konferanstır. 1876 yılının Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkez, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdılar. Ancak Batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.", "question": "İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone, bilim insanı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi etkili kişiler  Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak neye neden oldular ?", "answers": {"answer_start": 1125, "text": "Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına"}}, {"id": "781", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Kimin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İngiltere'nin"}}, {"id": "781", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "İngiltere'nin öncülüğüyle nerede bir konferans toplanmasına karar verildi ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "782", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için ne adıyla tarihe geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "Tersane Konferansı adıyla"}}, {"id": "783", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Konferans neden Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için"}}, {"id": "784", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Tersane Konferansı ne zaman toplanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "23 Aralık 1876'da"}}, {"id": "785", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa kimler katıldı ?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti"}}, {"id": "786", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün neyi ilan etmeye ikna ettiler ?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "I. Meşrutiyet'i"}}, {"id": "787", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Konferansta nereleri için bağımsızlık kararı alındı ?", "answers": {"answer_start": 821, "text": "Sırbistan ve Karadağ için"}}, {"id": "788", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Kimlere özerklik verilmesi kararlaştırıldı ?", "answers": {"answer_start": 874, "text": "Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e"}}, {"id": "789", "context": "Bunun üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verildi. Konferans Haliç Tersanesi’nde bulunan Bahriye Nezareti'nde toplandığı için Tersane Konferansı adıyla tarihe geçmiştir. 23 Aralık 1876'da toplanan bu konferansa Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i konferansın toplandığı gün I. Meşrutiyet'i ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hristiyanların Kanun-i Esasi'yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti'nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi. Konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı. Bulgaristan ve Bosna-Hersek'e özerklik verilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyince Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı. Tersane Konferansı kâğıt üzerinde kalmış bir konferanstı. Konferansta tartışılan konular ancak 93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla kesinliğe kavuştu.", "question": "Konferansta tartışılan konular ancak hangi antlaşma ile kesinliğe kavuştu ?", "answers": {"answer_start": 1171, "text": "93 Harbi'nden sonra toplanan Berlin Antlaşması'yla"}}, {"id": "790", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878) nedir ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır"}}, {"id": "791", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı kimler döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde"}}, {"id": "792", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Rumi takvime göre hangi yıla denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir ?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "1293 yılına"}}, {"id": "793", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde ne olarak bilinir ?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "93 Harbi"}}, {"id": "794", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Nerelerde savaşılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde"}}, {"id": "795", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Kim çok ağır bir yenilgi almıştır ?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti"}}, {"id": "796", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Savaşın başlıca sebepleri nedir ?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır"}}, {"id": "797", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Kimler savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar ?", "answers": {"answer_start": 848, "text": "Avrupa'nın büyük güçleri"}}, {"id": "798", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için Tersane Konferansı'nı nerede toplamışlar ?", "answers": {"answer_start": 893, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "799", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da ne toplamışlar ?", "answers": {"answer_start": 905, "text": "Tersane Konferansı'nı"}}, {"id": "800", "context": "93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Rusça: Русско-турецкая война, Russko-Turetskaya voyna; 1877-1878), Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, çok ağır bir yenilgi almıştır. Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.", "question": "Savaş neden patlak vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 946, "text": "Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine"}}, {"id": "801", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Nerede yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır ?", "answers": {"answer_start": 981, "text": "Batum'da"}}, {"id": "801", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Kimler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır ?", "answers": {"answer_start": 981, "text": "Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler"}}, {"id": "802", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler nereye göç etmek zorunda kalmışlardır ?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "Osmanlı topraklarına"}}, {"id": "803", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Kim Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "804", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Osmanlı Devleti neyi imzalamak zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Ayastefanos Antlaşmasını"}}, {"id": "805", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Hangi antlaşma ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 686, "text": "Berlin Antlaşması ile"}}, {"id": "806", "context": "Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için ara buluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir. Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşkın Osmanlı vatandaşı mülteci konumuna düşmüş, savaş süresince ve savaştan sonra Anadolu'ya dev göç dalgaları yaşanmıştır. Ayrıca Batum'da yaşayan Müslüman Lazlar ve Gürcüler Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.", "question": "Kim Berlin Antlaşması ile çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlardaki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 708, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "807", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Kim 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rus İmparatorluğu"}}, {"id": "808", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Rus İmparatorluğu ne zaman güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "18. yüzyılda"}}, {"id": "809", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini ne olarak görmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak"}}, {"id": "810", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Kimden Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla çeşitli taleplerde bulunmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "Osmanlı hükûmetinden"}}, {"id": "811", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle kimin vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla"}}, {"id": "812", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na ne zaman yol açtı ?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "1853 yılında"}}, {"id": "813", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi neye yol açtı ?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "Kırım Savaşı'na"}}, {"id": "814", "context": "Rus İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükûmetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş Birleşik Krallık ve Fransa'nın da müdahalesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilise de Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu. ", "question": "1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin kime verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı ?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Ortodokslara"}}, {"id": "815", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kaç yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1858 yılında da"}}, {"id": "816", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "1858 yılında da nerede Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında"}}, {"id": "817", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında kimle ilgili bir sorun yaşandı ?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Hristiyanlarla"}}, {"id": "818", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kimler çatışmaya başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler"}}, {"id": "819", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kim Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu ?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "Fransız basını"}}, {"id": "820", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Fransız basını Hristiyanlara yönelik katliamların nerede yapıldığını yazıyordu ?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Lübnan'da"}}, {"id": "821", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Fransız basını, Lübnan'da kime yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu ?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Hristiyanlara yönelik"}}, {"id": "822", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kim Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı ?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa"}}, {"id": "823", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa nereye giderek çatışmaları bastırdı ?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Lübnan topraklarına"}}, {"id": "824", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kim Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı ?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "825", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Osmanlı Devleti kimlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı ?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Fransız ve İngilizlerin baskısıyla"}}, {"id": "826", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla nereye Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı ?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Lübnan'a"}}, {"id": "827", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla neyi kabul etmek zorunda kaldı ?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını"}}, {"id": "828", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Ne zaman tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti ?", "answers": {"answer_start": 592, "text": "1861 yılında"}}, {"id": "829", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "1861 yılında tahta çıkan kimin döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti ?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "sultan Abdülaziz'in döneminde de"}}, {"id": "830", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Saltanatının ilk yılında nerede topraklarında ayaklanmalar başladı ?", "answers": {"answer_start": 750, "text": "Sırbistan topraklarında"}}, {"id": "830", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden kim özerklik talebiyle ayaklandı ?", "answers": {"answer_start": 870, "text": "Sırp halkı"}}, {"id": "831", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kimler Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi ?", "answers": {"answer_start": 1048, "text": "Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri"}}, {"id": "832", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri nereyi topa tutunca birçok kayıp verildi ?", "answers": {"answer_start": 1089, "text": "Belgrad'ı"}}, {"id": "833", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Nerede Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti ?", "answers": {"answer_start": 1134, "text": "Avrupa kamuoyunda"}}, {"id": "834", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Avrupa kamuoyunda kimlerin aleyhinde bir tutum gelişti ?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "Türklerin"}}, {"id": "835", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Hangi antlaşmanın ihlal edildiği söyleniyordu ?", "answers": {"answer_start": 1191, "text": "Paris Antlaşması'nın"}}, {"id": "836", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kim için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 1275, "text": "Osmanlı Devleti için"}}, {"id": "837", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale kime bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a"}}, {"id": "838", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Neresi ise yine Osmanlı'da kaldı ?", "answers": {"answer_start": 1370, "text": "Belgrad ve gerisi"}}, {"id": "839", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "Kaç yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 1415, "text": "1864 yılında"}}, {"id": "840", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "1864 yılında ne yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 1428, "text": "ikinci bir İstanbul protokolü"}}, {"id": "841", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "İstanbul protokolüne göre neresi prenslik haline geldi ?", "answers": {"answer_start": 1477, "text": "Romanya"}}, {"id": "842", "context": "1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı. 1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayaklandı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükûmeti, bölgeye müdahale etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.", "question": "İstanbul protokolüne göre Romanya ne haline geldi ?", "answers": {"answer_start": 1486, "text": "prenslik haline"}}, {"id": "843", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "1866 yılında nerede ayaklanmalar patlak verdi ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Girit adasında"}}, {"id": "844", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Ne zaman Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1866 yılında"}}, {"id": "845", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, nereyi de Yunan yönetiminde görmek istiyordu ?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Girit'i de"}}, {"id": "846", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Yunanistan Krallığı bağımsızlığını ne zaman kazanmış ?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "1832 yılında"}}, {"id": "847", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Kim bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış ?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Yunanistan Krallığı"}}, {"id": "848", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı kimin yönetimine isyan etti ?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "Osmanlı yönetimine"}}, {"id": "849", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Girit adasında yaşayan Rum halkı kimin kışkırtmalarıyla Osmanlı yönetimine isyan etti ?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla"}}, {"id": "850", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler kimi destekliyordu ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Rum çetelerini"}}, {"id": "851", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Rum çetelerini kimler destekliyordu ?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler"}}, {"id": "852", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince kim ültimatom verdi ?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "853", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "Ne zaman ayaklanmalar tekrar alevlendi ?", "answers": {"answer_start": 757, "text": "19. yüzyılın sonlarında"}}, {"id": "854", "context": "1866 yılında Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımsızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak da Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahalelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.", "question": "19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve Girit'in ne zaman özerklik kazanmasıyla sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 814, "text": "1898 yılında"}}, {"id": "855", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Ne zaman Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "19. yüzyılın ortalarında"}}, {"id": "856", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Ne zaman bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi ?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "1866 yılında"}}, {"id": "857", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "1866 yılında ne savaşı patlak verdi ?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "bir Prusya-Avusturya Savaşı"}}, {"id": "858", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "7 hafta süren savaşı kim kazandı ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Prusya ve müttefikleri"}}, {"id": "859", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Ne zaman başlayan Fransa-Prusya Savaşı 1 yıl sürdü ?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "1870 yılında"}}, {"id": "860", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kim zaferiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Prusya zaferiyle"}}, {"id": "861", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise kaç yıl sürdü ?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "1 yıl"}}, {"id": "862", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Kimler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular ?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Alman kökenli eyaletler"}}, {"id": "863", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Alman kökenli eyaletler birleşerek neyi kurdular ?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Alman İmparatorluğu'nu"}}, {"id": "864", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Kim sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi ?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "Almanya"}}, {"id": "865", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Kim ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "Fransa"}}, {"id": "866", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Kim 1866 yılındaki yenilgi sonrası prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu ?", "answers": {"answer_start": 647, "text": "Avusturya İmparatorluğu"}}, {"id": "867", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek neyi kurdu ?", "answers": {"answer_start": 718, "text": "Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu"}}, {"id": "868", "context": "19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.", "question": "Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri neye geçiyordu ?", "answers": {"answer_start": 816, "text": "birleşik bir yönetim biçimine"}}, {"id": "869", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle kim Kırım Savaşı'na katılmış ?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Sardinya Krallığı"}}, {"id": "870", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "İtalyanlar da aynı kimler gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar ?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Almanlar gibi"}}, {"id": "871", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Ne zaman Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti ?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde"}}, {"id": "872", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde kim güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti ?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Avusturya"}}, {"id": "873", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, kimler güçlenmişti ?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "İtalya ve Almanya"}}, {"id": "874", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kim ise yenileşme sürecindeydi ?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Rusya"}}, {"id": "875", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan kim Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Ruslar"}}, {"id": "876", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar ne yapıyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 419, "text": "Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı"}}, {"id": "877", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Nerede Slav propagandası yapılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 476, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "878", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kimler Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi ?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı"}}, {"id": "879", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, kime karşı bir tutum içindeydi ?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "880", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Avrupa ülkeleri arasında yalnızca kim Rusya'ya dostça davranıyordu ?", "answers": {"answer_start": 671, "text": "Alman İmparatorluğu"}}, {"id": "881", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu kime dostça davranıyordu ?", "answers": {"answer_start": 692, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "882", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Neredeki güç dengesi de değişmişti ?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "Balkanlar'daki"}}, {"id": "883", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Neredeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu ?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "Balkanlar'daki"}}, {"id": "884", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Hangi akım güçleniyor ?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Milliyetçilik akımı"}}, {"id": "885", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kimler bağımsızlıklarını kazanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 869, "text": "Sırplar ve Yunanlar"}}, {"id": "886", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Neresi ise özerkleşmiş ?", "answers": {"answer_start": 919, "text": "Romanya"}}, {"id": "887", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Nerede de özgürlük hareketleri başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 944, "text": "Bosna'da da"}}, {"id": "888", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Kimler Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu ?", "answers": {"answer_start": 989, "text": "Sırplar"}}, {"id": "889", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Sırplar nereye yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu ?", "answers": {"answer_start": 998, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "890", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Osmanlı yönetimi ne zamandan beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu ?", "answers": {"answer_start": 1085, "text": "19. yüzyıl başlarından beri"}}, {"id": "891", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri ne ile uğraşıyordu ?", "answers": {"answer_start": 1113, "text": "Balkanlardaki karışıklıklarla"}}, {"id": "892", "context": "İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu. Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.", "question": "Osmanlı Devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı ne zaman baş göstermişti ?", "answers": {"answer_start": 1156, "text": "93 Harbi'ne birkaç yıl kala"}}, {"id": "893", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Osmanlı hazinesi, kimin döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Sultan Abdülmecit'in döneminden beri"}}, {"id": "894", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu kime karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Avrupa'ya"}}, {"id": "895", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Bu ağır vergiler kimler arasında hoşnutsuzluk yarattı ?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Balkan halkları arasında"}}, {"id": "896", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar nerede yerleştirilmiş ?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "897", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan kimler Balkanlar'da yerleştirilmiş ?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar"}}, {"id": "898", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Ne zaman ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Nisan 1876 zamanında"}}, {"id": "899", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları kimin vasıtasıyla bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "başıbozuklar vasıtasıyla"}}, {"id": "900", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "İsyanların bastırılması sırasında kimler için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu ?", "answers": {"answer_start": 638, "text": "ölen Bulgarlar için"}}, {"id": "901", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "İsyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için nerede büyük bir sempati oluştu ?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "Avrupa'da"}}, {"id": "902", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, kime karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı ?", "answers": {"answer_start": 767, "text": "Osmanlı Devleti'ne karşı"}}, {"id": "903", "context": "Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkes ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.", "question": "İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "Avrupa basını"}}, {"id": "904", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Sırplar da topyekûn savaşa ne zaman girişti ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra"}}, {"id": "905", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne ne zaman savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "30 Haziran 1876 tarihinde"}}, {"id": "906", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "30 Haziran 1876 tarihinde kim Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Sırbistan"}}, {"id": "907", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan kime savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Osmanlı Devleti'ne"}}, {"id": "908", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, kimleri de savunmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Sırpları da"}}, {"id": "909", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Kim Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov"}}, {"id": "910", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov kim ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph"}}, {"id": "911", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile ne zaman bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "8 Temmuz 1876 tarihinde"}}, {"id": "912", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını ne zaman kurmuşlardı ?", "answers": {"answer_start": 563, "text": "1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda"}}, {"id": "913", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Kimler daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı ?", "answers": {"answer_start": 486, "text": "Avusturya ile Rusya"}}, {"id": "914", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Avusturya ile Rusya, daha önce kime karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı ?", "answers": {"answer_start": 517, "text": "Osmanlı'ya"}}, {"id": "915", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Kim henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi ?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya"}}, {"id": "916", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Kimlere yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi ?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "Prusya'ya ve İtalya'ya"}}, {"id": "917", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında kimler de görünmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 868, "text": "Rus askerleri de"}}, {"id": "918", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Rus ordusu kime silah ve asker yardımı da yapıyordu ?", "answers": {"answer_start": 926, "text": "Sırplara"}}, {"id": "919", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Ağustos ayında kimler ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler ?", "answers": {"answer_start": 1150, "text": "Sırplar"}}, {"id": "920", "context": "Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekûn savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu. Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları saf dışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan ara bulucuk yapmalarını istediler.", "question": "Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve kimden ara bulucuk yapmalarını istediler ?", "answers": {"answer_start": 1183, "text": "Avrupa'dan"}}, {"id": "921", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kimin de baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Avrupa'nın da"}}, {"id": "922", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Avrupa'nın da baskısıyla kim barış yapmaya razı oldu ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Osmanlı tarafı"}}, {"id": "923", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için nerede uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi ?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İstanbul'daki Tersane-i Amire'de"}}, {"id": "924", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne neyle ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu ?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla"}}, {"id": "925", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan kim konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "II. Abdülhamit"}}, {"id": "926", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı hangi gün alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "23 Aralık 1876 günü"}}, {"id": "927", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele neyi ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 486, "text": "I. Meşrutiyet'i"}}, {"id": "928", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kim Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti ?", "answers": {"answer_start": 592, "text": "Rusya"}}, {"id": "929", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Rusya, Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için kime baskıda bulunmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 1032, "text": "Osmanlı Devleti'ne"}}, {"id": "930", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kim Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu ?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "Birleşik Krallık"}}, {"id": "931", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Birleşik Krallık kimin Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu ?", "answers": {"answer_start": 1106, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "932", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Birleşik Krallık, Rusya'nın kime savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu ?", "answers": {"answer_start": 1116, "text": "Osmanlılara"}}, {"id": "933", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla neyin toplanmasına önayak oldu ?", "answers": {"answer_start": 1165, "text": "Londra Konferansı'nın"}}, {"id": "934", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kim konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1213, "text": "Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa"}}, {"id": "935", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan neyi içişlerine müdahale sayarak reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1274, "text": "Londra Protokolü 1877'nü"}}, {"id": "936", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü Londra Protokolü 1877'nü neden reddetti ?", "answers": {"answer_start": 1299, "text": "içişlerine müdahale sayarak"}}, {"id": "937", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan kim 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı ?", "answers": {"answer_start": 1447, "text": "Rusya"}}, {"id": "938", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya ne zaman Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı ?", "answers": {"answer_start": 1453, "text": "24 Nisan 1877'de"}}, {"id": "939", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de nereye girerek Osmanlılara savaş açtı ?", "answers": {"answer_start": 1470, "text": "Eflak ve Boğdan'a"}}, {"id": "940", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek kime savaş açtı ?", "answers": {"answer_start": 1496, "text": "Osmanlılara"}}, {"id": "941", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen kimler savaşa Rusların safında katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1579, "text": "Rumenler"}}, {"id": "942", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa kimlerin safında katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1595, "text": "Rusların safında"}}, {"id": "943", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan kimlere katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1675, "text": "Ruslara ve Rumenlere"}}, {"id": "944", "context": "Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını Prusya'nın güçlendiği ve Avrupa dengelerinin sarsılmaya başladığı 1870'te bir nota ile Paris antlaşmasına taraf ülkelere bildirmişti. Bu nedenle kendisini Karadeniz ve Balkanlarda sınırlayan hemen tüm yükümlülüklerden kurtulmuştu. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan Londra Protokolü 1877'nü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Rumenler savaşa Rusların safında katıldı. Bulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı.", "question": "Kimler de Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Rumenlere katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1621, "text": "Bulgar isyancıları ve Sırplar da"}}, {"id": "945", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen kim 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdi ?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Rusya"}}, {"id": "946", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya ne zaman Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdi ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "24 Nisan 1877 tarihinde"}}, {"id": "947", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya"}}, {"id": "948", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Kim 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi ?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Rusya"}}, {"id": "949", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Rusya ne zaman Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi ?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "27 Nisan 1877 tarihinde"}}, {"id": "950", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Rusya 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Doğubayazıt'a"}}, {"id": "951", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Kimler böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "Osmanlılar"}}, {"id": "952", "context": "Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubayazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.", "question": "Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki kime karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Rus ordusuna karşı"}}, {"id": "953", "context": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.", "question": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe hangisi idi ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Tuna cephesi"}}, {"id": "954", "context": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.", "question": "Savaş başladığında kim Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı ?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa"}}, {"id": "955", "context": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.", "question": "Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere kaç ordudan oluşuyordu ?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "üç ordudan"}}, {"id": "956", "context": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.", "question": "Neredeki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi ?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "Balkanlardaki"}}, {"id": "957", "context": "Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.", "question": "Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise kim idi ?", "answers": {"answer_start": 636, "text": "Grandük Nikolay Nikolayeviç"}}, {"id": "958", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Ne savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rus ordusu"}}, {"id": "959", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber nererde toplanmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Tuna Nehri'nin kuzeyinde"}}, {"id": "960", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra ne ile beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Rumen ordularıyla beraber"}}, {"id": "961", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Kimler nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Rumen topçuları"}}, {"id": "962", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Rumen topçuları, nehirdeki neleri dağıtmayı başardı ?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Osmanlı gambotlarını"}}, {"id": "963", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye ne zaman başladı ?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde"}}, {"id": "964", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde kimler tekneler ile nehri geçmeye başladı ?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "Rus askerleri"}}, {"id": "965", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Ne zaman Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 687, "text": "27 Haziran gecesi"}}, {"id": "966", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "27 Haziran gecesi nereye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 706, "text": "Ziştovi'ye"}}, {"id": "967", "context": "Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Rumen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.", "question": "Kimin nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi ?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "Rusların"}}, {"id": "968", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Kimler nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ruslar"}}, {"id": "969", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan nereye taarruz etti ?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Ziştovi ile Niğbolu'ya"}}, {"id": "970", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Neleri kolayca kazandılar ?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni"}}, {"id": "971", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı kim görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi ?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa"}}, {"id": "972", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve ne zaman yerine Mehmet Ali Paşa getirildi ?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "18 Temmuz'da"}}, {"id": "973", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine kim getirildi ?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Mehmet Ali Paşa"}}, {"id": "974", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Nerelerin düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu ?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Tırnova ve Niğbolu'nun"}}, {"id": "975", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Kimin birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı ?", "answers": {"answer_start": 640, "text": "Süleyman Hüsnü Paşa'nın"}}, {"id": "976", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri nereyi geçecek ve kontrol altında tutacaktı ?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "Şıpka geçidini"}}, {"id": "977", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Kimin ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı ?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "Süleyman Paşa'nın"}}, {"id": "978", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Ne zaman Şıpka geçidi de düştü ?", "answers": {"answer_start": 971, "text": "Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde"}}, {"id": "979", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Ne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı ?", "answers": {"answer_start": 1130, "text": "Plevne yönüne"}}, {"id": "980", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve neresi de kurtarılacaktı ?", "answers": {"answer_start": 1188, "text": "Niğbolu da"}}, {"id": "981", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Neredeki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti ?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Vidin'deki"}}, {"id": "982", "context": "Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesi'ni kolayca kazandılar. Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi. Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı.", "question": "Vidin'deki Osman Paşa birlikleri neresi düşünce yürüyüşe geçti ?", "answers": {"answer_start": 1093, "text": "Şıpka Geçidi"}}, {"id": "983", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Kimler Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ruslar"}}, {"id": "984", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Ruslar nerede bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı ?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Bulgar topraklarında"}}, {"id": "985", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Oldukça stratejik önemi olan nereleri henüz işgal edilmemişti ?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Plevne ve Lofça"}}, {"id": "986", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da ne zaman Rus saldırısını püskürtmüştü ?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "Temmuz ayında"}}, {"id": "987", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osmanlı birlikleri nereyi geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Şıpka Geçidi'ni"}}, {"id": "988", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken kimin komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "General Yuri Şilder-Şuldner"}}, {"id": "989", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki kimler Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "Rus birlikleri"}}, {"id": "990", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri kimi Plevne'de abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "Osmanlı ordusunu"}}, {"id": "991", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu nerede abluka altına aldılar ?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "Plevne'de"}}, {"id": "992", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Nerenin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti ?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Plevne Kalesinin komutanlığını"}}, {"id": "993", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Plevne Kalesinin komutanlığını kim üstlenmişti ?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Osman Nuri Paşa"}}, {"id": "994", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Kuşatmaya kimler de katıldı ?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de"}}, {"id": "995", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı neydi ?", "answers": {"answer_start": 711, "text": "Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı"}}, {"id": "996", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Kim yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi ?", "answers": {"answer_start": 860, "text": "Osman Nuri Paşa"}}, {"id": "997", "context": "Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna Ordusunun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.", "question": "Osman Nuri Paşa nereye çekilmekle yetindi ?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "yakınında bulunan Plevne'ye"}}, {"id": "998", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Neredeki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Plevne'deki"}}, {"id": "999", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Rus taarruzu ne zaman geri püskürtüldü ?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Ağustos'ta"}}, {"id": "1000", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Nerede Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Avrupa kamuoyunda"}}, {"id": "1001", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Avrupa kamuoyunda kimin yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı ?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Rusların"}}, {"id": "1002", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı kimin kazanacağı söylenmeye başlandı ?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Osmanlıların"}}, {"id": "1003", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Nereye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "Plevne'ye"}}, {"id": "1004", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Plevne'ye nereden de mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "güneydeki Lofça kasabasından da"}}, {"id": "1005", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü kaç askeri bulmuştu ?", "answers": {"answer_start": 616, "text": "40.000"}}, {"id": "1006", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Eylül ayına gelindiğinde neredeki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu ?", "answers": {"answer_start": 591, "text": "Plevne'deki"}}, {"id": "1007", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan nereye saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi) ?", "answers": {"answer_start": 760, "text": "Lofça'ya"}}, {"id": "1008", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Lofça ne zaman kaybedildi ?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce"}}, {"id": "1009", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Nereleri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı ?", "answers": {"answer_start": 997, "text": "Radomirçe ve Teliş Mevziileri"}}, {"id": "1010", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Kim 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti ?", "answers": {"answer_start": 1113, "text": "Gosif Gurko"}}, {"id": "1011", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Gosif Gurko ne zaman Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti ?", "answers": {"answer_start": 1126, "text": "24 Ekimde"}}, {"id": "1012", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak hangi yolu da kesti ?", "answers": {"answer_start": 1173, "text": "Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da"}}, {"id": "1013", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri neye karşı bir süre daha direndi ?", "answers": {"answer_start": 1361, "text": "Rus taarruzlarına"}}, {"id": "1014", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Nereye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü ?", "answers": {"answer_start": 1408, "text": "Plevne'ye"}}, {"id": "1015", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Osman Paşa neyden ümitliydi ?", "answers": {"answer_start": 1509, "text": "güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından"}}, {"id": "1016", "context": "Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı (Bkz. Lofça Muharebesi). Bu kasaba 3. Plevne Muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. Buna rağmen 3. Plevne muharebesi Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Rus komutanlığı bunun üzerine Plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. Radomirçe ve Teliş Mevziileri yoğun Rus saldırıları ile alınarak Plevne üzerindeki çember daraltıldı. Bunun yanında Gosif Gurko, 24 Ekimde Gorni Dubnik Muharebesi'ni kazanarak Sofya - Plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. Böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. Plevne'ye yapılan 13 Ekim ve 13-14 Kasımdaki Rus ve Rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.", "question": "Kim güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi ?", "answers": {"answer_start": 1497, "text": "Osman Paşa"}}, {"id": "1017", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Kimler Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu ?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova"}}, {"id": "1018", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "2 Ekim'de başarısız bulunan kim de başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi ?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Mehmet Ali Paşa da"}}, {"id": "1019", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine kim getirildi ?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "Süleyman Hüsnü Paşa"}}, {"id": "1020", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da kimlere saldırılarda bulundu ?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Ruslara"}}, {"id": "1021", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "4 Aralık 1877'de kim Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi ?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "1022", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu neyi kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi ?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Elena Muharebesi'ni"}}, {"id": "1023", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi neyde buldu ?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "9 Aralık günü yarma harekatına girmekte"}}, {"id": "1024", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Osman Nuri Paşa ne zaman teslim olmayı kabul etti ?", "answers": {"answer_start": 634, "text": "10 Aralık 1877 tarihinde"}}, {"id": "1025", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Kim 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti ?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "Osman Nuri Paşa"}}, {"id": "1026", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Ne yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "Plevne Savunması"}}, {"id": "1027", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Plevne Savunması, yaklaşık kaç Rus kaybına sebep olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 712, "text": "35.000"}}, {"id": "1028", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Neresi Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı ?", "answers": {"answer_start": 746, "text": "Plevne"}}, {"id": "1029", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Kim komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 863, "text": "Süleyman Paşa"}}, {"id": "1030", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Bulgar halkı ne zaman Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler ?", "answers": {"answer_start": 1221, "text": "Plevne'nin düşmesinden sonra"}}, {"id": "1031", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da kimlere karşı yoğun saldırıya geçtiler ?", "answers": {"answer_start": 1313, "text": "Osmanlılara karşı"}}, {"id": "1032", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı hangi muharebeyi 12 Aralık 1877'de kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "Maçka Muharebesi'ni"}}, {"id": "1033", "context": "2 Ekim'de başarısız bulunan Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi. Süleyman Hüsnü Paşa, Deli Fuat Paşa ile birlikte Elena ve Tırnova, Maçka yönünde kuzey Bulgaristan'da Ruslara saldırılarda bulundu. 4 Aralık 1877'de Osmanlı Ordusu Elena Muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. Zira Maçka yönündeki Osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı. Bununla birlikte Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni 12 Aralık 1877'de kaybederek zaten Plevne teslim olmasa bile, Plevne'deki kuşatmayı yarma ve Bulgaristan'dan Rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. Böylece Kuzey Bulgaristan'da Ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.", "question": "Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tırnova'yı ele geçirme ve Plevne'ye yardım götürme amaçlı Maçka Muharebesi'ni ne zaman kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 984, "text": "12 Aralık 1877'de"}}, {"id": "1034", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu nerede direniyordu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Plevne'nin doğusunda"}}, {"id": "1035", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Plevne'nin doğusunda kim komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Ahmed Eyüb Paşa"}}, {"id": "1036", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Nerede Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti ?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Elena'da"}}, {"id": "1037", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Köstence'ye"}}, {"id": "1038", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Hangi yıla girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "1878 yılına"}}, {"id": "1039", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Nereleri art arda düştü ?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "Dobruca ve Kavarna"}}, {"id": "1040", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Dağılmış Osmanlı askerleri teknelere nerede binerek bölgeyi terk etti ?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "Varna'da"}}, {"id": "1041", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Avrupa kamuoyunda savaşı kimin yeneceği fikri benimsendi ?", "answers": {"answer_start": 672, "text": "Rusların"}}, {"id": "1042", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Plevne muharebesi devam ederken kim komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti ?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "İosif Gurko"}}, {"id": "1043", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Kim komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı ?", "answers": {"answer_start": 887, "text": "Süleyman Hüsnü Paşa"}}, {"id": "1044", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık kaç kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı ?", "answers": {"answer_start": 930, "text": "30.000"}}, {"id": "1045", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve kimler zor durumda kalmıştı ?", "answers": {"answer_start": 990, "text": "Ruslar"}}, {"id": "1046", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Kim Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu ?", "answers": {"answer_start": 1038, "text": "Süleyman Paşa"}}, {"id": "1047", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Türk taarruzları ne zamana kadar devam etti ?", "answers": {"answer_start": 1118, "text": "Ocak'a"}}, {"id": "1048", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Rus gücü kaçı buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı ?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "60.000'i"}}, {"id": "1049", "context": "Plevne'nin doğusunda, Ahmed Eyüb Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu direniyordu. Elena'da Osmanlı başarısından sonra Rus ordusu taarruza devam etmişti. Rusçuk yönünden de başarılı bir direniş gerçekleşti. Fakat Rus ordusu, ani bir saldırı ile Köstence'ye girdi. 1878 yılına girildiğinde Rus ordusu, Plevne engelini de kaldırmıştı ve Ahmed Eyüb Paşa ordularına daha fazla yoğunlaştı. Köstence ve Rusçuk yönünden saldırıya geçtiler. Çapraz ateşe düşen Osmanlı ordusu fazla direnemedi. Dobruca ve Kavarna art arda düştü. Dağılmış Osmanlı askerleri, Varna'da teknelere binerek bölgeyi terk etti. Böylece Balkanlardaki Osmanlı direnişi son bulmuş oldu. Avrupa kamuoyunda savaşı Rusların yeneceği fikri benimsendi. Zira Şıpka Geçidi Muharebeleri de ağır Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Plevne muharebesi devam ederken İosif Gurko komutasındaki sadece bir Rus tugayı, geçidi ele geçirmişti. Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki yaklaşık 30.000 kişilik Osmanlı tümeni de geçidin etrafını sarmış ve Ruslar zor durumda kalmıştı. Bu durum sebebiyle Süleyman Paşa, Osmanlı kamuoyunda kahraman olarak görülüyordu. Türk taarruzları Ocak'a kadar devam etti. Rus gücü 60.000'i buldu ve Ocak ayında Osmanlı birlikleri ani bir Rus saldırısına uğradı. Ağır zayiat veren Osmanlı askerleri, bölgeyi terk etti. Böylece Edirne'nin de yolu açılmış oldu. Şıpka geçidi, savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlansaydı, Plevne kuşatması kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanabilir ve Ruslar hızla çekilebilirdi.", "question": "Neresi savaşın kaderini belirleyecek önemli bir geçitti ?", "answers": {"answer_start": 1330, "text": "Şıpka geçidi"}}, {"id": "1050", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kafkasya'da Rus ordusunun kaç askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi ?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "75.000"}}, {"id": "1051", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri kimin komutasında idi ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in"}}, {"id": "1052", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Rus ordusu kimin tarafından destekleniyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından"}}, {"id": "1053", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Osmanlı ordusu ise kimin komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu ?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "Ahmed Muhtar Paşa'nın"}}, {"id": "1054", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki kaç askerden oluşuyordu ?", "answers": {"answer_start": 486, "text": "80.000 askerden"}}, {"id": "1055", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kimin kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu ?", "answers": {"answer_start": 514, "text": "Ruslar'ın"}}, {"id": "1056", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kimde ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi ?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Osmanlı'da"}}, {"id": "1057", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Hangi birlikler gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi ?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "Rus topçu birlikleri"}}, {"id": "1058", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kim Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti ?", "answers": {"answer_start": 715, "text": "Kafkas Rus ordusu"}}, {"id": "1059", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Kafkas Rus ordusu nereden taarruza geçti ?", "answers": {"answer_start": 734, "text": "Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden"}}, {"id": "1060", "context": "Kafkasya'da Rus ordusunun 75.000 askeri Rusya'nın Kafkasya valisi Grandük Mihail Nikolayeviç'in komutasında idi. Nikolayeviç'in emrindeki alt düzeydeki komutanlar ise çoğu Ermeni asıllı olan Beybut Şelkovnikov, Mihail Tarieloviç Loris-Melikov, İvan Davidoviç Lazarev ve Arshak Ter-Gukasov ile Rus asıllı Vasiliy Aleksandroviç Geyman idi. Rus ordusu yalnız değildi. Gürcüler Ermeniler,Terek Kazakları tarafından destekleniyorlardı. Osmanlı ordusu ise Ahmed Muhtar Paşa'nın komutasındaki 80.000 askerden oluşuyordu. Ruslar'ın kendi geliştirdikleri top mermileri bulunuyordu. Osmanlı'da ise İngiliz yapımı toplar mevcut idi. Rus topçu birlikleri, gelişme döneminde Prusyalı subaylarca eğitilmiş tecrübeli birliklerdi. Kafkas Rus ordusu, Akkilise - Gümrü ve Iğdır yönünden taarruza geçti. Osmanlı birlikleri ise Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında bulunuyordu.", "question": "Osmanlı birlikleri nerede bulunuyordu ?", "answers": {"answer_start": 808, "text": "Kobuleti - Kars - Ardahan ve Doğubayazıt arasında"}}, {"id": "1061", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Ruslar için hangi cephe, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı ?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Kafkasya cephesi"}}, {"id": "1062", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Ruslar için Kafkasya cephesi, hangi cephe kadar başarılı olamadı ?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Tuna cephesi kadar"}}, {"id": "1063", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Kimler için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ruslar için"}}, {"id": "1064", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Ne zaman Doğubayazıt Rus işgaline girdi ?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "27 Nisan 1877 tarihinde"}}, {"id": "1065", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "27 Nisan 1877 tarihinde neresi Rus işgaline girdi ?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Doğubayazıt"}}, {"id": "1066", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Hangi cephede Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi ?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Kafkasya cephesinde"}}, {"id": "1067", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Kafkasya cephesinde kim komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi ?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1068", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, kim komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi ?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "General Loris-Melikov"}}, {"id": "1069", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Kafkasya cephesinde kim General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi ?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri"}}, {"id": "1070", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "17 Mayıs'ta neresi Ruslarca işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Ardahan"}}, {"id": "1071", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Ardahan Ruslarca ne zaman işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "17 Mayıs'ta"}}, {"id": "1072", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Kars ne zaman kuşatıldı ?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Mayıs ayının son haftasında"}}, {"id": "1073", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Mayıs ayının son haftasında neresi kuşatıldı ?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "Kars"}}, {"id": "1074", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Nerelerde Osmanlı başarısı gerçekleşti ?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde"}}, {"id": "1075", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Neler Osmanlı zaferiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 757, "text": "Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877)"}}, {"id": "1076", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Hangi muharebeye kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı ?", "answers": {"answer_start": 911, "text": "Alacadağ Muharebesi'ne kadar"}}, {"id": "1077", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Osmanlı kaybı ise yaklaşık ne kadar idi ?", "answers": {"answer_start": 998, "text": "2.500 idi"}}, {"id": "1078", "context": "Ruslar için Kafkasya cephesi, Tuna cephesi kadar başarılı olamadı. Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı. 27 Nisan 1877 tarihinde Doğubayazıt Rus işgaline girdi. Fakat Osmanlı vatandaşı müslüman grupları saldırıları sebebiyle ilerlemeleri zorlaştı. Arazinin aşırı dağlık olması, gerilla saldırıları ve Osmanlı direnişleri, Rusları durdurmaya yetiyordu. Kafkasya cephesinde Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, General Loris-Melikov komutasındaki Ruslara karşı uzun süre direndi. 17 Mayıs'ta ise Ardahan Ruslarca işgal edildi. Böylece Rus ordusu stratejik önemi büyük Kars'ın gerisine sızdı. Mayıs ayının son haftasında Kars kuşatıldı. Fakat Kars gerisinde bulunan Halyaz ve Zivin bölgelerinde Osmanlı başarısı gerçekleşti. Daha sonra Gedikler Muharebesi (25 Ağustos 1877) ve Yahniler Muharebesi (4 Ekim 1877) de Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Böylece Kars'taki Rus tehlikesi savuşturuldu. Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı 10.000 kadardı. Osmanlı kaybı ise yaklaşık 2.500 idi.", "question": "Alacadağ Muharebesi'ne kadar Rusların kaybı ne kadardı ?", "answers": {"answer_start": 955, "text": "10.000"}}, {"id": "1079", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen ne muharebesinde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Alacadağ Muharebesi'nde"}}, {"id": "1080", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Osmanlı'nın kaç savaş esiri kaybı oldu ?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500"}}, {"id": "1081", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kars tekrar ne zaman kuşatıldı ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "17 Kasım 1877 tarihinde"}}, {"id": "1082", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "17 Kasım 1877 tarihinde neresi tekrar kuşatıldı ?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Kars"}}, {"id": "1083", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kim Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi ?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1084", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kimler Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı ?", "answers": {"answer_start": 865, "text": "Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar"}}, {"id": "1085", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar nerede savunma yaptı ?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "Aziziye Tabyası'nda"}}, {"id": "1086", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kim çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi ?", "answers": {"answer_start": 990, "text": "Gazi Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1087", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kim Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar ?", "answers": {"answer_start": 1086, "text": "Osmanlı"}}, {"id": "1088", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Nereleri Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 1849, "text": "Kars, Ardahan, Artvin ve Batum"}}, {"id": "1089", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; hangi antlaşmayla Rusya'ya bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 1881, "text": "Berlin Antlaşması'yla"}}, {"id": "1090", "context": "15 Ekim'deki Digor'da gerçekleşen Alacadağ Muharebesi'nde Ruslar takviye ile Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve Osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 Kasım 1877 tarihinde Kars, tekrar kuşatıldı. Şehri yaklaşık 25.000 Osmanlı askeri savunuyordu. Cephane ve sayı üstünlüğü olan Rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. Kars işgal edildi ve Osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. Rusların kaybı da o kadardı ve Türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. Ahmed Muhtar Paşa, Kars-Erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. Deveboynu Muharebesi ağır Osmanlı kayıpları, Rus zaferi ile sonuçlanmasına, Ruslar ardından ilerleyerek Erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. Nene Hatun ve diğer Erzurumlu vatandaşlar Aziziye Tabyası'nda savunma yaptı. Türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. Osmanlı Erzurum'dan çekildi ancak Erzurum'un çevresi Rus Ordusunca sarılsa da Ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. Erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. Bununla birlikte Rus ordusu Bayburt ile Çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son Osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. Bu arada İstanbul'un Rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen Ahmet Muhtar Paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve İstanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. Savaşın bitmesinden sonra Ayastefanos Antlaşmasında Erzurum Ruslara teslim edilip, bırakılsa da; Berlin Antlaşması sonrası Rus ordusu Erzurum'dan geri çekildi ama Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla Rusya'ya bırakıldı. Bu şehirler, yeni Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'na kadar Rusya'nın elinde kaldı.", "question": "Kars, Ardahan, Artvin ve Batum; Berlin Antlaşması'yla nereye bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 1903, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "1091", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Ne zaman Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1878 yılına girildiğinde"}}, {"id": "1092", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "1878 yılına girildiğinde kimler Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Ruslar"}}, {"id": "1093", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "1878 yılına girildiğinde Ruslar neyi kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı ?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Plevne Savunması'nı"}}, {"id": "1094", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, nereye doğru ilerlemeye başlamışlardı ?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1095", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Kimlerin İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu ?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Rusların"}}, {"id": "1096", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Rusların nereye varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1097", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Nerenin işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "İstanbul'un"}}, {"id": "1098", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, Rusya'ya ne zaman ateşkes teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "31 Ocak 1878 tarihinde"}}, {"id": "1099", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde kime ateşkes teklifinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "1100", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle kim savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Yunanistan"}}, {"id": "1101", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki nereyi işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "Teselya bölgesini"}}, {"id": "1102", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Nereler Rusya ve müttefiklerinin elindeydi ?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne"}}, {"id": "1103", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne kimlerin elindeydi ?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "Rusya ve müttefiklerinin"}}, {"id": "1104", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Ateşkes teklifi kim tarafından kabul edildi ?", "answers": {"answer_start": 612, "text": "Rusya"}}, {"id": "1105", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Rus kuvvetleri nereye doğru ilerlemeye devam ettiler ?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1106", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Nereleri Rus birliklerince işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "Tekirdağ, Çorlu"}}, {"id": "1107", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Balkanlarda kimlere direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı ?", "answers": {"answer_start": 811, "text": "Ruslara"}}, {"id": "1108", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu ne ile karşı karşıyaydı ?", "answers": {"answer_start": 879, "text": "yıkılma tehlikesiyle"}}, {"id": "1109", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Neresi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu ?", "answers": {"answer_start": 918, "text": "Kuleli Askeri Lisesi"}}, {"id": "1110", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Kimler Rusların bu başarısından hoşnut değildi ?", "answers": {"answer_start": 1245, "text": "Avrupa ülkeleri"}}, {"id": "1111", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Avrupa ülkeleri ise kimlerin bu başarısından hoşnut değildi ?", "answers": {"answer_start": 1265, "text": "Rusların"}}, {"id": "1112", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Kim Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi ?", "answers": {"answer_start": 1306, "text": "Birleşik Krallık"}}, {"id": "1113", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Birleşik Krallık, kimlerin ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi ?", "answers": {"answer_start": 1324, "text": "Rusların"}}, {"id": "1114", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için nereye filosunu gönderdi ?", "answers": {"answer_start": 1361, "text": "İstanbul boğazına"}}, {"id": "1115", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince kimlerin İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 1458, "text": "Rusların"}}, {"id": "1116", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların nereyi işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 1467, "text": "İstanbul'u"}}, {"id": "1117", "context": "1878 yılına girildiğinde Ruslar Plevne Savunması'nı kırmış, İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Rusların İstanbul'a varana kadar önünü kesecek hiçbir ciddi Osmanlı savunma birlikleri bulunmuyordu. İstanbul'un işgal edilmesinden korkan Osmanlı Devleti, 31 Ocak 1878 tarihinde Rusya'ya ateşkes teklifinde bulundu. Bu arada Osmanlı'nın bu zayıf durumundan istifade eden Rus desteğiyle Yunanistan savunmasız durumdaki Teselya bölgesini işgal etti. Durum Osmanlı için faciaydı; bütün Bulgaristan, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Sırbistan bölgeleri ile Edirne Rusya ve müttefiklerinin elindeydi. Ateşkes teklifi, Rusya tarafından kabul edildi. Fakat Rus kuvvetleri İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ettiler. Tekirdağ, Çorlu Rus birliklerince işgal edildi. Nihayetinde Rus ordusu İstanbul'a da girdi. Balkanlarda Ruslara direnecek düzenli bir ordusu kalmayan Osmanlı İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kuleli Askeri Lisesi tahliye edildi, İstanbul'da olağanüstü önlemler alınıyordu. Doğu cephesindeki başarıları sonrası buradan acilen İstanbul'daki Osmanlı Ordusunun komutanlığa getirilen Ahmet Muhtar Paşa, Yeşilköy'de Ruslara karşı elinde kalan son kuvvetleri bir araya getirip, son bir savunma hattı daha kurmaya uğraşıyordu. Avrupa ülkeleri ise Rusların bu başarısından hoşnut değildi. Birleşik Krallık, Rusların ilerlemesini durdurmak için İstanbul boğazına filosunu gönderdi. Rusya'ya verdiği bir nota ile Paris Antlaşması hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi.", "question": "Rusya'ya verdiği bir nota ile hangi antlaşma hükümlerince Rusların İstanbul'u işgal etmeleri halinde müdahale etme hakları bulunduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 1428, "text": "Paris Antlaşması hükümlerince"}}, {"id": "1118", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Rus ordusu da ne (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde"}}, {"id": "1119", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Kimlerin ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi ?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya)"}}, {"id": "1120", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Ayastefanos Antlaşması ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "3 Mart 1878 tarihinde"}}, {"id": "1121", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "3 Mart 1878 tarihinde ne imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Ayastefanos Antlaşması"}}, {"id": "1122", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Antlaşma hükümleri kim aleyhindeydi ?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Osmanlı"}}, {"id": "1123", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Kimler tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı ?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "Karadağ ve Sırbistan"}}, {"id": "1124", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Neresi özerkleşecekti ?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "Bulgaristan"}}, {"id": "1125", "context": "Rus ordusu da Ayestefanos (Bugünkü adıyla Yeşilköy) bölgesinde durdu. Avrupalı devletlerin (Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya) ara buluculuğuyla ateşkes ilan edildi. 3 Mart 1878 tarihinde de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Antlaşma hükümleri, Osmanlı aleyhindeydi. Karadağ ve Sırbistan tamamen özgür olacak, yeni topraklar kazanacaklardı. Romanya da bağımsız olacaktı. Bulgaristan ise özerkleşecekti. Rusya, doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu. Osmanlı delegeleri bunu kabul etti. Fakat sonraki düzenlemeler ile bu antlaşma hiçbir zaman geçerli olamadı.", "question": "Kim doğuda birçok ili topraklarına katıyor, ağır savaş tazminatı istiyordu ?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Rusya"}}, {"id": "1126", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Kim ağır tazminat koşulunu kabul etmedi ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit"}}, {"id": "1127", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Kim Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı ?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "1128", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Osmanlı Devleti nereyi Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Kıbrıs'ı"}}, {"id": "1129", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı kime verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı ?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "1130", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Ne zaman Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı ?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "13 Haziran 1878 tarihinde"}}, {"id": "1131", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "13 Haziran 1878 tarihinde nerede şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı ?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "Berlin'de"}}, {"id": "1132", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, kimin başkanlığında görüşmeler başladı ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında"}}, {"id": "1133", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Berlin Antlaşması ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "13 Temmuz 1878'de"}}, {"id": "1134", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "13 Temmuz 1878'de ne imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Berlin Antlaşması"}}, {"id": "1135", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Berlin Antlaşması, hangi antlaşmaya göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi ?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "Ayastefanos Antlaşması'na"}}, {"id": "1136", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Berlin Antlaşması, Ayastefanos Antlaşması'na göre kimin için daha iyiydi ?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Osmanlı tarafı için"}}, {"id": "1137", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Nereleri bağımsız olacaktı ?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "Romanya ve Sırbistan"}}, {"id": "1138", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Doğuda ise nereleri Rus idaresine bırakılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 604, "text": "Batum, Kars, Ardahan"}}, {"id": "1139", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan kime bırakılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "Rus idaresine"}}, {"id": "1140", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Bununla beraber Kıbrıs da kime ödünç verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 680, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "1141", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Bununla beraber neresi de Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 670, "text": "Kıbrıs da"}}, {"id": "1142", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Neleri Osmanlı idaresinde kalıyordu ?", "answers": {"answer_start": 887, "text": "Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri"}}, {"id": "1143", "context": "Osmanlı padişahı II. Abdülhamit, ağır tazminat koşulunu kabul etmedi. Özellikle Birleşik Krallık da bu hükümleri uygun bulmadı. Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı Birleşik Krallık'a verdi ve barış görüşmelerinde İngiliz desteği sağlandı. 13 Haziran 1878 tarihinde, Berlin'de, şansölye Otto von Bismarck'ın başkanlığında görüşmeler başladı. 13 Temmuz 1878'de de Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Ayastefanos Antlaşması'na göre Osmanlı tarafı için daha iyiydi. Bosna-Hersek imtiyazlı bir devlet olarak kuruluyordu. Romanya ve Sırbistan bağımsız olacaktı. Bazı bölgeler Sırbistan'a bırakılacaktı. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Rus idaresine bırakılıyordu. Bununla beraber Kıbrıs da Birleşik Krallık'a ödünç verilmişti (Britanya sonra bu adayı iade etmedi). Yine de, önceki antlaşmaya göre Osmanlı tarafının kazancı vardı. Çok daha az vergi verilecek, Doğubayazıt ve Erzurum geri alınacak, Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri Osmanlı idaresinde kalıyordu.", "question": "Selanik - Manastır - Üsküp bölgeleri kimin idaresinde kalıyordu ?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "Osmanlı idaresinde"}}, {"id": "1144", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Ne Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "93 Harbi"}}, {"id": "1145", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "93 Harbi, kimler için çok etkili olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için"}}, {"id": "1146", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "İşgale giren topraklardan kaçan kimler, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi ?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Türk ve Müslüman halkları"}}, {"id": "1147", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Ne sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Plevne Savunması"}}, {"id": "1148", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Plevne Savunması sona erdiğinde kimler kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Bulgar halkı"}}, {"id": "1149", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Mülteci sayıları kaç farklı tahminlerle ifade edilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "130.000 ila 1.5 milyon arasında"}}, {"id": "1150", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Kim bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir ?", "answers": {"answer_start": 550, "text": "Mark Levene"}}, {"id": "1151", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda neyi belirtmiştir ?", "answers": {"answer_start": 710, "text": "1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini"}}, {"id": "1152", "context": "93 Harbi, Balkanlarda ve Kafkaslarda özellikle Müslüman - Türk kesimleri için çok etkili olmuştur. İşgale giren topraklardan kaçan Türk ve Müslüman halkları, daha güvenli olarak düşündükleri bölgelere göç etmişlerdi. Plevne Savunması sona erdiğinde Bulgar halkı kasabaya girmiş ve yaralı Türklerin hepsi katledilmiş, kemikleri de gübre fabrikalarına satılmıştır. Avrupalı devletler de, savaşın sonunda müzakereler için bu kırımları da sebep olarak göstermiştir. Mülteci sayıları 130.000 ila 1.5 milyon arasında farklı tahminlerle ifade edilmektedir. Mark Levene, bu kırımların Avrupalı devletlerce pek de dikkate alınmadığını belirtmiştir. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş, camilere, mekteplere, sivil evlere sığınmışlardır. Bu da Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.", "question": "Mülteciler, Osmanlı idaresindeki şehirlere gelmiş nerelere sığınmışlardır ?", "answers": {"answer_start": 900, "text": "camilere, mekteplere, sivil evlere"}}, {"id": "1153", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "93 Harbi sonucunda kaç özgür devlet kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "2 özgür devlet"}}, {"id": "1154", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "93 Harbi sonucunda kaç özerk devlet kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "2 özerk devlet"}}, {"id": "1155", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de kim idi ?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Yunanistan Krallığı"}}, {"id": "1156", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Ne sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti ?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "Plevne Savunması"}}, {"id": "1157", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen kim Teselya'ya girmişti ?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "Yunan ordusu"}}, {"id": "1158", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu nereye girmişti ?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "Teselya'ya"}}, {"id": "1159", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, ne idaresine geçmişti ?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "Rus idaresine"}}, {"id": "1160", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Ayastefanos Antlaşmasına göre kimlerin kazancı çok daha fazlaydı ?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "Rusya ve müttefiklerinin"}}, {"id": "1161", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kimlerin 100.000'den fazla kaybı vardı ?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "Rusya ve müttefiklerinin"}}, {"id": "1162", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Rusya ve müttefiklerinin, ne kadar kaybı vardı ?", "answers": {"answer_start": 778, "text": "100.000'den fazla"}}, {"id": "1163", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Neler Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü ?", "answers": {"answer_start": 919, "text": "Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası"}}, {"id": "1164", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, nerede kahramanca görülmüştü ?", "answers": {"answer_start": 956, "text": "Türk kamuoyunda"}}, {"id": "1165", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kimler de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti ?", "answers": {"answer_start": 995, "text": "Rusya ve müttefikleri de"}}, {"id": "1166", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Rusya ve müttefikleri de, neler için anıtlar dikmişti ?", "answers": {"answer_start": 1021, "text": "Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için"}}, {"id": "1167", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kim bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti ?", "answers": {"answer_start": 1091, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "1168", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını kaç yıl daha sürdürebilecekti ?", "answers": {"answer_start": 1150, "text": "35 yıl daha"}}, {"id": "1169", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kim savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü ?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "Sultan II. Abdülhamid"}}, {"id": "1170", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kimler yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı ?", "answers": {"answer_start": 1291, "text": "Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa"}}, {"id": "1171", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kimler ise 'Gazi' unvanını aldı ?", "answers": {"answer_start": 1370, "text": "Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1171", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise ne unvanını aldı ?", "answers": {"answer_start": 1412, "text": "'Gazi'"}}, {"id": "1172", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Kim padişahın yaveri oldu ?", "answers": {"answer_start": 1434, "text": "Ahmed Eyüp Paşa"}}, {"id": "1173", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda ne yaşandı ?", "answers": {"answer_start": 1549, "text": "Çırağan Baskını"}}, {"id": "1174", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti kaç yıl kadar sürebilmiş ?", "answers": {"answer_start": 1857, "text": "8 yıl"}}, {"id": "1175", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "Bulgaristan ne zaman egemen olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1881, "text": "1886'da"}}, {"id": "1176", "context": "93 Harbi, Balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. Savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, Osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede Rusların etkisi artmıştı. Bu savaş, Romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. Savaşta güç kazanan diğer bir devlet de Yunanistan Krallığı idi. Plevne Savunması sona erdikten sonra cesaretlenen Yunan ordusu, Teselya'ya girmişti. Kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, Rus idaresine geçmişti. Ayastefanos Antlaşmasına göre Rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat Osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen Berlin Müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. İki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. Rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. Osmanlı kayıpları da o kadardı. Hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. Bununla beraber Plevne Savunması ve Aziziye Tabyası, Türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. Rusya ve müttefikleri de, Plevne Savunması ile Şıpka Geçidi Muharebeleri için anıtlar dikmişti. Osmanlı Devleti, bu savaştan sonra Balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. Sultan II. Abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. Süleyman Hüsnü Paşa ve Abdülkerim Paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. Osman Nuri Paşa ile Ahmed Muhtar Paşa ise 'Gazi' unvanını aldı. Ahmed Eyüp Paşa da padişahın yaveri oldu. Ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda Çırağan Baskını yaşandı. Rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı. Savaşın sonunda, Vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan Pomakların başlattığı ayaklanma, Doğu Rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. Timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk Timraş Cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da Bulgaristan egemen olmuştur.", "question": "1886'da neresi egemen olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1889, "text": "Bulgaristan"}}, {"id": "1177", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Ayastefanos Antlaşması nedir ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır"}}, {"id": "1178", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Ayastefanos Antlaşması, ne sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı)"}}, {"id": "1179", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı kimin yenilgisiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun"}}, {"id": "1180", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Rus ordusu, nereye kadar geldi ?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a"}}, {"id": "1181", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Kim barış istedi ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1182", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Kim barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "Rus orduları başkomutanı Nikolay"}}, {"id": "1183", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "Ne zaman İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "3 Mart 1878'de"}}, {"id": "1184", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "3 Mart 1878'de Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma nerede imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "İstanbul'un Yeşilköy semtinde"}}, {"id": "1185", "context": "Ayastefanos Antlaşması, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmasıdır. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy'e (eski adı Ayastefanos), doğudan Erzurum'a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Rus orduları başkomutanı Nikolay, barış esaslarının mütarekeyle birlikte görüşülmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı.", "question": "3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde kim açısından ağır koşullar içeren bu antlaşma imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "1186", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Kimin Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "1187", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Rusya'nın nerede tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "1188", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi kimleri telaşlandırdı ?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Batılı devletleri"}}, {"id": "1189", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Kimler bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar ?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Osmanlılar"}}, {"id": "1190", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini kime bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar ?", "answers": {"answer_start": 373, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "1191", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla nerede yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar ?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Berlin'de"}}, {"id": "1191", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak nerenin idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar ?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Kıbrıs'ın idaresini"}}, {"id": "1192", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile kimin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti ?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "Osmanlı Devleti'nin"}}, {"id": "1193", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten hangi antlaşma ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti ?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "Berlin Antlaşması ile"}}, {"id": "1194", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin neredeki varlığı bir süre daha devam etti ?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "Balkanlar'daki"}}, {"id": "1195", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 623, "text": "Ayastefanos Antlaşması"}}, {"id": "1196", "context": "Ancak bu antlaşma ile Rusya'nın Balkanlar'da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık'ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ın Bosna-Hersek'i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs'ın idaresini Birleşik Krallık'a bırakmak koşuluyla Berlin'de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos'un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığı bir süre daha devam etti. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.", "question": "Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde hangi antlaşma gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır ?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "Sevr Antlaşması gibi"}}, {"id": "1197", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Berlin Antlaşması, kimler arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında"}}, {"id": "1198", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında ne zaman Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "13 Temmuz 1878 tarihinde"}}, {"id": "1199", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde nerede imzalanan barış antlaşmasıdır ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "Berlin'de"}}, {"id": "1200", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Berlin Antlaşması nedir ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır"}}, {"id": "1201", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde ne imzalanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Ayastefanos Antlaşması"}}, {"id": "1202", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "93 Harbi'nin ardından kimler arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Osmanlı ile Rusya arasında"}}, {"id": "1203", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında ne zaman Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 285, "text": "3 Mart 1878 tarihinde"}}, {"id": "1204", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Neyin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "93 Harbi'nin ardından"}}, {"id": "1205", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Bu antlaşmanın şartları kim açısından son derece ağır olmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "Osmanlı açısından"}}, {"id": "1206", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kimi Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu ?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Rusya'yı"}}, {"id": "1207", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Rusya'yı da nerede tek güç haline getiriyordu ?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "1208", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Aynı dönemde kim, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 556, "text": "Sultan II. Abdülhamid"}}, {"id": "1209", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, kimi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "İngiltere'yi"}}, {"id": "1210", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi kime karşı kışkırtmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 592, "text": "Rusya'ya"}}, {"id": "1211", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kim savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı ?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1212", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kim çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 762, "text": "II. Abdülhamid"}}, {"id": "1213", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "II. Abdülhamid de çareyi kimi Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Avrupa devletlerini"}}, {"id": "1214", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": " II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini kime karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 807, "text": "Rusya'ya karşı"}}, {"id": "1215", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere kimin Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 905, "text": "Rusya'nın"}}, {"id": "1216", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kışkırtmanın sonucu olarak, kim Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "İngiltere"}}, {"id": "1217", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere neye inanmıştı ?", "answers": {"answer_start": 905, "text": "Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına"}}, {"id": "1218", "context": "Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. 93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi. Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.", "question": "Kim antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu ?", "answers": {"answer_start": 1139, "text": "Rusya"}}, {"id": "1219", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Ne zaman Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "13 Haziran 1878'de"}}, {"id": "1220", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "13 Haziran 1878'de kimin başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın"}}, {"id": "1221", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında nerede, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Berlin'de"}}, {"id": "1222", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, kimlerin katılımıyla bir kongre toplandı ?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla"}}, {"id": "1223", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Kimi temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen"}}, {"id": "1224", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen kimler gönderilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey"}}, {"id": "1225", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Diğer devletleri de kimler temsil etmekteydi ?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "başbakanları ve dış işleri bakanları"}}, {"id": "1226", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Nereleri Osmanlı Devleti'ne bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt"}}, {"id": "1227", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt kime bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "Osmanlı Devleti'ne"}}, {"id": "1228", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Kim Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı ?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1229", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde kimin lehine ıslahat yapacaktı ?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Ermeniler lehine"}}, {"id": "1230", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Osmanlı İmparatorluğu, neredeki Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı ?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde"}}, {"id": "1230", "context": "13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi. Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)", "question": "Kimlerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar ?", "answers": {"answer_start": 610, "text": "Ermenilerin"}}, {"id": "1231", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Hangi antlaşma, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Berlin Antlaşması"}}, {"id": "1232", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, hangi antlaşmanın ardında Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Karlofça Antlaşması'nın ardından"}}, {"id": "1233", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından ne yolundaki ikinci büyük adımdır ?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolunda"}}, {"id": "1234", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından neredeki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır ?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Balkanlar'daki"}}, {"id": "1235", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, ancak hangi antlaşmanın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Ayastefanos Antlaşması'nın aksine"}}, {"id": "1236", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Ayastefanos Antlaşması'nın aksine kimin 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Osmanlı'nın"}}, {"id": "1237", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın kaç yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "35 yıl daha"}}, {"id": "1238", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha nerede kalmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Balkanlar'da"}}, {"id": "1239", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Antlaşmadan en çok faydalananlar kimler olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "yeni kurulan prenslikler ve İngiltere"}}, {"id": "1240", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Nerenin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı ?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin"}}, {"id": "1241", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi nerede geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı ?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "Berlin Antlaşması'nda"}}, {"id": "1242", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada kim yönetiminde kaldı ?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "Osmanlı yönetiminde"}}, {"id": "1243", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Hangi antlaşma, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi ?", "answers": {"answer_start": 775, "text": "Berlin Antlaşması"}}, {"id": "1244", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, kimin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi ?", "answers": {"answer_start": 794, "text": "Osmanlı Devleti'nin"}}, {"id": "1245", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı hangi antlaşmadaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi ?", "answers": {"answer_start": 858, "text": "Paris Antlaşması'ndaki"}}, {"id": "1246", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "1881'de Fransa nereyi işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1018, "text": "Tunus'u"}}, {"id": "1247", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "İngiltere Mısır ve Sudan'ı ne zaman işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1027, "text": "1882'de"}}, {"id": "1248", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Bulgaristan Doğu Rumeli'yi ne zaman işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1063, "text": "1885'te"}}, {"id": "1249", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Fransa Tunus'u ne zaman işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1003, "text": "1881'de"}}, {"id": "1250", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "1881'de kim Tunus'u işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1011, "text": "Fransa"}}, {"id": "1251", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "Kim 1882'de Mısır ve Sudan'ı işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1035, "text": "İngiltere"}}, {"id": "1252", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "İngiltere 1882'de nereleri işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1045, "text": "Mısır ve Sudan'ı"}}, {"id": "1250", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "1885'te kim Doğu Rumeli'yi işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1071, "text": "Bulgaristan"}}, {"id": "1251", "context": "Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardından Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır. Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır. Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur. Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı. Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.", "question": "1885'te Bulgaristan nereyi işgal etti ?", "answers": {"answer_start": 1083, "text": "Doğu Rumeli'yi"}}, {"id": "1252", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşının diğer adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Otuz Gün Savaşı"}}, {"id": "1253", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında ne zaman meydana gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "1897 yılında"}}, {"id": "1254", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yaklaşık bir ay süren savaş kimin kesin zaferiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1255", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında kimler arasında meydana gelen savaştır ?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında"}}, {"id": "1256", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Kime ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na"}}, {"id": "1257", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan neresi 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı"}}, {"id": "1258", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı neyin uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "1878 Berlin Antlaşması"}}, {"id": "1259", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca ne zaman Yunanistan'a verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "1881 yılında"}}, {"id": "1260", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında kime verilmişti ?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Yunanistan'a"}}, {"id": "1261", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Bu genişlemeden sonra kimin yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı ?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "Yunanistan’ın"}}, {"id": "1262", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi neresiydi ?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı"}}, {"id": "1263", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan kimler Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "Osmanlı Rumları"}}, {"id": "1264", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları kim tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 538, "text": "Yunanistan"}}, {"id": "1265", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından kime karşı devamlı kışkırtılıyordu ?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na karşı"}}, {"id": "1266", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Kimin Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 616, "text": "Yunanistan'ın"}}, {"id": "1267", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanistan'ın kimleri isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "Osmanlı idaresindeki Rumları"}}, {"id": "1268", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine kim 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 699, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1269", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da Yunanistan'a ne zaman savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 724, "text": "17 Nisan 1897'de"}}, {"id": "1270", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de kime savaş ilan etti ?", "answers": {"answer_start": 741, "text": "Yunanistan'a"}}, {"id": "1271", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Kimler özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar ?", "answers": {"answer_start": 771, "text": "Yunanlar"}}, {"id": "1272", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde kimi uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar ?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Osmanlı Ordusunu"}}, {"id": "1273", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken kimlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar ?", "answers": {"answer_start": 841, "text": "Balkanlar'daki diğer devletlerle"}}, {"id": "1274", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık kaç askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 1014, "text": "120.000 askere"}}, {"id": "1275", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, kimin kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 1039, "text": "Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in"}}, {"id": "1276", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "24. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise kaç kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 1124, "text": "75.000 kişilik"}}, {"id": "1277", "context": "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, (diğer adıyla Otuz Gün Savaşı) 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay süren savaş, Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Teselya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan'a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı Rumları Yunanistan tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na karşı devamlı kışkırtılıyordu. Yunanistan'ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu da 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı Ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.", "question": "Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden kimin komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık, Yunanistan Kralı I. Yorgi'nin veliahdı Konstantin’in kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu ?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "Müşir Edhem Paşa komutasındaki"}}, {"id": "1278", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Bu savaş, kimlerin irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in"}}, {"id": "1279", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak kimin yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Yunanistan’ın"}}, {"id": "1280", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş ?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1281", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu kimlerden savaşı engellemelerini beklemiş ?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Büyük Devletler’den"}}, {"id": "1282", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "1283", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, kimin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Yunan çetelerinin"}}, {"id": "1284", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine kime savaş ilân etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 481, "text": "Yunanistan’a"}}, {"id": "1285", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Ayrıca bu savaşa kimin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "Yunan Kralı I. Yorgi'nin"}}, {"id": "1286", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Milona geçidindeki ilk savaş ne zaman yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 706, "text": "18 Nisan 1897'de"}}, {"id": "1287", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "18 Nisan 1897'de neredeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 723, "text": "Milona geçidindeki"}}, {"id": "1288", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, kimin zaferi ile sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 753, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1289", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi ?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Sultan II. Abdülhamid"}}, {"id": "1290", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Sultan II. Abdülhamid kime yıldırım harbi emrini verdi ?", "answers": {"answer_start": 929, "text": "Edhem Paşa'ya"}}, {"id": "1291", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim 25 Nisan 1897'de Yenişehir'i ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 989, "text": "Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "1292", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi ?", "answers": {"answer_start": 1072, "text": "Yunan Ordusu"}}, {"id": "1293", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 989, "text": "Osmanlı Ordusu"}}, {"id": "1294", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı Ordusu, ne zaman Yenişehir'i ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 1005, "text": "25 Nisan 1897'de"}}, {"id": "1295", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de nereyi ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 1022, "text": "Yenişehir"}}, {"id": "1296", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı Ordusu ne zaman Tırhala'yı ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 1033, "text": "28 Nisan'da"}}, {"id": "1297", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlı Ordusu, 28 Nisan'da da nereyi ele geçirdi ?", "answers": {"answer_start": 1048, "text": "Tırhala'yı"}}, {"id": "1298", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu nereye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi ?", "answers": {"answer_start": 1085, "text": "güneydeki Dömeke'ye doğru"}}, {"id": "1299", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, kimin Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi ?", "answers": {"answer_start": 1123, "text": "Edhem Paşa komutasındaki"}}, {"id": "1300", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a ne zaman girdi ?", "answers": {"answer_start": 1192, "text": "8 Mayıs'ta"}}, {"id": "1301", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan nereye girdi ?", "answers": {"answer_start": 1256, "text": "Volos'a"}}, {"id": "1302", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Volos'tan sonraki muharebenin nerede olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu ?", "answers": {"answer_start": 1298, "text": "Dömeke’de"}}, {"id": "1303", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Savunma savaşı yapacak olan kimler, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi ?", "answers": {"answer_start": 1468, "text": "Yunanlar"}}, {"id": "1304", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Hangi tarihte çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 1518, "text": "17 Mayıs 1897 tarihinde"}}, {"id": "1305", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe kimin zaferiyle sonuçlandı ?", "answers": {"answer_start": 1571, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1306", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kim daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti ?", "answers": {"answer_start": 1612, "text": "Yunan Ordusu"}}, {"id": "1307", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu nereye doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti ?", "answers": {"answer_start": 1625, "text": "daha güneydeki Lamia'ya"}}, {"id": "1308", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, kimler onları sür'atle takip etti ?", "answers": {"answer_start": 1688, "text": "Osmanlı kuvvetleri"}}, {"id": "1309", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Kimler ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler ?", "answers": {"answer_start": 1816, "text": "Osmanlılar"}}, {"id": "1310", "context": "Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu barışın devamından yana olmasına rağmen, Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir. Ayrıca bu savaşa Yunan Kralı I. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlik de Yunanların yanında savaşa katılmıştır. 18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaş, Osmanlı Ordusu'nun zaferi ile sonuçlandı. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan II. Abdülhamid, Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine Osmanlı Ordusu, 25 Nisan 1897'de Yenişehir, 28 Nisan'da da Tırhala'yı ele geçirdi. Yunan Ordusu güneydeki Dömeke'ye doğru çekilirken, Edhem Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Yunanlar bu müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe, Osmanlı Ordusu'nun zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken, Osmanlı kuvvetleri onları sür'atle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.", "question": "Osmanlılar ise nereden baskı gelmeden mümkün olduğunca ilerlemek niyetindeydiler ?", "answers": {"answer_start": 1831, "text": "Avrupa'dan"}}, {"id": "1311", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Kimin Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı ?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1312", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Osmanlı Ordusu'nun nereye girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Yunanistan’ın başkenti Atina'ya"}}, {"id": "1313", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Kim II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Sadrazam Halil Rıfat Paşa"}}, {"id": "1314", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa kime görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "II. Abdülhamid'e"}}, {"id": "1315", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa, II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve nereye girilmesi için ricada bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Atina'ya"}}, {"id": "1316", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Sadrazam Halil Rıfat Paşa Atina'ya girilmesi için neden ricada bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti"}}, {"id": "1317", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Kimlerin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Avrupa Devletleri'nin"}}, {"id": "1319", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay kime bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti ?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "II. Abdülhamid'e"}}, {"id": "1320", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Padişahın iradesi uyarınca ne zaman Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti ?", "answers": {"answer_start": 484, "text": "19 Mayıs'ta"}}, {"id": "1321", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta kim fiilen savaşı kesti ?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "Osmanlı ordusu"}}, {"id": "1322", "context": "Artık Osmanlı Ordusu'nun Yunanistan’ın başkenti Atina'ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Bu konuda Sadrazam Halil Rıfat Paşa II. Abdülhamid'e görüşünü açıkça belirtmiş ve de Atina'ya girilmesi için ricada bulunmuştu. Çünkü Atina'nın alınması Yunanların bir nebze olsun bastırılması demekti. Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine, Rus Çarı II. Nikolay  II. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.", "question": "Mütareke ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "20 Mayıs 1897 tarihinde"}}, {"id": "1321", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Kim bu görüşmelere çok önem veriyordu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı"}}, {"id": "1322", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Kimlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Rusların ve İngilizlerin"}}, {"id": "1323", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Ne 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "Reval görüşmeleri"}}, {"id": "1324", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Reval görüşmeleri, Estonya’daki Tallinn şehrinde ne zaman yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde"}}, {"id": "1325", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde nerede yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Estonya’daki Tallinn şehrinde"}}, {"id": "1326", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), hangi padişahın döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "2. Abdülhamit’in döneminde"}}, {"id": "1327", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda hangi devletler arasında yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "İngiltere ve Rusya devletleri arasında"}}, {"id": "1328", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Toplantıya kimler katılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola"}}, {"id": "1330", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Rus Çarlığı neresi üzerinde bazı haklar talep ediyordu ?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Hindistan üzerinde"}}, {"id": "1331", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Kimler Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu ?", "answers": {"answer_start": 668, "text": "İngilizler’de"}}, {"id": "1332", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "İngilizler’de nerede bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu ?", "answers": {"answer_start": 682, "text": "Kırım civarında"}}, {"id": "1333", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Kim Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 875, "text": "İngiltere"}}, {"id": "1334", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "İngiltere, kime Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 886, "text": "Rus Çarlığı’na"}}, {"id": "1335", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "İngiltere, Rus Çarlığı’na neyi uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 901, "text": "Balkanlardaki Panslavizm politikasını"}}, {"id": "1336", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine kimin Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir ?", "answers": {"answer_start": 1105, "text": "Rusya’nın"}}, {"id": "1337", "context": "2. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı bu görüşmelere çok önem veriyordu. Rusların ve İngilizlerin bir araya gelmelerini istemeyen istihbarat teşkilatı buna engel olamadı. Reval görüşmeleri, 9 ve 10 Haziran 1908 tarihinde Estonya’daki Tallinn şehrinde yapılmıştır. Reval görüşmeleri (9 Haziran 1908), 2. Abdülhamit’in döneminde Osmanlı’nın geleceğini ve diğer bazı konularda İngiltere ve Rusya devletleri arasında yapılmıştır. Toplantıya Kral 7. Edward ve Çar 2. Nikola katılmıştır. Rus Çarlığı, Hindistan üzerinde bazı haklar talep ediyordu. Bu haklar da Büyük Britanya İmparatorluğu’nun deniz aşırı topraklarının en büyüğü olan Hindistan’ı kaybetmesine neden olabilirdi. İngilizler’de Kırım civarında bazı imtiyazlara sahip olmak istiyordu. 2 ülke bu çıkmazlardan kurtulmak ve istediklerini yapmak amacıyla Reval’de aslında 1. Dünya Savaşı’ndaki konumlarını belirlemiş oldular. İngiltere, Rus Çarlığı’na Balkanlardaki Panslavizm politikasını uygulaması için de alt yapı hazırlamıştır. Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın, Balkan Devletleri’ne desteği de devam edecektir.", "question": "Bu yüzden Balkanlardaki birçok halk sonraki yıllarda ayaklanacak ve Osmanlı’ya isyan bayrağını çekecektir. İsyanlarda yine Rusya’nın kime desteği de devam edecektir ?", "answers": {"answer_start": 1116, "text": "Balkan Devletleri’ne"}}, {"id": "1338", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Kimin büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Almanya’nın"}}, {"id": "1339", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Kimin bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "2. Abdülhamit’in"}}, {"id": "1340", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen kimler çeşitli propagandalar yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Jön Türkler"}}, {"id": "1341", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Neyin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır ?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Reval Görüşmeleri’nin"}}, {"id": "1342", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi kimlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır ?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Rusların ve İngilizlerin"}}, {"id": "1343", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi nedir ?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır"}}, {"id": "1344", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek kimin iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "2. Abdülhamit’in"}}, {"id": "1345", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri kimi sorumlu tutuyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 984, "text": "padişah 2. Abdülhamit’i"}}, {"id": "1346", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Nereyi elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı ?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "Makedonya’yı"}}, {"id": "1347", "context": "Almanya’nın büyümekte olan sanayisi ve teknolojik hamleleri de yine toplantı da gündeme gelmiş bunun önünü kesmek için de adımlar atılmıştır. 2. Abdülhamit’in bu görüşmeleri engellemediğini düşünen Jön Türkler çeşitli propagandalar yapmıştır. Oysaki Sultan, istihbarat teşkilatını bu konuda çok çalıştırmış kendisi de bizzat alakadar olmasına rağmen görüşmeler engellenememiştir. Reval Görüşmeleri’nin en büyük önemi Rusların ve İngilizlerin kendi çıkarları doğrultusunda hasta adam olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktır. Ayrıca siyasi yapıyı değiştirerek 2. Abdülhamit’in iktidarını zorlayacak hamleler de yine bu toplantıda dile getirilmiştir. Reval’de, Makedonya’da konuşulan konular arasında olduğu söylenmekteydi. Bu bölgede bazı yeniliklerin (ıslahatların) yapılmasının altı çiziliyordu ki böyle bir şey yapılacaksa yüksek ihtimalle bu bölgeler Osmanlı’dan kopartılacaktı algısı o dönemde yer alıyordu. Bundan oldukça rahatsız olan İttihat ve Terakki üyeleri padişah 2. Abdülhamit’i sorumlu tutuyorlardı. Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasıydı. Bu şekilde temsilci gönderebilecek olan Makedonlar, Osmanlı’dan ayrılamayabilirdi. İngiltere ise Makedonya konusunda Rusya kadar konuya değinmiyordu.", "question": "Makedonya’yı elde tutabilmenin tek çaresi de yine onlara göre neyin yeniden açılmasıydı ?", "answers": {"answer_start": 1092, "text": "Meclis-i Mebusan’ın"}}, {"id": "1348", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, ne zaman yeniden ilân edilmesiyle başladı ?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "23 Temmuz 1908'de"}}, {"id": "1349", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, hangi iki büyük savaş yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı"}}, {"id": "1350", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Ne zaman derhal seçimlere gidildi ?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra"}}, {"id": "1351", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Seçimlerin başlıca 2 partisi nelerdi ?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı"}}, {"id": "1352", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Seçimleri kimler kazandı ?", "answers": {"answer_start": 785, "text": "ittihatçılar"}}, {"id": "1353", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân ne zaman çalışmalarına başladı ?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "17 Aralık 1908'de"}}, {"id": "1354", "context": "İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda neye de büyük etkiler yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1009, "text": "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da"}}, {"id": "1355", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından ne zaman öldürüldü ?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "6 Nisan 1909 günü"}}, {"id": "1356", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci kimin bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı ?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Hasan Fehmi Bey'in"}}, {"id": "1357", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi nerede büyük bir protesto gösterisine yol açtı ?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "1358", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma ne zaman başladı ?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "13 Nisan 1909'da"}}, {"id": "1359", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma kimin tarafından 24 Nisan'da bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Selanik'ten gelen Hareket Ordusu"}}, {"id": "1360", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından ne zaman bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 668, "text": "24 Nisan'da"}}, {"id": "1361", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı ne vakası olarak anılıyor  ?", "answers": {"answer_start": 581, "text": "31 Mart Vakası olarak"}}, {"id": "1362", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, kimi bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "II. Abdülhamid'i"}}, {"id": "1363", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve kimin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 803, "text": "yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin"}}, {"id": "1364", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye ne zaman indirildi ?", "answers": {"answer_start": 892, "text": "8 Ağustos 1909'da"}}, {"id": "1365", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Meclis başkanını padişah değil kim seçiyordu ?", "answers": {"answer_start": 1194, "text": "meclis kendisi"}}, {"id": "1366", "context": "Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi. 8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.", "question": "Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından kim tahttan indirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1626, "text": "Abdülhamid"}}, {"id": "1367", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan kim, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı ?", "answers": {"answer_start": 446, "text": "Halâskâr Zâbitân"}}, {"id": "1368", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "1912 seçimleri kimin iktidarı altında gerçekleşti ?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin"}}, {"id": "1369", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân ne zaman bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı ?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "16 Temmuz'da"}}, {"id": "1370", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile kimi istifaya zorladı ?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini"}}, {"id": "1371", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Kimin başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 566, "text": "Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında"}}, {"id": "1372", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Bir süre sonra kimin istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 702, "text": "Ahmet Muhtar Paşa'nın"}}, {"id": "1373", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça ne kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti"}}, {"id": "1374", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Ne zaman başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü ?", "answers": {"answer_start": 794, "text": "8 Ekim 1912'de"}}, {"id": "1375", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "8 Ekim 1912'de başlayan ne kısa sürede bir felakete dönüştü ?", "answers": {"answer_start": 818, "text": "Balkan Savaşı"}}, {"id": "1376", "context": "Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu. 1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.", "question": "Birbiri ardından nereleri kaybedildi ?", "answers": {"answer_start": 883, "text": "Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya"}}, {"id": "1377", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken ne zaman bastı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "23 Ocak 1913'te"}}, {"id": "1378", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "23 Ocak 1913'te kim önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Enver Bey"}}, {"id": "1379", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "23 Ocak 1913'te kim Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi"}}, {"id": "1380", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan neyi bastı ?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken"}}, {"id": "1380", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Tarihte ne adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi ?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Bâb-ı Âli Baskını adıyla"}}, {"id": "1381", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede kim çıkan arbedede öldürüldü ?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "Harbiye Nazırı Nazım Paşa"}}, {"id": "1382", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, kim silah tehdidi altında istifa ettirildi ?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "başbakan Kâmil Paşa"}}, {"id": "1383", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi ne idi ?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması"}}, {"id": "1384", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Buna rağmen ne zaman imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "30 Mayıs'ta"}}, {"id": "1385", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan ne antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "Londra Antlaşması ile"}}, {"id": "1386", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile neresi Bulgaristan'a bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "Edirne"}}, {"id": "1387", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne kime bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "Bulgaristan'a"}}, {"id": "1388", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim nereyi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi ?", "answers": {"answer_start": 679, "text": "Edirne'yi"}}, {"id": "1389", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır ne olarak belirlendi ?", "answers": {"answer_start": 713, "text": "Meriç nehri"}}, {"id": "1390", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde ne zaman uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "11 Haziran'da"}}, {"id": "1391", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "11 Haziran'da kim makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "Sadrazam Mahmut Şevket Paşa"}}, {"id": "1392", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili kaç kişi idam edildi ?", "answers": {"answer_start": 987, "text": "15 kişi"}}, {"id": "1393", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın nereye sürgün edildi ?", "answers": {"answer_start": 1034, "text": "Sinop Kalesine"}}, {"id": "1394", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Kimin sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi ?", "answers": {"answer_start": 1064, "text": "Sait Halim Paşa'nın"}}, {"id": "1395", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke kimler tarafından yönetildi ?", "answers": {"answer_start": 1111, "text": "Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından"}}, {"id": "1396", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Kim Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1196, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "1397", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Osmanlı Devleti kimin yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1212, "text": "Almanya'nın"}}, {"id": "1398", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında nereye katıldı ?", "answers": {"answer_start": 1232, "text": "I. Dünya Savaşı'na"}}, {"id": "1398", "context": "23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi. Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi. 11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.", "question": "Kim bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 1260, "text": "İttihat ve Terakki yönetimi"}}, {"id": "1399", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı ne zaman feshedildi ?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "21 Aralık 1918'de"}}, {"id": "1400", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan kaçıncı Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "üçüncü"}}, {"id": "1401", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim ne kadar süreyle yapılamadı ?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "yaklaşık bir yıl süreyle"}}, {"id": "1402", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Kimin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti ?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Arap vilayetlerinin"}}, {"id": "1403", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Yeni meclise kimlerin girmesinden korkuldu ?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "İttihat ve Terakki yanlıların"}}, {"id": "1404", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden kimin yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı ?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "Damat Ferit Paşa kabinesi"}}, {"id": "1405", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine ne zaman kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı ?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "2 Ekim 1919'da"}}, {"id": "1406", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine kim aynı gün seçim kararı aldı ?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti"}}, {"id": "1407", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece kimler seçildi ?", "answers": {"answer_start": 1101, "text": "Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar"}}, {"id": "1408", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Kim iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı ?", "answers": {"answer_start": 1143, "text": "Mustafa Kemal Paşa"}}, {"id": "1409", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde nerede toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı ?", "answers": {"answer_start": 1194, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "1410", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise neden katılmadı ?", "answers": {"answer_start": 1223, "text": "güvenlik gerekçesiyle"}}, {"id": "1411", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Ne zaman toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı ?", "answers": {"answer_start": 1256, "text": "12 Ocak 1920'de"}}, {"id": "1411", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Meclis Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile ne zaman kabul etti ?", "answers": {"answer_start": 1327, "text": "16 Şubat'ta"}}, {"id": "1412", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Meclis 16 Şubat'ta neyi oybirliği ile kabul etti ?", "answers": {"answer_start": 1339, "text": "Misak-ı Milli beyannamesi'ni"}}, {"id": "1413", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Ne zaman müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı ?", "answers": {"answer_start": 1394, "text": "16 Mart'ta"}}, {"id": "1414", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "16 Mart'ta müttefik devletler nereyi geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı ?", "answers": {"answer_start": 1424, "text": "İstanbul'u"}}, {"id": "1415", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak kimleri tutukladı ?", "answers": {"answer_start": 1469, "text": "Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları"}}, {"id": "1416", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Mebusların birçoğu nereye geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar ?", "answers": {"answer_start": 1605, "text": "Ankara'ya"}}, {"id": "1417", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, nereye katıldılar ?", "answers": {"answer_start": 1624, "text": "23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne"}}, {"id": "1418", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "Padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen ne zaman feshetti ?", "answers": {"answer_start": 1681, "text": "11 Nisan'da"}}, {"id": "1419", "context": "I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi. Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar. 11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükûmeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.", "question": "11 Nisan'da kim meclisi resmen feshetti ?", "answers": {"answer_start": 1693, "text": "padişah Mehmet Vahdettin"}}, {"id": "1420", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü kimin başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbedir ?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Enver Bey ve Talat Bey'in"}}, {"id": "1421", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını sırasında kim öldürülmüş ?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Harbiye Nazırı Nâzım Paşa"}}, {"id": "1421", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını sırasında kime zorla istifası imzalattırılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Sadrazam Kâmil Paşa'ya"}}, {"id": "1422", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Darbe sonrasında iktidar kimin eline geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "İttihat ve Terakki'nin"}}, {"id": "1423", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası ne zaman kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "1911 yılının son aylarında"}}, {"id": "1424", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "1911 yılının son aylarında ne kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası"}}, {"id": "1425", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Kim bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 537, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1426", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Kim dağa çıkmış ?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân"}}, {"id": "1427", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle neyin düşmesine sebep olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 775, "text": "Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin"}}, {"id": "1428", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Ardından kimin sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 840, "text": "Ahmed Muhtar Paşa'nın"}}, {"id": "1429", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra kimin baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "Halâskâr Zâbitân'ı"}}, {"id": "1430", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu kim istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 961, "text": "Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1431", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını nedir ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe"}}, {"id": "1432", "context": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbe. Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir. 1911 yılının son aylarında İttihat ve Terakki muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, İstanbul'da yapılan ara seçimleri ise kazanmıştır. İttihat ve Terakki bunun üzerine bir sonraki seçimleri hileyle daha erken bir tarihe aldırmış ve yine hileli bir şekilde seçimleri kazanmıştır. Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân dağa çıkmış ve eylemleriyle Mehmed Said Paşa Hükûmeti'nin düşmesine sebep olmuştur. Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında yeni bir hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve bu hükûmet de dağılmıştır.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda ne zaman Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla yapılan askerî darbedir ?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "23 Ocak 1913 günü"}}, {"id": "1433", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen kimdir ? ", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Kâmil Paşa"}}, {"id": "1434", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın nereyi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "eski başkent Edirne'yi"}}, {"id": "1435", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, kimin eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Kâmil Paşa'nın"}}, {"id": "1436", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Baskına kimler aktif olarak katılmış ?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey"}}, {"id": "1437", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Çok sayıda İttihatçı da nereye yerleştirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 584, "text": "Bâb-ı Âli'nin çevresine"}}, {"id": "1438", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Kim baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Kâmil Paşa ve kabinesi"}}, {"id": "1439", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde kim ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 946, "text": "Balkan devletleri"}}, {"id": "1440", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Kimler Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş ?", "answers": {"answer_start": 1032, "text": "Bulgarlar"}}, {"id": "1441", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Bulgarlar, kimin Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş ?", "answers": {"answer_start": 1043, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1442", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun nereyi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş ?", "answers": {"answer_start": 1062, "text": "Edirne'yi"}}, {"id": "1443", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "Kim bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1122, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1444", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek kimin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1161, "text": "Kâmil Paşa Hükûmeti'nin"}}, {"id": "1445", "context": "29 Ekim 1912'de V. Mehmed tarafından hükûmet kurma görevi verilen Kâmil Paşa, Balkan Savaşları'nda yaşanan başarısızlıklar sonucu Bulgaristan ile masaya oturmuş ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmıştır. Bulgarların Edirne'nin teslim edilmesinin istemesini bir fırsat olarak kullanan İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'nın eski başkent Edirne'yi vereceği propagandasıyla halkı kışkırtmış ve Bâb-ı Âli Baskını'nı düzenlemiştir. Baskına Enver Bey, Talat Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir. Baskının Birinci Balkan Savaşı'nın yaşandığı dönemde Osmanlı Hükûmeti'nin başında bulunan Kâmil Paşa'nın savaştaki başarısızlık ve uluslararası baskılar sonucunda tarihî başkent Edirne'yi Bulgarlara bırakacağı endişesiyle yapıldığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kâmil Paşa ve kabinesi baskının yapıldığı günlerde Balkan devletleri ile ateşkes yapmış ve sorunu siyasî yollarla çözmeye çalışmaktaydı. Bulgarlar, Osmanlı Ordusu'nun Edirne'yi boşaltmasını ve kentin teslim edilmesini istemiş, İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin Edirne'yi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki bunu fırsat bilerek Kâmil Paşa Hükûmeti'nin nereyi teslim edeceği propagandası ile halkı galeyana getirmiş ve darbe yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1185, "text": "Edirne'yi"}}, {"id": "1446", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası ne zaman kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "21 Kasım 1911 tarihinde"}}, {"id": "1447", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "21 Kasım 1911 tarihinde kimin tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından"}}, {"id": "1448", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından ne kurulmuş ?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası"}}, {"id": "1449", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, neyin ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır ?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın"}}, {"id": "1450", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla kimin Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış ?", "answers": {"answer_start": 602, "text": "V. Mehmed'in"}}, {"id": "1451", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in neyi feshetmesini sağlamış ?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "Meclis-i Mebusan'ı"}}, {"id": "1451", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen kim hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış ?", "answers": {"answer_start": 566, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1452", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "'Sopalı seçimler' adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca kaç kişi meclise girmişti ?", "answers": {"answer_start": 878, "text": "altı kişi"}}, {"id": "1452", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay ne adlı silahlı bir örgüt kurmuş ?", "answers": {"answer_start": 1160, "text": "Halâskâr Zâbitân"}}, {"id": "1453", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve nerede dağa çıkmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1210, "text": "Rumeli'de"}}, {"id": "1454", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Kim İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış ?", "answers": {"answer_start": 1236, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup"}}, {"id": "1455", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup nerede bir dizi karışıklık çıkarmış ?", "answers": {"answer_start": 1281, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "1456", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif kimin desteğini almıştır ?", "answers": {"answer_start": 1389, "text": "Prens Sabahattin'in"}}, {"id": "1457", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren kim Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1499, "text": "Halâskâr Zâbitân"}}, {"id": "1458", "context": "21 Kasım 1911 tarihinde İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş, kısa sürede yetmiş mebusu bünyesine almış ve kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul'da yapılan ara seçimi tek oy farkla kazanmıştır. İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görmüş ve bir takım tedbirler almıştır. Yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek isteyen İttihat ve Terakki, hileli yollarla V. Mehmed'in Meclis-i Mebusan'ı feshetmesini sağlamış, Nisan 1912'de yapılan erken seçimleri de açık ara farkla kazanmıştır.Sopalı seçimler adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi gibi olayların da yaşandığı seçimlerde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girmişti. Seçimi kaybeden Hürriyet ve İtilaf Fırkası, seçim öncesi ve sırasında yapılan hileleri bahane göstererek kanun dışı yollar aramaya başlamıştır. Bu sırada ordu içindeki haksızlıklardan ve askerlerin siyasete karışmasından rahatsızlık duyan bir grup subay Halâskâr Zâbitân adlı silahlı bir örgüt kurmuş ve Rumeli'de dağa çıkmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan grup İstanbul'da bir dizi karışıklık çıkarmış, İttihat ve Terakki muhalifi olması nedeniyle de bir başka muhalif Prens Sabahattin'in desteğini almıştır.Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın istifa etmesine neden olmuştur.", "question": "Gazetelerde sert bildiriler yayınlayan ve Askerî Şura'ya muhtıra veren Halâskâr Zâbitân, kimin istifa etmesine neden olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1517, "text": "Sadrazam Mehmed Said Paşa'nın"}}, {"id": "1459", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet ne zaman kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "21 Temmuz 1912'de"}}, {"id": "1460", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "21 Temmuz 1912'de kimin sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Ahmed Muhtar Paşa'nın"}}, {"id": "1461", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin neyi dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir ?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Meclis-i Mebusan'ı"}}, {"id": "1461", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Ne zaman Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir ?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Temmuz 1912'de"}}, {"id": "1462", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Temmuz 1912'de kim Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir ?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Halâskâr Zâbitân"}}, {"id": "1463", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân kime bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir ?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e"}}, {"id": "1464", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin kaç saat içerisinde dağılmasını istemiştir ?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "48 saat"}}, {"id": "1465", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Kim Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1466", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile ne zaman padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 628, "text": "5 Ağustos 1912'de"}}, {"id": "1467", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle neyin dağıtılmasını sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 667, "text": "Meclis-i Mebusan'ın"}}, {"id": "1468", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, neyin başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 773, "text": "I. Balkan Savaşı'nın"}}, {"id": "1469", "context": "21 Temmuz 1912'de Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında partiler üstü bir hükûmet kurulmuştur. İçerisinde üç eski sadrazam bulunduğundan dolayı 'Büyük Kabine' adı verilen kabine içerisinde hiç İttihat ve Terakki üyesi olmaması sebebiyle yeni hükûmetin Meclis-i Mebusan'ı dağıtacağı dedikoduları baş göstermiştir. Temmuz 1912'de Halâskâr Zâbitân, Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'e bir tehdit mektubu göndererek meclisin 48 saat içerisinde dağılmasını istemiştir. İttihat ve Terakki çoğunluklu Meclis-i Mebusan bu tehdidi kınamıştır. Fakat Sadrazam Ahmed Muhtar Paşa, Meclis-i Âyan'dan geçirdiği yasanın sağladığı kolaylık ile 5 Ağustos 1912'de padişahın iradesiyle Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasını sağlamıştır. Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiştir.", "question": "Meclisin dağıtılmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan edilmiş, I. Balkan Savaşı'nın başlaması ve alınan kötü sonuçlar nedeniyle kim istifa etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "Ahmed Muhtar Paşa"}}, {"id": "1470", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Neyin patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Birinci Balkan Savaşı'nın"}}, {"id": "1471", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde kim ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Britanya"}}, {"id": "1472", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan kime 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Kâmil Paşa'ya"}}, {"id": "1473", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya ne zaman hükûmet kurma görevi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "29 Ekim 1912'de"}}, {"id": "1474", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de ne görevi verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "hükûmet kurma görevi"}}, {"id": "1475", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Kimin Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Osmanlı Ordusu'nun"}}, {"id": "1476", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Osmanlı Ordusu'nun kim karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Balkan devletleri"}}, {"id": "1477", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan nerenin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Edirne'nin"}}, {"id": "1478", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin nereden Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 345, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "1479", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan nereye taşınması da konuşulur olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "Anadolu'ya"}}, {"id": "1480", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Keza kim İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı ?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "Bulgar Ordusu"}}, {"id": "1481", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Keza Bulgar Ordusu neredeydi ?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı"}}, {"id": "1482", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Savaş bu aşamada iken hükûmet kimle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur ?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "Balkan devletleriyle"}}, {"id": "1483", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak nerede masaya oturmuştur ?", "answers": {"answer_start": 530, "text": "Londra'da"}}, {"id": "1484", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın kaçıncı maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır ?", "answers": {"answer_start": 616, "text": "23. maddesini"}}, {"id": "1485", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek nereye karışmaya başlamışlardır ?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine"}}, {"id": "1486", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Kimler Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler ?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya"}}, {"id": "1487", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya kime bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler ?", "answers": {"answer_start": 771, "text": "Bâb-ı Âli'ye"}}, {"id": "1488", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek nerenin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler ?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Edirne'nin"}}, {"id": "1489", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin kime bırakılmasını istediler ?", "answers": {"answer_start": 812, "text": "Bulgaristan Krallığı'na"}}, {"id": "1490", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek nerenin kendilerine bırakılmasını istediler ?", "answers": {"answer_start": 839, "text": "Ege adalarının"}}, {"id": "1491", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle kim Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı ?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "Kamil Paşa Hükûmeti"}}, {"id": "1492", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti nerede önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı ?", "answers": {"answer_start": 983, "text": "Londra Konferansı'nda"}}, {"id": "1493", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte nereyi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı ?", "answers": {"answer_start": 1061, "text": "Edirne'yi"}}, {"id": "1494", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Ne zamandan itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş ?", "answers": {"answer_start": 1149, "text": "Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından"}}, {"id": "1495", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren kimler tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş ?", "answers": {"answer_start": 1210, "text": "birçok İttihat ve Terakki üyesi"}}, {"id": "1496", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp nereyi sürülmüş ?", "answers": {"answer_start": 1253, "text": "Anadolu'ya"}}, {"id": "1497", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Kimler kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1274, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası"}}, {"id": "1498", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Bu durumdan kurtulmak isteyen kim hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir ?", "answers": {"answer_start": 1412, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası"}}, {"id": "1499", "context": "Birinci Balkan Savaşı'nın patlak verdiği dönemde Britanya ile iyi ilişkileri olan Kâmil Paşa'ya 29 Ekim 1912'de hükûmet kurma görevi verilmiştir. Osmanlı Ordusu'nun Balkan devletleri karşısında yenilgiler almasıyla hükûmet bir çıkmaza girmiş, üç aydır işgal altında bulunan Edirne'nin daha fazla direnemeyeceğinin anlaşıldığı günlerde başkentin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması da konuşulur olmuştur. Keza Bulgar Ordusu İstanbul'a çok yakınlarda, Çatalca'daydı. Savaş bu aşamada iken hükûmet Balkan devletleriyle ateşkes yaparak Londra'da masaya oturmuştur. Büyük devletler, 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne sürerek bir Rumeli Eyaleti'ne bağlı bir birim olan Bulgaristan'ın içişlerine karışmaya başlamışlardır. Britanya, Fransa, İtalya ve Rusya Bâb-ı Âli'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan Krallığı'na ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Balkan Savaşları'nın ilk evresinde ordunun yaşadığı bozgunlar nedeniyle Kamil Paşa Hükûmeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşmakla birlikte Edirne'yi Bulgarlar yerine uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakma taraftarıydı. Yunanistan'ın Selanik'i ele geçirdiği kasım ayından itibaren birçok İttihat ve Terakki üyesi tutuklanıp Anadolu'ya sürülmüş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendi içerisindeki iktidar kavgaları nedeniyle dağılmanın eşiğine gelmiştir. Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, hükûmetten üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir.", "question": "Bu durumdan kurtulmak isteyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası kimden üyelerine önemli görevler talep etmiş fakat bu talepleri hiçbir zaman kabul edilmemiştir ?", "answers": {"answer_start": 1440, "text": "hükûmetten"}}, {"id": "1500", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Kim kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1501", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Kim kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası"}}, {"id": "1502", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası kendilerini yok saymalarından dolayı kime karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Kâmil Paşa Hükûmeti'ne"}}, {"id": "1503", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, kime karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Kâmil Paşa Hükûmeti'ne"}}, {"id": "1504", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Ayrıca kimler arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa"}}, {"id": "1505", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında ne zamandan kalma bir husumet de bulunmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 247, "text": "24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma"}}, {"id": "1506", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de neyin ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "İkinci Meşrutiyet'in ilânı"}}, {"id": "1507", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Bu süreçte kim, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Kâmil Paşa"}}, {"id": "1508", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Bu süreçte Kâmil Paşa, kimi devlet işlerinden uzak tutmak için bir takım girişimlerde bulunmuştu ?", "answers": {"answer_start": 373, "text": "İttihat ve Terakki üyelerini"}}, {"id": "1509", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Kim, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi ?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1510", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Bu nedenle İttihat ve Terakki, kimden haz etmemekteydi ?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "Kâmil Paşa'dan"}}, {"id": "1511", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Kimin darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir ?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın"}}, {"id": "1512", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, kimin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "İttihat ve Terakki'nin"}}, {"id": "1513", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin kime yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu ?", "answers": {"answer_start": 882, "text": "Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya"}}, {"id": "1514", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Kim baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır ?", "answers": {"answer_start": 967, "text": "Talat Bey"}}, {"id": "1515", "context": "İttihat ve Terakki kendilerine uygulanan baskıcı tutumdan dolayı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise kendilerini yok saymalarından dolayı Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı darbe hazırlıklarına başlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki ile Kâmil Paşa arasında 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki süreçten kalma bir husumet de bulunmaktaydı. Bu süreçte Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki üyelerini devlet işlerinden uzak tutmak, içerisinde çokça İttihat ve Terakki üyesi bulunan ordunun da siyasete karışmasını engellemek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. Bu nedenle İttihat ve Terakki, Kâmil Paşa'dan haz etmemekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın darbe hazırlıklarına hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki'nin darbe kararını 14 Ocak 1913 tarihinden önce aldığı bilinmektedir. Her iki siyasî hareket de darbe sonrasında Kâmil Paşa döneminin Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'ya yeni oluşturulacak hükûmette görev vermeyi planlıyordu. Talat Bey, baskından daha sonraları Nâzım Paşa'ya sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır.", "question": "Talat Bey, baskından daha sonraları kime sadrazamlık teklif ettiklerini açıklamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1003, "text": "Nâzım Paşa'ya"}}, {"id": "1516", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu ne zaman bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da "}}, {"id": "1517", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da kim Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Sapancalı Hakkı"}}, {"id": "1518", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, kime gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek"}}, {"id": "1519", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden kime gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi ?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Binbaşı Enver Bey'e"}}, {"id": "1520", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek nereden Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Nuruosmaniye'den"}}, {"id": "1521", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Kim bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Enver Bey"}}, {"id": "1522", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den nereye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "Bâb-ı Âli'ye"}}, {"id": "1523", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında kim ile yol almaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile"}}, {"id": "1524", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Kim Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "Enver Bey"}}, {"id": "1525", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey, nereye geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 467, "text": "Nafıa Nezareti binasının önüne"}}, {"id": "1526", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde kimin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından"}}, {"id": "1527", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından nerenin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "Edirne'nin"}}, {"id": "1528", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin kimlere terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "Bulgarlara"}}, {"id": "1529", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk kime karşı kışkırtılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı"}}, {"id": "1530", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Kimlerin konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu ?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in"}}, {"id": "1531", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, neresi kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu ?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "Bâb-ı Âli'nin önü"}}, {"id": "1532", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Ayrıca nerelere altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti ?", "answers": {"answer_start": 812, "text": "Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara"}}, {"id": "1533", "context": "23 Ocak 1913 günü saat 14:30'da Sapancalı Hakkı, Menzil Müfettişliği'nde bekleyen İttihat ve Terakki'nin üst yöneticilerinden Binbaşı Enver Bey'e gelerek baskın için her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Enver Bey bu haberi aldıktan sonra kendisi için bekleyen beyaz ata binerek Nuruosmaniye'den Bâb-ı Âli'ye doğru yanlarında İzmitli Mümtaz ve Filibeli Hilmi ile yol almaya başladı. Bu arada Talat Bey de bir grup İttihatçıyla beraber Bâb-ı Âli'ye gidiyordu. Enver Bey, Nafıa Nezareti binasının önüne geldiğinde Ömer Naci ve Ömer Seyfettin tarafından Edirne'nin Bulgarlara terkedileceği bahanesiyle halk Kâmil Paşa Hükûmeti'ne karşı kışkırtılmaya başlanmıştır. Ömer Naci ve Ömer Seyfettin'in konuşmaları etkisini göstermiş, Bâb-ı Âli'nin önü kısa sürede hükûmet aleyhine sloganlar atan kalabalıkla dolmuştu. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti.", "question": "Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara kaç İttihatçı yerleştirilmişti ?", "answers": {"answer_start": 858, "text": "altmış kadar İttihatçı"}}, {"id": "1534", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Enver Bey yanındaki kimler ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber"}}, {"id": "1535", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber nereye girmiş ?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Bâb-ı Âli'ye"}}, {"id": "1536", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan kim darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır ?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey"}}, {"id": "1537", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kim yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Yaralanan Nâfiz Bey"}}, {"id": "1538", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren kimi tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "Mustafa Necip'i"}}, {"id": "1539", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kimin anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış ?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "Celâl Bayar'ın anılarına göre"}}, {"id": "1540", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan kim Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış ?", "answers": {"answer_start": 538, "text": "Nâzım Paşa"}}, {"id": "1541", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kim paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü ?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "Yakub Cemil"}}, {"id": "1542", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve kimi öldürmüştü ?", "answers": {"answer_start": 844, "text": "Nâzım Paşa'yı"}}, {"id": "1543", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kime göre Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere 'Pezevenkler! Siz beni aldattınız. Bana verdiğiniz söz böyle miydi?' diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 981, "text": "Ali Fuat Türkgeldi'ye"}}, {"id": "1544", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kim yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü ?", "answers": {"answer_start": 1384, "text": "Enver Bey"}}, {"id": "1545", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Kimler Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış ?", "answers": {"answer_start": 1292, "text": "Enver Bey ve Talay Bey"}}, {"id": "1546", "context": "Enver Bey yanındaki Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Mithat Şükrü Bey, Talat Bey, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile beraber Bâb-ı Âli'ye girmiş, gürültüleri duyan Sadaret Yaveri Ohrili Nâfiz Bey darbecilere ateş açmış fakat hiçbirinde isabet bulamamıştır. Yaralanan Nâfiz Bey yaver odasına sığınmış, kendisinin ardından odaya giren Mustafa Necip'i ise tek kurşunla öldürmüş fakat kendisi de Mustafa Necip'in silahından çıkan kurşunlarla ölmüştür. Celâl Bayar'ın anılarına göre duyduğu silah sesleri üzerine odasından çıkan Nâzım Paşa, Enver Bey ve yanındakileri 'Ne oluyor! Aklınızca Sadaret'i mi basmaya geldiniz? Haddinizi biliniz...' sözleriyle uyarmış, Enver Bey ise Nâzım Paşa'yı askerî usulde selamlayarak niyetini anlatmaya başlamıştı. Bu sırada Yakub Cemil, paşanın arkasından yaklaşarak sağ şakağına doğru ateş etmiş ve Nâzım Paşa'yı öldürmüştü. Enver Bey, Yakub Cemil'e hiddetle çıkışmış fakat 'Bu adamlara başka türlü laf anlatılmaz...' cevabını almıştı. Ali Fuat Türkgeldi'ye göre ise Nâzım Paşa odasından çıktığında Enver Bey ve beraberindekilere Pezevenkler!Siz beni aldattınız.Bana verdiğiniz söz böyle miydi ? diye çıkışmış ve bu sırada vurulmuştur. Daha sonraları Talat Bey de Nâzım Paşa'yı kastederek 'Biz ona sadaret teklif ettik.' demiştir. Olayın ardından Enver Bey ve Talay Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış; Enver Bey yola çıkarak istifa mektubunu saraya bizzat götürmüştü.", "question": "Enver Bey ve Talay Bey kimin odasına girerek silah zoru ile istifasını yazdırmış ?", "answers": {"answer_start": 1316, "text": "Kâmil Paşa'nın"}}, {"id": "1547", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Kim beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet"}}, {"id": "1548", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine kime karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı"}}, {"id": "1549", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Bu ılımlı süreç ne zamana dek sürmüş ?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek"}}, {"id": "1550", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise kim muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1551", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan kimler sınır dışı edildiler ?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif"}}, {"id": "1552", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle kimin aleyhine de soruşturma açılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 746, "text": "Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine"}}, {"id": "1553", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Kim savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1554", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat ne zaman imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1048, "text": "30 Mayıs 1913 günü"}}, {"id": "1555", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan ne antlaşmasıyla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1077, "text": "Londra Antlaşması'yla"}}, {"id": "1556", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla nereyi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1099, "text": "Edirne'yi"}}, {"id": "1557", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi kime bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1109, "text": "Bulgaristan'a"}}, {"id": "1558", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla neyi kabul etmek zorunda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1099, "text": "Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda"}}, {"id": "1559", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Kim I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1189, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1560", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki, ne zamana kadar iktidarda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1209, "text": "I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün"}}, {"id": "1561", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın kim adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1229, "text": "Osmanlı İmparatorluğu adına"}}, {"id": "1562", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Ne 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış ?", "answers": {"answer_start": 1322, "text": "İttihat ve Terakki hareketi"}}, {"id": "1563", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki hareketi ne zaman dağılmış ?", "answers": {"answer_start": 1350, "text": "1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası"}}, {"id": "1564", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "İttihat ve Terakki hareketi, ne adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 1427, "text": "Teceddüt Fırkası adı altında"}}, {"id": "1565", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan kimler Avrupa'ya kaçmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1526, "text": "Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey"}}, {"id": "1566", "context": "Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığındaki yeni hükûmet beklenenin aksine İttihat ve Terakki muhaliflerine karşı ılımlı bir tutum sergilemiştir. Bu ılımlı süreç 11 Haziran 1913 günü Mahmud Şevket Paşa'nın suikasta uğramasına dek sürmüş, bu tarihten sonra ise İttihat ve Terakki muhaliflere karşı sert bir tutum sergilemeye başlamıştır. Enver Bey, Cemal Bey ve Talat Bey'in oluşturduğu triumvirlik benzeri bir yapıyla yönetilmeye başlanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan eski Sadrazam Kâmil Paşa ve kabinesindeki Maliye Nazırı Abdurrahman Bey, Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey ile birlikte Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ve aralarında Ali Kemal'in de bulunduğu bir kısım muhalif sınır dışı edildiler. Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Ahmed Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa kabineleri aleyhine de soruşturma açılmıştır. Darbe, cephede ise bir değişikliğe neden olmamıştır. Kâmil Paşa döneminde olduğu Edirne'yi Bulgaristan'a bırakma ya da savaşa devam etme seçeneklerinden birini seçmek zorunda olan İttihat ve Terakki savaşa devam etmiş fakat 30 Mayıs 1913 günü imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne'yi Bulgaristan'a bırakmak ve ağır barış koşullarını kabul etmek zorunda kalmıştır. İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu adına yenilgiyle sonuçlanmasına dek 5 yıl 268 gün iktidarda kalmıştır. İttihat ve Terakki hareketi 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde gerçekleşen son kongresi sonrası dağılmış, Teceddüt Fırkası adı altında siyasî varlığını sürdürmüştür. Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise Avrupa'ya kaçmıştır.", "question": "Cemiyetin en önemli üç yöneticisi olan Talat Bey, Enver Bey ve Cemal Bey ise nereye kaçmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1564, "text": "Avrupa'ya"}}, {"id": "1567", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "İktidarı ele geçiren kim, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş ?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İttihat ve Terakki"}}, {"id": "1568", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, kimin ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş ?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra"}}, {"id": "1569", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, ne olarak kabul edilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak"}}, {"id": "1570", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan ne, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "Bâb-ı Âli Baskını"}}, {"id": "1571", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Bâb-ı Âli Baskını ne gibi isimlerle aılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle"}}, {"id": "1572", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Ayrıca 'İttihat ve Terakki zihniyeti' Türk siyasî lügatında neyi temsil etmektedir ?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını"}}, {"id": "1573", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak neyi kabul etmektedir ?", "answers": {"answer_start": 864, "text": "60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi"}}, {"id": "1574", "context": "İktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki, Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünden sonra agresif bir tutum sergilemiş, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra gözlemlenen çeşitli ve demokratik siyasî atmosferin yok olmasına sebep olmuştur. Modern Türk siyasî tarihinin ilk kanlı darbesi, darbelerin miladı gibi isimlerle anılan Bâb-ı Âli Baskını, Türkiye Cumhuriyeti'nde de süren bir darbe geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türk siyasî hayatına hükûmet darbesi tabirini sokan baskın kimi yazarlar ve akademisyenlerce 2010 yılında ortaya çıkarılan Balyoz isimli darbe plânıyla içerik olarak ilişkilendirilmektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki zihniyeti Türk siyasî lügatında baskıcı, vesayetçi ve antidemokratik bir yaklaşım tarzını temsil etmektedir. Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek, sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir.", "question": "Kim sivil iktidarın bu zihniyete karşı duruşunun dönüm noktası olarak ise 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin 2007 e-muhtırasını reddetmesi olarak kabul etmektedir ?", "answers": {"answer_start": 753, "text": "Akademisyen ve köşe yazarı Berat Özipek"}}, {"id": "1575", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Ne II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi)"}}, {"id": "1576", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra kime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır ?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "İstanbul'da yönetime"}}, {"id": "1577", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), ne zaman İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır ?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "II. Meşrutiyet'in ilanından sonra"}}, {"id": "1578", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Neye göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Rumî Takvim'e göre"}}, {"id": "1579", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Rumî Takvim'e göre ne zaman başladığı için bu adla anılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909)"}}, {"id": "1580", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "On üç gün süren ayaklanma, ne olarak kabul edilir ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak"}}, {"id": "1581", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "On üç gün süren ayaklanma, hangi dönemin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir ?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "II. Meşrutiyet döneminin"}}, {"id": "1582", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan nasıl bir hal almıştır ?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "dinî bir hal"}}, {"id": "1583", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "İsyanın ilk günü kim istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 604, "text": "hükûmet"}}, {"id": "1584", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler kaç gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "yedi gün süre ile"}}, {"id": "1585", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile nereye hakim olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1586", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan neyin İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 788, "text": "Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun"}}, {"id": "1587", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Kaç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı ?", "answers": {"answer_start": 976, "text": "Üç gün"}}, {"id": "1588", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; kim tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı ?", "answers": {"answer_start": 1037, "text": "padişah II. Abdülhamit"}}, {"id": "1589", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine kim tahta çıktı ?", "answers": {"answer_start": 1085, "text": "V. Mehmed Reşad"}}, {"id": "1590", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak kaç kişi idam edildi ?", "answers": {"answer_start": 1163, "text": "70 kişi"}}, {"id": "1591", "context": "31 Mart Vakası (İsyanı, Ayaklanması, Olayı yahut Hadisesi), II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur. Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusu”’'nun İstanbul'a gelmesi ile bastırıldı. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edildi; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıktı. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.", "question": "İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak kaç kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı ?", "answers": {"answer_start": 1184, "text": "420 kişi"}}, {"id": "1591", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "Olay kimi arşiv belgelerinde ne tabirleri ile ifade edilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "“hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile"}}, {"id": "1592", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "Nerede ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "31 Mart Vakası'nda"}}, {"id": "1593", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına nerede Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "1594", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da ne inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt"}}, {"id": "1595", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "Ne ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış ?", "answers": {"answer_start": 539, "text": "1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte"}}, {"id": "1596", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "Neyden birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 1420, "text": "Meşrutiyetin İlanı’ndan"}}, {"id": "1597", "context": "Olay kimi arşiv belgelerinde “hareket-i irtica”, “hadise-i irtica”, kimi belgelerde de “hadise-i ihtilaliye”, “hareket-i ihtilaliye”, “harekât-ı iğtişaşiye” ve “vakıa-i ihtilaliye” tabirleri ile ifade edilmektedir. Türk siyasi tarihine irtica kavramının, bu olay ile birlikte girdiği kabul edilir. Ancak kimi araştırmacılar olayı bir irtica ayaklanmasından ziyade amacına ulaşamayan bir askerî darbe girişimi olarak değerlendirilir. 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına İstanbul'da Abide-i Hürriyet adıyla bir ulusal anıt inşa edilmiştir. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir siyasal yapılanma ve yeni bir zihniyet yapısının yanı sıra, bu yeni zihniyetten rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmış; gerek sivil toplumda gerekse ordu içinde artan kutuplaşma ve gerginlikler isyan ortamı doğurmuştur. Meşrutiyeti ilan etmiş olmasına rağmen iktidarı tam olarak ele geçirememiş olan ve hükûmet üzerinde dolaylı bir denetim kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devlet kademelerinde kadrolaşması politik istikrarsızlığa yol açmıştı. Cemiyet ile ters düşen memurların görevlerinden uzaklaştırılmaları, cemiyete girdiğini ispat için yemin etmeyenlerin tutuklanması, farklı siyasi oluşumlara hayat tanınmaması huzursuzluk nedeniydi. İttihat Terakki’yi ve hükûmeti eleştiren gazetelere hatta bu gazeteleri satan bayilere baskı uygulanması isyan ortamını doğuran uygulamalardandı. Bu ortamda Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra İstanbul'da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandır.", "question": "Meşrutiyetin İlanı’ndan birkaç ay sonra nerede irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 1460, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "1598", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, ne zaman Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "1911-1912 yılları arasında"}}, {"id": "1599", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında kimler arasında geçen bir savaştır ?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında"}}, {"id": "1600", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında nerelerde sürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de"}}, {"id": "1601", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kim kazanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "İtalya"}}, {"id": "1602", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Kim Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "İtalya"}}, {"id": "1603", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, nereleri ele geçirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini"}}, {"id": "1604", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki neyi oluşturacaklardır ?", "answers": {"answer_start": 590, "text": "Libya devletini"}}, {"id": "1605", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Savaş sürerken nereleri İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış ?", "answers": {"answer_start": 640, "text": "Rodos ve On İki Ada"}}, {"id": "1606", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada kimin işgaline uğramış ?", "answers": {"answer_start": 660, "text": "İtalyan kuvvetlerinin"}}, {"id": "1607", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, savaş sonrasında imzalanan ne antlaşmasıyla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş ?", "answers": {"answer_start": 735, "text": "Uşi Antlaşması'yla birlikte"}}, {"id": "1608", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Kim savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş ?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "İtalya"}}, {"id": "1609", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte neresini Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş ?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "On İki Ada'yı"}}, {"id": "1610", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı kime geri verme sözünü vermiş ?", "answers": {"answer_start": 777, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na"}}, {"id": "1611", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak neyden sonra Yunanistana hibe etmistir ?", "answers": {"answer_start": 834, "text": "2. cihan harbinden sonra"}}, {"id": "1612", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra kime hibe etmistir ?", "answers": {"answer_start": 859, "text": "Yunanistana"}}, {"id": "1613", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak kimin yönetimine bırakmış ? ", "answers": {"answer_start": 951, "text": "İtalyan yönetimine"}}, {"id": "1614", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Kim 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 982, "text": "Türkiye"}}, {"id": "1615", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Türkiye, ne zaman imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 991, "text": "1923'te"}}, {"id": "1616", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Türkiye, 1923'te imzalanan hangi antlaşmanın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1009, "text": "Lozan Antlaşması'nın"}}, {"id": "1617", "context": "Trablusgarp Savaşı veya diğer adıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, 'Trablusgarp Savaşı' olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve I. Balkan Savaşı'nın patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Vilayeti'ne bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır. Savaş sürerken Rodos ve On İki Ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış. İtalya, savaş sonrasında imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte On İki Ada'yı Osmanlı İmparatorluğu'na geri verme sözünü vermiş, ancak 2. cihan harbinden sonra Yunanistana hibe etmistir. Bununla birlikte, antlaşmanın belirsizliği adaları geçici olarak İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.", "question": "Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın kaçıncı maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "15'inci maddesinde"}}, {"id": "1618", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu ne zaman gerçekleştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "23 Ekim 1911'de"}}, {"id": "1619", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "23 Ekim 1911'de nerede uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Osmanlı toprakları üzerinde"}}, {"id": "1620", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan kim, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza"}}, {"id": "1621", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza neyi gerçekleştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "tarihteki ilk keşif uçuşunu"}}, {"id": "1622", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Kim 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Giulio Gavotti"}}, {"id": "1623", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Giulio Gavotti ise ne zaman Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "1 Kasım günü"}}, {"id": "1624", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü hangi model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Etrich Taube model bir uçakla"}}, {"id": "1625", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla kime karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı"}}, {"id": "1626", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı ne olarak tarihe geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "ilk hava saldırısı olarak"}}, {"id": "1627", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan kim tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır ?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Osmanlı askerleri"}}, {"id": "1628", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri kimdir ?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "Mustafa Kemal Atatürk"}}, {"id": "1629", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle neyi yöneterek kendini göstermiştir ?", "answers": {"answer_start": 586, "text": "Tobruk Muharebesi'ni"}}, {"id": "1630", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet neresiydi ?", "answers": {"answer_start": 712, "text": "Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı"}}, {"id": "1631", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın ne zaman ele geçirdiği Trablusgarp'tı ?", "answers": {"answer_start": 724, "text": "1551'de"}}, {"id": "1631", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "Ne zamandan itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi ?", "answers": {"answer_start": 762, "text": "1864 tarihinden itibaren"}}, {"id": "1632", "context": "23 Ekim 1911'de Osmanlı toprakları üzerinde uçan İtalyan Yüzbaşı Carlo Piazza, tarihteki ilk keşif uçuşunu gerçekleştirmiştir. Giulio Gavotti ise 1 Kasım günü Etrich Taube model bir uçakla Libya'daki Osmanlı kuvvetlerine karşı bir hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, ilk hava saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Herhangi bir hava taşıtı savunma silahı olmayan Osmanlı askerleri ise tüfek atışıyla bir uçak düşürmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki cumhurbaşkanı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki lideri Mustafa Kemal Atatürk, savaş sırasında sahip olduğu binbaşı rütbesiyle Tobruk Muharebesi'ni yöneterek kendini göstermiştir. Kuzey Afrika'daki eyaletler içerisinde devlete en çok bağlı olan eyalet, Osmanlı'nın 1551'de ele geçirdiği Trablusgarp'tı. 1864 tarihinden itibaren vilayete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, 1877 tarihli kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi.", "question": "1864 tarihinden itibaren vilay762ete dönüştürülen Trablusgarp eyaleti, hangi kanunla da doğrudan doğruya başkente bağlı bağımsız bir sancak haline getirildi ?", "answers": {"answer_start": 830, "text": "1877 tarihli"}}, {"id": "1633", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "Kimler kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı ?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "Endüstrileşen Avrupa devletleri"}}, {"id": "1634", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan kimdir ?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "İtalya Krallığı"}}, {"id": "1635", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında neresi Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı ?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Afrika topraklarının hemen hemen tamamı"}}, {"id": "1636", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı kimin tarafından paylaşılmıştı ?", "answers": {"answer_start": 780, "text": "Avrupalı devletlerin"}}, {"id": "1637", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "Sömürgeleştirme hareketleri ne zaman başladı ?", "answers": {"answer_start": 552, "text": "16. yüzyılda"}}, {"id": "1638", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran kim, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 981, "text": "İtalya"}}, {"id": "1639", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, neresiyle ilgilenmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 989, "text": "coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la"}}, {"id": "1640", "context": "Sanayi Devrimi'yle birlikte paralel olarak endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış ve ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlayan ülkeler, sömürgeciliğin önemini daha da arttırmışlardır. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı. 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya Krallığı, Fransız İhtilali'nden yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1870 yılında, siyasi birliğini geç olarak sağladığında Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı.", "question": "1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da Birleşik Krallık'ın 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Akdeniz'deki iki muhtemel üssü elinden kaçıran İtalya, coğrafi olarak kendine çok yakın konumda bulunan Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan neresiyle ilgilenmeye başlamıştı ?", "answers": {"answer_start": 1085, "text": "Trablusgarp'la"}}, {"id": "1641", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Kim amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İtalya"}}, {"id": "1642", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta kim ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "büyük Avrupa devletleri"}}, {"id": "1643", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Kimler arasında Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Britanya ve Fransa arasında"}}, {"id": "1644", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan ne buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Faşoda Buhranı"}}, {"id": "1645", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda nerenin paylaşımı yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "Kuzey Afrika'nın"}}, {"id": "1646", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece neresi kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Trablusgarp"}}, {"id": "1647", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde kime bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "İtalya'ya"}}, {"id": "1648", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Kim Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı ?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "İtalya"}}, {"id": "1649", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "İtalya neredeki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı ?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "Trablusgarp'taki"}}, {"id": "1650", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Ne zamandan itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir Barışçıl İşgal politikası uygulamaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "1902 yılından itibaren"}}, {"id": "1651", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "1902 yılından itibaren kim, Trablusgarp üzerinde bir Barışçıl İşgal politikası uygulamaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "İtalya"}}, {"id": "1652", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "1902 yılından itibaren İtalya, neresi üzerinde bir Barışçıl İşgal politikası uygulamaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 760, "text": "Trablusgarp"}}, {"id": "1653", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir ne politikası uygulamaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 785, "text": "'Barışçıl İşgal' politikası"}}, {"id": "1654", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Kimin maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı ?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "Roma Bankası'nın"}}, {"id": "1655", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Kim İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu ?", "answers": {"answer_start": 1288, "text": "Almanya"}}, {"id": "1656", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Almanya, kimin Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu ?", "answers": {"answer_start": 1297, "text": "İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın"}}, {"id": "1657", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın nereye sahip olmasını istemiyordu ?", "answers": {"answer_start": 1346, "text": "Trablusgarp'a"}}, {"id": "1658", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Çünkü kim Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu ?", "answers": {"answer_start": 1394, "text": "Almanya"}}, {"id": "1659", "context": "İtalya, amacına ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. Britanya ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Buhranı sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da kâğıt üzerinde İtalya'ya bırakıldı. İtalya 1887'de Birleşik Krallık ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirdi. İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir 'Barışçıl İşgal' politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer iş yerlerinin, gerekirse, silahlı, İtalya'nın Trablusgarp'taki bütün ekonomik imtiyazlarını sonlandırarak sonunda tehlikenin önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı. Bunun yanında, Almanya, İttifak Devletleri ile beraber olduğu İtalya'nın Trablusgarp'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Almanya Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.", "question": "Çünkü Almanya nereyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu ?", "answers": {"answer_start": 1402, "text": "Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi"}}, {"id": "1660", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Ne zaman Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Trablusgarp Savaşı öncesinde"}}, {"id": "1661", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Trablusgarp Savaşı öncesinde kim çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi ?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "1662", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Ne zaman Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "23 Temmuz 1908'de"}}, {"id": "1663", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "23 Temmuz 1908'de ne ikinci defa ilan edilmiş ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Meşrutiyet"}}, {"id": "1664", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet kaçıncı defa ilan edilmiş ?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "ikinci defa"}}, {"id": "1665", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kim 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu ?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "II. Abdülhamit"}}, {"id": "1666", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "II. Abdülhamit ne zaman anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu ?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "24 Temmuz 1908'de"}}, {"id": "1667", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Ne zaman Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş ?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "5 Ekim 1908'de"}}, {"id": "1668", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "5 Ekim 1908'de kim Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş ?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Avusturya-Macaristan İmparatorluğu"}}, {"id": "1669", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu nereyi işgal etmiş ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Bosna Vilayeti'ni"}}, {"id": "1670", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ne zaman ilan etmişti ?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "5 Ekim 1908'de"}}, {"id": "1671", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "5 Ekim 1908'de kim İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti ?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "Bulgaristan prensi"}}, {"id": "1672", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "5 Ekim 1908'de Bulgaristan prensi de nereye telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti ?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1673", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kim Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Avusturya"}}, {"id": "1674", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Avusturya, kime karşı Bulgarları destekliyordu ?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "Sırplara"}}, {"id": "1675", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Avusturya, Sırplara karşı kimi destekliyordu ?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "Bulgarları"}}, {"id": "1676", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kimler eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı ?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "Bulgaristan ile Avusturya"}}, {"id": "1677", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması kimin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı ?", "answers": {"answer_start": 584, "text": "İttihat ve Terakki'nin"}}, {"id": "1678", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kimden sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu ?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan"}}, {"id": "1679", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra kimin üçüncü sorunu da Girit oldu ?", "answers": {"answer_start": 680, "text": "Osmanlı Devleti'nin"}}, {"id": "1680", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin kaçıncı sorunu da Girit oldu ?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "üçüncü sorunu"}}, {"id": "1681", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da ne oldu ?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "Girit"}}, {"id": "1682", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kimin zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "Girit'in"}}, {"id": "1683", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Ne sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 861, "text": "Bosna-Hersek krizi sırasında"}}, {"id": "1684", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bosna-Hersek krizi sırasında kimler harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 890, "text": "Girit Rumları"}}, {"id": "1685", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı kime ilhak ettiklerini ilan ettiler ?", "answers": {"answer_start": 930, "text": "Yunanistan Krallığı'na"}}, {"id": "1686", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Gelişen iç ve dış olaylar neye neden oldu ?", "answers": {"answer_start": 1065, "text": "İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine"}}, {"id": "1687", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve ne zaman başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu ?", "answers": {"answer_start": 1127, "text": "13 Nisan 1909'da"}}, {"id": "1688", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Gelişen iç ve dış olaylar, kime karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu ?", "answers": {"answer_start": 1065, "text": "İttihat ve Terakki'ye"}}, {"id": "1689", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Neredeki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı ?", "answers": {"answer_start": 1221, "text": "İstanbul'daki"}}, {"id": "1690", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "İstanbul'daki gerici ayaklanma nerede Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı ?", "answers": {"answer_start": 1252, "text": "Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde"}}, {"id": "1691", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde neyin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı ?", "answers": {"answer_start": 1310, "text": "Meşrutiyetin"}}, {"id": "1692", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Neyi İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 1378, "text": "3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu"}}, {"id": "1693", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu nereye göndermesiyle ayaklanma bastırıldı ?", "answers": {"answer_start": 1453, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1694", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Kim 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 1531, "text": "Meclis"}}, {"id": "1695", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Meclis, ne zaman II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 1539, "text": "27 Nisan 1909'da"}}, {"id": "1696", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Meclis, 27 Nisan 1909'da kimin tahttan indirilmesine karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 1556, "text": "II. Abdülhamit'in"}}, {"id": "1700", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Meclis, 27 Nisan 1909'da neye karar verdi ?", "answers": {"answer_start": 1556, "text": "II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine"}}, {"id": "1701", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "II. Abdülhamit yerine kardeşi kim padişah oldu ?", "answers": {"answer_start": 1624, "text": "Mehmet Reşat"}}, {"id": "1702", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içerisindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu. 5 Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna Vilayeti'ni işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı. Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakki'nin prestijini büyük ölçüde sarsmıştı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı olarak görünüyordu. Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan Krallığı'na ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.Gelişen iç ve dış olaylar, İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin olgunlaşmasına ve 13 Nisan 1909'da başlayan olayların bir irtica hareketi şeklinde patlak vermesine neden oldu. İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde Meşrutiyetin tehlikede olduğu düşüncesini uyandırdı. Bunun üzerine, 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın Hareket Ordusu adındaki bir orduyu İstanbul'a göndermesiyle ayaklanma bastırıldı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülke yönetimini kesin olarak eline aldı.", "question": "Bundan sonra kim ülke yönetimini kesin olarak eline aldı ?", "answers": {"answer_start": 1664, "text": "İttihat ve Terakki Cemiyeti"}}, {"id": "1703", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Hangi savaşın öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Trablusgarp Savaşı öncesinde"}}, {"id": "1704", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Trablusgarp Savaşı öncesinde nerenin durumu son derece karışıktı ?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Balkanlar'ın"}}, {"id": "1705", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Ne zaman Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı ?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Mart 1911'de"}}, {"id": "1706", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Mart 1911'de kimler İşkodra'da ayaklanmışlardı ?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Katolik Arnavutlar"}}, {"id": "1707", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Mart 1911'de Katolik Arnavutlar nerede ayaklanmışlardı ?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "İşkodra'da"}}, {"id": "1708", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Kim bu isyancılara her türlü yardımda bulundu ?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Karadağ Krallığı"}}, {"id": "1709", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Kim Karadağ'ı desteklemekte idi ?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "İtalya"}}, {"id": "1710", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "İtalya, neyi desteklemekte idi ?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Karadağ'ı"}}, {"id": "1711", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Ayaklanma ne zaman bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar ?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Haziran 1911'de"}}, {"id": "1712", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar nereye sığındılar ?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "Karadağ'a"}}, {"id": "1713", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve kimler Karadağ'a sığındılar ?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "ayaklananlar"}}, {"id": "1714", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun kaçıncı yılına rastlıyor ?", "answers": {"answer_start": 835, "text": "50. yılına"}}, {"id": "1715", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "Hangi yıl İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastlıyor ?", "answers": {"answer_start": 779, "text": "1911 yılı"}}, {"id": "1716", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "İtalya kimin tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu ?", "answers": {"answer_start": 1016, "text": "III. Vittorio Emanuele'in"}}, {"id": "1717", "context": "Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın durumu son derece karışıktı. Mart 1911'de Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ Krallığı bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma Haziran 1911'de bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar. Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki'nin Osmanlıcılık ideolojisini gerçekleştirmek için yürüttüğü 'Balkanlar'ın tek bir bayrak altında birleşmesi' politikası Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanarak Bulgar, Sırp ve Yunan çetecilerin faaliyetlerini daha da arttırmalarına ve Osmanlı'ya karşı işbirliğine girmelerine sebep oldu.1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastladığından, ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış ve bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da şekillenmeye başlamıştı. İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Giovanni Giolitti zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükûmet tarım ve sanayi alanında büyük atılımlar yaptı. Giolitti, giriştiği bir dizi cesaretli reform hareketiyle sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. İtalyan milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükûmeti Libya üzerine diplomatik ipotek koymaya zorlanmıştı. Libya seferini milliyetçiler, eski Roma İmparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü olarak görürken, Katolikler İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferi olarak tanımlıyorlardı. İtalyan kamuoyunun kayda değer bölümü ise güneydeki bu yeni koloniye, dış göçe son verecek bir toprak parçası olarak bakmaktaydı.", "question": "İtalya III. Vittorio Emanuele'in tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süreyle otoritesini herkese kabul ettiren kim zamanında istikrarlı bir siyasete kavuştu ?", "answers": {"answer_start": 1116, "text": "başbakan Giovanni Giolitti zamanında"}}, {"id": "1718", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ne gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Mondros Mütarekesi"}}, {"id": "1719", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mondros Mütarekesi gereğince kime güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu ?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "İtilaf Devletleri'ne"}}, {"id": "1720", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ne zaman Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "30 Ekim 1918'de"}}, {"id": "1721", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "30 Ekim 1918'de ne imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Mondros Mütarekesi"}}, {"id": "1722", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında neresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "Musul ve çevresi"}}, {"id": "1723", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz kimin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin"}}, {"id": "1724", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Suriye ve Şam cephesinde kimler daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi ?", "answers": {"answer_start": 495, "text": "Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu"}}, {"id": "1725", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp nereye kadar çekildi ?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Nusaybin'e kadar"}}, {"id": "1726", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Kimler hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler ?", "answers": {"answer_start": 766, "text": "Britanya askerleri"}}, {"id": "1727", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan nereye girdiler ?", "answers": {"answer_start": 816, "text": "Musul'a"}}, {"id": "1728", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Nereden benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ?", "answers": {"answer_start": 834, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "1729", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da ne için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ?", "answers": {"answer_start": 888, "text": "Çukurova bölgesini terk etmesi"}}, {"id": "1730", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, nereyi boşaltmamış ?", "answers": {"answer_start": 956, "text": "Adana'yı"}}, {"id": "1731", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Kimin İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı ?", "answers": {"answer_start": 1384, "text": "Mustafa Kemal Paşa'nın"}}, {"id": "1732", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mustafa Kemal Paşa'nın nereye dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı ?", "answers": {"answer_start": 1407, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1733", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra kim emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı ?", "answers": {"answer_start": 1436, "text": "Ali Fuat Paşa"}}, {"id": "1734", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek neye başladı ?", "answers": {"answer_start": 1541, "text": "İstiklal Savaşı hazırlıklarına"}}, {"id": "1735", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da nereye getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı ?", "answers": {"answer_start": 1521, "text": "Ankara'ya"}}, {"id": "1736", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Bu sırada kim emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 1591, "text": "Kâzım Karabekir Paşa"}}, {"id": "1737", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki neyi terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 1625, "text": "15. Kolordu'yu"}}, {"id": "1738", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve nerede savaşa hazır tutmaktaydı ?", "answers": {"answer_start": 1658, "text": "Erzurum'da"}}, {"id": "1739", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Mondros Mütarekesi ne zaman imzalandı ?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "30 Ekim 1918'de"}}, {"id": "1740", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz kimin komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Ali İhsan Sabis Paşa"}}, {"id": "1741", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz kimin idaresindeydi ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin"}}, {"id": "1742", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ateşkesten sonra kimler Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler ?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Britanyalılar"}}, {"id": "1743", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ateşkesten sonra Britanyalılar neredeki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler ?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "Musul ve Zaho'daki"}}, {"id": "1744", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ateşkesten sonra Britanyalılar kimlerin topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler ?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların"}}, {"id": "1745", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek kimin Musul'u terk etmesini istediler ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "Türk birliklerinin"}}, {"id": "1746", "context": "Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.", "question": "Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin nereyi terk etmesini istediler ?", "answers": {"answer_start": 390, "text": "Musul'u"}}, {"id": "1747", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Hangi yıl sona ererken Osmanlı payitahtı İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1918 yılı"}}, {"id": "1748", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "1918 yılı sona ererken neresi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi"}}, {"id": "1749", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi ne kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi ?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "50.000 kadar İtilaf askeri tarafından"}}, {"id": "1750", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Ne zaman Boğazlar silahsızlandırıldı ?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "6 Kasım'da"}}, {"id": "1751", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "6 Kasım'da neresi silahsızlandırıldı ?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Boğazlar"}}, {"id": "1752", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Ne zaman işgal güçleri Çanakkale'den geçti ?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "7 Kasım'da"}}, {"id": "1753", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "7 Kasım'da işgal güçleri nereden geçti ?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Çanakkale'den"}}, {"id": "1754", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Ne zaman İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar ?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "13 Kasım 1918 günü"}}, {"id": "1755", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin kaç parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar ?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "61 parça"}}, {"id": "1756", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak nereye gelip demir attılar ?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "İstanbul önlerine"}}, {"id": "1757", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "13 Kasım 1918 günü kimin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar ?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "İtilaf Devletlerinin"}}, {"id": "1758", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Bu donanmada kaç muharebe gemisi bulunuyordu ?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "15"}}, {"id": "1759", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Aynı gün Boğazdan neler giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır ?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "73'e"}}, {"id": "1760", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Ne zaman Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu ?", "answers": {"answer_start": 736, "text": "23 Kasım 1918'de"}}, {"id": "1761", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "23 Kasım 1918'de kim yeni hükûmeti kurdu ?", "answers": {"answer_start": 753, "text": "Ahmet İzzet Paşa"}}, {"id": "1762", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Ne zaman Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı ?", "answers": {"answer_start": 791, "text": "9 Şubat'ta"}}, {"id": "1763", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "9 Şubat'ta nerede Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı ?", "answers": {"answer_start": 802, "text": "Hadisat gazetesinde"}}, {"id": "1764", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde ne başlıklı bir yazı yazdı ?", "answers": {"answer_start": 822, "text": "Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı"}}, {"id": "1765", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Çoğunluğu kimlerden oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı ?", "answers": {"answer_start": 1243, "text": "Britanyalılardan"}}, {"id": "1766", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu nereyi bastı ve kapattı ?", "answers": {"answer_start": 1298, "text": "meclisi"}}, {"id": "1767", "context": "1918 yılı sona ererken İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi. 6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine gelip demir attılar. Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu. Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır. 13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam, 3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı. 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu. 9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.", "question": "Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini nereye sürgüne gönderdiler ?", "answers": {"answer_start": 1454, "text": "Malta'ya"}}, {"id": "1768", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Ne düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İzmir'in işgali"}}, {"id": "1769", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in işgali düşüncesi ne zaman Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı ?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "1919'un Şubat ortalarında"}}, {"id": "1770", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında kimin önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı ?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Yunanistan başbakanı Venizelos'un"}}, {"id": "1771", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, kim tarafından ortaya atıldı ?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından"}}, {"id": "1772", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı kim tarafından ortaya atıldı ?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Lloyd George"}}, {"id": "1773", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Nerenin işgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "İzmir'in"}}, {"id": "1774", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in İşgali ne zaman ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla"}}, {"id": "1775", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında nerede toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı ?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Paris’te"}}, {"id": "1776", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Kim bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi ?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "ABD başkanı Wilson"}}, {"id": "1777", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak ne olayında daha esnek bir tavrı benimsedi ?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "25 Mart olayında"}}, {"id": "1778", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde ne zaman mutabık kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "7 Mayıs'ta"}}, {"id": "1779", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "7 Mayıs'ta ne donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan"}}, {"id": "1780", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının nereye gönderilmesinde mutabık kaldılar ?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "İzmir'e"}}, {"id": "1781", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Kim bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı ?", "answers": {"answer_start": 888, "text": "Aziz Nesin"}}, {"id": "1781", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Bu Türk subayı kaç kez süngülendi ve öldürüldü ?", "answers": {"answer_start": 1200, "text": "22 kez"}}, {"id": "1782", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "İşgale karşı boyun eğmiş bulunan kim yerde sürüklenerek tekmeleniyordu ?", "answers": {"answer_start": 1976, "text": "Ali Nadir Paşa"}}, {"id": "1783", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Kimler 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 2026, "text": "Türk subayları"}}, {"id": "1784", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Türk subayları ne diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı ?", "answers": {"answer_start": 2041, "text": "'Zito Venizelos'"}}, {"id": "1785", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde kaç kadar Türk öldürüldü ?", "answers": {"answer_start": 2891, "text": "5.000 kadar"}}, {"id": "1786", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Nereleri işgal edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2920, "text": "İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da"}}, {"id": "1787", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra kim İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 3123, "text": "Yunan ordusu"}}, {"id": "1788", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu nereden harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 3136, "text": "İzmir'den"}}, {"id": "1789", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, hangi antlaşma ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 3184, "text": "İtalyan bölgesi"}}, {"id": "1790", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen nerelerini de işgal etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 3220, "text": "Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de"}}, {"id": "1791", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp neredeki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler ?", "answers": {"answer_start": 1756, "text": "Anadolu'daki"}}, {"id": "1792", "context": "İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu. İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk subayı Evzon askerinin Zito Venizelos(Yaşasın Venizelos) diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü. Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu. İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler. 'Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları 'Zito Venizelos' diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar 'uygar ulusların temsilcilerinin' gözleri önünde, 'uygar devletlerin' izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde 'Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini' uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü.' İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.", "question": "Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse kimin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler ?", "answers": {"answer_start": 1680, "text": "Yunan askerinin"}}, {"id": "1793", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda nereye çekilmişti ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "1914 Osmanlı-Rus sınırına"}}, {"id": "1794", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi kimin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti ?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "İtilaf Devletleri'nin"}}, {"id": "1795", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Sınırın öte yanında ne zaman Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "1918'de"}}, {"id": "1796", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Sınırın öte yanında 1918'de ne kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti"}}, {"id": "1797", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Şubat Devrimi ile yıkılan ne Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır ?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "Çarlık rejimi"}}, {"id": "1798", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini neye bırakır ?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne"}}, {"id": "1799", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Bu iktidar değişikliği hangi güçler nezdinde direnişle karşılaşır ?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "hem Rusya içinde hem de uluslararası"}}, {"id": "1800", "context": "Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu Cephesi İtilaf Devletleri'nin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. Şubat Devrimi ile yıkılan Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır. Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır. Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.", "question": "Patlak veren ve çok kanlı geçen hangi savaş bu döneme denk düşer ?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Rus İç Savaşı"}}, {"id": "1600", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "II. Mehmed 'in bilinen adı nedir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Fatih Sultan Mehmed"}}, {"id": "1601", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "II. Mehmed'nin Avrupa'da tanınan adı nedir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'"}}, {"id": "1602", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "II. Mehmed Osmanlı İmparatorluğu'nun kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "yedinci padişahı"}}, {"id": "1603", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "II. Mehmed kaç yıl boyunca hüküm sürdü?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "30 yıl boyunca"}}, {"id": "1604", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "II. Mehmed İstanbul'u kaç yaşında fethetti?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "21 yaşında"}}, {"id": "1605", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "İstanbul'un fethi ile hangi çağın sonununu getirdiği kabul edildi?", "answers": {"answer_start": 576, "text": "Orta Çağ'ın sonu"}}, {"id": "1606", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "İstanbul'un fethi ile hangi çağın başlangıçı olarak kabul edildi?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "Yeni Çağ'ın başlangıcı"}}, {"id": "1607", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "Fethin Babası olarak anılan Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Fatih Sultan Mehmed"}}, {"id": "1608", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "Fatih Sultan Mehmed hangi unvanlar ile anılırdı?", "answers": {"answer_start": 724, "text": "Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile"}}, {"id": "1609", "context": "II. Mehmed bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed; kısaca Fâtih; Avrupa'da tanınan adıyla: Grand Turco 'Büyük Türk' veya Turcarum Imperator 'Türk İmparatoru'; 30 Mart 1432 – 3 Mayıs 1481 Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444 - 1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. II.Mehmed, 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih'ten sonra Fethin Babası anlamına gelen Ebû'l - Feth, daha sonraki dönemlerde ise Çağ Açan Hükümdar ve Kayser-i Rûm yani Roma İmparatoru unvanları ile anıldı. Fatih, İslam peygamberi Muhammed'in Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur. Hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde Kahraman olarak kabul edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak tanınırdı.", "question": "Fatih Sultan Mehmed nasıl tanınırdı?", "answers": {"answer_start": 1092, "text": "Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn 'İki karanın ve iki denizin Hükümdarı' olarak"}}, {"id": "1610", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed hangi tarihte doğdu?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "30 Mart 1432"}}, {"id": "1611", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed hangi gün doğdu?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Pazar günü"}}, {"id": "1612", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Edirne'de"}}, {"id": "1613", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed hangi Osmanlı padişahının oğludur?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "II. Murad'ın"}}, {"id": "1614", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed II. Murad'ın kaçıncı oğludur?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "dördüncü oğlu"}}, {"id": "1615", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Hüma Hatun"}}, {"id": "1616", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed kaç yaşına kadar Edirne'de kaldı?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "2 yaşına kadar"}}, {"id": "1617", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed 2 yaşında iken nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "Amasya'ya"}}, {"id": "1618", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed 2 yaşında iken Amasya'ya kiminle gitti?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali"}}, {"id": "1619", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed'in büyük ağabeyinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Ahmed"}}, {"id": "1620", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed kaç yaşında Rum sancakbeyi oldu?", "answers": {"answer_start": 602, "text": "6 yaşında"}}, {"id": "1621", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed 6 yaşında hangi sancakbeyinin başına geçti?", "answers": {"answer_start": 500, "text": "Rum sancakbeyi"}}, {"id": "1622", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed'in hocası kimdi?", "answers": {"answer_start": 999, "text": "Molla Gürani"}}, {"id": "1623", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "Molla Gürani nasıl bir alimdi?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "heybetli ve otoriter bir alim"}}, {"id": "1624", "context": "27 Receb 835 '30 Mart 1432' Pazar günü şafak vaktinde, devletin başkenti olan Edirne'de, II. Murad'ın dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Hüma Hatun, tarihçi Babinger ve yazar Lord Kinross’a göre gayrimüslim bir köledir.Yine Babinger'e göre, ölümünden sonra İran efsanelerindeki cennetkuşu hümadan esinlenilerek Hüma Hatun olarak adlandırılmıştır. Mehmed 2 yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434’te sütninesi ve küçük ağabeyi Alâeddin Ali ile birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmed’in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmed'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed 6 yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Alâeddin Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. 2 yıl sonra babaları II.Murad'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler ve Mehmed Saruhan sancakbeyi oldu. Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi.Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Molla Gürani Mehmed’e, dersini dikkate almayan bir öğrencinin hocası tarafından dövülmesi ile ilgili edebi bir cümleyi inceletmiş, Mehmed durumun ciddiyetini kavrayarak eğitimine önem vermeye başlamıştır. Şehzade Mehmed'in medrese kökenli hocalarının yanı sıra bilgi edindiği Batılı şahsiyetler de bulunmaktaydı. Saruhan 'Manisa' sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve saraydaki başka İtalyanlar onun Avrupa tarihi ile Antik Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitaplar okumasına önayak olmuştu. Bu durum Şehzade Mehmed'e çok-kültürlülük kazandırmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan II. Mehmed' in şehzadelik yıllarına ait olan karalama defterinde Latin harfleri, Arap harfleri, Roma büstlerini andıran insan çizimleri ve Osmanlı figürleri bulunmaktadır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca bilmesi bu dönemdeki münasebetlerine dayandırılmaktadır.", "question": "II. Mehmed kaç tane yabancı dil biliyordu?", "answers": {"answer_start": 1968, "text": "Latince, Yunanca ve İtalyanca"}}, {"id": "1625", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Murad hangi tarihte vefat etti?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "3 Şubat 1451"}}, {"id": "1626", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed babasının ölüm haberini kimden aldı?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından"}}, {"id": "1627", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed babasının ölüm haberini nerede aldı?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Manisa'da"}}, {"id": "1628", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed haberi alınca ne dedi?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "'Beni seven ardımdan gelsin!'"}}, {"id": "1629", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed ikinci kez tahta hangi yılda çıktı?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "19 Şubat 1451’de"}}, {"id": "1630", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed ikinci kez tahta nerede çıktı?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Edirne’de"}}, {"id": "1631", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed hangi paşayı Anadolu Beylerbeyi olarak atadı?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "İshak Paşa’yı"}}, {"id": "1632", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed tahta geçtiğinde sadrazam kimdi?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "Çandarlı Halil Paşa"}}, {"id": "1633", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed babasının cenazesi için İshak Paşa’yı nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "Bursa'ya"}}, {"id": "1634", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed kimi boğdurdu?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Küçük Ahmed’i"}}, {"id": "1635", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Murad'ın cenazesi nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 666, "text": "Bursa'ya"}}, {"id": "1636", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Murad'ın cenazesi ile kimin cenazesi Bursa'ya gönderildi?", "answers": {"answer_start": 607, "text": "Ahmet Çelebi'nin"}}, {"id": "1637", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed'in amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 903, "text": "Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak"}}, {"id": "1638", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed'in dedesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1010, "text": "Yıldırım Bayezid"}}, {"id": "1639", "context": "II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Manisa'da Sadrazam Halil Paşa’nın özel ulağından mektupla aldı. Anlatılana göre 'Beni seven ardımdan gelsin!' diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.Mehmed 19 Şubat 1451’de Edirne’de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa’yı da Anadolu Beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed’i boğdurttu.Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murad'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa’yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed’in amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını almak ve büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis’i alması gerektiğini düşünüyordu.Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı.Bu görüş Mehmed’in 1451’de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma’ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.", "question": "II. Mehmed Süleyman Çelebi’nin Konstantinopolis'teki oğlu Orhan için yıllık kaç bin akçe ayırdığını bildirdi?", "answers": {"answer_start": 1640, "text": "300 bin"}}, {"id": "1640", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed İstanbul'u fethettikten sonraki amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti"}}, {"id": "1641", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed hangi tarihte Yorgı Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "6 Ocak 1454’te"}}, {"id": "1642", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed 6 Ocak 1454’te kimi yeni Ortodoks patriği olarak atadı?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "Yorgo Skolaris'i"}}, {"id": "1643", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i hangi göreve atadı?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "yeni Ortodoks patriği olarak atadı"}}, {"id": "1644", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak neresi verildi?", "answers": {"answer_start": 486, "text": "Havariyun Kilisesi"}}, {"id": "1645", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Ayasofya camiye çevrildiğinden kime resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "Patrikliğe"}}, {"id": "1646", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak kim atadı?", "answers": {"answer_start": 552, "text": "Moşe Kapsali"}}, {"id": "1647", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Moşe Kapsali ne olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 513, "text": "Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak"}}, {"id": "1648", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim ne olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "İstanbul Ermeni Patriği olarak"}}, {"id": "1649", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "1461 yılında kim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 589, "text": "Bursa Psikoposu Hovakim"}}, {"id": "1650", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Kaç yılında Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "1461 yılında"}}, {"id": "1651", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed nerede ilk sarayının inşasını başlattı?", "answers": {"answer_start": 662, "text": "Theodosius Forumu’nun olduğu yerde"}}, {"id": "1652", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "II. Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde neyin inşasını başlattı?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "ilk sarayının inşasını"}}, {"id": "1653", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Daha sonraki yıllarda II. Mehmed nerede Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi?", "answers": {"answer_start": 755, "text": "Sarayburnu’nda"}}, {"id": "1654", "context": "İstanbul'un Fethinin hemen ardından II. Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi.Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı. II.Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı.Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.", "question": "Daha sonraki yıllarda II. Mehmed Sarayburnu’nda neyi inşa ettirdi?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "Topkapı Sarayı’nı"}}, {"id": "1655", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed, Çandarlı Halil Paşa’yı hangi tarihte Edirne'de idam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "10 Temmuz 1453"}}, {"id": "1656", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 nerede idam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Edirne'de"}}, {"id": "1657", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed, hangi paşa’yı 10 Temmuz 1453 Edirne'de idam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Çandarlı Halil Paşa’yı"}}, {"id": "1658", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed, Çandarlı Halil Paşa’yı neden idam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle"}}, {"id": "1659", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa'nın Fatih'i nasıl buluyordu?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu"}}, {"id": "1660", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra Yedikule’de Altın Kapı’da kaç gün hapis edildi?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "40 gün"}}, {"id": "1661", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra nerede 40 gün hapis edildi?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Yedikule’de Altın Kapı’da"}}, {"id": "1662", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa'nın gözlerine hangi tarite mil çekildi?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "10 Temmuz’da"}}, {"id": "1663", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa oğlu İbrahim Paşa tarafından nereye götürülüp türbesine gömüldü?", "answers": {"answer_start": 590, "text": "İznik’e"}}, {"id": "1664", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa kim tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "oğlu İbrahim Paşa tarafından"}}, {"id": "1665", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "Çandarlı Halil Paşa oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp nereye gömüldü?", "answers": {"answer_start": 608, "text": "türbesine"}}, {"id": "1666", "context": "Fatih Sultan Mehmed, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı, Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir.Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.", "question": "İdam edilen ilk Osmanlı sadrazamı kimdir?", "answers": {"answer_start": 627, "text": "Çandarlı Halil Paşa"}}, {"id": "1667", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "İstanbul’un fethinden sonra Sırplar kiminle iş birliği yaptı?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Macarlar ile"}}, {"id": "1668", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed hangi yıllar arasında 3 kez Sırbistan'a sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "1454 - 1457 arasında"}}, {"id": "1669", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed 1454-1457 arasında 3 kez nereye sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Sırbistan’a"}}, {"id": "1670", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed 1454-1457 arasında Sırbistan’a kaç defa sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "3 kez peşpeşe"}}, {"id": "1671", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed Sırp topraklarından nereyi alamadı?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Belgrad"}}, {"id": "1672", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed hangi seferinde Sırp meselesine son verilmesini emretti?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "Mora seferinde"}}, {"id": "1673", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed Mora seferinde neyi emretti?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Sırp meselesine son verilmesini"}}, {"id": "1674", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Mahmut Paşa hangi yılda Semendire'yi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 571, "text": "1459’da"}}, {"id": "1675", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "1459’da kim Semendire'yi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "Mahmud Paşa"}}, {"id": "1676", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Mahmud Paşa, 1459’da nereyi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 591, "text": "Semendire’yi"}}, {"id": "1677", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Mahmud Paşa, 1459’da Semendire’yi ele geçirdikten sonra ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 620, "text": "Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu"}}, {"id": "1678", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Sırbistan’da kaç yıl Osmanlı hâkimiyeti sürdü?", "answers": {"answer_start": 678, "text": "350 yıl"}}, {"id": "1679", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "1465'te Osmanlı kuvvetleri hangi devlete karşı zafer kazandı?", "answers": {"answer_start": 1499, "text": "Venedik"}}, {"id": "1680", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed hangi yılda Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliğine kattı?", "answers": {"answer_start": 1690, "text": "1477’de"}}, {"id": "1681", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed 1477’de nereyi Osmanlı Devleti’nin egemenliğine kattı?", "answers": {"answer_start": 1698, "text": "Kırım Hanlığı’nı"}}, {"id": "1682", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliğine katan padişah kimdi?", "answers": {"answer_start": 1670, "text": "Fatih Sultan Mehmet"}}, {"id": "1683", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed Candaroğulları’nın elindeki nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 1786, "text": "Sinop’u"}}, {"id": "1683", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed Cenevizlilerin önemli üslerinden nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 1833, "text": "Amasra’yı"}}, {"id": "1684", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Hangi yılda antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi?", "answers": {"answer_start": 1849, "text": "1479’da"}}, {"id": "1685", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "1479’da antlaşma yaparak kiminle 16 yıllık savaşa sona verdi?", "answers": {"answer_start": 1878, "text": "Venedik'le"}}, {"id": "1686", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "1479’da antlaşma yaparak Venedik'le kaç yıllık savaşa sona verdi?", "answers": {"answer_start": 1889, "text": "16 yıllık"}}, {"id": "1687", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bırakarak karşılığında hangi hakları elde etti?", "answers": {"answer_start": 1985, "text": "Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti"}}, {"id": "1688", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed hangi yılda İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 2131, "text": "1480’de"}}, {"id": "1689", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "II. Mehmed 1480’de İtalya’nın güneyinde nereyi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 2162, "text": "Otranto limanını"}}, {"id": "1690", "context": "İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 - 1457 arasında 3 kez peşpeşe Sırbistan’a sefer düzenlendi.Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar.Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti.Mahmud Paşa, 1459’da başkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği’ni oluşturdu.Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu. İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XI.Konstantinos’un kardeşleri, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi.Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı.Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458’de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu.Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteğini alan Thomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine ikinci kez Mora’ya sefer düzenlendi. Thomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi.Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı.Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı '1465'. Fatih Sultan Mehmet 1477’de Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı.Candaroğulları’nın elindeki Sinop’u aldı. Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra’yı aldı. 1479’da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk’taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora’daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik’le anlaşmaya varınca, İtalya’nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480’de İtalya’nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi.Otranto, Roma’ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.", "question": "Otronto limanı İtalya'nın neresinde?", "answers": {"answer_start": 2139, "text": "İtalya’nın güneyinde"}}, {"id": "1691", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Fatih, kimlere Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e"}}, {"id": "1692", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Fatih, Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini neden verdi?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine"}}, {"id": "1693", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Hangi yıldaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "1463 yılındaki"}}, {"id": "1694", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Bosna Kralı kimin fetvasıyla öldürüldü?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "şeyhülislamın"}}, {"id": "1695", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Fatih neden ikinci kez Bosna'ya girdi?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Macar kralı Bosna’ya girdi"}}, {"id": "1696", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "İkinci kez düzenlenen seferde Osmanlılar nereyi alamadı?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri"}}, {"id": "1697", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Kim ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara bağlanması şartıyla tahtında kaldı?", "answers": {"answer_start": 598, "text": "Hersek Kralı Stefan"}}, {"id": "1698", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Bosna fethi sırasında Hersek Kralının adı neydi?", "answers": {"answer_start": 611, "text": "Stefan"}}, {"id": "1699", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Kaç yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline geldi?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "1483 yılında"}}, {"id": "1700", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Müslüman Bosnalılara nasıl hitap edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 1144, "text": "'Boşnak'"}}, {"id": "1701", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Boşnak kimlere denilmektedir?", "answers": {"answer_start": 1123, "text": "Müslüman Bosnalılara"}}, {"id": "1702", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi kimdi?", "answers": {"answer_start": 1229, "text": "Macarlar"}}, {"id": "1703", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Fatih devrinde Osmanlıların denizde en güçlü komşusu ve rakibi kimdi?", "answers": {"answer_start": 1251, "text": "Venedik"}}, {"id": "1704", "context": "Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmud Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi.İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı.Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman 'Bogomil' mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.Bu Müslüman Bosnalılara 'Boşnak' denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir.Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.", "question": "Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa nasıl bir yol izlemiştir?", "answers": {"answer_start": 1616, "text": "Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur"}}, {"id": "1705", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Eflak Prensliği ne zaman vergiye bağlanmıştı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Yıldırım Bayezid zamanında"}}, {"id": "1706", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Eflak Prensliği'nin başına kim getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda'"}}, {"id": "1707", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' hangi prensliğin başına getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Eflâk Prensliği’nin başına"}}, {"id": "1708", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' Eflâk Prensliği’nin başına kim tarafından getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Fatih tarafından"}}, {"id": "1709", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Hangi yılda Fatih, Eflak'a sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "1462 yılında"}}, {"id": "1710", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "1462 yılında Fatih, Eflak'a neden sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine"}}, {"id": "1711", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı kuvvetleri bu süreçte kimden yardım aldı?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "Boğdan’dan"}}, {"id": "1712", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı Vlad'ı almak için kimlerle anlaşma yaptı?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Macarlar"}}, {"id": "1713", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Fatih voyvodalığa kimi getirdi?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "Radul'u"}}, {"id": "1714", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Hangi yıldan itibaren Boğdan Prensliği Osmanlı Hâkimiyetini tanıdı?", "answers": {"answer_start": 586, "text": "1455’ten itibaren"}}, {"id": "1715", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı kuvvetleri hangi yılda Racova Savaşında yenildi?", "answers": {"answer_start": 732, "text": "1475 yılında"}}, {"id": "1716", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında hangi savaşta yenildi?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "Racova Savaşında"}}, {"id": "1717", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı kuvvetleri 1476 yılında nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 789, "text": "Boğdan'a"}}, {"id": "1718", "context": "Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği’nin başına Fatih tarafından III. Vlad 'Kazıklı Voyvoda' getirilmişti. 1456 Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu. Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflak’a bir sefer düzenledi.Boğdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri Voyvoda'yı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü.Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455’ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği’nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1475 yılında Racova Savaşında yenilmesine rağmen 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu. Kesik başı II. Mehmed'e teslim edilen Kazıklı Voyvoda'nın mezarının yeri bilinmemektedir.", "question": "Osmanlı kuvvetleri hangi yılda  Bogdan'a girdi?", "answers": {"answer_start": 781, "text": "1476'da"}}, {"id": "1719", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "İskender Bey kimdir?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Arnavutluk hâkimi"}}, {"id": "1720", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "İskender Bey kimlerin desteğini almaktadır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "papalık ve Napoli Krallığının desteği"}}, {"id": "1721", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "İskender Bey Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlerken hangi taktiği kullanıyordu?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "vurkaç taktiği"}}, {"id": "1722", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih I. seferi ne zaman gerçekleştirir?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "1465 yılında"}}, {"id": "1723", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih I. seferinde hangi kaleyi yaptırır?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "İlbasan Kalesi’ni"}}, {"id": "1724", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih İlbasan Kalesi’nde kimi görevlendirdi?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Balaban Paşa'yı"}}, {"id": "1725", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih II. Arnavutluk Seferine çıkma sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı"}}, {"id": "1726", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih II. Arnavutluk Seferine hangi yılda çıktı?", "answers": {"answer_start": 607, "text": "'1467'"}}, {"id": "1727", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "İskender Bey'in öldükten sonra yerine kim geçti?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "oğlu Gjon Kastrioti II"}}, {"id": "1728", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih kaçıncı Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşattı?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "III."}}, {"id": "1729", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Fatih III. Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan nereleri kuşattı?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "Kroya ve İşkodra"}}, {"id": "1730", "context": "Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayda yetişen ve sonra papalık ve Napoli Krallığının desteği ile harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa’yı şehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuşattı.Bunun üzerine Fatih II.Arnavutluk Seferine çıktı '1467'.Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Gjon Kastrioti II geçmişti.Fatih başlattığı III.Arnavutluk seferinde Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. 1479’da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.", "question": "Hangi yılda Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi", "answers": {"answer_start": 843, "text": "1479’da"}}, {"id": "1731", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u hangi yılda ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1461’de"}}, {"id": "1732", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Rumeli seferine ne zaman çıktı?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "1462’de"}}, {"id": "1733", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Bosnayı hangi tarihte tamamen ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1463'te"}}, {"id": "1734", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, hangi yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı da aldı?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1463'te"}}, {"id": "1735", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Ege Denizi'nde fethettiği adalar hangileridir?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos"}}, {"id": "1736", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Hersek'in büyük bölümünü ne zaman fethetti?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "1465’te"}}, {"id": "1737", "context": "1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462’de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi’ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler’le arası açıldı. Bu olay, 1479’a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu.Fatih'in Ege'de fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, Gökçeada, Midilli ve Tenedos’dur. 1465’te Hersek’in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk’taki bazı kaleleri fethetti.", "question": "Fatih, Arnavutluk’taki bazı kaleleri ne zaman fethetti?", "answers": {"answer_start": 495, "text": "1466'da"}}, {"id": "1738", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Osmanlı Devleti'nin gelişen gücü karşısında Karamanoğulları kimlerle ittifak kurdu?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la"}}, {"id": "1739", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Osmanlı Devleti'nin gelişen gücü karşısında Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la kim ittifak kurdu?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Karamanoğulları"}}, {"id": "1740", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Fatih, hangi yılda yeni bir Anadolu seferine çıktı?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "1466’da"}}, {"id": "1741", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Fatih, 1466’da nerede sefer çıktı?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Anadolu"}}, {"id": "1742", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Karamanoğullarının başkenti neresi?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "Konya"}}, {"id": "1743", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Fatih Anadolu seferinde nereyi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Karamanoğullarının başkenti Konya’yı"}}, {"id": "1744", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğratan Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Gedik Ahmed Paşa"}}, {"id": "1745", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Gedik Ahmed Paşa hangi yılda Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "1471’de"}}, {"id": "1746", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "11 Ağustos 1473’te hangi savaş yapıldı?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "Otlukbeli Savaşı"}}, {"id": "1747", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Otlukbeli Savaşı hangi tarihte yapıldı?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "11 Ağustos 1473’te"}}, {"id": "1748", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Otlukbeli Savaşı'nda Akkoyunlu hükümdarı kimdi?", "answers": {"answer_start": 513, "text": "Uzun Hasan"}}, {"id": "1749", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Fatih, Karamanoğulları Beyliği'ni ne zaman tamamen ortadan kaldırdı?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "1474 yılında"}}, {"id": "1750", "context": "Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular’la ittifak kurdu. Fatih, 1466’da yeni bir Anadolu seferine çıktı.Karamanoğullarının başkenti Konya’yı ele geçirdi.Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471’de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı.Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği'ni tamamen ortadan kaldırdı.", "question": "Fatih, 1474 yılında hangi Beyliği tamamen ortadan kaldırdı?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "Karamanoğulları Beyliği'ni"}}, {"id": "1751", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in hangi alanlara özel ilgi gösterdi?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Bilime, tarihe ve felsefeye"}}, {"id": "1752", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in Türkçeden başka hangi diller ile ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca"}}, {"id": "1753", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih hangi takma isimle şiirler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Avni"}}, {"id": "1754", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in şiirlerinin 1944 yılında toplandığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Fatih Divanı"}}, {"id": "1755", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in 'Fatih Divanı' adlı eser hangi yılda basıldı?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "'1944'"}}, {"id": "1756", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in şiirlerinin 1946 yılında toplandığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "Fatih’in Şiirleri"}}, {"id": "1757", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in 'Fatih’in Şiirleri' adlı eser hangi yılda basıldı?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "'1946'"}}, {"id": "1758", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in şiirlerinin 1959 yılında toplandığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "Fatih ve Şiirleri"}}, {"id": "1759", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in 'Fatih ve Şiirleri' adlı eser hangi yılda basıldı?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "'1959'"}}, {"id": "1760", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in döneminde nesir ustası kimdi?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "Sinan Paşa"}}, {"id": "1761", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih kimleri vezirlik makamına kadar yükseltti?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı"}}, {"id": "1762", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Ali Kuşçı kimdir?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini"}}, {"id": "1763", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in 1479'da İstanbul'a getirdiği ressam nereli?", "answers": {"answer_start": 585, "text": "İtalyan"}}, {"id": "1764", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in 1479'da İstanbul'a getirdiği İtalyan ressamın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "Gentile Bellini"}}, {"id": "1765", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in hangi yılda İstanbul'a İtalyan ressamı getirdi?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "1479’da"}}, {"id": "1766", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih Kanunnamesi ne için yapıldı?", "answers": {"answer_start": 671, "text": "Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için"}}, {"id": "1767", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih Kanunnamesi hangi alanlardan oluşuyor?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "Yönetim, maliye ve hukuk alanında"}}, {"id": "1768", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih Kanunnamesi tahta çıkan padişaha devletin geleceği hangi hakkı veriyordu?", "answers": {"answer_start": 956, "text": "kardeşlerini öldürme hakkı"}}, {"id": "1769", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin ilkeleri, hangi dönemine kadar geçerliliğini korudu?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Tanzimat dönemine kadar"}}, {"id": "1770", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih’in padişah olduğu dönemde kaç tane eser yapıldı?", "answers": {"answer_start": 1153, "text": "500'den fazla"}}, {"id": "1771", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih'in adına yapılan en önemli yapı nedir?", "answers": {"answer_start": 1351, "text": "Fatih Külliyesi"}}, {"id": "1772", "context": "Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. Avni takma adıyla şiirler yazdı.Şiirleri Fatih Divanı '1944', Fatih’in Şiirleri '1946', Fatih ve Şiirleri '1959' gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa’yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını sağladı.Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini’yi 1479’da İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı.Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği 'nizâm-ı âlem' için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu.Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.", "question": "Fatih Külliyesi hangi birimlerden oluşuyor?", "answers": {"answer_start": 1248, "text": "medrese, kitaplık, imarethane 'aşevi', darüşşifa 'hastane', hamam, kervansaray"}}, {"id": "1773", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Üniversite anlamında Osmanlı ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından biri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Sahn-ı Seman"}}, {"id": "1774", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Sahn-ı Seman hangi Osmanlı padişahı döneminde kuruldu?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "Fatih Sultan Mehmet"}}, {"id": "1775", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Sahn-ı Seman'ın özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur"}}, {"id": "1776", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Sahn-ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri kimdi?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Ali Kuşçu"}}, {"id": "1777", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Hazırlanan bu eğitim programı hangi şekilde yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "“Kânûnnâme” şeklinde"}}, {"id": "1778", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Sahn-ı Semân ne zamana kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi?", "answers": {"answer_start": 818, "text": "Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar"}}, {"id": "1779", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Fatih, Ali Kuşçu'yu astronomi eğitim için nereye göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 1131, "text": "Semerkant'a"}}, {"id": "1780", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Fatih, Ali Kuşçu'yu Semerkant'a neden göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 1108, "text": "astronomi eğitimi için"}}, {"id": "1781", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "1470'te Tophane'de olan gözlemevi kim tarafından kuruldu?", "answers": {"answer_start": 1177, "text": "Takiyuddin tarafından"}}, {"id": "1782", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "Hangi yılda Takiyuddin tarafından Tophane'de olan gözlemevi kuruldu?", "answers": {"answer_start": 1169, "text": "1470’te"}}, {"id": "1783", "context": "Fatih Sultan Mehmet'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Sahn - ı Seman İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.Sahn - ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler.Sahn - ı Semân’ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından biri çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu’dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hatta bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.Sahn - ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye Medreseleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer’î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye Medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ali Kuşçu, Fatih tarafından astronomi eğitimi için Semerkant'a gönderilmiş ve daha sonra 1470’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını yapmıştır.", "question": "1470'te Takiyuddin tarafından kurulan gözlemevi nereye kuruldu?", "answers": {"answer_start": 1199, "text": "Tophane’de"}}, {"id": "1784", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed hangi tarihte vefat etti?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "3 Mayıs 1481’de"}}, {"id": "1785", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih Sultan Mehmed nerede vefat etti?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında"}}, {"id": "1786", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'in cenazesi hangi bahane ile saraya getirildi?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "hamam ihtiyacı var denilerek"}}, {"id": "1787", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'in ölümünden sonra hangi şehzadelere ulak gönderildi?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e"}}, {"id": "1788", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Askerler Fatih'in ölümünü öğrenince ne yapmaya başladı?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı"}}, {"id": "1789", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Cem traftarı olduğu için Karamanlı Mehmed Paşa'ya ne oldu?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "idam edildi"}}, {"id": "1790", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Karamanlı Mehmed Paşa neden idam edildi?", "answers": {"answer_start": 521, "text": "Cem taraftarı olduğu için"}}, {"id": "1791", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "II. Bayezid'e Fatih Sultan Mehmed ile ilgili mektubu yazan kimdi?", "answers": {"answer_start": 769, "text": "Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişi"}}, {"id": "1792", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'in cesedini korumak için hangi işlem uygulandı?", "answers": {"answer_start": 1035, "text": "tahnit edilmiş"}}, {"id": "1793", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'in ölümünden sonra tahta kim geçti?", "answers": {"answer_start": 1387, "text": "oğlu Bayezid"}}, {"id": "1794", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'in mezarı nerdedir?", "answers": {"answer_start": 1412, "text": "Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır"}}, {"id": "1795", "context": "Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de rivayet edilir. Fatih öldükten sonra vefatı saklandı.Padişahın hamam ihtiyacı var denilerek gizlice cenazesi saraya getirildi.O sırada Şehzade Bayezid'e ve Şehzade Cem'e ulak gönderildi.O sırada asker Fatih'in öldüğünü öğrenip İstanbul'a gelip büyük bir anarşi başladı. Karamanlı Mehmed Paşa Cem taraftarı olduğu için idam edildi.Her taraf yağmalanmaya başladı.Gayrimüslim tüccarların evlerine ve dükkanlarına saldırıldı.O arada herkes kendi taraftarını tahta çıkarmak için uğraşırken Fatih'in cenazesi sarayda karanlık bir odada unutuldu. Baltacılar kethüdası Kasım isimli bir kişinin II.Bayezid'e yazdığı mektupta sarayda cenazenin yanına gittiğinde 3 gün 3 gece üzerine mum yanmadığını, cesedin kokusundan yanına zor varıldığını söyler. Daha sonra tahnit ustasıyla beraber iç organları çıkarılmış ceset tahnit edilmiş. Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Lakin mevsimin sıcak olması dolayısıyla ceset bozulduğu için elbise cesede yapışmıştı.Bu yüzden sol kolunun üzerinden elbise kesildi ve tahnit edildi.Kesik elbise bugün hale Topkapı Sarayı'ndadır. II.Bayezid payitahta gelene kadar o şekilde bekletilmiş.Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır.Seferi nereye düzenlediği tam olarak bilinmemektedir.Zira Fatih bu bilgiyi seferin güvenliği açısından çok gizli tutuyor ve kimseye söylemiyordu. Ancak tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir.Ama başka kitaplar ve tarihçiler ise farklı yerlere fetih düzenleyeceği görüşündeydi. Birlikleri Üsküdar’da topladığı ve hazırlıkları başlattığı için seferin İtalya’ya olma olasılığı günümüz tarihçileri tarafından makul bulunmamaktadır.", "question": "Fatih'i çıktığı seferi nereye yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 1605, "text": "tarihçiler seferin Mısır’a ya da Roma’ya olacağı yönünde tahminler yürütmektedir"}}, {"id": "1796", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih'in yoğun olarak hangi alanlarda eğitim aldı?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "İslami ve ilmi"}}, {"id": "1797", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih birçok tarihçi tarafından nasıl tanımlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Rönesans hükümdarı"}}, {"id": "1798", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi kimdi?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Kritvulos"}}, {"id": "1799", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih'in ne zaman zengin bir kütüphanesi oldu?", "answers": {"answer_start": 562, "text": "İstanbul'un fethinden sonra"}}, {"id": "1800", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih hangi eseri Yunanca'dan Türkçe'ye çevirdi?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "Pulutarque'nin Geographia"}}, {"id": "1801", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih, Pulutarque'nin Geographia adlı eseri hangi dilden Türkçe'ye çevirdi?", "answers": {"answer_start": 730, "text": "Yunanca'dan"}}, {"id": "1802", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih Pulutarque'nin Geographia adlı eseri çevirerek hangi bilime ilgisi olduğunu göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 761, "text": "coğrafi bilimlere"}}, {"id": "1803", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih'in sarayında kaç tane katip bulunuyordu?", "answers": {"answer_start": 853, "text": "iki"}}, {"id": "1804", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih'in sarayında bulunan katipler hangi dilleri biliyordu?", "answers": {"answer_start": 826, "text": "Yunanca ve İtalyanca"}}, {"id": "1805", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "İlyada Destanı kimindir?", "answers": {"answer_start": 959, "text": "Homeros'un"}}, {"id": "1806", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih hangi destanının kopyasını hazırlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 977, "text": "İlyada Destanı'nın"}}, {"id": "1807", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih yanında bulunan nedeimesi nerelidir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "İtalyan"}}, {"id": "1808", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih nedimesi hangi eserleri okutmuştu?", "answers": {"answer_start": 1067, "text": "Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini"}}, {"id": "1809", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih kimlerin vekayinamelerini okutmuştu?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların"}}, {"id": "1810", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes Fatih'in kimlere hayranlık beslediğini söyler?", "answers": {"answer_start": 1303, "text": "Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios"}}, {"id": "1811", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Tarihteki bilinen ilk havan topunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1545, "text": "şahi"}}, {"id": "1812", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Şahi topun çizimlerini kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1572, "text": "Fatih Sultan Mehmed"}}, {"id": "1813", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih Hristiyanlığı yakından tanımak için ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2142, "text": "Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş"}}, {"id": "1814", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak kimi atamıştır?", "answers": {"answer_start": 2142, "text": "Gennadios"}}, {"id": "1815", "context": "Fatih Sultan Mehmed çocukluğundan itibaren yoğun bir İslami ve ilmi eğitim aldı. Kendisinden önceki 6 padişah gibi o da askeri hususlarda bilgi ve tekniğe sahipti. Fatih Sultan Mehmet, birçok tarihçi tarafından bir Rönesans hükümdarı olarak tanımlanmaktadır. Fatih, İtalya ve İtalyan kültürünü tanıyan nadir bir doğu hükümdarıydı.Sultan Mehmed'in yanında bulundurduğu Rum tarihçi Kritvulos, onun kendi anadili olan Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiğini ifade etmektedir. Fatih'in özellikle İstanbul'un fethinden sonra zengin bir kütüphanesi vardı ve binlerce ciltlik kitaba sahipti.Antik tarihe meraklı olan padişah, Pulutarque'nin Geographia isimli eserini Yunanca'dan Türkçeye çevirerek coğrafi bilimlere olan ilgisini göstermiştir. Fatih'in sarayında Yunanca ve İtalyanca bilen iki katip bulunuyor ve padişaha eskiçağ tarihiyle ilgili bilgiler veriyordu. Mitolojiyle ilgilenen Fatih, Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nın kopyasını hazırlatmıştı. Fatih'in yanında bulunan İtalyan nedimesi ona Antik Yunanistan'daki düşünürlerin ve Romalı tarihçilerin eserlerini okutmuştu.Fatih papaların, imparatorların, Fransa krallarının, Büyük İskender'in Lombardların vekayinamelerini okumuştu. Bizanslı aydın Gregorios Phrantezes, Fatih'in Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus, Bizans imparatoru Büyük Konstantin ve Theodosios gibi şahsiyetlere karşı hayranlık beslediğini söyler.Ayrıca Fatih ateşli silahlara karşı yoğun ilgi göstermiş, tarihteki ilk havan topu olduğu bilinen şahinin çizimlerini bizzat Fatih Sultan Mehmed yapmıştır. Divan edebiyatında Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır.Yine padişah, huzurunda felsefi tartışmalar yaptırıyordu.Ali Kuşçu, Georgios Trapezuntios ve Hocazade gibi devrin büyük zekalarını korumuş, Hristiyan bilim adamları ve sanatkarları sarayına davet etmiş, onlara iltifat ve ikramlarda bulunmuştur. Fatih ayrıca İtalyan ressam Gentile Bellini'ye kendi hususi resmi olmak üzere çeşitli portreler ve heykeller yaptırmıştır. Hristiyanlığı yakından tanımak isteyen Fatih, İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akaidi üzerine müzakereye girişmiş ve bu müzakerenin yazılmasını istemişti. Hatta bu durum Avrupa'da Fatih' in Hristiyanlığa meylettiği şeklinde yorumlanmış ve Papa II.Pius padişahı Hristiyanlığa davet eden bir mektup kaleme almıştı.Tarihçi İlber Ortaylı bu konuyla ilgili olarak Fatih'in şüphesiz itikadı olduğunu fakat sofu derecesinde koyu bir Müslüman olmadığını belirtmiştir.", "question": "Fatih'i Hristiyanlığa davet eden mektubu kim yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 2329, "text": "Papa II.Pius"}}, {"id": "1816", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in birinci eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Emine Gül-Bahar Hatun"}}, {"id": "1817", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in birinci eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir"}}, {"id": "1818", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in ikinci eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Helena Hatun"}}, {"id": "1819", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in ikinci eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır"}}, {"id": "1820", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in üçüncü eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Alexias Hatun"}}, {"id": "1821", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in üçüncü eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Bizans prenseslerindendir"}}, {"id": "1822", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in dördüncü eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Gülşah Hatun"}}, {"id": "1823", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in dördüncü eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı"}}, {"id": "1824", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in beşinci eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Sitti Mükrime Hatun"}}, {"id": "1825", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in beşinci eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 405, "text": "Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı"}}, {"id": "1826", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in altıncı eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Çiçek Hatun"}}, {"id": "1827", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in altıncı eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 467, "text": "Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir"}}, {"id": "1828", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in yedinci eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "Anna Hatun"}}, {"id": "1829", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in yedinci eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "Trabzon İmparatoru’nun kızıdır"}}, {"id": "1830", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in sekizinci eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "Hatice Hatun"}}, {"id": "1831", "context": "Fatih'in birinci eşi, Emine Gül-Bahar Hatun - II. Bayezid ile Akkoyunlulara gelin giden Gevherhan Sultan'ın annesidir. İkinci eşi, Helena Hatun - Mora Despotu olan Demetrus’un kızıdır. Üçüncü eşi, Alexias Hatun - Bizans prenseslerindendir. Dördüncü eşi, Gülşah Hatun - Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı, Karaman Sancakbeyi Şehzade Mustafa' nın annesidir. Beşinci eşi, Sitti Mükrime Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı. Altıncı eşi, Çiçek Hatun - Türkmen Beyi kızı veya cariye Cem Sultan’ın annesidir. Yedinci eşi, Anna Hatun - Trabzon İmparatoru’nun kızıdır.Evlilikleri kısa sürmüştür. Sekizinci eşi, Hatice Hatun - Zağanos Paşa'nın kızıdır. Fatih boşamıştır.", "question": "Fatih'in sekizinci eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 637, "text": "Zağanos Paşa'nın kızıdır"}}, {"id": "1832", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in ilk oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "1833", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in ikinci oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Mustafa"}}, {"id": "1834", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in üçüncü oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Cem Sultan"}}, {"id": "1835", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in kızının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Gevherhan Hatun"}}, {"id": "1836", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in kızı kiminle evli?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile"}}, {"id": "1837", "context": "Fatih'in birinci oğlu, II. Bayezid. İkinci oğlu, Mustafa. Üçüncü oğlu, Cem Sultan. Kızı, Gevherhan Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendi.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in damadının adı neydi?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "Uğurlu Mehmet Bey"}}, {"id": "2400", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da nasıl bir dönem geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur"}}, {"id": "2401", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim hazinenin kapısını mühürledikten sonra nasıl vasiyet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'"}}, {"id": "2402", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar neden sadece Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından"}}, {"id": "2403", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Hazine kapısı yaklaşık kaç yıl Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "yaklaşık 400 yıl"}}, {"id": "2404", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim neden Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "Batı Seferi'ne başlamak amacıyla"}}, {"id": "2405", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim Batı Seferi hazırlıklarına ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 680, "text": "Mısır Seferi'nden sonra"}}, {"id": "2406", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim Batı Seferi hazırlıkları için Kapıkulu askerleriyle kimi göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "Veziriazam'ı"}}, {"id": "2407", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim Batı Seferi hazırlıkları için Kapıkulu askerlerini nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 772, "text": "Edirne'ye"}}, {"id": "2408", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim Edirne'ye ne zaman gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "2 Şaban 926/Ağustos 1520'de"}}, {"id": "2409", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim neden rahatsızlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 883, "text": "sırtında bir çıban çıkmasından ötürü"}}, {"id": "2410", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim sırtında bir çıban halk arasında hangi isimlerle bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 995, "text": "Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir"}}, {"id": "2411", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler veren kimdir?", "answers": {"answer_start": 1047, "text": "Hoca Sadettin Efendi"}}, {"id": "2412", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz, Çorlu'da kaç gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2478, "text": "40 gün"}}, {"id": "2413", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz, nerede 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2469, "text": "Çorlu'da"}}, {"id": "2414", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz, Çorlu'da 40 gün kim tarafından tedavi edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2485, "text": "Başhekim Ahmed Çelebi"}}, {"id": "2415", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz'un tedavi sonucu ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2539, "text": "yara yine de büyüyüp açılmıştır"}}, {"id": "2416", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz, tedaviden ümidini kesince ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2660, "text": "Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış"}}, {"id": "2417", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz neden vezirlerini yanına çağırtmış?", "answers": {"answer_start": 2781, "text": "vasiyetini belirtmiştir"}}, {"id": "2418", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Şehzade Süleyman hangi görevdedir babası hastayken?", "answers": {"answer_start": 2839, "text": "Manisa Valisi"}}, {"id": "2419", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Şehzade Süleyman ne zaman İstanbul'a gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 3151, "text": "11 Şevval tarihinde"}}, {"id": "2420", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Şehzade Süleyman'ın padişah olarak ilan edilmesi ne zaman olmuştur?", "answers": {"answer_start": 3139, "text": "Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra"}}, {"id": "2421", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in cenaze namazı nerede kılınmıştır?", "answers": {"answer_start": 3519, "text": "Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde"}}, {"id": "2422", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Sultan Selim Câmii'nin o dönemki adı nedir?", "answers": {"answer_start": 3595, "text": "Mirza Sarayı"}}, {"id": "2423", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in mezarı nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 3628, "text": "Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye"}}, {"id": "2424", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in türbesi kim tarafından yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3692, "text": "oğlu Süleyman tarafından"}}, {"id": "2425", "context": "Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur.Yaygın bir efsaneye göre; hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: 'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.'Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır.Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır.Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır.Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: 'Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım' demiş,bunun üzerine Sultan Selim 'Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim' cevabını vermiştir. O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a 'Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik' deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can 'neredeyse aklım başımdan gidiyordu' diyecektir.Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Yavuz, Çorlu'da 40 gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır.Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir.Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni padişahın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Câmii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Câmii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Süleyman tarafından yaptırılmıştır.Yavuz Sultan Selim; 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir.", "question": "Kanunî Sultan Süleyman babasının cenaze namazını nerede kılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3959, "text": "Fatih Camii'nde"}}, {"id": "2426", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine ne zaman girmişti?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Mısır Seferi sonucunda"}}, {"id": "2427", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Kutsal Emanetler'in diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "'Emanet-i Mukaddese'"}}, {"id": "2428", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Kutsal Emanetler ne zaman Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "6 Temmuz 1517'de"}}, {"id": "2429", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Kutsal Emanetler nereden Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Hicaz'dan"}}, {"id": "2430", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "6 Temmuz 1517'de Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e ne gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "Kutsal Emanetler"}}, {"id": "2431", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler ile neler Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları"}}, {"id": "2432", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz Sultan Selim halifeliği kimden devralmıştır?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "III. Mütevekkil'den"}}, {"id": "2433", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "III. Mütevekkil kimdir?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "son Memlûk halifesi"}}, {"id": "2434", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı tabir nedir?", "answers": {"answer_start": 786, "text": "Hakimü'l-Haremeyn"}}, {"id": "2435", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Hakimü'l-Haremeyn ne demektir?", "answers": {"answer_start": 804, "text": "'Kutsal beldelerin hakimi'"}}, {"id": "2436", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz Hakimü'l-Haremeyn sıfatını uygun görmeyip kendini ne olarak ilan etmiştir?", "answers": {"answer_start": 863, "text": "Hadimü'l-Haremeyn"}}, {"id": "2438", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "O dönemde halife olan III. Mütevekkil nereye taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1087, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "2439", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Resmi olarak halifelik ilk olarak nerede kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1444, "text": "Küçük Kaynarca Antlaşması"}}, {"id": "2440", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Halifelik ilk olarak hangi olay için kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1506, "text": "Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak"}}, {"id": "2441", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması hangi padişah döneminde başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1645, "text": "Sultan Abdülmecid"}}, {"id": "2442", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması hangi padişah döneminde gelişmiştir?", "answers": {"answer_start": 1681, "text": "Sultan II. Abdülhamid"}}, {"id": "2443", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Bazı araştırmacılar Yavuz için hangi iddiada bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1740, "text": "Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir"}}, {"id": "2444", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona hangi sıfatı uygun görür?", "answers": {"answer_start": 2303, "text": "Hakimü'l-haremeyn"}}, {"id": "2445", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Hakimü'l-haremeyn ne demektir?", "answers": {"answer_start": 2321, "text": "'Mekke ve Medine'nin hakimi'"}}, {"id": "2446", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz Kahirelilerin ona Hakimü'l-haremeyn demesine ne cevap verir?", "answers": {"answer_start": 2401, "text": "'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der"}}, {"id": "2448", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz kendine Hadimü'l-haremeyn dedikten sonra ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2499, "text": "o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir"}}, {"id": "2449", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz nerede kulağında küpe takan insanlar görmüştür?", "answers": {"answer_start": 2629, "text": "Mısır Seferi'nde"}}, {"id": "2450", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz Mısır Seferi'nde kulağında küpe takan insanlar görünce niye küpe taktıklarını sormuştur?", "answers": {"answer_start": 2736, "text": "'köle oldukları için' cevabını almış"}}, {"id": "2451", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz Mısır Seferi'nde kulağında küpe takan insanlar görünce ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2790, "text": "'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır"}}, {"id": "2452", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 3310, "text": "'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?'"}}, {"id": "2453", "context": "Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. 6 Temmuz 1517'de Kutsal Emanetler 'Emanet-i Mukaddese' denilen ve aralarında Muhammed'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir.Yavuz Sultan Selim'in, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Memlûk halifesi III. Mütevekkil'den halifeliği devraldığı Yavuz Sultan Selim dönemindeki eserlerde yer almadığı ve daha sonra 18. yüzyılın sonlarında kaleme alınan bir yabancı eserde yer aldığı ve buradan diğer eserlere geçtiği söylenir.Bazı tarihçiler ilk halife olmadığını, daha önceki padişahların da halife unvanını kullandıklarını ve Ayasofya Camii'nde merasim yapılmadığını söylemişlerdir. Kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hakimi' sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn 'Kutsal beldelerin hizmetkârı' ilan etmiş,Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn 'Haremeyn-i Şerifeyn', yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını devralmıştır. O dönemde halife olan III. Mütevekkil İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır.Her ne kadar Hilâfet Osmanlı sultanlarına geçse de, halife sıfatı Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife unvanına rastlanmaz.Resmi olarak ilk kez Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanlarının koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak Sultan Abdülmecid ile başlayacak ve Sultan II. Abdülhamid ile gelişecektir.Bazı araştırmacılar Yavuz'un kulağına küpe taktığı ve bunun Mısır Seferi zamanına dayandığını iddia etmektedir. Ancak bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bazı tarihçiler Sünni mezhebinin İslam Hukukunda erkeklere caiz olmayan küpeyi ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim'in takmasına ihtimal bile vermezken, bazı tarihçiler ise bunun gerçek olduğu ve bazı sebeplere dayandığını iddia etmektedir.Yavuz'un kulağına küpe taktığına inanan tarihçilerden çoğu bunun İslami bir gönderme olduğunu savunmaktadır. Bunu şöyle ifade ederler: 'Yavuz, Kahire Camisi'ne girdiğinde Kahireliler ona Hakimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hakimi' sıfatını verirler ama o bu sıfatı kabul etmez ve ' 'Ben olsam olsam Hadimü'l-haremeyn 'Mekke ve Medine'nin hademesi' olabilirim' der.Bu olay üzerine o dönemde hademelerin taktığı küpeyi ister ve kulağına bu işareti, hademelerin taktığı küpeyi geçirir.' Diğer bir görüşe göre ise Mısır Seferi'nde kulaklarında küpesi olan insanları görüp 'Bu insanlar neden küpe takıyor?' diye sormuş ve 'köle oldukları için' cevabını almış ve bunun üzerine 'Biz de Allah'ın kuluyuz!' diyerek küpe takmaya başlamıştır.Bunu şöyle açıklarlar: 'Taktığı küpe o dönemde köleler tarafından takılan cinstendi, o da kendisini Allah'ın kölesi, kulu olarak görüyordu bunu da kölelerin taktığı küpelerden takarak ifade etmiş oluyordu.' Bu görüşe katılmayan tarihçiler ise Yavuz'un küpe takmadığını, böyle resimlerin Yavuz döneminden uzun süre sonra yapıldığını ve gerçeklik değerinin olmadığını savunmaktadır.Zira Yavuz, Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce, 'Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?' dediğini biliyor ve onun şahsî hayatında sade ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır.Doğru olan resimlerinde, pala bıyıklar vardır; ancak küpe yoktur. 'Yine aynı görüşe sahip bazı tarihçilere göre ise bu küpeli resim Şah İsmail'e aittir. Bu görüşün nedenini ise şöyle ifade ediyorlar: 'Başında Şii mezhebinin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinde câiz görülmektedir.'", "question": "Yavuz'un küpe takmadığını küpeyi takanın aslında kim olduğu düşünülmektedir?", "answers": {"answer_start": 3644, "text": "Şah İsmail'e"}}, {"id": "2304", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in bilinen adı nedir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Yavuz Sultan Selim"}}, {"id": "2305", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim ölüm ve doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520"}}, {"id": "2306", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim kaçıncı Osmanlı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "9."}}, {"id": "2307", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Osmanlı Devletini 9. padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "I. Selim"}}, {"id": "2308", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "88."}}, {"id": "2309", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Osmanlı Devletini 88. İslam halifesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "I. Selim"}}, {"id": "2310", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim hangi unvana sahiptir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir"}}, {"id": "2311", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "II.Bayezid"}}, {"id": "2312", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Gülbahar Hatun"}}, {"id": "2313", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Ayşe Hafsa Sultan'dır"}}, {"id": "2314", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim kaç yıl tahta kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "8 yıl"}}, {"id": "2315", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "8 yıl tahta kalan Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "I. Selim"}}, {"id": "2316", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "10 Ekim 1470"}}, {"id": "2317", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "22 Eylül 1520"}}, {"id": "2318", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim tahta geçtiginde Osmanlı toprakları kaç km2 idi?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "2.375.000 km2"}}, {"id": "2319", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim öldüğünde Osmanlı toprakları kaç km2 idi?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "6.557.000 km2"}}, {"id": "2320", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim öldüğünde Osmanlı topraklarının kaç km2'si Avrupa'daydı?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "1.702.000 km2'si"}}, {"id": "2321", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim öldüğünde Osmanlı topraklarının kaç km2'si Asya'daydı?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "1.905.000 km2'si"}}, {"id": "2322", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim öldüğünde Osmanlı topraklarının kaç km2'si Afrika'daydı?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "2.905.000 km2'si"}}, {"id": "2323", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim Osmanlı topraklarını kaç kat büyütmüştür?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "2,5 kat"}}, {"id": "2324", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim tahta geçtiğinde halifelik kime bağlıydı?", "answers": {"answer_start": 645, "text": "Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler"}}, {"id": "2325", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Halifeliği Osmanlı Hanedanına geçiren Osmanlı padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "I. Selim"}}, {"id": "2326", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Devrin önemli ticaret yolları nerelerdi?", "answers": {"answer_start": 761, "text": "İpek ve Baharat Yolu"}}, {"id": "2327", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "İpek ve Baharat Yolu'nun Osmanlıya geçmesinin sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 816, "text": "doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır"}}, {"id": "2328", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim tahta nasıl geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 887, "text": "babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak"}}, {"id": "2329", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim tahta çıkmadan önce nerede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 985, "text": "Trabzon'da"}}, {"id": "2330", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim tahta çıkmadan önce Trabzon'da ne görevi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 973, "text": "vali"}}, {"id": "2331", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Yavuz Sultan Selim'e kızını veren kimdir?", "answers": {"answer_start": 1052, "text": "Kırım Hanı Mengli Giray"}}, {"id": "2332", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Yavuz Sultan Selim tahta geçerken kimden destek almıştır?", "answers": {"answer_start": 1052, "text": "Kırım Hanı Mengli Giray"}}, {"id": "2333", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Yavuz Sultan Selim hangi yılda tahta geçti?", "answers": {"answer_start": 1139, "text": "1512'de"}}, {"id": "2334", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Aslan Pençesi'nin diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1236, "text": "'Şirpençe'"}}, {"id": "2335", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 1190, "text": "şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden"}}, {"id": "2336", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1280, "text": "49 yaşındayken"}}, {"id": "2337", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim vefat edince tahta kim geçti?", "answers": {"answer_start": 1316, "text": "oğlu Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "2338", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in türbesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 1380, "text": "İstanbul'un Fatih ilçesindedir"}}, {"id": "2339", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "Abdülmecid kimdir?", "answers": {"answer_start": 1444, "text": "Tanzimat Dönemi padişahlarından"}}, {"id": "2340", "context": "I. Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 – 22 Eylül 1520, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn 'Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı' unvanına sahiptir. Babası II.Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını 8 yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasiler'den Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta, babası II.Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi 'Şirpençe' denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşındayken vefat etti ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti.Yavuz Sultan Selim'in türbesi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. Aynı zamanda türbesinin yanında Tanzimat Dönemi padişahlarından Abdülmecid'in de türbesi bulunmaktadır.", "question": "I. Selim'in türbesinin yanında kimin türbesi vardır?", "answers": {"answer_start": 1476, "text": "Abdülmecid'in"}}, {"id": "2341", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Amasya Sancağı hangi Vilayete bağlı?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Sivas Vilâyetinin"}}, {"id": "2342", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Trabzon Sancağı hangi Vilayete bağlı?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "Sivas Vilayetine"}}, {"id": "2343", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi kimdi?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah"}}, {"id": "2344", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "İçkale Camii nerededir?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Trabzon’da"}}, {"id": "2345", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında kimin kitabesi bulunuyor?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "sancak beyi Abdullah’ın"}}, {"id": "2346", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın kitabesi hangi yıla ait?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "1470 yılına"}}, {"id": "2347", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait kitabesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında"}}, {"id": "2348", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Sancak beyi Abdullah hangi yıllar arasında bu görevdeydi?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "886 / 1481 yılına kadar"}}, {"id": "2349", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan kimdir?", "answers": {"answer_start": 536, "text": "ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir"}}, {"id": "2350", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim valilik görevini yaparken ilim derslerini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 940, "text": "âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir"}}, {"id": "2351", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim Gürcüler üzerine neden sefer yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1154, "text": "Türkmenleri devlete bağlamak için"}}, {"id": "2352", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim Gürcüler üzerine neden sefer yaparken nereden izin almamıştır?", "answers": {"answer_start": 1203, "text": "İstanbul yönetiminden"}}, {"id": "2353", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim İstanbul yönetiminden izin almadan nereye sefer yaptı?", "answers": {"answer_start": 1241, "text": "Gürcüler üzerine"}}, {"id": "2354", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim Kütayis seferinde nereleri Osmanlı topraklarına kazandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 1323, "text": "Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri"}}, {"id": "2355", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim hangi seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri Osmanlı topraklarına kazandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 1305, "text": "Kütayis seferinde"}}, {"id": "2356", "context": "Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağı'nda büyük oğlu Şehzade Bayezid 'sonradan II. Bayezid' sancak beyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağı'nda da sancak beyi olarak Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında sancak beyi Abdullah’ın 1470 yılına ait 'Hicrî 875' bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon sancak beyi olarak 886 / 1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.Şehzade Abdullah'tan sonra Trabzon sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim'dir.Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II.Bâyezid '1481-1512' padişah olarak cülûs edince, oğlu Şehzade Selim’i 1481 yılında 'Hicrî 886' Trabzon sancak beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, 1481 - 1510 yılları arasında 'Hicrî 886 - 915' yaklaşık olarak 29 yıl boyunca Trabzon’da valilik yapmıştır.Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır '1508'. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt - ül mal'a katması gerekirken onu da mücahit Türkmenlere bırakmıştır.", "question": "Şehzade Selim seferden elde ettiği geliri kimlere bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 1530, "text": "Türkmenlere"}}, {"id": "2357", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim'e ne emri verildi?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "sancağa gitmesi"}}, {"id": "2358", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim'e sancağa gitmesi emredilirken kendisi ne yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu"}}, {"id": "2359", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şahkulu ile yapılan savaşın sonucunda kim hayatını kaybetti?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Veziriazam Hadım Ali Paşa"}}, {"id": "2360", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Veziriazam Hadım Ali Paşa kiminle savaşırken hayatını keybetti?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Şahkulu ile"}}, {"id": "2361", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Ahmet nereye gitmişti?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Amasya'ya"}}, {"id": "2362", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Askerlerin Şehzade Ahmed'e olan desteği neden azalmıştı?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş"}}, {"id": "2363", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Karaman Valisi kimdi?", "answers": {"answer_start": 466, "text": "Şehzade Şehenşah"}}, {"id": "2364", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Bayezid neden saltanattan çekilme kararı aldı?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca"}}, {"id": "2365", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Bayezid tahta geçmesi için kimi önerdi?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Şehzade Ahmed'i"}}, {"id": "2366", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan kimdi?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "Hersekzade Ahmed Paşa"}}, {"id": "2367", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Hersekzade Ahmed Paşa'nın önerisi neydi?", "answers": {"answer_start": 747, "text": "padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini"}}, {"id": "2368", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Karar verildikten sonra Bayezid ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1036, "text": "Rumeli beylerini çağırdı"}}, {"id": "2369", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Bayezid neden Rumeli beylerini çağırdı?", "answers": {"answer_start": 1073, "text": "Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı"}}, {"id": "2370", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Rumeli beylerinin cevabı ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1220, "text": "'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz'"}}, {"id": "2371", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Rumeli beylerinin cevabı neden 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' be şekilde oldu?", "answers": {"answer_start": 1183, "text": "Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için"}}, {"id": "2372", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim neredeydi?", "answers": {"answer_start": 1294, "text": "Filibe'de"}}, {"id": "2373", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim neden Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi?", "answers": {"answer_start": 1376, "text": "Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için"}}, {"id": "2374", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim kaç bin kişilik kuvvetle Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi?", "answers": {"answer_start": 1447, "text": "40"}}, {"id": "2375", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim kaç bin kişilik kuvvetle nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 1472, "text": "Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya"}}, {"id": "2376", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1572, "text": "Selim kuvvetleri yenildi"}}, {"id": "2377", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Veziriazam Hersekzade neyi savundu?", "answers": {"answer_start": 1832, "text": "daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu"}}, {"id": "2378", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Veziriazam Hersekzade neyi arz etti?", "answers": {"answer_start": 1937, "text": "askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz etti"}}, {"id": "2379", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim savaş sonrasında nereye geldi?", "answers": {"answer_start": 1647, "text": "Karadeniz sahiline"}}, {"id": "2380", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim Karadeniz'den nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1719, "text": "Kefe'ye"}}, {"id": "2381", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Selim Kefe'ye ne ile gitti?", "answers": {"answer_start": 1711, "text": "gemiyle"}}, {"id": "2382", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Selim'in bu mağlubiyeti üzerine ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1766, "text": "Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı"}}, {"id": "2383", "context": "Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken ve merkezden sancağa gitmesi emredilirken; kendisi Şahkulu meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta Veziriazam Hadım Ali Paşa hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmüş, bu yüzden askerlerin Ahmed'e olan desteği azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu Şehzade Şehenşah'ın da ölüm haberini alınca; saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade Ahmed Paşa, bu karara katılmadı; padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim' in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed' in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi. Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırdı ve onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen yeniçeriler ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için 'Senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz' diye teminat vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu. Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anladığı için Şehzade Selim, 40 bin kişilik kuvvetle, Çorlu'da babasının kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi.Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri yenildi. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla İğne Ada'dan gemiyle Kefe'ye gitti.Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı. Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu.Ayrıca askerin Selim'den taraf olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nı Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. Şehzade Ahmed İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi.", "question": "Şehzade Ahmed ne zaman padişah ilan edildi?", "answers": {"answer_start": 2166, "text": "İstanbul'a vardığının ertesi günü"}}, {"id": "2384", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti"}}, {"id": "2385", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Yeniçeriler ne istiyorlardı?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti"}}, {"id": "2386", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Yeniçerilerin durumunu öğrenen Ahmed nereye döndü?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "Anadolu'ya"}}, {"id": "2387", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Selim karşıtları ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar"}}, {"id": "2388", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Yeniçeriler Korkud'a ne dedi?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Selim'den başkasını istemediklerini söylediler"}}, {"id": "2389", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Yenibahçe ayaklanması hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "6 Mart - 24 Nisan 1512"}}, {"id": "2390", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "6 Mart-24 Nisan 1512 tarihinde olan ayaklanması hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 550, "text": "Yenibahçe ayaklanması"}}, {"id": "2391", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "Selim'i İstanbul'a davet etti"}}, {"id": "2392", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Bayezid başlangıçta Selim'e ne taklif etti?", "answers": {"answer_start": 766, "text": "Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti"}}, {"id": "2393", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Selim babasının teklifine ne yanıt verdi?", "answers": {"answer_start": 846, "text": "ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti"}}, {"id": "2394", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Selim'in cülusu ne zaman gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 1103, "text": "23 Mayıs'ta"}}, {"id": "2395", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Bayezid tahttan çekilip istirahat etmek nereye yola çıktı?", "answers": {"answer_start": 1173, "text": "Dimetoka'ya"}}, {"id": "2396", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Bayezid nerede öldü?", "answers": {"answer_start": 1237, "text": "Çorlu civarında ansızın vefat etti"}}, {"id": "2397", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Bayezid'in zehirlenmek suretiyle öldüğü hangi kaynakta yazmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1394, "text": "Tacü't - Tevarih'te"}}, {"id": "2398", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Bayezid'in ölümüyle ilgili Tacü't-Tevarih'te ne yazmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1414, "text": "zehirlenmek suretiyle öldüğü"}}, {"id": "2399", "context": "Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını tanımayan yeniçeriler, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan Ahmed Anadolu'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar.Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler 'Yenibahçe ayaklanması 6 Mart - 24 Nisan 1512'. Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti.Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'i Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etti fakat Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti 'Safer 918/Nisan 1512'.Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleşmiştir.Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıktı fakat Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın; yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't - Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının oğlu Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştır.", "question": "Şehzade Ahmet kime yazdığı mektupta babasının vefat ettiğinden bahsediyor?", "answers": {"answer_start": 1487, "text": "Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta"}}, {"id": "2454", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın doğum tarihi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "6 Kasım 1494"}}, {"id": "2455", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın ölüm tarihi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "7 Eylül 1566"}}, {"id": "2456", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Trabzon"}}, {"id": "2457", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Zigetvar"}}, {"id": "2458", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Osmanlı İmparatorluğunun kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "onuncu"}}, {"id": "2459", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Osmanlı İmparatorluğunun kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "89."}}, {"id": "2460", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Batı'da nasıl bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "Muhteşem Süleyman"}}, {"id": "2461", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Doğu'da nasıl bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "Kanunî Sultan Süleyman"}}, {"id": "2462", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Doğu neden Kanunî Sultan Süleyman bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "adaletli yönetimine atfen"}}, {"id": "2463", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman kaç yıllık padişahlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "46 yıl boyunca"}}, {"id": "2464", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman kaç kez sefere çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "13 kez"}}, {"id": "2465", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman saltanatının toplam ne kadar süresini seferlerde geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "10 yıl 1 ayını"}}, {"id": "2466", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman'ın Osmanlı Sultanları arasındaki farkı nedir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı"}}, {"id": "2467", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ne zaman tahta çıktı?", "answers": {"answer_start": 563, "text": "1520 yılında"}}, {"id": "2468", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman hangi olaydan sonra tahta çıktı?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "babası I. Selim'in ölümünün ardından"}}, {"id": "2469", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Batıda nereleri Osmanlı toprağına kattı?", "answers": {"answer_start": 634, "text": "Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını"}}, {"id": "2470", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Viyana'yı hangi tarihre kuşattı?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "1529 yılında"}}, {"id": "2471", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Doğu'da kimlerle savaştı?", "answers": {"answer_start": 826, "text": "Safevîlerle"}}, {"id": "2472", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında ne oldu?", "answers": {"answer_start": 866, "text": "Irak'ı ele geçirdi"}}, {"id": "2473", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman Irak'ı ele geçirmek için kimlerle savaştı?", "answers": {"answer_start": 826, "text": "Safevîlerle"}}, {"id": "2474", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun Mağrip'te sınırları nereye kadar uzandı?", "answers": {"answer_start": 978, "text": "Fas'a kadar"}}, {"id": "2475", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı Donanması nereye kadar genişledi?", "answers": {"answer_start": 1023, "text": "Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar"}}, {"id": "2476", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman padişahlığı döneminde Osmanlı topraklarını kaç km2'ye çıkardı?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "14.893.000 km2'ye"}}, {"id": "2477", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ne zaman öldü?", "answers": {"answer_start": 1208, "text": "Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce"}}, {"id": "2478", "context": "I. Süleyman '6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar', Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in ölümünün ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Irak'ı ele geçirdi ve Osmanlı sınırlarını İran'ın içlerine kadar genişletti. Mağrip'te imparatorluğun sınırları Fas'a kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.Zigetvar Kuşatması'nın sonlanmasından bir gün önce, 7 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ölünce tahta kim geçti?", "answers": {"answer_start": 1311, "text": "oğlu II. Selim"}}, {"id": "2479", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman doğduğunda babası ne yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Trabzon valisi"}}, {"id": "2480", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman'ın annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı"}}, {"id": "2481", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman'ın süt kardeşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Yahya Efendi"}}, {"id": "2482", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman çocukluk yıllarını kiminle geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte"}}, {"id": "2483", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman çocukluk yıllarını nerede geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Trabzon'da geçirdi"}}, {"id": "2484", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman 7 yaşındayken nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "2485", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman 7 yaşındayken İstanbul'da nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a"}}, {"id": "2486", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman 7 yaşındayken İstanbul'da neden gönderildi?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için"}}, {"id": "2487", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman ne zaman Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "1508 yılında"}}, {"id": "2488", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman 1508 yılında nereye atandı?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Şarkî Karahisar sancak beyi olarak"}}, {"id": "2489", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman'ı neden Bolu'ya atadı?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında"}}, {"id": "2490", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "Amasya sancak beyi kimdir?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "Ahmed"}}, {"id": "2491", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "Ahmed Kefe sancağına ne zaman çıktı?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "1509 Temmuz'unda"}}, {"id": "2492", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman ne zaman Saruhan sancak beyliğine atandı?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "1513 yılında"}}, {"id": "2493", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman 1513 yılında nereye atandı?", "answers": {"answer_start": 735, "text": "Saruhan sancak beyliğine"}}, {"id": "2494", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman Saruhan sancak beyliği yaparken yakın arkadaşının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 824, "text": "Pargalı İbrahim"}}, {"id": "2495", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman Saruhan sancak beyliğinde kaç yıl kaldı?", "answers": {"answer_start": 880, "text": "7 yıl"}}, {"id": "2496", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "I. Süleyman ne zaman İstanbul'a harekete geçti?", "answers": {"answer_start": 925, "text": "1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi"}}, {"id": "2497", "context": "6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta çıkan I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Valide Sultan’dı. Çocukluk yıllarını, süt kardeşi Yahya Efendi ile birlikte Trabzon'da geçirdi. 7 yaşındayken; bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye alanlarında eğitim almak için İstanbul'a, Topkapı Sarayı'ndaki Enderûn'a gönderildi.1508 yılında Şarkî Karahisar sancak beyi olarak atandı; ancak babası Selim'in kardeşi Amasya sancak beyi Ahmed'in itirazı sonrasında Bolu'ya atandı. Ahmed'in buna da itiraz etmesi sebebiyle atandığı Kefe sancağına 1509 Temmuz'unda çıktı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından sonra İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancak beyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.Yaklaşık 7 yıllık Saruhan sancak beyliğinin ardından, 1520 yılının 21 Eylül'ü 22 Eylül'e bağlayan gecesi babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a hareket etti ve tahtta hak iddia edecek başka biri olmadığından herhangi bir mücadele vermeden 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı 'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor' şeklinde tanımlamıştır.", "question": "Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı nasıl tanımlıyor?", "answers": {"answer_start": 1266, "text": "'Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor'"}}, {"id": "2498", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Şam Beylerbeyi kimdir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Canberdi Gazali"}}, {"id": "2499", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı"}}, {"id": "2500", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "27 Ocak 1521 tarihinde hangi muharabe sonucu Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Mastaba Muharebesi"}}, {"id": "2501", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Mastaba Muharebesi hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "27 Ocak 1521"}}, {"id": "2502", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Mastaba Muharebesi'ne hangi birlikler katıldı?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetler"}}, {"id": "2503", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Gazali'nin yerine kim atandı?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "Ayas Mehmed Paşa"}}, {"id": "2504", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ayas Mehmed Paşa nereye atandı?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Şam Beylerbeliği'ne"}}, {"id": "2505", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın yerine kim atandı?", "answers": {"answer_start": 648, "text": "Divane Hüsrev Paşa"}}, {"id": "2506", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Bıyıklı Mehmed Paşa'nın yerine neden Divane Hüsrev Paşa atandı?", "answers": {"answer_start": 602, "text": "Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine"}}, {"id": "2507", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleymen ilk seferini ne zaman yaptı?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "18 Mayıs 1521'de"}}, {"id": "2508", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleymen ilk seferini nereye yaptı?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine"}}, {"id": "2509", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Belgrad'ı kuşatmadan I. Süleymen nereleri aldı?", "answers": {"answer_start": 782, "text": "Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen"}}, {"id": "2510", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Belgrad'ı hangi gün kuşattı?", "answers": {"answer_start": 861, "text": "1 Ağustos günü"}}, {"id": "2511", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Belgrad'ı hangi tarihte adlı?", "answers": {"answer_start": 892, "text": "29 Ağustos 1521"}}, {"id": "2512", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Belgrad'ı alması üzerine Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi ne dedi?", "answers": {"answer_start": 1089, "text": "'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.'"}}, {"id": "2513", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki hangi adaya sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 1473, "text": "Rodos adasına"}}, {"id": "2514", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Akdeniz'deki Rodos adasında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 1422, "text": "Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu"}}, {"id": "2515", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos adasının kuşatmasına katılacak olan Osmanlı Donanması hangi tarihte demir attı?", "answers": {"answer_start": 1559, "text": "Haziran 1522'de"}}, {"id": "2516", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos adasının kuşatmasına katılacak olan Osmanlı Donanması nereye demir attı?", "answers": {"answer_start": 1582, "text": "'Cem Bahçesi' körfezine"}}, {"id": "2517", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri nereden gemi yoluyla adaya geçti?", "answers": {"answer_start": 1665, "text": "Marmaris'ten"}}, {"id": "2518", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri hangi tarihte gemi yoluyla adaya geçti?", "answers": {"answer_start": 1691, "text": "28 Temmuz günü"}}, {"id": "2519", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Viyana kuşatması için Osmanlı ordusu kapasitesi neydi?", "answers": {"answer_start": 1727, "text": "100.000 kişi ve 400 gemiden"}}, {"id": "2520", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos Adasının kuşatması ne zaman sona erdi?", "answers": {"answer_start": 1807, "text": "26 Aralık 1522'de"}}, {"id": "2521", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos Adasının teslim koşullarını kabul eden kimdi?", "answers": {"answer_start": 1825, "text": "şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam"}}, {"id": "2522", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos Adası alınınca ne yapıldı?", "answers": {"answer_start": 1989, "text": "Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu"}}, {"id": "2523", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Rodos'un alınmasının ardından nereler alındı?", "answers": {"answer_start": 2178, "text": "Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı"}}, {"id": "2524", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Yapılan seferlerden sonra I. Süleyman ne zaman İstanbul'a döndü?", "answers": {"answer_start": 2255, "text": "Şubat 1523'te"}}, {"id": "2525", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman ne zaman İstanbul'a döndükten sonra ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 2349, "text": "Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı"}}, {"id": "2526", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman İbrahim Ağa'yı ne zaman sadrazam olarak atadı?", "answers": {"answer_start": 2395, "text": "27 Haziran 1523 günü"}}, {"id": "2527", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İbrahim Ağa sadrazam olmadan önce hangi görevdeydi?", "answers": {"answer_start": 2453, "text": "has odabaşısı"}}, {"id": "2528", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman İbrahim Ağa'ya sadrazamlık dışında hangi görevi vermiştir?", "answers": {"answer_start": 2538, "text": "Rumeli Eyaleti'nin yönetimin"}}, {"id": "2529", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman zamanında ikinci vezir kimdi?", "answers": {"answer_start": 2644, "text": "Ahmed Paşa"}}, {"id": "2530", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ahmet Paşa vali olarak nereye atandı?", "answers": {"answer_start": 2677, "text": "Mısır"}}, {"id": "2531", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ahmet Paşa neden isyan başlattı?", "answers": {"answer_start": 2577, "text": "Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandı"}}, {"id": "2532", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ahmet Paşa ne zaman isyan başlattı?", "answers": {"answer_start": 2686, "text": "1524 yılı başlarında"}}, {"id": "2533", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Ahmet Paşa'nın çıkardığı isyanın sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2749, "text": "Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi"}}, {"id": "2534", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Yeniçeriler hangi tarihte şehirde ayaklanma başlattılar", "answers": {"answer_start": 2863, "text": "Mart 1525'te"}}, {"id": "2535", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Mart 1525'te yeniçeriler şehirde ayaklanma ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2877, "text": "Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada"}}, {"id": "2536", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Mart 1525'te yeniçerilerin ayaklanması sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 3003, "text": "Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi"}}, {"id": "2537", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İbrahim Paşa ne zaman İstanbul'a döndü?", "answers": {"answer_start": 3126, "text": "6 Eylül 1525 günü"}}, {"id": "2538", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman'dan kim yardım istedi?", "answers": {"answer_start": 3189, "text": "Fransa elçisi Jean Frangipani"}}, {"id": "2539", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman'dan Jean Frangipani neden yardım istedi?", "answers": {"answer_start": 3264, "text": "Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için"}}, {"id": "2540", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Pavia Muharebesi ne zaman oldu?", "answers": {"answer_start": 3220, "text": "24 Şubat 1525'teki"}}, {"id": "2541", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "24 Şubat 1525'teki muharebenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 3239, "text": "Pavia Muharebesi"}}, {"id": "2542", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "24 Şubat 1525'teki muharebenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 3239, "text": "Pavia Muharebesi"}}, {"id": "2543", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Yardım teklifine I. Süleyman'ın cevabı ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 3410, "text": "Yazdığı mektupla yardım sözü veren"}}, {"id": "2545", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Yardım eden I. Süleyman sonra ne kararı aldı?", "answers": {"answer_start": 3522, "text": "Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı"}}, {"id": "2546", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Macaristan'a önce kimi gönderdi?", "answers": {"answer_start": 3598, "text": "Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi"}}, {"id": "2547", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman öndeliğinde ordu ne zaman Macaristan'a hareket etti?", "answers": {"answer_start": 3633, "text": "23 Nisan 1526'da"}}, {"id": "2548", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler nereleri aldı?", "answers": {"answer_start": 3750, "text": "Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı"}}, {"id": "2549", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Bosna beyleri de Macaristan seferinde nereleri ele geçirmişti?", "answers": {"answer_start": 3860, "text": "Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti"}}, {"id": "2550", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Macaristan Kralı kimdir?", "answers": {"answer_start": 3926, "text": "II. Lajos"}}, {"id": "2551", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Osmanlı ordusu nerede karşılaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 3963, "text": "Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde"}}, {"id": "2552", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Macaristan Kralı'nın ordusu ile Osmanlı ordusu ne zaman muharebe yaptı?", "answers": {"answer_start": 4023, "text": "29 Ağustos 1526 günü"}}, {"id": "2553", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı Macaristan ile yapılan savaşın sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 4073, "text": "Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı"}}, {"id": "2554", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı ordusu ne zaman Budin'e girdi?", "answers": {"answer_start": 4244, "text": "20 Eylül günü"}}, {"id": "2555", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman kaç gün Budin kralının sarayında kaldı?", "answers": {"answer_start": 4299, "text": "yaklaşık on dört gün boyunca"}}, {"id": "2556", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Budin'den dönüşte nereleri aldı?", "answers": {"answer_start": 4367, "text": "Segedin ve bazı şehirleri"}}, {"id": "2557", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman ne zaman Peşte'ye geçti?", "answers": {"answer_start": 4403, "text": "21 Eylül'de"}}, {"id": "2558", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "I. Süleyman Macaristan'ın başına kimi getirdi?", "answers": {"answer_start": 4454, "text": "Erdel Voyvodası János Zápolya'yı"}}, {"id": "2559", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Hangi tarihte İstanbul'da zafer alayı düzenlendi?", "answers": {"answer_start": 4636, "text": "13 Kasım 1526 tarihinde"}}, {"id": "2560", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu zamanlarda hangi isyan başladı?", "answers": {"answer_start": 4785, "text": "Baba Zünnun İsyanı"}}, {"id": "2561", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Baba Zünnun İsyanı nerede başladı?", "answers": {"answer_start": 4776, "text": "Bozok'ta"}}, {"id": "2562", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Baba Zünnun İsyanı kimin desteği ile baş gösterdi?", "answers": {"answer_start": 4753, "text": "Safevîlerin"}}, {"id": "2563", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Baba Zünnun İsyanı hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 4734, "text": "1526 Ağustos'unda"}}, {"id": "2564", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Baba Zünnun İsyanı hangi tarihte bastırıldı?", "answers": {"answer_start": 4860, "text": "1527'de"}}, {"id": "2565", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Baba Zünnun İsyanı kim tarafından bastırıldı?", "answers": {"answer_start": 4868, "text": "Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından"}}, {"id": "2566", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi İsyanı ne zaman çıktı?", "answers": {"answer_start": 4954, "text": "1527'de"}}, {"id": "2567", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi İsyanı nerede çıktı?", "answers": {"answer_start": 4962, "text": "Orta Anadolu'da"}}, {"id": "2568", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi İsyanı kimin desteği ile çıktı?", "answers": {"answer_start": 4983, "text": "Safevîlerin desteğiyle"}}, {"id": "2569", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi İsyanı bastırılmak için kim görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 5133, "text": "Sadrazam İbrahim Paşa"}}, {"id": "2570", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi nerede yenilgiye uğratıldı?", "answers": {"answer_start": 5180, "text": "Elbistan civarında"}}, {"id": "2571", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kalender Çelebi ne zaman yenilgiye uğratıldı?", "answers": {"answer_start": 5441, "text": "1527'de"}}, {"id": "2572", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İranlı Molla Kabız neden dîvânda yargılandı?", "answers": {"answer_start": 5300, "text": "vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden"}}, {"id": "2573", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İranlı Molla Kabız ne zaman dîvânda yargılandı?", "answers": {"answer_start": 5435, "text": "Kasım 1527'de"}}, {"id": "2574", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İranlı Molla Kabız nerede yargılandı?", "answers": {"answer_start": 5449, "text": "dîvânda"}}, {"id": "2575", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "İranlı Molla Kabız'a ne oldu?", "answers": {"answer_start": 5474, "text": "fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi"}}, {"id": "2576", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kim kendini Macaristan Kralı ilan etti?", "answers": {"answer_start": 5525, "text": "Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand"}}, {"id": "2577", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 5567, "text": "Avusturya Arşidükü Ferdinand"}}, {"id": "2578", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Avusturya Arşidükü Ferdinand kimdir?", "answers": {"answer_start": 5525, "text": "Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi"}}, {"id": "2579", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Avusturya Arşidükü Ferdinand ne zaman Budin'e girdi?", "answers": {"answer_start": 5737, "text": "20 Ağustos 1527 günü"}}, {"id": "2580", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Avusturya Arşidükü Ferdinand Macaristan Kralı olarak tanınmasını karşılığında Osmanlı'dan ne istedi?", "answers": {"answer_start": 5776, "text": "Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında"}}, {"id": "2581", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Avusturya Arşidükü Ferdinand'ın teklifini reddeden I. Süleyman ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 5912, "text": "10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı"}}, {"id": "2582", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "10 Mayıs 1529'da sefere çıkan I. Süleyman Sadrazam İbrahim Paşa'ya hangi unvanı verdi?", "answers": {"answer_start": 5981, "text": "serasker unvanı"}}, {"id": "2583", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri ne zaman Budin'i kuşattı?", "answers": {"answer_start": 6003, "text": "3 Eylül 1529'da"}}, {"id": "2584", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Budin ne zaman teslim oldu?", "answers": {"answer_start": 6067, "text": "7 Eylül günü"}}, {"id": "2585", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Teslim olan Budin'in yönetimi kime verildi?", "answers": {"answer_start": 6117, "text": "János Zápolya'ya"}}, {"id": "2586", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri ne zaman Avusturya topraklarına girdi?", "answers": {"answer_start": 6199, "text": "23 Eylül 1529'da"}}, {"id": "2587", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri ne zaman Viyana'yı kuşattı?", "answers": {"answer_start": 6259, "text": "27 Eylül günü"}}, {"id": "2588", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri neden Viyana kuşatmasını kaldırdı?", "answers": {"answer_start": 6298, "text": "hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle"}}, {"id": "2589", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri ne zaman Viyana kuşatmasını kaldırdı?", "answers": {"answer_start": 6400, "text": "16 Ekim günü"}}, {"id": "2590", "context": "I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve kendi hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarında 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan Mastaba Muharebesi sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.Gazali'nin yerine Şam Beylerbeliği'ne Ayas Mehmed Paşa atandı. Aynı yılın sonunda ise doğu cephesinin merkezi halinde bulunan Diyarbakır’ın beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine yerine Divane Hüsrev Paşa tayin edildi. Süleyman ilk seferini 18 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad üzerine yaptı. Çevresindeki Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerinin alınmasının ardından 1 Ağustos günü kuşatılan şehir,29 Ağustos 1521 tarihinde teslim oldu. Avrupa'da gerçekleştirilebilecek fetih ve seferler için önemli bir merkez olan Belgrad'ın fethi hakkında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi 'Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı.II.Lajos'un ölümü, Budin' in ele geçirilişi ve Erdel'in işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı.' ifadelerini kullanmıştı.Ertesi yıl Süleyman, Hospitalier Şövalyeleri'nin bulunduğu Akdeniz'deki Rodos adasına karadan sefer düzenledi. Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı Donanması ise Haziran 1522'de adanın 'Cem Bahçesi' körfezine demir attı.Süleyman'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, Marmaris'ten gemi yoluyla 28 Temmuz günü adaya geçti.Yaklaşık 100.000 kişi ve 400 gemiden oluşan Osmanlı ordusu, 6 aydan fazla süren kuşatma, 26 Aralık 1522'de şövalyelerin başı Philippe Villiers de L'Isle-Adam'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hakimiyetinin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada Hristiyan kimliğiyle yaşayan Cem Sultan'ın oğlu Murad ve Murad'ın oğulları boğduruldu, eşi ve iki kızı İstanbul'a gönderildi.Rodos'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleri ile İstanköy ve Sömbeki adaları da alındı. Şubat 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise daha önce görülmemiş bir biçimde has odabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Eyaleti'nin yönetimini de verdi.Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılı başlarında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi. Mart 1525'te, Süleyman Kâğıthane'de avlandığı sırada yeniçeriler şehirde ayaklanma başlattılar. Kısa sürede bastırılan ayaklanma sonrasında Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa, kâhyası Kıran Bali ile reis-ül küttab Haydar idam edildi.Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa ise 6 Eylül 1525 günü İstanbul'a döndü.Bu dönemde İstanbul'a gelen Fransa elçisi Jean Frangipani, 24 Şubat 1525'teki Pavia Muharebesi sonrası Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na esir düşen Kral I. François için, kralın annesi Louise de Savoie'un ricası üzerine Süleyman'dan yardım istedi.Yazdığı mektupla yardım sözü veren Süleyman, iki devlet arasında anlaşma sağlanıp François serbest bırakılsa da Macaristan üzerine sefer gerçekleştirme kararı aldı.Macaristan üzerine önce Sadrazam İbrahim Paşa'yı gönderdi, 23 Nisan 1526'da ise Süleyman'ın önderliğindeki ordu Macaristan'a hareket etti.İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler, Petrovaradin ve İyluk şehirleriyle on bir kale ele geçirdikten sonra, Özek kalesini de aldı. Bosna beyleri de Sirem bölgesindeki bazı kaleleri ele geçirmişti. Macaristan Kralı II. Lajos'un liderliğindeki ordu ile Tuna kıyısındaki Mohaç düzlüğünde karşılaşan Osmanlı ordusu,29 Ağustos 1526 günü yapılan muharebeyi kazanarak Doğu Avrupa'daki Macar direncini kırdı.Lajos ise muharebeden kaçan bazı askerlerle birlikte bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek, 20 Eylül günü Budin'e girdi. Şehrin anahtarını alan ve yaklaşık on dört gün boyunca kral sarayında kalan Süleyman, dönüşte Segedin ve bazı şehirleri de alarak 21 Eylül'de Peşte'ye geçti ve Macaristan'ın başına Erdel Voyvodası János Zápolya'yı getirdi.Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ve Fransa-Osmanlı ittifakıyla 5 Ekim 1526 tarihinde sona eren yedi aylık sefer sonrasında, 13 Kasım 1526 tarihinde İstanbul'da zafer alayı düzenlendi.Osmanlı ordusunun Macaristan'da olduğu 1526 Ağustos'unda, Safevîlerin desteğiyle Bozok'ta Baba Zünnun İsyanı baş gösterdi. Çevredeki bölgelere yayılmasının ardından 1527'de Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Adana Sancak Beyi Pîrî Bey tarafından bastırıldı.1527'de Orta Anadolu'da yine Safevîlerin desteğiyle Kalender Çelebi İsyanı çıktı. Çevresindeki sancak beyleri ile eyalet beylerini mağlup etmesinin ardından isyanı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. 1527'de Elbistan civarında yenilgiye uğratılan Kalender Çelebi, başı kesilerek idam edildi. Birkaç ay sonra İranlı Molla Kabız, vaazlarında İsa peygamberin bütün peygamberlerden üstün olduğu fikrini dile getirdiğinden Sünni ulemanın tepkisini çekti ve bu sebeple Kasım 1527'de dîvânda yargılandı.Ancak fikirlerinden vazgeçmeyen Molla Kabız idam edildi. Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın kardeşi Avusturya Arşidükü Ferdinand, János Zápolya'nın krallığını tanımayarak kendini Macaristan kralı ilan etti. János Zápolya'nın kuvvetlerini yenilgiye uğratmasının ardından 20 Ağustos 1527 günü Budin'e girerken, Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemesi karşılığında kendisinin Macaristan Kralı olarak tanınmasını istedi. Ancak bunu reddeden Süleyman 10 Mayıs 1529'da yeni bir sefere çıktı veSadrazam İbrahim Paşa'ya da serasker unvanı verdi.3 Eylül 1529'da Budin'e varan Osmanlı kuvvetleri şehri kuşattı. 7 Eylül günü Budin teslim oldu ve yönetimi tekrar János Zápolya'ya verildi.Hemen ardından Estergon'u almayı başaran Osmanlı ordusu, 23 Eylül 1529'da Avusturya topraklarına girmesinin ardından 27 Eylül günü Viyana'yı kuşattı. Ancak hava şartlarının elverişsizliği ve mühimmat bakımından kuşatma için hazırlıksız olunması sebepleriyle 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı ve ordu 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri ne zaman Viyana kuşatmasında İstanbul'a döndü?", "answers": {"answer_start": 6440, "text": "16 Aralık 1529'da"}}, {"id": "2591", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sadrazam Rüstem Paşa ne zaman öldü?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "10 Temmuz 1561'de"}}, {"id": "2592", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sadrazam Rüstem Paşa'nın yerine kim atandı?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Semiz Ali Paşa"}}, {"id": "2593", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "1562 yılında İstanbul'a gelen elçinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Ogier Ghislain de Busbecq"}}, {"id": "2594", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Elçi Ogier Ghislain de Busbecq ne zaman İstanbul'a geldi?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "1562 yılında"}}, {"id": "2595", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu kiminle sekiz yıllık anlaşma imzaladı?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Habsburglarla"}}, {"id": "2596", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg kaç yıllık anlaşma imzaladı?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "sekiz yıllık"}}, {"id": "2597", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg arasındaki anlaşmaya kimin aracılığı ile gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla"}}, {"id": "2598", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg arasındaki anlaşmaya göre neresi Osmanlı'ya kaldı?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Erdel'in"}}, {"id": "2599", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg arasındaki anlaşmaya göre Osmanlı ne kadar vergi alacak?", "answers": {"answer_start": 334, "text": "30.000 altın"}}, {"id": "2600", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı Donanması kimlerin komutasındaydı?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın"}}, {"id": "2601", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı Donanması ne zaman Malta adasını kuşattı?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "18 Mayıs 1565 tarihinde"}}, {"id": "2602", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Malta adası kimin elindeydi?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "Malta Şövalyeleri'nin"}}, {"id": "2603", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Malta Şövalyeleri'nin yanında kimler vardı?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri"}}, {"id": "2604", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Turgut Reis neden vefat etti?", "answers": {"answer_start": 726, "text": "çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile"}}, {"id": "2605", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Turgut Reis ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 654, "text": "11 Eylül'de"}}, {"id": "2606", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sakız adasını Osmanlı topraklarına ne zaman katıldı?", "answers": {"answer_start": 782, "text": "1565 yılında"}}, {"id": "2607", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sakız adasını Osmanlı topraklarına katan donanmanın komutanı kimdi?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "Piyale Paşa"}}, {"id": "2608", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Ferdinand hangi yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1012, "text": "1564"}}, {"id": "2609", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru kim oldu?", "answers": {"answer_start": 1073, "text": "II. Maximilia"}}, {"id": "2610", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı hükûmeti Kutsal Roma İmparatoru II. Maximilia'dan ne istedi?", "answers": {"answer_start": 1092, "text": "hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi"}}, {"id": "2611", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sokollu Mehmed Paşa hangi olay üzerine sadrazamlığa geçti?", "answers": {"answer_start": 1302, "text": "Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından"}}, {"id": "2612", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Sokollu Mehmed Paşa ne zaman vefat etmiş?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "28 Haziran 1565"}}, {"id": "2613", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman 13 yıl aradan sonra neden tekrar sefere çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 1379, "text": "Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine"}}, {"id": "2614", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman hangi tarihte 13. seferine çıktı?", "answers": {"answer_start": 1428, "text": "1 Mayıs 1566'da"}}, {"id": "2615", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman 13. seferine kaç yaşında çıktı?", "answers": {"answer_start": 1475, "text": "72 yaşında"}}, {"id": "2616", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman Belgrad'a ne zaman vardı?", "answers": {"answer_start": 1506, "text": "27 Haziran'da"}}, {"id": "2617", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Belgrad seferinde Osmanlı ordusuna hangi kuvvetlerde katıldı?", "answers": {"answer_start": 1546, "text": "Sigismund Zapolya'nın kuvvetleri"}}, {"id": "2618", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı ordusu ne zaman Zigetvar'a vardı?", "answers": {"answer_start": 1610, "text": "2 Ağustos'ta"}}, {"id": "2619", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Süleyman Zigetvar'a ne zaman vardı?", "answers": {"answer_start": 1668, "text": "5 Ağustos'ta"}}, {"id": "2620", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1758, "text": "7 Eylül 1566 gecesi"}}, {"id": "2621", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1779, "text": "Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce"}}, {"id": "2622", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 1818, "text": "kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle"}}, {"id": "2623", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Zigetvar'ın yanında nereler alındı?", "answers": {"answer_start": 1919, "text": "Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de"}}, {"id": "2624", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın ölümü kaç gün saklandı?", "answers": {"answer_start": 1998, "text": "48 gün boyunca"}}, {"id": "2625", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın ölümü ne zamana kadar saklandı?", "answers": {"answer_start": 2026, "text": "ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar"}}, {"id": "2626", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "Osmanlı ordusu Zigetvar'dan ne zaman ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 2013, "text": "21 Ekim günü"}}, {"id": "2627", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın cenaze namazını kim kıldırdı?", "answers": {"answer_start": 2095, "text": "Şeyhülislam Ebussuud Efendi"}}, {"id": "2628", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın cenaze namazını ne zaman kılındı?", "answers": {"answer_start": 2083, "text": "28 Kasım'da"}}, {"id": "2629", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman nerede toprağa verildi?", "answers": {"answer_start": 2155, "text": "Süleymaniye Camii'nde"}}, {"id": "2630", "context": "10 Temmuz 1561'de Sadrazam Rüstem Paşa öldü, yerine Semiz Ali Paşa atandı. 1562 yılında İstanbul'a gelen elçi Ogier Ghislain de Busbecq aracılığıyla Habsburglarla Osmanlı İmparatorluğu arasında sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Ferdinand, Erdel'in Osmanlı'da kaldığını ve 1547'deki antlaşmada olduğu gibi yıllık 30.000 altın vergi vermeyi kabul etti.Turgut Reis ve Piyale Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması, 18 Mayıs 1565 tarihinde Malta Şövalyeleri'nin elindeki Malta adasını bir kez daha kuşattı. Malta Şövalyeleri'nin yanında İspanyol İmparatorluğu, Sicilya Krallığı ve Maltalı sivilleri de adanın savunmasına destek oldu. 11 Eylül'de başarısızlıkla sonuçlanan kuşatma sonrasında Turgut Reis de çarpışmalar esnasında aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1565 yılında I. Süleyman'ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız adasını Osmanlı topraklarına katmışlardır. Osmanlı hükûmeti, 1562'deki antlaşmada yer alan koşullara göre yıllık vergisini ödemeyen Ferdinand'ın 1564 yılındaki ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru olan II. Maximilian'dan hem eski borçların ödenmesini hem de kalan altı yıl için vergilerin ödenmesi teminatını istedi.Maximilian, İstanbul'a gönderdiği elçiyle bu koşulları yerine getirdi.Ancak karşılıklı sınır ihlalleri sonrasında, Semiz Ali Paşa'nın 28 Haziran 1565'teki ölümünün ardından sadrazamlığa gelen Sokollu Mehmed Paşa'nın tutumu üzerine Süleyman; 1 Mayıs 1566'da, yaklaşık 13 yıl aradan sonra, 72 yaşında 13. seferine çıktı. 27 Haziran'da Belgrad'a varan ve burada Sigismund Zapolya'nın kuvvetlerinin de katıldığı Osmanlı Ordusu,2 Ağustos'ta Zigetvar'a vardı.Süleyman ise kuşatma yerine 5 Ağustos'ta varmış ve kuşatmanın görülebileceği bir tepede yer alan çadırına yerleşmişti.7 Eylül 1566 gecesi, Zigetvar'ın alınmasından bir gün önce, kaynaklara göre gut, dizanteri, felç veya anjin sebebiyle vefat etti. Öte yandan Zigetvar'ın yanında Göle, Yanva, Lügos ve diğer bazı kaleler de ele geçirilmişti.Süleyman'ın ölümü 48 gün boyunca,21 Ekim günü ordunun Zigetvar'dan ayrılışına kadar saklandı.Cenazesi, 28 Kasım'da Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazın ardından Süleymaniye Camii'nde toprağa verildi. Süleyman'ın vefatının ardından yerine oğlu II. Selim geçti.", "question": "I. Süleyman'ın vefatından ardından tahta kim geçti?", "answers": {"answer_start": 2232, "text": "oğlu II. Selim"}}, {"id": "2631", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde kim tarafından elçi gönderilmiş?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "I. François tarafından"}}, {"id": "2632", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. François tarafından gönderilen elçi nereye gönderilmiş?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "2633", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. François tarafından gönderilen elçinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Pierre Gilles"}}, {"id": "2634", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Fransız elçi Pierre Gilles'in ne yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı"}}, {"id": "2635", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Süleyman döneminde ilk olarak hangi eseri tamamladı?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı"}}, {"id": "2636", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. Süleyman oğlu için hangi yapıyı yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Şehzadebaşı Külliyesi"}}, {"id": "2637", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. Süleyman kendisi için hangi yapıyı yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "Süleymaniye Külliyesi"}}, {"id": "2638", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "I. Süleyman döneminde hangi külliyeler yapıldı?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi"}}, {"id": "2639", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek için ne yapıldı?", "answers": {"answer_start": 913, "text": "su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu"}}, {"id": "2640", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "İmar faaliyetlerinde başı çeken kurum hangisiydi?", "answers": {"answer_start": 1104, "text": "Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı"}}, {"id": "2641", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı kimdi?", "answers": {"answer_start": 1239, "text": "Acem Ali'ydi"}}, {"id": "2642", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Acem Ali'ydi hangi padisaşh döneminde hassa mimarbaşıydı?", "answers": {"answer_start": 1207, "text": "I. Selim döneminde"}}, {"id": "2643", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Acem Ali hangi yılda vefat etti?", "answers": {"answer_start": 1252, "text": "1538 veya 1539 yılında"}}, {"id": "2644", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Acem Ali vefat ettikten sonra mimarbaşı kim oldu?", "answers": {"answer_start": 1385, "text": "Mimar Sinan"}}, {"id": "2645", "context": "I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken;oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri 'Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane', Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi.Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu. Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi.Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi.1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.", "question": "Mimar Sinan kimdir?", "answers": {"answer_start": 1398, "text": "Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir"}}, {"id": "2646", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi"}}, {"id": "2647", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminşn önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarından olan kimdi?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Matrakçı Nasuh"}}, {"id": "2648", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "Süleymanname'yi yazan kimdi?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "şehnameci Arifî"}}, {"id": "2649", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde ki önemli sanatçılardan bazıları kimlerdi?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî"}}, {"id": "2650", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa hangi heykeltıraşları getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller"}}, {"id": "2651", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa hangi savaştan sonra heykeltıraşları getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "Mohaç Meydan Savaşı sonrasında"}}, {"id": "2652", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa heykeltıraşları nereden getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "Budin'den"}}, {"id": "2653", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa heykeltıraşları nereye getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "2654", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "I. Süleyman döneminde sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa heykeltıraşları nereye dikmiştir?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "At Meydanında bulunan sarayına"}}, {"id": "2655", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "Budin'den heykeltıraş dışında neler getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri"}}, {"id": "2656", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "Budin'den getirilen eserler ile ne yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 835, "text": "kütüphane"}}, {"id": "2657", "context": "I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır.Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.", "question": "Budin'den getirilen eserler kimin eserleridir?", "answers": {"answer_start": 873, "text": "Macar kralı Matthias Corvinus'un"}}, {"id": "2658", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda ne kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "medrese"}}, {"id": "2659", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Sultan Süleyman döneminde sarayda kurulan kütüphanelerden çok neler ön plandandır?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu"}}, {"id": "2660", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "Süleymaniye Medreseleri"}}, {"id": "2661", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Süleymaniye Medreseleri'nde hangş alanlarda eğitim verilmektedir?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler'"}}, {"id": "2662", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreseleri kaç aşamaya ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "iki aşamaya"}}, {"id": "2663", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Medreselerdeki birinci aşama nedir?", "answers": {"answer_start": 663, "text": "Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim"}}, {"id": "2664", "context": "Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle 'özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler' yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır.Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.", "question": "Medreselerdeki ikinci aşama nedir?", "answers": {"answer_start": 786, "text": "matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir"}}, {"id": "2665", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "I. Süleyman'ın ilk eşi olarak bilinen kimdir?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Fülane Hatun"}}, {"id": "2666", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "Fülane Hatun ne zaman hareme girmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda"}}, {"id": "2667", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "Tarihçi Çağatay Uluçay I. Süleyman'ın eşleri için ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler"}}, {"id": "2668", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "Fülane Hatun'dan dünyaya gelen çocugun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 396, "text": "Mahmud"}}, {"id": "2669", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen çocugun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 440, "text": "Şehzade Mustafa"}}, {"id": "2670", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen çocugun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir"}}, {"id": "2671", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "I. Süleyman'ın toplam kaç erkek çocuğu vardır?", "answers": {"answer_start": 691, "text": "sekiz erkek"}}, {"id": "2672", "context": "I. Süleyman'ın Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler.Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir.", "question": "I. Süleyman'ın toplam kaç kız çocuğu vardır?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "iki kız"}}, {"id": "2673", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun ne zaman hareme girdiği tahmin edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından"}}, {"id": "2674", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Mehmed'i dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1521'de"}}, {"id": "2675", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Mihrimah'ı dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "1522'de"}}, {"id": "2676", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Abdullah'ı dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "1522 veya 1523'de"}}, {"id": "2677", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Selim'i dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "1524'te"}}, {"id": "2678", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Bayezid'ı dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "1525'te"}}, {"id": "2679", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yıl Cihangir'i dünyaya getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "1531'de"}}, {"id": "2680", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Hürrem Hatun hangi yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "15 Nisan 1558'de"}}, {"id": "2681", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahidevran Sultan'ın bazı kaynaklarda ismi nasıl geçer?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "Gülbahar"}}, {"id": "2682", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahidevran Sultan ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "1500 yılı civarında"}}, {"id": "2683", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahidevran Sultan ne zaman Mustafa'yı dünyaya getirdi?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "1515'te"}}, {"id": "2684", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mustafa'nın Süleyman tarafından ne zaman boğduruldu?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "6 Ekim 1553'te"}}, {"id": "2685", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahidevran Mustafa'nın babası tarafından boğdurulmasının ardından nerede yaşamaya başladı?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "Bursa'da"}}, {"id": "2686", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahidevran ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "3 Şubat 1581'de"}}, {"id": "2687", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Gülfem Hatun kimdi?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi"}}, {"id": "2688", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Gülfem Hatun ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 734, "text": "1561 veya 1562 yılında"}}, {"id": "2689", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Gülfem Hatun kimin annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "Şehzade Murad'ın"}}, {"id": "2690", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Şehzade Murad ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 785, "text": "1521'de"}}, {"id": "2691", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Şehzade Murad ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "12 Ekim 1521'de"}}, {"id": "2692", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Süleyman'ın ilk eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Fülane Hatun"}}, {"id": "2693", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Fülane Hatun kimdir?", "answers": {"answer_start": 909, "text": "Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir"}}, {"id": "2694", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Fülane Hatun"}}, {"id": "2695", "context": "Hürrem Sultan: Süleyman'ın sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'ı, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'de Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'ı, 1531'de Cihangir'ı dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.Mahidevran Sultan 'bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer': 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515'te Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.", "question": "Mahmud hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "1512'de"}}, {"id": "2696", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mahmud hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1512 yılında"}}, {"id": "2697", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mahmud kimdir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Süleyman'ın ilk oğluydu"}}, {"id": "2698", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mahmud ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "29 Ekim 1521'de"}}, {"id": "2699", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mahmud neden vefat etti?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "geçirdiği hastalık sebebiyle"}}, {"id": "2700", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mustafa kimdir", "answers": {"answer_start": 152, "text": "1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi"}}, {"id": "2701", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Mustafa neden boğdurtuldu?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından"}}, {"id": "2702", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Mihrimah Sultan ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 534, "text": "1578'de"}}, {"id": "2703", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Abdullah ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 637, "text": "doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti"}}, {"id": "2704", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Selim ne zaman kardeşi Bayezid taht mücadelesine girdi?", "answers": {"answer_start": 738, "text": "Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra"}}, {"id": "2705", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Selim ne zamana kadar padişah olarak kaldı?", "answers": {"answer_start": 929, "text": "1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı"}}, {"id": "2706", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Bayezid neden İran'a kaçtı?", "answers": {"answer_start": 1104, "text": "Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla"}}, {"id": "2707", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Bayezid ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 1159, "text": "1561'de"}}, {"id": "2708", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Bayezid nasıl vefat etti?", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak"}}, {"id": "2709", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Bayezid nerede vefat etti?", "answers": {"answer_start": 1195, "text": "Kazvin'de"}}, {"id": "2710", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Bayezid kim tarafında bağuldu?", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "Osmanlı elçileri tarafından"}}, {"id": "2711", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Şehzade Cihangir ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 1293, "text": "1553'te"}}, {"id": "2712", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Raziye Sultan ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 1327, "text": "1524 yılında"}}, {"id": "2713", "context": "Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.Şehzade Bayezid: 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.Şehzade Cihangir: 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.Raziye Sultan: 1524 yılında, 1571'de vefat etti.", "question": "Raziye Sultan ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1341, "text": "1571'de"}}, {"id": "3158", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi'nin diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Çaldıran Meydan Muharebesi"}}, {"id": "3159", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi hangi padişah döneminde oldu?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "I. Selim"}}, {"id": "3160", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi kimler arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında"}}, {"id": "3161", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi I. Selim ile kim arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında"}}, {"id": "3162", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi Safevi hükümdarı Şah İsmail ile kim arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Osmanlı padişahı I. Selim"}}, {"id": "3163", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "23 Ağustos 1514'te"}}, {"id": "3164", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi nerede yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Çaldıran Ovası'nda"}}, {"id": "3165", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Ovası nerede?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Maku şehri yakınında"}}, {"id": "3166", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Maku şehri nerede?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "günümüzde İran sınırları içinde"}}, {"id": "3167", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi nasıl sonuçlandı?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı"}}, {"id": "3168", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Çaldıran Muharebesi'nin nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır"}}, {"id": "3169", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "Şeyh Haydar"}}, {"id": "3170", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şeyh Haydar'ın ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 635, "text": "'1488'"}}, {"id": "3171", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 660, "text": "'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.'"}}, {"id": "3172", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "II. Bayezid, Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 781, "text": "'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!'"}}, {"id": "3173", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Safevî şeyhlerinin nerede çok sayıda müritleri vardı?", "answers": {"answer_start": 871, "text": "Anadolu'da"}}, {"id": "3174", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Safevî şeyhlerinin müritleri neden İran'a gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 999, "text": "şeyhlerinden eğitim almak için"}}, {"id": "3175", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Safevî şeyhlerinin müritleri şeyhlerinden eğitim almak için nereye gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "İran'a"}}, {"id": "3176", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Safevi Devleti ne zaman kuruldu?", "answers": {"answer_start": 1282, "text": "1501 yılında"}}, {"id": "3177", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Osmanlı Devleti neden Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalıştı?", "answers": {"answer_start": 1128, "text": "Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür"}}, {"id": "3178", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Osmanlı Devleti İran'a giden Kızılbaşlar'a ne ceza verildi?", "answers": {"answer_start": 1436, "text": "idam edilmesini emretmiştir"}}, {"id": "3179", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şii meşrebini nasıl görüldü?", "answers": {"answer_start": 1657, "text": "sapıklık olarak"}}, {"id": "3180", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "II. Bayezid birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya hangi tarihte sürmüştür", "answers": {"answer_start": 1683, "text": "1502 yılında"}}, {"id": "3181", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "II. Bayezid birçok Kızılbaşı Anadolu'dan nereye sürmüştür", "answers": {"answer_start": 1756, "text": "Mora'ya"}}, {"id": "3182", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "II. Bayezid birçok Kızılbaşı nereden Mora'ya sürmüştür", "answers": {"answer_start": 1744, "text": "Anadolu'dan"}}, {"id": "3183", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Mora'nın diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1764, "text": "'Yunanistan'"}}, {"id": "3184", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail, 1501 yılında nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 1813, "text": "Tebriz'i"}}, {"id": "3185", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail, Tebriz'i hangi tarihte aldı?", "answers": {"answer_start": 1800, "text": "1501 yılında"}}, {"id": "3186", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Kim 1501 yılınca Tebriz'i aldı?", "answers": {"answer_start": 1788, "text": "Şah İsmail"}}, {"id": "3187", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Trabzon sancakbeyi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1999, "text": "Şehzade Selim"}}, {"id": "3188", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim kimdir?", "answers": {"answer_start": 1975, "text": "Trabzon sancakbeyi"}}, {"id": "3189", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail Erzincan'ı almadan önce nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 1813, "text": "Tebriz'i"}}, {"id": "3190", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim hangi tarihlerde Erzincan'ı almak için sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 2057, "text": "1503 ve 1507-8 yıllarında"}}, {"id": "3191", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim Erzincan'ı almak için kaç kez sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 2083, "text": "iki defa"}}, {"id": "3192", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında nereyi almak için kaç kez sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 2092, "text": "Erzincan'ı"}}, {"id": "3193", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim Erzincan'ı almak nereye saldırdı?", "answers": {"answer_start": 2127, "text": "Safevi topraklarına"}}, {"id": "3194", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim'in son saldırısında Şah İsmail'in nelerini ele geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 2209, "text": "silahları ve hazineleri"}}, {"id": "3195", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail silahları ve hazineleri kaybedince ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2269, "text": "Şah, Selim'e bir elçi gönderir"}}, {"id": "3196", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şehzade Selim elçiye ne cevap verir?", "answers": {"answer_start": 2319, "text": "ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder"}}, {"id": "3197", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail sonradan kime elçi gönderir?", "answers": {"answer_start": 2386, "text": "II. Bayezid'e"}}, {"id": "3198", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail gönderdiği elçi ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 2459, "text": "Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder"}}, {"id": "3199", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail gönderdiği elçi nasıl ifadeler kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2423, "text": "barış ve dostluk içeren ifadelerle"}}, {"id": "3200", "context": "Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş 'Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.' Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.Savaşın nedeni, özellikle uzun süredir Osmanlı Devleti'nin ve Safevi Tarikatı'nın arasında bulunan kötü ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı padişahı II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm '1488' haberini duyunca: 'Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı.' demiştir. Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise 'Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!' demiştir.Safevî şeyhlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça şeyhlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve şeyhlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Osmanlı Devleti Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olmasını, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olmasını ve üstelik komşu topraklarda yükselmesini büyük bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden II. Bayezid,1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Şii meşrebini sapıklık olarak görmüştür.1502 yılında II. Bayezid bu sebepten dolayı birçok Kızılbaşı Anadolu'dan Mora'ya 'Yunanistan' sürmüştür. Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz'i aldıktan sonra, bir ordu gönderip Erzincan'ı da ele geçirmiştir. Bu bölge Osmanlıtopraklarına dahil olmadığı halde Şah İsmail'in eline geçmesi o dönemde Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i fena kızdırmıştır. Ardından Şehzade Selim 1503 ve 1507-8 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalışarak Safevi topraklarına saldırmıştır.Şehzade Selim'in son saldırısında, Şah İsmail'in silahları ve hazineleri de ele geçirilmiştir. Bunun üzerine Şah, Selim'e bir elçi gönderir, ama Şehzade Selim ele geçirdiklierinin iade edilmesini reddeder. Şah İsmail bu sefer II. Bayezid'e elçi gönderir. Elçinin barış ve dostluk içeren ifadelerle, Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder ve ele geçirilen silah ve hazinelerin iadesini talep eder. Osmanlı yönetimi, elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir.", "question": "Şah İsmail'in ikinci gönderdiği elçiye Osmanlı devleti nasıl yaklaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 2581, "text": "elçiye hürmetle davranır, ama şikayetini görmezden gelir"}}, {"id": "2991", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları toprakların sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi"}}, {"id": "2992", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasında neden savaş patlak verdi?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı"}}, {"id": "2993", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki savaş kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "16 yıl sürdü"}}, {"id": "2994", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki savaş hangi yıllar sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "'1463-1479'"}}, {"id": "2995", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki savaş sırasında Osmanlılar nereleri ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları"}}, {"id": "2996", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki anlaşmanın ilk şartı nedir?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar"}}, {"id": "2997", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki anlaşmanın ikinci şartı nedir?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi"}}, {"id": "2998", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki anlaşmanın üçüncü şartı nedir?", "answers": {"answer_start": 626, "text": "Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi"}}, {"id": "2999", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Osmanlılar ile Venedik arasındaki Aantlaşmanın bir diğer şartı nedir?", "answers": {"answer_start": 716, "text": "Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti"}}, {"id": "3000", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Ressam Gentile Bellini İstanbul'a neden geldi?", "answers": {"answer_start": 716, "text": "Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti"}}, {"id": "3001", "context": "Osmanlı'nın Balkanlar'da kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venedik Cumhuriyeti ile komşu haline getirdi. Osmanlıların Ege Adaları'nı ele geçirmeleri Venediklilerin ticari çıkarlarıyla çatışmaya başladı ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü '1463-1479'.Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı. Anlaşmanın ilk şartı, Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar. Anlaşmanın ikinci şartı, Venedikliler İstanbul'da balyos 'elçi' bulundurabileceklerdi.Anlaşmanın üçüncü şartı, Venedikliler Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi. Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti.Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.", "question": "Ressam Gentile Bellini İstanbul'da hangi eserleri yaptı?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Fatih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı"}}, {"id": "3002", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Otlukbeli Muharebesi hangi tarihte olmuştur?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "11 Ağustos 1473"}}, {"id": "3003", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Otlukbeli Muharebesi hangi padişah döneminde olmuştur?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "II. Mehmed"}}, {"id": "3004", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Otlukbeli Muharebesi kimler arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi"}}, {"id": "3005", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Akkoyunlu sultanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Uzun Hasan"}}, {"id": "3006", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Uzun Hasan kimdir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Akkoyunlu sultanı"}}, {"id": "3007", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık nereye kadar uzanıyordu?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek"}}, {"id": "3008", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular kimi desteklemiştir?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "Timur'u"}}, {"id": "3009", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Uzun Hasan ne zaman Trabzon İmparatoru'nun kızıyla evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "1458’de"}}, {"id": "3010", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Trabzon İmparatoru kimdir?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "IV. İoannis"}}, {"id": "3011", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Despina Hatun kimdir?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı"}}, {"id": "3012", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Despina Hatun kiminle evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Uzun Hasan"}}, {"id": "3013", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "İstanbul’a"}}, {"id": "3014", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Uzun Hasan yeğeni Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten ne istedi?", "answers": {"answer_start": 517, "text": "Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri"}}, {"id": "3015", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu kimlere karşı harekete geçti?", "answers": {"answer_start": 785, "text": "Gürcülere karşı"}}, {"id": "3016", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Fatih Gürcülere karşı hangi tarihte harekete geçti?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "1461’de"}}, {"id": "3017", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Fatih 1459’da nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 859, "text": "Koyulhisar’ı"}}, {"id": "3018", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Akkoyunlu ordusu kimlere yenildi?", "answers": {"answer_start": 927, "text": "Osmanlılara"}}, {"id": "3019", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Akkoyunlu ordusu nerede Osmanlılara yenildi?", "answers": {"answer_start": 909, "text": "Munzur Dağlarında"}}, {"id": "3020", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Munzur Dağları nerede?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Erzincan’da"}}, {"id": "3021", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Uzun Hasan Fâtih’e kimi gönderip, antlaşma sağlandı?", "answers": {"answer_start": 960, "text": "annesini"}}, {"id": "3022", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Fatih Trabzon'u ne zaman fethetti?", "answers": {"answer_start": 1041, "text": "26 Ekim 1461’de"}}, {"id": "3023", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Fatih Trabzon'u fethetmesinin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1077, "text": "bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi"}}, {"id": "3024", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 1115, "text": "1466'dan itibaren"}}, {"id": "3025", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlulara nereye geçti?", "answers": {"answer_start": 1249, "text": "Akkoyunlular sınırı geçti"}}, {"id": "3026", "context": "Otlukbeli Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesi. Osmanlı ve Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu.Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur'u desteklemişlerdi. Uzun Hasan, 1458’de Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı Despina Hatun ile evlenmiştir. Uzun Hasan, yeğeni Murad’ı İstanbul’a gönderdi.Osmanlı Sultanı II. Mehmed’ten, Trabzon İmparatorluğu vergisinin affedilmesinden başka, Despina Hatun'a çeyiz olarak verilmiş olan Kayseri bölgesini ve önceki hediyeleri istedi. Fatih, vergi işini bölgeye gelerek bizzat halledeceğini bildirdi.Fatih, Uzun Hasan ve müttefiki Trabzon İmparatorluğu ile Gürcülere karşı 1461’de harekete geçti. Uzun Hasan’ın, 1459’da zaptettiği Koyulhisar’ı aldı. Akkoyunlu ordusu Erzincan’daki Munzur Dağlarında Osmanlılara yenildi. Uzun Hasan, annesini Fâtih’e gönderip, antlaşma sağlandı.Uzun Hasan tarafsız kaldı ve Fatih, 26 Ekim 1461’de Trabzon'u fethedip, bölgedeki Rum hâkimiyetine son verdi. 1466'dan itibaren Osmanlı kuvvetleri Orta Anadolu'ya girerek Karamanoğullarını takibe başladı. Karamanoğlu kuvvetleri doğuya kaçarken Akkoyunlular sınırı geçti ve 1472'de Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı.Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.", "question": "II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek nereye yürüdü?", "answers": {"answer_start": 1233, "text": "doğuya"}}, {"id": "3027", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Osmanlı-Memlük Savaşı hangi yıllar arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1485-1491 yılları arasında"}}, {"id": "3028", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Savaş sırasında Osmanlı nereleri işgal etti?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını"}}, {"id": "3029", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "Osmanlı-Memlûk Savaşı"}}, {"id": "3030", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Kaç yılında barış anlaşması yapıldı?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "1491 yılında"}}, {"id": "3031", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Barış dönemi ne zamana kadar sürdü?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "1516 yılına kadar"}}, {"id": "3032", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesinde olmasının sebeblerinden ilk neydi?", "answers": {"answer_start": 499, "text": "her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu"}}, {"id": "3033", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesinde olmasının sebeblerinden ikincisi neydi?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu"}}, {"id": "3034", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "İki devleti birbirinden ayıran toplam kaç tane devlet vardı?", "answers": {"answer_start": 670, "text": "4 tane Türkmen tampon devleti"}}, {"id": "3035", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "İki devleti birbirinden ayıran Türkmen devletler hangileridir?", "answers": {"answer_start": 706, "text": "'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'"}}, {"id": "3036", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah kimdir?", "answers": {"answer_start": 989, "text": "Fatih Sultan Mehmet'tir"}}, {"id": "3037", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Fatih neden Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür?", "answers": {"answer_start": 1053, "text": "Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca"}}, {"id": "3038", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Fatih neden Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümesinin sonucu nedir?", "answers": {"answer_start": 1186, "text": "Akkoyunluları yıkmıştır"}}, {"id": "3039", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 1313, "text": "Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı"}}, {"id": "3040", "context": "Osmanlı-Memlük Savaşı, 1485-1491 yılları arasında yapılan bir dizi savaş serisidir. Savaş sırasında Osmanlı, Memlüklüler'in Anadolu ve Suriye'deki topraklarını işgal etti. Osmanlı-Memlûk Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Yakın Doğu'daki savaşlarının en önemlilerinden biridir.Birkaç saldırıya rağmen, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla, savaştan önceki sınırlara geri dönüldü. Barış dönemi, 1516 yılına kadar sürdü. O zamanlarda, Osmanlı-Memlük ilişkileri düşmanlık seviyesindeydi. Bunun nedenleri: her iki devlet de İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinden para kazanıyordu.Ayrıca Osmanlı, İslam'ın kutsal şehirlerini kontrol etmek istiyordu. İki devleti birbirinden ayıran 4 tane Türkmen tampon devleti vardı 'Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları'. Bu 4 devlet, o anki Osmanlı ve Mümlük ilişkilerine göre sık sık taraf değiştiriyorlardı.Venedikli tarihçi Domenico Malipiero ve Osmanlı Tarihçisi Tursun Bey'e göre, Memlüklülerle savaşma fikri ilk düşünen padişah Fatih Sultan Mehmet'tir. 1468 yılı için planladığı saldırı için Uzun Hasan'dan ve Karamanoğulları'ndan destek bulamayınca, Memlüklüler yerine Akkoyunlular ve Karamanoğulları üzerine yürümüştür; ve Akkoyunluları yıkmıştır.II. Bayezid, 1481 yılında tahta geçtikten sonra, kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesine girer. Ancak Cem Sultan Osmanlı topraklarında yenilince, önce Ramazanoğulları'na, ardından Memlüklülere sığındı. Memlüklüler, Cem Sultan'a askerî destek vermemesine rağmen, Cem Sultan'ın onlara sığınmasına ses çıkarmadı.Bu durum, Osmanlı-Memlük düşmanlığını yeniden gündeme getirir. Bu olaydan sonra, Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini esir alır Memlüklüler. Son olay, savaşın kıvılcımını yakar.", "question": "Hindistan'dan dönen Osmanlı elçisi ve yanında getirdiği Hindistan elçisini kim esir alır?", "answers": {"answer_start": 1686, "text": "Memlüklüler"}}, {"id": "3041", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İlk geniş çaplı saldırı ne zaman yapıldı?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1485 yılında"}}, {"id": "3042", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İlk geniş çaplı saldırı hangi padişah döneminde yapıldı?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "3043", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Saldırının komutanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Karagöz Mehmet Paşa"}}, {"id": "3044", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Karagöz Mehmet Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Karamanoğulları'nın beyi"}}, {"id": "3045", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Kara askerleri ağırlıklı olarak hangi alandan oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "eyalet askerlerinden"}}, {"id": "3046", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Ordunun ilk görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu"}}, {"id": "3047", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Ordu hangi tarihte Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "9 Şubat 1486 tarihinde"}}, {"id": "3048", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Ordu 9 Şubat 1486 tarihinde nerede Memlükler tarafından mağlup edildi?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Adana şehrinin hemen dışında"}}, {"id": "3049", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı ordusunun maglup olmasının sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 494, "text": "Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı"}}, {"id": "3050", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Hersekli Ahmed Paşa'nın sağladığı desteğe rağmen ordu ne zaman tekrardan yenildi?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "15 Mart tarihinde"}}, {"id": "3051", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İkinci kez yenilginin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 639, "text": "Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı"}}, {"id": "3052", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını ne zaman yapar?", "answers": {"answer_start": 775, "text": "1487'de"}}, {"id": "3053", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısında kimden destek almıştır?", "answers": {"answer_start": 855, "text": "Dulkadiroğulları'ndan"}}, {"id": "3054", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Ordu kim tarafından kontrol ediliyordu?", "answers": {"answer_start": 909, "text": "Koca Davud Paşa tarafından"}}, {"id": "3055", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı'nın ikinci saldırısındaki amaç neydi?", "answers": {"answer_start": 975, "text": "Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır"}}, {"id": "3056", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı ne zaman olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1150, "text": "1488 yılında"}}, {"id": "3057", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki saldırısı nereden gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 1176, "text": "Hem karadan, hem de denizden"}}, {"id": "3058", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Hersekli Ahmed Paşa ne zaman donanmanın başına geçti?", "answers": {"answer_start": 1245, "text": "esaretten kurtulduktan sonra"}}, {"id": "3059", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Kara ordusu kim tarafından idare edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1330, "text": "Hadım Ali Paşa"}}, {"id": "3060", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Hadım Ali Paşa kim?", "answers": {"answer_start": 1312, "text": "Rumeli Beylerbeyi"}}, {"id": "3061", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar nereyi kiralamak istedi?", "answers": {"answer_start": 1424, "text": "Gazimağusa limanını"}}, {"id": "3062", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Gazimağusa limanı kimindi?", "answers": {"answer_start": 1408, "text": "Venedikliler'in"}}, {"id": "3063", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Venedikliler bu teklife nasıl cevap verdi?", "answers": {"answer_start": 1466, "text": "Venedikliler bu teklifi reddetti"}}, {"id": "3064", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler kimden yardım istedi?", "answers": {"answer_start": 1593, "text": "İtalyan ülkelerden"}}, {"id": "3065", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler İtalyan ülkelerden ne yardımı istedi?", "answers": {"answer_start": 1612, "text": "donanma yardımı"}}, {"id": "3066", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler İtalyan ülkelerden ne cevap aldı?", "answers": {"answer_start": 1653, "text": "reddedildi"}}, {"id": "3067", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı donanması nerede demirledi?", "answers": {"answer_start": 1698, "text": "İskenderun'a"}}, {"id": "3068", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İskenderun'daki donanmanın çogu neden battı?", "answers": {"answer_start": 1740, "text": "çıkan bir fırtınadan dolayı"}}, {"id": "3069", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı donanmasının yok olması sonucunda Memlüklüler ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1952, "text": "Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı"}}, {"id": "3070", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İki ordu ne zaman karşılaştı?", "answers": {"answer_start": 1987, "text": "26 Ağustos 1488"}}, {"id": "3071", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "İki ordu nerede karşılaştı?", "answers": {"answer_start": 2014, "text": "Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde"}}, {"id": "3072", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı ordusu neden geri çekilmek zorunda kaldı?", "answers": {"answer_start": 2123, "text": "sağ kanattan dağılması nedeniyle"}}, {"id": "3073", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı ordusu nereye geri çekildi?", "answers": {"answer_start": 2253, "text": "Karaman'a"}}, {"id": "3074", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu nereye çağırıldı?", "answers": {"answer_start": 2352, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "3075", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Eyalet askerlerinin komutanlarının nerede esir edildi?", "answers": {"answer_start": 2375, "text": "Rumeli Hisarı'nda"}}, {"id": "3076", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler Adana'yı kaç ay boyunca kuşattı?", "answers": {"answer_start": 2437, "text": "3 ay boyunca"}}, {"id": "3077", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler Adana'yı ele geçirmesinin üzerine kim Adana'ya yürüdü?", "answers": {"answer_start": 2489, "text": "Hersekli Ahmet Paşa"}}, {"id": "3078", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler Adana'yı ele geçirmesinin üzerine Hersekli Ahmet Paşa nereye yürüdü?", "answers": {"answer_start": 2509, "text": "Adana'ya"}}, {"id": "3079", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2648, "text": "Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı"}}, {"id": "3080", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler neden karşı saldırıya geçti?", "answers": {"answer_start": 2720, "text": "Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için"}}, {"id": "3081", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler Adana'dan nereye ilerlediler?", "answers": {"answer_start": 2819, "text": "Karaman Beyliği'ne doğru"}}, {"id": "3082", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler ilerleme sonucu nereyi kuşattılar?", "answers": {"answer_start": 2859, "text": "Kayseri'yi"}}, {"id": "3083", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler ilerlemesi gören Hersekli Ahmet Paşa ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 2913, "text": "destek orduyla savunmaya geçti"}}, {"id": "3084", "context": "İlk geniş çaplı saldırı, II. Bayezid tarafından 1485 yılında yapıldı. Hem donanma, hem de kara orduları saldırıya katılmıştır. Saldırının komutanı, Karamanoğulları'nın beyi Karagöz Mehmet Paşa oldu. Kara askerleri ağırlıklı olarak eyalet askerlerinden 'tımarlı sipahiler ve azaplar' oluşuyordu.Ordunun ilk görevi, Kilikya çevresini alıp, Turgutlu ve Vaşak aşiretlerini susturmak oldu. Ordu, 9 Şubat 1486 tarihinde, Adana şehrinin hemen dışında Memlükler tarafından mağlup edildi. Bunu üzerine, Hersekli Ahmed Paşa komutasında yeniçeri ağırlıklı destek, İstanbul'dan yola çıktı.Ama bu desteğe rağmen, 15 Mart tarihinde ordu tekrar yenildi. Karagöz Mehmed savaş alanından kaçtı; ve Hersekli Ahmet Paşa esir alındı. Sonuç olarak, Kilikya Bölgesi tekrar Memlük kontrolüne girdi. 1487'de Osmanlı, Kapıkılu askeri ağırlıklı ikinci saldırısını yapar. Bu orduda, Dulkadiroğulları'ndan gelen destek de vardır.Bu ordu, Koca Davud Paşa tarafından idare edilmiştir. Bu saldırının amacı, Memlüklülere saldırı amacı gütmemektedir, sadece Turgutlu ve Vaşak aşiretlerinin çıkardığı isyan bastırılmıştır. Osmanlı'nın bu savaştaki en büyük çaptaki ve en son saldırısı 1488 yılında gerçekleşti. Hem karadan, hem de denizden saldırı gerçekleşti.Hersekli Ahmed Paşa esaretten kurtulduktan sonra, donanmanın başına geçti. Kara ordusu Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa tarafından idare edildi. Saldırıya başlamadan önce, Osmanlılar Venedikliler'in Gazimağusa limanını kiralamak istedi. Ama Venedikliler bu teklifi reddetti. Hatta bunun üzerine, Venedikliler Kıbrıs'ı korumak için donanma bile gönderdi.Memlüklüler de İtalyan ülkelerden donanma yardımı istedi, ama onlarınki de reddedildi. Bunun üzerine, Osmanlı donanması İskenderun'a demirlemedi. Ama sonrasından çıkan bir fırtınadan dolayı, donanmanın çoğu battı, ve Osmanlı donanma desteğinden mahrum kaldı. Bu sırada, Kilikya'nın tamamına hakim oldu Osmanlı. Osmanlı donanmasının yok olması, Memlüklüler'in işine geldi ve Kiliya'ya doğru ilerlemeye başladı.26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana'nın Ağaçarıyı mevkiinde iki ordu karşılaştı. Savaşta, Osmanlı ordusu sol kanatta ilerleme kaydetse de, sağ kanattan dağılması nedeniyle ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Karaman'ın destek ordusu savaş alanından kaçtı. Osmanlı ordusu Karaman'a geri çekildi ve destek orduyu toplamaya başladı. Eyalet askerlerinin komutanlarının çoğu İstanbul'a çağrıldı ve Rumeli Hisarı'nda esir edildi.Bu sırada, Memlüklüler Adana'yı 3 ay boyunca kuşattı ve ele geçirdi. Bunun üzerine, Hersekli Ahmet Paşa Adana'ya yürüdü ve küçük bir zafer elde etti. Başarısına rağmen, Kilikya hala Memlüklüler'in elindeydi. Osmanlı'nın başarısızlığı üzerine, Osmanlı'ya bağlı Türkmen aşiretleri, Karaman'ın safına geçmeye başladı. Osmanlı'nın başarısızlığından cesaret aldıkları için Memlüklüler, karşı saldırıya geçti. Adana'dan Karaman Beyliği'ne doğru ilerlediler ve Kayseri'yi kuşattılar.Bunu gören Hersekli Ahmet Paşa, destek orduyla savunmaya geçti. Ancak, Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü.", "question": "Memlüklüler ilerlemesi gören Hersekli Ahmet Paşa destek orduyla savunmaya geçince sonuç ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2952, "text": "Memlüklüler kuşatmayı kaldırdı ve Adana'ya geri döndü"}}, {"id": "3085", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Osmanlı Memlük savaşında başka saldırı olmamasının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla"}}, {"id": "3086", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Osmanlı Memlük arasında neden barış anlaşması imzalandı?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu"}}, {"id": "3087", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Osmanlı Memlük arasındaki barış anlaşması nerede imzalandı?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde"}}, {"id": "3088", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Osmanlı karada neden fazla başarılı olmadı?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu"}}, {"id": "3089", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "İspanya'daki son Arap devletinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Ben-i Ahmer Devleti"}}, {"id": "3090", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Ben-i Ahmer Devleti'nin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 589, "text": "İspanya'daki son Arap devleti"}}, {"id": "3091", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "1504-1517 yılları arasında hangi ülkeler arasında savaş yapıldı?", "answers": {"answer_start": 1002, "text": "Portekiz-Memlük Deniz Savaşı"}}, {"id": "3092", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Portekiz-Memlük Deniz Savaşı ne zaman yapıldı?", "answers": {"answer_start": 967, "text": "1504-1517 yılları arasında"}}, {"id": "3093", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Portekiz-Memlük Deniz Savaşı sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1032, "text": "Memlük ekonomisine son noktayı koydu"}}, {"id": "3094", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Memlük Devleti ne zaman yıkıldı?", "answers": {"answer_start": 1070, "text": "1516 ve 1517 yıllarında"}}, {"id": "3095", "context": "Osmanlı, kendilerine karşı başlatılması muhtemel Haçlı saldırılarını düşününce; Memlüklüler de savaşın ekonomilerini bozmasıyla başka saldırı olmadı savaşta. İki taraf, sonuçsuz savaşı sonlandırmak istiyordu. Böylece, Güney Toroslar Dağları'nın Gülek Geçitinde barış antlaşması imzaladılar. Savaş öncesi sınırları dönüldü.Gerçekte, hem karada hem de denizde Osmanlı üstün durumdaydı. Ancak savaşta, Memlüklüler'in iyi kale savunması ve süvari ordusunu iyi kullanması sonucu, Osmanlı karada fazla başarılı olmadı. Ayrıca Cem Sultan Olayı, Osmanlı'yı içten içe yıpratmıştı. Savaş sırasında, İspanya'daki son Arap devleti olan Ben-i Ahmer Devleti yıkıldı. Ben-i Ahmet Devleti Osmanlı'dan yardım istedi, ama Osmanlı savaşta olduğu için sınırlı sayıda destek gönderebildi.Hatta Osmanlı savaşta olmasaydı, belki de Ben-i Ahmer Devleti'nin çöküşünü engelleyebilirdi. Bu savaş, Memlüklüleri ekonomik krize soktu. Çünkü, bütün güçlerini Osmanlı'ya karşı kullanmışlardı. Sonra 1504-1517 yılları arasında yapılan Portekiz-Memlük Deniz Savaşı, Memlük ekonomisine son noktayı koydu. 1516 ve 1517 yıllarında Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu, Memlük Devleti yıkıldı.", "question": "Memlük Devleti hangi olaydan sonra yıkıldı?", "answers": {"answer_start": 1094, "text": "Osmanlıyla yapılan Mercidabık Muharebesi ve Ridaniye Muharebesi sonucu"}}, {"id": "3096", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu İsyanı ne zaman çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1511 yılı Nisan ayında"}}, {"id": "3097", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "1511 yılı Nisan ayında çıkan isyanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Şahkulu İsyanı"}}, {"id": "3098", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu İsyanı kim tarafından çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Kızılbaşlar"}}, {"id": "3099", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu İsyanı hangi padişah döneminde olmuştur?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "3100", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şeyh Haydar kimdir?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "Safevi Tarikatı'nın şeyhi"}}, {"id": "3101", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Safevi Tarikatı'nın şeyhi kimdir?", "answers": {"answer_start": 247, "text": "Şeyh Haydar"}}, {"id": "3102", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şah Kulu Halife kimdir?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Hasan Halife'nin, oğlu olan"}}, {"id": "3103", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Hasan Halife kimdir?", "answers": {"answer_start": 247, "text": "Şeyh Haydar'ın müridlerinden"}}, {"id": "3104", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında neye ilk defa tanıklık edilmişti?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti"}}, {"id": "3105", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Kızılbaşlar'ın öxelliği neydi?", "answers": {"answer_start": 755, "text": "ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı"}}, {"id": "3106", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Kızılbaşlar neden isyan ediyordu?", "answers": {"answer_start": 948, "text": "Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için"}}, {"id": "3107", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Kızılbaşlar neden İran'a gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 1057, "text": "Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için"}}, {"id": "3108", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse ne yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 1244, "text": "Allah yerine Şah'a dua ediyor"}}, {"id": "3109", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Kızılbaşlar savaşta nasıl savaşıyor?", "answers": {"answer_start": 1283, "text": "belden yukarı çıplak olarak"}}, {"id": "3110", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Osmanlı'da yeni sorunların baş gösterme sebebleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1428, "text": "vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması"}}, {"id": "3111", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Nerede hanedan değişikliği olmuştu?", "answers": {"answer_start": 1562, "text": "İran'da"}}, {"id": "3112", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "İran'da ki yeni hanedan kimdi?", "answers": {"answer_start": 1612, "text": "Safevîler Şii"}}, {"id": "3113", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Safevîler Şii hedefi neydi?", "answers": {"answer_start": 1633, "text": "etki alanlarını arttırmak istiyorlardı"}}, {"id": "3114", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Safevîler Şii neden Anadolu'ya dailer gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1673, "text": "Şii propogandası yapmak için"}}, {"id": "3115", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şah İsmail'in işini kolaylaşmasının sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 1730, "text": "Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü"}}, {"id": "3116", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Hasan Halife uzun yıllar kimlerle bağlantı halindeydi?", "answers": {"answer_start": 1892, "text": "Alevî Türkmenlerle"}}, {"id": "3117", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "İleriki yıllarda Hasan Halife yerine kim geçti?", "answers": {"answer_start": 1954, "text": "oğlu Şahkulu Baba Tekeli"}}, {"id": "3118", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu'nun diğer lakabı nedir?", "answers": {"answer_start": 2014, "text": "'Han'"}}, {"id": "3119", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu Han sadece babasının tekkesinin dışında başka hangi tekkeye de liderlik yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 2114, "text": "Abdal Musa tekkesinin"}}, {"id": "3120", "context": "Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail'i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. Safevi Tarikatı'nın şeyhi olan Şeyh Haydar'ın müridlerinden olan ve onun eğitiminden geçen Hasan Halife'nin, oğlu olan Şah Kulu Halife, babasının ölümü üzerine yerine geçmişti.Osmanlı'nın, kendilerini çok iyi gizleyen Safevi Tarikatı mensubu bu halifelerin başlangıçtaki faaliyetlerinden haberdar olmadıkları, hatta onlara para gönderdikleri biliniyor. Şeyh Bedrettin İsyanı sırasında Anadolu ilk defa dini içerikli bir ayrışmaya tanıklık etmişti. Ancak bu ayrışma ilk ve tek olmayacak daha sonraki yıllarda da devam edecekti.Kızılbaşlar, ekonomik ve sosyal sebeplerden ziyade mürşidi kamil olarak kabul edip büyük bağlılık gösterdikleri şeyhleri Şah İsmail'le savaşmak için can atıyor dinî coşku ve fanatizmle hareket ediyorlardı. Şah İsmail'in şah olma yolunda başkaldırdığını duydukları için Kızılbaşlar makam ve mevkiden ziyade şeyhleri Şah İsmail'in başarmasını sağlamak, hiç değilse bu yolda ölmek için isyan ediyor, İran'a gidiyorlardı.Venedikli bir tüccarın anlattığına göre Kızılbaşlardan birinin başına bir bela gelse Allah yerine Şah'a dua ediyor, savaşta belden yukarı çıplak olarak savaşıyor ve 'Şah! Şah!' diye bağırarak, canlarını Şah'ın yolunda vermeyi bir şans olarak kabul ediyorlardı. Nitekim vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya başlaması yeni sorunlara zemin hazırladı.Ayrıca İran'da hanedan değişikliği olmuştu. Yeni hanedan Safevîler Şii idi ve etki alanlarını arttırmak istiyorlardı. Şii propogandası yapmak için Anadolu'ya dailer gönderdi. Osmanlı o sıralar taht kavgalarıyla meşguldü. Bu da Şah İsmail'in işini kolaylaştırıyordu. Safevi ailesinden olan ve Anadolu'ya göç eden Hasan Halife uzun yıllar Alevî Türkmenlerle bağlantı içindeydi.İleriki yıllarda yerine oğlu Şahkulu Baba Tekeli geçti. Şahkulu'nun diğer lakabı da 'Han''dır. Şahkulu Han sadece babasının tekkesini değil gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde Abdal Musa tekkesinin de lideri olmayı başardı.", "question": "Şahkulu Han Abdal Musa tekkesinde liderlik yapma sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 2070, "text": "gösterdiği ilmi ve dini başarılar sayesinde"}}, {"id": "3121", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti"}}, {"id": "3122", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu halkı nasıl Şah İsmail'e biate davet etmişti?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla"}}, {"id": "3123", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu nasıl ayakalnadı?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek"}}, {"id": "3124", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Emrindeki kuvvetlerle nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Manisa sancağına"}}, {"id": "3125", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu etrafa nasıl saldırmıştır?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla"}}, {"id": "3126", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "İstanos'un diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "'Korkuteli'"}}, {"id": "3127", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu Kütahya'ya gelene kadar nereleri basmıştır?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu"}}, {"id": "3128", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu Kızılcakaya'yı basmadan önce nereyi basmıştır?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "Antalya'yı"}}, {"id": "3129", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Karagöz Ahmed Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Anadolu Beylerbeyi"}}, {"id": "3130", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Anadolu Beylerbeyi kimdir?", "answers": {"answer_start": 668, "text": "Karagöz Ahmed Paşa"}}, {"id": "3131", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu üzerine gönderilen Osmanlı ordusunun başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa"}}, {"id": "3132", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu ile Osmanlı ordusunun karılaşmasının sonucu nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 701, "text": "Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır"}}, {"id": "3133", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürsede sonuç ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "şehri alamadı"}}, {"id": "3134", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu ne zaman Bursa üzerine yürümeye başladı?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "'22 Nisan 1511'"}}, {"id": "3135", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu 22 Nisan 1511 de nerenin üzerine yürümeye başladı?", "answers": {"answer_start": 888, "text": "Bursa"}}, {"id": "3136", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu karşısına kim gönderdildi?", "answers": {"answer_start": 948, "text": "Subaşı Hasan Ağa"}}, {"id": "3137", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu Subaşı Hasan Ağa'yı yenince ne oldu?", "answers": {"answer_start": 997, "text": "Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır"}}, {"id": "3138", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine isyanı bastırması için kim atandı?", "answers": {"answer_start": 1118, "text": "Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa"}}, {"id": "3139", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Hangi olaydan sonra Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 1065, "text": "Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine"}}, {"id": "3140", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu kuvvetleri kimi öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler?", "answers": {"answer_start": 1201, "text": "Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı"}}, {"id": "3141", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Karaman Beylerbeyi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1220, "text": "Haydar Paşa"}}, {"id": "3142", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Haydar Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 1201, "text": "Karaman Beylerbeyi"}}, {"id": "3143", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra nereye ilerlediler?", "answers": {"answer_start": 1253, "text": "kuzeye"}}, {"id": "3144", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler nerede Hadım Ali Paşa ile birleştiler?", "answers": {"answer_start": 1330, "text": "Altıntaş mevkiinde"}}, {"id": "3145", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde kiminle birleştiler?", "answers": {"answer_start": 1349, "text": "Hadım Ali Paşa"}}, {"id": "3146", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile kim birleşti?", "answers": {"answer_start": 1272, "text": "Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler"}}, {"id": "3147", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1467, "text": "saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti"}}, {"id": "3148", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şehzade Ahmet yeniçerilere yaptığı tekliften ne cevap aldı?", "answers": {"answer_start": 1540, "text": "red cevabı aldı"}}, {"id": "3149", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa Şehzade Ahmet ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1748, "text": "kendi sancağına çekildi"}}, {"id": "3150", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Şehzade Ahmet neden kendi sancağına çekildi?", "answers": {"answer_start": 1681, "text": "yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için"}}, {"id": "3151", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Hadım Ali Paşa Şahkulu kuvvetlerine nerede yetişti?", "answers": {"answer_start": 1787, "text": "Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde"}}, {"id": "3152", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Çubukova ya da Gökçay nerede?", "answers": {"answer_start": 1787, "text": "Sivas civarında"}}, {"id": "3153", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "İsyancılar arasında neden kargaşa çıktı?", "answers": {"answer_start": 1888, "text": "Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine"}}, {"id": "3154", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Hadım Ali Paşa nasıl öldürüldü?", "answers": {"answer_start": 1986, "text": "okla vurularak"}}, {"id": "3155", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Osmanlı güçleri ne zaman galip geldi?", "answers": {"answer_start": 2012, "text": "'2 Temmuz 1511'"}}, {"id": "3156", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Osmanlı güçleri neden ilerleyemedi?", "answers": {"answer_start": 2056, "text": "Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine"}}, {"id": "3157", "context": "Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli'de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail'e biate davet etmişti.Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut'un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail'in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı.Antalya'yı basıp kadıyı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos 'Korkuteli', Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürtüp Kütahya önlerine gelmiştir.Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınmıştır.Şahkulu Kütahya'yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa'yı öldürdüyse de şehri alamadı.'22 Nisan 1511' Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen Subaşı Hasan Ağa'yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa'da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır.Bursa kadısının durumu İstanbul'a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler.Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar.Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı.Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar.Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysa da yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küstüğü için Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi.Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı.Savaşta Şahkulu'nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa da okla vurularak öldürüldü. '2 Temmuz 1511' Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa'nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılar da İran'a doğru gittiler.", "question": "Kalan isyancılar nereye gittiler?", "answers": {"answer_start": 2126, "text": "İran'a doğru"}}, {"id": "2714", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim nasıl anılırdı?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak"}}, {"id": "2715", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim'in doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "28 Mayıs 1524"}}, {"id": "2716", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim'in ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "15 Aralık 1574"}}, {"id": "2717", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim Osmanlın'nın kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "11."}}, {"id": "2718", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim kaçıncı İslâm halîfesidir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "90."}}, {"id": "2719", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "Kardeşi Bayezid'e karşı nerede yapılan savaşı kazandı?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Konya'da"}}, {"id": "2720", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "Kardeşi Bayezid'e karşı yapılan savaşı kazanmasının sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "babasının desteğini aldı"}}, {"id": "2721", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim ne zaman tahta geçti?", "answers": {"answer_start": 345, "text": "1566 tarihinde"}}, {"id": "2722", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim padişah olur olmaz ilk seferini nereye yaptı?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Batı’ya"}}, {"id": "2723", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim ülke sınırlarını nereye kadar genişletti?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Orta Avrupa’ya kadar"}}, {"id": "2724", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim döneminde kayıtsız şartsız teslim olanlar nerelerdi?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "Kıbrıs, Tunus"}}, {"id": "2725", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim orduda neye önem verdi?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "deniz egemenliğine"}}, {"id": "2726", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim döneminde yetişen kaptanlardan biri kimdir?", "answers": {"answer_start": 636, "text": "Turgut Reis"}}, {"id": "2727", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim Mimar Sinan’a hangi önemli eseri yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "Selimiye Camii'ni"}}, {"id": "2728", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim Mimar Sinan’a Selimiye Camii'ni nerede yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "Edirne’de"}}, {"id": "2729", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim Selimiye Camii'ni kime yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 950, "text": "Mimar Sinan’a"}}, {"id": "2730", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim babasından kaç km2 toprak almıştır?", "answers": {"answer_start": 1012, "text": "14.892.000 km²"}}, {"id": "2731", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim kaç km2 toprak bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 1072, "text": "15.192.000 km2"}}, {"id": "2732", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim nereye gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1140, "text": "Ayasofya'daki türbesine"}}, {"id": "2733", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim hangi geleneği başlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 1177, "text": "Padişahların sefere çıkmama geleneğini"}}, {"id": "2734", "context": "II. Selim, Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da anılır '28 Mayıs 1524, İstanbul - 15 Aralık 1574, İstanbul', 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslâm halîfesidir. Kânûnî Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.Kardeşi Bayezid'e karşı Konya'da yapılan savaşı kazanarak, babasının desteğini aldı.Babasının ölümü üzerine, hayattaki tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokollu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı.Babasından 14.892.000 km² olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.192.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Padişahların sefere çıkmama geleneğini başlatmıştır. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.", "question": "II. Selim padişahlığı nereye kadar sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 1230, "text": "Ölümüne kadar"}}, {"id": "2795", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "II. Selim nasıl bir padişahtı?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı"}}, {"id": "2796", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "II. Selim yönetimi kime bıraktı?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya"}}, {"id": "2797", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sokollu Mehmed Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "kızı Esmehan Sultan'ın kocası"}}, {"id": "2798", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa kim çıkardı?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "II. Selim çıkarmıştır"}}, {"id": "2799", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sultan II. Selim Sakız Adasını ne zaman fethetmiştir?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "1566 senesinde"}}, {"id": "2800", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sultan II. Selim Sakız Adasını fethetmesinin sonucu ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "boğazların güvenliğini sağlamışlardır"}}, {"id": "2801", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sakız adası kimlerin elinden alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 563, "text": "Venedik ve Cenevizlilerden"}}, {"id": "2802", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Bobokça Kalesi kim tarafından fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 772, "text": "Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında"}}, {"id": "2803", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Bobokça Kalesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Drava üzerinde"}}, {"id": "2804", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sultan Selim babasının cenazesini karşılamak için nereden Belgrad'a gitti?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "Manisa'dan"}}, {"id": "2805", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sultan Selim babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 711, "text": "Belgrad'a"}}, {"id": "2806", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sultan Selim Manisa'dan Belgrad'a neden gitti?", "answers": {"answer_start": 663, "text": "babasının cenazesini karşılamak için"}}, {"id": "2807", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Yemen hangi yılda Osmanlı egemenliğine girmiştir?", "answers": {"answer_start": 828, "text": "1517 yılında"}}, {"id": "2808", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Yemen hangi yılda Osmanlı topraklarına katılmıştı?", "answers": {"answer_start": 894, "text": "1538"}}, {"id": "2809", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Hint deniz seferi hangi tarihte yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 894, "text": "1538"}}, {"id": "2810", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Hint deniz seferi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 870, "text": "Hadım Süleyman Paşa"}}, {"id": "2811", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Yemen hangi sefer ile Osmanlı topraklarına katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "Hint deniz seferi ile"}}, {"id": "2812", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "1567 yılında Yemen'de kimin öndeliğinde isyan çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 996, "text": "Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde"}}, {"id": "2813", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "1567 yılında Yemen'de isyan çıkmasının neticesinde ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler"}}, {"id": "2814", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "15 Mayıs'ta Osmanlı ordusu nereyi fethetti?", "answers": {"answer_start": 1277, "text": "Aden'i"}}, {"id": "2815", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Osmanlı ordusu Aden'i ne zaman fethetti?", "answers": {"answer_start": 1265, "text": "15 Mayıs'ta"}}, {"id": "2816", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "26 Temmuz'da Osmanlı ordusu nereyi fethetti?", "answers": {"answer_start": 1301, "text": "Sana'yı"}}, {"id": "2817", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Osmanlı ordusu Sana'yı ne zaman fethetti?", "answers": {"answer_start": 1285, "text": "26 Temmuz'da"}}, {"id": "2818", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış ne zaman bozulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1433, "text": "1566 yılında"}}, {"id": "2819", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Osmanlı ordusu hangi savaş ile Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı?", "answers": {"answer_start": 1456, "text": "Zigetvar Savaşı ile"}}, {"id": "2820", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Edirne Antlaşması hangi yılda imzalandı?", "answers": {"answer_start": 1587, "text": "17 Şubat 1568'de"}}, {"id": "2821", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "17 Şubat 1568'de imzalanan antlaşmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1604, "text": "Edirne Antlaşması"}}, {"id": "2822", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Açe Sultanlığı nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1659, "text": "Sumatra Adası'nın kuzeybatısında"}}, {"id": "2823", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Sumatra Adası nereye bağlı?", "answers": {"answer_start": 1632, "text": "Bugünkü Endonezya'ya"}}, {"id": "2824", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Açe Sultanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1863, "text": "Alaüddin Şah"}}, {"id": "2825", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Açe Sultanı neden İstanbul'a elçi göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 1894, "text": "yardım istemek amacıyla"}}, {"id": "2826", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Açe Sultanı neden yardım istedi?", "answers": {"answer_start": 1794, "text": "Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp"}}, {"id": "2827", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali kimdi?", "answers": {"answer_start": 2215, "text": "Hayreddin Hızır Reis"}}, {"id": "2828", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "II. Selim Açe'ye ne zaman yardım etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2155, "text": "1569 yılında"}}, {"id": "2829", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında oluşan donanma kaç parçadan oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 2248, "text": "22 parçadan"}}, {"id": "2830", "context": "II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defa II. Selim çıkarmıştır.Sakız Adası Sultan II. Selim'in babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra padişah olduğunda fethettiği ilk yer olarak bilinir. Sokullu Mehmed Paşa komutasındaki birlikler 1566 senesinde adayı fethederek boğazların güvenliğini sağlamışlardır. Ada Venedik ve Cenevizlilerden alınmıştır. Her iki tarafta da fazla kayıp verilmemiştir.Sultan Selim'in babasının cenazesini karşılamak için Manisa'dan Belgrad'a harekatı sırasında Drava üzerindeki Bobokça Kalesi Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında fethedilmiştir.Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler.1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe Sultanlığı bölgedeki zenginliklere gözlerini diken Portekizlilerin hedeflerinden biriydi. Günden güne artan Portekiz baskısına dayanamayıp zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi heyetini yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi.Açe heyeti 1566 yılında İstanbul'a ulaştığında, o sırada Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim heyete her türlü yardımı yapacağına söz verdi. 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı Donanması Hint Okyanusu'na açılarak Açe'ye vardı ve yardımı ulaştırdı.Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı.", "question": "II. Selim'in Açe'ye yardımı sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2345, "text": "Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanırken, Portekizlilere karşı taarruza geçebilecek kudrete ulaştı"}}, {"id": "2831", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sumatra Seferi ne zaman oldu?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1569 yılında"}}, {"id": "2832", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi hangisidir?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Kahire Kalesi"}}, {"id": "2833", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kahire Kalesi ne zaman alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "1569 yılında"}}, {"id": "2834", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kahire Kalesi hangi komutanın ordusu tarafından alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "Piyale Paşa"}}, {"id": "2835", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rusya Kazan Hanlığı'nı hangi yılda ilhak etti?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "1552'de"}}, {"id": "2836", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rusya 1552'de nereyi ilhak etti?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Kazan Hanlığı'nı"}}, {"id": "2837", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rusya 1556'da nereyi ilhak etti?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Astrahan Hanlığı'nı"}}, {"id": "2838", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rusya Astrahan Hanlığı'nı hangi yılda ilhak etti?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "1556'da"}}, {"id": "2839", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rusya'nın Kazan Hanlığı'nı ve Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmesinin sonucu ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı"}}, {"id": "2840", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması için Sokullu Mehmed Paşa ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek"}}, {"id": "2841", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sokullu Mehmed Paşa Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilmesini istemesinin ilk sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 533, "text": "Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi"}}, {"id": "2842", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sokullu Mehmed Paşa Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilmesini istemesinin ikinci sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 585, "text": "İpek Yolu ticaretini canlandırmayı"}}, {"id": "2843", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sokullu Mehmed Paşa Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilmesini istemesinin üçüncü sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 621, "text": "İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı"}}, {"id": "2844", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sokullu Mehmed Paşa Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilmesini istemesinin dördüncü sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı"}}, {"id": "2845", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar neden başarıya ulaşamadı?", "answers": {"answer_start": 808, "text": "Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi"}}, {"id": "2846", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak hangi yılda Astrahan'ın geri alınması için sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 982, "text": "1556'dan beri"}}, {"id": "2847", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Osmanlı Devleti neye koşut olarak 1556'dan beri Astrahan'ın geri alınması için sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 942, "text": "Don-Volga Kanal Projesi'ne"}}, {"id": "2848", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Osmanlı Devleti Astrahan'a hangi yılda sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 1070, "text": "1569 yılının Kasım ayında"}}, {"id": "2849", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Rus Çarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "Korkunç İvan"}}, {"id": "2850", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Astrahan'a Prens Serebiyanov komutasında kaç bin kişilik ordu gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1206, "text": "20.000 kişilik"}}, {"id": "2851", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Astrahan'da ki kuşatma kaç gün sonra sona erdi?", "answers": {"answer_start": 1297, "text": "16 gün sonra"}}, {"id": "2852", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Astrahan'da Türk ordusu kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak için ne yapmak zorunda kaldı?", "answers": {"answer_start": 1339, "text": "huruç harekâtı"}}, {"id": "2853", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kırım Hanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1422, "text": "I. Devlet Giray"}}, {"id": "2854", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kırım Hanı ne düşünüyordu?", "answers": {"answer_start": 1522, "text": "Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini"}}, {"id": "2855", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Devlet Giray Han kaç bin kişilik ordu ile Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aştı?", "answers": {"answer_start": 1646, "text": "120.000 kişilik"}}, {"id": "2856", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Devlet Giray Han 120.000 kişilik ordu ile nereleri aştı?", "answers": {"answer_start": 1674, "text": "Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni"}}, {"id": "2857", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Devlet Giray Han Moskova önüne gelene kadar kaç bin kişilik Rus ordusunu mağlup etti?", "answers": {"answer_start": 1743, "text": "6.000 kişilik"}}, {"id": "2858", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Devlet Giray Han'ın ordusu Moskova'yı hangi tarihte yakarak yerle bir etti?", "answers": {"answer_start": 1826, "text": "24 Mayıs 1571'de"}}, {"id": "2859", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han Moskova'da kaç bin kişilik ordu gördü?", "answers": {"answer_start": 2051, "text": "60.000 kişilik"}}, {"id": "2860", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han Moskova'nın neresinde 60 bin kişilik ordu gördü?", "answers": {"answer_start": 2016, "text": "Moskova'nın 60 kilometre güneyinde"}}, {"id": "2861", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Molodi'de de hangi tarihler arasında muharebede yapıldı?", "answers": {"answer_start": 2096, "text": "30 Temmuz-3 Ağustos arasında"}}, {"id": "2862", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kevkeban Kalesi ne zaman alındı?", "answers": {"answer_start": 2424, "text": "1570 senesinde"}}, {"id": "2863", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kevkeban Kalesi alırnırken ordunun başında hangi komutan vardı?", "answers": {"answer_start": 2439, "text": "Behram Paşa"}}, {"id": "2864", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "1570 senesinde kiminle barış sağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2523, "text": "Yemen ile"}}, {"id": "2865", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Yemen ile barış sağlanınca Behram Paşa nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 2587, "text": "Ziged'e"}}, {"id": "2866", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Behram Paşa neden Ziged'e gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 2553, "text": "Barış sağlandığı için"}}, {"id": "2867", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Dalmaçya hangi tarihte fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2605, "text": "1571 senesinde"}}, {"id": "2868", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Dalmaçya ne zaman fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2620, "text": "Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında"}}, {"id": "2869", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Dalmaçya fethinin komutanlığını kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 2731, "text": "Sokullu Mehmed Paşa"}}, {"id": "2870", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi nasıl karşılandı?", "answers": {"answer_start": 2805, "text": "Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı"}}, {"id": "2871", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "'Kutsal İttifak' kimlerden oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 2874, "text": "İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri"}}, {"id": "2872", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "'Kutsal İttifak' oluşmasında kim başrolde vardı?", "answers": {"answer_start": 2848, "text": "Venedik"}}, {"id": "2873", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Haçlı donanmasının başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 3002, "text": "amiral Don Juan"}}, {"id": "2874", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Amiral Don Juan nerelidir?", "answers": {"answer_start": 2990, "text": "Avusturyalı"}}, {"id": "2875", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Haçlı donanması karşısında Osmanlı donanmasının komutası kimdeydi?", "answers": {"answer_start": 3059, "text": "Müezzinzade Ali Paşa"}}, {"id": "2876", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Haçlı donanmasına yenilen Osmanlı ordusu adına Venedikli elçi ile kim cevap göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 3219, "text": "Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa"}}, {"id": "2877", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Sokullu Mehmet Paşa Venedikli elçi ile hangi cevabı göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 3304, "text": "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar"}}, {"id": "2878", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "II. Selim'in yaptırdığı hayratlar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 3471, "text": "Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii"}}, {"id": "2879", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "II. Selim'in Selimiye Camisini Edirne'ye yaptırmasının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 3680, "text": "neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir"}}, {"id": "2880", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "II. Selim rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü yazıldığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 3747, "text": "Seyahatname"}}, {"id": "2881", "context": "Sultan Selim'in 1569 yılında Sumatra Seferi sırasında Sokullu Mehmed Paşa komutasında sefer sırasında alınmıştır, küçük bir yerdir. Mısır'ın en stratejik ve en önemli kalesi olan Kahire Kalesi, 1569 yılında Piyale Paşa komutasındaki ordu tarafından alınmıştır.Rusya'nın 1552'de Kazan Hanlığı'nı, 1556'da da Astrahan Hanlığı'nı ilhak etmeleri kuzeyde ilk kez bir Rus tehdidini ortaya çıkarmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz ile Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması sayesinde Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi,ayrıca İpek Yolu ticaretini canlandırmayı, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanmayı ve Asya'daki Türk hanlıkları ile irtibat sağlamayı hedeflemiştir. 1569 Ağustosunda Kefe Beyi Kasım Paşa tarafından başlanan çalışmalar Rusya'nın saldırıları, mevsimin kış olması ve Kırım Hanlığı'nın projeyi kösteklemesi sonucunda başarıya ulaşamamıştır.Osmanlı Devleti Don-Volga Kanal Projesi'ne koşut olarak 1556'dan beri Rusların elindeki Astrahan'ın geri alınması için bir de sefer tertipledi. 1569 yılının Kasım ayında çok olumsuz hava koşullarında başlayan kuşatma Rus Çarı Korkunç İvan'ın bölgeye Prens Serebiyanov komutasında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderip Türk askerlerini iki ateş arasına almasıyla başladıktan 16 gün sonra sona erdi ve Türk ordusu bir huruç harekâtı yaparak kendini kuşatılmışlıktan kurtarmak zorunda kaldı.Kırım Hanı I. Devlet Giray Osmanlı Devleti'nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova'ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri'ni ve Serpukhov Tahkimatı'ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi.Moskova'yı 24 Mayıs 1571'de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus'un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova'ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova'nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi'de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım'a çekilmek zorunda kaldı.Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya'nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti'ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.1570 senesinde Behram Paşa komutasındaki birlikler sayesinde Kevkeban Kalesi alınmıştır. Aynı sene Yemen ile barış sağlanmıştır. Barış sağlandığı için Behram Paşa Ziged'e gitmiştir.1571 senesinde Kıbrıs'ın fethi sırasında donanmanın Akdeniz'e inmesi sırasında Dalmaçya feth edilmiştir. Fethin komutanlığını Sokullu Mehmed Paşa tarafından yapılmıştır.Kıbrıs'ın Türk ordusunca fethi Batı Avrupa'da önemli bir yankı uyandırdı. Venedik'in kışkırtmasıyla İspanyol, Ceneviz, Papalık ve Malta Şövalyeleri donanmalarının da dahil oldukları bir 'Kutsal İttifak' oluşturuldu. Avusturyalı amiral Don Juan komutasındaki Haçlı donanması karşısında Müezzinzade Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlı donanması ilk kez yakılmıştır.Bu yenilginin sonuçları kısa sürelidir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye şöyle belirtmiştir: Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu koparttık; siz donanmamızı yakmakla uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kopan kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini,Lefkoşa Selimiye Câmii hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır.Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.", "question": "Seyahatname kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 3733, "text": "Evliya Çelebi"}}, {"id": "2882", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Ayasofya Camii hangi padişah döneminde yeniden onarıldı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "II. Selim zamanında"}}, {"id": "2883", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Selimiye Camii kim tarafından yapıldı?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Mimar Sinan"}}, {"id": "2884", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "II. Selim hangi alana birçok eser bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "divan edebiyatına"}}, {"id": "2885", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Selim'in özellikle kim için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Nurbanu Sultan"}}, {"id": "2886", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i kim canlandırdı?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "Atilay Uluışık"}}, {"id": "2887", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisi hangi yılda yapıldı?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "2003 yılında"}}, {"id": "2888", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde II. Selim'i kim canlandırdı?", "answers": {"answer_start": 499, "text": "Engin Öztürk"}}, {"id": "2889", "context": "II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde II. Selim'i Atilay Uluışık canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise kendisini Engin Öztürk canlandırmıştır.", "question": "Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisi hangi yılda yapıldı?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "2011 yılından"}}, {"id": "2890", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad'ın divan edebiyatındaki mahlası nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Muradi"}}, {"id": "2891", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad'ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "4 Temmuz 1546"}}, {"id": "2892", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Manisa"}}, {"id": "2893", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad'ın ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2894", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad Osmanlı tarihinin kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "12."}}, {"id": "2895", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad kaçıncı İslam halifesidir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "91."}}, {"id": "2896", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad II. Selim'in kimden olan en büyük oğlu ve varisidir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Nurbanu Sultan'dan"}}, {"id": "2897", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad hangi dilleri öğrendi?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "Arapça ve Farsça"}}, {"id": "2898", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad Alaşehir Sancakbeyliğine kim tarafından gönderildi?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "dedesi Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "2899", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad Alaşehir Sancakbeyliğine ne zaman gönderildi?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "1558 yılında"}}, {"id": "2900", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad Alaşehir Sancakbeyliğine neden gönderildi?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu"}}, {"id": "2901", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad babası padişah olduktan sonra nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Manisa Sancakbeyliğine"}}, {"id": "2902", "context": "III. Murad, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muradi '4 Temmuz 1546, Manisa – 16 Ocak 1595, İstanbul', 12. Osmanlı padişahı ve 91. İslam halifesi. II. Selim'in Nurbanu Sultan'dan olan en büyük oğlu ve varisidir. Nurbanu'nun anne ve babasının kimler olduğu ise kesin olarak bilinememektedir.İyi bir eğitim alan şehzade Arapça ve Farsça öğrendi. 1558 yılında babası II. Selim'in Manisa Sancakbeyliğinden Karaman Valiliğine atanması sonucu dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir Sancakbeyliğine gönderildi. Babası II. Selim padişah olduktan sonra ise Manisa Sancakbeyliğine gönderildi.Babası II. Selim'in vefatından sonra 22 Aralık 1574'te İstanbul'a gelerek Osmanlı tahtına oturdu.", "question": "III. Murad ne zaman tahta geçti?", "answers": {"answer_start": 628, "text": "22 Aralık 1574'te"}}, {"id": "2903", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad ilk iş olarak ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "5 kardeşini boğdurmuştur"}}, {"id": "2904", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad kardeşlerini hangi tarihte boğdurtmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "22 Aralık 1574"}}, {"id": "2906", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad kardeşlerini ne zaman boğdurtmuştur?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Osmanlı mülkünü devralır almaz"}}, {"id": "2907", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla neyi elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş"}}, {"id": "2908", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad'ın isteği ile kim Lehistan kralı oldu?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Erdel Beyi Bathary"}}, {"id": "2909", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "kuzey sınırı güvenli hale getirildi"}}, {"id": "2910", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından neresi Osmanlı topraklarına katılmamıştı?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "Fas"}}, {"id": "2911", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Osmanlı ordusu hangi yılda Fas'ı ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 605, "text": "1578 yılında"}}, {"id": "2912", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri nereyi ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "Fas'ı"}}, {"id": "2913", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1578 yılında Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirirken ordunun başınca kim vardı?", "answers": {"answer_start": 618, "text": "Ramazan Paşa"}}, {"id": "2914", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1578 yılında Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirmesinin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar"}}, {"id": "2915", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ramazan Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 766, "text": "Trablusgarp Valisi"}}, {"id": "2916", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ramazan Paşa ne zaman öldürüldü?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "Yeniçeri isyanında"}}, {"id": "2917", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ramazan Paşa'nın öldürdüğü isyan hangi yılda oldu?", "answers": {"answer_start": 720, "text": "1584 yılında"}}, {"id": "2918", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye nerede saldırıldı?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "Kefalonya açıklarında"}}, {"id": "2919", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye kim saldırdı?", "answers": {"answer_start": 859, "text": "Venedik gemileriyle"}}, {"id": "2920", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad Venedik senatosuna ne gönderdi?", "answers": {"answer_start": 985, "text": "ültimatom"}}, {"id": "2921", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad Venedik senatosuna ültimatom göndermesinin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı"}}, {"id": "2922", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad zamanında kimlere verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler?", "answers": {"answer_start": 1191, "text": "Ceneviz, Venedik ve Fransızlara"}}, {"id": "2923", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "İngiltere Kraliçesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1350, "text": "I. Elizabeth"}}, {"id": "2924", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "I. Elizabeth kimdir?", "answers": {"answer_start": 1330, "text": "İngiltere Kraliçesi"}}, {"id": "2925", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "I. Elizabeth ne zaman elçi göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 1322, "text": "1583'te"}}, {"id": "2926", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "I. Elizabeth neden elçi göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 1383, "text": "aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti"}}, {"id": "2927", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı Osmanlı limanlarına nasıl geliyordu?", "answers": {"answer_start": 1509, "text": "Fransız bayrağıyla"}}, {"id": "2928", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Bartalameos Katliamı ne zaman olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1559, "text": "1572'daki"}}, {"id": "2929", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Bartalameos Katliamı sonucunda olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1599, "text": "Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti"}}, {"id": "2930", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Osmanlı hükumeti, neden Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı?", "answers": {"answer_start": 1654, "text": "Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için"}}, {"id": "2931", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Osmanlı hükumeti'nin İngiltere'ye yakınlaşmasının sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1771, "text": "Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu"}}, {"id": "2932", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "İngiliz-Fransız rekabeti sonucunda Osmanlı'nın kazancı ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1855, "text": "birçok siyasi menfaat kazanmış oldu"}}, {"id": "2933", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Şah I. Tahmasb'ın oğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 1915, "text": "Şah II. İsmail"}}, {"id": "2934", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Şah II. İsmail kimdir?", "answers": {"answer_start": 1892, "text": "Şah I. Tahmasb'ın oğlu"}}, {"id": "2935", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmeyip ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2015, "text": "Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı"}}, {"id": "2936", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Osmanlı hükûmeti kime talimat vererek Emirler'de huzurun sağlanmasını istemişti?", "answers": {"answer_start": 2098, "text": "Van Beylerbeyine"}}, {"id": "2937", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Şah II. İsmail öldükten sonra ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2310, "text": "Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı"}}, {"id": "2938", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Taht kavgalarından yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi kime saldırdı?", "answers": {"answer_start": 2408, "text": "Safeviler'e"}}, {"id": "2939", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "İlk Safevi savaşı kaç yıl sürdü?", "answers": {"answer_start": 2448, "text": "on iki yıl"}}, {"id": "2940", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "İlk Safevi savaşı hangi yıllar arasında oldu?", "answers": {"answer_start": 2459, "text": "'1577 - 1589'"}}, {"id": "2941", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Safevi ile yapılan savaşta Osmanlı birliklerini kim komuta ediyordu?", "answers": {"answer_start": 2480, "text": "Özdemiroğlu Osman Paşa"}}, {"id": "2942", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini nerede yendi?", "answers": {"answer_start": 2556, "text": "Çıldır'da"}}, {"id": "2943", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Safevi kuvvetleri ile yapılan savaşın sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2590, "text": "tüm Gürcistan fethedildi"}}, {"id": "2944", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Hangi yılda Tiflis Osmanlı vilayeti durumuna getirildi?", "answers": {"answer_start": 2616, "text": "1578'de"}}, {"id": "2945", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1578'de neresi Osmanlı vilayeti durumuna getirildi?", "answers": {"answer_start": 2624, "text": "Tiflis"}}, {"id": "2946", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1578'de Tiflis dışında neresi Osmanlı topraklarına katıldı?", "answers": {"answer_start": 2678, "text": "Şirvan"}}, {"id": "2947", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Şirvan hangi muharebe ile Osmanlı'ya katıldı?", "answers": {"answer_start": 2688, "text": "Meşaleler Muharebesi"}}, {"id": "2948", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Safeviler ile hangi yılda barış anlaşması imzalandı?", "answers": {"answer_start": 2804, "text": "21 Mart 1590 tarihinde"}}, {"id": "2949", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Safeviler ileyapılan barış anlaşmasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2827, "text": "Ferhat Paşa Antlaşması"}}, {"id": "2950", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması'nın diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2850, "text": "'İstanbul Antlaşması'"}}, {"id": "2951", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması'a göre nereler Osmanlı devletine kaldı?", "answers": {"answer_start": 2902, "text": "Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur"}}, {"id": "2952", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Ferhat Paşa Antlaşması'nın sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 2988, "text": "Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış"}}, {"id": "2953", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Avusturya İmparatoru kimdir?", "answers": {"answer_start": 3261, "text": "II. Rudolf"}}, {"id": "2954", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Avusturya İmparatoru kimleri kışkırttı?", "answers": {"answer_start": 3311, "text": "Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini"}}, {"id": "2955", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kim kuşatma altında aldı?", "answers": {"answer_start": 3366, "text": "Telli Hasan Paşa"}}, {"id": "2956", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Siska kalesini nerededir?", "answers": {"answer_start": 3383, "text": "Hırvatistan sınırında"}}, {"id": "2957", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Telli Hasan Hırvatistan sınırındaki nereyi kuşattı?", "answers": {"answer_start": 3407, "text": "Siska kalesini"}}, {"id": "2958", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Siska kalesini alırken kimler şehit oldu?", "answers": {"answer_start": 3473, "text": "Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de"}}, {"id": "2959", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Avusturya'ya hangi yılda savaş ilan edildi?", "answers": {"answer_start": 3586, "text": "1593 yılında"}}, {"id": "2960", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Avusturya'ya neden savaş ilan edildi?", "answers": {"answer_start": 3561, "text": "Sinan Paşa'nın ısrarıyla"}}, {"id": "2961", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1593 yılında Sinan Paşa'nın ısrarıyla nereye savaş ilan edildi?", "answers": {"answer_start": 3599, "text": "Avusturya'ya"}}, {"id": "2962", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad ne zaman İstanbul'da felç geçirerek vefat etti?", "answers": {"answer_start": 3651, "text": "16 Ocak 1595'te"}}, {"id": "2963", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad nasıl vefat etti?", "answers": {"answer_start": 3690, "text": "felç geçirerek"}}, {"id": "2964", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "III. Murad cenazesi nereye defnedildi?", "answers": {"answer_start": 3726, "text": "Ayasofya Camii avlusuna"}}, {"id": "2965", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "1577'de kurulan Tophane Rasathanesini kim kurdu?", "answers": {"answer_start": 3761, "text": "Takîyüddin"}}, {"id": "2965", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Takîyüddin tarafında hangi yılda Tophane Rasathanesini kuruldu?", "answers": {"answer_start": 3783, "text": "1577'de"}}, {"id": "2966", "context": "22 Aralık 1574 'Ramazan ayı' Çarşamba sabahı, Osmanlı mülkünü devralır almaz fetva ile ilk iş olarak 5 kardeşini boğdurmuştur. Osmanlı Devleti, Lehistan yönetimine hakim olmakla Avusturya'ya komşu olan iki müttefik elde etmiş olacaktı. Fransızlarla Kanuni döneminde iyi ilişkiler kurulmuştu.Fakat Fransız tahtının boşalması ile Lehistan'da iktidar boşluğu oluştu. III. Murad'ın isteği ile Erdel Beyi Bathary, Lehistan kralı oldu. Lehistan ile yapılan anlaşmalar sonucu kuzey sınırı güvenli hale getirildi. III. Murad tahta geçtiğinde Kuzey Afrika kıyılarından sadece Fas Osmanlı topraklarına katılmamıştı.1578 yılında Ramazan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Fas'ı ele geçirerek bölgedeki Portekiz gücünü kırdılar. 1584 yılında bir Yeniçeri isyanında öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın ailesini İstanbul'a getiren gemiye Kefalonya açıklarında Venedik gemileriyle saldırı düzenlenmesi sonucunda Venedik ile uzun süredir devam eden barış sona erdi.Venedik senatosuna bir ültimatom gönderen III. Murad, Ramazan Paşa'nın ailesini ve mallarını Preveze'ye getirtmeyi başardı. Venedik'in de barışı korumak istemesi üzerine iki devlet arasındaki mesele çözüldü. III. Murad zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler.1583'te İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572'daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükumeti, Papa'nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı.Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu. Şah I. Tahmasb'ın oğlu Şah II. İsmail, Osmanlı Devleti ve Safevi Devleti arasındaki barış antlaşmalarına riâyet etmemiş ve Osmanlı'ya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükûmeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.Safeviler'in Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Bu arada Şah II. İsmail ölmüş, Safevi Hanedanlığı'nda taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Van Beylerbeyi, Safeviler'e saldırdı. İlk Safevi savaşı on iki yıl '1577 - 1589' sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Safevi kuvvetlerini Çıldır'da yendi.Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. 1578'de Tiflis, Osmanlı vilayeti durumuna getirildi. Aynı yıl Şirvan da Meşaleler Muharebesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Bu gelişmeler üzerine Safeviler barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde Ferhat Paşa Antlaşması 'İstanbul Antlaşması' imzalandı. Bu antlaşmaya göre Kars, Tebriz, Tiflis, Gence ve Şehrizur Osmanlı Devleti'nde kalacaktı.Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. 1590'da Avusturya ile yapılan 8 yıllık barış antlaşması 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskokların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya ile bozuldu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etti.Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında aldı. Ancak burada yapılan savaşta Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi. Savaş devam ederken 16 Ocak 1595'te III. Murad İstanbul'da felç geçirerek vefat etti. Cenazesi Ayasofya Camii avlusuna defnedildi.Takîyüddin tarafından 1577'de kurulan Tophane Rasathanesini 1580 yılında yıktırmıştır.", "question": "Tophane Rasathanesini ne zaman yıkıldı?", "answers": {"answer_start": 3821, "text": "1580 yılında"}}, {"id": "2967", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad kaç sene Osmanlı padişahlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "21 sene"}}, {"id": "2968", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad hangi yıllar arasında Osmanlı padişahlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1574'ten 1595'e kadar"}}, {"id": "2969", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad saltanatı süresince başveziri kimdi?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Sokollu Mehmet Paşa"}}, {"id": "2970", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "Sokollu Mehmet Paşa ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "1579 yılındaki"}}, {"id": "2971", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad'ın saltanatlığında eşi kimdi?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Safiye Sultan"}}, {"id": "2972", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad'ın saltanatlığı süresince Osmanlı toprakları genişliği kaç km2' ye yükselmiştir?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "19.902.000 km2'ye"}}, {"id": "2973", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "49 yaşında"}}, {"id": "2974", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "III. Murad ölümünden önce hangi eserleri yaptırmıştır?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir."}}, {"id": "2975", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "Yahya Efendi Türbesini nerededir?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "Beşiktaş'ta"}}, {"id": "2976", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "Hammer kimdir?", "answers": {"answer_start": 692, "text": "Avusturyalı tarihçi"}}, {"id": "2977", "context": "1574'ten 1595'e kadar 21 sene Osmanlı Devleti'nin başında bulunmuştur. Saltanatı süresince başveziri olan Sokollu Mehmet Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Saltanatı döneminde eşi Safiye Sultan, özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın 1579 yılındaki ölümünden sonra devlet yönetiminde oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.Saltanatı süresince Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km2'ye yükselmiştir. Osmanlı Devleti en geniş toprağa bu zamanda erişmiştir. III. Murad 16 Ocak 1595'te 49 yaşında iken vefat etmiş, kabri Ayasofya Camii avlusundaki türbesindedir. Ayrıca Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesini ve Topkapı Sarayı'ndaki Hasoda'yı yaptırmış, Fethiye Camii'ni de kiliseden camiye çevirmiştir.Avusturyalı tarihçi Hammer, III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini, düşüncelerinde bir istikrar bulunmadığını, zevke, tasavvufa ve şiire eğilimli bir insan olduğunu, etrafında remilciler, müneccimler dolaştığını bildirmekte ve bu yönüyle eleştirmektedir.", "question": "Hammer ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 720, "text": "III. Murad'ın saltanatı boyunca 11 defa sadrazam, 7 defa şeyhülislam değiştirdiğini"}}, {"id": "2978", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad hangi divanları bulunuyor?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları"}}, {"id": "2979", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad şiirlerinde hangi mahlayı kullanıyordu?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "'Muradî', bazen de 'Murad'"}}, {"id": "2980", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad hangi tasavvuf konulu bir eser yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Fütuhat-ı Siyam"}}, {"id": "2981", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad hangi alanda mahirdir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Hat sanatı alanında"}}, {"id": "2982", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad'ın nerede asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasını bulunuyor?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Ayasofya Camii'nde"}}, {"id": "2983", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad'ın hat sanatları eserleri nerede bulunmakatadır?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde"}}, {"id": "2984", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "III. Murad'ın eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Safiye Sultan"}}, {"id": "2985", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Safiye Hatun'un asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "Sofia Baffo"}}, {"id": "2986", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Safiye Hatun nerelidir?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Venedikliydi"}}, {"id": "2987", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Safiye Hatun kimdir?", "answers": {"answer_start": 563, "text": "Korfu valisinin kızıydı"}}, {"id": "2988", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmelerin sonucunda ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 774, "text": "o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine"}}, {"id": "2989", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Nurbanu Sultan oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak neden sevgili arayıp durmuştu?", "answers": {"answer_start": 881, "text": "Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için"}}, {"id": "2990", "context": "Farsça, Arapça ve Türkçe divanları bulunan III. Murad şiirlerinde 'Muradî', bazen de 'Murad' mahlaslarını kullanmıştır ve ayrıca Fütuhat-ı Siyam adlı tasavvuf konulu bir eser yazmıştır.Hat sanatı alanında da mahir olan III. Murad'ın Ayasofya Camii'nde asılı olan ayet levhasıyla kelime-i şehadet levhasının bulunduğunu Müstakimzade bildirmektedir ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde hat sanatı eserleri vardır.Safiye Sultan adında bir eşi vardı. Safiye Hatun'un asıl adı Sofia Baffo idi. Kendisi Venedikliydi ve Korfu valisinin kızıydı. Bir deniz yolculuğunda Türk korsanlarına tutsak düşmüş, Murad'ın şehzadeliğinde saraya cariye olarak satılmıştı.Safiye Sultan ile kaynanası Nurbanu Sultan arasındaki çekişip didişmeler; o dönemlerde çeşitli saray oyunlarıyla, sadrazamların durmadan değişmesine neden olmuştur. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan'ı öldüresiyle kıskandığı için, oğlu III. Murad'a yıllar boyu, onu unutturacak bir sevgili arayıp durmuştu.Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır.", "question": "Nurbanu Sultan gelinin kıskandığı için nasıl söylentiler çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz - 3 yüz altından, 2 bin - 3 bin altına çıkmıştır"}}, {"id": "1838", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid'in bilinen adı nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Sultân Bayezid-î Velî"}}, {"id": "1839", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid'in doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "3 Aralık 1447"}}, {"id": "1840", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid'in ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "26 Mayıs 1512"}}, {"id": "1841", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid Osmanlu İmparatorluğu'nun kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "sekizinci"}}, {"id": "1842", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Fatih Sultan Mehmed"}}, {"id": "1843", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid'in annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur"}}, {"id": "1844", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "Yavuz Sultan Selim'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "1845", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Beyazid tahta geçtiğinde Asya'daki imparatorluk toprakları kaç km² idi?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "511.000 km²"}}, {"id": "1846", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid tahta geçtiğinde Avrupada'daki imparatorluk toprakları kaç km² idi?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "1.703.000 km²"}}, {"id": "1847", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid tahta geçtiğinde imparatorluk toprakaları toplam kaç km² idi?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "2.214.000 km²"}}, {"id": "1848", "context": "II. Bayezid, ayrıca bilinen adıyla Sultân Bayezid-î Velî 'd. 3 Aralık 1447 – ö. 26 Mayıs 1512'; Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül - Bahar Vâlide Hatûn'dur. Yavuz Sultan Selim' in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²'si Asya'da, 1.703.000 km²'si Avrupa'da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²'ydi.", "question": "II. Bayezid öldüğünde imparatorluk toprakları toplam kaç km² idi?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "2.375.000 km²"}}, {"id": "1849", "context": "II. Bayezid'in ismi Latin harfli Türkçe metinlerde Beyazıt, Beyazıd, Bayezit, Bayezıd gibi değişik imlâlar ile yazılsa da sultanın adı; bütün Osmanlıca metinlerde Bâyezid olarak geçmektedir. Türk Dil Kurumu, günümüzde Beyazıt, Bayezit şeklindeki yazımları benimsemiştir.Modon fetihnamesinde, Emîru'l-Mü'minîn Sultânu'l-Guzât ve'l - Mücâhidîn Nâsiru's-Seriat ve'l - Milleti ve'd-Dîn Giyâsu'l - İslâm ve Mu'înu'l - Müslimîn Sultân Bâyezîd diye anılmıştır.", "question": "II. Bayezid'in ismi Latin harfli Türkçe metinlerde hangi imlâlar ile yazılıyor?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Beyazıt, Beyazıd, Bayezit, Bayezıd"}}, {"id": "1850", "context": "II. Bayezid'in ismi Latin harfli Türkçe metinlerde Beyazıt, Beyazıd, Bayezit, Bayezıd gibi değişik imlâlar ile yazılsa da sultanın adı; bütün Osmanlıca metinlerde Bâyezid olarak geçmektedir. Türk Dil Kurumu, günümüzde Beyazıt, Bayezit şeklindeki yazımları benimsemiştir.Modon fetihnamesinde, Emîru'l-Mü'minîn Sultânu'l-Guzât ve'l - Mücâhidîn Nâsiru's-Seriat ve'l - Milleti ve'd-Dîn Giyâsu'l - İslâm ve Mu'înu'l - Müslimîn Sultân Bâyezîd diye anılmıştır.", "question": "II. Bayezid'in ismi Osmanlıca metinlerde nasıl olarak geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Bâyezid"}}, {"id": "1851", "context": "II. Bayezid'in ismi Latin harfli Türkçe metinlerde Beyazıt, Beyazıd, Bayezit, Bayezıd gibi değişik imlâlar ile yazılsa da sultanın adı; bütün Osmanlıca metinlerde Bâyezid olarak geçmektedir. Türk Dil Kurumu, günümüzde Beyazıt, Bayezit şeklindeki yazımları benimsemiştir.Modon fetihnamesinde, Emîru'l-Mü'minîn Sultânu'l-Guzât ve'l - Mücâhidîn Nâsiru's-Seriat ve'l - Milleti ve'd-Dîn Giyâsu'l - İslâm ve Mu'înu'l - Müslimîn Sultân Bâyezîd diye anılmıştır.", "question": "II. Bayezid Modon fetihnamesinde nasıl anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Emîru'l-Mü'minîn Sultânu'l-Guzât ve'l - Mücâhidîn Nâsiru's-Seriat ve'l - Milleti ve'd-Dîn Giyâsu'l - İslâm ve Mu'înu'l - Müslimîn Sultân Bâyezîd"}}, {"id": "1852", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid'in doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda"}}, {"id": "1853", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid kaç yaşında Amasya valisi oldu?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "7 yaşlarındayken"}}, {"id": "1854", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid 7 yaşında Amasya valisi olduğunda danışmanı kimdi?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "Hadım Ali Paşa"}}, {"id": "1855", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid zamanında hangi kent bir eğitim ve kültür merkeziydi?", "answers": {"answer_start": 702, "text": "Amasya kenti"}}, {"id": "1856", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid'in İslam alanında eğitim aldığı Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî kimdir?", "answers": {"answer_start": 880, "text": "Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi"}}, {"id": "1857", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid hat derslerini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 1058, "text": "Şeyh Hamdullah'tan"}}, {"id": "1858", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid Arapça ve Farsçanın yanında neler öğrendi?", "answers": {"answer_start": 1130, "text": "Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini"}}, {"id": "1859", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid sancakbeyi olarak kaç yıl Amasya'da oturdu?", "answers": {"answer_start": 1212, "text": "27"}}, {"id": "1860", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid 27 yıl boyunca sancakbeyliğini nerede yaptı?", "answers": {"answer_start": 1219, "text": "Amasya'da"}}, {"id": "1861", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid 1473'te Otlukbeli Savaşı'na hangi görevdeydi?", "answers": {"answer_start": 1282, "text": "sağ kol kumandanı olarak"}}, {"id": "1862", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "II. Bayezid 1473'te hangi savaşta sağ kol kumandanı olarak olarak görevdeydi?", "answers": {"answer_start": 1261, "text": "Otlukbeli Savaşı'nda"}}, {"id": "1863", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "1479'da Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler nereleri aldı?", "answers": {"answer_start": 1447, "text": "Torul ve çevresini"}}, {"id": "1864", "context": "II. Bayezid'in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447, diğerleri de 1448 olarak vermektedirler.Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'nda dünyaya geldi. İstanbul'un fethi'nden sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi.İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed - i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı.Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da oturdu. Bu görevde iken 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı.  Ayrıca 1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Bayezid'in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat genellikle Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.", "question": "Hangi yılda Şehzade Bayezid vali olarak gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1327, "text": "1479'da"}}, {"id": "1865", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "Cem Sultan babasının ölümünü neden geç öğrendi?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için"}}, {"id": "1866", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "Cem Sultan babasının ölümünü geç öğrenmesine sebep olan kişi kimdi?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa"}}, {"id": "1867", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "Karamanlı Mehmed Paşa'yı kim öldürdü?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "Yeniçeriler"}}, {"id": "1868", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "Karamanlı Mehmed Paşa hangi tarihte öldürüldü?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "4 Mayıs 1481'de"}}, {"id": "1869", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "II. Bayezid tahta geçene kadar vekaleten tahta kim çıkarıldı?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut"}}, {"id": "1870", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "II. Bayezid Amasya'dan Üsküdar'a kaç günde gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 754, "text": "9 günde"}}, {"id": "1871", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "II. Bayezid hangi tarihte Osmanlı tahtına çıktı?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "22 Mayıs 1481'de"}}, {"id": "1872", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "II. Bayezid ilk olarak ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 904, "text": "kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı"}}, {"id": "1873", "context": "Fatih Sultan Mehmed'in 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a ulaklar gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkardılar. Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II.Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya'dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar'a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı.II.Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı.Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.", "question": "II. Bayezidv Yeniçerileri ulufelerini kaç akçeye çıkardı?", "answers": {"answer_start": 979, "text": "5 akçeye"}}, {"id": "1918", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "İtalya yarımadasının güneydoğusuna ne deniyor?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "'çizmenin topuğu'"}}, {"id": "1919", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "İtalya yarımadasının güneydoğusunda yer alan kalenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Otranto"}}, {"id": "1920", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Fatih Sultan Mehmet kaç yılınca İtalya'nın Otranto kalesini ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1480 yılında"}}, {"id": "1921", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "İtalya'nın fethi projesinin aksama sebebleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi"}}, {"id": "1922", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Otranto kalesi ne zaman elden çıktı?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "1481'de"}}, {"id": "1923", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı ile baş edemeyeceğini anlayınca Napoli Krali ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi"}}, {"id": "1924", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Napoli Kralı'nın damadı kimdi?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "Macaristan Kralı Matthias Corvinus"}}, {"id": "1925", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "O zamanlarda Kuzey İspanya kralın nasıl adlandırılıyordu?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "Aragon"}}, {"id": "1926", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Napoli Krallığı Macaristan kralının kaç bin atlı gönderdi?", "answers": {"answer_start": 807, "text": "2 bin"}}, {"id": "1927", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Napoli Krallığı'nı denizde nasıl bir donanma destekliyordu?", "answers": {"answer_start": 918, "text": "denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma"}}, {"id": "1928", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in ölümünden sonra Otronto kalesinde ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1141, "text": "komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti"}}, {"id": "1929", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Hangi haberden sonra komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti?", "answers": {"answer_start": 1005, "text": "Fatih Sultan Mehmet'in ölüm"}}, {"id": "1930", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Gedik Ahmet Paşa'nın Otronto'yu terk edilmesi rivayete göre nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1313, "text": "Sultan Bayezid'in isteği ile"}}, {"id": "1931", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Gedik Ahmet Paşa Otronto'da kaç bin asker için mühimmat bıraktı?", "answers": {"answer_start": 1390, "text": "8 bin kadar asker"}}, {"id": "1932", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Gedik Ahmet Paşa Otronto'da 8 bin asker ne kadarlık mühimmat bıraktı?", "answers": {"answer_start": 1422, "text": "1,5 yıllık mühimmat"}}, {"id": "1933", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Otronto kalesi kuşatmasında Gedik Ahmet Paşa ne karar verdi?", "answers": {"answer_start": 1522, "text": "Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine"}}, {"id": "1934", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı kuvvetlerinin Otronto kalesinde çekilirken şartları neydi?", "answers": {"answer_start": 1629, "text": "askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde"}}, {"id": "1935", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı kuvvetlerinin Otronto kalesinde çekilirken ki şartlarına Napoli Kralı neden kabul etti?", "answers": {"answer_start": 1763, "text": "Kaleye yardım gelmesinden korkması"}}, {"id": "1936", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı kuvvetleri Otronto kalesinden çekildikten sonra nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1935, "text": "Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına"}}, {"id": "1937", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için kiminle görüştü?", "answers": {"answer_start": 2035, "text": "II.Bayezid'in elçisi ile"}}, {"id": "1938", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Türkler'in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 2147, "text": "götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi"}}, {"id": "1939", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Donanma-yı Hümayun ne demek?", "answers": {"answer_start": 2318, "text": "'Osmanlı Donanması'"}}, {"id": "1940", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Napoli Krali Osmanlı'ya hangi hakkı vermiştir?", "answers": {"answer_start": 2275, "text": "dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı"}}, {"id": "1941", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden kaç ay sonra kaybetti?", "answers": {"answer_start": 2490, "text": "13 ay sonra"}}, {"id": "1942", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Osmanlı Devleti'nin, Otranto kalesini hangi tarihte kaybetti?", "answers": {"answer_start": 2503, "text": "10 Eylül 1481'de"}}, {"id": "1943", "context": "1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya'nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda 'çizmenin topuğu' yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih'in ölümü ve Şehzade Cem'le II.Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya'nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. 1481'de Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı. Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı.Ayrıca Osmanlıların İtalya'da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus'tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2 bin atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi.Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto'yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid'in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto'da 8 bin kadar asker ve asker için 1,5 yıllık mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi.Mukavemet edip 8 bin askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler.Kaleye yardım gelmesinden korkması sonucu Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8 bin Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı'nı geçerek Arnavutluk'ta Osmanlı topraklarına çıktı. Napoli Kralı, Türkler'in yeniden İtalya'ya çıkmaması için II.Bayezid'in elçisi ile görüştü ve Türkler' in İtalya'ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun'a 'Osmanlı Donanması', Adriyatik ve Yunan Denizi'nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı. Nihayetinde Osmanlı Devleti'nin, İtalya'daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481'de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.", "question": "Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi neden durduruldu?", "answers": {"answer_start": 2597, "text": "Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle"}}, {"id": "1874", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "II. Bayezid ile Cem Sultan arasındaki sorun neydi?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "taht kavgası"}}, {"id": "1875", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan ile II. Bayezid nerede savaşmışlar?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "İnegöl önlerinde"}}, {"id": "1876", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan ile II. Bayezid savaşırken Cem Sultan'ın kaç askeri vardı?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "4 bin"}}, {"id": "1877", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan ile II. Bayezid savaşırken Bayezid'in ordusnun başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "Ayas Paşa"}}, {"id": "1878", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Savaşı kazanan Cem Sultan nerede Hutbe okuttu?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "Bursa'da"}}, {"id": "1879", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Bursa'da kaç gün saltanat sürdü?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "18 gün"}}, {"id": "1880", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Savaşı kazanan Cem Sultan hükümdarlığını nasıl ilan etti?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle"}}, {"id": "1881", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Hükümdarlığını ilan Cem Sultan II. Bayezid'e ne teklifinde bulundu?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "İmparatorluğu eşit olarak paylaşma"}}, {"id": "1882", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "İmparatorluğun hangi toprakları Cem Sultan'a verilecekti?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "Anadolu"}}, {"id": "1883", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Osmanlı Devleti'nin bölünmesi için Cem Sultan'a kimler destek verdi?", "answers": {"answer_start": 948, "text": "Avrupalılar ve Memluklular"}}, {"id": "1884", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "1481 Haziranında II. Bayezid'in ordusuyla Cem Sultan nerede savaştı?", "answers": {"answer_start": 1054, "text": "Yenişehir ovasında"}}, {"id": "1885", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "II. Bayezid'in ordusuyla Cem Sultan'ın Yenişehir ovasında yaptığı savaşın tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 1013, "text": "1481 Haziranında"}}, {"id": "1886", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "II. Bayezid'in ordusuyla Cem Sultan'ın Yenişehir ovasında yaptığı savaşta kim yenildi?", "answers": {"answer_start": 1089, "text": "yenilen Cem Sultan"}}, {"id": "1887", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Savaşı kaybeden Cem Sultan ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1113, "text": "Konya'ya çekildi"}}, {"id": "1888", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan neden Tarsus'a geçti?", "answers": {"answer_start": 1141, "text": "Konya'da yeterince destek bulamadı"}}, {"id": "1889", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamayınca ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1179, "text": "Tarsus'a geçti"}}, {"id": "1890", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Memluk sultanından aldığı davet üzerine nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1248, "text": "Kahire'ye"}}, {"id": "1891", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Kahire'ye neden gitti?", "answers": {"answer_start": 1208, "text": "Memluk sultanından aldığı davet üzerine"}}, {"id": "1892", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Kahire'de kalan Cem Sultan bu süreçte ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1333, "text": "Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi"}}, {"id": "1893", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "II. Bayezid kardeşine tahtan vazgeçmesi için ne teklif etti?", "answers": {"answer_start": 1454, "text": "1 milyon akçe"}}, {"id": "1894", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan kimlerin desteği ile tekrarr ordu topladı?", "answers": {"answer_start": 1589, "text": "Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla"}}, {"id": "1895", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Konya'yı ne zaman kuşattı?", "answers": {"answer_start": 1679, "text": "27 Mayıs 1482'de"}}, {"id": "1896", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan 27 Mayıs 1482'de nereyi kuşattı?", "answers": {"answer_start": 1696, "text": "Konya'yı"}}, {"id": "1897", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "İki taraf nerede karşılaştı?", "answers": {"answer_start": 1799, "text": "Akşehir'de"}}, {"id": "1898", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Akşehir'deki savaşı kim kaybetti?", "answers": {"answer_start": 1822, "text": "Savaşı kaybeden Cem Sultan"}}, {"id": "1899", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Akşehir'deki savaşı kaybeden Cem Sultan ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1849, "text": "Ankara'ya geçti"}}, {"id": "1900", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan ne zaman Rodos'a gitti?", "answers": {"answer_start": 1910, "text": "1482 yazında"}}, {"id": "1901", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan 1482 yazında nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1952, "text": "Rodos'a"}}, {"id": "1902", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan 1482 yazında Rodos'a kiminle gitti?", "answers": {"answer_start": 1923, "text": "otuz kadar adamıyla birlikte"}}, {"id": "1903", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Rodos'ta ne zaman karşılandı?", "answers": {"answer_start": 1977, "text": "29 Temmuz 1482'de"}}, {"id": "1904", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Rodos'ta nasıl karşılandı?", "answers": {"answer_start": 2058, "text": "büyük bir törenle"}}, {"id": "1905", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Rodos'ta kim tarafından karşılandı?", "answers": {"answer_start": 1995, "text": "Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından"}}, {"id": "1906", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Pierre d'Aubusson kimdir?", "answers": {"answer_start": 1995, "text": "Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı"}}, {"id": "1907", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Rodos'a giden Cem Sultan'ın amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 2108, "text": "Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti"}}, {"id": "1908", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra kimin isteği üzerine Fransa'ya gönderildi?", "answers": {"answer_start": 2315, "text": "Papa VIII. Innocentius'in"}}, {"id": "1909", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 2356, "text": "Fransa'ya"}}, {"id": "1910", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Papa VIII. Innocentius'un, Cem Sultan'a ne karşılığında Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif etti?", "answers": {"answer_start": 2590, "text": "Hıristiyan olması hâlinde"}}, {"id": "1911", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Papa VIII. Innocentius ne zaman öldü?", "answers": {"answer_start": 2829, "text": "1492'de"}}, {"id": "1912", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek hangi tarihte Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı?", "answers": {"answer_start": 3066, "text": "26 Ocak 1495'te"}}, {"id": "1913", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": " Kim Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı?", "answers": {"answer_start": 3017, "text": "Fransa Kralı VIII.Charles"}}, {"id": "1914", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Fransa Kralı VIII.Charles nereye yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı?", "answers": {"answer_start": 3043, "text": "Roma üzerine yürüyerek"}}, {"id": "1915", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te kimi Papa'dan teslim aldı?", "answers": {"answer_start": 3082, "text": "Cem Sultan'ı"}}, {"id": "1916", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı kimden teslim aldı?", "answers": {"answer_start": 3095, "text": "Papa'dan"}}, {"id": "1917", "context": "Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa'nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II.Bayezid İstanbul'da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid' in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II.Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti.Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı.Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan'ı desteklediler. 1481 Haziranında II.Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya'ya çekildi.Cem Sultan Konya'da yeterince destek bulamadı ve Tarsus'a geçti.Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire'ye gitti. Kahire'de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi.Bu dönemde, ağabeyi II.Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti.Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular'ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı.Ancak Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı.İki taraf Akşehir'de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya geçti. Ankara'da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a gitti.Cem Sultan 29 Temmuz 1482'de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan'ın amacı Rumeli'ye geçerek mücadelesini sürdürmekti.Ancak bundan sonra bir daha hayattayken vatanına dönemedi.Artık, Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı. Cem Sultan Rodos'a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius'in isteği üzerine Fransa'ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII.Innocentius'un, Cem Sultan'a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti'nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir. Kardeşi Cem Sultan Osmanlı Devleti'ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan'ı kullanmayı düşünen Papa VIII.Innocentius 1492'de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu.Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII.Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan, 25 Şubat 1495'te vefat etti.", "question": "Cem Sultan ne zaman öldü?", "answers": {"answer_start": 3167, "text": "25 Şubat 1495'te"}}, {"id": "1944", "context": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid' in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti 'yaklaşık 30 yıl'. Fatih bazen 2 yılda bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı.Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.", "question": "Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri nasıl gündeme geldi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle"}}, {"id": "1945", "context": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid' in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti 'yaklaşık 30 yıl'. Fatih bazen 2 yılda bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı.Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.", "question": "Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yediden gündeme gelince II. Bayezid ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı"}}, {"id": "1946", "context": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid' in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti 'yaklaşık 30 yıl'. Fatih bazen 2 yılda bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı.Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.", "question": "II. Bayezid tahta kaç yıl kaldı?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "'yaklaşık 30 yıl'"}}, {"id": "1947", "context": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid' in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti 'yaklaşık 30 yıl'. Fatih bazen 2 yılda bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı.Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.", "question": "II. Bayezid toplam kaç defa sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "5 kere"}}, {"id": "1948", "context": "Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul'u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid' in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti 'yaklaşık 30 yıl'. Fatih bazen 2 yılda bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı.Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.", "question": "Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından ne adı verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 565, "text": "Sefer-i Hümayun"}}, {"id": "1949", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid ne zaman Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a gitti?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1483 baharında"}}, {"id": "1950", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid 1483 baharında nereye giti?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a"}}, {"id": "1951", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid ne zaman İstanbul'a dödü?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Kasım 1483'te"}}, {"id": "1952", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid Kasım 1483'te nereye dödü?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1953", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid'in ilk seferi kaç ay sürdü?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "yaklaşık 7 ay"}}, {"id": "1954", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Sultan Bayezid'in bu seferi hangi devleti telaşlandırdı?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Macaristan'ı"}}, {"id": "1955", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "1483 yılında Macaristan kralı kimdi?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "kral Matthias"}}, {"id": "1956", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "Macaristan ile Osmanlı hangi yılda barış imzaladı?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1483 sonlarında"}}, {"id": "1957", "context": "Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı.Kasım 1483'te İstanbul'a döndü.Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü.Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı. Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı.", "question": "II. Bayezid'in ilk seferinin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti'ne katıldı"}}, {"id": "1958", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, birinci sefer-i hümayunundan ne zaman sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "bir yıl sonra"}}, {"id": "1959", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, birinci sefer-i hümayunundan sonra tekrar sefere çıkmasının sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi"}}, {"id": "1960", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, birinci sefer-i hümayunundan sonra tekrar sefere çıkmasının birinci amacı sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması"}}, {"id": "1961", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, birinci sefer-i hümayunundan sonra tekrar sefere çıkmasının ikinci amacı sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme"}}, {"id": "1962", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, ikinci seferi için İstanbul'dan ne zaman ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "1 Mayıs 1484'te"}}, {"id": "1963", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, ikinci seferi için İ1 Mayıs 1484'te nereden ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "1964", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, babasının Boğdan'a yapmış olduğu seferden kaç yıl sonra aynı yere sefer düzenledi?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "8 yıl sonra"}}, {"id": "1965", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, düzenlediği ikinci sefere Eflak Voyvodasının kaç bin askerle katıldı?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "20 bin"}}, {"id": "1966", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, düzenlediği ikinci sefere 20 bin askerle katıldı kimdi?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "Eflak Voyvodası"}}, {"id": "1967", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, düzenlediği ikinci sefere nasıl sonuçlandı?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi"}}, {"id": "1968", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, İstanbul'a yola çıkışından kaç gün sonra Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi?", "answers": {"answer_start": 705, "text": "2 ay sonra"}}, {"id": "1969", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra nereye geldi?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne"}}, {"id": "1970", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kili kaç günde Osmanlıların eline geçti?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "9 gün içerisinde"}}, {"id": "1971", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid, 24 Temmuz'da nereyi kuşatmaya aldı?", "answers": {"answer_start": 940, "text": "Akkerman"}}, {"id": "1972", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Akkerman nerede?", "answers": {"answer_start": 882, "text": "Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde"}}, {"id": "1973", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid kaç günde Akkerman'ı aldı?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "16 gün"}}, {"id": "1974", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid Akkerman'ı hangi tarihte ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 987, "text": "9 Ağustos'ta"}}, {"id": "1975", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kırım Hanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1039, "text": "Mengli Giray"}}, {"id": "1976", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II. Bayezid'in Kilye kuşatmasına kim katıldı?", "answers": {"answer_start": 1028, "text": "Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla"}}, {"id": "1977", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kilye'yi daha önce kimler kuşattı?", "answers": {"answer_start": 1193, "text": "Çelebi Mehmet ve Fatih"}}, {"id": "1978", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kilye'yi daha önce kaç kez kuşatıldı?", "answers": {"answer_start": 1227, "text": "3 kez"}}, {"id": "1979", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kilye'yi daha önce hangi yıllarda kuşatıldı?", "answers": {"answer_start": 1146, "text": "1419, 1454, 1474 yıllarında"}}, {"id": "1980", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Kilye'yi aldığı için II. Bayezid'e kimler elçi gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias"}}, {"id": "1981", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Uzun Hasan'ın oğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "Sultan Yakup"}}, {"id": "1982", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Akkoyunlu hükümdarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "Sultan Yakup"}}, {"id": "1983", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Bu seferden sonra II.Bayezid kışı nerede geçirdi?", "answers": {"answer_start": 1639, "text": "Edirne'de"}}, {"id": "1984", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Bu seferden sonra II.Bayezid yazın nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1663, "text": "Filibe'ye"}}, {"id": "1985", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II.Bayezid Filibe'ye ne zaman gitti?", "answers": {"answer_start": 1685, "text": "'1485'"}}, {"id": "1986", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "Bu seferden sonra II.Bayezid ertesi kışı nereye geçirdi?", "answers": {"answer_start": 1736, "text": "Edirne'deydi"}}, {"id": "1987", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II.Bayezid Edirne'de kimin elçilerini kabul etti?", "answers": {"answer_start": 1771, "text": "Macar Kralının"}}, {"id": "1988", "context": "Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi, Boğdan'ın daha sıkı bir şekilde Osmanlı devletine bağlanması ve Karadeniz kıyısındaki topraklarının alınıp, bu beyliğin denizle olan bağlantısını kesme gibi amaçlarla, II.Bayezid, birinci sefer - i hümayunundan bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. 1 Mayıs 1484'te İstanbul'dan ayrıldı.Boğdan üzerine giden Sultan Bayezid, babasının aynı ülkeye yapmış olduğu seferden 8 yıl sonra tekrar Boğdan'a sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20 bin askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaştı ve Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Ayrıca Kırım'a karadan bağlantı sağlandı. İstanbul'a yola çıkışından 2 ay sonra 6 Temmuz'da Osmanlı Ordusu, Tuna Nehri'nin kuzey sahilinde Kili önüne geldi. 9 gün içerisinde kale Osmanlıların eline geçti ve Kilye 'Kili' teslim oldu. 24 Temmuz'da Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman kuşatma altına alındı ve 16 gün sonra 9 Ağustos'ta ele geçirildi. Bu kuşatmaya Kırım Hanı Mengli Giray da ordusuyla katıldı.Böylece ilk defa bir Kırım Hanı Osmanlı Ordusu'nda görev almış oluyordu. 1419, 1454, 1474 yıllarında devrin padişahları Çelebi Mehmet ve Fatih tarafından 3 kez kuşatılıp da alınamayan bu kalenin fethi üzerine Uzun Hasan'ın oğlu Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup, Fas Sultanı, hatta Macaristan Kralı Matthias gibi birçok hükümdarlar elçilerini göndererek II. Bayezid'i tebrik ettiler. Böylece Boğdan'ın Karadeniz'e kıyısı kalmadı.Doğrudan İstanbul'dan yönetilen Dobruca ile Kırım Hanlığı'na ait topraklar birleşti.II.Bayezid bu seferden sonra İstanbul'a dönmedi. Kışı Edirne'de geçirdi.Yazın Filibe'ye kadar gitti '1485' ve bu çevreyi kontrol etti. Ertesi kış yine Edirne'deydi. 1486 yılının başında Macar Kralının elçilerini burada kabul etti. İstanbul'a ancak 1486 yılında döndü.", "question": "II.Bayezid İstanbul'a ne zaman döndü?", "answers": {"answer_start": 1833, "text": "1486 yılında"}}, {"id": "1989", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de nerenin fethi için sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Belgrad'ın"}}, {"id": "1990", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid hangi tarihte Belgrad'ın fethi için sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "10 Mart 1492'de"}}, {"id": "1991", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Hangi Osmanlı padişahı 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi için sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Sultan II. Bayezid"}}, {"id": "1992", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi için nereden sefere çıktı?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "1993", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid nereye kadar gelince fikir değiştirdi?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Sofya'ya"}}, {"id": "1994", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid fikrini değiştirince nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Arnavutluk üzerine"}}, {"id": "1995", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid fikrini değiştirince görevi kime verdi?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Süleyman Paşa'ya"}}, {"id": "1996", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid Arnavutluğa gelince nerede durdu?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Tepedelen'de"}}, {"id": "1997", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid'e suikast girişiminde bulunan kimdi?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "Şii fedai"}}, {"id": "1998", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid'e suikast girişiminde hangi ayda oldu?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "Temmuz sonlarında"}}, {"id": "1999", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Sultan II. Bayezid'e suikast girişiminde sonra ne zaman İstanbul'a döndü?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "1492'nin son günlerinde"}}, {"id": "2000", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Osmanlı tarihinde Belgrad'ı kuşatan ilk iki padişah kimdir?", "answers": {"answer_start": 645, "text": "II. Murat ve Fatih"}}, {"id": "2001", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Osmanlı tarihinde Belgrad'ı kuşatan üçüncü kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "Süleyman Paşa"}}, {"id": "2002", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Kuşatma devam ederken Süleyman Paşa nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 762, "text": "Erdel'e"}}, {"id": "2003", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Kuşatma devam ederken Süleyman Paşa Erdel'e neden gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 733, "text": "Macarları yıldırmak amacıyla"}}, {"id": "2004", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Kuşatma nasıl sonuçlanmıltır?", "answers": {"answer_start": 776, "text": "Süleyman Paşa burada yenilmiştir"}}, {"id": "2005", "context": "Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492'de Belgrad'ın fethi amacıyla İstanbul'dan sefere çıktı. Sultan Sofya'ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa'ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492'nin son günlerinde İstanbul'a döndü. Takriben 9, 5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir alınamadı.", "question": "Belgrad hangi Osmanlı padişahına kadar alınamadı?", "answers": {"answer_start": 885, "text": "Kanuni Sultan Süleyman'a kadar"}}, {"id": "2006", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Yakup Paşa kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı"}}, {"id": "2007", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Yakup Paşa II. Bayezid'in yanında ne zaman bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken"}}, {"id": "2008", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "II. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'ya hangi görevlere verdi?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti"}}, {"id": "2009", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Akıncılar hangi tarihte Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşattı?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "1492'de"}}, {"id": "2010", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Akıncılar 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın hangi şehrini kuşattı?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Celje"}}, {"id": "2011", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Avusturya'nın kapısı olarak adlandırılan Slovenya'nın şehrini neresidir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Celje"}}, {"id": "2012", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Akıncılar 1492'de yaptığı kuşatma hangi milletleri endişelendirdi?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "Macarlar kadar Almanlar'ı da"}}, {"id": "2013", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Avusturya'nın kapısı konumunda olan olan ülke neresidir?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "Slovenya'nın Celje şehrini"}}, {"id": "2014", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "1493'te Yakup Paşa kaç bin akıncı ile İstirya'ya girdi?", "answers": {"answer_start": 447, "text": "8 bin"}}, {"id": "2015", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Hangi yılda Yakup Paşa 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "1493'te"}}, {"id": "2016", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "İstirya'ya"}}, {"id": "2017", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "İstirya'ya seferinden dönüşte ne oldu?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi"}}, {"id": "2018", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "İstirya'ya seferinden dönüşte Macar ordusu tarafından nerede yolları kesildi?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Hırvatistan'da"}}, {"id": "2019", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Macar ordusunun yol kesmesinin sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 576, "text": "Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı"}}, {"id": "2020", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Macar ordusunun yol kesmesinin sonucunda kaç bin asker öldü?", "answers": {"answer_start": 669, "text": "5 bin 700"}}, {"id": "2021", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Macar ordusunun yol kesmesinin sonucunda kaç bin asker esir düştü?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "25 bin"}}, {"id": "2022", "context": "Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya'da şehzade iken babası Fatih'in temsilcisi olarak Sultan'ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa'yı, önce oğlu Şehzade Alemşah'a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.Akıncıların 1492'de Avusturya'nın kapısı konumunda olan Slovenya'nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar'ı da endişelendirmişti. 1493'te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya'ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan'da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı.Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü. Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi.", "question": "Bu zaferden sonra Yakup Paşa'ya hangi görev verildi?", "answers": {"answer_start": 783, "text": "Rumeli Beylerbeyliği'ne getirildi"}}, {"id": "2023", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer hangi yüzyılda geldi?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "16. yüzyıl"}}, {"id": "2024", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid nasıl bir politika güdüyordu?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "denge politikası"}}, {"id": "2025", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "II. Bayezid denge politikası güderken asıl isteği neydi?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde"}}, {"id": "2026", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "II. Bayezid denge politikası güderken hangi devletle iyi geçinmeye çalışıyordu?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "Macaristan'la"}}, {"id": "2027", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik'in deniz üsleri nerede yer alıyordu?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "Mora'da"}}, {"id": "2028", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik'in deniz üsleri hangi limalardaydı?", "answers": {"answer_start": 681, "text": "Modon, Koron ve Navarin limanları"}}, {"id": "2029", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Modon, Koron ve Navarin limanları nerede?", "answers": {"answer_start": 627, "text": "Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında"}}, {"id": "2030", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sultan II. Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere ne zaman İstanbul'dan ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "31 Mayıs 1499 günü"}}, {"id": "2031", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sultan II. Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere 31 Mayıs 1499 günü nereden ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 789, "text": "İstanbul'dan"}}, {"id": "2032", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sultan II. Bayezid, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan neden ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 739, "text": "Venedik seferine çıkmak üzere"}}, {"id": "2033", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sultan II. Bayezid, Venedik seferinde donanmayı nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 860, "text": "Kıbrıs Adası'nın üzerine"}}, {"id": "2034", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sultan II. Bayezid, Venedik seferinde donanmayı Kıbrıs Adası'nın üzerine neden gönderdi?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı"}}, {"id": "2035", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı kimdi?", "answers": {"answer_start": 1010, "text": "Amiral Melchior Trevisano"}}, {"id": "2036", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Amiral Melchior Trevisano kimdir?", "answers": {"answer_start": 1037, "text": "Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı"}}, {"id": "2037", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1212, "text": "Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine"}}, {"id": "2038", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Rumeli Beylerbeyi kimdi?", "answers": {"answer_start": 1193, "text": "Koca Mustafa Paşa"}}, {"id": "2039", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Koca Mustafa Paşa kimdi?", "answers": {"answer_start": 1175, "text": "Rumeli Beylerbeyi"}}, {"id": "2040", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Küçük Davut Paşa me zamandan beri Kaptan-ı Derya'lık görevindeydi?", "answers": {"answer_start": 1263, "text": "1493'ten beri"}}, {"id": "2041", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan kimdi?", "answers": {"answer_start": 1314, "text": "Küçük Davut Paşa"}}, {"id": "2042", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Küçük Davut Paşa neredeydi?", "answers": {"answer_start": 1331, "text": "Mora sularında"}}, {"id": "2043", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik Donanması kaç parçadan oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 1350, "text": "200 parçalık"}}, {"id": "2044", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla nereye gelmişti?", "answers": {"answer_start": 1449, "text": "Modon açıklarına"}}, {"id": "2045", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik Donanması neden Modon açıklarına gelmişti?", "answers": {"answer_start": 1387, "text": "Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla"}}, {"id": "2046", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik Donanması başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 1495, "text": "Amiral Antonio Grimaldi"}}, {"id": "2047", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Mora'nın güneybatı ucundaki neresi var?", "answers": {"answer_start": 1553, "text": "Gallo Burnu"}}, {"id": "2048", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Osmanlı donanmasını kim idare ediyordu?", "answers": {"answer_start": 1627, "text": "Hümayun'u Kemal Reis"}}, {"id": "2049", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sağ cenahın kumandanı kimdi?", "answers": {"answer_start": 1686, "text": "Barak Reis"}}, {"id": "2050", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Barak Reis kimdi?", "answers": {"answer_start": 1664, "text": "Sağ cenahın kumandanı"}}, {"id": "2051", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik gemisinin infilakına neden olan olay neydi?", "answers": {"answer_start": 1859, "text": "gemideki barut deposunu ateşe veren"}}, {"id": "2052", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "gemideki barut deposunu ateşe veren kimdi?", "answers": {"answer_start": 1895, "text": "Barak Reis"}}, {"id": "2053", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Patlamada kaç levent öldü?", "answers": {"answer_start": 2005, "text": "500"}}, {"id": "2054", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Venedik ile Osmanlı arasındaki deniz savaşının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2122, "text": "Sapienza Deniz Savaşı"}}, {"id": "2055", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşı hangisidir?", "answers": {"answer_start": 2122, "text": "Sapienza Deniz Savaşı"}}, {"id": "2056", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sapienza Deniz Savaşı'nın önemi nedir?", "answers": {"answer_start": 2175, "text": "Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır"}}, {"id": "2057", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Sapienza adasına ne isim verildi?", "answers": {"answer_start": 2284, "text": "Barak Reis adası"}}, {"id": "2058", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Barak Reis'in adı hangi adaya verildi?", "answers": {"answer_start": 2267, "text": "Sapienza adasına"}}, {"id": "2059", "context": "Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora'daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi. Venedik'e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan'la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya'nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik'in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik' in Mora'da yer alan deniz üsleri İnebahtı'nın üzerinde Güney Mora'nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi. Sultan II.Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı. Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi.Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'ten beri Kaptan-ı Derya'lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı. 200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı.Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi.Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis idare ediyordu. Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı.Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu.Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır.Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi.", "question": "Barak Reis'in adı neden Sapienza adasına verildi?", "answers": {"answer_start": 2234, "text": "Büyük kahramanlıklarından dolayı"}}, {"id": "2060", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "30 Ağustos 1499'da hangi savaş yapıldı?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Sapienza Deniz Savaşı"}}, {"id": "2061", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Sapienza Deniz Savaşı hangi yılda yapıldı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "30 Ağustos 1499'da"}}, {"id": "2062", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "İnebahtı kalesi ne zaman Osmanlı'nın oldu?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra"}}, {"id": "2063", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra Osmanlı nereyi aldı?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İnebahtı kalesi"}}, {"id": "2064", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "İnebahtı kalesini alınca Osmanlı'nın hedefi neresi oldu?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin"}}, {"id": "2065", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Kefalonya adasına ne zamandan beri Osmanlı hakimiyetindeydi?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "1479'dan bu yana"}}, {"id": "2066", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Kefalonya adasını kim işgal etti?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Venedik"}}, {"id": "2067", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedikliler nerelere saldırmıştı?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar"}}, {"id": "2068", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedikliler Osmanlı'nın neredeki tersanelerini bastı?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Preveze'deki"}}, {"id": "2069", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "II. Bayezid ne zaman Edirne'ye döndü?", "answers": {"answer_start": 599, "text": "1499 yılının sonlarında"}}, {"id": "2070", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "1499 yılının sonlarında II. Bayezid nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 623, "text": "Edirne'ye"}}, {"id": "2071", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "II. Bayezid ne zaman Edirne'den ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "7 Nisan 1500'de"}}, {"id": "2072", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "II. Bayezid hangi hareketi 5. Sefer-i Hümayun olarak değerlendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı"}}, {"id": "2073", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "II. Bayezid 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrılması nasıl değerlendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 754, "text": "5. Sefer - i Hümayun olarak"}}, {"id": "2074", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Modon ne zaman kuşatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 803, "text": "7 Temmuz'da"}}, {"id": "2075", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "7 Temmuz'da padişahın gelmesiyle ne oldu?", "answers": {"answer_start": 893, "text": "Modon kuşatıldı"}}, {"id": "2076", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedik donanması ne zaman hücuma geçti?", "answers": {"answer_start": 910, "text": "24 Temmuz'da"}}, {"id": "2077", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedik donanmasını kim püskürttü?", "answers": {"answer_start": 993, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "2078", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Kale nasıl savunulmuştu?", "answers": {"answer_start": 1044, "text": "Venediklilere mahsus olan bir şekilde"}}, {"id": "2079", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Kale ne zaman düştü?", "answers": {"answer_start": 1100, "text": "10 Ağustos 1500'de"}}, {"id": "2080", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Modon'un alınması neyi gösteriyordu?", "answers": {"answer_start": 1177, "text": "bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu"}}, {"id": "2081", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Fetihten 2 gün sonra ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1324, "text": "Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu"}}, {"id": "2082", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Milona ve Fener kaleleri ne zaman teslim oldu?", "answers": {"answer_start": 1288, "text": "12 Ağustos'ta"}}, {"id": "2083", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi nereden gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 1420, "text": "Avar'dan"}}, {"id": "2084", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedikliler kimin izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi?", "answers": {"answer_start": 1455, "text": "Osmanlıların"}}, {"id": "2085", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile nereye dönmüşlerdi?", "answers": {"answer_start": 1508, "text": "Venedik'e"}}, {"id": "2086", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Koron ne zaman teslim oldu?", "answers": {"answer_start": 1531, "text": "16 Ağustos'ta"}}, {"id": "2087", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Koron'nun ele geçirilmesinin sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1597, "text": "Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı"}}, {"id": "2088", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venedik donanması Navarin önlerine ne zaman geldi?", "answers": {"answer_start": 1653, "text": "3 Aralık 1500 günü"}}, {"id": "2089", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "3 Aralık 1500 günü Venedik donanması nereye geldi?", "answers": {"answer_start": 1690, "text": "Navarin önlerine"}}, {"id": "2090", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "3 Aralık 1500 günü kim Navarin önlerine geldi?", "answers": {"answer_start": 1672, "text": "Venedik donanması"}}, {"id": "2091", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Venediklilere Arvanut kale kapısını kim açtı?", "answers": {"answer_start": 1728, "text": "ele geçirilen bir Hıristiyan"}}, {"id": "2092", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Ele geçirilen bir Hıristiyan kime Arvanut kale kapısını açtı?", "answers": {"answer_start": 1713, "text": "Venediklilerce"}}, {"id": "2093", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "Kemal Reis 30 savaş gemisi ile nerede ki limana girdi?", "answers": {"answer_start": 1812, "text": "Navarin'i"}}, {"id": "2094", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "30 savaş gemisi ile limana giren kimdi?", "answers": {"answer_start": 1853, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "2095", "context": "30 Ağustos 1499'da, Sapienza Deniz Savaşı'ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi. 1499 yılının sonlarında Edirne'ye dönen II.Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500'de Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer - i Hümayun olarak değerlendirilmiştir. 7 Temmuz'da donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek Modon kuşatıldı. 24 Temmuz'da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksatıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de düşmüştü. Modon'un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e dönmüşlerdi. 16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi.Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı.Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.", "question": "30 savaş gemisi ile Navarin'e giren Kemal Paşa kaç tane Venedik gemisini ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 1900, "text": "8"}}, {"id": "2096", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Osmanlı'ya karşı savaş açan kimdi?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Fransa"}}, {"id": "2097", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransa savaşa nasıl katıldı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Papa'nı teşviki ile"}}, {"id": "2098", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransa kimin müttefiki olarak savaş girdi?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Venedik'in"}}, {"id": "2099", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransız donanması hangi tarihte Ege Denizi'ne girdi?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "1501 yılının Eylül ayında"}}, {"id": "2100", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "1501 yılının Eylül ayında Fransız donanması nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Ege Denizi'ne"}}, {"id": "2101", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "1501 yılının Eylül ayında kim Ege Denizi'ne girdi?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Fransız donanması"}}, {"id": "2102", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransız donanmasında kaç piyade vardı?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "10.000"}}, {"id": "2103", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Midilli muhasarası ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Eylül ortalarında"}}, {"id": "2104", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Eylül ortalarında ne başladı?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Midilli muhasarası"}}, {"id": "2105", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Şehzade Korkut kimdir?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu"}}, {"id": "2106", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan oğlu kaçıncı oğludur?", "answers": {"answer_start": 285, "text": "ikinci oğlu"}}, {"id": "2107", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Sultan Bayezid'in ikinci oğlunun görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Manisa sancak beyi"}}, {"id": "2108", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Sultan Bayezid'in ikinci oğlunun nereye gelmişti?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "şimdiki Ayvalık'a"}}, {"id": "2109", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Şehzade Korkut Ayvalık'a gelirken kaç kişilik yardımcı kuvvet getirdi?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "800"}}, {"id": "2110", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Osmanlı Donanması ne zaman Çanakkale Boğazı'ndan çıktı?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "Ekim sonlarında"}}, {"id": "2111", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Ekim sonlarında Osmanlı Donanması ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "Çanakkale Boğazı'ndan çıktı"}}, {"id": "2112", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Osmanlı Donanması'nın çıktığını öğrenen Fransızlar ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi"}}, {"id": "2113", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransızların kuşatması kaç hafta sürdü?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "6 hafta"}}, {"id": "2114", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Çuha Adası'nda Fransızların donanmasına ne oldu?", "answers": {"answer_start": 607, "text": "fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti"}}, {"id": "2115", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "Fransız donanması geri çekilirken İspanyollar ne yapıyordu?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş"}}, {"id": "2116", "context": "Papa'nı teşviki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız donanması 10.000 piyade taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli muhasarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezid'in Manisa sancak beyi olan ikinci oğlu Şehzade Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca yüzlerce kişi kurtulabilmişti.Fransız donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.", "question": "İspanyol donanmasının Ege'ye girmesini sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 769, "text": "Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir"}}, {"id": "2117", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Venedik tamamıyla nereden atılmıştı?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Mora'dan"}}, {"id": "2118", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Venedik'in Mora'dan tamamen atılmasının sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "denizlerde de faaliyet gösteremiyor"}}, {"id": "2119", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Venedik'e göz açtırmayanların başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "2120", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden kimdi?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "Venedik"}}, {"id": "2121", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Aya Mavri adasını Venedik ne zaman ele geçirdi?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "1502 yılının başlarında"}}, {"id": "2122", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Aya Mavri adasını kim teslim etmiştir?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "küçük yeniçeri müfrezesi"}}, {"id": "2123", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Aya Mavri adasını teslim ettikten sonra asker ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti"}}, {"id": "2124", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Sultan Bayezid bu askerleri niye idam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 620, "text": "düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için"}}, {"id": "2125", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Kemal Reis hangi tarihte Venediklileri adadan çıkardı?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "30 Ağustos 1502"}}, {"id": "2126", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Kemal Reis 30 Ağustos 1502 Venediklilere ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "Venediklileri adadan çıkardı"}}, {"id": "2127", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkaran kimdi?", "answers": {"answer_start": 731, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "2128", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in hangi üssü Osmanlı'ya geçti", "answers": {"answer_start": 866, "text": "Dıraç"}}, {"id": "2129", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Dıraç nerededir?", "answers": {"answer_start": 835, "text": "Arnavutluk'ta"}}, {"id": "2130", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Venedik'in Arnavutluk'taki son üssü neresidir?", "answers": {"answer_start": 866, "text": "Dıraç"}}, {"id": "2131", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Dıraç'ın Osmanlıya geçmesinin sonucu ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 901, "text": "Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı"}}, {"id": "2132", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik ne yapmak zorunda kaldı?", "answers": {"answer_start": 1058, "text": "barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı"}}, {"id": "2133", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "27 Eylül 1502'de Venedik nereye gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 1134, "text": "İstanbul'a gelen"}}, {"id": "2134", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Venedik ne zaman İstanbul'a gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 1096, "text": "27 Eylül 1502'de"}}, {"id": "2135", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması'nın diğer adı neydi?", "answers": {"answer_start": 1231, "text": "'İstanbul Muahedesi'"}}, {"id": "2136", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "14 Aralık 1502'de hangi anlaşma imzalandı?", "answers": {"answer_start": 1196, "text": "Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması"}}, {"id": "2137", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması hangi tarihte oldu?", "answers": {"answer_start": 1166, "text": "14 Aralık 1502'de"}}, {"id": "2138", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması kaç maddeden oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 1184, "text": "31 maddelik"}}, {"id": "2139", "context": "Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi.Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim etikleri için bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı. Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması 'İstanbul Muahedesi' imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.", "question": "Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması'nda Venedik'e neresi bırakılmıltı?", "answers": {"answer_start": 1263, "text": "Yalnız Kefalonya adası"}}, {"id": "2140", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını kim çıkardı?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Karamanoğlu Mustafa Bey"}}, {"id": "2141", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı"}}, {"id": "2142", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey nerede büyüdü?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Tebriz'de"}}, {"id": "2143", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey kimin misafiriydi?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Akkoyunlular'ın"}}, {"id": "2144", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey ne zaman Mersin'e gitti?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "1500 yılında"}}, {"id": "2145", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey Mersin'e gittiği zaman II. Bayezid neredeydi?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "II.Bayezid Mora'dayken"}}, {"id": "2146", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "II.Bayezid Mora'dayken Mustafa Bey nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Mersin'e"}}, {"id": "2147", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey Mersin'de topladığı birlikle nereyi kuşattı?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Karaman'ı"}}, {"id": "2148", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey Karaman'ı kuşatmak için topladığı birlikler nereliydi?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "Türkmenler"}}, {"id": "2149", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Şehzade Şehenşah kimdir?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "Bayezid'in dördüncü oğlu"}}, {"id": "2150", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Bayezid'in dördüncü oğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Şehzade Şehenşah"}}, {"id": "2151", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Mustafa Bey Karaman'ı kuşatırken II. Bayezid'in dördüncü oğlu neredeydi?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Konya'da"}}, {"id": "2152", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Şehzade Şehenşah Karamanoğlu Mustafa Bey'in üzerine bizzat gitmemiş kimi göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti"}}, {"id": "2153", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey, neden İçel'e çekildi?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "vuruşmayı göze alamadığı için"}}, {"id": "2154", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için nereye çekildi?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "İçel'e"}}, {"id": "2155", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Şehzade Şehenşah ne zaman İçel'e gelmiş?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "1500 yılı sonlarında"}}, {"id": "2156", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Şehzade Şehenşah 1500 yılı sonlarında nereye gitmişti?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "İçel'e"}}, {"id": "2157", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Şehzade Şehenşah 1500 yılı sonlarında İçel'e geldi fakat kimi yakalayamadı?", "answers": {"answer_start": 639, "text": "Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı"}}, {"id": "2158", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 731, "text": "İçel'e"}}, {"id": "2159", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa ne zaman İçel'e gitti?", "answers": {"answer_start": 682, "text": "1501 baharında"}}, {"id": "2160", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "1501 baharında kim İçel'e gitti", "answers": {"answer_start": 697, "text": "Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa"}}, {"id": "2161", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Vezir-i Azam Hacı Mesih Paşa İçel'e gelince Karamanoğlu Mustafa Bey nereye kaçtı?", "answers": {"answer_start": 783, "text": "Suriye'ye"}}, {"id": "2162", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey Suriye'ye nasıl kaçtı?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "gemiye binip"}}, {"id": "2163", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey Suriye'ye kaçmak için gemiye nereden bindi?", "answers": {"answer_start": 759, "text": "Tarsus'tan"}}, {"id": "2164", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey kime sığındı?", "answers": {"answer_start": 824, "text": "Memluklulara"}}, {"id": "2165", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Memluk Sultanı neden Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü?", "answers": {"answer_start": 861, "text": "Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için"}}, {"id": "2166", "context": "Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı. Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II.Bayezid Mora'dayken Mersin'e geldi.Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı. Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in dördüncü oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey' in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti.Karamanoğlu Mustafa Bey vuruşmayı göze alamadığı için İçel'e çekildi. 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı. 1501 baharında Vezir - i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi. Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı. Memluk Sultanı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemediği için Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.", "question": "Karamanoğlu Mustafa Bey'i kim öldürttü?", "answers": {"answer_start": 846, "text": "Memluk Sultanı"}}, {"id": "2167", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Akkoyunluların ne zaman Tebriz'i kaybetti?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1502'de"}}, {"id": "2168", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1502'de Akkoyunluların nereyi kaybetti?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Tebriz'i"}}, {"id": "2169", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1502'de Tebriz'i kim kaybetti?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Akkoyunlular"}}, {"id": "2170", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına kim geçti?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Safeviler"}}, {"id": "2171", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra nerenin tahtına Türk hanedanı olan Safeviler geçti?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "İran tahtına"}}, {"id": "2172", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "İran tahtına Türk hanedanı olan Safeviler'in geçmesinin önemli olma sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı"}}, {"id": "2173", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler hangi mezheptendi?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "Şii"}}, {"id": "2174", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler kimlerle akrabalık ilişkileri kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile"}}, {"id": "2175", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran kimdi?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Safeviler"}}, {"id": "2176", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler hangi alana atılmışlardır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "siyasi hayata"}}, {"id": "2177", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler'in lideri kimdi?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "Şah İsmail"}}, {"id": "2178", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şah İsmail şiirlerini hangi dilde söylerdi?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Farsça'dan çok Türkçe olarak"}}, {"id": "2179", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin kaçıncısıdır?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "üçüncüsü ve sonuncusudur"}}, {"id": "2180", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusu kimden gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "Safeviler' in lideri Şah İsmail"}}, {"id": "2181", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı neler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu"}}, {"id": "2182", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Sultan Bayezid neden hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "bölgede dengeyi koruma amaçlı"}}, {"id": "2183", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1507'de Kemal Reis nereye dostluk ziyaretinde bulundu?", "answers": {"answer_start": 623, "text": "Mısır'a"}}, {"id": "2184", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Kemal Reis ne zaman Mısır'a dostluk ziyaretinde bulundu?", "answers": {"answer_start": 604, "text": "1507'de"}}, {"id": "2185", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1507'de kim Mısır'a dostluk ziyaretinde bulundu?", "answers": {"answer_start": 612, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "2186", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1507'de Kemal Reis'i kim karşıladı?", "answers": {"answer_start": 666, "text": "Sultan Kansu"}}, {"id": "2187", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "1507'de Kemal Reis'i Sultan Kansu tarafından nasıl karşıladı?", "answers": {"answer_start": 690, "text": "büyük bir törenle"}}, {"id": "2188", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safevilerin başa geçmesi nasıl bir sonuç doğurdu?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı"}}, {"id": "2189", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şah İsmail'in amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 805, "text": "Akkoyunlular'ı haritadan silmek"}}, {"id": "2190", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şehzade Selim nerede sancak beyi oldu?", "answers": {"answer_start": 859, "text": "Trabzon'da"}}, {"id": "2191", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Trabzon'da sancak beyi olan kimdi?", "answers": {"answer_start": 887, "text": "Şehzade Selim"}}, {"id": "2192", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şehzade Selim nereyi ele geçirmişti?", "answers": {"answer_start": 901, "text": "Erzincan'ı"}}, {"id": "2193", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şehzade Selim Safeviler'e bağlı olan nereyi yenmişti?", "answers": {"answer_start": 949, "text": "Gürcü prenslikleri"}}, {"id": "2194", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler'e bağlı olan prenslik neresiydi?", "answers": {"answer_start": 949, "text": "Gürcü prenslikleri"}}, {"id": "2195", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Gürcü prenslikleri kime bağlıydı?", "answers": {"answer_start": 926, "text": "Safeviler'e bağlı"}}, {"id": "2196", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şehzade Selim Gürcü prensliklerini yenince ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "onları vergiye bağlamıştı"}}, {"id": "2197", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şah İsmail Memluklulara ne önermiştir?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "Osmanlılara karşı birleşmeyi"}}, {"id": "2198", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Memluklular bu teklifi neden reddetti?", "answers": {"answer_start": 1364, "text": "Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden"}}, {"id": "2199", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Birleşme teklifini Venedikliler sunan Şah İsmail nasıl cevap aldı?", "answers": {"answer_start": 1539, "text": "Venedik'ten yardım cevabı aldılar"}}, {"id": "2200", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Venedik Şah İsmail'in teklifinde nasıl yol izlemiştir?", "answers": {"answer_start": 1589, "text": "Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti"}}, {"id": "2201", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler Venedik'in hangi gücünden yararlanmak istiyordu?", "answers": {"answer_start": 1774, "text": "deniz gücünden"}}, {"id": "2202", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler neden Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyordu?", "answers": {"answer_start": 1692, "text": "Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için"}}, {"id": "2203", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Safeviler Venedikliler ile anlaşınca II. Bayezid'in hamlesi ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1843, "text": "Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi"}}, {"id": "2204", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "II.Bayezid büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1843, "text": "Mısır'a"}}, {"id": "2205", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "II.Bayezid büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı Mısır'a kiminle birlikte gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1851, "text": "Kemal Reis ile birlikte"}}, {"id": "2206", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şii Fatımi hanedanı uzun süre nerede hüküm sürmüştü?", "answers": {"answer_start": 2060, "text": "Mısır'da"}}, {"id": "2207", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Mısır'da uzun süre hüküm süren kimdi?", "answers": {"answer_start": 2030, "text": "Şii Fatımi hanedanı"}}, {"id": "2208", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şii Fatımi hanedanını kim tarafından yıkılmıştı?", "answers": {"answer_start": 2091, "text": "Memluklular tarafından yıkılmıştı"}}, {"id": "2209", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Mısır'da halk nasıldı?", "answers": {"answer_start": 2168, "text": "halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi"}}, {"id": "2210", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Büyük bir Arap çoğunluğu kim tarafından yönetiliyordu?", "answers": {"answer_start": 2238, "text": "azınlıktaki Türkler tarafından"}}, {"id": "2211", "context": "1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti. Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı. Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı.Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler' in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur. Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kurmuştu. 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı. Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı.Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı. Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı. Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı.Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı. Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti.Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'ten yardım cevabı aldılar. Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti.Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olduğu için Safeviler Venedik'in deniz gücünden yararlanmak istiyorlardı. Bunlara karşılık II.Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi. Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı. Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı. Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi. Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu. Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi.", "question": "Şah İsmail'in amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 2295, "text": "daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu"}}, {"id": "2212", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında nereye yürüdü?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine"}}, {"id": "2213", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Safevi Şah'ı İsmail hangi yılda Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1507 yılında"}}, {"id": "2214", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Safevi Şah'ı kimdir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İsmail"}}, {"id": "2215", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Kim 1507 yılında Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Safevi Şah'ı İsmail"}}, {"id": "2216", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında neden Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla"}}, {"id": "2217", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürümesinin asıl amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi"}}, {"id": "2218", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail Osmanlı topraklarından neresi üzerinden geçerek Dulkadir topraklarına girdi?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "Kayseri üzerinden"}}, {"id": "2219", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Osmanlı topraklarından Kayseri üzerinden geçerek Dulkadir topraklarına giren kimdi?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "Şah İsmail"}}, {"id": "2220", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Savaşta kim yenildi?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Alaüddevle Bozkurt Bey"}}, {"id": "2221", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü"}}, {"id": "2222", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kimin bir oğlu ile iki torununu öldürttü?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Şah İsmail Bey'in"}}, {"id": "2223", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Torunları ve oğlu öldürülen Şah İsmail Bey ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı"}}, {"id": "2224", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Torunları ve oğlu öldürülen Şah İsmail Bey nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Maraş'a ve Elbistan'a"}}, {"id": "2225", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail Bey kimin mezarlarını yaktırdı?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "Dulkadir Hanedanı'nın"}}, {"id": "2226", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail daha sonra neden Osmanlı Devleti'nden özür diledi?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "topraklarını çiğnediğinden dolayı"}}, {"id": "2227", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail Osmanlı Devleti'nden nasıl özür diledi?", "answers": {"answer_start": 620, "text": "mektup yazıp"}}, {"id": "2228", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Memluklular ve Osmanlılar neyi iddia ediyordu?", "answers": {"answer_start": 698, "text": "Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu"}}, {"id": "2229", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Memluklular ve Osmanlılar Şah İsmail'in bu hareketini cevapsız bırakınca sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 829, "text": "Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı"}}, {"id": "2230", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Trabzon sancak beyi kimdi?", "answers": {"answer_start": 984, "text": "Şehzade Selim"}}, {"id": "2231", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şehzade Selim kimdir?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "Trabzon sancak beyi"}}, {"id": "2232", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şehzade Selim kiminle akrabaydı?", "answers": {"answer_start": 999, "text": "anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile"}}, {"id": "2233", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Alaüddevle Bozkurt Bey kimdir?", "answers": {"answer_start": 1015, "text": "Dulkadir Beyi"}}, {"id": "2234", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete harekete karşı Şehzade Selim karşılında ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1237, "text": "Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı"}}, {"id": "2235", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "II. Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1563, "text": "Orta Anadolu'ya asker yığdı"}}, {"id": "2236", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "II. Bayezid Orta Anadolu'ya neden asker yığdı?", "answers": {"answer_start": 1521, "text": "Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı"}}, {"id": "2237", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "II. Bayezid Orta Anadolu'ya neden asker yığmasını Şah İsmail nasıl karşıladı?", "answers": {"answer_start": 1613, "text": "Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmişti"}}, {"id": "2238", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "II. Bayezid Orta Anadolu'ya kaç bin asker gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1664, "text": "115 bin"}}, {"id": "2239", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "II. Bayezid 115 bin nereye gönderdi?", "answers": {"answer_start": 1563, "text": "Orta Anadolu'ya"}}, {"id": "2240", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail ne zaman Diyarbakır'a çekildi?", "answers": {"answer_start": 1783, "text": "1508 yıllarının ilk aylarında"}}, {"id": "2241", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail 1508 yıllarının ilk aylarında nereden çekildi?", "answers": {"answer_start": 1813, "text": "Diyarbakır'a"}}, {"id": "2242", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail Diyarbakır'a çekilmeden önce II. Bayezid'a mektupta nasıl hitap etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1728, "text": "Şanlı büyük babam"}}, {"id": "2243", "context": "Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi.Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi. Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar.Bu da Şah İsmail'in Anadolu'daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi.Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı.Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim' in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu. Bu arada II.Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı.Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid'e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi.", "question": "Şah İsmail Diyarbakır'a çekilmeden önce II. Bayezid'e ne yazdı?", "answers": {"answer_start": 1768, "text": "mektup"}}, {"id": "2244", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "45 gün şiddetle devam eden depremde hangi yılda başladı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "10 Eylül 1509'da"}}, {"id": "2245", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "10 Eylül 1509'da yılında başlayan 45 gün şiddetle devam eden depreme hangi isim verildi?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Memalik-i Rum"}}, {"id": "2246", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "10 Eylül 1509'da yılında başlayan 45 gün şiddetle devam eden deprem nerede başladı?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden"}}, {"id": "2247", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Depremden dolayı halk kaç ay çadırda yaşadı?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "2 ay kadar"}}, {"id": "2248", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Deprem aynı şiddetle nerede meydana geldi?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "İstanbul ve Edirne'de"}}, {"id": "2249", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İstanbul ne zaman Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "14 Eylül 1509'da"}}, {"id": "2250", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "14 Eylül 1509'da İstanbul'da ne oldu?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı"}}, {"id": "2251", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İstanbul depremine ne ad verildi?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra'"}}, {"id": "2252", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İstanbul depreminde hasar ne kadardı?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi"}}, {"id": "2253", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İstanbul depreminde halktan kaç kişi yaşamını yitirdi?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "5 bin kadar"}}, {"id": "2254", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sokaklarda tufan meydana gelmesinin sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak"}}, {"id": "2255", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid deniz taşınca ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 797, "text": "çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti"}}, {"id": "2256", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid çadırda kaç gün ikamet etti?", "answers": {"answer_start": 820, "text": "10 gün kadar"}}, {"id": "2257", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid neden çadır yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "sarayının duvarlarına güvenemediğinden"}}, {"id": "2258", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid nerede çadır yaptırdı?", "answers": {"answer_start": 756, "text": "bahçesinde"}}, {"id": "2259", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Depremde Çorum'da kaç kişi hayatını yitidi?", "answers": {"answer_start": 957, "text": "halkının 3'te 2'si"}}, {"id": "2260", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Depremde Çorum haklı hayatını nasıl yitirdi?", "answers": {"answer_start": 977, "text": "şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde"}}, {"id": "2261", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid'in doğduğu şehir neresi?", "answers": {"answer_start": 1156, "text": "Dimetoka"}}, {"id": "2262", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan II. Bayezid'in doğduğu şehire depremde ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1165, "text": "bir toprak yığını halini aldı"}}, {"id": "2263", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan Bayezid depremden dolayı nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 1232, "text": "devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye"}}, {"id": "2264", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Osmanlı Devleti'nin ikinci başkenti neresidir?", "answers": {"answer_start": 1262, "text": "Edirne"}}, {"id": "2265", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Sultan Bayezid neden Edirne'ye gitti?", "answers": {"answer_start": 1215, "text": "deprem nedeniyle"}}, {"id": "2266", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Kaç gün sonra Edirne'de İstanbul depremi gibi deprem oldu?", "answers": {"answer_start": 1305, "text": "15 gün sonra"}}, {"id": "2267", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Padişah için 15 günde ahşap evi kim yaptı?", "answers": {"answer_start": 1406, "text": "Mimar Hayreddin"}}, {"id": "2268", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Mimar Hayreddin Padişah için ahşap evi kaç günde yaptı?", "answers": {"answer_start": 1423, "text": "15 gün"}}, {"id": "2269", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Mimar Hayreddin kimin için Edirne'de ahşap ev yaptı?", "answers": {"answer_start": 1437, "text": "Padişah için"}}, {"id": "2270", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Mimar Hayreddin Padişah için nasıl ev yaptı?", "answers": {"answer_start": 1460, "text": "ahşap"}}, {"id": "2271", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Aynı sene içinde Edirne'de yine deprem olmasının sonucu ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1582, "text": "Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı"}}, {"id": "2272", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Tunca Nehri taşarak kaç gün geçit vermedi?", "answers": {"answer_start": 1656, "text": "3 gün"}}, {"id": "2273", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Tunca Nehri taşması sonucunda ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1701, "text": "birçok insan öldü"}}, {"id": "2274", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Depremden sonra II. Bayezid ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 1745, "text": "İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu"}}, {"id": "2275", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Depremden sonra yapılan toplantıdan çıkan karar ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1874, "text": "İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı"}}, {"id": "2276", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Toplanan akçeler ile ne yapıldı?", "answers": {"answer_start": 2002, "text": "Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi"}}, {"id": "2277", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "cerahor ne demek?", "answers": {"answer_start": 2051, "text": "'ücretli amele'"}}, {"id": "2278", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Anadolu'dan kaç cerahor getirildi?", "answers": {"answer_start": 2014, "text": "37 bin"}}, {"id": "2279", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Rumeli'den kaç cerahor getirildi?", "answers": {"answer_start": 2036, "text": "29 bin"}}, {"id": "2280", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İstanbul'un yeniden inşası için kaç bin mimar ve marangoz getirildi?", "answers": {"answer_start": 2077, "text": "3 bin kadar"}}, {"id": "2281", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Getirilen kişilerden kaç kişi kireç yakmakla görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 2133, "text": "'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi"}}, {"id": "2282", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "'Yaya'lardan kaç kişi kireç yakmakla görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 2146, "text": "8 bin"}}, {"id": "2283", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "'Müsellem'lerden kaç kişi kireç yakmakla görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 2173, "text": "3 bin"}}, {"id": "2284", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İmar faaliyetler ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 2216, "text": "29 Mart 1510'da"}}, {"id": "2285", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İmar faaliyetler kaç günde sona erdi?", "answers": {"answer_start": 2259, "text": "65 günde"}}, {"id": "2286", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka nerelerde vardı?", "answers": {"answer_start": 2330, "text": "Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi"}}, {"id": "2287", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "Bu inşaat, bütünüyle kimin nezareti altında yapıldı?", "answers": {"answer_start": 2611, "text": "Mimar Hayreddin' in"}}, {"id": "2288", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine kaç gün ve gece fakirlere yemek dağıtıldı?", "answers": {"answer_start": 2712, "text": "3 gün ve gece"}}, {"id": "2289", "context": "10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, 2 ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet 'Kıyamet - i Suğra' denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescit ile bin 70 ev kullanılamaz hâle geldi.Halktan da 5 bin kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi.Bu arada eski su bentleri de yıkıldı.Sultan II.Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada 10 gün kadar ikamet etti. 45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının 3'te 2'si, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti.Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı.Sultan II.Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını halini aldı. Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu.Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. 3 gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü. Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için 20 evden bir kişi ve ev başına 22'şer akçe toplandı.Bu şekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor 'ücretli amele' çıkarılıp 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi.Bunlardan başka 'Yaya'lardan 8 bin, 'Müsellem'lerden de 3 bin kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II.Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin' in nezareti altında yapıldı.İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.", "question": "İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine 3 gün ve gece kimlere yemek dağıtıldı?", "answers": {"answer_start": 2727, "text": "fakirlere"}}, {"id": "2290", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci"}}, {"id": "2291", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci kimdir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Kristof Kolomb"}}, {"id": "2292", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb okyanus ötesi yolculuğu kaç yıldır tasarlıyordu?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "14 yıldır"}}, {"id": "2293", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb okyanus ötesi yolculuğu fikrini 1484'te kime sundu?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Portekiz Kralına"}}, {"id": "2294", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb Portekiz Kralından ne cevap aldı?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "reddedildi"}}, {"id": "2295", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb fikrini destekleyecek bir finansör bulamayınca ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı"}}, {"id": "2296", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb Sultan II. Bayezid'e ne zaman başvurdu?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "1484'te"}}, {"id": "2297", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Sultan Bayezid Kristof Kolomb'a ne cevap verdi?", "answers": {"answer_start": 395, "text": "ciddiye almadı ve talebini reddetti"}}, {"id": "2298", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb ne zaman İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Bayezid'den 2 yıl sonra"}}, {"id": "2299", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb Amerika'yı ne zaman keşfetti?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "1492'de"}}, {"id": "2300", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb Amerika'yı nasıl keşfetti?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "farkında olmadan"}}, {"id": "2301", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "Kristof Kolomb geldiği yeri neresi zannetti?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "Hindistan"}}, {"id": "2302", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "İlk dünya haritasını kim çizdi?", "answers": {"answer_start": 727, "text": "Piri Reis"}}, {"id": "2303", "context": "Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'te Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'te Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu.Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti.Kolomb, Bayezid'den 2 yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar 'Indian' dedi.İlerki yıllarda Kolomb ile 3 kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis' in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.", "question": "İlk dünya haritasını Piri Reis ne zaman çizdi?", "answers": {"answer_start": 892, "text": "1513'de"}}, {"id": "1", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Alparslan kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Büyük Selçuklu hükümdarı"}}, {"id": "2", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Büyük Selçuklu Hükümdarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Alparslan"}}, {"id": "3", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "1071 yılında kim mağlup edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "IV. Romanos Diogenis"}}, {"id": "4", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "IV. Romanos Diogenis ne zaman mağlup edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "1071"}}, {"id": "5", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "IV. Romanos Diogenis nerede mağlup edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Malazgirt"}}, {"id": "6", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "IV. Romanos Diogenis kimdir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Bizans imparatoru"}}, {"id": "7", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Bizans İmparatoru kimdir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "IV. Romanos Diogenis"}}, {"id": "8", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Anadolu Selçuklu Devleti Kösedağ Savaşı sonrasında hangi devletin vesayeti altına girmiştir?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "İlhanlı Devleti"}}, {"id": "9", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Kösedağ savaşını kim kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "İlhanlı Devleti"}}, {"id": "10", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "1243 yılında hangi savaş gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Kösedağ Savaşı"}}, {"id": "11", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Kösedağ savaşı hangi yılda gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "1243"}}, {"id": "12", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Kösedağ Savaşında kim yenilmiştir.", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Anadolu Selçuklu Devleti"}}, {"id": "13", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Kayılar 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından nereye gelmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "Anadolu"}}, {"id": "14", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadoluya kim gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Kayılar"}}, {"id": "15", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "I.Alaaddin Keykubat kimdir?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Anadolu Selçuklu Sultanı"}}, {"id": "16", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Yassıçimen Savaşı ne zaman gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "1230"}}, {"id": "17", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "1230 yılında hangi savaş gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Yassıçimen Savaşı"}}, {"id": "18", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Karacadağ yöresine kim yerleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Kayılar"}}, {"id": "19", "context": "Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan 1071 yılında Malazgirt'te Bizans imparatoru IV. Romanos Diogenis'i mağlup etmiştir.Anadolu Beylikleri, Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı sonrasında yenilerek İlhanlı Devleti'nin vesayeti altına girmiştir.Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'ya gelmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında gerçekleşen Yassıçimen Savaşı sonrası kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir.", "question": "Anadolu Beylikleri nedir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Türklerin Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da kurdukları devletlerdir"}}, {"id": "2", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1299"}}, {"id": "3", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Osman Bey"}}, {"id": "4", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osman Beyin dedesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Süleyman Şah"}}, {"id": "5", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osman Beyin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Ertuğrul Gazi"}}, {"id": "6", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "1301 yılında Osman Bey, arkadaşları ile birlikte nereyi fethetmiştir?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "Yenişehiri fethetmiştir"}}, {"id": "7", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Halil İnalcık'a göre Osmanlı Beyliği hangi savaş ile birlikte kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur"}}, {"id": "8", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Koyunhisar savaşını kim kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "Osmanlı Beyliği"}}, {"id": "9", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Koyunhisar savaşı hangi tarihte yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "1302"}}, {"id": "10", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Koyunhisar savaşı hangi taraflar arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile"}}, {"id": "11", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına ne zaman ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "1683"}}, {"id": "12", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Koyunhisar savaşı nerede gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Yalova"}}, {"id": "13", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "Söğüt"}}, {"id": "14", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği hangi bölgede ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 650, "text": "Batı Anadolu"}}, {"id": "15", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği Oğuzların hangi boyuna mensuptur?", "answers": {"answer_start": 779, "text": "Kayı"}}, {"id": "16", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden birisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "Osmanlı Beyliği"}}, {"id": "17", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği Moğolların önünden nereye doğru yönelmiştir?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Anadolu"}}, {"id": "18", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Türk devletleri içerisinde en uzun süre yaşayan devlet hangisidir?", "answers": {"answer_start": 881, "text": "Osmanlı devletidir"}}, {"id": "19", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Türk devletleri içerisinde en geniş sınırlara ulaşan devlet hangisidir?", "answers": {"answer_start": 881, "text": "Osmanlı devleti"}}, {"id": "20", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği ile Bizans İmparatorluğu arasında yapılan ilk savaş hangisidir?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "Koyunhisar Savaşı"}}, {"id": "21", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Turgut alp İnegöl kalesini kaç yılında kuşatmıştır?", "answers": {"answer_start": 900, "text": "1299"}}, {"id": "22", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "İnegöl Kalesi kaç yılında kuşatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 900, "text": "1299"}}, {"id": "23", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "İnegöl Kalesi kim tarafından kuşatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 913, "text": "Turgut Alp"}}, {"id": "24", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Turgut Alp hangi kalenin Osmanlı Beyliği eline geçmesini sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "İnegöl kalesini"}}, {"id": "25", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliği kaç yılında bağımsızlığını ilan etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "1299"}}, {"id": "26", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "1299 hangi beylik bağımsızlığını ilan etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "Osmanlı Beyliği"}}, {"id": "27", "context": "Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey Osmanlı Beyliğinin ilk padişahı olan Türk hükümdar, dedesi Süleyman Şah babası ise Ertuğrul Gazidir.Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de Yalovada gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur. Osmanlı Beyliği Söğüt ilçesinde kurulmuştur.1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı, Osmanlı Beyliği, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Savaşı kazananı oldu.1301 yılında Osman bey ve arkadaşları Yenişehiri fethetmiştir.Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1683 yılında ulaşmıştır.Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu bölgesinde ortaya çıkan beyliklerden biridir. Osmanlı beyliği Moğolların önünden Anadolu’ya doğru yönelen Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşan devlet Osmanlı devletidir.1299 yılında Turgut Alp İnegöl kalesini kuşatmış ve bu kalenin Osmanlı beyliği eline geçmesini sağlamıştır.Osmanlı Beyliğinin 1299’da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur.", "question": "Osmanlı Beyliğinin 1299'da bağımsızlığını ilan etmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 1071, "text": "Anadolu'da ortaya çıkan otorite boşluğudur"}}, {"id": "1", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "1281"}}, {"id": "2", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "1362"}}, {"id": "3", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey 1281 yılında nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Söğütte"}}, {"id": "4", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey 1362 yılında nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Bursada"}}, {"id": "5", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey kaç yılında Bursada ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "1362"}}, {"id": "6", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey kaç yılında Söğütte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "1281"}}, {"id": "7", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey Osmanlı İmparatorluğunun kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "ikinci"}}, {"id": "8", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun ikinci padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Orhan Bey"}}, {"id": "9", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun ikinci padişahı kaç yılları arasında beylik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "1326 ile 1359"}}, {"id": "10", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey kaç yılları arasında beylik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "1326 ile 1359"}}, {"id": "11", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Beyin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Osman Gazi"}}, {"id": "12", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osman Gazi kimin babasıdır?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "Orhan Bey"}}, {"id": "13", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Beyin oğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "I. Murad"}}, {"id": "14", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey babası Osman Gazi'den aldığı devleti kaç kilometrekare almıştır?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "16000"}}, {"id": "15", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Orhan Bey oğlu I Murad'a kaç kilometrekare olarak devlet bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "95.000"}}, {"id": "16", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Bursa kuşatması kim döneminde başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Osman Gazi"}}, {"id": "17", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osman Gazi döneminde hangi kuşatma başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Bursa kuşatması,"}}, {"id": "18", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Bursa kuşatması kaç yılında son bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "1326"}}, {"id": "19", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "1326 yılında hangi kuşatma son bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Bursa kuşatması,"}}, {"id": "603", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Bursa kuşatması ne sebebiyle son buldu?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "tekfurun şehri teslimi"}}, {"id": "20", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Beyliğin merkezi Yenişehir'den nereye taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Bursa’ya"}}, {"id": "21", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Beyliğin merkezi nereden Bursa'ya taşındı?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "Yenişehir’den"}}, {"id": "22", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşının diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Palekanon"}}, {"id": "23", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Palekanon savaşı kaç yılında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "1329"}}, {"id": "24", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşı kaç yılında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "1329"}}, {"id": "25", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşı hangi sebep ile gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 556, "text": "Osmanlıların İznik'i kuşatması"}}, {"id": "26", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşı kim ile kim arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "Osmanlı beyliği ile Bizans"}}, {"id": "27", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşı Osmanlı Beyliği ile kim arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Bizans"}}, {"id": "28", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşı kim ile Bizans arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "Osmanlı beyliği"}}, {"id": "29", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osmanlı beyliği ile Bizans arasında gerçekleşen savaşı kim kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 678, "text": "Osmanlı Beyliği"}}, {"id": "30", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osmanlı beyliği hangi savaşı kazanmıştır", "answers": {"answer_start": 694, "text": "Maltepe savaşını"}}, {"id": "31", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Yenilen bizans imparatoru ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 749, "text": "İstanbula kaçmıştır."}}, {"id": "32", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kim İstanbula kaçmıştır?", "answers": {"answer_start": 723, "text": "Yenilen bizans imparatoru"}}, {"id": "33", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşından sonra neresi fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "İznik"}}, {"id": "34", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Maltepe savaşından sonra İznik kaç yılında fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "1331"}}, {"id": "35", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "İznik Maltepe savaşından sonra kaç yılında fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "1331"}}, {"id": "36", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "İznik kaç yılında fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "1331"}}, {"id": "37", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Gemlik kaç yılında fethedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "1333"}}, {"id": "39", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "İzmit fethi kaç yılında gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "1337"}}, {"id": "40", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "1337 yılında neresinin fethi gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 865, "text": "İzmit fethi"}}, {"id": "41", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "İzmit fethi ile hangi yarımadanın tamamı Osmanlıların eline geçti?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Kocaeli yarımadasının"}}, {"id": "42", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline nerenin fethi ile ele geçti?", "answers": {"answer_start": 912, "text": "İzmit’in"}}, {"id": "43", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kocaeli yarımadasının ne kadarı Osmanlıları eline geçti?", "answers": {"answer_start": 953, "text": "tamamı"}}, {"id": "44", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Nerenin tamamı osmanlıların eline geçti?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Kocaeli yarımadasının"}}, {"id": "45", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Osmanlıların eline ne geçti?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Kocaeli yarımadasının tamamı"}}, {"id": "46", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kocaeli yarımadasının tamamı kimin eline geçti?", "answers": {"answer_start": 960, "text": "Osmanlıların"}}, {"id": "47", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "İzmit'in fethiyle kimin Anadolu'daki varlığı sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "Bizans’ın"}}, {"id": "48", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Nerenin fethiyle Bizans'ın Anadolu'daki varlığı sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 986, "text": "İzmit'in"}}, {"id": "49", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kimin Anadolu'daki varlığı sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "Bizans’ın"}}, {"id": "50", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Palekanon savaşının diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Maltepe"}}, {"id": "51", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Karesioğulları beyliği kaç yılında alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1072, "text": "1345"}}, {"id": "52", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "1345 yılında hangi beylik alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1049, "text": "Karesioğulları beyliği"}}, {"id": "53", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "1345 yılında ne alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1049, "text": "Karesioğulları beyliği"}}, {"id": "54", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Karesioğulları beyliği hangi yılda alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1072, "text": "1345"}}, {"id": "55", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Karesi Bey'in ölümüyle ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1121, "text": "Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur."}}, {"id": "56", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Kimler arasında taht kavgası olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1121, "text": "Karesi Bey'in oğulları arasında"}}, {"id": "57", "context": "Orhan Bey 1281 yılında Söğütte doğmuştur. Orhan Bey 1362 yılında Bursada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı olan Orhan Bey, 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmıştır.Orhan Bey babası Osman Gazi'den 16000 kilometrekare olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 kilometrekare olarak bırakmıştır.Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, 1326 yılında tekfurun şehri teslimi sebebi ile son buldu.Böylece, beyliğin merkezi Yenişehir’den Bursa’ya taşındı.Maltepe savaşı diğer adı ile Palekanon savaşı 1329 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlıların İznik'i kuşatması sebebiyle gerçekleşmiştir. Maltepe Savaşı Osmanlı beyliği ile Bizans arasında olan savaşta Osmanlı Beyliği Maltepe savaşını kazanmıştır.Yenilen bizans imparatoru İstanbula kaçmıştır. İznik Maltepe savaşından sonra 1331 yılında fethedilmiştir. Gemlik 1333 yılında fethedilmiştir.İzmit fethi 1337 yılında gerçekleştirilmiştir. İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. İzmit'in fethiyle Bizans’ın Anadolu’dakivarlığı sona ermiştir. Karesioğulları beyliği 1345 yılında alınmıştır. Karesi Bey'in ölümüyle, Karesi Bey'in oğulları arasında taht kavgası olmuştur.", "question": "Karesi Bey'in oğulları arasında ne olmuştur", "answers": {"answer_start": 1153, "text": "taht kavgası"}}, {"id": "1", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "1326"}}, {"id": "2", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1389"}}, {"id": "3", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat 1326 yılında nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Bursada"}}, {"id": "4", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat 1389 yılında nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Kosavada"}}, {"id": "5", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat kaç yılında Kosovada ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1389"}}, {"id": "6", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat kaç yılında Bursada doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "1326"}}, {"id": "7", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat Osmanlı İmparatorluğunun kaçıncı padişahıdır?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "üçüncü"}}, {"id": "8", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun üçüncü padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "I.Murat,"}}, {"id": "9", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğunun üçüncü padişahı kaç yılları arasında beylik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1359 ile 1389"}}, {"id": "10", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat kaç yılları arasında beylik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1359 ile 1389"}}, {"id": "11", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat'ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Orhan Gazi,"}}, {"id": "12", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Orhan Gazi kimin babasıdır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "I.Murat'ın"}}, {"id": "13", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat'ın annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Nilüfer Hatun'dur."}}, {"id": "14", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Nilüfer hatun kimin annesidir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "I.Murat'ın"}}, {"id": "15", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat babası Orhan Gazi'den aldığı devleti kaç kilometrekare almıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "95.000"}}, {"id": "16", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Murat döneminde topraklarını kaç kilometrekareye genişletmiştir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "500.000"}}, {"id": "17", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1362 yılında neresi alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Ankara"}}, {"id": "18", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ankara kaç yılında alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "1362"}}, {"id": "19", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1362 yılında ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır."}}, {"id": "20", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1362 yılında Ankara hangi beylikten alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "Eratna beyliğinden"}}, {"id": "21", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ankara hangi beylikten alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "Eratna beyliğinden"}}, {"id": "22", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Eratna beyliğinden neresi alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Ankara"}}, {"id": "23", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sazlıdere savaşı kaç yılında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "1362"}}, {"id": "24", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1362 yılında hangi savaş gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Sazlıdere savaşı"}}, {"id": "25", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sazlıdere savaşı sonucunda hangi topraklar alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Edirne ve Filibe"}}, {"id": "26", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Edirne ve Filibe hangi savaş sonucu alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 516, "text": "Sazlıdere savaşı"}}, {"id": "27", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sazlıdere savaşı kim ile kim arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 589, "text": "Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında"}}, {"id": "28", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile kim arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "Bizans ve Bulgar güçleri"}}, {"id": "29", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sazlıdere savaşı kim ile Bizans ve Bulgar arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 589, "text": "Osmanlı devleti"}}, {"id": "30", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hangi savaş Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "Sazlıdere savaşı"}}, {"id": "31", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hamitoğullarından neresi satın alındı?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Eğridir ve çevresi"}}, {"id": "32", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Neresi satın alındı?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Eğridir ve çevresi"}}, {"id": "33", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Eğridir ve çevresi kimlerden satın alındı?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "Hamitoğullarından"}}, {"id": "34", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Eğirdir ve çevresi Hamitoğulları tarafından ne yapıldı?", "answers": {"answer_start": 696, "text": "satın alındı."}}, {"id": "35", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1364 yılında hangi savaş gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "Sırpsındığı savaşı"}}, {"id": "36", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sırpsındığı savaşı ne zaman gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "1364"}}, {"id": "37", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1364 yılında ne gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "Sırpsındığı savaşı"}}, {"id": "38", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 818, "text": "I.Layoş"}}, {"id": "39", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Layoş kimdir?", "answers": {"answer_start": 807, "text": "Sırp Kralı"}}, {"id": "40", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Layoş hangi ordunun başındadır?", "answers": {"answer_start": 783, "text": "haçlı ordusunun"}}, {"id": "41", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı ordusu hangi devletlerden oluşuyordu?", "answers": {"answer_start": 754, "text": "Balkan"}}, {"id": "42", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı ordusu kim tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 846, "text": "Hacı İlbeyi"}}, {"id": "43", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hacı İlbeyi hangi orduya ani bir baskın yaparak yok etmiştir?", "answers": {"answer_start": 832, "text": "Haçlı ordusu,"}}, {"id": "44", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı Ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan nasıl bir baskın ile yok edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "ani"}}, {"id": "45", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı Ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile ne yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 896, "text": "yok edilmiştir."}}, {"id": "46", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Edirne ne zaman başkent yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 911, "text": "Sırpsındığı savaşından sonra"}}, {"id": "47", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sırpsındığı savaşından sonra neresi başkent yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 940, "text": "Edirne"}}, {"id": "48", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Edirne hangi savaştan sonra başkent yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 911, "text": "Sırpsındığı savaşından"}}, {"id": "49", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hangi savaştan sonra Edirne başkent yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 911, "text": "Sırpsındığı savaşından"}}, {"id": "50", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlıların Balkanlarda yaptığı ilk savaş hangisidir?", "answers": {"answer_start": 967, "text": "Sırpsındığı savaşı"}}, {"id": "51", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaş hangisidir?", "answers": {"answer_start": 967, "text": "Sırpsındığı savaşı"}}, {"id": "52", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sırpsındığı savaşı nedir?", "answers": {"answer_start": 986, "text": "Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır."}}, {"id": "53", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlılar Sırpsındığı savaşını kime karşı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1011, "text": "haçlılarla"}}, {"id": "54", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine kim bağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1043, "text": "Bulgar krallığı"}}, {"id": "55", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Bulgar krallığı hangi savaş sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1059, "text": "Sırpsındığı savaşı"}}, {"id": "56", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hangi krallık Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1043, "text": "Bulgar krallığı"}}, {"id": "57", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hangi krallık Osmanlı Devletine bağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1043, "text": "Bulgar krallığı"}}, {"id": "59", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı ne zaman gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 1117, "text": "1371"}}, {"id": "60", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1371 yılında ne oldu?", "answers": {"answer_start": 1130, "text": "Çirmen savaşı gerçekleşti."}}, {"id": "61", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1371 yılında hangi savaş oldu?", "answers": {"answer_start": 1130, "text": "Çirmen savaşı"}}, {"id": "62", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı kim ile kim arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1171, "text": "Evranos Bey ile Sırplar"}}, {"id": "63", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı Evranos bey ile kim arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1187, "text": "Sırplar"}}, {"id": "64", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı kim ile Sırplar arasında olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1171, "text": "Evranos Bey"}}, {"id": "65", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşını kim kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1230, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "66", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı sonucunda neresi alındı?", "answers": {"answer_start": 1282, "text": "Makedonya'nın bir kısmı"}}, {"id": "67", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Makedonya'nın bir kısmı hangi savaşın sonucunda alındı?", "answers": {"answer_start": 1258, "text": "Çirmen savaşı"}}, {"id": "68", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Çirmen savaşı sonucunda nerenin bir kısmı alındı?", "answers": {"answer_start": 1282, "text": "Makedonya'nın"}}, {"id": "69", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1388 yılında hangi savaş yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1326, "text": "Ploşnik savaşı"}}, {"id": "70", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik savaşı kaç yılında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1313, "text": "1388"}}, {"id": "71", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik savaşı kim ile kim arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1341, "text": "Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti"}}, {"id": "72", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile kim arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1358, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "73", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik savaşı kim ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1341, "text": "Haçlı ordusu"}}, {"id": "74", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik savaşını kim kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1413, "text": "Haçlı ordusu"}}, {"id": "75", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı ordusu hangi savaşı kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1396, "text": "Ploşnik savaşını"}}, {"id": "76", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zafer hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1438, "text": "Ploşnik savaşı"}}, {"id": "77", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Ploşnik Bozgunu neyin sebebidir?", "answers": {"answer_start": 1530, "text": "I.Kosova Savaşı’nın"}}, {"id": "78", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşı kaç yılında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 1559, "text": "1389"}}, {"id": "79", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "1389 yılında hangi savaş gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 1572, "text": "I.Kosova savaşı"}}, {"id": "80", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Sırp kralı Lazar ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1622, "text": "haçlı ordusu kurmuştur."}}, {"id": "81", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı ordusunu kuran kimdir?", "answers": {"answer_start": 1605, "text": "Sırp kralı Lazar"}}, {"id": "82", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlı ordusunu kuran Lazar kimdir?", "answers": {"answer_start": 1605, "text": "Sırp kralı"}}, {"id": "83", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşı kim ile kim arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 1661, "text": "Osmanlı ordusu ile Haçlılar"}}, {"id": "84", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşı Osmanlı Ordusu ile kim arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 1680, "text": "Haçlılar"}}, {"id": "85", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşı kim ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 1661, "text": "Osmanlı ordusu"}}, {"id": "86", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşını kim kazamıştır?", "answers": {"answer_start": 1733, "text": "Osmanlı ordusu"}}, {"id": "88", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Nereye kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 1761, "text": "Tuna nehrine"}}, {"id": "89", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Hangi nehre kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 1761, "text": "Tuna"}}, {"id": "90", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Tuna nehrine kadar topraklar hangi devletin eline geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 1790, "text": "Osmanlı"}}, {"id": "91", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşı hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1825, "text": "I.Kosova Savaşı"}}, {"id": "92", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşı kaç yılında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1559, "text": "1389"}}, {"id": "93", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosava savaşı nedir", "answers": {"answer_start": 1841, "text": "haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır."}}, {"id": "94", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşı kim ile yapılmıştır", "answers": {"answer_start": 1841, "text": "haçlılar"}}, {"id": "95", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosava savaşı sonucu ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1912, "text": "Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı."}}, {"id": "96", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Türklerin islan dünyasındaki önemi hangi savaş sonucu arttı?", "answers": {"answer_start": 1889, "text": "I.Kosova Savaşı"}}, {"id": "97", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "Osmanlı devleti ilk kez hangi savaşta top kullandı?", "answers": {"answer_start": 1978, "text": "I.Kosova savaşında"}}, {"id": "98", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "İlk kez top hangi savaşta kullandıldı?", "answers": {"answer_start": 1978, "text": "I.Kosova savaşında"}}, {"id": "99", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşında kim top kullandı?", "answers": {"answer_start": 1954, "text": "Osmanlı devleti"}}, {"id": "100", "context": "I.Murat 1326 yılında Bursada doğmuştur. I.Murat 1389 yılında Kosavada ölmüştür.Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahı olan I.Murat, 1359 ile 1389 yılları arasında beylik yapmıştır.I.Murat'ın babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun'dur.I.Murat babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometrekare olarak almış, devlet topraklarını I.Murat döneminde topraklarını yaklaşık 500.000 kilometrekareye genişlemiştir.1362 yılında Ankara Eratna beyliğinden yeniden alınmıştır.1362 yılında Sazlıdere savaşı ile gerçekleşmiştir. Sazlıdere savaşı sonucunda Edirne ve Filibe alınmıştır. Sazlıdere savaşı Osmanlı devleti ile Bizans ve Bulgar güçleri arasında gerçekleşmiştir.Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı.1364 yılında Sırpsındığı savaşı gerçekleşti. Balkan devletlerinden oluşan haçlı ordusunun başında Sırp Kralı I.Layoş vardı.Haçlı ordusu, Hacı İlbeyi tarafından yapılan ani bir baskın ile yok edilmiştir.Sırpsındığı savaşından sonra Edirne başkent yapılmıştır.Sırpsındığı savaşı Osmanlıların Balkanlarda haçlılarla yaptığı ilk savaştır.Bulgar krallığı Sırpsındığı savaşı sonrası Osmanlı Devletine bağlanmıştır.1371 yılında Çirmen savaşı gerçekleşti. Çirmen savaşı Evranos Bey ile Sırplar arasında olmuştur. Çirmen Savaşını Osmanlı Devleti kazanmıştır.Çirmen savaşı sonucunda Makedonya'nın bir kısmı alındı.1388 yılında Ploşnik savaşı Haçlı ordusu ile Osmanlı Devleti arasında yapılmıştır. Ploşnik savaşını Haçlı ordusu kazanmıştır.Ploşnik savaşı Hıristiyanların Türklere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Ploşnik Bozgunu I.Kosova Savaşı’nın sebebidir1389 yılında I.Kosova savaşı gerçekleşmiştir. Sırp kralı Lazar haçlı ordusu kurmuştur.I.Kosova Savaşı Osmanlı ordusu ile Haçlılar arasında gerçekleşmiştir. I.Kosova savaşını Osmanlı ordusu kazanmıştır. Tuna nehrine kadar topraklar Osmanlı devletinin eline geçmiştir.I.Kosova Savaşı haçlılar ile yapılan ilk büyük meydan savaşıdır.I.Kosova Savaşı sonucu Türklerin islam dünyasındaki önemi arttı. Osmanlı devleti ilk kez I.Kosova savaşında top kullandı.", "question": "I.Kosova savaşında sonucu kimlerin islam dünyasındaki önemi arttı?", "answers": {"answer_start": 1912, "text": "Türklerin"}}, {"id": "1", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması ne çeşit bir antlaşmadır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "barış ve ticaret antlaşması"}}, {"id": "2", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "29 Mayıs 1416"}}, {"id": "3", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Hangi antlaşma 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Osmanlı-Venedik Antlaşması"}}, {"id": "4", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması kaç yılında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "1416"}}, {"id": "5", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Hangi antlaşma 1416 yılında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Osmanlı-Venedik Antlaşması"}}, {"id": "6", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Hangi antlaşma Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Osmanlı-Venedik Antlaşması"}}, {"id": "7", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması, hangi devlet ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Osmanlı Devleti"}}, {"id": "8", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile hangi devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Venedik Cumhuriyeti"}}, {"id": "9", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması, hangi iki devlet arasında imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti"}}, {"id": "10", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Hangi antlaşma Venedik kentinde imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Osmanlı-Venedik Antlaşması"}}, {"id": "11", "context": "Osmanlı-Venedik Antlaşması bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.Osmanlı-Venedik Antlaşması 29 Mayıs 1416 tarihinde imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır.Osmanlı-Venedik Antlaşması Venedik kentinde imzalanmıştır.", "question": "Osmanlı-Venedik Antlaşması nerede imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Venedik kentinde"}}, {"id": "1", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan isimli bilgin avrupa’da nasıl tanınmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Afrikalı Leo"}}, {"id": "2", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan hangi şehirde büyümüştür ?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Fas (Fez) şehrinde"}}, {"id": "3", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan sicilyalı korsanların eline düştüğünde nerelere satılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya"}}, {"id": "4", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan kim tarafından vaftiz edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 635, "text": "Papa X. Leo"}}, {"id": "5", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan kaç yılında vaftiz edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "6.1.1520 yılında"}}, {"id": "6", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan hangi isimle vaftiz edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 698, "text": "Giovanni Leo olarak"}}, {"id": "7", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan Afrika kitabını hangi yılda tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1005, "text": "1526’da"}}, {"id": "8", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan Tunus’a ne zaman dönmüştür ?", "answers": {"answer_start": 1040, "text": "935/1529 yılında"}}, {"id": "9", "context": "İslam dünyasında bilimin 16. yüzyılda hala yüksek seviyede bulunduğunu gösteren çok ilginç bir örneği deskriptif coğrafya ekolünden verebiliriz. Bize bu örneği, Avrupa’da Afrikalı Leo (Leo Africanus) olarak tanınan el-hasan b. Muhammed el-Vezzan (doğumu yaklaşık 888/1483)’dır. Fas (Fez) şehrinde büyümüş ve eğitimini almış olan Granada doğumlu bu bilgin, diplomatik hizmetler yoluyla, özellikle kuzey Afrika’da olmak üzere birçok İslam ülkesini tanıyıp bir yazar olarak coğrafya ve kartografya ile ilgileniyordu. İstanbul’dan dönüş yolculuğunda Sicilyalı korsanların eline esir düşmüş, ilk olarak Napoli’ye daha sonra Roma’ya satılıp Papa X. Leo tarafından 6.1.1520 yılında bizzat Papa’nın adıyla Giovanni Leo olarak vaftiz edilmişti. İtalya’daki ikameti sırasında İtalyanca öğrendi ve Arapça öğretti. Yazar olarak faaliyetlerini Roma ve Bologna’da devam ettirdi. Afrika coğrafyası dışında kuzey Afrikalı 30 bilginin biyografilerini içeren diğer bir eser derledi. Afrika kitabını esaretinin 6. yılı olan 1526’da İtalyan dilinde tamamladı. 935/1529 yılında Tunus’a döndü ve orada Müslüman olarak öldü.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan yazar olarak faaliyetlerini nerelerde devam ettirmiştir?", "answers": {"answer_start": 831, "text": "Roma ve Bologna’da"}}, {"id": "10", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabı kaç bölümden oluşmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "9"}}, {"id": "11", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının birinci bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini"}}, {"id": "12", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının ikinci bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır."}}, {"id": "13", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının üçüncğ bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Fas’ı"}}, {"id": "14", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının dördüncü bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "Tilimsan’ı"}}, {"id": "15", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının beşinci bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Tunus’u"}}, {"id": "16", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının altıncı bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "Libya’yı"}}, {"id": "17", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının yedinci bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "Sudan’ı"}}, {"id": "18", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabının sekizinci bölümünde ne anlatılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "Mısır’ı"}}, {"id": "19", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "el-Hasan b. Muhammed el-Vezzan’ın Afrika kitabında toplam kaç yer tanıtılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "400"}}, {"id": "20", "context": "Söz konusu kitap 9 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Afrika’nın ve Afrika halkının genel fiziksel ve iklimsel özelliklerini işlemektedir. İkinci bölüm Marrakuş (Marrakesch) bölgesini şehirleriyle ve dağlarıyla ele almaktadır. Üçüncü bölüm Fas’ı, dördüncü bölüm Tilimsan’ı (Tlemcen), beşinci bölüm Tunus’u, altıncı bölüm Libya’yı, yedinci bölüm Sudan’ı sekizinci bölüm Mısır’ı ve dokuzuncu bölüm Afrika’nın ırmaklarını, yeraltı zenginliklerini, bitki örtüsünü ve hayvanlarını ele almaktadır. Bu kitapta toplam 400 yer tanıtılmaktadır. Yazar, çoğunlukla kendi gözlemlerine dayandığını ve bizzat bildiremeyeceği durumlarda ise en doğru ve kesin bilgileri güvenilir kişilerden almaya çaba sarfettiğini not etmektedir. Leo Africanus’un Afrika tasviri el-İdrisi’nin Nuzhet el-Müştak’ı yanında, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da Afrika’nın beşeri coğrafyasının geliştirilmesi ve genişletilmesinde kullanılan en önemli kaynaklardandır. G.B. Ramusio tarafından 1550 yılındaki basımından çok kısa bir süre sonra bu kitap birçok dile çevrilmiş ve yeniden ele alınmıştır. Avrupalı yazarların 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Leo Africanus’un kitabına hangi tarz ve surette bağlı olduklarını Ch. Schefer Fransızca çevirisinin ön sözüne ustalıkla göstermiştir. Çok büyük bir ihtimalle İtalya’da Leo Africanus tarafından ortaya konulan Afrika ve Güney Asya haritası Avrupa’da kartografyanın gelişimini çok derinden etkilemiştir. Ramusio tarafından kopyalanmış ve her ikisinin adıyla tedavülde olan haritalar Arap stiline göre güneye dönüktür ve enlem-boylam skalalarıyla çok belirgin bir şekilde Arap kökenli olduklarını göstermeye yetmektedir. Bunlar, 16. yüzyıl başından itibaren Ptoleme Coğrafya’sının basılmasından az sonra ortaya çıkmaya başlayan haritalarla olan bağların kopmasına sebep olmuşlardır. Bu dönüm noktası, kendisini 1539 yılından itibaren Ptoleme haritalarının yayınlanmasına adamış olan İtalyan kartograf Giacomo Gastaldi’nin (ö.1567) 1560 yılında yayınladoğı Asya haritası tayin etmektedir. Burada, matematiksel coğrafyanın ve haritacılığın Hint Yarımadası bağlamında yaşadığı ve kapsamlı bakışla ayrıntılı şekilde kavranılması zor olan bir gelişime işaret edilmelidir. Daha önce dile getirildiği gibi, el-Biruni daha 5./11. yüzyılın ilk yarısında kapsamlı bir faaliyet çerçevesinde Hindistan’ın önemli bazı noktalarının koordinatlarını kendi araştırmalarıyla belirtebilmişti. Bu, olağanüstü derecede çalışkan bir bilginin, yıllarca süren çalışması sayesinde ulaşabileceği en büyük sonuçtu. Geriye kalan çalışmayı gelecek kuşaklar tamamlayacaktı ve bu birçok yüzyıl içinde gerçekleşebilecekti. Bugünkü bilgilerimiz ışığında görüldüğü kadarıyla, önemli kıyı noktalarının enlem dereceleri ve bu noktalar arasındaki yönler 7./13. ve 8./14. yüzyılda o derece ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmişti ki, artık Hint Yarımadası’nın dış çizgilerinin bir taslağını ortaya koymanın olanağı sağlanmıştı.", "question": "Giacomo Gastaldi Asya haritasını kaç yılında yayınlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1958, "text": "1560"}}, {"id": "21", "context": "Ülkenin daha başarılmayı bekleyen iç kesimlerinin matematiksel olarak kavranılması işinin başlamasında Timur ve ardıllarının idaresi altında Semerkant okulunda hakim olan bilimsel faaliyetlerin, Babür tarafından 932/1526 yılında Moğol İmparatorluğu’nun kurulması sonucunda politik güçle birlikte Hindistan’a taşınması harekete geçirici rol oynadı. Görüldüğü kadarıyla, yaklaşık 200 yıl devam eden devrenin ağırlık merkezini, ülkenin iç kesimlerinin kartografyası için gerekli verilerin tespiti oluşturmaktadır. Bu türden bilinen en eski doküman, Hint Moğol İmparatorluğunun ilk yüzyılının ikinci yarısına uzanmaktadır. Bu doküman, gayet hacimli ve bizzat Hindistan’da doğmuş olan bir çizelge-eserdir. Bu eserin yazarı Ebu el- Faḍl Allami (958-1001/1551-1593) Moğol İmparatorluğu’nda görev yapan bir devlet adamıydı. Moğol tarihi mahiyetindeki Ekbername isimli eserinin, aynı zamanda a’in-name müstakil başlıklı, beşeri coğrafyayı muhteşem bir şekilde sosyal, idari ve mali kurumların tasviriyle bağıntılandıran üçüncü bölümünde, 656 yerin koordinatlarını veren büyük bir çizelge sunmaktadır. Bu yerlerin 45 tanesi Hindistan’da bulunan şehirlerdir. 3050 küçük yeri de kısmen mesafe ölçüleriyle birlikte vermektedir. Hindistan’da bulunan yerlerin verilen koordinatlarının hepsinin kalitesi yüksektir. Enlem dereceleri bugünkü değerlerle hemen hemen aynıdır ve boylam dereceleri ise çok önemsiz sapmalar göstermektedir. a’in-name’de muhtemelen bu konuya özgü çağdaşı kaynaklardan seçilerek kayda geçirilmiş olan ve ayrıca 11./17. yüzyılın ilk yarısından gelen zengin veriler bizde, Hindistan’ın İslam’ın idaresi altında bulunduğu sürede matematiksel olarak kapsanmasının yüksek bir seviyeye ulaştığı kanaatini uyandırmaktadır. 10/16. yüzyılın Hindistan tasvirininin dikkate değer seviyesine yönelik en eski kanıtı oranın haritasını beraberinde getirip 1596 yılında Amsterdam’da yayınlayan Hollandalı Jan Huygen van Linschoten’e borçluyuz.", "question": "Hint Moğol imparatorluğu kim tarafıdan kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Babür tarafından"}}, {"id": "22", "context": "Ülkenin daha başarılmayı bekleyen iç kesimlerinin matematiksel olarak kavranılması işinin başlamasında Timur ve ardıllarının idaresi altında Semerkant okulunda hakim olan bilimsel faaliyetlerin, Babür tarafından 932/1526 yılında Moğol İmparatorluğu’nun kurulması sonucunda politik güçle birlikte Hindistan’a taşınması harekete geçirici rol oynadı. Görüldüğü kadarıyla, yaklaşık 200 yıl devam eden devrenin ağırlık merkezini, ülkenin iç kesimlerinin kartografyası için gerekli verilerin tespiti oluşturmaktadır. Bu türden bilinen en eski doküman, Hint Moğol İmparatorluğunun ilk yüzyılının ikinci yarısına uzanmaktadır. Bu doküman, gayet hacimli ve bizzat Hindistan’da doğmuş olan bir çizelge-eserdir. Bu eserin yazarı Ebu el- Faḍl Allami (958-1001/1551-1593) Moğol İmparatorluğu’nda görev yapan bir devlet adamıydı. Moğol tarihi mahiyetindeki Ekbername isimli eserinin, aynı zamanda a’in-name müstakil başlıklı, beşeri coğrafyayı muhteşem bir şekilde sosyal, idari ve mali kurumların tasviriyle bağıntılandıran üçüncü bölümünde, 656 yerin koordinatlarını veren büyük bir çizelge sunmaktadır. Bu yerlerin 45 tanesi Hindistan’da bulunan şehirlerdir. 3050 küçük yeri de kısmen mesafe ölçüleriyle birlikte vermektedir. Hindistan’da bulunan yerlerin verilen koordinatlarının hepsinin kalitesi yüksektir. Enlem dereceleri bugünkü değerlerle hemen hemen aynıdır ve boylam dereceleri ise çok önemsiz sapmalar göstermektedir. a’in-name’de muhtemelen bu konuya özgü çağdaşı kaynaklardan seçilerek kayda geçirilmiş olan ve ayrıca 11./17. yüzyılın ilk yarısından gelen zengin veriler bizde, Hindistan’ın İslam’ın idaresi altında bulunduğu sürede matematiksel olarak kapsanmasının yüksek bir seviyeye ulaştığı kanaatini uyandırmaktadır. 10/16. yüzyılın Hindistan tasvirininin dikkate değer seviyesine yönelik en eski kanıtı oranın haritasını beraberinde getirip 1596 yılında Amsterdam’da yayınlayan Hollandalı Jan Huygen van Linschoten’e borçluyuz.", "question": "Hint Moğol imparatorluğu kaç yılında kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "932/1526 yılında"}}, {"id": "23", "context": "Burada Hindistan haritalarından Hint Okyanusu denizciliğine geçiyoruz. Mevcut kanıtlara göre, zirve noktasına daha 9./15. yüzyılda erişmiş olan bu bilimin trigonometrik- astronomik temele dayanan kendine mahsus özellikleri ancak 10./16. yüzyılın ilk çeyreğinde ilk olarak Süleyman el-Mehri’nin eserinden öğrenilmektedir. Bizim çok kısa bir süre önce adını andığımız bu bilgin denizciye göre de, Hint Okyanusu’nda geliştirilen denizcilik bilimi, teori ve gözlemden oluşan ve her bir konuya ilişkin sorular alanında değişkenlik gösteren yani gelişim yasasının kurallarına boyun eğen bir disiplindir. Yüzlerce yıl devam eden bir süreç içerisinde müstakil bir bilim dalı haline gelen bu alanın üç esas taşıyıcı direği şunlardır:", "question": "Denizcilik bilimi zirve noktasına hangi yüzyıllarda erişmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 115, "text": "9./15. yüzyılda"}}, {"id": "24", "context": "Burada Hindistan haritalarından Hint Okyanusu denizciliğine geçiyoruz. Mevcut kanıtlara göre, zirve noktasına daha 9./15. yüzyılda erişmiş olan bu bilimin trigonometrik- astronomik temele dayanan kendine mahsus özellikleri ancak 10./16. yüzyılın ilk çeyreğinde ilk olarak Süleyman el-Mehri’nin eserinden öğrenilmektedir. Bizim çok kısa bir süre önce adını andığımız bu bilgin denizciye göre de, Hint Okyanusu’nda geliştirilen denizcilik bilimi, teori ve gözlemden oluşan ve her bir konuya ilişkin sorular alanında değişkenlik gösteren yani gelişim yasasının kurallarına boyun eğen bir disiplindir. Yüzlerce yıl devam eden bir süreç içerisinde müstakil bir bilim dalı haline gelen bu alanın üç esas taşıyıcı direği şunlardır:", "question": "Denizcilik biliminin trigonometrik-astronomik temele dayanan özellikleri ne zaman  öğrenilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "10./16. yüzyılın ilk çeyreğinde"}}, {"id": "25", "context": "Burada Hindistan haritalarından Hint Okyanusu denizciliğine geçiyoruz. Mevcut kanıtlara göre, zirve noktasına daha 9./15. yüzyılda erişmiş olan bu bilimin trigonometrik- astronomik temele dayanan kendine mahsus özellikleri ancak 10./16. yüzyılın ilk çeyreğinde ilk olarak Süleyman el-Mehri’nin eserinden öğrenilmektedir. Bizim çok kısa bir süre önce adını andığımız bu bilgin denizciye göre de, Hint Okyanusu’nda geliştirilen denizcilik bilimi, teori ve gözlemden oluşan ve her bir konuya ilişkin sorular alanında değişkenlik gösteren yani gelişim yasasının kurallarına boyun eğen bir disiplindir. Yüzlerce yıl devam eden bir süreç içerisinde müstakil bir bilim dalı haline gelen bu alanın üç esas taşıyıcı direği şunlardır:", "question": "Denizcilik biliminin trigonometrik-astronomik temele dayanan özellikleri ilk olarak kimin eserinden öğrenilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Süleyman el-Mehri’nin eserinden öğrenilmektedir"}}, {"id": "26", "context": "Burada Hindistan haritalarından Hint Okyanusu denizciliğine geçiyoruz. Mevcut kanıtlara göre, zirve noktasına daha 9./15. yüzyılda erişmiş olan bu bilimin trigonometrik- astronomik temele dayanan kendine mahsus özellikleri ancak 10./16. yüzyılın ilk çeyreğinde ilk olarak Süleyman el-Mehri’nin eserinden öğrenilmektedir. Bizim çok kısa bir süre önce adını andığımız bu bilgin denizciye göre de, Hint Okyanusu’nda geliştirilen denizcilik bilimi, teori ve gözlemden oluşan ve her bir konuya ilişkin sorular alanında değişkenlik gösteren yani gelişim yasasının kurallarına boyun eğen bir disiplindir. Yüzlerce yıl devam eden bir süreç içerisinde müstakil bir bilim dalı haline gelen bu alanın üç esas taşıyıcı direği şunlardır:", "question": "Süleyman el-Mehri ye göre Hint Okyanusunda geliştirilen denizcilik bilimi nedir ?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "teori ve gözlemden oluşan ve her bir konuya ilişkin sorular alanında değişkenlik gösteren yani gelişim yasasının kurallarına boyun eğen bir disiplindir. "}}, {"id": "27", "context": "1) Kutup Yıldızı’nın veya kutup yakını diğer sabit yıldızların 24 saat içerisinde değişen en yüksek ve en düşük noktalarının ortasında bulunan kutbun yüksekliğinin denizden ölçülmesi ile enlem derecelerini elde etme metodu. 2) Süleyman el-Mehri’nin empirik olarak (tecribi) kazanılan ölçümden ayırdığı “hisabi” kapsamı içerisinde ulaşılan açık denizde uzaklıkların astronomik-matematiksel ölçümü. 3) Açık denizde pozisyon belirleme. Bu işlemde, ölçülecek mesafeler ve ölçüm metotları üçe ayrılmaktadır: a) İlk ve en basit ölçme işi meridyene paralel giden mesafelere ilişkindir. Bunların ölçülmesi için geminin harekete başlaması anında ve belirli bir süre yol aldıktan sonra kutup yüksekliklerini ya derece ile veya parmak ölçüsüne yani işbe ’ye (1 işbe = 1°36' 26'' ya da 1°42' 51\") göre ölçmek, her iki ölçü arasındaki farkı mesafelere dönüştürmektir (1° = b) İkinci mesafe herhangi bir açıyla meridyene eğik olarak alınmaktadır. Bu mesafenin hesaplanması, geminin harekete başladığı esnada, Kutup Yıldızı’nın yüksekliği, meridyene eğik olarak giden rotanın açı büyüklüğü ve ayrıca kutup yüksekliğinin belirli sefer mesafesine göre dereceler halinde tespit edilmesiyle sağlanır. Böylece dik açılı bir üçgenin hesaplanması gerçekleştirilir. Bu üçgende hipotenüs, yani dik açının karşısında bulunan kenar, her defasında ölçülecek olan mesafedir. c) Üçüncü mesafe, boylam derecelerinin bulunmasına götüren ölçümdür. Burada söz konusu olan, okyanus sularında bulunan kıyılardaki aynı coğrafi enleme sahip olan yerler arasındaki mesafelerin, başka bir ifadeyle, ekvatora paralel olan mesafelerin ölçümüdür.", "question": "Denizcilik bilim dalının esas taşıyıcı direklerinden olan enlem derecelerini elde etme metodu nasıl hesaplanır ?", "answers": {"answer_start": 3, "text": "Kutup Yıldızı’nın veya kutup yakını diğer sabit yıldızların 24 saat içerisinde değişen en yüksek ve en düşük noktalarının ortasında bulunan kutbun yüksekliğinin denizden ölçülmesi ile"}}, {"id": "28", "context": "1) Kutup Yıldızı’nın veya kutup yakını diğer sabit yıldızların 24 saat içerisinde değişen en yüksek ve en düşük noktalarının ortasında bulunan kutbun yüksekliğinin denizden ölçülmesi ile enlem derecelerini elde etme metodu. 2) Süleyman el-Mehri’nin empirik olarak (tecribi) kazanılan ölçümden ayırdığı “hisabi” kapsamı içerisinde ulaşılan açık denizde uzaklıkların astronomik-matematiksel ölçümü. 3) Açık denizde pozisyon belirleme. Bu işlemde, ölçülecek mesafeler ve ölçüm metotları üçe ayrılmaktadır: a) İlk ve en basit ölçme işi meridyene paralel giden mesafelere ilişkindir. Bunların ölçülmesi için geminin harekete başlaması anında ve belirli bir süre yol aldıktan sonra kutup yüksekliklerini ya derece ile veya parmak ölçüsüne yani işbe ’ye (1 işbe = 1°36' 26'' ya da 1°42' 51\") göre ölçmek, her iki ölçü arasındaki farkı mesafelere dönüştürmektir (1° = b) İkinci mesafe herhangi bir açıyla meridyene eğik olarak alınmaktadır. Bu mesafenin hesaplanması, geminin harekete başladığı esnada, Kutup Yıldızı’nın yüksekliği, meridyene eğik olarak giden rotanın açı büyüklüğü ve ayrıca kutup yüksekliğinin belirli sefer mesafesine göre dereceler halinde tespit edilmesiyle sağlanır. Böylece dik açılı bir üçgenin hesaplanması gerçekleştirilir. Bu üçgende hipotenüs, yani dik açının karşısında bulunan kenar, her defasında ölçülecek olan mesafedir. c) Üçüncü mesafe, boylam derecelerinin bulunmasına götüren ölçümdür. Burada söz konusu olan, okyanus sularında bulunan kıyılardaki aynı coğrafi enleme sahip olan yerler arasındaki mesafelerin, başka bir ifadeyle, ekvatora paralel olan mesafelerin ölçümüdür.", "question": "Kutup Yıldızı’nın veya kutup yakını diğer sabit yıldızların 24 saat içerisinde değişen", "answers": {"answer_start": 187, "text": "enlem derecelerini elde etme metodu. "}}, {"id": "29", "context": "Sözü geçen (c) yöntemi, kelimenin tam anlamıyla, yaklaşık 500 yıl önce el-Biruni tarafından, kara üzerinde Bağdat ile gazne arasındaki yerlerin boylam farklarını tespit için kullanılan üçgenler zinciri (triangulation) metodunun açık denizde uygulanmasıdır. Bu metodu uygulayabilmek için belirli astronomik bilgilerin dışında, trigonometrik kurallara hakim olmak zorunluydu. Arap-İslam kültür çevresinde çok ileri seviyeye gelmiş ve çok büyük bir alana yayılmış olan bu hesaplama yöntemiyle elbette her denizci işlem yapamazdı. Eğer gerekli bilgiler yoksa meridyene eğik giden mesafeler ölçümünde mevcut çizelgelerden yararlanabilirdi. ", "question": "üçgenler zinciri metodunu uygulayabilmek için neler gerekir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "belirli astronomik bilgilerin dışında, trigonometrik kurallara hakim olmak"}}, {"id": "30", "context": "Açık denizde yön bulma ve belirlenen bir rotaya geceleyin tam sadık kalabilme konusunda -pusulanın kulanılmasına kadar- kuzey ve güney kutup yıldızlarının yanı sıra, doğuş ve batış noktaları yaklaşık 11°15' kadar birbirlerinden aralıklı bulunan ve böylece ufuk dairesinin 32 parçaya bölümlenmesine iletmeye götüren 15 sabit yıldıza bağlı kalınmıştır. Tam olarak belirlenememekle beraber 3./9. veya 4./10. yüzyıl olması muhtemel bir zaman diliminde pusula bilgisi Arap-İslam kültür dairesine ulaşmıştı. Çok büyük bir ihtimalle magnetik iğne en eski formunda Çin’de ortaya çıkmış, ama ilk olarak Hint Okyanusu deniz bilimcileri tarafından sistematik tarzda deniz seyrüseferlerinde kullanılmıştır. Arap kaynaklarındaki çok çeşitli rivayetler bir yana, sıklıkla Portekiz kaynakları tarafından da Hint Okyanusu’nda kullanılan farklı pusula türleri hakkında bilgilendirilmekteyiz. Özellikle Portekizli tarihçi Hieronimus Osorius (1506-1580)’un Arap deniz bilimcilerinin kullandıkları pusulanın üç gelişim sürecini anlatışı gerçekten çok önemlidir. Üçüncü tipte, mıknatıslı iğne ile birlikte dönen (32 kısma bölünmüş) diski taşıyan kap, daha sonraları (İtalyan bilgini Cardanus’un buluşu sanılıp) “kardan” sistemi diye tanınan silindirik bir mekanizmaya asılmaktaydı. Bu tip, görüldüğü kadarıyla daha 15. yüzyılda Akdeniz’deki İtalyan denizcilere ulaşmış, hatta Christoph Kolombus da bu tip bir busulayı yanında bulundurmuştu. Bu tip pusula genel olarak Avrupa’da 20. yüzyılın başlarına kadar, magnetik iğne karton diskten ayrılıp diskin üstünde bulunan bir çivi üzerine yerleştirilinceye kadar kullanılmaktaydı. Eğer İbn Macid’in açıklamalarını doğru anlıyorsak (Yukarı s. 72, Katalog III, 67) o, pek yayılmamış [ve Avrupalıların bilgisine ulaşmamış] bulunan bu yeni tipin mucididir. Her iki büyük denizcilik bilgini İbn Macid ve Süleyman el-Mehri tarafından kaydedilmiş Hint Okyanusu limanları, adaları, burunları ve körfezleri arasındaki mesafe ölçümleri bugünkü değerlere şaşırtıcı derecede yakındır. Özellikle el-Mehri tarafından bildirilen Doğu Afrika kıyısıyla Sumatra veya Cava arasındaki okyanus ötesi 7 uzaklık çok önemlidir, çünkü ekvatorun yaklaşık 1° kuzeyinde bulunan bu iki yer arsındaki mesafe bugün aktüel olan değerden sadece yarım derece farklılık göstemektredir. Yine şaşırtıcı bir şey, bu kesin ekvator uzunluğunun 1519 yılı civarında Portekiz’de Jorge Reinel tarafından çizilmiş olan haritada ortaya çıkmasıdır –bunu ancak bir Arap haritasının örnek alınmasıyla anlayabiliriz– ve böylesine bir ekvator uzunluğunun haritalarda yeniden ortaya çıkması için 19. yüzyılın ikinci yarısına hatta 20. yüzyılın ilk yarısına kadar beklenmesi gerekiyordu. ", "question": "Pusula bilgisi Arap-İslam kültür dairesine ne zaman ulaşmıştır ?", "answers": {"answer_start": 351, "text": "Tam olarak belirlenememekle beraber 3./9. veya 4./10. yüzyıl olması muhtemel bir zaman diliminde "}}, {"id": "31", "context": "Açık denizde yön bulma ve belirlenen bir rotaya geceleyin tam sadık kalabilme konusunda -pusulanın kulanılmasına kadar- kuzey ve güney kutup yıldızlarının yanı sıra, doğuş ve batış noktaları yaklaşık 11°15' kadar birbirlerinden aralıklı bulunan ve böylece ufuk dairesinin 32 parçaya bölümlenmesine iletmeye götüren 15 sabit yıldıza bağlı kalınmıştır. Tam olarak belirlenememekle beraber 3./9. veya 4./10. yüzyıl olması muhtemel bir zaman diliminde pusula bilgisi Arap-İslam kültür dairesine ulaşmıştı. Çok büyük bir ihtimalle magnetik iğne en eski formunda Çin’de ortaya çıkmış, ama ilk olarak Hint Okyanusu deniz bilimcileri tarafından sistematik tarzda deniz seyrüseferlerinde kullanılmıştır. Arap kaynaklarındaki çok çeşitli rivayetler bir yana, sıklıkla Portekiz kaynakları tarafından da Hint Okyanusu’nda kullanılan farklı pusula türleri hakkında bilgilendirilmekteyiz. Özellikle Portekizli tarihçi Hieronimus Osorius (1506-1580)’un Arap deniz bilimcilerinin kullandıkları pusulanın üç gelişim sürecini anlatışı gerçekten çok önemlidir. Üçüncü tipte, mıknatıslı iğne ile birlikte dönen (32 kısma bölünmüş) diski taşıyan kap, daha sonraları (İtalyan bilgini Cardanus’un buluşu sanılıp) “kardan” sistemi diye tanınan silindirik bir mekanizmaya asılmaktaydı. Bu tip, görüldüğü kadarıyla daha 15. yüzyılda Akdeniz’deki İtalyan denizcilere ulaşmış, hatta Christoph Kolombus da bu tip bir busulayı yanında bulundurmuştu. Bu tip pusula genel olarak Avrupa’da 20. yüzyılın başlarına kadar, magnetik iğne karton diskten ayrılıp diskin üstünde bulunan bir çivi üzerine yerleştirilinceye kadar kullanılmaktaydı. Eğer İbn Macid’in açıklamalarını doğru anlıyorsak (Yukarı s. 72, Katalog III, 67) o, pek yayılmamış [ve Avrupalıların bilgisine ulaşmamış] bulunan bu yeni tipin mucididir. Her iki büyük denizcilik bilgini İbn Macid ve Süleyman el-Mehri tarafından kaydedilmiş Hint Okyanusu limanları, adaları, burunları ve körfezleri arasındaki mesafe ölçümleri bugünkü değerlere şaşırtıcı derecede yakındır. Özellikle el-Mehri tarafından bildirilen Doğu Afrika kıyısıyla Sumatra veya Cava arasındaki okyanus ötesi 7 uzaklık çok önemlidir, çünkü ekvatorun yaklaşık 1° kuzeyinde bulunan bu iki yer arsındaki mesafe bugün aktüel olan değerden sadece yarım derece farklılık göstemektredir. Yine şaşırtıcı bir şey, bu kesin ekvator uzunluğunun 1519 yılı civarında Portekiz’de Jorge Reinel tarafından çizilmiş olan haritada ortaya çıkmasıdır –bunu ancak bir Arap haritasının örnek alınmasıyla anlayabiliriz– ve böylesine bir ekvator uzunluğunun haritalarda yeniden ortaya çıkması için 19. yüzyılın ikinci yarısına hatta 20. yüzyılın ilk yarısına kadar beklenmesi gerekiyordu. ", "question": "Ekvatorun yaklaşık 1 derece kuzeyinde bulunan ve el-Mehri tarafından aralarındaki okyanus ötesi 7 uzaklığı bildirilenler hangi şehirlerdir ?", "answers": {"answer_start": 2061, "text": "Sumatra veya Cava "}}, {"id": "32", "context": "Matematiksel-astronomik temelli bu tarz bir denizcilik bilimi çerçevesinde yüzlerce yıl boyunca toplanan verilerin, kartografların elinde çok yüksek kaliteli haritalarda ürünlerini vermiş oldukları kolaylıkla düşünülebilir. Portekizli denizcilerin ve diğer Avrupalı seyyahların Hint Okyanusu’ndaki yerel denizcilerin elinde bulunan deniz haritaları ve özellikle bu haritaların enlem ve boylam daireli oluşları hakkında defalarca verdikleri bilgilerin yanı sıra, bu haritaların bazıları Portekizce redaksiyonunlarında günümüze ulaşabilmişlerdir. Hint Okyanusu denizcilik biliminin en büyük iki temsilcisinin haritalardan hemen hemen hiç bahsetmiyor olmaları, bazı kartografya tarihçilerine, bu deniz bilimcileri haritadan ibaret olan yardımcı vasıtayı ya bilmiyorlar veya bilseler bile buna sahip değillerdi tarzındaki iddiaları için kanıt olarak kullanılmıştır. Bu açığı Osmanlı Amirali Sidi Ali (ö.970/1562)’nin Kitab el-Muhit (Okyanus Kitabı) isimli eseri kapatmaktadır. Bu kitap tıpkıbasım olarak bilimsel araştırmaların sadece birkaç yıldır hizmetinde bulunmaktadır. Aslında Akdeniz’de çalışan bu denizci, 15 Osmanlı donanma gemisini Basra’dan Süveyş’e götürme misyonu (960/1553) sırasında Portekiz saldırıları yüzünden çok büyük bir kayba uğramış, filosunun geriye kalan gemileriyle batı Hindistan’ın Suret limanına demir atmıştı. Buradaki ikametini takip eden Ahmedabad ikameti (961/1554) esnasında yukarıda adı geçen kitabını yazdı. Bu eserde genel olarak İbn Macid ve Süleyman el-Mehri’nin birçok kitabını özetledi. Özellikle haritalara ayrılmış olan yedinci bölümün dört faslında yaptığı açıklamalar, katedilecek yolun hesaplanmasına ve yön belirlemesine dayanan bir deniz seferinin ne Akdeniz’de ne de Hint Okyanusu’nda, bunun için uygun haritalar kullanılmaksızın mümkün olamayacağı konusunda hiç kuşku bırakmamaktadır. Sidi Ali üç tür haritadan bahsetmektedir: Hint Okyanusu haritaları, Akdeniz haritaları ve dünya haritaları. Bu konuda yaptığı açıklamalar genel olarak göstermektedir ki o, harita denilince matematiksel olarak kapsanan yeryüzü resmini anlamaktadır ve onun için bir deniz seferi ancak harita, pusula, pergel, usturlap ve quadrant (rubu tahtası) gibi aletler yardımıyla gerçekleştirilebilir. ", "question": "Sidi Ali ye göre bir deniz seferi ancak hangi aletler yardımıyla gerçekleştirilebilir ?", "answers": {"answer_start": 2114, "text": "harita, pusula, pergel, usturlap ve quadrant "}}, {"id": "33", "context": "Matematiksel-astronomik temelli bu tarz bir denizcilik bilimi çerçevesinde yüzlerce yıl boyunca toplanan verilerin, kartografların elinde çok yüksek kaliteli haritalarda ürünlerini vermiş oldukları kolaylıkla düşünülebilir. Portekizli denizcilerin ve diğer Avrupalı seyyahların Hint Okyanusu’ndaki yerel denizcilerin elinde bulunan deniz haritaları ve özellikle bu haritaların enlem ve boylam daireli oluşları hakkında defalarca verdikleri bilgilerin yanı sıra, bu haritaların bazıları Portekizce redaksiyonunlarında günümüze ulaşabilmişlerdir. Hint Okyanusu denizcilik biliminin en büyük iki temsilcisinin haritalardan hemen hemen hiç bahsetmiyor olmaları, bazı kartografya tarihçilerine, bu deniz bilimcileri haritadan ibaret olan yardımcı vasıtayı ya bilmiyorlar veya bilseler bile buna sahip değillerdi tarzındaki iddiaları için kanıt olarak kullanılmıştır. Bu açığı Osmanlı Amirali Sidi Ali (ö.970/1562)’nin Kitab el-Muhit (Okyanus Kitabı) isimli eseri kapatmaktadır. Bu kitap tıpkıbasım olarak bilimsel araştırmaların sadece birkaç yıldır hizmetinde bulunmaktadır. Aslında Akdeniz’de çalışan bu denizci, 15 Osmanlı donanma gemisini Basra’dan Süveyş’e götürme misyonu (960/1553) sırasında Portekiz saldırıları yüzünden çok büyük bir kayba uğramış, filosunun geriye kalan gemileriyle batı Hindistan’ın Suret limanına demir atmıştı. Buradaki ikametini takip eden Ahmedabad ikameti (961/1554) esnasında yukarıda adı geçen kitabını yazdı. Bu eserde genel olarak İbn Macid ve Süleyman el-Mehri’nin birçok kitabını özetledi. Özellikle haritalara ayrılmış olan yedinci bölümün dört faslında yaptığı açıklamalar, katedilecek yolun hesaplanmasına ve yön belirlemesine dayanan bir deniz seferinin ne Akdeniz’de ne de Hint Okyanusu’nda, bunun için uygun haritalar kullanılmaksızın mümkün olamayacağı konusunda hiç kuşku bırakmamaktadır. Sidi Ali üç tür haritadan bahsetmektedir: Hint Okyanusu haritaları, Akdeniz haritaları ve dünya haritaları. Bu konuda yaptığı açıklamalar genel olarak göstermektedir ki o, harita denilince matematiksel olarak kapsanan yeryüzü resmini anlamaktadır ve onun için bir deniz seferi ancak harita, pusula, pergel, usturlap ve quadrant (rubu tahtası) gibi aletler yardımıyla gerçekleştirilebilir. ", "question": "Osmanlı Amirali Sidi Ali nin Kitab el-Muhit eseri kimlerin bir çok kitabını özetlemiştir ?", "answers": {"answer_start": 1463, "text": "İbn Macid ve Süleyman el-Mehri’nin"}}, {"id": "34", "context": "11./17. yüzyılı büsbütün dikkate almayarak bu periyodun olağanüstü bir filozofuna haksızlık edeceğim duygusunun baskısını kendimde duymamış olsaydım, denizcilik bilimi alanının bu genel panoramasıyla, Arap-İslam kültür çevresinin benim bildiğim en önemli başarıları hakkındaki toplu bakışımı sonlandırır ve bu başarıların Avrupa’daki etkileri sorununa geçerdim. Bu filozof, Molla şadra olarak tanınan şadreddin Muhammed b. İbrahim Şirazi (980 civarı-1050/1572-1640)’dir. Bu filozofun felsefe tarihindeki önemli konumu 1912 yılından itibaren Max Horten’in çabasıyla gün ışığına çıkmıştır. Max Horten, Molla şadra’yı insanlık fikir tarihinin büyük meçhullerinden birisi olarak nitelemektedir. Öğretmenlik konumunun küçük ve fakir ilişkileri içerisinde o, kendi dünya görüşünü kurmaya zaman ve güç bulmuştur. Molla şadra, Şihabeddin es-Sühreverdi’nin ışık öğretisini temel alarak varlığın gelişim aşamaları öğretisini ortaya koymuştur. Bu öğretide varlık kavramı ışık tasavvurunun yerine geçmiştir. Bu yer değişikliği ile Molla şadra kendi döneminde geçerli bulunan felsefeyi tamamen değiştirebilecek bir görüş noktası kazanmıştır. Çok büyük bir özgüvenle, dönemindeki hakim felsefeye karşı çıkmış ve kendi sisteminde, tüm Yunan felsefesini mistisizmle birleştirmiştir. Aristoteles ve İbn Sina onun görüşüne göre en büyük filozoflardır. Onların arkasından Platon ve es-Sühreverdi (ö.587/1191)’yi izler. Fahreddin er-Razi (606/1209) ise Aristoteles felsefesinin en büyük eleştirmenidir. Bununla birlikte Molla şadra’nın düşünce dünyası adı geçen üstadların öğretilerinin yalnızca kuru bir iktibası değildir; bilakis o, bilinçli bir şekilde İbn Sina öğretisini geliştirmeyi üstlenmiştir. ", "question": "Molla Şadra kendi sisteminde tüm Yunan felsefesini ne ile birleştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1238, "text": "mistisizmle"}}, {"id": "35", "context": "Çalıştığı alanda döneminin hiç bir desteğine sahip olmadığı ve çok az sayıda kaynağa ulaştığı bir zamanda, Fransız arabist Ernest Renan (1823-1892)’ın felsefe alanında Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’daki resepsiyonu fenomeninin, hayranlık uyandıran ve hala geçerliliğini koruyabilen Averroès et l’Averroisme isimli eserinde çizdiği tablo bilim tarihçiliğinin nadir çıkışlarından birisidir. Arapça’nın 4./10. yüzyılda İspanya Müslümanları, Hıristiyanları ve Yahudilerinin ortak dili olması düşüncesinden hareketle Renan, Yahudilerin, Arap-İslam felsefesinin Avrupa’da yayılmasında önemli bir rol oynadıkları görüşüne ulaşmıştı. Ona göre, Yahudilerin Orta Çağ’daki yazılı kültürü, İslam kültürünün yansımasından başka bir şey değildir, örneğin Maimonides (İbn Meymun)’ten beri Yahudi felsefesinin Arap felsefesinin bir yansımasından ibaret olduğu gibi, Maimonides ekolünün tamamı Averroes (İbn Rüşd)’un peripatetik (meşşaiyye) öğretisine sadık kalmıştır. Geneli itibariyle Yahudi felsefesi onların Barselona, Saragossa, Narbonne, Montpellier, Lunel, Beziers, l’Argentière ve Marsilya gibi Hıristiyan şehirlere çekilmelerinden sonra bile Araplarınkinin karakterini taşımaktadır. Arapça eserlerin İbranice’ye çevirileri bağlamında Renan’da ilginç bir bulguya rastlamaktayız: Arapça kelimeler ya muhafaza edilmişler ya da başka bir anlama sahip olsalar bile aynı kökten gelen İbrani kelimelerle ifade edilmişlerdir. Bir diğer deyimle metin, çevirilmekten ziyade taklit edilmiştir. ", "question": "Fransız arabist Ernest Renan (1823-1892)’ın felsefe alanında Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’daki resepsiyonu fenomeninin, hayranlık uyandıran ve hâlâ geçerliliğini koruyabilen eserin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Averroès et l’Averroisme"}}, {"id": "36", "context": "Çalıştığı alanda döneminin hiç bir desteğine sahip olmadığı ve çok az sayıda kaynağa ulaştığı bir zamanda, Fransız arabist Ernest Renan (1823-1892)’ın felsefe alanında Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’daki resepsiyonu fenomeninin, hayranlık uyandıran ve hala geçerliliğini koruyabilen Averroès et l’Averroisme isimli eserinde çizdiği tablo bilim tarihçiliğinin nadir çıkışlarından birisidir. Arapça’nın 4./10. yüzyılda İspanya Müslümanları, Hıristiyanları ve Yahudilerinin ortak dili olması düşüncesinden hareketle Renan, Yahudilerin, Arap-İslam felsefesinin Avrupa’da yayılmasında önemli bir rol oynadıkları görüşüne ulaşmıştı. Ona göre, Yahudilerin Orta Çağ’daki yazılı kültürü, İslam kültürünün yansımasından başka bir şey değildir, örneğin Maimonides (İbn Meymun)’ten beri Yahudi felsefesinin Arap felsefesinin bir yansımasından ibaret olduğu gibi, Maimonides ekolünün tamamı Averroes (İbn Rüşd)’un peripatetik (meşşaiyye) öğretisine sadık kalmıştır. Geneli itibariyle Yahudi felsefesi onların Barselona, Saragossa, Narbonne, Montpellier, Lunel, Beziers, l’Argentière ve Marsilya gibi Hıristiyan şehirlere çekilmelerinden sonra bile Araplarınkinin karakterini taşımaktadır. Arapça eserlerin İbranice’ye çevirileri bağlamında Renan’da ilginç bir bulguya rastlamaktayız: Arapça kelimeler ya muhafaza edilmişler ya da başka bir anlama sahip olsalar bile aynı kökten gelen İbrani kelimelerle ifade edilmişlerdir. Bir diğer deyimle metin, çevirilmekten ziyade taklit edilmiştir. ", "question": "Maimonides ekolünün tamamı Averroes (İbn Rüşd)’un hangi (meşşaiyye) öğretisine sadık kalmıştır.", "answers": {"answer_start": 901, "text": "peripatetik (meşşaiyye)"}}, {"id": "37", "context": "Arap felsefesinin hem İbrani aracılığıyla hem de doğrudan doğruya Latince’ye çevirilmesi sonucunda resepsiyon ve özümseme sürecinin Batı Avrupa’da nasıl yayıldığını ve Dominik tarikatı mensuplarında uyandırdığı kin, bu arada Raymundus Lullus’ta hücum ve direnme gayretleri uyandırdığını ustaca resmettikten sonra Renan, İbn Rüşd felsefesinin 13. yüzyılın başından itibaren İtalya’da gördüğü kabul konusunu ele almaktadır. Burada da Renan, yaratıcı ve çok bilgili kimliği eşliğinde, Arap peripatetik öğretisiyle 300 yıllık uğraşıları sonrasında 16. yüzyılda kendini göstermeye başlayan Averroism karşıtı reaksiyonların canlı bir tablosunu çizmektedir. Arap dilindeki astronomi ve astrolojinin Avrupa’yı ne kadar derinden etkilediğini en iyi şekilde, arabist olmayan bir bilim tarihçisi Pierre-Maurice-Marie Duhem (1861-1916) Le système du monde. Histoire des doctrines cosmologiques de Platon a Copernic isimli anıtsal eserinin 2. , 3. ve 4. ciltlerinde göstermektedir. Gerçi daha önce, büyük arabist Carlo Alfonso Nallino Al-Battani sive Albatenii opus astronomicum adlı çalışmasında gelecekteki araştırmalara paha biçilmez işaretlerle rehberlik etmişti. Fakat Duhem’in ulaşabildiği astronomik-astrolojik içerikli Arapça eserlerin Latince çevirilerini, bu eserlerin etkisi altında doğan Avrupa’lı eserlerle yaptığı karşılaştırma suretiyle ulaştığı bilimsel sonuçlar, Arapça’dan çevirilen eserlerin sadece o özel alanla ilgili çevrelerde değil, bunun da ötesinde Avrupa düşünce tarihinde ne denli büyük etkide bulunduğunu kavramamıza yardım etmektedirler.", "question": "Pierre-Maurice-Marie Duhem arap dilindeki astronomi ve astrolojinin Avrupa’yı ne kadar derinden etkilediğini hangi eserinde göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 824, "text": "Le système du monde. Histoire des doctrines cosmologiques de Platon a Copernic isimli anıtsal eserinin 2. , 3. ve 4. ciltlerinde göstermektedir. "}}, {"id": "38", "context": "Müzik ve müzik teorisi alanında “Arap etkisi” problemi, sevindirici ölçüde ve nispeten erken sayılabilecek bir dönemde çok geniş çaplı eserlerle ele alınmıştır. R.G. Kiesewetter ve J.G.L. Kosegarten’ın “Arap” müziğine ilişkin panaroma niteliğindeki ilk çalışmaları üzerinden henüz yüzyıl geçmemişti ki, İspanyol arabist Julian Ribera y Tarragó La música de las Cantigas adlı, Arap etkilerine ilişkin öncü bir çalışma ortaya koydu. Üç bölümlük çalışmanın birincisinde İslam dünyasında 12. yüzyıla kadar Arap müziği tarihini, ikinci bölümde bu müziğin İspanya’daki tarihini işlemektedir. Üçüncü bölüm, yazarın asıl hedefine adanmıştır: Arap müziğinin İspanyol müziğine ve Batı’daki troubadour müziğine olan etkisi. Ribera’nın fikirleri ve ulaştığı sonuçların –özellikle Ortaçağ’da Batı müziğine olan etkiler problemi bakımından– zayıf noktalar içermesi, birçok noktada geçerliliğinin bulunmaması ve karşı çıkılmaksızın kabul edilebilir olmaması anlayışla karşılanabilir.", "question": "İspanyol arabist Julian hangi eser  ile Arap etkilerine ilişkin öncü bir çalışmayı ortaya koymuştur?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Ribera y Tarragó La música de las Cantigas "}}, {"id": "39", "context": "Ribera’nın kaleme aldığı kitabın yayınlanmasından 3 yıl sonra Henry George Farmer, Clues for the Arabian influence on European musical theory isimli büyük sansasyon yaratan çalışmasını yayınladı. Hemen peşinden, müzik tarihçisi Kathleen Schlesinger’in The question of an Arabian influence on musical theory adlı eleştirisi izledi. 1929 yılında Londra’da Farmer’ın Arap müzik tarihini detaylı şekilde ele aldığı A history of Arabian music to the XIII th century isimli çalışması yayınlandı. 1930 yılında özellikle K. Schlessinger’in eleştirileriyle hesaplaştığı Historical facts for the Arabian musical influence (Londra) isimli çalışması yayınlandı. Farmer’ın bu sorunu yeni ve çok önemli tarzda ele alışından habersiz bulunan Otto Ursprung 1934 yılında onun eski çalışmasına çok sert bir reddiye yayınladı. ", "question": "The question of an Arabian influence on musical theory adlı eleştiri kime aittir?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Kathleen Schlesinger’in"}}, {"id": "40", "context": "Ribera’nın kaleme aldığı kitabın yayınlanmasından 3 yıl sonra Henry George Farmer, Clues for the Arabian influence on European musical theory isimli büyük sansasyon yaratan çalışmasını yayınladı. Hemen peşinden, müzik tarihçisi Kathleen Schlesinger’in The question of an Arabian influence on musical theory adlı eleştirisi izledi. 1929 yılında Londra’da Farmer’ın Arap müzik tarihini detaylı şekilde ele aldığı A history of Arabian music to the XIII th century isimli çalışması yayınlandı. 1930 yılında özellikle K. Schlessinger’in eleştirileriyle hesaplaştığı Historical facts for the Arabian musical influence (Londra) isimli çalışması yayınlandı. Farmer’ın bu sorunu yeni ve çok önemli tarzda ele alışından habersiz bulunan Otto Ursprung 1934 yılında onun eski çalışmasına çok sert bir reddiye yayınladı. ", "question": "Kathleen Schlesingerin eleştiri çalışmasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "The question of an Arabian influence on musical theory "}}, {"id": "41", "context": "Ribera’nın kaleme aldığı kitabın yayınlanmasından 3 yıl sonra Henry George Farmer, Clues for the Arabian influence on European musical theory isimli büyük sansasyon yaratan çalışmasını yayınladı. Hemen peşinden, müzik tarihçisi Kathleen Schlesinger’in The question of an Arabian influence on musical theory adlı eleştirisi izledi. 1929 yılında Londra’da Farmer’ın Arap müzik tarihini detaylı şekilde ele aldığı A history of Arabian music to the XIII th century isimli çalışması yayınlandı. 1930 yılında özellikle K. Schlessinger’in eleştirileriyle hesaplaştığı Historical facts for the Arabian musical influence (Londra) isimli çalışması yayınlandı. Farmer’ın bu sorunu yeni ve çok önemli tarzda ele alışından habersiz bulunan Otto Ursprung 1934 yılında onun eski çalışmasına çok sert bir reddiye yayınladı. ", "question": "Farmer’ın özellikle K. Schlessinger’in eleştirileriyle hesaplaştığı Historical facts for the Arabian musical influence (Londra) isimli çalışması ne zaman yayınlandı?", "answers": {"answer_start": 490, "text": "1930 "}}, {"id": "42", "context": "Ribera’nın kaleme aldığı kitabın yayınlanmasından 3 yıl sonra Henry George Farmer, Clues for the Arabian influence on European musical theory isimli büyük sansasyon yaratan çalışmasını yayınladı. Hemen peşinden, müzik tarihçisi Kathleen Schlesinger’in The question of an Arabian influence on musical theory adlı eleştirisi izledi. 1929 yılında Londra’da Farmer’ın Arap müzik tarihini detaylı şekilde ele aldığı A history of Arabian music to the XIII th century isimli çalışması yayınlandı. 1930 yılında özellikle K. Schlessinger’in eleştirileriyle hesaplaştığı Historical facts for the Arabian musical influence (Londra) isimli çalışması yayınlandı. Farmer’ın bu sorunu yeni ve çok önemli tarzda ele alışından habersiz bulunan Otto Ursprung 1934 yılında onun eski çalışmasına çok sert bir reddiye yayınladı. ", "question": "1934 yılında Farmer’ın eski çalışmasına çok sert bir reddiye yayınlayan kim?", "answers": {"answer_start": 727, "text": "Otto Ursprung"}}, {"id": "43", "context": "Farmer’ın Arap etkisini ele alan ve çok şiddetli eleştirilerle karşılaşan ana konuları ve hipotezleri, notalamaya ve erken dönem çoksesliliğe, solmisationa [do, re, mi... gibi hecelerin kullanımıyla oluşturulmuş ton sistemi], müzik aletlerine, notalara ve takt tarzına ilişkin sorulardır. Bu sorular etrafındaki tartışmaların birçoğunda asıl konu, 9. yüzyıldan beri Avrupa’da müzik alanında ortaya çıkan yeni unsurların Yunan-Bizans etkilerine mi yoksa Arap etkilerine mi bağlanacağı meselesidir. Farmer doğal olarak Arap müzik teorisinin Yunan temellerini yadsımıyordu, Arapların alınan öğretileri işledikleri ve sürekli bir şekilde geliştirdikleri inancındaydı. 1976 yılında bu konuya ilişkin iki çalışma yayınlandı. Bu çalışmalarda Farmer’ın sonuçları esaslı bir şekilde tartışıldı ve kısmen de işlendi. Bunlar Eva Ruth Perkuhn’un Die Theorien zum arabischen Einfluß auf die europäische Musik des Mittelalters ve Eckhard Neubauer’in Zur Rolle der Araber in der Musikgeschichte des europäischen Mittelalters isimli çalışmalarıdır. İlk çalışmanın sahibi, etki teorisine karşı prensipte karşı çıkmıyor, fakat yine de etno-müzikoloji tarafından Arap etkisi problemine ilişkin ortaya konulan çalışmalarda metodik ve teorik soruların yüzeysel ele alındığı fikrinde direniyor. Ona göre Arap [etkisi] teorisinin baş temsilcileri Ribera ve Farmer etno-müzikolog olmaktan çok arabisttirler ve hem Arap müzisyenlerin uygulamalarına hem de etnomüzikolojinin kültür-antropolojik problemlerine çok fazla vakıf değildirler. Onlar yöntemleri nedeniyle objektif olmaktan daha çok duygusal sebeplerden hareketle Arap müziği etkisi teorisine karşı çıkan ve çok bariz teorik tereddüt noktasında bir çok açıdan saldırı alanı bulabilen müzik bilim tarihi tarafından çok şiddetli eleştirileri üzerlerine çekmişlermiş. Hem Ribera hem de Farmer gelenek sürecine çok az dikkat etmişlermiş. Farmer alan daraltmasında, “şifahi“ aktarımı ele almada kaçınılmaz olan etnomüzikolojik yönleri bir yana bırakarak ve kendisini sadece müzik enstrümalarıyla sınırlayarak bir adım daha ileri gitmiş bulunuyormuş. Perkuhn böylelikle şu sonuca ulaşmaktadır: Orta Çağ Avrupası müzik yapımının çeşitli alanları için savunulan Arap müziği etkisi teorisinin nihai anlamda temellendirilmesi kelimenin tam anlamıyla ancak şu koşulla gerçekleşebilir: Eğer Arap müzik kültürü araştırmaları bir yeniden ele alış ve kontrole tabi tutulur, genel standart, lexikografik bilgi, etnomüzikolojik ve kültür antropolojik düşüncelerle karşı karşıya getirilirse. ", "question": "1976 yılında  Farmer’ın sonuçlarının esaslı bir şekilde tartışıldığı ve kısmen de işlendiği  kaç çalışma yayınlandı?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "iki "}}, {"id": "44", "context": "Farmer’ın Arap etkisini ele alan ve çok şiddetli eleştirilerle karşılaşan ana konuları ve hipotezleri, notalamaya ve erken dönem çoksesliliğe, solmisationa [do, re, mi... gibi hecelerin kullanımıyla oluşturulmuş ton sistemi], müzik aletlerine, notalara ve takt tarzına ilişkin sorulardır. Bu sorular etrafındaki tartışmaların birçoğunda asıl konu, 9. yüzyıldan beri Avrupa’da müzik alanında ortaya çıkan yeni unsurların Yunan-Bizans etkilerine mi yoksa Arap etkilerine mi bağlanacağı meselesidir. Farmer doğal olarak Arap müzik teorisinin Yunan temellerini yadsımıyordu, Arapların alınan öğretileri işledikleri ve sürekli bir şekilde geliştirdikleri inancındaydı. 1976 yılında bu konuya ilişkin iki çalışma yayınlandı. Bu çalışmalarda Farmer’ın sonuçları esaslı bir şekilde tartışıldı ve kısmen de işlendi. Bunlar Eva Ruth Perkuhn’un Die Theorien zum arabischen Einfluß auf die europäische Musik des Mittelalters ve Eckhard Neubauer’in Zur Rolle der Araber in der Musikgeschichte des europäischen Mittelalters isimli çalışmalarıdır. İlk çalışmanın sahibi, etki teorisine karşı prensipte karşı çıkmıyor, fakat yine de etno-müzikoloji tarafından Arap etkisi problemine ilişkin ortaya konulan çalışmalarda metodik ve teorik soruların yüzeysel ele alındığı fikrinde direniyor. Ona göre Arap [etkisi] teorisinin baş temsilcileri Ribera ve Farmer etno-müzikolog olmaktan çok arabisttirler ve hem Arap müzisyenlerin uygulamalarına hem de etnomüzikolojinin kültür-antropolojik problemlerine çok fazla vakıf değildirler. Onlar yöntemleri nedeniyle objektif olmaktan daha çok duygusal sebeplerden hareketle Arap müziği etkisi teorisine karşı çıkan ve çok bariz teorik tereddüt noktasında bir çok açıdan saldırı alanı bulabilen müzik bilim tarihi tarafından çok şiddetli eleştirileri üzerlerine çekmişlermiş. Hem Ribera hem de Farmer gelenek sürecine çok az dikkat etmişlermiş. Farmer alan daraltmasında, “şifahi“ aktarımı ele almada kaçınılmaz olan etnomüzikolojik yönleri bir yana bırakarak ve kendisini sadece müzik enstrümalarıyla sınırlayarak bir adım daha ileri gitmiş bulunuyormuş. Perkuhn böylelikle şu sonuca ulaşmaktadır: Orta Çağ Avrupası müzik yapımının çeşitli alanları için savunulan Arap müziği etkisi teorisinin nihai anlamda temellendirilmesi kelimenin tam anlamıyla ancak şu koşulla gerçekleşebilir: Eğer Arap müzik kültürü araştırmaları bir yeniden ele alış ve kontrole tabi tutulur, genel standart, lexikografik bilgi, etnomüzikolojik ve kültür antropolojik düşüncelerle karşı karşıya getirilirse. ", "question": "Ribera ve Farmer’ın  Arap müzisyenlerin uygulamalarına  hem de etno- müzikolojinin kültür-antropolojik problemlerine çok fazla vakıf olmadıklarını söyleyen kimdir?", "answers": {"answer_start": 814, "text": "Eva Ruth Perkuhn"}}, {"id": "45", "context": "Bir arabist ve müzik tarihçisinin kaleminden çıkan ikinci çalışma bize sadece H.G. Farmer’ın eserleri ve başarıları hakkında uygun hükümler vermemizi sağlamakla kalmıyor bunun ötesinde, yapılan en yeni araştırmaların sonuçlarını da ortaya koyuyor: 1930 yılında İngiliz müzik araştırmacısı Henry George Farmer, Arapların müzik alanındaki etkilerine ilişkin teorileri özetlemiş ve bu teorileri özenle belirleyerek kendisinin ulaştığı birçok araştırma sonuçlarını eklemiştir. Onun Historical facts for the Arabien musical influence isimli çalışması çok tepki ile karşılaşmış ise de, şimdiye dek çürütülememiştir. Farmer’ın ele aldığı ve bu kitabında daha derinleştirdiği konulara hem Araplarda hem de Avrupa Ortaçağı’nda rastlanan enstrümental müzik notasyon denemeleri dahildir. Burada esas olan, tıpkı Eski Yunan’da bilindiği üzere, tonların adlandırılmasında harfler, derecelendirilmesinde ise –kökeni muhtemelen Yakın Doğu antikitesine uzanan– çizgiler kullanılmasıdır. Arap melodileri yazıyla, tonun süresi ve ritimi belirti heceleriyle veya rakamlarla tespit ediyor, gerçekte bunu bize ulaşan çok kısıtlı sayıdaki dokümandan çıkarsayabileceğimizin çok daha öncesinde ve sıklıkla yapmakta idiler. Tonları harflerle gösteren bir nota tabelası bize 10. yüzyıldan ulaşmış bulunmaktadır. Ayrıca, Ebu el-Ferec el-İşfehani’nin Büyük Şarkılar Kitabı [Kitab el-Egani el-Kebir], İshak el-Mavşıli ile ilgili 9. yüzyıl olarak tarihlendirilebilen bir haber muhafaza etmektedir. Bu habere göre İshak, bir meslektaşına bütün tizlikler, ses ton süreleri ve duraklar hakkındaki bilgileri de içeren yeni bir besteyi yazılı formda yollamıştır. Meslektaşı bu sayede, bir kere bile duymaksızın parçayı doğru olarak söylemiştir. İbn Sina 11. yüzyılın başında, hiç bir şarkının daha önceden özenli ve tam şekilde, hem tonun tizliğine, hem de süresine göre kağıt üzerinde tespit edilmedikçe öğrenilmemesini şart koşuyordu. Bizlere ulaştığı kadarıyla Arap notasyonunun çoğu ud ile ilişkilidir. Avrupa’nın alfabetik notasyonu da diğer enstrümentalistlerden sonra Notker Labeo (ö.1022)’dan ortaya çıkmış ve ilkin (vurma ve yaygı çalgılar) lira ve rota için kullanılmıştır. Yani başlangıçta her iki tarafta da ortak bir gelenek var görünüyor. Fakat İbn Sina’nın hayatta olduğu dönemde tizliği yazıya dökmedeki yenilikler hemen hemen aynı zamanda ve aynı prensip doğrultusunda Hermannus Contractus (ö.1054) tarafından (Avrupa’ya) sokulmuş ve aynı zamanda Bizans’ta ortaya çıkıyorsa, bunun için Arap bir örnek dışında başka bir şey söz konusu bile olamaz. Ayrıca Hermannus Contractus Arap doğa bilimlerini yakından tanıyordu. ", "question": "İbn Sīnā 11.yüzyılın başında nasıl bir şart koşuyordu?", "answers": {"answer_start": 1836, "text": "kağıt üzerinde tespit edilmedikçe öğrenilmemesini "}}, {"id": "46", "context": "Bir arabist ve müzik tarihçisinin kaleminden çıkan ikinci çalışma bize sadece H.G. Farmer’ın eserleri ve başarıları hakkında uygun hükümler vermemizi sağlamakla kalmıyor bunun ötesinde, yapılan en yeni araştırmaların sonuçlarını da ortaya koyuyor: 1930 yılında İngiliz müzik araştırmacısı Henry George Farmer, Arapların müzik alanındaki etkilerine ilişkin teorileri özetlemiş ve bu teorileri özenle belirleyerek kendisinin ulaştığı birçok araştırma sonuçlarını eklemiştir. Onun Historical facts for the Arabien musical influence isimli çalışması çok tepki ile karşılaşmış ise de, şimdiye dek çürütülememiştir. Farmer’ın ele aldığı ve bu kitabında daha derinleştirdiği konulara hem Araplarda hem de Avrupa Ortaçağı’nda rastlanan enstrümental müzik notasyon denemeleri dahildir. Burada esas olan, tıpkı Eski Yunan’da bilindiği üzere, tonların adlandırılmasında harfler, derecelendirilmesinde ise –kökeni muhtemelen Yakın Doğu antikitesine uzanan– çizgiler kullanılmasıdır. Arap melodileri yazıyla, tonun süresi ve ritimi belirti heceleriyle veya rakamlarla tespit ediyor, gerçekte bunu bize ulaşan çok kısıtlı sayıdaki dokümandan çıkarsayabileceğimizin çok daha öncesinde ve sıklıkla yapmakta idiler. Tonları harflerle gösteren bir nota tabelası bize 10. yüzyıldan ulaşmış bulunmaktadır. Ayrıca, Ebu el-Ferec el-İşfehani’nin Büyük Şarkılar Kitabı [Kitab el-Egani el-Kebir], İshak el-Mavşıli ile ilgili 9. yüzyıl olarak tarihlendirilebilen bir haber muhafaza etmektedir. Bu habere göre İshak, bir meslektaşına bütün tizlikler, ses ton süreleri ve duraklar hakkındaki bilgileri de içeren yeni bir besteyi yazılı formda yollamıştır. Meslektaşı bu sayede, bir kere bile duymaksızın parçayı doğru olarak söylemiştir. İbn Sina 11. yüzyılın başında, hiç bir şarkının daha önceden özenli ve tam şekilde, hem tonun tizliğine, hem de süresine göre kağıt üzerinde tespit edilmedikçe öğrenilmemesini şart koşuyordu. Bizlere ulaştığı kadarıyla Arap notasyonunun çoğu ud ile ilişkilidir. Avrupa’nın alfabetik notasyonu da diğer enstrümentalistlerden sonra Notker Labeo (ö.1022)’dan ortaya çıkmış ve ilkin (vurma ve yaygı çalgılar) lira ve rota için kullanılmıştır. Yani başlangıçta her iki tarafta da ortak bir gelenek var görünüyor. Fakat İbn Sina’nın hayatta olduğu dönemde tizliği yazıya dökmedeki yenilikler hemen hemen aynı zamanda ve aynı prensip doğrultusunda Hermannus Contractus (ö.1054) tarafından (Avrupa’ya) sokulmuş ve aynı zamanda Bizans’ta ortaya çıkıyorsa, bunun için Arap bir örnek dışında başka bir şey söz konusu bile olamaz. Ayrıca Hermannus Contractus Arap doğa bilimlerini yakından tanıyordu. ", "question": "tizliği yazıya dökmedeki yenilikler hemen hemen aynı zamanda ve aynı prensip doğrultusunda Hermannus Contractus tarafından  ne zaman avrupaya sokulmuştur?", "answers": {"answer_start": 2223, "text": " İbn Sina’nın hayatta olduğu dönemde"}}, {"id": "47", "context": "Gelişimin bir başka basamağı bizi Arezzolu Guido (ö.1050)’nun çizgisel notalamasına götürmektedir. Guido, üçten beşe kadar üstüste çizerek oluşturduğu çizgileri “Kiriş/ tel taklidi” olarak nitelemektedir. Bu çizgilerin iki tanesi renklendirilmiştir: “Parlak safran, üçüncü ton yerini alınca ışıldar, altıncı ise kızılboya olarak parlar” Guido’nun şimdiye kadar bizzat kendi çalışması ve başarısı olarak görülen bu sunum tarzı için kullandığı kaynaklar gizli kalsa da, Arapça kaynaklar en azından kiriş/tel, çizgiler ve renkler arasında bir bağlantı olduğuna ilişkin ikna edici bir açıklama sunmaktadır. ", "question": "Arapça kaynaklar hangi öğeler  arasında bir bağlantı olduğuna ilişkin ikna edici bir açıklama sunmaktadır", "answers": {"answer_start": 496, "text": "kiriş/tel, çizgiler ve renkler"}}, {"id": "48", "context": "Neubauer, Farmer karşıtlarının tepkisini çeken diğer noktalar hakkında açıklamalarını yaptıktan sonra şöyle devam etmekte: Arapça metinlerin çevirileri yoluyla başlayan etki konusunda sağlam bir zeminde bulunmaktayız. Müzik teorisi alanında, filozof Ebu Naşr el-Farabi (ö.950)’nin İlimlerin Sayımı [İhşa’ el-Ulum] isimli eserinin Latince’ye çevirilmesinin sebep olduğu teşvikler etkili olmuştur. Bu kitap vasıtasıyla Batı dünyası 12. yüzyılın ortalarında, musica mundana, humana ve instrumentalis (evren, insan ve enstrüman müziği) bölümlemeye ek olarak musica speculativa ve activada (teorik ve pratik müzik) bir başka bölümlemeyle tanıştı. Bu sınıflama aktif müzisyenin eyleminden türemektedir, “ya gözlemleyen ve araştıran (spekülatif) ya da eylemsel (aktif) olabilir”. Bu sınıflama daha önceleri Yunan müziği tarafından da biliniyordu, gelişmiş formda Orta Çağ yazınında yerini aldı ve orada hiç de azımsanmayacak derecede teorik bakış açısının “konu dairesinin zenginleştirilmesine” sebep oldu. \r", "question": "daha önceleri Yunan müziği tarafından da bilinen sınıflandırma nelerin oluşmasına sebep oldu", "answers": {"answer_start": 840, "text": "gelişmiş formda Orta Çağ yazınında yerini aldı ve orada hiç de azımsanmayacak derecede teorik bakış açısının “konu dairesinin zenginleştirilmesine” sebep oldu."}}, {"id": "49", "context": "Doğa-bilimsel ve felsefi Arapça eserlerin çevirisi zirve noktasına 12. ve 13. yüzyılda İspanya’da ulaştı. Çeviri faaliyetlerinin yaygınlaşması manidar bir tarzda ilk Avrupa üniversitelerinin kuruluşuyla aynı zamana rastlamıştır ve bu yeni üniversitelerin öğretim programlarını belirlemiştir. Bu süreçte İbn Sina’nın eserleri, bunlar arasında Latince Liber sufficientiae adıyla tanınan Kitab eş-Şifa isimli eserinin bazı bölümleri ön planda bulunmuştur \r", "question": "Doğa-bilimsel ve felsefi Arapça eserlerin çevirisi zirve noktasına nerede ulaştı?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "İspanya’da"}}, {"id": "50", "context": "Doğa-bilimsel ve felsefi Arapça eserlerin çevirisi zirve noktasına 12. ve 13. yüzyılda İspanya’da ulaştı. Çeviri faaliyetlerinin yaygınlaşması manidar bir tarzda ilk Avrupa üniversitelerinin kuruluşuyla aynı zamana rastlamıştır ve bu yeni üniversitelerin öğretim programlarını belirlemiştir. Bu süreçte İbn Sina’nın eserleri, bunlar arasında Latince Liber sufficientiae adıyla tanınan Kitab eş-Şifa isimli eserinin bazı bölümleri ön planda bulunmuştur \r", "question": "İbn Sīnā’nın Latince Liber sufficientiæ adıyla tanınan eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Kitab eş-Şifa"}}, {"id": "51", "context": "Avrupa, Araplar tarafından geliştirilen “müzik terapisi”nin teorisi ve pratiğine yine aynı çeviriler ve ilkin İspanya, İtalya ve Fransa üniversitelerindeki öğretim yoluyla ulaşmıştır. Ruhi rahatsızlıkların çalgı ve melodiler yoluyla dizginlenmesi Arap tedavisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Araplar, öğretilerini eski Yunan teorisinden ve geç dönem antikite pratik tecrübelerinden geliştirmişlerdir. Araplar, Sasani dönemi Farsların melankoliyi müzik yoluyla iyileştirmeye çalıştıklarını biliyorlardı, Platon sonrası ahlak öğretisi, (Yunanlardan beri kabul edilegelen) bedenin dört temel sıvısı ile ud telleri arasında bağlantı kurmaya kadar etkili oluyordu. \r", "question": "Platon sonrası ahlak öğretisinin etkisi nedir?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "bedenin dört temel sıvısı ile ud telleri arasında bağlantı kurmaya"}}, {"id": "52", "context": "Çok sayıda makale ve monografik çalışmayla 20. yüzyılın ikinci yarısında Heinrich Schipperges Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi konusunda büyük bir hizmet gerçekleştirdi. Kaleme aldığı çok sayıda makaleyi takdirle anarak, ele aldığımız konuyu geniş bir zeminde işleyen iki çalışması öncelikle dile getirilecektir. Bu iki çalışmadan Ideologie und Historiographie des Arabismus adını taşıyan ilkinde Schipperges, bildiğim kadarıyla, Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’da resepsiyon ve özümsenme fenomenini tarihi gelişim açısıyla değerlendirmek gibi zor bir ödevi üstlenen ilk kişidir. Bu fenomenin bilincine varıldığı tarihi başlangıç kabul etmekte ve 20. yüzyılın ortalarına kadarki gelişimi izlemektedir. Zengin içerikli çalışmalarında Schipperges, 13. yüzyıldan beri Arap-İslam kültür çevresinden alınan bilgi mirasına karşı oluşan düşmanca ve bu mirastan alınan bilim servetine karşı adil olmaya yönelik bütün çabalara rağmen, günümüz insanında bu mirasın büyük önemini hemen hemen tamamen inkara götüren tutumun net bir tablosunu çizmektedir. Schipperges için “Arabizm”, yüzlerce yıl çok güçlü etkilerde bulunan ve hala da etkilerine devam eden, onsuz, modern dünyanın kuruluşunu kavrayamayacağımız bir fenomendir. ", "question": "Çok sayıda makale ve monografik çalışmayla 20. yüzyılın ikinci yarısında Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi konusunda büyük bir hizmet gerçekleştiren kimdir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Heinrich Schipperges "}}, {"id": "53", "context": "Çok sayıda makale ve monografik çalışmayla 20. yüzyılın ikinci yarısında Heinrich Schipperges Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi konusunda büyük bir hizmet gerçekleştirdi. Kaleme aldığı çok sayıda makaleyi takdirle anarak, ele aldığımız konuyu geniş bir zeminde işleyen iki çalışması öncelikle dile getirilecektir. Bu iki çalışmadan Ideologie und Historiographie des Arabismus adını taşıyan ilkinde Schipperges, bildiğim kadarıyla, Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’da resepsiyon ve özümsenme fenomenini tarihi gelişim açısıyla değerlendirmek gibi zor bir ödevi üstlenen ilk kişidir. Bu fenomenin bilincine varıldığı tarihi başlangıç kabul etmekte ve 20. yüzyılın ortalarına kadarki gelişimi izlemektedir. Zengin içerikli çalışmalarında Schipperges, 13. yüzyıldan beri Arap-İslam kültür çevresinden alınan bilgi mirasına karşı oluşan düşmanca ve bu mirastan alınan bilim servetine karşı adil olmaya yönelik bütün çabalara rağmen, günümüz insanında bu mirasın büyük önemini hemen hemen tamamen inkara götüren tutumun net bir tablosunu çizmektedir. Schipperges için “Arabizm”, yüzlerce yıl çok güçlü etkilerde bulunan ve hala da etkilerine devam eden, onsuz, modern dünyanın kuruluşunu kavrayamayacağımız bir fenomendir. ", "question": "Heinrich Schipperges hangi konuda hizmet gerçekleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi "}}, {"id": "54", "context": "Çok sayıda makale ve monografik çalışmayla 20. yüzyılın ikinci yarısında Heinrich Schipperges Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi konusunda büyük bir hizmet gerçekleştirdi. Kaleme aldığı çok sayıda makaleyi takdirle anarak, ele aldığımız konuyu geniş bir zeminde işleyen iki çalışması öncelikle dile getirilecektir. Bu iki çalışmadan Ideologie und Historiographie des Arabismus adını taşıyan ilkinde Schipperges, bildiğim kadarıyla, Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’da resepsiyon ve özümsenme fenomenini tarihi gelişim açısıyla değerlendirmek gibi zor bir ödevi üstlenen ilk kişidir. Bu fenomenin bilincine varıldığı tarihi başlangıç kabul etmekte ve 20. yüzyılın ortalarına kadarki gelişimi izlemektedir. Zengin içerikli çalışmalarında Schipperges, 13. yüzyıldan beri Arap-İslam kültür çevresinden alınan bilgi mirasına karşı oluşan düşmanca ve bu mirastan alınan bilim servetine karşı adil olmaya yönelik bütün çabalara rağmen, günümüz insanında bu mirasın büyük önemini hemen hemen tamamen inkara götüren tutumun net bir tablosunu çizmektedir. Schipperges için “Arabizm”, yüzlerce yıl çok güçlü etkilerde bulunan ve hala da etkilerine devam eden, onsuz, modern dünyanın kuruluşunu kavrayamayacağımız bir fenomendir. ", "question": "Heinrich Schipperges  ele alınan  konuyu geniş bir zeminde işleyen  çalışmalarından birini söyleyiniz ?", "answers": {"answer_start": 345, "text": "Ideologie und Historiographie des Arabismus"}}, {"id": "55", "context": "Çok sayıda makale ve monografik çalışmayla 20. yüzyılın ikinci yarısında Heinrich Schipperges Arap-İslam tıbbının resepsiyonu ve özümsenmesi konusunda büyük bir hizmet gerçekleştirdi. Kaleme aldığı çok sayıda makaleyi takdirle anarak, ele aldığımız konuyu geniş bir zeminde işleyen iki çalışması öncelikle dile getirilecektir. Bu iki çalışmadan Ideologie und Historiographie des Arabismus adını taşıyan ilkinde Schipperges, bildiğim kadarıyla, Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’da resepsiyon ve özümsenme fenomenini tarihi gelişim açısıyla değerlendirmek gibi zor bir ödevi üstlenen ilk kişidir. Bu fenomenin bilincine varıldığı tarihi başlangıç kabul etmekte ve 20. yüzyılın ortalarına kadarki gelişimi izlemektedir. Zengin içerikli çalışmalarında Schipperges, 13. yüzyıldan beri Arap-İslam kültür çevresinden alınan bilgi mirasına karşı oluşan düşmanca ve bu mirastan alınan bilim servetine karşı adil olmaya yönelik bütün çabalara rağmen, günümüz insanında bu mirasın büyük önemini hemen hemen tamamen inkara götüren tutumun net bir tablosunu çizmektedir. Schipperges için “Arabizm”, yüzlerce yıl çok güçlü etkilerde bulunan ve hala da etkilerine devam eden, onsuz, modern dünyanın kuruluşunu kavrayamayacağımız bir fenomendir. ", "question": "Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri ne zaman hız kzanmıştır?", "answers": {"answer_start": 759, "text": "13. yüzyıldan beri"}}, {"id": "56", "context": "Arap-İslam bilimlerinin Avrupa’da alınmasına ve bunun etkisine ilişkin bilim-tarihsel fenomenin gerçeğe yakın bir tablosunu elde etme girişimimizde bize oldukça yardımcı olan Die Assimilation der arabischen Medizin durch das lateinische Mittelalter isimli ikinci çalışmasında, Schipperges ilgisini herşeyden önce şu konuya çeviriyor: Arap tıbbının resepsiyonu Latin Ortaçağında nasıl gerçekleşti? Schipperges resepsiyonu gerçekleşen bu tıp için Yunan-Arap nitelemesini kullanmaktadır ve bu ifadeden Arapİslam kültür çevresinde bu bilimde Yunan öncülerin çalışmaları üzerine kurulan “tedavi sanatı”nı anlamaktadır. Konuyu sınırladıktan sonra, herşeyden önce Arabizmin çok temel rol oynadığı bilinen 11. yüzyıldan 13. yüzyılın sonuna kadar uzanan bir zaman dilimini konu olarak almaktadır, bu hedefini şöylece çizmektedir: Burada Yunan-Arap tıbbının alınması sadece Latince çeviriler bakış açısıyla değerlendirilecek; araştırmamız çeviri yapan kişilerle ve onların kitaplarıyla sınırlı kalacak, bunların Arapça içerikleri ele alınmayacak, daha ziyade onların Latince el yazmalarıyla yetinilecektir. Schipperges kendisine düşen ödevin, resepsiyon döneminin zaman şartlarına bağlı anlayışlar açısından bütün Orta Çağ tıbbına sistematik bir şekilde bakmak olduğunu görmektedir. Bunu yaparken tıbbî materyali ve teoriyi bir yana bırakmaktadır. Schipperges, Arap- Latin çevirilerin Avrupa tıbbındaki önemine ilişkin soruda yüzlerce yılın hükmüne dair historiyografik bir genel bakış temelinde hedefine ulaşmaktadır.\r", "question": "Schipperges resepsiyonun gerçekleştirme sürecini ne zaman başlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 698, "text": "11. yüzyıldan"}}, {"id": "57", "context": "1127 yılında yani Constantinus’un ölümünden tam 40 yıl sonra, Antakyalı Stephanus bu kitabı, gerçek yazarı Ali b. el-Abbas adı altında bir kere daha Latince’ye çevirmiştir (Liber completus artis medicinae, qui dicitur regalis dispositio hali filii abbas…)55. Bu ifade, kendisini bu eserin yazarı gibi gösteren Constantinus’un şu iddiasının tam tersidir: Constantinus, bu bilimin faydasını kavrayarak, ilkin birçok Latince eseri incelemiş ve bu eserlerin ders için uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Daha sonra eski Yunan yazarlardan Hipokrat ve Galen’e, birkaç yüzyıl sonra yaşayan yazarlardan da Oribasius (Bizanslı)’a, Alexander (Trallesli)’e ve Paulus (Eginalı)’a dönmüştür. Fakat yalnızca Hipokrat’ı yani bu sanatın mükemmel ustasını taklit etmek istememiştir, çünkü onun eserleri çok açık ve seçik olmadığı gibi aynı zamanda kısadır. Galenos çok sayıda büyük eser kaleme almıştır… fakat bu eserlerin hacmi göz korkutucu şekilde büyük olduğundan çoğunlukla onun 16 eseri kullanılmaktadır56. Adı geçen eserin ikinci çevirmeni Antakyalı Stephanus tarafından Constantinus’a karşı ileri sürülen aşırmacılık suçlamasından sonra, Constantinus’un yazar olarak rolü günümüze kadar çok farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Constantinus aşırmacı olarak ayıplanmış, magister orientis et occidentis novusque effulgens Hippocrates (doğunun ve batının yeni ortaya çıkan Hipokrat’ı) olarak övülmüş ve deli rahip! diye aşağılanmıştır. 19. yüzyılın ortalarında bir Fransız tıp tarihçisi şu öneride bulunmaktaydı: Oluşturulacak bir Avrupalı bilim adamları kongresi Constantinus için ya Salerno körfezinde ya da Monte- Cassino tepesinde bir anıt dikmelidir. Julius Hirschberg’e göre düşünsel miras anlayışından nasibini alamamış olan Arap mürtet ve daha sonra Monte-Cassino’lu rahip57, diğer yandan Karl Sudhoff58 tarafından şöyle övülmektedir: Constantinus, Salerno’nun dilini çözdü. Onun etkisi altında, yetenekleriyle canlandırılan Orta Çağ tıbbının ilk yazını yaratıldı. Rahip kardeşlerinden Petrus Diaconus’un onun hakkındaki övgü dolu ifadelerinden bazıları aşırı olsa da, şu tartışılmazdır: Constantinus, Avrupa tıbbının üstadı (Magister Occidentis) olmuştur!. Sudhoff59, Constantinus’un birçok Arapça tıp kitabını Latince versiyonda kendi adıyla ortaya çıkarttığını biliyor, bu davranışı şu şekilde açıklıyordu: Tam anlamıyla doğulu yazarlar sözkonusu olduğunda hiçbir isim kaydetmiyor. Bir dizi küçük eser bu yazarlara ait olabilir, mesela cinsel ilişki, melankoli, unutkanlık, cüzam hakkındaki kitaplar gibi. Bu eserlerde yalnızca kendi adını zikretmiştir, tıpkı “Viaticus” ve “Pantegni” isimli, sadece Arapça’dan çeviri eserleri haksız olarak yalnızca kendi adıyla ortaya çıkarması gibi. Böyle yapmakla Constantinus, Müslüman bir yazarın ismini taşımadığı takdirde, bu eserlerin Salerno bilginleri tarafından daha kolay kabul edileceğini ümit etmiştir.\r", "question": "Constantinus, çevirdiği kitapları kendi adıyla yayınlamasını ne şekilde açıklıyor?", "answers": {"answer_start": 2436, "text": "cinsel ilişki, melankoli, unutkanlık, cüzam hakkındaki kitaplar gibi"}}, {"id": "58", "context": "Constantinus’un bir yandan elinde bulunan kitapçıktan bahsetmesi ve böylelikle ipucu vermesi, diğer yandan da kendisini bu kitabın yazarı olarak çok açık bir şekilde ileri sürmesi şaşılacak bir durumdur. Her halükarda bu kitap 800 yıl boyunca Constantinus’un kendi eseriymiş gibi tanındı. İlk olarak 1903 yılında Johannes Hirschberg, bunun huneyn b. İshak tarafından yazılan kitabın çevirisi olduğunu ispatlayabildi. Bundan daha şaşırtıcı olan, yine Hirschberg’in tesbit ettiği üzere, huneyn b. İshak’ın aynı kitabının başka bir Latince çevirisinin, bu sefer Galen’in Demetrio tarafından çevirilmiş bir eseriymiş gibi ortaya çıkması ve Avrupa’da yüzlerce yıl Galen’in adı altında yürürlükte kalmış olmasıdır. Constantinus’un kitabı bu diğer çeviri ile yani Galeni de oculis liber a Demetrio translatus ile birebir örtüşmektedir. Ne bir cümle fazla ne de bir cümle eksiktir ve incelenen konular da aynı dizide ele alınmaktadır, sadece bölümlerin taksiminde bir fazlalık vardır, ayrıca Constantinus’unki daha erken sona eriyor; zira onda kitabın son, yani göz merhemlerinden bahseden onuncu bölümü bulunmamaktadır.", "question": "Galen’in çevirisinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 757, "text": "Galeni de oculis liber a Demetrio translatus"}}, {"id": "59", "context": "Kitabın bu başlangıç ifadesi Constantinus’un Arapça kaynaklarını nasıl fena kullandığı hususunda oldukça ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Bunun Arapça aslının başlangıç sayfasıyla yapılan bir karşılaştırması göstermektedir ki o, gerçek yazarın adı yerine kendi adını geçirmektedir64. Constantinus külliyatından benzeri örnekleri çoğaltacak olsak da, kazandığımız bu tablo aynen kalacaktır. Constantinus’un adını taşıyan eserler çok serbest çevirilerdir, bazı yerler atlanmış, Arap hekimlerin, özellikle de bu eserlerin yazarlarının isimleri bertaraf edilmiştir. 11. yüzyılda Salerno’da ortaya çıkan bu tip Latince eserler, Schipperges’in ifadesiyle, tıp alanındaki ilk resepsiyon dalgasının65 sonucudur. Schipperges’e göre [tercüme edilen kitapların] aralarındaki konu sırası sistematik bir bütünlük yapısını tanıtmaktadır66. Ben bu noktada başka bir görüşe ulaşmaktayım: Külliyatın [Constantinus’un] orijinal kitapları, Kuzeybatı Afrika’da yaygın olan tıp eserlerinden oluşmaktadır. Constantinus’un seçkisi önceden tasarlanmış değildir, daha çok rastlantısaldır. O, çok büyük emek sarfetmeden toplayabileceği eserleri almış, bu Arapça eserleri Salerno’ya getirmiş ve rahip kardeşlerinin yardımıyla Latince’de olabildiğince erişilebilir kılmıştır. Kendisinden planlı sistematik bir çalışma beklenemez.", "question": "Constantinus’un adını taşıyan eserler nasıl nitelendirilir?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "serbest çevirilerdir"}}, {"id": "60", "context": "Kitabın bu başlangıç ifadesi Constantinus’un Arapça kaynaklarını nasıl fena kullandığı hususunda oldukça ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Bunun Arapça aslının başlangıç sayfasıyla yapılan bir karşılaştırması göstermektedir ki o, gerçek yazarın adı yerine kendi adını geçirmektedir64. Constantinus külliyatından benzeri örnekleri çoğaltacak olsak da, kazandığımız bu tablo aynen kalacaktır. Constantinus’un adını taşıyan eserler çok serbest çevirilerdir, bazı yerler atlanmış, Arap hekimlerin, özellikle de bu eserlerin yazarlarının isimleri bertaraf edilmiştir. 11. yüzyılda Salerno’da ortaya çıkan bu tip Latince eserler, Schipperges’in ifadesiyle, tıp alanındaki ilk resepsiyon dalgasının65 sonucudur. Schipperges’e göre [tercüme edilen kitapların] aralarındaki konu sırası sistematik bir bütünlük yapısını tanıtmaktadır66. Ben bu noktada başka bir görüşe ulaşmaktayım: Külliyatın [Constantinus’un] orijinal kitapları, Kuzeybatı Afrika’da yaygın olan tıp eserlerinden oluşmaktadır. Constantinus’un seçkisi önceden tasarlanmış değildir, daha çok rastlantısaldır. O, çok büyük emek sarfetmeden toplayabileceği eserleri almış, bu Arapça eserleri Salerno’ya getirmiş ve rahip kardeşlerinin yardımıyla Latince’de olabildiğince erişilebilir kılmıştır. Kendisinden planlı sistematik bir çalışma beklenemez.", "question": "Constantinus’un orijinal kitaplarının yaygın olarak tıp alanında oluştuğu yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "Kuzeybatı Afrika’da"}}, {"id": "61", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Constantinus’un eserlerinin Avrupa okullarına etkisi ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "hazırlayıcı etkide bulunmuştur."}}, {"id": "62", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Schippinges, Constantinus’u ne olarak nitelendirmekten kaçınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 789, "text": "aşırmacı olarak nitelemekten"}}, {"id": "63", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Schippinges eden dolayı Constantinus’u araştırmacı olarak nitelendirmekten kaçınmasına ne sebeptir?", "answers": {"answer_start": 713, "text": "Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi"}}, {"id": "64", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Schippinges’e göre Constantinus’un çalışmaları hangi terim ile nitelendirilemez?", "answers": {"answer_start": 871, "text": "alışıldık terim “resepsiyon” ile"}}, {"id": "65", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Schippinges’e göre Constantinus’un çalışmaları nasıl nitelendirilebilir?", "answers": {"answer_start": 1001, "text": "bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu"}}, {"id": "66", "context": "Constantinus’un yaptığı etkiye gelince, Schipperges şu görüştedir: Avrupa tıbbına bir stratejik etkide bulunamamıştır. Constantinus’un külliyatı Solerno için çok önemli olsa da, Avrupa’daki diğer okullara sadece hazırlayıcı etkide bulunmuştur. Bu yargılamasında Schipperges, tıp kitapları resepsiyonunun ilk dalgasını, İber Yarımadası üzerinden gerçekleşen ikinci dalga ile karşılaştırdığı açısından haklı olabilir, şu kadar var ki, hazırlayıcı etkinin önemi küçümsenemez. Üstelik yalnızca bir tanesi müstesna olmak üzere, onun yaklaşık yirmi eserin çevirisi daha iyi çevirilerle yerlerini kaybetmiş değil, bilakis onlar yüzlerce yıl Constantinus’un kendi eserleriymiş gibi elden ele dolaşmıştır. Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle ilişkisi sözkonusu olduğunda Schipperges onu aşırmacı olarak nitelemekten kaçınmaktadır. Ona göre, Constantinus’un çalışmaları alışıldık terim “resepsiyon” ile nitelendirilemez, onun yaptığı daha çok başlangıçtan beri, belirli bir organik amaç için yabancı bilgi malzemesinin bilinçli bir koadunasyonu (bir öğretinin geniş bir kitle için yorumlanması/ şerhi) ve adaptasyon formunda işlenmesi olarak nitelendirilebilir. Bu faaliyet için asimilasyon/ özümseme daha doğru bir ifadedir68. Ama ben şahsen, Schipperges’in Constantinus’un Latince’ye aktardığı eserlerle olan ilişkisinin tarzına ve şekline yönelik yaptığı bu nitelemelerde isabetli davrandığına inanmıyorum. Bence Constantinus’un çevirilerinde söz konusu olan husus, kendine has bir resepsiyon tarzıdır. Constantinus’un, çevirdiği eserlerin gerçek yazarlarının isimlerini saklamaya asla hakkı yoktu. Bu durum karşısında onun neden böyle davrandığı sorusunu cevaplandırmak gerekir. 1930 yılında buna ilişkin olarak Hermann Lehmann şöyle demektedir: Constantinus’un bu davranışıyla Salerno’daki yüksek okulun gözündeki üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından başka bir şey düşünemiyorum. Ben daha farklı bir açıklamaya varıyorum. Buna göre, Constantinus’un kendisine esas aldığı eserlerle olan bu aşırmacı ilişkisi birden çok faktörle izah edilebilir:\r", "question": "Hermann Lehmann, Constantinus’un çevirilerine kendi ismini yazması hakkında düşünmüştür?", "answers": {"answer_start": 1820, "text": "üstünlüğünü yüceltmek istemiş olacağından"}}, {"id": "67", "context": "1) Constantinus’un Arapça tıp kitaplarını Salerno’ya getirme kararı hakkındaki 13. yüzyıldan gelen bir rivayet son derece aydınlatıcıdır. Buna göre Constantinus, Salerno’daki bir hekime, orada Latin dilinde yeterli derecede tıp literatürünün olup olmadığını -ki bu henüz iddia edilemezdi- sormuştu. Orada pratik çalışmalar sonucunda Studio et exercitio tıp bilgisi elde edilmiş ve kullanılmıştır [diye cevaplamıştı].\r", "question": "Constantinus’un Kartaca’da topladığı Tıp kitaplarını nereye getirdi?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Salerno’ya"}}, {"id": "68", "context": "1) Constantinus’un Arapça tıp kitaplarını Salerno’ya getirme kararı hakkındaki 13. yüzyıldan gelen bir rivayet son derece aydınlatıcıdır. Buna göre Constantinus, Salerno’daki bir hekime, orada Latin dilinde yeterli derecede tıp literatürünün olup olmadığını -ki bu henüz iddia edilemezdi- sormuştu. Orada pratik çalışmalar sonucunda Studio et exercitio tıp bilgisi elde edilmiş ve kullanılmıştır [diye cevaplamıştı].\r", "question": "Constantinus’un Arapça tıp kitaplarını Salerno’ya getirme kararı hakkındaki rivayet kaçıncı yüzyılda gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "13. yüzyıldan"}}, {"id": "69", "context": "Constantinus bu cevaptan kendisinin kültür ödevini kavradı ve Kartaca’ya döndü ve 3 yıl boyunca yeniden tıp bilimiyle uğraşdı, çok sayıda Arapça tıp ders kitabı topladı… gemiye bindi … bir fırtınaya yakalandı…bu fırtınadan yazma hazinesi çok büyük zarar gördü…Geriye kalan eserlerle mutlu bir şekilde Salerno’ya ulaştı.\r", "question": "Constantinus kendi kültür ödevini kavradıktan sonra nereye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Kartaca’ya döndü"}}, {"id": "70", "context": "Constantinus bu cevaptan kendisinin kültür ödevini kavradı ve Kartaca’ya döndü ve 3 yıl boyunca yeniden tıp bilimiyle uğraşdı, çok sayıda Arapça tıp ders kitabı topladı… gemiye bindi … bir fırtınaya yakalandı…bu fırtınadan yazma hazinesi çok büyük zarar gördü…Geriye kalan eserlerle mutlu bir şekilde Salerno’ya ulaştı.\r", "question": "Kartaca’ya dönen Constantinus kaç yıl geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "3 yıl"}}, {"id": "71", "context": "Bizim dile getirdiğimiz soru açısından bu rivayetteki kesin sonucu temin eden olgu, Salerno’nun yukarı tarafında bulunan ve Constantinus’un da daha sonra üyesi olduğu Monte Cassino manastırı rahiplerinin tıpla ilgili çalışmalarının sadece pratik yönde olması ve en azından tıp alanında kitap yazma tecrübelerinin ya hiç olmaması, yada çok az olmasıdır. Bundan dolayıdır ki onlardan, Arapça’dan çevirilen kitapların yazarları konusunda Constantinus’un uygunsuz hareketi karşısında bir hayrete düşme beklenemezdi.\r", "question": "Constantinus’un da daha sonra üyesi olduğu manastırın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "Monte Cassino manastırı"}}, {"id": "72", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Schipperges’a göre , Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıç yılı  ne zamandır?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "12. yüzyılın ilk yarısında"}}, {"id": "73", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Schipperges’a göre , Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıç yeri nerededir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Toledo’da"}}, {"id": "74", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Ebū ʿAlī İbn Sīnā (Avicenna,1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "Kitab eş-Şifa"}}, {"id": "75", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Schipperges’e göre Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıç yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Toledo’da"}}, {"id": "76", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Arap kitapları 10. Yüzyılda hangi yarımadada tektük görülmeye başlandı?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "İber Yarımadası’nda"}}, {"id": "77", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Arapça kitapların Latince ‘ye tercümelerinin etkisiyle Toledo’da gerçekleşen resepsiyon hangisidir?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu"}}, {"id": "78", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Schipperges resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi nasıl niteler?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "yeni Aristoteles"}}, {"id": "79", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Schipperges’in yeni Aristoteles olarak nitelediği eser hangisidir?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "Kitab eş-Şifa"}}, {"id": "80", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Kitab eş-Şifa eserinin yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 755, "text": "Ebu Ali İbn Sina"}}, {"id": "81", "context": "Schipperges, Arap tıbbının ikinci resepsiyon evresinin başlangıcını zaman olarak 12. yüzyılın ilk yarısında, yer olarak 711 yılından 1085 yılına kadar Arap hakimiyetinde kalan Toledo’da görmektedir. Daha 10. yüzyılda İber Yarımadası’nda tektük görülmeye başlayan Arapça kitapların Latince’ye tercümelerinin etkisiyle de, Toledo’da Arapça Aristoteles’in yoğun bir resepsiyonu gerçekleşti. Bu şehir, Hıristiyanların eline geçtiğinde, galiplere Arap-İslam bilginliğinin yazılı birçok belgelerini sunmakla kalmamış, ayrıca dilsel ve kültürel bileşimi bakımından kapsamlı bir kültür alış-verişi için uygun atmosferi temin etmiştir. Bu resepsiyon dalgasıyla Avrupa’ya ulaşan peripatetik ansiklopediyi Schipperges yeni Aristoteles olarak nitelemektedir. Bu eser Ebu Ali İbn Sina (Avicenna, 980-1037)’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği Kitab eş-Şifa isimli eseridir.\r", "question": "Ebu Ali İbn Sina’nın Aristoteles külliyatını yeniden işlediği eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "Kitab eş-Şifa"}}, {"id": "82", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "El-Ḥāvī veya Continens adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "er-Razi’nin"}}, {"id": "83", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "El-Ḥāvī veya Continens adlı eser ilk defa kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "Ferec ben Salim"}}, {"id": "84", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasındaki önemli gördüğü çevirmen kimdir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "85", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecindeki önemli eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "Kitab el-kanun fi et-Tıbb"}}, {"id": "86", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Kitāb el-Ḳānūn fī eṭ-Ṭıbb (Liber canonis de medicina) isimli eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 772, "text": "Ebu Ali İbn Sina’nın"}}, {"id": "87", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": ": Kitāb el-Ḳānūn fī eṭ-Ṭıbb (Liber canonis de medicina) isimli eser kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "88", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Ebū el-Ḳāsım Ḫalef b. ʿAbbās ez-Zehrāvī kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "89", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasının en önemli yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "90", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "er-Razi’nin muhteşem en son eseri ilk olarak kaç yıl sonra çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "100 yıl sonra"}}, {"id": "91", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "er-Razi’nin muhteşem en son eseri 100 yıl sonra kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "Ferec ben Salim"}}, {"id": "92", "context": "Arap tıbbının Avrupa’da resepsiyonunun üçüncü dalgasını Schipperges Toledo’daki çeviri sürecinin daha da gelişmiş evresinde görmektedir. Bu dalga 12. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu evrenin en önemli çevirmeni Cremonalı Gerhard (yaklaşık 1114-1187)’dır. Ebu Bekir er-Razi (Rhazes, 865-925)’nin eserlerinden şu kitapları çevirmiştir: Kitab el-Manşuri fi et-Tıbb (Liber medicinalis ad Almansorem), Kitab et-Tekasim (Liber divisionis) ve Kitab el-Cederi ve-el-haşbe (De variolis et morbillis). Bu eserler dizisiyle patoloji ve terapinin temeli yeteri ölçüde atılmış oldu. er-Razi’nin muhteşem en son eseri el-havi veya Continens ilk olarak 100 yıl sonra Ferec ben Salim tarafından çevirildi, ve tamamlanmamış halde kaldı. Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu sürecinde Ebu Ali İbn Sina’nın Kitab el-kanun fi et-Tıbb (Liber canonis de medicina) isimli eseri çok önemlidir. Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevrilen bu eser kayıtsız şartsız Avrupa için bilimsel tıbbın temel kurallarının yasası olmuştur.\r", "question": "Toledo’daki Arap tıbbının resepsiyonu süresince çok önemli olan Kitab el-Kanun fi et-Tıbb eserinin yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 772, "text": "Ebu Ali İbn Sina’nın"}}, {"id": "93", "context": "Yine Cremonalı Gerhard tarafından çevirilen Ebu el-kasım halef b. Abbas ez-Zehravi (ö.400/1010 civarında)’nin tıbbın bütün alanlarına yönelik eğitim kitabının (et-Taşrif li-men Acize an et-Taşnif) cerrahiye ayrılmış 30. bölümü bu bağlamda anılmalıdır. Avrupa’da Cirurgia Albucasis veya Tractatus de operatione manus adıyla tanınan bu metin cerrahi dalını yüzlerce yıl etkilemiştir.\r", "question": "Cerrahi dalını yüzyıllarca etkileyen eser avrupa’da hangi adla anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "Cirurgia Albucasis"}}, {"id": "94", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Tıbba Giriş eseri de kime aittir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "huneyn b. İshak"}}, {"id": "95", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygın olan kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "Liber introduction in medicinam "}}, {"id": "96", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Liber introduction in medicinam  adlı eserin çevirisini kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Toledolu Marcus"}}, {"id": "97", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Constantinus Africanus’un Ysagoge lohannicii ad tegni Galieni adıyla anılan çevirisi hangi eserdir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Tıbba Giriş eseri"}}, {"id": "98", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Huneyn b. İshak’ın Tıbba giriş eseri Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında kim tarafından tedavüle sokulmuştur?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Toledolu Marcus"}}, {"id": "99", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Toledolu Marcus’un Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında tedavüle soktuğu eser hangisidir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Tıbba Giriş eseri"}}, {"id": "100", "context": "Ayrıca huneyn b. İshak (809-873)’ın Tıbba Giriş eseri de (el-Mudhal ila et-Tıbb veya Mesa’il fi et-Tıbb li-l-Müteallimin) burada anılmalıdır. Daha Constantinus Africanus’un Ysagoge Iohannicii ad tegni Galieni adıyla yaptığı çeviri aracılığıyla Avrupa’ya ulaşan bu eser, Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Toledolu Marcus isimli bir şahıs tarafından Liber introduction in medicinam ismiyle tedavüle sokulmuştur. Bu kitap Avrupa’daki tıp elkitaplarının en yaygınlarından biridir ve 17. yüzyıla kadar bütün üniversitelerde okunmuştur.\r", "question": "Toledolu Marcus’un Toledo tıp kitapları çeviri dalgası akıntısında Huneyn b. İshak’ın eserini hangi isimle tedavüle sokmuştur?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "Liber introduction in medicinam"}}, {"id": "101", "context": "Schipperges bu soruları yanıtlamak için dikkatini Fransa, İngiltere ve Güney İtalya’daki özümseme merkezlerine çevirmektedir. Daha 10. yüzyılın sonuna doğru Arap doğa bilimleriyle irtibata geçilmiş olan Chartres’da 12. yüzyıl, Aristoteles (Arabus) ve Arap astronomisi ve tıbbıyla tanışmaya şahit oldu. İspanya eyaletlerinin Hıristiyanlarca tekrar ele geçirilmesinden sonra Fransız eğitim kurumlarında Arap etkileri altındaki kültür merkezlerinden gelen Arap kültür birikiminin resepsiyonu gerçekleşmeye başladı. 12. yüzyılın başında güney Fransa’da, Arap bilimleriyle olan ilk temasın meyvesi sonucunda ortaya çıkan yeni bir bilimsel filizlenmenin ilk belgelerini bulmaktayız.\r", "question": "Schipperges 13. Yüzyıla ilişkin olarak açıklığa kavuşturmaya çalıştığı soruları yanıtlamak için dikkatini hangi özümseme merkezlerine çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Fransa, İngiltere ve Güney İtalya’daki"}}, {"id": "102", "context": "Schipperges bu soruları yanıtlamak için dikkatini Fransa, İngiltere ve Güney İtalya’daki özümseme merkezlerine çevirmektedir. Daha 10. yüzyılın sonuna doğru Arap doğa bilimleriyle irtibata geçilmiş olan Chartres’da 12. yüzyıl, Aristoteles (Arabus) ve Arap astronomisi ve tıbbıyla tanışmaya şahit oldu. İspanya eyaletlerinin Hıristiyanlarca tekrar ele geçirilmesinden sonra Fransız eğitim kurumlarında Arap etkileri altındaki kültür merkezlerinden gelen Arap kültür birikiminin resepsiyonu gerçekleşmeye başladı. 12. yüzyılın başında güney Fransa’da, Arap bilimleriyle olan ilk temasın meyvesi sonucunda ortaya çıkan yeni bir bilimsel filizlenmenin ilk belgelerini bulmaktayız.\r", "question": "Güney Fransa’da Arap bilimiyle olan ilk temasın meyvesi sonucunda ortaya çıkan yeni bir bilimsel filizlenmenin ilk belgelerini kaçıncı yüzyılın başlarında bulmaktayız?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "12. yüzyılın başında"}}, {"id": "103", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri kimdir?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir"}}, {"id": "104", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "Paris’teki okuma yasağı ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "1215 yılında"}}, {"id": "105", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "Paris’teki okuma yasağı ne zaman yaygınlaştı?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "1245 yılında"}}, {"id": "106", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "Paris’teki okuma yasağı kim tarafından yaygınlaştırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "Papa IV. Innozenz"}}, {"id": "107", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "12. Yüzyılın ortalarına doğru görüş alanına çıkan yeni bir çeviri merkezi nerededir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Toulouse’da"}}, {"id": "108", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "12. Yüzyılın ortalarına doğru görüş alanına çıkan yeni bir çeviri merkezi hangi ülke geleneğine dayanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Fransız geleneğine"}}, {"id": "109", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "12. Yüzyılın ortalarına doğru görüş alanına çıkan yeni bir çeviri merkezi hangi ülke eğitim merkezlerine köprü olacaktır?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "İspanyol eğitim merkezlerine"}}, {"id": "110", "context": "12. yüzyılın ortalarına doğru Toulouse’da yeni bir çeviri merkezi görüş alanına çıktı. Bu merkez Fransız geleneğine dayanmaktadır ve kısa bir süre sonra İspanyol eğitim merkezlerine köprü olacaktır. Toulouse okulunun 12. yüzyıldaki en önemli çevirmenleri Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir. Onların çevirdiği kitaplar ağırlıklı olarak astronomi, astroloji ve fizik alanına aittir. Toulouse okulu 13. yüzyılın başında başka bir önem daha kazandı: 1215 yılında Aristoteles’in Paris’te [okunma] yasağından sonra bu merkez, etkisi süren Aristoteles geleneğinin devamını garanti eden bir konuma geldi. Felsefe ve doğa bilimleri orada çok özel bir önem kazandılar. Gerçi bu yasak 1245 yılında Papa IV. Innozenz tarafından Toulouse Üniversitesi’nde de yaygınlaştırılmış ve 1263 yılında IV. Urban tarafından yinelenmiştir fakat bu fermanlar pratik bir etkide bulunamadılar.\r", "question": "Toulouse okulunun 12. Yüzyıldaki en önemli çevirmenleri kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": " Hermannus Dalmata ve Robertus Ketenensis’tir"}}, {"id": "111", "context": "Bu akımın en önemli temsilcisi Bathlı Adelard (ki, faaliyeti 1116 ve 1142 yıllarını kapsar)’dır. Fransa, İspanya, İtalya’da bulunan özümseme merkezlerindeki ve Suriye’deki uzun süreli ikametlerinden sonra İngiltere’ye geri döndü. Arapça’dan Latince’ye yaptığı çeviriler yoluyla Bathlı Adelard, önemli astronomik-astrolojik ve matematiksel bazı eserleri Avrupa’da erişilebilir kıldı. Muhtemelen o, Arap-İslam bilimlerinin yüksek seviyesinin kendi kültür çevresininkine karşı üstünlüğünü dile getiren sadece ilk İngiliz değil, belki de ilk Avrupalıdır. Yeni doğa bilim bilgileri İngiltere’de diğer aracı şahsiyetlerden birisi, 1079 yılından 1095 yılına kadar Hereford başpiskoposu olan Robertus de Losinga, bir diğeri de Malvernli Walcher (ö.1135)’dir. Bu Lothringen doğumlu bilgin İtalya’yı ziyaret etmiş ve 1091 yılında İngiltere’ye dönmüştü. O, özümseme sürecini Bathlı Adelard anlayışında devam ettirdi. Bundan başka ayrıca Malvern’de (Hereford civarında) Herefordlu Roger 12. yüzyılın ikinci yarısında arabist araştırmalar merkezi kurdu.\r", "question": "Anglo-Sakson akımının temsilcisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Bathlı Adelard"}}, {"id": "112", "context": "Bu akımın en önemli temsilcisi Bathlı Adelard (ki, faaliyeti 1116 ve 1142 yıllarını kapsar)’dır. Fransa, İspanya, İtalya’da bulunan özümseme merkezlerindeki ve Suriye’deki uzun süreli ikametlerinden sonra İngiltere’ye geri döndü. Arapça’dan Latince’ye yaptığı çeviriler yoluyla Bathlı Adelard, önemli astronomik-astrolojik ve matematiksel bazı eserleri Avrupa’da erişilebilir kıldı. Muhtemelen o, Arap-İslam bilimlerinin yüksek seviyesinin kendi kültür çevresininkine karşı üstünlüğünü dile getiren sadece ilk İngiliz değil, belki de ilk Avrupalıdır. Yeni doğa bilim bilgileri İngiltere’de diğer aracı şahsiyetlerden birisi, 1079 yılından 1095 yılına kadar Hereford başpiskoposu olan Robertus de Losinga, bir diğeri de Malvernli Walcher (ö.1135)’dir. Bu Lothringen doğumlu bilgin İtalya’yı ziyaret etmiş ve 1091 yılında İngiltere’ye dönmüştü. O, özümseme sürecini Bathlı Adelard anlayışında devam ettirdi. Bundan başka ayrıca Malvern’de (Hereford civarında) Herefordlu Roger 12. yüzyılın ikinci yarısında arabist araştırmalar merkezi kurdu.\r", "question": "1079 yılından 1095 yılına kadar Hereford başpiskoposu kimdir?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "Robertus de Losinga"}}, {"id": "113", "context": "Bu akımın en önemli temsilcisi Bathlı Adelard (ki, faaliyeti 1116 ve 1142 yıllarını kapsar)’dır. Fransa, İspanya, İtalya’da bulunan özümseme merkezlerindeki ve Suriye’deki uzun süreli ikametlerinden sonra İngiltere’ye geri döndü. Arapça’dan Latince’ye yaptığı çeviriler yoluyla Bathlı Adelard, önemli astronomik-astrolojik ve matematiksel bazı eserleri Avrupa’da erişilebilir kıldı. Muhtemelen o, Arap-İslam bilimlerinin yüksek seviyesinin kendi kültür çevresininkine karşı üstünlüğünü dile getiren sadece ilk İngiliz değil, belki de ilk Avrupalıdır. Yeni doğa bilim bilgileri İngiltere’de diğer aracı şahsiyetlerden birisi, 1079 yılından 1095 yılına kadar Hereford başpiskoposu olan Robertus de Losinga, bir diğeri de Malvernli Walcher (ö.1135)’dir. Bu Lothringen doğumlu bilgin İtalya’yı ziyaret etmiş ve 1091 yılında İngiltere’ye dönmüştü. O, özümseme sürecini Bathlı Adelard anlayışında devam ettirdi. Bundan başka ayrıca Malvern’de (Hereford civarında) Herefordlu Roger 12. yüzyılın ikinci yarısında arabist araştırmalar merkezi kurdu.\r", "question": "12. yüzyılın ikinci yarısında arabist araştırmalar merkezini kim kurdu?", "answers": {"answer_start": 958, "text": "Herefordlu Roger"}}, {"id": "114", "context": "Arabizm ve İngiltere konusu bağlamında Robertus Ketenensis adı unutulmamalıdır. Gerçi o bir İngiliz değildi fakat Schipperges’e göre, doğrudan doğruya Bathlı Adelard’ın geleneğini izlemiştir. Eğitimini ve donanımını Arap İspanya’ya borçludur. Chartres Okulu’nda faaliette bulunmuştur ve 1147 yılından itibaren Londra’da olduğu saptanabiliyor. Arap cebirini ve kimyasını İngiliz okullarına getiren odur.\r", "question": "Schipperges’e göre, doğrudan doğruya Bathlı Adelard’ın geleneğini  kim izlemiştir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Robertus Ketenensis"}}, {"id": "115", "context": "Anglo-Sakson resepsiyon ve özümseme hareketinin önemli bir temsilcisi olarak 12. yüzyılın ikinci yarısında karşımıza Morleyli Daniel çıkmakta. Cremonalı Gerhard’ın öğrenci halkasına dahil olduğu Toledo’daki ikametinden sonra 1177 yılında çok sayıda Arapça kitapla memleketine döndü. Bizzat kendisinin bu eserlerden çeviri yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Arabizm anlamındaki etkisi Liber de naturis inferiorum et superiorum isimli eserinden daha çok kişisel aracılığıyla olmuştu.\r", "question": "Anglo-Sakson resepsiyon ve özümseme hareketinin 12. yüzyılın ikinci yarısındaki temsilcisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Morleyli Daniel"}}, {"id": "116", "context": "Anglo-Sakson resepsiyon ve özümseme hareketinin önemli bir temsilcisi olarak 12. yüzyılın ikinci yarısında karşımıza Morleyli Daniel çıkmakta. Cremonalı Gerhard’ın öğrenci halkasına dahil olduğu Toledo’daki ikametinden sonra 1177 yılında çok sayıda Arapça kitapla memleketine döndü. Bizzat kendisinin bu eserlerden çeviri yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Arabizm anlamındaki etkisi Liber de naturis inferiorum et superiorum isimli eserinden daha çok kişisel aracılığıyla olmuştu.\r", "question": "Anglo-Sakson resepsiyon ve özümseme hareketinin önemli bir temsilcisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Morleyli Daniel"}}, {"id": "117", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "Kayser II. Friedriche dönemi hangi yıllar arasıdır?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "1212-1250"}}, {"id": "118", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": ": Kayser II. Friedriche neden Arap kültürüne yönelmiştir?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle"}}, {"id": "119", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "II.Friedrich’in bilginler arasındaki en önemli şahsiyet olarak belirttiği kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "Michael Scotus’dur."}}, {"id": "120", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "Michael Scotus’un mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 879, "text": "filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen"}}, {"id": "121", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "Michael Scotos Toledo ve Bolonga’daki faaliyetlerinden sonra nereye çağrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 983, "text": "Palermo’ya"}}, {"id": "122", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "Toledo ve Bolonga’daki faaliyetlerinden sonra Palermo’ya  kim çağrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "Michael Scotus"}}, {"id": "123", "context": "Schipperges, Arap tıbbının Avrupa ortaçağında alınıp benimsenmesi konusundaki genel panoramayı, İtalya güneyindeki özümseme akımları hakkındaki bölümle sonlandırmaktadır. Çok değerli açıklamaları, Arap fethinden sonra 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar doğu ile batı kültürleri arasında doğal bir bağlantı noktası olan Sicilya’daki durum hakkında canlı bir tablo sunmaktadır. Orada özümseme süreci özellikle Kayser II. Friedrich (dönemi: 1212-1250) şahsıyla yeni bir nitelik kazandı. Kayser kişisel eğilimi ve özel temaslar nedeniyle Arap kültürüne yönelmişti. Bunun hangi tarzda ve bu temaslardan doğan ürünlerin ne kadar önemli olduğuna ilişkin soruya başka bir bağlamda değineceğiz. Burada sadece, özümseme sürecine dahil olan ve Schipperges tarafından bildirilen bilginlerin isimleri anılacaktır. II. Friedrich’in bilginler halkasındaki en önemli şahsiyet Michael Scotus’dur. Bu filozof, kimyacı, astrolog ve çevirmen, Toledo ve Bologna’daki faaliyetlerinden sonra Kayser tarafından Palermo’ya çağrıldı. Michael Scotus, Sicilya’daki çeviri periyoduna İspanya’nın bilimsel geleneğinin ruh ve tekniğini beraberinde getirdi, bilhassa yeni Aristoteles [Aristoteles Arabus], meteoroloji ve kimya alanındaki bilgisini. Onun tarafından Palermo’da çevirilen eserler burada dile getirilmeyecektir, ama yine de Schipperges’e dayanarak Michael Scotus adına deforme olan çeviri yazını eğilimine işaret etmek istiyorum. Bu eğilim, bilimler tarihi açısından, kaynaklarla ne kadar berbat bir ilişki içinde bulunulduğunu göstermektedir ve 14. ve 15. yüzyılda fevkalade bilimsel olmayan ve karmakarışık risaleler doğurmuştur. Paris’teki bir el yazmasına göre Michael Scotus Averroes’u [İbn Rüşd] Yunanca’dan çevirmiştir! Çok daha vahim bir örnekte, 16. yüzyıldan kalma bir el yazması, uydurma bir Arapça metin üzerinde yeşil, kırmızı ve siyah renklerde yazılmış Latince şerhler içermektedir. Sözde Arapça olan yazı, ki yazarının Praglı Michael Scotus olduğu anlaşılmaktadır, “secreta naturae” başlığı altında birçok batıl inancı tıbba sokmaktadır. Schipperges’in de işaret ettiği gibi, bilim tarihi açısından önemli olan, tıbba astrolojinin ve büyünün karıştırılması eğilimi ve bu öğretinin Arap otoritelere dayandırılarak tedavüle çıkarılması 16. yüzyılın başlarına kadar takip edilebilir.\r", "question": "Toledo ve Bolonga’daki faaliyetlerinden sonra Palermo’ya  Michael Scotus kim tarafından çağrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 965, "text": "Kayser tarafından"}}, {"id": "124", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Endülüs coğrafyasının çevirisi kime aittir?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi"}}, {"id": "125", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": ": Endülüs coğrafyasının çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Gil Peres"}}, {"id": "126", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Arapça coğrafyası nasıl tanınmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla"}}, {"id": "127", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "İber Yarımadası ve tasviri hangi eserde yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "Historia"}}, {"id": "128", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserdeki İber Yarımadası ve tasvirinin Er-Razi’nin kitabından alındığı araştırmasını yapan Orta Çağ Fransız uzman kimdir?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "P. Gautier Dalche"}}, {"id": "129", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Orta Çağ Fransız uzman P. Gautier Dalché hangi araştırmayı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 870, "text": "İber Yarımadası tasviri ve haritasını"}}, {"id": "130", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 1246, "text": "Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono"}}, {"id": "131", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono hangi yılda yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1233, "text": "1550"}}, {"id": "132", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono kim tarafından yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1320, "text": "Gian Battista Ramusio"}}, {"id": "133", "context": "Görünen o ki İber Yarımadası’nda çeviriler yoluyla belirli ölçüde tanınan Arapça coğrafya eserleri bile, İspanya’nın komşularında hiçbir ilgi görmemiştir. Bu gözlemi bir örnekle daha belirgin kılalım. Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Musa er-Razi (273-344/887- 955)’nin Endülüs coğrafyası Portekiz Kralı Denis (1279-1325)’in direktifiyle Arapça bilmeyen Gil Peres isimli bir keşiş tarafından Müslüman Maese Mohamed (el-Muallim Muhammed)’in şifahi çevirisine dayanılarak Portekizce’ye çevirilmiştir. Bu çeviriden bir Kastilyanca versiyon ve birçok Kastilce uyarlama ortaya çıkmıştır. Portekizce’ye çevrilmeden önce bu kitabın İspanya’da hayli ünlü olduğu anlaşılıyor. Orta Çağ uzmanı Fransız P. Gautier Dalche tarafından yapılan bir araştırma sonucunda biliyoruz ki Historia veya Chronica Pseudo-Isidoriana isimli eserin muhtemelen 12. yüzyılda yaşamış olan anonim yazarı, İber Yarımadası tasviri ve haritasını er-Razi’nin kitabından almıştır. Gerçi, Gautier Dalche burada Arap kültürünün Latin kültürüne olan etkisinin hassas bir olgusunu görme eğilimindedir, fakat bu durumda etkilemenin sadece İber Yarımadası ile sınırlı kaldığı görünmektedir. Avrupa’ya ulaşan tasvir karakterli Arap coğrafyasının şimdiye dek bilinen en eski eseri 1550 yılında Della descrittione dell’Africa et delle cose notabili che ivi sono adıyla Gian Battista Ramusio tarafından Navigationi et viaggi koleksiyonu içerisinde yayınlanan Afrika tasviridir. Bu tasvir, önceden İtalyan esaretine düşüp Leo Africanus adıyla vaftiz edilen kuzey Afrikalı el-hasan b. Muhammed el-Vezzan tarafından yazılmıştır. Bu kitabın hem haritalarıyla hem de mükemmel tasvirleriyle 16. ve 17. yüzyıl İtalyan bilginlerini derinden etkilediği hususu yukarıda (s. 77) anıldı\r", "question": "İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’nun toparlayıp yayınladığı eserin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 1353, "text": "Navigationi et viaggi"}}, {"id": "134", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "Geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olan eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "el-İdrisi’ye ait"}}, {"id": "135", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser hangi yılda basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "1592"}}, {"id": "136", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser nerede basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Roma’da"}}, {"id": "137", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser  1600 yılında hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "İtalyanca’ya"}}, {"id": "138", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eserin  İtalyanca çevirisi  hangi yılda  yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "1600"}}, {"id": "139", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser 1600 yılında kim tarafından İtalyancaya çevrildi?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "B. Baldi"}}, {"id": "140", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser  1619 yılında hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "Latince’ye"}}, {"id": "141", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eserin  Latince çevirisi  hangi yılda  yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "1619"}}, {"id": "142", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "El-İdrisi’ye ait olan eser  1619 yılında kimler tarafından Latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita"}}, {"id": "143", "context": "Yine hayrete düşüren bir diğer husus –haritaların aksine– yukarıda bahsedilen el-İdrisi’ye ait eser metninin geç dönemde ve aşırı kısaltılmış, hatta neredeyse tahrif edilmiş bir redaksiyonla Avrupa’da tanınmış olmasıdır. Bu metin ilkin 1592 yılında Roma’da basıldı ve 1600 yılında B. Baldi tarafından İtalyanca’ya ve 1619 yılında iki Maronit Gabriel Sionita ve Johannes Hesronita tarafından Latince’ye çevirildi. Fakat Latince çeviri, yazar elİdrisi adı anılmaksızın, Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası) diye yayınlandı ve uzunca bir süre bu şekilde alıntılandı. Arap-İslam beşeri coğrafyası geniş ölçüde ve uzun zaman İspanya dışı Avrupa’da bilinmemiş olarak kaldıysa da, bugün biz kuşkusuz, Arap-İslam kültür çevresine ait matematiksel coğrafya ve kartografyanın 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupalı ardıllarını çok derinden etkilediğini tespit edebiliyoruz.\r", "question": "1619’daki Latince çeviride , yazar el- İdrīsī nasıl anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Geographie Nubiensis (Sudanlının Coğrafyası)"}}, {"id": "144", "context": "Matematik coğrafya açısından öncelikle şu belirtilmelidir: Önemli bir bölümü kartografik ön bilgilendirmeden ve yaklaşık 8000 yerin koordinat çizelgelerinden oluşan Ptoleme Coğrafyası 15. yüzyıla kadar Latin dili bölgesinde bilinmiyordu. Kaybolduğu varsayılan Yunanca orijinalini ilk olarak Bizanslı Maximos Planudes 13. yüzyıldan 14. yüzyıla geçiş sırasında yeniden bulduğunu bildiriyor. Bu eserin Latince çevirisi Jacopo Angeli (Jacobus Angelus) tarafından 15. yüzyılın başlarında yapıldı.\r", "question": "Kaybolduğu varsayılan matematik coğrafyanın Yunanca orijinalini kim tarafından bulundu?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "Bizanslı Maximos Planudes"}}, {"id": "145", "context": "Matematik coğrafya açısından öncelikle şu belirtilmelidir: Önemli bir bölümü kartografik ön bilgilendirmeden ve yaklaşık 8000 yerin koordinat çizelgelerinden oluşan Ptoleme Coğrafyası 15. yüzyıla kadar Latin dili bölgesinde bilinmiyordu. Kaybolduğu varsayılan Yunanca orijinalini ilk olarak Bizanslı Maximos Planudes 13. yüzyıldan 14. yüzyıla geçiş sırasında yeniden bulduğunu bildiriyor. Bu eserin Latince çevirisi Jacopo Angeli (Jacobus Angelus) tarafından 15. yüzyılın başlarında yapıldı.\r", "question": "Matematik coğrafyanın Latince çevirisi kim tarafından yapıldı?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Jacopo Angeli"}}, {"id": "146", "context": "Matematiksel coğrafyanın Ebu er-Reyhan el- Biruni (ö.440/1048) tarafından yazılan temel eseri Tahdid Nihayat el-Emakin li-Taşhih Mesafat el-Mesakin ne yazık ki Avrupa’ya ulaşmadı. Enlem-boylam derecelerine ve bunların el-Biruni’den önceki zamanlarda nasıl ve hangi tarzda belirlendiğine ilişkin bir tasavvuru Avrupa, daha 10. yüzyılda Arap İspanya’yla temas sayesinde tektük halde ve daha sonra 11. yüzyılda bu kavramların ve hesaplama işleminin önemli bir yer tuttuğu ilk Arapça astronomik eserlerin yoğun bir şekilde çevirilmesiyle elde etmişti.\r", "question": "Matematiksel coğrafyanın yazıldığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Tahdid Nihayat el-Emakin li-Taşhih Mesafat el-Mesakin"}}, {"id": "147", "context": "Matematiksel coğrafyanın Ebu er-Reyhan el- Biruni (ö.440/1048) tarafından yazılan temel eseri Tahdid Nihayat el-Emakin li-Taşhih Mesafat el-Mesakin ne yazık ki Avrupa’ya ulaşmadı. Enlem-boylam derecelerine ve bunların el-Biruni’den önceki zamanlarda nasıl ve hangi tarzda belirlendiğine ilişkin bir tasavvuru Avrupa, daha 10. yüzyılda Arap İspanya’yla temas sayesinde tektük halde ve daha sonra 11. yüzyılda bu kavramların ve hesaplama işleminin önemli bir yer tuttuğu ilk Arapça astronomik eserlerin yoğun bir şekilde çevirilmesiyle elde etmişti.\r", "question": "Matematiksel coğrafyanın yazıldığı Taḥdīd Nihāyāt el-Emākin li-Taṣḥīḥ Mesāfāt el-Mesākin adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": " Ebu er-Reyhan el- Biruni"}}, {"id": "148", "context": "Henüz 10. yüzyılda, daha sonra Papa II. Silvester olacak Aurillaclı Gerbert (ö.1003)’e atfedilen usturlabın taşıdığı iç diskte bazı enlem bilgileri görülüyor. Kaydedilen değerlerin ve çizgilerin üçü İslam dünyasında bulunan bölgelerle ilgilidir, 4. enlem derecesi (42°) Roma’yla ilgilidir. Bu değer de (41°40’ olarak) 9. yüzyıldan beri Arap koordinat çizelgelerinde kaydedilmiş olan enlem derecelerine aittir. Oysaki Gerbert’in yazıları, onun matematiksel coğrafya bilgisine sahip olduğuna dair herhangi bir unsur içermemektedir.\r", "question": "Arapça astronomik eserler 10.yy da kime atfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "Aurillaclı Gerbert"}}, {"id": "149", "context": "Yedi iklim çizelgesini taklit halde alıntılayan bildiğimiz en eski Latince eser, Benedikt rahipler grubu mensubu Hermannus Contractus (Reichenaulu Hermann, 1034-1054)’un yazar olarak gösterildiği De compositione astrolabii isimli eserdir.\r", "question": "Benedikt rahipler grubu mensubu yazar olarak kimi göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Hermannus Contractus (Reichenaulu Hermann, 1034-1054)"}}, {"id": "150", "context": "Yedi iklim çizelgesini taklit halde alıntılayan bildiğimiz en eski Latince eser, Benedikt rahipler grubu mensubu Hermannus Contractus (Reichenaulu Hermann, 1034-1054)’un yazar olarak gösterildiği De compositione astrolabii isimli eserdir.\r", "question": "Benedikt rahipler grubu mensubu Hermannus Contractus’un  yazar olarak gösterildiği eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "De compositione astrolabii"}}, {"id": "151", "context": "Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonu sürecinin hayli ilerlediği 12. yüzyılın ilk yarısında belirli kavramlar, definisyonlar, yöntemler ve matematiksel coğrafyanın verileri Arap astronomisinin bazı elkitaplarının tercümesiyle Avrupa’ya ulaşmıştır. 1120 ve 1130 yılları arasında Bathlı Adelard, Muhammed b. Musa el-harizmi (el-Me’mun döneminde faaliyette bulundu, 198-218/813-833)’nin Ebu el-kasım Mesleme b. Ahmed el-Mecriti (ö.398/1007) tarafından yeniden gözden geçirilen astronomik çizelgelerini çevirdi. Latin dünyasına sinüsün fonksiyonu ve kullanılışı sadece bu yolla ulaşmış değildir. Matematiksel coğrafyayla gelecekteki uğraşılarda yardımcı araç olarak çok daha önemlisi, bu çizelgede bildirilen ve herhangi bir yerin enlemini bulmaya yarayan dört kuraldır. Böylelikle ilk olarak el-harizmi’de karşılaşılan şu metot bilinir hale geldi: Bir dolay kutupsal yıldızının bulunduğu en üst ve en alt noktalardan kutup yüksekliğini ve bununla ilişkili olarak bir yerin coğrafi enlemini belirleme. Ayrıca anılmalıdır ki “algorithmus” terimi ve bu terimle ilintili olan türevler, bu matematikçi ve astronom el- harizmi adının bozulmuş şekline bağlı bulunuyor.\r", "question": "1120-1130 astronomik çizelgeler kime aittir?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Muhammed b. Musa el-harizmi"}}, {"id": "152", "context": "Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonu sürecinin hayli ilerlediği 12. yüzyılın ilk yarısında belirli kavramlar, definisyonlar, yöntemler ve matematiksel coğrafyanın verileri Arap astronomisinin bazı elkitaplarının tercümesiyle Avrupa’ya ulaşmıştır. 1120 ve 1130 yılları arasında Bathlı Adelard, Muhammed b. Musa el-harizmi (el-Me’mun döneminde faaliyette bulundu, 198-218/813-833)’nin Ebu el-kasım Mesleme b. Ahmed el-Mecriti (ö.398/1007) tarafından yeniden gözden geçirilen astronomik çizelgelerini çevirdi. Latin dünyasına sinüsün fonksiyonu ve kullanılışı sadece bu yolla ulaşmış değildir. Matematiksel coğrafyayla gelecekteki uğraşılarda yardımcı araç olarak çok daha önemlisi, bu çizelgede bildirilen ve herhangi bir yerin enlemini bulmaya yarayan dört kuraldır. Böylelikle ilk olarak el-harizmi’de karşılaşılan şu metot bilinir hale geldi: Bir dolay kutupsal yıldızının bulunduğu en üst ve en alt noktalardan kutup yüksekliğini ve bununla ilişkili olarak bir yerin coğrafi enlemini belirleme. Ayrıca anılmalıdır ki “algorithmus” terimi ve bu terimle ilintili olan türevler, bu matematikçi ve astronom el- harizmi adının bozulmuş şekline bağlı bulunuyor.\r", "question": "Muḥammed b. Mūsā el-Ḫārizmī ’nin  astronomik çizelgeleri hangi yıllarda çizilmiştir?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "1120 ve 1130 yılları arasında"}}, {"id": "153", "context": "Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonu sürecinin hayli ilerlediği 12. yüzyılın ilk yarısında belirli kavramlar, definisyonlar, yöntemler ve matematiksel coğrafyanın verileri Arap astronomisinin bazı elkitaplarının tercümesiyle Avrupa’ya ulaşmıştır. 1120 ve 1130 yılları arasında Bathlı Adelard, Muhammed b. Musa el-harizmi (el-Me’mun döneminde faaliyette bulundu, 198-218/813-833)’nin Ebu el-kasım Mesleme b. Ahmed el-Mecriti (ö.398/1007) tarafından yeniden gözden geçirilen astronomik çizelgelerini çevirdi. Latin dünyasına sinüsün fonksiyonu ve kullanılışı sadece bu yolla ulaşmış değildir. Matematiksel coğrafyayla gelecekteki uğraşılarda yardımcı araç olarak çok daha önemlisi, bu çizelgede bildirilen ve herhangi bir yerin enlemini bulmaya yarayan dört kuraldır. Böylelikle ilk olarak el-harizmi’de karşılaşılan şu metot bilinir hale geldi: Bir dolay kutupsal yıldızının bulunduğu en üst ve en alt noktalardan kutup yüksekliğini ve bununla ilişkili olarak bir yerin coğrafi enlemini belirleme. Ayrıca anılmalıdır ki “algorithmus” terimi ve bu terimle ilintili olan türevler, bu matematikçi ve astronom el- harizmi adının bozulmuş şekline bağlı bulunuyor.\r", "question": "1120 ve 1130 yılları arasında Muḥammed b. Mūsā el-Ḫārizmī ’nin astronomik çizelgeleri kim tarafından yeniden gözden geçirilmişitir?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Muhammed b. Musa el-harizmi"}}, {"id": "154", "context": "Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonu sürecinin hayli ilerlediği 12. yüzyılın ilk yarısında belirli kavramlar, definisyonlar, yöntemler ve matematiksel coğrafyanın verileri Arap astronomisinin bazı elkitaplarının tercümesiyle Avrupa’ya ulaşmıştır. 1120 ve 1130 yılları arasında Bathlı Adelard, Muhammed b. Musa el-harizmi (el-Me’mun döneminde faaliyette bulundu, 198-218/813-833)’nin Ebu el-kasım Mesleme b. Ahmed el-Mecriti (ö.398/1007) tarafından yeniden gözden geçirilen astronomik çizelgelerini çevirdi. Latin dünyasına sinüsün fonksiyonu ve kullanılışı sadece bu yolla ulaşmış değildir. Matematiksel coğrafyayla gelecekteki uğraşılarda yardımcı araç olarak çok daha önemlisi, bu çizelgede bildirilen ve herhangi bir yerin enlemini bulmaya yarayan dört kuraldır. Böylelikle ilk olarak el-harizmi’de karşılaşılan şu metot bilinir hale geldi: Bir dolay kutupsal yıldızının bulunduğu en üst ve en alt noktalardan kutup yüksekliğini ve bununla ilişkili olarak bir yerin coğrafi enlemini belirleme. Ayrıca anılmalıdır ki “algorithmus” terimi ve bu terimle ilintili olan türevler, bu matematikçi ve astronom el- harizmi adının bozulmuş şekline bağlı bulunuyor.\r", "question": "“Algorithmus” terimi ve bu terimle ilintili olan türevler,kime bağlı bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1080, "text": "matematikçi ve astronom el- harizmi adının bozulmuş şekline"}}, {"id": "155", "context": "Muhammed b. Cabir el-Battani (ö.317/929)’nin astronomi elkitabı hemen hemen aynı zamanda, ilk kez Tivolili Plato’nun çevirisi olarak, ikinci kez ise çok kısa süre sonra Robertus Ketenensis’in çevirisi halinde Avrupa’ya ulaşmıştır. Matematiksel coğrafya bakış açısından bu kitap, sadece küresel trigonometri için önemli başlangıçları ve enlem derecelerini bulmaya yarayan kuralları içermemekte, ayrıca kapsamlı bir coğrafik koordinatlar çizelgesini de taşımaktadır.\r", "question": "Muḥammed b. Cābir el-Battānī ’nin astronomi elkitabı çevirisini ilk kez kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Tivolili Plato’nun çevirisi"}}, {"id": "156", "context": "Muhammed b. Cabir el-Battani (ö.317/929)’nin astronomi elkitabı hemen hemen aynı zamanda, ilk kez Tivolili Plato’nun çevirisi olarak, ikinci kez ise çok kısa süre sonra Robertus Ketenensis’in çevirisi halinde Avrupa’ya ulaşmıştır. Matematiksel coğrafya bakış açısından bu kitap, sadece küresel trigonometri için önemli başlangıçları ve enlem derecelerini bulmaya yarayan kuralları içermemekte, ayrıca kapsamlı bir coğrafik koordinatlar çizelgesini de taşımaktadır.\r", "question": "Muḥammed b. Cābir el-Battānī ’nin astronomi elkitabı çevirisini ikinci kez kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "Robertus Ketenensis’in çevirisi"}}, {"id": "157", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Ferġānī’nin kitabı hakkında dersler veren kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 827, "text": "Johannes Regiomontanus"}}, {"id": "158", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Johannes Regiomontanus hangi yıllarda ve nerede El-Ferġānī’nin kitabı hakkında dersler vermiştir? ", "answers": {"answer_start": 851, "text": "1464 yılında"}}, {"id": "159", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Johannes Regiomontanus  Padua Üniversitesi’nde el-Ferġānī’nin kitabı hakkında dersleri hangi yılda vermiştir?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "1464 yılında"}}, {"id": "160", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı hangi yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "1130 yılından itibaren"}}, {"id": "161", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskûn bölgelerin bölümlenme bilgisini kim ortaya koymuştur?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Halife el-Me’mun’un direktifiyle"}}, {"id": "162", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Halife el-Meʾmūn’un ortaya koyduğu direktifler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır"}}, {"id": "163", "context": "Ahmed b. Muhammed b. Kesir el-Fergani (218-247/833-861 yılları arasında faaliyette bulunmuştur) tarafından yazılan Arap astronomisinin bize ulaşan en eski elkitabı, yaklaşık 1130 yılından itibaren yapılan birçok çevirisiyle Latin dünyasına ulaşmıştır. Bu çeviriler yoluyla Avrupa’ya, biraz önce bahsedilen iki eserden çok daha açık seçik formda, Halife el-Me’mun’un direktifiyle gerçekleşen bir derecelik meridyen uzunluğu ölçümünün sonucuna göre (562/3 mil) yeryüzü büyüklüğü tasavvurunu ve yedi iklimdeki meskun bölgelerin bölümlenme bilgisi ulaşmıştır. Yine bu kitap, iklimlere göre ülkelerin ve şehirlerin bir listesini koordinatsız bile olsa içermektedir. Bu kitabın 13. ve 14 yüzyılda Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri gibi şahsiyetleri çok derinden etkilediği bilinmektedir. Hatta Johannes Regiomontanus, 1464 yılında Padua Üniversitesi’nde el-Fergani’nin kitabı hakkında dersler vermekteydi.\r", "question": "Astronomi el kitabı 13. ve 14. yy da kimleri etkilemiştir?", "answers": {"answer_start": 691, "text": "Robert Grosseteste, Albertus Magnus, Ristoro d’Arezzo ve Dante Alighieri"}}, {"id": "164", "context": "Avrupa’da bu gelişmeyle uyumlu bir şekilde, Arap astronomisinin adı geçen el kitaplarının ilk çevirilerinden hemen birkaç yıl sonra, coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri doğdu. Bunlardan biri 1139-1140 yıllarında Raymundo adında bir Marsilyalı tarafından derlenen Liber cursuum planetarum isimli eserdeki çizelgedir. Derleyen, kullandığı eserlerin çevirmenlerinin isimlerini görmezden gelmekte ve kendisini Arap bilimlerinin ilk çevirmeni olarak tanıtmaktadır. Gerçi, bir dizi Arap ve Avrupalı otoritenin ismini anmaktadır, fakat onların eserlerini çok büyük bir ihtimalle çalışmasında kullanmamıştır. Diğer yandan kendisini ez-Zerkali’nin taklitçisi olarak görmekte, hatta 1139 yılında çizelgeleri yanlış olan iki bilginle tartıştığını bildirmektedir. Bizim özel konumuz açısından, bu kitapta bulunan çizelgelerden birisinin sadece Arapça kaynaklardan alınan 60 şehrin koordinatlarını içermesi önemlidir. Burada kaydedilen veriler birçok Arapça eserden alınan koordinat çizelgelerinin, oldukça erken (İspanya üzerinden) Avrupa’ya gitmiş olduğunu göstermektedir. Kompilatör bu koordinatların aynı cinsten yapısını ve boylam derecelerinin kısmen farklılık gösteren sıfır meridyenlerine göre sıralanmasını anlayamamıştır. Geneli itibariyle söylecek olursak en eski Latince kompilasyonun Arap astronomisinden aşırmacı bir tarzda olması üzücüdür.\r", "question": "Coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri  hangi yıllarda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "1139-1140 yıllarında"}}, {"id": "165", "context": "Avrupa’da bu gelişmeyle uyumlu bir şekilde, Arap astronomisinin adı geçen el kitaplarının ilk çevirilerinden hemen birkaç yıl sonra, coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri doğdu. Bunlardan biri 1139-1140 yıllarında Raymundo adında bir Marsilyalı tarafından derlenen Liber cursuum planetarum isimli eserdeki çizelgedir. Derleyen, kullandığı eserlerin çevirmenlerinin isimlerini görmezden gelmekte ve kendisini Arap bilimlerinin ilk çevirmeni olarak tanıtmaktadır. Gerçi, bir dizi Arap ve Avrupalı otoritenin ismini anmaktadır, fakat onların eserlerini çok büyük bir ihtimalle çalışmasında kullanmamıştır. Diğer yandan kendisini ez-Zerkali’nin taklitçisi olarak görmekte, hatta 1139 yılında çizelgeleri yanlış olan iki bilginle tartıştığını bildirmektedir. Bizim özel konumuz açısından, bu kitapta bulunan çizelgelerden birisinin sadece Arapça kaynaklardan alınan 60 şehrin koordinatlarını içermesi önemlidir. Burada kaydedilen veriler birçok Arapça eserden alınan koordinat çizelgelerinin, oldukça erken (İspanya üzerinden) Avrupa’ya gitmiş olduğunu göstermektedir. Kompilatör bu koordinatların aynı cinsten yapısını ve boylam derecelerinin kısmen farklılık gösteren sıfır meridyenlerine göre sıralanmasını anlayamamıştır. Geneli itibariyle söylecek olursak en eski Latince kompilasyonun Arap astronomisinden aşırmacı bir tarzda olması üzücüdür.\r", "question": "Coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri  kim tarafından oluşturulmuştur?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Raymundo"}}, {"id": "166", "context": "Avrupa’da bu gelişmeyle uyumlu bir şekilde, Arap astronomisinin adı geçen el kitaplarının ilk çevirilerinden hemen birkaç yıl sonra, coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri doğdu. Bunlardan biri 1139-1140 yıllarında Raymundo adında bir Marsilyalı tarafından derlenen Liber cursuum planetarum isimli eserdeki çizelgedir. Derleyen, kullandığı eserlerin çevirmenlerinin isimlerini görmezden gelmekte ve kendisini Arap bilimlerinin ilk çevirmeni olarak tanıtmaktadır. Gerçi, bir dizi Arap ve Avrupalı otoritenin ismini anmaktadır, fakat onların eserlerini çok büyük bir ihtimalle çalışmasında kullanmamıştır. Diğer yandan kendisini ez-Zerkali’nin taklitçisi olarak görmekte, hatta 1139 yılında çizelgeleri yanlış olan iki bilginle tartıştığını bildirmektedir. Bizim özel konumuz açısından, bu kitapta bulunan çizelgelerden birisinin sadece Arapça kaynaklardan alınan 60 şehrin koordinatlarını içermesi önemlidir. Burada kaydedilen veriler birçok Arapça eserden alınan koordinat çizelgelerinin, oldukça erken (İspanya üzerinden) Avrupa’ya gitmiş olduğunu göstermektedir. Kompilatör bu koordinatların aynı cinsten yapısını ve boylam derecelerinin kısmen farklılık gösteren sıfır meridyenlerine göre sıralanmasını anlayamamıştır. Geneli itibariyle söylecek olursak en eski Latince kompilasyonun Arap astronomisinden aşırmacı bir tarzda olması üzücüdür.\r", "question": "Coğrafik yerlerin derleme türü ilk çizelgeleri  hangi eserdir?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Liber cursuum planetarum"}}, {"id": "167", "context": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme 12 yüzyılın sonuna doğru yapılmış görünüyor. Bu çabayı, Arapça eserlerin meşhur çevirmeni Cremonalı Gerhard (ö.1187)’a atfedilen Theorica planetarum isimli eserde görmekteyiz. Yazar bu eserde Fransa İtalya İspanya ve bazı Avrupa şehirlerinin istisnasız Arapça kaynaklara dayanan koordinatlarını veriyor. Ne var ki karmaşık yollarla ulaşılan bu koordinatların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Buna göre Paris Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda (gerçekte 9°50’ batı), Toulouse’ün ise 16' güneyinde (gerçekte 5°15' kuzey) bulunmaktadır.\r", "question": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "12 yüzyılın sonuna doğru"}}, {"id": "168", "context": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme 12 yüzyılın sonuna doğru yapılmış görünüyor. Bu çabayı, Arapça eserlerin meşhur çevirmeni Cremonalı Gerhard (ö.1187)’a atfedilen Theorica planetarum isimli eserde görmekteyiz. Yazar bu eserde Fransa İtalya İspanya ve bazı Avrupa şehirlerinin istisnasız Arapça kaynaklara dayanan koordinatlarını veriyor. Ne var ki karmaşık yollarla ulaşılan bu koordinatların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Buna göre Paris Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda (gerçekte 9°50’ batı), Toulouse’ün ise 16' güneyinde (gerçekte 5°15' kuzey) bulunmaktadır.\r", "question": "Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme kime atfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "169", "context": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme 12 yüzyılın sonuna doğru yapılmış görünüyor. Bu çabayı, Arapça eserlerin meşhur çevirmeni Cremonalı Gerhard (ö.1187)’a atfedilen Theorica planetarum isimli eserde görmekteyiz. Yazar bu eserde Fransa İtalya İspanya ve bazı Avrupa şehirlerinin istisnasız Arapça kaynaklara dayanan koordinatlarını veriyor. Ne var ki karmaşık yollarla ulaşılan bu koordinatların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Buna göre Paris Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda (gerçekte 9°50’ batı), Toulouse’ün ise 16' güneyinde (gerçekte 5°15' kuzey) bulunmaktadır.\r", "question": "Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski denemenin atfedildiği eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "Theorica planetarum"}}, {"id": "170", "context": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme 12 yüzyılın sonuna doğru yapılmış görünüyor. Bu çabayı, Arapça eserlerin meşhur çevirmeni Cremonalı Gerhard (ö.1187)’a atfedilen Theorica planetarum isimli eserde görmekteyiz. Yazar bu eserde Fransa İtalya İspanya ve bazı Avrupa şehirlerinin istisnasız Arapça kaynaklara dayanan koordinatlarını veriyor. Ne var ki karmaşık yollarla ulaşılan bu koordinatların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Buna göre Paris Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda (gerçekte 9°50’ batı), Toulouse’ün ise 16' güneyinde (gerçekte 5°15' kuzey) bulunmaktadır.\r", "question": "Theorica planetarum isimli eserde Paris’in koordinatları nedir?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda"}}, {"id": "171", "context": "Latin dünyasında bazı Avrupa şehirlerinin koordinat çizelgesini genişletmeye yönelik en eski deneme 12 yüzyılın sonuna doğru yapılmış görünüyor. Bu çabayı, Arapça eserlerin meşhur çevirmeni Cremonalı Gerhard (ö.1187)’a atfedilen Theorica planetarum isimli eserde görmekteyiz. Yazar bu eserde Fransa İtalya İspanya ve bazı Avrupa şehirlerinin istisnasız Arapça kaynaklara dayanan koordinatlarını veriyor. Ne var ki karmaşık yollarla ulaşılan bu koordinatların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Buna göre Paris Roma’nın yaklaşık 4° doğusunda (gerçekte 9°50’ batı), Toulouse’ün ise 16' güneyinde (gerçekte 5°15' kuzey) bulunmaktadır.\r", "question": "Liber de naturis inferiorum et superiorum isimli eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Cremonalı Gerhard"}}, {"id": "172", "context": "Arap yer çizelgelerinin çevirileri veya uyarlamaları ve bunun üzerine inşa edilen kompilasyonlar veya koordinatları bulma yöntemlerini tanıtmaları 13. yüzyılda o kadar yayılmıştı ki bundan böyle adım adım İspanya dışı Avrupa’da da, enlem ve boylam derecelerini tespite yönelik gayretler kendisini göstermeye başladı. Bildiğimiz kadarıyla Ristoro d’Arezzo (ö.1282 sonrası), kendisini bu gelişim mecrasında, bir yerin enlem derecesini astronomik olarak belirleyebilecek durumda hisseden ilk İtalyandır. Doğduğu şehir Arezzo’nun enlemini 42°15' olarak, yani sadece 1°13' lık bir yanlışlıkla tespit etmişti.\r", "question": "Bir yerin enlem derecesini astronomik olarak belirleyebilecek durumda hisseden ilk İtalyan kimdir?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Ristoro d’Arezzo"}}, {"id": "173", "context": "Arap yer çizelgelerinin çevirileri veya uyarlamaları ve bunun üzerine inşa edilen kompilasyonlar veya koordinatları bulma yöntemlerini tanıtmaları 13. yüzyılda o kadar yayılmıştı ki bundan böyle adım adım İspanya dışı Avrupa’da da, enlem ve boylam derecelerini tespite yönelik gayretler kendisini göstermeye başladı. Bildiğimiz kadarıyla Ristoro d’Arezzo (ö.1282 sonrası), kendisini bu gelişim mecrasında, bir yerin enlem derecesini astronomik olarak belirleyebilecek durumda hisseden ilk İtalyandır. Doğduğu şehir Arezzo’nun enlemini 42°15' olarak, yani sadece 1°13' lık bir yanlışlıkla tespit etmişti.\r", "question": "Ristoro d’Arezzo 1°13' lık bir yanlışlıkla nerenin enlemini bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "Arezzo’nun enlemini"}}, {"id": "174", "context": "Avrupa’nın o dönemde Arap-İslam matematiksel coğrafyası açısından ulaşmış olduğu en yüksek özümseme basamağı kendisini bir Fransisken olan Roger Bacon (1214-1292)’da göstermektedir. Onda, kendi kültür çevresinin bilinen tek erken dönem, enlem-boylam derecelerini göz önünde bulundurarak bir harita çizimi denemesini bulmaktayız. Bu arada onun, Latin dünyasında enlem-boylam derecesi bilgisinin hala bulunmadığına ve bunun da Papalığın, Kayserliğin ve Krallığın destekleri olmaksızın başarılamayacağına dair şikayetini duymak bizim için aydınlatıcıdır. Okuyucuya gerekli boylam ve enlem derecelerini kendisi bulmuş gibi göstermeyip kaynak olarak astronominin kanun’unu (tabi ki ez-Zerkali’nin kitabının Latince çevirisi) ve Boylam ve Enlem Dereceleri Çizelgelerini (muhtemelen Toledo çizelgeleri ve bundan yapılan taklitler) anmaktadır. Eli altındaki kaynakların koordinatlarının hiçbir şekilde bir dünya haritası veya sadece bir parça-harita çizmek için bile yeterli olamayacağı bir tarafa, bu koordinatlar farklı sıfır meridyenlerine göre kaydedilmiş oldukları için birbirlerinden hayli büyük farklılıklar göstermekteydi.\r", "question": "Roger Bacon hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "(1214-1292)’da"}}, {"id": "175", "context": "Avrupa’nın o dönemde Arap-İslam matematiksel coğrafyası açısından ulaşmış olduğu en yüksek özümseme basamağı kendisini bir Fransisken olan Roger Bacon (1214-1292)’da göstermektedir. Onda, kendi kültür çevresinin bilinen tek erken dönem, enlem-boylam derecelerini göz önünde bulundurarak bir harita çizimi denemesini bulmaktayız. Bu arada onun, Latin dünyasında enlem-boylam derecesi bilgisinin hala bulunmadığına ve bunun da Papalığın, Kayserliğin ve Krallığın destekleri olmaksızın başarılamayacağına dair şikayetini duymak bizim için aydınlatıcıdır. Okuyucuya gerekli boylam ve enlem derecelerini kendisi bulmuş gibi göstermeyip kaynak olarak astronominin kanun’unu (tabi ki ez-Zerkali’nin kitabının Latince çevirisi) ve Boylam ve Enlem Dereceleri Çizelgelerini (muhtemelen Toledo çizelgeleri ve bundan yapılan taklitler) anmaktadır. Eli altındaki kaynakların koordinatlarının hiçbir şekilde bir dünya haritası veya sadece bir parça-harita çizmek için bile yeterli olamayacağı bir tarafa, bu koordinatlar farklı sıfır meridyenlerine göre kaydedilmiş oldukları için birbirlerinden hayli büyük farklılıklar göstermekteydi.\r", "question": "Arap-İslam matematiksel coğrafyası açısından ulaşmış olduğu en yüksek özümseme basamağı kendisini bir Fransisken olarak gören kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Roger Bacon"}}, {"id": "176", "context": "Avrupa’nın o dönemde Arap-İslam matematiksel coğrafyası açısından ulaşmış olduğu en yüksek özümseme basamağı kendisini bir Fransisken olan Roger Bacon (1214-1292)’da göstermektedir. Onda, kendi kültür çevresinin bilinen tek erken dönem, enlem-boylam derecelerini göz önünde bulundurarak bir harita çizimi denemesini bulmaktayız. Bu arada onun, Latin dünyasında enlem-boylam derecesi bilgisinin hala bulunmadığına ve bunun da Papalığın, Kayserliğin ve Krallığın destekleri olmaksızın başarılamayacağına dair şikayetini duymak bizim için aydınlatıcıdır. Okuyucuya gerekli boylam ve enlem derecelerini kendisi bulmuş gibi göstermeyip kaynak olarak astronominin kanun’unu (tabi ki ez-Zerkali’nin kitabının Latince çevirisi) ve Boylam ve Enlem Dereceleri Çizelgelerini (muhtemelen Toledo çizelgeleri ve bundan yapılan taklitler) anmaktadır. Eli altındaki kaynakların koordinatlarının hiçbir şekilde bir dünya haritası veya sadece bir parça-harita çizmek için bile yeterli olamayacağı bir tarafa, bu koordinatlar farklı sıfır meridyenlerine göre kaydedilmiş oldukları için birbirlerinden hayli büyük farklılıklar göstermekteydi.\r", "question": "Roger Bacon hangi denemeyi yapmışıtır?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "harita çizimi denemesini"}}, {"id": "177", "context": "Avrupa’nın o dönemde Arap-İslam matematiksel coğrafyası açısından ulaşmış olduğu en yüksek özümseme basamağı kendisini bir Fransisken olan Roger Bacon (1214-1292)’da göstermektedir. Onda, kendi kültür çevresinin bilinen tek erken dönem, enlem-boylam derecelerini göz önünde bulundurarak bir harita çizimi denemesini bulmaktayız. Bu arada onun, Latin dünyasında enlem-boylam derecesi bilgisinin hala bulunmadığına ve bunun da Papalığın, Kayserliğin ve Krallığın destekleri olmaksızın başarılamayacağına dair şikayetini duymak bizim için aydınlatıcıdır. Okuyucuya gerekli boylam ve enlem derecelerini kendisi bulmuş gibi göstermeyip kaynak olarak astronominin kanun’unu (tabi ki ez-Zerkali’nin kitabının Latince çevirisi) ve Boylam ve Enlem Dereceleri Çizelgelerini (muhtemelen Toledo çizelgeleri ve bundan yapılan taklitler) anmaktadır. Eli altındaki kaynakların koordinatlarının hiçbir şekilde bir dünya haritası veya sadece bir parça-harita çizmek için bile yeterli olamayacağı bir tarafa, bu koordinatlar farklı sıfır meridyenlerine göre kaydedilmiş oldukları için birbirlerinden hayli büyük farklılıklar göstermekteydi.\r", "question": "Roger Bacon okuyucuya gerekli boylam ve enlem derecelerini kendisi bulmuş gibi göstermeyip kaynak olarak neleri göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 645, "text": "astronominin kanun’unu"}}, {"id": "178", "context": "Toledo’nun 11° batısında bulunan sıfır meridyeni dışında Roger Bacon, yeri bu şehirden 28°30' batıya kaydırılmış değeri, kendisinin verum occidens - gerçek batı olarak isimlendirdiği meridyeni de bilmektedir. Bu değeri, alternatifi olan ve Endülüslü diğer astronomların yaymaya çalıştıkları 29° ye tercih etmektedir. Bunu temellendirmesi kesinlikle gösrtermektedir ki Bacon, sıfır meridyeninin (yerinin) Kanarya Adaları’nın 17°30' batısına kaydırılmasının Arap astronom ve coğrafyacıların 5./11. yüzyılın başlarında Toledo ile Bağdat arasındaki boylam derecelerini radikal bir tashihe tabi tutmalarının sonucu olduğunu bilmemektedir. Bu tashih sonucunda Akdeniz hemen hemen gerçek boylamına kavuşmuştu\r", "question": "Roger Bacon’un verum occidens - «gerçek batı» olarak isimlendirdiği meridyen neresidir?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "verum occidens"}}, {"id": "179", "context": "Gerekli boylam ve enlem derecelerinin eksikliğine rağmen Roger Bacon, bir iddiaya göre bir harita çizmiş ve bir kopyasını dönemin papasına hediye etmişti. Bazı araştırmacılar, (bize ulaşmayan) bu haritada globular projeksiyon olarak yeryuvarlağının kuzey yarımküresiyle sınırlı bir tasviri düşünme eğilimindedirler. Bu durumda tabi ki şu soru sorulur: Bizzat kendisinin de yakındığı gibi, Latin dünyasında enlem ve boylam dereceleri bulunmamakta idiyse, Bacon ne çizebilirdi? Bildiği sınırlı sayıdaki değerleri birbirini tutmayan koordinatlar, kıyı çizgileri olmaksızın Latin dünyası dışındaki dünyayı da kartografik olarak tasvir edebilmek için yeterli miydi? Yoksa onun daha ziyade Arap-İslam kültür çevresi kaynaklı bir model harita, belki de büyük bir ihtimalle, globular projeksiyon içeren el-Me’mun coğrafyacılarının dünya haritası mı eline geçmişti? Bu soruyu cevaplandırmaya çalışırken onun çağdaşı olan Albertus Magnus’un, sadece birkaç yeri şematik olarak kabaca basitleştiren ve gerçekliğe aykırı bir formda tasvir eden ilkel haritasını da gözden ırak tutmamalıyız. Burada ayrıca, yeryüzünün dairesel tasvirinin Roger Bacon’ın yeryüzünün şekline ilişkin tasavvuruyla apaçık çelişki içinde olacağını da dikkate almalıyız. İbn Rüşd’ün güney yarımkürenin yaşanabilirliğine ilişkin öğretisinin yanlış anlaşılması sonucunda o, bir yandan kutuplarda yeryuvarlağının ortasında bulunduğundan çok daha büyük su kütleleri bulunduğuna ve yeryuvarlağının ortasında bulunan suların ise doğuda Hindistan ile batıda İspanya arasında uzanmakta olduğuna inanırken, diğer yandan da birinin kuzey dönüm dairesinde diğerinin ise ekvatorda bulunduğu Syene isimli iki yerin varlığı tasavvuruna dayanmaktaydı. Böylece o, Opus maius isimli eserinde çizdiği şu iki kubbeli dünya tasavvuruna varmıştı:\r", "question": "İki kubbeli dünya tasavvuruna ait şema hangi eserde yer alır?", "answers": {"answer_start": 1709, "text": "Opus maius"}}, {"id": "180", "context": "Gerekli boylam ve enlem derecelerinin eksikliğine rağmen Roger Bacon, bir iddiaya göre bir harita çizmiş ve bir kopyasını dönemin papasına hediye etmişti. Bazı araştırmacılar, (bize ulaşmayan) bu haritada globular projeksiyon olarak yeryuvarlağının kuzey yarımküresiyle sınırlı bir tasviri düşünme eğilimindedirler. Bu durumda tabi ki şu soru sorulur: Bizzat kendisinin de yakındığı gibi, Latin dünyasında enlem ve boylam dereceleri bulunmamakta idiyse, Bacon ne çizebilirdi? Bildiği sınırlı sayıdaki değerleri birbirini tutmayan koordinatlar, kıyı çizgileri olmaksızın Latin dünyası dışındaki dünyayı da kartografik olarak tasvir edebilmek için yeterli miydi? Yoksa onun daha ziyade Arap-İslam kültür çevresi kaynaklı bir model harita, belki de büyük bir ihtimalle, globular projeksiyon içeren el-Me’mun coğrafyacılarının dünya haritası mı eline geçmişti? Bu soruyu cevaplandırmaya çalışırken onun çağdaşı olan Albertus Magnus’un, sadece birkaç yeri şematik olarak kabaca basitleştiren ve gerçekliğe aykırı bir formda tasvir eden ilkel haritasını da gözden ırak tutmamalıyız. Burada ayrıca, yeryüzünün dairesel tasvirinin Roger Bacon’ın yeryüzünün şekline ilişkin tasavvuruyla apaçık çelişki içinde olacağını da dikkate almalıyız. İbn Rüşd’ün güney yarımkürenin yaşanabilirliğine ilişkin öğretisinin yanlış anlaşılması sonucunda o, bir yandan kutuplarda yeryuvarlağının ortasında bulunduğundan çok daha büyük su kütleleri bulunduğuna ve yeryuvarlağının ortasında bulunan suların ise doğuda Hindistan ile batıda İspanya arasında uzanmakta olduğuna inanırken, diğer yandan da birinin kuzey dönüm dairesinde diğerinin ise ekvatorda bulunduğu Syene isimli iki yerin varlığı tasavvuruna dayanmaktaydı. Böylece o, Opus maius isimli eserinde çizdiği şu iki kubbeli dünya tasavvuruna varmıştı:\r", "question": "Güney yarımkürenin yaşanabilirliğine ilişkin öğreti kime aittir?", "answers": {"answer_start": 1232, "text": "İbn Rüşd’ün"}}, {"id": "181", "context": "Matematiksel coğrafyanın basit yöntemleri ve Arvupa’nın el-Fergani’nin astronomi elkitabının defalarca çevirisi yoluyla öğrendiği sayısal değerleri Albertus Magnus (yaklaşık 1200-1280)’da açıkça görülmektedir. De caelo et mundo isimli eserinde onun, Halife el-Me’mun tarafından yaptırılan yeryüzü ölçümlerini bildiği görülmektedir. Albertus bu ölçümlerde elde edilen bir meridyen derecesinin uzunluğunun 56 2/3 mil olduğunu ve ayrıca Arap ve Latin milleri arasındaki farkı bilmektedir. Yine onda, yedi iklimin el- Me’mun coğrafyasından tanıdığımız kuzey ve güney sınırlarının derece bilgilerine rastlamaktayız. Albertus Magnus’un burada sadece tam derece rakamlarını almış ve dakikaları bırakmış olduğu açıkça görülmektedir.\r", "question": "Kutuplarda yeryuvarlağının ortasında bulunduğundan çok daha büyük su kütleleri bulunduğuna ve yeryuvarlağının ortasında bulunan suların ise doğuda Hindistan ile batıda İspanya arasında uzanmakta olduğuna inancı kime aittir? ", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Albertus Magnus"}}, {"id": "182", "context": "Matematiksel coğrafyanın basit yöntemleri ve Arvupa’nın el-Fergani’nin astronomi elkitabının defalarca çevirisi yoluyla öğrendiği sayısal değerleri Albertus Magnus (yaklaşık 1200-1280)’da açıkça görülmektedir. De caelo et mundo isimli eserinde onun, Halife el-Me’mun tarafından yaptırılan yeryüzü ölçümlerini bildiği görülmektedir. Albertus bu ölçümlerde elde edilen bir meridyen derecesinin uzunluğunun 56 2/3 mil olduğunu ve ayrıca Arap ve Latin milleri arasındaki farkı bilmektedir. Yine onda, yedi iklimin el- Me’mun coğrafyasından tanıdığımız kuzey ve güney sınırlarının derece bilgilerine rastlamaktayız. Albertus Magnus’un burada sadece tam derece rakamlarını almış ve dakikaları bırakmış olduğu açıkça görülmektedir.\r", "question": "Yeryüzü ölçümlerini kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Halife el-Me’mun tarafından "}}, {"id": "183", "context": "Matematiksel coğrafyanın basit yöntemleri ve Arvupa’nın el-Fergani’nin astronomi elkitabının defalarca çevirisi yoluyla öğrendiği sayısal değerleri Albertus Magnus (yaklaşık 1200-1280)’da açıkça görülmektedir. De caelo et mundo isimli eserinde onun, Halife el-Me’mun tarafından yaptırılan yeryüzü ölçümlerini bildiği görülmektedir. Albertus bu ölçümlerde elde edilen bir meridyen derecesinin uzunluğunun 56 2/3 mil olduğunu ve ayrıca Arap ve Latin milleri arasındaki farkı bilmektedir. Yine onda, yedi iklimin el- Me’mun coğrafyasından tanıdığımız kuzey ve güney sınırlarının derece bilgilerine rastlamaktayız. Albertus Magnus’un burada sadece tam derece rakamlarını almış ve dakikaları bırakmış olduğu açıkça görülmektedir.\r", "question": "Albertus Magnus’un  Halife el-Meʾmūn tarafından yaptırılan yeryüzü ölçümlerini bildiği hangi eserde görülmektedir?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "De caelo et mundo"}}, {"id": "184", "context": "Yine aydınlatıcı bir başka nokta Albertus’a (veya aynı zamanda Roger Bacon’a) nispet edilen Speculum astronomiae isimli kitapta İskenderiye’nin coğrafik boylamının Ptoleme Coğrafyası’ndaki (60°30') olarak görünen değerine kıyasla (51°20') olarak kısaltılmasıdır, ayrıca bu kısaltma Ptoleme’nin Kanon ’una dayandırılmaktadır. Bu tashihin ilk olarak el-Me’mun coğrafyacıları tarafından yapıldığı kesinlikle ispat edilebilir.\r", "question": "Albertus’a nispet edilen kitap nedir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Speculum astronomiae"}}, {"id": "185", "context": "Ağırlıklı olarak Arapça astrolojik ve astronomik kaynakların kompilasyonundan ibaret olan bu kitaptaki açıklamalardan rahatlıkla anlaşılır ki yazar Toledo’dan geçen daireyi sıfır meridyeni ve Arin’i merkez meridyenin başlangıcı olarak tanımıştır. Başka bir yerde yazar, çok sayıda astronomik çizelge tanıdığını ve bu çizelgelerde Marsilya, Londra, Toulouse veya Paris’in sıfır meridyenin yeri olarak kabul edildiğini bildirmekte ve ayrıca, bu son iki şehrin 40°47' lık boylama ve 49°10' lık bir enleme sahip olduğunu belirtmektedir. Avrupa’da 13. yüzyılın ikinci yarısında bile önemli şehirlerin boylamlarına ve birbirleri arasındaki boylam farklarına ilişkin berrak bir tasavvurun olmadığı izlenimi sadece bu yanlış değerlerden öğrenmiyoruz.\r", "question": "Speculum astronomiæ isimli kitapda sıfır meridyeni nereden geçer?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Toledo’dan"}}, {"id": "186", "context": "Ağırlıklı olarak Arapça astrolojik ve astronomik kaynakların kompilasyonundan ibaret olan bu kitaptaki açıklamalardan rahatlıkla anlaşılır ki yazar Toledo’dan geçen daireyi sıfır meridyeni ve Arin’i merkez meridyenin başlangıcı olarak tanımıştır. Başka bir yerde yazar, çok sayıda astronomik çizelge tanıdığını ve bu çizelgelerde Marsilya, Londra, Toulouse veya Paris’in sıfır meridyenin yeri olarak kabul edildiğini bildirmekte ve ayrıca, bu son iki şehrin 40°47' lık boylama ve 49°10' lık bir enleme sahip olduğunu belirtmektedir. Avrupa’da 13. yüzyılın ikinci yarısında bile önemli şehirlerin boylamlarına ve birbirleri arasındaki boylam farklarına ilişkin berrak bir tasavvurun olmadığı izlenimi sadece bu yanlış değerlerden öğrenmiyoruz.\r", "question": "Speculum astronomiæ isimli kitapda merkez meridyenin başlangıcı neresidir?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "Arin’i merkez meridyenin başlangıcı olarak tanımıştır."}}, {"id": "187", "context": "Ağırlıklı olarak Arapça astrolojik ve astronomik kaynakların kompilasyonundan ibaret olan bu kitaptaki açıklamalardan rahatlıkla anlaşılır ki yazar Toledo’dan geçen daireyi sıfır meridyeni ve Arin’i merkez meridyenin başlangıcı olarak tanımıştır. Başka bir yerde yazar, çok sayıda astronomik çizelge tanıdığını ve bu çizelgelerde Marsilya, Londra, Toulouse veya Paris’in sıfır meridyenin yeri olarak kabul edildiğini bildirmekte ve ayrıca, bu son iki şehrin 40°47' lık boylama ve 49°10' lık bir enleme sahip olduğunu belirtmektedir. Avrupa’da 13. yüzyılın ikinci yarısında bile önemli şehirlerin boylamlarına ve birbirleri arasındaki boylam farklarına ilişkin berrak bir tasavvurun olmadığı izlenimi sadece bu yanlış değerlerden öğrenmiyoruz.\r", "question": "Speculum astronomiæ isimli kitapda sıfır meridyenin yeri olarak kabul edildiği yerler neresidir?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "Marsilya, Londra, Toulouse veya Paris’in"}}, {"id": "188", "context": "Arap-İslam kültür dünyasının matematiksel coğrafya alanında ulaştığı kazanımların Avrupa tarafından adım adım alındığının ve benimsendiğinin daha belirgin izlerine Dante Alighieri (1265-1321)’de rastlanmaktadır. Onun astronomisi gibi kosmografisi de el-Fergani’nin elkitabına bağlıdır. Dante bu kitaptan sadece iki Latince çevirisinden değil, aynı zamanda Fransızca çeviriye göre hazırlanan İtalyanca versiyonundan yararlanmıştır. el-Fergani’nin yedi iklim tasviri Dante’de en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkmaktadır. İlahi Komedya’daki Arap matematiksel coğrafyasından alınmış bazı boylam ve enlem dereceleri, onun bu bağlamda da Arap kaynaklara bağlı olduğunun ve muhtemelen elinin altında bir Arap haritası bulunduğunun işaretleridir.\r", "question": "Arap-İslam kültür dünyasının matematiksel coğrafya alanında ulaştığı kazanımların Avrupa tarafından adım adım alındığının ve benimsendiğinin daha belirgin izlerine kim tarafından anlaşılmıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Dante Alighieri"}}, {"id": "189", "context": "Arap-İslam kültür dünyasının matematiksel coğrafya alanında ulaştığı kazanımların Avrupa tarafından adım adım alındığının ve benimsendiğinin daha belirgin izlerine Dante Alighieri (1265-1321)’de rastlanmaktadır. Onun astronomisi gibi kosmografisi de el-Fergani’nin elkitabına bağlıdır. Dante bu kitaptan sadece iki Latince çevirisinden değil, aynı zamanda Fransızca çeviriye göre hazırlanan İtalyanca versiyonundan yararlanmıştır. el-Fergani’nin yedi iklim tasviri Dante’de en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkmaktadır. İlahi Komedya’daki Arap matematiksel coğrafyasından alınmış bazı boylam ve enlem dereceleri, onun bu bağlamda da Arap kaynaklara bağlı olduğunun ve muhtemelen elinin altında bir Arap haritası bulunduğunun işaretleridir.\r", "question": "Dante Alighieri kosmografisi de kimin el kitabından yararlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "el-Fergani’nin "}}, {"id": "190", "context": "Arap-İslam kültür dünyasının matematiksel coğrafya alanında ulaştığı kazanımların Avrupa tarafından adım adım alındığının ve benimsendiğinin daha belirgin izlerine Dante Alighieri (1265-1321)’de rastlanmaktadır. Onun astronomisi gibi kosmografisi de el-Fergani’nin elkitabına bağlıdır. Dante bu kitaptan sadece iki Latince çevirisinden değil, aynı zamanda Fransızca çeviriye göre hazırlanan İtalyanca versiyonundan yararlanmıştır. el-Fergani’nin yedi iklim tasviri Dante’de en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkmaktadır. İlahi Komedya’daki Arap matematiksel coğrafyasından alınmış bazı boylam ve enlem dereceleri, onun bu bağlamda da Arap kaynaklara bağlı olduğunun ve muhtemelen elinin altında bir Arap haritası bulunduğunun işaretleridir.\r", "question": "Dante’nin  Arap kaynaklara bağlı olduğunun ve muhtemelen elinin altında bir Arap haritası bulunduğunun işaretleri hangi eserdeki bilgilerden anlaşılır?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "İlahi Komedya’daki"}}, {"id": "191", "context": "Arap-İslam kültür dünyasının matematiksel coğrafya alanında ulaştığı kazanımların Avrupa tarafından adım adım alındığının ve benimsendiğinin daha belirgin izlerine Dante Alighieri (1265-1321)’de rastlanmaktadır. Onun astronomisi gibi kosmografisi de el-Fergani’nin elkitabına bağlıdır. Dante bu kitaptan sadece iki Latince çevirisinden değil, aynı zamanda Fransızca çeviriye göre hazırlanan İtalyanca versiyonundan yararlanmıştır. el-Fergani’nin yedi iklim tasviri Dante’de en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkmaktadır. İlahi Komedya’daki Arap matematiksel coğrafyasından alınmış bazı boylam ve enlem dereceleri, onun bu bağlamda da Arap kaynaklara bağlı olduğunun ve muhtemelen elinin altında bir Arap haritası bulunduğunun işaretleridir.\r", "question": "Dante Alighieri hangi yıllarda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "(1265-1321)’de"}}, {"id": "192", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri nerede hız kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 900, "text": "İspanya’da"}}, {"id": "193", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "Geliştirilen versiyonların yayınlandığı isim nedir?", "answers": {"answer_start": 953, "text": "Alfons Çizelgeleri"}}, {"id": "194", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1077, "text": "Bizanslı bilginler tarafından"}}, {"id": "195", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1107, "text": "Yunanca’ya"}}, {"id": "196", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren ortaya çıkan karmaşanın nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 1829, "text": "Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle"}}, {"id": "197", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "Almanya’da Ptoleme koordinatları üzerine  kurulu olan ekoller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1947, "text": "Regiomontanus ve Nürnberg"}}, {"id": "198", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "Regiomontanus ve Nürnberg ekolleri ne üzerine kuruludur? ", "answers": {"answer_start": 2081, "text": "Ptoleme koordinatları"}}, {"id": "199", "context": "Bize kadar ulaşan Avrupalı koordinat çizelgeleri, 14. yüzyılın başından itibaren bu konuya ilginin arttığı ve ilgi duyanlar çevresinin zamanla genişlediği izlenimi uyandırmaktadır. Mathematische Geographie und Kartographie im Islam und ihr Fortleben im Abendland [İslam’da matematiksel coğrafya ve kartografya; bunların Avrupa’da devamı] isimli çalışmam esnasında yüz kadar çizelgeyi incelemem sonrasında onların doğuş ve karakterlerine dair elde ettiğim tasavvur burada tekrar edilecektir. Bahsedilen çizelgelerin bir kısmı Arapça orijinallerin çevirileridir, bir kısmı da Toledo çizelgelerinin taklididir ve bir kısmı da bu taklitlerin geliştirilmişidir, eğer ortaya çıkış tarihleri yaklaşık 1250 yılından önceye rastlıyorsa. 13. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Arap ve Arap-İspanyol öncüler tarafından başarılmış olan çizelgelerin gelişimleri Avrupa’da, bulunan yerler bakımından herşeyden önce İspanya’da hız kazanmıştır. Geliştirilen versiyonlar Alfons Çizelgeleri adıyla yayınlanmıştır. 14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeler Bizanslı bilginler tarafından Yunanca’ya çevriliyordu. Bu çizelgeler 15. yüzyılın başından itibaren Avrupa’ya ulaşmaya başlamış görünüyorlar. Avrupa’da 15. yüzyılda derleme türü çalışmalar, bir yandan mevcut kaynakların koordinatlarıyla birlikte yer adlarının seçilmesinden ibaret iken, diğer yandan da Avrupa’daki yerlerin, hangi prensibe dayanarak elde edildikleri sorusu bir yana, koordinatlarının eklenmesinden ibaretti. Görüldüğü kadarıyla bazı derlemeciler, mevcut haritaları kaynak olarak ilaveten kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Değişik tarihlerden gelen ve farklı sıfır meridyenlerine göre elde edilmiş değişik kaliteli koordinatların oradan buradan öylesine toplanması yeterince karışıklığa yol açarken, 15. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ptoleme Coğrafyası’nın çevirilmesiyle yeni bir karmaşa ortaya çıktı. Bu durumda İtalya’dan başka bilhassa Almanya’da, Regiomontanus ve Nürnberg ekolünün diğer mensupları gibi bir bilginler grubu, yarım yüzyıl veya biraz daha uzun bir süre sistemlerini Ptoleme koordinatları üzerine kuruyorlardı.\r", "question": "14. yüzyılın başından itibaren İslam dünyasının doğusunda yapılan bazı çizelgeleri Yunanca’ya kim çeviriyordu?", "answers": {"answer_start": 1077, "text": "Bizanslı bilginler"}}, {"id": "200", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Yunanca’dan Latince’ye çevirilmesiyle (1406) ve özellikle ilk baskısından (1477) sonra Avrupa’da onun zengin malzemesine sahip olunmakla beraber, yeni zorluklarla da yüz yüze gelindi. Zira daha önce Arapça çizelgelerden koordinatlar alınmıştı ki, bunlar kısmen Ptoleme’nin tashih edilmiş verileriydi. Bunlardan bazıları Akdeniz’in doğu-batı ekseninin tashih edilmiş 53° olan boylamı, diğer taraftan Atlantik’te 17°30' batıya kaydırılmış sıfır meridyeni ve Ptoleme’den farklı yeryüzü çevresi uzunluğu ve buna bağlı olarak Arap coğrafyacılarda geçerli olan meridyen derecesi uzunluğunun 56 2/3 mil olmasıdır (Ptoleme tarafından alınan Poseidonios’un beşyüz Stadion’u [Eski Yunan’da 179-213 m. arasında bir uzunluk ölçüsü] karşısında). Bütün bunlar işi daha da zorlaştırıcı ve karmaşık hale getiriyordu.\r", "question": "Ptoleme Coğrafya’sının Yunanca’dan Latince’ye çevirisi hangi yılda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "(1406)"}}, {"id": "201", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Yunanca’dan Latince’ye çevirilmesiyle (1406) ve özellikle ilk baskısından (1477) sonra Avrupa’da onun zengin malzemesine sahip olunmakla beraber, yeni zorluklarla da yüz yüze gelindi. Zira daha önce Arapça çizelgelerden koordinatlar alınmıştı ki, bunlar kısmen Ptoleme’nin tashih edilmiş verileriydi. Bunlardan bazıları Akdeniz’in doğu-batı ekseninin tashih edilmiş 53° olan boylamı, diğer taraftan Atlantik’te 17°30' batıya kaydırılmış sıfır meridyeni ve Ptoleme’den farklı yeryüzü çevresi uzunluğu ve buna bağlı olarak Arap coğrafyacılarda geçerli olan meridyen derecesi uzunluğunun 56 2/3 mil olmasıdır (Ptoleme tarafından alınan Poseidonios’un beşyüz Stadion’u [Eski Yunan’da 179-213 m. arasında bir uzunluk ölçüsü] karşısında). Bütün bunlar işi daha da zorlaştırıcı ve karmaşık hale getiriyordu.\r", "question": "Ptoleme Coğrafya’sının Yunanca’dan Latince’ye çevirisinin  ilk baskısı hangi yılda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "(1477)"}}, {"id": "202", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Yunanca’dan Latince’ye çevirilmesiyle (1406) ve özellikle ilk baskısından (1477) sonra Avrupa’da onun zengin malzemesine sahip olunmakla beraber, yeni zorluklarla da yüz yüze gelindi. Zira daha önce Arapça çizelgelerden koordinatlar alınmıştı ki, bunlar kısmen Ptoleme’nin tashih edilmiş verileriydi. Bunlardan bazıları Akdeniz’in doğu-batı ekseninin tashih edilmiş 53° olan boylamı, diğer taraftan Atlantik’te 17°30' batıya kaydırılmış sıfır meridyeni ve Ptoleme’den farklı yeryüzü çevresi uzunluğu ve buna bağlı olarak Arap coğrafyacılarda geçerli olan meridyen derecesi uzunluğunun 56 2/3 mil olmasıdır (Ptoleme tarafından alınan Poseidonios’un beşyüz Stadion’u [Eski Yunan’da 179-213 m. arasında bir uzunluk ölçüsü] karşısında). Bütün bunlar işi daha da zorlaştırıcı ve karmaşık hale getiriyordu.\r", "question": "Arap coğrafyacılarda geçerli olan meridyen derecesi uzunluğunu nedir? ", "answers": {"answer_start": 608, "text": "56 2/3 mil olmasıdır"}}, {"id": "203", "context": "Ptoleme Coğrafya’sına yeniden dönüşün sonuçlarından birisi de, Avrupa’daki bilginlerin bir bölümünün, önce Poseidonios tarafından tahmin edilmiş olup sonra da Ptoleme tarafından kabullenilen bir derecenin 500 stadyonluk uzunluğunu yeniden kullanmalarıdır ki, buna göre bir meridyen derecesi el-Me’mun coğrafyacıları tarafından belirlenen ve uzun zamandır Avrupa’da bilinen 562/3 mil yerine 62 1/2 Roma mili olarak değerlendiriliyordu.\r", "question": "Bir meridyen derecesi el-Meʾmūn coğrafyacıları tarafından ne kabul edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 390, "text": "62 1/2 Roma mili olarak"}}, {"id": "204", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel  bir derecenin uzunluğu ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "110,602 metre"}}, {"id": "205", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel ‘e göre yeryüzünün çevresi kaç km?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "39.817 kilometre"}}, {"id": "206", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel’in asıl mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Asıl mesleği hekimlik"}}, {"id": "207", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel  hangi yılda bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaştı?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "1525 yılında"}}, {"id": "208", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel’in birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması kimi kuşkulandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Willebrord Snellius’u"}}, {"id": "209", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Willebrord Snellius’u kuşkusunu hangi cümlesi ile dile getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular."}}, {"id": "210", "context": "Yaklaşık 100 yıl boyunca geçerli boylam ölçüsünden kaynaklanan kargaşa sonrasında bir meridyen derecesini yeniden belirlemeye yönelik birçok deneme yapılmıştı. İlk denemeyi Fransız Jean Fernel gerçekleştirmişti. Asıl mesleği hekimlik olan bu şahıs 1525 yılında Paris ile Amiens arasındaki mesafeyi posta arabası tekerleklerinin dönüşünden tespit ekmekle öğünerek bir derecenin uzunluğunun 110,602 metre olduğu ve yeryüzü çevresinin 39.817 kilometre olduğu sonucuna ulaşıyordu. Onun, birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması ardılı Willebrord Snellius’u kuşkulandırmıştı. Snellius diyor ki: Fernel, Arap derece ölçümlerini keyfi bir tarzda geometrik adımlara dönüştürdü, çağdaşları da göz kamaştırıcı bir sonuçla yanıltılmış oldular. Aslında o, ulaştığı bu sonuca rağmen boylam ölçümü bağlamında kendisine model teşkil eden Araplardan çok geride kalmıştır.\r", "question": "Fransız Jean Fernel’in ardılı Willebrord Snellius neden kuşkulanmıştır?", "answers": {"answer_start": 483, "text": "birçok belirsizliklere rağmen böylesine şaşırtıcı derecede iyi bir sonuca ulaşması "}}, {"id": "211", "context": "Bir meridyen derecesinin uzunluğunu ölçme denemelerinde biraz önce adı geçen Hollandalı bilgin Willebrord Snelllius (1580- 1626) yüksek bir bilimsel kaliteyi gösteriyor. Bunu yaparken bir triangulasyon [üçgenler zinciri] formundan yararlandı. Bununla birlikte, iki çıkış yerinin enlem derecelerini verecek olan kutup yüksekliklerinin hatalı yapılmış ölçüleri yüzünden yeryüzü çevresi ölçümünde çok küçük bir değere ulaştı. Doğrusu bugün ben, modern coğrafyanın ne zamandan beri yeryüzü çevresi için el- Me’mun coğrafyacılarının ulaştığı değerden daha kesin bir değere sahip olduğunu bilmemekteyim.\r", "question": "Triangulasyon [üçgenler zinciri] formundan yararlanan bilgin kimdir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "Hollandalı bilgin Willebrord Snelllius"}}, {"id": "212", "context": "Bir meridyen derecesinin uzunluğunu ölçme denemelerinde biraz önce adı geçen Hollandalı bilgin Willebrord Snelllius (1580- 1626) yüksek bir bilimsel kaliteyi gösteriyor. Bunu yaparken bir triangulasyon [üçgenler zinciri] formundan yararlandı. Bununla birlikte, iki çıkış yerinin enlem derecelerini verecek olan kutup yüksekliklerinin hatalı yapılmış ölçüleri yüzünden yeryüzü çevresi ölçümünde çok küçük bir değere ulaştı. Doğrusu bugün ben, modern coğrafyanın ne zamandan beri yeryüzü çevresi için el- Me’mun coğrafyacılarının ulaştığı değerden daha kesin bir değere sahip olduğunu bilmemekteyim.\r", "question": "Bir meridyen derecesinin uzunluğunu ölçme denemelerinde yüksek bir bilimsel kaliteyi gösteren kimdir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "Hollandalı bilgin Willebrord Snelllius"}}, {"id": "213", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Ebū el-Fidāʾnın coğrafi eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Takvim el-Büldan"}}, {"id": "214", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Cosmographiae compendium adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "Guillaume Postel"}}, {"id": "215", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio hangi eseri yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 784, "text": "Navigationi et viaggi isimli eseri"}}, {"id": "216", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Guillaume Postel, hangi amaçla eserlerini çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 599, "text": "Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için"}}, {"id": "217", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Ramusio  kitabın bulunuşuna dair sevincini hangi kelimelerle ifade etmektedir?", "answers": {"answer_start": 1215, "text": "Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır"}}, {"id": "218", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusu kim tarafından doğurmuştu?", "answers": {"answer_start": 1358, "text": "Richard Hakluyt"}}, {"id": "219", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Ebū el-Fidāʾ’nın memleketi nerededir?", "answers": {"answer_start": 1521, "text": "Suriye’de"}}, {"id": "220", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan kimdir?", "answers": {"answer_start": 841, "text": "İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio"}}, {"id": "221", "context": "Ptoleme Coğrafya’sının Latince çevirisi ilk baskısının (1477) etkisiyle enlem-boylam derecelerinin belirlenmesindeki gelişimin Almanlarda büyük ölçüde, İtalyanlarda ise tamamen kesintiye uğradığı periyotta Ebu el-Fida’ (ö.732-1331)’nın coğrafi eseri (Takvim el-Büldan), karşılaştırmalı koordinat çizelgeleriyle Avrupa’ya ulaştı. 1534 yılından itibaren İslam dünyasında elçi ve misyoner olarak birkaç yıl geçiren Fransız oryantalist Guillaume Postel, bu kitabın bir nüshasını İstanbul’dan Paris’e getirmişti. Cosmographiae compendium adlı eseri (Basel 1561) için faydalı gördüğü kısımları çevirdi ve Avrupa haritalarında, özellikle Venedik haritalarında bulunan yer pozisyonlarını tashih etmek için, çevirdiği bölümlerden çizelgeler oluşturdu. 1554 yılında Postel, yukarıda adı geçen, Navigationi et viaggi isimli eseri toparlayıp yayınlayan İtalyan bilgin Gian Battista Ramusio’yu bu çizelgelerden haberdar etti. Bu şahıs da bunları haritacı Giacomo Gastaldi’ye tanıttı. Belki de her iki bilgin Ebu el-Fida’’nın kitabını bir Latince çevirisinde kullanma olanağına sahip olmuşlardır. Ramusio bu eserden küçük bir koordinatlar seçkisi almıştır ve bu kitabın bulunuşuna dair sevincini şu kelimelerle ifade etmektedir: Bu eser bugün ilahi bir lütuf olarak gün ışığına çıkmıştır. Kısa bir süre içerisinde kitabın bütün Avrupa’ya yayılan bu şöhreti İngiliz bilgin Richard Hakluyt (ö.1616)’da bu eseri edisyon yoluyla daha geniş ilgililer kitlesine ulaştırma arzusunu doğurmuştu. Bu amaca yönelik olarak 1583 yılında bu kitabın Suriye’de yani Ebu el-Fida’nın memleketinde bulunan bir yazmasını araştırmıştı.\r", "question": "İngiliz bilgin Richard Hakluyt bu kitabın Suriye’de yani Ebū el-Fidāʾ’nın memleketinde bulunan bir yazmasını ne zaman araştırmıştı?", "answers": {"answer_start": 1497, "text": "1583 yılında"}}, {"id": "222", "context": "Ebu el-Fida’’nın kitabının yaygın şöhretine John Dee’nin bugüne kadar yayınlanmamış Volume of Great and Rich Discoveries isimli eseri de şahitlik etmektedir. Bu eserde, birçok şeyin yanı sıra 1570’li yıllarda, Asya’nın Arktik kıyısı boyunca ilerlenerek Tabin burnuna gemi ile ulaşılabileceği yönündeki düşüncelerin yeni ortaya çıktıkları da rivayet edilmektedir. Bu, Doğu Asya’ya kuzeyden deniz yoluyla ulaşılıp ulaşılamayacağı sorunudur. Bunu, dönemin çok önemli iki haritacısı Gerhard Mercator ve Abraham Ortelius yadsırken, John Dee bu yolun katedilebileceğini savunuyordu. Bu noktada John Dee, Ebu el-Fida’’nın Kuzey Çin’in ve kuzeyde Rusya ile birlikte Asya kıyısının birbirleriyle bağlantılı olduğuna yönelik bilgilerine dayanmaktadır ve bu bilgiyi şu şekilde nitelemektedir a record worthy to be printed in gold [altın harflerle yazılmayı hak eden bir kayıt]. Ebu el-Fida’nın kitabı en büyük takdiri Alman bilgin Wilhelm Schickard \r", "question": "Ebū el-Fidā’nın kitabının yaygın şöhretini hangi eserle elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Volume of Great and Rich Discoveries"}}, {"id": "223", "context": "Ebu el-Fida’’nın kitabının yaygın şöhretine John Dee’nin bugüne kadar yayınlanmamış Volume of Great and Rich Discoveries isimli eseri de şahitlik etmektedir. Bu eserde, birçok şeyin yanı sıra 1570’li yıllarda, Asya’nın Arktik kıyısı boyunca ilerlenerek Tabin burnuna gemi ile ulaşılabileceği yönündeki düşüncelerin yeni ortaya çıktıkları da rivayet edilmektedir. Bu, Doğu Asya’ya kuzeyden deniz yoluyla ulaşılıp ulaşılamayacağı sorunudur. Bunu, dönemin çok önemli iki haritacısı Gerhard Mercator ve Abraham Ortelius yadsırken, John Dee bu yolun katedilebileceğini savunuyordu. Bu noktada John Dee, Ebu el-Fida’’nın Kuzey Çin’in ve kuzeyde Rusya ile birlikte Asya kıyısının birbirleriyle bağlantılı olduğuna yönelik bilgilerine dayanmaktadır ve bu bilgiyi şu şekilde nitelemektedir a record worthy to be printed in gold [altın harflerle yazılmayı hak eden bir kayıt]. Ebu el-Fida’nın kitabı en büyük takdiri Alman bilgin Wilhelm Schickard \r", "question": "Volume of Great and Rich Discoveries kime aittir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "John Dee"}}, {"id": "224", "context": "Ebu el-Fida’’nın kitabının yaygın şöhretine John Dee’nin bugüne kadar yayınlanmamış Volume of Great and Rich Discoveries isimli eseri de şahitlik etmektedir. Bu eserde, birçok şeyin yanı sıra 1570’li yıllarda, Asya’nın Arktik kıyısı boyunca ilerlenerek Tabin burnuna gemi ile ulaşılabileceği yönündeki düşüncelerin yeni ortaya çıktıkları da rivayet edilmektedir. Bu, Doğu Asya’ya kuzeyden deniz yoluyla ulaşılıp ulaşılamayacağı sorunudur. Bunu, dönemin çok önemli iki haritacısı Gerhard Mercator ve Abraham Ortelius yadsırken, John Dee bu yolun katedilebileceğini savunuyordu. Bu noktada John Dee, Ebu el-Fida’’nın Kuzey Çin’in ve kuzeyde Rusya ile birlikte Asya kıyısının birbirleriyle bağlantılı olduğuna yönelik bilgilerine dayanmaktadır ve bu bilgiyi şu şekilde nitelemektedir a record worthy to be printed in gold [altın harflerle yazılmayı hak eden bir kayıt]. Ebu el-Fida’nın kitabı en büyük takdiri Alman bilgin Wilhelm Schickard \r", "question": "1570’li yıllardaki önemli iki haritacı kimdir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "Gerhard Mercator ve Abraham Ortelius"}}, {"id": "225", "context": "Ebu el-Fida’’nın kitabının yaygın şöhretine John Dee’nin bugüne kadar yayınlanmamış Volume of Great and Rich Discoveries isimli eseri de şahitlik etmektedir. Bu eserde, birçok şeyin yanı sıra 1570’li yıllarda, Asya’nın Arktik kıyısı boyunca ilerlenerek Tabin burnuna gemi ile ulaşılabileceği yönündeki düşüncelerin yeni ortaya çıktıkları da rivayet edilmektedir. Bu, Doğu Asya’ya kuzeyden deniz yoluyla ulaşılıp ulaşılamayacağı sorunudur. Bunu, dönemin çok önemli iki haritacısı Gerhard Mercator ve Abraham Ortelius yadsırken, John Dee bu yolun katedilebileceğini savunuyordu. Bu noktada John Dee, Ebu el-Fida’’nın Kuzey Çin’in ve kuzeyde Rusya ile birlikte Asya kıyısının birbirleriyle bağlantılı olduğuna yönelik bilgilerine dayanmaktadır ve bu bilgiyi şu şekilde nitelemektedir a record worthy to be printed in gold [altın harflerle yazılmayı hak eden bir kayıt]. Ebu el-Fida’nın kitabı en büyük takdiri Alman bilgin Wilhelm Schickard \r", "question": "Ebu el-Fida’nın kitabı en büyük takdiri kimde bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "Alman bilgin Wilhelm Schickard "}}, {"id": "226", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik ilk öğrenimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Adapazarı’nda"}}, {"id": "227", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": " Sait Faik ilk öğrenimine hangi okulda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Rehber-i Terakki Mektebi’nde"}}, {"id": "228", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": " Sait Faik Adapazarı İdadisi’nde ne kadar okumuştur?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "İki yıl kadar"}}, {"id": "229", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": " Sait Faik orta öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 247, "text": "Bursa Lisesi’nde"}}, {"id": "230", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Bursa Lisesi’nden önce orta öğretimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "İstanbul Erkek Lisesi’nde"}}, {"id": "231", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik orta öğrenimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "(1928)"}}, {"id": "232", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik babasının isteği üzerine nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "İsviçre’ye"}}, {"id": "233", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik İsviçre'ye neden gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "iktisat öğrenimi için"}}, {"id": "234", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik İsviçre'ye gitmeden nerede okuyordur?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne"}}, {"id": "235", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": " Sait Faik İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne ne kadar devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "iki yıl"}}, {"id": "236", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik iktisat öğrenimini bırakarak nereye geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "Grenoble’a"}}, {"id": "237", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik iktisat öğrenimini bıraktıktan sonra kaç yıl edebiyat eğitimi aldı?", "answers": {"answer_start": 479, "text": " Üç yıl"}}, {"id": "238", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik yurt dışından neden döndü?", "answers": {"answer_start": 533, "text": "babası tarafından geri çağrıldı"}}, {"id": "239", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik babası tarafından ne zaman geri çağrıldı", "answers": {"answer_start": 565, "text": "(1933)"}}, {"id": "240", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik nerede Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı?", "answers": {"answer_start": 584, "text": "Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde"}}, {"id": "241", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik'in ticarete atılmasının sonucu nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "tutunamadı"}}, {"id": "242", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde hangi görevde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 621, "text": "Türkçe gurup dersleri öğretmenliği"}}, {"id": "243", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Haber gazetesinde ne kadar çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "Bir ay"}}, {"id": "244", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Haber gazetesinde hangi görevde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 722, "text": "adliye muhabirliği"}}, {"id": "245", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik nerede adliye muhabirliği göreviyle çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "Haber gazetesinde"}}, {"id": "246", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik avare bir hayata neden başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 755, "text": "Babasının ölümü üzerine"}}, {"id": "247", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik hiç evlenebilmiş midir?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "Evlenemedi."}}, {"id": "248", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik ömrünün sonuna kadar yazları nerede kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 858, "text": "Burgaz adasındaki köşklerinde"}}, {"id": "249", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik ömrünün sonuna kadar kışları nerede kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 897, "text": "Şişli’deki apartmanlarında"}}, {"id": "250", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik ömrünün sonuna kadar kimle yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "annesi ile beraber"}}, {"id": "251", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik ömrünün sonuna kadar nasıl bir hayat yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 952, "text": "fazla içkili bohem hayatı"}}, {"id": "252", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik şeref üyeliğine neden seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1006, "text": "Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı"}}, {"id": "253", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik hangi dernek tarafından şeref üyeliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1072, "text": "Mark Twain Derneği"}}, {"id": "254", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Mark Twain Derneği nerededir?", "answers": {"answer_start": 1045, "text": "A.B.D.’deki"}}, {"id": "255", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik hangi hastalığan dolayı vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1144, "text": "siroz hastalığından"}}, {"id": "256", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik nereye gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1197, "text": "Zircirlikuyu Mezarlığı’na"}}, {"id": "257", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Hikaye armağanı neye verilmektedir?", "answers": {"answer_start": 1272, "text": "en beğenilen hikäye kitabına"}}, {"id": "258", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Hikaye armağanını kim tesis etmektedir?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "annesi"}}, {"id": "259", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Burgaz adasındaki köşk ne olarak değiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1381, "text": "Sait Faik Müzesi"}}, {"id": "260", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik Müzesi ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1403, "text": "(11 Mayıs 1964)"}}, {"id": "261", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik, ilk hikäyelerini ne zaman kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 1538, "text": "lise öğrencisi iken"}}, {"id": "262", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik'in basılan ilk yazısının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1600, "text": "Uçurtma"}}, {"id": "263", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Uçurtma ilk olarak nerede yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1640, "text": "Milliyet gazetesinde"}}, {"id": "264", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Uçurtma kimin aracılığıyla çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 1609, "text": "Kenan Hulüsi’nin"}}, {"id": "265", "context": "ABASIYANIK, Sait Faik. Hikayeci (Adapazarı 23 Kasım 1906-İstanbul 11 Mayıs 1954). İlk öğrenimine Adapazarı’nda Rehber-i Terakki Mektebi’nde başladı. İki yıl kadar Adapazarı İdadisi’nde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği orta öğrenimini Bursa Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre sonra iktisat öğrenimini bırakarak Lozan’dan Grenoble’a geçti. Üç yıl başıboş bir edebiyat öğrenimi gördükten sonra babası tarafından geri çağrıldı (1933). Bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’­nde Türkçe gurup dersleri öğretmenliği yaptı. Ticarete atıldıysa da tutunamadı. Bir ay Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı (1942). Babasının ölümü üzerine aileden kalan emlakin geliri ile avare bir hayata başladı. Evlenemedi. Yazları Burgaz adasındaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında annesi ile beraber geçen bu fazla içkili bohem hayatı ömrünün sonuna kadar sürdü. Modern edebiyata hizmetlerinden dolayı A.B.D.’deki milletlerarası Mark Twain Derneği tarafından şeref üyeliğine seçildi (1953). Tutulduğu siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da öldü. Zircirlikuyu Mezarlığı’na gömüldü. Ölümünden sonra annesi bir önceki yılın en beğenilen hikäye kitabına verilmek üzere bir Sait Faik Hikaye armağanı tesis etti. Burgaz adasındaki köşk Sait Faik Müzesi oldu (11 Mayıs 1964). İstanbul’da lise sıralarında (1925) şiirler yazan Sait Faik, ilk hikäyelerini Ipekli mendil, Zem berek, Bursa’da yine lise öğrencisi iken kaleme almıştı (1926). Basılan ilk yazısı Uçurtma, Kenan Hulüsi’nin aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıktı (1929). Daha sonra Varlık dergisinde yayımlanan hikayeleri ile tanındı. Cumhuriyetten sonra yetişen yazarlarımız içinde İstanbul dışına çıkmamış olanlardan biri de Sait Faik’tir. Yurt içi gözlemleri çocukluk hatıraları ile mahdut olarak Adapazarı ve Bursa çevresinde kalmıştır. Buna karşılık yurt dışı seyahatlarının kişiliği ve sanatı üzerine tesiri oldukça fazladır. Bütünü ile eserlerini kapsayan bir temel bakış açısı aranırsa bu hümanizm olabilir. Batı kaynaklı, bu boyutları belli olmayan insan sevgisi, Sait Faik’in yaşadığı zaman dilimi içinde Türk aydınını oldukça etkilemiştir.", "question": "Sait Faik'in ölümünden sonra hikayeleri hangi dergide yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1686, "text": "Varlık dergisinde"}}, {"id": "266", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi ne olarak yetiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "İç oğlanı"}}, {"id": "267", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa hangi ünvan ile Nişancılığa yükselmiştir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Vezir"}}, {"id": "268", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa saraya ne zaman alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Küçük yaşta"}}, {"id": "269", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa nerede kaymakamlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "İstanbul kaymakamlığı"}}, {"id": "270", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa nerede valilik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Bosna valiliği"}}, {"id": "271", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa Kubbe vezirleri arasına ne zaman alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "(1681)"}}, {"id": "272", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa vefat ettiğinde görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "Sakız mutasarrıflığına"}}, {"id": "273", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşanın şairliğinden önce hangi özelliği gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 660, "text": "tarihçiliği"}}, {"id": "274", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "IV. Mehmed Abdi paşaya hangi görevi vermiştir?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "saltanat devrinin tarihini yazmakla"}}, {"id": "275", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa yazdığı tarih kitabı hangi yıllar arasını ihtiva eder?", "answers": {"answer_start": 780, "text": "1648-1682"}}, {"id": "276", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa yazdığı tarih kitabı hangi isimle meşhurdur?", "answers": {"answer_start": 864, "text": "Nişancı Tarihi"}}, {"id": "277", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa hangi görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Basra valiliği"}}, {"id": "278", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşanın Nabi ile münasebeti nereden anlaşılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1053, "text": "ortaklaşa yazdıkları gazelden"}}, {"id": "279", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşa kiminleortaklaşa gazel yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 1017, "text": "Nabi"}}, {"id": "280", "context": "ABDİ, (Abdurrahman) Paşa. Tarihçi, şair (İstanbul ?-Sakız 1692). Küçük yaşta saraya alındı. İç oğlanı olarak yetiştirildi. Kısa zamanda yükseldi. Vezir ünvanı ile Nişancılığa tayin edildi (1669). İstanbul kaymakamlığı (1678), Bosna valiliği (1679) yaptıktan sonra yeniden Nişancılığa tayin olundu. Kubbe vezirleri arasına alındı (1681). İki defa Basra valiliğine tayin olundu (1683-86 ve 1687- 88). Kandiye valiliğinden sonra (1690), Sakız mutasarrıflığına tayin olundu (1691) ve bu görevi sırasında vefat etti. Abdi Paşa doğruluğu ve iyi idareciliğı ile, vazife yaptığı yerler halkının güvenini kazanmış, bazı yerlerde keram etine inanılmıştır. Abdi Paşa’nın tarihçiliği şairliğinden önce gelir. IV. Mehmed, saltanat devrinin tarihini yazmakla Abdi Paşa’yı görevlendirdi. Tarihi 1648-1682 yılları arasındaki olayları ihtiva eder. Asıl adı olan Vekayiname’den çok Nişancı Tarihi diye meşhurdur. Abdi Paşa Basra valiliği görevinden sonra tarihiyle meşgul olamamıştır. Divan tertib etmemesine rağmen şiir de yazmıştır. Nabi ile yakın münasebetleri olduğu ortaklaşa yazdıkları gazelden anlaşılmaktadır. Şiirde Nabi tarzını benimsemiş olup dini-didaktik şiirleri çoğunluktadır.", "question": "Abdi paşanın hangi türdeki şiirleri çoğunluktadır?", "answers": {"answer_start": 1136, "text": "dini-didaktik"}}, {"id": "281", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay'ın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İbrahim’dir"}}, {"id": "282", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay'ın babası nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "kazak boyunun reisi"}}, {"id": "283", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay nerelerde okumuştur?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "hem medreseye hem Rus usülü mektebe"}}, {"id": "284", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay kaç yaşından sonra babasına yardımcı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Onbeş yaşından"}}, {"id": "285", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay Onbeş yaşındaki tavırlarıyla hangi kanaati uyandırdı", "answers": {"answer_start": 242, "text": "güçlü bir bey olacağı kanaatini"}}, {"id": "286", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay'ın Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmesine ne neden olmuştur?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması"}}, {"id": "287", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde hangi kültüre yönelmiştir?", "answers": {"answer_start": 395, "text": "Arap ve Fars"}}, {"id": "288", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay kaç yaşındayken sürgün edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "35 yaşındayken"}}, {"id": "289", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay sürgününden sonra kimleri tanımıştır", "answers": {"answer_start": 495, "text": "Rus ihtilalcilerini"}}, {"id": "290", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Rus ihtilalcilerini nerededir?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Simla’da"}}, {"id": "291", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay sürgününden sonra nereli yazarların eserlerini okumuştur", "answers": {"answer_start": 539, "text": "Rus ve diğer batılı"}}, {"id": "292", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay kimlerden tercümeler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 668, "text": "ünlü Rus şairlerinden"}}, {"id": "293", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay'ın şiirleri halk şiirlerinden hangi özellikleriyle ayrılır", "answers": {"answer_start": 770, "text": "şekil ve muhteva bakımından"}}, {"id": "294", "context": "ABAY, İbrahim. Kazak şairi (Semey Palat 1845-1904). Asıl adı İbrahim’dir. Babası bir kazak boyunun reisi idi. Abay, hem medreseye hem Rus usülü mektebe devam etti. Onbeş yaşından sonra babasına yardımcı oldu. Bu yaşlardaki tavrıyla gelecekte güçlü bir bey olacağı kanaatini uyandırdı. Yirmi yaşında halk kültürünü tamamen almış, İslamiyetin bozkırda kökleşmeye başlaması neticesinde yayğınlaşan Arap ve Fars kültür eserlerine yönelmiştir. 35 yaşındayken, sürgün edildiklerinden Simla’da bulunan Rus ihtilalcilerini tanıdı (1880). Böylece, Rus ve diğer batılı yazarların eserlerini okudu. Halkın yeni usülde tahsil görmesi için çaba sarf etti. Abay, şiir yazdığı gibi, ünlü Rus şairlerinden tercümeler yapmış, halkına Rus şair ve ediplerini tanıtmak istemiştir. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından halk şiirlerinden umumiyetle ayrılır. Rus şairlerinin tesirinde kalmıştır. Ekseriya didaktik olan şiirleri ölümünden sonra yayımlanmış (1906), Rus ihtilalinden sonra da iki defa basılmıştır. (1921 ve 1922). ", "question": "Abay'ın şiirleri daha çok kimin tesirinde kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 836, "text": "Rus şairlerinin"}}, {"id": "295", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref hangi okulu bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Mekteb-i Sultani’yi"}}, {"id": "296", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref okulu bitirdikten sonra hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "tarih ve coğrafya muallimi"}}, {"id": "297", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref hangi okullukta müdürlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Mekteb-i Mülkiye"}}, {"id": "298", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref ikinci Meşrutiyetten sonra hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "Ayan Meclisine aza"}}, {"id": "299", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref Ayan Meclisine azalık görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "ikinci Meşrutiyetten sonra"}}, {"id": "300", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref kimin yerine Vak’anüvis tayin edildi?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Lütfi Efendi’nin "}}, {"id": "301", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref'in Vak’anüvisliği ne zaman bitmiştir?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "saltanatın kaldırılması ile"}}, {"id": "302", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref Mütareke yıllarında hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 598, "text": "nazirlik"}}, {"id": "303", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref nazirlik görevinde hangi yıllarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "Mütareke yıllarında"}}, {"id": "304", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref ne zaman İstanbul mebusu olmuştur?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde"}}, {"id": "305", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 680, "text": "İstanbul mebusu"}}, {"id": "306", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref İstanbul mebusunda ilk toplantıyı ne olarak açmıştır?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "en yaşlı üye"}}, {"id": "307", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref uzun ilavelerle yaymladığı şey nedir?", "answers": {"answer_start": 778, "text": "Lütfi Efendi’nin tarihini"}}, {"id": "308", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref, tarihe dair eserlerinde ortaya koymaktan kaçındığı şey nedir?", "answers": {"answer_start": 1086, "text": "zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini"}}, {"id": "309", "context": "ABDURRAHMAN Şeref. Yazar, son Osmanlı vak’anüvisi (İstanbul 1858-Ankara 1924). Mekteb-i Sultani’yi bitirdikten sonra tarih ve coğrafya muallimi oldu (1873). Mekteb-i Mülkiye müdürlüğünde bulundu (1892-1907). Maarif Nazırlığı yaptı (1907 ve 1909 da iki defa). ikinci Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisine aza tayin olundu. Lütfi Efendi’nin yerine Vak’anüvis tayin edildi (1908). Aynı zamanda Osmanlı Tarih Encümeni Reisi oldu (1909). Vak’anüvisliği saltanatın kaldırılması ile sona erdi. Osmanlı Tarih Encümeni Türk Tarih Encümenine dönüştükten sonra da ölene kadar reisliği sürdü. Mütareke yıllarında nazirlik görevlerinde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresinde İstanbul mebusu oldu ve en yaşlı üye olarak ilk toplantıyı açtı. Abdurrahman Şeref, halefi olduğu Lütfi Efendi’nin tarihini uzun ilavelerle yayımladı, ama en orjinal eseri olması gereken Devlet Vak’anüvisi olarak kaleme aldığı tarihi yayımlanmadı. El yazması tek nüshası Tarih Encümeni Kütüphanesinden (bu Encümen’in lağvı üzerine) Tarih Kurumu Kütüphanesi’ne geçmiştir. Şeref Bey, tarihe dair eserlerinde zamanının şahısları hakkındaki fikirlerini açıkca ortaya koymaktan kaçınmış, bazı düşüncelerini yer yer nüktelerle ifadeyi uygun bulmuştur. Ayrıca, coğrafya, istatistik ve ahlaka dair kitapları ve Tarih-i Osmani Encümeni, Türk Tarihi Encümeni mecmuaları ile çeşitli gazete ve dergilerde bir çok makaleleri vardır. ", "question": "Abdurrahman Şeref düşüncelerini nasıl yapmayı uygun bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1190, "text": "nüktelerle"}}, {"id": "310", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in künyesi nedir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Ebu Muhammed"}}, {"id": "311", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in lakabı nedir?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Muhyiddin"}}, {"id": "312", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir hangi lakabıyla da şöhret bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Bazu’l-Eşheb"}}, {"id": "313", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in Nesebi nereye dayandırılır?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Hz. Ali’ye"}}, {"id": "314", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Ebu Abdillah"}}, {"id": "315", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Fatıma’dır"}}, {"id": "316", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir nerede doğmultur?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "Gilan’da"}}, {"id": "317", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Gilan nerenin bir vilayetidir?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "İran vilayeti"}}, {"id": "318", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir doğduğunda rivayete göre annesi kaç yaşındadır?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "altmış yaşında"}}, {"id": "319", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir kaç yaşında Gilan'dan çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "Onsekiz yaşlarında"}}, {"id": "320", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir Onsekiz yaşlarında Gilan'dan nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "Bağdad’a"}}, {"id": "321", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir Bağdad’a ne için gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "tahsil için"}}, {"id": "322", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir ne yaparken öküzlerden birisi onunla konuşmuştur?", "answers": {"answer_start": 618, "text": "tarlada öküzleri koşarken"}}, {"id": "323", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'e öküz ne demiştir?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin!"}}, {"id": "324", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir tedris ile ne kadar meşgul olmuştur?", "answers": {"answer_start": 917, "text": "Takriben otuzüç sene"}}, {"id": "325", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir tahsil hayatının meyvelerini ne zaman almaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1021, "text": "ellibir yaşına geldikten sonra"}}, {"id": "326", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden kaç yıl geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "yirmibeş sene kadar"}}, {"id": "327", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir'in tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçtiği kim tarafından ifade edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1173, "text": "kendisi tarafından"}}, {"id": "328", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir zahiri ilimleri öğrenmeye kaç yıl harcamıştır?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "sekiz"}}, {"id": "329", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den hangi konuları dinlemiştir?", "answers": {"answer_start": 1335, "text": "din, fıkıh"}}, {"id": "330", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Ebu Bekr b. el-Muzaffer'den hangi konuları dinlemiştir?", "answers": {"answer_start": 1403, "text": "hadis"}}, {"id": "331", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den hangi konuları okumuştur?", "answers": {"answer_start": 1457, "text": "edebiyat"}}, {"id": "332", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir kimden tarikat ahzetmiştir?", "answers": {"answer_start": 1473, "text": "Ahmed Debbas"}}, {"id": "333", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir hangi günkü konuşmaları insanlar tarafından çok rabet görmektedir?", "answers": {"answer_start": 1835, "text": "Cuma günleri"}}, {"id": "334", "context": "ABDÜLKADİR Gilani (Geylani de denir). Mutasavvıf (Gilan 1077/78-Bağdat 1166/ 67). Künyesi Ebu Muhammed, lakabı Muhyiddin. Ayrıca Bazu’l-Eşheb lakabıyla da şöhret bulmuştur. Gavsu’s-sakaleyn ismiyle anılır. Nesebi Hz. Ali’ye dayandırılır. Babasının adı Ebu Abdillah, annesinin Fatıma’dır. Hazer denizinin güneyinde ve Elburz dağ silsilesinin kuzeyinde bir İran vilayeti olan Gilan’da doğdu. Abdülkadir doğduğu zaman annesinin altmış yaşında bulunduğu rivayet edilmektedir. Babasını küçük yaşlarında kaybetti. Onsekiz yaşlarında Gilan’dan çıkarak, tahsil için Bağdad’a geldi. Rivayetine göre arefe günü çift sürmek için tarlada öküzleri koşarken, öküzlerin birisinin kendisine: Sen bu iş için yaratılmadın ve bu vazife ile emredilmedin! şeklindeki hitabını duyunca, çift sürmeyi bırakarak eve gelip annesinden Bağdad’a gidip ilim tahsil etmek için izin istemiştir. Ebü Said el-Mübarek b. Ali el-Mahzümiye intisap etti. Takriben otuzüç sene kadar tedris ile meşgul oldu. Çok uzun süren bu tahsil hayatının meyvelerini ancak ellibir yaşına geldikten sonra vermeye başladı anlaşılıyor. Ayrıca yirmibeş sene kadar tecrid ve tefrid ile sahra ve çöllerden geçerek riyazet eyledigi kendisi tarafından ifade edildiğine göre, bu uzun tahsilinin sekiz senesinin zahiri ilimleri öğrenmekte geçtiği meydana çıkar. Abdü’l-Kaadir Ebü Said Mahzümı’den din, fıkıh, Ebu Bekr b. el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinledi. Sonraları Ebü Zekeriyya et-Tebrizi’den edebiyat okudu. Ahmed Debbas ile sohbet edip, kendisinden tarikat ahzetti. H.528/M.1134 tarihlerinde Ebu’s-Sa’d Medresesi’nde ders verirken usül, fıkıh ve tasavvufa ait bazı kitaplar yazdığı rivayet edilir. Bu eserler umümiyetle vaaz ve hutbelerden ibarettir. İbrahim b. Sa’d’ın rivayetine göre Gilanı’nin halka hitabı gayet selis, sür’atli ve açık-seçik bir mahiyet arzederdi. Cuma günleri yapacağı konuşmayı dinlemek isteyen insanlar, sabahın erken saatlerinde yer bulmak için camiye dolarlardı. Halkı irşadının yanı sıra yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek için gayret sarfetmiştir. Tesiri geniş olmuştur.", "question": "Abdülkadir halkı irşadının yanı sıra ne için gayret sarfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 1981, "text": "yahudi ve hıristiyanları da hidayete erdirmek"}}, {"id": "335", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu'nun soyu nereye dayanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Karabağ’ın seçkin ailelerindendir."}}, {"id": "336", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Ermeni hocadan hangi dili öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "Rusca öğrendi"}}, {"id": "337", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Rusca'yı nereli hocadan öğrendi?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Ermeni"}}, {"id": "338", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu neredeki Rus ortaokulunu bitirdi?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Şuşa’da"}}, {"id": "339", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu orta öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Tiflis lisesinde"}}, {"id": "340", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu orta öğrenimininden sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Paris’e gitti"}}, {"id": "341", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Paris'te hangi tahsilleri yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "tarih, filoloji ve hukuk"}}, {"id": "342", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu ittihat ve Terakki den önemli kişilerle nerede tanışmıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Paris’te"}}, {"id": "343", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Paris’te kimlerin önde gelen isimleriyle tanışmıştır?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "ittihat ve Terakki"}}, {"id": "344", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Şarkiyatçılar kongresi nerede toplanmıştır?", "answers": {"answer_start": 412, "text": "Londra’da"}}, {"id": "345", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Şarkiyatçılar kongresine hangi tebliği ile katıldı?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi"}}, {"id": "346", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu öğrenimini bitirince nereye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "Azerbaycan’a döndü"}}, {"id": "347", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Hayat, Terakki gibi gazeteler kimler tarafından çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "Gaspıralı İsmail ve arkadaşları"}}, {"id": "348", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu çıkardığı gazetenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "İrşat"}}, {"id": "349", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu gazeten çıkarırken diğer yandan hangi mesleği icra ediyordu?", "answers": {"answer_start": 706, "text": "öğretmenlik yapıyordu"}}, {"id": "350", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu dernek kurma çalışmaları dolayısıyla hangi devlet makamlarının baskısına maruz kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "Rus makamlarının"}}, {"id": "351", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu İstanbul'da hangi göreve tayin edildi", "answers": {"answer_start": 872, "text": "Marif müfettişliğine"}}, {"id": "352", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu hangi kütüphanede müdürlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "Süleymaniye Kütüphanesi"}}, {"id": "353", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu ilk olarak İstanbul'da hangi fırkaya girmiştir?", "answers": {"answer_start": 948, "text": "İttihat ve Terakki Fırkası’na"}}, {"id": "354", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu memuriyeti bıraktıp hangi icraata başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 985, "text": "Serbest gazeteciliğe"}}, {"id": "355", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": " Ahmed Ağaoğlu hangi akımınönde gelen simalarından birisidir?", "answers": {"answer_start": 1037, "text": "Türkçülük akımının"}}, {"id": "356", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu kurucuları arasında olduğu ocak hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1092, "text": "Türkocağı’nın"}}, {"id": "357", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Türkocağı’nın organı nedir?", "answers": {"answer_start": 1153, "text": "Türk yurdu’nun"}}, {"id": "358", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu'nun Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 1196, "text": "Darülfünun’da"}}, {"id": "359", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu'nun ilk olarak başyazarlığında bulunduğu gazete hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1322, "text": "Tercüman-ı hakikat’in"}}, {"id": "360", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu İttihat Terakki’den hangi ilin mensubu olmuştur", "answers": {"answer_start": 1389, "text": "Afyon"}}, {"id": "361", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Azerbaycan'da ne müşavirliğini yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1457, "text": "Kafkas ordusu siyasi müşaviri"}}, {"id": "362", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu İstanbul’a dönünce nereye sürüldü?", "answers": {"answer_start": 1597, "text": "Malta’ya sürüldü"}}, {"id": "363", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu kim tarafından Malta’ya sürüldü", "answers": {"answer_start": 1575, "text": "İngilizler tarafından"}}, {"id": "364", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Maltadan kaç yıl sonra döndü?", "answers": {"answer_start": 1622, "text": "Üç yıl sonra"}}, {"id": "365", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu TBMM’ye ikinci devre de hangi ilden girdi?", "answers": {"answer_start": 1742, "text": "Kars milletvekili"}}, {"id": "366", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu Ankara Hukuk Mektebi’nde hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1835, "text": "Hukuk-u esasiye"}}, {"id": "367", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu'nun Hukuk-u esasiye olarak görev yaptığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 1810, "text": "Ankara Hukuk Mektebi’nde"}}, {"id": "368", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu hangi fırkanın kuruluşunda faal rol almıştır?", "answers": {"answer_start": 1867, "text": "Serbest Cumhuriyet Fırkasının"}}, {"id": "369", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu kaç yılında emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2012, "text": "1933"}}, {"id": "370", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu en çok hangi fikir akımına yakındır?", "answers": {"answer_start": 2292, "text": "batıcılığa yakındır"}}, {"id": "371", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": " Ahmed Ağaoğlu kurtuluş için hangi kanaatini müdafaa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2327, "text": "Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi"}}, {"id": "372", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Türkler kaç defa din değiştirmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 2435, "text": "iki defa"}}, {"id": "373", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak kimi görür?", "answers": {"answer_start": 2553, "text": " A. Ahmed’i"}}, {"id": "374", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu içtimai ve iktisadi konularda hangi görüştendir?", "answers": {"answer_start": 2668, "text": "ferdiyetçi ve liberaldir"}}, {"id": "375", "context": "AĞAOĞLU, Ahmed. Fikir ve siyaset adamı (Şuşa/Azerbaycan 1869-lstanbul 19 Mayıs 1939). Soyu Karabağ’ın seçkin ailelerindendir. Küçük yaşta özel olarak bir Ermeni hocadan Rusca öğrendi. Şuşa’da açılan Rus ortaokulunu bitirdi. Tiflis lisesinde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve orada tarih, filoloji ve hukuk tahsil etti. Paris’te ittihat ve Terakki cemiyetinin önde gelen şahısları ile tanıştı. Londra’da toplanan şarkiyatçılar kongresine Şii mezhebinin doğuşu ve gelişmesi tebliği ile katıldı (1892). Öğrenimini bitirince Azerbaycan’a döndü (1894). Gaspıralı İsmail ve arkadaşları tarafından çıkarılan Hayat, Terakki gibi gazetelerde yazdı. İrşat adlı bir gazete çıkardı. Bir təraftan da öğretmenlik yapıyordu. Bazı dernek kurma çalışmaları yüzünden Rus makamlarının baskısına maruz kaldı. Meşrutiyetin ikinci defa ilanı üzerine Istanbul’a geldi (1909). Marif müfettişliğine tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. Serbest gazeteciliğe başlayarak memuriyeti bıraktı. Türkçülük akımının önde gelen simalarından biri olarak Türkocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Bu ocağın organı Türk yurdu’nun yayınında geniş rol oynadı. Darülfünun’da Türk-Mogol tarihi ve Rusca hocalığı yaptı (1911-1912). Önce Hikmet gazetesi ile Sebilürreşat mecmuasında yazdı. Tercüman-ı hakikat’in başyazarlığında bulundu. İttihat Terakki’den Afyon (karahisar) mebusu ve parti Merkez-i Umumi azası oldu (1912). Kafkas ordusu siyasi müşaviri olarak Azerbaycan’a gönderildi (1917). İstanbul’a dönünce diğer ittihatçılarla birlikte İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü (1918). Üç yıl sonra serbest bırakılınca (1921) Ankara’ya geçti. Matbuat Umum Müdürlüğüne tayin edildi. TBMM’ye ikinci devre de Kars milletvekili olarak girdi. Hakimiyet-i milliye’de başyazarlık, Ankara Hukuk Mektebi’nde Hukuk-u esasiye hocalığı yaptı. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda faal rol aldı. Fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. İstanbul Darülfünun’unda müderrisliğe döndü. 1933 te bu görevde iken emekli oldu. Kültür haftası ve İnsan dergilerinde yazdı. Ölümüne kadar yazarlığa devam etti. Akın mecmuasmı çıkardı (1933). Ahmed Ağaoğlu, yeni fikirler ortaya atan bir fikir adamı değil bir fikir taşıyıcıdır. Devrinde yaygın fikir akımları içinde, en çok batıcılığa yakındır. Kurtuluş için Avrupa medeniyetinin tam manasıyla özümsenmesi gerektiği kanaatini müdafaa etmiştir (Üç medeniyet). Türkler iki defa din değiştirmişlerdir, bu yüz den Batı medeniyetini tam manasıyla kabullenmemiz imkansız değildir. Resulzade, A. Ahmed’i Orta Doğudaki Avrupalılaşma hareketinin en samimi ideologu olarak görür. Içtimai ve iktisadi konularda ferdiyetçi ve liberaldir. Bu yüzden, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve Ş. Süreyya ile münakaşaları oldu. Serbest insanlar ülkesinde adlı karşılıklı konuşmalardan oluşan kitabında bu yönü ve şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler yer alır. ", "question": "Ahmed Ağaoğlu hangi eserinde şahsiyeti ile ilgili açıklayıcı fikirler sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 2770, "text": "Serbest insanlar ülkesinde"}}, {"id": "376", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet nerelidir?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Kırklarelili"}}, {"id": "377", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet kimlerdendir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Yularkıranlardandır"}}, {"id": "378", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet ilk tahsilini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Lofça’da"}}, {"id": "379", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet neredeki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Çarşamba’daki"}}, {"id": "380", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Çarşamba’daki hangi okula yerleşti?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "Papasoğlu Medresesi’ne"}}, {"id": "381", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet'in dönemin tanınmış hocalarından ders gördüğü cami hangisidir", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Fatih Camiinde"}}, {"id": "382", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Süleyman Fehmi’nin mahlası nedir?", "answers": {"answer_start": 404, "text": "Cevdet mahlasını"}}, {"id": "383", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Cevdet mahlaslı şair kimdir?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "Süleyman Fehmi’nin"}}, {"id": "384", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Süleyman Fehmi’nin konağında ne öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Farsça öğrendi"}}, {"id": "385", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet hangi tarzda şiirler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "Eski tarzda"}}, {"id": "386", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet kim tarafından Reşid Paşa’ya yollanmıştır?", "answers": {"answer_start": 537, "text": "devrin Şeyhülislam’ı tarafından"}}, {"id": "387", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet ne olarak Reşid Paşa’ya yollanmıştır?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak"}}, {"id": "388", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet ne zamana kadar Reşid Paşa’nın dairesinden ayrılmadı?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "Reşid Paşa’nın ölümüne kadar"}}, {"id": "389", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet kimin tesiriyle siyasi ve idari görevler almıştır?", "answers": {"answer_start": 897, "text": "Reşid Paşa’nın tesiriyle"}}, {"id": "390", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Fuad Paşa ile kaç yılında Bükreş’e gitti?", "answers": {"answer_start": 953, "text": "1848’de"}}, {"id": "391", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Fuad Paşa ile nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 975, "text": "Bükreş’e gitti"}}, {"id": "392", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Darül muallimin ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 991, "text": "1850’de"}}, {"id": "393", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet'in Darül muallimin'deki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 1047, "text": "müdür"}}, {"id": "394", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet'in Meclis-i Maarif’de görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 1074, "text": "aza"}}, {"id": "395", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet nerede Fuad Paşa ile beraberce iki eser kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 1109, "text": "Bursa gezisi sırasında"}}, {"id": "396", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Bursa gezisi sırasında kaç eser kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 1142, "text": "iki eser"}}, {"id": "397", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet hangi esnada bie encümenin azası olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1166, "text": "Kırım Harbi sırasında"}}, {"id": "398", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet kaç yılında Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1266, "text": "1857"}}, {"id": "399", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Reşid Paşa kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 1439, "text": "1858"}}, {"id": "400", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet İşkodra’ya komiserolarak ne zaman gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1504, "text": "1861"}}, {"id": "401", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Kozan’a komiserolarak ne zaman gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1524, "text": "1865"}}, {"id": "402", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Bosna’da hangi görevde başarılı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1650, "text": "müfettiş olarak"}}, {"id": "403", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Bosna’da kaç yılında müfettişlik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1642, "text": "1863"}}, {"id": "404", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Mukaddime-i İbn Haldun’u yazmaya ilk kim başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1693, "text": "Sahip Molla’nın"}}, {"id": "405", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet kaç yılında Haleb valiliğinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1755, "text": "1866"}}, {"id": "406", "context": "AHMED Cevdet Paşa. Alim, tarihçi, devlet adamı (Lofça 1822-İstanbul 1895). Eski bir Türk ailesinden, Kırklarelili Yularkıranlardandır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek (1839) Çarşamba’daki Papasoğlu Medresesi’ne yerleşti. Fatih Camiinde devrin tanınmış hocalarından ders gördü. İlahiyat, hikmet, Arab edebiyatı, matematik, jeoloji, astronomi okudu. Edebiyata merak sardı. Kendisine Cevdet mahlasını veren şair Süleyman Fehmi’nin konağına devam ederek Farsça öğrendi. Eski tarzda şiirler yazdı. İcazet aldı. 1846 da devrin Şeyhülislam’ı tarafından şeriatı iyi bilen açık fikirli bir alim olarak Reşid Paşa’ya yollandı. Bu tanışma hayatının dönüm noktası olacaktır. Ahmed Cevdet Efendi medrese ve tekkeden sonra devlet ricali muhitine intisab etmiş oluyordu. Ahmet Cevdet, Reşid Paşa’nın ölümüne kadar onun dairesinden ayrılmadı; Paşa’ya müşavirlik, çocuklarına hocalık yaptı. Reşid Paşa’nın tesiriyle siyasi ve idari görevler aldı. 1848’de Fuad Paşa ile Bükreş’e gitti. 1850’de yeni kurulan Darül muallimin’e (Öğretmen okulu) müdür ve Meclis-i Maarif’e aza oldu. Fuad Paşa ile yaptıkları Bursa gezisi sırasında beraberce iki eser kaleme aldılar Kırım Harbi sırasında İslam Hukukunun ticaret ile ilgili kısımlarını toplayan encümenin azası oldu. 1857 de Meclis-i Ali-i Tanzimat azası olduktan sonra «kavanin ve nizamat layıhaları» kaleme almakla meşgul oldu: Ceza kanunnamesi, Arazi kanunnamesi, Tapu nizamnamesi gibi, 1858 de Reşid Paşa öldükten sonra da idari görevleri devam etti. 1861 de İşkodra’ya, 1865 de Kozan’a fevkalade komiser olarak yollandı ve gerekli islahatı yaparak bu bölgelerdeki huzursuzluğa son verdi. 1863 de müfettiş olarak Bosna’da da başarılı oldu. Sahip Molla’nın başladığı Mukaddime-i İbn Haldun’u tamamladı. 1866 da ilmiye rütbesi vezarete çevrildi. Bir süre Haleb valiliğinde bulundu, sonra Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyasetine getirildi. Dış ülkeler ile artan ticaret ve muamelat için Şer’iye mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye mahkemelerinin tesisine çalıştı (1868), Mecelleyi hazırlayacak olan heyete başkan tayin edildi.", "question": "Ahmet Cevdet Mecelleyi hazırlayacak olan heyette görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 2048, "text": "başkan tayin edildi"}}, {"id": "407", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü hangi okulu bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Galatasaray Sultanisini"}}, {"id": "408", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü gazeteciliğe nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Saadet gazetesinde"}}, {"id": "409", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü kurduğu gazetenin adını ne olarak değiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Yeni gazete"}}, {"id": "410", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Yeni gazete'nin ünlü yazarları kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf"}}, {"id": "411", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Gazetenin hangi ülke siyasetine eğilimi vardır?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "Ingiliz siyasetine"}}, {"id": "412", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü gazetesinin yayınını neyden sonra durdurmuştur?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "Babıali baskınından sonra"}}, {"id": "413", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da nasıl yazılar yazdı?", "answers": {"answer_start": 670, "text": "imzasız yazılar"}}, {"id": "414", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Sabah’dan ayrılan hangi yazar Yeni gazete'nin başyazarlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "Ali Kemal"}}, {"id": "415", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü ömrünün son yıllarını hangi mesleği icra ederek geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 955, "text": "antikacılıkla"}}, {"id": "416", "context": "ABDULLAH Zühdü. Gazeteci, yazar (istanbul 1869-1925). Galatasaray Sultanisini bitirdi (1890). Gazeteciliğe Saadet gazetesinde başladı, daha sonra Tarik, Tercüman-ı hakikat, İkdam ve Sabah’da çalıştı. Marif Nezaretinde görev aldı. Meşrütiyet’in ilanından bir kaç gün sonra gazete adlı bir gazete çıkardı. Yirminci sayıdan sonra adını Yeni gazete olarak değiştirdi. Bu gazetede Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Mehmed Rauf gibi devrin meşhur simaları da yazmıştır. Gazete Ingiliz siyasetine olan eğilimi ile tanınmıştır. Abdullah Zühdü Babıali baskınından sonra gazetesinin yayınını durdurdu (23 Aralık 1913). Bir süre, gazeteciliğe ara verdikten sonra İkdam ve Sabah’da imzasız yazılar yazdı. Yeni gazete’yi yeniden yayımladıysa da eski gücüne ulaştıramadı. Ali Kemal Sabah’dan ayrılınca bir süre bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Mütareke yıllarında kısa bir süre Matbuat Umum Müdürü oldu (1920) Bu görevden istifa ederek ayrıldı. Ömrünün son yıllarını antikacılıkla geçirdi. Eserlerinde yaşadığı çevreyi, bohem hayatını ele almıştır. Yurdumuzda polisiye roman türünü ilk deneyenlerdendir.", "question": "Abdullah Zühdü hangi roman türünü ilk deneyenlerdendir?", "answers": {"answer_start": 1048, "text": "polisiye roman türünü"}}, {"id": "417", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey hangi rüştiyeyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Kaptanpaşa Rüştiyesini"}}, {"id": "418", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey ilk yazılarını nerede yayımladı?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı."}}, {"id": "419", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey hangi resmi gazetede yazdı?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Takvim-i vakayi’de"}}, {"id": "420", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey, nerelerde çalıştı?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı."}}, {"id": "421", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey  İkdam’ı ne zaman kurdu?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "1894"}}, {"id": "422", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "Cumhuriyete kadar nerede yaşadı?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Isviçre’de"}}, {"id": "423", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey nerede öldü?", "answers": {"answer_start": 1035, "text": "Matbuat Kongresi’nde öldü."}}, {"id": "424", "context": "AHMED Cevdet Bey. Gazeteci (İstanbul 1862-Ankara 1935). Kaptanpaşa Rüştiyesini bitirdi. Ayrıca özel olarak Arapça, Farsca ve Fransızca dersleri aldı, ilk yazıları Tercüman-ı hakikat’de yayımlandı. Bu arada Mülkiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Resmi gazete olan Takvim-i vakayi’de yazdı. Reji’de ve Osmanlı Bankasında çalıştı. Sabah, Tarik ve Saadet’de başmuharrirlik yaptı. İkdam’ı kurdu (1894). Bu gazeteyi uzun süre yayımladı ve bu yüzden Ikdamcı olarak anıldı. Gazetecilik yanında yayımcılıkla da uğraştı. İkdam kütüphanesi adı altında faydalı bir çok eser ve bu arada Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı, ikinci Meşrutiyet sırasında Ittihat ve Terakki’ye muhalefette bulundu ve 31 Mart vakasından sonra Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı (1909). Cumhuriyete kadar Isviçre’de yaşadı. Yayımını sürdüren Ikdam’a yazılarını buradan göndermeye devam etti. Yurda döndükten sonra gazetesinde yer alan bir haberden dolayı İstiklal Mahkemesi’ne verildi ise de beraat etti. Siyasi hayattan tamamen çekildi. Davet edildiği Matbuat Kongresi’nde öldü. Ahmed Cevdet, özellikle gazeteciliğimizin gelişmesinde yer ve rol sahibidir. İkdam’ı zamanının en önemli gazetelerindendir. A. Cevdet, bazı teknik yenilikleri ve bu arada ilk defa rotatif baskı makinasını Türkiye’ye getirmiştir. Türkçülük fikrini benimseyen A. Cevdet, diğer yayımlarıyla da yayıncılığımızın gelişmesinde rol oynamıştır.", "question": "AHMED Cevdet Bey  zamanının en önemli gazetesi nedir?", "answers": {"answer_start": 373, "text": " İkdam"}}, {"id": "425", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim kimlere mensuptur?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Alüsizade’lere mensuptur."}}, {"id": "426", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim  ne zaman İstanbul’a geldi?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "1894 de"}}, {"id": "427", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim hangi okula parasız yatılı olarak girdi ve buradan mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "Mekteb-i Sultani’ye"}}, {"id": "428", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim hangi okula Fransızca öğretmenliği yaptı?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "İzmir Sultanisinde"}}, {"id": "429", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim nerede estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı?", "answers": {"answer_start": 786, "text": "Sanayi-i Nefise Mektebi’nde"}}, {"id": "430", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim savaştan sonra nerede çalıştı?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "Duyun-ı Umumiye’de"}}, {"id": "431", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim nerede Fransızca dersleri verdi?", "answers": {"answer_start": 1210, "text": "Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde"}}, {"id": "432", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim ne zaman ikinci defa Paris’e gitti?", "answers": {"answer_start": 1380, "text": "1928"}}, {"id": "433", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim’in mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 1650, "text": "Mezarı Eyüp’tedir."}}, {"id": "434", "context": "AHMED Haşim. Şair ve yazar (Bağdat 1884-İstanbul 4 Haziran 1933). Рек çok alim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Alüsizade’lere mensuptur. 1894 de İstanbul’a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Önce Numune-i Terakki Mektebine (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906). Rejim memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezaretinde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki askeri birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu’yu tanıma imkanı buldu. Savaştan sonra Duyun-ı Umumiye’de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris’te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde Les tendances actuelles de la literature Turque adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankasında çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi’nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefise’deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris’e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendoferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de öldü. Mezarı Eyüp’tedir.", "question": "AHMED Haşim ne zaman öldü?", "answers": {"answer_start": 1626, "text": "4 Haziran 1933 de öldü. "}}, {"id": "435", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali’nin babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Ali Selahattin Bey"}}, {"id": "436", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali’nin annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Hüsniye Hanım"}}, {"id": "437", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali nerelidir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Of’lu"}}, {"id": "438", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali ilköğrenimine nerde başladı?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "İstanbul Üsküdar’da"}}, {"id": "439", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali ilköğrenimine hangi mektepte başladı?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı."}}, {"id": "440", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali babasının görevli olarak bulunduğu hangi yerlerde öğrenim gördü?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Çanakkale, İzmir, Edremit"}}, {"id": "441", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali nerde Muallim Mektebi’ne girdi?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Balıkesir’de"}}, {"id": "442", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali Muallim Mektebi’nin zaman bitirdi?", "answers": {"answer_start": 566, "text": "1927"}}, {"id": "443", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "Almanya’ya"}}, {"id": "444", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya ‘ya ne zaman gönderildi?", "answers": {"answer_start": 708, "text": "1928"}}, {"id": "445", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali nerede hüküm giydi?", "answers": {"answer_start": 970, "text": "Konya’da"}}, {"id": "446", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını ne zaman kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "1930"}}, {"id": "447", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali Almanca öğretmenliğini hangi okulda yaptı?", "answers": {"answer_start": 1262, "text": "Ankara İkinci Ortaokulu’nda"}}, {"id": "448", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali Türkçe öğretmenliğini hangi okulda yaptı?", "answers": {"answer_start": 1321, "text": "Musiki Muallim Mektebi’nde"}}, {"id": "449", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "1945 de Bakanlık emrine alınarak Sabahattin Ali’nin neredeki son verildi?", "answers": {"answer_start": 1420, "text": "Musiki Muallim Mektebindeki işine"}}, {"id": "450", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali nerede öğretmenlik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "Yozgat’ta "}}, {"id": "451", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Almanca öğretmeni olarak nereye atandı?", "answers": {"answer_start": 892, "text": "Aydın Ortaokulu’na"}}, {"id": "452", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali nerede gazeteciliğe başladı?", "answers": {"answer_start": 506, "text": ". İstanbul’a"}}, {"id": "453", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali hangi cezaevlerinde kaldı?", "answers": {"answer_start": 1079, "text": "Konya ve Sinop"}}, {"id": "454", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali’nin Musiki Muallim Mektebindeki işine ne zaman  son verildi?", "answers": {"answer_start": 1387, "text": "1945"}}, {"id": "455", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali hangi gazetelerde çalıştı?", "answers": {"answer_start": 1545, "text": "Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde"}}, {"id": "456", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali hangi dergilerde imzası görülmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 2285, "text": "Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale"}}, {"id": "457", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali ilk şiirlerini hangi kitapta toplamıştır?", "answers": {"answer_start": 2452, "text": "Dağlar ve Rüzgar"}}, {"id": "458", "context": "ALİ, Sabahattin Ali. Hikayeci (Iğridere Gümülcine 1907 - Kırklareli 2 Nisan 1948). Aslen Of’lu bir aileye mensup piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey ile, Hüsniye Hanım ’ın oğlu. Prens Sabahaddin ve şair Tevfik Fikret’in yakın dostu olan babası, çocuklarına dostlarının isimlerini vermiştir. İlköğrenimine İstanbul Üsküdar’da Füyuzat-ı Osmaniye Mektebinde başladı. Daha sonra babasının görevli olarak bulunduğu yerlerde (Çanakkale, İzmir, Edremit) öğrenimini sürdürdü . Balıkesir’de Muallim Mektebi’ne girdi. İstanbul’a nakletti ve burada Muallim Mektebi’ni bitirdi (1927). Bir yıl kadar Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. Maarif Vekaleti hesabına yabancı dil öğretmeni olarak yetişmek üzere Almanya’ya gönderildi (1928). Bir yıl Potsdam’da kaldıktan sonra Berlin’e geçti. Öğrenimini tamamlayamadan İstanbul’a döndü (1930). Aynı yıl Gazi Eğitim Enstitüsün’de açılan yabancı dil imtihanını kazanarak Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Daha sonra tayin edildiği Konya’da, bir mecliste okuduğu Mustafa Kemal’i hicveden şiirinin ihbar edilmesi sonucu bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop cezaevlerinde kaldı (1932-33). Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan af ile geri kalan cezası bağışlandı. Bir müddet Neşriyat Müdürlüğü büro şefliğinde memuriyet, Ankara İkinci Ortaokulu’nda Almanca, daha sonraki yıllarda Musiki Muallim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı (1934-1944). 1945 de Bakanlık emrine alınarak Musiki Muallim Mektebindeki işine son verildi. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz’la beraber Marko Paşa, Malüm Paşa, Merhum Paşa, Alibaba gazetelerinde çalıştı (1946-47). Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın çıkardığı Zirıcirli Hürriyet’te yazdı. Bu gazetelerdeki çeşitli yazılarından dolayı takibata uğradı. İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde üç ay kadar yattı. Bir müddet nakliyatçılık ile uğraştı. Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken kendisine kılavuzluk eden şahıs tarafından öldürüldü. Ölümünden 25 yıl sonra Yeni adımlar dergisi tarafından adına Sabahattin Ali hikaye armağanı düzenlendi (1973). Yayın hayatına şiirle giren Sabahattin Ali, ilk eserlerini Balıkesir’de çıkan Irmak ve Çağlayan dergilerinde yayımladı (1926). Aynı yıl içinde Serveti Fünun'da şiirleri ve küçük hikayeleri çıktı. 1927-28 yıllarından itibaren Güneş, Serveti Fünun, Hayat, Akbaba, Meşale gibi dergilerde imzası görülmeye başladı. Halk şiiri kaynağından beslenen, hece vezni ile kaleme alınmış bu ilk şiirlerini Dağlar ve Rüzgar (1934) kitabında topladı. Daha sonraki çalışmaları hikaye türünde yoğunlaştı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann gibi yazarları okudu, onlardan oldukça etkilendi. İnce, duygulu, sessiz, içine kapanık bir çocuk olarak büyüyen S. Ali, fırtınalı bir hayat yaşadı. Çevre olarak yurt dışında geçen seneleri dışında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehir ve kasabalarında bulundu. Bu hayat çizgisi, dünya görüşünü ve eserlerini oldukça etkilemiştir. Duru bir dille, samimi ve coşkun duyguları anlatan ilk şiirleri, romantik atılımlarla bezenmiş ilk hikayeleri, bütün eserlerini kapsayan bir ortak özelliği; şahsiyetinden fışkıran kabına sığmaz bir delişmenliği belgeler. \r", "question": "Sabahattin Ali Almanya’da bulunduğu yıllarda hangi yazarları okudu?", "answers": {"answer_start": 2577, "text": "Turgenyev, Gorki, Henrich Von Kleist, Knut Hamsun, E.T.A. Hofmann"}}, {"id": "459", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya’nın asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Asıl adı Mehmet Arif’tir."}}, {"id": "460", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya nereye öğretmen olarak tayin edildi?", "answers": {"answer_start": 927, "text": "Adana’ya"}}, {"id": "461", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya nerede milletvekilliği yaptı?", "answers": {"answer_start": 1294, "text": "Seyhan"}}, {"id": "462", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya ‘nın 50. Sanat Yılını ne zaman kutlandı?", "answers": {"answer_start": 1548, "text": "1969 da"}}, {"id": "463", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya fıkra yazarlığını hangi gazetelerde yaptı?", "answers": {"answer_start": 1583, "text": "Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde"}}, {"id": "464", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya ne zaman İstanbul’a geldi?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "Balkan Savaşı bozgunundan sonra"}}, {"id": "465", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya hangi mektebe gitti?", "answers": {"answer_start": 396, "text": "Haseki Mahalle Mektebi’ne"}}, {"id": "466", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya hangi rüştiyeye gitti?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne"}}, {"id": "467", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": " Arif Nihat Asya nereye parasız yatılı girdi?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Bolu Sultanisi’ne"}}, {"id": "468", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya’nın şiirlerinde değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva olmasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi"}}, {"id": "469", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya’nın Okulun lise kısmı kaldırılınca nereye aktarıldı?", "answers": {"answer_start": 549, "text": "Kastamonu Sultanisi’ne"}}, {"id": "470", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya’nın hayatında önemli bir dönüm noktası nerede oldu?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu"}}, {"id": "471", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya Kastamonu Sultanisi’nden sonra nereye girdi?", "answers": {"answer_start": 791, "text": "İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine"}}, {"id": "472", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya Adana’ya hangi yılda tayin edildi?", "answers": {"answer_start": 921, "text": "1928"}}, {"id": "473", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": " Arif Nihat Asya müdürlük görevinden ne zaman alındı?", "answers": {"answer_start": 1201, "text": "1942"}}, {"id": "474", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya 1945 yılında nereye tayin edildi?", "answers": {"answer_start": 966, "text": "Adana "}}, {"id": "475", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya Seyhan milletvekilliği ne hangi dönemlerde?", "answers": {"answer_start": 1274, "text": "1950-1954 döneminde"}}, {"id": "476", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya 1959 yılında nereye gönderildi?", "answers": {"answer_start": 1384, "text": "Kıbrıs’a"}}, {"id": "477", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya ne zaman emekliye ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 1513, "text": "1962"}}, {"id": "478", "context": "ASYA, Arif Nihat. Şair, yazar (Çatalca 1904-Ankara 5 Ocak 1975). Asıl adı Mehmet Arif’tir. Daha birkaç aylıkken babasının ölmesi, annesinin de evlenmesi üzerine akrabalarının himayesine girer. Yoksulluk içinde yetişmesi ve çok çevre değiştirmesi şiirlerine değişik bir çeşni, hareketli bir muhteva verecektir. Öğrenime köyünde başladı. Balkan Savaşı bozgunundan sonra halasıyla İstanbul’a geldi. Haseki Mahalle Mektebi’ne, sonra Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne başladı. Daha sonra Bolu Sultanisi’ne parasız yatılı girdi. Okulun lise kısmı kaldırılınca Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Milli Mücadele döneminde Anadolu’da bulunuşu, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. O günlerin coşkulu havasının izleri, şiirlerinde o günden sonra kendini hep duyuracaktır. Kastamonu Sultanisi’nden sonra İstanbul Darülmuallimin-i Aliye’sine girdi. Bu arada çeşitli işlerde çalıştı. Bu okulun edebiyat bölümünden mezun olduktan sonra (1928) Adana’ya öğretmen olarak tayin edildi. Adana lise, kolej ve öğretmen okullarında ondört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Askerlik görevinden sonra Malatya Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Zamanının baskı rejimine karşı çıktığı için müdürlük görevinden alındı (1942). Daha sonra Adana (1945) ve Edirne (1948) liselerine tayin edildi. 1950-1954 döneminde Seyhan (Adana) milletvekilliği yaptı. Eskişehir (1954) ve Ankara’daki öğretmenliklerinden Kıbrıs’a (1959) gönderildi. Burada iki yıl kaldı. Ankara Gazi Lisesi’nde öğretmenliğe dönüşünden bir yıl sonra emekliye ayrıldı (1962). Ankara’da yerleşen Asya’nın 1969 da 50. Sanat Yılını kutlandı. Yeni İstanbul ve Babıalide Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nükteye ve iğneleyici tenkide yatkın mizacının bir ürünü sayılabilecek vecizelerini zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladı. Şiirlerinde serbest, hece, aruz gibi türlü ölçüleri denedi. Birçok ünlü kişiye ve olaya ebcet hesabıyla tarih düşürdü. Arif Nihat Asya, önceleri romantik bir Turancılık havasında iken Anadolu’yu içinden tanıdıkça onun ruh ve şiir kaynağına yöneldi, eserleri ve sanat görüşü ile Türk şiirinde türkçü, milliyetçi, memleketçi, Anadolucu olarak nitelenen şairler arasında yer aldı. Asya’nın eserleri, ilk anda, ele aldığı konular ve ürün verdiği türler bakımından çok geniş bir alana yayılmış olduğu izlenimini verir. İşlediği konuların ve nesirlerin mihrak noktasını yine şiirli bir yaklaşım ve şairane ifade teşkil eder. Yahya Kemal’deki geçmiş özlemini ve tarihi mirası yüceltme duygusunu, Asya, biçim bakımından Cumhuriyet şiirine daha yakın, ama muhteva olarak Y. Kemal’dekinden biraz daha sarsılmış ve yaralar almış bir anlayışla tekrar ifadelendirmiştir. Birçok şiirinde kahramanlık duygularını canlı tutan bir dinamizm çabası görülür. Asya’da. hissi yaklaşım hep asıl olarak kalmış, şaire yer yer heyecan veren İslami yaşayış örnekleri ideolojik bir boyut kazanmaya yüz tuttukça, çelişkiye düşmenin verdiği bir sezgiyle hep ikinci plana itilen bir söz unsuru haline dönüştürülmüştür.", "question": "Arif Nihat Asya ‘nın 50. Sanat Yılını nerede kutlandı?", "answers": {"answer_start": 1352, "text": "Ankara’da"}}, {"id": "479", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ne zaman doğdu?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "15 Ocak 1902'de"}}, {"id": "480", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Selanik'te"}}, {"id": "481", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in ilk şiirinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İlk şiiri Feryad-ı Vatanı "}}, {"id": "482", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in ilk şiirini ne zaman yazdı?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "3 Temmuz 1913'te yazdı."}}, {"id": "483", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet nerede ortaokula başladı?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Mekteb-i Sultani'de"}}, {"id": "484", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet Heybeliada Bahriye Mektebi'ne ne zaman girdi?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "25 Eylül 1915'te "}}, {"id": "485", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ne zaman mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "1918'de "}}, {"id": "486", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet güverte stajyer subayı olarak hangi gemiye atandı?", "answers": {"answer_start": 586, "text": "Hamidiye gemisine"}}, {"id": "487", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ordu ile ilişiği ne zaman kesildi?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "17 Mayıs 1921'de"}}, {"id": "488", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet kimle Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı?", "answers": {"answer_start": 752, "text": "Vala Nureddin"}}, {"id": "489", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet Vala Nureddin ile ne zaman Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı?", "answers": {"answer_start": 735, "text": "1920'de"}}, {"id": "490", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet hangi üniversitede siyasal bilimler ve iktisat okudu?", "answers": {"answer_start": 914, "text": "Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde "}}, {"id": "491", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet nereye siyasal bilimler ve iktisat okudu?", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Moskova'ya "}}, {"id": "492", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in ilk şiir kitabı nerede yayınladı?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "Moskova'da "}}, {"id": "493", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in sahnelenen ilk şiir kitabının adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 1123, "text": "28 Kanunisani"}}, {"id": "494", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet devrimin ilk yıllarına nerede tanık oldu?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "Moskova'da"}}, {"id": "495", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet devrimin ilk yıllarına ne zaman tanık oldu?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "1921'de"}}, {"id": "496", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in ilk şiir kitabı ne zaman yayınladı?", "answers": {"answer_start": 1077, "text": "1924'te"}}, {"id": "497", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ne zaman Türkiye'ye döndü?", "answers": {"answer_start": 1328, "text": "1928'de"}}, {"id": "498", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ne zaman yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı?", "answers": {"answer_start": 1431, "text": "1938'de"}}, {"id": "499", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet ne zaman Türk vatandaşlığından çıkarıldı?", "answers": {"answer_start": 1702, "text": "25 Temmuz 1951"}}, {"id": "500", "context": "Nazım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova'da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928'de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.", "question": "Nazım Hikmet'in büyük dedesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1806, "text": "Mustafa Celaleddin Paşa"}}, {"id": "501", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık hangi devirde Osmanlı sarayında bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "IV. Murad devrinde"}}, {"id": "502", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık ne zaman saraydan ayrılıp orduya katılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "IV. Murad’ın ölümünden sonra"}}, {"id": "503", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Girid Savaşı ne zaman başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Sultan İbrahim zamanında"}}, {"id": "504", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık'a kimler tarafından nazireler yazılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından"}}, {"id": "505", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "İyi bir tahsil gördüğü neye bakılarak söylenebilir ?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak"}}, {"id": "506", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 536, "text": "Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı"}}, {"id": "507", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebi'nin asıl adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 608, "text": "Pir Mehmed."}}, {"id": "508", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebi şiirlerinde hangi mahlasını kullanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Aşık mahlasını"}}, {"id": "509", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebinin dedeleri nerelidir ?", "answers": {"answer_start": 657, "text": "Bağdat'lı"}}, {"id": "510", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebinin dedeleri nasıl anılırlardı ?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "seyyid diye"}}, {"id": "511", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebinin dedeleri neden seyyid diye anılırlardı ?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "peygamber soyundan geldiği için"}}, {"id": "512", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebinin dedeleri ne zaan bursa'ya gelip yerleşmişlerdir ?", "answers": {"answer_start": 736, "text": "XIV. asır sonlarında"}}, {"id": "513", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık Çelebinin babası kimdir ?", "answers": {"answer_start": 798, "text": "kadı Seyyid Ali"}}, {"id": "514", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "kadı Seyyid Ali nelerde ustaydı ?", "answers": {"answer_start": 828, "text": "muammacılıkta ve tarih düşürmede"}}, {"id": "515", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebinin annesi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 878, "text": "II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır."}}, {"id": "516", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi tahsilini nerede tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1198, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "517", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra ne olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1348, "text": "Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi"}}, {"id": "518", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi nelerde bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1433, "text": "mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu."}}, {"id": "519", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi nerelerde kadılık yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1522, "text": "Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de"}}, {"id": "520", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi Şakaayık zeyli'yi kime yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1886, "text": "II. Selim’e"}}, {"id": "521", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi Şakaayık zeyli'yi kime takdim etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1927, "text": "Sokullu Mehmed Paşa’ya"}}, {"id": "522", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi üsküp kadılığını hangi şartla tayin edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1977, "text": "ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla"}}, {"id": "523", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla neye tayin edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2022, "text": "üsküp kadılığına"}}, {"id": "524", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebinin en ünlü eseri nedir ?", "answers": {"answer_start": 2100, "text": "Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir."}}, {"id": "525", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebinin şüara tezkiresi hangi bakımdan kıymetlidir ?", "answers": {"answer_start": 2158, "text": "konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak"}}, {"id": "526", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi şiirlerini nasıl bir tavırla kaleme almıştır ?", "answers": {"answer_start": 2481, "text": "Rindane bir tavırla "}}, {"id": "527", "context": "Aşık IV. Murad devrinde Osmanlı sarayında bulundu. Padişahın ilgisine mazhar oldu. IV. Murad’ın ölümünden sonra saraydan ayrılıp orduya katıldı. Sultan İbrahim zamanında başlıyan (1645) Girid Savaşı’na iştirak etti. IV. Murad, Kuloğlu, Kul Mustafa, Gevheri Aşık Ömer, Karacaoğlan gibi mühim simalar tarafından kendisine nazireler yazılacak kadar devrinde şöhret kazandı. Aruzla yazdığı murabba'ya bakılarak iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Aşıkane şiirleri yanında, katıldığı savaşlara ait destani türküleri de vardır. Aşık Çelebi. Şair, münşi, şüara tezkiresi yazarı (Prizrin 1520-Üsküp 1572). Asıl adı Pir Mehmed. Şiirlerinde Aşık mahlasını kullandı. Bağdat'lı olan ve peygamber soyundan geldiği için seyyid diye anılan dedeleri, XIV. asır sonlarında Bursa’ya gelerek yerleşmişlerdir. Babası kadı Seyyid Ali (Natta-zade)  muammacılıkta ve tarih düşürmede usta idi. Annesi II. Bayezid devrinin ünlü alim ve kazaskeri Müeyyedzade’nin kızıdır. Daha çocukluğunda kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Aşık Çİ. ilk bilgilərini öğrendikten sonra Mesnevi şarihi Sürurı, Taşköprülüzade , Arapzade, Saçlı Emir, Hasan Çl.  Ebussuud Ef.  ile eniştesi Muhiddin Fenari  gibi büyüklerden ders aldı. İstanbul’da tahsilini tamamladıktan sonra devrinin tanınmış şairlerinin çoğuyla dost oldu. Bir müddet Bursa’da mahkeme katipliğinde bulunduktan sonra Emir Sultan vakıflarına mütevelli tayin edildi (1541). Azledilerek İstanbul’a döndü, mahkeme katipliğinde ve Ebussuud Ef.'nin fetva katipliğinde bulundu. Daha sonra sıra ile Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda ve Alaiye’de kadılık yaptı (1562). Kanuni Süleyman (Muhibbi) ın: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi matla’lı gazeline yazdığı tahmis üzerine Niğbolu Kadılığına tayin edildi (1563). Aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra meşhur tezkiresini tamamlayarak II. Selim’e , bir Şakaayık zeyli yazarak Sokullu Mehmed Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla üsküp kadılığına tayin edildi. Bir müddet sonra da vefat etti. En ünlü eseri, Meşairü’ş-şuara adını verdiği şüara tezkiresidir. Bu eser konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirtişiyle, onların hayatı ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişiyle bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Bu bakımlardan fevkalede kıymetlidir. Eser, Ebced, Hevvez..., kelimelerin baş harflerine göre sıralanmıştır. Rindane bir tavırla kaleme aldığı şiirleri sade dille söylenmiştir.", "question": "Aşık çelebi şiirlerini nasıl bir dille yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2524, "text": "sade dille"}}, {"id": "528", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay'nin babasının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İnce Mehmet Çavuş"}}, {"id": "529", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay'nin babasının mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "demirci"}}, {"id": "530", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay İlk ve orta tahsilini nerde tamamladı?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Uşak’ta"}}, {"id": "531", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay medreseye girdikten sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "İstanbul’a"}}, {"id": "532", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay İstanbul'a gittikten sonra kimin derslerine devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin"}}, {"id": "533", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef. nerde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Şehzade Camii’nde"}}, {"id": "534", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "Darülmuallimin (Öğretmen okulu)"}}, {"id": "535", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay kimden icazet almıştır?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "Hacı Ahmed Ef.’den"}}, {"id": "536", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay Konya Muallim mekteplerinde ne hocası olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Fenn-i terbiye"}}, {"id": "537", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay nerelerde müdürlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde"}}, {"id": "538", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim atalay Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde ne görevi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "müdürlük"}}, {"id": "539", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay Darüşşafaka’da ne öğretmenliği yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "Ulum ve ahlak-ı diniye"}}, {"id": "540", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": " Besim Atalay Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğini nerede yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "Darüşşafaka’da"}}, {"id": "541", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "besim atalay Konya Öğretmen Okulu müdürlüğünden sonra hangi görevleri yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü"}}, {"id": "542", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay nerede Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 653, "text": "Silifke’de"}}, {"id": "543", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Nereye giderek Milli Mücadele için faaliyetlere girişmiştir ?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "Uşak’a"}}, {"id": "544", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Nerede toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "Ankara'da"}}, {"id": "545", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne ne olarak katıldı ?", "answers": {"answer_start": 814, "text": "üye"}}, {"id": "546", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Hangi devrelerde milletvekilliliği yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 836, "text": "I-VII. devrelerde"}}, {"id": "547", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Ne zaman Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında"}}, {"id": "548", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "TDK merkez heyeti üyesi olarak kaç yıl çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1017, "text": "onsekiz"}}, {"id": "549", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": " DTCF ve Polis Enstitüsünde ne dersleri vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 1073, "text": " Farsça"}}, {"id": "550", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": " Farsça derslerini nerede vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 1047, "text": "DTCF ve Polis Enstitüsünde"}}, {"id": "551", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay hangi ilimleri iyi bilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 1192, "text": "Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini"}}, {"id": "552", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay hangi konuda sürekli tartışmalara girip yazılar yazmıstır ?", "answers": {"answer_start": 1253, "text": "Türk dilinin sadeleşmesi "}}, {"id": "553", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay nasıl eserler yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1431, "text": "Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden"}}, {"id": "554", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri nereye bağışlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1689, "text": "Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne,"}}, {"id": "555", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay kütüphanesini nereye bağışlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1734, "text": "Milli Kütüphane’ye "}}, {"id": "556", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay Milli Kütüphane’ye ne bağışlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1718, "text": "kütüphanesini"}}, {"id": "557", "context": "Besim Atalay İnce Mehmet Çavuşadlı bir demirci nin oğlu. İlk ve orta tahsilini Uşak’ta tamamladı. Medreseye girdi, daha sonra İstanbul’a giderek Şehzade Camii’nde Müderris Çarşambalı Hacı Ahmed Ef.'nin derslerine devam etti. Darülmuallimin (Öğretmen okulu) girerek mezun oldu. Medrese derslerini de bırakmadı, Hacı Ahmed Ef.’den icazet aldı (1909). Konya Muallim Mektebi’nde Fenn-i terbiye hocası oldu. Daha sonra Trabzon ve Ankara Muallim mekteplerinde müdürlük yaptı. Darüşşafaka’da Ulum ve ahlak-ı diniye öğretmenliğinde bulundu. Konya Öğretmen Okulu müdürlüğüne naklettı. Daha sonra Maraş, Içel ve Niğde Milli Eğitim müdürlüğü görevlerini sürdürdü. Silifke’de bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu. Uşak’a giderek orada Milli Mücadele için faaliyetlere girişti. Ankara'da toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne üye olarak katıldı ve I-VII. devrelerde milletvekilliği yaptı. Maarif Vekaleti Hars (kültür) Müdürlüğü sırasında Türkiye halkıyatına ait malzeme toplanmasında emeği geçti. TDK merkez heyeti üyesi olarak onsekiz yıl çalıştı. Bu arada DTCF ve Polis Enstitüsünde Farsça dersleri verdi. Besim Atalay, Türkçülük ve Türkçeciliksahasında önemli ilmi çalışmalar yapmış bir-şahsiyettir. Arapça ve Farsça ile medrese ilimlerini de iyi bilen Atalay, Türk dilinin sadeleşmesi yolunda sürekli tartışmalara girmiş ve pekçok yazılar yazmıştır. Türk dili yadigarlarından önemli bir kısmım metin ve tercüm eleri ile yayımladığı gibi, Türk dilinin dilbilgisi, sözdizimi ve filolojik özelliklerini ihtiva eden değerli eserler yazmıştır. Uzun süre Türk Dil Kurumu Merkez heyetinde çalışmasına rağmen sonradan bu kurumun icraatına karşı çıktı. Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne, kütüphanesinide Milli Kütüphane’ye bağışlamıştır.", "question": "Besim Atalay Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne ne bağışlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1637, "text": "Topladığı nadir yazma kitap, levha ve bazı aletleri"}}, {"id": "558", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman kimdir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Aşıktır"}}, {"id": "559", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman annesini ne zaman kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Küçük yaşta"}}, {"id": "560", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman'ın babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "imamı"}}, {"id": "561", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman'ın babası nerenin imamlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Gezginci köy imamı"}}, {"id": "562", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman babasının yanından kaçarak nerde açılan Eytam Mektebi’ne kaydolmuştur?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Ardahan’da"}}, {"id": "563", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan hangi okula kaydolmuştur?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Eytam Mektebi’ne"}}, {"id": "564", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Eytam Mektebi sabit Ataman kaçıncı sınıftayken lağvedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "IV. sınıfta iken"}}, {"id": "565", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Eytam Mektebi  lağvedildikten sonra sabit ataman ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "babasının yanına döndü."}}, {"id": "566", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman köylerde ne işle meşgul olmuştur?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "hocalık"}}, {"id": "567", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman ne üzerine hocalığı bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Bir rüya Dergah arşivi üzerine"}}, {"id": "568", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman hocalığı bıraktıktan sonra ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "saz çalmaya başladı, aşık oldu"}}, {"id": "569", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman Bir müddet nerede bağlama hocalığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Cilavuz Köy Enstitüsü’nde"}}, {"id": "570", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman ne zaman şeker hastalığına yakalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 499, "text": "1956 da"}}, {"id": "571", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman  1956 yılında hangi hastağa yakalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "şeker hastalığına "}}, {"id": "572", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman'ın ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "Şeker hastalığından öldü."}}, {"id": "573", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Sabit Ataman ne tehlikesi atlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "kör olma tehlikesi"}}, {"id": "574", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkinde kaçıncı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 655, "text": "birincilik"}}, {"id": "575", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmanın mümkün oldugu şiirleri kaç kıtayı aşkındır?", "answers": {"answer_start": 862, "text": "9000"}}, {"id": "576", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "9000 kıtayı aşkın şiirlerinde neleri bulmak mümkündür?", "answers": {"answer_start": 892, "text": "Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini"}}, {"id": "577", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Şiirlerinde neyin tesiri görülür?", "answers": {"answer_start": 1038, "text": "çocukluğunda aldığı dini kültürün"}}, {"id": "578", "context": "Sabit Ataman Aşıktır. Küçük yaşta annesini kaybetti. Gezginci köy imamı olan babasıyla köyleri dolaştı. Babasının yanından kaçarak Ardahan’da açılan Eytam Mektebi’ne kaydoldu. Ancak mekteb IV. sınıfta iken lağvedildiğinden tekrar babasının yanına döndü. Köylerde hocalık yaptı. Bir rüya Dergah arşivi üzerine hocalığı bıraktı, saz çalmaya başladı, aşık oldu (1934). Bir müddet Cilavuz Köy Enstitüsü’nde bağlama hocalığı yaptı. Anadolu’nun muhtelif illerini gezdi, devrinin ünlü aşıklarıyla tanıştı. 1956 da şeker hastalığına tutuldu. Bir ara kör olma tehlikesi atlattı. Şeker hastalığından öldü. Müdami, Konya Aşıklar Bayramı’nın ilkine (1966) katıldı ve birincilik aldı.Önceleri akrabası Aşık Üzeyir’in tesirinde kalan Müdami, daha sonra Yusufelili Huzuri Baba’yı pir tanıdı. Kuvvetli bir hikaye hafızasına sahip olan aşık, irticalen şiir söylemede de mahirdi. 9000 kıtayı aşkın şiirlerinde Aşık edebiyatının bütün tür ve nazım şekillerini bulmak mümkündür. Bilhassa, bölgesinde ilgi gören tecnis türüne mühim yer vermiştir. Şiirlerinde çocukluğunda aldığı dini kültürün tesiri görülür, vatan ve millet sevgisi de geniş bir yer tutar.", "question": "Şiirlerinde ayrıca neler geniş yer tutar?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "vatan ve millet sevgisi"}}, {"id": "579", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı ATAY kimdir ?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Yazar ve  gazetecidir."}}, {"id": "580", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "İlk ve ortaöğrenimini nerede yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde"}}, {"id": "581", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Hangi fakülteyi bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni"}}, {"id": "582", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": " Kaç yılında Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "(1913)"}}, {"id": "583", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Kaç yılında Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "(1917)."}}, {"id": "584", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "1913 yılında nerede çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "Babıali Dahiliye Nezaretinde"}}, {"id": "585", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Babıali Dahiliye Nezaretinde ne iş yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "katiplik "}}, {"id": "586", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "1917 yılında nerede çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "Bahriye Nezaretinde"}}, {"id": "587", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Bahriye Nezaretinde ne iş yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Hususi Kalem Müdür Muavinliği"}}, {"id": "588", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Birinci Dünya Savaşı boyunca nerede bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Filistin ve Suriye’de"}}, {"id": "589", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Birinci Dünya Savaşı boyunca kimin yanında bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "Cemal Paşa’nın"}}, {"id": "590", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Çarkçı Mektebi’nde ne iş yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "edebiyat hocalığı"}}, {"id": "591", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "gazeteciliğe ne zaman yönelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "Savaştan sonra"}}, {"id": "592", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": " Akşam  gazetesini kaç yılında çıkarmaya başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "(1918)"}}, {"id": "593", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Akşam gazatesini kimlerle beraber çıkarmaya başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte"}}, {"id": "594", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Akşam gazatesindeki yazılarında Milli Mücadele’yi desteklediği için nereye verildi ?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "Divan-ı Harb’e"}}, {"id": "595", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Divan-ı Harb’e neden verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "Milli Mücadele’yi desteklediğinden"}}, {"id": "596", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "ne zaman serbest bırakıldı ?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "İnönü Savaş’ından sonra"}}, {"id": "597", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye ne  olarak girdi ?", "answers": {"answer_start": 716, "text": "Bolu milletvekili"}}, {"id": "598", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Milletvekilliği kaç yılına kadar sürdü ?", "answers": {"answer_start": 764, "text": "1950 "}}, {"id": "599", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "1950 yılından sonra ne ile uğraştı ?", "answers": {"answer_start": 803, "text": "yalnız gazetecilik ve yazarlıkla"}}, {"id": "600", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri nerede yayımlandı ?", "answers": {"answer_start": 880, "text": "Servet-i fünun dergisinde"}}, {"id": "601", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı Atay’ın  ilk şiirleri  nerede yayımlandı ?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "Tecelli ve Kadın dergilerinde"}}, {"id": "602", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Gazete yazarlığına kaç yılında  başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 984, "text": " 1913"}}, {"id": "603", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Gazete yazarlığına ne yazarak başladı ?", "answers": {"answer_start": 993, "text": "Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler"}}, {"id": "604", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "fıkra yazarlığına nerede başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1192, "text": "Akşam gazetesinde"}}, {"id": "605", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "fıkra yazarlığını nerelerde sürdürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 1249, "text": "Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde"}}, {"id": "606", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı ATAY  nasıl bir uslüba sahiptir?", "answers": {"answer_start": 1407, "text": "Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici"}}, {"id": "607", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Dünya gazetesini ne zaman kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1730, "text": "Demokrat Parti’nin iktidarından sonra"}}, {"id": "608", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı ATAY ne zamandan sonra  aktifliğini kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 1830, "text": "1960"}}, {"id": "609", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Falih Rıfkı ATAY Gençliğinde neyin tesirinde kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1891, "text": "Türkçülük ve Türkçecilik akımının "}}, {"id": "610", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "nasıl bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1983, "text": "Batıcı"}}, {"id": "611", "context": "Falih Rıfkı ATAY Yazar ve  gazetecidir. İlk ve ortaöğrenimini Rehber-i Tahsil Mektebi’nde ve Mercan İdadisi’nde yaptı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Babıali Dahiliye Nezaretinde katiplik (1913), Bahriye Nezaretinde Hususi Kalem Müdür Muavinliği yaptı (1917). Birinci Dünya Savaşı boyunca Filistin ve Suriye’de Cemal Paşa’nın yanında bulundu. Bir ara Çarkçı Mektebi’nde edebiyat hocalığı yaptı (1917). Savaştan sonra gazeteciliğe yöneldi. Necmeddin Sadak, A. Naci Karacan ve Kazım Şinası ile birlikte çıkarmaya başladıkları Akşam (1918) gazetesindeki yazılar ile Milli Mücadele’yi desteklediğinden Divan-ı Harb’e verildi. İnönü Savaş’ından sonra serbest bırakıldı. Milli Mücadele’den sonra ikinci TBMM'ye Bolu milletvekili olarak girdi. Milletvekilliği 1950 ye kadar sürdü. Bu tarihten sonra yalnız gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Falih Rıfkı Atay’ın ilk denemeleri Servet-i fünun dergisinde, ilk şiirleri ise Tecelli ve Kadın dergilerinde yayımlandı. Gazete yazarlığına 1913 te Tanin’de İstanbul mektupları, ropörtaj ve makaleler yazarak başladı. Bu yıllarda ayrıca Şehbal, Yeni mecmua, Şair, Nedim ve Büyük mecmua’da yazıları yayımlandı. 1918 de kurucuları arasında bulunduğu Akşam gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını daha sonra Hakimiyeti milliye, Ulus, Milliyet ve kurucusu olduğu Dünya gazetesinde sürdürdü. F. R. Atay, Cumhuriyet devrinin başta gelen fıkra ve gezi yazarlarındandır. Kısa cümleli, sade, akıcı, aynı zamanda seçtiği kelimelerin çarpıcılığına büyük önem veren çekici bir uslüba sahiptir. Atay, usta nasirliğinin yanında devletin resmi yayın organı Hakimiyeti milliye (sonradan Ulus) nin başyazarlığını yaptığı uzun süre boyunca rejim in savunucusu bir polemik ustası olarak da dikkali çekti. Demokrat Parti’nin iktidarından sonra kurduğu Dünya gazetesinde aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. 1960 dan sonra yavaş yavaş aktifliğini kaybetti. Gençliğinde Türkçülük ve Türkçecilik akımının tesirinde kalan Atay, sonuna kadar bu tesirleri sürdürdü, Batıcı bir tavırla Atatürk inkılapların savunmaya devam etti. Ancak son yıllarında özellikle, kendi nesir ustalığına da zarar veren öztürkçecilikten vazgeçmesi ilgi çekici bir gelişme olarak dikkati çekti.", "question": "Batıcı bir tavırla neye devam etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2002, "text": "Atatürk inkılapların savunmaya"}}, {"id": "612", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Hüseyin Nihal Atsız kimdir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir."}}, {"id": "613", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Hüseyin Nihal Atsız nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "614", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Hüseyin Nihal Atsız ne zaman doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "12 Ocak 1905"}}, {"id": "615", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Hüseyin Nihal Atsız nerede ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "616", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Hüseyin Nihal Atsız ne zaman ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "11 Aralık 1975"}}, {"id": "617", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Baba tarafından nereye mensuptur ?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine,"}}, {"id": "618", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Anne tarafından nereye mensuptur ?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Trabzon’un Kadıoğulları ailesine"}}, {"id": "619", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "İlk ve orta öğrenimini nerelerde görmüştür ?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde"}}, {"id": "620", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Askeri Tıbbiye’ye ne zaman girmiştir ?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "1922 yılında "}}, {"id": "621", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Askeri Tıbbıye'den ne zaman çıkarılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "4 Mart 1925"}}, {"id": "622", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Askeri Tıbbıye'den çıkarıldıktan sonra ne yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı."}}, {"id": "623", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Ne zaman askere alınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra"}}, {"id": "624", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Edebiyat fakültesini ne zaman bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "1930 yılında "}}, {"id": "625", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Edebiyat fakültesini nasıl bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 850, "text": "Bilahare "}}, {"id": "626", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Aylık Atsız mecmua’yı hangi tarihler arasında çıkarmıştır ?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında "}}, {"id": "627", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine neden sürüldü ?", "answers": {"answer_start": 988, "text": "Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince "}}, {"id": "628", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine  ne zaman sürüldü ?", "answers": {"answer_start": 1078, "text": "13 Mart 1933 tarihinde"}}, {"id": "629", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine ne zaman getirildi ?", "answers": {"answer_start": 1150, "text": "1933 yılının Eylül ayında "}}, {"id": "630", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "aylık Orhun dergisini hangi tarihler arasında yayımladı ?", "answers": {"answer_start": 1225, "text": "5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  "}}, {"id": "631", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Vekalet emrine neden alındı ?", "answers": {"answer_start": 1320, "text": "Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden"}}, {"id": "632", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Vekalet emrine ne zaman alındı ?", "answers": {"answer_start": 1398, "text": "28 Aralık 1933 tarihinde "}}, {"id": "633", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde ne yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1190, "text": "edebiyat öğretmenliği"}}, {"id": "634", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "özel Boğaziçi Lisesi’ne ne zaman geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1582, "text": "19 Eylül 1939 da "}}, {"id": "635", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Orhun’u yeniden çıkarmağa ne zaman başladı ?", "answers": {"answer_start": 1630, "text": "1 Ekim 1943 te "}}, {"id": "636", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na ne zaman mektup yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1680, "text": "1944 Martında ve Nisanında "}}, {"id": "637", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na kaç tane mektup yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "iki"}}, {"id": "638", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na yazdığı mektuplarda ne yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1767, "text": "Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti."}}, {"id": "639", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "özel Boğaziçi Lisesinde öğretmenlikten ne zaman  alınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1839, "text": "1944 yılında"}}, {"id": "640", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Kim tarafından aleyhinde dava açılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1875, "text": "Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından "}}, {"id": "641", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Aleyhinde açılan Dava ne zaman başlamıştır ? ", "answers": {"answer_start": 1972, "text": "26 Nisanda"}}, {"id": "642", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Aleyhinde açılan Dava nerede başlamıştır ? ", "answers": {"answer_start": 1962, "text": "Ankara’da"}}, {"id": "643", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Aleyhinde açılan Dava ne zaman devam etmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 1992, "text": "3 Mayısta"}}, {"id": "644", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "3 Mayısta duruşmaya sokulmayan gençler nerede  heyecanlı bir nümayiş yaptılar ?", "answers": {"answer_start": 1962, "text": "Ankara’da"}}, {"id": "645", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Kim Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptı ?", "answers": {"answer_start": 2014, "text": "O gün duruşmaya sokulmayan gençler "}}, {"id": "646", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Ankarada yapılan yürüyüşü  Idareciler ne olarak kabul etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2111, "text": "darbe-i hükümet teşebbüsü "}}, {"id": "647", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız’ın mahkemesi ne zaman bitmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2194, "text": "9 Mayısta"}}, {"id": "648", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Türkçüler çeşitli cezalara ne zaman çarptırıldı ?", "answers": {"answer_start": 2321, "text": "20 Mart 1945 "}}, {"id": "649", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız’ın kaç yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu ?", "answers": {"answer_start": 2386, "text": "6,5 "}}, {"id": "650", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız’ın 6,5 yıllık cezası kim tarafından bozuldu ?", "answers": {"answer_start": 2404, "text": "Temyiz"}}, {"id": "651", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız Süleymaniye Kütüphanesi’nde ne zaman vazifelendirildi ?", "answers": {"answer_start": 2471, "text": "2 Temmuz 1949 da "}}, {"id": "652", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "ne zaman Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni  olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 2534, "text": "21 Eylül 1950 de "}}, {"id": "653", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi'nde ne olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 2569, "text": "edebiyat öğretmeni"}}, {"id": "654", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Haydarpaşa Lisesi'ndeyken neden öğretmenlikten alınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2609, "text": "Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine "}}, {"id": "655", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Haydarpaşa Lisesi'ndeyken ne zaman tekrar öğretmenlikten alınmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2594, "text": "1952 Mayısında "}}, {"id": "656", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındıktan sonra nerede görevlendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 2673, "text": "tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi"}}, {"id": "657", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Süleymaniye Kütüphanesi’nde ne kadar çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2732, "text": "On yedi yıl"}}, {"id": "658", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Ne zaman emekli olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 2760, "text": "1 Nisan 1969 da"}}, {"id": "659", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " Ötüken dergisini ne zaman çıkarmaya başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 2789, "text": "1 Ocak 1964 te "}}, {"id": "660", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Ötüken’in hangi sayılarında  Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2850, "text": "1967 Nisan - Temmuz sayılarında "}}, {"id": "661", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında ne ile ilgili yazılar yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2882, "text": "Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili"}}, {"id": "662", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yüzünden ne kadar hapis cezası almıştır ?", "answers": {"answer_start": 2981, "text": "15 ay"}}, {"id": "663", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Cumhurbaşkanı Atsız’ı ne zaman affetmiştir ?", "answers": {"answer_start": 3029, "text": "21.1.1974 te"}}, {"id": "664", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsızın kaç çocuğu vardır ?", "answers": {"answer_start": 3059, "text": "İki oğlu"}}, {"id": "665", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız hangi yabancı dilleri bilirdi ?", "answers": {"answer_start": 3079, "text": "Farsça, Arapça ve Fransızca"}}, {"id": "666", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız, fikir adamlığı yanında daha başka neleri ile de tanınmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 3638, "text": "tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle "}}, {"id": "667", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " Atsız'ın hangi yıldan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmıştır ? ", "answers": {"answer_start": 837, "text": "1930 "}}, {"id": "668", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " Türk ülküsünde toplanan makalelerinde ne unsuru kuvvetlidir ?", "answers": {"answer_start": 3836, "text": "vuzuh unsuru "}}, {"id": "669", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Şiirlerinin ne kadar kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır ?", "answers": {"answer_start": 3874, "text": "çok az"}}, {"id": "670", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": " Şiirlerinin çok az bir kısmında hangi konular yer alır ?", "answers": {"answer_start": 3893, "text": " aşk ve yalnızlık "}}, {"id": "671", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız ilk şiirlerinde hangi vezni kullanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 3946, "text": "hece,"}}, {"id": "672", "context": "Hüseyin Nihal Atsız fikir adamı, yazar, şair ve edebiyat tarihçisidir. İstanbul'da 12 Ocak 1905 tarihinde doğup, 11 Aralık 1975 tarihinde ölmüştür. Baba tarafından Gümüşhane’ye bağlı Torul kazasının Midi köyündekı Çiftçioğulları ailesine, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları ailesine mensuptur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköyü’ndeki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş’teki Fransız Mektebi, Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad mektebleri ile Kadıköy ve İstanbul SultaniTerinde gördü. Sultanı’-nin onuncu sınıfında imtihanla 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. 4 Mart 1925 te bu okuldan çıkarılınca Kabataş Lisesi’nde üç ay muallim muavinliği, Mahmud Şevket Paşa vapurunda bir süre katip muavinliği yaptı. Darülfünün Edebiyat Şubesi ve Yüksek Muallim Mektebi’ne girdikten bir hafta sonra askere alındı. 1930 yılında Bilahare bitirdiği  Edebiyat Fakültesi’ne asistan oldu. 15 Mayıs 1931 ve  25 Eylül 1932 tarihleri arasında Aylık Atsız mecmua’yı çıkardı. Prof. Zeki Validi’ye hakaret eden Reşit Galib’e hocasını müdafaa eden bir telgraf çekince 13 Mart 1933 tarihinde Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine sürüldü. 1933 yılının Eylül ayında Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. 5 Kasım 1933 ve 16 Temmuz 1934 tarihleri arasında  aylık Orhun dergisini yayımladı. Bu dergide Tarih Kurumu’nun liseler için hazırladığı tarih kitaplarını tenkit ettiğinden 28 Aralık 1933 tarihinde Vekalet emrine alındı. 9 Eylül 1934 ile 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında Deniz Gedikli Ortaokulu’nda ve özel Yüce Ülkü Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 19 Eylül 1939 da özel Boğaziçi Lisesi’ne geçti. 1 Ekim 1943 te Orhun’u yeniden çıkarmağa başladı. 1944 Martında ve Nisanında Orhun’da Başvekil Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazdı. Maarife sızmış komünist faaliyetlere dikkati çekti. Bu yazılar yüzünden 1944 yılında öğretmenlikten alındı. Açık mektupta vatan haini dediği Sabahattin Ali tarafından aleyhinde dava açıldı. Dava Ankara’da 26 Nisanda başladı. 3 Mayısta devam etti. O gün duruşmaya sokulmayan gençler Ankara’da heyecanlı bir nümayiş yaptılar. Idareciler bunu bir darbe-i hükümet teşebbüsü kabul etti. Gençleri tevkife başladı. Atsız’ın mahkemesi 9 Mayısta bitti. Dört aylık cezası tecil edildi. Fakat 3 Mayıs gösterileri dolayısıyla bir çok şahısla birlikte tevkif edildi. 20 Mart 1945 te Türkçüler çeşitli cezalara çarptırıldı. Atsız’ın 6,5 yıllık cezası Temyiz tarafından bozuldu. Kendisine bir süre iş verilmeyen Atsız, 2 Temmuz 1949 da Süleymaniye Kütüphanesi’nde vazifelendirildi. 21 Eylül 1950 de Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni oldu. 1952 Mayısında Türkiyenin kuruluşu konferansı üzerine öğretmenlikten alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi (13 Mayıs 1952). On yedi yıl burada çalıştı. 1 Nisan 1969 da emekli oldu. 1 Ocak 1964 te Ötüken dergisini çıkarmaya başladı. Ötüken’in 1967 Nisan - Temmuz sayılarında Doğu Anadolu’daki bölücülük ve Kürtçülük hareketleri ile ilgili yazılar yazdı. Bu yazılardan ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı 21.1.1974 te Atsız’ı affetti. İki oğlu olan Atsız Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi. Atsız’ın fikir tarihimizde kendine has bir yeri vardır. Türkiye içindeki ve dışındaki Türklere ayni derecede ilgi duymuştur. Atsız’a göre ayrı ayrı Hun, Siyenpi, Apar, Göktürk, Uygur devletleri yok; Orta Asya’da sadece iktidar değişikliğine uğrayan devamlı bir tek Türk Devleti vardır. Aynı şekilde Ön Asya’da da 1040 ta Selçukluların kurduğu Türk Devleti iktidar ve rejim değişikliğine uğrayarak günümüzde de devam etmektedir. Atsız, milliyetçilikte İslamiyete bir unsur olarak yer vermez. Atsız, fikir adamlığı yanında, tarih, edebiyat tarihi araştırmaları, tarihi romanları ve şiirleriyle de tanınmıştır. 1930 dan beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Bir kısmı Türk ülküsünde toplanan makalelerinde vuzuh unsuru kuvvetlidir. Şiirlerinin çok az bir kısmında aşk ve yalnızlık konuları yer alır. ilk şiirlerinde hece, sonraki şiirlerinde daha çok arüz veznini kullanmıştır.", "question": "Atsız sonraki şiirlerinde hangi vezni kullanıştır ?", "answers": {"answer_start": 3972, "text": "daha çok arüz "}}, {"id": "673", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed kimdir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Şair ve padişahdır."}}, {"id": "674", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Edirne'de"}}, {"id": "675", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "30 Mart 1431"}}, {"id": "676", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Gebze'de"}}, {"id": "677", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "3 mayıs 1481"}}, {"id": "678", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Sultan II. Murad"}}, {"id": "679", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in kaçıncı padişahtır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "yedinci"}}, {"id": "680", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Kaç yılında  Manisa’ya vali olarak tayin edildi?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "1443"}}, {"id": "681", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Küçük yaşta nereye vali olarak tayin edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Manisa’ya"}}, {"id": "682", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "1443 yılında Küçük yaşta Manisaya ne olarak tayin edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "vali"}}, {"id": "683", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed'in babası ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "1451"}}, {"id": "684", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih Sultan Mehmed kaç yıllık saltanat sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "30 yıllık "}}, {"id": "685", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "30 yıllık saltanatında neler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı."}}, {"id": "686", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "İstanbulu ne zaman fethetmiştir?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "1453 yılında"}}, {"id": "687", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Arap ve İran edebiyatına aşinalığı nasıl anlaşılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1079, "text": "çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan "}}, {"id": "688", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Fatih şiirlerinde nelere dikkat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1802, "text": "misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına"}}, {"id": "689", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Nasıl bir uslübu vardır?", "answers": {"answer_start": 2004, "text": "süslü"}}, {"id": "690", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı nedir?", "answers": {"answer_start": 2060, "text": "dilberdir."}}, {"id": "691", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2659, "text": "Alman Georg Jacob"}}, {"id": "692", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Alman Georg Jacob Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri hangi isimle yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2788, "text": "Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople"}}, {"id": "693", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Alman Georg Jacob Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople isimli eseri nerede yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2866, "text": "Berlin'de"}}, {"id": "694", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": "Alman Georg Jacob Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople isimli eseri ne zaman yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2876, "text": "1904 yılında"}}, {"id": "695", "context": "Fatih Sultan Mehmed Avni Şair ve padişahdır. Edirne'de 30 Mart 1431 de doğmuştur ve Gebze'de 3 mayıs 1481 yılında ölmüştür. Sultan II. Murad’ın dördüncü oğlu, yedinci Osmanlı padişahı. 1443 yılında Küçük yaşta Manisa’ya vali olarak tayin edildi. Babasının 1451 de ölümü üzerine ikinci defa Padişah oldu. 30 yıllık saltanatında devletin topraklarını genişletti, Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştı. 1453 yılında İstanbul’un fethini gerçekleştirmesi  dünya ve Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu. Fatih, üstün bir devlet adamı ve kumandan olduğu kadar, geniş kültürlü ve bilgili bir şahsiyetti. Edebiyat, matematik, astronomi, kimya, ve İslam düşüncesini mükemmel şekilde bildiği gibi, Hıristiyan dini ve Yunan felsefesine de äşina idi. Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça’dan başka, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca ve hatta Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bildiği söylenir. Fatih’in yeni bir sefere hazırlandığı sırada Yahudi hekimi tarafından zehirlendiği rivayeti kuvvetlidir. II. Mehmed’in ilim ve sanat bilgisi yanında, Arap ve İran edebiyatına aşinalığı çevresinde topladığı ilim ve edebiyat üstadlarıyla yaptığı sohbet ve münaşakalardan anlaşılmaktadır. Devrinde Divan edebiyatmın kuvvetli temsilcileri yetişmiştir. Ahmed Paşa, Sinan Paşa, Melihi ve Necati gibi üstadların Divan şiir ve nesrinde yaptıkları hamlelerle şiir ve nesir dili mükemmelleşmeye başlamıştır. Fatih’in şiir yazdığım ilk defa Aşık Çİ. Meşahirü’ş-şuara’da haber verir : «Selätin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller, mürettep kasideler ve kıtalar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.» Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere şair padişahların divan tertib etmeleri ve Divan edebiyatının bütün kaidelerine bağlı kalmaları Fatih’le başlar. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanan Fatih, misraların dış güzelliğine, sağlamlığına, mazmun ve mefhumların yerinde kullanılmasına dikkat göstermiştir. Vezin aksamaları azdır. Dili XV. a. da teşekkül etmeye başlayan kitabi Osmanlıcaya dayanır ve süslü bir uslübu vardır. Şiir ve inşa’dan maksad vasf-ı dilberdir. Ehl-i küfrü serteser kahr eylemektir niyyetim diyen Padişah Fatih, şair Avni olarak Geda-yi dilber olmak yek cihanın padişahından der. Aşk yolunda toprak olmaktan korkusu yoktur: Tarik-i aşkda hak olmadan bana ne bak. Dünya bir darü’l-hadise’dir, buradan uzaklaşmak ve beşeri ihtiraslardan kurtulmak için en emin yer meyhane (tekke)dir. Mürşid-i kamil olan pir-i mugan’ın sunduğu aşk şarabı insanın ruhunu teskin eder. Avni Zühd ve takvadan uzaklaşır hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur: Mirat-ı dil cemaline ayine-dardur. Avni’nin divanı ile ilgili ilk çalışmayı Alman Georg Jacob yaptı. Upsala Krallık Üniversitesi’ndeki yazma bir mecmua ile Osmanlı şüara tezkirelerinden derlediği 21 şiiri Der Divan Sultan Mehmeds des Zweiten des Eroberers von Konstantinople  adıyla Berlin'de 1904 yılında yayımladı. «Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin gazeliyatıdır. Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah» başlığı ile başlayan yazma tek nüsha Ali Emiri tarafından bulundu, Osmanlı tarih ve edebiyat mecmuası  (S.3, 1918) nda ilim alemine sunuldu. Fatihin divanı Latin harfleriyle çeşitli şahıslar tarafından yayımlandı (Saffet Sıtkı Bilmen: Fatih divanı, 1944; Kemal Edib Ünsel: Fatih’in şiirleri, 1946 Millet Ktp. ndeki yazma nüshadan tıpkıbasım, çeviriyazı, sözlük ve notlarla yapılmış en ciddi yayım; Ahmed Aymutlu: Fatih ve şiirleri, 1959). İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle, İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere ayrı ayrı yazdırıldı. 1953 te tamamlanan bu Fatih divanı geniş ilgi gördü, ancak bugüne kadar basılmadı.\r", "question": " İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde Ali Emiri’nin bulduğu divandan seçilmiş 60 şiir, yaşayan usta hattat ve müzehhiplere neden yazdırıldı?", "answers": {"answer_start": 3451, "text": "İstanbulun Fethi’nin 500. yıldönümü münasebetiyle"}}, {"id": "696", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Hüseyin AYAN kimdir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Öğretim üyesidir."}}, {"id": "697", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "1927 yılında"}}, {"id": "698", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "İlkokulu nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Akdere köyünde,"}}, {"id": "699", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Ortayı nerede okumuştur", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde,"}}, {"id": "700", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Liseyi nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu."}}, {"id": "701", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Nerede öğretmenlik yaptı?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı."}}, {"id": "702", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Öğrencilik yılları hangi yıllara rastlar?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "1944-1950’li"}}, {"id": "703", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Neden sorguya çekildi, tutuklandı", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  "}}, {"id": "704", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Ne zaman serbest bırakıldı", "answers": {"answer_start": 434, "text": "Dört yıl mahkemeden sonra"}}, {"id": "705", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Ne zaman Anavatan’a göçetmesine izin verildi", "answers": {"answer_start": 479, "text": "1951 yılında"}}, {"id": "706", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Nereye göçetmesine izin verildi?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "Anavatan’a"}}, {"id": "707", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Türkiye’ye göç ettikten sonra nerede çalıştı.", "answers": {"answer_start": 559, "text": "Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında"}}, {"id": "708", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Ne zaman Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "Türkiye’ye göç ettikten sonra"}}, {"id": "709", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " Ankara Hukuk Fakültesi’ne hangi tarihler arasında devam etti.", "answers": {"answer_start": 649, "text": "1956-1957"}}, {"id": "710", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne ne zaman kaydoldu", "answers": {"answer_start": 689, "text": "Memur olarak bulunduğu sırada"}}, {"id": "711", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden ne zaman mezun oldu", "answers": {"answer_start": 791, "text": "1963 yılında"}}, {"id": "712", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " Eski Türk Edebiyatı asistanı ne zaman oldu?", "answers": {"answer_start": 838, "text": "1964 yılında"}}, {"id": "713", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " doçent ne zaman oldu", "answers": {"answer_start": 883, "text": "1976 yılında"}}, {"id": "714", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Memur olarak bulunduğu sırada  hangi bölüme kaydoldu", "answers": {"answer_start": 719, "text": "Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı "}}, {"id": "715", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Hangi yıllar arasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı", "answers": {"answer_start": 910, "text": "1961-1963"}}, {"id": "716", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": "Seyfettin Özege bölümü nerede bulunur?", "answers": {"answer_start": 959, "text": "Üniversite Kütüphanesi’nin"}}, {"id": "717", "context": "Hüseyin AYAN  Öğretim üyesidir. 1927 yılında Bulgaristan’da doğmuştur . İlkokulu doğduğu Akdere köyünde, ortayı Şumnu Medresetü’l-aliyesi’nde, liseyi Medresetü’n  Nüvvab’ta okudu. İki yıl ilkokul ve bir yıl Akdere Rüşdiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Öğrenciliği ve öğretmenlik yılları Bulgaristan’da komünist rejimin kurulduğu 1944-1950’li yıllara rastlar. Türk aydınlarının sindirilmesi cümlesinden  olarak sorguya çekildi, tutuklandı. Dört yıl mahkemeden sonra serbest bırakıldı. 1951 yılında Anavatan’a göçetmesine izin verildi .Türkiye’ye göç ettikten sonra Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü teşkilatında çalıştı. Bu sırada Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1956-1957 tarihleri arasında devam etti.Memur olarak bulunduğu sırada Erzurum Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu ve 1963 yılında buradan mezun oldu. Aynı Bölüm’de 1964 yılında Eski Türk Edebiyatı asistanı ve 1976 yılında doçenti oldu. 1961-1963 yılları arasında Öğrenciliği sırasında Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılmasında görev aldı.", "question": " 1961-1963 yılları arasında öğrenciliği sırasında aldığı görev nedir?", "answers": {"answer_start": 959, "text": "Üniversite Kütüphanesi’nin Seyfettin Özege bölümünün kataloğunun yapılması"}}, {"id": "718", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Şevket Süreyya AYDEMİR kimdir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "yazardır."}}, {"id": "719", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Edirne’de"}}, {"id": "720", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "1897 yılında"}}, {"id": "721", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Ankara’da"}}, {"id": "722", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "1976 yılında  "}}, {"id": "723", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Öğrenimini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Edirne’de"}}, {"id": "724", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Hangi okulu bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Öğretmen okulunu"}}, {"id": "725", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden ne zaman mezun oldu", "answers": {"answer_start": 197, "text": "1923 yılında   "}}, {"id": "726", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Hangi üniversitenin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Şark Üniversitesi’nin"}}, {"id": "727", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1923 yılında Şark Üniversitesi’nin hangi bölümünden mezun oldu ", "answers": {"answer_start": 234, "text": "İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden"}}, {"id": "728", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Şark Üniversitesi nerededir", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Moskova’da"}}, {"id": "729", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Ne zaman  mahkum oldu", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Yurda dönünce"}}, {"id": "730", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Devlet hizmetine ne zaman girdi", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Affedildikten sonra"}}, {"id": "731", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü’nü hangi yıllar arasında yaptı", "answers": {"answer_start": 392, "text": "1928-1937 yılları arasında  "}}, {"id": "732", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1928-1937 yılları arasında  görevi neydi", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü,"}}, {"id": "733", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Ankara İktisat Müdürlüğü’nü hangi yıllar arasında yaptı ", "answers": {"answer_start": 453, "text": "1937-1939 yılları arasında"}}, {"id": "734", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı’nı hangi yıllar arasında yaptı", "answers": {"answer_start": 507, "text": "1939-1947"}}, {"id": "735", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1939-1947 yılları arasında görevi neydi", "answers": {"answer_start": 534, "text": "İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı"}}, {"id": "736", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği’ni  hangi yıllar arasında yaptı", "answers": {"answer_start": 586, "text": "1947-1951"}}, {"id": "737", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1947-1951 yılları arasında görevi neydi", "answers": {"answer_start": 613, "text": "Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği"}}, {"id": "738", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Emekliliğinden sonra ne yaptı ", "answers": {"answer_start": 698, "text": "çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı"}}, {"id": "739", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "çiftçilik ve yazarlıkla ne zaman uğraştı", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Emekliliğinden sonra"}}, {"id": "740", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": " Aydemir, fikir serüvenine ne ile başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "Turancı olarak"}}, {"id": "741", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Aydemir, fikir serüvenini bir süre ne olarak sürdürmüştür", "answers": {"answer_start": 791, "text": "Marksist olarak"}}, {"id": "742", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Aydemir, fikir serüvenini ne olarak tamamladı", "answers": {"answer_start": 826, "text": "Kemalist olarak"}}, {"id": "743", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamlayan kimdir?", "answers": {"answer_start": 731, "text": "Aydemir"}}, {"id": "744", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "Kadro dergisini hangi tarihler arasında yayımladı", "answers": {"answer_start": 876, "text": "1932-1935 yılları arasında"}}, {"id": "745", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1932-1935 yılları arasında yayımladığı derginin adı nedir", "answers": {"answer_start": 915, "text": "Kadro"}}, {"id": "746", "context": "Şevket Süreyya AYDEMİR  yazardır. 1897 yılında Edirne’de doğmuştur ve 1976 yılında  Ankara’da vefat etmiştir. Öğrenimini Edirne’de yaptı. Öğretmen okulunu bitirdi. Daha sonra gittiği  Moskova’da   1923 yılında   Şark Üniversitesi’nin İktisat ve Sosyal İlimler bölümünden mezun oldu. Yurda dönünce karıştığı siyasi faaliyetlerden ötürü mahkum oldu. Affedildikten sonra devlet hizmetine girdi. 1928-1937 yılları arasında  Ankara Ticaret Lisesi Müdürlüğü, 1937-1939 yılları arasında Ankara İktisat Müdürlüğü , 1939-1947 yılları arasında İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti başkanlığı ve 1947-1951 yılları arasında Başbakanlık Umumi Murakabe Heyeti üyeliği görevlerinde bulundu. Emekliliğinden sonra çiftçilik ve yazarlıkla uğraştı. Aydemir, Turancı olarak başladığı fikir serüvenini bir süre Marksist olarak sürdürdükten sonra Kemalist olarak tamamladı. Şevket Süreyya AYDEMİR 1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisinde Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye çalıştı.", "question": "1932-1935 yılları arasında yayımladığı Kadro dergisi ile ne yapmaya çalıştı", "answers": {"answer_start": 932, "text": "Kemalizmi sistemli bir ideoloji haline getirmeye"}}, {"id": "747", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Edip AYEL kimdir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "şairdir."}}, {"id": "748", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1894’te"}}, {"id": "749", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "750", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": ": Kaç yılında vefat etmiştir", "answers": {"answer_start": 49, "text": "1957’de"}}, {"id": "751", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Nerede vefat etmiştir", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "752", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Hangi yılda Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu", "answers": {"answer_start": 110, "text": "1914 yılında"}}, {"id": "753", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Ne kadar süre İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Uzun yıllar"}}, {"id": "754", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Uzun yıllar nerede Fransızca öğretmenliği yaptı", "answers": {"answer_start": 174, "text": "İstanbul liselerinde"}}, {"id": "755", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "İstanbul liselerindeki görevi neydi", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Fransızca öğretmenliği"}}, {"id": "756", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptıktan sonra ne yaptı", "answers": {"answer_start": 230, "text": "görevden emekli oldu"}}, {"id": "757", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Şiirlerini hangi dilde yazdı", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Türkçe ve Fransızca"}}, {"id": "758", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Hangi yılda Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu", "answers": {"answer_start": 290, "text": "1938 yılında"}}, {"id": "759", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "1938 yılında nerede yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Fransada"}}, {"id": "760", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "1938 yılında Fransada yapılan ne yarışmasında birinci oldu", "answers": {"answer_start": 324, "text": "şiir"}}, {"id": "761", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Hangi şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı", "answers": {"answer_start": 356, "text": "Klasik nazım şekilleri ile yazdığı"}}, {"id": "762", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini ne zaman Çınaraltı dergisinde yayımladı", "answers": {"answer_start": 402, "text": "1941 den sonra"}}, {"id": "763", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra yayımaldığı derginin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Çınaraltı"}}, {"id": "764", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra ne yaptı", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Çınaraltı dergisinde yayımladı"}}, {"id": "765", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": "Şairin nasıl bir dili vardır", "answers": {"answer_start": 519, "text": "duru "}}, {"id": "766", "context": "Edip AYEL şairdir.1894’te  İstanbul’da doğmuş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir. Galatasaray Sultanisi ve 1914 yılında Paris Yüksek Ziraat Mektebi’nde okudu .Uzun yıllar İstanbul liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı ve bu görevden emekli oldu. Şiirlerini Türkçe ve Fransızca yazdı. 1938 yılında Fransada yapılan bir şiir yarışmasında birinci oldu. Klasik nazım şekilleri ile yazdığı şiirlerini 1941 den sonra Çınaraltı dergisinde yayımladı. Ayrıca Batı nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da deneyen şairin duru bir dili vardır.", "question": " Hangi nazım şekillerini şiirimizde kullanmayı da denemiştir", "answers": {"answer_start": 456, "text": "Batı"}}, {"id": "767", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Cengiz AYTMATOV kimdir", "answers": {"answer_start": 16, "text": "kırgız romancısıdır."}}, {"id": "768", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Hangi yılda doğmuştur", "answers": {"answer_start": 36, "text": "1928 yılında  "}}, {"id": "769", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Kırgızistan’ın Şeker köyünde"}}, {"id": "770", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "İlk öğrenimine nerede  başladı", "answers": {"answer_start": 133, "text": "köy okulunda"}}, {"id": "771", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Ne zaman köyün Sovyetine katip oldu", "answers": {"answer_start": 155, "text": "II. Dünya Savaşı sırasında"}}, {"id": "772", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Neden köyün Sovyetine katip oldu", "answers": {"answer_start": 155, "text": "II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı"}}, {"id": "773", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı nereye katip oldu", "answers": {"answer_start": 224, "text": "köyün Sovyetine"}}, {"id": "774", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Hangi yılda  Cumbul’da baytar okuluna başladı", "answers": {"answer_start": 263, "text": "1946 yılında"}}, {"id": "775", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "1946 yılında nerede baytar okuluna başladı", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Cumbul’da "}}, {"id": "776", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "1946 yılında Cumbul’da ne okuluna başladı", "answers": {"answer_start": 286, "text": "baytar"}}, {"id": "777", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Hangi yılda Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu", "answers": {"answer_start": 310, "text": "1953 yılında "}}, {"id": "778", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "1953 yılında nereden mezun oldu ", "answers": {"answer_start": 323, "text": "Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden"}}, {"id": "779", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Yazarın eserleri ne zaman yayımlanmaya başladı", "answers": {"answer_start": 415, "text": "1952 yılından itibaren "}}, {"id": "780", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Bir müddet nerede  staj gördü", "answers": {"answer_start": 471, "text": "Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde"}}, {"id": "781", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde ne kadar staj gördü", "answers": {"answer_start": 460, "text": "Bir müddet "}}, {"id": "782", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Gorki Enstitüsü nerede ", "answers": {"answer_start": 471, "text": "Moskova’da"}}, {"id": "783", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Ne zaman Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi", "answers": {"answer_start": 514, "text": "1957 yılında"}}, {"id": "784", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "1957 yılında nereye  üye kabul edildi", "answers": {"answer_start": 527, "text": "Sovyet yazarları birliğine"}}, {"id": "785", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Ne zaman Lenin ödülünü aldı", "answers": {"answer_start": 632, "text": "1963’te"}}, {"id": "786", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "1963’te aldığı ödülün  adı nedir", "answers": {"answer_start": 640, "text": "Lenin"}}, {"id": "787", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Aytmatov, hangi üniversitenin  Edebiyat Fakültesini bitirmiştir ", "answers": {"answer_start": 572, "text": "Moskova Üniversitesi"}}, {"id": "788", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Aytmatov, Moskova Üniversitesi’nin hangi fakültesini bitirmiştir", "answers": {"answer_start": 593, "text": "Edebiyat "}}, {"id": "789", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Aytmatov eserlerinde ne anlatır", "answers": {"answer_start": 681, "text": "Kırgızların köy hayatını"}}, {"id": "790", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatan kimdir", "answers": {"answer_start": 622, "text": "Aytmatov"}}, {"id": "791", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "ilham kaynaklarından en önde geleni nedir ", "answers": {"answer_start": 715, "text": "Kırgız destanları, özellikle Manas destanı"}}, {"id": "792", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları nedir", "answers": {"answer_start": 874, "text": " savaş ve aşktır"}}, {"id": "793", "context": "Cengiz AYTMATOV kırgız romancısıdır.1928 yılında  Kırgızistan’ın Şeker köyünde bir memur çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine köy okulunda başladı. II. Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalmasından dolayı köyün Sovyetine katip oldu. Daha sonra 1946 yılında Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 yılında Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nden mezun oldu .Deneme çiftliklerinde çalışan yazarın eserleri 1952 yılından itibaren yayımlanmaya başladı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. 1957 yılında Sovyet yazarları birliğine üye kabul edildi. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Aytmatov, 1963’te Lenin ödülünü aldı. Aytmatov eserlerinde Kırgızların köy hayatını anlatır. Kırgız destanları, özellikle Manas destanı onun ilham kaynaklarından en önde gelenidir. Rus ve Kırgız dillerinde kaleme alınmış olan eserlerinin ortak konuları savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu, insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olması ile izah eder. Fransız şairi Aragon Cemile isimli eseri için: Dünyanın en güzel aşk hikayesi, demiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar, 1975 yılının Ağustos ayında yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "question": "Ne zaman  yurdumuzu ziyaret etmiştir.", "answers": {"answer_start": 1176, "text": "1975 yılının Ağustos ayında"}}, {"id": "794", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi tarihte profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "1955"}}, {"id": "795", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "İstanbul"}}, {"id": "796", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman ilk öğretiminde hangi şehirlerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Erzurum, İstanbul ve Ankara"}}, {"id": "797", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi üniversite tarafından ABD'ye gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "İTÜ"}}, {"id": "798", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman  nerede dekanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 652, "text": "İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı"}}, {"id": "799", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman nerede lise okumuştur?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Ankara Erkek Lisesi"}}, {"id": "800", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi üniversitede doktorasını almıştır?", "answers": {"answer_start": 495, "text": "Illinois Üniversitesi"}}, {"id": "801", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi tarihte doktorasını almıştır?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "Haziran 1950"}}, {"id": "802", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Türkiye'de ilk televizyon yayınları kim tarafından başlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Adnan Ataman"}}, {"id": "803", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman  hangi yılda Yüksek Mühendis Mektebi'ne girmiştir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "1935"}}, {"id": "804", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman  doktora için nereye gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "ABD"}}, {"id": "805", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi tarihler arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "1968-1970"}}, {"id": "806", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi yılda Elektrik Muharebe Bölümü'nden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "1941"}}, {"id": "807", "context": "Adnan Ataman, (doğum  1917, İstanbul - ölüm 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen. Adnan Ataman,  İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü. Adnan Ataman  1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuarını ve televizyon laboratuarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını Adnan Ataman başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.", "question": "Adnan Ataman hangi okulda asistan olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Yüksek Mühendis Mektebi"}}, {"id": "808", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "1909"}}, {"id": "809", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan bitirdiği mühendislik okulunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu"}}, {"id": "810", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan'ı yurt dışına kim göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Atatürk"}}, {"id": "811", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan yurt dışında hangi şehre gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Stutgart"}}, {"id": "812", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan'ın yurt dışında gönderildiği okulun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu"}}, {"id": "813", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan doktorasını nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu"}}, {"id": "814", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan hangi tarihler arasında Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961"}}, {"id": "815", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan hangi bakanlığın başında görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "Bayındırlık Bakanlığı"}}, {"id": "816", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan Mühendislik Mektebi'nde hangi unvan altında çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Müderris Muavinliği"}}, {"id": "817", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan'ın dekanlık yaptığı üniversitenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 390, "text": "İTÜ"}}, {"id": "818", "context": "Ali Mukbil Gökdoğan (Türk akademisyen) 1909 yılında doğmuş, 29 Ekim, 1992'de İstanbul'da vefat etmiştir. İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'na gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Ali Mukbil Gökdoğan'ın çocukları kimdir?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "Prof. Dr. Gönül Gökdoğan ve Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan"}}, {"id": "819", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: 'Geber' ya da 'Geberus'; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm:  815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini;simyacı,kimyacı ve eczacı;fizikçi,astronom ve astrolog;tıp ve fizik tedavi uzmanı;mühendis,coğrafyacı,filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi ülkede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "İran"}}, {"id": "820", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: 'Geber' ya da 'Geberus'; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm:  815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini;simyacı,kimyacı ve eczacı;fizikçi,astronom ve astrolog;tıp ve fizik tedavi uzmanı;mühendis,coğrafyacı,filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın batıdaki ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Geber"}}, {"id": "821", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Cabir bin Hayyan'ın alimlik yaptığı alan nedir?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Simya"}}, {"id": "822", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi ülkeden Kûfe'ye göç etmiştir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "İran"}}, {"id": "823", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan Simya alanında nereye büyük oranda  etki etmiştir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Orta Çağ Avrupası"}}, {"id": "824", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan neyin esasını oluşturmuştur?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Kimya'nın"}}, {"id": "825", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın öğretmeni kimdir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "İmâm Câʿfer-i Sâdık"}}, {"id": "826", "context": "Câbir bin Hayyan, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyan, bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) alimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan kimin öğrencisidir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "İmâm Câʿfer-i Sâdık"}}, {"id": "827", "context": "Câbir bin Hayyan, kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray alimi olarak hizmet etmiştir.", "question": "Câbir bin Hayyan nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Horasan"}}, {"id": "828", "context": "Câbir bin Hayyan, kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray alimi olarak hizmet etmiştir.", "question": "Câbir bin Hayyan nerde okumuştur?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Yemen"}}, {"id": "829", "context": "Câbir bin Hayyan, kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray alimi olarak hizmet etmiştir.", "question": "Câbir bin Hayyan Yemen'de okuduktan sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Kufe'ye"}}, {"id": "830", "context": "Câbir bin Hayyan, kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray alimi olarak hizmet etmiştir.", "question": "Câbir bin Hayyan Kufe'de hangi unvanla hizmet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "saray alimi"}}, {"id": "831", "context": "Câbir bin Hayyan, kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray alimi olarak hizmet etmiştir.", "question": "Câbir bin Hayyan saray alimi olarak kime hizmet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Abbâsî halifesi Harun Reşid'e"}}, {"id": "832", "context": "Kimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400'ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.", "question": "Câbir bin Hayyan günümüze kaç tane eser bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "400'ü aşan eser"}}, {"id": "833", "context": "Kimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400'ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın yaklaşık kaç eseri günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "20"}}, {"id": "834", "context": "Kimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400'ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.", "question": "Câbir bin Hayyan Kimya dışında  hangi alanlarda eser vermiştir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik"}}, {"id": "835", "context": "Cabir bin Hayyan'ın, nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. İmbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir. Câbir bin Hayyan'ın , Agathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir. Eserlerinden 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan icat ettiği düşünülen şey nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Kral suyu"}}, {"id": "836", "context": "Cabir bin Hayyan'ın, nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. İmbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir. Câbir bin Hayyan'ın , Agathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir. Eserlerinden 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi asitleri keşfettiği düşünülmektedir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": " Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asit"}}, {"id": "837", "context": "Cabir bin Hayyan'ın, nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. İmbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir. Câbir bin Hayyan'ın , Agathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir. Eserlerinden 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın eserlerinden olan Kitab al-Kimya ne zaman Latince'ye çevirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 591, "text": "12. yüzyılda"}}, {"id": "838", "context": "Cabir bin Hayyan'ın, nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. İmbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir. Câbir bin Hayyan'ın , Agathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir. Eserlerinden 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın hangi eseri Latince'ye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 631, "text": "Kitab al-Kimya"}}, {"id": "839", "context": "Cabir bin Hayyan'ın, nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. İmbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir. Câbir bin Hayyan'ın , Agathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir. Eserlerinden 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın hangi eseri Simya ve Kimya sözcüklerinin kökenini oluşturmuştur?", "answers": {"answer_start": 631, "text": "Kitab al-Kimya"}}, {"id": "840", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya'nın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul"}}, {"id": "841", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "842", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1961"}}, {"id": "843", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya'nın hangi liseye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Kadıköy Anadolu Lisesi"}}, {"id": "844", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya lise öğrenimini hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "1980 "}}, {"id": "845", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya'nın lisans diplomasını aldığı bölüm nedir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Kimya bölümü"}}, {"id": "846", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya hangi üniversiteden diploma almıştır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "847", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya yüksek lisansını nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Ohio State Üniversitesi"}}, {"id": "848", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya doktorasını nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Ohio State Üniversitesi"}}, {"id": "849", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya nerede doçent olmuştur?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Bilkent Üniversitesi"}}, {"id": "850", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya hangi üniversitede profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Bilkent Üniversitesi"}}, {"id": "851", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya hangi yılda TÜBİTAK bilim ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "2009"}}, {"id": "852", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya'nın asli üye olduğu yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "TÜBA"}}, {"id": "853", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya, hangi alana yönelik çalışmalarıyla tanınır?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "Kanser araştırmalarına"}}, {"id": "854", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı.  Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya  şuan hangi üniversitede öğretim üyeliği yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Bilkent Üniversitesi"}}, {"id": "855", "context": "Evliya Çelebi (; d. 25 Mart 1611, İstanbul - ö. 1682), 17. yüzyılın önde gelen gezginlerindendir. Elli yılı aşkın süreyle Osmanlı topraklarını gezmiş ve gördüklerini Seyahatnâme adlı eserinde toplamıştır.", "question": "Evliya Çelebi hangi toprakları gezmiştir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Osmanlı topraklarını"}}, {"id": "856", "context": "Evliya Çelebi (; d. 25 Mart 1611, İstanbul - ö. 1682), 17. yüzyılın önde gelen gezginlerindendir. Elli yılı aşkın süreyle Osmanlı topraklarını gezmiş ve gördüklerini Seyahatnâme adlı eserinde toplamıştır.", "question": "Evliya Çelebi'nin gezilerini topladığı eserin adı nedir??", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Seyahatnâme "}}, {"id": "857", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin ailesi nerelidir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Kütahyalı"}}, {"id": "858", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin ailesinin fetihten sonra yerleştiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İstanbul"}}, {"id": "859", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin dedesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Kara Ahmet Bey"}}, {"id": "860", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Eski ismi Sağrıcılar Camii olan caminin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Yavuz Sinan Camii"}}, {"id": "861", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Yavuz Özbek, fetih ganimetini neler yaptırmıştır?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev "}}, {"id": "862", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin dedesi, hangi ilde medfundur?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede"}}, {"id": "863", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin annesinin etnik kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 666, "text": "Abhaz"}}, {"id": "864", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin baba adı nedir?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "Derviş Mehmed Zıllî"}}, {"id": "865", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin babası, hangi padişahların yanında bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların"}}, {"id": "866", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi kimin himayesinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "Melek Ahmed Paşa"}}, {"id": "867", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nın amca adı nedir?", "answers": {"answer_start": 790, "text": "Firâki Abdurrahmân Çelebi"}}, {"id": "868", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi babası hangi mezarlığa gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Meyyit Mezarlığı"}}, {"id": "869", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi annesi hangi mezarlığa gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Meyyit Mezarlığı"}}, {"id": "870", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin büyük annesinin gömüldüğü mezarlığın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "Meyyit Mezarlığı"}}, {"id": "871", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Hangi yıl Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 990, "text": "2011 "}}, {"id": "872", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "2011 yılı, kim tarafından Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 938, "text": "Unesco"}}, {"id": "873", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin 400. doğum yılı hangi senedir?", "answers": {"answer_start": 990, "text": "2011"}}, {"id": "874", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi'nin doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İstanbul"}}, {"id": "875", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İstanbul"}}, {"id": "876", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi'nin hicri doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "10 Muharrem 1020"}}, {"id": "877", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi miladi doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "25 Mart 1611"}}, {"id": "878", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi, mahalle mektebinden sonra hangi medreseye girmiştir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi"}}, {"id": "879", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi, Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'nden sonra devam ettiği okul neresidir?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Enderun"}}, {"id": "880", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebinde eğitim aldı. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderun'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi, Endurunda kimden musiki eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "Musâhip Derviş Ömer Ağa"}}, {"id": "881", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi, okul eğitimi dışında hangi dersleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri"}}, {"id": "882", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi kim tarafından saraya dahil edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "IV. Murad"}}, {"id": "883", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi, IV. Murad tarafından ne zaman saraya alınmasına karar verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada"}}, {"id": "884", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi, kaç yaşında iken IV.Murad tarafından saraya alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "25"}}, {"id": "885", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi'nin saraya alınmasına yardımcı olan kişiler kimdir?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa"}}, {"id": "886", "context": "Evliya Çelebi, seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.1682 yılında vefat etti. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı'nda, ailesi yanındadır.", "question": "Evliya Çelebi 'nin seyahatlerini kimlerle yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı"}}, {"id": "887", "context": "Evliya Çelebi, seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.1682 yılında vefat etti. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı'nda, ailesi yanındadır.", "question": "Evliya Çelebi'nin ölüm yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1682"}}, {"id": "888", "context": "Evliya Çelebi, seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.1682 yılında vefat etti. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı'nda, ailesi yanındadır.", "question": "Evliya Çelebi hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1682"}}, {"id": "889", "context": "Evliya Çelebi, seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.1682 yılında vefat etti. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı'nda, ailesi yanındadır.", "question": "Evliya Çelebi 'nin kabri hangi mezarlıktadır?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Meyyit Mezarlığı"}}, {"id": "890", "context": "Zamanına göre iyi derecede tahsil gören Evliya Çelebi, nazımla meşgul olmuş ve musikiyle uğraşmıştır. Girgin olup nerede kelâm edeceğini bilen, hoş sohbet, aynı zamanda cesur bir seyyahtır. Birçok harbe katılmış, hatırı sayılır tehlikeler atlatmıştır.", "question": "Evliya Çelebi nasıl bir seyyahtır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Girgin olup nerede kelâm edeceğini bilen, hoş sohbet, aynı zamanda cesur"}}, {"id": "891", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi, seyahatlerine başlamasına sebep olan rüyayı miladi olarak hangi tarihte görmüştür?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "19 Ağustos 1630"}}, {"id": "892", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi seyahatlerine başlamasına sebep olan rüyayı hicri olarak hangi tarihte görmüştür?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "1040 yılının Muharrem ayı"}}, {"id": "893", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi seyahatlerine başlamasına sebep olan rüyayı ne gecesinde görmüştür?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Aşure Gecesi"}}, {"id": "894", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi, gördüğü rüyada hangi ilde geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "İstanbul"}}, {"id": "895", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi , gördüğü rüyada hangi camidedir?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "Ahi Çelebi Camii"}}, {"id": "896", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi'nin rüyasında hangi peygamber vardır?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "Hz.Muhammed"}}, {"id": "897", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde olan müthiş gezi arzusu nedeniyle sarayda fazla kalamadı.  Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Hicri 1040 yılının Muharrem ayının Aşure Gecesi , Miladi 19 Ağustos 1630'da gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Hz.Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip Şefaat ya Resulullah diyeceğine, Seyahat ya Resulullah der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi'nin seyahati kaç yaşına kadar sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 795, "text": "70"}}, {"id": "898", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 yılının başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi ilk gezisini nereye yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İstanbul ve çevresine"}}, {"id": "899", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 yılının başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi ilk gezisinde nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İstanbul ve çevresine"}}, {"id": "900", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 yılının başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi, ilk gezisinden sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "İstanbul dışına"}}, {"id": "901", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 yılının başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi, hangi yılda Bursa'ya gitmek için yola çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "1640"}}, {"id": "902", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 yılının başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi 'nin Bursa seyahati kaç gün sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "35 gün"}}, {"id": "903", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Temmuz 1640"}}, {"id": "904", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi'nin ikinci seyahati hangi ildedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İzmit"}}, {"id": "905", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi'nin seyahatleri hangi tarihte başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "1630"}}, {"id": "906", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi'nin seyahatleri hangi tarihte bitmiştir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "1681"}}, {"id": "907", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi'nin seyahatleri hangi imparatorluk sınırlarındadır?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Osmanlı İmparatorluğu"}}, {"id": "908", "context": "Seyahatnâmesi, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı şekilde deyimler çokça kullanılmıştır. Halk etimolojisi de bolca görülür", "question": "Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi eserinde hangi etimoloji çokça yer alır?", "answers": {"answer_start": 309, "text": "Halk etimolojisi"}}, {"id": "909", "context": "Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi'nin 10 ciltlik Seyahatnâmesi, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahip olmuştur.", "question": "Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi kaç cilttir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "10"}}, {"id": "910", "context": "Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi'nin 10 ciltlik Seyahatnâmesi, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahip olmuştur.", "question": "Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi adlı eseri hangi yönden önemlidir?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı"}}, {"id": "911", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, İstanbul ve çevresine seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "1630"}}, {"id": "912", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan'a seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "1640"}}, {"id": "913", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli'ye seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "1640"}}, {"id": "914", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Doğu Anadolu, Irak, ve İran'a seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "1655"}}, {"id": "915", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar'a seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 337, "text": "1664"}}, {"id": "916", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli'ye hangi yıllar arasında gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "1667 -1670"}}, {"id": "917", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi,  Hicaz, Mekke ve Medine'ye seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "1671"}}, {"id": "918", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi , Mısır ve Sudan seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "1672"}}, {"id": "919", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi, Rusya ve Balkanlar'a seyahatini hangi tarihte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "1656"}}, {"id": "920", "context": "42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Bu seyahatler tarihleri ve yerleri sırasıyla şunlardır: 1630'da İstanbul ve çevresi, 1640'da Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan, 1640'da Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli, 1655'te Doğu Anadolu, Irak, ve İran, 1656'da Rusya ve Balkanlar, 1663 - 1664'te Macaristan'da askeri seferler,1664'te Avusturya, Kırım, ve ikinci kez Kafkaslar ,1667 -1670'te  Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli,1671'de Hac için Hicaz, Mekke ve Medine , 1672'de Mısır ve Sudan.", "question": "Evliya Çelebi,  Hicaz, Mekke ve Medine'ye ne için gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "Hac"}}, {"id": "921", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (doğum 1380, Kaşan, İran -ölüm 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gıyaseddin Cemşid , öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan Gıyaseddin Cemşid, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'ın doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "1380"}}, {"id": "922", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (doğum 1380, Kaşan, İran -ölüm 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gıyaseddin Cemşid , öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan Gıyaseddin Cemşid, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid ölüm yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "1429"}}, {"id": "923", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (doğum 1380, Kaşan, İran -ölüm 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gıyaseddin Cemşid , öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan Gıyaseddin Cemşid, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Semerkand"}}, {"id": "924", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (doğum 1380, Kaşan, İran -ölüm 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gıyaseddin Cemşid , öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan Gıyaseddin Cemşid, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'i Semerkand'a kim davet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "Uluğ Bey"}}, {"id": "925", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (doğum 1380, Kaşan, İran -ölüm 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gıyaseddin Cemşid , öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan Gıyaseddin Cemşid, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı eserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid , Uluğ Bey'in davetiyle nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Semerkand"}}, {"id": "926", "context": "Gıyaseddin Cemşid'in önemli eseri, Ortaçağ İslâm Dünyası’ndaki matematik bilgisini bütün yönleriyle serimlediği Matematiğin Anahtarı adlı kitabıdır; bu eserinin bir bölümünde ondalık kesirleri kuramsal yönden incelemis ve bu kesirlerle toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi aritmetiksel işlemlerin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiştir; burada vermiş olduğu bilgiler daha sonra 16. yüzyılın Osmanlı ünlü matematikçilerinden ve astronomlarından Takiyüddin tarafından kullanılmış, trigonometri ve astronomiye uygulanarak geliştirilmiştir.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'in en önemli eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Matematiğin Anahtarı"}}, {"id": "927", "context": "Gıyaseddin Cemşid'in önemli eseri, Ortaçağ İslâm Dünyası’ndaki matematik bilgisini bütün yönleriyle serimlediği Matematiğin Anahtarı adlı kitabıdır; bu eserinin bir bölümünde ondalık kesirleri kuramsal yönden incelemis ve bu kesirlerle toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi aritmetiksel işlemlerin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiştir; burada vermiş olduğu bilgiler daha sonra 16. yüzyılın Osmanlı ünlü matematikçilerinden ve astronomlarından Takiyüddin tarafından kullanılmış, trigonometri ve astronomiye uygulanarak geliştirilmiştir.", "question": "Gıyaseddin Cemşid Matematiğin Anahtarı kitabında verdiği bilgiler, hangi ünlü Osmanlı matematikçisi tarafından kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "Takiyüddin"}}, {"id": "928", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'den daha önceki en iyi pi sayısını hesaplayan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Zu Chongzhi"}}, {"id": "929", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid, pi sayısının hesaplamada kimin önerdiği yöntemi kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Arşimed"}}, {"id": "930", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid, pi sayısı hesaplama rekoru kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "180 yıl"}}, {"id": "931", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'ın pi sayısı hesaplama rekoru kim tarafından kırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "Adriaan van Roomen"}}, {"id": "932", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'ın pi sayısı hesaplama rekoru virgülden sonra kaç basamak ile kırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "15"}}, {"id": "933", "context": "Gıyaseddin Cemşid, Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'ın pi sayısı hesaplama rekoru kaç yıl sonra kırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "180"}}, {"id": "934", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun'un  eser verdiği konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası"}}, {"id": "935", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık Orkun, Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde kimin öğrencisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Gyula Németh"}}, {"id": "936", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun'un doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "1902"}}, {"id": "937", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "938", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun hangi üniversitede Tarih Bölümü'nü bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "939", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun İstanbul Üniversitesi'nde hangi bölümü bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "Tarih Bölümü"}}, {"id": "940", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun Türkoloji öğrenimini nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Budapeşte Üniversitesi"}}, {"id": "941", "context": "Hüseyin Namık  Orkun (doğum 15 Ağustos 1902,  İstanbul'da –ölüm  23 Mart 1956, Ankara'da), Türk tarihçi ve dilbilimcidir. Türklük, Türkçülük ve Türk dünyası hakkında eserler vermiştir. 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda  döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Budapeşte Üniversitesi'nde hangi fakültede öğrenim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Felsefe Fakültesi"}}, {"id": "942", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı.  Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır. 1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda  yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 647, "text": "Ankara"}}, {"id": "943", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı.  Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır. 1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda  yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun yargılandığı tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "1944"}}, {"id": "944", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı.  Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır. 1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda  yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun hangi yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 639, "text": "1956"}}, {"id": "945", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı.  Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır. 1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda  yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun ne zaman sağlık sorunları yaşamaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "Hapishaneden çıktıktan sonra"}}, {"id": "946", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı.  Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır. 1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda  yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun'un verdiği derslerin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Türk Tarihi ve İnkılap dersleri"}}, {"id": "947", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun,  Peçenekler adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "1933"}}, {"id": "948", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türk Efsaneleri  ismindeki eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "1943"}}, {"id": "949", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Yeryüzünde Türkler adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "1944"}}, {"id": "950", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Eski Türk Yazıtları adlı eserini hangi tarihler arasında yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "1936-1941"}}, {"id": "951", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türk Sözünün Aslı adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "1940"}}, {"id": "952", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "1938"}}, {"id": "953", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Osmanlıların Aslına Dair adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "1939"}}, {"id": "954", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar  adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "1939"}}, {"id": "955", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türk Tarihi (4 cilt) adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "1946"}}, {"id": "956", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi, adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "1954"}}, {"id": "957", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Oğuzlara Dair adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "1935"}}, {"id": "958", "context": "Hüseyin Namık Orkun'un yazdığı eserler ve tarihleri: Peçenekler 1933'te, Atilla ve Oğulları 1933'te, Oğuzlara Dair 1935'te Hunlar, 1938'de, Türk Tarihinin Bizans Kaynakları 1938'te,Osmanlıların Aslına Dair 1939'da, Türk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar 1939'da, Türk Sözünün Aslı 1940'da, Eski Türk Yazıtları (4 cilt) 1936-1941'de, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası 1940'da, Türk Efsaneleri 1943'te, Yeryüzünde Türkler 1944'te, Türkçülüğün Tarihi 1944'te, Türk Tarihi (4 cilt) 1946'da, Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi 1954'te yazılmıştır.", "question": "Hüseyin Namık  Orkun, Türkçülüğün Tarihi adlı eserini hangi tarihte yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "1944"}}, {"id": "973", "context": "Metin Gürses, 2 Nisan 1945'te Hacıbektaş, Nevşehir'de doğmuş Türk fizikçidir.", "question": "Metin Gürses hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "2 Nisan 1945"}}, {"id": "974", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses kimin denetimde Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Feza Gürsey"}}, {"id": "975", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses nerden  lisans ve yüksek lisans almıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü"}}, {"id": "976", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden hangi yılda doktara derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "1975"}}, {"id": "977", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses, doktora sonrasında hangi enstitüde araştırma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Max Planck astro-fizik enstitüsü"}}, {"id": "978", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses, doktora sonrasında hangi üniversitede araştırma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Köln Üniversitesi"}}, {"id": "979", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.", "question": "Metin Gürses doktora derecesini nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü"}}, {"id": "980", "context": "Metin Gürses , hiç simetrisi olmayan Einstein alan denklemlerinin çözülebilirliği isimli çalışmasıyla Einstein alan denklemleri'nin bazı yapısal özelliklerinin aydınlatılmasına ve bu denklemlerin tümüyle entegre edilebilir bir sistem oluşturduğunun gösterilmesine yaptığı özgür uluslararası bilim dünyasının ilgisini çeken üst düzeydeki katkıları nedeniyle 1986 yılında Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülü'nü kazandı. Matematiksel Fizik, Genel Görelilik Kuramı, Gravitasyon gibi konulardaki çalışmaları ve bildirileri yurtdışında yayımlandı. Bilime olan bu katkıları Einstein Denklemleri'nin GÜRSES simetrileri olarak adlandırılmıştır.", "question": "Metin Gürses hangi yılda Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülünü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "1986"}}, {"id": "981", "context": "Metin Gürses , hiç simetrisi olmayan Einstein alan denklemlerinin çözülebilirliği isimli çalışmasıyla Einstein alan denklemleri'nin bazı yapısal özelliklerinin aydınlatılmasına ve bu denklemlerin tümüyle entegre edilebilir bir sistem oluşturduğunun gösterilmesine yaptığı özgür uluslararası bilim dünyasının ilgisini çeken üst düzeydeki katkıları nedeniyle 1986 yılında Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülü'nü kazandı. Matematiksel Fizik, Genel Görelilik Kuramı, Gravitasyon gibi konulardaki çalışmaları ve bildirileri yurtdışında yayımlandı. Bilime olan bu katkıları Einstein Denklemleri'nin GÜRSES simetrileri olarak adlandırılmıştır.", "question": "Metin Gürses 1986 yılında hangi vakıftan öldül almıştır?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "Sedat Simavi Vakfı"}}, {"id": "982", "context": "Metin Gürses , hiç simetrisi olmayan Einstein alan denklemlerinin çözülebilirliği isimli çalışmasıyla Einstein alan denklemleri'nin bazı yapısal özelliklerinin aydınlatılmasına ve bu denklemlerin tümüyle entegre edilebilir bir sistem oluşturduğunun gösterilmesine yaptığı özgür uluslararası bilim dünyasının ilgisini çeken üst düzeydeki katkıları nedeniyle 1986 yılında Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülü'nü kazandı. Matematiksel Fizik, Genel Görelilik Kuramı, Gravitasyon gibi konulardaki çalışmaları ve bildirileri yurtdışında yayımlandı. Bilime olan bu katkıları Einstein Denklemleri'nin GÜRSES simetrileri olarak adlandırılmıştır.", "question": "Einstein Denkemleri, Metin Gürses'in bilime olan katkılarından dolayı ne olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "GÜRSES simetrileri"}}, {"id": "983", "context": "1973-1975 yılları arası Ford Bursiyeri, 1979-1981 ve 1987 yıllarında ise Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmalarda bulunan Gürses, 2008 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır.", "question": "Metin Gürses, hangi yıllar arasında ise Alexander von Humboldt Vakfı  Bursiyeri olarak araştırmalarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "1979-1981 ve 1987 yıllarında"}}, {"id": "984", "context": "1973-1975 yılları arası Ford Bursiyeri, 1979-1981 ve 1987 yıllarında ise Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmalarda bulunan Gürses, 2008 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır.", "question": "Metin Gürses, hangi yılda TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "2008"}}, {"id": "985", "context": "1973-1975 yılları arası Ford Bursiyeri, 1979-1981 ve 1987 yıllarında ise Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmalarda bulunan Gürses, 2008 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır.", "question": "Metin Gürses 2008 yılında hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "986", "context": "1973-1975 yılları arası Ford Bursiyeri, 1979-1981 ve 1987 yıllarında ise Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmalarda bulunan Gürses, 2008 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır.", "question": "Metin Gürses bursiyer olarak nerede araştırma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Amerika Birleşik Devletleri'nde"}}, {"id": "987", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.", "question": "Millî Gözetim Radarı hangi yılda yapılan testleri geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "2015"}}, {"id": "988", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.", "question": "Millî Gözetim Radarı hangi yılda başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamındadır?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "2010"}}, {"id": "989", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.", "question": "Millî Gözetim Radarı 2010 yılında başlatılan hangi proje kapsamındadır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi"}}, {"id": "990", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.", "question": "Millî Gözetim Radarı ne prototipidir?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "PSR"}}, {"id": "991", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.", "question": "Millî Gözetim Radarı hangi kurumlar arasında 2010 yılında başlatılan proje kapsamındadır?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü"}}, {"id": "992", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.", "question": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi hangi ilçede yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Altındağ"}}, {"id": "993", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.", "question": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi'nin bulunduğu Çengel Han adlı tarihi kervansarayın mevkisinin eski adı nedir?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "At Pazarı"}}, {"id": "994", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.", "question": "Çengelhan’ın inşa edildiği dönemde Osmnalı Padişahı kimdir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "995", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.", "question": "Çengelhan kim tarafından yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa"}}, {"id": "996", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.", "question": "Çengelhan’ın yaptırıldığı yıl kaçtır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "1522"}}, {"id": "997", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.", "question": "Çengelhan’ın  Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından kiralanıp sanayi müzesi olarak kullanılıma açıldığı yıl kaçtır?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "2005"}}, {"id": "998", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.", "question": "Çengelhan 1522'den bu yana müzelikten başka ne olarak kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "tiftik deposu ve tabakhane"}}, {"id": "999", "context": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani takma ismi Zerrin-Dest onbirinci yüzyılda bir Pers Oftalmoloji profesorüdür. Zerrin Dest Farsça Altın El, göz hastalıkları ve görme yolları hakkında yaptığı çalışmalardan dolayı ona bu isim verilmiştir. O 1087-1088 yıllarında Gözlerin Işığı Farsça'da Nur al-ayun başlıklı Oftalmoloji risalesini tamamlamıştır.", "question": "Farsça'da Gözlerin Işığı ne demektir? ", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Nur al-ayun"}}, {"id": "1000", "context": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani takma ismi Zerrin-Dest onbirinci yüzyılda bir Pers Oftalmoloji profesorüdür. Zerrin Dest Farsça Altın El, göz hastalıkları ve görme yolları hakkında yaptığı çalışmalardan dolayı ona bu isim verilmiştir. O 1087-1088 yıllarında Gözlerin Işığı Farsça'da Nur al-ayun başlıklı Oftalmoloji risalesini tamamlamıştır.", "question": "1087-1088 senelerinde bitirdiği Oftalmoloji risalesi nedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "Gözlerin Işığı"}}, {"id": "1001", "context": "Mustafa Behçet Efendi , Osmanlı saray  hekimidir. III. Selim ve II. Mahmut devirlerinde Osmanlı saray hekimliği yapan Mustafa Behçet Efendi, Tıbbiye’nin kurulmasında emek vermiş; tıp ve tabiyat bilimlerinin önemli eserlerinden bazılarını Türkçeye çevirmiştir. Onun bu çalışmaları o devirde Osmanlıla’da hâkim olan tıp ve biyoloji anlayışı dışına çıkma eğilimi gösteren ilk çalışmalar idi.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Osmanlı saray  hekimi"}}, {"id": "1002", "context": "Mustafa Behçet Efendi , Osmanlı saray  hekimidir. III. Selim ve II. Mahmut devirlerinde Osmanlı saray hekimliği yapan Mustafa Behçet Efendi, Tıbbiye’nin kurulmasında emek vermiş; tıp ve tabiyat bilimlerinin önemli eserlerinden bazılarını Türkçeye çevirmiştir. Onun bu çalışmaları o devirde Osmanlıla’da hâkim olan tıp ve biyoloji anlayışı dışına çıkma eğilimi gösteren ilk çalışmalar idi.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin açılmasında emeği geçtiği şeyin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "Tıbbiye"}}, {"id": "1003", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1774 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Divan-ı Hümayûn kâtiplerinden şairliği ile de tanınan Mehmed Emin Şükühi Efendi’dir. Süleymaniye Tıp Medresesi’nde okuduğu sanılır.  Öğrenimini tamamladıktan ve hekimlik deneyimi kazandıktan sonra, 1791’de Sinan Ağa Medresesi Müderrisliğine, 1796’da saray hekimliğine, 1803’te Padişah III. Selim’in hekimbaşlığına getirildi. Hekimbaşı olduğu sırada padişahın verdiği para ile Bebek'te 'Hekimbaşı Yalısı' adıyla anılan yalıyı aldı; yanında bir botanik bahçesi oluşturdu ve ömrü boyunca bu yalıda yaşadı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi‘nin doğduğu yıl nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "1774"}}, {"id": "1004", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1774 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Divan-ı Hümayûn kâtiplerinden şairliği ile de tanınan Mehmed Emin Şükühi Efendi’dir. Süleymaniye Tıp Medresesi’nde okuduğu sanılır.  Öğrenimini tamamladıktan ve hekimlik deneyimi kazandıktan sonra, 1791’de Sinan Ağa Medresesi Müderrisliğine, 1796’da saray hekimliğine, 1803’te Padişah III. Selim’in hekimbaşlığına getirildi. Hekimbaşı olduğu sırada padişahın verdiği para ile Bebek'te 'Hekimbaşı Yalısı' adıyla anılan yalıyı aldı; yanında bir botanik bahçesi oluşturdu ve ömrü boyunca bu yalıda yaşadı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi öğrenimini tamamladıktan sonra 1791'de hangi eğitim kurumuna getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Sinan Ağa Medresesi "}}, {"id": "1005", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1774 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Divan-ı Hümayûn kâtiplerinden şairliği ile de tanınan Mehmed Emin Şükühi Efendi’dir. Süleymaniye Tıp Medresesi’nde okuduğu sanılır.  Öğrenimini tamamladıktan ve hekimlik deneyimi kazandıktan sonra, 1791’de Sinan Ağa Medresesi Müderrisliğine, 1796’da saray hekimliğine, 1803’te Padişah III. Selim’in hekimbaşlığına getirildi. Hekimbaşı olduğu sırada padişahın verdiği para ile Bebek'te 'Hekimbaşı Yalısı' adıyla anılan yalıyı aldı; yanında bir botanik bahçesi oluşturdu ve ömrü boyunca bu yalıda yaşadı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin saray hekimliğinden  hekimbaşlığına getirildiği sene kaçtır?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "1803"}}, {"id": "1006", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1774 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Divan-ı Hümayûn kâtiplerinden şairliği ile de tanınan Mehmed Emin Şükühi Efendi’dir. Süleymaniye Tıp Medresesi’nde okuduğu sanılır.  Öğrenimini tamamladıktan ve hekimlik deneyimi kazandıktan sonra, 1791’de Sinan Ağa Medresesi Müderrisliğine, 1796’da saray hekimliğine, 1803’te Padişah III. Selim’in hekimbaşlığına getirildi. Hekimbaşı olduğu sırada padişahın verdiği para ile Bebek'te 'Hekimbaşı Yalısı' adıyla anılan yalıyı aldı; yanında bir botanik bahçesi oluşturdu ve ömrü boyunca bu yalıda yaşadı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin hekimbaşı olduktan sonra hayatı boyunca yaşadığı yalı ne adla anılır?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "Hekimbaşı Yalısı"}}, {"id": "1007", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1821 yılında II. Mahmut’un yakınlarından Halet Efendi aleyhinde konuştuğu öne sürülerek hekimbaşılık görevinden alındı ve kardeşi Abdülhak Molla ile birlikte Keşan’a sürüldü. On bir aylık sürgünden sonra affedilerek İstanbul’a döndü ve 1823’te üçüncü defa hekimbaşılık görevine getirildi. Kendisi medrese öğrenimi görmüş olmasına rağmen tıp biliminin medresede değil, okullarda modern yöntemlerle öğretilmesi gerektiği görüşünde olduğu için bu konuda çeşitli girişimlerde bulundu, sonuncusu başarıya ulaştı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk cerrahhanesi onun önerisiyle 14 Mart 1827’de Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kuruldu. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanır. Mustafa Behçet Efendi bu okulun nazırlığını yaptı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin 1821’de  kardeşi  Abdülhak Molla ile birlikte zorunlu olarak göreve atandığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Keşan"}}, {"id": "1008", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1821 yılında II. Mahmut’un yakınlarından Halet Efendi aleyhinde konuştuğu öne sürülerek hekimbaşılık görevinden alındı ve kardeşi Abdülhak Molla ile birlikte Keşan’a sürüldü. On bir aylık sürgünden sonra affedilerek İstanbul’a döndü ve 1823’te üçüncü defa hekimbaşılık görevine getirildi. Kendisi medrese öğrenimi görmüş olmasına rağmen tıp biliminin medresede değil, okullarda modern yöntemlerle öğretilmesi gerektiği görüşünde olduğu için bu konuda çeşitli girişimlerde bulundu, sonuncusu başarıya ulaştı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk cerrahhanesi onun önerisiyle 14 Mart 1827’de Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kuruldu. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanır. Mustafa Behçet Efendi bu okulun nazırlığını yaptı.", "question": "Mustafa Behçet Efendi , tıp biliminin medresede değil, okullarda modern yöntemlerle öğretilmesi gerektiği görüşünde olduğu için bu konuda çeşitli girişimler sonucu hangi okulun kurulmasında katkısı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire"}}, {"id": "1009", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1821 yılında II. Mahmut’un yakınlarından Halet Efendi aleyhinde konuştuğu öne sürülerek hekimbaşılık görevinden alındı ve kardeşi Abdülhak Molla ile birlikte Keşan’a sürüldü. On bir aylık sürgünden sonra affedilerek İstanbul’a döndü ve 1823’te üçüncü defa hekimbaşılık görevine getirildi. Kendisi medrese öğrenimi görmüş olmasına rağmen tıp biliminin medresede değil, okullarda modern yöntemlerle öğretilmesi gerektiği görüşünde olduğu için bu konuda çeşitli girişimlerde bulundu, sonuncusu başarıya ulaştı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk cerrahhanesi onun önerisiyle 14 Mart 1827’de Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kuruldu. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanır. Mustafa Behçet Efendi bu okulun nazırlığını yaptı.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk cerrahhanesi ne zaman açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 588, "text": "14 Mart 1827"}}, {"id": "1010", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1821 yılında II. Mahmut’un yakınlarından Halet Efendi aleyhinde konuştuğu öne sürülerek hekimbaşılık görevinden alındı ve kardeşi Abdülhak Molla ile birlikte Keşan’a sürüldü. On bir aylık sürgünden sonra affedilerek İstanbul’a döndü ve 1823’te üçüncü defa hekimbaşılık görevine getirildi. Kendisi medrese öğrenimi görmüş olmasına rağmen tıp biliminin medresede değil, okullarda modern yöntemlerle öğretilmesi gerektiği görüşünde olduğu için bu konuda çeşitli girişimlerde bulundu, sonuncusu başarıya ulaştı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk cerrahhanesi onun önerisiyle 14 Mart 1827’de Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kuruldu. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanır. Mustafa Behçet Efendi bu okulun nazırlığını yaptı.", "question": "Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulan okulun açıldığı tarih günümüzde ne olarak kutlanır?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Tıp Bayramı"}}, {"id": "1011", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1831 yılında İstanbul’da ilk defa kolera salgını görüldüğünde,   henüz mikrobu bulunmamış olan bu hastalık hakkında halkı bilgilendirmek için “Kolera Risalesi” adlı bir kitapçık yayımladı; basılı ilk Türkçe tıp kitaplarından birisi olan bu risalesi Almanca’ya da çevrildi.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin 1831 yılında basılı ilk Türkçe tıp kitabı olarak hangi eserini yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Kolera Risalesi"}}, {"id": "1012", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1831 yılında İstanbul’da ilk defa kolera salgını görüldüğünde,   henüz mikrobu bulunmamış olan bu hastalık hakkında halkı bilgilendirmek için “Kolera Risalesi” adlı bir kitapçık yayımladı; basılı ilk Türkçe tıp kitaplarından birisi olan bu risalesi Almanca’ya da çevrildi.", "question": "1831 yılında İstanbul’da görülen salgının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Kolera"}}, {"id": "1013", "context": "Mustafa Behçet Efendi 1831 yılında İstanbul’da ilk defa kolera salgını görüldüğünde,   henüz mikrobu bulunmamış olan bu hastalık hakkında halkı bilgilendirmek için “Kolera Risalesi” adlı bir kitapçık yayımladı; basılı ilk Türkçe tıp kitaplarından birisi olan bu risalesi Almanca’ya da çevrildi.", "question": "Kolera Risalesi adlı kitapçık başka hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Almanca"}}, {"id": "1014", "context": "Mustafa Behçet Efendi bu arada, eski çağlardan kalma tedavi yöntemleriyle ilaçları derlediği  “Bin Sır” adlı kitabı yazmaya  başladı; kitabı tamamlayamadan  1832 yılında hayatını kaybetti. Üsküdar’daki Nasuhi Dergahı’na defnedildi. Mustafa Behçet, 1000 sır adlı kitabı için ölmeden önce 850 sır derleyebilmişti. Kardeşi Abdülhak Molla’nın bitirmeye çalıştığı bu eseri tamamlayarak yayına hazırlayan, Abdülhak Molla’nın oğlu Hayrullah Efendi oldu.", "question": "Mustafa Behçet Efendi hangi eseri bitiremeden ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Bin Sır"}}, {"id": "1015", "context": "Mustafa Behçet Efendi bu arada, eski çağlardan kalma tedavi yöntemleriyle ilaçları derlediği  “Bin Sır” adlı kitabı yazmaya  başladı; kitabı tamamlayamadan  1832 yılında hayatını kaybetti. Üsküdar’daki Nasuhi Dergahı’na defnedildi. Mustafa Behçet, 1000 sır adlı kitabı için ölmeden önce 850 sır derleyebilmişti. Kardeşi Abdülhak Molla’nın bitirmeye çalıştığı bu eseri tamamlayarak yayına hazırlayan, Abdülhak Molla’nın oğlu Hayrullah Efendi oldu.", "question": "Mustafa Behçet Efendi öldüğünde 1000 sır adlı kitabında kaç sır hazırlayabilmiştir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "850"}}, {"id": "1016", "context": "Mustafa Behçet Efendi bu arada, eski çağlardan kalma tedavi yöntemleriyle ilaçları derlediği  “Bin Sır” adlı kitabı yazmaya  başladı; kitabı tamamlayamadan  1832 yılında hayatını kaybetti. Üsküdar’daki Nasuhi Dergahı’na defnedildi. Mustafa Behçet, 1000 sır adlı kitabı için ölmeden önce 850 sır derleyebilmişti. Kardeşi Abdülhak Molla’nın bitirmeye çalıştığı bu eseri tamamlayarak yayına hazırlayan, Abdülhak Molla’nın oğlu Hayrullah Efendi oldu.", "question": "Mustafa Behçet Efendi ‘nin 1000 sır adlı eserini bitiren kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "Hayrullah Efendi"}}, {"id": "1017", "context": "Mustafa Behçet Efendi bu arada, eski çağlardan kalma tedavi yöntemleriyle ilaçları derlediği  “Bin Sır” adlı kitabı yazmaya  başladı; kitabı tamamlayamadan  1832 yılında hayatını kaybetti. Üsküdar’daki Nasuhi Dergahı’na defnedildi. Mustafa Behçet, 1000 sır adlı kitabı için ölmeden önce 850 sır derleyebilmişti. Kardeşi Abdülhak Molla’nın bitirmeye çalıştığı bu eseri tamamlayarak yayına hazırlayan, Abdülhak Molla’nın oğlu Hayrullah Efendi oldu.", "question": "Mustafa Behçet Efendi nereye gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "Üsküdar’daki Nasuhi Dergahı"}}, {"id": "1018", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin mezun olduğu lise nedir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Avusturya Lisesi"}}, {"id": "1019", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi liseyi bitirmesi akabinde hangi eğitim kurumuna başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Viyana Üniversitesi"}}, {"id": "1020", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi doktor unvanı ile hangi eğitim kurumunda çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "Stuttgart Üniversitesi"}}, {"id": "1021", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi doktor unvanı ile Stuttgart Üniversiyesinin hangi kısmında araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "2. Fizik Enstitüsü"}}, {"id": "1022", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi akademik öğretim lisansını aldıktan sonra ABD’de hangi eğitim kurumunda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "Kaliforniya Üniversitesi"}}, {"id": "1023", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi Kaliforniya Üniversitesi’nin hangi kurumunda incelemelerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Institute for Polymers & Organic Solids"}}, {"id": "1024", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin Kaliforniya Üniversitesi’nde incelemelerini birlikte yürüttüğü kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Alan J. Heeger"}}, {"id": "1025", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980). Mezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin Johannes Kepler Üniversitesi’nde fiziksel kimya bölümü başkanlığına getirildiği tarihin yılı ve ayı nedir?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "1996 Nisan"}}, {"id": "1026", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi 1996'dan JKÜ'de profesör olarak çalışıp Fiziksel Kimya Enstitüsü'nün başkanıdır. 2000 senesinde JKÜ'deki Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün (Almanca) kurucu yönetim kurulu başkanlığına getirildi. 2003'le 2009 arasında eyalet başkenti Linz'in belediye meclisine seçildi (SPÖ Fraksiyonu). Sarıçiftçi, ayrıca Linzer Kreis'in kurucu üyesidir. Bunun yanı sıra muhtelif derneklere de üyedir: Fellow of the Royal Society of Chemistry (FRSC), American Chemical Society (ACS), Materials Research Society (MRS), Österreichische Physikalische Gesellschaft (ÖPG), Gesellschaft Österreichischer Chemiker(GÖCH) ve Fellow of SPIE. 2014'te de Avusturya Bilimler Akademisi'nin (Almanca Österreichischen Akademie der Wissenschaften (ÖAW)) üyeliğini yazışarak sürdüren üyesi oldu.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin 2014’te üyesi olduğu muhtelif derneğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 662, "text": "Avusturya Bilimler Akademisi"}}, {"id": "1027", "context": "Sarıçiftçi, organik yarı iletkenler ve onların uygulamaları sahasında mütehassıstır. Bilhassa organik güneş hücreleri konusunda çalışmaktadır. Güneş enerjisinin CO2 geri dönüşümü yardımıyla kimyasal olarak depolanması araştırmaları da artan şekilde önem kazanmaktadır.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin önemli görülmeye başlanan araştırmalarında neyin enerjisini kimyasal bir şekilde depolamak istenmektedir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Güneş"}}, {"id": "1060", "context": "Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî, Pers Yahudisi kökenli Müslüman hekim, yazar, tarihçi ve İlhanlılar'ın bir veziridir. Reşidüddin Hamedani 1247 yılında doğmuştur.. Reşidüddin Fazlullah'ın babası saray eczacısıdır. Bir eczacı oğlu olan Reşidüddin Fazlullah, hekimlik öğrenimini yapar ve bir eğitilmiş hekim olarak Hülagû Han'nın oğlu Abaka Han'a hizmet vermeye başlar. Otuz yaşında iken İslam dinine geçmiştir. Reşidüddin Fazlullah'ın siyasi itibarı çabuk yükselir, Kazvin yakınındaki Sultaniye'de İlhanlı Büyük Vezir sarayında görev verilir. Reşidüddin bir vezir ve hekim olarak İlhanlı hanları Mahmud Gazan ve Muhammed Hüdabende'ye (Olcaytu) hizmet etmiştir.", "question": "Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî’nin kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Pers Yahudisi "}}, {"id": "1061", "context": "Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî, Pers Yahudisi kökenli Müslüman hekim, yazar, tarihçi ve İlhanlılar'ın bir veziridir. Reşidüddin Hamedani 1247 yılında doğmuştur.. Reşidüddin Fazlullah'ın babası saray eczacısıdır. Bir eczacı oğlu olan Reşidüddin Fazlullah, hekimlik öğrenimini yapar ve bir eğitilmiş hekim olarak Hülagû Han'nın oğlu Abaka Han'a hizmet vermeye başlar. Otuz yaşında iken İslam dinine geçmiştir. Reşidüddin Fazlullah'ın siyasi itibarı çabuk yükselir, Kazvin yakınındaki Sultaniye'de İlhanlı Büyük Vezir sarayında görev verilir. Reşidüddin bir vezir ve hekim olarak İlhanlı hanları Mahmud Gazan ve Muhammed Hüdabende'ye (Olcaytu) hizmet etmiştir.", "question": "Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî hekimlik öğrenimini tamamladıktan sonra kime hizmet eder?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Hülagû Han'nın oğlu Abaka Han'a"}}, {"id": "1062", "context": "Reşidüddin, Mahmud Gazan'ın kardeşi Olcaytu'nun 1304 yılında İlhanlı tahtına geçmesinden sonra vezir olarak kalır. 1312'de işler kötüye gitmeye başlar. Onun meslektaşı Sa'd al-Dawla yetkisinden düşürülür yerine Ali Şah geçer, ve çok geçmeden Reşideddin Fazlullah aşağıya doğru düşmeye başlar. Olcaytu Sunnilik yerine Şiiliği benimseyince 1316 yılında öldürülür ve yerine oğlu Abu Said Bahadur geçer.", "question": "İlhanlılarda Mahmud Gazan’dan sonra kim hükümdar olmuştur?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Olcaytu"}}, {"id": "1063", "context": "Reşidüddin, Mahmud Gazan'ın kardeşi Olcaytu'nun 1304 yılında İlhanlı tahtına geçmesinden sonra vezir olarak kalır. 1312'de işler kötüye gitmeye başlar. Onun meslektaşı Sa'd al-Dawla yetkisinden düşürülür yerine Ali Şah geçer, ve çok geçmeden Reşideddin Fazlullah aşağıya doğru düşmeye başlar. Olcaytu Sunnilik yerine Şiiliği benimseyince 1316 yılında öldürülür ve yerine oğlu Abu Said Bahadur geçer.", "question": "Olcaytu İlhanlılar’a ne zaman hükümdarlık etmeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1304"}}, {"id": "1064", "context": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediği, Mahmud Gazan'dan, Moğollar ve onların hanedanlığını, sonraları Âdem'den Reşideddin Fazlullah'ın yaşadığı döneme kadar olan tüm tarihi kayıtları içerir. Bu kitabın ikinci cildinde yer alan 'Tarih - i Oğuzân ve Türkân' adlı bölümüne dayanılarak Zeki Velidi Togan tarafından 'Oğuz Destanı' adıyla yayımlanmıştır. Reşideddin Fazlullah, bu eserinde Uygurca Oğuz Kağan’dan istifade etmemiştir. Reşideddin kendisine yazılı olarak verilen Tarih-i Oğuzan’ı değiştirmemiş, yalnızca Kur’an’dan ayetler, bazı tarihi kayıtlar, İran edebiyatından ve Şehname’den şiirlerle süslemiştir. Kendisince bilinen bazı isimlere ekler yapmaktan hoşlanmıştır. Destanın eski zamanlara ait kısımlarında Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri derin bir bilgiye dayandırılmıştır. Bu bir kitaptan alınmamış, halkın hatırında yaşayan rivayetlerden çıkarılmış olabilir. İnal Yabgu zamanından önceki hanlara ait kısmının ravilerin hafızasından ziyade, rivayetlere dayandığını gösteren izler vardır. Oğuz Kağan’nın seferleri arasında en dikkat çekeni Önasya seferidir.", "question": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediliği Zeki Velidi Togan tarafından hangi isimle yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "Oğuz Destanı"}}, {"id": "1065", "context": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediği, Mahmud Gazan'dan, Moğollar ve onların hanedanlığını, sonraları Âdem'den Reşideddin Fazlullah'ın yaşadığı döneme kadar olan tüm tarihi kayıtları içerir. Bu kitabın ikinci cildinde yer alan 'Tarih - i Oğuzân ve Türkân' adlı bölümüne dayanılarak Zeki Velidi Togan tarafından 'Oğuz Destanı' adıyla yayımlanmıştır. Reşideddin Fazlullah, bu eserinde Uygurca Oğuz Kağan’dan istifade etmemiştir. Reşideddin kendisine yazılı olarak verilen Tarih-i Oğuzan’ı değiştirmemiş, yalnızca Kur’an’dan ayetler, bazı tarihi kayıtlar, İran edebiyatından ve Şehname’den şiirlerle süslemiştir. Kendisince bilinen bazı isimlere ekler yapmaktan hoşlanmıştır. Destanın eski zamanlara ait kısımlarında Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri derin bir bilgiye dayandırılmıştır. Bu bir kitaptan alınmamış, halkın hatırında yaşayan rivayetlerden çıkarılmış olabilir. İnal Yabgu zamanından önceki hanlara ait kısmının ravilerin hafızasından ziyade, rivayetlere dayandığını gösteren izler vardır. Oğuz Kağan’nın seferleri arasında en dikkat çekeni Önasya seferidir.", "question": "Oğuz Destanını kim yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Zeki Velidi Togan "}}, {"id": "1066", "context": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediği, Mahmud Gazan'dan, Moğollar ve onların hanedanlığını, sonraları Âdem'den Reşideddin Fazlullah'ın yaşadığı döneme kadar olan tüm tarihi kayıtları içerir. Bu kitabın ikinci cildinde yer alan 'Tarih - i Oğuzân ve Türkân' adlı bölümüne dayanılarak Zeki Velidi Togan tarafından 'Oğuz Destanı' adıyla yayımlanmıştır. Reşideddin Fazlullah, bu eserinde Uygurca Oğuz Kağan’dan istifade etmemiştir. Reşideddin kendisine yazılı olarak verilen Tarih-i Oğuzan’ı değiştirmemiş, yalnızca Kur’an’dan ayetler, bazı tarihi kayıtlar, İran edebiyatından ve Şehname’den şiirlerle süslemiştir. Kendisince bilinen bazı isimlere ekler yapmaktan hoşlanmıştır. Destanın eski zamanlara ait kısımlarında Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri derin bir bilgiye dayandırılmıştır. Bu bir kitaptan alınmamış, halkın hatırında yaşayan rivayetlerden çıkarılmış olabilir. İnal Yabgu zamanından önceki hanlara ait kısmının ravilerin hafızasından ziyade, rivayetlere dayandığını gösteren izler vardır. Oğuz Kağan’nın seferleri arasında en dikkat çekeni Önasya seferidir.", "question": "Cami’üt-Tevarih’teki destanın eski zamanlardaki kısımlarda neler sağlam bir dayanakla anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 706, "text": "Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri"}}, {"id": "1067", "context": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediği, Mahmud Gazan'dan, Moğollar ve onların hanedanlığını, sonraları Âdem'den Reşideddin Fazlullah'ın yaşadığı döneme kadar olan tüm tarihi kayıtları içerir. Bu kitabın ikinci cildinde yer alan 'Tarih - i Oğuzân ve Türkân' adlı bölümüne dayanılarak Zeki Velidi Togan tarafından 'Oğuz Destanı' adıyla yayımlanmıştır. Reşideddin Fazlullah, bu eserinde Uygurca Oğuz Kağan’dan istifade etmemiştir. Reşideddin kendisine yazılı olarak verilen Tarih-i Oğuzan’ı değiştirmemiş, yalnızca Kur’an’dan ayetler, bazı tarihi kayıtlar, İran edebiyatından ve Şehname’den şiirlerle süslemiştir. Kendisince bilinen bazı isimlere ekler yapmaktan hoşlanmıştır. Destanın eski zamanlara ait kısımlarında Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri derin bir bilgiye dayandırılmıştır. Bu bir kitaptan alınmamış, halkın hatırında yaşayan rivayetlerden çıkarılmış olabilir. İnal Yabgu zamanından önceki hanlara ait kısmının ravilerin hafızasından ziyade, rivayetlere dayandığını gösteren izler vardır. Oğuz Kağan’nın seferleri arasında en dikkat çekeni Önasya seferidir.", "question": "Cami’üt-Tevarih’teki destan yazılırken neler kaynak olarak gösterilebilir?", "answers": {"answer_start": 805, "text": "halkın hatırında yaşayan rivayetler"}}, {"id": "1068", "context": "Cami’üt-Tevarih ansiklopediği, Mahmud Gazan'dan, Moğollar ve onların hanedanlığını, sonraları Âdem'den Reşideddin Fazlullah'ın yaşadığı döneme kadar olan tüm tarihi kayıtları içerir. Bu kitabın ikinci cildinde yer alan 'Tarih - i Oğuzân ve Türkân' adlı bölümüne dayanılarak Zeki Velidi Togan tarafından 'Oğuz Destanı' adıyla yayımlanmıştır. Reşideddin Fazlullah, bu eserinde Uygurca Oğuz Kağan’dan istifade etmemiştir. Reşideddin kendisine yazılı olarak verilen Tarih-i Oğuzan’ı değiştirmemiş, yalnızca Kur’an’dan ayetler, bazı tarihi kayıtlar, İran edebiyatından ve Şehname’den şiirlerle süslemiştir. Kendisince bilinen bazı isimlere ekler yapmaktan hoşlanmıştır. Destanın eski zamanlara ait kısımlarında Orta Asya’nın Çin ile münasebetleri derin bir bilgiye dayandırılmıştır. Bu bir kitaptan alınmamış, halkın hatırında yaşayan rivayetlerden çıkarılmış olabilir. İnal Yabgu zamanından önceki hanlara ait kısmının ravilerin hafızasından ziyade, rivayetlere dayandığını gösteren izler vardır. Oğuz Kağan’nın seferleri arasında en dikkat çekeni Önasya seferidir.", "question": "Cami’üt-Tevarih’teki destan hangi kişiden önceki zamanları anlatırken kulaktan doyma bilgilerle doludur?", "answers": {"answer_start": 865, "text": "İnal Yabgu"}}, {"id": "1069", "context": "Reşideddin Fazlullah, Kazvin'de çok sayıda hattat ve çizim yapan kimselerden oluşan ekiple, resimli kitapları üretmek için büyük bir yazıhane düzenler. Burada eski kitaplar tam bir doğrulukla kopyelenmiştir. İki cilti günümüze kadar ulaşan Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi'nin, Cilt II ve III, İlhanlıları araştırmada çok değerlidir. İkinci ciltte Cengiz Han'dan sonra gelen hanları, buna karşın üçüncü ciltte İran'da hüküm süren İlhanlıları anlatır. Möngke Han'ın saltanat dönemini anlatımında Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin  Ta' rīkh-i jahān-gushā ismindeki eseri Reşideddin Fazlullah'a büyük kaynak olmuştur.", "question": "Reşideddin Fazlullah’ın  Kazvin'de düzenlediği yazıhane kimlerden oluşur?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "hattat ve çizim yapan kimselerden"}}, {"id": "1070", "context": "Reşideddin Fazlullah, Kazvin'de çok sayıda hattat ve çizim yapan kimselerden oluşan ekiple, resimli kitapları üretmek için büyük bir yazıhane düzenler. Burada eski kitaplar tam bir doğrulukla kopyelenmiştir. İki cilti günümüze kadar ulaşan Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi'nin, Cilt II ve III, İlhanlıları araştırmada çok değerlidir. İkinci ciltte Cengiz Han'dan sonra gelen hanları, buna karşın üçüncü ciltte İran'da hüküm süren İlhanlıları anlatır. Möngke Han'ın saltanat dönemini anlatımında Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin  Ta' rīkh-i jahān-gushā ismindeki eseri Reşideddin Fazlullah'a büyük kaynak olmuştur.", "question": "Reşideddin Fazlullah’ın  Kazvin'de düzenlediği yazıhane ne amaçla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "resimli kitapları üretmek için"}}, {"id": "1071", "context": "Reşideddin Fazlullah, Kazvin'de çok sayıda hattat ve çizim yapan kimselerden oluşan ekiple, resimli kitapları üretmek için büyük bir yazıhane düzenler. Burada eski kitaplar tam bir doğrulukla kopyelenmiştir. İki cilti günümüze kadar ulaşan Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi'nin, Cilt II ve III, İlhanlıları araştırmada çok değerlidir. İkinci ciltte Cengiz Han'dan sonra gelen hanları, buna karşın üçüncü ciltte İran'da hüküm süren İlhanlıları anlatır. Möngke Han'ın saltanat dönemini anlatımında Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin  Ta' rīkh-i jahān-gushā ismindeki eseri Reşideddin Fazlullah'a büyük kaynak olmuştur.", "question": "Cengiz Han'dan sonra gelen hanlar Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi’nde hangi kısımda anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "İkinci ciltte "}}, {"id": "1072", "context": "Reşideddin Fazlullah, Kazvin'de çok sayıda hattat ve çizim yapan kimselerden oluşan ekiple, resimli kitapları üretmek için büyük bir yazıhane düzenler. Burada eski kitaplar tam bir doğrulukla kopyelenmiştir. İki cilti günümüze kadar ulaşan Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi'nin, Cilt II ve III, İlhanlıları araştırmada çok değerlidir. İkinci ciltte Cengiz Han'dan sonra gelen hanları, buna karşın üçüncü ciltte İran'da hüküm süren İlhanlıları anlatır. Möngke Han'ın saltanat dönemini anlatımında Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin  Ta' rīkh-i jahān-gushā ismindeki eseri Reşideddin Fazlullah'a büyük kaynak olmuştur.", "question": "İran'da hüküm süren İlhanlılar Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi’nde hangi kısımda anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "üçüncü ciltte"}}, {"id": "1073", "context": "Reşideddin Fazlullah, Kazvin'de çok sayıda hattat ve çizim yapan kimselerden oluşan ekiple, resimli kitapları üretmek için büyük bir yazıhane düzenler. Burada eski kitaplar tam bir doğrulukla kopyelenmiştir. İki cilti günümüze kadar ulaşan Rab' i-Rashidi Ansiklopedisi'nin, Cilt II ve III, İlhanlıları araştırmada çok değerlidir. İkinci ciltte Cengiz Han'dan sonra gelen hanları, buna karşın üçüncü ciltte İran'da hüküm süren İlhanlıları anlatır. Möngke Han'ın saltanat dönemini anlatımında Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin  Ta' rīkh-i jahān-gushā ismindeki eseri Reşideddin Fazlullah'a büyük kaynak olmuştur.", "question": "Reşideddin Fazlullah  Möngke Han'ın hükümdarlığını hangi isimli eserden yardım alarak anlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "Ta' rīkh-i jahān-gushā"}}, {"id": "1074", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir.  Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in çalışmaları sonucu çıkarttığı başarılı yayınları ne teorisi üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Sayılar teorisi"}}, {"id": "1075", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir.  Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in orijinal çözümleri ne denklemleri üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Diophant denklemleri"}}, {"id": "1076", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir.  Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in yetiştirmiş olduğu ve Türk bilim hayatına önemli şeyler kazandıran kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "Salih Zeki"}}, {"id": "1077", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir.  Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in kurucu olduğu ve daha sonra İstanbul Lisesine çevrilen kurumun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 440, "text": "Numune-i Terakki Mektebi"}}, {"id": "1078", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir.  Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi eseri ilk defa Türkçeye çeviren kişi olarak anılır?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "Hamlet"}}, {"id": "1079", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, 1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak  tamamladı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi senede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "1856"}}, {"id": "1080", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, 1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak  tamamladı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Sakız adasında"}}, {"id": "1081", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, 1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak  tamamladı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey liseyi hangi ilde okumuştur?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1082", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey, 1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak  tamamladı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "Kuleli İdadisi"}}, {"id": "1083", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey nerede sekreterlik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda"}}, {"id": "1084", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Deniz Harp Okulu’ndan sonra hangi okulda ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Darüşşafaka’da"}}, {"id": "1085", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in ders verdiği ve ileride tanınan bir matematikçi olan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Salih Zeki"}}, {"id": "1086", "context": "Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu. 1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi.  Bu okulda iki senelik deneyimden sonra  Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı. İstanbul'daki aristokrat ailelerin çocuklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey kimlerden çeviriler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den"}}, {"id": "1087", "context": "Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu. 1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi.  Bu okulda iki senelik deneyimden sonra  Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı. İstanbul'daki aristokrat ailelerin çocuklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1882’de hangi okulu kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Şems-ül-maarif Mektebini"}}, {"id": "1088", "context": "Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu. 1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi.  Bu okulda iki senelik deneyimden sonra  Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı. İstanbul'daki aristokrat ailelerin çocuklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1882’de birlikte okul açtığı kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Selânikli Abdi Kamil Bey"}}, {"id": "1089", "context": "Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu. 1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi.  Bu okulda iki senelik deneyimden sonra  Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı. İstanbul'daki aristokrat ailelerin çocuklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Şems-ül-maarif Mektebinden sonra açtığı okulun konumu neresidir?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Süleymaniye"}}, {"id": "1090", "context": "Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu. 1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi.  Bu okulda iki senelik deneyimden sonra  Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı. İstanbul'daki aristokrat ailelerin çocuklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.", "question": "Numune-i Terakki Mektebi 5-6 yıl içinde ulaştığı öğrenci mevcudu kaçtır?", "answers": {"answer_start": 690, "text": "600"}}, {"id": "1091", "context": "İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı.  Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil birçok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre'ye taşınmıştır. 1897'de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi'ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in hangi yakın arkadaşı  II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında bulunmuş ve sürgüne gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Hüseyin Avni Bey"}}, {"id": "1092", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi. 1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Aşiret Mektebi’nde görev yaparken hangi dergide yazıları yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "L'Intermediaire der Mathematiciens"}}, {"id": "1093", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi. 1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi yılda  Cemiyet-i Rüsumiye’ye atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "1902"}}, {"id": "1094", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi. 1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in 1902 de atandığı kurum nedir?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Cemiyet-i Rüsumiye"}}, {"id": "1095", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi. 1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in 1903’te İstanbul’dan sürülmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi "}}, {"id": "1096", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi. 1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1903’te İstanbul’dan hangi şehre geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Halep"}}, {"id": "1097", "context": "1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde, Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi. 1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Trablusgarp'tan İstanbul’a hangi senede geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "1911"}}, {"id": "1098", "context": "1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde, Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi. 1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Edirne’den İstanbul’a ne zaman dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "1912"}}, {"id": "1099", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Nazariye-i adad kürsüsünü kurup Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’i kürsünün başına getiren kimdir?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "Öğrencisi Salih Zeki"}}, {"id": "1100", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Nazariye-i adad kürsüsün başı iken hangi dergide makale çıkartmıştır?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda"}}, {"id": "1101", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 678, "text": "13 Aralık 1927'de"}}, {"id": "1102", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 696, "text": "Bebek'teki evinde"}}, {"id": "1103", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü kitabını yazan kişi kimdr?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "Erdal İnönü"}}, {"id": "1104", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey İstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre  Darüşşafaka'da  hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi.  Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca 'Nazariye - i adad' (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı 'Hesabı - ı Nazariye' kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti. Hayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey’in hayatı ve çalışmalarını anlatan kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü"}}, {"id": "1105", "context": "Seydi Ali Reis, İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.", "question": "Seydi Ali Reis tersanede çalışırkenki rütbesi nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Reis"}}, {"id": "1106", "context": "Seydi Ali Reis, İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.", "question": "Seydi Ali Reis’i yetiştiren isim kimdir?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "Barbaros Hayreddin Paşa"}}, {"id": "1107", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "Seydi Ali Reis’in Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldığı Akdeniz'deki deniz savaşlarında çok iyi öğrendiği coğrafi bölge neresidir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Batı Akdeniz bölgesi"}}, {"id": "1108", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "Seydi Ali Reis’in adı hangi savaştan sonra daha çok duyulmaya başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Preveze Deniz Muharebesi'nde"}}, {"id": "1109", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalışan Seydi Ali Reis bulunduğu harekat hangi şehrin ele geçirilmesi ile bitmiştir?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Trablus"}}, {"id": "1110", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "Seydi Ali Reis’ten önceki Hint Kaptanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 612, "text": "Murat Reis"}}, {"id": "1111", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "I. Süleyman’ın Seydi Ali Reis’e Murat Reis’ten verdiği rütbe nedir?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "Hint Kaptanlığı"}}, {"id": "1112", "context": "Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı . I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.", "question": "I. Süleyman’ın Hint Kaptanı Seydi Ali Reis’e ne görevi vermiştir?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmek"}}, {"id": "1113", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis’in Basra'dan ayrıldığı donanmasında ne vardı?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "15 kadırga "}}, {"id": "1114", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis’in 25 parçalık Portekiz donanmasıyla savaşı hangi şehrin açıklığında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Horfakan"}}, {"id": "1115", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis ve donanması Horfakan açıklarında savaştığı Portekiz donanması ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "25 parça"}}, {"id": "1116", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis ve donanmasının Horfakan açıklarında yaptığın savaşta hangi taraf yenilmiştir?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Portekizliler"}}, {"id": "1117", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis’in 34 parçalık Portekiz donanmasıyla savaşı hangi şehrin yakınlarında gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Maskat "}}, {"id": "1118", "context": "Seydi Ali Reis 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açıklarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı .", "question": "Seydi Ali Reis ve donanması Maskat yakınlarında savaştığı Portekiz donanması ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "34 parça"}}, {"id": "1119", "context": "Seydi Ali Reis ve donanması Umman sahilindeki Zufar limanı geçerek Şihr şehri hizasına gelince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu.", "question": "Seydi Ali Reis’in tsunamiden kurtulan dokuz kadırgalık donanması hangi ülke kıyılarına sürüklenmiştir?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "Hindistan"}}, {"id": "1120", "context": "Seydi Ali Reis ve donanması Umman sahilindeki Zufar limanı geçerek Şihr şehri hizasına gelince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu.", "question": "Seydi Ali Reis’in dokuz kadırgalık donanmasının üçünün karaya vurduğu kale hangisidir?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "Demen Kalesi"}}, {"id": "1121", "context": "Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğulları hükümdarı Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı.", "question": "Gucerat sultanlığının başkenti neresidir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Ahmedabad"}}, {"id": "1122", "context": "Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğulları hükümdarı Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı.", "question": "Seydi Ali Reis Ahmedabad’dan nereye dönmeye karar vermiştir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "İstanbul'a"}}, {"id": "1123", "context": "Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğulları hükümdarı Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı.", "question": "Seydi Ali Reis zamanında Gucerat sultanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Ahmet Han "}}, {"id": "1124", "context": "Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğulları hükümdarı Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı.", "question": "Seydi Ali Reis Lahor’dan hangi şehre geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Delhi'ye"}}, {"id": "1125", "context": "Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğulları hükümdarı Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı.", "question": "Seydi Ali Reis Delhi'ye geldiğinde Timuroğullarını kim yönetmektedir?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Hümayun Şah"}}, {"id": "1126", "context": "Seydi Ali Reis, Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Türkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile 'Başına Seydi Ali halleri geldi' sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur. İran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a dönüşünde Türkistan’da ne kadar zaman geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "4 yıl"}}, {"id": "1127", "context": "Seydi Ali Reis, Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Türkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile 'Başına Seydi Ali halleri geldi' sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur. İran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.", "question": "Seydi Ali Reis’in İstanbul’a dönüş yolculuğunda başına gelenler vasıtası ile hangi söz yayılmıştır?", "answers": {"answer_start": 299, "text": "Başına Seydi Ali halleri geldi"}}, {"id": "1128", "context": "Seydi Ali Reis, Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Türkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile 'Başına Seydi Ali halleri geldi' sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur. İran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a dönüş yolculuğunda başına gelenleri anlattığı eserini hangi padişaha sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Kanuni Sultan Süleyman'a"}}, {"id": "1129", "context": "Seydi Ali Reis, Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Türkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile 'Başına Seydi Ali halleri geldi' sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur. İran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a dönüş yolculuğunda İran’da kim tarafından tutuklatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "Meşhet valisi"}}, {"id": "1130", "context": "Seydi Ali Reis, Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Türkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile 'Başına Seydi Ali halleri geldi' sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur. İran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a dönüş yolculuğu zamanında İran hükümdarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Şah I. Tahmasp"}}, {"id": "1131", "context": "Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa’da gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a ne zaman dönüş yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1557 mayıs ayı başlarında"}}, {"id": "1132", "context": "Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa’da gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis İstanbul’a dönüş yaptığında Osmanlı Padişahı nerededir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Edirne'de"}}, {"id": "1133", "context": "Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa’da gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis’e müteferrika yapıldıktan sonra hangi şehzadeye hizmet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Selim"}}, {"id": "1134", "context": "Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa’da gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "1562"}}, {"id": "1135", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir füzesinin tasarlayan kuruluş nedir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "TÜBİTAK SAGE"}}, {"id": "1136", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamaları hangi tarihte yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "4 Haziran 2011"}}, {"id": "1137", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamaları nerede yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "İzmir Çiğli hava üssünde"}}, {"id": "1138", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir füzesi’nin tasarlanmaya başlandığı tarih kaçtır?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "2006"}}, {"id": "1139", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir füzesi ne kadar uzaklığa isabet etmesi için üretilmişir?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "180 km"}}, {"id": "1140", "context": "SOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180 km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir füzesi hangi firma tarafından üretilmesi kararlaştırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Roketsan"}}, {"id": "1141", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan’ın kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Kıbrıs Türkü"}}, {"id": "1142", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan hangi liseye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Kıbrıs İslam Lisesi"}}, {"id": "1143", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan hangi liseyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Kıbrıs Türk Lisesi"}}, {"id": "1144", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan liseden sonra hangi eğitim kurumundan mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "1145", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan hangi sebepten ötürü Türkiye’de çalışma şartlarında sıkıntılar çekti?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Türk vatandaşı olamadığı için"}}, {"id": "1146", "context": "Vamık Cemal Volkan, Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörüdür. Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan üniversite mezuniyetinden sonra Türkiye’den hangi şehre gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Chicago"}}, {"id": "1147", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan Chicago’da nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Virginia Üniversitesi'nde"}}, {"id": "1148", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan Virginia Üniversitesi Hastanesi'nde kaç yıl başhekimlik yapmışır?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "18 yıl"}}, {"id": "1149", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan’ın çok fazla sayıda araştırma yapıp saha çalışmaları gerçekleştirdiği konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Psikolojik çatışma ve kimlik "}}, {"id": "1150", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan ne teorileri ile Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "Psikopolitik teoriler"}}, {"id": "1151", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan’ın Ferhat Atik’in kalemiyle yazılan biyografisinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Kendi divanında bir psikanalist"}}, {"id": "1152", "context": "Vamık Cemal Volkan, 2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi 'Kendi divanında bir psikanalist' isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan  Virginia Üniversitesi'nde ne kadar ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "45 yıl"}}, {"id": "1153", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi kurumun başkanlığını yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "1154", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.", "question": "MAN 630 hangi yıllar arasında üretilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "1958-1990"}}, {"id": "1155", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.", "question": "MAN 630 hangi ülkede üretilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Batı Almanya"}}, {"id": "1156", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ilk bilgisayar kaç sene kullanılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "12 yıl"}}, {"id": "1157", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ilk bilgisayarın ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "IBM-650 Veri İşleme Makinesi"}}, {"id": "1161", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında"}}, {"id": "1162", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Casey Wood Göz Doktorunun Defteri'ni hangi dile çevirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 476, "text": "İngilizce'ye"}}, {"id": "1163", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist kimler tarafından Almanca'ya çevrilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "Hirschberg ve Litter"}}, {"id": "1164", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kaç km olarak hesaplamıştır ?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "40.248km"}}, {"id": "1165", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kimle beraber ölçmüştür ?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Halid bin Abdülmelik"}}, {"id": "1166", "context": "Ali bin Abbas el-Mecusi Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab El-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas'ın tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": " Kitab El-Maliki"}}, {"id": "1167", "context": "Ali bin Abbas el-Mecusi Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab El-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , 1000 sene önce ilk kez yapılan hangi operasyon ile tanınır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "kanser ameliyatı"}}, {"id": "1168", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas Kitab Kamilü-s Sina adlı eserini kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Emir"}}, {"id": "1169", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas'ın Kitab Kamilü-s Sina adlı eseri 980 yılında tamamlandığında hangi isimle adlandırıldı? ", "answers": {"answer_start": 119, "text": "The Complete Art of Medicine"}}, {"id": "1170", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas'ın tıp üzerine yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Kitab Kamilü-s Sina"}}, {"id": "1171", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde"}}, {"id": "1172", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "932"}}, {"id": "1173", "context": "Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür.)\r\n", "question": "Kitab el-Maliki'nin ilk on bölümü ne olarak anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": " teorik"}}, {"id": "1174", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Liber pantegni nerede basıldı?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Venedik"}}, {"id": "1175", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması kim tarafından gerçekleştirildi? ", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Antakyalı Stephen"}}, {"id": "1176", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki ne zaman Latinceye çevrildi?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "1087 yılında"}}, {"id": "1177", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki kim tarafından Latinceye çevrildi?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Constantinus Africanus"}}, {"id": "1178", "context": "Nöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Malikide bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , Kitab el-Maliki'de beyin ile ilgili hangi alanlarda tanımlamalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "nöropsikolojisini"}}, {"id": "1179", "context": "Nöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Malikide bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , Kitab el-Maliki de hangi sağlık sorunlarını tanımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 322, "text": " kısmi felç"}}, {"id": "1180", "context": "Razi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.", "question": "Ebu Hatim kimdir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "bir İsmaili misyoneriydi"}}, {"id": "1181", "context": "Razi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.", "question": "Razi'yle alakalı görüş ve alıntılar hangi kitaptan gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Aʿlām al-nubuwwa"}}, {"id": "1182", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Biruni hangi eserinde Razi'nin dini görüşlerine eleştiriler getirir?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Risale isimli eserinde "}}, {"id": "1183", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Razi'nin Mani dininden esinlendiğini kim iddia etmektedir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Biruni"}}, {"id": "1184", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Razi'nin bibliografisini kim yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Biruni"}}, {"id": "1185", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin yazdığı ansiklopedinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "Hâvî"}}, {"id": "1186", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî hangi alanda ansiklopedi yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Tıp"}}, {"id": "1187", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin Bağdat hastanesindeki görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "başhekim"}}, {"id": "1188", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî Rey'de hangi alanlarda eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi"}}, {"id": "1189", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Rey"}}, {"id": "1190", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî"}}, {"id": "1191", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razi daha çok hangi alanlardaki başarısıyla bilinir?", "answers": {"answer_start": 458, "text": "tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla"}}, {"id": "1192", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razî neleri keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Alkol ve gazyağını"}}, {"id": "1193", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razi yaklaşık kaç eser vermiştir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "yaklaşık 200"}}, {"id": "1194", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razî'nin çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "eczacılık, simya, müzik ve felsefe"}}, {"id": "1195", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Sivas kütüphanesinin yakılması sonucu ne kadar kitap ortadan kalkmıştır?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "250.000 kitap"}}, {"id": "1196", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "İbni Sina felsefenin hangi iki alt dalını birleştirmeye uğraşmıştır?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "idealizm ve doğa felsefesini"}}, {"id": "1197", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin kesintiye uğrama sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "İskenderiye kütüphanesinin yakılması"}}, {"id": "1198", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Sivas kütüphanesinin yıkılmasında kaç kitap yok olmuştur?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "250.000"}}, {"id": "1199", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "İslam uygarlığında doğa felsefesinin gelişmesinin durma sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 576, "text": "Moğol istilası ve Haçlı seferleri"}}, {"id": "1200", "context": "Müşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)", "question": "Razi'nin ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "Hastalıkları"}}, {"id": "1201", "context": "Müşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)", "question": "Razi hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 334, "text": "925 yılında"}}, {"id": "1202", "context": "Müşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)", "question": "Razi'nin ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Rey"}}, {"id": "1203", "context": "Bu dönemde İslam uygarlığının en önemli başarısı Budistlerden aldıkları rakamlarla antik dönem eserlerden elde ettikleri geometriyi sentezleyerek analitik geometri ve cebiri geliştirmeleridir. İspanya'daki Endülüs uygarlığı aracılığıyla bilhassa İbni Rüşd ve diğer bilim insanlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi Bertrand Russell'ın deyimiyle Avrupa uygarlığının doğuşu olmuştur. El-Râzî gözlerine inen katarakt dolayısıyla öğrencilerinin ameliyatla tedavi önerisini, \"Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!\" diyerek kabul etmemiştir.", "question": "Bertrand Russell'a göre Avrupa uygarlığının doğuşu ne ile olmuştur?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "İbni Rüşd ve diğer bilim insanlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi "}}, {"id": "1204", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "El-Hâvi kaç dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "11"}}, {"id": "1205", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "Razi'nin eserlerinden kaçı günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "elli dokuz"}}, {"id": "1206", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "Razi'nin kaç eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "iki yüzden fazla"}}, {"id": "1207", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın eserleri Osmanlı-Türk tarihine hangi alanlarda katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında"}}, {"id": "1208", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümü ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 809, "text": "1993 yılında"}}, {"id": "1209", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsü hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "1972 yılında"}}, {"id": "1210", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık Ankara Üniversitesi'nde kaç yıl görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 715, "text": "32 yıl"}}, {"id": "1211", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık Ankara Üniversitesi'nin hangi fakültesinde görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 679, "text": "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde"}}, {"id": "1212", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık tarih alanındaki çalışmaları sonucunda ne gibi ünvanlar elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu "}}, {"id": "1213", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın dünya üniversitelerinde ders kitabı olarak kullanılan eserleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "\"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\""}}, {"id": "1214", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "An Economic and Social History of the Otoman Empire hangi dillere çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya"}}, {"id": "1215", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 hangi dillere çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 247, "text": " Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya"}}, {"id": "1216", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın çalışma alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "kültür ve medeniyet tarihi"}}, {"id": "1217", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Ankara"}}, {"id": "1218", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1219", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "25 Temmuz 2016"}}, {"id": "1220", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "7 Eylül 1916"}}, {"id": "1221", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı hangi tarihte yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 3310, "text": "2005 "}}, {"id": "1222", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı hangi yayın evi tarafından basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3269, "text": "Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları"}}, {"id": "1223", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 2783, "text": "çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca"}}, {"id": "1224", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi yılda Türkiye'ye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 1255, "text": "1951"}}, {"id": "1225", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık British Museum'da ne üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1064, "text": "Türkçe yazmalar"}}, {"id": "1226", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık yüksek öğrenimini hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 513, "text": "1940"}}, {"id": "1227", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1228", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "Tanzimat ve Bulgar Meselesi"}}, {"id": "1229", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi"}}, {"id": "1230", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Ayşe Bahriye Hanım"}}, {"id": "1231", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Seyit Osman Nuri Bey"}}, {"id": "1232", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın kabri kimin kabrinden esinlenerek yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Ahmed Cevdet Paşa'nın"}}, {"id": "1233", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "Fatih Camii Haziresi"}}, {"id": "1234", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Ankara"}}, {"id": "1235", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da"}}, {"id": "1236", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "çoklu organ yetmezliği"}}, {"id": "1237", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'e göre kim filozof ünvanına layıktır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Aristo"}}, {"id": "1238", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Marakeş, Fas"}}, {"id": "1239", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Kurtuba'da "}}, {"id": "1240", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd hangi alanlarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı"}}, {"id": "1241", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "10 Aralık 1198"}}, {"id": "1242", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "14 Nisan 1126"}}, {"id": "1243", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd nerelidir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Endülüslü"}}, {"id": "1244", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün skolastik filozoflarca verilen lakabı nedir?", "answers": {"answer_start": 939, "text": "\"Şârih\" (Yorumcu)"}}, {"id": "1245", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "Brabantlı Siger hangi üniversitede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Paris Üniversitesi"}}, {"id": "1246", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn-i Rüşd, Aristo'nun hangi eserine şerh yazmamıştır?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "Politika"}}, {"id": "1247", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn-i Rüşd, Aristo üzerine ne kadar süre çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "otuz yıl"}}, {"id": "1248", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi hangi olayla olmuştur?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle"}}, {"id": "1249", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn Rüşd kimin eserlerini Arapça'ya çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Aristo'nun "}}, {"id": "1250", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Jorge Luis Borges'un hangi eserinde İbn Rüşd'den bahsedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 516, "text": "La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı)"}}, {"id": "1251", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Ulysess adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "James Joyce"}}, {"id": "1252", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Victor Hugo'nun hangi eserinde İbn Rüşd'e referans verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": " Notre Dame'ın Kamburu "}}, {"id": "1253", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Notre Dame'ın Kamburu adlı eserin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsü"}}, {"id": "1254", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Notre Dame'ın Kamburu kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Victor Hugo'nun"}}, {"id": "1255", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "Organon külliyatı kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Aristo'nun"}}, {"id": "1256", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün kaç adet eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "150'den fazla"}}, {"id": "1257", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün hangi alanlarda eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında"}}, {"id": "1258", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ'ın hangi dillerdeki çevirileri günümüze ulaşmamıştır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "İbrânîce ve Latince "}}, {"id": "1259", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 203, "text": " İbn Rüşd "}}, {"id": "1260", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbn Sina'nın Şifa Külliyatı için yazdığı çalışmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "el-Medhal"}}, {"id": "1261", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün Organon'un külliyatına giriş olarak yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Îsâġūcî "}}, {"id": "1262", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin İngilizce çevirisi hangi seri içinde yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 458, "text": " “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem”"}}, {"id": "1263", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin İngilizce çevirisi kim tarafından yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "Herbert A. Davidson"}}, {"id": "1264", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin Latince ve İbranice çevirileri ne zaman yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "1560"}}, {"id": "1265", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin Latince ve İbranice çevirileri kim tarafından yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Jacob Mantino"}}, {"id": "1266", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dillerde şiir yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Arapça ve Türkçe"}}, {"id": "1267", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "tarihçi, şair, müzisyen"}}, {"id": "1268", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Mısırlı "}}, {"id": "1269", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 81, "text": " 5 Haziran 1470"}}, {"id": "1270", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "1410"}}, {"id": "1271", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Kahire"}}, {"id": "1272", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Kahire"}}, {"id": "1273", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî"}}, {"id": "1274", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\nMevridü'l-Letâfe fî men Veliye's-Saltana ve'l-Hilâfe, halifelik ve sultanlık yapmış olan 143 şahsın hal tercümesini içine alır. İstanbul kütüphanelerinde çeşitli yazmaları bulunur.", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî kaç ciltlik bir eserdir?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "yedi ciltlik eserdir"}}, {"id": "1275", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\nMevridü'l-Letâfe fî men Veliye's-Saltana ve'l-Hilâfe, halifelik ve sultanlık yapmış olan 143 şahsın hal tercümesini içine alır. İstanbul kütüphanelerinde çeşitli yazmaları bulunur.", "question": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr istanbulda hangi kütüphanede bulunur?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir"}}, {"id": "1276", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî"}}, {"id": "1277", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Memlûk Sultanlığı'nda"}}, {"id": "1278", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "müzisyen"}}, {"id": "1279", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Mısırlı"}}, {"id": "1280", "context": "Mısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî şiirlerini hangi dillerde yazar?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Türkçe"}}, {"id": "1281", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir"}}, {"id": "1282", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dersi en çok sevdi?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "tarihi"}}, {"id": "1283", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dilleri öğrendi?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Farsça ve Türkçe"}}, {"id": "1284", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî dini ilimlerden başka nelerle uğraştı?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "musikiyle"}}, {"id": "1285", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî kimlerden ders aldı?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "devrin Hanefi alimlerinden"}}, {"id": "1286", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî kimlerin himayesinde yetişti?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin"}}, {"id": "1287", "context": "Memlûk sultanları ve büyük devlet ricaliyle iyi ilişkiler kurması sayesinde maddi bakımdan rahat bir yaşamı oldu. Hayatı boyunca Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem gibi sultanlarla sık sık görüştüğü, sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına katıldığı bilinir. Kimi kaynaklarda sefirlik ve hâs nâzırlık gib görevlerde bulunduğu belirtilir ancak bu konuda fazla bilgi yoktur. Bir rivayete göre, Mısır Sultanının Fatih Sultan Mehmed’e yazdığı mektupları kaleme almıştır.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi sultanlarla görüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem"}}, {"id": "1288", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Kahire’de"}}, {"id": "1289", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "5 Haziran 1470’te "}}, {"id": "1290", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi hastalıktan vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "kulunç hastalığından"}}, {"id": "1291", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire kim tarafından Türkçeye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Kemal Paşazâde tarafından"}}, {"id": "1292", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "Tağırberdi'nin Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için kazandığı ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Nil nehri tarihçisi"}}, {"id": "1293", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire neleri konu alır", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini "}}, {"id": "1294", "context": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî, okuyucuya kolaylık sağlamak üzere yazarın ” el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak hazırlanmıştır.\r\nel-Bahrü'z-Zâhir fî ‘Đlmi'l-Evâ'il ve'l-Evâhir, Adem peygamber'den Tağrıberdi’nin zamanına kadar gelen bir genel tarihtir; yıllara göre düzenlenmiştir. Eserin bazı kısımları günümüze gelebilmiştir. 652-690 yılları arasını konu alan kısmının yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesi’ndedir.", "question": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî hangi amaçla yazılmışır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak "}}, {"id": "1295", "context": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh, Yıl, ay, gün tertibine göre hazırlanmış bir eserdir. On ciltten fazla olduğu bilinir ancak günümüze IX. Cildi ulaşabilbilmiştir. Bir nüshası Oxford’daki Bodleian Kütüphanesi’ndedir.", "question": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh'in hangi cildi günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "IX. Cildi"}}, {"id": "1296", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babasının Farac dönemindeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "Şam Naibi"}}, {"id": "1297", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babasının Sultan Berkuk devrindeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 539, "text": "Halep Naibi"}}, {"id": "1298", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Emîr Seyfeddin Tağrıberdî"}}, {"id": "1299", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdi, Kahire’de kimlerin himayesinde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde"}}, {"id": "1300", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdi hangi tarihçilerin öğrencisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 560, "text": " Makrîzî ve El-Aynî’nin "}}, {"id": "1301", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": " İbn Tağrıberdi dini ilimler dışında hangi alanlarla ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": " tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle"}}, {"id": "1302", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": " İbn Tağrıberdi'nin ablasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Hacer"}}, {"id": "1303", "context": "Memlûk sultanları ve büyük devlet ricaliyle iyi ilişkiler kurması sayesinde maddi bakımdan rahat bir yaşamı oldu. Hayatı boyunca Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem gibi sultanlarla sık sık görüştüğü, sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına katıldığı bilinir. Kimi kaynaklarda sefirlik ve hâs nâzırlık gib görevlerde bulunduğu belirtilir ancak bu konuda fazla bilgi yoktur. Bir rivayete göre, Mısır Sultanının Fatih Sultan Mehmed’e yazdığı mektupları kaleme almıştır.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin görüşmüştüğü sultanların adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem"}}, {"id": "1304", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.\r\n", "question": "Melik Eşref İnal türbesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Kahire’de "}}, {"id": "1305", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin ölümü neden kaynaklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "kulunç hastalığından"}}, {"id": "1306", "context": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî'nin son cildinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Kitabü’l-Künâ"}}, {"id": "1307", "context": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî kaç ciltten oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "yedi "}}, {"id": "1313", "context": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî, okuyucuya kolaylık sağlamak üzere yazarın ” el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak hazırlanmıştır.\r\nel-Bahrü'z-Zâhir fî ‘Đlmi'l-Evâ'il ve'l-Evâhir, Adem peygamber'den Tağrıberdi’nin zamanına kadar gelen bir genel tarihtir; yıllara göre düzenlenmiştir. Eserin bazı kısımları günümüze gelebilmiştir. 652-690 yılları arasını konu alan kısmının yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesi’ndedir.\r\nNüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh, Yıl, ay, gün tertibine göre hazırlanmış bir eserdir. On ciltten fazla olduğu bilinir ancak günümüze IX. Cildi ulaşabilbilmiştir. Bir nüshası Oxford’daki Bodleian Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh'in kaç cildi günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 584, "text": "IX. Cildi"}}, {"id": "1318", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi kaç birimden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "42 "}}, {"id": "1319", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": " Türkiye'nin en güzel kampüsü hangi üniversiteye aittir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "1320", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi en çok akademik makale veren üniversiteler arasında kaçıncı sıradadır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "5"}}, {"id": "1321", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde bahar dönemi hangi tarihler arasındadır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": " Şubat-Haziran"}}, {"id": "1322", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde güz dönemi hangi tarihler arasındadır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Eylül-Ocak"}}, {"id": "1323", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl kaç dönemdir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " iki"}}, {"id": "1324", "context": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre yapılmaktadır. Bu konuda Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan kitapçık kayıt sırasında öğrencilere sunulmaktadır.\r\n", "question": "kayıt sırasında öğrencilere sunulan kitapçık hangi birim tarafından hazırlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı "}}, {"id": "1325", "context": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre yapılmaktadır. Bu konuda Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan kitapçık kayıt sırasında öğrencilere sunulmaktadır.\r\n", "question": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri neye göre yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre "}}, {"id": "1326", "context": "Akdeniz Üniversitesi'ne giriş ve kayıtlarla ilgili her türlü başvuru, Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı'na yapılır. Öğrenciler, her dönem başında ilan edilen süreler içinde kayıtlarını yenilemek zorundadırlar. Akdeniz Üniversitesi'nde her öğrencinin kendi bölümünden bir danışmanı vardır. Dönem kayıtlarında öğrenci, akademik danışmanına başvurabilir. Danışman, öğrencinin diğer sorunları ile de yakından ilgilenir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'ne giriş ve kayıtlarla ilgili başvurular hangi birime yapılır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı'na"}}, {"id": "1327", "context": "T.C. vatandaşları ve yabancı uyruklu öğrencilerin bir yüksek öğrenim kurumundan diğerine veya aynı üniversitenin bir bölümünden diğerine geçişleri Yüksek öğretim Kurulu'nca belirlenen \"Yüksek Öğretim Kurumları arasında öğrencilerin Yatay Geçiş Esasları\"na uygun olarak yapılır. Akdeniz Üniversitesi içinde fakülte, yüksek okul veya bölümler arasında yatay geçişler \"Yüksek Öğretim Kurumları Arasında Ön lisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik\" çerçevesinde yapılır.\r\n", "question": " Akdeniz Üniversitesi içinde yatay geçişler hangi yönetmeliğe göre yapılır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "\"Yüksek Öğretim Kurumları Arasında Ön lisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik\""}}, {"id": "1328", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş hangi yıllar arasında yapay zeka üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "1985-90"}}, {"id": "1329", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "\"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı hangi türde ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " \"düşünce\" türünde"}}, {"id": "1330", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş doktorasını hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Londra Üniversitesi"}}, {"id": "1331", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş doktora çalışmasını hangi alanda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "yapay zekâ "}}, {"id": "1332", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "\"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" hangi kurumdan ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Yazarlar Birliği"}}, {"id": "1333", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın 1985'te yayınladığı kitabın adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İfadelerin Gramatik Ayrımı"}}, {"id": "1334", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın doktora tezinin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery"}}, {"id": "1335", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş, hangi kurumda yapay zeka bölümünün yöneticiliğini yaptı?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Tübitak Marmara Araştırma Merkezi"}}, {"id": "1336", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar hangi fakültede öğretim üyesi olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi"}}, {"id": "1337", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.\r\n", "question": "Muhibbe Darga 1978-1990 arasında hangi kazıya başkanlık etti?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına"}}, {"id": "1338", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.\r\n", "question": "Muhibbe Darga'nın 1965'te bitirdiği doçentlik tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk"}}, {"id": "1339", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Darga'nın Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Eski Anadolu Kadını"}}, {"id": "1340", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hangi konularda dünyanın en önemli uzmanları arasında yer alır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "çivi yazısı"}}, {"id": "1341", "context": "Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.", "question": "Emine Çaykara'nın Darga ile yaptığı söyleşiden oluşan biyografisi hangi isimle neşredildi?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı"}}, {"id": "1342", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Darga, 1947-1951 yıllarında hangi kazılarda yer aldı?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında"}}, {"id": "1343", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Darga'nın 1947'de tamamladığı doktora tezinin başlığı nedir? ", "answers": {"answer_start": 1, "text": "Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar"}}, {"id": "1344", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "2010 yılında Darga'nın anıları hangi isimle yayımlandı?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Kazı başkanının karavanası"}}, {"id": "1345", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "Darga, 2009 yılında dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını hangi isimle derledi?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat"}}, {"id": "1346", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "Darga'nın ilk Türk seyyahlardan biri olan dedesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Mehmet Emin Bey"}}, {"id": "1347", "context": "Akılcı (rasyonalist) bir filozof olan İbn Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farâbî'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musikî ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıp'ta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle bazı gelenekçi dini otoriteler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır.", "question": "İbn_Bacce, felsefe dışında hangi alanlarda ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "astronomi"}}, {"id": "1348", "context": "Akılcı (rasyonalist) bir filozof olan İbn Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farâbî'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musikî ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıp'ta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle bazı gelenekçi dini otoriteler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır.", "question": "İnb_Bacce , Meşşailik takımından yer alan hangi isimden etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Farâbî"}}, {"id": "1349", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında kaç günde üretildi?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "129"}}, {"id": "1350", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında nerede üretildi?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Eskişehir Demiryolu Fabrikasında"}}, {"id": "1351", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında kimin talimatıyla üretildi?", "answers": {"answer_start": 77, "text": " Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel"}}, {"id": "1352", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\n", "question": "İlahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunan İbn_Bacce, hangi düşünceye karşı çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Gazzali düşüncesine"}}, {"id": "1353", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\n", "question": "İbn_Bacce'ye göre hangi yöntem ile elde edilen bilginin, ilmin değeri yoktur?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "Deney"}}, {"id": "1354", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\n", "question": "İbn_Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı nedir?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "akıl"}}, {"id": "1355", "context": "İbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.\r\n", "question": "Hangi iki büyük Endülüs'lü filozof İbn_Bacce'den etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": " İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü"}}, {"id": "1356", "context": "Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen İbn Bacce'nin Endülüs'teki Zaragoza (Saragosta) kentinde doğduğu bilinmektedir. Asıl adı Ebû Bekr Muhammed bin es-Saigdir. 1138 yılında Fas'ta vefat etmiştir. Hayatının ilk dönemlerine dair pek bir bilgi yoktur fakat sonraki dönemlerde yazdığı eserler sayesinde düşüncesi ve bilimsel araştırmaları bilinmektedir.", "question": "İbn_Bacce nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Fas"}}, {"id": "1357", "context": "Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen İbn Bacce'nin Endülüs'teki Zaragoza (Saragosta) kentinde doğduğu bilinmektedir. Asıl adı Ebû Bekr Muhammed bin es-Saigdir. 1138 yılında Fas'ta vefat etmiştir. Hayatının ilk dönemlerine dair pek bir bilgi yoktur fakat sonraki dönemlerde yazdığı eserler sayesinde düşüncesi ve bilimsel araştırmaları bilinmektedir.", "question": "İbn_Bacce'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Ebû Bekr Muhammed bin es-Saig"}}, {"id": "1358", "context": "Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen İbn Bacce'nin Endülüs'teki Zaragoza (Saragosta) kentinde doğduğu bilinmektedir. Asıl adı Ebû Bekr Muhammed bin es-Saigdir. 1138 yılında Fas'ta vefat etmiştir. Hayatının ilk dönemlerine dair pek bir bilgi yoktur fakat sonraki dönemlerde yazdığı eserler sayesinde düşüncesi ve bilimsel araştırmaları bilinmektedir.", "question": "İbn_Bacce nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Zaragoza"}}, {"id": "1359", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630 kaç modeldir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "1958 model "}}, {"id": "1360", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630'un motorunun hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "8,275 litre"}}, {"id": "1361", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630 nerede üretilmektedir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Batı Almanya"}}, {"id": "1362", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630'un motorunun özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli"}}, {"id": "1363", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630 nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": " Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu"}}, {"id": "1364", "context": "MAN 630 Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılan 1958 model Batı Almanya üretimi 4x4 arazi kamyonu. 1958-1990 arasında 20.000 den fazla üretilmiştir. Kendisine saatte 67km hız sağlayan 8,275 litre hacimli 130 beygirlik 6 silindirli motora sahiptir.\r\n", "question": "MAN 630, 1958-1990 arasında ne miktarda üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "20.000 den fazla"}}, {"id": "1365", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un kaç adet geri vitesi vardır?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "1 "}}, {"id": "1366", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un depo hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "110 litre"}}, {"id": "1367", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yakıt tüketimi nasıldır?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "100 kmde 30 litre motorin"}}, {"id": "1368", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yerden yüksekliği ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "85cm"}}, {"id": "1369", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yedek depo hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "40 litre"}}, {"id": "1370", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un kaç adet ileri vitesi vardır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "6 "}}, {"id": "1371", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un motor hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "8275 cc"}}, {"id": "1372", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un motor gücü ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "2000 devirde 130 beygir"}}, {"id": "1373", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un azami sürati nedir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": " 67km/h"}}, {"id": "1374", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un maximum taşıma kapasitesi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)"}}, {"id": "1375", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un ağırlığı ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "13.000kg"}}, {"id": "1376", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu kimdir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": " Türk bilim insanı"}}, {"id": "1377", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu nerelidir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Türk "}}, {"id": "1378", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu hangi üniversitede görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi"}}, {"id": "1379", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu lisansta hangi bölümden mezundur?", "answers": {"answer_start": 102, "text": " Makine Mühendisliği"}}, {"id": "1380", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu doktorasını hangi okulda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "University of Newcastle upon Tyne"}}, {"id": "1381", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu lisansta hangi üniversiteden mezundur?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "ODTÜ"}}, {"id": "1382", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu yüksek lisansını hangi okulda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 261, "text": " University of Manchester Institute of Science and Technology"}}, {"id": "1383", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'un ilk, orta ve lise eğitimini tamamladığı şehir neresidir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Ankara"}}, {"id": "1384", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Ankara "}}, {"id": "1385", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlük görevi ne zaman sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": " Haziran 2014'te"}}, {"id": "1386", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlük görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "6 Haziran 2013"}}, {"id": "1387", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlükten önceki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Rektör Danışmanlığı "}}, {"id": "1388", "context": "Uzmanlık alanı mühendislik malzemeleri ve imalat teknolojisi olan Prof. Dr. Camuşcu'nun, bu konularda uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde yayınlanan makaleleri, konferans bildirileri, danışmanlığında sonuçlandırılan ve devam eden yüksek lisans ve doktora tezleri vardır. Ayrıca özel sektör ve kamu destekli projelerde yürütücü, araştırmacı ve danışman olarak görev üstlenmiştir.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun uzmanlık alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": " mühendislik malzemeleri ve imalat teknolojisi "}}, {"id": "1389", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi tarihler arasında TÜBİTAK başkanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018"}}, {"id": "1390", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "akademisyen"}}, {"id": "1391", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin nerelidir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Türk "}}, {"id": "1392", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Ankara"}}, {"id": "1393", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "1970"}}, {"id": "1394", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2008 yılında aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü"}}, {"id": "1395", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2007 yılında aldığı ödül hangi kurum tarafından verilmektedir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi "}}, {"id": "1396", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2003 yılında aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü"}}, {"id": "1397", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin, TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülünü hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "2008 "}}, {"id": "1398", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülünü hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "2007 "}}, {"id": "1399", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin 2007 yılında ne ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü"}}, {"id": "1424", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Mekke payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) "}}, {"id": "1425", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Edirne payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 500, "text": "Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) "}}, {"id": "1426", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Rumeli payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 883, "text": "Receb 1223 (Eylül 1808)"}}, {"id": "1427", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman Anadolu kazaskeri olmuştur?", "answers": {"answer_start": 809, "text": "Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805)"}}, {"id": "1428", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey İstanbul kadılığı görevine ikinci kez ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 747, "text": "Zilhicce 1218 (Mart 1804) "}}, {"id": "1429", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey İstanbul kadılığı görevini ilk kez ne zaman yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800)"}}, {"id": "1430", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "eski Sadrazam Emin Paşa'dır"}}, {"id": "1431", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1124, "text": " Abdülkadir Bey"}}, {"id": "1432", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in cenazesi nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1033, "text": "annesi Hâfize Hanım yanına"}}, {"id": "1433", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 936, "text": "8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)"}}, {"id": "1434", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "5 Haziran 1758"}}, {"id": "1435", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ilmi, heyeti ve edebiyatı kimden öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden"}}, {"id": "1436", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey hangi tarihte Mekke payesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de"}}, {"id": "1437", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar doktorasını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Sorbonne'da"}}, {"id": "1438", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar Türkiye adına aşağı yukarı kaç davaya girmiştir?", "answers": {"answer_start": 820, "text": "200 kadar"}}, {"id": "1439", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar Anayasa mahkemesi hukuk danışmanlığını hangi düşünce ile kabul etmiştir?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "\"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile"}}, {"id": "1440", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar'ın cenazesi nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1291, "text": "Karacaahmet Mezarlığı'na"}}, {"id": "1441", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar hangi hastalıktan dolayı vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1244, "text": "mide kanamasından"}}, {"id": "1442", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar'ın yazdığı kitaplar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1111, "text": "İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye"}}, {"id": "1443", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar, kaç sene boyunca Anayasa makemesi'nin hukuk danışmanı olarak kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "altı yıl"}}, {"id": "1444", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar hangi konularda dersler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "insan hakları"}}, {"id": "1445", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1941"}}, {"id": "1446", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Lefkoşa"}}, {"id": "1447", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "akademisyen"}}, {"id": "1461", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "doktor"}}, {"id": "1462", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Nedenleri ve Belirtileri Kitabı'nın konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "terapötik ve patoloji "}}, {"id": "1463", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin en ünlü kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "Nedenleri ve Belirtileri"}}, {"id": "1464", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1222 yılında "}}, {"id": "1465", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Afganistan'ın Herat şehrinde"}}, {"id": "1466", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Moğal saldırısı "}}, {"id": "1467", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "13. yüzyılda"}}, {"id": "1468", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "1972-86 yılları arasında hangi ülkelerde kimya üzerine çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Türkiye ve İngiltere’de "}}, {"id": "1469", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş felsefenin hangi dallarıyla ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "bilim ve dil felsefesi"}}, {"id": "1470", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş hangi üniversite ve fakültede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi"}}, {"id": "1471", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş lise eğitimini nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "İstanbul’da "}}, {"id": "1472", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayırımı\" adlı kitabı Düşünce dalında Yazarlar Birliği’nin ödülünü kazandı. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zeka alanında doktora yaptı. Doktora tezinin konusu “Bilginin İşlevsel Sınıflandırılması: Bilimsel Araştırma ve Buluşlar Üzerine Uygulamalar” (Functional Categorization of Discovery) idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın 1985'te yayımlanan kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "\"İfadelerin Gramatik Ayırımı\" "}}, {"id": "1473", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "İ.T.Ü'den sonra bilgisayara sahip olan ilk devlet üniversitesi neresidir?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi "}}, {"id": "1474", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ikinci bilgisayaın modeli neydi?", "answers": {"answer_start": 530, "text": "IBM 1620 idi"}}, {"id": "1475", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ikinci bilgisayar İstanbul Teknik Üniversitesi'nin hangi binasına gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Taşkışla binasına "}}, {"id": "1476", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye ikinci bilgisayar hangi amaçla gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "akademik amaçlı kullanmak için"}}, {"id": "1477", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye ilk bilgisayar hangi yılda gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "1960 yılında"}}, {"id": "1478", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Bilgisayar Türkiye'de ilk olarak hangi kuruma gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Karayolları Genel Müdürlüğü'ne"}}, {"id": "1479", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye ilk bilgisayar hangi amaçla gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için"}}, {"id": "1480", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş'ın İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "öğretim üyesi"}}, {"id": "1481", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş’ın yapay zeka alanında kaç adet yayını vardır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "15’den fazla "}}, {"id": "1482", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde hangi görevi üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Yapay Zeka Öbek başkanlığı"}}, {"id": "1483", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa nerede dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat'ta"}}, {"id": "1484", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında"}}, {"id": "1485", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini ne kadar bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "40.248km"}}, {"id": "1486", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini ne zaman ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 831, "text": "827 yılında "}}, {"id": "1487", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kiminle ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "Halid bin Abdülmelik"}}, {"id": "1488", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist kimler tarafından kaynak kitap olarak kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından"}}, {"id": "1489", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce çevirisi ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "1936 yılında "}}, {"id": "1490", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 616, "text": " Casey Wood"}}, {"id": "1491", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca çevirisi ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "1904 yılında"}}, {"id": "1492", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Hirschberg ve Litter "}}, {"id": "1493", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist Venedik'te hangi yılda basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "1497 yılında "}}, {"id": "1494", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist ilk önce hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Farsça'ya"}}, {"id": "1495", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa Orta Çağ Avrupası'nda hangi lakapla anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Jesu Occulist"}}, {"id": "1496", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser nedir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri)"}}, {"id": "1497", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist kitabının yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ali bin İsa "}}, {"id": "1498", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi dine mensuptur?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Müslüman "}}, {"id": "1499", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": " astronomi, coğrafya ve özellikle optik"}}, {"id": "1500", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": " 9. yüzyılda "}}, {"id": "1501", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat'ta"}}, {"id": "1502", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist kaç yılında İngilizce'ye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "1936 yılında"}}, {"id": "1503", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce'ye çevirisini yapan çevirmen kimdir?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "Casey Wood"}}, {"id": "1504", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca'ya çevirisini yapan çevirmenler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "Hirschberg ve Litter"}}, {"id": "1505", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist Venedik'te kaç senesinde basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "1497"}}, {"id": "1506", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in çevirisi ilk olarak hangi dile olmuştur?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Farsça'ya"}}, {"id": "1507", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Jesu'nun Latince anlamı nedir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İsa"}}, {"id": "1508", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Ali bin İsa Orta Çağ Avrupası'nda ne olarak bilinirdi?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Jesu Occulist"}}, {"id": "1509", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine yazılmış olan ilk eser nedir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri)"}}, {"id": "1510", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kaç km bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "40.248km"}}, {"id": "1511", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kimle birlikte ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 59, "text": " Abdülmelik ile birlikte"}}, {"id": "1512", "context": "Pirinç, tornalanmış, 2 parça, vida dişiyle birbirine bağ-lanabilir, uzunluk 55 ve 57 cm., üzerinde hareketli iki pirinç binici bulunmakta. Ek parçalar: İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç. Kadife iç kaplamalı oyuklu ahşap mahfaza. ", "question": "Uzun Pergel'in ek parçaları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": " İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç"}}, {"id": "1513", "context": "Pirinç, tornalanmış, 2 parça, vida dişiyle birbirine bağ-lanabilir, uzunluk 55 ve 57 cm., üzerinde hareketli iki pirinç binici bulunmakta. Ek parçalar: İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç. Kadife iç kaplamalı oyuklu ahşap mahfaza. ", "question": "Uzun Pergel'in uzunluğu kaç cm'dir", "answers": {"answer_start": 76, "text": "55 ve 57 cm."}}, {"id": "1514", "context": "Koni kesitleri çizmeye yarayan pergel, belirli bir iyileştirilmeyi Hibetallāh b. el-Hüseyn el-Bedīʿ el-Asṭurlābī (ö. 534/1140)’nin sunumunda elde etmiş olabilir. Hibetallāh aracını «tam-mükemmel pergel» (berkār kāmil tāmm) olarak isimlendir-miştir\r\n", "question": "Hibetallāh koni kesitleri çizmeye yarayan pergele ne ad vermiştir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": " «tam-mükemmel pergel» "}}, {"id": "1515", "context": "Koni kesitleri çizmeye yarayan pergel, belirli bir iyileştirilmeyi Hibetallāh b. el-Hüseyn el-Bedīʿ el-Asṭurlābī (ö. 534/1140)’nin sunumunda elde etmiş olabilir. Hibetallāh aracını «tam-mükemmel pergel» (berkār kāmil tāmm) olarak isimlendir-miştir\r\n", "question": "Hibetallāh b. el-Hüseyn el-Bedīʿ el-Asṭurlābī kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "534/1140"}}, {"id": "1516", "context": "Bu açıölçer türü Osmanlı astronomların 10./16. yüzyıldan bir minyatür üzerinde (bkz. s. 148) tasvir edilen avadanlıkları arasında bulunmaktadır.Alet hem istenen derecelere göre açılar sağlama-ya hem de mevcut açıları ölçmeye yaramaktadır.", "question": "Açıölçer hangi amaçlarla kullanılabilir?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "mevcut açıları ölçme"}}, {"id": "1517", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "destūr el-aḳṭār nedir?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "«değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur"}}, {"id": "1518", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "destūr el-aḳṭār'ın diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": " destūr el-muḳanṭar"}}, {"id": "1519", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlāb kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "el-Bīrūnī"}}, {"id": "1520", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "Ebu Nasr Mansur El-Biruni'ye hangi konuları öğretti?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini"}}, {"id": "1521", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni ilk bilimsel eğitimini kimden aldı?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan"}}, {"id": "1522", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni nerede dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de"}}, {"id": "1523", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni kaç senesinde dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "973 senesinde"}}, {"id": "1524", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "Biruni hangi yunan filozoflarından etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "Aristo, Arşimet ve Demokritus"}}, {"id": "1525", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i El-Biruni tarafından hangi yıllar arasında yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "1017-1030 yılları arasında"}}, {"id": "1526", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "El-Biruni Hindistan seyahatlerine hangi hükümdarla birlikte gitti?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Gazneli Mahmut"}}, {"id": "1527", "context": "Biruni Güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesapladı, Güneşin hareketlerinden mevsimlerin ne zaman başladığını belirledi. Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak buldu. Jeodezi biliminin ise kurucusu oldu. Biruni ayrıca Hindistan'dayken öğrendiği trigonometrinin astronomiden ayrı bir bilim olarak görülmesi gerektiğini savundu. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın birim olarak kullanılmasını önerdi.", "question": "Biruni hangi bilim dalının kurucusudur?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Jeodezi biliminin"}}, {"id": "1528", "context": "Günümüze ulaşan, daha doğrusu araştırılan kay-nakların bilgisinin ulaştırdığı kanaate göre, Ebū ʿAlī İbn Sīnā (ö. 428/1037)1 gök kuşağı öğretisin-de2 büyük üstaddan (Aristo’dan) hiç de önem-siz sayılamayacak ölçüde uzaklaşmaya başlamış Aristoculardan birisiydi3. İbn Sīnā’nın gök kuşağı görüşü sonraları Avrupalı ardılları üzerinde geniş ölçüde etkide bulunmuştur4. İbn Sīnā diyor ki5: «Gök kuşağının diğer durumlarını henüz nihai ola-rak incelememiş olmakla beraber bazı durumları net bir şekilde kavradım. Çoğu kez, bu kavisin [gök kuşağı] göğün yoğun bulutlarla olduğu sıralarda belirmediğini tespit ettim. Benim de ait olduğum peripatetik ekolün gökkuşağı hakkındaki öğretile-ri beni çok az tatmin etmektedir. Herşeyden önce gökkuşağının kesif bulutların olmadığı yerde nasıl göründüğünü bizzat gözlemlediğim şekliyle anlat-mak istiyorum. Daha sonra, gökkuşağının neden dolayı sadece bir yarım daireden veya daha küçü-ğünden oluştuğu meselesini münakaşa edeceğim. Aynı zamanda gökkuşağının yazları niçin günün her vaktinde ortaya çıkmadığını, fakat muhteme-len kışın her vaktinde ortaya çıkabildiğini gösteri-yorum. Gökkuşağının renkleri hususunda henüz bir açıklığa kavuşmuş değilim. Nedenlerini bilmi-yorum, başkalarının tam anlamıyla yanlış ve akıl dışı öğretileri de beni tatmin etmemektedir.", "question": "Ebū ʿAlī İbn Sīnā ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "428/1037"}}, {"id": "1529", "context": "Kabın içerisinde bir su saati bulunmaktadır. Bu saat, yukarıda levha üzerindeki yazı kamışının konumundan okunabilen gündüz saatlerini göstermektedir.Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır.", "question": "Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı vakit saatleri olarak adlandırılan kaç kısımda bölümlendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "12"}}, {"id": "1530", "context": "Kabın içerisinde bir su saati bulunmaktadır. Bu saat, yukarıda levha üzerindeki yazı kamışının konumundan okunabilen gündüz saatlerini göstermektedir.Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır.", "question": "12 kısıma bölümlenen güneşin doğuşu ve batışı vakti ne olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "vakit saatleri"}}, {"id": "1531", "context": "Aynı kalan bir açı hızı sağlayabilmek için bütün su saatlerinde hacme bağlı su basıncı problemi çözülmelidir. Buna yönelik değişik girişimler yapılmıştır.", "question": "Sabit bir açı hızı sağlayabilmek için çözülmesi gereken problem nedir?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "su basıncı problemi"}}, {"id": "1532", "context": "Diskin bölümlemesi muhtemelen, yukarıdaki 18 kısımla (her kısım 10 güne karşılık gelecek şekilde) ayrılmış skala için olan figürde temsil edildiği gibiydi. 18 yayın hepsi, katibin dolu kupadaki başlangıç konumuna tekabül eden çizili bir yarıçapta başlar. Daha sonra buradan hareketle olabildiğince sola doğru her bir yarıçapa ulaşana kadar devam eder. Bu yarıçap, yazı kamışının yani göstergenin güneşin ilgili yaya karşılık gelen gündeki batış konumuna tekabül eder, elbette saatin güneşin doğuşunda harekete geçirilmesi koşuluyla. En uzun güne en dıştaki yay tekabül ettiği için, böylece ortaya doğru sürekli kısalan konsantrik yaylar sistemi elde edilir. Tarife göre kupanın duvarı her saatteki dönüşün hemen hemen sabit olacağı şekilde çekiçlendiğinden ve 141/2 saatilik en uzun güne tekabül eden en dış yayın 360° lik bir merkez açıyı kuşattığı için, en iç yay 91/2 saatlik en kısa güne tekabül ederek, sadece 236° lik bir yayı kuşatır. Böylece 18 yayın her biri, müteakip bir önceki yaydan yaklaşık 7,3° daha kısadır.", "question": "en uzun güne hangi yay tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "en dıştaki"}}, {"id": "1533", "context": "Libros del saber de astronomía’da sunulan beş saatten birisi relogio dell agua’dır. Bu saatin ayrıntılı ele alınışı bir taslakla donatılmıştır.Kitabın derleyicisi, kaynaklarının bu saati anlatan tariflerinin «oldukça yetersiz » olduğunu söylemektedir. Buna göre su haznesi zeminde basitce delinmiştir, bu yüzden su düzenli değil,aksine küçülen hacimde düşen basınç nedeniyle devamlı zayıflayarak boşalır. Bu yetersizliği o [derleyen] kendi «incelikli buluşları» sayesinde bertaraf etmiştir. Gerçekte, düzenli boşalan su düzeneği sadece su saatleri için değil, aynı zamanda diğer hidrolik otomatlar için Arapİslam kültür dairesinde, daha önce Yunanlarda olduğu gibi, tanınmış ve prensipte kullanılmıştır.Böylece gün uzunluklarına göre ayarlanan saatlerde ölçülmekteydi.", "question": "Libros del saber de astronomia'da belirtilen ve beş saatten birisi olarak adlandırılan saatin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "relogio dell agua"}}, {"id": "1534", "context": "Libros del saber de astronomía’da sunulan beş saatten birisi relogio dell agua’dır. Bu saatin ayrıntılı ele alınışı bir taslakla donatılmıştır.Kitabın derleyicisi, kaynaklarının bu saati anlatan tariflerinin «oldukça yetersiz » olduğunu söylemektedir. Buna göre su haznesi zeminde basitce delinmiştir, bu yüzden su düzenli değil,aksine küçülen hacimde düşen basınç nedeniyle devamlı zayıflayarak boşalır. Bu yetersizliği o [derleyen] kendi «incelikli buluşları» sayesinde bertaraf etmiştir. Gerçekte, düzenli boşalan su düzeneği sadece su saatleri için değil, aynı zamanda diğer hidrolik otomatlar için Arapİslam kültür dairesinde, daha önce Yunanlarda olduğu gibi, tanınmış ve prensipte kullanılmıştır.Böylece gün uzunluklarına göre ayarlanan saatlerde ölçülmekteydi.", "question": "Relogio dell agua'nın ele alınışı ne ile donatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "taslakla"}}, {"id": "1547", "context": "Bu saat, Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)’un 225 nolu Latince yazmasında tarif edilmektedir.Muhtemelen 13. yüzyıldan kalma yazma günümüzde Barselona’da Archivo de la Corona de Aragón’da bulunmaktadır.Saatin düzeneği el-Cezerī’nin kitabında tarif edilen ilk su saatiyle benzerlik göstermektedir1.", "question": "225 nolu Latince yazmanın kaçıncı yüzyıldan kaldığı biliniyor?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "13."}}, {"id": "1548", "context": "Bu saat, Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)’un 225 nolu Latince yazmasında tarif edilmektedir.Muhtemelen 13. yüzyıldan kalma yazma günümüzde Barselona’da Archivo de la Corona de Aragón’da bulunmaktadır.Saatin düzeneği el-Cezerī’nin kitabında tarif edilen ilk su saatiyle benzerlik göstermektedir1.", "question": "<<Alarmlı Su Saati'nin düzeneği ilk su saati ile benzerlik gösterir>> ibaresi kimin kitabında yer alır?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "el-Cezerī’nin kitabında"}}, {"id": "1549", "context": "Mīzān el-Ḥikme1 isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi ʿAbdurraḥmān el-Ḫāzinī 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir “zaman terazisi” tarif etmektedir.Mīzān essāʿāt ve-ezmānihā olarak nitelendirilen bu aygıt,bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı.Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu,adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi.", "question": "Zaman terazini tarif eden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Abdurraḥmān el-Ḫāzinī"}}, {"id": "1550", "context": "Mīzān el-Ḥikme1 isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi ʿAbdurraḥmān el-Ḫāzinī 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir “zaman terazisi” tarif etmektedir.Mīzān essāʿāt ve-ezmānihā olarak nitelendirilen bu aygıt,bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı.Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu,adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi.", "question": "Mīzān el-Ḥikme1 kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Abdurraḥmān el-Ḫāzinī"}}, {"id": "1551", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Taḳiyyeddīn Muḥammed b. Maʿrūf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nābulus’da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitāb el-Kevākib ed-Dürriyye fī Vaḍ ʿ el-Bingāmāt ed-Devriyye1.Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, eṭ-Ṭuruḳ es-Seniyye fī el-Ālāt er-Rūḥāniyye2, öncelemiştir.Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Taḳiyyeddīn Muḥammed b. Maʿrūf mekanik saatler kitabını nerede kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Nābulus"}}, {"id": "1552", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Taḳiyyeddīn Muḥammed b. Maʿrūf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nābulus’da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitāb el-Kevākib ed-Dürriyye fī Vaḍ ʿ el-Bingāmāt ed-Devriyye1.Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, eṭ-Ṭuruḳ es-Seniyye fī el-Ālāt er-Rūḥāniyye2, öncelemiştir.Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'rüf nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Şam"}}, {"id": "1553", "context": "Bu kitapta Taḳiyyeddīn, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir.Birici gruptakileri bingāmāt siryāḳiyye, diğer grupta olanları ise bingāmāt devriyye olarak isimlendirmektedir.", "question": "Taḳiyyeddīn kitabında kaç tane saati tarif etmektedir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "10 saati"}}, {"id": "1554", "context": "Bu kitapta Taḳiyyeddīn, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir.Birici gruptakileri bingāmāt siryāḳiyye, diğer grupta olanları ise bingāmāt devriyye olarak isimlendirmektedir.", "question": "Takiyyeddin'in kitabında ki birinci grupta saatler ne olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "bingāmāt siryāḳiyye"}}, {"id": "1555", "context": "Bu kitapta Taḳiyyeddīn, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir.Birici gruptakileri bingāmāt siryāḳiyye, diğer grupta olanları ise bingāmāt devriyye olarak isimlendirmektedir.", "question": "Takiyyeddin'in kitabında ki ikinci grupta saatler ne olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "bingāmāt devriyye"}}, {"id": "1556", "context": "Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Taḳiyyeddīn, büyük bir astronomik saat (bingām raṣadī) yapmaya sevkedilmişti.Bu saati Taḳiyyeddīn,İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Müntehā6 isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir.Bu eserde çok ilginç bir,gezegenler modeli saati görmekteyiz.Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında7 günümüze ulaşmıştır:", "question": "Taḳiyyeddīn büyük astronomik saat hakkında hangi risalesinde bilgi vermiştir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "Sidret el-Müntehā"}}, {"id": "1557", "context": "Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Taḳiyyeddīn, büyük bir astronomik saat (bingām raṣadī) yapmaya sevkedilmişti.Bu saati Taḳiyyeddīn,İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Müntehā6 isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir.Bu eserde çok ilginç bir,gezegenler modeli saati görmekteyiz.Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında7 günümüze ulaşmıştır:", "question": "Takiyyeddin'in zamanı ne öğesi olarak kullanma düşüncesi vardır?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "gözlem öğesi"}}, {"id": "1558", "context": "Saati bizim için imal etmiş olan G. Oestmann ve F. Lühring (Bremen) şöyle demektedirler: «Saat, ara çarkın 6’lı güç aktarımına geçen 54 dişli bir kasnak çarka sahiptir. Bu ara çark, 48 dişe sahiptir ve 21 dişli mil çarkının 6’lı güç aktarımıyla birbirine geçmiş haldedir.Mil, ağırlıklara sahip bir terazi kolu taşımaktadır».", "question": "Saati imal eden kişilerin isimleri nedir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "G. Oestmann ve F. Lühring"}}, {"id": "1559", "context": "Saati bizim için imal etmiş olan G. Oestmann ve F. Lühring (Bremen) şöyle demektedirler: «Saat, ara çarkın 6’lı güç aktarımına geçen 54 dişli bir kasnak çarka sahiptir. Bu ara çark, 48 dişe sahiptir ve 21 dişli mil çarkının 6’lı güç aktarımıyla birbirine geçmiş haldedir.Mil, ağırlıklara sahip bir terazi kolu taşımaktadır».", "question": "G. Oestmann ve F. Lühring'e göre saat kaç dişli bir kasnak çarka sahiptir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "54 dişli"}}, {"id": "1560", "context": "Taḳiyyeddīn’in 966/1559 tarihli saatler kitabında tarif ettiği ağırlıkla çalışan saatlerin (bingāmāt siryāḳiyye) en basiti, hızı durdurma maşası aracılığıyla frenliyen bir düzeneğe sahiptir.Saatin dış görünümü ve ölçüleri metinde dile getirilmemektedir.Bu saate ilişkin belirli bir tasavvuru,Taḳiyyeddīn’in İstanbul Rasathanesi’nde meslektaşlarıyla birlikte bir çalışma sahnesinin resminde görülebilen (bkz. cilt II, s. 34f., 53 ff.) bir masa saati resmi yoluyla elde etmekteyiz.", "question": "Taḳiyyeddīn’in ağırlıkla çalışan saatleri tarif ettiği kitabı hangi tarih aralığında ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "966/1559"}}, {"id": "1561", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "23 Temmuz 1926"}}, {"id": "1562", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "2012"}}, {"id": "1563", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin hangi alana önemli katkılarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Türk Coğrafyasına"}}, {"id": "1564", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin hangi üniversitede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1565", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "1948"}}, {"id": "1566", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in asistan olarak atandığı kürsünün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne"}}, {"id": "1567", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında doktor ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "1952"}}, {"id": "1568", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında doçent ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "1956"}}, {"id": "1569", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında profesor ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "1964"}}, {"id": "1570", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in ABD'de kazandığı üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "University Of Wisconsin"}}, {"id": "1571", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Coğrafyan'nın babaları olarak adlandırılan ve coğrafi metodolojiyle uğraşan kişinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "Richard Hartshorne"}}, {"id": "1572", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "İklim çalışmalarıyla ünlü kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 590, "text": "Glenn Trewartha"}}, {"id": "1573", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Alman çağdaş coğrafyasının önderlerinden olan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 769, "text": "Carl Troll"}}, {"id": "1574", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "National Geographic Society'nin başkanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "G.Grosvenor"}}, {"id": "1575", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin arazi olarak seçtiği İstanbul hakkında kaç tane makale yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "23 makale"}}, {"id": "1576", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Journal of Developing Areas dergi'nin yayın kurulunda kaç yıl görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1954, "text": "30 yıldan fazla"}}, {"id": "1577", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in görev aldığı komisyonlardan herhangi birini örneklendirebilirmisiniz?", "answers": {"answer_start": 2048, "text": "Tarımsal Tipoloji"}}, {"id": "1578", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in Fransa'da onur üyeliğine seçildiği derneğin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 2338, "text": "Société de Géographie"}}, {"id": "1579", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yılında Société de Géographie derneğine onur üyeliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2373, "text": "1982"}}, {"id": "1580", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin kaç yıl boyunca ''Coğrafya Bölüm Başkanlığı'' yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 2583, "text": "11 yıl"}}, {"id": "1581", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "İtalya'nın Bari şehri"}}, {"id": "1582", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu ve ailesi kaç yılında Türkiye'ye dönmüşlerdir?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "1939"}}, {"id": "1583", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu kaç yılında TED Ankara Koleji'nden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "1953"}}, {"id": "1584", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu ABD'ye nasıl gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "okul bursu ile"}}, {"id": "1585", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun kimya mühendisi olarak mezun olduğu okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Kaliforniya Üniversitesi"}}, {"id": "1586", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu kaç yılında Kaliforniya Üniversitesinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "1956"}}, {"id": "1587", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Yüksek lisansını hangi enstitüde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü"}}, {"id": "1588", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu doktorasını nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Berkeley"}}, {"id": "1589", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun doktora danışmanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 666, "text": "Kenneth Pitz"}}, {"id": "1590", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Oktay Sinanoğlu 1963 yılında kiminle evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Paula Armbruster"}}, {"id": "1591", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.Oktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.Doçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.", "question": "Ortay Sinanoğlu'nun eşi olan Paula Armbruster hangi okulda öğrencidir?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "Yale Üniversitesi"}}, {"id": "1592", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu kaç yılında Yale Üniversitesi öğretim üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1960"}}, {"id": "1593", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu kaç yılında tam profesörlük unvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "1963"}}, {"id": "1594", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan yönteminin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1028, "text": "Sinanoğlu indirgemesi"}}, {"id": "1595", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu kaç yılında emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1767, "text": "1997 yılında"}}, {"id": "1596", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvanını veren hangi okulun mütevelli heyetidir?", "answers": {"answer_start": 1265, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "1597", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'na kaç yılında cumhuriyet profesörü ünvanı verildi?", "answers": {"answer_start": 1364, "text": "1975"}}, {"id": "1598", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun 2005'te yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2079, "text": "Bye Bye Türkçe"}}, {"id": "1599", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun 1973 yılında kimya alanında kazandığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1538, "text": "Alexander von Humboldt Research Award"}}, {"id": "1600", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun 1975 yılında kazandığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1590, "text": "International Outstanding Scientist Award of Japan"}}, {"id": "1601", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu 1973 yılında ''fahri büyükelçi'' olarak hangi ülkeye gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1685, "text": "Japonya"}}, {"id": "1602", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.Yale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi.  1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.Sinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.Yaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\"  problemini çözdü", "question": "Oktay Sinanoğlu'nun çözdüğü Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri hangi mekanikte bulunur?", "answers": {"answer_start": 2243, "text": "Kuantum mekaniği"}}, {"id": "1608", "context": "Sencer Divitçioğlu (d. 14 Şubat 1927, İstanbul - ö. 8 Eylül 2014, İstanbul), Türk  akademisyen ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi.İktisat ve tarih alanında yaptığı çalışmalar ve Asya tipi üretim tarzına dair analizleriyle tanınmaktadır.", "question": "Sencer Divitçioğlu hangi üniversitenin öğretim üyesidir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1609", "context": "SOCRAT (söyleyiş:) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.", "question": "SOCRAT'ın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "Solar Car Racing Team"}}, {"id": "1610", "context": "SOCRAT (söyleyiş:) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.", "question": "SOCRAT kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "2009"}}, {"id": "1611", "context": "SOCRAT (söyleyiş:) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.", "question": "SOCRAT hangi üniversitenin elektrik-elektronik mühendisliği bölümünü temsilen kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1612", "context": "SOCRAT (söyleyiş:) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.", "question": "SOCRAT hangi kurum tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında İstanbul Üniversitesinin elektrik-elektronik mühendisliği bölümünü temsilen kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Tübitak"}}, {"id": "1613", "context": "SOCRAT (söyleyiş:) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.", "question": "SOCRAT'ın kurulma sebebi olmasıyla bilinen Tübitak'ın düzenlediği yarışların adı nedir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Formula-G"}}, {"id": "1614", "context": "Çoğu toplum bulunduğu coğrafi konumla ilişkili olarak mevcut sorunlara çözümler ararken, fen ve sosyal bilimler olarak sınıflandırabileceğimiz iki bilim alanına da katkıda bulunmuşlardır. Sosyal bir olay olan göç eylemini örnek verirsek, göçebelik terimi Türklerle özdeşleşmiş olsa da M.Ö. 1.000’lerde Türkler yerleşik olarak yaşamaktaydılar.Mevsimsel değişimlerle birlikte mevcut konumun yaşam şartlarının ağırlaşması sonucunda Türkler göç etme gereği duymuşlardır. Bu durumun yıllarca süregelmesi Türkleri göçebe bir toplum haline getirmiştir. “Göç edecekler ama nereye?” sorusunun cevabını ise gökte arayan Türkler yön tayini için astronomi bilimi üzerine çalışmalarda bulunmuş ve Venüs ve Merkür’den yararlanmışlardır. Yer değiştirmenin sonucunda geçilen dönemsel de olsa bu yerleşik hayatın gerekliliklerinden biri ise tarımsal faaliyetler olmuştur. Nasıl bir yıl geçeceği konusunda bilgi vermesi amacıyla günümüzde Orta Asya’da yaygın olarak kullanılan “On iki Hayvanlı Türk Takvimi” ilk olarak Türkler tarafından oluşturulmuş ve kullanılmıştır.", "question": "Türkler yön tayini için hangi gezegenlerden yararlanmışlardır?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "Venüs ve Merkür"}}, {"id": "1615", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "1946"}}, {"id": "1616", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "İlkokul ve ortaokul öğrenimini hangi şehirde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Ankara"}}, {"id": "1617", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar lise öğrenimini hangi şehirde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Mardin"}}, {"id": "1618", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1619", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar sayesinde hangi ödüle layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1107, "text": "Nobel Kimya Ödülü"}}, {"id": "1620", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kaçıncı olarak bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "birincilik"}}, {"id": "1621", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesinde hangi fakülteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Tıp Fakültesi"}}, {"id": "1622", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar moleküler kimya alanında doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 586, "text": "Teksas Üniversitesi"}}, {"id": "1623", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar doktora sonrası yaptığı araştırmaları devam ettirdiği ve orada çok önemli buluşlara imza attığı üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "Yale Üniversitesi"}}, {"id": "1624", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Yale Üniversitesinde çok önemli buluşlara imza atan Aziz Sancar bu buluşlar sayesinde ABD'de bulunan hangi üniversiteden teklif almıştır?", "answers": {"answer_start": 805, "text": "Chapel Hill North Carolina Üniversitesi"}}, {"id": "1625", "context": "Aziz Sancar 1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini, Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da tamamladı. Liseyi ise Mardin’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı, fakat bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda döndü ve memleketi olan Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Ancak gönlü hâlâ bilimsel çalışmalardaydı. Bu yüzden tekrar ABD’ye giderek Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam eden Aziz Sancar burada çok önemli buluşlar yaptı. Bu başarılarından dolayı da ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı. Çalışmalarına orada da aynı hızla ve özenle devam etti ve yine önemli buluşlara imza attı. Yaklaşık kırk yıllık araştırma kariyeri boyunca pek çok ödül alan Aziz Sancar sonunda DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar nedeniyle 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü (BilTek, 2015).", "question": "Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülünü hangi önemli buluşları sayesinde kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1040, "text": "DNA onarım mekanizmaları"}}, {"id": "1626", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Selanik"}}, {"id": "1627", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf'in Paris'te okuduğu lisenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "St. Louis Lisesinde"}}, {"id": "1628", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf yüksek öğrenim görmek için girdiği sınavı kazanarak hangi okulda okumaya hak kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 758, "text": "École Normale Supérieure’e"}}, {"id": "1629", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf'in doktora konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 1289, "text": "non-commutative Class Field"}}, {"id": "1630", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf doktorasını kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1461, "text": "1938"}}, {"id": "1631", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan araştırmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1577, "text": "Arf Invaryantı"}}, {"id": "1632", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf kaç yılında profesör ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 1748, "text": "1943"}}, {"id": "1633", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf kaç yılında ordinaryüs profesör ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 1766, "text": "1955"}}, {"id": "1634", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere Cahit Arf kaç yılında görevlendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2005, "text": "1960"}}, {"id": "1635", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Cahit Arf,Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine kaç yılında seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2835, "text": "1993"}}, {"id": "1636", "context": "1910 yılında Selanik’te doğan Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arf’ın bu yeteneği ailesi ve hocalarının dikkatini çekmiş ve Paris’teki St. Louis Lisesinde okumak üzere ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır. Bu sınavı kazanan Cahit Arf Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği okul olan École Normale Supérieure’e kaydolmuştur. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye geri dönen Arf, bir süre Galatasaray Lisesinde hocalık yapmış ve sonra doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçmiştir. 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Cahit Arf matematik dehalarının bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışmış ve bir buçuk yıl içinde konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamlamıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçmiştir. Doktora tezini 1938 yılında bitiren Cahit Arf bir yıl daha Göttingen’de çalışmalarını sürdürmüş, bu dönemde de dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza atmıştır. 1938’in sonunda Türkiye’ye üniversitesine geri dönen Arf 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör olmuştur. 1962 yılına kadar üniversitede çalışmalarını sürdüren Cahit Arf o yıllarda bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesine gitmiş ve ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçilmiştir. 1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirilen Cahit Arf 1962’de üniversitedeki görevinden ayrılmış ve bir yıl kadar Robert Kolej’de ders vermiştir. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan Cahit Arf 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yapmıştır. Cahit Arf matematiğe yapmış olduğu köklü katkılarından dolayı 1974’te de TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülmüştür. 1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; daha sonra California Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967’de Türkiye’ye dönüp ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlamış ve 1980 yılında bu üniversiteden emekli olmuştur. 1980 yılında İTÜ ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin, 1981 yılındaODTÜ’nün onur doktoralarını alan, 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçilen Cahit Arf 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık bulunmuştur. Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 26 Aralık 1997’de vefat etmiştir (Tübitak, 2015).", "question": "Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne kaç yılında layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 2917, "text": "1994"}}, {"id": "1637", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1894"}}, {"id": "1638", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1639", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim'in babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa"}}, {"id": "1640", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Naciye Hanım"}}, {"id": "1641", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim matematik eğitimi almaya hangi üniversiteye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 563, "text": "Berlin Üniversitesi"}}, {"id": "1642", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim'in doktora tez danışmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 804, "text": "Prof.Dr. Ernst Fischer"}}, {"id": "1643", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim'in doktora tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 686, "text": "Über die Trägheitsformen eines Modulsystems"}}, {"id": "1644", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim Über die Trägheitsformen eines Modulsystems adlı doktora tezinin sözlü savunmasını kaç yılında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 670, "text": "1919"}}, {"id": "1645", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim hangi iki önemli Türk derneklerinin kurucu üyesidir?", "answers": {"answer_start": 1254, "text": "Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği"}}, {"id": "1646", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1611, "text": "1952"}}, {"id": "1647", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim'in gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "Abdülkerim"}}, {"id": "1648", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim ilköğrenimini hangi şehirde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Halep"}}, {"id": "1649", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim kaç yılında yüksek mühendislik mektebinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "1914"}}, {"id": "1650", "context": "Kerim Erim, 1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Abdülkerim’dir. Babası, Buharalı Molla Ahmed Zade Mirliva Arif Paşa; annesi, Kazan Şeyhül Müderrisi Kerim Hazretzade Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım’dır. K. Erim, ilk öğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapmıştır. 1914’de Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklara göre mezun olduktan sonra 1914’te, diğer kaynaklara göre ise 1917 yılının sonunda matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne gitmiştir. Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre, 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yapmış olan Erim’in tez danışmanı Prof.Dr. Ernst Fischer (1875-1954) dir. Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri vermiştir. 1933 üniversite reformunda görevlendirilmiş ve ardından da, Fen Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir. Ancak bu görevden kısa bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştır. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmıştır. Kerim Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesidir. Ayrıca, Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih (İsviçre), 1930’da Stockholm (İsveç), 1938 yılında Cambridge (ABD) ve 1946’da Paris’te (Fransa) yapılan kongrelerine katılmıştır. 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevi Kerim Erim’e verilmiş, ancak geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getirememiş, 28 Aralık 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir (Akbaş, 2003).", "question": "Kerim Erim kaç yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörlüğü görevini üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 1138, "text": "1939"}}, {"id": "1651", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1703"}}, {"id": "1652", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "Eğitimini uzun sürelerde nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Tillo"}}, {"id": "1653", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı'nın evlendiği kişini ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Firdevs Hanım"}}, {"id": "1654", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı kaç yılında İstanbul'a gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 441, "text": "1740"}}, {"id": "1655", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1071, "text": "1780"}}, {"id": "1656", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı hangi ilde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Erzurum"}}, {"id": "1657", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı Erzurum'un hangi ilçesinde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Hasankale"}}, {"id": "1658", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı'nın annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Hanife Hanım"}}, {"id": "1659", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı'nın babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "Osman Efendi"}}, {"id": "1660", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı'nın torunuyla evlendiği hocasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "İsmail Fakirullah"}}, {"id": "1661", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı Marifname adlı eserini nerede kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1662", "context": "İbrahim Hakkı, 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım, babası ise, Osman Efendi’dir. Dört-beş yaşlarında okumaya başlayan İbrahim Hakkı, varlıklı bir aileden geldiği için yedi yaşına geldiğinde çevresinin en ünlü bilginlerinden özel derler aldı. Eğitimini tamamlamak üzere gittiği Tillo’da uzun süre öğrenim gördükten sonra 34 yaşlarına geldiğinde hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Firdevs Hanım’la evlendi. 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a geldi. Buradaki kütüphanelerde bilimsel çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetnâme” adlı eserini de burada kaleme aldı. Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleşebildiği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmaların “Marifetnâme” adlı eserinde, çağından hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. 1780’de Tillo’da vefat edern İbrahim Hakkı, vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü (Koçin, 1990).", "question": "İbrahim Hakkı'nın ünlü eseri Merifname kaç sayfadır=", "answers": {"answer_start": 636, "text": "600"}}, {"id": "1663", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "1760"}}, {"id": "1664", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim Efendi Yanyalı Es'ad Efendiden hangi eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 456, "text": "hikmet ve Farsça"}}, {"id": "1665", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim,Ahmed Mısri'den hangi eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 490, "text": "astronomi ve astroloji"}}, {"id": "1666", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim Efendi Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden hangi bilgiyi öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 1035, "text": "tasavvuf"}}, {"id": "1667", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim Efendi'nin özellikle hangi hastalık hakkında araştırmaları vardır?", "answers": {"answer_start": 1281, "text": "verem"}}, {"id": "1668", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kimya hakkında yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1464, "text": "Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi"}}, {"id": "1669", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim eseri kaç sayfadan oluşur?", "answers": {"answer_start": 1941, "text": "2083"}}, {"id": "1670", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim eserini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2177, "text": "1748"}}, {"id": "1671", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim Efendi'nin astronomi ile ilgili yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2872, "text": "Risale-i Rü'yet-i Hilal"}}, {"id": "1672", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Kambur Vesim Efendi'nin şiirlerini topladığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2933, "text": "Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk"}}, {"id": "1673", "context": "Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan'ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır (Karal, 1995)", "question": "Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib eserini kimden tercüme etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2979, "text": "Macar Georgios"}}, {"id": "1674", "context": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler çoğunlukla kendi eseri olan Seyahatname’den elde edilmiştir ve bu eserde de adı Evliya Çelebi olarak geçtiği için, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemektedir. Bir görüşe göre babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendiye çok saygı duyduğu için oğlunun ismini Evliya koymuştur; diğer bir görüşe göre ise Evliya kendisi hocasına saygısından bu ismi almıştır. Seyahatname’de geçen ve kendi ağzından ifadelere dayanan bilgilere göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde, İstanbul, Unkapanı’nda doğmuştur. Zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamenin üslubundan anlaşılan Evliya Çelebi, serüvenci ruhunu da seyahatlerle beslemiştir. Senelerce at üzerinde seyâhat etmiş olması, cirit oynadığını ve iyi silâh kullandığını belirtmesi, Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.Çelebi, gittiği ülkelerde yaşayan halkların gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesi ile eserine almıştır. Evliya, eserinde Türk halk yaşam tarzında önemli yer tutan hamamlardan da özellikle bahsetmiş ve o dönem İstanbul’da bulunan hamamları birer birer saymıştır.Eğitimini dilbilim üzerine odaklamamış olmasına rağmen Evliya, hem dili kullanmadaki yetkinliği hem de Türkçe ve yaklaşık değişik 30 dil ile ilgili aktardığı bilgilere bakınca amatör bir dilbilimci olarak da değerlendirilmektedir. Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verir. Bugün Seyahatname bu yönü ile birçok dil çalışmasına kaynaklık etmiştir. Çelebi, gezdiği yerlerle ilgili bilgiler verirken kullandığı sözcükleri de o yörenin sözcüklerinden seçmesi ile dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuş ve söz varlığı, ses ve biçimbilgisi çalışmalarına katkı sağlayan bir eser ortaya koymuştur. Seyahatname yalnız Türkçe için değil, içerdiği topluluk ve kültürlerin dilleri için de önemli veriler saklamaktadır. Türk dili dışında Abhaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap dili, Türkmen dili, Dobruca Tatarlarının dili, Nogay dili, Rus dili, Sırp dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Arnavut dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili, Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmık dili, İtalyan dili vb. ile ilgili bilgiler yer almaktadır.Babasının zanaatkâr olmasının Evliya’nın el sanatlarına ve zanaatkârlara ilgi duymasını güçlendirdiği ve estetik yönünü geliştirdiği görüşü hâkimdir. Seyahatname’de değinilen tarihî eserlerin tasvirindeki güçlü betimlemeler ve kullandığı terminoloji uzmanlara göre onun nitelikli bir mimarî bilgiye sahip olduğunu göstermektedir.Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bir kısım araştırmacı onun 71 yaşlarında, 1682 yıllarına doğru İstanbul’da öldüğünü; bir kısım araştırmacı ise 1682’de Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğünü belirtmektedir (Şavk, 2011).", "question": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler hangi eserden elde edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Seyahatname"}}, {"id": "1675", "context": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler çoğunlukla kendi eseri olan Seyahatname’den elde edilmiştir ve bu eserde de adı Evliya Çelebi olarak geçtiği için, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemektedir. Bir görüşe göre babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendiye çok saygı duyduğu için oğlunun ismini Evliya koymuştur; diğer bir görüşe göre ise Evliya kendisi hocasına saygısından bu ismi almıştır. Seyahatname’de geçen ve kendi ağzından ifadelere dayanan bilgilere göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde, İstanbul, Unkapanı’nda doğmuştur. Zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamenin üslubundan anlaşılan Evliya Çelebi, serüvenci ruhunu da seyahatlerle beslemiştir. Senelerce at üzerinde seyâhat etmiş olması, cirit oynadığını ve iyi silâh kullandığını belirtmesi, Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.Çelebi, gittiği ülkelerde yaşayan halkların gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesi ile eserine almıştır. Evliya, eserinde Türk halk yaşam tarzında önemli yer tutan hamamlardan da özellikle bahsetmiş ve o dönem İstanbul’da bulunan hamamları birer birer saymıştır.Eğitimini dilbilim üzerine odaklamamış olmasına rağmen Evliya, hem dili kullanmadaki yetkinliği hem de Türkçe ve yaklaşık değişik 30 dil ile ilgili aktardığı bilgilere bakınca amatör bir dilbilimci olarak da değerlendirilmektedir. Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verir. Bugün Seyahatname bu yönü ile birçok dil çalışmasına kaynaklık etmiştir. Çelebi, gezdiği yerlerle ilgili bilgiler verirken kullandığı sözcükleri de o yörenin sözcüklerinden seçmesi ile dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuş ve söz varlığı, ses ve biçimbilgisi çalışmalarına katkı sağlayan bir eser ortaya koymuştur. Seyahatname yalnız Türkçe için değil, içerdiği topluluk ve kültürlerin dilleri için de önemli veriler saklamaktadır. Türk dili dışında Abhaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap dili, Türkmen dili, Dobruca Tatarlarının dili, Nogay dili, Rus dili, Sırp dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Arnavut dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili, Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmık dili, İtalyan dili vb. ile ilgili bilgiler yer almaktadır.Babasının zanaatkâr olmasının Evliya’nın el sanatlarına ve zanaatkârlara ilgi duymasını güçlendirdiği ve estetik yönünü geliştirdiği görüşü hâkimdir. Seyahatname’de değinilen tarihî eserlerin tasvirindeki güçlü betimlemeler ve kullandığı terminoloji uzmanlara göre onun nitelikli bir mimarî bilgiye sahip olduğunu göstermektedir.Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bir kısım araştırmacı onun 71 yaşlarında, 1682 yıllarına doğru İstanbul’da öldüğünü; bir kısım araştırmacı ise 1682’de Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğünü belirtmektedir (Şavk, 2011).", "question": "Evliya Çelebi kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "1611"}}, {"id": "1676", "context": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler çoğunlukla kendi eseri olan Seyahatname’den elde edilmiştir ve bu eserde de adı Evliya Çelebi olarak geçtiği için, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemektedir. Bir görüşe göre babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendiye çok saygı duyduğu için oğlunun ismini Evliya koymuştur; diğer bir görüşe göre ise Evliya kendisi hocasına saygısından bu ismi almıştır. Seyahatname’de geçen ve kendi ağzından ifadelere dayanan bilgilere göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde, İstanbul, Unkapanı’nda doğmuştur. Zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamenin üslubundan anlaşılan Evliya Çelebi, serüvenci ruhunu da seyahatlerle beslemiştir. Senelerce at üzerinde seyâhat etmiş olması, cirit oynadığını ve iyi silâh kullandığını belirtmesi, Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.Çelebi, gittiği ülkelerde yaşayan halkların gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesi ile eserine almıştır. Evliya, eserinde Türk halk yaşam tarzında önemli yer tutan hamamlardan da özellikle bahsetmiş ve o dönem İstanbul’da bulunan hamamları birer birer saymıştır.Eğitimini dilbilim üzerine odaklamamış olmasına rağmen Evliya, hem dili kullanmadaki yetkinliği hem de Türkçe ve yaklaşık değişik 30 dil ile ilgili aktardığı bilgilere bakınca amatör bir dilbilimci olarak da değerlendirilmektedir. Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verir. Bugün Seyahatname bu yönü ile birçok dil çalışmasına kaynaklık etmiştir. Çelebi, gezdiği yerlerle ilgili bilgiler verirken kullandığı sözcükleri de o yörenin sözcüklerinden seçmesi ile dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuş ve söz varlığı, ses ve biçimbilgisi çalışmalarına katkı sağlayan bir eser ortaya koymuştur. Seyahatname yalnız Türkçe için değil, içerdiği topluluk ve kültürlerin dilleri için de önemli veriler saklamaktadır. Türk dili dışında Abhaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap dili, Türkmen dili, Dobruca Tatarlarının dili, Nogay dili, Rus dili, Sırp dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Arnavut dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili, Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmık dili, İtalyan dili vb. ile ilgili bilgiler yer almaktadır.Babasının zanaatkâr olmasının Evliya’nın el sanatlarına ve zanaatkârlara ilgi duymasını güçlendirdiği ve estetik yönünü geliştirdiği görüşü hâkimdir. Seyahatname’de değinilen tarihî eserlerin tasvirindeki güçlü betimlemeler ve kullandığı terminoloji uzmanlara göre onun nitelikli bir mimarî bilgiye sahip olduğunu göstermektedir.Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bir kısım araştırmacı onun 71 yaşlarında, 1682 yıllarına doğru İstanbul’da öldüğünü; bir kısım araştırmacı ise 1682’de Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğünü belirtmektedir (Şavk, 2011).", "question": "Evliya Çelebi nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "Unkapanı"}}, {"id": "1677", "context": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler çoğunlukla kendi eseri olan Seyahatname’den elde edilmiştir ve bu eserde de adı Evliya Çelebi olarak geçtiği için, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemektedir. Bir görüşe göre babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendiye çok saygı duyduğu için oğlunun ismini Evliya koymuştur; diğer bir görüşe göre ise Evliya kendisi hocasına saygısından bu ismi almıştır. Seyahatname’de geçen ve kendi ağzından ifadelere dayanan bilgilere göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde, İstanbul, Unkapanı’nda doğmuştur. Zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamenin üslubundan anlaşılan Evliya Çelebi, serüvenci ruhunu da seyahatlerle beslemiştir. Senelerce at üzerinde seyâhat etmiş olması, cirit oynadığını ve iyi silâh kullandığını belirtmesi, Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.Çelebi, gittiği ülkelerde yaşayan halkların gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesi ile eserine almıştır. Evliya, eserinde Türk halk yaşam tarzında önemli yer tutan hamamlardan da özellikle bahsetmiş ve o dönem İstanbul’da bulunan hamamları birer birer saymıştır.Eğitimini dilbilim üzerine odaklamamış olmasına rağmen Evliya, hem dili kullanmadaki yetkinliği hem de Türkçe ve yaklaşık değişik 30 dil ile ilgili aktardığı bilgilere bakınca amatör bir dilbilimci olarak da değerlendirilmektedir. Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verir. Bugün Seyahatname bu yönü ile birçok dil çalışmasına kaynaklık etmiştir. Çelebi, gezdiği yerlerle ilgili bilgiler verirken kullandığı sözcükleri de o yörenin sözcüklerinden seçmesi ile dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuş ve söz varlığı, ses ve biçimbilgisi çalışmalarına katkı sağlayan bir eser ortaya koymuştur. Seyahatname yalnız Türkçe için değil, içerdiği topluluk ve kültürlerin dilleri için de önemli veriler saklamaktadır. Türk dili dışında Abhaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap dili, Türkmen dili, Dobruca Tatarlarının dili, Nogay dili, Rus dili, Sırp dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Arnavut dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili, Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmık dili, İtalyan dili vb. ile ilgili bilgiler yer almaktadır.Babasının zanaatkâr olmasının Evliya’nın el sanatlarına ve zanaatkârlara ilgi duymasını güçlendirdiği ve estetik yönünü geliştirdiği görüşü hâkimdir. Seyahatname’de değinilen tarihî eserlerin tasvirindeki güçlü betimlemeler ve kullandığı terminoloji uzmanlara göre onun nitelikli bir mimarî bilgiye sahip olduğunu göstermektedir.Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bir kısım araştırmacı onun 71 yaşlarında, 1682 yıllarına doğru İstanbul’da öldüğünü; bir kısım araştırmacı ise 1682’de Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğünü belirtmektedir (Şavk, 2011).", "question": "Evliya Çelebi oğlunun adını ne koymuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Evliya"}}, {"id": "1678", "context": "Evliya Çelebi ile ilgili bilgiler çoğunlukla kendi eseri olan Seyahatname’den elde edilmiştir ve bu eserde de adı Evliya Çelebi olarak geçtiği için, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemektedir. Bir görüşe göre babası, devrin büyük imamlarından Evliya Mehmed Efendiye çok saygı duyduğu için oğlunun ismini Evliya koymuştur; diğer bir görüşe göre ise Evliya kendisi hocasına saygısından bu ismi almıştır. Seyahatname’de geçen ve kendi ağzından ifadelere dayanan bilgilere göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde, İstanbul, Unkapanı’nda doğmuştur. Zengin bir hayal gücüne sahip olduğu, Seyahatnamenin üslubundan anlaşılan Evliya Çelebi, serüvenci ruhunu da seyahatlerle beslemiştir. Senelerce at üzerinde seyâhat etmiş olması, cirit oynadığını ve iyi silâh kullandığını belirtmesi, Evliya Çelebi’nin çevik ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.Çelebi, gittiği ülkelerde yaşayan halkların gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesi ile eserine almıştır. Evliya, eserinde Türk halk yaşam tarzında önemli yer tutan hamamlardan da özellikle bahsetmiş ve o dönem İstanbul’da bulunan hamamları birer birer saymıştır.Eğitimini dilbilim üzerine odaklamamış olmasına rağmen Evliya, hem dili kullanmadaki yetkinliği hem de Türkçe ve yaklaşık değişik 30 dil ile ilgili aktardığı bilgilere bakınca amatör bir dilbilimci olarak da değerlendirilmektedir. Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verir. Bugün Seyahatname bu yönü ile birçok dil çalışmasına kaynaklık etmiştir. Çelebi, gezdiği yerlerle ilgili bilgiler verirken kullandığı sözcükleri de o yörenin sözcüklerinden seçmesi ile dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuş ve söz varlığı, ses ve biçimbilgisi çalışmalarına katkı sağlayan bir eser ortaya koymuştur. Seyahatname yalnız Türkçe için değil, içerdiği topluluk ve kültürlerin dilleri için de önemli veriler saklamaktadır. Türk dili dışında Abhaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap dili, Türkmen dili, Dobruca Tatarlarının dili, Nogay dili, Rus dili, Sırp dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Arnavut dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili, Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmık dili, İtalyan dili vb. ile ilgili bilgiler yer almaktadır.Babasının zanaatkâr olmasının Evliya’nın el sanatlarına ve zanaatkârlara ilgi duymasını güçlendirdiği ve estetik yönünü geliştirdiği görüşü hâkimdir. Seyahatname’de değinilen tarihî eserlerin tasvirindeki güçlü betimlemeler ve kullandığı terminoloji uzmanlara göre onun nitelikli bir mimarî bilgiye sahip olduğunu göstermektedir.Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bir kısım araştırmacı onun 71 yaşlarında, 1682 yıllarına doğru İstanbul’da öldüğünü; bir kısım araştırmacı ise 1682’de Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğünü belirtmektedir (Şavk, 2011).", "question": "Evliya Çelebi'nin oğluna da ismini verdiği devrin büyük imamlarından olan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Evliya Mehmed Efendi"}}, {"id": "1679", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşemseddin'in gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Mehmet"}}, {"id": "1680", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşemseddin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Şam"}}, {"id": "1681", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşamseddin tıp alanında hangi ilki bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1401, "text": "mikrop"}}, {"id": "1682", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşemsettin'in hangi medresesede müderris olduğu belirtilmektedir?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "Osmancık"}}, {"id": "1683", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşemsettin 25 yaşlarındayken nereye intisab etmiştir?", "answers": {"answer_start": 660, "text": "Hacı Bayram-ı Veli"}}, {"id": "1684", "context": "Asıl adının Mehmet olduğu söylenen ve Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in h.792 / m.1389–1390 tarihinde Şam’da doğduğu kaydedilmektedir. Akşemseddin’in yaptığı riyazetin fazlalığından yüzü ve sakalı beyazladığı için kendisine “Akşemseddin” veya “Akşeyh” lakabının verildiğini söylenmektedir. Akşemseddin’in daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmeden önce Kuran-ı Kerimi ezberlediği bilinmektedir. Diğer ilimleri ise Anadolu'ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiştir. Sıkı bir riyazet ve mücahede ve tasavvuf yoluna olan muhabbet ve mücahedesi sebebiyle kısa zamada halifelik almıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mânevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselen Akşemseddin ilk olarak Ankara'nın şu anda bir ilçesi olan Beypazarı’na yerleşir ve orada bir mescit ve değirmen yaptırır. Daha sonra Beypazarı’ndan ayrılarak Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlek Köyü’ne yerleşir ve bir müddette burada yaşar. Hacı Bayram’ın vefatından sonra da Evlek köyünden de ayrılıp, Göynük kasabasına yerleşir.Akşemseddin hekimlik yönü de dikkate değerdir. Tıb ilmine dair bir risalesinin olduğu ve hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa mikrop meselesini ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüzyıllar önce, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesine temas eden ilk kişi olarak da bilinmektedir. Akşemseddin h.863/m.1459 tarihinde vefat etmişri. Kabri de Göynük’te kendi yaptırdığı mescidin yanı başındadır. Türbesi vefatından 5 yıl kadar sonra yapılmış ve sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmet Sadullah’a aittir. Oğullarından Mehmed Sadullah ve Nurullah’da bu türbede medfundur (Göktaş, 2014)", "question": "Akşemsettin Ankara'nın hangi ilçesine mescit ve değirmen yaptırmıştır?", "answers": {"answer_start": 968, "text": "Beypazarı"}}, {"id": "1685", "context": "Bursalı Kadızâde Rumi, soyca ilim sahibi bir aileden gelmiş olup, çağının bilim otoritelerinden Bursa kadısı Mehmet Çelebi’nin oğludur. Bursa ve çevresinde daha çok \"Kadızade\" olarak tanındı. Doğumu Bursa'da olup doğum tarihi muhtemelen 1364'dur. Ölümü ise Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medrese'sinde çalışmakta olduğu için Semerkantta 1436 ya da 1437 olduğu sanılmaktadır.İlk öğrenimini Molla Fenari gibi değerli bilimadamlarının eğitim verdiği medresede tamamladı. Daha sonra matematik ve astronomi bilgilerine yenilerini katmak için, Horosan ve Maveraünnehir bölgelerine gitti. Burada uzun yıllar bölgenin ve çağının ünlü bilgini Seyyid Şerif Cucani’den din derslerini aldı. Hocasının “Mevakif (duraklar)” adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyyid Şerif Curcani ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan’dan ayrılarak Bursa’da okuduğu yıllarda kendisinden dersaldığı hocası Molla Fenari’den şöhretini duyduğu Maveraünnehir Bölgesinin Semerkant şehrine geldi ve Semerkant Rasathanesi olarak bilinen gözlemevinde çalışmaya başladı. Yine bu şehirde kesin bilemediğimiz bir tarihte evlenip, Şemseddin Mehmet Adında bir oğlu oldu.Adına \"Anadolu\" anlamında “Rûmi” sözcüğünün eklendiği Semerkant’ta, çağının ünlü astronomi ve matematik bilginleri ile temasa geçip, kendini tamamıyla bilimsel çalışma ve araştırmalara verdi. Kısa bir sürede çevresinde en çok sevilen ve sayılan bir bilgin olarak tanındı.Uluğ Bey tarafından önemli bir astronomi kitabı olan “Zic-i İlhani” de gerekli düzeltmeleri yapmakla görevlendirilen Kadızâde Rûmi, birlikte çalıştığı Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra Semerkant şehrindeki Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medresesi (bugünkü anlamıyla üniversite) yöneticiliklerine getirildi ve ölümüne dek bu görevlerini sürdürdü (Anonim, 2015).", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "Mehmet Çelebi"}}, {"id": "1686", "context": "Bursalı Kadızâde Rumi, soyca ilim sahibi bir aileden gelmiş olup, çağının bilim otoritelerinden Bursa kadısı Mehmet Çelebi’nin oğludur. Bursa ve çevresinde daha çok \"Kadızade\" olarak tanındı. Doğumu Bursa'da olup doğum tarihi muhtemelen 1364'dur. Ölümü ise Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medrese'sinde çalışmakta olduğu için Semerkantta 1436 ya da 1437 olduğu sanılmaktadır.İlk öğrenimini Molla Fenari gibi değerli bilimadamlarının eğitim verdiği medresede tamamladı. Daha sonra matematik ve astronomi bilgilerine yenilerini katmak için, Horosan ve Maveraünnehir bölgelerine gitti. Burada uzun yıllar bölgenin ve çağının ünlü bilgini Seyyid Şerif Cucani’den din derslerini aldı. Hocasının “Mevakif (duraklar)” adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyyid Şerif Curcani ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan’dan ayrılarak Bursa’da okuduğu yıllarda kendisinden dersaldığı hocası Molla Fenari’den şöhretini duyduğu Maveraünnehir Bölgesinin Semerkant şehrine geldi ve Semerkant Rasathanesi olarak bilinen gözlemevinde çalışmaya başladı. Yine bu şehirde kesin bilemediğimiz bir tarihte evlenip, Şemseddin Mehmet Adında bir oğlu oldu.Adına \"Anadolu\" anlamında “Rûmi” sözcüğünün eklendiği Semerkant’ta, çağının ünlü astronomi ve matematik bilginleri ile temasa geçip, kendini tamamıyla bilimsel çalışma ve araştırmalara verdi. Kısa bir sürede çevresinde en çok sevilen ve sayılan bir bilgin olarak tanındı.Uluğ Bey tarafından önemli bir astronomi kitabı olan “Zic-i İlhani” de gerekli düzeltmeleri yapmakla görevlendirilen Kadızâde Rûmi, birlikte çalıştığı Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra Semerkant şehrindeki Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medresesi (bugünkü anlamıyla üniversite) yöneticiliklerine getirildi ve ölümüne dek bu görevlerini sürdürdü (Anonim, 2015).", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin hocası ile arası açılınca hangi şehire gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Semerkant"}}, {"id": "1687", "context": "Bursalı Kadızâde Rumi, soyca ilim sahibi bir aileden gelmiş olup, çağının bilim otoritelerinden Bursa kadısı Mehmet Çelebi’nin oğludur. Bursa ve çevresinde daha çok \"Kadızade\" olarak tanındı. Doğumu Bursa'da olup doğum tarihi muhtemelen 1364'dur. Ölümü ise Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medrese'sinde çalışmakta olduğu için Semerkantta 1436 ya da 1437 olduğu sanılmaktadır.İlk öğrenimini Molla Fenari gibi değerli bilimadamlarının eğitim verdiği medresede tamamladı. Daha sonra matematik ve astronomi bilgilerine yenilerini katmak için, Horosan ve Maveraünnehir bölgelerine gitti. Burada uzun yıllar bölgenin ve çağının ünlü bilgini Seyyid Şerif Cucani’den din derslerini aldı. Hocasının “Mevakif (duraklar)” adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyyid Şerif Curcani ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan’dan ayrılarak Bursa’da okuduğu yıllarda kendisinden dersaldığı hocası Molla Fenari’den şöhretini duyduğu Maveraünnehir Bölgesinin Semerkant şehrine geldi ve Semerkant Rasathanesi olarak bilinen gözlemevinde çalışmaya başladı. Yine bu şehirde kesin bilemediğimiz bir tarihte evlenip, Şemseddin Mehmet Adında bir oğlu oldu.Adına \"Anadolu\" anlamında “Rûmi” sözcüğünün eklendiği Semerkant’ta, çağının ünlü astronomi ve matematik bilginleri ile temasa geçip, kendini tamamıyla bilimsel çalışma ve araştırmalara verdi. Kısa bir sürede çevresinde en çok sevilen ve sayılan bir bilgin olarak tanındı.Uluğ Bey tarafından önemli bir astronomi kitabı olan “Zic-i İlhani” de gerekli düzeltmeleri yapmakla görevlendirilen Kadızâde Rûmi, birlikte çalıştığı Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra Semerkant şehrindeki Uluğ Bey Rasathanesi ve Uluğ Bey Medresesi (bugünkü anlamıyla üniversite) yöneticiliklerine getirildi ve ölümüne dek bu görevlerini sürdürdü (Anonim, 2015).", "question": "Bursalı Kadızade'nin düzeltmelerini yaptığı astronomi hakkında olan kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1510, "text": "Zic-i İlhani"}}, {"id": "1688", "context": "Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.Çeşitlilik: Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz.Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konularsayılamaz, sınıflandırılamaz.Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinleryasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır. Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır.Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.Ayıklanma: Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir.Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.Bilimsel Bilginin Özellikleri Bilim olgusaldır. Olgusal olmak demek bilimin gözlenebilir olgulara dayanması demektir. Bilimmantıksaldır. Araştırma sonuçlarının kendi içerisinde tutarlı olması gerekir. Bilim genelleyicidir.Bilim tek tek olgularla değil olgu türleriyle uğraşır. Bilim nesneldir (Objektif). Bilimsel bilgi, bireyinkişisel görüşünden bağımsızdır. Bilim eleştiricidir", "question": "Bilimin bilgi üretme sürecindeki niteliklerinden birisi olan ''bilim herkese açıktır'' olarak tanımlanan niteliğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "çeşitlilik"}}, {"id": "1689", "context": "Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.Çeşitlilik: Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz.Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konularsayılamaz, sınıflandırılamaz.Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinleryasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır. Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır.Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.Ayıklanma: Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir.Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.Bilimsel Bilginin Özellikleri Bilim olgusaldır. Olgusal olmak demek bilimin gözlenebilir olgulara dayanması demektir. Bilimmantıksaldır. Araştırma sonuçlarının kendi içerisinde tutarlı olması gerekir. Bilim genelleyicidir.Bilim tek tek olgularla değil olgu türleriyle uğraşır. Bilim nesneldir (Objektif). Bilimsel bilgi, bireyinkişisel görüşünden bağımsızdır. Bilim eleştiricidir", "question": "Bilgi üretme süreci olarak tanımlanan nitelik nedir?", "answers": {"answer_start": 596, "text": "Süreklilik"}}, {"id": "1690", "context": "Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500’lere kadar götürülebilir. Zaman zamansınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devletşeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir.Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerleyakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları On İkiHayvanlı Türk Takvimi’ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından ise, özellikle matematik konusundaetkilendikleri bilinmektedir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa vebarut gibi teknik buluşlar, Avrupa’ya Çin’den götürülmüştür.Çin’de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs veçarpım cetveli gibi bazı basit aletler de kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin’dedaha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri problemleri bile bu ikidisiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan bazı temel farklılıklar gösterir; takvim hesaplamalarında, diğeruygarlıkların Güneş veya Ay’ı esas almalarına karşın, Çin uygarlığında yıldızlar esas alınmıştır vediğer sistemlerde yıllık hesaplamalar kullanılırken, burada günlük hesaplamalar kullanılmıştır.Ayrıca Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzleminibenimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldızastronomisidir ve gözle görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu yıldızlar ve kutup yıldızı hakkındaayrıntılı bilgiler içermektedir. Teknik açıdan da devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeydebulunan Çin astronomisinde, Galilei’den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiğigörülmektedir (M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova vesüpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.Çin tıbbı, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu anlayışına dayanır. Çinlidüşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinimdaima bir başlangıca dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan, ikilem gösteren yin veyang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbınıntedavi şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de kullanılmaktadır.", "question": "Çin Uygarlığı nasıl nitelendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "kapalı bir uygarlık"}}, {"id": "1691", "context": "Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500’lere kadar götürülebilir. Zaman zamansınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devletşeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir.Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerleyakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları On İkiHayvanlı Türk Takvimi’ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından ise, özellikle matematik konusundaetkilendikleri bilinmektedir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa vebarut gibi teknik buluşlar, Avrupa’ya Çin’den götürülmüştür.Çin’de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs veçarpım cetveli gibi bazı basit aletler de kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin’dedaha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri problemleri bile bu ikidisiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan bazı temel farklılıklar gösterir; takvim hesaplamalarında, diğeruygarlıkların Güneş veya Ay’ı esas almalarına karşın, Çin uygarlığında yıldızlar esas alınmıştır vediğer sistemlerde yıllık hesaplamalar kullanılırken, burada günlük hesaplamalar kullanılmıştır.Ayrıca Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzleminibenimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldızastronomisidir ve gözle görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu yıldızlar ve kutup yıldızı hakkındaayrıntılı bilgiler içermektedir. Teknik açıdan da devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeydebulunan Çin astronomisinde, Galilei’den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiğigörülmektedir (M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova vesüpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.Çin tıbbı, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu anlayışına dayanır. Çinlidüşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinimdaima bir başlangıca dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan, ikilem gösteren yin veyang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbınıntedavi şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de kullanılmaktadır.", "question": "Çin'de kullanılan sayı sistemi kaç tabanlıdır?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "on"}}, {"id": "1692", "context": "Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500’lere kadar götürülebilir. Zaman zamansınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devletşeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir.Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerleyakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları On İkiHayvanlı Türk Takvimi’ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından ise, özellikle matematik konusundaetkilendikleri bilinmektedir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa vebarut gibi teknik buluşlar, Avrupa’ya Çin’den götürülmüştür.Çin’de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs veçarpım cetveli gibi bazı basit aletler de kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin’dedaha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri problemleri bile bu ikidisiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan bazı temel farklılıklar gösterir; takvim hesaplamalarında, diğeruygarlıkların Güneş veya Ay’ı esas almalarına karşın, Çin uygarlığında yıldızlar esas alınmıştır vediğer sistemlerde yıllık hesaplamalar kullanılırken, burada günlük hesaplamalar kullanılmıştır.Ayrıca Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzleminibenimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldızastronomisidir ve gözle görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu yıldızlar ve kutup yıldızı hakkındaayrıntılı bilgiler içermektedir. Teknik açıdan da devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeydebulunan Çin astronomisinde, Galilei’den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiğigörülmektedir (M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova vesüpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.Çin tıbbı, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu anlayışına dayanır. Çinlidüşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinimdaima bir başlangıca dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan, ikilem gösteren yin veyang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbınıntedavi şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de kullanılmaktadır.", "question": "Çinliler temel koordinat düzlemi olarak neyi benimsemektedir?", "answers": {"answer_start": 1459, "text": "ekvator"}}, {"id": "1693", "context": "Hindistan’daki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000’lere kadar geriye götürmek mümkündür;ancak bilim gibi düzenli bir bilgi topluluğunun oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500’leri beklemekgerekmiştir. Erken dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç tarihli olanSiddhantalardan edinmek olanaklıdır. Hindistan’da kullanılan sayı sistemi, on tabanlı (yani desimal)olup, erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin benimsendiği görülmektedir.Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler kullanmıştır. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme,aritmetiğin gelişim hızını büyük ölçüde etkilemiştir. Daha sonra Pythagorasçılara mal edilecek olanPythagoras Teoremi’nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik metinlerinderastlamak mümkündür. Cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişlerve trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kullanmışlardır. Daha sonra Hintlilerinaritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça’ya yapılan çevirileryoluyla İslâm Dünyası’na aktarılacak ve buradaki bilimsel uyanışta önemli bir rol oynayacaktır; onikinci yüzyıldan itibaren Arapça’dan Latince’ye yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan Dünyasıbu bilgilerle tanışacaktır. Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ayve Güneş’in hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketleri,Yer ve Güneş’in birbirlerine uzaklıkları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. beşinci ve on ikinciyüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları çalışmalarda ise, trigonometrik oranları da dikkatealmak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını vedolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserlerbırakmışlardır. Bunlardan Aryabhata adındaki bir astronom ilk defa Yer’in kendi etrafındakihareketinden söz etmiştir. Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içegelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi,toprak, su, hava, ateş ve eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren gelişen tıplailgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan Yoga Okulu, sağlıklı olabilmek içinbeden disiplinin yanı sıra, zihin disiplinini de şart koşarken, yine aynı dönemlerde ortaya atılan birbaşka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara dayandığını, dolayısıyla tedavinin de aynıesaslara dayanması gerektiği tezini savunmuştur. Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar, bilimingelişimi üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahların ve askerlerinyardımlarıyla gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde, doğrudan doğruya bilginler ve çevirmenleryoluyla gerçekleşmiştir.", "question": "Sıfırı ilk kullanan uygarlık kimdir?", "answers": {"answer_start": 499, "text": "Hintli matematikçiler"}}, {"id": "1694", "context": "Hindistan’daki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000’lere kadar geriye götürmek mümkündür;ancak bilim gibi düzenli bir bilgi topluluğunun oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500’leri beklemekgerekmiştir. Erken dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç tarihli olanSiddhantalardan edinmek olanaklıdır. Hindistan’da kullanılan sayı sistemi, on tabanlı (yani desimal)olup, erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin benimsendiği görülmektedir.Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler kullanmıştır. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme,aritmetiğin gelişim hızını büyük ölçüde etkilemiştir. Daha sonra Pythagorasçılara mal edilecek olanPythagoras Teoremi’nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik metinlerinderastlamak mümkündür. Cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişlerve trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kullanmışlardır. Daha sonra Hintlilerinaritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça’ya yapılan çevirileryoluyla İslâm Dünyası’na aktarılacak ve buradaki bilimsel uyanışta önemli bir rol oynayacaktır; onikinci yüzyıldan itibaren Arapça’dan Latince’ye yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan Dünyasıbu bilgilerle tanışacaktır. Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ayve Güneş’in hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketleri,Yer ve Güneş’in birbirlerine uzaklıkları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. beşinci ve on ikinciyüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları çalışmalarda ise, trigonometrik oranları da dikkatealmak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını vedolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserlerbırakmışlardır. Bunlardan Aryabhata adındaki bir astronom ilk defa Yer’in kendi etrafındakihareketinden söz etmiştir. Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içegelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi,toprak, su, hava, ateş ve eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren gelişen tıplailgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan Yoga Okulu, sağlıklı olabilmek içinbeden disiplinin yanı sıra, zihin disiplinini de şart koşarken, yine aynı dönemlerde ortaya atılan birbaşka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara dayandığını, dolayısıyla tedavinin de aynıesaslara dayanması gerektiği tezini savunmuştur. Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar, bilimingelişimi üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahların ve askerlerinyardımlarıyla gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde, doğrudan doğruya bilginler ve çevirmenleryoluyla gerçekleşmiştir.", "question": "Hindistan'daki bilimsel etkinliklerin başlangıç tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "M.Ö. 5000"}}, {"id": "1695", "context": "Hindistan’daki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000’lere kadar geriye götürmek mümkündür;ancak bilim gibi düzenli bir bilgi topluluğunun oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500’leri beklemekgerekmiştir. Erken dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç tarihli olanSiddhantalardan edinmek olanaklıdır. Hindistan’da kullanılan sayı sistemi, on tabanlı (yani desimal)olup, erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin benimsendiği görülmektedir.Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler kullanmıştır. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme,aritmetiğin gelişim hızını büyük ölçüde etkilemiştir. Daha sonra Pythagorasçılara mal edilecek olanPythagoras Teoremi’nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik metinlerinderastlamak mümkündür. Cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişlerve trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kullanmışlardır. Daha sonra Hintlilerinaritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça’ya yapılan çevirileryoluyla İslâm Dünyası’na aktarılacak ve buradaki bilimsel uyanışta önemli bir rol oynayacaktır; onikinci yüzyıldan itibaren Arapça’dan Latince’ye yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan Dünyasıbu bilgilerle tanışacaktır. Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ayve Güneş’in hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketleri,Yer ve Güneş’in birbirlerine uzaklıkları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. beşinci ve on ikinciyüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları çalışmalarda ise, trigonometrik oranları da dikkatealmak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını vedolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserlerbırakmışlardır. Bunlardan Aryabhata adındaki bir astronom ilk defa Yer’in kendi etrafındakihareketinden söz etmiştir. Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içegelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi,toprak, su, hava, ateş ve eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren gelişen tıplailgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan Yoga Okulu, sağlıklı olabilmek içinbeden disiplinin yanı sıra, zihin disiplinini de şart koşarken, yine aynı dönemlerde ortaya atılan birbaşka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara dayandığını, dolayısıyla tedavinin de aynıesaslara dayanması gerektiği tezini savunmuştur. Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar, bilimingelişimi üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahların ve askerlerinyardımlarıyla gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde, doğrudan doğruya bilginler ve çevirmenleryoluyla gerçekleşmiştir.", "question": "Hindistan'da bilim adına geç tarihli olan hangi kaynaktan bilgi edinmektedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "Siddhantalardan"}}, {"id": "1696", "context": "Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000’lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlartarafından bugün de sürdürülmekte olan kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere,çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpayetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş, bakır vekurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanan TürklerdirDemir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettiklerigörülmektedir. Orta Asya’da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icatetmişlerdir.Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe, altın veya demirden birkazık, yani Kutup Yıldızı çevresinde, muntazam bir hızla dönüyordu. Burçları taşıdığı düşünülenekliptik çarkı ise buna dik olarak yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü’ne de yansımıştı. KutupYıldızı’nın tam altında, Yeryüzü’nün yöneticisi olan hakanın oturduğu kent bulunuyor ve Ordug adıverilen bu kentin plânı da göksel düzeni yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasılgök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner.Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti (552-745) döneminden kalma Orhun Yazıtları’dır.Göktürkler On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir hayvanın adıverilmiştir. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek vedomuzdur. On iki yıl süren her devreden sonra aynı adları taşıyan ikinci bir devre başlar. Devreyiteşkil eden hayvanlar devrederken ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu. Bir gün on iki eşitkısma ayrılır ve her birine “çağ” denirdi. Yani bir çağ iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yineon iki hayvanın adı veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar başlangıcı ile başlardı. Dört mevsimvardı. Yıl, altmış günlük altı haftaya ayrılmıştı. Bu on iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncüyüzyılda da kullanılmıştır.", "question": "İlk defa alaşım olarak kullandıkları şey nedir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "bronz"}}, {"id": "1697", "context": "Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000’lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlartarafından bugün de sürdürülmekte olan kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere,çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpayetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş, bakır vekurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanan TürklerdirDemir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettiklerigörülmektedir. Orta Asya’da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icatetmişlerdir.Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe, altın veya demirden birkazık, yani Kutup Yıldızı çevresinde, muntazam bir hızla dönüyordu. Burçları taşıdığı düşünülenekliptik çarkı ise buna dik olarak yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü’ne de yansımıştı. KutupYıldızı’nın tam altında, Yeryüzü’nün yöneticisi olan hakanın oturduğu kent bulunuyor ve Ordug adıverilen bu kentin plânı da göksel düzeni yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasılgök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner.Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti (552-745) döneminden kalma Orhun Yazıtları’dır.Göktürkler On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir hayvanın adıverilmiştir. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek vedomuzdur. On iki yıl süren her devreden sonra aynı adları taşıyan ikinci bir devre başlar. Devreyiteşkil eden hayvanlar devrederken ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu. Bir gün on iki eşitkısma ayrılır ve her birine “çağ” denirdi. Yani bir çağ iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yineon iki hayvanın adı veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar başlangıcı ile başlardı. Dört mevsimvardı. Yıl, altmış günlük altı haftaya ayrılmıştı. Bu on iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncüyüzyılda da kullanılmıştır.", "question": "Türklere göre evren neyin etrafında dönüyordu?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "Kutup Yıldızı"}}, {"id": "1698", "context": "Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000’lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlartarafından bugün de sürdürülmekte olan kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere,çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpayetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş, bakır vekurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanan TürklerdirDemir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettiklerigörülmektedir. Orta Asya’da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icatetmişlerdir.Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe, altın veya demirden birkazık, yani Kutup Yıldızı çevresinde, muntazam bir hızla dönüyordu. Burçları taşıdığı düşünülenekliptik çarkı ise buna dik olarak yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü’ne de yansımıştı. KutupYıldızı’nın tam altında, Yeryüzü’nün yöneticisi olan hakanın oturduğu kent bulunuyor ve Ordug adıverilen bu kentin plânı da göksel düzeni yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasılgök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner.Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti (552-745) döneminden kalma Orhun Yazıtları’dır.Göktürkler On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir hayvanın adıverilmiştir. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek vedomuzdur. On iki yıl süren her devreden sonra aynı adları taşıyan ikinci bir devre başlar. Devreyiteşkil eden hayvanlar devrederken ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu. Bir gün on iki eşitkısma ayrılır ve her birine “çağ” denirdi. Yani bir çağ iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yineon iki hayvanın adı veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar başlangıcı ile başlardı. Dört mevsimvardı. Yıl, altmış günlük altı haftaya ayrılmıştı. Bu on iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncüyüzyılda da kullanılmıştır.", "question": "Yeryüzü'nün yönetici olan hakanın oturduğu kentin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "Ordug"}}, {"id": "1699", "context": "Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000’lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlartarafından bugün de sürdürülmekte olan kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere,çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpayetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş, bakır vekurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanan TürklerdirDemir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettiklerigörülmektedir. Orta Asya’da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icatetmişlerdir.Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe, altın veya demirden birkazık, yani Kutup Yıldızı çevresinde, muntazam bir hızla dönüyordu. Burçları taşıdığı düşünülenekliptik çarkı ise buna dik olarak yerleştirilmişti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü’ne de yansımıştı. KutupYıldızı’nın tam altında, Yeryüzü’nün yöneticisi olan hakanın oturduğu kent bulunuyor ve Ordug adıverilen bu kentin plânı da göksel düzeni yansıtıyordu. Merkezde kesişen iki ana yol vardır. Nasılgök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner.Bilinen ilk Türk yazılı anıtı Göktürk devleti (552-745) döneminden kalma Orhun Yazıtları’dır.Göktürkler On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır. Takvimde her yıla bir hayvanın adıverilmiştir. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek vedomuzdur. On iki yıl süren her devreden sonra aynı adları taşıyan ikinci bir devre başlar. Devreyiteşkil eden hayvanlar devrederken ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu. Bir gün on iki eşitkısma ayrılır ve her birine “çağ” denirdi. Yani bir çağ iki saate karşılık geliyordu. Bu çağlara da yineon iki hayvanın adı veriliyordu. Gün gece yarısı, yıl da ilkbahar başlangıcı ile başlardı. Dört mevsimvardı. Yıl, altmış günlük altı haftaya ayrılmıştı. Bu on iki hayvanlı takvim daha sonra, on üçüncüyüzyılda da kullanılmıştır.", "question": "Bir gün kaç eşit parçaya ayrılırdı?", "answers": {"answer_start": 1764, "text": "on iki"}}, {"id": "1700", "context": "Nil nehri civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından itibaren matematik, astronomi vetıp konularındaki etkinliklerle parlamıştır. Mısırlılar matematiklerinde, kullandıkları on tabanlıhiyeroglif rakamlarıyla, sayıları sembollerle ifade etme safhasına ulaşmışlardır. Bu rakamlarlaçeşitli matematik işlemlerini yapabilmişler ve cebir işlemlerine çok benzeyen ve diğer uygarlıklardada görülen “aha hesabı” adlı bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir. Bu hesaplamada “yanlışyoluyla çözüm” tekniği kullanılmıştır. Geometrilerinde ise alan ve hacim hesapları yapıyorlardı.Mimari alanında Mısırlılardan kalan eserler arasında en önemli yeri piramitler tutar; onlar birermimari harikasıdır. Mısırlılar gökyüzü olaylarını dinî açıdan yorumlamışlardı. Gök cisimlerini tanrıolarak kabul etmişler ve gökyüzündeki olayların da tanrıların faaliyetleri olduğuna inanmışlardı; yaniastronomileri dinî öğelerle iç içe idi. Takvimleri Güneş takvimi idi ve yıl uzunluğu 365 gün olarakkabul ediliyordu. Günümüzde kullanılan takvimin temelinde Mısır takvimi yer alır. Günün 24 saatebölünme geleneğini de Mısırlılara borçluyuz.", "question": "Matematik,astronomi ve tıp konularındaki etkinlikleri hangi yıllardan itibaren ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "2700"}}, {"id": "1701", "context": "Nil nehri civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından itibaren matematik, astronomi vetıp konularındaki etkinliklerle parlamıştır. Mısırlılar matematiklerinde, kullandıkları on tabanlıhiyeroglif rakamlarıyla, sayıları sembollerle ifade etme safhasına ulaşmışlardır. Bu rakamlarlaçeşitli matematik işlemlerini yapabilmişler ve cebir işlemlerine çok benzeyen ve diğer uygarlıklardada görülen “aha hesabı” adlı bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir. Bu hesaplamada “yanlışyoluyla çözüm” tekniği kullanılmıştır. Geometrilerinde ise alan ve hacim hesapları yapıyorlardı.Mimari alanında Mısırlılardan kalan eserler arasında en önemli yeri piramitler tutar; onlar birermimari harikasıdır. Mısırlılar gökyüzü olaylarını dinî açıdan yorumlamışlardı. Gök cisimlerini tanrıolarak kabul etmişler ve gökyüzündeki olayların da tanrıların faaliyetleri olduğuna inanmışlardı; yaniastronomileri dinî öğelerle iç içe idi. Takvimleri Güneş takvimi idi ve yıl uzunluğu 365 gün olarakkabul ediliyordu. Günümüzde kullanılan takvimin temelinde Mısır takvimi yer alır. Günün 24 saatebölünme geleneğini de Mısırlılara borçluyuz.", "question": "Mısırlılar hangi takvimi kullanmışlardır?", "answers": {"answer_start": 929, "text": "Güneş takvimi"}}, {"id": "1702", "context": "Dicle ve Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi gören bir kavşak bölge olarakbüyük bir uygarlığın gelişmesine çok elverişli bir yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığınınbaşlangıcı M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler, Akadlılar ve Babillilerortaya koymuştur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulamakanallarını organize etme, değiş-tokuş gibi günlük yaşamın gereklerine uygulanan astronomi vematematik bilgileri ile karşılaşılır.Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinîinançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye geçmeyi başarabilmişlerdir.Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs,Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takımyıldızını tanıyorlardı. Söz konusu beşgezegenin tutulma düzlemi yakınında dolaştığını saptamışlardı. Ay yılına dayanan takvimleri dahasonraki dinî takvimlere ve İslâm Dünyası’ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate,saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş gezegene bağlı olarakbir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş ve bu 7 günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa’ya geçmişve oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek düzeydeastronomi bilgisine sahiptiler.Mezopotamyalılar cebirin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebirkonusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halindesınıflamışlar ve her grup için ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik idi. Yani,geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele alınmaktaydı. Thales Teoremi’ni diküçgenler için bulmuş, ve kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi’ni de biliyor ve kullanıyorlardı. Daireyi360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.", "question": "Mezopoyamyalılar neyin kurucusudur?", "answers": {"answer_start": 1402, "text": "cebir"}}, {"id": "1703", "context": "Dicle ve Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi gören bir kavşak bölge olarakbüyük bir uygarlığın gelişmesine çok elverişli bir yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığınınbaşlangıcı M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler, Akadlılar ve Babillilerortaya koymuştur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulamakanallarını organize etme, değiş-tokuş gibi günlük yaşamın gereklerine uygulanan astronomi vematematik bilgileri ile karşılaşılır.Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinîinançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye geçmeyi başarabilmişlerdir.Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs,Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takımyıldızını tanıyorlardı. Söz konusu beşgezegenin tutulma düzlemi yakınında dolaştığını saptamışlardı. Ay yılına dayanan takvimleri dahasonraki dinî takvimlere ve İslâm Dünyası’ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate,saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş gezegene bağlı olarakbir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş ve bu 7 günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa’ya geçmişve oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek düzeydeastronomi bilgisine sahiptiler.Mezopotamyalılar cebirin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebirkonusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halindesınıflamışlar ve her grup için ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik idi. Yani,geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele alınmaktaydı. Thales Teoremi’ni diküçgenler için bulmuş, ve kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi’ni de biliyor ve kullanıyorlardı. Daireyi360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.", "question": "Geometri için buldukları teoremin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1752, "text": "Thales Teoremi"}}, {"id": "1704", "context": "Dicle ve Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi gören bir kavşak bölge olarakbüyük bir uygarlığın gelişmesine çok elverişli bir yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığınınbaşlangıcı M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler, Akadlılar ve Babillilerortaya koymuştur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulamakanallarını organize etme, değiş-tokuş gibi günlük yaşamın gereklerine uygulanan astronomi vematematik bilgileri ile karşılaşılır.Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinîinançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye geçmeyi başarabilmişlerdir.Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs,Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takımyıldızını tanıyorlardı. Söz konusu beşgezegenin tutulma düzlemi yakınında dolaştığını saptamışlardı. Ay yılına dayanan takvimleri dahasonraki dinî takvimlere ve İslâm Dünyası’ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate,saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş gezegene bağlı olarakbir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş ve bu 7 günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa’ya geçmişve oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek düzeydeastronomi bilgisine sahiptiler.Mezopotamyalılar cebirin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebirkonusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halindesınıflamışlar ve her grup için ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik idi. Yani,geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele alınmaktaydı. Thales Teoremi’ni diküçgenler için bulmuş, ve kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi’ni de biliyor ve kullanıyorlardı. Daireyi360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.", "question": "Daireyi derece olarak kaça bölmüşlerdir?", "answers": {"answer_start": 1875, "text": "360"}}, {"id": "1707", "context": "Aristoteles döneminde politik yapı değişmiş ve Yunan Dünyası yavaş yavaş Makedonyalılarınhakimiyetine girmeye başlamıştır. Makedonya Krallığı’nın güçlenmeye başladığı bu dönemdeyaşayan Aristoteles, Ege Denizi’nin kuzeyinde bulunan Stageria’da doğmuştur (M.Ö. 384-322).", "question": "Aristoteles nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "Stageria’da"}}, {"id": "1708", "context": "M.Ö. 8. yüzyılda İzmir yöresinde veya Sakız adasında yaşadığı sanılan Homeros, Yunan duygu vedüşüncesinin ilk ürünleri olan İlyada ve Odysseia adlı destanların derleyicisidir. Troya savaşınailişkin söylenceleri toplayan İlyada’da eski Yunanlıların gelenek ve görenekleri, dinî ve felsefîinançları ve Çanakkale yöresinin tarihî coğrafyası hakkında önemli bilgiler vardır. Konusu, kuruluşuve anlatım yöntemleri bakımından İlyada’dan farklı olan Odysseia’da ise Troya’nın yıkılışındansonra, yurdu İthake’ye dönmek üzere yola çıkan Akha önderlerinden Odysseus’un on yıl sürenyolculuğu sırasında başından geçen olaylar anlatılır. Bu destanda da aynı türden bilgilere rastlamakmümkündür.MÖ. 4. yüzyılda Atina’da yazıya aktarılan Homeros destanlarındaki dinî anlayış Atinalılar tarafındanaynen benimsenmiş ve İlyada ve Odysseia Yunan eğitiminin temeline yerleştirilmiştir. BunlarınYunan toplumundaki işlevi, M.Ö. 4. yüzyılda Platon’un Devlet’inde eleştirilinceye değin hiçsorgulanmamıştır.", "question": "Homeros'un derleyicisi olduğu destanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "İlyada ve Odysseia"}}, {"id": "1709", "context": "Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina’da doğmuş ve iyi bir eğitim görmüştür.20 yaşında Sokrates’le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399)sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, diğer öğrencilerle birlikte Megara’ya gitmişama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır’a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilyave Güney İtalya’ya geçmiştir. Bir ara korsanların eline düşmüş, fidye vererek kurtulduktan sonra,kırk yaşlarında Atina’ya dönmüştür. Atina’da Akademi’yi kurarak dersler vermeye başlayan Platon,M.Ö. 347 yılında 81 yaşındayken ölmüştür.", "question": "Platon nerde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Atina"}}, {"id": "1710", "context": "Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina’da doğmuş ve iyi bir eğitim görmüştür.20 yaşında Sokrates’le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399)sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, diğer öğrencilerle birlikte Megara’ya gitmişama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır’a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilyave Güney İtalya’ya geçmiştir. Bir ara korsanların eline düşmüş, fidye vererek kurtulduktan sonra,kırk yaşlarında Atina’ya dönmüştür. Atina’da Akademi’yi kurarak dersler vermeye başlayan Platon,M.Ö. 347 yılında 81 yaşındayken ölmüştür.", "question": "Platon 20'li yaşlarında hangi düşünür ile karşılaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "Sokrates"}}, {"id": "1711", "context": "Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina’da doğmuş ve iyi bir eğitim görmüştür.20 yaşında Sokrates’le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399)sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, diğer öğrencilerle birlikte Megara’ya gitmişama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır’a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilyave Güney İtalya’ya geçmiştir. Bir ara korsanların eline düşmüş, fidye vererek kurtulduktan sonra,kırk yaşlarında Atina’ya dönmüştür. Atina’da Akademi’yi kurarak dersler vermeye başlayan Platon,M.Ö. 347 yılında 81 yaşındayken ölmüştür.", "question": "Platon kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "81"}}, {"id": "1712", "context": "ThalesThales M.Ö. 624 yılında doğmuş ve M.Ö. 548 yılında ölmüştür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedibilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi. İlk Yunan matematikçisi Thales’tir. Thales’le birliktegeometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.", "question": "Thales kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "624"}}, {"id": "1713", "context": "ThalesThales M.Ö. 624 yılında doğmuş ve M.Ö. 548 yılında ölmüştür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedibilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi. İlk Yunan matematikçisi Thales’tir. Thales’le birliktegeometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.", "question": "Thales kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "548"}}, {"id": "1714", "context": "ThalesThales M.Ö. 624 yılında doğmuş ve M.Ö. 548 yılında ölmüştür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedibilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi. İlk Yunan matematikçisi Thales’tir. Thales’le birliktegeometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.", "question": "Thales'in görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "tacir"}}, {"id": "1715", "context": "ThalesThales M.Ö. 624 yılında doğmuş ve M.Ö. 548 yılında ölmüştür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedibilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi. İlk Yunan matematikçisi Thales’tir. Thales’le birliktegeometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.", "question": "Thales ile birlikte geometri nasıl bir bilim dalı haline gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "dedüktif"}}, {"id": "1716", "context": "Hellen birliğini sağlayan Makedonyalı Philip’in öldürülmesinden sonra yerine geçen oğlu Büyükİskender, MÖ.334-323 yılları arasında bilinen Dünya’nın büyük bir kısmını fethederek Avrupa’danHindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuştu. Büyük İskender’in askerî seferleri,siyasî yönden olduğu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar doğurmuştur; çünkü bu seferlersonucunda, Yunan uygarlığı, Uzak Doğu’ya kadar yayılmış ve bu bölgedeki Mısır, Mezopotamya,İran ve Hint uygarlıklarıyla karışarak ve kaynaşarak, yeni bir uygarlığı, yani Hellenistik uygarlığıoluşturmuştur.", "question": "Makedonyalı Philip'in öldürülmesinden sonra yerine geçen oğlunun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "Büyük İskender"}}, {"id": "1717", "context": "Hellen birliğini sağlayan Makedonyalı Philip’in öldürülmesinden sonra yerine geçen oğlu Büyükİskender, MÖ.334-323 yılları arasında bilinen Dünya’nın büyük bir kısmını fethederek Avrupa’danHindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuştu. Büyük İskender’in askerî seferleri,siyasî yönden olduğu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar doğurmuştur; çünkü bu seferlersonucunda, Yunan uygarlığı, Uzak Doğu’ya kadar yayılmış ve bu bölgedeki Mısır, Mezopotamya,İran ve Hint uygarlıklarıyla karışarak ve kaynaşarak, yeni bir uygarlığı, yani Hellenistik uygarlığıoluşturmuştur.", "question": "Hellen birliğini sağlayan kişinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Philip"}}, {"id": "1718", "context": "Büyük İskender, 323 yılının Haziran ayında Babil’de ölünce, kurmuş olduğu Dünya İmparatorluğugeneralleri arasında paylaşılmıştır. Mısır valisi Makedonyalı Ptolemaios burada krallığını ilan etmişve M.Ö. 30 yılına kadar Mısır’a hakim olacak Ptolemaios sülalesini yönetime getirmiştir. Hellenistikdönem uygarlığını yaratanlar Ptolemaios ailesi olacaktır. Ptolemaios krallığı yöre halkının din vekültürüne saygı göstermiş, onlarla sıkı ilişkiler kurmuştu. Hellen kültürü ile Doğu kültürleri arasındakietkileşim daha çok dinî ve edebî konularda gerçekleşmiş, bilimsel konular ise genellikleYunanlıların hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde matematik, astronomi, fizik, biyoloji vecoğrafya gibi alanların bağımsız bir disiplin olarak temelleri atılmıştır.", "question": "Büyük İskender kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "323"}}, {"id": "1719", "context": "Büyük İskender, 323 yılının Haziran ayında Babil’de ölünce, kurmuş olduğu Dünya İmparatorluğugeneralleri arasında paylaşılmıştır. Mısır valisi Makedonyalı Ptolemaios burada krallığını ilan etmişve M.Ö. 30 yılına kadar Mısır’a hakim olacak Ptolemaios sülalesini yönetime getirmiştir. Hellenistikdönem uygarlığını yaratanlar Ptolemaios ailesi olacaktır. Ptolemaios krallığı yöre halkının din vekültürüne saygı göstermiş, onlarla sıkı ilişkiler kurmuştu. Hellen kültürü ile Doğu kültürleri arasındakietkileşim daha çok dinî ve edebî konularda gerçekleşmiş, bilimsel konular ise genellikleYunanlıların hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde matematik, astronomi, fizik, biyoloji vecoğrafya gibi alanların bağımsız bir disiplin olarak temelleri atılmıştır.", "question": "Büyük İskender nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Babil"}}, {"id": "1720", "context": "Büyük İskender, 323 yılının Haziran ayında Babil’de ölünce, kurmuş olduğu Dünya İmparatorluğugeneralleri arasında paylaşılmıştır. Mısır valisi Makedonyalı Ptolemaios burada krallığını ilan etmişve M.Ö. 30 yılına kadar Mısır’a hakim olacak Ptolemaios sülalesini yönetime getirmiştir. Hellenistikdönem uygarlığını yaratanlar Ptolemaios ailesi olacaktır. Ptolemaios krallığı yöre halkının din vekültürüne saygı göstermiş, onlarla sıkı ilişkiler kurmuştu. Hellen kültürü ile Doğu kültürleri arasındakietkileşim daha çok dinî ve edebî konularda gerçekleşmiş, bilimsel konular ise genellikleYunanlıların hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde matematik, astronomi, fizik, biyoloji vecoğrafya gibi alanların bağımsız bir disiplin olarak temelleri atılmıştır.", "question": "Büyük İskender'den sonra gelen Mısır valisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Ptolemaios"}}, {"id": "1721", "context": "Bu dönemde, üniversitelerin yanısıra, bilimin gelişimini büyük ölçüde etkilemiş olan iki manastırdüzeninin, yani tarikatın da ortaya çıktığı gözlenmektedir. 1209’da Fransisken Tarikatı (GriKardeşler), 1215’de ise Dominiken Tarikatı (Siyah Kardeşler) kurulmuştur. Başlangıçta her ikitarikat da dinsel amaçlara sahiptir; ancak giderek birincisi bilime, ikincisi ise felsefeye yönelmiştir.", "question": "Dominiken Tarikatı kaç yılında ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "1215"}}, {"id": "1722", "context": "Bilimin gelişmesinde özellikle Fransiskenlerin büyük bir rolü olmuştur. Bunlardan RobertGrosseteste ve John Peckham daha çok fizikle ilgilenmişler ve büyük Müslüman optikçisi İbnü’l-Heysem’i izleyerek optik üzerine çeşitli yazılar yazmışlardır.", "question": "Bilimin gelişmesinde hangi tarikatın etkisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Fransiskenler"}}, {"id": "1723", "context": "1571’de Almanya’da doğan Kepler, çağdaş astronomisinin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış,daha sonra astronomi ve matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur. 1599’daBrahe’nin daveti üzerine, Brahe’ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etmek üzere Prag’agelmiş ve 1601’de Brahe’nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve başlamıştır.", "question": "Kepler nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Almanya"}}, {"id": "1724", "context": "1571’de Almanya’da doğan Kepler, çağdaş astronomisinin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış,daha sonra astronomi ve matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur. 1599’daBrahe’nin daveti üzerine, Brahe’ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etmek üzere Prag’agelmiş ve 1601’de Brahe’nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve başlamıştır.", "question": "Kaç yılında Brahe'e yardım etmeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "1599"}}, {"id": "1725", "context": "1571’de Almanya’da doğan Kepler, çağdaş astronomisinin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış,daha sonra astronomi ve matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur. 1599’daBrahe’nin daveti üzerine, Brahe’ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etmek üzere Prag’agelmiş ve 1601’de Brahe’nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve başlamıştır.", "question": "Brahe'e yardım etmek adına nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Prag"}}, {"id": "1726", "context": "1571’de Almanya’da doğan Kepler, çağdaş astronomisinin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış,daha sonra astronomi ve matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur. 1599’daBrahe’nin daveti üzerine, Brahe’ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etmek üzere Prag’agelmiş ve 1601’de Brahe’nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve başlamıştır.", "question": "Brahe kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "1601"}}, {"id": "1727", "context": "Brahe ölmeden önce, o güne kadar yapmış olduğu bütün gözlem kayıtlarını Kepler’e bırakmıştı.Kepler Brahe’nin gözlem kayıtlarını inceledi ve astronomik tablolardan bir anlam çıkarmaya çalıştı;bütün bu çalışmalarında Copernicus sistemini temele aldı. Kepler, bu konuda, bilinen her şeyikapsayan ve bunlar arasında mutlak bir uyum sağlayan bir sistemin varolması gerektiğinidüşünmüş ve Brahe’nin gözlemlerinden yararlanarak, bıkıp usanmadan, tekrar tekrar yaptığıhesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve muntazam hızla dolandıklarıtemel prensibini terk etmiş ve ünlü üç kanununu ortaya koymuştur. Bu nedenle Kepler, modern gökmekaniğinin kurucusu olarak bilinir.", "question": "Kepler,çalışmalarında hangi sistemi ele aldı?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Copernicus sistemini"}}, {"id": "1728", "context": "Brahe ölmeden önce, o güne kadar yapmış olduğu bütün gözlem kayıtlarını Kepler’e bırakmıştı.Kepler Brahe’nin gözlem kayıtlarını inceledi ve astronomik tablolardan bir anlam çıkarmaya çalıştı;bütün bu çalışmalarında Copernicus sistemini temele aldı. Kepler, bu konuda, bilinen her şeyikapsayan ve bunlar arasında mutlak bir uyum sağlayan bir sistemin varolması gerektiğinidüşünmüş ve Brahe’nin gözlemlerinden yararlanarak, bıkıp usanmadan, tekrar tekrar yaptığıhesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve muntazam hızla dolandıklarıtemel prensibini terk etmiş ve ünlü üç kanununu ortaya koymuştur. Bu nedenle Kepler, modern gökmekaniğinin kurucusu olarak bilinir.", "question": "Kepler hangi kanunu bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 588, "text": "üç kanunu"}}, {"id": "1729", "context": "11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib asil bir aileye mensuptur.Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılındaKaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan’asunmuştur.", "question": "Yusuf Has Hâcib nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Balasagun"}}, {"id": "1730", "context": "11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib asil bir aileye mensuptur.Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılındaKaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan’asunmuştur.", "question": "Yusuf Has Hâcib'in eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Kutadgu Bilig"}}, {"id": "1731", "context": "11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib asil bir aileye mensuptur.Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılındaKaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan’asunmuştur.", "question": "Kutadgu Bilig'in türkçe karşılığı nedir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Mutluluk Bilgisi"}}, {"id": "1732", "context": "11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib asil bir aileye mensuptur.Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılındaKaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan’asunmuştur.", "question": "Yusuf Has Hâcib eserini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "1069"}}, {"id": "1733", "context": "10. yüzyılda yaşayan Ali ibn Abbas Ortaçağ’ın önde gelen hekimlerinden biridir; Kitâbü’s-Sınaat(Tıp Sanatı) adlı kitabı tıpla ilgili bütün konuları içermektedir ve İbn Sinâ’nın el-Kanun fî’t-Tıb (TıpBiliminin Kanunu) adlı yapıtı yazılıncaya kadar İslâm Dünyası’nda el kitabı olarak kullanılmıştır.", "question": "Ali ibn Abbâs'ın görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "hekim"}}, {"id": "1734", "context": "10. yüzyılda yaşayan Ali ibn Abbas Ortaçağ’ın önde gelen hekimlerinden biridir; Kitâbü’s-Sınaat(Tıp Sanatı) adlı kitabı tıpla ilgili bütün konuları içermektedir ve İbn Sinâ’nın el-Kanun fî’t-Tıb (TıpBiliminin Kanunu) adlı yapıtı yazılıncaya kadar İslâm Dünyası’nda el kitabı olarak kullanılmıştır.", "question": "Ali ibn Abbâs'ın tıpla ilgili yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Kitâbü’s-Sınaat"}}, {"id": "1735", "context": "10. yüzyılda yaşayan Ali ibn Abbas Ortaçağ’ın önde gelen hekimlerinden biridir; Kitâbü’s-Sınaat(Tıp Sanatı) adlı kitabı tıpla ilgili bütün konuları içermektedir ve İbn Sinâ’nın el-Kanun fî’t-Tıb (TıpBiliminin Kanunu) adlı yapıtı yazılıncaya kadar İslâm Dünyası’nda el kitabı olarak kullanılmıştır.", "question": "İbn Sinâ’nın yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "el-Kanun fî’t-Tıb"}}, {"id": "1737", "context": "Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu. Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir. Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir. Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerinetekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "question": "Ali Kuşçu, nerede doğdu.", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Semerkant’ta"}}, {"id": "1738", "context": "Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu. Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir. Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir. Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerinetekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "question": "Ali Kuşçu, hangi medresede müderris oldu.", "answers": {"answer_start": 544, "text": "Ayasofya"}}, {"id": "1739", "context": "Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu. Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir. Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir. Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerinetekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "question": "Ali Kuşcu ne lakabıyla meşhur oldu", "answers": {"answer_start": 193, "text": "“Kuşçu”"}}, {"id": "1740", "context": "Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu. Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir. Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir. Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerinetekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "question": "Ali Kuşçu kaçıncı yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir", "answers": {"answer_start": 589, "text": "15"}}, {"id": "1741", "context": "Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu. Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir. Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir. Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerinetekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "question": "Ali Kuşçu hayatının son kaç yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "iki"}}, {"id": "1742", "context": "14 Haziran 1526 yılında Şam'da doğan Takîyüddîn el-Râsid bin Muhammed bin Mâ'rûf, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği Türk  gök bilimci ve matematikçilerinin  en önemlisidir Takîyüddîn’in bilimsel çalışma ve hizmetler 6 başlık altında toplanabilir Arap asıllı Osmanlı gökbilimcisi, matematikçisi ve mühendisidir. II. Selim tarafından saray müneccimbaşılığına atandı. 1574 yılında Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başlamıştır. Sokullu Mehmet Paşa’nın desteği ve padişah III. Murat’ın fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulmuştur. Takiyüddin’e ait el yazmalarının bir bölümü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır.", "question": "Takîyüddîn el-Râsid bin Muhammed bin Mâ'rûf nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Şam'da"}}, {"id": "1743", "context": "14 Haziran 1526 yılında Şam'da doğan Takîyüddîn el-Râsid bin Muhammed bin Mâ'rûf, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği Türk  gök bilimci ve matematikçilerinin  en önemlisidir Takîyüddîn’in bilimsel çalışma ve hizmetler 6 başlık altında toplanabilir Arap asıllı Osmanlı gökbilimcisi, matematikçisi ve mühendisidir. II. Selim tarafından saray müneccimbaşılığına atandı. 1574 yılında Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başlamıştır. Sokullu Mehmet Paşa’nın desteği ve padişah III. Murat’ın fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulmuştur. Takiyüddin’e ait el yazmalarının bir bölümü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır.", "question": "Takîyüddîn’in bilimsel çalışma ve hizmetler kaç başlık altında toplanabilir", "answers": {"answer_start": 14, "text": "6"}}, {"id": "1744", "context": "14 Haziran 1526 yılında Şam'da doğan Takîyüddîn el-Râsid bin Muhammed bin Mâ'rûf, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği Türk  gök bilimci ve matematikçilerinin  en önemlisidir Takîyüddîn’in bilimsel çalışma ve hizmetler 6 başlık altında toplanabilir Arap asıllı Osmanlı gökbilimcisi, matematikçisi ve mühendisidir. II. Selim tarafından saray müneccimbaşılığına atandı. 1574 yılında Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başlamıştır. Sokullu Mehmet Paşa’nın desteği ve padişah III. Murat’ın fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulmuştur. Takiyüddin’e ait el yazmalarının bir bölümü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır.", "question": "Takiyüddin   hangi padişah tarafından saray müneccimbaşılığına atandı", "answers": {"answer_start": 310, "text": "II. Selim"}}, {"id": "1748", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince  Liber Regalis  ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır. Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür. Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Ali bin Abbas'ın  Kitab Kamilü-s Sina adlı eseri daha sonra 980 yılında nasıl adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "The Complete Art of Medicine"}}, {"id": "1749", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince  Liber Regalis  ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır. Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür. Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Ali bin Abbas'ın eseri Rezi'nin hangi isimli eserinden daha özlü ve daha sistematikdir?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "el-Havi"}}, {"id": "1750", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince  Liber Regalis  ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır. Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür. Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Ali bin Abbas'ın Kitab Kamilü-s Sina adlı eseri İbn-i Sina'nın hangi isimli eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "El-Kanun fi't-Tıbadlı"}}, {"id": "1751", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince  Liber Regalis  ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır. Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür. Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Latince"}}, {"id": "1752", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince  Liber Regalis  ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır. Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür. Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki'nin ilk bölümünde neye ağırlık verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 531, "text": "teorik"}}, {"id": "1755", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi.", "question": "Ayşe Muhibbe Darga nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1756", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi.", "question": "Ayşe Muhibbe Darga hangi soydan gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Kafkas"}}, {"id": "1757", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi.", "question": "Ayşe Muhibbe Darga'nın annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Sabiha Darga"}}, {"id": "1758", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi.", "question": "Ayşe Muhibbe Darga çocukluğunu nerede geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Acıbadem'de"}}, {"id": "1759", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga ilköğretimini hangi okulda okumuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Gazi İlkokulu"}}, {"id": "1760", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın okuduğu lisenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Erenköy Kız Lisesi"}}, {"id": "1761", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında üniversiteye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "1939"}}, {"id": "1762", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga üniversite eğitimini hangi okulda almıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1763", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga üniversitede hangi öğretim görevlilerinin derslerine devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch"}}, {"id": "1764", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kimin ekibinde Rhegion Antik kenti ve anadolu gezilerine katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "A. Müfid Mansel"}}, {"id": "1765", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga 1945 yılında hangi bölümün asistanlığına atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri"}}, {"id": "1766", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın 1947 yılında tamamladığı doktora tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar"}}, {"id": "1767", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga Karatepe keşif kazıları çalışmasında kimin önderliğine yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Bossert"}}, {"id": "1768", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın Bossert başkanlığında yer aldığı keşif kazıları nerede yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 688, "text": "Karatepe (Adana)"}}, {"id": "1769", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın yer aldığı Karatepe (Adana) keşif kazıları hangi yıllarda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "1947-1951"}}, {"id": "1770", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga hangi iki ilimizde lise öğretmenliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 746, "text": "Elazığ ve Muş"}}, {"id": "1771", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga hangi yıllar aralığında Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 733, "text": "1958-1959"}}, {"id": "1772", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga Elazığ ve Muş illerinde lise öğretmenliği yaptıktan sonra kaç yılında üniversitedeki asistanlık görevine geri dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 788, "text": "1960"}}, {"id": "1773", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın doçentlik tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 952, "text": "Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk"}}, {"id": "1774", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında doçentlik tezini bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 943, "text": "1965"}}, {"id": "1775", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1096, "text": "1973"}}, {"id": "1776", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga 1975'te hangi kurumun üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1169, "text": "Türk Tarih Kurumu"}}, {"id": "1777", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında Türk Tarih Kurumu'nun üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1161, "text": "1975"}}, {"id": "1778", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga 1978-1990 yıllarında hangi kazı çalışmasına başkanlık etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1275, "text": "Şemsiye Tepe"}}, {"id": "1779", "context": "İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı. Erenköy Kız Lisesi'nin ardından  1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı. \"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı. 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü.  Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi.Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı.  1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1322, "text": "1985"}}, {"id": "1780", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga 1989 yılında hangi kazıların başkanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Şarhöyük-Dorylaion"}}, {"id": "1781", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın hititçe kaynaklar kullanarak derlediği en meşhur eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Eski Anadolu'da Kadın"}}, {"id": "1782", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın biyografisi'nin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga"}}, {"id": "1783", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın biyografisi için söyleşi yaptığı kişinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "Emine Çaykara"}}, {"id": "1784", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın biyografisi kaç yılında çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "2002"}}, {"id": "1785", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın ilk Türk seyyahlardan biri olan dedesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "Mehmet Emin Bey"}}, {"id": "1786", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga'nın ilk Türk seyyahlardan birisi olan dedesinin anılarını derlediği kitabnın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat"}}, {"id": "1787", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga hangi isimli anılarını yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "Kazı başkanının karavanası"}}, {"id": "1788", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında Kazı Başkanının Karavanası adlı anılarını yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "2010"}}, {"id": "1789", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi. Hititçe kaynakları kullanarak derlediği \"Eski Anadolu'da Kadın\" en meşhur eserlerinden biridir.Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı. 6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında yaşamını yitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 582, "text": "2018"}}, {"id": "1790", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim  ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Feridüddin Attar hangi dini ilimlerin öğrenimini görmüştür?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh"}}, {"id": "1791", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim  ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Feridüddin Attar hayatının sonuna doğru hangi eserini yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 749, "text": "Esrarname"}}, {"id": "1792", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim  ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Attar kim tarafından öldürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "Moğollar"}}, {"id": "1793", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim  ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Feridüddin Attar kaç yılında moğollar tarafından öldürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 830, "text": "1221"}}, {"id": "1794", "context": "Muhtarnâme ile Hüsrevnâme önsözünde, Attâr kaleme aldığı eserlerin isimlerini şöyle sıralar:Dîvân Esrârnâme: Sufi düşünce konulu, bu eserinin bir nüshasını, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ailesi ile birlikte genç yaşında Nişabur'da konakladığı sırada ona verdi. Mantıku't-Tayr: 1187 yılında yazmış olduğu 4724 beyitten oluşan eseridir. Musîbetnâme  İlâhînâme Cevâhirnâme Şerhu'l-Kalb Tezkiretü'l-Evliyâ: İslamiyetin önderlerinin yaşam öykülerini anlatır. Keşf-i Esrar ve Marifetü'n-Nefs eserlerinin ona ait olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır.", "question": "Feridüddin Attar'ın 4724 beyitten oluşan eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Mantıku't-Tayr"}}, {"id": "1795", "context": "Muhtarnâme ile Hüsrevnâme önsözünde, Attâr kaleme aldığı eserlerin isimlerini şöyle sıralar:Dîvân Esrârnâme: Sufi düşünce konulu, bu eserinin bir nüshasını, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ailesi ile birlikte genç yaşında Nişabur'da konakladığı sırada ona verdi. Mantıku't-Tayr: 1187 yılında yazmış olduğu 4724 beyitten oluşan eseridir. Musîbetnâme  İlâhînâme Cevâhirnâme Şerhu'l-Kalb Tezkiretü'l-Evliyâ: İslamiyetin önderlerinin yaşam öykülerini anlatır. Keşf-i Esrar ve Marifetü'n-Nefs eserlerinin ona ait olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır.", "question": "Feridüddin Attar kaç yılında Mantıku't-Tayr eserini yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "1187"}}, {"id": "1796", "context": "Muhtarnâme ile Hüsrevnâme önsözünde, Attâr kaleme aldığı eserlerin isimlerini şöyle sıralar:Dîvân Esrârnâme: Sufi düşünce konulu, bu eserinin bir nüshasını, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ailesi ile birlikte genç yaşında Nişabur'da konakladığı sırada ona verdi. Mantıku't-Tayr: 1187 yılında yazmış olduğu 4724 beyitten oluşan eseridir. Musîbetnâme  İlâhînâme Cevâhirnâme Şerhu'l-Kalb Tezkiretü'l-Evliyâ: İslamiyetin önderlerinin yaşam öykülerini anlatır. Keşf-i Esrar ve Marifetü'n-Nefs eserlerinin ona ait olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır.", "question": "Feridüddin Attar'ın İslamiyet önderlerinin yaşam öykülerini anlattığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "Tezkiretü'l-Evliyâ"}}, {"id": "1797", "context": "Muhtarnâme ile Hüsrevnâme önsözünde, Attâr kaleme aldığı eserlerin isimlerini şöyle sıralar:Dîvân Esrârnâme: Sufi düşünce konulu, bu eserinin bir nüshasını, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ailesi ile birlikte genç yaşında Nişabur'da konakladığı sırada ona verdi. Mantıku't-Tayr: 1187 yılında yazmış olduğu 4724 beyitten oluşan eseridir. Musîbetnâme  İlâhînâme Cevâhirnâme Şerhu'l-Kalb Tezkiretü'l-Evliyâ: İslamiyetin önderlerinin yaşam öykülerini anlatır. Keşf-i Esrar ve Marifetü'n-Nefs eserlerinin ona ait olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır.", "question": "Feridüddin Attar'ın hangi eseri üzerinde ona ait olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır?", "answers": {"answer_start": 450, "text": "Keşf-i Esrar ve Marifetü'n-Nefs"}}, {"id": "1798", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "felsefeci ve kimyacı"}}, {"id": "1799", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş ilk,orta ve lise eğitimini hangi ilde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1800", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş kaç yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "1970"}}, {"id": "1801", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 1970 yılında hangi İTÜ fakültesinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Kimya ve Metalurji"}}, {"id": "1802", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 1970 yılında hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "İTÜ"}}, {"id": "1803", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 1972-86 yılları arasında hangi iki ülkede kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Türkiye ve İngiltere"}}, {"id": "1804", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş hangi kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "İfadelerin Gramatik Ayrımı"}}, {"id": "1805", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 1985-90 yılları arasında yapay zeka çalışmasıyla elde ettiği doktora ünvanını hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "Londra Üniversitesi"}}, {"id": "1806", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş hangi yıllar arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında yaptığı çalışmasıyla doktor unvanını elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "1985-90"}}, {"id": "1807", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 2006 yılına kadar İTÜ'nün hangi fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1119, "text": "Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi"}}, {"id": "1808", "context": "Şakir Kocabaş (1945, İstanbul - 2006) Türk felsefeci ve kimyacı. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi. Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş hangi üniversitenin Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "İTÜ"}}, {"id": "1809", "context": "Yapay Zekâda Bilgi Organizasyonu ve Bilgi Gösterimi üzerine araştırma tecrübesi. Yapay Zekâda Makina Öğrenmesi ve Bilimsel Buluşların Modellendirilmesi konusunda araştırma tecrübesi. Gerçek Zamanlı Yapay Zekâ ve Simülasyon konusunda proje tecrübesi. Bilgisayar programlama tecrübesi; PROLOG programlama dilinde yazılım geliştirme.", "question": "Şakir Kocabaş'ın hangi konuda proje tecrübesi bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Gerçek Zamanlı Yapay Zekâ ve Simülasyon"}}, {"id": "1810", "context": "Yapay Zekâda Bilgi Organizasyonu ve Bilgi Gösterimi üzerine araştırma tecrübesi. Yapay Zekâda Makina Öğrenmesi ve Bilimsel Buluşların Modellendirilmesi konusunda araştırma tecrübesi. Gerçek Zamanlı Yapay Zekâ ve Simülasyon konusunda proje tecrübesi. Bilgisayar programlama tecrübesi; PROLOG programlama dilinde yazılım geliştirme.", "question": "Şakir Kocabaş'ın hangi programlama dilinde yazılım geliştirme tecrübesi bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "PROLOG"}}, {"id": "1811", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1927"}}, {"id": "1812", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg'in kökleri kimlere dayanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Aşkenaz Yahudileri"}}, {"id": "1813", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg'in köklerinin dayandığı Aşkenaz Yahudileri İstanbul'a nereden göç etmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Almanya"}}, {"id": "1814", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg kaç yılında İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1964"}}, {"id": "1815", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg hangi üniversiteden 1964 yılında felsefe doktora derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "1816", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg İstanbul Üniversitesinden hangi alanda doktora derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "felsefe"}}, {"id": "1817", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg kaç yılında ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "1966"}}, {"id": "1818", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg 1966 yılında hangi üniversitenin Beşeri İlimler Bölümü'nde göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "ODTÜ"}}, {"id": "1819", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg kaç yılında profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "1979"}}, {"id": "1820", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg 1982-1983 yılları arasında ODTÜ'de hangi bölümün başkanlığını yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 605, "text": "Sosyoloji"}}, {"id": "1821", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg hangi yıllar arasında ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün başkanlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "1982-1983"}}, {"id": "1822", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg 1983-1994 yılları arasında ODTÜ'de hangi bölümün başkanlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 645, "text": "Felsefe"}}, {"id": "1823", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg hangi yıllar arasında ODTÜ'de Felsefe Bölümü'nün başkanlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 627, "text": "1983-1994"}}, {"id": "1824", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.", "question": "Teo Grünberg kaç yılında emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "1994"}}, {"id": "1825", "context": "HÜRJET, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. tarafından jet motorlu eğitim ve yakın hava destek uçağı olarak tasarlanıp, geliştirilecek ve üretilecek olan bir askeri eğitim uçağıdır. Uçak TUSAŞ'ın Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ’un jet motorlu halefi olarak  başlattığı bir projedir.", "question": "Uçak ''Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı'' olarak hangi şirket tarafından adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "TUSAŞ"}}, {"id": "1826", "context": "Şirket, mevcut ihtiyaçlar ve pazar koşullarını değerlendirerek kendi girişimiyle başlattığı projeyi, Jet Eğitim ve Yakın Hava Destek Uçağı  Geliştirme Projesi adı altında yürütecektir. HÜRJET’in, Türk Hava Kuvvetlerinin jet eğitim uçağı olarak kullandığı T-38 uçaklarının yerine hizmete girmesi ve geleceğin savaş pilotlarını yetiştirmesi hedeflenmektedir.", "question": "HÜRJET projesinde THY'nin hangi isimli uçaklarının yerine hizmette kullanılması hedeflenmiştir?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "T-38"}}, {"id": "1829", "context": "HÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır. HÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "Hürjet'in hafif taarruz uçağı modelinin yük kapasitesi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "3000kg"}}, {"id": "1830", "context": "HÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır. HÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "HÜRJET en yüksek kaç Mach hız olarak tasarlanacaktır?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "1.2 Mach"}}, {"id": "1831", "context": "Güç kaynağı Motor türü: Turbojet Motor sayısı: 2 Performans Faydalı Yük: 3000kg Hız: 1.2 Mach (1470km/h) İrtifa: 13.716m (45.000ft)", "question": "HÜRJET'in güç kaynağı motor türü nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Turbojet"}}, {"id": "1832", "context": "Güç kaynağı Motor türü: Turbojet Motor sayısı: 2 Performans Faydalı Yük: 3000kg Hız: 1.2 Mach (1470km/h) İrtifa: 13.716m (45.000ft)", "question": "HÜRJET'in motor sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "2"}}, {"id": "1833", "context": "Güç kaynağı Motor türü: Turbojet Motor sayısı: 2 Performans Faydalı Yük: 3000kg Hız: 1.2 Mach (1470km/h) İrtifa: 13.716m (45.000ft)", "question": "HÜRJET'in irtifası kaç m'dir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "13.716"}}, {"id": "1834", "context": "ODTÜ öğretim üyesi ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Dr.Hakan Gürsu ile tasarımcı Sözüm Doğan ve ekibinin tasarladığı tekne. IDA (International Design Awards - Uluslararası Tasarım Ödülleri) 2007’de 2 kategoride (ulaşım ve Denizcilik) birincilik ödülü aldı. Yakıt kullanmayan tekne, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisini kullanıyor.", "question": "IDA'nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "International Design Awards"}}, {"id": "1835", "context": "ODTÜ öğretim üyesi ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Dr.Hakan Gürsu ile tasarımcı Sözüm Doğan ve ekibinin tasarladığı tekne. IDA (International Design Awards - Uluslararası Tasarım Ödülleri) 2007’de 2 kategoride (ulaşım ve Denizcilik) birincilik ödülü aldı. Yakıt kullanmayan tekne, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisini kullanıyor.", "question": "Volitan 2007 yılında hangi iki kategoride ödül kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "ulaşım ve Denizcilik"}}, {"id": "1836", "context": "Volitan, nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracıdır. Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan kaç deniz mili ile gece gündüz sürekli yolculuk yapabilmektedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "18-20"}}, {"id": "1837", "context": "Volitan, nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracıdır. Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan ne aracıdır?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "deniz aracı"}}, {"id": "1838", "context": "Volitan, nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracıdır. Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan'ın boyu kaçtır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "32 metre"}}, {"id": "1839", "context": "Volitan, nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracıdır. Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan'da kurşun şarj pilleri yerine ne kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "jel akü"}}, {"id": "1840", "context": "ABD’de düzenlenen Uluslararası Üstün Dizayn Ödülleri  yarışmasında en iyi 10 proje arasına girdi. 'de, ürün tasarımı başlığı altında, en iyi tekne tasarımı grubunda birincilik kazandı. 'de, pek çok alt grubun yer aldığı ulaşım grubunda, yılın en iyi ulaşım aracı tasarımı ödülünü kazandı.", "question": "Volitan' Uluslarası Üstün Dizayn Ödülleri yarışmasında hangi başarıyı elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "en iyi 10 proje"}}, {"id": "1841", "context": "Yavuz Nutku (3 Şubat 1943, İstanbul - 7 Aralık 2010), İTÜ Gemi İnşaat Fakültesi kurucularından Ord. Prof. Dr. Ata Nutku ile Öğretmen Naciye Nutku'nun oğlu, Türk bilim insanı.", "question": "Yavuz Nutku'nın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "3 Şubat 1943"}}, {"id": "1842", "context": "Yavuz Nutku (3 Şubat 1943, İstanbul - 7 Aralık 2010), İTÜ Gemi İnşaat Fakültesi kurucularından Ord. Prof. Dr. Ata Nutku ile Öğretmen Naciye Nutku'nun oğlu, Türk bilim insanı.", "question": "Yavuz Nutku kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "2010"}}, {"id": "1843", "context": "Yavuz Nutku (3 Şubat 1943, İstanbul - 7 Aralık 2010), İTÜ Gemi İnşaat Fakültesi kurucularından Ord. Prof. Dr. Ata Nutku ile Öğretmen Naciye Nutku'nun oğlu, Türk bilim insanı.", "question": "Yavuz Nutku'nun babası İTÜ'nün hangi fakültesinin kurucularındandır?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Gemi İnşaat"}}, {"id": "1844", "context": "Yavuz Nutku (3 Şubat 1943, İstanbul - 7 Aralık 2010), İTÜ Gemi İnşaat Fakültesi kurucularından Ord. Prof. Dr. Ata Nutku ile Öğretmen Naciye Nutku'nun oğlu, Türk bilim insanı.", "question": "Yavuz Nutku'nun annesinin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Öğretmen"}}, {"id": "1845", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku Robert Kolejinde hangi alanda eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Fizik"}}, {"id": "1846", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku lisans derecesini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi"}}, {"id": "1847", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku kaç yılında lisans derecesini elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "1965"}}, {"id": "1848", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku Doktora çalışmasını kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "1969"}}, {"id": "1849", "context": "1969-1973 yılları arası Maryland ve Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1973-1976 yılları arası Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ve 1976-1979 yılları arası Texas ve Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1979 yılında Doçent olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Yavuz Nutku, 1981-1989 yılları arasında burada Matematik Profesörü olarak görev yaptı. 1989-1993 yılları arasında ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde Profesör olarak çalıştı. 1993-2010 yılları arasında ise TÜBİTAK-Feza Gürsey Enstitüsü'nde araştırmalar yapmakta idi.", "question": "Yavuz Nutku 1969-1973 tarihleri arasında hangi üniversitede doktora sonrası araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Maryland ve Princeton Üniversitesi"}}, {"id": "1850", "context": "1969-1973 yılları arası Maryland ve Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1973-1976 yılları arası Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ve 1976-1979 yılları arası Texas ve Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1979 yılında Doçent olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Yavuz Nutku, 1981-1989 yılları arasında burada Matematik Profesörü olarak görev yaptı. 1989-1993 yılları arasında ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde Profesör olarak çalıştı. 1993-2010 yılları arasında ise TÜBİTAK-Feza Gürsey Enstitüsü'nde araştırmalar yapmakta idi.", "question": "Yavuz Nutku kaç yılında Boğaziçi Üniversitesine doçent olarak gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "1979"}}, {"id": "1851", "context": "1969-1973 yılları arası Maryland ve Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1973-1976 yılları arası Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ve 1976-1979 yılları arası Texas ve Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1979 yılında Doçent olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Yavuz Nutku, 1981-1989 yılları arasında burada Matematik Profesörü olarak görev yaptı. 1989-1993 yılları arasında ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde Profesör olarak çalıştı. 1993-2010 yılları arasında ise TÜBİTAK-Feza Gürsey Enstitüsü'nde araştırmalar yapmakta idi.", "question": "Yavuz Nutku 1979 yılında hangi üniversiteye doçent olarak gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "1852", "context": "1969-1973 yılları arası Maryland ve Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1973-1976 yılları arası Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ve 1976-1979 yılları arası Texas ve Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1979 yılında Doçent olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Yavuz Nutku, 1981-1989 yılları arasında burada Matematik Profesörü olarak görev yaptı. 1989-1993 yılları arasında ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde Profesör olarak çalıştı. 1993-2010 yılları arasında ise TÜBİTAK-Feza Gürsey Enstitüsü'nde araştırmalar yapmakta idi.", "question": "Yavuz Nutku 1979 yılında Boğaziçi Üniversitesine hangi ünvanla gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Doçent"}}, {"id": "1853", "context": "1969-1973 yılları arası Maryland ve Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1973-1976 yılları arası Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ve 1976-1979 yılları arası Texas ve Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1979 yılında Doçent olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Yavuz Nutku, 1981-1989 yılları arasında burada Matematik Profesörü olarak görev yaptı. 1989-1993 yılları arasında ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde Profesör olarak çalıştı. 1993-2010 yılları arasında ise TÜBİTAK-Feza Gürsey Enstitüsü'nde araştırmalar yapmakta idi.", "question": "Yavuz Nutku 1993-2010 yılları arasında hangi  Enstitüsü'nde araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 533, "text": "TÜBİTAK-Feza Gürsey"}}, {"id": "1854", "context": "Asıl adı Mustafa olduğu halde, İstanbul’da çağının bilginleri arasında Katip Çelebi ya da Hacı Halife olarak anılan, Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan bu ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere bir çok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğdu.", "question": "Katip Çelebi'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Mustafa"}}, {"id": "1855", "context": "Asıl adı Mustafa olduğu halde, İstanbul’da çağının bilginleri arasında Katip Çelebi ya da Hacı Halife olarak anılan, Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan bu ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere bir çok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğdu.", "question": "Katip Çelebi Avrupa'da hangi isimle anılırdı?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "Hacı Kalfa"}}, {"id": "1856", "context": "Asıl adı Mustafa olduğu halde, İstanbul’da çağının bilginleri arasında Katip Çelebi ya da Hacı Halife olarak anılan, Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan bu ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere bir çok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğdu.", "question": "Katip Çelebi kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "1608"}}, {"id": "1857", "context": "Asıl adı Mustafa olduğu halde, İstanbul’da çağının bilginleri arasında Katip Çelebi ya da Hacı Halife olarak anılan, Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan bu ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere bir çok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğdu.", "question": "Devlet-i Osmaniye Tarihi'nin yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Hammer"}}, {"id": "1858", "context": "Asıl adı Mustafa olduğu halde, İstanbul’da çağının bilginleri arasında Katip Çelebi ya da Hacı Halife olarak anılan, Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan bu ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere bir çok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğdu.", "question": "Katip Çelebi nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1859", "context": "Zamanını bilginlerin toplantılarında değerlendiren babası Abdullah da kendisi gibi bir bilim aşığı olduğundan, öğrenim yaşına geldiğinde oğlu Mustafa’ya özel öğretmenlerden ders aldırmaya başladı. 14 yaşlarına geldiğinde “Muhasebe-i Anadolu” denilen kaleme günde 10 dirhem ücretle kâtip olarak girdi.", "question": "Katip Çelebi 14 yaşına geldiğinde katıldığı kalemin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Muhasebe-i Anadolu"}}, {"id": "1860", "context": "1623’de babasının yanında Kayseri yakınlarındaki Abaza Paşa isyanını bastırma hareketine, 1624’te ise Bağdat seferine katıldı. Yaşamı süresince birçok sefere katılan Kâtip Çelebi, IV. Murat’la birlikte son olarak katıldığı Revam (Erivan) seferinden İstanbul’a döndükten sonra kendini tamamıyla bilimsel çalışmalara verdi.", "question": "Katip Çelebi 1623 yılında Kayseri yakınlarındaki hangi isyanı bastırma hareketine katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Abaza Paşa"}}, {"id": "1861", "context": "1623’de babasının yanında Kayseri yakınlarındaki Abaza Paşa isyanını bastırma hareketine, 1624’te ise Bağdat seferine katıldı. Yaşamı süresince birçok sefere katılan Kâtip Çelebi, IV. Murat’la birlikte son olarak katıldığı Revam (Erivan) seferinden İstanbul’a döndükten sonra kendini tamamıyla bilimsel çalışmalara verdi.", "question": "Katip Çelebi 1624'te hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Bağdat"}}, {"id": "1862", "context": "1623’de babasının yanında Kayseri yakınlarındaki Abaza Paşa isyanını bastırma hareketine, 1624’te ise Bağdat seferine katıldı. Yaşamı süresince birçok sefere katılan Kâtip Çelebi, IV. Murat’la birlikte son olarak katıldığı Revam (Erivan) seferinden İstanbul’a döndükten sonra kendini tamamıyla bilimsel çalışmalara verdi.", "question": "Katip Çelebi'nin IV. Murad'la katıldığı seferin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Revam"}}, {"id": "1863", "context": "Aralarında çağın matematik ve astronomide zirvesi olarak bilinen Kadızade gibi isimlerin de bulunduğu ünlü bilginlerden öğrenim gören ve “Madenü’l-Esrar” adlı matematik kitabıyla bilim tarihinde yer eden Mustafa bin Yusuf gibi değerli bilim adamlarını yetiştiren Kâtip Çelebi, yorucu ve aralıksız çalışması sonucunda geriye birçok kıymetli eserler de bırakıp, 26 Eylül 1656 (Bazı kaynaklarda 6 Kasım 1657) yılında vefat etti. Mezarı İstanbul’da Zeyrek Camii yakınlarındadır (Koçin, 1991)", "question": "Mustafa bin Yusuf'un kaleme aldığı bilim tarihinde yer edinmesini sağlayan matematik kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Madenü’l-Esrar"}}, {"id": "1864", "context": "Aralarında çağın matematik ve astronomide zirvesi olarak bilinen Kadızade gibi isimlerin de bulunduğu ünlü bilginlerden öğrenim gören ve “Madenü’l-Esrar” adlı matematik kitabıyla bilim tarihinde yer eden Mustafa bin Yusuf gibi değerli bilim adamlarını yetiştiren Kâtip Çelebi, yorucu ve aralıksız çalışması sonucunda geriye birçok kıymetli eserler de bırakıp, 26 Eylül 1656 (Bazı kaynaklarda 6 Kasım 1657) yılında vefat etti. Mezarı İstanbul’da Zeyrek Camii yakınlarındadır (Koçin, 1991)", "question": "Katip Çelebi kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "1656"}}, {"id": "1865", "context": "Ali Kuşçu 15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli bilginlerinden biridir. Özellikle astronomi ve matematik konularında çok değerli eserler vermiştir.", "question": "Ali Kuşçu özellikle hangi iki alanda önemli eserler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "astronomi ve matematik"}}, {"id": "1866", "context": "Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerine tekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir (İleri, 2006).", "question": "Ali Kuşçu'nun ders aldığı ve yanında çalıştığı ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey nerede öldürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "Semerkant"}}, {"id": "1867", "context": "Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerine tekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir (İleri, 2006).", "question": "Ali Kuşçu Uluğ Bey'in vefatı sonrası kim tarafından II. Mehmet'e elçi olarak gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Uzun Hasan"}}, {"id": "1868", "context": "Ünlü Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almıştır. Uluğ Bey’in Semerkant’ta öldürülmesi üzerine oradan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiştir. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilmiştir. Elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş fakat Fatih’in daveti üzerine tekrar İstanbul’a gelmiştir. Ali Kuşçu hayatının son iki yılını İstanbul’da Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiştir (İleri, 2006).", "question": "Ali Kuşçu hayatının son iki yılını hangi ilde geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "İstanbul"}}, {"id": "1869", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan'ın doğduğu Kayseri'de bulunan köyün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Ağırnas"}}, {"id": "1870", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "1489"}}, {"id": "1871", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını hangi padişah döneminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "II. Beyazıt"}}, {"id": "1872", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan gençliğini hangi Osmanlı Padişahı döneminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "I. Selim"}}, {"id": "1873", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "1588"}}, {"id": "1874", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan'ın dülgerlik eğitimi aldığı sarayın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 406, "text": "İbrahim Paşa Sarayı"}}, {"id": "1875", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan 1514 yılında Yavuz ile hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 516, "text": "İran"}}, {"id": "1876", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan 1516–17 tarihleri arasında hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Mısır"}}, {"id": "1877", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan 1526 yılında hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 824, "text": "Mohaç"}}, {"id": "1878", "context": "Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481–1512), gençliği I. Selim (1512–1520), olgunluğu Kanunî (1520–1566), II. Selim (1566–1574) ve III. Murat (1574– 1595) dönemlerinde geçti ve 1588’de 99 yaşında öldü. 1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi aldı ve ustaların yanında yapı işlerinde çalıştı. 1514’te Yavuz ile İran seferine katıldı; 1516–17 tarihlerinde Mısır seferinde bulundu. 1520 yılında da Yeniçeri oldu. Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev aldı. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katıldı. 1522’de Rodos ve Belgrat, 1526 yılında Mohaç, 1535’te Korfu ve İran, 1537’de Balia ve 1538’de Karaboğdan seferlerine katıldı.", "question": "Mimar Sinan 1537 yılında hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 862, "text": "Balia"}}, {"id": "1879", "context": "1535 İran seferi Sinan için bir dönüm noktasıydı. Bu seferde içlerine top yerleştirdiği kalyonlar, kalenin ele geçirilmesinde büyük yarar sağlamıştı. Bundan dolayı kendisine Haseki unvanı verildi. Karaboğdan seferinden sonra da seferlerde gösterdiği yararlılıktan dolayı önce mimarlığa, 1538’de de devletin ve sultanların bütün yapı ve inşaat işleri ve bayındırlığından sorumlu baş mimarlığa getirildi.", "question": "Mimar Sinan için bir dönüm noktası olan sefer hangisidir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "İran"}}, {"id": "1880", "context": "1535 İran seferi Sinan için bir dönüm noktasıydı. Bu seferde içlerine top yerleştirdiği kalyonlar, kalenin ele geçirilmesinde büyük yarar sağlamıştı. Bundan dolayı kendisine Haseki unvanı verildi. Karaboğdan seferinden sonra da seferlerde gösterdiği yararlılıktan dolayı önce mimarlığa, 1538’de de devletin ve sultanların bütün yapı ve inşaat işleri ve bayındırlığından sorumlu baş mimarlığa getirildi.", "question": "Mimar Sinan'ın İran seferindeki başarısı sonucunda ona ne ünvanı verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Haseki"}}, {"id": "1881", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan baş mimarlık göreviyle kaç camii yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "84"}}, {"id": "1882", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan baş mimarlık göreviyle kaç darülkura yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "7"}}, {"id": "1883", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın ilk önemli çalışması nedir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Ayaz Paşa Türbesi"}}, {"id": "1884", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın ilk önemli eseri olan Ayaz Paşa Türbesi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "Eyüp"}}, {"id": "1885", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan Haseki Camii'yi kaç yılında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 396, "text": "1539"}}, {"id": "1886", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın ilk büyük çalışmasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 585, "text": "Şehzade Camii"}}, {"id": "1887", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın ilk büyük çalışması olan Şehzade Camii kim tarafından yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "1888", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan ilk büyük eseri olan Şehzade Camii'yi kimin anısına yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "Şehzade Mehmet"}}, {"id": "1889", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın ustalık eseri dediği eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 796, "text": "Selimiye Camii"}}, {"id": "1890", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan Selimiye Camii'nin yapımına kaç yaşında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 840, "text": "80"}}, {"id": "1891", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan'ın Selimiye Camii'ye uyguladığı planı bu camii'den önce denediği eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 993, "text": "Rüstem Paşa Camii"}}, {"id": "1892", "context": "Bu görevle Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamam yaptı.Değişik kaynaklar bu büyük mimarın 300’den fazla yapıya imza attığını kaydetmektedir. İlk önemli çalışması, 1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’te bulunan Ayaz Paşa Türbesi ve 1539’da yaptığı Haseki Camii’dir. İlk büyük çalışması ise kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı Şehzade Camii’dir (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başladı. Sanatının zirvesine ulaştığı ve kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başladı ve 86 yaşında tamamladı. Sinan, Selimiye’yi yapmadan önce burada uyguladığı planı önce 1560 yılında İstanbul Tahtakale’de yaptığı Rüstem Paşa Camii’nde denemişti. Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı (Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür.Bu türbenin kitabesinde yer alan “Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâî Mustafa tarafından yazılmıştır (Unat, 2010).", "question": "Mimar Sinan kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1074, "text": "1588"}}, {"id": "1893", "context": "Büyük denizci Piri Reis’in, Osmanlının denizci kenti olan Gelibolu’da doğduğu kabul edilmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, hayatı hakkında Kitab-ı Bahriye’de yazdıkları ile tarihteki olaylar karşılaştırıldığında, 1465’ten sonra doğmuş olabileceği anlaşılıyor. Adı Muhyiddin Piri’dir ve ünlü Türk denizcisi Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. Aslında Piri Reis’i tanımak için en iyi kaynak Kitab-ı Bahriye’dir. Hayatıyla ilgili ipuçları kitabıyla iç içedir.", "question": "Piri Reis'in doğum yeri neresi olarak kabul edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Gelibolu"}}, {"id": "1894", "context": "Büyük denizci Piri Reis’in, Osmanlının denizci kenti olan Gelibolu’da doğduğu kabul edilmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, hayatı hakkında Kitab-ı Bahriye’de yazdıkları ile tarihteki olaylar karşılaştırıldığında, 1465’ten sonra doğmuş olabileceği anlaşılıyor. Adı Muhyiddin Piri’dir ve ünlü Türk denizcisi Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. Aslında Piri Reis’i tanımak için en iyi kaynak Kitab-ı Bahriye’dir. Hayatıyla ilgili ipuçları kitabıyla iç içedir.", "question": "Piri Reis'in asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Muhyiddin Piri"}}, {"id": "1895", "context": "Büyük denizci Piri Reis’in, Osmanlının denizci kenti olan Gelibolu’da doğduğu kabul edilmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, hayatı hakkında Kitab-ı Bahriye’de yazdıkları ile tarihteki olaylar karşılaştırıldığında, 1465’ten sonra doğmuş olabileceği anlaşılıyor. Adı Muhyiddin Piri’dir ve ünlü Türk denizcisi Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. Aslında Piri Reis’i tanımak için en iyi kaynak Kitab-ı Bahriye’dir. Hayatıyla ilgili ipuçları kitabıyla iç içedir.", "question": "Piri Reis'i tanımak için en iyi kitap hangisidir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Kitab-ı Bahriye"}}, {"id": "1904", "context": "Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir'in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verilen Uluğ Bey daha çok Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini babasının yardımlarıyla sürdürmüştür. Babasının ölümünden sonra tahtı devralan Uluğ Bey, iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve iki yıl süren bir mücadeleden sonra babasının başşehri olan Herat'ı ele geçirmeyi başarmıştır. Ancak 1449 yılında oğlu Abdüllatif'in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüştür.", "question": "Uluğ Bey Azerbaycan'ın hangi şehrinde dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Sultaniye"}}, {"id": "1905", "context": "Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir'in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verilen Uluğ Bey daha çok Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini babasının yardımlarıyla sürdürmüştür. Babasının ölümünden sonra tahtı devralan Uluğ Bey, iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve iki yıl süren bir mücadeleden sonra babasının başşehri olan Herat'ı ele geçirmeyi başarmıştır. Ancak 1449 yılında oğlu Abdüllatif'in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüştür.", "question": "Uluğ Bey babasının ölümüyle tahtı devralması üzerine iki yıl boyunca hangi iki şehirde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmıştır?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Horasan ve Mâverâünnehir"}}, {"id": "1906", "context": "Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir'in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verilen Uluğ Bey daha çok Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini babasının yardımlarıyla sürdürmüştür. Babasının ölümünden sonra tahtı devralan Uluğ Bey, iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve iki yıl süren bir mücadeleden sonra babasının başşehri olan Herat'ı ele geçirmeyi başarmıştır. Ancak 1449 yılında oğlu Abdüllatif'in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüştür.", "question": "Uluğ Bey iki yıl süren taht kavgalarıyla uğraşı sonucunda hangi şehri ele geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Herat"}}, {"id": "1907", "context": "Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir'in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verilen Uluğ Bey daha çok Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini babasının yardımlarıyla sürdürmüştür. Babasının ölümünden sonra tahtı devralan Uluğ Bey, iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve iki yıl süren bir mücadeleden sonra babasının başşehri olan Herat'ı ele geçirmeyi başarmıştır. Ancak 1449 yılında oğlu Abdüllatif'in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüştür.", "question": "Uluğ Bey'e komplo kurarak öldürten oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "Abdüllatif"}}, {"id": "1908", "context": "Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir'in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verilen Uluğ Bey daha çok Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini babasının yardımlarıyla sürdürmüştür. Babasının ölümünden sonra tahtı devralan Uluğ Bey, iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve iki yıl süren bir mücadeleden sonra babasının başşehri olan Herat'ı ele geçirmeyi başarmıştır. Ancak 1449 yılında oğlu Abdüllatif'in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüştür.", "question": "Uluğ Bey kaç yılında öldürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "1449"}}, {"id": "1909", "context": "Uluğ Bey ile oğlu Abdüllatif arasındaki anlaşmazlık çok daha eskilere gitmektedir. Astrolojiye de meraklı olan Uluğ Bey, Abdüllatif tarafından öldürüleceğini öğrendikten sonra oğlu Abdüllatif’i devamlı kendisinden uzak tutmuş, bu ise oğlu ile arasının açılmasına sebep olmuştur. Uluğ Bey, babası öldükten ve tahtı devraldıktan sonra da oğlu Abdüllatif'e verilmesi gereken Sahruh'un hazinesindeki hisseyi de vermemiş, dahası Herat'a Abdüllatif'in yardımıyla girmesine rağmen, bu yardımı, fetihnamelere küçük oğlu Abdülaziz'in yardımı olarak kaydettirmiş ve bu olaylar oğlu ile aralarının daha fazla açılmasına neden olmuştur. Bu olaylardan sonra Abdüllatif, babası Uluğ Bey’e karsı bir ordu toplamış, babası ile Ceyhun kenarında bir kaç kez çarpışmış ve yenilmiştir. Ancak Timur'un torunlarından Ebu Said’in Semerkant'ı zapt etmesi üzerine Uluğ Bey Semerkant’a hareket etmiştir. Bu arada oğlunun kendisini takip ettiğini öğrenen Uluğ Bey, tekrar oğlunun üzerine yürümüs, fakat bu kez büyük bir yenilgiye uğrayarak perişan olmuştur. Perişan bir halde Semerkant’a gelen Uluğ Bey, burada kale kapılarının kendilerine kapalı olduğunu görünce oğlu Abdülaziz'i de yanına alarak Türkistan sınırına doğru yürümüş, ancak sonunda oğlu Abdüllatif'e teslim olmuştur. Abdüllatif ise onları Semerkant’a getirmiş ve Uluğ Bey ve Abdülaziz burada kurulan bir mahkemede ölüme mahkum edilmiş ve öldürülmüştür.", "question": "Semerkant'ı zapt etmesi sonucu Uluğ Bey'in Semerkant'a hareket etmesine yol açan Timur'un torunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 795, "text": "Ebu Said"}}, {"id": "1910", "context": "Uluğ Bey hem bir hükümdar hem de bir bilim adamı olarak karsımıza çıkmaktadır. Astronomi ve matematiğe yoğun ilgi göstermiş ve hayatı boyunca bu bilimlerle uğraşmıştır. Aynı zamanda, kurduğu medresede kendini yetiştirmek için derslere girmiş, bu derslerdeki tartışmalara katılmış ve dersler de vermiştir. Zamanının çoğunu bilim adamları ile geçiren Uluğ Bey, çevresine pek çok bilim adamı toplamış, böylece Gıyâsüddin Cemsid el-Kâsî ve Kadızâde-i Rûmî gibi devrin ünlü bilim adamlarından ders alma olanağı da bulmuştur (Unat, 2005).", "question": "Uluğ Bey astronomi ve matematiğe olan ilgisiyle hangi iki önemli bilim adamından ders alma imkanı bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "Gıyâsüddin Cemsid el-Kâsî ve Kadızâde-i Rûmî"}}, {"id": "1911", "context": "Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da daha çok bilinen adıyla El-Cezeri 1136- 1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. 1136'da Diyarbakır'da doğan El Cezeri Diyarbakır, Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206 arası) baş mühendislik görevi yapmış bir bilim adamı, matematikçi, sanatçı ve minyatür ustasıdır. El-Cezeri, bundan 800 yıl önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve bunları uygulanır hale getirmiş bir bilim insanıdır.", "question": "El Cezeri'nin kaç yılları arasında yaşadığı düşünülmektedir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "1136- 1205/6"}}, {"id": "1912", "context": "Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da daha çok bilinen adıyla El-Cezeri 1136- 1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. 1136'da Diyarbakır'da doğan El Cezeri Diyarbakır, Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206 arası) baş mühendislik görevi yapmış bir bilim adamı, matematikçi, sanatçı ve minyatür ustasıdır. El-Cezeri, bundan 800 yıl önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve bunları uygulanır hale getirmiş bir bilim insanıdır.", "question": "El Cezeri 1136'da nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Diyarbakır"}}, {"id": "1913", "context": "Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da daha çok bilinen adıyla El-Cezeri 1136- 1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. 1136'da Diyarbakır'da doğan El Cezeri Diyarbakır, Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206 arası) baş mühendislik görevi yapmış bir bilim adamı, matematikçi, sanatçı ve minyatür ustasıdır. El-Cezeri, bundan 800 yıl önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve bunları uygulanır hale getirmiş bir bilim insanıdır.", "question": "El Cezeri Diyarbakırda hangi sarayda 32 yıl baş mühendislik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Artuklu Sarayı"}}, {"id": "1914", "context": "Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da daha çok bilinen adıyla El-Cezeri 1136- 1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. 1136'da Diyarbakır'da doğan El Cezeri Diyarbakır, Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206 arası) baş mühendislik görevi yapmış bir bilim adamı, matematikçi, sanatçı ve minyatür ustasıdır. El-Cezeri, bundan 800 yıl önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve bunları uygulanır hale getirmiş bir bilim insanıdır.", "question": "El Cezeri Diyarbakır Artuklu Sarayında kaç yıl baş mühendislik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "32"}}, {"id": "1915", "context": "Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da daha çok bilinen adıyla El-Cezeri 1136- 1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. 1136'da Diyarbakır'da doğan El Cezeri Diyarbakır, Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206 arası) baş mühendislik görevi yapmış bir bilim adamı, matematikçi, sanatçı ve minyatür ustasıdır. El-Cezeri, bundan 800 yıl önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve bunları uygulanır hale getirmiş bir bilim insanıdır.", "question": "El Cezeri kaç yılları arasında Diyarbakır Artuklu Sarayında kaç yıl baş mühendislik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "1174-1206"}}, {"id": "1920", "context": "İslâm tarihçiliğinin başlangıç dönemlerinde, tarihî yapıtların, tefsir ve hadis gibi dinî ilimlerin gereksinimlerini karşılamak maksadıyla, Hazret-i Muhammed’in hayatı ve savaşları gibi iki konu üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Sonradan bu konulara, Kuran-ı Kerim’de geçen kavimlere ve peygamberlere ilişkin olaylarla Dört Halife, Emevîler ve Abbasîler döneminde yaşanan gelişmeler eklenerek, tarihî yapıtların kapsamı genişletilmiştir. Evrenin yaratılışından tarihçinin yaşadığı döneme kadar İslâm dinî ve siyasî tarihinin işlendiği tarihlerin özellikle Abbasîler döneminde belirdiği ve yaygınlaştığı söylenebilir. Mesela Arap tarihçiliğinin babası olarak görülen Taberî’nin Resuller ve Melikler Tarihi adlı yapıtı bu plana uygun olarak yazılmış ilk Arapça kitaptır. Bu yapıtın en önemli yanlarından birisi, bilimsel tarafsızlığı ilke edinmiş olması ve olayları görgü tanıklarının sözlerine ve güvenilir belgelere dayandırarak anlatmasıdır. Fetihlerle birlikte İslâm Dünyası giderek genişleyince ve Arapla ın diğer milletlerle siyasî, ticarî ve kültürel münasebetleri artınca, İslâm tarihinin genel tarih içerisine yerleştirilmesi gerektiği anlaşılmış ve tarih yapıtlarının kapsamları buna uygun düşecek biçimde biraz daha genişletilmiştir. Ortaçağ İslâm Dünyası’nda çok değerli kent tarihleri de yazılmıştır; Bağdad ve Şam gibi önde gelen medeniyet merkezlerinin tarihleri anlatılırken, buralarda yetişen büyük şahsiyetlerin hayat öyküleri ve eserleri de tanıtılmış ve böylece biyografya ve bibliyografya bilimlerinin temelleri atılmıştır.", "question": "İslam tarihçilerinin başlangıç dönemlerinde hangi iki konu üzerinde yoğunlaşmışlardır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "Hazret-i Muhammed’in hayatı ve savaşları"}}, {"id": "1921", "context": "İslâm tarihçiliğinin başlangıç dönemlerinde, tarihî yapıtların, tefsir ve hadis gibi dinî ilimlerin gereksinimlerini karşılamak maksadıyla, Hazret-i Muhammed’in hayatı ve savaşları gibi iki konu üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Sonradan bu konulara, Kuran-ı Kerim’de geçen kavimlere ve peygamberlere ilişkin olaylarla Dört Halife, Emevîler ve Abbasîler döneminde yaşanan gelişmeler eklenerek, tarihî yapıtların kapsamı genişletilmiştir. Evrenin yaratılışından tarihçinin yaşadığı döneme kadar İslâm dinî ve siyasî tarihinin işlendiği tarihlerin özellikle Abbasîler döneminde belirdiği ve yaygınlaştığı söylenebilir. Mesela Arap tarihçiliğinin babası olarak görülen Taberî’nin Resuller ve Melikler Tarihi adlı yapıtı bu plana uygun olarak yazılmış ilk Arapça kitaptır. Bu yapıtın en önemli yanlarından birisi, bilimsel tarafsızlığı ilke edinmiş olması ve olayları görgü tanıklarının sözlerine ve güvenilir belgelere dayandırarak anlatmasıdır. Fetihlerle birlikte İslâm Dünyası giderek genişleyince ve Arapla ın diğer milletlerle siyasî, ticarî ve kültürel münasebetleri artınca, İslâm tarihinin genel tarih içerisine yerleştirilmesi gerektiği anlaşılmış ve tarih yapıtlarının kapsamları buna uygun düşecek biçimde biraz daha genişletilmiştir. Ortaçağ İslâm Dünyası’nda çok değerli kent tarihleri de yazılmıştır; Bağdad ve Şam gibi önde gelen medeniyet merkezlerinin tarihleri anlatılırken, buralarda yetişen büyük şahsiyetlerin hayat öyküleri ve eserleri de tanıtılmış ve böylece biyografya ve bibliyografya bilimlerinin temelleri atılmıştır.", "question": "İslam tarihçiliği başlangıç dönemlerinde Hazret-i Muhammed’in hayatı ve savaşları konusu üzerine yoğunlaştıktan sonra hangi diğer konular eklenmiştir?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "Dört Halife, Emevîler ve Abbasîler döneminde yaşanan gelişmeler"}}, {"id": "1922", "context": "Rönesans’ı, Ortaçağ ile Yeniçağ arasında geçen zaman dilimi olarak tanımlayabiliriz; ancak Ortaçağ ansızın sona ermediği gibi Yeniçağ da ansızın başlamamıştır. Ayrıca Ortaçağ’ın bitmesi ve Yeniçağ’ın başlaması her ülkede aynı tarihlerde gerçekleşmemiştir; örneğin İtalya’da diğer ülkelerden daha önce, 14. yüzyılın ortalarında ‘Petrarca Zamanı’nda başlamıştır. Rönesans, diğer bütün özellikleri bir yana, Ortaçağ’ın kavramlarına ve yöntemlerine karşı bir başkaldırıdır. Herkes bilir ki her nesil bir öncekine karşı şu veya bu ölçüde tepki gösterir; her dönem bir öncekine karşı yapılmış bir başkaldırıdır ve bu böyle devam eder; ancak, Rönesans’da yapılan başkaldırı, diğerlerine göre daha sert olmuştur. Ortaçağ’ın karakteristik özelliklerinden birisi yeniliklere karşı duyulan korkudur. Rönesans ise bu konuda daha hoşgörülü olmuştur. Her yenilik sorunlar yaratmış, ancak yenilikler insanların karşısına giderek artan bir sıklıkla çıkmaya başlayınca, bunlara alışılmış ve yeniliklere karşı daha az güvensizlik duyulur olmuştur; sonunda insanlar yeniliklerden hoşlanmışlardır. Bilim alanında, yapılan yenilikler devrim niteliğindedir. Bu durum ürkek insanların neden bilimden korktuklarını açıkçı ortaya koymaktadır; çünkü hiçbir şey bilginin gelişimi kadar çağ açıcı olamaz; her türlü toplumsal gelişimin kökeninde bilim bulunmaktadır. Rönesans döneminin bilim adamı yeni bir bakış değil, yeni bir oluşum ortaya koymuştur. Yenilikler çoğu kez öyle büyük olmuştur ki o döneme Yeniden Doğuş ya da Rönesans değil, Gerçek Doğuş, Yeni Bir Başlangıç demek daha uygun olur. Rönesans, insanın kendi üzerine eğildiği, kendini keşfettiği ve hümanist görüşün önem kazandığı bir dönemdir. Ortaçağ’da egemen olan Hıristiyan anlayışı bu dünyanın değerini, insanı öbür dünyaya hazırlayışı ile ölçmüştür. Oysa hümanistler insanın bu dünyadaki yaşamı ile ilgilenmişlerdir. Bütün bunlar insanın kendi üzerine eğilmesine, başka deyişle, insanın kendini keşfetmesine neden olmuştur.", "question": "Rönesans İtalya'da 14.yy'ın ortalarında hangi zamanda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Petrarca"}}, {"id": "1923", "context": "Rönesans’ı, Ortaçağ ile Yeniçağ arasında geçen zaman dilimi olarak tanımlayabiliriz; ancak Ortaçağ ansızın sona ermediği gibi Yeniçağ da ansızın başlamamıştır. Ayrıca Ortaçağ’ın bitmesi ve Yeniçağ’ın başlaması her ülkede aynı tarihlerde gerçekleşmemiştir; örneğin İtalya’da diğer ülkelerden daha önce, 14. yüzyılın ortalarında ‘Petrarca Zamanı’nda başlamıştır. Rönesans, diğer bütün özellikleri bir yana, Ortaçağ’ın kavramlarına ve yöntemlerine karşı bir başkaldırıdır. Herkes bilir ki her nesil bir öncekine karşı şu veya bu ölçüde tepki gösterir; her dönem bir öncekine karşı yapılmış bir başkaldırıdır ve bu böyle devam eder; ancak, Rönesans’da yapılan başkaldırı, diğerlerine göre daha sert olmuştur. Ortaçağ’ın karakteristik özelliklerinden birisi yeniliklere karşı duyulan korkudur. Rönesans ise bu konuda daha hoşgörülü olmuştur. Her yenilik sorunlar yaratmış, ancak yenilikler insanların karşısına giderek artan bir sıklıkla çıkmaya başlayınca, bunlara alışılmış ve yeniliklere karşı daha az güvensizlik duyulur olmuştur; sonunda insanlar yeniliklerden hoşlanmışlardır. Bilim alanında, yapılan yenilikler devrim niteliğindedir. Bu durum ürkek insanların neden bilimden korktuklarını açıkçı ortaya koymaktadır; çünkü hiçbir şey bilginin gelişimi kadar çağ açıcı olamaz; her türlü toplumsal gelişimin kökeninde bilim bulunmaktadır. Rönesans döneminin bilim adamı yeni bir bakış değil, yeni bir oluşum ortaya koymuştur. Yenilikler çoğu kez öyle büyük olmuştur ki o döneme Yeniden Doğuş ya da Rönesans değil, Gerçek Doğuş, Yeni Bir Başlangıç demek daha uygun olur. Rönesans, insanın kendi üzerine eğildiği, kendini keşfettiği ve hümanist görüşün önem kazandığı bir dönemdir. Ortaçağ’da egemen olan Hıristiyan anlayışı bu dünyanın değerini, insanı öbür dünyaya hazırlayışı ile ölçmüştür. Oysa hümanistler insanın bu dünyadaki yaşamı ile ilgilenmişlerdir. Bütün bunlar insanın kendi üzerine eğilmesine, başka deyişle, insanın kendini keşfetmesine neden olmuştur.", "question": "Rönesansla birlikte hangi alanda yapılan yenilikler devrim niteliğinde kabul edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1078, "text": "Bilim"}}, {"id": "1924", "context": "Bu dönemde Yunan felsefe ve bilim anlayışına yeniden dönülmüş ve bu anlayışın daha derinden kavranabilmesi için Yunanca’dan çeviriler yapılmaya başlanmıştır. Bu döneme damgasını vuran etkinlik, doğaya ilişkin doğru ve güvenilir bilgi elde etmek için gerekli olan yöntem arayışıdır. Bu yöntemin araçları olarak gözlem ve deney üzerinde durulmuştur. Ayrıca, yeni bir insan ve yeni bir toplum arayışı yönündeki çalışmalar bir varlık olarak insan ve toplumun yeniden sorgulanmasını ve doğadaki yerinin yeniden belirlenmesi sorununu gündeme getirmiştir.", "question": "Yunan felsefe ve bilim anlayışının daha derinden anlaşılabilmesi için hangi dilden çeviriler yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Yunanca"}}, {"id": "1925", "context": "Bacon (1561-1626), bilimin önemini ve insanlığın refahı yönünden vaadettiği olanakları ilk kavrayan düşünürlerden birisidir. Onun asıl ilgisi bilimi anlamak, bilgi edinmenin doğru ve etkili yolunu kesin bir biçimde bulup ortaya çıkarmaktır. Çünkü ona göre, doğanın gizemlerini çözmek ve kanunlarını keşfetmek insanlığın refahı ve ilerlemesi için gereklidir. Bacon’a göre, bugüne kadar insanın doğa karşısında çaresiz ve zavallı bir duruma düşmesinin nedeni, ne insan aklının yetersizliği ne de doğanın anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasıdır. Neden, yalnızca yanlış bir yöntemin kullanılmasıdır. Böylece yöntemin gerekliliğini ve önemini belirledikten sonra Bacon, bunun nasıl oluşturulabileceği üzerinde düşünmeye başlar. Bunun için de öncelikle insanların yanlışa neden ve nasıl düştüklerinin gerekçelerini belirlemeye yönelir.", "question": "Francis Bacon hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "1561-1626"}}, {"id": "1926", "context": "Bu dönemde en önemli gelişme astronomi alanında olmuştur. Kopernik, Yunan Dönemi’nden beri yürürlükte bulunan Yer Merkezli Evren Kuramı’nın yerine, Güneş Merkezli Evren Kuramı’nı kurmuş ve Yer’in, Güneş’in çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen olduğunu savunmuştur. Böylece, Yer’in evrenin merkezinden kaldırılmasına bağlı olarak insanın evrendeki konumu da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Tycho Brahe ise Yer’i evrenin merkezinden kaldırmanın doğuracağı bilimsel ve dinsel sakıncaları göz önünde bulundurmuş ve Yer-Güneş Merkezli Evren Kuramı ile Kopernik’e karşı çıkmıştır.", "question": "Güneş merkezli evren kuramı kime aittir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Kopernik"}}, {"id": "1927", "context": "Bu dönemde en önemli gelişme astronomi alanında olmuştur. Kopernik, Yunan Dönemi’nden beri yürürlükte bulunan Yer Merkezli Evren Kuramı’nın yerine, Güneş Merkezli Evren Kuramı’nı kurmuş ve Yer’in, Güneş’in çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen olduğunu savunmuştur. Böylece, Yer’in evrenin merkezinden kaldırılmasına bağlı olarak insanın evrendeki konumu da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Tycho Brahe ise Yer’i evrenin merkezinden kaldırmanın doğuracağı bilimsel ve dinsel sakıncaları göz önünde bulundurmuş ve Yer-Güneş Merkezli Evren Kuramı ile Kopernik’e karşı çıkmıştır.", "question": "Kopernik'e Yer’i evrenin merkezinden kaldırmanın doğuracağı bilimsel ve dinsel sakıncaları düşünerek karşı çıkan kimdir?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Tycho Brahe"}}, {"id": "1928", "context": "Kopernik, düşünce tarihinde bir dönüm noktasını simgeler. Onun adıyla anılan sistem yalnız modern bilimin doğuşuna değil, insanın evren içindeki yerini saptamada yeni ve daha ölçülü bir görüşün ortaya çıkmasına da başlangıç sayılır. Gerçekten de Kopernik’le birlikte insanoğlunun kendini evrenin merkezinde sayma iddiası yıkılmış, doğanın bir uzantısı, bir parçası olduğu düşüncesi doğmuştur. Bu devrimin kaynağı “Göksel Kürelerin Dolanımı Üzerine” adlı yapıtıdır. Kopernik sistemi birçok yönlerden Aristoteles görüşünden ayrılmaz. Kitabının ilk bölümünün başlıkları bu gerçeği göstermeye yeter: Evrenin küresel olduğu, Arzı’ın küresel olduğu, Göksel cisimlerin hareketlerinin düzgün dairesel, ve sürekli olduğu… gibi Onun sistemine devrimci niteliği veren şey yerküreyi evrenin merkezi olmaktan çıkarıp, Güneş çevresinde dolanan sıradan bir gezegen saymasıdır.", "question": "Kopernik'in devrim niteliğindeki yapıtının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "Göksel Kürelerin Dolanımı Üzerine"}}, {"id": "1929", "context": "Copernicus‘un Güneş-merkezli sistemi, Yermerkezli sistemden çok daha başarılı değildi. Ayrıca henüz yeni fizik kurulmadığından, Güneş’in evrenin merkezinde ve Yer’in de bir gezegen gibi onun çevresinde döndüğünün kanıtı da verilemiyordu. Bu nedenle, astronomlar Copernicus‘u hemen kabul etmediler. Ancak astronomların karşısında gök olaylarının hesabını verebilen iki sistem vardı. Bunlardan hangisinin evrenin gerçek yapısını yansıttığının bilinmesi gerekiyordu. Bu da doğru gözlemler yapmakla mümkün olacaktı. Brahe, sisteminden çok, yaptığı gözlemlerle önem taşır. Onun yaptığı gözlemler sayesinde Aristoteles fiziği ve kozmolojisi büyük darbeler almıştır. 1572 yılında, Cassiopea takımyıldızında yeni bir yıldız ortaya çıkar. Yaptığı hesaplamalarla Brahe, bu gökcisminin sabit yıldızlar bölgesinde bulunduğunu ve yeni bir yıldız olduğunu ortaya çıkardı. Aristoteles fiziğine göre eterden yapılmış olan bu bölge mükemmeldi ve burada yeni hiçbir şey varlığa gelemeyeceği gibi, var olan bir şey de yok olamazdı.  Oysa bu 1572 yıldızı (bugünkü deyimi ile nova) Aristoteles’in temel prensiplerine karşıydı. Brahe, 1577’de ise, bir kuyruklu yıldız gözlemler. Bu yıldızın Ay küresinin dışında, bu kürenin çok uzağında olduğunu saptar. Bu da Aristoteles kozmolojisine aykırı idi. Çünkü Aristoteles’e göre, kuyruklu yıldızlar Ay küresinin altındadır. Böylece onun yaptığı bu gözlemler sayesinde Aristoteles kozmolojisi büyük darbeler alır. Bundan sonra Kepler’i beklemek gerekecektir. 1576 yılında Hven Adası’nda dönemin en önemli gözlemevini kuran Brahe, bu gözlemevinde, o zamana kadar Batı Dünyası’nda karşılaşılmayan büyük boyutlu gözlem araçları inşa edilmiş, özellikle duvar kadranı çok ilgi çekmiştir. Pratik astronomide büyük bir yenilik olan günlük gözlemler de yapmıştır.", "question": "Brahe kaç yılında Hven Adası’nda dönemin en önemli gözlemevini kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 1480, "text": "1576"}}, {"id": "1930", "context": "Copernicus‘un Güneş-merkezli sistemi, Yermerkezli sistemden çok daha başarılı değildi. Ayrıca henüz yeni fizik kurulmadığından, Güneş’in evrenin merkezinde ve Yer’in de bir gezegen gibi onun çevresinde döndüğünün kanıtı da verilemiyordu. Bu nedenle, astronomlar Copernicus‘u hemen kabul etmediler. Ancak astronomların karşısında gök olaylarının hesabını verebilen iki sistem vardı. Bunlardan hangisinin evrenin gerçek yapısını yansıttığının bilinmesi gerekiyordu. Bu da doğru gözlemler yapmakla mümkün olacaktı. Brahe, sisteminden çok, yaptığı gözlemlerle önem taşır. Onun yaptığı gözlemler sayesinde Aristoteles fiziği ve kozmolojisi büyük darbeler almıştır. 1572 yılında, Cassiopea takımyıldızında yeni bir yıldız ortaya çıkar. Yaptığı hesaplamalarla Brahe, bu gökcisminin sabit yıldızlar bölgesinde bulunduğunu ve yeni bir yıldız olduğunu ortaya çıkardı. Aristoteles fiziğine göre eterden yapılmış olan bu bölge mükemmeldi ve burada yeni hiçbir şey varlığa gelemeyeceği gibi, var olan bir şey de yok olamazdı.  Oysa bu 1572 yıldızı (bugünkü deyimi ile nova) Aristoteles’in temel prensiplerine karşıydı. Brahe, 1577’de ise, bir kuyruklu yıldız gözlemler. Bu yıldızın Ay küresinin dışında, bu kürenin çok uzağında olduğunu saptar. Bu da Aristoteles kozmolojisine aykırı idi. Çünkü Aristoteles’e göre, kuyruklu yıldızlar Ay küresinin altındadır. Böylece onun yaptığı bu gözlemler sayesinde Aristoteles kozmolojisi büyük darbeler alır. Bundan sonra Kepler’i beklemek gerekecektir. 1576 yılında Hven Adası’nda dönemin en önemli gözlemevini kuran Brahe, bu gözlemevinde, o zamana kadar Batı Dünyası’nda karşılaşılmayan büyük boyutlu gözlem araçları inşa edilmiş, özellikle duvar kadranı çok ilgi çekmiştir. Pratik astronomide büyük bir yenilik olan günlük gözlemler de yapmıştır.", "question": "Brahe dönemin en öenmli gözlemevini nerede kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 1493, "text": "Hven Adası"}}, {"id": "1931", "context": "Bu dönemde fizik alanı diğer alanlar kadar gelişmemiştir. Ancak Gilbert’in mıknatıs üzerine yapmış olduğu deneysel incelemeler deneysel yöntemin güçlenmesini sağlamıştır.", "question": "Deneysel yöntemin gülenmesini sağlayan mıknatıs üzerine deneysel incelemeler kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Gilbert"}}, {"id": "1932", "context": "Bu dönemde diğer bilimlerin yanı sıra biyolojide de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Otto Brunfels, Herbarum Vivae Eicones (Bitkilerin Canlı Resimleri, 1530-1540) adlı yapıtıyla botaniği ve Conrad Gesner ise Historiae Animalium (Hayvanlar Tarihi) adlı yapıtıyla zoolojiyi yeniden canlandırmıştır.", "question": "Otto Brunfels'in yapıtının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Herbarum Vivae Eicones"}}, {"id": "1933", "context": "Bu dönemde diğer bilimlerin yanı sıra biyolojide de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Otto Brunfels, Herbarum Vivae Eicones (Bitkilerin Canlı Resimleri, 1530-1540) adlı yapıtıyla botaniği ve Conrad Gesner ise Historiae Animalium (Hayvanlar Tarihi) adlı yapıtıyla zoolojiyi yeniden canlandırmıştır.", "question": "Herbarum Vivae Eicones adlı eserin yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Otto Brunfels"}}, {"id": "1934", "context": "Bu dönemde diğer bilimlerin yanı sıra biyolojide de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Otto Brunfels, Herbarum Vivae Eicones (Bitkilerin Canlı Resimleri, 1530-1540) adlı yapıtıyla botaniği ve Conrad Gesner ise Historiae Animalium (Hayvanlar Tarihi) adlı yapıtıyla zoolojiyi yeniden canlandırmıştır.", "question": "Conrad Gesner'in biyoloji dalında yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Historiae Animalium"}}, {"id": "1935", "context": "Bu dönemde diğer bilimlerin yanı sıra biyolojide de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Otto Brunfels, Herbarum Vivae Eicones (Bitkilerin Canlı Resimleri, 1530-1540) adlı yapıtıyla botaniği ve Conrad Gesner ise Historiae Animalium (Hayvanlar Tarihi) adlı yapıtıyla zoolojiyi yeniden canlandırmıştır.", "question": "Biyolooji alanında yazılmış önemli eserlerden Historiae Animalium'un yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "Conrad Gesner"}}, {"id": "1938", "context": "(Bilimsel Devrim) Bu dönemin en büyük özelliği, bilimsel yöntemin, yani önermelerin doğruluğunun deneysel olarak sınanması yolunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlerin felsefeden bütünüyle ayrılmasıdır. Özellikle astronomi alanında Kepler ve fizik alanında ise Galilei ve Newton’un yapmış olduğu araştırmalar ve kurmuş olduğu kuramlar sonucunda bilimde çok büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve bilim, diğer düşünsel etkinlikleri yönlendiren bir düşünsel etkinlik konumuna yükselmiştir. Bu nedenle bu çağ, bilim tarihçileri tarafından Bilimsel Devrimler Çağı olarak adlandırılmıştır.", "question": "Bilimsel bilimin gelişmesinde astronomi alanında hangi isimin büyük öenmi vardır?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Kepler"}}, {"id": "1939", "context": "(Bilimsel Devrim) Bu dönemin en büyük özelliği, bilimsel yöntemin, yani önermelerin doğruluğunun deneysel olarak sınanması yolunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlerin felsefeden bütünüyle ayrılmasıdır. Özellikle astronomi alanında Kepler ve fizik alanında ise Galilei ve Newton’un yapmış olduğu araştırmalar ve kurmuş olduğu kuramlar sonucunda bilimde çok büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve bilim, diğer düşünsel etkinlikleri yönlendiren bir düşünsel etkinlik konumuna yükselmiştir. Bu nedenle bu çağ, bilim tarihçileri tarafından Bilimsel Devrimler Çağı olarak adlandırılmıştır.", "question": "Bilimsel bilimin gelişimesinde fizik alanında hangi iki isimin büyük önemi vardır?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Galilei ve Newton"}}, {"id": "1940", "context": "(Bilimsel Devrim) Bu dönemin en büyük özelliği, bilimsel yöntemin, yani önermelerin doğruluğunun deneysel olarak sınanması yolunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlerin felsefeden bütünüyle ayrılmasıdır. Özellikle astronomi alanında Kepler ve fizik alanında ise Galilei ve Newton’un yapmış olduğu araştırmalar ve kurmuş olduğu kuramlar sonucunda bilimde çok büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve bilim, diğer düşünsel etkinlikleri yönlendiren bir düşünsel etkinlik konumuna yükselmiştir. Bu nedenle bu çağ, bilim tarihçileri tarafından Bilimsel Devrimler Çağı olarak adlandırılmıştır.", "question": "Bu dönem fizik, kimya ve biyolojinin felsefeden tamamen ayrılması ve bu alanlarda ki büyük atılımlar dolayısıyla ne olarak adlandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 581, "text": "Bilimsel Devrimler Çağı"}}, {"id": "1941", "context": "Bu dönemde bilimin giderek güçlenmesi ve diğer düşünsel etkinlikleri yönlendirir bir konuma yükselmesi bilimin nasıl bir etkinlik olduğuna ilişkin araştırmaların yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bu konuda özellikle Bacon ve Descartes önemli görüşler ileri sürmüşlerdir.", "question": "Doğa ve bilgi felsefesi alanında hangi önemli iki isim önemli görüşler ortaya koymuştur?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Bacon ve Descartes"}}, {"id": "1942", "context": "Bu dönemde çağdaş matematiğin temelleri atılmış ve Pierre de Fermat sayılar kuramını, Pascal olasılık kuramını, Leibniz ve Newton ise diferansiyel ve integral hesabı kurmuşlardır.", "question": "Olasılık kuramı kime aittir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Pascal"}}, {"id": "1943", "context": "Kopernik’in kurmuş olduğu Güneş Merkezli Evren Kuramı çerçevesinde yürütülen araştırmalar sonucunda Eudoxus, Aristoteles ve Batlamyus’tan beri savunulagelmekte olan Yer Merkezli Evren Kuramı yıkılmış ve Galilei ile Kopernik kuramı gözlemsel açıdan, Kepler ile kuramsal açıdan geliştirilmiş ve çağdaş astronominin temelleri atılmıştır. Böylece Kepler’in Elips Yörüngeler Kanunu ile gök mekaniğine giden yol açılmıştır.", "question": "Kepler'in hangi kanunu gök mekaniğine giden yol açmıştır?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Elips Yörüngeler Kanunu"}}, {"id": "1944", "context": "Newton (1642 – 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir. Çalışmalarını Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri (Principia) ve Optik adlı eserlerinde toplamıştır. Newton 1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl Principia’da Newton, Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Uzun yıllar Aristoteles’in görüşlerinin etkisinde kalmış olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten değiştirmiş ve artık cisimlerin hareketinin açıklanması problem olmaktan çıkmıştı. Ancak, problemin gök mekaniğini ilgilendiren boyutu hâlâ tam olarak açıklanamamıştı. Galilei’nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş’in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler? Newton bu sorunun yanıtını, Platon’dan beri bilinmekte olan ve miktarını Galilei’nin ölçtüğü gravitasyonda bulur. Ona göre, Yer’in çevresinde dolanan Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir taşın düşmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay’ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur: Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A’ noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer’in çevresinde dolanıp duracaktır Böylece yapay uydu kuramının temel prensibini de ilk kez açıklamış olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girişir. Kepler kanunlarını göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanıtlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmiştir. Newton’un diğer bir katkısı da fizikte kuramsal evreyi gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendi zamanına kadar bilimde gözlem ve deney aşamasında bir takım kanunların elde edilmesiyle yetinilmişti. Newton ise bu kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmış ve fiziği, tıpkı Eukleides’in geometride yaptığına benzer şekilde, aksiyomatik hale getirmiştir. Dayandığı temel prensipler şunlardır: 1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. 2. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). 3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular. Newton’un ağırlıkla ilgilendiği bir diğer bilim dalı da optiktir. Optik adlı eserinde ışığın niteliğini ve renklerin oluşumunu ayrıntılı olarak incelemiştir ve ilk kez güneş ışığının gerçekte pek çok rengin karışımından veya bileşiminden oluştuğunu, deneysel olarak kanıtlamıştır. Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya güneş ışığı göndererek renklere ayrılmasını ve daha sonra prizmadan çıkan ışığı ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde edebilmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton’dur.", "question": "Newton'un çalışmalarını yansıttığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Principia"}}, {"id": "1945", "context": "Newton (1642 – 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir. Çalışmalarını Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri (Principia) ve Optik adlı eserlerinde toplamıştır. Newton 1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl Principia’da Newton, Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Uzun yıllar Aristoteles’in görüşlerinin etkisinde kalmış olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten değiştirmiş ve artık cisimlerin hareketinin açıklanması problem olmaktan çıkmıştı. Ancak, problemin gök mekaniğini ilgilendiren boyutu hâlâ tam olarak açıklanamamıştı. Galilei’nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş’in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler? Newton bu sorunun yanıtını, Platon’dan beri bilinmekte olan ve miktarını Galilei’nin ölçtüğü gravitasyonda bulur. Ona göre, Yer’in çevresinde dolanan Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir taşın düşmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay’ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur: Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A’ noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer’in çevresinde dolanıp duracaktır Böylece yapay uydu kuramının temel prensibini de ilk kez açıklamış olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girişir. Kepler kanunlarını göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanıtlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmiştir. Newton’un diğer bir katkısı da fizikte kuramsal evreyi gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendi zamanına kadar bilimde gözlem ve deney aşamasında bir takım kanunların elde edilmesiyle yetinilmişti. Newton ise bu kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmış ve fiziği, tıpkı Eukleides’in geometride yaptığına benzer şekilde, aksiyomatik hale getirmiştir. Dayandığı temel prensipler şunlardır: 1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. 2. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). 3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular. Newton’un ağırlıkla ilgilendiği bir diğer bilim dalı da optiktir. Optik adlı eserinde ışığın niteliğini ve renklerin oluşumunu ayrıntılı olarak incelemiştir ve ilk kez güneş ışığının gerçekte pek çok rengin karışımından veya bileşiminden oluştuğunu, deneysel olarak kanıtlamıştır. Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya güneş ışığı göndererek renklere ayrılmasını ve daha sonra prizmadan çıkan ışığı ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde edebilmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton’dur.", "question": "Newton'un birlikte hareket problemini tekrar ele aldığı kişinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "Galilei"}}, {"id": "1946", "context": "Newton (1642 – 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir. Çalışmalarını Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri (Principia) ve Optik adlı eserlerinde toplamıştır. Newton 1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl Principia’da Newton, Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Uzun yıllar Aristoteles’in görüşlerinin etkisinde kalmış olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten değiştirmiş ve artık cisimlerin hareketinin açıklanması problem olmaktan çıkmıştı. Ancak, problemin gök mekaniğini ilgilendiren boyutu hâlâ tam olarak açıklanamamıştı. Galilei’nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş’in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler? Newton bu sorunun yanıtını, Platon’dan beri bilinmekte olan ve miktarını Galilei’nin ölçtüğü gravitasyonda bulur. Ona göre, Yer’in çevresinde dolanan Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir taşın düşmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay’ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur: Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A’ noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer’in çevresinde dolanıp duracaktır Böylece yapay uydu kuramının temel prensibini de ilk kez açıklamış olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girişir. Kepler kanunlarını göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanıtlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmiştir. Newton’un diğer bir katkısı da fizikte kuramsal evreyi gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendi zamanına kadar bilimde gözlem ve deney aşamasında bir takım kanunların elde edilmesiyle yetinilmişti. Newton ise bu kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmış ve fiziği, tıpkı Eukleides’in geometride yaptığına benzer şekilde, aksiyomatik hale getirmiştir. Dayandığı temel prensipler şunlardır: 1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. 2. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). 3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular. Newton’un ağırlıkla ilgilendiği bir diğer bilim dalı da optiktir. Optik adlı eserinde ışığın niteliğini ve renklerin oluşumunu ayrıntılı olarak incelemiştir ve ilk kez güneş ışığının gerçekte pek çok rengin karışımından veya bileşiminden oluştuğunu, deneysel olarak kanıtlamıştır. Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya güneş ışığı göndererek renklere ayrılmasını ve daha sonra prizmadan çıkan ışığı ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde edebilmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton’dur.", "question": "Newton neden gezegenlerin güneşin çevresinde dolanırken uzaklaşıp gitmedikleri sorusunun cevabını neyde bulur?", "answers": {"answer_start": 1443, "text": "gravitasyon"}}, {"id": "1947", "context": "Newton (1642 – 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir. Çalışmalarını Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri (Principia) ve Optik adlı eserlerinde toplamıştır. Newton 1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl Principia’da Newton, Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Uzun yıllar Aristoteles’in görüşlerinin etkisinde kalmış olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten değiştirmiş ve artık cisimlerin hareketinin açıklanması problem olmaktan çıkmıştı. Ancak, problemin gök mekaniğini ilgilendiren boyutu hâlâ tam olarak açıklanamamıştı. Galilei’nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş’in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler? Newton bu sorunun yanıtını, Platon’dan beri bilinmekte olan ve miktarını Galilei’nin ölçtüğü gravitasyonda bulur. Ona göre, Yer’in çevresinde dolanan Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir taşın düşmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay’ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur: Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A’ noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer’in çevresinde dolanıp duracaktır Böylece yapay uydu kuramının temel prensibini de ilk kez açıklamış olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girişir. Kepler kanunlarını göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanıtlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmiştir. Newton’un diğer bir katkısı da fizikte kuramsal evreyi gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendi zamanına kadar bilimde gözlem ve deney aşamasında bir takım kanunların elde edilmesiyle yetinilmişti. Newton ise bu kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmış ve fiziği, tıpkı Eukleides’in geometride yaptığına benzer şekilde, aksiyomatik hale getirmiştir. Dayandığı temel prensipler şunlardır: 1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. 2. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). 3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular. Newton’un ağırlıkla ilgilendiği bir diğer bilim dalı da optiktir. Optik adlı eserinde ışığın niteliğini ve renklerin oluşumunu ayrıntılı olarak incelemiştir ve ilk kez güneş ışığının gerçekte pek çok rengin karışımından veya bileşiminden oluştuğunu, deneysel olarak kanıtlamıştır. Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya güneş ışığı göndererek renklere ayrılmasını ve daha sonra prizmadan çıkan ışığı ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde edebilmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton’dur.", "question": "Gravitasyonun miktarını kim ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "Galilei"}}, {"id": "1948", "context": "Bu dönemde çağdaş mekanik ve optik bilimleri kurulmuştur. Galilei kinematiksel yaklaşımı benimseyerek çağdaş mekaniğin temel problemlerini matematiksel olarak açıklanmış ve çözüme kavuşturulmuştur. Eylemsizlik İlkesi’nin formüle edilmesi ile birlikte klasik mekaniğin doğal yer, ivme ve kütle gibi temel kavramları matematiksel bir biçimde yeniden ifade edilmiş ve durağanlık, hareket gibi, hareket de durağanlık gibi doğal bir olgu niteliğine kavuşturulmuş ve bu bağlamda hareket bir problem olmaktan çıkarılmıştır. Newton ise Eylemsizlik İlkesi’nin doğal bir hareket olarak kabul edilmesi sonucunda döngüsel hareketin açıklanmasının gerekliliğini vurgulayarak, kinematiksel yaklaşımın yerine dinamiksel yaklaşımla göksel cisimlerin döngüsel hareketlerini çekim kavramı çerçevesinde çözüme kavuşturmuştur.", "question": "Galileo hangi yaklaşımı benimseyerek çağdaş mekaniğin temel problemlerini matematiksel olarak açıklanmış ve çözüme kavuşturmuştur?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "kinematiksel"}}, {"id": "1949", "context": "Bu dönemde anatomi, fizyoloji ve embriyoloji konusundaki araştırmalar geliştirilmiş ve özellikle Harvey, büyük Yunan hekimlerinden Galenos’u eleştirerek kan dolaşımını bulmuştur.", "question": "Harvey'nin eleştirdiği büyük yunan hekiminin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Galenos"}}, {"id": "1950", "context": "İnsanın gündelik gereksinimlerini karşılamak ve doğal çevresini çıkarlarına uygun bir şekilde değiştirmek için, çoğu zaman bilimsel bilgi birikiminden yararlanarak bir takım alet ve makinalar yapması eylemi diye tanımlanabilecek teknolojinin oldukça eski bir geçmişi vardır; ancak asıl önemli gelişmeler, bilimle teknolojinin buluşturulmaya başlandığı bu dönemde yaşanmıştır. Sonradan Sanayi Devrimi (1750-1900) olarak isimlendirilecek olan bu gelişimlerin en belirgin niteliği, üretimin insan, hayvan, su ve rüzgar gücü yerine buhar makinalarıyla gerçekleştirilmesidir. Atmosfer basıncında çalışan ilk pistonlu buhar makinası 1712’de İngiliz mucit Thomas Newcomen tarafından icat edilmiş ve 1769’da James Watt tarafından geliştirilerek sanayinin hizmetine sunulmuştur. Buhar makinalarını buharlı gemi (1807) ve buharlı lokomotif (1825) gibi ulaşım araçlarının geliştirilmesi izlemiştir.", "question": "Atmosfer basıncıyla çalışan ilk pistonlu buhar makinası kim tarafından üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "Thomas Newcomen"}}, {"id": "1951", "context": "İnsanın gündelik gereksinimlerini karşılamak ve doğal çevresini çıkarlarına uygun bir şekilde değiştirmek için, çoğu zaman bilimsel bilgi birikiminden yararlanarak bir takım alet ve makinalar yapması eylemi diye tanımlanabilecek teknolojinin oldukça eski bir geçmişi vardır; ancak asıl önemli gelişmeler, bilimle teknolojinin buluşturulmaya başlandığı bu dönemde yaşanmıştır. Sonradan Sanayi Devrimi (1750-1900) olarak isimlendirilecek olan bu gelişimlerin en belirgin niteliği, üretimin insan, hayvan, su ve rüzgar gücü yerine buhar makinalarıyla gerçekleştirilmesidir. Atmosfer basıncında çalışan ilk pistonlu buhar makinası 1712’de İngiliz mucit Thomas Newcomen tarafından icat edilmiş ve 1769’da James Watt tarafından geliştirilerek sanayinin hizmetine sunulmuştur. Buhar makinalarını buharlı gemi (1807) ve buharlı lokomotif (1825) gibi ulaşım araçlarının geliştirilmesi izlemiştir.", "question": "Atmosfer basıncıyla çalışan ilk pistonlu buhar makinası icat edildikten sonra kim tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "James Watt"}}, {"id": "1952", "context": "İnsanın gündelik gereksinimlerini karşılamak ve doğal çevresini çıkarlarına uygun bir şekilde değiştirmek için, çoğu zaman bilimsel bilgi birikiminden yararlanarak bir takım alet ve makinalar yapması eylemi diye tanımlanabilecek teknolojinin oldukça eski bir geçmişi vardır; ancak asıl önemli gelişmeler, bilimle teknolojinin buluşturulmaya başlandığı bu dönemde yaşanmıştır. Sonradan Sanayi Devrimi (1750-1900) olarak isimlendirilecek olan bu gelişimlerin en belirgin niteliği, üretimin insan, hayvan, su ve rüzgar gücü yerine buhar makinalarıyla gerçekleştirilmesidir. Atmosfer basıncında çalışan ilk pistonlu buhar makinası 1712’de İngiliz mucit Thomas Newcomen tarafından icat edilmiş ve 1769’da James Watt tarafından geliştirilerek sanayinin hizmetine sunulmuştur. Buhar makinalarını buharlı gemi (1807) ve buharlı lokomotif (1825) gibi ulaşım araçlarının geliştirilmesi izlemiştir.", "question": "James Watt ilk pistonlu buhar makinasını kaç yılında geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 692, "text": "1769"}}, {"id": "1967", "context": "Matematik,Astronomi ve Coğrafya Alanların-da çalışmış bir Fars Bilim adamıdır.780 Yılında Özbekistan’ın Harzem Bölgesi’nde dünyaya gelmiştir.Gençlik döneminde Bağdat’a gelip oraya yerleşmiştir.Cebir Alanı’nda (Matematik) yazmış olduğu eseri,batı ve doğuda bu alanda yazılmış ilk eser olarak kabul edilir.Çalışmasında sıfırı ( 0 ) ilk kez ele alan kişidir.Matematik Tarihi ‘nde,Birinci ve İkinci Dereceden Denklemlerin sistematik çözümlerini ilk kez kendisi ortaya koymuştur.Bu nedenle Harezmi,Cebirsel Matematiğin Babası olarak kabul edilir.", "question": "Harezmi nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Özbekistan"}}, {"id": "1968", "context": "Matematik,Astronomi ve Coğrafya Alanların-da çalışmış bir Fars Bilim adamıdır.780 Yılında Özbekistan’ın Harzem Bölgesi’nde dünyaya gelmiştir.Gençlik döneminde Bağdat’a gelip oraya yerleşmiştir.Cebir Alanı’nda (Matematik) yazmış olduğu eseri,batı ve doğuda bu alanda yazılmış ilk eser olarak kabul edilir.Çalışmasında sıfırı ( 0 ) ilk kez ele alan kişidir.Matematik Tarihi ‘nde,Birinci ve İkinci Dereceden Denklemlerin sistematik çözümlerini ilk kez kendisi ortaya koymuştur.Bu nedenle Harezmi,Cebirsel Matematiğin Babası olarak kabul edilir.", "question": "Harezmi kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "780"}}, {"id": "1969", "context": "Matematik,Astronomi ve Coğrafya Alanların-da çalışmış bir Fars Bilim adamıdır.780 Yılında Özbekistan’ın Harzem Bölgesi’nde dünyaya gelmiştir.Gençlik döneminde Bağdat’a gelip oraya yerleşmiştir.Cebir Alanı’nda (Matematik) yazmış olduğu eseri,batı ve doğuda bu alanda yazılmış ilk eser olarak kabul edilir.Çalışmasında sıfırı ( 0 ) ilk kez ele alan kişidir.Matematik Tarihi ‘nde,Birinci ve İkinci Dereceden Denklemlerin sistematik çözümlerini ilk kez kendisi ortaya koymuştur.Bu nedenle Harezmi,Cebirsel Matematiğin Babası olarak kabul edilir.", "question": "Harezmi gençlik döneminde nerede yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Bağdat"}}, {"id": "1970", "context": "İlk Türk Matbaası ‘nın kurucusu olan İbrahim Müteferrika,Macar Kökenli bir devşirmedir.Kendisi,Osmanlı Devleti ‘nin Lale Devri’nde Fransa Elçimiz olan Yirmisekiz Mehmet Çelebi ‘nin oğlu Sait Efendi ile İstanbul’da ilk Türk Matbaası’nı kurmuştur.Kurmuş olduğu matbaasında ilk bastığı kitap “Vankulu Lügatı” adlı bir sözlük çalışmasıdır.(Arapça-Türkçe Sözlüğü)", "question": "İbrahim Müferrika'nın kurduğu matbaasında ilk bastığı kitabın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "Vankulu Lügatı"}}, {"id": "1971", "context": "İbn Rüşd,Endülüslü Arap Felsefeci ve Hekimi,Matematikçisi ve Tıp Alimi ‘dir.Kurtuba ‘da dünyaya gelen İbn-i Rüşd Fas’ta ölmüştür.Tıp Alanı’nda önemli eserler ortaya koyan İbn-i Rüşd,Aristo’nun Felsefe Alanı’nda Aristo’nun ortaya attığı ilke ve esaslara bağlı kaldı.Ona göre, “Akıl ve Felsefe”, gerçeğe ulaştırıcı en önemli etkendir.Yine kendisi,insanların Din ve Felsefe Yolu ile doğruya ulaşabileceklerini savunmuştur.Bu doğrultuda İslam ile Felsefe’nin asla birbiri ile çelişmediğini ortaya koymuştur.", "question": "İbn Rüşd nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Kurtuba"}}, {"id": "1972", "context": "İbn Rüşd,Endülüslü Arap Felsefeci ve Hekimi,Matematikçisi ve Tıp Alimi ‘dir.Kurtuba ‘da dünyaya gelen İbn-i Rüşd Fas’ta ölmüştür.Tıp Alanı’nda önemli eserler ortaya koyan İbn-i Rüşd,Aristo’nun Felsefe Alanı’nda Aristo’nun ortaya attığı ilke ve esaslara bağlı kaldı.Ona göre, “Akıl ve Felsefe”, gerçeğe ulaştırıcı en önemli etkendir.Yine kendisi,insanların Din ve Felsefe Yolu ile doğruya ulaşabileceklerini savunmuştur.Bu doğrultuda İslam ile Felsefe’nin asla birbiri ile çelişmediğini ortaya koymuştur.", "question": "İbn Rüşd nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Fas"}}, {"id": "1973", "context": "İbn Rüşd,Endülüslü Arap Felsefeci ve Hekimi,Matematikçisi ve Tıp Alimi ‘dir.Kurtuba ‘da dünyaya gelen İbn-i Rüşd Fas’ta ölmüştür.Tıp Alanı’nda önemli eserler ortaya koyan İbn-i Rüşd,Aristo’nun Felsefe Alanı’nda Aristo’nun ortaya attığı ilke ve esaslara bağlı kaldı.Ona göre, “Akıl ve Felsefe”, gerçeğe ulaştırıcı en önemli etkendir.Yine kendisi,insanların Din ve Felsefe Yolu ile doğruya ulaşabileceklerini savunmuştur.Bu doğrultuda İslam ile Felsefe’nin asla birbiri ile çelişmediğini ortaya koymuştur.", "question": "İbn Rüşd'e göre gerçeğe ulaştırıcı en önemli etken nedir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Akıl ve Felsefe"}}, {"id": "1974", "context": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen güneş saatleri arasında birisi silindir şeklinde, diğeri dik açılı iki taşınabilir güneş saati bulunmaktadır. Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir. Ahşaptan veya pirinçten yapılmış bir silindir üzerinde daha önce tespit edilen dikey gölge çizgileri kaydedilir. Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir. Güneş saatinin sert ağaçtan veya pirinçten oluşan üst yüzeyi yukarı taraftan 12 eşit parçaya bölünmektedir. Bunlara tekabül edecek şekilde burç dairelerinin isimleri, Oğlak'tan başlayarak kaydedilmiştir veya hâkkedilmiştir. Hareketli gnomon, bir halkaya veya silindire başka şekilde, doğrudan burç çizgizini takiben yerleştirilmiştir. Gölge geçişinin okunması yoluyla elde edilen değerler, zamanı vakitlere göre göstermekte, dolayısıyla namaz vakitlerine işaret etmektedir. el-Marrakuşi 30. enlem derecesi için çizelgesini ve silindir saat için taslaklarını şu şekilde tasvir etmektedir.", "question": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen iki güneş saati hangi enlem için doğru sonuç vermektedir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir."}}, {"id": "1975", "context": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen güneş saatleri arasında birisi silindir şeklinde, diğeri dik açılı iki taşınabilir güneş saati bulunmaktadır. Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir. Ahşaptan veya pirinçten yapılmış bir silindir üzerinde daha önce tespit edilen dikey gölge çizgileri kaydedilir. Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir. Güneş saatinin sert ağaçtan veya pirinçten oluşan üst yüzeyi yukarı taraftan 12 eşit parçaya bölünmektedir. Bunlara tekabül edecek şekilde burç dairelerinin isimleri, Oğlak'tan başlayarak kaydedilmiştir veya hâkkedilmiştir. Hareketli gnomon, bir halkaya veya silindire başka şekilde, doğrudan burç çizgizini takiben yerleştirilmiştir. Gölge geçişinin okunması yoluyla elde edilen değerler, zamanı vakitlere göre göstermekte, dolayısıyla namaz vakitlerine işaret etmektedir. el-Marrakuşi 30. enlem derecesi için çizelgesini ve silindir saat için taslaklarını şu şekilde tasvir etmektedir.", "question": "El-Marrakuşi tarafından tarif edilen silindir güneş saatinin silindiri hangi maddelerden yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 285, "text": "Ahşaptan veya pirinçten"}}, {"id": "1976", "context": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen güneş saatleri arasında birisi silindir şeklinde, diğeri dik açılı iki taşınabilir güneş saati bulunmaktadır. Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir. Ahşaptan veya pirinçten yapılmış bir silindir üzerinde daha önce tespit edilen dikey gölge çizgileri kaydedilir. Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir. Güneş saatinin sert ağaçtan veya pirinçten oluşan üst yüzeyi yukarı taraftan 12 eşit parçaya bölünmektedir. Bunlara tekabül edecek şekilde burç dairelerinin isimleri, Oğlak'tan başlayarak kaydedilmiştir veya hâkkedilmiştir. Hareketli gnomon, bir halkaya veya silindire başka şekilde, doğrudan burç çizgizini takiben yerleştirilmiştir. Gölge geçişinin okunması yoluyla elde edilen değerler, zamanı vakitlere göre göstermekte, dolayısıyla namaz vakitlerine işaret etmektedir. el-Marrakuşi 30. enlem derecesi için çizelgesini ve silindir saat için taslaklarını şu şekilde tasvir etmektedir.", "question": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen iki güneş saati için çizelge ne ifade etmektedir?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir."}}, {"id": "1977", "context": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen güneş saatleri arasında birisi silindir şeklinde, diğeri dik açılı iki taşınabilir güneş saati bulunmaktadır. Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir. Ahşaptan veya pirinçten yapılmış bir silindir üzerinde daha önce tespit edilen dikey gölge çizgileri kaydedilir. Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir. Güneş saatinin sert ağaçtan veya pirinçten oluşan üst yüzeyi yukarı taraftan 12 eşit parçaya bölünmektedir. Bunlara tekabül edecek şekilde burç dairelerinin isimleri, Oğlak'tan başlayarak kaydedilmiştir veya hâkkedilmiştir. Hareketli gnomon, bir halkaya veya silindire başka şekilde, doğrudan burç çizgizini takiben yerleştirilmiştir. Gölge geçişinin okunması yoluyla elde edilen değerler, zamanı vakitlere göre göstermekte, dolayısıyla namaz vakitlerine işaret etmektedir. el-Marrakuşi 30. enlem derecesi için çizelgesini ve silindir saat için taslaklarını şu şekilde tasvir etmektedir.", "question": "El-Marrakuşi tarafından tarif edilen silindir güneş saatinde burç daireleri hangi burçtan başlayarak kaydedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 851, "text": "Oğlak'tan başlayarak"}}, {"id": "1978", "context": "Ebu el-Hasan el-Marrakuşi tarafından tarif edilen güneş saatleri arasında birisi silindir şeklinde, diğeri dik açılı iki taşınabilir güneş saati bulunmaktadır. Her ikisi de ekvator ile yaklaşık 66°30' kuzey veya güney enlem arasında bulunan belirli bir enlem derecesi için geçerlidir. Ahşaptan veya pirinçten yapılmış bir silindir üzerinde daha önce tespit edilen dikey gölge çizgileri kaydedilir. Her iki saatin yapılışının ve kullanımının koşulu bir çizelgedir. Bu çizelge üzerinde burç sembollerinin başında gündüz ve gece saatlerinin geçiş vakitleri (yarım saat, üçte birlik saat için veya diğer alt bölümlemeler için) için olan dikey gölge çizgilerinin değerleri kaydedilmiştir. Güneş saatinin sert ağaçtan veya pirinçten oluşan üst yüzeyi yukarı taraftan 12 eşit parçaya bölünmektedir. Bunlara tekabül edecek şekilde burç dairelerinin isimleri, Oğlak'tan başlayarak kaydedilmiştir veya hâkkedilmiştir. Hareketli gnomon, bir halkaya veya silindire başka şekilde, doğrudan burç çizgizini takiben yerleştirilmiştir. Gölge geçişinin okunması yoluyla elde edilen değerler, zamanı vakitlere göre göstermekte, dolayısıyla namaz vakitlerine işaret etmektedir. el-Marrakuşi 30. enlem derecesi için çizelgesini ve silindir saat için taslaklarını şu şekilde tasvir etmektedir.", "question": "El-Marrakuşi tarafından tarif edilen silindir güneş saatinde değerler nasıl elde edilir?", "answers": {"answer_start": 1019, "text": "Gölge geçişinin okunması yoluyla"}}, {"id": "1979", "context": "Yukarıda sunulan güneş saatinin basitleştirilmiş bir formu el-Marrakuşi tarafından sak el-cerade ('çekirge bacağı') adı altında tarif edilmektedir. Muhtemelen bu alet basitliği nedeniyle ve rahatça taşınabilirliği nedeniyle bu şekilde isimlendirilmiştir. Arap-İslam kültür çevresinde bir hediyenin mütevazılığı bu kelimeyle ifade edilmektedir (Farsça pay-i mala?, Türkçe çekirge budu).", "question": "El-Marrakuşi tarafından tarif edilen 'çekirge bacağı' isimli güneş saatine bu ismin verilme sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Muhtemelen bu alet basitliği nedeniyle ve rahatça taşınabilirliği nedeniyle bu şekilde isimlendirilmiştir."}}, {"id": "1980", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "Ümeyye camisi güneş saatinin esası hangi halife döneminde teşekkül etmiştir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde"}}, {"id": "1981", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "Astronom İbn eş-Şatir güneş saatinden başka hangi eserleriyle öne çıkmaktadır?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler."}}, {"id": "1982", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "İbn eş-Şatir günlük hayatında hangi işler ile meşgul olmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır."}}, {"id": "1983", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "İbn eş-Şatir'e ait (Şam Ümeyye Camisi) güneş saati insanlar tarafından tekrar ne zaman, nasıl bir halde bulunmuştur? ", "answers": {"answer_start": 859, "text": "Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur."}}, {"id": "1984", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "İbn eş-Şatir'e ait (Şam Ümeyye Camisi) güneş saatinin ne zaman parçalandığı düşünülmektedir?", "answers": {"answer_start": 991, "text": "Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır."}}, {"id": "1985", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "İbn eş-Şatir'e ait (Ümeyye Camisi) güneş saatinin orijinali nerede muhafaza edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 1381, "text": "Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde"}}, {"id": "1986", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "İbn eş-Şatir'e ait (Ümeyye Camisi) güneş saatinin bilinen en mühim kopyasını kim imal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1029, "text": "et-Tantavi"}}, {"id": "1987", "context": "773/1371 yılından gelen, esası Halife el-Velid b. Abdalmelik (dönemi: 86-96/705-715)'in saltanatı döneminde teşekkül etmiş olan Şam Ümeyye Camisi güneş saati, türünün Arap-İslam kültür çevresindeki zirve noktasını oluşturmaktadır. Saat, astronom Ali b. İbrahim b. Muhammed İbn eş-Şatir (d. 705/1306, ö. 777/1375) tarafından imal edilmiştir. Kaynaklar bu bilginin güneş saati yapımının yanı sıra astronomik çizelgelerini, gezegenler teorisini, evrensel aletini (el-alet el-camia) ve kum ya da su yardımına gereksinim duymaksızın gece ve gündüz dönecek ve ayrıca eşit ve eşit olmayan saatleri gösterebilecek şekilde imal edilmiş eşsiz saatini övmektedirler. İbn eş-Şatir Şam'da cami astronomu (muvakkit) ve baş müezzin (reis el-müezzinin) olarak görev yapmıştır. Onun tarafından imal edilen güneş saati 1x2 metrelik ölçüleriyle alışılmadık bir boyuta sahiptir. Orijinal 1958 yılına kadar kaybolmuş kabul edilmekteydi. Tamir çalışmaları esnasında üç parçaya ayrılmış halde yeniden bulunmuştur. Saat muhtemelen 1873 yılında astronom et-Tantavi tarafından girişilen tashih sırasında parçalanmıştır. et-Tantavi bir hata tespit ettiği iddiasında bulunmuş ve böylece orijinali, günümüzde camiin kuzey tarafındaki el-arus diye isimlendirilen minarenin ayağındaki bir girişte bulunan kopya ile değiştirmiştir. Gerçekten de et-Tantavi tarafından imal edilen güneş saati, üç parçası günümüzde Şam'daki Suriye Milli Müzesi'nde korunan orijinalin sadık bir kopyasıdır. Saat üç parçadan oluşmaktadır. Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır.", "question": "Şam Ümeyye Camisi güneş saatinin merkezi parçasının işlevi nedir?", "answers": {"answer_start": 1486, "text": "Merkezi parça, eşit olmayan saatleri veya vakitleri dört dakikalık kesinlikte göstermektedir. Kuzey ve güney parçaları eşit ve ekinoksal saatler için yapılmıştır."}}, {"id": "1988", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "Tasarladığı güneş saatini Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair kitabında tarif edip resmeden mısırlı cami astronomu kimdir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati"}}, {"id": "1989", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn el-Muhallebi tasarladığı güneş saati hangi eserinde mevzu edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair"}}, {"id": "1990", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn el-Muhallebi'ye ait güneş saati kaç yılında kendisi tarafından kitabında tarif olunup resmedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "829/1426 yılında"}}, {"id": "1991", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn el-Muhallebi'nin güneş saati nerede mevcut bulunan yazma sebebiyle günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde"}}, {"id": "1992", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn el-Muhallebi'nin güneş saati hangi enlem için doğru sonuç vermektedir?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "Kahire'nin enlemi (30°) için"}}, {"id": "1993", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "Hangi saat İbn el-Muhallebi'nin güneş saatiyle müşterek aynı enlem için hesaplanmıştır?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "Kahire'deki İbn Tulun Camii"}}, {"id": "1994", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn Tulun Camii güneş saati hangi tarihlere aittir?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "696/1296"}}, {"id": "1995", "context": "Mısırlı bir cami astronomu (muvakkit) olan Zeyneddin Abdurrahman b. Muhammed İbn el-Muhallebi el-Mikati'nin Umdet ez-Zakir li-Vad Hutut Fadl ed-Dair isimli kitabında 829/1426 yılında tarif ettiği ve resmettiği güneş saati Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada günümüze ulaşmıştır. Saat Kahire'nin enlemi (30°) için hesaplanmıştır. Alışılmadık iki parçalı yapımı, bu enlemi Kahire'deki İbn Tulun Camii'nin 696/1296 tarihli güneş saatiyle paylaşmaktadır. Bu sonuncunun kalıntıları 1800 civarında Napolyon tarafından hazırlatılan Description de l'Egypte'te resmedilmiştir.", "question": "İbn Tulun Camii güneş saatinin kalıntılarının resmedildiği Description de l'Egypte isimli eser kaç yılında kim tarafından hazırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "1800 civarında Napolyon tarafından"}}, {"id": "1996", "context": "Arşimet'in adına sonradan bağlanan bir su saatine dair bir risale, çok büyük bir ihtimalle nispeten erken bir dönemde Arap-İslam kültür çevresine ulaşmıştır. Bilim tarihçisi İbn Nedim Arşimet'in İslam dünyasında bilinen eserleri arasında Kitab Alet Sa?at el-Ma? elleti Termi bi-l-Benadi? adlı bir risaleyi kaydetmektedir. Bu kitapçığı incelemiş ve İngilizce'ye çevirmiş olan Donald R. Hill, ilk dört bölümün Yunanca bir nüshadan tercüme edildiği ve diğer bölümlerin Arap-İslam kültür çevresinde oluşmuş olduğunu savunmaktadır. Arşimet'e nispet edilen su saati hakkındaki risalenin bir Paris yazmasındaki (Bibliotheque nationale, ar. 2468) varlığına dikkat çekmiş olan kişi Baron Carra de Vaux'dür. Daha sonra Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser bu risaleyi Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çevirmişlerdir. Bugün toplam yedi yazma bilinmektedir.", "question": "Arşimet'in Kitab Alet Sa'at el-Ma' elleti Termi bi-l-Benadik adlı risalesini kaydeden bilim tarihçisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "İbn Nedim"}}, {"id": "1997", "context": "Arşimet'in adına sonradan bağlanan bir su saatine dair bir risale, çok büyük bir ihtimalle nispeten erken bir dönemde Arap-İslam kültür çevresine ulaşmıştır. Bilim tarihçisi İbn Nedim Arşimet'in İslam dünyasında bilinen eserleri arasında Kitab Alet Sa?at el-Ma? elleti Termi bi-l-Benadi? adlı bir risaleyi kaydetmektedir. Bu kitapçığı incelemiş ve İngilizce'ye çevirmiş olan Donald R. Hill, ilk dört bölümün Yunanca bir nüshadan tercüme edildiği ve diğer bölümlerin Arap-İslam kültür çevresinde oluşmuş olduğunu savunmaktadır. Arşimet'e nispet edilen su saati hakkındaki risalenin bir Paris yazmasındaki (Bibliotheque nationale, ar. 2468) varlığına dikkat çekmiş olan kişi Baron Carra de Vaux'dür. Daha sonra Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser bu risaleyi Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çevirmişlerdir. Bugün toplam yedi yazma bilinmektedir.", "question": "Arşimet'in Kitab Alet Sa'at el-Ma' elleti Termi bi-l-Benadik adlı risalesini inceleyerek İngilizce'ye tercüme eden kimdir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Donald R. Hill"}}, {"id": "1998", "context": "Arşimet'in adına sonradan bağlanan bir su saatine dair bir risale, çok büyük bir ihtimalle nispeten erken bir dönemde Arap-İslam kültür çevresine ulaşmıştır. Bilim tarihçisi İbn Nedim Arşimet'in İslam dünyasında bilinen eserleri arasında Kitab Alet Sa?at el-Ma? elleti Termi bi-l-Benadi? adlı bir risaleyi kaydetmektedir. Bu kitapçığı incelemiş ve İngilizce'ye çevirmiş olan Donald R. Hill, ilk dört bölümün Yunanca bir nüshadan tercüme edildiği ve diğer bölümlerin Arap-İslam kültür çevresinde oluşmuş olduğunu savunmaktadır. Arşimet'e nispet edilen su saati hakkındaki risalenin bir Paris yazmasındaki (Bibliotheque nationale, ar. 2468) varlığına dikkat çekmiş olan kişi Baron Carra de Vaux'dür. Daha sonra Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser bu risaleyi Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çevirmişlerdir. Bugün toplam yedi yazma bilinmektedir.", "question": "Paris'te bir yazmada Arşimet'e nispet edilen su saatine dair risalesinin bulunduğuna dikkat çeken kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "Baron Carra de Vaux"}}, {"id": "1999", "context": "Arşimet'in adına sonradan bağlanan bir su saatine dair bir risale, çok büyük bir ihtimalle nispeten erken bir dönemde Arap-İslam kültür çevresine ulaşmıştır. Bilim tarihçisi İbn Nedim Arşimet'in İslam dünyasında bilinen eserleri arasında Kitab Alet Sa?at el-Ma? elleti Termi bi-l-Benadi? adlı bir risaleyi kaydetmektedir. Bu kitapçığı incelemiş ve İngilizce'ye çevirmiş olan Donald R. Hill, ilk dört bölümün Yunanca bir nüshadan tercüme edildiği ve diğer bölümlerin Arap-İslam kültür çevresinde oluşmuş olduğunu savunmaktadır. Arşimet'e nispet edilen su saati hakkındaki risalenin bir Paris yazmasındaki (Bibliotheque nationale, ar. 2468) varlığına dikkat çekmiş olan kişi Baron Carra de Vaux'dür. Daha sonra Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser bu risaleyi Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çevirmişlerdir. Bugün toplam yedi yazma bilinmektedir.", "question": "Arşimet'in Kitab Alet Sa'at el-Ma' elleti Termi bi-l-Benadik adlı risalesini Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çeviren ikili kimdir?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser"}}, {"id": "2000", "context": "Arşimet'in adına sonradan bağlanan bir su saatine dair bir risale, çok büyük bir ihtimalle nispeten erken bir dönemde Arap-İslam kültür çevresine ulaşmıştır. Bilim tarihçisi İbn Nedim Arşimet'in İslam dünyasında bilinen eserleri arasında Kitab Alet Sa?at el-Ma? elleti Termi bi-l-Benadi? adlı bir risaleyi kaydetmektedir. Bu kitapçığı incelemiş ve İngilizce'ye çevirmiş olan Donald R. Hill, ilk dört bölümün Yunanca bir nüshadan tercüme edildiği ve diğer bölümlerin Arap-İslam kültür çevresinde oluşmuş olduğunu savunmaktadır. Arşimet'e nispet edilen su saati hakkındaki risalenin bir Paris yazmasındaki (Bibliotheque nationale, ar. 2468) varlığına dikkat çekmiş olan kişi Baron Carra de Vaux'dür. Daha sonra Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser bu risaleyi Paris yazmasına ve diğer iki yazmaya (Londra ve Oxford) dayanarak Almanca'ya çevirmişlerdir. Bugün toplam yedi yazma bilinmektedir.", "question": "Eilhard Wiedemann ve Fritz Hauser, belli bazı yazmaları esas alarak Arşimet'in su saatine müteallik risalesini hangi dile tercüme etmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 821, "text": "Almanca"}}, {"id": "2001", "context": "Bu, gün uzunluklarının 12 saate bölünmesi esasına dayanan saat, her defasında bir ağırlığın bir saat skalasında geçip giderek hareket ettiği (solda yukarı doğru, sağda aşağı doğru) iki sütunda göstermektedir. Ayrıca her saat, bir küre avara kalır ve bir kuşun gagasından kayarak bir çan üzerine düşer. Ayrıca saat üzerine resmedilmiş olan çehrenin gözleri renk değiştirir. Bir gün ve gece zarfında düzenli bir biçimde bir depodan boşalan su, temel düzeneği harekete geçirir ve kontrol eder. Bu düzeneğin hızı (suyun oranı yoluyla) köşeli boru ucunun dönmesiyle mevsimin yarım daire formundaki takvim sayfasına uyarlanır.", "question": "Arşimet'in su saatinde suyun işlevi nedir?", "answers": {"answer_start": 373, "text": "Bir gün ve gece zarfında düzenli bir biçimde bir depodan boşalan su, temel düzeneği harekete geçirir ve kontrol eder."}}, {"id": "2002", "context": "el-Cezeri (600/1200 civarı) kitabında değişik noktalarda yetersiz gördüğü ve kendi yapımıyla değiştirdiği Yusuf el-Asturlabi isimli birisi tarafından imal edilmiş bir mum saati tarif etmektedir. Bu saatin işleyişine ilişkin şunları söylemekte: 'Bu, şu şekilde işlemektedir: Mum, güneşin batışı ile mahfazaya oturtulur ve 15 kadar küre peş peşe gagaya yerleştirilir. Bu esnada yazı kamışı birinci derecenin dış tarafında bulunur. Şimdi mum yakılır. Bu mumun alevi herhangi bir düzeneksiz mumun alevinden daha büyüktür. Bunun nedeni balmumunun fitil çevresinde birikmesidir. Yazı kamışı, ucu birinci işarete gelene kadar dolaşır. Bu işaret 1 derecedir; böylece geceden bir saatin 1 derecesi (4 dakika) geçmiştir. Uç 15. dereceye ulaştığında şahin, mumun altlığına bir küre atar. Gece bitene kadar böylece devam eder. Altlıkta gecenin saatleri sayısınca küreler vardır. Yazı kamışı kürelerden hasıl olmayan dereceleri verir.' ", "question": "El-Cezeri'nin kitabında değişik noktalarda yetersiz gördüğü ve kendi yapımıyla değiştirdiği mum saati kim tarafından imal edilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Yusuf el-Asturlabi"}}, {"id": "2003", "context": "el-Cezeri (600/1200 civarı) kitabında değişik noktalarda yetersiz gördüğü ve kendi yapımıyla değiştirdiği Yusuf el-Asturlabi isimli birisi tarafından imal edilmiş bir mum saati tarif etmektedir. Bu saatin işleyişine ilişkin şunları söylemekte: 'Bu, şu şekilde işlemektedir: Mum, güneşin batışı ile mahfazaya oturtulur ve 15 kadar küre peş peşe gagaya yerleştirilir. Bu esnada yazı kamışı birinci derecenin dış tarafında bulunur. Şimdi mum yakılır. Bu mumun alevi herhangi bir düzeneksiz mumun alevinden daha büyüktür. Bunun nedeni balmumunun fitil çevresinde birikmesidir. Yazı kamışı, ucu birinci işarete gelene kadar dolaşır. Bu işaret 1 derecedir; böylece geceden bir saatin 1 derecesi (4 dakika) geçmiştir. Uç 15. dereceye ulaştığında şahin, mumun altlığına bir küre atar. Gece bitene kadar böylece devam eder. Altlıkta gecenin saatleri sayısınca küreler vardır. Yazı kamışı kürelerden hasıl olmayan dereceleri verir.' ", "question": "El-Cezeri kitabında mum saatinin çalışma mekanizmasını nasıl anlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Mum, güneşin batışı ile mahfazaya oturtulur ve 15 kadar küre peş peşe gagaya yerleştirilir. Bu esnada yazı kamışı birinci derecenin dış tarafında bulunur. Şimdi mum yakılır. Bu mumun alevi herhangi bir düzeneksiz mumun alevinden daha büyüktür. Bunun nedeni balmumunun fitil çevresinde birikmesidir. Yazı kamışı, ucu birinci işarete gelene kadar dolaşır. Bu işaret 1 derecedir; böylece geceden bir saatin 1 derecesi (4 dakika) geçmiştir. Uç 15. dereceye ulaştığında şahin, mumun altlığına bir küre atar. Gece bitene kadar böylece devam eder. Altlıkta gecenin saatleri sayısınca küreler vardır. Yazı kamışı kürelerden hasıl olmayan dereceleri verir."}}, {"id": "2004", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "Lisaneddin İbn el-Hatib rivayet ettiğine göre Hz.Muhammed (Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem)'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle bir saat takdim eden sultan kimdir?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Granada Sultanı V. Muhammed"}}, {"id": "2005", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "Lisaneddin İbn el-Hatib rivayet ettiği Hz.Muhammed (Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem)'in mevlidi sebebiyle hazırlanan bu saat hangi tarihe aittir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "763/1362 yılında"}}, {"id": "2006", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib'in tam ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Muhammed b. Abdallah b. Said"}}, {"id": "2007", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "Granada Sultanı V. Muhammed hangi dönemde hüküm sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "1354-1359, 1362-1391"}}, {"id": "2008", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "İbn el-Hatib'in uzunca bir süre kayıp sanılan risalesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab"}}, {"id": "2009", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesine ait hangi bölümün uzunca bir süre kaybolduğu düşünülmüştür?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "üçüncü bölümü"}}, {"id": "2010", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "İbn el-Hatib'in uzun süre kayıp bilinen Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin 3.bölümünün keşfinden sonra yayınlayıp ispanyolcaya çeviren kimdir?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "İspanyol arabist E. Garcia Gomez"}}, {"id": "2011", "context": "Endülüslü ayaklı kütüphane Lisaneddin İbn el-Hatib (Muhammed b. Abdallah b. Said ö. 776/1374)'in rivayet ettiğine göre Granada Sultanı V. Muhammed (dönemi: 1354-1359, 1362-1391) Peygamber Muhammed'in doğum günü (mevlid) münasebetiyle 763/1362 yılında gece vakitlerine mahsus bir saat takdim etmiştir. İbn el-Hatib'in Nufadet el-Cirab fi Ulalet el-İğtirab adlı risalesinin uzunca bir süre kayıp sanılan üçüncü bölümünün yazmasının keşfedilmesinden sonra İspanyol arabist E. Garcia Gomez ilgili metni yayınlamış ve İspanyolca'ya çevirmiştir.", "question": "Lisaneddin İbn el-Hatib rivayet ettiği Hz.Muhammed (Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem)'in mevlidi için yapılan saat, günün hangi vaktine özeldir?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "gece vakitlerine mahsus"}}, {"id": "2012", "context": "Saatin mahfazası üstü açılmış on iki köşeli ahşap bir etüiden oluşmaktadır ve on iki kapılıdır. Tavanın ortasında on iki eşit kısma bölümlenmiş bir mum durmaktadır. Mumun yanması sırasında bir dengeleme ağırlığıyla ağırlaştırılmış on iki pim peş peşe balmumundan ayrılır. Pimler, aralarındaki mesafenin bir saatlik yanma süresine tekabül edeceği şekilde yerleştirilmişlerdir. Bir pim aşağı düşerse, dengeleme ağırlığı her defasında kapılardan birisinde bulunan bir kafesi serbest bırakan diğer bir pimi kendisiyle birlikte çeker. Bu kafes saatin içerisinde bulunan bir rayda aşağı düşer, bu yolla kapı aralığında dürülü ve geçen gece saatini betimleyen mısralar içeren bir kağıt parçası görünür. Aynı anda kaseye bir küre düşer ve akustik bir sinyal yaratır. Açılan kapıların sayısından, geçen simetrik saatler okunur.", "question": "İbn el-Hatib rivayet ettiği saat mekanizması nasıl çalışır?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Mumun yanması sırasında bir dengeleme ağırlığıyla ağırlaştırılmış on iki pim peş peşe balmumundan ayrılır. Pimler, aralarındaki mesafenin bir saatlik yanma süresine tekabül edeceği şekilde yerleştirilmişlerdir. Bir pim aşağı düşerse, dengeleme ağırlığı her defasında kapılardan birisinde bulunan bir kafesi serbest bırakan diğer bir pimi kendisiyle birlikte çeker. Bu kafes saatin içerisinde bulunan bir rayda aşağı düşer, bu yolla kapı aralığında dürülü ve geçen gece saatini betimleyen mısralar içeren bir kağıt parçası görünür. Aynı anda kaseye bir küre düşer ve akustik bir sinyal yaratır. Açılan kapıların sayısından, geçen simetrik saatler okunur."}}, {"id": "2013", "context": "Bu saat, Libros del saber de astronomia'nın saatler bölümünde relogio de la candela adıyla üçüncü sırada sunulmaktadır. Saat ayrıntılı bir biçimde tarif edilmiş ve resimlerle donatılmıştır. Mum, yanan yüzde bir manşet içerisindedir, öyle ki kısalma sürecinde onun platformu bir denge ağırlığı tarafından yukarı doğru itilir . Platformla bağlı olan ve diğer bir denge ağırlığıyla ağırlaştırılan bir ip bu esnada, ilgili gün uzunluklarına göre ayarlanan saatler çizelgesi kaydedilmiş olan levhayı yukarı doğru çeker. Tarih biliniyorsa saatin yatay yüzeyinde zaman okunabilir. Çizelge sadece belirli yedi iklimden biri için geçerli olarak yapılır.Model Eduard Farre (Barselona) tarafından imal edilmiştir.", "question": "İspanyol-Arap Mum Saati nerede sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Libros del saber de astronomia'nın saatler bölümünde relogio de la candela adıyla üçüncü sırada"}}, {"id": "2014", "context": "Bu saat, Libros del saber de astronomia'nın saatler bölümünde relogio de la candela adıyla üçüncü sırada sunulmaktadır. Saat ayrıntılı bir biçimde tarif edilmiş ve resimlerle donatılmıştır. Mum, yanan yüzde bir manşet içerisindedir, öyle ki kısalma sürecinde onun platformu bir denge ağırlığı tarafından yukarı doğru itilir . Platformla bağlı olan ve diğer bir denge ağırlığıyla ağırlaştırılan bir ip bu esnada, ilgili gün uzunluklarına göre ayarlanan saatler çizelgesi kaydedilmiş olan levhayı yukarı doğru çeker. Tarih biliniyorsa saatin yatay yüzeyinde zaman okunabilir. Çizelge sadece belirli yedi iklimden biri için geçerli olarak yapılır.Model Eduard Farre (Barselona) tarafından imal edilmiştir.", "question": "İspanyol-Arap Mum Saati modelini kim imal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 650, "text": "Eduard Farre (Barselona)"}}, {"id": "2015", "context": "Libros del saber de astronomia isimli eserin saatleri arasında relogio de la piedra de la sombra dördüncü sırada sunulmaktadır ve bir resim ile donatılmıştır. Bu derlemenin manevi babası X.Alfons 'güneş saatinin yapımı için çalışma esnasında başka bir kitaba ihtiyaç duyulmayacak tarzda eksiksiz bir kitap bulamadığını' söylemektedir.Bu yüzden o, kapsamlı bir tarifin sağlanması emrini vermiştir.Saat asimetrik, vakit saatler olarak adlandırılan zaman bölümlerini göstermektedir.", "question": "İspanyol-Arap Güneş Saati'nin manevi babası olarak adlandırılan kimdir?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "X.Alfons"}}, {"id": "2016", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "Murcia'lı bu astronom ibn er-Rakkam'ın tam ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam"}}, {"id": "2017", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam nerelidir?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "Murcia"}}, {"id": "2018", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "İbn er-Rakkam'ın Güneş Saati nasıl çalışır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır."}}, {"id": "2019", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "İbn er-Rakkam'ın Güneş Saati'ne benzer bir çalışma kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Pedro Nunes"}}, {"id": "2020", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam hangi dönemde faaliyet göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Nasiriler döneminde"}}, {"id": "2021", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam hangi şehirde faaliyet göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Granada"}}, {"id": "2022", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam kimdir?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi."}}, {"id": "2023", "context": " 'Gölgeler Bilgisi Hakkında Risale' (Risale fi İlm ez-Zilal)'sinin 44. bölümünde Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam (ö. 715/1315) yüzer pusulayla bağlantılı bir güneş saati tarif etmektedir. Murcia'lı bu astronom, matematikçi ve tabipti ve Nasiriler döneminde Granada'da faaliyet gösteren bilginlerdendi. Bir tahta parçasının üstüne oturtulan manyetik taş, ahşap diske hakkedilmiş güneş saati için kuzey-güney yönünü ayarlamaya yaramaktadır.Saat ipek iplerde asılı olarak dengede tutulmaktadır.Oldukça benzer bir araç Pedro Nunes (1537)'e atfedilmektedir (bir sonraki model).", "question": "İbn er-Rakkam Güneş Saati'ni kim imal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Ebu Abdallah Muhammed b. İbrahim er-Rakkam"}}, {"id": "2024", "context": "Bu saat, Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)'un 225 nolu Latince yazmasında tarif edilmektedir. Muhtemelen 13. yüzyıldan kalma yazma günümüzde Barselona'da Archivo de la Corona de Aragon'da bulunmaktadır.Saatin düzeneği el-Cezeri'nin kitabında tarif edilen ilk su saatiyle benzerlik göstermektedir.", "question": "Alarmlı su saati nerede tarif edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)'un 225 nolu Latince yazmasında"}}, {"id": "2025", "context": "Bu saat, Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)'un 225 nolu Latince yazmasında tarif edilmektedir. Muhtemelen 13. yüzyıldan kalma yazma günümüzde Barselona'da Archivo de la Corona de Aragon'da bulunmaktadır.Saatin düzeneği el-Cezeri'nin kitabında tarif edilen ilk su saatiyle benzerlik göstermektedir.", "question": "Alarmlı su saati'nin tarifini yapan yazma ne zamana aittir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "13. yüzyıl"}}, {"id": "2026", "context": "Bu saat, Benedikt manastırı Santa Maria de Ripoll (Pirene Dağları eteğinde)'un 225 nolu Latince yazmasında tarif edilmektedir. Muhtemelen 13. yüzyıldan kalma yazma günümüzde Barselona'da Archivo de la Corona de Aragon'da bulunmaktadır.Saatin düzeneği el-Cezeri'nin kitabında tarif edilen ilk su saatiyle benzerlik göstermektedir.", "question": "Alarmlı su saati'nin tarifini yapan yazma günümüzde nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Barselona'da Archivo de la Corona de Aragon'da"}}, {"id": "2027", "context": "Nispeten basit düzenek, alttaki kapta [yukarıdaki kaptaki] bulunan suyun içeri akması ile yukarı doğru hareket eden ve çarkı hareket ettiren bir şamandıra aracılığıyla işler. Çarkın kenarında herhangi bir kertiğe (=saat ayarı) sokulu bir madeni levhacık, istenilen zamana, dönme esnasında bir kurşun ağırlığı aşağı düşürür. Bu, bir makaraya bağlı olan, dönme hareketine geçirilen ve yaklaşık 5 saniye boyunca çanlara çarpan bir çan tokmağının sürgüsünün açılmasını sağlar. Su, zaman süresince azalan basınç dengeleyicisi nedeniyle farklı hızda aktığı için, simetrik bir zaman belirleme mümkün değildir. Model aynı zamanda, yapılışını tarif etmiş olan Eduard Farre (Barselona) tarafından imal edilmiştir.", "question": "Alarmlı su saati ile simetrik bir zaman belirlemek niçin mümkün değildir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Su, zaman süresince azalan basınç dengeleyicisi nedeniyle farklı hızda aktığı için"}}, {"id": "2028", "context": "Nispeten basit düzenek, alttaki kapta [yukarıdaki kaptaki] bulunan suyun içeri akması ile yukarı doğru hareket eden ve çarkı hareket ettiren bir şamandıra aracılığıyla işler. Çarkın kenarında herhangi bir kertiğe (=saat ayarı) sokulu bir madeni levhacık, istenilen zamana, dönme esnasında bir kurşun ağırlığı aşağı düşürür. Bu, bir makaraya bağlı olan, dönme hareketine geçirilen ve yaklaşık 5 saniye boyunca çanlara çarpan bir çan tokmağının sürgüsünün açılmasını sağlar. Su, zaman süresince azalan basınç dengeleyicisi nedeniyle farklı hızda aktığı için, simetrik bir zaman belirleme mümkün değildir. Model aynı zamanda, yapılışını tarif etmiş olan Eduard Farre (Barselona) tarafından imal edilmiştir.", "question": "Alarmlı su saati'ni imal eden başka kim bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "Eduard Farre (Barselona)"}}, {"id": "2029", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Mizan el-Hikme isimli eserin sahibi kimdir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Abdurrahman el-Hazini"}}, {"id": "2030", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Mizan el-Hikme isimli eserde zikredilen zaman terazisi kim tarafından tarif edilmektedir", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Abdurrahman el-Hazini"}}, {"id": "2031", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Zaman terazisinin sahibi Abdurrahman el-Hazini elimizde bulunan eserlerde ne olarak bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "fizikçi"}}, {"id": "2032", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Zaman Terazisi'nin Mizan el-Hikme adlı eserde geçen ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Mizan essa'at ve-ezmaniha"}}, {"id": "2033", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Abdurrahman el-Hazini Mizan el-Hikme isimli eserinde ne tarif etmektedir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi "}}, {"id": "2034", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Abdurrahman el-Hazini'nin zaman terazisi nasıl düzenlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı."}}, {"id": "2035", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Abdurrahman el-Hazini'nin zaman terazisi eserinde anlattığı üzere nasıl çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi."}}, {"id": "2036", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": " 'Mutlak terazi' (el-mizan el-külli) nasıl tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti."}}, {"id": "2037", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Mutlak terazi hangi isimle geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "el-mizan el-külli"}}, {"id": "2038", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Dakika terazisi hangi isimle geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 833, "text": "el-mizan el-latif el-cüz'i"}}, {"id": "2039", "context": "Mizan el-Hikme isimli eserinin (515/1121) sekizinci bölümünde fizikçi Abdurrahman el-Hazini 24 saatlik gökyüzü dönüşünü ölçmeye yarayan bir zaman terazisi tarif etmektedir. Mizan essa'at ve-ezmaniha olarak nitelendirilen bu aygıt, bir terazi koluna asılmış bir su veya kum haznesinden oluşmaktaydı ve bu hazne tam olarak hesaplanmış bir delik ile donatılmıştı. Ağırlık kaybı terazi kolundaki bir ağırlığın kaydırılması yoluyla dengelenerek geçen zaman buna uygun bir skalada okunabiliyordu, adeta dakikaların ağırlığı tartılıyormuş gibi. Mutlak terazi (el-mizan el-külli) 24 saatin akışı için kurulmuştu ve buna uygun büyüklükteydi; iki kantar topuna, saatler ve dakikalar için skalalara sahipti. Modelimiz daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur.", "question": "Dakika terazisi için hedef alınarak yapılan modelin keyfiyyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "daha küçük olan, sadece bir saat süreli ve bunun için 60'lık skala (et-taksim es-sittin) ile donatılmış olan dakika terazisi (el-mizan el-latif el-cüz'i)'nin rekonstrüksiyonudur."}}, {"id": "2040", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf mekanik saatler hakkındaki kitabını ne zaman kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "966/1559 yılında"}}, {"id": "2041", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf'un mekanik saatler hakkındaki kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye"}}, {"id": "2042", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf pnömatik düzenekler hakkındaki kitabını ne zaman kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "959/1552 yılında"}}, {"id": "2043", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf pnömatik düzenekler hakkındaki kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye"}}, {"id": "2044", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf'un  su saatlerinden bahsettiği eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye"}}, {"id": "2045", "context": "Arap kökenli Osmanlı bilgini Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf (d. Şam 927/1521, ö. İstanbul 993/1585) 966/1559 yılında Nabulus'da kadı olarak mekanik saatler hakkındaki kitabını kaleme yazmıştı, Kitab el-Kevakib ed-Dürriyye fi Vad el-Bingamat ed-Devriyye. Diğerleri yanında bu kitabı 959/1552 yılında kaleme alınmış pnömatik düzenekler hakkındaki kitabı, et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye, öncelemiştir. Bu kitapta o, su saatlerinin yapımına belirli bir yer ayırmıştır.", "question": "Takiyyeddin Muhammed b. Ma'ruf et-Turuk es-Seniyye fi el-Alat er-Ruhaniyye isimli eserinde hangi konuya yer vermiştir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "su saatlerinin yapımı"}}, {"id": "2046", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Saatler kitabında Takiyyeddin hangi durumdan şikayet etmektedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden"}}, {"id": "2047", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin hangi eserlerinde hangi fikri eleştirdiği görülmektedir?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Perpetuum mobile (devridaim)"}}, {"id": "2048", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde hangi saatlerden esinlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 768, "text": "kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden"}}, {"id": "2049", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerde hangi mekanizmalardan esinlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 649, "text": "hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek"}}, {"id": "2050", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin diğer saatlerden gayrı alakadar olduğu konu nedir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneği"}}, {"id": "2051", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin ilgilendiği hareket düzeneğinin gayesi nedir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' "}}, {"id": "2052", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin ilgilendiği hareket düzeneğinin diğer ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide"}}, {"id": "2053", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendi hareket düzeneğinden farklı olarak diğer eserlerinde ne ile öne çıkmaktadır?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği"}}, {"id": "2054", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin mekanik saatler kitabında saatleri kaç gruba ayırmıştır?", "answers": {"answer_start": 1457, "text": "iki"}}, {"id": "2055", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin mekanik saatler kitabında bahsettiği iki saat grubunu nasıl isimlendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 1513, "text": "Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye"}}, {"id": "2056", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin mekanik saatler kitabında kaç farklı saatten bahsetmektedir?", "answers": {"answer_start": 1477, "text": "yaklaşık 10"}}, {"id": "2057", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye şeklinde isimlendirdiği saatlerin karşılığı nedir?", "answers": {"answer_start": 1396, "text": "ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler"}}, {"id": "2058", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin zamanı gözlem öğesi olarak kullanma düşücesiyle ne yapmaya sevkedilmişti?", "answers": {"answer_start": 1689, "text": "büyük bir astronomik saat (bingam rasadi)"}}, {"id": "2059", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin yapması için görevlendirildiği büyük bir astronomik saatin diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1716, "text": "bingam rasadi"}}, {"id": "2060", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin yapması için görevlendirildiği büyük bir astronomik saati hangi eserinde tarif etmektedir?", "answers": {"answer_start": 1776, "text": "İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde"}}, {"id": "2061", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin Sidret el-Münteha isimli eserinde ilginç olan nedir?", "answers": {"answer_start": 1908, "text": "gezegenler modeli saati"}}, {"id": "2062", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin Sidret el-Münteha isimli eseriyle gezegenler saatinin dizaynı hakkında günümüze ulaşan nedir?", "answers": {"answer_start": 1955, "text": "saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi"}}, {"id": "2063", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Takiyyeddin efendinin gezegenler modeli saatine dair çizimi Sidret el-Münteha isimli eserinin hangi kısmında variddir?", "answers": {"answer_start": 2030, "text": "risalenin müellif nüshasında"}}, {"id": "2064", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Mekanik saatlerin ortaya çıkışında Arap-İslam kültür çevresi ve avrupa arasındaki etkileşim için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1003, "text": "Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır."}}, {"id": "2065", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinin çalışma mekanizması hakkında ne düşünülmektedir?", "answers": {"answer_start": 1136, "text": "çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı"}}, {"id": "2066", "context": "Saatler kitabında Takiyyeddin, Arap-İslam kültür çevresinde umumiyetle su veya kum saatleriyle uğraşılıp mekanik saatin ihmal edildiğinden şikayet etmektedir. Onu ilgilendiren, su ve kumun yanında başka bir hareket düzeneğidir. Bu düzeneğin amacı, onun dediği gibi 'bir ağırlığın küçük bir kuvvet ile uzun bir süre uzak bir mesafe üzerinde hareketidir' (cezb es-sakil bi-kuva kalile... zamanen tavilen fi mesafe ba'ide). Fakat burada dikkat edilmesi gereken, onun bir Perpetuum mobile (devridaim) fikrini (bkz. Katalog cilt V, s. 61) yermesidir. Diğer eserlerinde dişli çark düzenekleriyle büyük bir çalışma yeteneği gösteren Takiyyeddin en azından hareket sağlayan çarkı frenleyecek maşa ve bir konik cismin etrafında aşağıdan yukarıya sarılan bir zemberek fikrinde, kendisinin yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na girme yolu bulmuş olan Avrupalı mekanik saatlerden esinlenmiş görünüyor. Her halükarda o, bu tür Avrupa saatlerini tanıdığını gizlememektedir. Diğer yandan mekanik saatin doğuşunda, Avrupa'nın Arap-İslam kültür çevresinden muhtemel etkilenmesi sorusu hala açık durmaktadır. İslam ülkelerinde su ve civa saatlerinde çarkların geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzeneğin kullanıldığı bilinmektedir. Ama şu soru hala cevap beklemektedir: 'Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıkmıştır?'. Bu kitapta Takiyyeddin, ağırlık düzenekli saatler ve sarma zemberekli saatler olarak iki guruba ayırdığı yaklaşık 10 saati tarif etmektedir. Birinci gruptakileri bingamat siryakiyye, diğer grupta olanları ise bingamat devriyye olarak isimlendirmektedir. Zamanı, gözlem öğesi olarak kullanma düşüncesiyle Takiyyeddin, büyük bir astronomik saat (bingam rasadi) yapmaya sevkedilmişti. Bu saati Takiyyeddin, İstanbul Rasathanesi aletlerine ayrılmış Sidret el-Münteha isimli risalesinde ayrıntılı tarif etmektedir. Bu eserde çok ilginç bir, gezegenler modeli saati görmekteyiz. Bu saatin saatler, dereceler ve dakikaları ayrı ayrı gösteren kadranının bir çizimi, risalenin müellif nüshasında günümüze ulaşmıştır.", "question": "Dişli çarklarla hareket eden saatlerdeki frenleyici basit maşa ne zaman ortaya çıktığı sorusu hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1248, "text": "soru hala cevap beklemektedir"}}, {"id": "2067", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar kimdir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı."}}, {"id": "2068", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar 1977 den beri vazifesine nerede devam etmektedir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır."}}, {"id": "2069", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü'nü hangi çalışmaları sayesinde elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları"}}, {"id": "2070", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar tarafından isimlendirilen Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne giren terimler hangileridir?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri"}}, {"id": "2071", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar'ın bizzat ismini koyduğu biyokimya terimleri hangi önemli ıstılah sözlüğünde kendine yer bulmuştur? ", "answers": {"answer_start": 661, "text": "Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü"}}, {"id": "2072", "context": "Aziz Sancar, (d. 8 Eylül 1946, Savur), Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. 1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill'de Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak görev yapmaktadır. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Amerikalı Türk olarak tanınır. Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Aziz Sancar'ın geliştirip ismini koyduğu maxicell tekniği ile buluşunu yapıp ismini koyduğu excinuclease/excision nuclease enzimi terimleri Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğü'ne girmiştir.", "question": "Aziz Sancar'ın kendi keşfi ve isimlendirmesine sahip olan hangi teknik ile excinuclease/excision nuclease enzimi terimlerini icad etmiştir? ", "answers": {"answer_start": 562, "text": "maxicell tekniği"}}, {"id": "2073", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın ailesinin nereden göç ettiği hakkında ne bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir."}}, {"id": "2074", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar ilkokul ortaokul ve lise eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı."}}, {"id": "2075", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın genç yaşta futbola olan alakası için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti."}}, {"id": "2076", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar yüksek öğrenimine nerede devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 423, "text": "1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu."}}, {"id": "2077", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaç yılında girmiştir?", "answers": {"answer_start": 423, "text": "1963 yılında"}}, {"id": "2078", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den kaç yılında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 484, "text": "1969 yılında"}}, {"id": "2079", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den hangi sıralama ile mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 497, "text": "birincilikle"}}, {"id": "2080", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den mezun olduktan sonra iki sene nerede vazifede bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 530, "text": "Savur'da bir sağlık ocağında"}}, {"id": "2081", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar Johns Hopkins Üniversitesi ve Dallas Teksas Üniversite'lerine hangi burs yardımıyla gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 588, "text": "NATO-TÜBİTAK bursu ile"}}, {"id": "2082", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve memleketinde iki sene hekimlikten sonra eğitim görmek için nereye gitmiştir? ", "answers": {"answer_start": 616, "text": "Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi"}}, {"id": "2083", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar Dallas Teksas Üniversitesi'nde ne ile meşgul olmuştur?", "answers": {"answer_start": 690, "text": "Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı."}}, {"id": "2084", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın Dallas'ta danışmanı Claude Rupert ile onun laboratuvarında klonladığı genin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 839, "text": "fotoliyaz"}}, {"id": "2085", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın Dallas'ta Claude Rupert ile klonlamayı başardığı genin fonksiyonu nedir?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar."}}, {"id": "2086", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın Dallas'ta danışmanı Claude Rupert ile yaptığı çalışmaların, ona getirisi ne olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı."}}, {"id": "2087", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Dr. Sancar önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını bu tarihlerdeki hangi çalışmalarına borçludur?", "answers": {"answer_start": 839, "text": "fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır."}}, {"id": "2088", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar 1977-1982 yılları arasında nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde"}}, {"id": "2089", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar hangi yıllarda Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1153, "text": "1977-1982 yılları arasında"}}, {"id": "2090", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bulunduğu zaman müddetince Aziz Sancar'ın çalışmaları ne üzerine olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1225, "text": "Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı."}}, {"id": "2091", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar nerede fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde"}}, {"id": "2092", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar doçentlik tezini ne zaman tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1180, "text": "Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde"}}, {"id": "2093", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar doçentlik tezini hangi alanda vermiştir?", "answers": {"answer_start": 1324, "text": "DNA onarımı dalında"}}, {"id": "2094", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Günümüzde Aziz Sancar'ın çalışmalarını sürdürmekte olduğu Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerikan üniversite hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1530, "text": "North Carolina Üniversitesi"}}, {"id": "2095", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar çalışmalarını hangi konular üzerine devam ettirmektedir?", "answers": {"answer_start": 1644, "text": "DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat"}}, {"id": "2096", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar yayınladığı kitap ve makaleler hangi sayılardadır?", "answers": {"answer_start": 1747, "text": "415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı."}}, {"id": "2097", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar hangi yöntemi sebebiyle kanser tedavisinde ödüller almıştır?", "answers": {"answer_start": 1816, "text": "sirkadiyen saat kullanımıyla"}}, {"id": "2098", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından hangi ödüle layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1919, "text": "Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü"}}, {"id": "2099", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü kaç yılında elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1863, "text": "2001 yılında"}}, {"id": "2100", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar 2001 yılında Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü hangi topluluk tarafından almıştır?", "answers": {"answer_start": 1876, "text": "Amerikan Kimya Cemiyeti"}}, {"id": "2101", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "İlk Amerikalı Türk ünvanıyla ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen akademisyen kimdir?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Dr. Sancar"}}, {"id": "2102", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar eşiyle beraber Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı ne sebeple kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 2172, "text": "ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla"}}, {"id": "2103", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde öğrenci misafirhanesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2354, "text": "Carolina Türk Evi"}}, {"id": "2104", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın eşiyle beraber Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla kurduğu vakfın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2285, "text": "Aziz&Gwen Sancar"}}, {"id": "2105", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçilen akademisyen kimdir?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Dr. Sancar"}}, {"id": "2106", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın 2006 yılında asli üye tayin edildiği akademinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2425, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi"}}, {"id": "2107", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar Türkiye Bilimler Akademisi'ne kaç yılında asli üye seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2412, "text": "2006 yılında"}}, {"id": "2108", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar hangi çalışmalarından sebep 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 2488, "text": "DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı"}}, {"id": "2109", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar kimlerle birlikte Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 2547, "text": "Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte"}}, {"id": "2110", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte hangi ödülü almaya hak kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2608, "text": "2015 Nobel Kimya Ödülü"}}, {"id": "2111", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar ile birlikte 30 seneden uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışan araştırmacılar kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 2547, "text": "Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl"}}, {"id": "2112", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Türk akademisyen, biyokimyager Aziz Sancar kim ile evlidir?", "answers": {"answer_start": 3852, "text": "Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar"}}, {"id": "2113", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alan Aziz Sancar,Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl'ın keşifleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 2770, "text": "Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir."}}, {"id": "2114", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar ve nobel kimya ödülüne layık görülen diğer akademisyenlerin keşfi insan hayatına nasıl bir fayda sağlamaktadır?", "answers": {"answer_start": 2962, "text": "Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur."}}, {"id": "2115", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'a verilen Nobel Kimya Ödülü hangi kurum tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 3201, "text": "İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından"}}, {"id": "2116", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü'nü hangi tarihte ve nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 3272, "text": "Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende"}}, {"id": "2117", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Layık görüldüğü Nobel Kimya Ödülü Aziz Sancar'a kim tarafından takdim edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 3355, "text": "İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından"}}, {"id": "2118", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü alması üzerine sözleri ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 3418, "text": "beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir"}}, {"id": "2119", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü alması üzerine ödülü kendisinde muhafaza etmek yerine ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 3607, "text": "Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir."}}, {"id": "2120", "context": "1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre Ailesi Oğuz Türklerinin Hasi kolundan olup Horasan (İran)'dan Mardin'e göç etmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu. İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti. Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert'ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır. Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile haraplanan DNA'nın onarımını yapar. Bu buluş Dr. Sancar'ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı. Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı. DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını Biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde Sarah Graham Kenan Profesörü olarak sürdürmektedir. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller almıştır. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde 'Carolina Türk Evi' isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'ne asli üye olarak seçildi. Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır. Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar'a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi. Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar 'beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.' diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir. Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri çifte vatandaşlığa sahiptir. Biyokimya profesörü Gwen Boles Sancar ile evlidir'", "question": "Aziz Sancar'a verilen 2015 Nobel Kimya Ödülü nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 3683, "text": "Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda"}}, {"id": "2121", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet kimdir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi"}}, {"id": "2122", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2123", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "1956'da"}}, {"id": "2124", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "2125", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet ilkokulu nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda"}}, {"id": "2126", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet Mahmudiye İlkokulu'ndan kaç senesinde mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "1967'de"}}, {"id": "2127", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet orta öğrenimini kaç yılında nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında"}}, {"id": "2128", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yükseköğrenimini kaç yılında nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu."}}, {"id": "2129", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet ne zaman İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulunmuştur? ", "answers": {"answer_start": 593, "text": "Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında"}}, {"id": "2130", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 1977 - 1979 yılları arasında öğrencilik döneminde nerede bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 671, "text": "İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde"}}, {"id": "2131", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet kaç yılında çocuk cerrahisi uzmanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "1986 yılında"}}, {"id": "2132", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet mezuniyetinin ardından 1982'ye kadar ne vazifede bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı."}}, {"id": "2133", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet mezuniyetinin ardından nerede ve ne süreçte uzmanlık öğrencisi olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 852, "text": "1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde"}}, {"id": "2134", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet çocuk cerrahisi kliniğinde kaç yılında çocuk cerrahisi uzmanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "1986 yılında"}}, {"id": "2135", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 2014 tarihinde hangi akademi tarafından fahri doktoraya layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 3325, "text": "Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından"}}, {"id": "2136", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet Bulgar Bilimler Akademisi tarafından hangi tarihte fahri doktoraya layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 3301, "text": "28 Mayıs 2014 tarihinde"}}, {"id": "2137", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 2014'te layık görüldüğü fahri doktorayı kim tarafından almıştır?", "answers": {"answer_start": 3539, "text": "Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı."}}, {"id": "2138", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülen ilk Türk bilim adamı kimdir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2139", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydiren ve fahri doktora diplomasını takdim eden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 3119, "text": "Prof. Velimir Stojkovski"}}, {"id": "2140", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi'nde Rektör Prof. Velimir Stojkovski tarafından fahri doktorasını Aziz Sancar hangi tarihte almıştır?", "answers": {"answer_start": 2924, "text": "7 Aralık 2012 tarihinde"}}, {"id": "2141", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet 7 Aralık 2012 tarihinde layık görüldüğü fahri doktorasını kim tarafından almıştır?", "answers": {"answer_start": 2976, "text": "Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından"}}, {"id": "2142", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Ss. Cyril and Methodius University of Skopje nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 2948, "text": "Makedonya, Üsküp'te"}}, {"id": "2143", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk kimdir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2144", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 5 Eylül 2009 tarihinde hangi dernek tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 2817, "text": "Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından"}}, {"id": "2145", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne hangi tarihte layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 2794, "text": "5 Eylül 2009 tarihinde"}}, {"id": "2146", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet Alman Çocuk Cerrahisi Derneği'ne hangi tarihte üye olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2731, "text": "30 Nisan 2004'te"}}, {"id": "2147", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet Almanya'nın Köln kentinde ne olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1199, "text": "çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı"}}, {"id": "2148", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet uzmanlığının ardından çocuk cerrahisi kliniğinde hangi tarihe kadar araştırma görevlisi konumunda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1059, "text": "1987'ye kadar"}}, {"id": "2149", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Çocuk cerrahisi kliniğinde görev yapmakta olan Yunus Söylet üniversitenin tavzifi ile nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 1158, "text": "Almanya'nın Köln kentine"}}, {"id": "2150", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet Almanya'nın Köln kentinde ne kadar süre vazifede bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1258, "text": "yaklaşık 11 ay"}}, {"id": "2151", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet çocuk cerrahisi doçenti olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1326, "text": "1990'da"}}, {"id": "2152", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet hangi tarihte Almanya'dan Türkiye'deki görevine irca etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1282, "text": "1988'de"}}, {"id": "2153", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde hangi rütbede bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1453, "text": "tabip asteğmen"}}, {"id": "2154", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde hangi tarihlerde vazife yapmıştır*", "answers": {"answer_start": 1364, "text": "1990 - 1991 yılları arasında"}}, {"id": "2155", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet 1990 - 1991 yılları arasında tabip asteğmen olarak nerede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1393, "text": "Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde"}}, {"id": "2156", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet doçent kadrosunda öğretim üyeliğine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1488, "text": "1992'de"}}, {"id": "2157", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "1994'te Yunus Söylet hangi dalda öğretim üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1640, "text": "çocuk ürolojisi bilim dalında"}}, {"id": "2158", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Yunus Söylet kaç yılında çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1616, "text": "1994'te"}}, {"id": "2159", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet kaç senesinde profesör ünvanına kavuşmuştur?", "answers": {"answer_start": 1697, "text": "1996'da"}}, {"id": "2160", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet profeslüğünü hangi klinikte almıştır?", "answers": {"answer_start": 1496, "text": "İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde"}}, {"id": "2161", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet'in mesleki ilgi alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1757, "text": "pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları"}}, {"id": "2162", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "2002 - 2005 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanlığı görevini yürüten tıp profesörü kimdir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2163", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanlığı vazifesini hangi yıllarda devralmıştır?", "answers": {"answer_start": 1850, "text": "2002 - 2005 yılları arasında"}}, {"id": "2164", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 2002 - 2005 yılları arasında nerede başkanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1904, "text": "Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı"}}, {"id": "2165", "context": "Yunus Söylet (d. 16 Kasım 1956, İstanbul), Türk akademisyen, tıp profesörü, eski İstanbul Üniversitesi rektörü ve eski YÖK üyesi. Sıcak Yuva Vakfı'nın eski yönetim kurulu başkanı. Prof. Dr. Yunus Söylet, Rumeli Yönetici ve İş Adamları Derneği'nin (RUYİAD) üyesidir. 1956'da İstanbul'da doğan Yunus Söylet, ilkokula 1962'te girdiği Aksaray'daki Mahmudiye İlkokulu'nda başladı. 1967'de mezun olan Söylet, ortaöğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesi'nde 1974 yılında tamamladı. Yükseköğrenimini yapmak için aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu. Öğrencilik döneminde 1977 - 1979 yılları arasında öğrenim amacıyla birçok kez İsviçre'ye giderek, burada Winterthur, Aarau, Frauenfeld kantonlarındaki kliniklerde bulundu. Mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne geçen Söylet, 1982'ye dek genel cerrahi kliniğinde uzmanlık öğrencisi olarak görev yaptı. Daha sonra çocuk cerrahisi kliniğine geçti ve 1986 yılında burada çocuk cerrahisi uzmanı oldu. Uzmanlığının ardından aynı klinikte 1987'ye kadar araştırma görevlisi olarak görev yapan Söylet, aynı yıl üniversiteden görevli olarak Almanya'nın Köln kentine gitti. Buradaki çocuk hastanesinde çocuk cerrahisi kliniği asistanı olarak yaklaşık 11 ay çalıştı. 1988'de Türkiye'deki görevine geri döndü ve 1990'da çocuk cerrahisi doçenti oldu. 1990 - 1991 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin çocuk cerrahisi kliniğinde tabip asteğmen olarak görev yaptı. 1992'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde doçent kadrosunda öğretim üyeliğine başladı. 1994'te aynı klinikteki çocuk ürolojisi bilim dalında öğretim üyesi olan Söylet, 1996'da da bu klinikte profesör oldu. Mesleki ilgi alanları pediatrik üroloji, laparoskopik cerrahi, işeme disfonksiyonları olan Prof. Dr. Yunus Söylet, 2002 - 2005 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptı. Pek çok dernekte çeşitli pozisyonlarda görev yapan Söylet'in yaptığı yönetimsel ve bilimsel görevler arasında; Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır. Ayrıca Prof. Dr. Yunus Söylet 30 Nisan 2004'te Alman Çocuk Cerrahisi Derneği üyesi olmuştur. 5 Eylül 2009 tarihinde Alman Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından 'onur üyeliği'ne layık görülen ilk Türk olarak bu ödülü almıştır. 7 Aralık 2012 tarihinde Makedonya, Üsküp'te bulunan Ss. Cyril and Methodius University of Skopje tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Ss. Cyril and Methodius Üniversitesi Rektörü Prof. Velimir Stojkovski, 7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen fahri doktora töreninde İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'e cübbesini giydirdi ve fahri doktora diplomasını takdim etti. 28 Mayıs 2014 tarihinde Sofya'da bulunan Bulgar Bilimler Akademisi tarafından fahri doktoraya layık görülerek bu akademiden fahri doktora alan ilk Türk bilim adamı oldu. Prof. Dr. Yunus Söylet, düzenlenen törende Fahri Doktora Belgesi'ni Bulgar Bilimler Akademisi Başkanı Acad. Stefan Vodenicharov'dan aldı.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet'in vazife aldığı pek çok derneğin farklı pozisyonları arasında hangileri bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 2119, "text": "Türk Çocuk Ürolojisi Derneği başkanlığı, Hekim Hakları Derneği kurucu başkanlığı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, Sıcak Yuva Vakfı kurucu üyeliği, Yönetim Kurulu başkanlığı, Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Yeterlilik Kurulu üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Akreditasyon Çalışmaları Yürütme Kurulu üyeliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Doğum Öncesi Saptanan Anomaliler Konseyi üyeliği ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Multidisipliner Spina Bifida Polikliniği Komisyonu sekreterliği bulunmaktadır."}}, {"id": "2166", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet YÖK üyeliğinden istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "24 Ekim 2008'de"}}, {"id": "2167", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "24 Ekim 2008 tarihinin İstanbul Üniversitesi için anlamı nedir?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih"}}, {"id": "2168", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet hangi tarihte yapılan rektör adayı belirleme seçiminde ikinci olmuştur?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "16 Aralık 2008 günü"}}, {"id": "2169", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 16 Aralık 2008 günü yapılan rektör adayı belirleme seçiminde hangi sırada yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu."}}, {"id": "2170", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Yunus Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için hangi tarihtetoplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla Çankaya Köşkü'ne gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 678, "text": "22 Aralık 2008'de"}}, {"id": "2171", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminden sonra adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede kaçıncı sırada yer almaktaydı?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "ikinci sırada"}}, {"id": "2172", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi rektörünün atanması için nereye gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 776, "text": "Çankaya Köşkü'ne"}}, {"id": "2173", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet rektörlük görevini kimden devralmıştır?", "answers": {"answer_start": 1172, "text": "34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan"}}, {"id": "2174", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet rektörlük görevini Prof. Dr. Mesut Parlak'tan hangi tarihte devralmıştır?", "answers": {"answer_start": 1067, "text": "19 Ocak 2009 tarihinde"}}, {"id": "2175", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "29 Aralık 2008'de Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kimi tayin etmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2176", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde birinciliği elde eden tıp profesörü kimdir?", "answers": {"answer_start": 404, "text": "Prof. Dr. Ali Akyüz"}}, {"id": "2177", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İstanbul Üniversitesi Rektörü olarak Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı hangi tarihte nereden yapılan açıklamada belirtilmiştir?", "answers": {"answer_start": 805, "text": "29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada"}}, {"id": "2178", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Rektörlük vazifesini devreden Mesut Parlak, halefi Yunus Söylet'e ne takdim etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1312, "text": "rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını"}}, {"id": "2179", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 18 Temmuz 2009'da ikinci kez YÖK üyeliğine kim ile birlikte atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1425, "text": "Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte"}}, {"id": "2180", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet hangi tarihte ikinci kez YÖK üyeliğine tayin olunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1368, "text": "18 Temmuz 2009'da"}}, {"id": "2181", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Prof. Dr. Yunus Söylet ile birlikte YÖK üyeliğine atanan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1425, "text": "Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal"}}, {"id": "2182", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet hangi tarihte YÖK üyeliğinden ikinci kez istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1654, "text": "14 Mayıs 2012 tarihinde"}}, {"id": "2183", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet'in, YÖK üyeliğinden ikinci kez istifası, hangi seebeple olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1527, "text": "İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesi"}}, {"id": "2184", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından hangi tarihte 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2021, "text": "3 Ocak 2013 tarihinde"}}, {"id": "2185", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "3 Ocak 2013 tarihinde 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atanan tıp profesörü kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2186", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet rektörlükten ne zaman istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2132, "text": "10 Şubat 2015 tarihinde"}}, {"id": "2187", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet 10 Şubat 2015'te rektörlükten niçin istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2156, "text": "milletvekili adayı olmak için"}}, {"id": "2188", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Yunus Söylet hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 2216, "text": "İngilizce ve Almanca"}}, {"id": "2189", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet'in özel hayatı ile ilgili bilinenler nedir?", "answers": {"answer_start": 2257, "text": "evli ve iki çocuk babasıdır."}}, {"id": "2190", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "3 Ocak 2013 tarihinde 2. defa İstanbul Üniversitesi Rektörü olarak atandığı halde istifa eden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2191", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde nasıl bir sonuç elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1760, "text": "1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır."}}, {"id": "2192", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Prof. Dr. Yunus Söylet hangi tarihli rektör seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İstanbul Üniversitesi tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 1707, "text": "20 Aralık 2012"}}, {"id": "2193", "context": "Prof. Dr. Yunus Söylet, Eylül 2007'de Bakanlar Kurulu tarafından Yükseköğretim Kurulu üyeliğine atandı. İstanbul Üniversitesi'nde yapılacak rektör adayı belirleme seçiminin takviminin belirlendiği ve seçimin resmileştiği tarih olan 24 Ekim 2008'de YÖK üyeliğinden istifa etti. 16 Aralık 2008 günü yapılan İstanbul Üniversitesi rektör adayı belirleme seçiminde 2 bin 378 oyun 467'sini alarak, 483 oy alan Prof. Dr. Ali Akyüz'ün ardından ikinci oldu. Adı Yükseköğretim Kurulu'na gönderilen 6 kişilik listede ikinci sırada yer alan Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin rektörünü ataması için Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunulacak 3 rektör adayını belirlemek için 22 Aralık 2008'de toplanan Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulu'nun kararıyla listenin ilk sırasında Çankaya Köşkü'ne gönderildi. 29 Aralık 2008'de Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne Yükseköğretim Kurulu'nun önerdiği adaylar arasından Prof. Dr. Yunus Söylet'i atadığı belirtildi. Prof. Dr. Yunus Söylet, 19 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında gerçekleşen törenle rektörlük görevini, 34 yıl önce tanıştığı ve tıp fakültesinde hocalığını yapan Prof. Dr. Mesut Parlak'tan devraldı. Törende Mesut Parlak, ardılı Yunus Söylet'e rektörlük mührünü ve üniversite anahtarını teslim etti. 18 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ile birlikte, ikinci kez YÖK üyeliğine atandı. İkinci dönem rektörlük için aday olacağı, dolayısıyla seçici kurulda bulunmasının etik olmayacağı düşüncesiyle YÖK üyeliğinden 14 Mayıs 2012 tarihinde ikinci kez istifa etmiştir.. 20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İÜ tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmıştır. 27 Aralık 2012 tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen üç kişilik rektör adayları listesinde de ilk sırada yer aldı. 3 Ocak 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2. kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. 10 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adayı olmak için rektörlükten istifa etmiştir. İngilizce ve Almanca bilen Yunus Söylet, evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "20 Aralık 2012 tarihinde yapılan rektörlük seçiminde 1207 oyla toplam oyların yaklaşık %50'sini alarak İstanbul Üniversitesi tarihinin en yüksek oy sayılarından birine ulaşmış bulunan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Prof. Dr. Yunus Söylet"}}, {"id": "2194", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam'ın Altın Çağı ile kastedilen dönem ne zamandır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arası"}}, {"id": "2195", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim denilince akla gelen nedir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim."}}, {"id": "2196", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam'ın Altın Çağı şeklinde adlandırılan dönemde hangi medeniyyetlere ait eserler Arapça'ya aktarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına"}}, {"id": "2197", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam'ın Altın Çağı'nda Arapça'ya tercüme eserlerin getirisi ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı."}}, {"id": "2198", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam dünyasında 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arası dönem ne olarak bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "İslam'ın Altın Çağı"}}, {"id": "2199", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam medeniyyetinde bilim insanlarının kökeni hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 500, "text": "çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi."}}, {"id": "2200", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam dünyasında bu medeniyetin bilim insanlarının mensub bulundukları din hakkında ne bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır."}}, {"id": "2201", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "19.yüzyıl öncesi bilim insanlarının çalışmalarında yoğunlaştığı dallar hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı."}}, {"id": "2202", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Günümüz ile kıyas edildiğinde antik dönemin bilim insanları için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 932, "text": "antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler."}}, {"id": "2203", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam dünyasında 7. ve 8. yüzyılda yapılan bilimsel faaliyetler için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1038, "text": "daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı."}}, {"id": "2204", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "704 yılında hayatını kaybeden genç emevi prensi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1122, "text": "Halid bin Yezid"}}, {"id": "2205", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "7.asırda Emevi prensi Halid bin Yezid başlattığı tercüme faaliyetiyle neler yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1192, "text": "Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi."}}, {"id": "2206", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitapları çevirterek bir tercüme faaliyeti başlatan kimdir?", "answers": {"answer_start": 1076, "text": "Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid"}}, {"id": "2207", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "7. ve 8. asırda tercüme olunan kitaplar ve konuları hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1449, "text": "Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı."}}, {"id": "2208", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Emevi prensi Halid bin Yezid'in emriyle Yunanca'dan çevrilen kitapları hangileri takip etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1318, "text": "Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti."}}, {"id": "2209", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "7. ve 8. asır islam dünyasında yapılan tercümelerin, bidayette sınırlı olan konularının sonrasında çeşitlenmesi hangi halife zamanında olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 1482, "text": "Halife Mansur"}}, {"id": "2210", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri, hangi medeniyyetlere ait çevirilerin geniş bir alana yayılmasına katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1754, "text": "Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına"}}, {"id": "2211", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait tercümelerin geniş bir alana yayılmasına yardımcı olan kurumlar hangileridir?", "answers": {"answer_start": 1806, "text": "Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri"}}, {"id": "2212", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Bulunduğu dönemin en önemli kimyacısı ve Harun Reşid'in saray alimi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1893, "text": "Ebu Musa Cabir bin Hayyan"}}, {"id": "2213", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 2494, "text": "İbrahim el-Fezari"}}, {"id": "2214", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Ebu Musa Cabir bin Hayyan saray alimi bulunduğu meşhur abbasi halifesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 1968, "text": "Harun Reşid"}}, {"id": "2215", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "Ebu Musa Cabir bin Hayyan'ın bilim dünyasına kattıkları hakkında neler söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 2062, "text": "oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır."}}, {"id": "2216", "context": "Ortaçağ İslam dünyasında bilim, İslam'ın Altın Çağı adı verilen ve 8. yüzyıl ile 14. yüzyıl-15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilim. Bu dönemde Hint, Fars, Sabii ve özellikle Yunan uygarlıklarına ait eserler Arapça'ya tercüme edildi. Bu çeviriler tüm bir ortaçağ boyunca islam uygarlığında yaşayan bilim insanlarının bilimsel gelişmelerde bulunmalarına ve bu gelişmeleri sonraki yüzyıllara taşımalarına olanak sağladı. İslam uygarlığı'nın parçası olan bilim insanlarının çoğunluğu Arap ve Fars kökenli olsa da, genel olarak farklı etnik kökenlere sahiplerdi. Aynı zamanda farklı dinsel kökenlere sahiplerdi. Bu bilim insanlarının çoğunluğu Müslümandı, ancak bazı Hıristiyan, Yahudi ve hatta ateist bilim insanları da bu bilim dünyasının bir parçası sayılır. Ortaçağın hatta 19. yüzyıl'a kadar olan dönemlerde bilim insanları birçok disiplinle ilgilenir ve bu konularda bilgi sahibi olurlardı. Özellikle antik dönemin bilim insanlarının çoğu günümüz standartlarında hezarfen kabul edilirler. 7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid'in (ö. 704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır'dan gelen Yunanca'ya hakim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Ebu Musa Cabir bin Hayyan (722-804): Bu dönemin en önemli kimyacısı olarak Harun Reşid'in saray alimi Ebu Musa Cabir bin Hayyan'dan bahsetmek gerekir. Cabir bin Hayyan, oldukça kapsamlı deneyler yaptı, simya ve bilimler konusunda günümüze kalmış olan çeşitli eserler üretti. Bu eserlerinde laboratuvar tekniklerini ve deneysel kimya metodlarını tanımladı. Sülfürik asit ile nitrik asitin özelliklerini tanımladı. Süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımladı. Deneylerinde imbik ve süzgeç gibi araçlar kullandı. Kendisine atfedilen birçok eserin gerçek kökeni hala belirsizliğini korumaktadır. İbrahim el-Fezari İslam dünyasında usturlab'ı kullanan ilk bilim insanı.", "question": "İslam bilim tarihinde 8. asırda sülfürik asidin, nitrik asitin özelliklerini, süblimleşme, ergime ve damıtma işlemlerini tanımlayan kimyacı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1893, "text": "Ebu Musa Cabir bin Hayyan"}}, {"id": "2217", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet'in türkçe karşılığı nedir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "İrfan Evi"}}, {"id": "2218", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Halife Memun döneminde tercüme edilen eserlere hangileri örnek verilebilir?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi."}}, {"id": "2219", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının kökeni hakkında ne bilinen nedir?", "answers": {"answer_start": 620, "text": "çoğu Arap asıllı değildi."}}, {"id": "2220", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğunun Arap asıllı olmayışının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi."}}, {"id": "2221", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Halife Memun dönemindeki önemli mütercimler arasında kimler bulunur?", "answers": {"answer_start": 885, "text": "İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki"}}, {"id": "2222", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Muhammed Abid el-Cabiri, Memun dönemi çeviri faaliyetleri için neler söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 1023, "text": "Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi."}}, {"id": "2223", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Halife Memun dönemindeki tercüme faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğunu iddia eden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 998, "text": "Muhammed Abid el-Cabiri"}}, {"id": "2224", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Dr. Hasan Aydın'a göre Memun dönemi tercüme faaliyetleri arkasında hangi sebepler yatar?", "answers": {"answer_start": 1252, "text": "gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma istekleri"}}, {"id": "2225", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında kurulan ilk rasathane hangi dönemde kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1549, "text": "9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında"}}, {"id": "2226", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında kurulan ilk rasathane hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1549, "text": "9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi"}}, {"id": "2227", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Halife Memun döneminde Şemmasiye rasathanesi'nden sonra Şam'da kurulan rasathanenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1702, "text": "Kasiyun Gözlemevi"}}, {"id": "2228", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Şemmasiye gözlemevi denilince akla gelen nedir?", "answers": {"answer_start": 1629, "text": "kurulan ilk gözlemevidir."}}, {"id": "2229", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "877'de Suriye Rakka'da yapılan özel rasathane kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 2084, "text": "Battani tarafından"}}, {"id": "2230", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "877'de Battani tarafından yapılan özel rasathane nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 2068, "text": "Suriye Rakka'da"}}, {"id": "2231", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında uzun müddet en kapsamlı olarak yerini korumuş astronomi eseri hangisidir? ", "answers": {"answer_start": 2131, "text": "Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi"}}, {"id": "2232", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişi olarak bahsettiği kimdir?", "answers": {"answer_start": 3849, "text": "Abbas Kasım İbn Firnas"}}, {"id": "2233", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam dünyasının en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 4026, "text": "Dinaveri, (820 - 896)"}}, {"id": "2234", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'in başına hangi bilim insanını koymuştur?", "answers": {"answer_start": 3391, "text": "Huneyn bin İshak (809-873)"}}, {"id": "2235", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Memun döneminde Beyt'ül Hikmet'in başında bulunan Huneyn bin İshak'ın dini kökekni nereden gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 3466, "text": "Nasturi hıristiyanlarından"}}, {"id": "2236", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "9.asırda hayat sürmüş bulunan bilim insanı Huneyn bin İshak hangi çalışmalarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 3546, "text": "çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı."}}, {"id": "2237", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi'nin eldeki nüshaları orijinal midir?", "answers": {"answer_start": 2255, "text": "Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır."}}, {"id": "2238", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Habeş el-Hasib tarafından kaleme alınan Zic el-Mumtahan adlı kitabın muhtevası nedir?", "answers": {"answer_start": 1900, "text": "Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler"}}, {"id": "2239", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Algoritmayı keşfeden Ortaçağ İslam dünyası matematikçisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 2376, "text": "Harizmi (780 civarı - 850 civarı)"}}, {"id": "2240", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Harizmi kimdir?", "answers": {"answer_start": 2410, "text": "Algoritma'yı bulan matematikçi."}}, {"id": "2241", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Beni Musa kardeşler tarafından kaleme alınan Kitab al-Hiyal kitabının türkçe manası nedir?", "answers": {"answer_start": 2886, "text": "Hünerli Aletlerin Kitabı"}}, {"id": "2242", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "9. asır başlarında Beyt'ül Hikmetde çalışan ve otomasyon ile alakalı Kitab al-Hiyal adlı kitabı kaleme alanl kardeşler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 2442, "text": "Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları)"}}, {"id": "2243", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam dünyası bilim insanlarından Beni Musa kardeşler ve katkıları hakkında bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 2503, "text": "Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır."}}, {"id": "2244", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Dinaveri'nin 8 ciltlik Kitab el-Nebat'ının türkçe anlamı nedir?", "answers": {"answer_start": 4107, "text": "Bitkiler Kitabı"}}, {"id": "2245", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Sabit bin Kurra hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 4161, "text": "(835-901)"}}, {"id": "2246", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Battani hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 4179, "text": "(850-922)"}}, {"id": "2247", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Dinaveri hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 4036, "text": "(820 - 896)"}}, {"id": "2248", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Abbas Kasım İbn Firnas hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 3872, "text": "(810-887)"}}, {"id": "2249", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Huneyn bin İshak hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 3408, "text": "(809-873)"}}, {"id": "2250", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Kindi hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 2950, "text": "(801-873)"}}, {"id": "2251", "context": "Halife Memun (ö. 833) tarafından Bağdat'ya kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçesi: İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun'un önemli Diyaloglar'ı, Aristo'nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus'a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihleri tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron'un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta'lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapça'ya çevrildi. Beyt el-Hikme'nin tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteği idi. En önemli tercümanlar İbn el-Mukaffa, Huneyn b.İshak, Sabit b. Kurra, Ebu Bişr Matta b. Yunus, Yahya b. Adi, Ebu Osman ed-Dimeşki idi. Muhammed Abid el-Cabiri, Memun döneminde yapılan bu çeviri faaliyetinin arkasında politik bir amaç olduğuna değinir. Buna göre Abbasi'ler karşıt güçleri siyasi ve sosyal olarak iflas ettirdikten sonra ideolojik bir atağa geçmişlerdi. Dr. Hasan Aydın ise gittikçe genişleyen imparatorluğun ihtiyaçlarını, İran asıllı annelerden doğan Abbasi halifelerinin Helenistik ve diğer kültürlere ilgisi, vezirlerin yabancı kökenli Bermeki ailseinden oluşu ve mevali aydınların kültürel miraslarının kaybolmasını engelleme ve Arapça'da yaşatma isteklerini sayar. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat'ta kurulan Şemmasiye gözlemevi kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam'da da Kasiyun Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahya ibn Ebu Mansur, ibn Musa Harezmi ve Abbas ibn Sa'id el-Cevheri gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus'un Almagestine dayalı olarak geliştirilen Zicler yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hasib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877'de ise Suriye Rakka'da Battani tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battani'nin 911'de yazdığı astronomi kataloğu Zic-i Sabi uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır. Harizmi (780 civarı - 850 civarı) Algoritma'yı bulan matematikçi. Beni Musa kardeşler (Musa'nın oğulları) (9. yüzyıl başları): Ahmet, Muhammed ve Hasan adındaki İranlı üç kardeş dönemin önemli astronom ve astrologları oldular. Beyt'ül Hikmetde çalıştılar ve antik döneme ait çok sayıda eseri Arapça'ya çevirdiler. Koni ve elips matematiği ile ayrıntılı şekilde uğraştılar ve astronomik hesaplamalar yaptılar. İlginç bir katkıları da otomasyonla ilgilenmiş olmaları ve bu konuda Kitab al-Hiyal adında (Türkçesi Hünerli Aletlerin Kitabı) bir kitap bırakmış olmalarıdır. Kindi (801-873): Felsefeci ve hezarfen bilim insanı. Yunanca'dan Arapçaya çok sayıda çeviri yaptı. İslam'da Aristoculuk olarak bilinen akılcı Meşşailik felsefe akımının kurucusudur. Beyt'ül Hikmet'de çalıştı. Simya ve astrolojinin temellerine ilişkin eleştiriler yaptı ve çok sayıda bilimsel konu hakkında katkılarda bulundu. Halife için gizli şifreleri teknikleri üzerine çalıştı, hatta zaman uzay, zaman ve görelilik üzerine bile yazılar yazdı. Huneyn bin İshak (809-873): Halife Memun kurduğu Beyt'ül Hikmet'nin başına Nasturi hıristiyanlarından olan bu bilim insanını getirmişti. Huneyn bin İshak, çevirilerinde antik dönemin metinlerini sadece aktarmakla kalmadı, yorumladı ve düzeltmeler yaptı. Bazı çevirileri Avrupa'da yüzlerce yıl kullanıldı. Çevirilerinin yanı sıra fizik ve tıp, özellikle de 'insan gözü' üzerine yazılar yazdı. Göz üzerine bilimsel yazılar kitabı 17. yüzyıla kadar kullanıldı. Abbas Kasım İbn Firnas (810-887) Philip Khuri Hitti, 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: 'İbn Firnas, insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.' Dinaveri, (820 - 896) Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi, 8 ciltlik Kitab el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı kitabın yazarı. Sabit bin Kurra (835-901) Battani (850-922)", "question": "Ortaçağ İslam bilim insanı Harizmi hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 2384, "text": "(780 civarı - 850 civarı)"}}, {"id": "2252", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, neyi meydana getirmiştir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını"}}, {"id": "2253", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Fatımi halifesi El Aziz tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan kütüphane hangisidir?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "Dar'ül Hikmet"}}, {"id": "2254", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Fatımi halifesi El Aziz tarafından yaptırılan Dar'ül Hikmet hangi kütüphaneye rakip olarak kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Bağdat'taki Beyt-ül Hikme"}}, {"id": "2255", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Beyt-ül Hikmet'e rakip olarak kurulan Dar'ül Hikmet'te biraraya getirilen kitap sayısı için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir."}}, {"id": "2256", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Halife El Aziz tarafından yaptırılan Dar'ül Hikmet Ortaçağ İslam Dünyasında en çok hangi sahalarda fayda sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 792, "text": "Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu."}}, {"id": "2257", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Halife El Aziz tarafından yaptırılan Dar'ül Hikmet zirve dönemi ne zaman yaşanmıştır?", "answers": {"answer_start": 732, "text": "Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı."}}, {"id": "2258", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan kabul olunan en önemli tıp kitabı hangisidir? ", "answers": {"answer_start": 962, "text": "El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi"}}, {"id": "2259", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Ortaçağ'da muteber bir tıp kaynağı olan el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisinin sahibi kimdir?", "answers": {"answer_start": 874, "text": "Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi"}}, {"id": "2260", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Döneminin en büyük hekimi El-Razi'nin tıp ansiklopedisinden gayrı çalışmaları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1128, "text": "kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı."}}, {"id": "2261", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik, tıp tarihindeki en ünlü eserlerden birinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1327, "text": "El-Kanun fi't-Tıb"}}, {"id": "2262", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Tıp tarihindeki en ünlü eserlerden olan El-Kanun fi't-Tıb yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1270, "text": "İbn-i Sina"}}, {"id": "2263", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Kütüphanecilik tarihinin en önemli gelişmelerden birine kapı açan El-Fihrist yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 1504, "text": "İbnünnedim"}}, {"id": "2264", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Kütüphanecilik tarihinde en önemli vakalardan biri olan İbnünnedim'in sahibi olduğu eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1530, "text": "El-Fihrist"}}, {"id": "2265", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbnünnedim'in kaleme aldığı El-Fihrist bu sahadaki diğer eserlerden ayıran nedir?", "answers": {"answer_start": 1547, "text": "Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu."}}, {"id": "2266", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Ortaçağ İslam dünyasında kullanılan rakam sistemi ve (0) sıfırın gelişimi için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1639, "text": "Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti."}}, {"id": "2267", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Matematikte Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine kitabı yazan kimdir?", "answers": {"answer_start": 3527, "text": "Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319"}}, {"id": "2268", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 3338, "text": "İbn Nefis (1213-1288)"}}, {"id": "2269", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbn Nefis'in (1213-1288) ilk defa keşfetmesiyle maruf bulunduğu tıp mesaili nedir?", "answers": {"answer_start": 3360, "text": "pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları"}}, {"id": "2270", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Sibernetik biliminin kurucusu olarak bilinen İslam bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 3257, "text": "El-Cezeri (1136-1206)"}}, {"id": "2271", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu, astronommide önemli çalışmalardan olan eserin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 2858, "text": "'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum'"}}, {"id": "2272", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Sultan Mesut'a 1010'da sunulan, astronommide önemli çalışmalardan olan 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' sahibi kimdir?", "answers": {"answer_start": 3195, "text": "Biruni (973-1048)"}}, {"id": "2273", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Usturlab Ortaçağ İslam dünyasında ve daha önce geçirdiği safahat hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 1800, "text": "Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı."}}, {"id": "2274", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İlk müslüman kadın astronom kimdir?", "answers": {"answer_start": 2101, "text": "Meryem el-İcliyye"}}, {"id": "2275", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Ptolemenin dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu iddiası hangi tarihlerde kim tarafından tartışmaya açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 2240, "text": "10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından"}}, {"id": "2276", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "Ptoleme'nin gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri süren İbn-i Heysem'in 11. yüzyılda kaleme aldığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2352, "text": "Ptoleme'ye Karşı Şüpheler"}}, {"id": "2277", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "11. yüzyılda 'Ptoleme'ye Karşı Şüpheler' adıyla yazdığı kitapla Ptoleme'nin gezegen modeli hakkında kuşkularını dile getiren İslam bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 2339, "text": "İbn-i Heysem"}}, {"id": "2278", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbn-i Heysem Ptoleme'nin gezegenler hakkında görüşünü kabul etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2540, "text": "gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini"}}, {"id": "2279", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbn-i Heysem kabul ettiği, Ptoleme'nin gezegenler hakkındaki görüşünü hangi eserinde kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 2638, "text": "Kitab fi Heyet el-Alem"}}, {"id": "2280", "context": "Yoğun tercüme faaliyeti ile başlayan entelektüel seferberlik ve kültürel arabulucuk, çoğunluğu cami ve medreselere bağlı olan zengin kütüphanelerin oluşmasını sağladı. Bağdat'taki Beyt-ül Hikmenin zengin kütüphanesi, İskenderiye kütüphanesinden sonraki en büyük kütüphane haline geldi. Ayrıca çok sayıda özel kütüphane de oluştu. Fatımi halifesi El Aziz (975-996) tarafından Beyt'ül Hikmet'e rakip olarak yaptırılan Dar'ül Hikmet'te ise o döneme kadar hiç görülmemiş miktarda kitap bir araya getirildi. Makrizi'nin bildirdiğine göre bu kütüphanede her biri 18.000 kitap alan 40 adet depo bulunuyordu. Kütüphanede 1.600.000 kitap bulunduğuna dair ifadeler mübalağalı bulunsa da, oldukça yüksek miktarda kitap bulunduğu söylenebilir. Kütüphane halife Hakim döneminde en parlak dönemini yaşadı. Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi'nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve su çiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs'te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina'nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi't-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Harizmi'nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 (Sıfır)'ın kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlab ise Antik Yunan'dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı. Razi (yaklaşık 854-925/935) Farabi (872-950) İbn-i Sina (908-946) Ebu-l Kasım el Zehravi (936-1013) İbnünnedim (yaklaşık 932-995/998) Ebu'l Vefa el-Buzcani (940-980) Meryem el-İcliyye İlk Müslüman kadın astronom. Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptolemenin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem Ptoleme'ye Karşı Şüpheler adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik'e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme'nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitab fi Heyet el-Alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton'a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Biruni'nin Sultan Mesut'a 1010'da sunduğu 'Mesudi fi'l Heyeti ve'n-Nücum' adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi. İbn-i Heysem (965-1040) Biruni (973-1048) Zerkali (1028-1087) Ömer Hayyam (1048-1131) El-Cezeri (1136-1206) Sibernetik biliminin kurucusu. Muhammed İdrisi (1100-1166) İbn Nefis (1213-1288) pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Nasirüddin Tusi (1201-1274) Kutbeddin Şirazi 1236 - 1310 Kemaleddin el-Farisi 1267 - 1319 Matematik konusunda Tezkira el-Ahbab fi Beyan'ül Tehhab adlı dost sayıları üzerine bir kitab yazmıştır.", "question": "İbn-i Heysem'in optik konusunda yaptığı önemli çalışmalardan bazıları hangisidir?", "answers": {"answer_start": 2935, "text": "mercek, küresel ve parabolic aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı."}}, {"id": "2281", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent üniversitesi hangi tarihte nasıl kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur."}}, {"id": "2282", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent üniversitesi 20 Ekim 1984'te kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "İhsan Doğramacı tarafından"}}, {"id": "2283", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı Bilkent üniversitesi'nin amaç ve misyonları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 298, "text": "Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır."}}, {"id": "2284", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi, ismini nereden almaktadır?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir."}}, {"id": "2285", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi'nin kampüsü nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 599, "text": "Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır."}}, {"id": "2286", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi kampüsüne ait hususiyyetler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 748, "text": "Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır."}}, {"id": "2287", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin Timer Higher Education, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında konumu nedir?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır."}}, {"id": "2288", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı tarafından Bilkent Üniversitesi projesi nasıl meydana gelmiş ve hangi tarihlere dayanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1283, "text": "Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar."}}, {"id": "2289", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı tarafından Ankara en önde gelen tıp fakültesi hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1917, "text": "Hacettepe Tıp Fakültesi"}}, {"id": "2290", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı tarafından Erzurum'da kurulan tıp fakültesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2035, "text": "Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "2291", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı Amerika'da aldığı eğitim sırasında nasıl etkilenmiş ve Türkiye'de ne tip bir üniversite kurulmasını hayal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 2398, "text": "Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu."}}, {"id": "2292", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı'nın kurmak istediği ünversite profilinde hitap edilen öğrenci kitlesi noktasında hedefleri ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2548, "text": "amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu."}}, {"id": "2293", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi kampüsünün nerede yer alacağını belirlemesi hangi tarihlerde nasıl olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 2845, "text": "İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi."}}, {"id": "2294", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi kampüsünün Ankara'nın güneybatısında bulunmasına sebep teşkil eden nedir?", "answers": {"answer_start": 3130, "text": "Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı."}}, {"id": "2295", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi arazisine karar verildiken sonra İhsan Doğramacı'nın hamleleri neler olmuştur?", "answers": {"answer_start": 3206, "text": "Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır."}}, {"id": "2296", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Arazilerin satın alınmasından Bilkent Üniversitesi'nin kurulması ve finansman desteği için hangi adımlar atılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3402, "text": "Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı."}}, {"id": "2297", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'ne mali kaynak sağlama ve bu noktada meydana gelen sorunların çözümü için nasıl bir yol izlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 3583, "text": "Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır."}}, {"id": "2298", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ni kurmak yolunda önünde hangi hukuki maniler belirmiştir?", "answers": {"answer_start": 2777, "text": "günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu."}}, {"id": "2299", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ni kurmak için karşısına çıkan engelleri nasıl aşmıştır?", "answers": {"answer_start": 3989, "text": "12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı."}}, {"id": "2300", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi resmi olarak hangi tarihte kurulup ilk öğrencilerini almıştır?", "answers": {"answer_start": 4399, "text": "Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı."}}, {"id": "2301", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nde bina edilen ilk yapılar hangileridir?", "answers": {"answer_start": 4307, "text": "İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu."}}, {"id": "2302", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi kaç öğrenci ile eğitime başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 4577, "text": "Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır."}}, {"id": "2303", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi eğitiminin ilk senelerinde öğrencilerinin statüsü hakkında hangi sorunla karşılaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 4648, "text": "İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti."}}, {"id": "2304", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi'ni yüksek öğretim kurumu statüsünden nasıl kurtarmıştır?", "answers": {"answer_start": 5119, "text": "1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı."}}, {"id": "2305", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi bünyesindeki kaç birimle eğitimlerini sürdürmektedir?", "answers": {"answer_start": 5254, "text": "Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir."}}, {"id": "2306", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin yabancı uyruklu öğrenci portföyü ne konumdadır?", "answers": {"answer_start": 5463, "text": "Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır."}}, {"id": "2307", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Firma ve şirketlerin Bilkent Üniversitesi'yle etkileşimleri için ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 5608, "text": "yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir."}}, {"id": "2308", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin günümüze kadar verdiği mezun sayısı hakkında ne söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 5707, "text": "Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır."}}, {"id": "2309", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Times Higher Education'ın 50 yaş altı en iyi üniversiteler sıralamasında Bilkent Üniversitesi'nin 2015 derecesi ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 5903, "text": "Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır."}}, {"id": "2310", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin öğrenci kabulu hangi imtihanla olmaktadır?", "answers": {"answer_start": 5949, "text": "Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir."}}, {"id": "2311", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi kontenjan sınırlarını nasıl açıklamaktadır?", "answers": {"answer_start": 6339, "text": "Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir."}}, {"id": "2312", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin öğretim dili nedir ve bunun bir yeterlilik test var mıdır?", "answers": {"answer_start": 6499, "text": "Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır."}}, {"id": "2313", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin nasıl ingilizce yeterlilik sınavı uygulmaktadır? ", "answers": {"answer_start": 6695, "text": "Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır."}}, {"id": "2314", "context": "Bilkent Üniversitesi, Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını 'eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak' olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye Bilim Kenti'nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir. Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır. Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasının 2016 yılı verilerine göre dünyanın en iyi 411 üniversitesi arasında gösterilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2017 sıralamasında ise dünyanın en iyi 400 üniversitesi arasında gösterilmektedir. Bu sıralamalara göre Türkiye'de 3,Asya genelinde ise 46'ıncı konumdadır. Ankara Bilkent Üniversitesi'nin kuruluş fikri 1940'lara dayanır. İhsan Doğramacı, Harvard ve Washington Üniversiteleri'nde çalışmalarda bulunurken Amerika'daki sivil toplum yapısını yakından tanıma imkanı bulur ve bunlardan oldukça etkilenir. Ankara'ya dönünce 1951'de özel bir çocuk hastanesi ve çocuk sağlığı merkezi kurabilmek adına projeler hazırlar. Bunların mali yönden desteklenmesi amacıyla da kendi ailesi tarafından desteklenen bir vakıf kurar. Daha sonraları yine sağlık ve eğitim alanlarında yeni başlangıçlar ve atılımlar yapacak yeni vakıflar da kurar. Yine Doğramacı Hacettepe Tıp Merkezi'ni, Hacettepe Hastanesi'ni ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kurdu. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nin kurulmasını sağladı. Bununla beraber Doğramacı, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere Sivas ve Kayseri gibi birçok devlet üniversitesinin kurulmasında önemli roller üstlendi. Tıp alanındaki hedeflerine ulaşan İhsan Doğramacı, daima aklında yer edinen bir mükemmeliyet merkezi hayalini gerçekleştirmek adına kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi kurmanın yollarını aramaya başladı. Doğramacı, Amerika'daki eğitimi sırasında gözlemlediği Harvard, Yale, Columbia üniversiteleri gibi bir üniversite kurmayı amaçlıyordu. Yine bir başka amacı kuracağı üniversitenin sadece Türkiye içinde kaliteli olması değil; dünyanın en iyi on beş üniversitesi arasında gösterilmesini sağlamaktı. Üniversitesinin dünyanın dört bir yanından öğrenci çekmesini hedefliyordu. Fakat o günün anayasası özel bir üniversitenin kurulmasına izin vermiyordu. İhsan Doğramacı, hayalindeki kar amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesi fikrini gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan araziyi araştırmaya 1960'larda başlamıştır. Yaptığı araştırmalar sonucunda Ankara'nın güneybatı bölgesinin, düşündüğü üniversite fikri için uygun olduğuna karar verdi. Arazinin uygunluğundaki ana etken arazinin yeraltı sularının bol olmasıydı. Kararını verdikten sonra meslektaşlarıyla birlikte orada bulunan köylülerle görüşmüş, üniversite kurma niyetini onlara anlatmış, uzun süren pazarlıklar yapmış ve sonucunda araziyi satın almıştır. Araziler satın alındıktan sonra sıra üniversiteye mali kaynak oluşturacak bir fabrika kurulmasına gelmişti. Bu fabrika günümüzdeki Tepe Şirketler Grubunun ilk mobilya fabrikasıydı. Fabrikanın kurulumu oldukça zorlu geçti. Çünkü fabrikanın makinelerinin yurtdışından gelmesi gerekiyordu, fakat Türkiye'deki döviz kıtlığı, üretim tesislerinin kurulmasını imkansız hale getiriyordu. Buna karşın, İhsan Doğramacı, yurtdışında bulunan döviz rezervlerini arkadaşlarının kullanımına açar ve onları anlaşmaları yapmak üzere Almanya'ya yollanır. Yapılan pazarlıklarla makine alımları tamamlanır. 12 Eylül Darbesi gerçekleştikten sonra yeni anayasa hazırlıkları başlamıştı. İhsan Doğramacı, yetkilileri ikna ederek, anayasada özel üniversite kurulmasını sağlayan madde değişikliklerinin yapılmasını sağladı. Bu konuda çalışmalar devam ederken üniversitenin müstakbel arazisi üzerinde çevre düzenlemesi yapılıyordu. İlk yapılan binalar Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, lojmanlar ve mühendislik binası oldu. Gerekli olanaklar sağlanıp, düzenlemeler yapıldıktan sonra 1984 yılında Bilkent Üniversitesi resmi olarak kuruldu ve ilk öğrencilerini 1986 yılında kabul ederek eğitime başladı. Üniversite 1986 yılında 386 öğrencisi ile eğitim öğretime başlamıştır. İlk yıllarında her şey yolunda görünürken; 1990 yılında, üniversite ilk mezunlarını verirken, bir muhalefet partisi, özel üniversiteye karşı çıkarak Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, Bilkent'in üniversite olarak değil bir yüksek öğretim kurumu olarak anılmasına karar verdi. Bu, öğrenciler için büyük bir problem oluşturuyordu. Çünkü diplomalarında 'üniversite' yazmaması iş bulmalarını zorlaştırabilecekti. Bunun üzerine İhsan Doğramacı, 1992'de politikadan tanıdıklarıyla temasa geçerek meclisten kurduğu okulun bir üniversite olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağladı. Bilkent Üniversitesi, yasal konumunu resmi olarak almasından sonra fakülte ve bölüm sayısını arttırmıştır ve günümüzde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 meslek yüksekokulu ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Üniversitenin Kuzey Amerika'daki, Uzak Doğu'daki ve Avrupa'daki 250'nin üzerindeki üniversiteyle öğrenci değişim programı anlaşması vardır. Yine yılda 500 civarında kuruluş, firma tanıtımı yapmak için üniversitede konferanslar düzenlemektedir. Üniversitenin kuruluşundan günümüze yetiştirdiği mezun sayısı 30.000'i aşmıştır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi 28. sırada yer almıştır. Bilkent Üniversitesi her yıl yüz binlerce lise son sınıf öğrencisi ve mezununun Türkiye'de örgün eğitim içerisinde bulunan 94 devlet, 45 vakıf üniversitesine girebilmek adına girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarına göre ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenci kabul etmektedir. Bu sınavın birincilerinin birçoğu eğitim yaşamlarını Bilkent Üniversitesi'nde sürdürmeye karar vermiştir. Bilkent Üniversitesi 2009 yılı kontenjanlarına göre ön lisans düzeyinde 770, lisans düzeyinde ise 2917 olmak üzere toplam 3687 öğrenci alacağını ilan etmiştir. Bilkent Üniversitesi'ne giren herkes, üniversitenin öğretim dilinin İngilizce olmasından dolayı, üniversite hayatının ilk eğitim döneminin başında İngilizce yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Üniversite tarafından yapılan İngilizcede yeterlilik sınavından (COPE)  'C'  ve üzeri not alanlar bölümlerine geçmeye hak kazanırken, sınavda geçersiz not alan öğrenciler İngilizce hazırlık programına alınırlar. Yine üniversite belirli koşulları sağlaması koşuluyla üniversite dışındaki TOEFL ve türevi sınavlardan alınan notlarla, öğrencilerin bölümlerine geçmesine olanak tanımaktadır. Bilkent Üniversitesi'nin eğitim programlarından birine girebilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi(ÖSYM) yaptığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS) veya Lisans Yerleştirme Sınavları(LYS)'na katılmak, tercih formunda ilgili programı tercih etmek ve ÖSYM tarafından bu programa yerleştirilmek gerekir. Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için YGS'ye ek olarak Bilkent Üniversitesi'nce yapılan yetenek sınavlarına girmek gereklidir. ÖSYM tarafından başka bir eğitim programına yerleştirilmiş olmak, Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmeye engel değildir. Bu programlara kabul edilecek öğrenciler YGS puanlarına, yetenek sınavlarının sonuçlarına ve bölüm kontenjanlarına göre belirlenir. Lisansüstü düzeyinde öğrenci kabulünde aranan şartlar bazı genel koşullar olmasına rağmen fakülte ve bölüm bazında değişiklikler gösterebilmektedir. Bununla birlikte lisansüstü düzeyde öğrenci alım işleriyle, üniversite bünyesinde bulunan enstitüler ilgilenir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girmek ne için gereklidir?", "answers": {"answer_start": 7390, "text": "Grafik Tasarım , Güzel Sanatlar, Müzik veya Tiyatro bölümlerine yerleşebilmek için"}}, {"id": "2315", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "İslam bilim insanı Kindi'nin tam ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi"}}, {"id": "2316", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi hangi tarihlerde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "(d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad)"}}, {"id": "2317", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi hangi sahalarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında"}}, {"id": "2318", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi'nin kökeni neresdir?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Arap bilim insanı."}}, {"id": "2319", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi içinde yaşamakta bulunduğu devlette hangi vazifelerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü."}}, {"id": "2320", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi döneminin devlet ricalinden hangisinin eğitimine katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi."}}, {"id": "2321", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Kindi'ni eserlerini nasıl bir hava içinde kaleme almıştır bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir."}}, {"id": "2322", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofu kimdir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi"}}, {"id": "2323", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Kindi, ortaçağ avrupasında hangi isimle tanınmıştır?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla"}}, {"id": "2324", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Kindi, kendi felsefik düşüncelerinde kimden etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır."}}, {"id": "2325", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi nerede ve nasıl bir ailede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 790, "text": "Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu."}}, {"id": "2326", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi'nin dedesi hakkında bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 837, "text": "Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti."}}, {"id": "2327", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi'nin babası hakkında bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı."}}, {"id": "2328", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi doğum ve ölüm tarihleri hakkında ne bir bilgi var mıdır?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur."}}, {"id": "2329", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin doğum ve ölüm tarihleri hakkında Mustafa Addurrazık neler söylemiştir ve bu konuda bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1132, "text": "Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir."}}, {"id": "2330", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin ölüm sebebi hakkında neler bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 1334, "text": "Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler."}}, {"id": "2331", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin çocukluk zamanı nasıl geçmiş ve nasıl bir eğitim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 1505, "text": "Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü."}}, {"id": "2332", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin hangi görüşteki devlet ricaline yakınlığı nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1759, "text": "Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı."}}, {"id": "2333", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi hangi alanlarda kaç sayıda eser vermiştir?", "answers": {"answer_start": 1887, "text": "Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur."}}, {"id": "2334", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi 830'larda hangi önemli topluluk arasından yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 1669, "text": "Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında"}}, {"id": "2335", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi mekan ve hareket hakkında ne fikirdedir?", "answers": {"answer_start": 2253, "text": "Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir."}}, {"id": "2336", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi yavaşlık ve hızlılık kavramları için hangi yorumda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 2353, "text": "'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.'"}}, {"id": "2337", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin kriptolojiye katkıları ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2493, "text": " Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir."}}, {"id": "2338", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin halifelerle ilişkisi ve devlette görevlenmesi nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 2825, "text": "Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. "}}, {"id": "2339", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "el-Kindi'nin doğduğu kabile hakkında neler söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 2668, "text": "Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı."}}, {"id": "2340", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Henry Corbin el-Kindi'nin doğum ve ölümü için neler söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 3595, "text": "Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir."}}, {"id": "2341", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Dönemin halifelerinin el-Kindi'yi yönetici olarak tayin edişinin sebepleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 2930, "text": "Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir."}}, {"id": "2342", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Jül Sezar'ın tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişi olan İslam bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi"}}, {"id": "2343", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Kindi dönemin halifelerini gözünde yaptıkları tercümelerden farklı olarak başka ne sebeple öne çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 3033, "text": "Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir."}}, {"id": "2344", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Dönemin halifesi Mutasım (Abbasi)'nin Kindi'yi çocuklarına eğitmen olarak çağırması fakat bunun gerçekleşmeme sebepleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 3150, "text": "Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur."}}, {"id": "2345", "context": "Kindi veya tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindi, (d. 801 Basra - ö. 873 Bağdad), Kindi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arap bilim insanı. Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindi, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu'tasım'ın oğlu Ahmed'in eğitimini üstlendi. Kindi eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası'nda 'Alkindus' adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe'de doğdu. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kufe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kufe valiliği yaptı. Kindi'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da Mustafa Addurrazık bazı gerekçeler göstererek Kindi'nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6) Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra'da geçen Kindi, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830'da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı. Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277'yi bulan bir külliyat oluşturmuştur. Akla büyük bir yer veren Meşşailik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindi'nin 17 eseri Latince'ye, 4'ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. 'Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir.' Kindi, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir. Kindi, Kinde kabilesinin büyüklerinden birinin evinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Kinde kabilesinin reisi olan babasından tamamladı. Sonra Bağdat'a gitti. Halife Memun ve Mutasım (Abbasi)'in dikkatini çekti ve Memun onu Beyt'ül Hikmet'e yönetici olarak atadı. Kindi'nin atanma nedeni, Bağdat'da Eski Yunan Felsefesinden ve ilmi metinlerden yaptığı tercümelerdir. Kindi aynı zamanda güzel hitabeti ile de bilinir. Hatta Halife Mütevekkil (Abbasi) onu özel hatibi olarak seçmiştir. Mutasım (Abbasi) kardeşi Memun yerine hilafete gelince, Kindi'yi çocuklarının eğitmeni olarak görevlendirmiştir. Ancak, Kindi, Beyt'ül Hikmet'de kalmak istemiştir. Bu olayın birçok yorumu vardır. Bazıları, bu durumu Beyt'ül Hikmet de olan rekabete yorumlasa da, bazıları bunu Kindi'nin din konusunda daha çok ihtisas yapması olarak yorumlamıştır hatta bu yüzden Kindi birtakım sıkıntılar ile karşılaşmış ve bir dönem yazıtlarına el koyulmuştur. Henry Corbin -İslami konular araştırmacısı- Kindi'nin Mutasım (Abbasi) döneminde Bağdat'da Hicri 259 ( Miladi 873) yılında tek başına vefat ettiğini söylemiştir. Ölümünden sonra, Kindi'nin felsefe alanında birçok çalışması yok olmuştur ya da kaybolmuştur. Felix Klein Franke, bunun birçok nedeni olduğunu söylemiş, bunlar; Din alanında sert eleştirileri ile dikkat çekmesi, bir diğer sebep ise Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında bu eserleri yok etmesi, bu sebeplere ek olarak, büyük ihtimal doğrultusunda yazıtlarının kendinden sonra gelen meşhur Farabi ve İbn-i Sina gibi filozoflar tarafından kabul görmemesi olarak yorumlamıştır. Kindi, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina'nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın Büyük Müslüman Filozofları arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim Fihrist (Katalog) adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir; Orta Çağ'ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.' Kindi, Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindi bu teori hakkında; 'Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah'a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.' Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir. Ancak Kindi, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindi, Aristo'dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır. Kindi astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, Hava değişimi, Güneş Tutulması, Yıldızların Işınları tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan Yıldızlardaki Kanun adlı kitabında toplamıştır.", "question": "Batlamyus'un Güneş Sistemi teorisi ne iddia eder?", "answers": {"answer_start": 4698, "text": "Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter'in bu yörüngede döndüğünü söyler."}}, {"id": "2346", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir."}}, {"id": "2347", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi ne zaman ve nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "İstanbul'da 1735 yılında doğdu."}}, {"id": "2348", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin ailesi hakkında bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur."}}, {"id": "2349", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi nasıl bir eğitimden geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi."}}, {"id": "2350", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Abdülaziz Efendi'nin tahsil hayatı nasıl şekil almıştır?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu."}}, {"id": "2351", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin tercüme ettiği Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 448, "text": "Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis"}}, {"id": "2352", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseri olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabın sahibi kimdir?", "answers": {"answer_start": 448, "text": "Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave"}}, {"id": "2353", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi kaç yaşında hekimbaşı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 672, "text": "41 yaşında"}}, {"id": "2354", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Abdülaziz Efendi hekimbaşı vazifesinden hangi sebeple azledilmiştir??", "answers": {"answer_start": 699, "text": "Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle"}}, {"id": "2355", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Abdülaziz Efendi hekimbaşı vazifesini terkinden sonra nereye sürgün edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 796, "text": "İstanköy adasına"}}, {"id": "2356", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Abdülaziz Efendi nerede vefat etmiş ve defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 870, "text": "İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi."}}, {"id": "2357", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Abdülaziz Efendi'nin ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 828, "text": "14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778)"}}, {"id": "2358", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin kabrinden kalıntılar elimizde bulunuyor mu?", "answers": {"answer_start": 926, "text": "Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir."}}, {"id": "2359", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi Türkçe ve Farsça şiirlerinde hangi mahlası kullanarak şiirler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 990, "text": "'Aziz'"}}, {"id": "2360", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla hangi dillerde şiirler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 1008, "text": "Türkçe ve Farsça"}}, {"id": "2361", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin şiirleri günümüzde nerededir?", "answers": {"answer_start": 1044, "text": "Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır."}}, {"id": "2362", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi kaç sayıda şiir kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 1044, "text": "Küçük bir divan oluşturacak sayıda"}}, {"id": "2363", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin şiirleri edebi açıdan nasıl değerlendirilir?", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir."}}, {"id": "2364", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin şiirlerini kimler bestelemiştir?", "answers": {"answer_start": 1266, "text": "Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir."}}, {"id": "2365", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi'nin en çok beğenilen ve bestelenen şiiri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1349, "text": "'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli "}}, {"id": "2366", "context": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur. İstanbul'da 1735 yılında doğdu. Tıp eğitimi görerek hekim oldu. Bir süre Viyana'da da tıp eğitimi gördü, pek çok doğu ve batı dilini öğrendi. Osmanlı saray hekimleri arasına girdi. Yüksek müderris (Ordinaryus Profesöre denk akademik derece) oldu. Meşhur Hollandalı hekim Herman Boerhaave tarafından yazılmış olan Aphorismi de cognoscendis et curandis morbis adlı kitabı Latince'den Türkçe'ye tercüme etti. Bu eser Türk tıp tarihinde tercüme edilen ilk batı tıp eseridir. 41 yaşında hekimbaşı oldu. Görevi dışındaki devlet işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle bu görevinden alındı ve daha sonra İstanköy adasına sürgün edildi. 14 Zilhicce 1191 (13 Ocak 1778) tarihinde İstanköy adasında yaşamını yitirdi ve oraya defnedildi. Mezar taşı günümüze kadar gelmiştir. Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Aziz' mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Küçük bir divan oluşturacak sayıdaki şiirlerinin elyazması tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Klasik divan şiiri kaidelerine uygun olarak yazılmış olan şiirleri, edebi açıdan orta seviyededir. Çeşitli şiirleri kendisi ve başka bestekârlar tarafından bestelenmiştir. Özellikle 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeli çok sevilmiştir. Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır.", "question": "Hekimbaşı Abdülaziz Efendi 'Arâm edemem yâre nigâh eylemedikçe' sözleriyle başlayan gazeline kimler beste yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1430, "text": "Bu şiir üzerine kendisi ve başka bestekârlar tarafından çok sayıda beste yapılmıştır."}}, {"id": "2367", "context": "MilSOFT Yazılım Teknolojileri A.Ş., sistem entegrasyonu ve yazılım geliştirme alanlarında faaliyet göstermek üzere 1998 yılında kurulmuş olan savunma sanayi endüstrisinde çalışmasına devam eden %100 bir Türk firmasıdır. CMMI-5 seviyesine sahip şirkettir. Ayrıca TAI ile C-130 Hercules nakliye uçaklarının aviyonik modernizasyonu için Link-16 Taktik Veri Linki İşlemcisi (TVLİ)'nin yazılım ve donanım geliştirmesi gibi faaliyetlerde bulunmaktadır.", "question": "MilSOFT ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "1998"}}, {"id": "2368", "context": "MilSOFT Yazılım Teknolojileri A.Ş., sistem entegrasyonu ve yazılım geliştirme alanlarında faaliyet göstermek üzere 1998 yılında kurulmuş olan savunma sanayi endüstrisinde çalışmasına devam eden %100 bir Türk firmasıdır. CMMI-5 seviyesine sahip şirkettir. Ayrıca TAI ile C-130 Hercules nakliye uçaklarının aviyonik modernizasyonu için Link-16 Taktik Veri Linki İşlemcisi (TVLİ)'nin yazılım ve donanım geliştirmesi gibi faaliyetlerde bulunmaktadır.", "question": "MilSOFT firmasının düzeyi nedir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "CMMI-5 seviyesine sahip şirkettir."}}, {"id": "2369", "context": "MilSOFT Yazılım Teknolojileri A.Ş., sistem entegrasyonu ve yazılım geliştirme alanlarında faaliyet göstermek üzere 1998 yılında kurulmuş olan savunma sanayi endüstrisinde çalışmasına devam eden %100 bir Türk firmasıdır. CMMI-5 seviyesine sahip şirkettir. Ayrıca TAI ile C-130 Hercules nakliye uçaklarının aviyonik modernizasyonu için Link-16 Taktik Veri Linki İşlemcisi (TVLİ)'nin yazılım ve donanım geliştirmesi gibi faaliyetlerde bulunmaktadır.", "question": "MilSOFT'un geliştirdiği teknolojiler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "TAI ile C-130 Hercules nakliye uçaklarının aviyonik modernizasyonu için Link-16 Taktik Veri Linki İşlemcisi (TVLİ)'nin yazılım ve donanım geliştirmesi gibi faaliyetlerde bulunmaktadır."}}, {"id": "2370", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusu ne zaman fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "18 Aralık 2012 tarihinde"}}, {"id": "2371", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusu nereden uzaya fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden"}}, {"id": "2372", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı kimler tarafından nerede üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "Türkiye'de Türk mühendislerce"}}, {"id": "2373", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun ağırlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "409kg ağırlığında"}}, {"id": "2374", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun çözünürlük değerleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir."}}, {"id": "2375", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Göktürk-2 uydusunun önemi nedir?", "answers": {"answer_start": 337, "text": "Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur."}}, {"id": "2376", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "göktürk-2 uydusunun dünyanın etrafını kat etmesi ne kadarlık bir süre almaktadır?", "answers": {"answer_start": 1539, "text": "93 dakika"}}, {"id": "2377", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun yapımına kaç yılında başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "2007 yılında"}}, {"id": "2378", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusu hangi tarihte uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "18 Aralık 2012'de"}}, {"id": "2379", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusu nereden hangi yolla uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir."}}, {"id": "2380", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun yapımının ne kadarlık kısmıda türk imzası bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır."}}, {"id": "2381", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun ne kadar maliyeti bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 687, "text": "Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu."}}, {"id": "2382", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusu fırlatmadan ne kadar müddet sonra yörüngeye yerleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 802, "text": "fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de"}}, {"id": "2383", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Göktürk-2 uydusunun yörüngesi ne kadar irtifaya sahiptir?", "answers": {"answer_start": 847, "text": "686 kilometre"}}, {"id": "2384", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü kimdir?", "answers": {"answer_start": 946, "text": "Tamer Beşer"}}, {"id": "2385", "context": "Göktürk-2, TÜBİTAK UZAY, TAI iş birliği ile geliştirilen keşif uydusu. 18 Aralık 2012 tarihinde Çin'deki Jiuquan Fırlatma Üssü'nden uzaya fırlatılmıştır. 409kg ağırlığındaki uydu 2,5 metre siyah-beyaz ve 5 metre renkli çözünürlüğe sahiptir. Uydunun görev bilgisayarı ve görev yazılımı tamamen Türkiye'de Türk mühendislerce üretilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüksek çözünürlüklü görüntü alınması için üretilen ilk uydudur. Yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 18 Aralık 2012'de Çin'den Çin'in kendi ürettiği Uzun Yürüyüş-2D taşıyıcı roket vasıtası ile uzaya gönderilmiştir. Göktürk-2'nin Donanımları'nın %80'i, yazılımlarının %100'ü Türk Mühendisler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Çin'den satın aldığı fırlatma hizmeti sigorta dahil olmak üzere 20 milyon Euro'ya mal oldu. Göktürk-2, fırlatıldıktan 12 dakika sonra saat 18.25'de 686 kilometre yüksekteki yörüngesine oturdu. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer, uzaya gönderilen Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyalin saat 19.39'da Norveç Trömso'dan alındığını bildirdi. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürü Tamer Beşer tarafından verilen bilgilere göre 'Göktürk-2, Türkiye ve civarından aldığı görüntüleri anında Türkiye'ye indirebilecek. Yerden 700 kilometre yükseklikte güneşe eş zamanlı yörüngeye girecek olan uydu, dünyanın herhangi bir noktasından görüntü de alabilecek. Uyduyla haberleşme, Türkiye'nin bulunduğu bölgeden uydunun geçtiği sabah ve akşam saatlerinde kurulacak. Uydu 93 dakikada bir dünyanın çevresinde bir tur atacak. Her turda kuzey ve güney kutbundan bir kez geçecek.'", "question": "Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydusu Göktürk-2'den ilk sinyal nereden ne zaman alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 1053, "text": "saat 19.39'da Norveç Trömso'dan"}}, {"id": "2386", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Şam"}}, {"id": "2387", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddinin kaç eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "1337"}}, {"id": "2388", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1526 yılında"}}, {"id": "2389", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin nerede yetişmiştir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Mısır ve Şam'da"}}, {"id": "2390", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin rasathanesini kaç yılında kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "1577 yılında"}}, {"id": "2391", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin rasathanesini kimin emriyle açmıştır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "III. Murat'ın fermanıyla"}}, {"id": "2392", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin kaç yılında İstanbul'a gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "1550 yılında"}}, {"id": "2393", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin'in rasathanesi ne sebeple yıkılmıştır?", "answers": {"answer_start": 337, "text": "Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır."}}, {"id": "2394", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin'in tophane'den sonra kurduğu rasathanesi hakkında bilinenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir."}}, {"id": "2395", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "1526 yılında doğan, Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan astronom kimdir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Takiyüddin"}}, {"id": "2396", "context": "Osmanlı'nın en önemli astronomlarından olan Takiyüddin, 1526 yılında Şam'da doğmuş, Mısır ve Şam'da yetişmiştir. 1550 yılında İstanbul'a gelen Takiyüddin, 1577 yılında III. Murat'ın fermanıyla Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur. Akıldışı söylentiler sonucu Tophane sırtlarındaki gözlemevi padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır. Yeni bir gözlemevi ancak 300 yıl sonra kurulmuş ancak bu sefer de 31 Mart ayaklanmasına kurban gitmiştir.", "question": "Takiyüddin Efendi'nin astronomiye katkıları neler olmuştur?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunmuş, 841'i Türkçe 1337 eser oluşturmuştur."}}, {"id": "2397", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin su saati kim tarafından inşa edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "babası Muhammed b. Ali"}}, {"id": "2398", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati babasının ölümünün ardından su saati için neler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir."}}, {"id": "2399", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati yeniden imal ettiği su saatinden nerede bahsetmiştir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir."}}, {"id": "2400", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin saatler kitabından günümüze ulaşan kaç adet yazma bulunuyor?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır"}}, {"id": "2401", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin saatler kitabının günümüze ulaşan bilinen yazmaları hangileridir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348."}}, {"id": "2402", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin saatler kitabının Gotha yazması kaç yılında Almanca'ya çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "1915 yılında"}}, {"id": "2403", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin saatler kitabının Gotha yazması kim tarafından Almanca'ya çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 396, "text": "Eilhard Wiedemann tarafından"}}, {"id": "2404", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin saatler kitabı Almanca'ya 1915 yılında hangi yazmadan çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Gotha yazmasından"}}, {"id": "2405", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin su saati hangi prensiple çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır."}}, {"id": "2406", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin su saatinde zaman nasıl taksim edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir."}}, {"id": "2407", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı Ridvan es-Saati'nin su saatinde nasıl ele alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 694, "text": "Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır."}}, {"id": "2408", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin su saatinde mekanizma nasıl çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 925, "text": "Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir."}}, {"id": "2409", "context": "Saatçi Ridvan, babası Muhammed b. Ali (ö.618/1231) tarafından inşa edilmiş ve ölümünün ardından büyük ölçüde harap olan su saatini yeniden imal etmiş ve parçalarıyla birlikte saatler kitabında ayrıntılı bir biçimde tarif etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu kitabın iki yazması günümüze ulaşmıştır, birisi İstanbul Köprülü Koleksiyonu 949, diğeri Gotha Forschungsbibliothek 1348. Kitap 1915 yılında Eilhard Wiedemann tarafından Gotha yazmasından Almanca'ya çevrilmiştir. Bu su saati eşit olmayan saatler veya temporal saatler (saat zemaniyye) prensibine göre tasarlanmıştır. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan (veya batışından doğuşuna kadar) zaman, her defasında on iki kısma bölümlenmiştir. Güneşin seyrinin takvimsel farklılığı, saatin içindeki su dökülme memesinin ayarlanmasıyla düzeltilir. Bu su dökülme memesi Frankfurt a.M. takvimine göre hesaplanmış bir levha üzerinde ilgili yıldız sembolünün konumuna kaydırılır. Mekanizma, güneşin doğuşu ve batışı arasında (veya tam tersi) bir kaptan boşalan ve bu esnada da bir şamandırayı hareket ettiren suyla harekete geçirilmektedir. Simetrik olan boşaltma, bir basınç dengeleyicisiyle gerçekleşir. Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır.", "question": "Ridvan es-Saati'nin su saatinde vakitler ve zamanlar kullanıcıya nasıl gösterilmektedir?", "answers": {"answer_start": 1151, "text": "Vakit saatlerinin on iki zaman dilimi, her bir gündüz saatinden sonra ön yüzün bir kapısının dönmesiyle gösterilir. Buna ek olarak kapıların üzerindeki bir ayça, soldan sağa doğru peşpeşe 48 altın çiviyi geçerek bu periyodların bir çeyreğini gösterir. Optik gösterimlerin yanı sıra her bir gündüz saatinden sonra akustik sinyaller işitilebilir. Bu sinyaller iki şahin figürünün gagalarından birer küreyi bir kupanın içine düşürmeleriyle oluşur. Gece esnasında bir diskin saatin tepesinde bir lamba tarafından aydınlatılan ve saatleri gösteren on iki ışıklı dairesi ardı ardına serbest bırakılır."}}, {"id": "2410", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "el-Cezeri, kendi icadı olan su saatinden hangi eserinde bahsetmiştir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında"}}, {"id": "2411", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "Filli su saati ana hatlarıyla hangi saate benzemektedir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu"}}, {"id": "2412", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "el-Cezeri el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında ele aldığı su saatini kaç yılında icad etmiştir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "600/1200 civarında"}}, {"id": "2413", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "Filli Su Saati hangi zaman da kimleri etkilemiştir?", "answers": {"answer_start": 1367, "text": "Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor."}}, {"id": "2414", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "el-Cezeri'nin el-Cami eserinde bahsettiği sus saati ve onun rekonstrüksiyonu olan filli su saatinde saat ve vakitlerin gösterimi nasıl işlemektedir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir."}}, {"id": "2415", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "Filli Su Saati'nin mekanizması nasıl işlemektedir?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur."}}, {"id": "2416", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "Filli su saatinin bu sahada diğer saat yapımcılarına tesiri nasıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1367, "text": "Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor."}}, {"id": "2417", "context": "el-Cezeri tarafından 600/1200 civarında icat ve el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında tarif edilen bir su saatinin orijinal boyutlarda rekonstrüksiyonu. Burada sözkonusu olan, 48 entervali 30 dakikalık aralıkta sinyalle bildiren ve böylelikle 24 simetrik saati gösteren bir su saatidir. (Gösterim için vakit aralığı rekonstrüksiyonda yaklaşık 3 dakikaya indirgenmiştir.) Bir katip filin sırtında oturarak bu aralıkları, yazı kamışını her yarım saatten sonra gizlice bir taksimat çizgisine kaydırarak göstermektedir. Ayrıca saat yarım ve tam saatleri, kuledeki bir figürün her tam saatte sağ kolunu, her yarım saatte ise sol kolunu kaldırması suretiyle göstermektedir. Mekanizma, her 30 dakikada bir, filin gövdesinde su dolu bir tekne üzerinde hareket ettirici yarım küre şeklindeki şamandra vasıtasıyla işler. Şamandra alt tarafında tam tamına hesaplanmış bir deliğe sahiptir. Bu delikten 30 dakikada, şamandranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar. Bu esnada bir ip üzerinden kuledeki bir küre serbest bırakılır ve aşağı inerken bir çok figürü hareket ettirir. Bir kuş döner, kuledeki insan figürü dönüşümlü olarak kollarını kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder ve şamandrayı tekrar asıl konumuna çeker. Katip hareket eder ve filin başında oturan figür sağ elindeki bir kırbaç ile file ve sol elindekiyle trompete vurur. Bu fil saati 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da figürlü saat yapımcılarının zihnini harekete geçirmiş görünüyor. Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92.", "question": "Günümüze ulaşan filli su saatleri var mıdır?", "answers": {"answer_start": 1475, "text": "Günümüzde birçok fil saati bilinmektedir. Bunlardan birisi erken 17. yüzyıldandır ve Bayerisches Nationalmuseum'da, Münih, bulunmaktadır. Bir ikincisi, yaklaşık 1580'lerden, özel mülkiyette bulunmaktadır, yine Münih. 1600 civarında Augsburg'da imal edilmiş ve 1980 yılında özel mülkiyette bulunan üçüncü bir saat için bkz. Die Welt als Uhr, s. 266, no. 92."}}, {"id": "2418", "context": "el-Cezeri (600/1200 civarı) el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında sunduğu pek çok saat arasında kendi buluşu olan bir kupa saati tarif etmektedir: 'Sultan el-Salih Ebu el-Feth Mahmud b. Muhammed b. Karaarslan... bana zincirler, teraziler (mizan)2 ve küreler içermeyen, kısa sürede değişip bozulmayan ve saatlerin geçişlerinin ve kısımlarının kolayca bilineceği bir alet imal etmemi emretti. Bu alet, yolculukta ve evde bir yoldaş ve de güzel olmalıydı. Zihnimi yordum ve aleti şu şekilde imal ettim: Saat bir temel üzerindeki bir kaptan oluşmaktadır, üstten düz bir kapak ile kapatılmıştır. Hâkkedilmiş bir galeri (şurfa) kapağın daire çevresinde hareket etmektedir ve galeri üzerinde zarif bir yatay halka bulunmaktadır, bu halka 2171/ 2 (= 141/ 2 x 15) kısma bölümlenmiştir; beher 15 kısım eşit bir saate (24 kısma bölünmüş bir gün saatine) tekabül etmektedir. 'Ortada, bir oturak üzerinde, elinde bir yazı kamışı tutan katip oturmaktadır. Yazı kamışının ucu halka üzerindeki birinci bölümleme çizgisinin birazcık dışında durmaktadır. Katip günün başlangıcından itibaren düzenli olarak sola doğru döner, öyle ki bu durum, katib eşit saatlerin 15 kısmından birincisine ulaşıncaya ve günden bir saatin geçişine dek hemen hemen hiç farkedilmez. 'Kabın içerisinde bir su saati bulunmaktadır. Bu saat, yukarıda levha üzerindeki yazı kamışının konumundan okunabilen gündüz saatlerini göstermektedir. Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır.", "question": "Kupa Saati nin yapılışını kim istemiştir?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Sultan el-Salih Ebu el-Feth Mahmud b. Muhammed b. Karaarslan"}}, {"id": "2419", "context": "el-Cezeri (600/1200 civarı) el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında sunduğu pek çok saat arasında kendi buluşu olan bir kupa saati tarif etmektedir: 'Sultan el-Salih Ebu el-Feth Mahmud b. Muhammed b. Karaarslan... bana zincirler, teraziler (mizan)2 ve küreler içermeyen, kısa sürede değişip bozulmayan ve saatlerin geçişlerinin ve kısımlarının kolayca bilineceği bir alet imal etmemi emretti. Bu alet, yolculukta ve evde bir yoldaş ve de güzel olmalıydı. Zihnimi yordum ve aleti şu şekilde imal ettim: Saat bir temel üzerindeki bir kaptan oluşmaktadır, üstten düz bir kapak ile kapatılmıştır. Hâkkedilmiş bir galeri (şurfa) kapağın daire çevresinde hareket etmektedir ve galeri üzerinde zarif bir yatay halka bulunmaktadır, bu halka 2171/ 2 (= 141/ 2 x 15) kısma bölümlenmiştir; beher 15 kısım eşit bir saate (24 kısma bölünmüş bir gün saatine) tekabül etmektedir. 'Ortada, bir oturak üzerinde, elinde bir yazı kamışı tutan katip oturmaktadır. Yazı kamışının ucu halka üzerindeki birinci bölümleme çizgisinin birazcık dışında durmaktadır. Katip günün başlangıcından itibaren düzenli olarak sola doğru döner, öyle ki bu durum, katib eşit saatlerin 15 kısmından birincisine ulaşıncaya ve günden bir saatin geçişine dek hemen hemen hiç farkedilmez. 'Kabın içerisinde bir su saati bulunmaktadır. Bu saat, yukarıda levha üzerindeki yazı kamışının konumundan okunabilen gündüz saatlerini göstermektedir. Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır.", "question": "el-Cezeri tasarlayacağı saat için ne düşünmüştür?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "Bu alet, yolculukta ve evde bir yoldaş ve de güzel olmalıydı."}}, {"id": "2420", "context": "el-Cezeri (600/1200 civarı) el-Cami beyn el-İlm ve-l-Amel isimli kitabında sunduğu pek çok saat arasında kendi buluşu olan bir kupa saati tarif etmektedir: 'Sultan el-Salih Ebu el-Feth Mahmud b. Muhammed b. Karaarslan... bana zincirler, teraziler (mizan)2 ve küreler içermeyen, kısa sürede değişip bozulmayan ve saatlerin geçişlerinin ve kısımlarının kolayca bilineceği bir alet imal etmemi emretti. Bu alet, yolculukta ve evde bir yoldaş ve de güzel olmalıydı. Zihnimi yordum ve aleti şu şekilde imal ettim: Saat bir temel üzerindeki bir kaptan oluşmaktadır, üstten düz bir kapak ile kapatılmıştır. Hâkkedilmiş bir galeri (şurfa) kapağın daire çevresinde hareket etmektedir ve galeri üzerinde zarif bir yatay halka bulunmaktadır, bu halka 2171/ 2 (= 141/ 2 x 15) kısma bölümlenmiştir; beher 15 kısım eşit bir saate (24 kısma bölünmüş bir gün saatine) tekabül etmektedir. 'Ortada, bir oturak üzerinde, elinde bir yazı kamışı tutan katip oturmaktadır. Yazı kamışının ucu halka üzerindeki birinci bölümleme çizgisinin birazcık dışında durmaktadır. Katip günün başlangıcından itibaren düzenli olarak sola doğru döner, öyle ki bu durum, katib eşit saatlerin 15 kısmından birincisine ulaşıncaya ve günden bir saatin geçişine dek hemen hemen hiç farkedilmez. 'Kabın içerisinde bir su saati bulunmaktadır. Bu saat, yukarıda levha üzerindeki yazı kamışının konumundan okunabilen gündüz saatlerini göstermektedir. Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır.", "question": "Kupa Saati zamanı nasıl gösterir?", "answers": {"answer_start": 1404, "text": " Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki vakit bu sırada vakit saatleri olarak adlandırılan 12 kısma bölümlenmiştir. Güneşin geçişinin takvimsel farkı, daha ilk başta, yazı kamışının farklı skalaların kaydedildiği çapın yönüne doğru ayarlanması yoluyla hesaba katılır"}}, {"id": "2421", "context": "Aynı kalan bir açı hızı sağlayabilmek için bütün su saatlerinde hacme bağlı su basıncı problemi çözülmelidir. Buna yönelik değişik girişimler yapılmıştır. Bu örnekteki kesin başarı, aşağı doğru inen su seviyesini gösterir alette su basıncının düşmesini daha az bir hacim akımı aracılığıyla dengeleyen bir kupa şekli oluşturmaktan ibarettir (yani, kap tam olarak şu şekilde daralır: Azalan akışa rağmen su seviyesini gösteren alet devamlı surette alçalır. Yazmalarda kupa huni şeklide tasvir edilmiş görünmekte, gerçi metinde - modelimize temel aldığımız- deneysel olarak parabole yaklaşıldığı ifade edilmektedir). Merkezi bir milde aşağı doğru alçalan bir şamandra, bir ip ve çark aracılığıyla katibe kalemiyle birlikte sabit bir dönüş sağlar. Saatin yerleştirildiği yerin en uzun günü 14,5 saattir. İp çıkrığı çapının tam olarak hesaplanması, katibin bu günde güneşin doğuşuyla batışı arasında tam olarak bir kez kendi çevresinde dönmesini sağlar. Yazı kamışının bu konuma oturtulması koşuluyla o günün vakti levhanın dış bölümlemesinden okunabilir. En kısa gün 9,5 saattir. Bu saatler levhanın iç dairesel halkasından okunabilir.", "question": "Kupa Saati'nde en uzun gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Saatin yerleştirildiği yerin en uzun günü 14,5 saattir."}}, {"id": "2422", "context": "Aynı kalan bir açı hızı sağlayabilmek için bütün su saatlerinde hacme bağlı su basıncı problemi çözülmelidir. Buna yönelik değişik girişimler yapılmıştır. Bu örnekteki kesin başarı, aşağı doğru inen su seviyesini gösterir alette su basıncının düşmesini daha az bir hacim akımı aracılığıyla dengeleyen bir kupa şekli oluşturmaktan ibarettir (yani, kap tam olarak şu şekilde daralır: Azalan akışa rağmen su seviyesini gösteren alet devamlı surette alçalır. Yazmalarda kupa huni şeklide tasvir edilmiş görünmekte, gerçi metinde - modelimize temel aldığımız- deneysel olarak parabole yaklaşıldığı ifade edilmektedir). Merkezi bir milde aşağı doğru alçalan bir şamandra, bir ip ve çark aracılığıyla katibe kalemiyle birlikte sabit bir dönüş sağlar. Saatin yerleştirildiği yerin en uzun günü 14,5 saattir. İp çıkrığı çapının tam olarak hesaplanması, katibin bu günde güneşin doğuşuyla batışı arasında tam olarak bir kez kendi çevresinde dönmesini sağlar. Yazı kamışının bu konuma oturtulması koşuluyla o günün vakti levhanın dış bölümlemesinden okunabilir. En kısa gün 9,5 saattir. Bu saatler levhanın iç dairesel halkasından okunabilir.", "question": "Kupa Saati'nde en kısa gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 1051, "text": "En kısa gün 9,5 saattir."}}, {"id": "2423", "context": "Aynı kalan bir açı hızı sağlayabilmek için bütün su saatlerinde hacme bağlı su basıncı problemi çözülmelidir. Buna yönelik değişik girişimler yapılmıştır. Bu örnekteki kesin başarı, aşağı doğru inen su seviyesini gösterir alette su basıncının düşmesini daha az bir hacim akımı aracılığıyla dengeleyen bir kupa şekli oluşturmaktan ibarettir (yani, kap tam olarak şu şekilde daralır: Azalan akışa rağmen su seviyesini gösteren alet devamlı surette alçalır. Yazmalarda kupa huni şeklide tasvir edilmiş görünmekte, gerçi metinde - modelimize temel aldığımız- deneysel olarak parabole yaklaşıldığı ifade edilmektedir). Merkezi bir milde aşağı doğru alçalan bir şamandra, bir ip ve çark aracılığıyla katibe kalemiyle birlikte sabit bir dönüş sağlar. Saatin yerleştirildiği yerin en uzun günü 14,5 saattir. İp çıkrığı çapının tam olarak hesaplanması, katibin bu günde güneşin doğuşuyla batışı arasında tam olarak bir kez kendi çevresinde dönmesini sağlar. Yazı kamışının bu konuma oturtulması koşuluyla o günün vakti levhanın dış bölümlemesinden okunabilir. En kısa gün 9,5 saattir. Bu saatler levhanın iç dairesel halkasından okunabilir.", "question": "Kupa Saati'nde zaman nereden okunabilir?", "answers": {"answer_start": 1076, "text": "Bu saatler levhanın iç dairesel halkasından okunabilir."}}, {"id": "2424", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinin orijinali nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde"}}, {"id": "2425", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinin orijinalini kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai"}}, {"id": "2426", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saati kimin emriyle imal edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle"}}, {"id": "2427", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinde ne kadar sürenin geçmesiyle bir pirinç kaseye bir küçük top düşer?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "dört dakika"}}, {"id": "2428", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinde ne kadar sürenin geçmesiyle bir pirinç kaseye bir büyük top düşer?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "bir saat"}}, {"id": "2429", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinde 24 saatlik süre zarfında toplam kaç büyük küre pirinç kaselere düşer??", "answers": {"answer_start": 688, "text": "24 büyük küre"}}, {"id": "2430", "context": "Orijinali Fas'da (Maraokko) Karaviyyin Camii'nde bulunan ve Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften taraf.ndan yeniden üretilen saatin rekonstrüksiyonu. Orijinalin yapımcısı Ebu Zeyd Abdurrahman b. Süleyman el-Leccai'dir. Saati 763/1362 yılında Sultan İbrahim b. Ebu el-Hasan b. Ebu Said'in emriyle imal etmiştir. Burada söz konusu olan, günü 24 simetrik saate bölen, günümüze ulaşmış en eski su saatidir. Her saatin 4 er dakikaya (yani 15 bölüme) bölümlendiği bir saat kadranında bu saatler okunabilir. Her dört dakikada küçük bir küre, her bir saatte ise büyük bir küre 24 pirinç kaseden birisine düşer ve bir ton oluşturur. 24 saat zarfında toplam 360 küçük ve 24 büyük küre kaselere ve oradan bir toplama haznesine düşer. Akustik sinyallere ilaveten, her saat başı, geçen zamana dair genel bir bakış veren ve uzaktan da görülebilen ahşap kapılardan birisi kapanır. Düzenek, dökülen su aracılığıyla harekete geçirilir. Bu su, ipli makaralar vasıtasıyla işleyen bütün kısımların bağlantıda olduğu bir şamandrayı aşağı indirir. Düzenli akış, tam olarak basınç ayarlayan bir cihaz vasıtasıyla sağlanır. Çok akıllıca düşünülmüş, şaşırtıcı derecede geliştirilmiş bir teknik, her iki arabanın şamandranın alçalma yönünün aksine hareket etmesini temin eder.", "question": "Fas su saatinde bulunan,saatin ilerlediğini görsel yolla gösteren ahşap kapıların kapanması ne zaman olur?", "answers": {"answer_start": 779, "text": "her saat başı"}}, {"id": "2431", "context": "İslam dünyasının doğu ve merkezi bölgelerinde yürütülen, çok hızlı bir şekilde bu kültür çevresinin batı kesimine ulaşan ve orada yayılma ve genişleme bulan teknolojilerden birisi de hiç kuşkusuz saatçiliktir. Günümüzde hâlâ, saat yapımcılığının önceki kültür çevrelerinin başarılı çalışmalarına bağlı kalarak İslam'ın doğu ve de batı bölgelerinde elde ettiği gelişim basamaklarını sadece yaklaşık bir kesinlikle de olsa tam olarak tanımlayabilmekten çok uzağız. Bu bağlamda, Toledo'da 1267-68 civarında Kastilya Kralı X. Alfons (ö. 1284)'un emriyle oluşan Libros del saber de astronomía adlı ansiklopedik eserde- esas itibariyle İber Yarım Adası'nda yürütülmüş olan Arap-İslam bilimlerinin bir derlemesini sunuyor- özel bir bölümde beş saatin, bir su saati, bir civayla çalışan saat, bir mum saati ve iki güneş saati, tarif edilmiş olması çok önemlidir.", "question": "1267-68 civarında Kastilya Kralı X. Alfons'un emriyle oluşan hangi ansiklopedik eserde İber Yarım Adası'nda yürütülmüş olan Arap-İslam bilimlerinin bir derlemesinde bir su saati, bir civayla çalışan saat, bir mum saati ve iki güneş saati, tarif edilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Libros del saber de astronomía"}}, {"id": "2432", "context": "Libros del saber de astronomía isimli eserin konuya özel bölümünde sunulan dördüncü saat bir civayla çalışan saattir (relogio dell argent uiuo). A. Wegener1 saati şu şekilde tanımlamaktadır: 'Bu saatin düzeneği, 24 saatte tam bir dönme gerçekleştiren bir dişliden oluşmaktadır. Hareket ettirici güç bir ağırlıktır, çarkın geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzenek cıva aracılığıyla gerçekleşir. Bu cıva, çarkın içinde bulunur ve enine duvarlar arasından sadece çok küçük bağlantı delikleriyle ket vurarak ağırlığın çekme etkisine sadece yavaş yavaş baş eğer. Bu çarkın dönmesi, saatin oldukça sanatsal saat kadranı olarak görülebilecek bir usturlap üzerine taşınır. Bu usturlap üzerinde saatlerin dışında aynı zamanda güneşin ve yıldızların konumu ve hatta gökyüzünün hali hazırdaki bütün görünüşü okunabilir. Demek ki usturlap yerine bu saat düzeneği bir gök küresiyle de bağlantılandırılabilir. Ayrıca zillerin uygun bir biçimde yerleştirilmesi yoluyla bundan bir tür çalar saat üretilebilir.'", "question": "Cıvayla çalışan saat hangi eserde geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Libros del saber de astronomía"}}, {"id": "2433", "context": "Libros del saber de astronomía isimli eserin konuya özel bölümünde sunulan dördüncü saat bir civayla çalışan saattir (relogio dell argent uiuo). A. Wegener1 saati şu şekilde tanımlamaktadır: 'Bu saatin düzeneği, 24 saatte tam bir dönme gerçekleştiren bir dişliden oluşmaktadır. Hareket ettirici güç bir ağırlıktır, çarkın geriye dönmesine engel olan ve bir sarkaç hareketi veren düzenek cıva aracılığıyla gerçekleşir. Bu cıva, çarkın içinde bulunur ve enine duvarlar arasından sadece çok küçük bağlantı delikleriyle ket vurarak ağırlığın çekme etkisine sadece yavaş yavaş baş eğer. Bu çarkın dönmesi, saatin oldukça sanatsal saat kadranı olarak görülebilecek bir usturlap üzerine taşınır. Bu usturlap üzerinde saatlerin dışında aynı zamanda güneşin ve yıldızların konumu ve hatta gökyüzünün hali hazırdaki bütün görünüşü okunabilir. Demek ki usturlap yerine bu saat düzeneği bir gök küresiyle de bağlantılandırılabilir. Ayrıca zillerin uygun bir biçimde yerleştirilmesi yoluyla bundan bir tür çalar saat üretilebilir.'", "question": "Civalı saatin dişlisi kaç saatte bir tam turu tamamlar?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "24 saatte"}}, {"id": "2434", "context": "Bu saatin varlığını sürdürmesi ve Avrupa'da daha sonraki gelişmelere yaptığı etki süreci hakkında önümüzde A. Bedini'nin The Compartmented Cylindrical Clepsydra2 adlı mükemmel bir makalesi bulunmaktadır. Bedini, Libros del saber de astronomía'nın 1341 yılından önce Floransa'da İtalyanca'ya çevrilmiş olduğunu3 ispatlamakta ve şöyle devam etmekte: 'Bu İtalyanca çevirinin varlığı, cıvalı saatin sonradan Avrupa'daki gelişimi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır, her ne kadar arkadan gelen altıyüz yılın saat kitabı yazarları onun adını hiç anmıyorlarsa da.' Alfons'un derlemesinden 300 yılı aşkın bir süre sonra civalı saat, Avrupa literatüründe yeniden ortaya çıkmaktadır, daha doğrusu Attila Parisio'nun 1598 yılında Venedik'te yayınlanan bir kitabında. Bu eserde yazar kendisini bu saatin mucidi olarak tanıtmaktadır (Discorso Sopra la Sua Nuova Inventione d'Horologio con una sola Ruota)5. Güya onun tarafından icat edilmiş olan saatte, cıva su ile değiştirilmiştir. Parisio'nun kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra bu saatin tarifi ve resmi, Salomon de Caus (1615)'un 'Hareket Kuvvetlerinin Temelleri' (raisons des forces mouvantes)'nden birisi olarak yayınlandı6. Bu saat Johannes Kepler tarafından da anılmaktadır7. Aslında Libros del saber de astronomía'da tarif edilen modelden başka birşey olmayan, 12 parçalı silindir kasnağı sadece yarıya kadar civa yerine su ile doldurulmuş olan ve Bedini tarafından 'compartmented cylindrical clepsydra' olarak nitelendirilen bu formdaki saat, Avrupa'da 17. ve 18. yüzyılda büyük bir yayılma elde etmişti. Küçük farklılılar gösteren birçok tipten birisi, Pater Francesco Eschinardi (1648)8 adıyla ilintilidir. Benzer bir alet üç Campani kardeş (1656) tarafından Papa VII. Alexander'a sunulmuştur9. Bu saatin silindir kasnağı su yerine yine civa içermektedir ve hemen hemen diğerleri nasılsa, bu da düzensiz çalışmaktadır. Bununla birlikte saat, Papa tarafından önemli bir buluş olarak övülmüştür10. Bazı yapım özelliklerinin tarifi dışında Campani saatinden geriye hiç birşey kalmamıştır11.", "question": "Libros del saber de astronomía'nın italyancaya yapılan bir çeviri olduğunu ortaya koyan makalenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "The Compartmented Cylindrical Clepsydra"}}, {"id": "2435", "context": "Bu saatin varlığını sürdürmesi ve Avrupa'da daha sonraki gelişmelere yaptığı etki süreci hakkında önümüzde A. Bedini'nin The Compartmented Cylindrical Clepsydra2 adlı mükemmel bir makalesi bulunmaktadır. Bedini, Libros del saber de astronomía'nın 1341 yılından önce Floransa'da İtalyanca'ya çevrilmiş olduğunu3 ispatlamakta ve şöyle devam etmekte: 'Bu İtalyanca çevirinin varlığı, cıvalı saatin sonradan Avrupa'daki gelişimi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır, her ne kadar arkadan gelen altıyüz yılın saat kitabı yazarları onun adını hiç anmıyorlarsa da.' Alfons'un derlemesinden 300 yılı aşkın bir süre sonra civalı saat, Avrupa literatüründe yeniden ortaya çıkmaktadır, daha doğrusu Attila Parisio'nun 1598 yılında Venedik'te yayınlanan bir kitabında. Bu eserde yazar kendisini bu saatin mucidi olarak tanıtmaktadır (Discorso Sopra la Sua Nuova Inventione d'Horologio con una sola Ruota)5. Güya onun tarafından icat edilmiş olan saatte, cıva su ile değiştirilmiştir. Parisio'nun kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra bu saatin tarifi ve resmi, Salomon de Caus (1615)'un 'Hareket Kuvvetlerinin Temelleri' (raisons des forces mouvantes)'nden birisi olarak yayınlandı6. Bu saat Johannes Kepler tarafından da anılmaktadır7. Aslında Libros del saber de astronomía'da tarif edilen modelden başka birşey olmayan, 12 parçalı silindir kasnağı sadece yarıya kadar civa yerine su ile doldurulmuş olan ve Bedini tarafından 'compartmented cylindrical clepsydra' olarak nitelendirilen bu formdaki saat, Avrupa'da 17. ve 18. yüzyılda büyük bir yayılma elde etmişti. Küçük farklılılar gösteren birçok tipten birisi, Pater Francesco Eschinardi (1648)8 adıyla ilintilidir. Benzer bir alet üç Campani kardeş (1656) tarafından Papa VII. Alexander'a sunulmuştur9. Bu saatin silindir kasnağı su yerine yine civa içermektedir ve hemen hemen diğerleri nasılsa, bu da düzensiz çalışmaktadır. Bununla birlikte saat, Papa tarafından önemli bir buluş olarak övülmüştür10. Bazı yapım özelliklerinin tarifi dışında Campani saatinden geriye hiç birşey kalmamıştır11.", "question": "The Compartmented Cylindrical Clepsydra adlı makalenin yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "A. Bedini"}}, {"id": "2436", "context": "Bu saatin varlığını sürdürmesi ve Avrupa'da daha sonraki gelişmelere yaptığı etki süreci hakkında önümüzde A. Bedini'nin The Compartmented Cylindrical Clepsydra2 adlı mükemmel bir makalesi bulunmaktadır. Bedini, Libros del saber de astronomía'nın 1341 yılından önce Floransa'da İtalyanca'ya çevrilmiş olduğunu3 ispatlamakta ve şöyle devam etmekte: 'Bu İtalyanca çevirinin varlığı, cıvalı saatin sonradan Avrupa'daki gelişimi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır, her ne kadar arkadan gelen altıyüz yılın saat kitabı yazarları onun adını hiç anmıyorlarsa da.' Alfons'un derlemesinden 300 yılı aşkın bir süre sonra civalı saat, Avrupa literatüründe yeniden ortaya çıkmaktadır, daha doğrusu Attila Parisio'nun 1598 yılında Venedik'te yayınlanan bir kitabında. Bu eserde yazar kendisini bu saatin mucidi olarak tanıtmaktadır (Discorso Sopra la Sua Nuova Inventione d'Horologio con una sola Ruota)5. Güya onun tarafından icat edilmiş olan saatte, cıva su ile değiştirilmiştir. Parisio'nun kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra bu saatin tarifi ve resmi, Salomon de Caus (1615)'un 'Hareket Kuvvetlerinin Temelleri' (raisons des forces mouvantes)'nden birisi olarak yayınlandı6. Bu saat Johannes Kepler tarafından da anılmaktadır7. Aslında Libros del saber de astronomía'da tarif edilen modelden başka birşey olmayan, 12 parçalı silindir kasnağı sadece yarıya kadar civa yerine su ile doldurulmuş olan ve Bedini tarafından 'compartmented cylindrical clepsydra' olarak nitelendirilen bu formdaki saat, Avrupa'da 17. ve 18. yüzyılda büyük bir yayılma elde etmişti. Küçük farklılılar gösteren birçok tipten birisi, Pater Francesco Eschinardi (1648)8 adıyla ilintilidir. Benzer bir alet üç Campani kardeş (1656) tarafından Papa VII. Alexander'a sunulmuştur9. Bu saatin silindir kasnağı su yerine yine civa içermektedir ve hemen hemen diğerleri nasılsa, bu da düzensiz çalışmaktadır. Bununla birlikte saat, Papa tarafından önemli bir buluş olarak övülmüştür10. Bazı yapım özelliklerinin tarifi dışında Campani saatinden geriye hiç birşey kalmamıştır11.", "question": "Alfons'un derlemesinden 300 yılı aşkın bir süre sonra cıvalı saat, Avrupa literatüründe yeniden ortaya çıkmaktadır, bu eserde yazar kendisini bu saatin mucidi olarak tanıtmaktadır. Güya onun tarafından icat edilmiş olan saatte, cıva ne ile değiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 846, "text": "Su"}}, {"id": "2437", "context": "Bu saatin varlığını sürdürmesi ve Avrupa'da daha sonraki gelişmelere yaptığı etki süreci hakkında önümüzde A. Bedini'nin The Compartmented Cylindrical Clepsydra2 adlı mükemmel bir makalesi bulunmaktadır. Bedini, Libros del saber de astronomía'nın 1341 yılından önce Floransa'da İtalyanca'ya çevrilmiş olduğunu3 ispatlamakta ve şöyle devam etmekte: 'Bu İtalyanca çevirinin varlığı, cıvalı saatin sonradan Avrupa'daki gelişimi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır, her ne kadar arkadan gelen altıyüz yılın saat kitabı yazarları onun adını hiç anmıyorlarsa da.' Alfons'un derlemesinden 300 yılı aşkın bir süre sonra civalı saat, Avrupa literatüründe yeniden ortaya çıkmaktadır, daha doğrusu Attila Parisio'nun 1598 yılında Venedik'te yayınlanan bir kitabında. Bu eserde yazar kendisini bu saatin mucidi olarak tanıtmaktadır (Discorso Sopra la Sua Nuova Inventione d'Horologio con una sola Ruota)5. Güya onun tarafından icat edilmiş olan saatte, cıva su ile değiştirilmiştir. Parisio'nun kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra bu saatin tarifi ve resmi, Salomon de Caus (1615)'un 'Hareket Kuvvetlerinin Temelleri' (raisons des forces mouvantes)'nden birisi olarak yayınlandı6. Bu saat Johannes Kepler tarafından da anılmaktadır7. Aslında Libros del saber de astronomía'da tarif edilen modelden başka birşey olmayan, 12 parçalı silindir kasnağı sadece yarıya kadar civa yerine su ile doldurulmuş olan ve Bedini tarafından 'compartmented cylindrical clepsydra' olarak nitelendirilen bu formdaki saat, Avrupa'da 17. ve 18. yüzyılda büyük bir yayılma elde etmişti. Küçük farklılılar gösteren birçok tipten birisi, Pater Francesco Eschinardi (1648)8 adıyla ilintilidir. Benzer bir alet üç Campani kardeş (1656) tarafından Papa VII. Alexander'a sunulmuştur9. Bu saatin silindir kasnağı su yerine yine civa içermektedir ve hemen hemen diğerleri nasılsa, bu da düzensiz çalışmaktadır. Bununla birlikte saat, Papa tarafından önemli bir buluş olarak övülmüştür10. Bazı yapım özelliklerinin tarifi dışında Campani saatinden geriye hiç birşey kalmamıştır11.", "question": "Düzensiz çalışmasına rağmen Papa VII. Alexander'ın övgüsünü alan civalı saat hangi yılda sunulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1710, "text": "1656"}}, {"id": "2438", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde Konya'da kime müridlik etmiştir?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye"}}, {"id": "2439", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde hac sonrası nereyi ziyaret etmiştir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Mısır'ı"}}, {"id": "2440", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi tarihte hacca gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "1437'de"}}, {"id": "2441", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "yaklaşık 1400 yılında"}}, {"id": "2442", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi köyde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Elvan Çelebi"}}, {"id": "2443", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Amasya"}}, {"id": "2444", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Âşıkpaşazâde Geyve'de kiminle birlikte yaşamıştır? ", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Yahşi Fakih"}}, {"id": "2445", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Fetret Devri hangi yıllar arası yaşanmıştır?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "1402'den 1413'e kadar"}}, {"id": "2446", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Düzmece Mustafa İsyanı kimin döneminde yaşanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 255, "text": "II. Murad"}}, {"id": "2447", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Osmanlı tarihçisi"}}, {"id": "2448", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade neden bu isimle anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için"}}, {"id": "2449", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin takma adı nedir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Aşıkî"}}, {"id": "2450", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Derviş Ahmed"}}, {"id": "2451", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde, Tevarih-i Al-i Osman kitabını hangi tarihte tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "1484'te"}}, {"id": "2452", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen kitabın asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Tevarih-i Al-i Osman"}}, {"id": "2453", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde'nin kızı kiminle evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "Şeyh Seyyid Vilayet"}}, {"id": "2454", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet eğlencesi nerede tertip edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Edirne"}}, {"id": "2455", "context": "Hoca Sadeddin Efendi (1536/7, İstanbul - 1599, İstanbul), Türk tarihçi, şeyhülislam ve müderris.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi’nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Türk tarihçi, şeyhülislam ve müderris"}}, {"id": "2456", "context": "Hoca Sadeddin Efendi (1536/7, İstanbul - 1599, İstanbul), Türk tarihçi, şeyhülislam ve müderris.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi kaç yılları arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "1536/7, İstanbul - 1599, İstanbul"}}, {"id": "2457", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi kimlerin sadrazamlığa gelmesine katkıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 1357, "text": "Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa"}}, {"id": "2458", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi’nin şeyhülislamlığına karşı çıkanlara ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1258, "text": "görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı"}}, {"id": "2459", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi kaç yılında şeyhülislam olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "1598 yılında"}}, {"id": "2460", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi kimden sonra şeyhülislam görevini almıştır?", "answers": {"answer_start": 1055, "text": "Bostanzade Mehmed Efendi"}}, {"id": "2461", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Sadrazam İbrahim Paşa’yı tutan valide nasıl etkisiz hale getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "Safiye Sultan'ın etkisiyle"}}, {"id": "2462", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi zamanında kim sadrazamlığa getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "Cigalazade Yusuf Sinan Paşa"}}, {"id": "2463", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi padişahın savaş alanından ayrılmamasını sağlayarak hangi savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "Haçova Savaşında "}}, {"id": "2464", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi ne zamandan itibaren devlet işlerinde etkili olmuştur?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile"}}, {"id": "2465", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi hangi sıfatla devlet işlerinde etkili olmuştur?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "Hace-i Sultani "}}, {"id": "2466", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi hangi padişahın şehzadeliğinde müderrisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Şehzade Murad'ın (III. Murad)"}}, {"id": "2467", "context": "I. Selim'in Nedimi Hasan Can'ın oğlu olarak 1536/37 yılında İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitim gördü, ilmiye sınıfına girerek 1556 ila 1573 yılları arasında müderrislik yaptı. Manisa'da bulunan Şehzade Murad'ın (III. Murad) hocalığı ile görevlendirilmesi sonraki yıllarda hızla yükselmesine yardımcı oldu. 1574 yılında III. Murad'ın tahta çıkması ile birlikte Hace-i Sultani sıfatıyla devlet işlerinde etkili oldu. Bu sıfatını daha sonra tahta çıkan III. Mehmed'in döneminde de koruyarak padişah üzerinde nüfuzu sayesinde iç ve dış siyasette etkin rol oynadı. 1596 yılında Haçova Savaşında padişahı savaş alanından ayrılmamasına ikna ederek Haçova Zaferinin kazanılmasında önemli ve etkin rol oynadı. Haçova Savaşında yararlılığı görülen Cigalazade Yusuf Sinan Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı. Ancak önceki sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan valide Safiye Sultan'ın etkisiyle gözden düştü. Sürgüne gönderilmekten güçlükle kurtulabildi ve devlet işlerine karışmaması koşuluyla İstanbul'da kalmasına izin verildi. Bu süreçte 1598 yılında şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine karşı çıkmalar olmasına karşın şeyhülislamlığa getirildi. 1598 yılında şeyhülislam olarak görevlendirilmesine karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan Paşa'yı padişaha görevden aldırtarak idam edilmesini sağladı. Sonrasında sadrazamlığa sırasıyla gelmesini sağladığı Cerrah Mehmed Paşa ve Damat İbrahim Paşa üzerinde etkili olarak yer yer devlet işlerine müdahalelerde de bulundu.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi ilmiye sınıfında hangi yıllarda müderrislik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "1556 ila 1573 yılları arasında "}}, {"id": "2468", "context": "Şeyhülislam olarak fetva yazımında büyük yetenek gösterdi. Şeyhülislamlığı ve müderrisliği dışında asıl ününü Hoca Tarihi olarak da anılan Tac üt-tevarih isimli yapıtıyla kazandı. Ayrıca padişah III. Murad'ın emri ile Molla Muslihittin Lari'nin iki eseri ile Abdülkadir Geylani'nin Menakıbını Türkçeye tercüme etti.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi hangi eserleri tercüme etmiştir?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Molla Muslihittin Lari'nin iki eseri ile Abdülkadir Geylani'nin Menakıbını Türkçeye tercüme etti."}}, {"id": "2469", "context": "Şeyhülislam olarak fetva yazımında büyük yetenek gösterdi. Şeyhülislamlığı ve müderrisliği dışında asıl ününü Hoca Tarihi olarak da anılan Tac üt-tevarih isimli yapıtıyla kazandı. Ayrıca padişah III. Murad'ın emri ile Molla Muslihittin Lari'nin iki eseri ile Abdülkadir Geylani'nin Menakıbını Türkçeye tercüme etti.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi asıl ününü neyle kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Hoca Tarihi olarak da anılan Tac üt-tevarih isimli yapıtıyla"}}, {"id": "2470", "context": "Büyük oğlu Mehmed Efendi henüz oldukça gençken Mekke Kadısı ve hemen ardından İstanbul Kadısı tayin edildi. İki ay kadar sonra da Anadolu Kazaskeri oldu; bu tarihte 29 yaşında idi. Diğer oğlu Esad Efendi medreseden birdenbire Edirne Kadılığına geçti ve arkasında İstanbul'a kadı oldu, henüz 25 yaşında idi. Bu atamalarla hakiki alimler geri planda kalmış; Şeyhülislam, kazasker, padişah hocası gibi önde gelenlerin çocukları iyi mevkiilere gelir olmuştur. Mezarı Eyüpsultan semtinde, Saçlı Abdülkadir Efendi Cami haziresindedir.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi’nin mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Eyüpsultan semtinde, Saçlı Abdülkadir Efendi Cami haziresindedir"}}, {"id": "2471", "context": "Büyük oğlu Mehmed Efendi henüz oldukça gençken Mekke Kadısı ve hemen ardından İstanbul Kadısı tayin edildi. İki ay kadar sonra da Anadolu Kazaskeri oldu; bu tarihte 29 yaşında idi. Diğer oğlu Esad Efendi medreseden birdenbire Edirne Kadılığına geçti ve arkasında İstanbul'a kadı oldu, henüz 25 yaşında idi. Bu atamalarla hakiki alimler geri planda kalmış; Şeyhülislam, kazasker, padişah hocası gibi önde gelenlerin çocukları iyi mevkiilere gelir olmuştur. Mezarı Eyüpsultan semtinde, Saçlı Abdülkadir Efendi Cami haziresindedir.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi’nin oğlu Esad Efendi kaç yaşındayken İstanbul kadısı oldu?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "25 yaşında"}}, {"id": "2472", "context": "Büyük oğlu Mehmed Efendi henüz oldukça gençken Mekke Kadısı ve hemen ardından İstanbul Kadısı tayin edildi. İki ay kadar sonra da Anadolu Kazaskeri oldu; bu tarihte 29 yaşında idi. Diğer oğlu Esad Efendi medreseden birdenbire Edirne Kadılığına geçti ve arkasında İstanbul'a kadı oldu, henüz 25 yaşında idi. Bu atamalarla hakiki alimler geri planda kalmış; Şeyhülislam, kazasker, padişah hocası gibi önde gelenlerin çocukları iyi mevkiilere gelir olmuştur. Mezarı Eyüpsultan semtinde, Saçlı Abdülkadir Efendi Cami haziresindedir.", "question": "Hoca Sadeddin Efendi’nin oğlu Mehmed Efendi hangi görevlere getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Mekke Kadısı ve hemen ardından İstanbul Kadısı tayin edildi. İki ay kadar sonra da Anadolu Kazaskeri oldu"}}, {"id": "2473", "context": "== Yapıtları ==\r\nTelif ve tercüme olarak:\r\nTac üt-tevarih (Telif - kuruluşundan I. Selim'in ölümüne kadar Osmanlı Tarihi)\r\nSelimname (Telif - Babası Hasan Can'ın anlatıklarına göre)\r\nMolla Muslihittin Lari - Mir-ât ül-edvâr (Farsçadan Türkçeye tercüme yaptı)\r\nMolla Muslihittin Lari - Mirkat ül-ahbâr (Farsçadan Türkçeye tercüme yaptı)\r\nAbdülkadir Geylani - Menakıb (Türkçeye tercüme yaptı)", "question": "Hoca Sadeddin Efendi, Abdülkadir Geylani’nin hangi eserini Türkçeye tercüme etmiştir?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "Menakıb"}}, {"id": "2474", "context": "== Yapıtları ==\r\nTelif ve tercüme olarak:\r\nTac üt-tevarih (Telif - kuruluşundan I. Selim'in ölümüne kadar Osmanlı Tarihi)\r\nSelimname (Telif - Babası Hasan Can'ın anlatıklarına göre)\r\nMolla Muslihittin Lari - Mir-ât ül-edvâr (Farsçadan Türkçeye tercüme yaptı)\r\nMolla Muslihittin Lari - Mirkat ül-ahbâr (Farsçadan Türkçeye tercüme yaptı)\r\nAbdülkadir Geylani - Menakıb (Türkçeye tercüme yaptı)", "question": "Tac üt-tevarih adlı eserin ana konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "kuruluşundan I. Selim'in ölümüne kadar Osmanlı Tarihi"}}, {"id": "2475", "context": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç (din ve siyaset konularında). Kutbeddin Şirazi'nin ansiklopedik özellik taşıyan bu tez yazarken seleflerinin ve müsasirlerinin yaratıcılığından geniş kullanmıştır.", "question": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" eserinin 5 bölümü nelerdir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç"}}, {"id": "2476", "context": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç (din ve siyaset konularında). Kutbeddin Şirazi'nin ansiklopedik özellik taşıyan bu tez yazarken seleflerinin ve müsasirlerinin yaratıcılığından geniş kullanmıştır.", "question": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" eseri kaç bölümden oluşur?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "beş bölümden"}}, {"id": "2477", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin astronomiye dair \"Muzafferüddin için seçmeler\" (\"İhtiyarat-i Müzaffari\") eseri \"Maviyi bilmekte idrakin son haddi\" eserinin özet açıklamasıdır. Kitap Muzafferüddin Bulaku Arslan'a ithaf edilmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"Muzafferüddin için seçmeler\" kitabını kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Muzafferüddin Bulaku Arslan'a"}}, {"id": "2478", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin astronomiye dair \"Muzafferüddin için seçmeler\" (\"İhtiyarat-i Müzaffari\") eseri \"Maviyi bilmekte idrakin son haddi\" eserinin özet açıklamasıdır. Kitap Muzafferüddin Bulaku Arslan'a ithaf edilmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Muzafferüddin için seçmeler\" kitabı hangi alanda yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "astronomi"}}, {"id": "2479", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını hangi tarihte yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "1293-1305 yılları arasında"}}, {"id": "2480", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını hangi dilde yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Farsça"}}, {"id": "2481", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc"}}, {"id": "2482", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "\"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabı ne üzerine yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "felsefeye dair"}}, {"id": "2483", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Tebriz"}}, {"id": "2484", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi konularda uzmandır?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "din ve astronomi"}}, {"id": "2485", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin milliyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İran"}}, {"id": "2486", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1236"}}, {"id": "2487", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "1310"}}, {"id": "2488", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi hicri yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "710"}}, {"id": "2489", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi şehirlerde kadılık görevinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Sivas ve Malatya"}}, {"id": "2490", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Şiraz"}}, {"id": "2491", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî"}}, {"id": "2492", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Kutbeddin Şirazî kimden ders almıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Sadreddin Konevî"}}, {"id": "2493", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Feth'ül Mennân tefsirinde hangi konularda bilgiler içermektedir? ", "answers": {"answer_start": 144, "text": "havass, felsefe ve astronomi"}}, {"id": "2494", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin yazdığı tefsirin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Feth'ül Mennân"}}, {"id": "2495", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babası nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Şiraz'da"}}, {"id": "2496", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî eğitimine kimin yanında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "babası"}}, {"id": "2497", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî babasının ardından kimlerin yanında eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin"}}, {"id": "2498", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin amcası kimdir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Kemaleddin Abdüllah Kazeruni"}}, {"id": "2499", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babasının ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "1250"}}, {"id": "2500", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni"}}, {"id": "2501", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi nerede şöhret kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "Maragada"}}, {"id": "2502", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi Nasiruddin Tûsî'den hangi bilimleri öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "felsefe, astronomi ve matematiği"}}, {"id": "2503", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi Maraga'da kimin yanına gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Nasîrüddin Tûsî'nin yanına"}}, {"id": "2504", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Mısır'a hangi sultanın yanına gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun"}}, {"id": "2505", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Ahmet Han Takudar hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "1284"}}, {"id": "2506", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Ahmet Han Takudar hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "1282"}}, {"id": "2507", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin siyasi faaliyetleri kim döneminde genişletilmiştir?", "answers": {"answer_start": 718, "text": "Ahmet Han Takudar"}}, {"id": "2508", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Sadrettin Konevi hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "1274"}}, {"id": "2509", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Sadrettin Konevi hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 641, "text": "1210"}}, {"id": "2510", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Celaleddin Rumi hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "1273"}}, {"id": "2511", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Celaleddin Rumi hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "1207"}}, {"id": "2512", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Bağdat'tan sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "Küçük Asya'ya"}}, {"id": "2513", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Bağdat'a hangi yılda gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "1268"}}, {"id": "2514", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Bahaddin Muhammed Cüveyni İsfahan'da nasıl tanınırdı?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "bilim adamlarının hamisi"}}, {"id": "2515", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Bahaddin Muhammed Cüveyni nerede hakimlik görevi yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "İsfahan"}}, {"id": "2516", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi, Maraga'dan kimin emri sonrasında Horasan ve İsfahan'a geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "hükümdarın"}}, {"id": "2517", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "İsfahan nerenin başkentidir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Irak"}}, {"id": "2518", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi sosyal-siyasi faaliyetlerine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren"}}, {"id": "2519", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi alimlik vasfı dışında hangi yönüyle de tanınır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "siyasi adam olarak"}}, {"id": "2520", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi siyasi görevi bittikten sonra nereye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "Tebriz'e"}}, {"id": "2521", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi kaç yıl büyükelçi olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "sekiz yıl"}}, {"id": "2522", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi Moğolların diplomatı olarak hangi ülkeyle iyi ilişkiler geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Mısır"}}, {"id": "2523", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi hangi ülkede büyükelçi olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Mısır"}}, {"id": "2524", "context": "Kutbeddin Şirazi 7 Şubat 1311 yılında Tebriz'de öldü. Zeyneddin ibn el-verdi (... -1349) filozofun ölümünden etkilenerek bir mersiye yazmıştır. Bu mersiyede şaşkınlıkla denir ki, bilim değirmenlerinin oku (Kutup) kırıldığı halde nasıl dönebilir.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin ölümünden sonra kim kendisi için mersiye yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Zeyneddin ibn el-verdi"}}, {"id": "2525", "context": "Kutbeddin Şirazi 7 Şubat 1311 yılında Tebriz'de öldü. Zeyneddin ibn el-verdi (... -1349) filozofun ölümünden etkilenerek bir mersiye yazmıştır. Bu mersiyede şaşkınlıkla denir ki, bilim değirmenlerinin oku (Kutup) kırıldığı halde nasıl dönebilir.", "question": "Kutbeddin Şirazi Tebriz'e hangi tarihte dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "7 Şubat 1311"}}, {"id": "2526", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığı ve bilimsel faaliyetleri kaynaklarda geniş aydınlatılmıştır. Zengin yaratıcılık yolu geçmiş ansiklopedik alim felsefe, mantık, tıp, matematik, astronomi, kosmosrafya vb. konularda değerli eserler yaratmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi hangi konularda eserler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "felsefe, mantık, tıp, matematik, astronomi, kosmosrafya"}}, {"id": "2527", "context": "Kutbeddin Şirazi çok genç iken İbn Sina'nın \"Tıp kanunu\" (\"el-Kanun fi-t-tıp\") eserinin genel teorik bölümüne - \"külliyat\" a açıklama yazmayı planlıyor, Sivas ve Malatya'da gazi işleyişinde de, Mısır'da büyükelçi iken bu açıklama üzerinde çalışıyor. Mısır'dan döndükten sonra eseri tamamlayan alim onu Ahmet Han'ın veziri Muhammed Sahaddedin'e ithaf ediyor.", "question": "Kutbeddin Şirazi İbn Sina'nın \"Tıp kanunu\" eserinin genel teorik bölümüne yazdığı açıklamayı kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "Muhammed Sahaddedin"}}, {"id": "2528", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" (\"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\") kitabı önemli yer tutmaktadır. Kosmosrafyaya dair bu eser İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni'ye ithaf edilmiş ve tamamen 1281 (hicri 680) yılında tamamlanmıştır. Bu kitabın çok sayıda yazma nüshaları Bağdat, Kahire, Musul, İstanbul, Tahran, Berlin, Leyden, Londra, Manchester, Paris, Oxford, Floransa, Taşkent ve başka kentlerin kütüphanelerinde saklanır. Kutbeddin Şirazi'nin \"Şah katkısı\" (\"et-Tuhfa eş-şahiyye\") eseri vezir Şah Muhammed'in şerefine kaleme alınmış, 1285 yılında tamamlanmıştır. Bu eser \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" kitabının geniş açıklamasıdır. \"Şah katkısı\" eseri Bağdat, Meşhed, Berlin, Petersburg, Londra, Oxford, Priston, Floransa, Rampur, Roma, İstanbul ve başka kentlerin kütüphanelerinde mevcuttur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\" adlı eseri ne zaman tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "1281"}}, {"id": "2529", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" (\"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\") kitabı önemli yer tutmaktadır. Kosmosrafyaya dair bu eser İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni'ye ithaf edilmiş ve tamamen 1281 (hicri 680) yılında tamamlanmıştır. Bu kitabın çok sayıda yazma nüshaları Bağdat, Kahire, Musul, İstanbul, Tahran, Berlin, Leyden, Londra, Manchester, Paris, Oxford, Floransa, Taşkent ve başka kentlerin kütüphanelerinde saklanır. Kutbeddin Şirazi'nin \"Şah katkısı\" (\"et-Tuhfa eş-şahiyye\") eseri vezir Şah Muhammed'in şerefine kaleme alınmış, 1285 yılında tamamlanmıştır. Bu eser \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" kitabının geniş açıklamasıdır. \"Şah katkısı\" eseri Bağdat, Meşhed, Berlin, Petersburg, Londra, Oxford, Priston, Floransa, Rampur, Roma, İstanbul ve başka kentlerin kütüphanelerinde mevcuttur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\" adlı eseri hangi konu üzerine yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Kosmosrafya"}}, {"id": "2530", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin felsefi görüşlerinde hem din, hem peripatetizm, hem de işrakilik motifleri vardır. Tüm bunlardan daha fazla ise onun İslam dini bakış açısına önemli yer vermesi belirtilmelidir. Kutbeddin Şirazi dini meselelerle de ilgilenmiştir. Onun \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" (\"Fetih el-Mennân fi tefsir el-Kur'an\") tez yaklaşık kırk cilt. Eserde Kur'an'ın geniş tefsiri verilmiştir.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" eseri kaç ciltten oluşur?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "yaklaşık kırk cilt"}}, {"id": "2531", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin felsefi görüşlerinde hem din, hem peripatetizm, hem de işrakilik motifleri vardır. Tüm bunlardan daha fazla ise onun İslam dini bakış açısına önemli yer vermesi belirtilmelidir. Kutbeddin Şirazi dini meselelerle de ilgilenmiştir. Onun \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" (\"Fetih el-Mennân fi tefsir el-Kur'an\") tez yaklaşık kırk cilt. Eserde Kur'an'ın geniş tefsiri verilmiştir.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi Kur'an tefsirinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması"}}, {"id": "2569", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Fen alanında Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman kimdir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Abdüs Salam"}}, {"id": "2570", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman kimdir?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Mısır'lı Enver Sedat"}}, {"id": "2571", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı kimdir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Abdüs Salam"}}, {"id": "2572", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam Nobel Fizik Ödülünü hangi çalışması sayesinde almıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": " elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışma"}}, {"id": "2573", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam Nobel Fizik Ödülünü hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "1979"}}, {"id": "2574", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "21 Kasım 1996"}}, {"id": "2575", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "29 Ocak 1926"}}, {"id": "2576", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Pakistan kaç yılında atom bombasını geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 524, "text": "1972"}}, {"id": "2577", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Abdus Salam hangi alandaki gelişmelere katkı vermiştir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "kuramsal ve parçacık fiziği"}}, {"id": "2578", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Abdus Salam Parkistan hükümetine hangi yıllar arasında bilim danışmanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "1960’ten 1974’e kadar"}}, {"id": "2579", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam kendi döneminde kimin bilim başdanışmanlığı yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 712, "text": "başbakanın"}}, {"id": "2580", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam'ın Nobel Ödülünü kazanmasını hangi teorisi sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "elektrozayıf kuvvet teorisi"}}, {"id": "2581", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam'ın en önemli başarıları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları"}}, {"id": "2582", "context": "Abdus Salam, Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain’in oğlu olarak bir Ahmedi Punjabi Rajput ailede dünyaya geldi. Ailesi islama 12. yüzyılda geçti ve köklü dini geleneklere ve öğrenme aşkına sahiptiler. (büyükbabası, Gül Muhammed, dindar bir alim olmanın yanı sıra bir fizikçiydi de.) Salam'ın babası Punjab State’te  Eğitim Bölümünde geçimlerini tarımla sağlayan fakir bir mahallede eğitim memurluğunu yapıyordu.", "question": "Abdus Salam'ın büyükbabası kimdir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Gül Muhammed"}}, {"id": "2583", "context": "Abdus Salam, Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain’in oğlu olarak bir Ahmedi Punjabi Rajput ailede dünyaya geldi. Ailesi islama 12. yüzyılda geçti ve köklü dini geleneklere ve öğrenme aşkına sahiptiler. (büyükbabası, Gül Muhammed, dindar bir alim olmanın yanı sıra bir fizikçiydi de.) Salam'ın babası Punjab State’te  Eğitim Bölümünde geçimlerini tarımla sağlayan fakir bir mahallede eğitim memurluğunu yapıyordu.", "question": "Abdus Salam'ın ebeveynleri kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain"}}, {"id": "2584", "context": "Yerçekimi kuvveti, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler ve elektromanyetik kuvvet: Fizikçiler doğanın dört temel kuvvet olduğuna inanmıştı. Salam Glashow ve Weinberg 1959da bu güçlerin birleşmesi üzerine çalışmıştır. Imperial College London'da iken, Salam başarıyla zayıf nükleer kuvvetlerin, elektromanyetik kuvvetlerden gerçekten farklı olmadığını gösterdi. Salam, iki doğanın temel güçleri, zayıf nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvetlerin, içine başka bir birleşmeyi gösteren bir teori sağladı. Glasgow aynı işi formüle etmişti, ve teori yılında 1966 -1967 yılında kombine edildi, Salam matematiksel elektrozayıf birleşme teorisini kanıtladı, ve nihayet bildiri yayınladı. Bu başarı için, Salam, Glashow ve Weinberg 1979 yılında Nobel Fizik Ödülü verildi Nobel Vakfı bilim adamlarına haraç ödenen ve belirten bir bildiri yayınladı: \"birleşik zayıf ve elektromanyetik etkileşim teorisine katkıları için dahil olmak üzere temel parçacıklar arasındaki diğerlerinin yanı sıra, zayıf nötr akım \". ", "question": "1979 yılında Nobel Fizik Ödülü kime verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 692, "text": "Salam, Glashow ve Weinberg"}}, {"id": "2585", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Fred Hoyle, Abdus Salam'ı fizik alanında çalışma yapmak için nereye davet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1637, "text": "Cavendish Laboratuvarı’na"}}, {"id": "2586", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam doktora yapmak için nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 1823, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "2587", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam ilk derecesini hangi tarihte almıştır?", "answers": {"answer_start": 511, "text": "1944’te"}}, {"id": "2588", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam ilk derecesini hangi bölümden almıştır?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "Matematik"}}, {"id": "2589", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam kaç yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavına girmiştir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "14"}}, {"id": "2590", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam'a doktora çalışmaları sırasında kimler danışmanlık etmiştir?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "Dirac ve Feynman"}}, {"id": "2591", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora tezi sayesinde hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Adam’s Ödülü"}}, {"id": "2592", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora tezini hangi yılda yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1951’de"}}, {"id": "2593", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora çalışmalarını hangi konu üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "kuantum elektrodinamiği"}}, {"id": "2594", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora derecesini nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Cambridge Cavedish Laboratuvarı"}}, {"id": "2595", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam nerede Matematik Profesörü olarak ilk görevine başlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Hükümet Koleji Üniversitesi"}}, {"id": "2596", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Cambridge'e döndükten sonra nerede çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1133, "text": "Aziz John'un College"}}, {"id": "2597", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Cambridge'e ne zaman geri dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 844, "text": "1953"}}, {"id": "2598", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Hükümet Koleji Üniversitesi'nden sonra hangi okulda profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Punjab Üniversitesi"}}, {"id": "2599", "context": "1959 yılında, genç J. Robert Oppenheimer ile bir araya geldi, Princeton Üniversitesi'nde bir burs aldı 33  yaşında  Royal Society Fellow ismini aldı ve Salam nötrinoların üzerine yaptığı araştırma çalışmalarını sundu. Oppenheimer ve Salam elektrodinamik hakkındaki sorunları ve bunların çözüm temelini görüştü. Onun özel ve kişisel asistanı Jean Bouckley oldu. 1980 yılında, Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi haline geldi.", "question": "Abdus Salam hangi yılda Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1980"}}, {"id": "2600", "context": "1959 yılında, genç J. Robert Oppenheimer ile bir araya geldi, Princeton Üniversitesi'nde bir burs aldı 33  yaşında  Royal Society Fellow ismini aldı ve Salam nötrinoların üzerine yaptığı araştırma çalışmalarını sundu. Oppenheimer ve Salam elektrodinamik hakkındaki sorunları ve bunların çözüm temelini görüştü. Onun özel ve kişisel asistanı Jean Bouckley oldu. 1980 yılında, Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi haline geldi.", "question": "Abdus Salam'ın özel asistanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Jean Bouckley"}}, {"id": "2601", "context": "1972 yılında, Salam Hint-Amerikan teorik fizikçi Jogesh Pati ile çalışmaya başladı. Pati Salam'ın yönetiminde çalışmak için birçok kez ona yazdı ve sonunda Salam Pakistan ICTP seminerine davet ederek yanıtladı. Salam proton ve elektronların bazı derinliklerde farklı ve henüz eşit ama neden zıt elektrik yükü taşıyanların olması gerektiğini Pati'ye önerdi. Protonlar kuark taşıyor, ancak elektrozayıf teori kuarklar hakkında öne hiçbir şey atılamıyor, sadece elektron ve nötrino ile ilgili oldu. Doğanın tüm malzemeleri yeni bir simetri araya getirmiş olsaydı, bu parçacıkların çeşitli özellikleri ve güçleri için bir sebep ortaya çıkarabilir. Bu parçacık fiziğinde Pati-Salam modeli geliştirilmesine yol açmıştır. 1973 yılında, Salam ve Jogesh Pati Kuarklar ve Leptonlar çok benzer SU beri (2) U (1) temsil içeriği ×, hepsi benzer varlıklara sahip olabileceğini fark eden bir ilk idi. Onlar lepton numarası \"mor\" olarak adlandırılan dördüncü bir renk, olduğunu varsayarak kuark-lepton simetrisi basit bir gerçekleşme sağladılar.", "question": "Pati-Salam modeli hangi alanda geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 647, "text": "parçacık fiziğinde"}}, {"id": "2602", "context": "1972 yılında, Salam Hint-Amerikan teorik fizikçi Jogesh Pati ile çalışmaya başladı. Pati Salam'ın yönetiminde çalışmak için birçok kez ona yazdı ve sonunda Salam Pakistan ICTP seminerine davet ederek yanıtladı. Salam proton ve elektronların bazı derinliklerde farklı ve henüz eşit ama neden zıt elektrik yükü taşıyanların olması gerektiğini Pati'ye önerdi. Protonlar kuark taşıyor, ancak elektrozayıf teori kuarklar hakkında öne hiçbir şey atılamıyor, sadece elektron ve nötrino ile ilgili oldu. Doğanın tüm malzemeleri yeni bir simetri araya getirmiş olsaydı, bu parçacıkların çeşitli özellikleri ve güçleri için bir sebep ortaya çıkarabilir. Bu parçacık fiziğinde Pati-Salam modeli geliştirilmesine yol açmıştır. 1973 yılında, Salam ve Jogesh Pati Kuarklar ve Leptonlar çok benzer SU beri (2) U (1) temsil içeriği ×, hepsi benzer varlıklara sahip olabileceğini fark eden bir ilk idi. Onlar lepton numarası \"mor\" olarak adlandırılan dördüncü bir renk, olduğunu varsayarak kuark-lepton simetrisi basit bir gerçekleşme sağladılar.", "question": "Jogesh Pati ne alanda çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "teorik fizikçi"}}, {"id": "2603", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon’un hangi kuruma üyedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "TÜBA"}}, {"id": "2604", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon’un sahip olduğu ödüller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "1998 TÜBİTAK bilim ödülü"}}, {"id": "2605", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon yüksek lisans eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "University of California, Berkeley'de "}}, {"id": "2606", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon yüksek lisans eğitimini hangi yıl tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1969 yılında"}}, {"id": "2607", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon lisans eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde"}}, {"id": "2608", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon lisans eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "1965 yılında"}}, {"id": "2609", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "2610", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "1942'de"}}, {"id": "2611", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi alanda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 530, "text": "nükleer fizik"}}, {"id": "2612", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi kurumların kurucu üyesidir?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi"}}, {"id": "2613", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel’in herhangi bir kuruma üyeliği var mıdır?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir"}}, {"id": "2614", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi okullarda ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2615", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel üniversite eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "1937 yılında"}}, {"id": "2616", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından"}}, {"id": "2617", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 30, "text": " İstanbul"}}, {"id": "2618", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998"}}, {"id": "2619", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut nerede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Michigan Eyalet Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2620", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut hangi alan üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "topoloji"}}, {"id": "2621", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1949"}}, {"id": "2622", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut’un bilime katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı"}}, {"id": "2623", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut hangi konu üzerine doktora yaptı?", "answers": {"answer_start": 100, "text": " Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine"}}, {"id": "2624", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut’un doktora hocası kimdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Robion Kirby"}}, {"id": "2625", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut doktorasını nerede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "University of California, Berkeley'de"}}, {"id": "2636", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun’la birlikte gelen yenilikler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır"}}, {"id": "2637", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun’un kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi"}}, {"id": "2638", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun hangi padişah tarafından kaç yılında açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "1773 yılında III. Mustafa zamanında"}}, {"id": "2639", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Günümüzdeki hangi okullar Mühendishane’i Bahri Hümayun’un bünyesinden çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu"}}, {"id": "2640", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun adını hangi padişah döneminde almıştır?", "answers": {"answer_start": 179, "text": " Padişah I. Abdülhamit döneminde"}}, {"id": "2641", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun adını hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "1782 yılında"}}, {"id": "2642", "context": "Aynı zamanda Batılı anlamda Türk Resim Sanatının başlangıcı sayılan \"Asker Ressamlar Kuşağı\" nın ilk eğitim aldığı kurumdur.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun'da Türk Resim Sanatının başlangıcı sayılan kuşak hangi adla nitelendirilmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Asker Ressamlar Kuşağı"}}, {"id": "2643", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid’in çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh"}}, {"id": "2644", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Kütahya"}}, {"id": "2645", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Meşhed"}}, {"id": "2646", "context": "Horasan eyaletinin merkezi olan Meşhed kendinde doğduğu söylenir. Seyahat yoluyla Anadolu'ya gelmiş, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da Umur Bey Medresesi müderrisliğine tayin edilmiş ve vefatına kadar orada kalmıştır. Vefatı 1434 senesinde olup kabri medrese içindedir.", "question": "Molla Abdülvacid’in kabri nerededir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Kütahya'da Umur Bey Medresesi"}}, {"id": "2647", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid usturlap risalesini kim için manzum etmiştir?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için"}}, {"id": "2648", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in fıkıh dalı haricindeki diğer eserleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir"}}, {"id": "2649", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid ta’lik yazısını kimden öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 483, "text": "Hattat Sultan Ali'den"}}, {"id": "2650", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in Nükaye ismindeki eserinin el yazması nüshası nerededir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Fatih Kütüphanesi'ndedir"}}, {"id": "2651", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid fıkıh alanındaki eserini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "1403 senesinde"}}, {"id": "2652", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in fıkıh alanındaki eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye "}}, {"id": "2653", "context": "Molla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.", "question": "Vacidiye Medresesi halk arasında hangi isimle tanınır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Demirkapı Medresesi"}}, {"id": "2654", "context": "Molla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.", "question": "Umur Bey medresesinin sonraki adı nedir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Vâcidiye Medresesi"}}, {"id": "2655", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni hangi zaman diliminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "17'inci yüzyılda yaşamış"}}, {"id": "2656", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni nerelidir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İranlı"}}, {"id": "2657", "context": "17'inci yüzılın ikinci yarısında, bugünkü İran'ın Mazenderan eyâletinde doğdu.", "question": "Tunakabuni nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "bugünkü İran'ın Mazenderan eyâletinde"}}, {"id": "2658", "context": "Tunakabuni çeşitli tıbbi ve dini konularda yazarlık yaptı. O Arap ve Hint kaynaklarına göre , 1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır. O dönem, 1666-1694 yıllarında İran hükümdarı Süleyman Şah tarafından ona ithaf edilmiştir.", "question": "Tunakabuni hangi alanda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır"}}, {"id": "2659", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nün kısa adı nedir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "TÜBİTAK UZAY"}}, {"id": "2660", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde "}}, {"id": "2661", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü hangi isimle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü"}}, {"id": "2662", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü hangi protokolle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle"}}, {"id": "2663", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "1985 yılında"}}, {"id": "2664", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü uluslararası hangi kurumlarla çalışmalar yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 550, "text": " NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla"}}, {"id": "2665", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nde halen kaç araştırma grubu bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "12 farklı araştırma grubu"}}, {"id": "2666", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ne zamandan beri yeniden yapılanma süreci içerisindedir?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "1995 yılında"}}, {"id": "2667", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "TÜBİTAK UZAY’da hangi sektörlerle çalışmalar yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir"}}, {"id": "2668", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nde hangi alandan mühendisler çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri"}}, {"id": "2669", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ODTÜ’deki yeni binasına hangi tarihte taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "1998"}}, {"id": "2670", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü 1995’den itibaren hangi adla anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY)"}}, {"id": "2671", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü 1985’den 1995’e kadar hangi isim altında anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) "}}, {"id": "2672", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı’nın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Türk siyaset bilimci ve akademisyen"}}, {"id": "2673", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2674", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1950"}}, {"id": "2675", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı hangi üniversitede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Marmara Üniversitesi "}}, {"id": "2676", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın uzmanlık alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Orta Asya Türk dünyası"}}, {"id": "2677", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tezi hangi yayınevlerince yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları"}}, {"id": "2678", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)"}}, {"id": "2679", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tez danışmanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Şerif Mardin"}}, {"id": "2680", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı yüksek lisans eğitimini ne üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Siyaset Bilimi"}}, {"id": "2681", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı yüksek lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2682", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı lisans eğitimini ne üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "2683", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2684", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Robert Kolej'de"}}, {"id": "2685", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı hangi kapsamda serbest bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 852, "text": "3. yargı Paketi kapsamında"}}, {"id": "2686", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman serbest bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 832, "text": "13 Temmuz 2012"}}, {"id": "2687", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı’nın hapisten çıkması için hükümet adına dışarıdan destek veren siyasetçi kimdir?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu"}}, {"id": "2688", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne kadar süre hapiste kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "9 ay"}}, {"id": "2689", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne gerekçeyle tutuklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla"}}, {"id": "2690", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman tutuklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Kasım 2011 de"}}, {"id": "2691", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı BDP Siyaset Akademisi’nde dersler vermesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması"}}, {"id": "2692", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy’un temel çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "eleştirmen, yazar ve profesör"}}, {"id": "2693", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy şu anda nerede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde"}}, {"id": "2694", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy, 1984-2001 yılları arasında hangi üniversitede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde"}}, {"id": "2695", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy doktorasını hangi alan üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "2696", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy doktorasını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İstanbul Üniversitesi 'nde"}}, {"id": "2697", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy lisansını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İstanbul Üniversitesi 'nde"}}, {"id": "2698", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy lisansını hangi alanda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "2699", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy üniversitede hangi alanları okumuştur?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur"}}, {"id": "2700", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy hangi liseden kaç yılında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "1969 yılında Alman Lisesi'nden"}}, {"id": "2701", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "2702", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1950"}}, {"id": "2703", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un en son kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 1055, "text": "Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet"}}, {"id": "2704", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Berna Moran’a armağan edilen yayında hangi yazarlar yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarlar"}}, {"id": "2705", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy Batı ve Başkaları kitabında hangi konuyu işlemiştir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncaları"}}, {"id": "2706", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un 1990 yılında çıkan kitabının ana fikri nedir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesi"}}, {"id": "2707", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un ilk kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatı"}}, {"id": "2708", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent’in kaç binası vardır?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır"}}, {"id": "2709", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent ismindeki “ARI” nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Advanced Research and Innovation 'dır"}}, {"id": "2710", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent kaç yılında araştırmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "2003 yılında"}}, {"id": "2711", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde"}}, {"id": "2712", "context": "Devlet Denetleme Kurulu'nun 2010 yılı araştırmasına göre, Arı Teknokent Türkiye'deki tüm teknokentler içinde patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir. 2016 yılı itibarıyla Türkiye'deki tüm teknokentler arasında en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent olmuştur. Toplam ihracatın yaklaşık %40'ını gerçekleştirmiştir.", "question": "2016 da en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent hangisidir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Arı Teknokent"}}, {"id": "2713", "context": "Devlet Denetleme Kurulu'nun 2010 yılı araştırmasına göre, Arı Teknokent Türkiye'deki tüm teknokentler içinde patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir. 2016 yılı itibarıyla Türkiye'deki tüm teknokentler arasında en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent olmuştur. Toplam ihracatın yaklaşık %40'ını gerçekleştirmiştir.", "question": "Arı Teknokent’in Türkiye’deki diğer teknokentler arasındaki yeri nedir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir"}}, {"id": "2714", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-9 binasının formu ve yapısı nasıldır?", "answers": {"answer_start": 1295, "text": "küp şeklindeki camlı "}}, {"id": "2715", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörünün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 820, "text": "İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü"}}, {"id": "2716", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Arı-6"}}, {"id": "2717", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin ilk enerji teknokenti neresidir?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Arı-6 "}}, {"id": "2718", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-4’ün konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "70 kişilik"}}, {"id": "2719", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-2’nin konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "90 kişilik"}}, {"id": "2720", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-3’ün konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "110 kişilik"}}, {"id": "2721", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "İTÜNOVA şirketlerini barındıran Arı Teknokent binası hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1207, "text": "Arı-9 "}}, {"id": "2722", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı Teknokent’in en büyük alana sahip binası hangisidir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Arı-3 "}}, {"id": "2723", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğlu Davut’un mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "pratisyen hekim"}}, {"id": "2724", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğlu İshak’ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 693, "text": "tercüman"}}, {"id": "2725", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğulları kimdir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "İshak"}}, {"id": "2726", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi dönemler arasında Bağdat’ta çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar"}}, {"id": "2727", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Arapça, Süryanice, Grekçe"}}, {"id": "2728", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi aşirete mensuptur?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a"}}, {"id": "2729", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi"}}, {"id": "2730", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "mütercim ve hekimdir"}}, {"id": "2731", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "d. 810- ö. 873"}}, {"id": "2732", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak Grek bilim kitaplarını hangi dillere çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Arapça ve Süryanice'ye"}}, {"id": "2733", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak Bizans’da ne öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Grekçe"}}, {"id": "2734", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak kaç yıl Bizans’da kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "iki yıl"}}, {"id": "2735", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi sebeple Bizans’a gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden"}}, {"id": "2736", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak Galenos’un eserlerini hangi dillere çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Süryanice'ye"}}, {"id": "2737", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Bilinen en eski göz çizimleri kime aittir?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Huneyn bin İshak"}}, {"id": "2738", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak’ın ilk çeviri yaptığı eser nedir?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Galenos'un bir eseri"}}, {"id": "2739", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak ilk çevirisini kaç yaşındayken yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "17 yaşında"}}, {"id": "2740", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak hangi eserlerin çevrilmesinde rol almıştır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır"}}, {"id": "2741", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak Beytü’l-Hikme’de kimleri yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya"}}, {"id": "2742", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın’ın alabileceği kişi kapasitesi nedir?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "nişancı ve sürücü olmak üzere iki personel"}}, {"id": "2743", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın’da taşıyıcı platform olarak hangi yapı kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "Land Rover Defender 130 "}}, {"id": "2744", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpın’ın ana görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır"}}, {"id": "2745", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın nedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir"}}, {"id": "2746", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın kim tarafından üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "ASELSAN tarafından"}}, {"id": "2747", "context": "Zıpkın KMS sistemi tüm fonksiyonların otomasyonunu sağlayan ve yazılım ve donanım olarak tümüyle ASELSAN tarafından geliştirilen Atış Kontrol Bilgisayarı, termal ve gün ışığı TV kameralarından oluşan pasif hedef arama algılayıcıları, hedefin otomatik olarak takibini sağlayan Video Hedef İzleyici Birimi, hedef menzil ölçümü için çok darbeli Lazer Mesafe Bulucu, Dost/Bilinmeyen Hedef ayrımı sağlayan IFF ve sistemin öz savunmasını sağlamak amacıyla eklenen 12.7mm M3 makineli tüfekten oluşmaktadır. Sistemde gece/gündüz hedef tespitinden, hedefin izlemesine ve makineli tüfeğe mermi sürüp çekmeye kadar bütün işlemler otomatik olarak yapılmaktadır.", "question": "Zıpkın’da otomatik olarak yapılan temel işlemler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "gece/gündüz hedef tespitinden, hedefin izlemesine ve makineli tüfeğe mermi sürüp çekme"}}, {"id": "2748", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın hareket halinde atış yapabilir mi?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir"}}, {"id": "2749", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın’da “Hedef menzilde” uyarısından sonra ne olmaktadır?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir"}}, {"id": "2750", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın’ın kontrol edebileceği mesafe ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 121, "text": " 50 metre"}}, {"id": "2751", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın ne tip uçaklarla taşınabilmektedir?", "answers": {"answer_start": 456, "text": " C-130 Hercules ve C-160 Transall uçakları"}}, {"id": "2752", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’da temel olarak hangi füze tipi kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Stinger füzeleri"}}, {"id": "2753", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’da kullanılan sistem mimarisi nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "KMS sistem mimarisi"}}, {"id": "2754", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’ın mimarisi esnek midir?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "esnek bir mimariye sahiptir"}}, {"id": "2755", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinde seri üretim kararı ardından yapılan testlerde Zıpkın yapılan atışlarda ne kadarlık bir başarıya sahiptir?", "answers": {"answer_start": 571, "text": "atışların tümünde tam isabet "}}, {"id": "2756", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "Zıpkın’ın seri üretim kararı hangi yılda alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "9 Kasım 2001 tarihinde"}}, {"id": "2757", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinin geliştirme/test çalışmaları hangi yıllar arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar"}}, {"id": "2758", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinin ön prototip imalatı kaç yılları arasında gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "1993-1995 yılları arasında"}}, {"id": "2759", "context": "İstanbul Şile'de yapılan atış testlerin ardından 20 Ekim 2004'te kontrol ve kabul testleri yüzde yüz başarı ile tamamlanmış ve 26 Kasım 2004’de ilk 4 adetlik paketin teslimi ile Zıpkın KMS, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki yerini almıştır. Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Kara Kuvvetleri için bugüne dek 158 KMS sistemi üretilmiş ve tamamı birliklerine teslim edilmiştir.", "question": "Günümüze kadar TSK’ya teslim edilen KMS sistemi sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "158 "}}, {"id": "2760", "context": "İstanbul Şile'de yapılan atış testlerin ardından 20 Ekim 2004'te kontrol ve kabul testleri yüzde yüz başarı ile tamamlanmış ve 26 Kasım 2004’de ilk 4 adetlik paketin teslimi ile Zıpkın KMS, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki yerini almıştır. Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Kara Kuvvetleri için bugüne dek 158 KMS sistemi üretilmiş ve tamamı birliklerine teslim edilmiştir.", "question": "KMS projesinin testleri hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "20 Ekim 2004'te"}}, {"id": "2787", "context": "Altay, Türkiye'nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007'de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan almıştır. Fahrettin Altay'a ise soyismi Altay Spor Kulübü'nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya'da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.", "question": "Altay projesine verilen adın asıl kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "Orta Asya'da bulunan sıradağlardır"}}, {"id": "2788", "context": "Altay, Türkiye'nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007'de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan almıştır. Fahrettin Altay'a ise soyismi Altay Spor Kulübü'nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya'da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.", "question": "Altay Projesinin hangi tarihte proje ana yüklenicisi seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "30 Mart 2007'de"}}, {"id": "2789", "context": "Altay, Türkiye'nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007'de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan almıştır. Fahrettin Altay'a ise soyismi Altay Spor Kulübü'nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya'da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.", "question": "Fahrettin Altay’a soyismi kim tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "Mustafa Kemal Atatürk"}}, {"id": "2790", "context": "Altay, Türkiye'nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007'de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan almıştır. Fahrettin Altay'a ise soyismi Altay Spor Kulübü'nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya'da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.", "question": "Altay tankı ismini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan"}}, {"id": "2791", "context": "Altay, Türkiye'nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007'de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı'nda 5. Süvari Kolordusu'nu komuta eden Fahrettin Altay'dan almıştır. Fahrettin Altay'a ise soyismi Altay Spor Kulübü'nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya'da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.", "question": "Altay tankı projesinin proje ana yüklenicisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. "}}, {"id": "2792", "context": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı Güney Kore'nin Rotem firmasıdır. \"Altay\" olarak adlandırılan tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikalama aşamalarının tamamlanması için 500 milyon dolar mâli kaynak ayrılmıştır. Üçüncü nesil ana muharebe tankı olarak tasarlanmakta olan aracın prototip testleri ve kalifikasyon çalışmalarının 2012 yılında tamamlanmış ve seri imalatın ise 2019 yılının sonunda devreye alınması öngörülmektedir. Tasarım aşamasında Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden de yararlanılması hedeflenmektedir. Proje sonunda açılacak yeni bir ihale ile seri üretimi kazanan kurum ya da kuruluş belirlenecektir. İlk etapta üretilmesi planlanan 250 adet tank, TSK’nın ihtiyaçları doğrultusunda artırılabilecektir.", "question": "Altay projesi için daha önce hangi projeden elde edilen bilgi birikimlerinin kullanılması planlanıyor?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden"}}, {"id": "2793", "context": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı Güney Kore'nin Rotem firmasıdır. \"Altay\" olarak adlandırılan tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikalama aşamalarının tamamlanması için 500 milyon dolar mâli kaynak ayrılmıştır. Üçüncü nesil ana muharebe tankı olarak tasarlanmakta olan aracın prototip testleri ve kalifikasyon çalışmalarının 2012 yılında tamamlanmış ve seri imalatın ise 2019 yılının sonunda devreye alınması öngörülmektedir. Tasarım aşamasında Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden de yararlanılması hedeflenmektedir. Proje sonunda açılacak yeni bir ihale ile seri üretimi kazanan kurum ya da kuruluş belirlenecektir. İlk etapta üretilmesi planlanan 250 adet tank, TSK’nın ihtiyaçları doğrultusunda artırılabilecektir.", "question": "Altay projesinin seri üretime başlama tarihi olarak belirlenen yıl nedir?", "answers": {"answer_start": 405, "text": "2019 yılının sonunda"}}, {"id": "2794", "context": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı Güney Kore'nin Rotem firmasıdır. \"Altay\" olarak adlandırılan tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikalama aşamalarının tamamlanması için 500 milyon dolar mâli kaynak ayrılmıştır. Üçüncü nesil ana muharebe tankı olarak tasarlanmakta olan aracın prototip testleri ve kalifikasyon çalışmalarının 2012 yılında tamamlanmış ve seri imalatın ise 2019 yılının sonunda devreye alınması öngörülmektedir. Tasarım aşamasında Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden de yararlanılması hedeflenmektedir. Proje sonunda açılacak yeni bir ihale ile seri üretimi kazanan kurum ya da kuruluş belirlenecektir. İlk etapta üretilmesi planlanan 250 adet tank, TSK’nın ihtiyaçları doğrultusunda artırılabilecektir.", "question": "Altay projesinin testleri hangi yılda tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 359, "text": "2012 yılında"}}, {"id": "2795", "context": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı Güney Kore'nin Rotem firmasıdır. \"Altay\" olarak adlandırılan tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikalama aşamalarının tamamlanması için 500 milyon dolar mâli kaynak ayrılmıştır. Üçüncü nesil ana muharebe tankı olarak tasarlanmakta olan aracın prototip testleri ve kalifikasyon çalışmalarının 2012 yılında tamamlanmış ve seri imalatın ise 2019 yılının sonunda devreye alınması öngörülmektedir. Tasarım aşamasında Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden de yararlanılması hedeflenmektedir. Proje sonunda açılacak yeni bir ihale ile seri üretimi kazanan kurum ya da kuruluş belirlenecektir. İlk etapta üretilmesi planlanan 250 adet tank, TSK’nın ihtiyaçları doğrultusunda artırılabilecektir.", "question": "Altay projesi için ayrılan bütçe nedir?", "answers": {"answer_start": 202, "text": " 500 milyon dolar"}}, {"id": "2796", "context": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı Güney Kore'nin Rotem firmasıdır. \"Altay\" olarak adlandırılan tankın tasarım, geliştirme, prototip imalatı, test ve sertifikalama aşamalarının tamamlanması için 500 milyon dolar mâli kaynak ayrılmıştır. Üçüncü nesil ana muharebe tankı olarak tasarlanmakta olan aracın prototip testleri ve kalifikasyon çalışmalarının 2012 yılında tamamlanmış ve seri imalatın ise 2019 yılının sonunda devreye alınması öngörülmektedir. Tasarım aşamasında Güney Kore üretimi XK-2 ana muharebe tankı projesinden elde edilmiş tecrübelerden de yararlanılması hedeflenmektedir. Proje sonunda açılacak yeni bir ihale ile seri üretimi kazanan kurum ya da kuruluş belirlenecektir. İlk etapta üretilmesi planlanan 250 adet tank, TSK’nın ihtiyaçları doğrultusunda artırılabilecektir.", "question": "Altay projesinin teknik destek sağlayıcısı hangi firmadır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Güney Kore'nin Rotem firmasıdır"}}, {"id": "2797", "context": "Aracın Volkan-III tank atış kontrol sistemi ve tank komuta kontrol muhabere bilgi sistemi Aselsan tarafından tasarlanacak ve üretilecek, 120mm’lik 55 kalibre ana silah sistemi, Hyundai-Rotem kanalı ile teknoloji transferi yapılarak MKE tarafından, modüler zırh paketi ise Roketsan tarafından üretilecektir. Otokar 4 prototipin tasarımı ve geliştirilmesi için 500 milyon ABD Doları tutarında teşvike hak kazanmıştır.", "question": "Altay projesinin modüler zırh paketini kim üretecektir?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Roketsan"}}, {"id": "2798", "context": "Aracın Volkan-III tank atış kontrol sistemi ve tank komuta kontrol muhabere bilgi sistemi Aselsan tarafından tasarlanacak ve üretilecek, 120mm’lik 55 kalibre ana silah sistemi, Hyundai-Rotem kanalı ile teknoloji transferi yapılarak MKE tarafından, modüler zırh paketi ise Roketsan tarafından üretilecektir. Otokar 4 prototipin tasarımı ve geliştirilmesi için 500 milyon ABD Doları tutarında teşvike hak kazanmıştır.", "question": "Altay projesinin hangi etapları Aselsan tarafından geliştirilecektir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Volkan-III tank atış kontrol sistemi ve tank komuta kontrol muhabere bilgi sistemi "}}, {"id": "2799", "context": "2010 Eylül ayında Altay projesinin 1. aşaması olan Kavramsal Tasarım Fazı Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından onaylanarak tamamlandı. Böylece projede 2. aşama olan ve 30.5 ay sürmesi planlanan Detaylı Tasarım Fazı'na geçilmiştir. Projenin bu aşamasında detaylı tasarım faaliyetleri kapsamında seçilen alt sistemlerin tank üzerinde entegrasyon ve arayüz tasarım çalışmaları yürütülecektir.\r\n15 Ekim 2010 tarihinde Otokar firması ile MTU ve Renk firmaları arasında Altay tankının güç paketi konusunda sözleşmeler imzalandı.", "question": "Altay tankının güç paketi hakkındaki sözleşmeler hangi tarihte imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "15 Ekim 2010 tarihinde"}}, {"id": "2800", "context": "2010 Eylül ayında Altay projesinin 1. aşaması olan Kavramsal Tasarım Fazı Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından onaylanarak tamamlandı. Böylece projede 2. aşama olan ve 30.5 ay sürmesi planlanan Detaylı Tasarım Fazı'na geçilmiştir. Projenin bu aşamasında detaylı tasarım faaliyetleri kapsamında seçilen alt sistemlerin tank üzerinde entegrasyon ve arayüz tasarım çalışmaları yürütülecektir.\r\n15 Ekim 2010 tarihinde Otokar firması ile MTU ve Renk firmaları arasında Altay tankının güç paketi konusunda sözleşmeler imzalandı.", "question": "Altay projesinin ilk aşaması ne zaman tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "2010 Eylül ayında "}}, {"id": "2801", "context": "2013 Ankara Şereflikoçhisar'da atış testleri yapıldı. Sarıkamış'ta kış testleri tamamlandı.\r\n12 Ağustos 2014 tarihinde Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. Altay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi İhalesi'ni kazandı. Özgün motor Tümosan tarafından geliştirilecektir.\r\nAltay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi için Traktör ve dizel motor üreticisi Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. (TÜMOSAN) ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut olanak ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle geliştirilecek olan Güç grubunun öncelikli olarak Altay tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir. Sözleşmeye göre; ilk yıl için yaklaşık 30 tank motoru ve şanzıman üretimi öngörülüyor. Daha sonraki yıllar için bu sayı yükseltilecek. Proje kapsamında ilk prototip teslimatı 2020 yılı başında planlanmaktadır.", "question": "Altay projesi kapsamında ilk prototip teslimatının hangi yılda olacağı öngörülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1144, "text": "2020 yılı başında"}}, {"id": "2802", "context": "2013 Ankara Şereflikoçhisar'da atış testleri yapıldı. Sarıkamış'ta kış testleri tamamlandı.\r\n12 Ağustos 2014 tarihinde Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. Altay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi İhalesi'ni kazandı. Özgün motor Tümosan tarafından geliştirilecektir.\r\nAltay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi için Traktör ve dizel motor üreticisi Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. (TÜMOSAN) ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut olanak ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle geliştirilecek olan Güç grubunun öncelikli olarak Altay tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir. Sözleşmeye göre; ilk yıl için yaklaşık 30 tank motoru ve şanzıman üretimi öngörülüyor. Daha sonraki yıllar için bu sayı yükseltilecek. Proje kapsamında ilk prototip teslimatı 2020 yılı başında planlanmaktadır.", "question": "Altay projesinin seri üretiminde ilk yılı için hedeflenen güç grubu üretim adedi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 1008, "text": "30 tank motoru ve şanzıman üretimi"}}, {"id": "2803", "context": "2013 Ankara Şereflikoçhisar'da atış testleri yapıldı. Sarıkamış'ta kış testleri tamamlandı.\r\n12 Ağustos 2014 tarihinde Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. Altay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi İhalesi'ni kazandı. Özgün motor Tümosan tarafından geliştirilecektir.\r\nAltay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi için Traktör ve dizel motor üreticisi Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. (TÜMOSAN) ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut olanak ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle geliştirilecek olan Güç grubunun öncelikli olarak Altay tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir. Sözleşmeye göre; ilk yıl için yaklaşık 30 tank motoru ve şanzıman üretimi öngörülüyor. Daha sonraki yıllar için bu sayı yükseltilecek. Proje kapsamında ilk prototip teslimatı 2020 yılı başında planlanmaktadır.", "question": "Altay projesinin güç grubu üretim sürecinin ne kadar sürmesi planlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "54 ay "}}, {"id": "2804", "context": "2013 Ankara Şereflikoçhisar'da atış testleri yapıldı. Sarıkamış'ta kış testleri tamamlandı.\r\n12 Ağustos 2014 tarihinde Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. Altay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi İhalesi'ni kazandı. Özgün motor Tümosan tarafından geliştirilecektir.\r\nAltay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi için Traktör ve dizel motor üreticisi Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. (TÜMOSAN) ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut olanak ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle geliştirilecek olan Güç grubunun öncelikli olarak Altay tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir. Sözleşmeye göre; ilk yıl için yaklaşık 30 tank motoru ve şanzıman üretimi öngörülüyor. Daha sonraki yıllar için bu sayı yükseltilecek. Proje kapsamında ilk prototip teslimatı 2020 yılı başında planlanmaktadır.", "question": "Altay projesinin motorunu üretecek firma hangi tarihte ihaleyi kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "12 Ağustos 2014 tarihinde"}}, {"id": "2805", "context": "2013 Ankara Şereflikoçhisar'da atış testleri yapıldı. Sarıkamış'ta kış testleri tamamlandı.\r\n12 Ağustos 2014 tarihinde Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. Altay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi İhalesi'ni kazandı. Özgün motor Tümosan tarafından geliştirilecektir.\r\nAltay Tankı Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi için Traktör ve dizel motor üreticisi Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş. (TÜMOSAN) ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut olanak ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle geliştirilecek olan Güç grubunun öncelikli olarak Altay tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir. Sözleşmeye göre; ilk yıl için yaklaşık 30 tank motoru ve şanzıman üretimi öngörülüyor. Daha sonraki yıllar için bu sayı yükseltilecek. Proje kapsamında ilk prototip teslimatı 2020 yılı başında planlanmaktadır.", "question": "Altay projesinin özgün motoru kim tarafından üretilecektir?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Tümosan Motor ve Traktör Sanayi A.Ş."}}, {"id": "2806", "context": "Üretilecek Altay Tankı Güç Grubunun;\r\nV-12 yapısında ve ~26 litre hacminde,\r\nTransmisyon ile birlikte toplam 5,5 metreküplük hacim,\r\n2 adet yüksek basınçlı turbo şarj ile beslenmesi,\r\nCommon-Rail enjeksiyon sisteminin kullanılması,\r\n5 ileri 3 geri vites geçişine sahip olması,\r\nTankın kendi ekseninde her iki yöne de 360° nokta dönüşüne imkan sağlaması planlanmaktadır.", "question": "Altay tankı kaç dereceye kadar nokta dönüşüne imkan sağlamaktadır?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "360°"}}, {"id": "2807", "context": "Üretilecek Altay Tankı Güç Grubunun;\r\nV-12 yapısında ve ~26 litre hacminde,\r\nTransmisyon ile birlikte toplam 5,5 metreküplük hacim,\r\n2 adet yüksek basınçlı turbo şarj ile beslenmesi,\r\nCommon-Rail enjeksiyon sisteminin kullanılması,\r\n5 ileri 3 geri vites geçişine sahip olması,\r\nTankın kendi ekseninde her iki yöne de 360° nokta dönüşüne imkan sağlaması planlanmaktadır.", "question": "Altay tankı güç grubunun vites yapısı nasıldır?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "5 ileri 3 geri vites geçişi"}}, {"id": "2808", "context": "Üretilecek Altay Tankı Güç Grubunun;\r\nV-12 yapısında ve ~26 litre hacminde,\r\nTransmisyon ile birlikte toplam 5,5 metreküplük hacim,\r\n2 adet yüksek basınçlı turbo şarj ile beslenmesi,\r\nCommon-Rail enjeksiyon sisteminin kullanılması,\r\n5 ileri 3 geri vites geçişine sahip olması,\r\nTankın kendi ekseninde her iki yöne de 360° nokta dönüşüne imkan sağlaması planlanmaktadır.", "question": "Altay tankı güç grubu hangi enjeksiyon sistemini kullanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Common-Rail "}}, {"id": "2809", "context": "Üretilecek Altay Tankı Güç Grubunun;\r\nV-12 yapısında ve ~26 litre hacminde,\r\nTransmisyon ile birlikte toplam 5,5 metreküplük hacim,\r\n2 adet yüksek basınçlı turbo şarj ile beslenmesi,\r\nCommon-Rail enjeksiyon sisteminin kullanılması,\r\n5 ileri 3 geri vites geçişine sahip olması,\r\nTankın kendi ekseninde her iki yöne de 360° nokta dönüşüne imkan sağlaması planlanmaktadır.", "question": "Altay tankı güç grubunun motor hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "26 litre hacminde"}}, {"id": "2810", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan’ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan"}}, {"id": "2811", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan’ın araştırma konuları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir"}}, {"id": "2812", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan hangi mesleği yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Türk tarih profesörü"}}, {"id": "2813", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2814", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1940"}}, {"id": "2815", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan doktorasını hangi bölümde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları"}}, {"id": "2816", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan’ın doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 863, "text": "The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih"}}, {"id": "2817", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan doktorasını hangi konular üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde"}}, {"id": "2818", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yurtdışındaki doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "Harvard Üniversitesi"}}, {"id": "2819", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yurtdışındaki doktorasını nasıl finanse etmiştir?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Fulbright bursu alarak"}}, {"id": "2820", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında yurtdışında doktorasını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "1968-73 yılları arasında"}}, {"id": "2821", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan Çince okutmanlığı yaparken hangi üniversitede doktora çalışmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Ankara Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2822", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan Çince okutmanlığını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde"}}, {"id": "2823", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi tarihler arasında Çince okutmanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "1967-68’de"}}, {"id": "2824", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yüksek lisansını Çin’in hangi üniversitesinde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "National Taiwan Üniversitesinde"}}, {"id": "2825", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan’ın Çin eğitimi hangi kaynak tarafından finanse edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Çin Hükümetinden aldığı bursla"}}, {"id": "2826", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi amaçla Çin’e gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için "}}, {"id": "2827", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "1964 yılında"}}, {"id": "2828", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini hangi alan üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Tarih "}}, {"id": "2829", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "2830", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan orta öğrenimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "İstanbul Alman Lisesinde"}}, {"id": "2831", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Sudan’da ne üzerine çalışmalarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "göçebe kabileler üzerine"}}, {"id": "2832", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Sudan’daki çalışmalarını nasıl finanse etmiştir?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile"}}, {"id": "2833", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Sudan’da bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "1980-82 yılları arası"}}, {"id": "2834", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan 1978’den itibaren hangi kurumda çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde "}}, {"id": "2835", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Hacettepe Üniversitesinde çalışırken yurtdışındaki araştırmalarına hangi kurumda devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde"}}, {"id": "2836", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan doktorasını tamamladıktan sonra hangi yıllar arasında yurtdışında araştırmalarına devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1975-76 yılları arasında "}}, {"id": "2837", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Hacettepe Üniversitesinde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "1974-78 yıllarında"}}, {"id": "2838", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Hacettepe Üniversitesinde çalıştığı yıllarda hangi dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri "}}, {"id": "2839", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan doktorasının ardından Türkiye’de hangi üniversitede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Hacettepe Üniversites"}}, {"id": "2840", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "1987-89 yılları arasında"}}, {"id": "2841", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Fairbank Doğu Araştırmaları Merkezi’nde araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar"}}, {"id": "2842", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıl Odtü’de Türk Tarihi dersleri vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1984 yılında"}}, {"id": "2843", "context": "1989-1992 yılları arasında Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler vermiştir.", "question": "İsenbike Togan Washington Üniversitesinde hangi dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler"}}, {"id": "2844", "context": "1989-1992 yılları arasında Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler vermiştir.", "question": "İsenbike Togan 1989-92 yılları arasında hangi kurumda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde"}}, {"id": "2845", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan Türkiye’de hangi kurumlara üyedir?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' "}}, {"id": "2846", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan Boğaziçi Üniversitesinde ne üzerine ders vermektedir?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "Çin tarihi dersleri "}}, {"id": "2847", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan halen nerede ders vermeye devam etmektedir?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "2848", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi kurumdan emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "ODTÜ Tarih Bölümü'nden"}}, {"id": "2849", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "2006 yılında "}}, {"id": "2850", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "1995 yılında"}}, {"id": "2851", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda doçentliğini almıştır?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "1992'de "}}, {"id": "2852", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi proje kapsamında 1990’da Çin, 1991’de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile"}}, {"id": "2853", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda UNESCO üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1990 yılında"}}, {"id": "2854", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan hangi yılda Sinoloji'ye katkı ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "2015"}}, {"id": "2855", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan Çin Hükumeti tarafından hangi ödüle layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Sinoloji’ye Katkı Ödülü"}}, {"id": "2856", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan hangi yılda gümüş madalya ödülüne layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "2015"}}, {"id": "2857", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan UTA tarafından neyle ödüllendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Gümüş Madalya"}}, {"id": "2858", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türkiye Matematik Derneği Ankara'da hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "1999'da"}}, {"id": "2859", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematk Derneği ülkemizi hangi uluslararası platformlarda temsil etmektedir?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS)"}}, {"id": "2860", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği'nin kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir"}}, {"id": "2861", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1948 yılında"}}, {"id": "2862", "context": "1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amaçları arasında matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmek vardır. Dernek, o dönemde İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde görev yapan değerli bilim adamları tarafından kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği nerelerde çalışan bilim insanları tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 414, "text": " İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde "}}, {"id": "2863", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Ankara"}}, {"id": "2864", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "15 Ekim 1993"}}, {"id": "2865", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2866", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "2 Mayıs 1913"}}, {"id": "2867", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Ordinaryüs Profesör Doktor"}}, {"id": "2868", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın hangi tip banknot üzerinde portresi vardır?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde"}}, {"id": "2869", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı doktorasını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Harvard Üniversitesi’nde"}}, {"id": "2870", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı doktorasını kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1942 yılında"}}, {"id": "2871", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın çalışma alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "bilim tarihçiliği"}}, {"id": "2872", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı çocukluğunun bir kısmını hangi yabancı ülkede geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "İran'da"}}, {"id": "2873", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı'nın annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Suat Hanım"}}, {"id": "2874", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı'nın babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Abdurrahman Bey"}}, {"id": "2875", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı orta öğrenimini nerede görmüştür? ", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Ankara"}}, {"id": "2876", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı ilköğrenimini nerede görmüştür?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2877", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "İslam Dünyasında Bilim Kurumları"}}, {"id": "2878", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı doktora derecesini hangi üniversiteden almıştır? ", "answers": {"answer_start": 727, "text": "Harvard Üniversitesi’nden"}}, {"id": "2879", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı hangi yılda doktorasını almıştır?", "answers": {"answer_start": 634, "text": "1942"}}, {"id": "2880", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı hangi tarihte emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 767, "text": "1983"}}, {"id": "2881", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı hangi eseri başyapıt olarak kabul görmüştür?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri"}}, {"id": "2882", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı Ordinaryüs Profesör unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "1958"}}, {"id": "2883", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla ne kadar süre ABD'de kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "10-11 ay"}}, {"id": "2884", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı 1943 yılında ülkeye döndüğünde nerede göreve başlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde"}}, {"id": "2885", "context": "Sayili, Ankara Üniversitesi'nde hizmet verdiği uzun yıllar boyunca sadece 3 doktora öğrencisi yetiştirdi. Sevim Tekeli astronomi tarihi, Esin Kahya doğa bilimleri ve tıp tarihi, Melek Dosay ise matematik tarihi alanında doktoralarını yaptı.", "question": "Aydın Sayılı Ankara Üniversitesi'nde kaç doktora öğrencisi yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "3"}}, {"id": "2886", "context": "Üniversitedeki görevinin yanı sıra 1947’de Türk Tarih Kurumu tam üyeliğine seçilerek bu kurumda çalışmalar yürüten Sayılı, Ortaçağ Türk Tarih Kol Başkanı olarak yıllarca hizmet etti.", "question": "Aydın Sayılı Türk Tarih Kurumu tam üyeliğine hangi tarihte seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "1947’de"}}, {"id": "2887", "context": "1961’de Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi'nin tam üyesi oldu ve 1962’den itibaren 3 yıl boyunca bu kurumda as-başkanlık yaptı.", "question": "Aydın Sayılı Bilim Tarihi Akademisi'ne kaç yıl as-başkanlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "3 yıl"}}, {"id": "2888", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Erdem dergisi hangi kurum tarafından çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Atatürk Kültür Merkezi"}}, {"id": "2889", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi hangi tarihte kurulmuş kurumlardır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1984"}}, {"id": "2890", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "15 Ekim 1993"}}, {"id": "2891", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı nerede toprağa verilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 611, "text": "Ankara Cebeci Asri Mezarlığı"}}, {"id": "2892", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı nasıl vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "sokakta kalp krizi geçirerek"}}, {"id": "2893", "context": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'na bağlı bir araştırma merkezidir.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi hangi kuruma bağlıdır?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu"}}, {"id": "2894", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin resmi açılışı hangi tarihte yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "27/05/1962"}}, {"id": "2895", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "TR-1 araştırma reaktörü kaç MW gücündedir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "1"}}, {"id": "2896", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "TR-1 araştırma reaktörünün temeli hangi yılda atılmıştır?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "1959"}}, {"id": "2897", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi ismine hangi tarihli toplantıda karar verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "12/08/1960"}}, {"id": "2898", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "TR-1 araştırma reaktörü hangi tarihte kritik olmuştur?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "06/01/1962"}}, {"id": "2899", "context": "Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu 06/03/1958 tarihinde \"İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında 1000 kW takatinde havuz tipi bir atom reaktörü kurulması\" kararı almış, 1959 yılında Türkiye'nin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla \"atom reaktörü\" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü \"kritik olmuş\", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.", "question": "TR-1 araştırma reaktörü saat kaçta kritik olmuştur?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "19:14"}}, {"id": "2900", "context": "ÇNAEM, nükleer teknolojinin hemen her alanında 53 yıldır faaliyet göstermektedir.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi kaç yıldır çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "53"}}, {"id": "2901", "context": "Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek teçhizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin kaç ana hizmet birimi vardır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "5"}}, {"id": "2902", "context": "Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek teçhizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur.", "question": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin kaç idari birimi vardır?", "answers": {"answer_start": 406, "text": "3"}}, {"id": "2903", "context": "Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek teçhizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur.", "question": "ÇNAEM'in yeniden yapılandırılmasına hangi yılda gidilmiştir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "2006"}}, {"id": "2904", "context": "Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek teçhizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur.", "question": "ÇNAEM'in ana hizmet birimlerine ne ad verilir?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Bölüm Başkanlığı"}}, {"id": "2905", "context": "Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek teçhizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur.", "question": "ÇNAEM'in idari birimlerine ne ad verilir?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "Şube Müdürlüğü"}}, {"id": "2906", "context": "Mustafa İlhan (d. 1946, Yozgat), Türk tıp akademisyeni.", "question": "Mustafa İlhan kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1946"}}, {"id": "2907", "context": "Mustafa İlhan (d. 1946, Yozgat), Türk tıp akademisyeni.", "question": "Mustafa İlhan nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Yozgat"}}, {"id": "2908", "context": "1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, 1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Farmakoloji Doktorasını tamamlamış, aynı üniversitede 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında profesörlüğe yükselmiştir. Yurtdışında da çeşitli dönemlerde çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa İlhan, 1971 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.", "question": "Mustafa İlhan doktorasını hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "1973"}}, {"id": "2909", "context": "1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, 1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Farmakoloji Doktorasını tamamlamış, aynı üniversitede 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında profesörlüğe yükselmiştir. Yurtdışında da çeşitli dönemlerde çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa İlhan, 1971 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.", "question": "Mustafa İlhan kaç yılında doçent olmuştur?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "1978"}}, {"id": "2910", "context": "1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, 1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Farmakoloji Doktorasını tamamlamış, aynı üniversitede 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında profesörlüğe yükselmiştir. Yurtdışında da çeşitli dönemlerde çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa İlhan, 1971 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.", "question": "Mustafa İlhan kaç yılında profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1988"}}, {"id": "2911", "context": "1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, 1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Farmakoloji Doktorasını tamamlamış, aynı üniversitede 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında profesörlüğe yükselmiştir. Yurtdışında da çeşitli dönemlerde çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa İlhan, 1971 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.", "question": "Mustafa İlhan günümüzde nerede görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı"}}, {"id": "2912", "context": "1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, 1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Farmakoloji Doktorasını tamamlamış, aynı üniversitede 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında profesörlüğe yükselmiştir. Yurtdışında da çeşitli dönemlerde çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa İlhan, 1971 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.", "question": "Mustafa İlhan kaç yılında Hacettepe Üniversitesi'nde görev yapmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "1971"}}, {"id": "2913", "context": "Sağlık Bilimleri alanında 1985 TÜBİTAK Teşvik Ödülü, 1997 TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibidir.", "question": "Mustafa İlhan 1985 yılında hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "TÜBİTAK Teşvik Ödülü"}}, {"id": "2914", "context": "Sağlık Bilimleri alanında 1985 TÜBİTAK Teşvik Ödülü, 1997 TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibidir.", "question": "Mustafa İlhan 1997 yılında hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "2915", "context": "Geçmiş dönemlerde TÜBİTAK, TÜBA, Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki çeşitli komisyonlarda üye ve başkan olarak çalışmıştır. Prof. Dr. Mustafa İlhan'ın Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine seçimi cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 17 Haziran 2004'te ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Temmuz 2008'de onaylanmıştır ve YÖK Genel Kurul üyeliği 19 Temmuz 2012'de bitmiştir. 2011 yılına kadar Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi olan Prof. Dr. Mustafa İlhan, Türk Tıp Akademisi üyesidir.", "question": "Mustafa İlhan'ın Yükseköğretim Kurulu üyeliği 2004 yılında kim tarafından onaylanmıştır?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Ahmet Necdet Sezer"}}, {"id": "2916", "context": "Geçmiş dönemlerde TÜBİTAK, TÜBA, Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki çeşitli komisyonlarda üye ve başkan olarak çalışmıştır. Prof. Dr. Mustafa İlhan'ın Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine seçimi cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 17 Haziran 2004'te ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Temmuz 2008'de onaylanmıştır ve YÖK Genel Kurul üyeliği 19 Temmuz 2012'de bitmiştir. 2011 yılına kadar Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi olan Prof. Dr. Mustafa İlhan, Türk Tıp Akademisi üyesidir.", "question": "Mustafa İlhan'ın Yükseköğretim Kurulu üyeliği Abdullah Gül tarafından hangi tarihte onaylanmıştır?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "19 Temmuz 2008"}}, {"id": "2917", "context": "Geçmiş dönemlerde TÜBİTAK, TÜBA, Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki çeşitli komisyonlarda üye ve başkan olarak çalışmıştır. Prof. Dr. Mustafa İlhan'ın Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine seçimi cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 17 Haziran 2004'te ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Temmuz 2008'de onaylanmıştır ve YÖK Genel Kurul üyeliği 19 Temmuz 2012'de bitmiştir. 2011 yılına kadar Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi olan Prof. Dr. Mustafa İlhan, Türk Tıp Akademisi üyesidir.", "question": "Mustafa İlhan'ın YÖK Genel Kurul üyeliği hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "19 Temmuz 2012"}}, {"id": "2918", "context": "Geçmiş dönemlerde TÜBİTAK, TÜBA, Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki çeşitli komisyonlarda üye ve başkan olarak çalışmıştır. Prof. Dr. Mustafa İlhan'ın Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine seçimi cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 17 Haziran 2004'te ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Temmuz 2008'de onaylanmıştır ve YÖK Genel Kurul üyeliği 19 Temmuz 2012'de bitmiştir. 2011 yılına kadar Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi olan Prof. Dr. Mustafa İlhan, Türk Tıp Akademisi üyesidir.", "question": "TÜBA'nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi"}}, {"id": "2919", "context": "Geçmiş dönemlerde TÜBİTAK, TÜBA, Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki çeşitli komisyonlarda üye ve başkan olarak çalışmıştır. Prof. Dr. Mustafa İlhan'ın Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine seçimi cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 17 Haziran 2004'te ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Temmuz 2008'de onaylanmıştır ve YÖK Genel Kurul üyeliği 19 Temmuz 2012'de bitmiştir. 2011 yılına kadar Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi olan Prof. Dr. Mustafa İlhan, Türk Tıp Akademisi üyesidir.", "question": "Mustafa İlhan kaç yılına kadar TÜBA üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "2011"}}, {"id": "2920", "context": "Prof. Dr. Mustafa İlhan’ın bilimsel çalışmaları Otonom Sinir Sistemi Farmakolojisi, Otakoidler, Solunum ve Dolaşım Sistemi Farmakolojisi alanlarındadır.", "question": "Mustafa İlhan'ın hangi alanlarda bilimsel çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Otonom Sinir Sistemi Farmakolojisi, Otakoidler, Solunum ve Dolaşım Sistemi Farmakolojisi"}}, {"id": "2921", "context": "Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî (Doğum: 1100 Septe - Ölüm: 1166 Palermo), El İdrisi (Arapça; أبو  عبد الله محمد الإدريسي ; Latince Dreses) olarak bilinen ünlü Arap gezgin, haritacı ve coğrafyacı.", "question": "El İdrisi kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "1100"}}, {"id": "2922", "context": "Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî (Doğum: 1100 Septe - Ölüm: 1166 Palermo), El İdrisi (Arapça; أبو  عبد الله محمد الإدريسي ; Latince Dreses) olarak bilinen ünlü Arap gezgin, haritacı ve coğrafyacı.", "question": "El İdrisi kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "1166"}}, {"id": "2923", "context": "Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî (Doğum: 1100 Septe - Ölüm: 1166 Palermo), El İdrisi (Arapça; أبو  عبد الله محمد الإدريسي ; Latince Dreses) olarak bilinen ünlü Arap gezgin, haritacı ve coğrafyacı.", "question": "El İdrisi nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Septe"}}, {"id": "2924", "context": "Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî (Doğum: 1100 Septe - Ölüm: 1166 Palermo), El İdrisi (Arapça; أبو  عبد الله محمد الإدريسي ; Latince Dreses) olarak bilinen ünlü Arap gezgin, haritacı ve coğrafyacı.", "question": "El İdrisi nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Palermo"}}, {"id": "2925", "context": "Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî (Doğum: 1100 Septe - Ölüm: 1166 Palermo), El İdrisi (Arapça; أبو  عبد الله محمد الإدريسي ; Latince Dreses) olarak bilinen ünlü Arap gezgin, haritacı ve coğrafyacı.", "question": "El İdrisi'nin Latince adı nedir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Dreses"}}, {"id": "2926", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "1203"}}, {"id": "2927", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "1270"}}, {"id": "2928", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Şam"}}, {"id": "2929", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia hangi ailede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Hazrec"}}, {"id": "2930", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia hangi şehirlerde tıp eğitimi görmüştür?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Şam ve Kahire"}}, {"id": "2931", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia kaç yılında Kahire'de bir hastanede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "1236"}}, {"id": "2932", "context": "İbn Ebî Useybia (Doğum: 1203 Şam - Ölüm: 1270), Arap hekim ve tarihçi. Şam'da Hazrec ailesinden biri olarak dünyaya geldi. Şam ve Kahire'de tıp eğitimi aldı. 1236'da Kahire'de yeni bir hastanede çalıştı ve ardından Sarkar'daki emir Azeddin'in fizikçisi olarak çalıştı. Tıpla ilgili çalışmalarının dışında 380 kadar hekim ve bilim insanının biyografisini içeren bir eser bırakmıştır.", "question": "İbn Ebî Useybia'nın eserinde kaç bilim insanının biyografisi bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "380 kadar"}}, {"id": "2933", "context": "Useybia'nın en önemli eseri Tabakât-ül-Etibbâ (Doktor kuşaklarının bilgilerinin kaynakları) adlı eseridir. Bu eser 15 bölümden oluşur, 380 adet doktor ve bilim insanının biyografisini içerir ve tıp tarihinin kökenlerini aydınlatmaya çalışır. Ele aldığı kişiler sadece Müslüman bilim adamları değildir, aralarında Yunan, Arap, Pers, Hint bilim adamları da vardır. Eser, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat gibi hekim ve bilim adamları hakkında bilgiler içermesinin dışında, 13. yüzyılda doğu dünyasında gelişen tıp biliminin işlevi ve işleyiş biçimi hakkında da genel bir bakış elde etmemizi sağlar.", "question": "İbn Ebî Useybia'nın en önemli eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Tabakât-ül-Etibbâ"}}, {"id": "2934", "context": "Useybia'nın en önemli eseri Tabakât-ül-Etibbâ (Doktor kuşaklarının bilgilerinin kaynakları) adlı eseridir. Bu eser 15 bölümden oluşur, 380 adet doktor ve bilim insanının biyografisini içerir ve tıp tarihinin kökenlerini aydınlatmaya çalışır. Ele aldığı kişiler sadece Müslüman bilim adamları değildir, aralarında Yunan, Arap, Pers, Hint bilim adamları da vardır. Eser, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat gibi hekim ve bilim adamları hakkında bilgiler içermesinin dışında, 13. yüzyılda doğu dünyasında gelişen tıp biliminin işlevi ve işleyiş biçimi hakkında da genel bir bakış elde etmemizi sağlar.", "question": "Tabakât-ül-Etibbâ'nın kaç bölümü vardır?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "15"}}, {"id": "2935", "context": "Useybia'nın en önemli eseri Tabakât-ül-Etibbâ (Doktor kuşaklarının bilgilerinin kaynakları) adlı eseridir. Bu eser 15 bölümden oluşur, 380 adet doktor ve bilim insanının biyografisini içerir ve tıp tarihinin kökenlerini aydınlatmaya çalışır. Ele aldığı kişiler sadece Müslüman bilim adamları değildir, aralarında Yunan, Arap, Pers, Hint bilim adamları da vardır. Eser, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat gibi hekim ve bilim adamları hakkında bilgiler içermesinin dışında, 13. yüzyılda doğu dünyasında gelişen tıp biliminin işlevi ve işleyiş biçimi hakkında da genel bir bakış elde etmemizi sağlar.", "question": "Tabakât-ül-Etibbâ'da Müslüman dışında hangi kökenlerden bilim insanları vardır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Yunan, Arap, Pers, Hint"}}, {"id": "2936", "context": "Useybia'nın en önemli eseri Tabakât-ül-Etibbâ (Doktor kuşaklarının bilgilerinin kaynakları) adlı eseridir. Bu eser 15 bölümden oluşur, 380 adet doktor ve bilim insanının biyografisini içerir ve tıp tarihinin kökenlerini aydınlatmaya çalışır. Ele aldığı kişiler sadece Müslüman bilim adamları değildir, aralarında Yunan, Arap, Pers, Hint bilim adamları da vardır. Eser, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat gibi hekim ve bilim adamları hakkında bilgiler içermesinin dışında, 13. yüzyılda doğu dünyasında gelişen tıp biliminin işlevi ve işleyiş biçimi hakkında da genel bir bakış elde etmemizi sağlar.", "question": "Tabakât-ül-Etibbâ'da hangi bilim insanlarından bahsedilmektedir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat"}}, {"id": "2937", "context": "Useybia'nın en önemli eseri Tabakât-ül-Etibbâ (Doktor kuşaklarının bilgilerinin kaynakları) adlı eseridir. Bu eser 15 bölümden oluşur, 380 adet doktor ve bilim insanının biyografisini içerir ve tıp tarihinin kökenlerini aydınlatmaya çalışır. Ele aldığı kişiler sadece Müslüman bilim adamları değildir, aralarında Yunan, Arap, Pers, Hint bilim adamları da vardır. Eser, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Galen, Hipokrat gibi hekim ve bilim adamları hakkında bilgiler içermesinin dışında, 13. yüzyılda doğu dünyasında gelişen tıp biliminin işlevi ve işleyiş biçimi hakkında da genel bir bakış elde etmemizi sağlar.", "question": "Tabakât-ül-Etibbâ kaçıncı yüzyıldaki tıp dünyası ile ilgili bilgi verir?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "13"}}, {"id": "2938", "context": "Shams al-Dīn Muḥammad ibn Ashraf al-Ḥusaynī al-Samarqandī (Doğum: 1250 - Ölüm: 1310) 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan astronom ve matematikçi.", "question": "Şemseddin Semerkandi kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "1250"}}, {"id": "2939", "context": "Shams al-Dīn Muḥammad ibn Ashraf al-Ḥusaynī al-Samarqandī (Doğum: 1250 - Ölüm: 1310) 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan astronom ve matematikçi.", "question": "Şemseddin Semerkandi kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "1310"}}, {"id": "2940", "context": "Shams al-Dīn Muḥammad ibn Ashraf al-Ḥusaynī al-Samarqandī (Doğum: 1250 - Ölüm: 1310) 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan astronom ve matematikçi.", "question": "Şemseddin Semerkandi kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "13"}}, {"id": "2941", "context": "Shams al-Dīn Muḥammad ibn Ashraf al-Ḥusaynī al-Samarqandī (Doğum: 1250 - Ölüm: 1310) 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan astronom ve matematikçi.", "question": "Şemseddin Semerkandi hangi şehirde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Semerkant"}}, {"id": "2942", "context": "Semerkandi diyalektiğini kullanarak muhakeme ve entelektüel soruşturma yöntemi tartışılan Risâle fi adab al-bahth eserini yazdı. Bu tür soruşturma yöntemleri,  çok eski Yunanlar tarafından kullanılmıştır. Ayrıca astronomi için özet yazdı ve 1276-77 yıllarında bir yıldız kataloğu üretti.", "question": "Şemseddin Semerkandi hangi eserinde muhakeme yöntemini tartışmıştır?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Risâle fi adab al-bahth"}}, {"id": "2943", "context": "Semerkandi diyalektiğini kullanarak muhakeme ve entelektüel soruşturma yöntemi tartışılan Risâle fi adab al-bahth eserini yazdı. Bu tür soruşturma yöntemleri,  çok eski Yunanlar tarafından kullanılmıştır. Ayrıca astronomi için özet yazdı ve 1276-77 yıllarında bir yıldız kataloğu üretti.", "question": "Şemseddin Semerkandi yıldız kataloğunu hangi yıllarda oluşturmuştur?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "1276-77"}}, {"id": "2944", "context": "Matematikte Semerkandi'nin hazırladığı sadece 20 sayfalık kısa bir iş için Öklid önermelerinin 35'i tartışılır. Kısa bir çalışma olmasına rağmen Semerkandi yazmadan önce ünlü diğer Müslüman matematikçilerin eserlerine danışmıştır. Örneğin o, İbn-i Heysem, Ömer Hayyam, El-Cevherî, Nasîrüddin Tûsî ve Esîr al-Din al-Abharī'nin yazıları vardır.", "question": "Şemseddin Semerkandi matematik eserinde kaç tane Öklid önermesini tartışmıştır?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "35"}}, {"id": "2945", "context": "Matematikte Semerkandi'nin hazırladığı sadece 20 sayfalık kısa bir iş için Öklid önermelerinin 35'i tartışılır. Kısa bir çalışma olmasına rağmen Semerkandi yazmadan önce ünlü diğer Müslüman matematikçilerin eserlerine danışmıştır. Örneğin o, İbn-i Heysem, Ömer Hayyam, El-Cevherî, Nasîrüddin Tûsî ve Esîr al-Din al-Abharī'nin yazıları vardır.", "question": "Şemseddin Semerkandi'nin matematik eseri kaç sayfadan oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "20"}}, {"id": "2946", "context": "Ömer Lütfi Akadlı, (Doğum: 1902, İstanbul - Ölüm: 31 Mayıs 1988), Türk hukukçu.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "1902"}}, {"id": "2947", "context": "Ömer Lütfi Akadlı, (Doğum: 1902, İstanbul - Ölüm: 31 Mayıs 1988), Türk hukukçu.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "İstanbul"}}, {"id": "2948", "context": "Ömer Lütfi Akadlı, (Doğum: 1902, İstanbul - Ölüm: 31 Mayıs 1988), Türk hukukçu.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı'nın milliyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Türk"}}, {"id": "2949", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı hangi üniversitenin Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Ankara Üniversitesi"}}, {"id": "2950", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı kaç yılında kamu hizmetine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "1928"}}, {"id": "2951", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı kamu hizmetine nereye atanarak başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Sürmene Savcılığı"}}, {"id": "2952", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı 1946'da hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü"}}, {"id": "2953", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı hangi tarihte Yargıtay üyeliğine atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "14 Haziran 1950"}}, {"id": "2954", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı hangi tarihte Yargıtay ikinci başkanlığına atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "8 Mart 1958"}}, {"id": "2955", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı hangi tarihler arasında  Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği görevinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961"}}, {"id": "2956", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı hangi anayasayı oluşturan komisyonda görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "1961 Anayasası"}}, {"id": "2957", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı ne zaman Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "2 Mayıs 1962"}}, {"id": "2958", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı ne zaman Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 652, "text": "2 Aralık 1963"}}, {"id": "2959", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı ne zaman Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "7 Ekim 1964"}}, {"id": "2960", "context": "1927 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. 1928 yılında Sürmene Savcılığına atanarak kamu hizmetine başlamıştır. Ankara’da değişik mahkemelerde hâkimlik ve başkanlık yapmıştır. 1946 yılında Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, 14 Haziran 1950 tarihinde Yargıtay Üyeliğine, 8 Mart 1958 tarihinde ise Yargıtay ikinci Başkanlığına atanmış, Kurucu Meclis Yargı Organları Temsilciliği'ne (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) seçilmiştir. Aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği yapmıştır. 2 Mayıs 1962 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir. 2 Aralık 1963 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 7 Ekim 1964 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir. Bu göreviyürütmekte iken Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senatosu Üyeliğine seçilmesi nedeniyle kendi isteğiyle 8 Temmuz 1966 tarihinde emekliye ayrılmıştır.", "question": "Ömer Lütfi Akadlı ne zaman emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 920, "text": "8 Temmuz 1966"}}, {"id": "2961", "context": "Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü (YDBE), TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren, ileri teknoloji kullanarak ölçme ve bilgisayar destekli modellemeye dayalı araştırmalar yapan bir araştırma enstitüsüdür. Jeolojik kaynaklı doğal afetler ve doğal zenginlikler konularında yürüttüğü çalışmaları kapsamında; Uzay Jeodezisi - (GPS, InSAR), Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Uygulamaları, Yer İçi Görüntüleme Yöntemleri, Deformasyon İzleme Yöntemleri, Sismik Modelleme, Tektonik ve Jeolojik haritalama, Kuyu logları, Organik Jeokimya ve Organik Petroloji ile Basen Modelleme gibi yöntemler kullanmaktadır.", "question": "YDBE hangi merkezin bünyesinde çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi"}}, {"id": "2962", "context": "Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü (YDBE), TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren, ileri teknoloji kullanarak ölçme ve bilgisayar destekli modellemeye dayalı araştırmalar yapan bir araştırma enstitüsüdür. Jeolojik kaynaklı doğal afetler ve doğal zenginlikler konularında yürüttüğü çalışmaları kapsamında; Uzay Jeodezisi - (GPS, InSAR), Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Uygulamaları, Yer İçi Görüntüleme Yöntemleri, Deformasyon İzleme Yöntemleri, Sismik Modelleme, Tektonik ve Jeolojik haritalama, Kuyu logları, Organik Jeokimya ve Organik Petroloji ile Basen Modelleme gibi yöntemler kullanmaktadır.", "question": "YDBE hangi konularda çalışmalar yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Jeolojik kaynaklı doğal afetler ve doğal zenginlikler"}}, {"id": "2963", "context": "Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü (YDBE), TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren, ileri teknoloji kullanarak ölçme ve bilgisayar destekli modellemeye dayalı araştırmalar yapan bir araştırma enstitüsüdür. Jeolojik kaynaklı doğal afetler ve doğal zenginlikler konularında yürüttüğü çalışmaları kapsamında; Uzay Jeodezisi - (GPS, InSAR), Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Uygulamaları, Yer İçi Görüntüleme Yöntemleri, Deformasyon İzleme Yöntemleri, Sismik Modelleme, Tektonik ve Jeolojik haritalama, Kuyu logları, Organik Jeokimya ve Organik Petroloji ile Basen Modelleme gibi yöntemler kullanmaktadır.", "question": "YDBE çalışmalarını yürütürken ne gibi yöntemler kullanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Uzay Jeodezisi - (GPS, InSAR), Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Uygulamaları, Yer İçi Görüntüleme Yöntemleri, Deformasyon İzleme Yöntemleri, Sismik Modelleme, Tektonik ve Jeolojik haritalama, Kuyu logları, Organik Jeokimya ve Organik Petroloji ile Basen Modelleme"}}, {"id": "2964", "context": "İbnü'n Nedîm ya da tam adıyla Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm, 935 - 990 yılları arasında yaşamış Arap bibliyografya bilgini, Fihrist adlı kitabın yazarı.", "question": "İbnü'n Nedîm'in tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm"}}, {"id": "2965", "context": "İbnü'n Nedîm ya da tam adıyla Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm, 935 - 990 yılları arasında yaşamış Arap bibliyografya bilgini, Fihrist adlı kitabın yazarı.", "question": "İbnü'n Nedîm'in yazdığı kitabın başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Fihrist"}}, {"id": "2966", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm hangi şehirde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat"}}, {"id": "2967", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm'in dostu Berdaî hangi fukahadandır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Hâricî"}}, {"id": "2968", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm dostu Berdaî'yi hangi hicri yılda görmüştür?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "340"}}, {"id": "2969", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm'in tahmini hicri doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "320"}}, {"id": "2970", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n-Nedîm hocalarından hangi alanlarda geniş bilgi öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 761, "text": "Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleri"}}, {"id": "2971", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "Hangi âlimler İbnü'n-Nedîm'in hocası olmuştur?", "answers": {"answer_start": 904, "text": "Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî"}}, {"id": "2972", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü'n-Nedîm'in hangi mezheplerden olduğu kabul edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Şiî-Mu'tezilî"}}, {"id": "2973", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü'n-Nedîm'in kültür çevresini oluşturanlar nasıl insanlardı?", "answers": {"answer_start": 854, "text": "Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı"}}, {"id": "2974", "context": "İbnü’n-Nedîm’in hicri 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "İbnü'n-Nedîm el-Fihrist adlı kitabını hangi hicri yılda yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "377"}}, {"id": "2975", "context": "İbnü’n-Nedîm’in hicri 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "İbnü'n-Nedîm el-Fihrist adlı kitabı başka hangi adlarla bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’"}}, {"id": "2976", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in en geniş kısmı kaçıncı bölümüdür?", "answers": {"answer_start": 925, "text": "Altıncı"}}, {"id": "2977", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in dokuzuncu bölümünün konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 1156, "text": "Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri"}}, {"id": "2978", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in onuncu bölümünün konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 1340, "text": "İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları"}}, {"id": "2979", "context": "Eserde birinci bölümün ikinci kısmında Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına da temas edilmekte, Yahudi âlimlerinden sadece Saîd el-Feyyûmî’ye (Saadia Gaon) yer verilmekte, ayrıca bazı Hıristiyan din âlimleri tanıtılmaktadır.", "question": "el-Fihrist'te hangi Yahudi âlime yer verilir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Saîd el-Feyyûmî’ye (Saadia Gaon)"}}, {"id": "2980", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "Gustav Flügel el-Fihrist'in neşrini yapmak için kaç yılında çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "1850"}}, {"id": "2981", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "Gustav Flügel kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "1870"}}, {"id": "2982", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "Gustav Flügel öldükten sonra çalışmasındaki eksikleri kimler tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Johannes Roediger ve August Mueller"}}, {"id": "2983", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'in ilk neşrinde neden eksik ve hatalar vardır?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için"}}, {"id": "2984", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl).  Ptoleme’nin  kendi  gezegenler  modeline  aequansı  (gezegenlerin  yörüngelerini  sınırlayıp  merkezleri  Dünya’nınkinden  ayrı  ve  yörüngelere  eşit  varsayılan  daireler)  sokmasıyla  zedelediği  eşit  dairesel  hareketler  prensibini  yeniden  oluşturmak  için  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  çığır  açacak  bir  teşebbüste  bulunmuştur.  Kendi  modelinde  o,  aequans  modelinin  merkez  noktasını  muhafaza  ederek,  ortası  deferentin  (gezegenlerin  yörüngesinin)  orta  noktasını  veren  eksantrik  (Dünya’nın  merkezi  ile  gezegenlerin  yörüngelerinin  merkezleri  arasında  bulunduğu  düşünülen  fark  uzunluğu)  boylamı  ek  yörünge  (episikl)  çapına  eşit  bırakır.  (Ek  yörüngelerin)  orta  noktaları  deferent  üzerinde  doğudan  batıya  doğru  hareket  eden  gezegen  episikllerinin  eş  zamanlı  olarak  (doğuya  doğru)  aynı  mesafeleri  kateden  orta  noktaları  bulunmaktadır.  Bu  Ptoleme  modeliyle  ortaya  çıkan,  hareketlerin  tekdüzeliğinin  neden  olduğu  aksaklığı  Naṣīreddīn  çifte  episikller  yoluyla  bertaraf  etmektedir.  Bu  modelde  bir  küçük  bir  daire  (ki  bunun  yarıçapı  büyük  dairenin  yarıçapının  yarısıyla  ve  böylelikle  eksantrik  uzunluğunun  yarısıyla  örtüşür)  büyük  daire  içerisinde  (yani  büyük  dairenin  orta  noktasıyla  daire  çizgisi  arasında)  ters  yönde  batıdan  doğuya  doğru  hareket  eder.  Naṣīreddīn,  bu  modelini  kendisinin  tasarladığı  ve  şu  şekilde  dile  getirdiği  yardımcı  teorem  üzerine  inşa  etmektedir:  «Bir  daire  içerisinde  daha  küçük  bir  daire  yuvarlandığında,  onun  [büyük  olanın]  yarıçapı  diğerinin  [küçük  olanın]  yarıçapının  iki  katı  kadarsa,  akabinde  küçük  dairenin  her  bir  noktası,  yuvarlanma    esnasında  büyük  dairenin  çapını  tanımlar.» Bu  önerme  daha  sonra  Kopernik’de  (Ölüm:  1543),  Ludovico  Ferrari’de  (Ölüm:  1565)  ve  Philippe  de  la  Hire’de  (Ölüm:  1718)  yeniden  ortaya  çıkmaktadır.", "question": "Ptoleme gezegenler modelinin tashihi denemeleri kimler tarafından başlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī"}}, {"id": "2985", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl).  Ptoleme’nin  kendi  gezegenler  modeline  aequansı  (gezegenlerin  yörüngelerini  sınırlayıp  merkezleri  Dünya’nınkinden  ayrı  ve  yörüngelere  eşit  varsayılan  daireler)  sokmasıyla  zedelediği  eşit  dairesel  hareketler  prensibini  yeniden  oluşturmak  için  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  çığır  açacak  bir  teşebbüste  bulunmuştur.  Kendi  modelinde  o,  aequans  modelinin  merkez  noktasını  muhafaza  ederek,  ortası  deferentin  (gezegenlerin  yörüngesinin)  orta  noktasını  veren  eksantrik  (Dünya’nın  merkezi  ile  gezegenlerin  yörüngelerinin  merkezleri  arasında  bulunduğu  düşünülen  fark  uzunluğu)  boylamı  ek  yörünge  (episikl)  çapına  eşit  bırakır.  (Ek  yörüngelerin)  orta  noktaları  deferent  üzerinde  doğudan  batıya  doğru  hareket  eden  gezegen  episikllerinin  eş  zamanlı  olarak  (doğuya  doğru)  aynı  mesafeleri  kateden  orta  noktaları  bulunmaktadır.  Bu  Ptoleme  modeliyle  ortaya  çıkan,  hareketlerin  tekdüzeliğinin  neden  olduğu  aksaklığı  Naṣīreddīn  çifte  episikller  yoluyla  bertaraf  etmektedir.  Bu  modelde  bir  küçük  bir  daire  (ki  bunun  yarıçapı  büyük  dairenin  yarıçapının  yarısıyla  ve  böylelikle  eksantrik  uzunluğunun  yarısıyla  örtüşür)  büyük  daire  içerisinde  (yani  büyük  dairenin  orta  noktasıyla  daire  çizgisi  arasında)  ters  yönde  batıdan  doğuya  doğru  hareket  eder.  Naṣīreddīn,  bu  modelini  kendisinin  tasarladığı  ve  şu  şekilde  dile  getirdiği  yardımcı  teorem  üzerine  inşa  etmektedir:  «Bir  daire  içerisinde  daha  küçük  bir  daire  yuvarlandığında,  onun  [büyük  olanın]  yarıçapı  diğerinin  [küçük  olanın]  yarıçapının  iki  katı  kadarsa,  akabinde  küçük  dairenin  her  bir  noktası,  yuvarlanma    esnasında  büyük  dairenin  çapını  tanımlar.» Bu  önerme  daha  sonra  Kopernik’de  (Ölüm:  1543),  Ludovico  Ferrari’de  (Ölüm:  1565)  ve  Philippe  de  la  Hire’de  (Ölüm:  1718)  yeniden  ortaya  çıkmaktadır.", "question": "Kopernik kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 2035, "text": "1543"}}, {"id": "2986", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl).  Ptoleme’nin  kendi  gezegenler  modeline  aequansı  (gezegenlerin  yörüngelerini  sınırlayıp  merkezleri  Dünya’nınkinden  ayrı  ve  yörüngelere  eşit  varsayılan  daireler)  sokmasıyla  zedelediği  eşit  dairesel  hareketler  prensibini  yeniden  oluşturmak  için  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  çığır  açacak  bir  teşebbüste  bulunmuştur.  Kendi  modelinde  o,  aequans  modelinin  merkez  noktasını  muhafaza  ederek,  ortası  deferentin  (gezegenlerin  yörüngesinin)  orta  noktasını  veren  eksantrik  (Dünya’nın  merkezi  ile  gezegenlerin  yörüngelerinin  merkezleri  arasında  bulunduğu  düşünülen  fark  uzunluğu)  boylamı  ek  yörünge  (episikl)  çapına  eşit  bırakır.  (Ek  yörüngelerin)  orta  noktaları  deferent  üzerinde  doğudan  batıya  doğru  hareket  eden  gezegen  episikllerinin  eş  zamanlı  olarak  (doğuya  doğru)  aynı  mesafeleri  kateden  orta  noktaları  bulunmaktadır.  Bu  Ptoleme  modeliyle  ortaya  çıkan,  hareketlerin  tekdüzeliğinin  neden  olduğu  aksaklığı  Naṣīreddīn  çifte  episikller  yoluyla  bertaraf  etmektedir.  Bu  modelde  bir  küçük  bir  daire  (ki  bunun  yarıçapı  büyük  dairenin  yarıçapının  yarısıyla  ve  böylelikle  eksantrik  uzunluğunun  yarısıyla  örtüşür)  büyük  daire  içerisinde  (yani  büyük  dairenin  orta  noktasıyla  daire  çizgisi  arasında)  ters  yönde  batıdan  doğuya  doğru  hareket  eder.  Naṣīreddīn,  bu  modelini  kendisinin  tasarladığı  ve  şu  şekilde  dile  getirdiği  yardımcı  teorem  üzerine  inşa  etmektedir:  «Bir  daire  içerisinde  daha  küçük  bir  daire  yuvarlandığında,  onun  [büyük  olanın]  yarıçapı  diğerinin  [küçük  olanın]  yarıçapının  iki  katı  kadarsa,  akabinde  küçük  dairenin  her  bir  noktası,  yuvarlanma    esnasında  büyük  dairenin  çapını  tanımlar.» Bu  önerme  daha  sonra  Kopernik’de  (Ölüm:  1543),  Ludovico  Ferrari’de  (Ölüm:  1565)  ve  Philippe  de  la  Hire’de  (Ölüm:  1718)  yeniden  ortaya  çıkmaktadır.", "question": "Ludovico Ferrari kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 2073, "text": "1565"}}, {"id": "2987", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl).  Ptoleme’nin  kendi  gezegenler  modeline  aequansı  (gezegenlerin  yörüngelerini  sınırlayıp  merkezleri  Dünya’nınkinden  ayrı  ve  yörüngelere  eşit  varsayılan  daireler)  sokmasıyla  zedelediği  eşit  dairesel  hareketler  prensibini  yeniden  oluşturmak  için  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  çığır  açacak  bir  teşebbüste  bulunmuştur.  Kendi  modelinde  o,  aequans  modelinin  merkez  noktasını  muhafaza  ederek,  ortası  deferentin  (gezegenlerin  yörüngesinin)  orta  noktasını  veren  eksantrik  (Dünya’nın  merkezi  ile  gezegenlerin  yörüngelerinin  merkezleri  arasında  bulunduğu  düşünülen  fark  uzunluğu)  boylamı  ek  yörünge  (episikl)  çapına  eşit  bırakır.  (Ek  yörüngelerin)  orta  noktaları  deferent  üzerinde  doğudan  batıya  doğru  hareket  eden  gezegen  episikllerinin  eş  zamanlı  olarak  (doğuya  doğru)  aynı  mesafeleri  kateden  orta  noktaları  bulunmaktadır.  Bu  Ptoleme  modeliyle  ortaya  çıkan,  hareketlerin  tekdüzeliğinin  neden  olduğu  aksaklığı  Naṣīreddīn  çifte  episikller  yoluyla  bertaraf  etmektedir.  Bu  modelde  bir  küçük  bir  daire  (ki  bunun  yarıçapı  büyük  dairenin  yarıçapının  yarısıyla  ve  böylelikle  eksantrik  uzunluğunun  yarısıyla  örtüşür)  büyük  daire  içerisinde  (yani  büyük  dairenin  orta  noktasıyla  daire  çizgisi  arasında)  ters  yönde  batıdan  doğuya  doğru  hareket  eder.  Naṣīreddīn,  bu  modelini  kendisinin  tasarladığı  ve  şu  şekilde  dile  getirdiği  yardımcı  teorem  üzerine  inşa  etmektedir:  «Bir  daire  içerisinde  daha  küçük  bir  daire  yuvarlandığında,  onun  [büyük  olanın]  yarıçapı  diğerinin  [küçük  olanın]  yarıçapının  iki  katı  kadarsa,  akabinde  küçük  dairenin  her  bir  noktası,  yuvarlanma    esnasında  büyük  dairenin  çapını  tanımlar.» Bu  önerme  daha  sonra  Kopernik’de  (Ölüm:  1543),  Ludovico  Ferrari’de  (Ölüm:  1565)  ve  Philippe  de  la  Hire’de  (Ölüm:  1718)  yeniden  ortaya  çıkmaktadır.", "question": "Philippe de la Hire kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 2119, "text": "1718"}}, {"id": "2988", "context": "Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’den  çok  kısa  bir  süre  sonra  Müʾeyyededdīn  el-ʿUrḍī  (670/1272’den  önce)  ve  muhtemelen  onun  ardından  Ḳuṭbeddīn  eş-Şīrāzī  (Ölüm:  1311)  birbirlerine  büyük  ölçüde  benzeyen  iki  yeni  model  geliştirdiler.  Böylelikle  oldukça  ilginç  bir  Merkür  modeli  ortaya  çıkmış  bulunuyordu.", "question": "Ḳuṭbeddīn  eş-Şīrāzī kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "1311"}}, {"id": "2989", "context": "7./13.  yüzyılın  astronomi  alanındaki  en  önemli  başarılarından  birisi  de,  Urmiye  gölünün  güney  doğusunda  bulunan  Merāġa’da  bir  rasathane  kurulmasıdır.  Bu  proje  yaklaşık  657/1259  ve  668/1270  yılları  arasında  Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun  emriyle,  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin  yönetiminde,  Bağdat  ve  Suriye’de  faaliyette  bulunurken  buraya  getirilen  bir  grup  astronom  tarafından  gerçekleştirilmiştir.  Astronomik  gözlem  amacıyla  inşa  edilmiş  büyük  ana  bina  ve  burada  ilk  kez  inşa  edilmiş  devasa  aletlerle  gerçekleştirilen  bu  girişim,  Arap-İslam  kültürü  içerisinde  rasathaneler  tarihi  bakımından  çığır  açıcı  bir  öneme  sahiptir.  Biz  bu  girişimin  etkilerini  16.  yüzyıla  kadar  İslam  dünyasında  takip  edebildiğimiz  gibi,  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ortalarında  başlayan  gelişimde  de  görebiliriz.", "question": "Merāġa'da rasathane kurulması projesi kaç yılları arasında gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "657/1259  ve  668/1270"}}, {"id": "2990", "context": "7./13.  yüzyılın  astronomi  alanındaki  en  önemli  başarılarından  birisi  de,  Urmiye  gölünün  güney  doğusunda  bulunan  Merāġa’da  bir  rasathane  kurulmasıdır.  Bu  proje  yaklaşık  657/1259  ve  668/1270  yılları  arasında  Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun  emriyle,  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin  yönetiminde,  Bağdat  ve  Suriye’de  faaliyette  bulunurken  buraya  getirilen  bir  grup  astronom  tarafından  gerçekleştirilmiştir.  Astronomik  gözlem  amacıyla  inşa  edilmiş  büyük  ana  bina  ve  burada  ilk  kez  inşa  edilmiş  devasa  aletlerle  gerçekleştirilen  bu  girişim,  Arap-İslam  kültürü  içerisinde  rasathaneler  tarihi  bakımından  çığır  açıcı  bir  öneme  sahiptir.  Biz  bu  girişimin  etkilerini  16.  yüzyıla  kadar  İslam  dünyasında  takip  edebildiğimiz  gibi,  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ortalarında  başlayan  gelişimde  de  görebiliriz.", "question": "Merāġa'da rasathane kurulması projesi kimin emriyle gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun"}}, {"id": "2991", "context": "7./13.  yüzyılın  astronomi  alanındaki  en  önemli  başarılarından  birisi  de,  Urmiye  gölünün  güney  doğusunda  bulunan  Merāġa’da  bir  rasathane  kurulmasıdır.  Bu  proje  yaklaşık  657/1259  ve  668/1270  yılları  arasında  Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun  emriyle,  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin  yönetiminde,  Bağdat  ve  Suriye’de  faaliyette  bulunurken  buraya  getirilen  bir  grup  astronom  tarafından  gerçekleştirilmiştir.  Astronomik  gözlem  amacıyla  inşa  edilmiş  büyük  ana  bina  ve  burada  ilk  kez  inşa  edilmiş  devasa  aletlerle  gerçekleştirilen  bu  girişim,  Arap-İslam  kültürü  içerisinde  rasathaneler  tarihi  bakımından  çığır  açıcı  bir  öneme  sahiptir.  Biz  bu  girişimin  etkilerini  16.  yüzyıla  kadar  İslam  dünyasında  takip  edebildiğimiz  gibi,  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ortalarında  başlayan  gelişimde  de  görebiliriz.", "question": "Merāġa'da rasathane kurulması projesi kimin yönetimiyle gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’ni"}}, {"id": "2992", "context": "7./13.  yüzyılın  astronomi  alanındaki  en  önemli  başarılarından  birisi  de,  Urmiye  gölünün  güney  doğusunda  bulunan  Merāġa’da  bir  rasathane  kurulmasıdır.  Bu  proje  yaklaşık  657/1259  ve  668/1270  yılları  arasında  Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun  emriyle,  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin  yönetiminde,  Bağdat  ve  Suriye’de  faaliyette  bulunurken  buraya  getirilen  bir  grup  astronom  tarafından  gerçekleştirilmiştir.  Astronomik  gözlem  amacıyla  inşa  edilmiş  büyük  ana  bina  ve  burada  ilk  kez  inşa  edilmiş  devasa  aletlerle  gerçekleştirilen  bu  girişim,  Arap-İslam  kültürü  içerisinde  rasathaneler  tarihi  bakımından  çığır  açıcı  bir  öneme  sahiptir.  Biz  bu  girişimin  etkilerini  16.  yüzyıla  kadar  İslam  dünyasında  takip  edebildiğimiz  gibi,  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ortalarında  başlayan  gelişimde  de  görebiliriz.", "question": "Merāġa'daki rasathanenin etkileri İslam dünyasında kaçıncı yüzyıla kadar takip edilebilir?", "answers": {"answer_start": 744, "text": "16"}}, {"id": "2993", "context": "Bu  yüzyıl  için  karakteristik  olan,  öncüler  tarafından  kazanılmış  başarıların  geliştirilmesi  ve  mantıksal  olarak  sistemleştirilmesi  gayretinin  en  veciz  örneklerinden  birisini  Naṣīreddīn  et-Tūsī,  trigonometriyi  ilk  defa  bağımsız  bir  disiplin  halinde  sunan  Kitāb  eş-Şekl  el-Kattā isimli  eseriyle  vermektedir.  Bu  büyük  hizmet,  19.  yüzyılın  sonlarına  doğru  gerçek  durumun  A.  von  Braunmühl  tarafından  ortaya  konulmasına  dek,  uzun  yıllar  boyunca  J.  Regiomontus’a  atfedilmiştir  (bkz.  Katalog  III,  135  vd.).  Küresel  trigonometrinin  temel  unsuru  olan  ve  Avrupa’da  ilk  kez  François  Viète’de  (1540-1603)  ortaya  çıkan  “polar  üçgen”  veya  “supplementer  üçgen”  de  Naṣīreddīn’e  dayanmaktadır.  Gerçi  bu,  daha  önceleri  Ebū  Naṣr  b.  ʿIrāḳ  tarafından  bulunmuştu  ama  ilk  kez  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  tarafından  açık  bir  şekilde  tasvir  edilmiştir.", "question": "Naṣīreddīn  et-Tūsī'nin trigonometri konulu eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Kitāb  eş-Şekl  el-Kattā"}}, {"id": "2994", "context": "Bu  yüzyıl  için  karakteristik  olan,  öncüler  tarafından  kazanılmış  başarıların  geliştirilmesi  ve  mantıksal  olarak  sistemleştirilmesi  gayretinin  en  veciz  örneklerinden  birisini  Naṣīreddīn  et-Tūsī,  trigonometriyi  ilk  defa  bağımsız  bir  disiplin  halinde  sunan  Kitāb  eş-Şekl  el-Kattā isimli  eseriyle  vermektedir.  Bu  büyük  hizmet,  19.  yüzyılın  sonlarına  doğru  gerçek  durumun  A.  von  Braunmühl  tarafından  ortaya  konulmasına  dek,  uzun  yıllar  boyunca  J.  Regiomontus’a  atfedilmiştir  (bkz.  Katalog  III,  135  vd.).  Küresel  trigonometrinin  temel  unsuru  olan  ve  Avrupa’da  ilk  kez  François  Viète’de  (1540-1603)  ortaya  çıkan  “polar  üçgen”  veya  “supplementer  üçgen”  de  Naṣīreddīn’e  dayanmaktadır.  Gerçi  bu,  daha  önceleri  Ebū  Naṣr  b.  ʿIrāḳ  tarafından  bulunmuştu  ama  ilk  kez  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  tarafından  açık  bir  şekilde  tasvir  edilmiştir.", "question": "Naṣīreddīn  et-Tūsī'nin trigonometri konulu çalışmaları uzun süre boyunca kime atfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "J.  Regiomontus’a"}}, {"id": "2995", "context": "Bu  yüzyıl  için  karakteristik  olan,  öncüler  tarafından  kazanılmış  başarıların  geliştirilmesi  ve  mantıksal  olarak  sistemleştirilmesi  gayretinin  en  veciz  örneklerinden  birisini  Naṣīreddīn  et-Tūsī,  trigonometriyi  ilk  defa  bağımsız  bir  disiplin  halinde  sunan  Kitāb  eş-Şekl  el-Kattā isimli  eseriyle  vermektedir.  Bu  büyük  hizmet,  19.  yüzyılın  sonlarına  doğru  gerçek  durumun  A.  von  Braunmühl  tarafından  ortaya  konulmasına  dek,  uzun  yıllar  boyunca  J.  Regiomontus’a  atfedilmiştir  (bkz.  Katalog  III,  135  vd.).  Küresel  trigonometrinin  temel  unsuru  olan  ve  Avrupa’da  ilk  kez  François  Viète’de  (1540-1603)  ortaya  çıkan  “polar  üçgen”  veya  “supplementer  üçgen”  de  Naṣīreddīn’e  dayanmaktadır.  Gerçi  bu,  daha  önceleri  Ebū  Naṣr  b.  ʿIrāḳ  tarafından  bulunmuştu  ama  ilk  kez  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī  tarafından  açık  bir  şekilde  tasvir  edilmiştir.", "question": "Naṣīreddīn  et-Tūsī'nin eseri hakkındaki gerçek kim tarafından ortaya konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "A.  von  Braunmühl"}}, {"id": "2996", "context": "Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’ninkiyle  aynı  olmayan  fakat  çok  büyük  bir  ihtimalle  onun  yüzyılında  ortaya  çıkmış  olan  Öklid  “Elementler”inin  bir  “yeniden  ele  alınıp  şekillendirilmesi”  çalışması  1594  yılında  at-Tūsī’nin  kitabı  olarak  yayınlandı.  Bu  eser  de  7./13.  yüzyıl  Arap-İslam bilimlerinin  tipik  gelişmesine  şahitlik  etmekte  olup  geleceğin  matematikçi  nesillerini  çok  derinden  etkilemiştir.  aṭ-Ṭūsī’nin  geometri  alanında  (bkz.  Katalog  III,  s.  127)  ileride  bahsedilecek  olan,  paraleller  öğretisinin  geliştirilmesinde  oynadığı  rolün  yanı  sıra  onun  bileşik  oranlar  teorisine  yaptığı  katkı  da  anılmalıdır.  Onun  paraleller  öğretisi  18.  yüzyılda  Öklidci  olmayan  geometrinin  doğmasına  yol  açmıştır.  Onun  «Oranları  ölçme»  teorisi  de  Gregorius  a  Sancto  Vincentio’nun  (1584-1667)  «Oranların  İsimlendirilmeleri»inde  kendini  gösteriyor. Bu  yüzyılda  matematiksel  coğrafya  alanında  gerçekleştirilen  başarılar  hem  niteliksel  hem  de  niceliksel  olarak  olağanüstü  büyüklükte  ve  geleceği  belirleyecek  önemdedir.  İslam  dünyasının  batısında  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  (yaklaşık  600-680/1203-1280),  doğu  veya  batı  ufkunun  üzerinde  bulunan  sabit  yıldızların,  bir  usturlap  aracılığıyla  tespit  edilen  yükseklikleri  sayesinde  mekanlar  arasındaki  zaman  farklarını  ve  dolayısıyla  boylam  farklılıklarını  belirlemeye  ilişkin  bir  metot  tanıtmaktadır. el-Marrākuşī  ayrıca  bu  problemi  usturlap  kullanmadan  çözebilecek  bir  yöntem  de  önermektedir.  Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un  10.  cildinde  açıklanan  bu  problem  ve  çözümü  en  geniş  anlamıyla,  bir  sabit  yıldızın  yükseklik  ve  azimutundan  [hareketle]  onun  saat  açısının,  diğer  bir  deyimle,  bir  sabit  yıldızın  meridyen  çizgisinden  geçişinden  itibaren  belirlenen  gökkubbesinin  dönüşü  ve  yıldızın  merkezinden  hesaplanmasıdır.", "question": "at-Tūsī’nin Öklid'in Elementler adlı eserinin yeniden ele alınıp şekillendirilmesi çalışması kaç yılında yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "1594"}}, {"id": "2997", "context": "Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’ninkiyle  aynı  olmayan  fakat  çok  büyük  bir  ihtimalle  onun  yüzyılında  ortaya  çıkmış  olan  Öklid  “Elementler”inin  bir  “yeniden  ele  alınıp  şekillendirilmesi”  çalışması  1594  yılında  at-Tūsī’nin  kitabı  olarak  yayınlandı.  Bu  eser  de  7./13.  yüzyıl  Arap-İslam bilimlerinin  tipik  gelişmesine  şahitlik  etmekte  olup  geleceğin  matematikçi  nesillerini  çok  derinden  etkilemiştir.  aṭ-Ṭūsī’nin  geometri  alanında  (bkz.  Katalog  III,  s.  127)  ileride  bahsedilecek  olan,  paraleller  öğretisinin  geliştirilmesinde  oynadığı  rolün  yanı  sıra  onun  bileşik  oranlar  teorisine  yaptığı  katkı  da  anılmalıdır.  Onun  paraleller  öğretisi  18.  yüzyılda  Öklidci  olmayan  geometrinin  doğmasına  yol  açmıştır.  Onun  «Oranları  ölçme»  teorisi  de  Gregorius  a  Sancto  Vincentio’nun  (1584-1667)  «Oranların  İsimlendirilmeleri»inde  kendini  gösteriyor. Bu  yüzyılda  matematiksel  coğrafya  alanında  gerçekleştirilen  başarılar  hem  niteliksel  hem  de  niceliksel  olarak  olağanüstü  büyüklükte  ve  geleceği  belirleyecek  önemdedir.  İslam  dünyasının  batısında  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  (yaklaşık  600-680/1203-1280),  doğu  veya  batı  ufkunun  üzerinde  bulunan  sabit  yıldızların,  bir  usturlap  aracılığıyla  tespit  edilen  yükseklikleri  sayesinde  mekanlar  arasındaki  zaman  farklarını  ve  dolayısıyla  boylam  farklılıklarını  belirlemeye  ilişkin  bir  metot  tanıtmaktadır. el-Marrākuşī  ayrıca  bu  problemi  usturlap  kullanmadan  çözebilecek  bir  yöntem  de  önermektedir.  Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un  10.  cildinde  açıklanan  bu  problem  ve  çözümü  en  geniş  anlamıyla,  bir  sabit  yıldızın  yükseklik  ve  azimutundan  [hareketle]  onun  saat  açısının,  diğer  bir  deyimle,  bir  sabit  yıldızın  meridyen  çizgisinden  geçişinden  itibaren  belirlenen  gökkubbesinin  dönüşü  ve  yıldızın  merkezinden  hesaplanmasıdır.", "question": "at-Tūsī’nin oranları ölçme teorisi kimin çalışmasında kendini göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 804, "text": "Gregorius  a  Sancto  Vincentio’nun"}}, {"id": "2998", "context": "Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’ninkiyle  aynı  olmayan  fakat  çok  büyük  bir  ihtimalle  onun  yüzyılında  ortaya  çıkmış  olan  Öklid  “Elementler”inin  bir  “yeniden  ele  alınıp  şekillendirilmesi”  çalışması  1594  yılında  at-Tūsī’nin  kitabı  olarak  yayınlandı.  Bu  eser  de  7./13.  yüzyıl  Arap-İslam bilimlerinin  tipik  gelişmesine  şahitlik  etmekte  olup  geleceğin  matematikçi  nesillerini  çok  derinden  etkilemiştir.  aṭ-Ṭūsī’nin  geometri  alanında  (bkz.  Katalog  III,  s.  127)  ileride  bahsedilecek  olan,  paraleller  öğretisinin  geliştirilmesinde  oynadığı  rolün  yanı  sıra  onun  bileşik  oranlar  teorisine  yaptığı  katkı  da  anılmalıdır.  Onun  paraleller  öğretisi  18.  yüzyılda  Öklidci  olmayan  geometrinin  doğmasına  yol  açmıştır.  Onun  «Oranları  ölçme»  teorisi  de  Gregorius  a  Sancto  Vincentio’nun  (1584-1667)  «Oranların  İsimlendirilmeleri»inde  kendini  gösteriyor. Bu  yüzyılda  matematiksel  coğrafya  alanında  gerçekleştirilen  başarılar  hem  niteliksel  hem  de  niceliksel  olarak  olağanüstü  büyüklükte  ve  geleceği  belirleyecek  önemdedir.  İslam  dünyasının  batısında  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  (yaklaşık  600-680/1203-1280),  doğu  veya  batı  ufkunun  üzerinde  bulunan  sabit  yıldızların,  bir  usturlap  aracılığıyla  tespit  edilen  yükseklikleri  sayesinde  mekanlar  arasındaki  zaman  farklarını  ve  dolayısıyla  boylam  farklılıklarını  belirlemeye  ilişkin  bir  metot  tanıtmaktadır. el-Marrākuşī  ayrıca  bu  problemi  usturlap  kullanmadan  çözebilecek  bir  yöntem  de  önermektedir.  Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un  10.  cildinde  açıklanan  bu  problem  ve  çözümü  en  geniş  anlamıyla,  bir  sabit  yıldızın  yükseklik  ve  azimutundan  [hareketle]  onun  saat  açısının,  diğer  bir  deyimle,  bir  sabit  yıldızın  meridyen  çizgisinden  geçişinden  itibaren  belirlenen  gökkubbesinin  dönüşü  ve  yıldızın  merkezinden  hesaplanmasıdır.", "question": "el-Marrākuşī'nin çözmeye çalıştığı problem hangi eserin 10. cildinde açıklanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1564, "text": "Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un"}}, {"id": "2999", "context": "Elbette  saat  açısının  belirlenmesi  yöntemine  ve  boylam  farklarının  tespitinde  küresel  trigonometrinin  kullanımına  ilk  olarak  el-Marrākuşī’de  rastlıyor  değiliz.  Evvelce  el-Bīrūnī  kendi  hocaları  tarafından  küresel  üçgen  için  varılan  sonuçları  matematiksel  coğrafyanın  hizmetine  sunmuştu.  Sonraki  nesillerde  –el-Marrākuşī’nin  çalışmasını  iyice  tanıyoruz–  daha  ileri  götüren  bir  gelişim  bulmaktayız.  Bu  gelişimde  yerel  saatin  belirlenmesi  için  trigonometrik-astronomik  bütün  yardımcı  araçların  sabit  yıldızlar  gözlemi  yoluyla  sistematik  bir  şekilde  hizmete  sokulmasıdır.  Bu,  sabit  yıldızların  yükselmeleri  ve  eğimlerinden  hareket  prensibini  gittikçe  daha  çok  ilk  aşamada  tutan  astronomik  gözlem  tekniğiyle  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ikinci  yarısında  Tycho  Brahe’de  karşılaşmaktayız.", "question": "Hangi bilim insanı küresel üçgen hakkındaki sonuçları matematiksel coğrafyanın hizmetine sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "el-Bīrūnī"}}, {"id": "3000", "context": "Elbette  saat  açısının  belirlenmesi  yöntemine  ve  boylam  farklarının  tespitinde  küresel  trigonometrinin  kullanımına  ilk  olarak  el-Marrākuşī’de  rastlıyor  değiliz.  Evvelce  el-Bīrūnī  kendi  hocaları  tarafından  küresel  üçgen  için  varılan  sonuçları  matematiksel  coğrafyanın  hizmetine  sunmuştu.  Sonraki  nesillerde  –el-Marrākuşī’nin  çalışmasını  iyice  tanıyoruz–  daha  ileri  götüren  bir  gelişim  bulmaktayız.  Bu  gelişimde  yerel  saatin  belirlenmesi  için  trigonometrik-astronomik  bütün  yardımcı  araçların  sabit  yıldızlar  gözlemi  yoluyla  sistematik  bir  şekilde  hizmete  sokulmasıdır.  Bu,  sabit  yıldızların  yükselmeleri  ve  eğimlerinden  hareket  prensibini  gittikçe  daha  çok  ilk  aşamada  tutan  astronomik  gözlem  tekniğiyle  Avrupa’da  16.  yüzyılın  ikinci  yarısında  Tycho  Brahe’de  karşılaşmaktayız.", "question": "Tycho Brahe, kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 792, "text": "16"}}, {"id": "3001", "context": "Bahsi  geçen  coğrafi  boylam  belirlemeye  yönelik  özgün  yöntemi  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  gerçekten  kullanmış  görünmektedir.  O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.  Bu  sayede,  Ptoleme  Coğrafyası  karşısında  19°lik  ve  el-Meʾmūn  coğrafyacılarının  ulaştığı  sonuçlarla  karşılaştırıldığında  ise  8°lik  bir  düzeltme  ile  el-Marrākuşī  Akdeniz  boylamının  ölçümünde  modern  değere  2° - 3° kadar  yaklaşmış  ve  Toledo  ile  Bağdat  arasındaki  boylam  farkını  51°  30'  lık  bir  değerle  benzer  şekilde  düzeltmiştir.", "question": "el-Marrākuşī'nin geriye bıraktığı çizelge kaç yerin koordinatlarını içermektedir?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "130"}}, {"id": "3002", "context": "Bahsi  geçen  coğrafi  boylam  belirlemeye  yönelik  özgün  yöntemi  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  gerçekten  kullanmış  görünmektedir.  O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.  Bu  sayede,  Ptoleme  Coğrafyası  karşısında  19°lik  ve  el-Meʾmūn  coğrafyacılarının  ulaştığı  sonuçlarla  karşılaştırıldığında  ise  8°lik  bir  düzeltme  ile  el-Marrākuşī  Akdeniz  boylamının  ölçümünde  modern  değere  2° - 3° kadar  yaklaşmış  ve  Toledo  ile  Bağdat  arasındaki  boylam  farkını  51°  30'  lık  bir  değerle  benzer  şekilde  düzeltmiştir.", "question": "el-Marrākuşī'nin geriye bıraktığı çizelgenin önemi neyde bulunamaktadır?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde"}}, {"id": "3003", "context": "Bahsi  geçen  coğrafi  boylam  belirlemeye  yönelik  özgün  yöntemi  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  gerçekten  kullanmış  görünmektedir.  O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.  Bu  sayede,  Ptoleme  Coğrafyası  karşısında  19°lik  ve  el-Meʾmūn  coğrafyacılarının  ulaştığı  sonuçlarla  karşılaştırıldığında  ise  8°lik  bir  düzeltme  ile  el-Marrākuşī  Akdeniz  boylamının  ölçümünde  modern  değere  2° - 3° kadar  yaklaşmış  ve  Toledo  ile  Bağdat  arasındaki  boylam  farkını  51°  30'  lık  bir  değerle  benzer  şekilde  düzeltmiştir.", "question": "el-Marrākuşī'nin çizelgesi Ptoleme coğrafyası ile karşılaştırıldığında kaç derecelik bir düzeltme görülür?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "19°lik"}}, {"id": "3004", "context": "Bahsi  geçen  coğrafi  boylam  belirlemeye  yönelik  özgün  yöntemi  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  gerçekten  kullanmış  görünmektedir.  O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.  Bu  sayede,  Ptoleme  Coğrafyası  karşısında  19°lik  ve  el-Meʾmūn  coğrafyacılarının  ulaştığı  sonuçlarla  karşılaştırıldığında  ise  8°lik  bir  düzeltme  ile  el-Marrākuşī  Akdeniz  boylamının  ölçümünde  modern  değere  2° - 3° kadar  yaklaşmış  ve  Toledo  ile  Bağdat  arasındaki  boylam  farkını  51°  30'  lık  bir  değerle  benzer  şekilde  düzeltmiştir.", "question": "el-Marrākuşī'nin çizelgesi el-Meʾmūn  coğrafyacılarının sonuçlarıyla karşılaştırıldığında kaç derecelik bir düzeltme görülür?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "8°lik"}}, {"id": "3005", "context": "Bahsi  geçen  coğrafi  boylam  belirlemeye  yönelik  özgün  yöntemi  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  gerçekten  kullanmış  görünmektedir.  O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.  Bu  sayede,  Ptoleme  Coğrafyası  karşısında  19°lik  ve  el-Meʾmūn  coğrafyacılarının  ulaştığı  sonuçlarla  karşılaştırıldığında  ise  8°lik  bir  düzeltme  ile  el-Marrākuşī  Akdeniz  boylamının  ölçümünde  modern  değere  2° - 3° kadar  yaklaşmış  ve  Toledo  ile  Bağdat  arasındaki  boylam  farkını  51°  30'  lık  bir  değerle  benzer  şekilde  düzeltmiştir.", "question": "el-Marrākuşī Akdeniz  boylamının  ölçümünde  günümüzdeki değere kaç derece yaklaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 667, "text": "2° - 3° kadar"}}, {"id": "3006", "context": "İspanya’dan  Bağdat’a  kadar  uzanan  çok  büyük  coğrafi  bir  bölgenin  koordinatlarının  böylesine  derinden  ve  hassas  şekilde  düzeltilmesinin  tek  bir  insan  tarafından  başarılamayacağı  ve  bir  insan  ömrü  içerisinde  yapılamayacağı  bir  gerçektir.  Ebū  el-Ḥasan  el-Marrākuşī  de zaten  bunu  iddia  etmemektedir.  Tam  tersine  o,  bizzat  kendisi  tarafından  belirlenen  koordinatları,  daha  önceden  beri  varolanlardan  ayırmak  için,  kırmızı  mürekkeple  belirgin  ve  tanınır  hale  getirdiğine  işaret  etmektedir.  Bu  koordinatların  önemini,  19.  yüzyılın  ortalarında  coğrafya  tarihçisi  Joachim  Lelewel gereği  ile  takdir  etmiş,  bunu  bir  «coğrafya  reformu»  diye  değerlendirmiştir:  «İspanya  çok  faydalı  bir  doğrultmayla  daha  önceki  kartografyada  çok  büyük  olarak  abartılan  boyutlarından  kurtuluyor;  bu  abartmanın  sonucu  olarak  Afrika’nın  kuzey  batı  tarafı  aşağıya  doğru  itilmiş    ve  İspanya’nın  büyük  bir  kısmı  kuzeye  çıkmış  ve  de  batıya  doğru  uzatılmıştı».  el-Marrākuşī’nin  tashihleri  sonucunda  Mağrip’teki  bütün  yerler  enlemsel  olarak  yukarı  doğru  çıkarılmış  ve  böylelikle  de  gerçekte  olmaları  gereken  pozisyona  kavuşmuşlardır.", "question": "el-Marrākuşī'nin düzeltmleri sonucunda haritalarda hangi bölgedeki yerler yukarı çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1080, "text": "Mağrip’teki"}}, {"id": "3007", "context": "Astronomiye  yeniden  dönecek  olursak,  şu  panoramayla  karşılaşırız:  5./11.  yüzyıldan  6./12.  yüzyıla  geçiş  döneminde  Müslüman  İspanya’da  yaşayan  ve  eserler  veren  İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī  güneş  evcinin,  yani  Güneş  ile  Dünya’nın  en  uzak  mesafe  noktasının  ekliptikte  yıllık  değişen  yerinin,  kendi  hareketinin  öncülerinden  çok  daha  kesin  bir  ölçümüne  ulaşmıştır.  Ölçüsünde,  o  hareketin  değeri  299  yılda  1°  ye  ulaşmıştı,  yani  bir  yılda  12,09\"  ki  bu  günümüzde  kabul  edilen  11,46\"  değeriyle  hemen  hemen  örtüşmektedir.  Bu  değer  ve  buna  yönelik  geliştirilmiş  modelin  bilgisi,  Kopernik’e  iki  kompilasyon,  Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si  üzerinden  ulaşmıştı.  Yakın  zamanlarda  yapılmış  olan  bir  karşılaştırma  sonucunda,  ez-Zerḳālī’nin  güneş  teorisini  kurmakta  kullandığı  çizelgelerin,  Kopernik’in  De  revolutionibus  eserindeki  çizelgelerle,  çok  küçük  farklılıklar  bir  yana,  formda  ve  kurgulamada  büyük  bir  uyum  gösterdiği  ispatlanmıştır.  Johannes  Kepler  de  ez-Zerḳālī’nin  güneş  evcinin  tespitine  yönelik  gözlemleri  hakkında  bilgi  sahibiydi.  Buna  dayanarak,  Kepler’in  Mars  yörüngesinin  oval  olduğuna  ilişkin  açıklamasının,  ez-Zerḳālī’nin  Merkür  yörüngesinin  ovalliğine  yönelik  açıklamasıyla  irtibatlı  olabileceği  tahmin  ediliyor.", "question": "İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī'ye göre güneş evcinin yıllık ölçümü nedir?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "12,09\""}}, {"id": "3008", "context": "Astronomiye  yeniden  dönecek  olursak,  şu  panoramayla  karşılaşırız:  5./11.  yüzyıldan  6./12.  yüzyıla  geçiş  döneminde  Müslüman  İspanya’da  yaşayan  ve  eserler  veren  İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī  güneş  evcinin,  yani  Güneş  ile  Dünya’nın  en  uzak  mesafe  noktasının  ekliptikte  yıllık  değişen  yerinin,  kendi  hareketinin  öncülerinden  çok  daha  kesin  bir  ölçümüne  ulaşmıştır.  Ölçüsünde,  o  hareketin  değeri  299  yılda  1°  ye  ulaşmıştı,  yani  bir  yılda  12,09\"  ki  bu  günümüzde  kabul  edilen  11,46\"  değeriyle  hemen  hemen  örtüşmektedir.  Bu  değer  ve  buna  yönelik  geliştirilmiş  modelin  bilgisi,  Kopernik’e  iki  kompilasyon,  Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si  üzerinden  ulaşmıştı.  Yakın  zamanlarda  yapılmış  olan  bir  karşılaştırma  sonucunda,  ez-Zerḳālī’nin  güneş  teorisini  kurmakta  kullandığı  çizelgelerin,  Kopernik’in  De  revolutionibus  eserindeki  çizelgelerle,  çok  küçük  farklılıklar  bir  yana,  formda  ve  kurgulamada  büyük  bir  uyum  gösterdiği  ispatlanmıştır.  Johannes  Kepler  de  ez-Zerḳālī’nin  güneş  evcinin  tespitine  yönelik  gözlemleri  hakkında  bilgi  sahibiydi.  Buna  dayanarak,  Kepler’in  Mars  yörüngesinin  oval  olduğuna  ilişkin  açıklamasının,  ez-Zerḳālī’nin  Merkür  yörüngesinin  ovalliğine  yönelik  açıklamasıyla  irtibatlı  olabileceği  tahmin  ediliyor.", "question": "Modern bilime göre güneş evcinin yıllık ölçümü nedir?", "answers": {"answer_start": 531, "text": "11,46\""}}, {"id": "3009", "context": "Astronomiye  yeniden  dönecek  olursak,  şu  panoramayla  karşılaşırız:  5./11.  yüzyıldan  6./12.  yüzyıla  geçiş  döneminde  Müslüman  İspanya’da  yaşayan  ve  eserler  veren  İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī  güneş  evcinin,  yani  Güneş  ile  Dünya’nın  en  uzak  mesafe  noktasının  ekliptikte  yıllık  değişen  yerinin,  kendi  hareketinin  öncülerinden  çok  daha  kesin  bir  ölçümüne  ulaşmıştır.  Ölçüsünde,  o  hareketin  değeri  299  yılda  1°  ye  ulaşmıştı,  yani  bir  yılda  12,09\"  ki  bu  günümüzde  kabul  edilen  11,46\"  değeriyle  hemen  hemen  örtüşmektedir.  Bu  değer  ve  buna  yönelik  geliştirilmiş  modelin  bilgisi,  Kopernik’e  iki  kompilasyon,  Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si  üzerinden  ulaşmıştı.  Yakın  zamanlarda  yapılmış  olan  bir  karşılaştırma  sonucunda,  ez-Zerḳālī’nin  güneş  teorisini  kurmakta  kullandığı  çizelgelerin,  Kopernik’in  De  revolutionibus  eserindeki  çizelgelerle,  çok  küçük  farklılıklar  bir  yana,  formda  ve  kurgulamada  büyük  bir  uyum  gösterdiği  ispatlanmıştır.  Johannes  Kepler  de  ez-Zerḳālī’nin  güneş  evcinin  tespitine  yönelik  gözlemleri  hakkında  bilgi  sahibiydi.  Buna  dayanarak,  Kepler’in  Mars  yörüngesinin  oval  olduğuna  ilişkin  açıklamasının,  ez-Zerḳālī’nin  Merkür  yörüngesinin  ovalliğine  yönelik  açıklamasıyla  irtibatlı  olabileceği  tahmin  ediliyor.", "question": "Güneş evcinin değeri ve modelin bilgisi Kopernik'e hangi iki eser üzerinden ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si"}}, {"id": "3010", "context": "Astronomiye  yeniden  dönecek  olursak,  şu  panoramayla  karşılaşırız:  5./11.  yüzyıldan  6./12.  yüzyıla  geçiş  döneminde  Müslüman  İspanya’da  yaşayan  ve  eserler  veren  İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī  güneş  evcinin,  yani  Güneş  ile  Dünya’nın  en  uzak  mesafe  noktasının  ekliptikte  yıllık  değişen  yerinin,  kendi  hareketinin  öncülerinden  çok  daha  kesin  bir  ölçümüne  ulaşmıştır.  Ölçüsünde,  o  hareketin  değeri  299  yılda  1°  ye  ulaşmıştı,  yani  bir  yılda  12,09\"  ki  bu  günümüzde  kabul  edilen  11,46\"  değeriyle  hemen  hemen  örtüşmektedir.  Bu  değer  ve  buna  yönelik  geliştirilmiş  modelin  bilgisi,  Kopernik’e  iki  kompilasyon,  Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si  üzerinden  ulaşmıştı.  Yakın  zamanlarda  yapılmış  olan  bir  karşılaştırma  sonucunda,  ez-Zerḳālī’nin  güneş  teorisini  kurmakta  kullandığı  çizelgelerin,  Kopernik’in  De  revolutionibus  eserindeki  çizelgelerle,  çok  küçük  farklılıklar  bir  yana,  formda  ve  kurgulamada  büyük  bir  uyum  gösterdiği  ispatlanmıştır.  Johannes  Kepler  de  ez-Zerḳālī’nin  güneş  evcinin  tespitine  yönelik  gözlemleri  hakkında  bilgi  sahibiydi.  Buna  dayanarak,  Kepler’in  Mars  yörüngesinin  oval  olduğuna  ilişkin  açıklamasının,  ez-Zerḳālī’nin  Merkür  yörüngesinin  ovalliğine  yönelik  açıklamasıyla  irtibatlı  olabileceği  tahmin  ediliyor.", "question": "Kepler, hangi gezegenin yörüngesinin oval olduğunu açıklamıştır?", "answers": {"answer_start": 1238, "text": "Mars"}}, {"id": "3011", "context": "Astronomiye  yeniden  dönecek  olursak,  şu  panoramayla  karşılaşırız:  5./11.  yüzyıldan  6./12.  yüzyıla  geçiş  döneminde  Müslüman  İspanya’da  yaşayan  ve  eserler  veren  İbrāhīm  b.  Yaḥyā  ez-Zerḳālī  güneş  evcinin,  yani  Güneş  ile  Dünya’nın  en  uzak  mesafe  noktasının  ekliptikte  yıllık  değişen  yerinin,  kendi  hareketinin  öncülerinden  çok  daha  kesin  bir  ölçümüne  ulaşmıştır.  Ölçüsünde,  o  hareketin  değeri  299  yılda  1°  ye  ulaşmıştı,  yani  bir  yılda  12,09\"  ki  bu  günümüzde  kabul  edilen  11,46\"  değeriyle  hemen  hemen  örtüşmektedir.  Bu  değer  ve  buna  yönelik  geliştirilmiş  modelin  bilgisi,  Kopernik’e  iki  kompilasyon,  Georg  Peurbach’ın  Theoricæ  planetarum’u  ve  Johannes  Regiomontanus’un  Epitome’si  üzerinden  ulaşmıştı.  Yakın  zamanlarda  yapılmış  olan  bir  karşılaştırma  sonucunda,  ez-Zerḳālī’nin  güneş  teorisini  kurmakta  kullandığı  çizelgelerin,  Kopernik’in  De  revolutionibus  eserindeki  çizelgelerle,  çok  küçük  farklılıklar  bir  yana,  formda  ve  kurgulamada  büyük  bir  uyum  gösterdiği  ispatlanmıştır.  Johannes  Kepler  de  ez-Zerḳālī’nin  güneş  evcinin  tespitine  yönelik  gözlemleri  hakkında  bilgi  sahibiydi.  Buna  dayanarak,  Kepler’in  Mars  yörüngesinin  oval  olduğuna  ilişkin  açıklamasının,  ez-Zerḳālī’nin  Merkür  yörüngesinin  ovalliğine  yönelik  açıklamasıyla  irtibatlı  olabileceği  tahmin  ediliyor.", "question": "ez-Zerḳālī, hangi gezegenin yörüngesinin oval olduğunu açıklamıştır?", "answers": {"answer_start": 1315, "text": "Merkür"}}, {"id": "3012", "context": "Usturlap  tarihinde  gelecekteki  ilerlemeleri  etkileyecek  olan  buluşlardan  birisi  de  ez-Zerḳālī’nin  adını  taşımaktadır.  O,  stereografik  polar  izdüşümü  yerine  ufuksal  (horizontal)  izdüşümünü  kullanmıştır.  Bunu  yaparken  de,  aletin  ana  parçası,  her  bir  coğrafî  enlem  için  müstakil  bir  disk  kullanmak  yerine,  tek  bir  diske  indirgenebilmiştir.  Astronomi  literatüründe  “evrensel  disk”  olarak  tanınan  bu  alet  sonraları  Avrupa’da  çok  büyük  bir  yayılma  şansı  bulmuştur (Katalog  II,  s.  116  vd.). 6./12.  yüzyılda  ortaya  çıkmış  astronomik  araçlardan  birisi  de  Avrupa’da  torquetum  adıyla  çok  geniş  yaygınlık  kazanan  alettir.  Bu  alet  Endülüslü  astronom  Cābir  b.  Eflaḥ  (Katalog  II,  s.  154)  tarafından  geliştirilmiştir.  Cābir  b.  Eflaḥ,  Almagest’i  düzeltme  amacıyla  kaleme  aldığı  ve  Ptoleme’yi  sert  dille  eleştirdiği  eserinde  bu  aleti  tanımlamıştır.  Yazarın  çağdaşı  Cremonalı  Gerhard  tarafından  Latinceye  çevrilmiş  bu  Almagest  kritiği  Avrupa’da  hem  bu  disipline  hem  de  matematik  alanında  (Katalog  II,  s.  12)  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuştur.", "question": "Torquetom adlı alet hangi astronom tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "Cābir  b.  Eflaḥ"}}, {"id": "3013", "context": "Usturlap  tarihinde  gelecekteki  ilerlemeleri  etkileyecek  olan  buluşlardan  birisi  de  ez-Zerḳālī’nin  adını  taşımaktadır.  O,  stereografik  polar  izdüşümü  yerine  ufuksal  (horizontal)  izdüşümünü  kullanmıştır.  Bunu  yaparken  de,  aletin  ana  parçası,  her  bir  coğrafî  enlem  için  müstakil  bir  disk  kullanmak  yerine,  tek  bir  diske  indirgenebilmiştir.  Astronomi  literatüründe  “evrensel  disk”  olarak  tanınan  bu  alet  sonraları  Avrupa’da  çok  büyük  bir  yayılma  şansı  bulmuştur (Katalog  II,  s.  116  vd.). 6./12.  yüzyılda  ortaya  çıkmış  astronomik  araçlardan  birisi  de  Avrupa’da  torquetum  adıyla  çok  geniş  yaygınlık  kazanan  alettir.  Bu  alet  Endülüslü  astronom  Cābir  b.  Eflaḥ  (Katalog  II,  s.  154)  tarafından  geliştirilmiştir.  Cābir  b.  Eflaḥ,  Almagest’i  düzeltme  amacıyla  kaleme  aldığı  ve  Ptoleme’yi  sert  dille  eleştirdiği  eserinde  bu  aleti  tanımlamıştır.  Yazarın  çağdaşı  Cremonalı  Gerhard  tarafından  Latinceye  çevrilmiş  bu  Almagest  kritiği  Avrupa’da  hem  bu  disipline  hem  de  matematik  alanında  (Katalog  II,  s.  12)  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuştur.", "question": "Cābir  b.  Eflaḥ nerelidir?", "answers": {"answer_start": 696, "text": "Endülüslü"}}, {"id": "3014", "context": "Usturlap  tarihinde  gelecekteki  ilerlemeleri  etkileyecek  olan  buluşlardan  birisi  de  ez-Zerḳālī’nin  adını  taşımaktadır.  O,  stereografik  polar  izdüşümü  yerine  ufuksal  (horizontal)  izdüşümünü  kullanmıştır.  Bunu  yaparken  de,  aletin  ana  parçası,  her  bir  coğrafî  enlem  için  müstakil  bir  disk  kullanmak  yerine,  tek  bir  diske  indirgenebilmiştir.  Astronomi  literatüründe  “evrensel  disk”  olarak  tanınan  bu  alet  sonraları  Avrupa’da  çok  büyük  bir  yayılma  şansı  bulmuştur (Katalog  II,  s.  116  vd.). 6./12.  yüzyılda  ortaya  çıkmış  astronomik  araçlardan  birisi  de  Avrupa’da  torquetum  adıyla  çok  geniş  yaygınlık  kazanan  alettir.  Bu  alet  Endülüslü  astronom  Cābir  b.  Eflaḥ  (Katalog  II,  s.  154)  tarafından  geliştirilmiştir.  Cābir  b.  Eflaḥ,  Almagest’i  düzeltme  amacıyla  kaleme  aldığı  ve  Ptoleme’yi  sert  dille  eleştirdiği  eserinde  bu  aleti  tanımlamıştır.  Yazarın  çağdaşı  Cremonalı  Gerhard  tarafından  Latinceye  çevrilmiş  bu  Almagest  kritiği  Avrupa’da  hem  bu  disipline  hem  de  matematik  alanında  (Katalog  II,  s.  12)  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuştur.", "question": "Cābir  b.  Eflaḥ, torquetom'u tanımladığı eserini hangi amaçla yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Almagest’i  düzeltme"}}, {"id": "3015", "context": "Usturlap  tarihinde  gelecekteki  ilerlemeleri  etkileyecek  olan  buluşlardan  birisi  de  ez-Zerḳālī’nin  adını  taşımaktadır.  O,  stereografik  polar  izdüşümü  yerine  ufuksal  (horizontal)  izdüşümünü  kullanmıştır.  Bunu  yaparken  de,  aletin  ana  parçası,  her  bir  coğrafî  enlem  için  müstakil  bir  disk  kullanmak  yerine,  tek  bir  diske  indirgenebilmiştir.  Astronomi  literatüründe  “evrensel  disk”  olarak  tanınan  bu  alet  sonraları  Avrupa’da  çok  büyük  bir  yayılma  şansı  bulmuştur (Katalog  II,  s.  116  vd.). 6./12.  yüzyılda  ortaya  çıkmış  astronomik  araçlardan  birisi  de  Avrupa’da  torquetum  adıyla  çok  geniş  yaygınlık  kazanan  alettir.  Bu  alet  Endülüslü  astronom  Cābir  b.  Eflaḥ  (Katalog  II,  s.  154)  tarafından  geliştirilmiştir.  Cābir  b.  Eflaḥ,  Almagest’i  düzeltme  amacıyla  kaleme  aldığı  ve  Ptoleme’yi  sert  dille  eleştirdiği  eserinde  bu  aleti  tanımlamıştır.  Yazarın  çağdaşı  Cremonalı  Gerhard  tarafından  Latinceye  çevrilmiş  bu  Almagest  kritiği  Avrupa’da  hem  bu  disipline  hem  de  matematik  alanında  (Katalog  II,  s.  12)  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuştur.", "question": "Cābir  b.  Eflaḥ'ın eserini kim Latinceye çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 955, "text": "Cremonalı  Gerhard"}}, {"id": "3016", "context": "Yine  hemen  hemen  aynı  dönemde  icat  edilmiş  olan  bir  başka  astronomik  araç,  Şerefeddīn  el-Muẓaffer  b.  Muḥammed  b.  el-Muẓaffer  eṭ-Ṭūsī  (ö.  606/1209’dan  sonra)  tarafından  yapılmış  çizgisel  usturlaptır.  Mucidine  nispetle  ʿAṣā  eṭ-Ṭūsī  (eṭ-Ṭūsī  Çubuğu)  olarak  adlandırılan  bu  alette,  düzlem-küresel  usturlaptaki  projeksiyon,  bir  çubuk  üzerindeki  düz  bir  çizgiye  taşınmaktadır  (Katalog  II,  s.  134  vd.).  Astronominin  teorik  alanında  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  dünyasının  Endülüs  bölgesinde  Ptoleme’nin  gökyüzü  hareketler  sistemine  karşı  bir  savaş  kendini  göstermektedir.  Bu  eleştirinin  temsilcileri  umumiyetle  filozoflardı;  Muḥammed  b.  Yaḥyā  İbn  Bācce  (ö.  533/1139),  Muḥammed  b.  ʿAbdulmelik  İbn  Ṭufeyl  (ö.  581/1185),  Muḥammed  b.  Aḥmed  İbn  Rüşd  (ö. 595/1198)  ve  İbn  Ṭufeyl’in  talebesi  Nūreddīn  el-Biṭrūcī  (ö.  600  civarında)  gibi.  Onlar,  gezegenlerin  yörüngedeki  hareketlerinin  tekdüze  oluşu  prensibinin  ayrık  merkezli  ve  ek  yörüngelik  (eksantriklik  ve  episikller)  varsayımı  vasıtasıyla  bozulduğuna  inanıp,  bunu  kendilerinin  düşündükleri  modellerle  düzeltmeye  çalıştılar.  Bu  yönde  Batı  astronomisine  büyük  ve  sürekli  etkiyi  bu  ekolün  son  temsilcisi  Nūreddīn  el-Biṭrūcī’nin  kitabı  yapmıştır.  Yayınlanmasından  çok  kısa  bir  süre  sonra  Michael  Scotus  (ö.  yaklaşık  235)  tarafından  yapılan  çeviri,  bu  eserin  İspanya  dışı  Avrupa’ya  da  ulaşmasını  sağladı.  İbn  Ṭufeyl  ve  İbn  Rüşd  gibi  el-Biṭrūcī  de  gezegen  kürelerinin  yeryüzü  orta  noktası  çevresinde  ortak  merkezli  bir  tarzda  dönmeleri  gerektiğini  ve  yine  tıpkı  İbn  Rüşd  gibi  gezegenlerin  helezoni  olarak  değişik  eksenlerle  hareket  ettiklerini  düşünüyordu  (Katalog  II,  12f).", "question": "Ptoleme'nin gökyüzü hareketler sisteminin eleştirisi yönünde Batı astronomisine en büyük etkiyi kimin kitabı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1280, "text": "Nūreddīn  el-Biṭrūcī’nin"}}, {"id": "3017", "context": "Yine  hemen  hemen  aynı  dönemde  icat  edilmiş  olan  bir  başka  astronomik  araç,  Şerefeddīn  el-Muẓaffer  b.  Muḥammed  b.  el-Muẓaffer  eṭ-Ṭūsī  (ö.  606/1209’dan  sonra)  tarafından  yapılmış  çizgisel  usturlaptır.  Mucidine  nispetle  ʿAṣā  eṭ-Ṭūsī  (eṭ-Ṭūsī  Çubuğu)  olarak  adlandırılan  bu  alette,  düzlem-küresel  usturlaptaki  projeksiyon,  bir  çubuk  üzerindeki  düz  bir  çizgiye  taşınmaktadır  (Katalog  II,  s.  134  vd.).  Astronominin  teorik  alanında  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  dünyasının  Endülüs  bölgesinde  Ptoleme’nin  gökyüzü  hareketler  sistemine  karşı  bir  savaş  kendini  göstermektedir.  Bu  eleştirinin  temsilcileri  umumiyetle  filozoflardı;  Muḥammed  b.  Yaḥyā  İbn  Bācce  (ö.  533/1139),  Muḥammed  b.  ʿAbdulmelik  İbn  Ṭufeyl  (ö.  581/1185),  Muḥammed  b.  Aḥmed  İbn  Rüşd  (ö. 595/1198)  ve  İbn  Ṭufeyl’in  talebesi  Nūreddīn  el-Biṭrūcī  (ö.  600  civarında)  gibi.  Onlar,  gezegenlerin  yörüngedeki  hareketlerinin  tekdüze  oluşu  prensibinin  ayrık  merkezli  ve  ek  yörüngelik  (eksantriklik  ve  episikller)  varsayımı  vasıtasıyla  bozulduğuna  inanıp,  bunu  kendilerinin  düşündükleri  modellerle  düzeltmeye  çalıştılar.  Bu  yönde  Batı  astronomisine  büyük  ve  sürekli  etkiyi  bu  ekolün  son  temsilcisi  Nūreddīn  el-Biṭrūcī’nin  kitabı  yapmıştır.  Yayınlanmasından  çok  kısa  bir  süre  sonra  Michael  Scotus  (ö.  yaklaşık  235)  tarafından  yapılan  çeviri,  bu  eserin  İspanya  dışı  Avrupa’ya  da  ulaşmasını  sağladı.  İbn  Ṭufeyl  ve  İbn  Rüşd  gibi  el-Biṭrūcī  de  gezegen  kürelerinin  yeryüzü  orta  noktası  çevresinde  ortak  merkezli  bir  tarzda  dönmeleri  gerektiğini  ve  yine  tıpkı  İbn  Rüşd  gibi  gezegenlerin  helezoni  olarak  değişik  eksenlerle  hareket  ettiklerini  düşünüyordu  (Katalog  II,  12f).", "question": "Nūreddīn  el-Biṭrūcī’nin kitabının çevirisini kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1373, "text": "Michael  Scotus"}}, {"id": "3018", "context": "Bu  dönem  matematiğinde,  İslam  dünyasının  doğusunda  daha  önce  bahsi  geçen  Şerefeddīn  eṭ-Ṭūsī  (ö.  606/1209’den  sonra)  önemi  çok  belirgin  bir  rol  oynamıştır.  el-Muʿādelāt isimli  kitabıyla  üçüncü  dereceden  denklemlerin  sistematik  bir  tarzda  ele  alınması  sürecinde  çok  önemli  bir  yer  elde  etmiştir.  O,  ʿÖmer  el-Ḫayyām’ın  yolunu  takip  ederek  aradan  geçmiş  yüzyıl  boyunca  İslam  dünyasında  matematiğin  ulaştığı  ilerlemeler  hakkında  fikir  veriyor.  Bu  ilerlemeler  kendilerini  özellikle  numerik  ve  geometrik  gelenekler  bağlamında  ve  bütüncül  bir  numerik  işlemler  dizisinin  formüle  edilmesinde  ve  temellendirilmesinde  kendini  gösterir.", "question": "Şerefeddīn  el-Muẓaffer  b.  Muḥammed  b.  el-Muẓaffer  eṭ-Ṭūsī'nin hangi kitabı üçüncü dereceden denklemleri ele alır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "el-Muʿādelāt"}}, {"id": "3019", "context": "İslam  dünyasının  batısından  Endülüslü  matematikçi  ve  astronom  Cābir  bin  Eflaḥ  adını  tekrar  dile  getirmek  istiyorum.  Birçok  matematik  tarihçisi,  onun  Almagest  kritiği  çalışmasının  trigonometri  bölümünün  Avrupa’da  bu  disipline  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuş  olduğu  görüşündedirler.  Mesela,  Regiomontanus  (1436-1476)  De  triangulis  omnimodis  adlı  eserinde  Cābir  bin  Eflaḥ’ın  kitabından  çok  şey  almıştır.  Johannes  Tropfke’ye  göre  o,  «Regiomontanus,  eserinin  ilk  bölümlerinde  öncülerinin  ulaştığı  sonuçları  bağımsız  bir  şekilde  işlerken,  dördüncü  bölümünde  Cābir’in  çıkarımlarına  kelimesi  kelimesine  bağlı  kalmaktadır».  Küresel  trigonometri  tarihinde temel  bir  formül  onun  adıyla  adlandırılmaktadır:  “Geber  [Cābir]  Teoremi”.  Bu  teorem,  dik  açılı  küresel  bir  üçgen,  verilen  bir  dik  kenar  ɑ  ve  verilen  bir  komşu  açı  β  ’den  hesaplanabilir,  bu  da  cos  α  =  cos  ɑ  sin  β  formülüne  götürür.", "question": "Regiomontanus hangi eserinde Cābir  bin  Eflaḥ'ın çalışmalarından yararlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "De  triangulis  omnimodis"}}, {"id": "3020", "context": "İslam  dünyasının  batısından  Endülüslü  matematikçi  ve  astronom  Cābir  bin  Eflaḥ  adını  tekrar  dile  getirmek  istiyorum.  Birçok  matematik  tarihçisi,  onun  Almagest  kritiği  çalışmasının  trigonometri  bölümünün  Avrupa’da  bu  disipline  çok  büyük  bir  etkide  bulunmuş  olduğu  görüşündedirler.  Mesela,  Regiomontanus  (1436-1476)  De  triangulis  omnimodis  adlı  eserinde  Cābir  bin  Eflaḥ’ın  kitabından  çok  şey  almıştır.  Johannes  Tropfke’ye  göre  o,  «Regiomontanus,  eserinin  ilk  bölümlerinde  öncülerinin  ulaştığı  sonuçları  bağımsız  bir  şekilde  işlerken,  dördüncü  bölümünde  Cābir’in  çıkarımlarına  kelimesi  kelimesine  bağlı  kalmaktadır».  Küresel  trigonometri  tarihinde temel  bir  formül  onun  adıyla  adlandırılmaktadır:  “Geber  [Cābir]  Teoremi”.  Bu  teorem,  dik  açılı  küresel  bir  üçgen,  verilen  bir  dik  kenar  ɑ  ve  verilen  bir  komşu  açı  β  ’den  hesaplanabilir,  bu  da  cos  α  =  cos  ɑ  sin  β  formülüne  götürür.", "question": "Geber Teoremi hangi formüle götürür?", "answers": {"answer_start": 941, "text": "cos  α  =  cos  ɑ  sin  β"}}, {"id": "3021", "context": "Son  olarak  6./12.  yüzyıl  matematiğinin  birinci  sınıf  bir  matematikçisine,  Aḥmed  b.  Muḥammed  İbn  es-Serī  b.  eṣ-Ṣalāḥ’a  (ö.  548/1153)  işaret  etmek  gerekir.  İbn  eṣ-Ṣalāḥ,  Yunan  ve  önceki  dönem  Arap  otoritelerinin  ulaştıkları  sonuçları  yeniden  gözden  geçirmeye  ve  eleştirmeye  adadığı  bir  dizi  eser  kaleme  almıştır.  Böyle  bir  eleştiriye  gerçekten  ehil  olduğunu,  kendi  Arap  öncülerinin  Yunanlara  yönelttikleri  eleştirileri  yeniden  gözden  geçirmede  ve  kısmen  çürütmede  tarihsel  olarak  adil  olmayı  ön  plana  aldığını,  Matthias  Schramm’ın onun  bir  kitabı  hakkındaki  araştırmasından  öğrenmekteyiz. Fizik  ve  teknoloji  alanının  bu  dallarının  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  kültür  dünyasında  ulaştığı  yüksek  seviyeyi  gösteren  en  azından  iki  kitap  tanıyoruz.  Bu  eserler  ʿAbdurraḥmān  el-Ḫāzinī’nin  (515/1121  yılında  yazdığı)  Mīzān  el-Ḥikme  ile,  Ebū  el-ʿİzz  İsmāʿīl  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī’nin  (yaklaşık  600/1203  yılında  kaleme  aldığı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-el-ʿAmel  en-Nāfiʿ  fī  Ṣınāʿat  el-Ḥiyel  isimli  eserleridir.", "question": "İbn eş-Şalah, yazdığı eserleri neye adamıştır?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Yunan  ve  önceki  dönem  Arap  otoritelerinin  ulaştıkları  sonuçları  yeniden  gözden  geçirmeye  ve  eleştirmeye"}}, {"id": "3022", "context": "Son  olarak  6./12.  yüzyıl  matematiğinin  birinci  sınıf  bir  matematikçisine,  Aḥmed  b.  Muḥammed  İbn  es-Serī  b.  eṣ-Ṣalāḥ’a  (ö.  548/1153)  işaret  etmek  gerekir.  İbn  eṣ-Ṣalāḥ,  Yunan  ve  önceki  dönem  Arap  otoritelerinin  ulaştıkları  sonuçları  yeniden  gözden  geçirmeye  ve  eleştirmeye  adadığı  bir  dizi  eser  kaleme  almıştır.  Böyle  bir  eleştiriye  gerçekten  ehil  olduğunu,  kendi  Arap  öncülerinin  Yunanlara  yönelttikleri  eleştirileri  yeniden  gözden  geçirmede  ve  kısmen  çürütmede  tarihsel  olarak  adil  olmayı  ön  plana  aldığını,  Matthias  Schramm’ın onun  bir  kitabı  hakkındaki  araştırmasından  öğrenmekteyiz. Fizik  ve  teknoloji  alanının  bu  dallarının  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  kültür  dünyasında  ulaştığı  yüksek  seviyeyi  gösteren  en  azından  iki  kitap  tanıyoruz.  Bu  eserler  ʿAbdurraḥmān  el-Ḫāzinī’nin  (515/1121  yılında  yazdığı)  Mīzān  el-Ḥikme  ile,  Ebū  el-ʿİzz  İsmāʿīl  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī’nin  (yaklaşık  600/1203  yılında  kaleme  aldığı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-el-ʿAmel  en-Nāfiʿ  fī  Ṣınāʿat  el-Ḥiyel  isimli  eserleridir.", "question": "Kim İbn eş-Şalah'ın bir kitabı konusunda araştırma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 576, "text": "Matthias  Schramm"}}, {"id": "3023", "context": "Mīzān  el-Ḥikme  adı  bir  “Bilgelik  Terazisi”  konusunda  bir  eser  vaat  ediyorsa  da,  kitabın  içeriği  bunun  çok  ötesine  gitmektedir.  Yazar,  her  şeyden  önce,  özgül  ağırlıkları  belirleme  konusunda  el-Bīrūnī’nin  ulaşmış  olduğu  sonuçları  geliştirmekte  ve  tamamlamaktadır.  Kitabın  adında  geçen  terazi,  hata  oranını  1/60000  lik  bir  hassasiyete  hedefleyecek  tarzda  yapılmıştır  (Katalog  V,  s.  5  vd.).  el-Ḫāzinī  suyun  özgül  ağırlığının  sıcaklık  derecesine  bağlı  olduğuna  ilişkin  açık-seçik  bir    bilgiye  sahiptir  ve  bu  anlamda  ulaştığı  gözlem    sonucunu,  kendi  terazisinde  tarttığı  suyun  yazın  kışa  göre  daha  düşük  bir  ağırlığa  sahip    olduğunu  belirtmektedir.  Ayrıca  o,  dakikaları  ölçmek  maksadıyla  terazi  prensibine  göre imal  edilmiş  özel  bir  su  saati  (Katalog  III,  s.  117),  ve geç  dönem  antiketeden  bilinen  farklı  sıvıların  özgül  ağırlıklarını  belirlemeye  yarayan  bir  areometre  (Katalog  V,  12  vd.)  tanıtmaktadır.", "question": "Mīzān  el-Ḥikme kitabında geçen  terazi,  hata  oranında ne kadarlık  bir hassasiyeti  hedefleyecek  şekilde  yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "1/60000"}}, {"id": "3024", "context": "el-Ḫāzinī’nin,  bir  cismin  daha  ince  havada  ağırlık  kazandığını  ve  daha  yoğun  havada  veya  suda  ise  ağırlığının  azaldığını  bilmesi  hayli  ilginçtir.  Onun  şu  düşüncesi  de  oldukça  dikkate  değerdir:  «Sıvılar  bir  kapta,  eğer  bu  kap  yerin  merkezine  daha  yakın  ise  daha  büyük  bir  hacim,  eğer  daha  uzak  ise  daha  küçük  bir  hacim  kaplarlar.»  E.  Wiedemann  1890  yılında  Roger  Bacon’ın (13. yüzyıl) Opus  majus isimli  kitabında  aynı  düşünceyi  bulmuş  ve  her  iki  yazarın  delillerinin  birbirlerine  yakın  olduğunu  ve  Bacon’ın  argümantasyonunun  «Arab’ınkine  oranla  biraz  daha  çapraşık»  bulunduğunu  tespit  etmiştir.  el-Ḫāzinī’nin  Mīzān  el-Ḥikme’si  kelimenin  tam  anlamıyla  bir  fizik  kitabıdır  ve  bize  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  bilginlerinin  bildiği  birçok  fiziksel  yasaları  öğretmektedir.  Onun,  deneylerin  İbn  el-Heysem  ve  el-Bīrūnī’den  de  alışık  olduğumuz  yüksek  değerli  anlatımları  ve  deneyi  çalışma  sırasında  sistematik  olarak  kullanılacak  bir  elaman  diye  tanıması  göze  çarpıyor.", "question": "E.  Wiedemann hangi yılda Roger Bacon ve el-Ḫāzinī’nin düşüncelerinin benzerliğini fark etmiştir?", "answers": {"answer_start": 396, "text": "1890"}}, {"id": "3025", "context": "Söz  edilen  kitaplardan  ikincisi,  daha  önce  tanınmayan  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī  tarafından  Āmid  [Diyarbakır] prensi  Nāṣireddīn  Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāʾarslan’ın  isteği  üzerine  yazılmaya  başlanan  ve  onun  sultan  oluşundan  iki  yıl  sonra  tamamlanan  kitaptır.  Birçok  nüshalarla  ve  renkli  resimlerle  donatılmış  olarak  günümüze  ulaşan  bu  eser,  mekanik  alanında  yazmalarına  kavuştuğumuz  kitapların  kuşkusuz  en  güzelidir.  «Ekinoksal  ve  temporal  [gece  ve  gündüz  eşitliği  ve  gün  uzunlukları  esaslarına  göre  yapılan]  saatler»  ve  «cisimleri  doğal  konumlarından  başka  cisimler  aracılığıyla  hareket  ettiren  makineler»  yazarın  kitabında  ele  aldığı  konulardan  bazılarıdır.  O,  en  ince  ayrıntılarına  varıncaya  kadar  toplam  50  makine  ve  nesneyi  bir  mühendis  bakış  açısıyla  tanıtmakta  ve  50’sini  tam  ve  yaklaşık  100’ünü  detay  resimlerle  öylesine  anlaşılır  bir  şekilde  donatmaktadır  ki,  bunlar  çok  ciddi  zorluklarla  karşılaşmadan  imal  edilebilir.", "question": "Kitap, toplam kaç makineyi bir mühendis bakış açısıyla tanıtmaktadır?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "50"}}, {"id": "3026", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir.  Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Kemal Reis'in babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Ali"}}, {"id": "3027", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir.  Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Hangi eserde Kemal Reis'in adının Ahmed Kemal olduğu belirtilir?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "Kitab-ı Bahriye"}}, {"id": "3028", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Mahmud Paşa ile hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Eğriboz"}}, {"id": "3029", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Eğriboz'da hangi göreve sahip olmuştur?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "azaplar reisi"}}, {"id": "3030", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis gemilerle nerelerde dolaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde"}}, {"id": "3031", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis'i İstanbul'a kim davet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "3032", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis'in katılımı ile donanmada ne gibi değişiklikler yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "tadilat ve ıslahat çalışmaları"}}, {"id": "3033", "context": "1498 yılında Adana ve Tarsus’taki Mekke ve Medine’ye ait gelirler İskenderiye’ye Kemal Reis’in kumandası altındaki donanma nakledildi. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış, bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır.", "question": "Kemal Reis Adana ve Tarsus harekatında kimlerle çatışmaya girmiştir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Rodos şövalyeleri"}}, {"id": "3034", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa'nın komutasındaki donanma ile Modon Deniz Muharebesi'nde hangi donanma karşısında üstün gelinmiştir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Venedik"}}, {"id": "3035", "context": "1504 senesinde Türk ve Müslüman gemilerini saldırarak seyahat ve ticareti sekteye uğratan Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır.", "question": "Rodos şövalyeleri neleri sekteye uğratmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "seyahat ve ticareti"}}, {"id": "3036", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir.", "question": "İspanya seferinde kurtarılan insanlar hangi dinlere mensuptur?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Müslüman ve Yahudi"}}, {"id": "3037", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. 1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir.", "question": "Kemal Reis nasıl ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu"}}, {"id": "3038", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. 1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir.", "question": "Kemal Reis ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "1511"}}, {"id": "3039", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. 1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir.", "question": "1507'de Kemal Reis'i kim misafir etmiştir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Memluk sultanı"}}, {"id": "3040", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. 1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir.", "question": "1511 yılında Kemal Reis'in denize açılmasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere"}}, {"id": "3041", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "1992"}}, {"id": "3042", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu'nun Saraybosna Üniversitesi'ndeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Rektör"}}, {"id": "3043", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu hangi alanda projelere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "idare hukuku"}}, {"id": "3044", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu'nun projelerdeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "yönetici ve yürütücü"}}, {"id": "3045", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Günümüzde Yücel Oğurlu'nun akademik dergilerdeki rolü nedir?", "answers": {"answer_start": 684, "text": "hakem kurulu üyesidir"}}, {"id": "3046", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University'de tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Hangi yılda Yücel Oğurlu İstanbul Ticaret Üniversitesinde çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "2006"}}, {"id": "3047", "context": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında hukuk alanında İngilizce ve Türkçe yayınlanmış yedi adet kitap ve kitap bölümü ve çok sayıda makaleleri bulunmaktadır. Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanıda da yayınları ile uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler konusunda köşeyazıları bulunmaktadır. İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir.", "question": "Yücel Uğurlu'nun kaç adet kitabı yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "yedi"}}, {"id": "3048", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Menahem Hodara uzmanlığını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Hamburg"}}, {"id": "3049", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Menahem Hodara hangi yılda İstanbul'a geri dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "1906"}}, {"id": "3050", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Bahriye Merkez Hastanesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "Kasımpaşa"}}, {"id": "3051", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Menahem Hodara Askeri Tıbbiye'yi ne zaman bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "1890"}}, {"id": "3052", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Menahem Hodara'nın ailesinin kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Yahudi"}}, {"id": "3053", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. Kendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır. Yahudi bir aileden geliyordu. 1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.", "question": "Bahriye Merkez Hastanesi'nin günümüzdeki adı nedir?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Deniz Hastanesi"}}, {"id": "3054", "context": "Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür Hodara Hastalığı'nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. Salisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de süblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, piedra olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.", "question": "Menarem Hodara'nın öğrencisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "Hulusi Behçet"}}, {"id": "3055", "context": "Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür Hodara Hastalığı'nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. Salisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de süblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, piedra olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.", "question": "Menarem Hodara uluslararası tıpta ne yaparak ismini duyurdu?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "Bir tür Hodara Hastalığı'nı tanımlayarak"}}, {"id": "3056", "context": "Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür Hodara Hastalığı'nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. Salisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de süblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, piedra olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.", "question": "Çeşitli benlerin, donmaların ve kalça erimesinin semtomları olduğu hastalığın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "piedra"}}, {"id": "3057", "context": "Bakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı ve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca olarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı alman ve fransız tıp literatürünü yayınlarıyla zenginleştiren kişi olarak tanımlar.", "question": "Menahem Hodara, Ömer Fuad Bey ile yaptığı araştırmaları hangi dillerde yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Fransızca ve Almanca"}}, {"id": "3058", "context": "Bakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı ve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca olarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı alman ve fransız tıp literatürünü yayınlarıyla zenginleştiren kişi olarak tanımlar.", "question": "Ömer Fuad Bey'in birlikte yaptığı araştırmaların tıpa katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "derideki mantar hastalığı ve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti"}}, {"id": "3059", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim eğitime nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İsviçre"}}, {"id": "3060", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim ne zaman New York Üniversitesi'nden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "1953"}}, {"id": "3061", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim doktorasını hangi üniversite tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Princeton Üniversitesi"}}, {"id": "3062", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim hangi ünlü arkeolog ile birlikte çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "Profesör Karl Erik Sjoquist"}}, {"id": "3063", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim Princeton Üniversite'sinde ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "yüksek lisans ve doktora"}}, {"id": "3064", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim New York Üniversitesi'nden hangi bilim dalında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Klasik Arkeoloji"}}, {"id": "3065", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Princeton'dan bir ekibin yönettiği kazı İtalya'nın hangi şehirindedir?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Sicilya"}}, {"id": "3066", "context": "1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfı'nın desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim ölene dek kazıların başkanlığını nerede yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "New York Üniversitesi"}}, {"id": "3067", "context": "1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfı'nın desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim'in hangi katkıları sayesinde Afrodisias dünyaca ünlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Gezi, yazı ve konuşmaları"}}, {"id": "3068", "context": "1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfı'nın desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Afrodisias'tan çıkarılan eserler hangi müzelerde sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 657, "text": "Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde"}}, {"id": "3069", "context": "1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfı'nın desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Hangi vakıf Geyre Müzesi'ni büyütmekte destek vermektedir?", "answers": {"answer_start": 598, "text": "Geyre Vakfı"}}, {"id": "3070", "context": "1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfı'nın desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim New York Üniversitesi'nde hangi görevleri üstünlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı"}}, {"id": "3071", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Afrodisias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle sevgilisinin koynunda yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir.", "question": "Anıtsal Tören Kapısı Kenan Erim ölmeden ne kadar zaman önce bitirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "3 hafta"}}, {"id": "3072", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Afrodisias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle sevgilisinin koynunda yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir.", "question": "Kenan Erim'in adına Aphrodias Müzesi'ne ne konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "büst"}}, {"id": "3073", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Afrodisias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle sevgilisinin koynunda yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir.", "question": "Kenan Erim Afrodisias kentinin keşfi için ne kadar süre harcamıştır?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "Ömrünün yarısını"}}, {"id": "3074", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Afrodisias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle sevgilisinin koynunda yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir.", "question": "Günümüzde de sürmekte olan şey nedir?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "Afrodisias kazıları"}}, {"id": "3075", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Behçet hastalığı ilk kez ortaya ne zaman çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1937"}}, {"id": "3076", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Behçet hastalığı nasıl bir hastalıktır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "bir kan damarı enflamasyonu hastalığı"}}, {"id": "3077", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'i neden büyükannesi büyütmüştür?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "çok genç yaşta annesini kaybetmiş"}}, {"id": "3078", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet ilk öğrenimini neden Şam'da tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Babasının Şam'daki işleri sebebiyle"}}, {"id": "3079", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet ilk öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Şam"}}, {"id": "3080", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Şam'da hangi dilleri öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Fransızca, Almanca ve Latince"}}, {"id": "3081", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'in tıp öğrenimini tamamladığı zaman nedir?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "1910"}}, {"id": "3082", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet, nerede tıp öğrenimini tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Gülhane Askeri Tıp Akademisi"}}, {"id": "3083", "context": "Hulusi Behçet, 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur. Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet, 1910'da mezuniyetinden sonra neler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 608, "text": "dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas"}}, {"id": "3084", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "I. Dünya Savaşı hangi zaman aralığı arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1914-1918"}}, {"id": "3085", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet askeri hastanede ne görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı"}}, {"id": "3086", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet nerede dermatoloji uzmanı olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "askeri hastanede"}}, {"id": "3087", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'in çalıştığı askeri hastane hangi şehirdedir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Edirne"}}, {"id": "3088", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet, savaştan sonra hangi şehirlere gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Budapeşte'ye sonra da Berlin'e"}}, {"id": "3089", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde ne olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "başhekim"}}, {"id": "3090", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'in başhekim olarak çalıştığı hastanenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi"}}, {"id": "3091", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nden sonra hangi hastaneye geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 406, "text": "Vakıf Gureba Hastanesi"}}, {"id": "3092", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'in İstanbul Tıp Fakültesi'ndeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "profesörlük"}}, {"id": "3093", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet nerede profesörlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede"}}, {"id": "3094", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesi'nde başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet ne zaman serbest çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Türkiye'ye döndükten sonra"}}, {"id": "3095", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır. 1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'ni kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.", "question": "İstanbul Üniversitesi ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "1933"}}, {"id": "3096", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır. 1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'ni kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.", "question": "Hulusi Behçet'in karısı kimdir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Refika Davaz"}}, {"id": "3097", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır. 1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'ni kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.", "question": "Hulusi Behçet, Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'nde hangi pozisyona gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "profesör"}}, {"id": "3098", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır. 1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'ni kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.", "question": "Hulusi Behçet'in, 1933'te İstanbul Üniversitesi'nde kurduğu kliniğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği"}}, {"id": "3099", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır. 1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği'ni kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir.", "question": "1933 yılında hangi üniversite kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "3100", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet 1922 yılında ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı."}}, {"id": "3101", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "1923'te Hulusi Behçet ne üstüne çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Leishmaniasis"}}, {"id": "3102", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Leishmaniasis ne kullanılarak tedavi edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "diathermi"}}, {"id": "3103", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "1924 yılında hangi dergi yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 439, "text": "Turkish Archives of Dermatology and Syphilology"}}, {"id": "3104", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Turkish Archives of Dermatology and Syphilology adlı dergi ne zaman yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "1924"}}, {"id": "3105", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki Turkish Archives of Dermatology and Syphilology isimli ilk dermatoloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet Leishmaniasis üstüne ilk kez ne zaman çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1923"}}, {"id": "3106", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "13 Ekim 1941"}}, {"id": "3107", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın babasının ilk ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "İhsan"}}, {"id": "3108", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın annesinin ilk ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "Mesude"}}, {"id": "3109", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın annesinin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "felsefe öğretmenliği"}}, {"id": "3110", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar liseye kadar nerede eğitim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Şişli Terakki Lisesi"}}, {"id": "3111", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar fen şubesinden ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "1959"}}, {"id": "3112", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü ne zaman bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "1963"}}, {"id": "3113", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar Michigan Üniversitesi'nden ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "1966"}}, {"id": "3114", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar 1963 yılında nereyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü"}}, {"id": "3115", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar 1966 yılında nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu"}}, {"id": "3116", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1959'da fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın doğduğu şehir nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3117", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1981 yılı Temmuz ayında Atatürk ve Devrim Kuramlar adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar Hacettepe Üniversitesi'ndeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "müdür"}}, {"id": "3118", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1981 yılı Temmuz ayında Atatürk ve Devrim Kuramlar adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar 1968'de neyi kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu"}}, {"id": "3119", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1981 yılı Temmuz ayında Atatürk ve Devrim Kuramlar adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "1981 yılında Emre Kongar Hacettepe Üniversitesi'nde hangi pozisyona getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "profesörlüğe"}}, {"id": "3120", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1981 yılı Temmuz ayında Atatürk ve Devrim Kuramlar adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar ne ile profesörlüğe yükseltilmiştir?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Atatürk ve Devrim Kuramlar adlı takdim teziyle"}}, {"id": "3121", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar ne zaman Hürriyet gazetesinde danışmanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "1983-1987 yılları arasında"}}, {"id": "3122", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar 1983-1987 yılları arasında ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Hürriyet gazetesinde danışmanlık"}}, {"id": "3123", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Hacettepe Üniversitesi'nden neden istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için"}}, {"id": "3124", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Hacettepe Üniversitesi'ne ne zaman geri dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Kasım 1995"}}, {"id": "3125", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Cumhuriyet gazetesindeki görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "2001"}}, {"id": "3126", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar 2001 yılında hangi pozisyona gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına"}}, {"id": "3127", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Yorum Farkı adlı programı kim ile birlikte sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "Mehmet Barlas"}}, {"id": "3128", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de 'Yorum Farkı' programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Mehmet Barlas ile birlikte neyi sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 538, "text": "'Yorum Farkı' programını"}}, {"id": "3129", "context": "1048'de Nişabur'da doğmuştur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir.", "question": "Ömer Hayyam nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Nişabur"}}, {"id": "3130", "context": "1048'de Nişabur'da doğmuştur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir.", "question": "Ömer Hayyam'ın hangi iki kişiyle yakındır?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah"}}, {"id": "3131", "context": "1048'de Nişabur'da doğmuştur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir.", "question": "Bazı kaynaklara göre Hasan Sabbah hangi kenttendir?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Rey"}}, {"id": "3132", "context": "1048'de Nişabur'da doğmuştur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir.", "question": "Ömer Hayyam kimden eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad"}}, {"id": "3133", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Ömer Hayyam 'Hayyam' takma ismini nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "babasının çadırcılık yapmasından"}}, {"id": "3134", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "'Hayyam' hangi ilçenin bir semtine verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Beyoğlu"}}, {"id": "3135", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Beyoğlu hangi şehirdedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3136", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "'Hayyam' adı verilen cadde nereden nereye uzanır?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır"}}, {"id": "3137", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Ömer Hayyam matematiksel hangi konuda eser yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle"}}, {"id": "3138", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Ömer Hayyam üçüncü dereceden bilinmeyen denklemde bilinmeyenin yerine neyi kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 390, "text": "Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi"}}, {"id": "3139", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "'şey' kelimesinin İspanyolca'sı nedir?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "'Xay'"}}, {"id": "3140", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Ömer Hayyam şiirlerinde ne ile ünlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 665, "text": "Rubaileri ile"}}, {"id": "3141", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Binom Açılımını ilk kim kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "Ömer Hayyam"}}, {"id": "3142", "context": "Çadırcı anlamına gelen 'Hayyam' takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da 'şey' anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya 'Xay' olarak geçmiştir. Ömer Hayyam, Binom Açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir.", "question": "Ömer Hayyam şiirlerinde neye düşkündür?", "answers": {"answer_start": 616, "text": "eğlence düşkünlüğünün"}}, {"id": "3143", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Ömer Hayyam hangi takvimi hazırlamıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "Celali Takvimi"}}, {"id": "3144", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Pascal Üçgeni'nin asıl mucidi kimdir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "Ömer Hayyam"}}, {"id": "3145", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Pascal Üçgeni ismini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Blaise Pascal"}}, {"id": "3146", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Celali Takvimi'nin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas"}}, {"id": "3147", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Ömer Hayyam hangi alanlarda dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Matematik, astronomi"}}, {"id": "3148", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Ömer Hayyam'ın kaç tane Rûbai'si var olduğu bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 554, "text": "158"}}, {"id": "3149", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "Ömer Hayyam için hangi lakap verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "savaş karşıtı eylemci"}}, {"id": "3150", "context": "Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir. Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.", "question": "İddialara göre Ömer Hayyam'a kaç tane rubai mâl edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "binin üzerindedir"}}, {"id": "3189", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1940"}}, {"id": "3190", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Ankara"}}, {"id": "3191", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Ankara Atatürk Lisesi"}}, {"id": "3192", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu 1963'te nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "3193", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "1963"}}, {"id": "3194", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra hangi üniversitede çocuk cerrahisi üstüne çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "3195", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu Karaciğer Transplantasyonu bölümünü nerede kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Wisconsin Üniversitesi"}}, {"id": "3196", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu Wisconsin Üniversitesi'nde ne gibi bir yenilik getirdi?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu"}}, {"id": "3197", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu'nun tıp dergilerinde yayımlanmış kaç tane kitabı vardır?", "answers": {"answer_start": 588, "text": "22"}}, {"id": "3198", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu'nun tıp dergilerinde yayımlanmış kaç tane eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "185"}}, {"id": "3199", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu 2006'dan beri ne yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 663, "text": "Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır"}}, {"id": "3200", "context": "Münci Kalayoğlu (doğum 1940, Ankara) Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdi. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek çocuk cerrahisi eğitimi aldı. New York Mount Sinai Medikal Okulu'nda ve Pittsburg Çocuk Hastanesi'nde çalışmalar yaptı. Wisconsin Üniversitesi'nde Karaciğer Transplantasyonu Bölümü'nü kurdu ve bu bölümün başkanlığını yaptı. Bu zamana kadar 1500 karaciğer nakli gerçekleştiren Kalayoğlu, dünya çapında ünlü bir isim haline geldi. Kalayoğlu'nun uluslararası tıp dergilerinde yayımlanmış 185 eseri, 22 kitabı ve çeşitli kitaplara katkıları bulunmaktadır. 2006 yılından beri Türkiye'de özel bir hastanede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.", "question": "Münci Kalayoğlu günümüze kadar kaç tane karaciğer nakli yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "1500"}}, {"id": "3201", "context": "Tarih  bilimi  alanında  ise  el-Bīrūnī’nin  Hindistan’a  dair  yazdığı  eserden  bahsedilmelidir.  Bu  eser,  örnek  alınabilecek  bir  hakikat  sevgisine,  eleştirici  bir  düşünceye,  keskin  bir  gözleme,  dünya  kültürlerine  karşı  şaşırtıcı  bir  açıklığa  ve  yazarın  nesnelliğine  tanıklık  etmektedir.  el-Bīrūnī  Hint  kültürünü,  Hindistan’daki  dinleri  ve  bilimleri  bizzat  kendisi  uzun  yıllar  orada  yaşadığı  sıralarda  yaptığı  araştırmalar  ve  gözlemler  temelinde  ele  almakta  ve  işlemektedir.  Eserin  girişinde  şöyle  demektedir195:  «Bu  kitap  polemik  değildir,  sadece  gerçeklerin  kaydedilmesidir.  Burada  ben,  Hintlilerin  teorilerini  olduğu  gibi  aktaracağım  ve  bunlarla  ilişkili  olarak  Yunanların  benzer  teorilerini  aralarındaki  yakınlığı  göstermek  için  anacağım.»  el-Bīrūnī’nin  kitabı,  erken  Abbasi  döneminden  beri  tanıdığımız,  yabancı  kültürleri  ve  dinleri  tanımaya  yönelik  bir  anlayış  geleneğinden  beslenmektedir.  Bu  gelenek,  birçok  seyahat  kitaplarında,  el-Mesʿūdī’nin  şaheser  olarak  nitelendirilebilecek  eserlerinde  ve  el-Bīrūnī’nin  «Geçen  Devirler  Kronoloji»  sinde  ifadesini  bulmaya  başlamıştı.  el-Bīrūnī’nin  Hindistan  kitabı  yabancı  uygarlıkları  tanıtılmasında  aşılamamış  bir  zirvedir,  hatta  sadece  Arap-İslam  kültüründe  değil.", "question": "El-biruni kitabı hangi gelenekten yararlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 894, "text": "yabancı  kültürleri  ve  dinleri  tanımaya  yönelik  bir  anlayış  geleneğinden"}}, {"id": "3202", "context": "Tarih  bilimi  alanında  ise  el-Bīrūnī’nin  Hindistan’a  dair  yazdığı  eserden  bahsedilmelidir.  Bu  eser,  örnek  alınabilecek  bir  hakikat  sevgisine,  eleştirici  bir  düşünceye,  keskin  bir  gözleme,  dünya  kültürlerine  karşı  şaşırtıcı  bir  açıklığa  ve  yazarın  nesnelliğine  tanıklık  etmektedir.  el-Bīrūnī  Hint  kültürünü,  Hindistan’daki  dinleri  ve  bilimleri  bizzat  kendisi  uzun  yıllar  orada  yaşadığı  sıralarda  yaptığı  araştırmalar  ve  gözlemler  temelinde  ele  almakta  ve  işlemektedir.  Eserin  girişinde  şöyle  demektedir195:  «Bu  kitap  polemik  değildir,  sadece  gerçeklerin  kaydedilmesidir.  Burada  ben,  Hintlilerin  teorilerini  olduğu  gibi  aktaracağım  ve  bunlarla  ilişkili  olarak  Yunanların  benzer  teorilerini  aralarındaki  yakınlığı  göstermek  için  anacağım.»  el-Bīrūnī’nin  kitabı,  erken  Abbasi  döneminden  beri  tanıdığımız,  yabancı  kültürleri  ve  dinleri  tanımaya  yönelik  bir  anlayış  geleneğinden  beslenmektedir.  Bu  gelenek,  birçok  seyahat  kitaplarında,  el-Mesʿūdī’nin  şaheser  olarak  nitelendirilebilecek  eserlerinde  ve  el-Bīrūnī’nin  «Geçen  Devirler  Kronoloji»  sinde  ifadesini  bulmaya  başlamıştı.  el-Bīrūnī’nin  Hindistan  kitabı  yabancı  uygarlıkları  tanıtılmasında  aşılamamış  bir  zirvedir,  hatta  sadece  Arap-İslam  kültüründe  değil.", "question": "Hangi kültürde el-biruni yabancı uygarlıkları anlatmakta zirvededir", "answers": {"answer_start": 1311, "text": "Arap-İslam"}}, {"id": "3203", "context": "Fizik  ve  teknoloji  alanının  bu  dallarının  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  kültür  dünyasında  ulaştığı  yüksek  seviyeyi  gösteren  en  azından  iki  kitap  tanıyoruz.  Bu  eserler  ʿAbdurraḥmān  el-Ḫāzinī’nin213  (515/1121  yılında  yazdığı)  Mīzān  el-Ḥikme  ile,  Ebū  el-ʿİzz  İsmāʿīl  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī’nin214  (yaklaşık  600/1203  yılında  kaleme  aldığı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-el-ʿAmel  en-Nāfiʿ  fī  Ṣınāʿat  el-Ḥiyel  isimli  eserleridir.", "question": "Fizik ve teknolojide ulaşılan yüksek seviye gösteren kaç kitap vardır?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "iki"}}, {"id": "3204", "context": "Fizik  ve  teknoloji  alanının  bu  dallarının  6./12.  yüzyılda  Arap-İslam  kültür  dünyasında  ulaştığı  yüksek  seviyeyi  gösteren  en  azından  iki  kitap  tanıyoruz.  Bu  eserler  ʿAbdurraḥmān  el-Ḫāzinī’nin213  (515/1121  yılında  yazdığı)  Mīzān  el-Ḥikme  ile,  Ebū  el-ʿİzz  İsmāʿīl  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī’nin214  (yaklaşık  600/1203  yılında  kaleme  aldığı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-el-ʿAmel  en-Nāfiʿ  fī  Ṣınāʿat  el-Ḥiyel  isimli  eserleridir.", "question": "izik ve teknolojide ulaşılan yüksek seviye gösteren iki kitabın isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "ʿAbdurraḥmān  el-Ḫāzinī’nin213  (515/1121  yılında  yazdığı)  Mīzān  el-Ḥikme  ile,  Ebū  el-ʿİzz  İsmāʿīl  İbn  er-Rezzāz  el-Cezerī’nin214  (yaklaşık  600/1203  yılında  kaleme  aldığı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-el-ʿAmel  en-Nāfiʿ  fī  Ṣınāʿat  el-Ḥiyel  isimli  eserleridir."}}, {"id": "3205", "context": "Yazar,  her  şeyden  önce,  özgül  ağırlıkları  belirleme  konusunda  el-Bīrūnī’nin  ulaşmış  olduğu  sonuçları  geliştirmekte  ve  tamamlamaktadır.  Kitabın  adında  geçen  terazi,  hata  oranını  1/60000  lik  bir  hassasiyete  hedefleyecek  tarzda  yapılmıştır", "question": "Yazarın yaptığı ölçümler hata oranını ne kadar düşürebilmiştir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1/60000"}}, {"id": "3219", "context": "7./13.  yüzyıl  bütün  bilim  dallarında,  bir  önceki  yüzyılda  uğraşılan  disiplinlerin  gelişimindeki  devam  eden  yaratıcılığı  ortaya  koymaktadır.  Ayrıca  bu  yüzyılın  karakterisik  yanı  şudur;  önceki  nesillerden  devralınan  disiplinlerin  mümkün  olabildiğince  sistemleştirilmesi. ", "question": "7./13.  yüzyılda bir önceki yüzyıla kıyasla ne farklıdır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "uğraşılan  disiplinlerin  gelişimindeki  devam  eden  yaratıcılığı  ortaya  koymaktadır"}}, {"id": "3220", "context": "7./13.  yüzyıl  bütün  bilim  dallarında,  bir  önceki  yüzyılda  uğraşılan  disiplinlerin  gelişimindeki  devam  eden  yaratıcılığı  ortaya  koymaktadır.  Ayrıca  bu  yüzyılın  karakterisik  yanı  şudur;  önceki  nesillerden  devralınan  disiplinlerin  mümkün  olabildiğince  sistemleştirilmesi. ", "question": "Yüzyılın karakterisik yanı nedir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "önceki  nesillerden  devralınan  disiplinlerin  mümkün  olabildiğince  sistemleştirilmesi"}}, {"id": "3221", "context": "Bu  yüzyılın  duraklama  başlangıcını  da  içerdiğine  ilişkin  görüş,  talihsiz  olduğu  kadar  tarihi  olgularla  çelişen  ve  Arap-İslam  bilimleri  tarihi  konusunda  bir  zamanlar  tam  bir  bilgisizlik  içerisinde  ortaya  atılan  bir  görüştür.  Halbuki  durum  bunun  tam  tersidir.", "question": "Bahsedilen görüş ne zaman ortaya atılmıştır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Arap-İslam  bilimleri  tarihi  konusunda  bir  zamanlar  tam  bir  bilgisizlik  içerisinde"}}, {"id": "3222", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl). ", "question": "Astronomi alanının ilerlemesini nerde görmek mümkündür?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde"}}, {"id": "3223", "context": "Astronomi  alanının  teorik  yöndeki  ilerlemesi,  İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī  tarafından  başlatılan  Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerinde  kendini  göstermektedir  (bkz.  5./11.  yüzyıl). ", "question": "Ptoleme  gezegenler  modelinin  tashihi  denemelerin kimler tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İbn  el-Heysem  ve  Ebū  ʿUbeyd  el-Cūzecānī"}}, {"id": "3224", "context": "7./13.  yüzyılın  astronomi  alanındaki  en  önemli  başarılarından  birisi  de,  Urmiye  gölünün  güney  doğusunda  bulunan  Merāġa’da  bir  rasathane  kurulmasıdır.  Bu  proje  yaklaşık  657/1259  ve  668/1270  yılları  arasında  Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun  emriyle,  Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin  yönetiminde,  Bağdat  ve  Suriye’de  faaliyette  bulunurken  buraya  getirilen  bir  grup  astronom  tarafından  gerçekleştirilmiştir.", "question": "Rasathane kimin emri tarafından Naṣīreddīn  aṭ-Ṭūsī’nin yönetimine bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "Batı  Moğol  İmparatorluğu’nun  kurucusu  Hulâgu’nun"}}, {"id": "3225", "context": "Astronomik  gözlem  amacıyla  inşa  edilmiş  büyük  ana  bina  ve  burada  ilk  kez  inşa  edilmiş  devasa  aletlerle  gerçekleştirilen  bu  girişim,  Arap-İslam  kültürü  içerisinde  rasthaneler  tarihi  bakımından  çığır  açıcı  bir  öneme  sahiptir.  ", "question": "Hangi kültür için çığır acıcı bir öneme sahiptir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "Arap-İslam"}}, {"id": "3226", "context": "el-Marrākuşī  ayrıca  bu  problemi  usturlap  kullanmadan  çözebilecek  bir  yöntem  de  önermektedir.  Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un  10.  cildinde  açıklanan  bu  problem  ve  çözümü  en  geniş  anlamıyla,  bir  sabit  yıldızın  yükseklik  ve  azimutundan  [hareketle]  onun  saat  açısının,  diğer  bir  deyimle,  bir  sabit  yıldızın  meridyen  çizgisinden  geçişinden  itibaren  belirlenen  gökkubbesinin  dönüşü  ve  yıldızın  merkezinden  hesaplanmasıdır.", "question": "Bahsedilen yöntem hangi kaynakta bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Geschichte  des  arabischen  Schrifttums’un  10.  cildinde"}}, {"id": "3227", "context": "O  geriye  130  yerin  koordinatlarını  içeren  bir  çizelge  bırakmıştır.  Bu  çizelgenin  coğrafya  tarihindeki  önemi,  Akdeniz  kıyı  şehirlerinin  ve  İber  yarımadası  ile  kuzey  Afrika’daki  birçok  yerin  önemli  ölçüde  düzeltilmiş  enlem  ve  boylam  derecelerini  içermesinde  bulunmaktadır.   ", "question": "Bıraktığı çizelge kaç adet yerin koordinatını bulundurmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "130"}}, {"id": "3228", "context": "İspanya’dan  Bağdat’a  kadar  uzanan  çok  büyük  coğrafi  bir  bölgenin  koordinatlarının  böylesine  derinden  ve  hassas  şekilde  düzeltilmesinin  tek  bir  insan  tarafından  başarılamayacağı  ve  bir  insan  ömrü  içerisinde  yapılamayacağı  bir  gerçektir. ", "question": "Yapılan düzeltmelerin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "böylesine  derinden  ve  hassas"}}, {"id": "3229", "context": "İslam  dünyasının  batısında  yapılan  ölçüm  sonuçlarından  birisi  de  şudur:  Marinos-  Ptoleme’den  alınan,  Kanarya  adalarından  geçen  sıfır  meridyeni,  Atlas  Okyanusuna  doğru  17°30'  daha  batıya,  yani  Toledo’nun  28°30'  daha  batısına  kaydırılmıştır. ", "question": "Yapılan ölçümler İslam dünyasnın neresinde yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "batısında"}}, {"id": "3230", "context": "İslam  dünyasının  batısında  yapılan  ölçüm  sonuçlarından  birisi  de  şudur:  Marinos-  Ptoleme’den  alınan,  Kanarya  adalarından  geçen  sıfır  meridyeni,  Atlas  Okyanusuna  doğru  17°30'  daha  batıya,  yani  Toledo’nun  28°30'  daha  batısına  kaydırılmıştır. ", "question": "Kanarya adalarından geçen sıfır meridyeni nereye kaydırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "Toledo’nun  28°30' "}}, {"id": "3231", "context": "Alexander  von  Humboldt  1843  yılında  Asie  centrale  isimli  eserinde,  Libros  del  saber  de  astronomía’nın  (1262-1272  yılları  arasında  Kastilya  kralı  Alfons’un  emriyle  tamamlanmıştır)  çizelgelerinde  de  çifte  sıfır  meridyeninden  bahsedildiğine  dikkat  çekmektedir.", "question": "Alexander von Humboldt kaç yalında ve nerede tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "1843  yılında  Asie  centrale  isimli  eserinde"}}, {"id": "3232", "context": "Bizim  tahminimize  göre,  ilk  kez  köklü  bir  şekilde  tashih  edilen  koordinatlara  dayanarak  çizilmiş  haritalar  daha  7./13.  yüzyılın  ikinci  yarısında  ortaya  çıkmıştır.  Böyle  bir  tahmine  götüren  bazı  olgular  bulunmaktadır.  Bunlardan  birisi,  Naṣīreddīn  eṭ-Ṭūsī’nin  et-Teẕkire  fī  el-Heyʾeisimli  eserinin  günümüzde  kayıp  olan  bir  el  yazması,  muhtemelen  müellif  nüshası,  bu  tarz  bir  dünya  haritası  içermekteydi. ", "question": "İlk  kez  köklü  bir  şekilde  tashih  edilen  koordinatlara  dayanarak  çizilmiş  haritalar ne zaman çizilmiştir?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "7./13.  yüzyılın  ikinci  yarısında"}}, {"id": "3233", "context": "Cemāleddīn  ayrıca  bütün  imparatorluğun  coğrafyasını  yazmıştı.  Bu  hacimli  ve  gelecek  dönemlerin  kompilasyonlarına  kaynak  olmuş  eserden  bize  çok  küçük  parçalar  kalmıştır.", "question": "Cemāleddīn'in eseri gelecek nesillere nasıl bir faydası olmuştur?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "kompilasyonlarına  kaynak  olmuş"}}, {"id": "3234", "context": "Burada  son  olarak,  13.  yüzyılın  dikkate  değer  başarılarına  örnek  olarak,  mükemmel  ya  da  mükemmele  yakın  Akdeniz  ve  Karadeniz  haritalarının  doğuşu  dile  getirilmelidir.  Bunlar  Yeni  Çağ  kartografya  tarihinde  «portolan  haritaları»  olarak  adlandırılan  haritalardır. ", "question": "Akdeniz ve Karadeniz haritaları nasıl nitelendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "mükemmel  ya  da  mükemmele  yakın"}}, {"id": "3235", "context": "Burada  son  olarak,  13.  yüzyılın  dikkate  değer  başarılarına  örnek  olarak,  mükemmel  ya  da  mükemmele  yakın  Akdeniz  ve  Karadeniz  haritalarının  doğuşu  dile  getirilmelidir.  Bunlar  Yeni  Çağ  kartografya  tarihinde  «portolan  haritaları»  olarak  adlandırılan  haritalardır. ", "question": "Yapılan haritalara verilen özel isim nedir?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "portolan  haritaları"}}, {"id": "3236", "context": "Bu  tartışma  bugüne  kadar bu  haritaların  el-İdrīsī’nin  haritalarıyla  yakınlıkları  olduğunu  tesbit  eden  bazı  oryantalistler  bir  yana  bırakılırsa  matematik  ve  coğrafya  alanında  Arap-İslam  kültür  dairesinde  elde  edilen  başarılar  hakkında  hiçbir  bilgi  sahibi  olunmadan  yapılmıştır.  ", "question": "Bugüne kadar süren tartışmaların konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "bu  haritaların  el-İdrīsī’nin  haritalarıyla  yakınlıkları"}}, {"id": "3237", "context": "Bu  tartışma  bugüne  kadar bu  haritaların  el-İdrīsī’nin  haritalarıyla  yakınlıkları  olduğunu  tesbit  eden  bazı  oryantalistler  bir  yana  bırakılırsa  matematik  ve  coğrafya  alanında  Arap-İslam  kültür  dairesinde  elde  edilen  başarılar  hakkında  hiçbir  bilgi  sahibi  olunmadan  yapılmıştır.  ", "question": "Tartışmalar neden eleştirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "Arap-İslam  kültür  dairesinde  elde  edilen  başarılar  hakkında  hiçbir  bilgi  sahibi  olunmadan  yapılmıştır"}}, {"id": "3238", "context": "Bilindiği  gibi  yine  o,  Dante  Alighieri’-  nin  İslam  hakkındaki  bilgilerini  derinleştirdi.  İtalya’da  birdenbire  gün  yüzüne  çıkmış  olan  ve  13.  yüzyıl  Avrupa’sında  elden  ele  dolaşan  eski  Imago  mundi  denen  dünya  haritalarından  çok  büyük  farklılıklar  gösteren  bu  dünya  haritası,", "question": "Kimin İslam hakkındaki bilgilerini derinleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Dante  Alighieri"}}, {"id": "3239", "context": "Bilindiği  gibi  yine  o,  Dante  Alighieri’-  nin  İslam  hakkındaki  bilgilerini  derinleştirdi.  İtalya’da  birdenbire  gün  yüzüne  çıkmış  olan  ve  13.  yüzyıl  Avrupa’sında  elden  ele  dolaşan  eski  Imago  mundi  denen  dünya  haritalarından  çok  büyük  farklılıklar  gösteren  bu  dünya  haritası,", "question": "Yapılan harita hangi haritalardan farklıdır?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "Imago  mundi  denen  dünya  haritalarından"}}, {"id": "3240", "context": "Marco  Polo’nun  Asya  yolculuğu  sırasında  Çin’e  kadar  varıp  varmadığı  tartışmasına  hiç  girmeden,  onun  giderken  (1272)  İlhanlılar’ın  yönetiminde  bulunan  batı  İran’ı  ve  dönerken  (1294/1295)  de  Tebrīz’i  ziyaret  ettiğine  işaret  etmek  istiyoruz. ", "question": "Marco Polo hakkında yapılan tartışma ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "olculuğu  sırasında  Çin’e  kadar  varıp  varmadığı"}}, {"id": "3241", "context": "Marco  Polo’nun  Asya  yolculuğu  sırasında  Çin’e  kadar  varıp  varmadığı  tartışmasına  hiç  girmeden,  onun  giderken  (1272)  İlhanlılar’ın  yönetiminde  bulunan  batı  İran’ı  ve  dönerken  (1294/1295)  de  Tebrīz’i  ziyaret  ettiğine  işaret  etmek  istiyoruz. ", "question": "Marco Polo yolculuğundan dönerken nereye uğramıştır", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Tebrīz’i"}}, {"id": "3242", "context": "Bu  bölge  matematiksel  coğrafyanın  ve  buna  dayalı  olarak  yeni  kartografyanın  en  yoğun  şekliyle  işlevsel  olduğu  bölgedir.  İlhanlılar’ın  başkentleri  olan  Merāġa  ve  daha  sonra  Tebrīz’de  yeni  bilim  merkezleri  doğmuştu.", "question": "İlhanlılar'ın başkenti neresidir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Merāġa"}}, {"id": "3243", "context": "Şimdiye  kadar  yapılan  araştırmalarda,  sözbirliği  içinde  Çin’de  «kökleri  1300  yılı  dolaylarına  kadar»  giden  bu  harita  modelinin  ortaya  çıkışı,  bu  model  için  örnek  teşkil  eden  bir  Arap  haritasının  varlığı  ile  açıklanmaktadır.  Bu  model,  1267  yılında,  yukarıda  adı  geçen  coğrafyacı  ve  astronom  Cemāleddīn  tarafından  Merāġa’dan  Da  Du’ya  (Pekin)  götürülmüş  ve  6  astronomik  araçla  birlikte  Sultan  Kubilay  Han’a  sunulmuş,  üzerinde  boylam  ve  enlem  daireleri  çizili  yeryüzü  küresi  olmalıdır.", "question": "Çin'de bulunan haritalarının kökleri ne kadar eskiye dayanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "1300  yılı  dolaylarına"}}, {"id": "3244", "context": "Şimdiye  kadar  yapılan  araştırmalarda,  sözbirliği  içinde  Çin’de  «kökleri  1300  yılı  dolaylarına  kadar»  giden  bu  harita  modelinin  ortaya  çıkışı,  bu  model  için  örnek  teşkil  eden  bir  Arap  haritasının  varlığı  ile  açıklanmaktadır.  Bu  model,  1267  yılında,  yukarıda  adı  geçen  coğrafyacı  ve  astronom  Cemāleddīn  tarafından  Merāġa’dan  Da  Du’ya  (Pekin)  götürülmüş  ve  6  astronomik  araçla  birlikte  Sultan  Kubilay  Han’a  sunulmuş,  üzerinde  boylam  ve  enlem  daireleri  çizili  yeryüzü  küresi  olmalıdır.", "question": "Modelin üzerinde bulunan şey nedir?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "boylam  ve  enlem  daireleri  çizili  yeryüzü  küresi"}}, {"id": "3245", "context": "Arap-İslam  dünyasının  doğusundan  çıkan  düzlem-küresel  dünya  haritaları  da  ortaya  çıkışlarından  kısa  bir  süre  sonra  Çin’e  ulaşmıştır.  Çünkü  bu  haritalar  üzerinde  yeryüzü  küresine  göre  çok  daha  fazla  yer  adı  yazılabilir. ", "question": "Bu tarz haritaların yeryüzü küresine göre farkı nedir", "answers": {"answer_start": 206, "text": "çok  daha  fazla  yer  adı  yazılabilir"}}, {"id": "3246", "context": "Bu  en  yeni  gelişim  basamağının  bize  kadar  ulaşan  en  eski  Arapça  dokümanı  bir  Mağrip  haritasıdır.", "question": "Bize ulaşan en eski Arapça dökümanı nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "bir  Mağrip  haritasıdır"}}, {"id": "3247", "context": "Bu  en  yeni  gelişim  basamağının  bize  kadar  ulaşan  en  eski  Arapça  dokümanı  bir  Mağrip  haritasıdır.", "question": "Mağrip haritası neyin parçasıdır?", "answers": {"answer_start": 4, "text": "en  yeni  gelişim  basamağının"}}, {"id": "3248", "context": "Bu  amaca  yönelik  olarak  o,  daha  basitleştirilmiş  ve  şematize  edilmiş  bir  Akdeniz  haritası  oluşturmak  için  pratik  bir  metot  önermektedir.  Akdeniz  ve  Karadeniz,  1200  kareye  bölünmüş  bir  dikdörtgene  yerleştirilmiştir.", "question": "Uygulanan metotta Akdeniz ve Karadeniz kaç kareye bölünmüştür?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "1200"}}, {"id": "3249", "context": "Bu  haritada,  batıda  ve  doğuda  bulunan  kıyılar,  körfezler  ve  şehirler  ve  hatta  Bizans  topraklarının  bütün  ayrıntıları  gösterilmiştir.  Şunu  da  kaydetmek  gerekir  ki,  Ḳuṭbeddīn’in  bize  karelerle  ortaya  konmasını  tavsiye  ettiği  harita  konusunu  içeren  kitabı  681/1282  tarihini  taşıyor.", "question": "Haritada neler ayrıntılarla gösterilmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "batıda  ve  doğuda  bulunan  kıyılar,  körfezler  ve  şehirler"}}, {"id": "3250", "context": "Bu  haritada,  batıda  ve  doğuda  bulunan  kıyılar,  körfezler  ve  şehirler  ve  hatta  Bizans  topraklarının  bütün  ayrıntıları  gösterilmiştir.  Şunu  da  kaydetmek  gerekir  ki,  Ḳuṭbeddīn’in  bize  karelerle  ortaya  konmasını  tavsiye  ettiği  harita  konusunu  içeren  kitabı  681/1282  tarihini  taşıyor.", "question": "Ḳuṭbeddīn’in  bize  karelerle  ortaya  konmasını  tavsiye  ettiği  harita  konusunu  içeren  kitabı kaç senesinde yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "681/1282"}}, {"id": "3251", "context": "Bir  diğeri  de,  4./10.  yüzyıldan  itibaren  İslam  dünyasında  kesintisiz  olarak  devam  eden  coğrafi  terimler  sözlüğü  literatürünün  zirve  noktası  olan  Muʿcem  el-Buldān  isimli  eseridir.  Leksikografik  kaynakları  arasında  Yāḳūt,  bölgesel  beşeri  coğrafyaya  ve  matematiksel  coğrafyaya  ilişkin  bir  dizi  eseri  ve  de  seyahatnameleri  değerlendirmiştir.", "question": "Terimler  sözlüğü  literatürünün  zirve  noktası  olan eserin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Muʿcem  el-Buldān"}}, {"id": "3252", "context": "Bir  diğeri  de,  4./10.  yüzyıldan  itibaren  İslam  dünyasında  kesintisiz  olarak  devam  eden  coğrafi  terimler  sözlüğü  literatürünün  zirve  noktası  olan  Muʿcem  el-Buldān  isimli  eseridir.  Leksikografik  kaynakları  arasında  Yāḳūt,  bölgesel  beşeri  coğrafyaya  ve  matematiksel  coğrafyaya  ilişkin  bir  dizi  eseri  ve  de  seyahatnameleri  değerlendirmiştir.", "question": "Leksikografik  kaynakları  arasında  Yāḳūt neleri değerlendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 247, "text": "bölgesel  beşeri  coğrafyaya  ve  matematiksel  coğrafyaya  ilişkin  bir  dizi  eseri  ve  de  seyahatnameleri"}}, {"id": "3253", "context": "Bu  kişi  Suriye’deki  30  yıllık  ikameti  sırasında  Arapça’yı  ve  Arap  tıbbını  yakından  tanımış  ve  öğrenmiştir.  Padua’ya  geri  dönüşünde  yanına  birçok  Arapça  kitap  almış  ve  evvelce  Cremonalı  Gerhard  tarafıdan  çevrilmiş  olan  İbn  Sīnā’nın  el-Ḳānūn’u  da  dahil  olmak  üzere  birçok  kitabı  Latince’ye  çevirmiştir.", "question": "Bahsedilen kişi Suriye'de kaç sene ikamet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "30"}}, {"id": "3254", "context": "Bu  kişi  Suriye’deki  30  yıllık  ikameti  sırasında  Arapça’yı  ve  Arap  tıbbını  yakından  tanımış  ve  öğrenmiştir.  Padua’ya  geri  dönüşünde  yanına  birçok  Arapça  kitap  almış  ve  evvelce  Cremonalı  Gerhard  tarafıdan  çevrilmiş  olan  İbn  Sīnā’nın  el-Ḳānūn’u  da  dahil  olmak  üzere  birçok  kitabı  Latince’ye  çevirmiştir.", "question": "Bahsedilen kişi Padua'ya dönüşünde yanında neler götürmüştür?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "birçok  Arapça  kitap"}}, {"id": "3255", "context": "Abbas Vesim Efendi 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı. Abbas Vesim Efendi, tıp eğitimini Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendilerden almıştır.", "question": "Abbas Vesim Efendi tıp eğitimini kimlerden almıştır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Bursalı Ali ve Ömer Şifai"}}, {"id": "3256", "context": "Abbas Vesim Efendi 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı. Abbas Vesim Efendi, tıp eğitimini Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendilerden almıştır.", "question": "Abbas Vesim Efendi kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "17. yüzyılda"}}, {"id": "3257", "context": "Abbas Vesim Efendi 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı. Abbas Vesim Efendi, tıp eğitimini Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendilerden almıştır.", "question": "Abbas Vesim Efendi'nin çalışma yeri neredeydi?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Sultan Selim çarşısındaydı"}}, {"id": "3258", "context": "Málaga isimli Endülüs şehrinde 12. yüzyılın sonlarında doğan İbn Baytar, Málaga'lı botanikçi Ebu Abbas el-Nebati'den botanik dersleri almış ve hocasıyla birlikte İspanya ve İspanya yakınlarından bitki örnekleri toplamaya başlamıştır. El-Nebati o dönemlerde bilimsel bir yöntemin temellerini atmıştı; testlerde ampirik ve deneysel teknikler kullanıyor, birçok tıbbî malzemeyi (materia medicayı) saptıyor ve tanımlıyor, gerçek deneyler ve gözlemler sonucu ulaşılan bilgilerle doğrulanmamış bilgileri ayrı ayrı kategorize ediyordu. Nitekim benzeri bir yöntem de İbn Baytar tarafından daha sonra kullanılmıştır.", "question": "Abdullah bin Ahmed el-Baytar botanik derslerini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Ebu Abbas el-Nebati"}}, {"id": "3259", "context": "Málaga isimli Endülüs şehrinde 12. yüzyılın sonlarında doğan İbn Baytar, Málaga'lı botanikçi Ebu Abbas el-Nebati'den botanik dersleri almış ve hocasıyla birlikte İspanya ve İspanya yakınlarından bitki örnekleri toplamaya başlamıştır. El-Nebati o dönemlerde bilimsel bir yöntemin temellerini atmıştı; testlerde ampirik ve deneysel teknikler kullanıyor, birçok tıbbî malzemeyi (materia medicayı) saptıyor ve tanımlıyor, gerçek deneyler ve gözlemler sonucu ulaşılan bilgilerle doğrulanmamış bilgileri ayrı ayrı kategorize ediyordu. Nitekim benzeri bir yöntem de İbn Baytar tarafından daha sonra kullanılmıştır.", "question": "Ebu Abbas el-Nebati hangi bilimsel teknikleri kullanıyordu?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "ampirik ve deneysel teknikler"}}, {"id": "3260", "context": "Málaga isimli Endülüs şehrinde 12. yüzyılın sonlarında doğan İbn Baytar, Málaga'lı botanikçi Ebu Abbas el-Nebati'den botanik dersleri almış ve hocasıyla birlikte İspanya ve İspanya yakınlarından bitki örnekleri toplamaya başlamıştır. El-Nebati o dönemlerde bilimsel bir yöntemin temellerini atmıştı; testlerde ampirik ve deneysel teknikler kullanıyor, birçok tıbbî malzemeyi (materia medicayı) saptıyor ve tanımlıyor, gerçek deneyler ve gözlemler sonucu ulaşılan bilgilerle doğrulanmamış bilgileri ayrı ayrı kategorize ediyordu. Nitekim benzeri bir yöntem de İbn Baytar tarafından daha sonra kullanılmıştır.", "question": "İbn Baytar ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "12. yüzyılın sonlarında"}}, {"id": "3261", "context": "1219 yılında İbn Baytar, İslam topraklarının her yöresinden bitki örnekleri toplamak amacıyla Endülüs'ü terk etti. Afrika'nın kuzey sahilinden Anadolu'ya kadar yol almış, Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus gibi yerleri gezmiştir. 1224 yılından sonra Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamış, sultan Şam'a kadarki bölgeyi kontrolü altına alınca onunla birlikte bölgeye giderek Suriye'den de bitki örnekleri toplama fırsatı bulmuştur. Şam'da 1248 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn Baytar bitki örnekleri toplamak için neleri gezmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus"}}, {"id": "3262", "context": "1219 yılında İbn Baytar, İslam topraklarının her yöresinden bitki örnekleri toplamak amacıyla Endülüs'ü terk etti. Afrika'nın kuzey sahilinden Anadolu'ya kadar yol almış, Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus gibi yerleri gezmiştir. 1224 yılından sonra Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamış, sultan Şam'a kadarki bölgeyi kontrolü altına alınca onunla birlikte bölgeye giderek Suriye'den de bitki örnekleri toplama fırsatı bulmuştur. Şam'da 1248 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn Baytar hangi yıldan sonra baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "1224"}}, {"id": "3263", "context": "1219 yılında İbn Baytar, İslam topraklarının her yöresinden bitki örnekleri toplamak amacıyla Endülüs'ü terk etti. Afrika'nın kuzey sahilinden Anadolu'ya kadar yol almış, Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus gibi yerleri gezmiştir. 1224 yılından sonra Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamış, sultan Şam'a kadarki bölgeyi kontrolü altına alınca onunla birlikte bölgeye giderek Suriye'den de bitki örnekleri toplama fırsatı bulmuştur. Şam'da 1248 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn Baytar hangi sultanın yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında"}}, {"id": "3264", "context": "1219 yılında İbn Baytar, İslam topraklarının her yöresinden bitki örnekleri toplamak amacıyla Endülüs'ü terk etti. Afrika'nın kuzey sahilinden Anadolu'ya kadar yol almış, Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus gibi yerleri gezmiştir. 1224 yılından sonra Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamış, sultan Şam'a kadarki bölgeyi kontrolü altına alınca onunla birlikte bölgeye giderek Suriye'den de bitki örnekleri toplama fırsatı bulmuştur. Şam'da 1248 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn Baytar nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "Şam'da"}}, {"id": "3265", "context": "1219 yılında İbn Baytar, İslam topraklarının her yöresinden bitki örnekleri toplamak amacıyla Endülüs'ü terk etti. Afrika'nın kuzey sahilinden Anadolu'ya kadar yol almış, Bugia (Bugünkü Bejaja), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Adalia (bugünkü Antalya), Tunus, Trablus gibi yerleri gezmiştir. 1224 yılından sonra Eyyubi sultanı el-Kamil'in yanında baş şifalı bitki uzmanı olarak çalışmaya başlamış, sultan Şam'a kadarki bölgeyi kontrolü altına alınca onunla birlikte bölgeye giderek Suriye'den de bitki örnekleri toplama fırsatı bulmuştur. Şam'da 1248 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn Baytar ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "1248"}}, {"id": "3266", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın en önemli eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah"}}, {"id": "3267", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah eserinde kaç farklı bitki tanımı vardır?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "1400"}}, {"id": "3268", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah eseri kaç yılında latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "1758"}}, {"id": "3269", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah eseri kaçıncı yüzyıla kadar Avrupa'da kullanılmaya devam edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 392, "text": "19. yüzyıla kadar"}}, {"id": "3270", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah eseri kendinden önceki hangi müelliflere referans içermektedir?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife"}}, {"id": "3271", "context": "İbn Baytar'ın başyapıtı Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah isimli eseridir. Eser uzun bir süre önemli bir botanik otoritesi olma özelliğini kaybetmediği gibi, eczacılık açısından da büyük önem taşımıştır; zira eserde, yaklaşık 300'ü tamamen kendi keşfi olan, en azından 1400 farklı bitki, ve ilacın ansiklopedik tanım ve tarifleri yer almaktadır. Eser 1758 yılında Latince'ye çevrilmiş, 19. yüzyıla kadar Avrupa kullanılmaya devam edilmiştir. Eser ayrıca kendinden önceki 150 kadar Arap, 30 kadarsa Yunan müellife referans içermektedir.", "question": "İbn Baytar'ın Kitab el-Cami'fi el-Adviyye el-Müfredah eserinde bahsedilen bitki türlerinin kaç tanesi kendisi tarafından keşfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "300"}}, {"id": "3272", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3273", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Saint-Joseph Lisesi"}}, {"id": "3274", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş doktorasına hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "McGill Üniversitesi"}}, {"id": "3275", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş'ın çalışma yaptığı alan nedir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "tarih"}}, {"id": "3276", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş görev yaptığı Galatasaray Üniversitesi'ne kaç yılında katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "1996"}}, {"id": "3277", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş hangi üniversitede görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "Galatasaray Üniversitesi"}}, {"id": "3278", "context": "Akşemseddin asıl adı ile Mehmed Şemseddin, çok yönlü Türk âlimi, tıp insanı ve Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk tarikâtının kurucusu. Fatih Sultan Mehmed'in hocası olarak bilinmektedir.", "question": "Akşemseddin hangi tarikâtı kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Şemsîyye-î Bayramîyye"}}, {"id": "3279", "context": "Akşemseddin asıl adı ile Mehmed Şemseddin, çok yönlü Türk âlimi, tıp insanı ve Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk tarikâtının kurucusu. Fatih Sultan Mehmed'in hocası olarak bilinmektedir.", "question": "Akşemseddin'in asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Mehmed Şemseddin"}}, {"id": "3280", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "1389"}}, {"id": "3281", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Şam"}}, {"id": "3282", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin kaç yaşında hafız olmuştur?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "7"}}, {"id": "3283", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin eğitimini hangi medreselerde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "Amasya ve Osmancık medreseleri"}}, {"id": "3284", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin'in tasavvufun yanında hangi ilme merak salmıştır?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "tıbba ve eczacılığa"}}, {"id": "3285", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin neden müderrisliği ve medreseyi terk etti?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "irfan tahsili için"}}, {"id": "3286", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.", "question": "Akşemseddin neden İran'ı dolaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Tasavvufa olan ilgisinden dolayı"}}, {"id": "3287", "context": "Akşemseddin, fetihten sonra, II. Mehmed'in ısrarına rağmen İstanbul'da kalmak istemedi, Göynük'e çekildi ve 16 Şubat 1459 yılında 70 yaşında vefat etti.", "question": "Akşemseddin hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "16 Şubat 1459"}}, {"id": "3288", "context": "Akşemseddin, fetihten sonra, II. Mehmed'in ısrarına rağmen İstanbul'da kalmak istemedi, Göynük'e çekildi ve 16 Şubat 1459 yılında 70 yaşında vefat etti.", "question": "Akşemseddin kaç yaşında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "70"}}, {"id": "3289", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Isparta"}}, {"id": "3290", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy'un babasının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İsmail Hakkı Akyürek"}}, {"id": "3291", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy'un babası İsmail Hakkı Akyürek kimdir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır."}}, {"id": "3292", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy ilkokulu nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Erzurum"}}, {"id": "3293", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy ortaokulu nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Bursa"}}, {"id": "3294", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy hangi fakülteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "3295", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy kaç yılında fakülteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "1953"}}, {"id": "3296", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy hangi yıl uzmanlık derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "1956"}}, {"id": "3297", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy hangi yıl doçentliğe yükselmiştir?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "1968"}}, {"id": "3298", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy hangi yıl profesörlüğe yükselmiştir?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "1973"}}, {"id": "3299", "context": "1929 yılında Isparta'da dünyaya gelir. Babası İsmail Hakkı Akyürek Türk Kurtuluş Savaşı'na katılarak,  İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış bir subaydır. İlkokula Erzurum'da, ortaokula Bursa'da başlar, Türk Eğitim Derneğince sağlanan burs ile liseyi bitirerek, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girer. 1953 yılında fakülteden mezun olur, aynı  üniversiteden 1956 da uzmanlık derecesini alır. Dr. Arcasoy, 1968 yılında doçentliğe, 1973 de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. Ayten Arcasoy, 1995 yılında emekli olur.", "question": "Ayten Arcasoy hangi yıl emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "1995"}}, {"id": "3300", "context": "Ankara Üniversitesi Çocuk Kliniğinin ilk kuruluş ve yerleşim aşamasında Ayten Arcasoy, Hematoloji ve Onkoloji bölümünde bir Hematoloji araştırma laboratuvarı kurma düşüncesi üzerinde yoğunlaşır. Hemoglobin konusunda dünyaca tanınmış bilim insanlarından biri olan Washington Üniversitesi'nden Prof. Dr. Virginia Minnich bir yıllığına Türkiye'ye davet edilir.  Virginia Minnich Türkiye'de kaldığı 1 yıl süre içerisinde (1964-1965) Dr. Ayten Arcasoy ile birlikte Çocuk Hastalıkları Kliniğinde modern bir Pediatrik Hematoloji Laboratuvarını kurar. Laboratuvarın sorumluluğunu Dr. Ayten Arcasoy üstlenir. Bu yıllardan başlayarak Pica (kil ve toprak yeme) sonucu gelişen demir ve çinko eksikliği, Talasemi ve anormal hemoglobin konularında çalışma ve projeler yapar.", "question": "Ayten Arcasoy kim ile birlikte Pediatrik Hematoloji Laboratuvarını kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "Virginia Minnich"}}, {"id": "3301", "context": "Ankara Üniversitesi Çocuk Kliniğinin ilk kuruluş ve yerleşim aşamasında Ayten Arcasoy, Hematoloji ve Onkoloji bölümünde bir Hematoloji araştırma laboratuvarı kurma düşüncesi üzerinde yoğunlaşır. Hemoglobin konusunda dünyaca tanınmış bilim insanlarından biri olan Washington Üniversitesi'nden Prof. Dr. Virginia Minnich bir yıllığına Türkiye'ye davet edilir.  Virginia Minnich Türkiye'de kaldığı 1 yıl süre içerisinde (1964-1965) Dr. Ayten Arcasoy ile birlikte Çocuk Hastalıkları Kliniğinde modern bir Pediatrik Hematoloji Laboratuvarını kurar. Laboratuvarın sorumluluğunu Dr. Ayten Arcasoy üstlenir. Bu yıllardan başlayarak Pica (kil ve toprak yeme) sonucu gelişen demir ve çinko eksikliği, Talasemi ve anormal hemoglobin konularında çalışma ve projeler yapar.", "question": "Virginia Minnich hangi alanda yaptığı çalışmalarla dünyaca tanınmıştır?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Hemoglobin"}}, {"id": "3302", "context": "Ankara Üniversitesi Çocuk Kliniğinin ilk kuruluş ve yerleşim aşamasında Ayten Arcasoy, Hematoloji ve Onkoloji bölümünde bir Hematoloji araştırma laboratuvarı kurma düşüncesi üzerinde yoğunlaşır. Hemoglobin konusunda dünyaca tanınmış bilim insanlarından biri olan Washington Üniversitesi'nden Prof. Dr. Virginia Minnich bir yıllığına Türkiye'ye davet edilir.  Virginia Minnich Türkiye'de kaldığı 1 yıl süre içerisinde (1964-1965) Dr. Ayten Arcasoy ile birlikte Çocuk Hastalıkları Kliniğinde modern bir Pediatrik Hematoloji Laboratuvarını kurar. Laboratuvarın sorumluluğunu Dr. Ayten Arcasoy üstlenir. Bu yıllardan başlayarak Pica (kil ve toprak yeme) sonucu gelişen demir ve çinko eksikliği, Talasemi ve anormal hemoglobin konularında çalışma ve projeler yapar.", "question": "Ayten Arcasoy, Pediatrik Hematoloji Laboratuvarı kurulduktan sonra hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Pica (kil ve toprak yeme) sonucu gelişen demir ve çinko eksikliği, Talasemi ve anormal hemoglobin"}}, {"id": "3303", "context": "Bu araştırma laboratuvarı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca (TÜBİTAK) da desteklenmiştir. Bu sayede ilk defa 1975 yılında, Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Ünitesinin kurulması sağlanmıştır. Daha sonra eser elementler ve çinko üzerine yoğunlaşan çalışmalar nedeniyle ve yine TÜBİTAK tarafından desteklenen “Çinko Eksikliği ve Tedavisi Araştırma Ünitesi” Prof. Dr. Ayten  Arcasoy başkanlığında kurulur. Başta Hemoglobin J Ankara olmak üzere çok sayıda anormal hemoglobini Türk toplumunda tespit eder. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak Ankara Thalassemia Derneği'nin kurulmasına öncülük eder ve 1989-2005 yılları arasında başkanlığını yapar.  Dr. Arcasoy, kan hastalıklarının tanısında iyi hazırlanmış bir kan yaymasının, deneyimli ve dikkatli bir hekim tarafından mikroskopta incelenmesinin önemini her fırsatta belirtir ve uygulardı. 1983 yılında kliniğe kazandırmış olduğu beş başlı eğitim mikroskobu halen kullanılmaktadır.", "question": "Ayten Arcasoy hangi tıbbi ütilerin ilk defa kurulmasınnı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Ünitesi"}}, {"id": "3304", "context": "Bu araştırma laboratuvarı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca (TÜBİTAK) da desteklenmiştir. Bu sayede ilk defa 1975 yılında, Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Ünitesinin kurulması sağlanmıştır. Daha sonra eser elementler ve çinko üzerine yoğunlaşan çalışmalar nedeniyle ve yine TÜBİTAK tarafından desteklenen “Çinko Eksikliği ve Tedavisi Araştırma Ünitesi” Prof. Dr. Ayten  Arcasoy başkanlığında kurulur. Başta Hemoglobin J Ankara olmak üzere çok sayıda anormal hemoglobini Türk toplumunda tespit eder. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak Ankara Thalassemia Derneği'nin kurulmasına öncülük eder ve 1989-2005 yılları arasında başkanlığını yapar.  Dr. Arcasoy, kan hastalıklarının tanısında iyi hazırlanmış bir kan yaymasının, deneyimli ve dikkatli bir hekim tarafından mikroskopta incelenmesinin önemini her fırsatta belirtir ve uygulardı. 1983 yılında kliniğe kazandırmış olduğu beş başlı eğitim mikroskobu halen kullanılmaktadır.", "question": "Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Ünitesi ilk defa hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "1975"}}, {"id": "3305", "context": "Bu araştırma laboratuvarı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca (TÜBİTAK) da desteklenmiştir. Bu sayede ilk defa 1975 yılında, Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Ünitesinin kurulması sağlanmıştır. Daha sonra eser elementler ve çinko üzerine yoğunlaşan çalışmalar nedeniyle ve yine TÜBİTAK tarafından desteklenen “Çinko Eksikliği ve Tedavisi Araştırma Ünitesi” Prof. Dr. Ayten  Arcasoy başkanlığında kurulur. Başta Hemoglobin J Ankara olmak üzere çok sayıda anormal hemoglobini Türk toplumunda tespit eder. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak Ankara Thalassemia Derneği'nin kurulmasına öncülük eder ve 1989-2005 yılları arasında başkanlığını yapar.  Dr. Arcasoy, kan hastalıklarının tanısında iyi hazırlanmış bir kan yaymasının, deneyimli ve dikkatli bir hekim tarafından mikroskopta incelenmesinin önemini her fırsatta belirtir ve uygulardı. 1983 yılında kliniğe kazandırmış olduğu beş başlı eğitim mikroskobu halen kullanılmaktadır.", "question": "Ayten Arcasoy Ankara Thalassemia Derneği'nin başkanlığını hangi tarihler arasında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "1989-2005"}}, {"id": "3306", "context": "Dr. Ayten Arcasoy, talasemi ve Hemoglobinopati hastalıklarının önlenmesi konusunda, 1993 yılında TBMM den “Kalıtsal Kan Hastalıkları ile Mücadele” kanununun geçmesini sağlar, böylece Antalya, Antakya, Mersin ve Muğla'da Talasemi merkezlerinin kurulmasına öncülük eder.", "question": "Ayten Arcasoy talasemi ve hemoglobinopati hastalıklarının önlenmesi konusunda hangi yasanın TBMM'den geçmesini sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Kalıtsal Kan Hastalıkları ile Mücadele"}}, {"id": "3307", "context": "Harezmî, 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm'de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat'a gitti. Bağdat'taki bilimler akademisi Darülhikme'de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.", "question": "Harezmî hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "9. yüzyıl"}}, {"id": "3308", "context": "Harezmî, 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm'de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat'a gitti. Bağdat'taki bilimler akademisi Darülhikme'de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.", "question": "Harezmî kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "780"}}, {"id": "3309", "context": "Harezmî, 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm'de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat'a gitti. Bağdat'taki bilimler akademisi Darülhikme'de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.", "question": "Harezmî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Harezm"}}, {"id": "3310", "context": "Harezmî, 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm'de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat'a gitti. Bağdat'taki bilimler akademisi Darülhikme'de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.", "question": "Harezmî ilim öğrenmek için nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Bağdat"}}, {"id": "3311", "context": "Harezmî, 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm'de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat'a gitti. Bağdat'taki bilimler akademisi Darülhikme'de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.", "question": "Harezmî Darülhikme'de hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "matematik, astronomi ve coğrafya"}}, {"id": "3312", "context": "Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir' adı altında sistemleştirdi.", "question": "Harezmî birinci ve ikinci dereceden denklemleri hangi metotla çözmüştür?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "analitik"}}, {"id": "3313", "context": "Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir' adı altında sistemleştirdi.", "question": "Harezmî bbir bilinmeyenli denklemleri hangi metotlarla çözmüştür?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "cebirsel ve geometrik"}}, {"id": "3314", "context": "Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir' adı altında sistemleştirdi.", "question": "Harezmî matematikte ilk defa hangi rakamı kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "sıfır"}}, {"id": "3315", "context": "Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir' adı altında sistemleştirdi.", "question": "Kendisinden önceki cebire ait konuları hangi ad altında sistemleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "cebir"}}, {"id": "3316", "context": "Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti'l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri'nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus'un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü'l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat'ta vefat etti. Üç oğlu olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.", "question": "Harezmî hangi alanlarda eserler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "matematik, astronomi ve coğrafya"}}, {"id": "3317", "context": "Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti'l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri'nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus'un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü'l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat'ta vefat etti. Üç oğlu olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.", "question": "Harezmî yeryüzünün çapına ait hesaplarını hangi kitabında toplamıştır?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Kitâbu Sûreti'l-Arz"}}, {"id": "3318", "context": "Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti'l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri'nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus'un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü'l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat'ta vefat etti. Üç oğlu olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.", "question": "Harezmî Zîcü'l-Harezmî isimli kitabında hangi bilgileri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini"}}, {"id": "3319", "context": "Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti'l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri'nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus'un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü'l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat'ta vefat etti. Üç oğlu olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.", "question": "Harezmî ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "850"}}, {"id": "3320", "context": "Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti'l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri'nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus'un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü'l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat'ta vefat etti. Üç oğlu olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.", "question": "Harezmî nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Bağdat"}}, {"id": "3321", "context": "980-1037 yılları arasında bugün ki Özbekistan sınırlarında yaşamış olan İbni Sina tıp alanında mikrobun varlığını keşfeden bilim adamı olup, 150 den fazla eser bırakmıştır bunlardan 17 tanesi tıp ile alakalıdır.", "question": "İbni Sina tıp alanında neyi keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "mikrobun varlığını"}}, {"id": "3322", "context": "980-1037 yılları arasında bugün ki Özbekistan sınırlarında yaşamış olan İbni Sina tıp alanında mikrobun varlığını keşfeden bilim adamı olup, 150 den fazla eser bırakmıştır bunlardan 17 tanesi tıp ile alakalıdır.", "question": "İbni Sina'nın eserlerinin kaçı tıp ile alakalıdır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "17"}}, {"id": "3323", "context": "Devlet hizmetlerinde bakan, hekim ve filozof olarak görev aldığından gündüz devlet işlerinde gece bilim işlerinde çalışarak eserler ortaya koymuştur. Felsefe konularında kitaplar yazmış, Belirtiler ve Uyarılar, Kurtuluş Kitabı gibi bu alanda meşhur eserlerini vermiştir. Tıp Kanunu kitabı 1000.000 kelimelik bir tıp ansiklopedisidir. Bu kitapları tüm dünyada ders kitabı olarak okutulmuştur.", "question": "İbni Sina felsefe konularında hangi kitapları yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Belirtiler ve Uyarılar, Kurtuluş Kitabı"}}, {"id": "3324", "context": "Devlet hizmetlerinde bakan, hekim ve filozof olarak görev aldığından gündüz devlet işlerinde gece bilim işlerinde çalışarak eserler ortaya koymuştur. Felsefe konularında kitaplar yazmış, Belirtiler ve Uyarılar, Kurtuluş Kitabı gibi bu alanda meşhur eserlerini vermiştir. Tıp Kanunu kitabı 1000.000 kelimelik bir tıp ansiklopedisidir. Bu kitapları tüm dünyada ders kitabı olarak okutulmuştur.", "question": "İbni Sina'nın Tıp Kanunu kitabı kaç kelimden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "1000.000"}}, {"id": "3325", "context": "Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı  yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.", "question": "Câbir bin Hayyân ömrünün büyük bir kısmını hangi şehirde geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Kufe"}}, {"id": "3326", "context": "Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı  yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.", "question": "Câbir bin Hayyân maddeleri nasıl sınıflandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "gazlar, metaller ve minareler"}}, {"id": "3327", "context": "Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı  yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.", "question": "Câbir bin Hayyân nasıl sülfürik asit üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "şapı damıtmak suretiyle"}}, {"id": "3328", "context": "Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı  yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.", "question": "Câbir bin Hayyân hangi İşlemleri geliştirip mükemmelleştimiştir?", "answers": {"answer_start": 299, "text": "süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon"}}, {"id": "3329", "context": "Ampirik çalışmaya çok önem veren bu seçkin bilim insanının en önemli araştırması, asitler üzerinedir. Eski dünyada, sirkeye tadını veren asetik asitten daha güçlü bir asit bilinmemekteydi. Günümüzde kimya endüstrisinin vazgeçilmezlerinden olan sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik asitleri keşfeden Câbir, kimyasal deney olasılıklarını önemli ölçüde artırmıştır.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın en önemli araştırması ne üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "asitler"}}, {"id": "3330", "context": "Ampirik çalışmaya çok önem veren bu seçkin bilim insanının en önemli araştırması, asitler üzerinedir. Eski dünyada, sirkeye tadını veren asetik asitten daha güçlü bir asit bilinmemekteydi. Günümüzde kimya endüstrisinin vazgeçilmezlerinden olan sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik asitleri keşfeden Câbir, kimyasal deney olasılıklarını önemli ölçüde artırmıştır.", "question": "Eski dünyada en güçlü asit olarak bilinen asit neydi?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "asetik asit"}}, {"id": "3331", "context": "Ampirik çalışmaya çok önem veren bu seçkin bilim insanının en önemli araştırması, asitler üzerinedir. Eski dünyada, sirkeye tadını veren asetik asitten daha güçlü bir asit bilinmemekteydi. Günümüzde kimya endüstrisinin vazgeçilmezlerinden olan sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik asitleri keşfeden Câbir, kimyasal deney olasılıklarını önemli ölçüde artırmıştır.", "question": "Câbir bin Hayyân günümüzde hala kimya endüstrisinde kullanılan hangi asitleri keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik"}}, {"id": "3332", "context": "Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın keşfettiği hassas kantar 1 kiligromdan kaç kat daha küçük ağırlıkları ölçebiliyordu?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "6480"}}, {"id": "3333", "context": "Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın çalışmaları arasında hangi eserler yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar"}}, {"id": "3334", "context": "Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın eserlerinde nelerin kullanımı açıklanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 442, "text": "cıva oksit ve sülfür bileşikleri"}}, {"id": "3335", "context": "Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın eserlerinde hangi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir?", "answers": {"answer_start": 442, "text": "cıva oksit ve sülfür bileşikleri"}}, {"id": "3336", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın hangi çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması"}}, {"id": "3337", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın hangi konudaki görüşleri kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "metallerin yapısı"}}, {"id": "3338", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın hangi konudaki görüşleri kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "metallerin yapısı"}}, {"id": "3339", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın metallerin yapısı konusundaki görüşleri hangi yüzyıla kadar ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "18. yüzyıla kadar"}}, {"id": "3340", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın çalışma yaptığı laboratuarı ölümünden kaç yüz yıl sonra ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "iki yüz yıl"}}, {"id": "3341", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Câbir bin Hayyân'ın çalışma yaptığı laboratuar iki yüz yıl sonra nasıl ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 360, "text": " Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında"}}, {"id": "3342", "context": "Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır. Bu araştırmaların tamamı, Irak'taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu.", "question": "Molozlardan çıkanlar arasında neler vardı?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "bir hayvan ve büyükçe bir parça altın"}}, {"id": "3343", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "ilim tahsilini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Fergana"}}, {"id": "3344", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Fergânî hangi alanlarda yaptığı çalışmalarla kendisini kabul ettirmiştir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "astronomi ve matematik"}}, {"id": "3345", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Fergânî hangi halife dönemlerinde araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil"}}, {"id": "3346", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Halife Mütevekkil hangi yıl Fergânî'yi Mısır'a göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 362, "text": "861"}}, {"id": "3347", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Halife Mütevekkil 861 yılında Fergânî'yi nereye göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Mısır"}}, {"id": "3348", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergânî, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergânî'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Hangi halife 861 yılında Fergânî'yi Mısır'a göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "Halife Mütevekkil"}}, {"id": "3349", "context": "Fergânî, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergânî, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "Kim gök cisimlerinin akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmişti?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Batlamyus"}}, {"id": "3350", "context": "Fergânî, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergânî, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "Fergânî gök cisimlerinin hangi hareketlere sahip olduklarını ispatlamıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde"}}, {"id": "3351", "context": "Fergânî, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergânî, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "Fergânî Güneş'in yarıçapının uzunluğunun ne kadar olduğunu söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "3250 Arap mili"}}, {"id": "3352", "context": "Fergânî, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergânî, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "3250 Arap mili kaç metreye eşittir?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "6.410.000"}}, {"id": "3353", "context": "Fergânî, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergânî, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "3250 Arap mili kaç İngiliz miline eşittir?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "3990"}}, {"id": "3354", "context": "Güneş'in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Fergânîdir. Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem (paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.", "question": "Fergânî'nin astronomi incelemeleri kaç yıl sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "41"}}, {"id": "3355", "context": "Güneş'in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Fergânîdir. Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem (paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.", "question": "Fergânî nelerin arasındaki mesafeyi hesaplamıştır?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "enlem (paralel)ler"}}, {"id": "3356", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Fergânî kaç yılında Güneş tutulması olacağını önceden tespit etmiştir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "842"}}, {"id": "3357", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Fergânî hangi konuda yeni deliller göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Dünya'nın yuvarlak olduğu"}}, {"id": "3358", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Fergânî kaç yılında Kahire'ye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "856"}}, {"id": "3359", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Fergânî Kahire'de ne yapımı üzerine eserler yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "Usturlab"}}, {"id": "3360", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Fergânî Kahire'de ne yapımı üzerine eserler yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "Usturlab"}}, {"id": "3361", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "Fergânî'nin"}}, {"id": "3362", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) tahminen kaç yılında yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "833"}}, {"id": "3363", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) ilk defa kimin tarafından latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 628, "text": "Gerardo Cremonesse"}}, {"id": "3364", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) ilk defa kaçıncı yüzyılda latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "12. yüzyıl'da"}}, {"id": "3365", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) hangi devre kadar Avrupa'daki en popüler eserler arasında kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 764, "text": "Regiomontanus"}}, {"id": "3366", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy) eseri üçüncü defa kimin tarafından latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 862, "text": "Jacob Christmann"}}, {"id": "3367", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy kaç yıllarında Frankfurt'ta basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 974, "text": "1590 ve 1618"}}, {"id": "3368", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy eserinin İbranice çevirisi kimin tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1048, "text": "Jacob Anatoli"}}, {"id": "3369", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy eserinin İbranice çevirisi kaç yıllarında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1176, "text": "1231-1235'lerde"}}, {"id": "3370", "context": "Fergânî, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi. Fergânî, 856 yılında Kahire'ye gitmiş ve Usturlab Yapımı Üzerine adlı bir eser yayınlamıştır. Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergânî'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta 9/13 basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır.", "question": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy eseri hangi adla İbranice'ye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "Qizzur Almagesti"}}, {"id": "3410", "context": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Türkiye'deki bitkisel çeşitlilik, sığırcılık, arıcılık gibi alanlarda araştırmalar ve uygulamalar yapan bir enstitüdür.", "question": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün araştırma ve uygulama alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Türkiye'deki bitkisel çeşitlilik, sığırcılık, arıcılık"}}, {"id": "3411", "context": "1963 yılında \"Zirai Araştırma Enstitüsü\" adıyla çalışmalarına başlayan kuruluş, aynı yıl kurulan \"Bitki Araştırma ve İntrodüksiyon Merkezi\" ile 1967 yılında birleşmiştir. 1974 yılında \"Ege Bölge Zirai Araştırma Enstitüsü\" adını alan Enstitü, 1987 yılındaki yeniden yapılanmayla bugünkü adını ve halini almıştır. Sorumluluk alanı sadece, Ege-Güney Marmara Bölgesi ile sınırlı kalmayıp; tütünde olduğu gibi bazı konularda ülkesel, bitki genetik kaynaklarında olduğu gibi de uluslararası çalışmaktadır.", "question": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün kuruluş ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Zirai Araştırma Enstitüsü"}}, {"id": "3412", "context": "1963 yılında \"Zirai Araştırma Enstitüsü\" adıyla çalışmalarına başlayan kuruluş, aynı yıl kurulan \"Bitki Araştırma ve İntrodüksiyon Merkezi\" ile 1967 yılında birleşmiştir. 1974 yılında \"Ege Bölge Zirai Araştırma Enstitüsü\" adını alan Enstitü, 1987 yılındaki yeniden yapılanmayla bugünkü adını ve halini almıştır. Sorumluluk alanı sadece, Ege-Güney Marmara Bölgesi ile sınırlı kalmayıp; tütünde olduğu gibi bazı konularda ülkesel, bitki genetik kaynaklarında olduğu gibi de uluslararası çalışmaktadır.", "question": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Zirai Araştırma Enstitüsü ve hangi kuruluşun birleşimidir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Bitki Araştırma ve İntrodüksiyon Merkezi"}}, {"id": "3413", "context": "1963 yılında \"Zirai Araştırma Enstitüsü\" adıyla çalışmalarına başlayan kuruluş, aynı yıl kurulan \"Bitki Araştırma ve İntrodüksiyon Merkezi\" ile 1967 yılında birleşmiştir. 1974 yılında \"Ege Bölge Zirai Araştırma Enstitüsü\" adını alan Enstitü, 1987 yılındaki yeniden yapılanmayla bugünkü adını ve halini almıştır. Sorumluluk alanı sadece, Ege-Güney Marmara Bölgesi ile sınırlı kalmayıp; tütünde olduğu gibi bazı konularda ülkesel, bitki genetik kaynaklarında olduğu gibi de uluslararası çalışmaktadır.", "question": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü 1987 yılına kadar hangi isim ile devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Ege Bölge Zirai Araştırma Enstitüsü"}}, {"id": "3414", "context": "Enstitü altında dört bölüm bulunmaktadır:", "question": "Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü kaç bölüm barındırmaktadır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "dört"}}, {"id": "3415", "context": "Abd Ali ibn Muhammed ibn Hüseyin Birjandi (), İran'da yaşayan önemli bir 16. yüzyıl Pers astronom, matematikçi ve fizikçi.", "question": "İbn Hüseyin Birjandi hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "16. yüzyıl"}}, {"id": "3416", "context": "Kozmosun yapısını araştırırken, el-Birjandi Dünya'nın dönmesi hakkında Ali Kuşçu'nun yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etti. Dünya hareketli, olsaydı ne olabileceği hakkında yaptığı analizde, o \"dairesel Eylemsizlik\" Galileo Galilei kavramına benzer bir hipotez geliştirmiştir.", "question": "İbn Hüseyin Birjandi ile Ali Kuşçu'nun ilgilendiği ortak konu nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Dünya'nın dönmesi"}}, {"id": "3417", "context": "Kozmosun yapısını araştırırken, el-Birjandi Dünya'nın dönmesi hakkında Ali Kuşçu'nun yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etti. Dünya hareketli, olsaydı ne olabileceği hakkında yaptığı analizde, o \"dairesel Eylemsizlik\" Galileo Galilei kavramına benzer bir hipotez geliştirmiştir.", "question": "İbn Birjandi kosmosun yapısı ile ilgilenirken hangi bilim adamının araştırmalarından faydalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Ali Kuşçu"}}, {"id": "3418", "context": "Kozmosun yapısını araştırırken, el-Birjandi Dünya'nın dönmesi hakkında Ali Kuşçu'nun yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etti. Dünya hareketli, olsaydı ne olabileceği hakkında yaptığı analizde, o \"dairesel Eylemsizlik\" Galileo Galilei kavramına benzer bir hipotez geliştirmiştir.", "question": "İbn Birjandi Dünya'nın hareketi konusunda hangi bilim adamının fikrine benzer bir görüş sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Galileo Galilei"}}, {"id": "3419", "context": "Mahmut Gazi Yaşargil (6 Temmuz 1925; Lice, Diyarbakır), Türk bilim insanı ve nörocerrah.", "question": "Türk nörocerrah olan Gazi Yaşargil ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "6 Temmuz 1925"}}, {"id": "3420", "context": "Mahmut Gazi Yaşargil (6 Temmuz 1925; Lice, Diyarbakır), Türk bilim insanı ve nörocerrah.", "question": "Türk bilim insanı Gazi Yaşargil nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Diyarbakır"}}, {"id": "3421", "context": "Ankara Atatürk Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. Ankara Üniversitesi'ni kazandı. 1944 yılında Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. 1945'de Basel Üniversitesi'ne ve aynı üniversitede 1950 yılında doktorasını yaptı. Daha sonra Bern Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak psikiyatri bölümünde görev aldı. Basel Üniversitesi'nde Nöroşiruji bölümü'nde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürmiş, 1965 yılında yardımcı profesör olan Gazi Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.", "question": "Gazi Yaşargil doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Basel Üniversitesi"}}, {"id": "3422", "context": "Ankara Atatürk Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. Ankara Üniversitesi'ni kazandı. 1944 yılında Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. 1945'de Basel Üniversitesi'ne ve aynı üniversitede 1950 yılında doktorasını yaptı. Daha sonra Bern Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak psikiyatri bölümünde görev aldı. Basel Üniversitesi'nde Nöroşiruji bölümü'nde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürmiş, 1965 yılında yardımcı profesör olan Gazi Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.", "question": "Gazi Yaşargil Bern Üniversitesi'nde hangi alanda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "psikiyatri"}}, {"id": "3423", "context": "Ankara Atatürk Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. Ankara Üniversitesi'ni kazandı. 1944 yılında Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. 1945'de Basel Üniversitesi'ne ve aynı üniversitede 1950 yılında doktorasını yaptı. Daha sonra Bern Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak psikiyatri bölümünde görev aldı. Basel Üniversitesi'nde Nöroşiruji bölümü'nde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürmiş, 1965 yılında yardımcı profesör olan Gazi Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.", "question": "Gazi Yaşargil Profesör Peardon Donaghy ile hangi alanda beraber çalışmışlardır?", "answers": {"answer_start": 723, "text": "mikrovasküler cerrahi"}}, {"id": "3424", "context": "Ankara Atatürk Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. Ankara Üniversitesi'ni kazandı. 1944 yılında Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. 1945'de Basel Üniversitesi'ne ve aynı üniversitede 1950 yılında doktorasını yaptı. Daha sonra Bern Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak psikiyatri bölümünde görev aldı. Basel Üniversitesi'nde Nöroşiruji bölümü'nde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürmiş, 1965 yılında yardımcı profesör olan Gazi Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.", "question": "Gazi Yaşargil'in Amerika Birleşik Devletleri'nde mikrovasküler cerrahi alanında çalıştığı bölüm nedir?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "Nöroşiruji"}}, {"id": "3425", "context": "Ankara Atatürk Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. Ankara Üniversitesi'ni kazandı. 1944 yılında Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. 1945'de Basel Üniversitesi'ne ve aynı üniversitede 1950 yılında doktorasını yaptı. Daha sonra Bern Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak psikiyatri bölümünde görev aldı. Basel Üniversitesi'nde Nöroşiruji bölümü'nde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürmiş, 1965 yılında yardımcı profesör olan Gazi Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.", "question": "Gazi Yaşargil hangi yıllar arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 552, "text": "1965 ve 1967 yılları"}}, {"id": "3426", "context": "Mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan Gazi Yaşargil \"Beyin ve Sinir Cerrahı\", \"Profesör Doktor\", \"Yüzyılın Beyin Cerrahı\" unvanlarına sahiptir. Yaşargil epilepsi ve beyin tümörünü kendi bulduğu yöntemlerle tedavi etmiş. 1953'ten emekli olduğu 1999 tarihine dek Zürih Üniversitesi ve Zürih Üniversite Hastanesindeki Sinir cerrahisi Departmanında ilk hekim, başhekim, sonrasında profesör ve başkan olmuştur. 1999'da Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresinde \"Yüzyılın Sinir Cerrahı\" (1950-1999) seçilmiştir.", "question": "Gazi Yaşargil kendine ait yöntemlerle hangi hastalıkların tedavisini yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "epilepsi ve beyin tümörünü"}}, {"id": "3427", "context": "Mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan Gazi Yaşargil \"Beyin ve Sinir Cerrahı\", \"Profesör Doktor\", \"Yüzyılın Beyin Cerrahı\" unvanlarına sahiptir. Yaşargil epilepsi ve beyin tümörünü kendi bulduğu yöntemlerle tedavi etmiş. 1953'ten emekli olduğu 1999 tarihine dek Zürih Üniversitesi ve Zürih Üniversite Hastanesindeki Sinir cerrahisi Departmanında ilk hekim, başhekim, sonrasında profesör ve başkan olmuştur. 1999'da Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresinde \"Yüzyılın Sinir Cerrahı\" (1950-1999) seçilmiştir.", "question": " \"Yüzyılın Beyin Cerrahı\" ünvanını taşıyan ve mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan ünlü doktor kimdir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Gazi Yaşargil"}}, {"id": "3428", "context": "Mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan Gazi Yaşargil \"Beyin ve Sinir Cerrahı\", \"Profesör Doktor\", \"Yüzyılın Beyin Cerrahı\" unvanlarına sahiptir. Yaşargil epilepsi ve beyin tümörünü kendi bulduğu yöntemlerle tedavi etmiş. 1953'ten emekli olduğu 1999 tarihine dek Zürih Üniversitesi ve Zürih Üniversite Hastanesindeki Sinir cerrahisi Departmanında ilk hekim, başhekim, sonrasında profesör ve başkan olmuştur. 1999'da Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresinde \"Yüzyılın Sinir Cerrahı\" (1950-1999) seçilmiştir.", "question": "Gazi Yaşargil Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresi tarafından 1999'da hangi ünvana layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "\"Yüzyılın Sinir Cerrahı\""}}, {"id": "3438", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur. Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Fars kökenli Hucendî hangi alanda bilim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "astronomi ve matematik"}}, {"id": "3439", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur. Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendî hangi yıl ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "1000"}}, {"id": "3440", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur. Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hucend"}}, {"id": "3441", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur. Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendî'nin ismini aldığı doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hucend"}}, {"id": "3442", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur. Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Fars kökenli Hucendî'nin tam ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî"}}, {"id": "3443", "context": "Hucendî, çok yönlü kişiliğiyle çeşitli alanlarda eser kaleme almıştır ancak en çok matematik ve astronomi alanında adını duyurmuştur.", "question": "Hucendî'nin adını duyurduğu bilim dalları hangileridir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "matematik ve astronomi"}}, {"id": "3444", "context": "Mevcut eserlerinin konularına bakıldığında onun astronomik gözlem aletleri yapımına üzerine verdiği teorik ve pratik bilgilerin yanında cebir, trigonometri ve sayı sistemleriyle de yakından ilgilenmiş olup ve bu alanlara önemli yenilikler getirmiştir.", "question": "Hucendî astronomi alanı dışında hangi bilim dallarıyla ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "cebir, trigonometri ve sayı sistemleriyle"}}, {"id": "3445", "context": "Hem uzun boyunlu hem de kısa boyunlu dibi yuvarlak imbikler (Arapça ḳinnīne veya ḳārūre) er-Rāzī’nin kitabının1 Riccardiana yazmasında bulunan Latince versiyonunun araçlar tablosunda 16, 30 ve 33 numaraları altında resmedilmiştir.", "question": "er-Râzî'nin hangi eserinde uzun ve kısa boyunlu dibi yuvarlak imbikler gösterilmiştir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Riccardiana yazmasında"}}, {"id": "3446", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Ebû Bekr er-Râzî'nin eserinde bahsettiği iki killi kupanın diğer ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "(ḳadeḥān muṭayyenān)"}}, {"id": "3447", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Cam kapların kille kaplanarak korunmasına sebep olan etkenler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "aşırı ısıtma veya soğutma"}}, {"id": "3448", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Ebû Bekr er-Râzî'nin kitabının Latince tercümesinde balçık sıvalı şişe hangi isimle yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "Ampulla latuta"}}, {"id": "3449", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Latince Lutum olarak bilinen laboratuvar macununun Türkçe karşılığı nedir?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "yapay kil"}}, {"id": "3450", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Yapay kilin zor şartlara karşı nitelikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "(neme ve sıcağa dayanıklılık)"}}, {"id": "3451", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Çok değerli bir laboratuvar macunu olan yapay kil Latince hangi isimle anılır?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "Lutum"}}, {"id": "3452", "context": "Maddeleri kavurma bağlamında Ebū Bekr er-Rāzī, iki killi kupadan (ḳadeḥān muṭayyenān) bahsetmektedir. Ebū ʿAbdallāh el-Ḫārizmī bir killi güğüm (kūz muṭayyen) bilmektedir. Cam kaplar, aşırı ısıtma veya soğutma esnasında parçalanmaktan korumak amacıyla genellikle kille kaplanmıştır. Bizim yaptığımız model olan balçıkla sıvalı şişe, er-Rāzī’nin kitabının Latince tercümesinde, Ampulla latuta adını taşımaktadır. Gerekli niteliklere sahip (neme ve sıcağa dayanıklılık), imali oldukça masraflı yapay kil (ṭīn elḥ ikme) el-Kindī, er-Rāzī, el-Ḫārizmī tarafından ve Latince Riccardiana yazmasında tarif edilmiştir, Lutum adıyla günümüze kadar (İng. lute) vazgeçilmez laboratuvar macunu olarak kalmıştır.", "question": "Latince'de Lutum ismiyle anılan yapay kil el-Kindī, er-Râzî ve el-Hârizmî'nin hangi eserinde tarif edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Latince Riccardiana yazmasında"}}, {"id": "3455", "context": "er-Rāzī’nin kitabının Riccardiana yazmasında bulunan Latince versiyonunun araçlar tablosunda1 Cannutum (muhtemelen Arapça ḳınnīne’den) imzalı ruhları çözmek (fusio spiritum; ḥall el-ervāḥ) için bir diğer düzenek belirmektedir. Resimlerini Carbonelli’nin tanıttığı Latince anonim bir kitapta da benzer bir çizim bulunmaktadır.", "question": "er-Râzî'nin kitabında belirttiği Latince adı Cannatum olan cam kabın özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "ruhları çözmek"}}, {"id": "3456", "context": "er-Rāzī’nin kitabının Latince versiyonunun Riccardiana yazmasında bulunan araçlar tablosunda, kimyasal maddeleri ayrıştırmak için kullanılan araçlar arasında, boynuz formlu bir nesne Cornu adıyla resmedilmektedir. Söz konusu olan alet, muhtemelen bir hunidir.", "question": "er-Râzî'nin kitabında resmettiği Latince ismi Cornu olan boynuz formlu cam aletin işlevi nedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "kimyasal maddeleri ayrıştırmak"}}, {"id": "3457", "context": "3 Zilhicce 362 (4 Eylül 973) tarihinde Hârizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Ceyhun nehrinin aşağı kısmında yer alan bu şehir o dönemde Hârizm adıyla da anıldığından Bîrûnî el-Hârizmî nisbesiyle de bilinmektedir. Ancak kendisinden önce yaşamış olan ünlü matematikçi Hârizmî (Muhammed b. Mûsâ) ile karıştırılmaması için kaynaklarda Hârizmî nisbesinden önce mutlaka Bîrûnî nisbesi de zikredilmiştir.", "question": "Bîrûnî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Hârizm'in merkezi Kâs'ta"}}, {"id": "3458", "context": "3 Zilhicce 362 (4 Eylül 973) tarihinde Hârizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Ceyhun nehrinin aşağı kısmında yer alan bu şehir o dönemde Hârizm adıyla da anıldığından Bîrûnî el-Hârizmî nisbesiyle de bilinmektedir. Ancak kendisinden önce yaşamış olan ünlü matematikçi Hârizmî (Muhammed b. Mûsâ) ile karıştırılmaması için kaynaklarda Hârizmî nisbesinden önce mutlaka Bîrûnî nisbesi de zikredilmiştir.", "question": "Bîrûnî aynı zamanda hangi isimle bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "el-Hârizmî"}}, {"id": "3459", "context": "Bîrûnî'nin \"gölgelerinde nimetlendiğini\" söylediği Afrigoğulları'ndan Hârizmşahlar'ın himayesine ne şekilde girdiği bilinmemektedir. Ancak kendisinin, daha çocukken saraya ilaç getiren bir Türkmen'in başına gelenlere bizzat şahit olduğuna dair ifadeleri, küçük denebilecek bir yaşta Hârizmşahlar'ın himayesine girdiğini ve saray terbiyesiyle yetiştiğini göstermektedir. Özellikle bu sülaleden tanınmış âlim ve matematikçi Ebû Nasr İbn Irak, onun ilmi hayata iyi bir başlangıç yapmasını temin eden önemli bir simadır. Başkası için kullanmadığı \"üstadım\" sözünü bu hocası için kullanan Bîrûnî, ondan Öklit geometrisiyle Batlamyus astronomisini okudu. Irak ailesinin ve bu aileye mensup Mansûr'un Bîrûnî'nin eğitimine özel bir ihtimam gösterdiği ve onun yetişmesi için çeşitli imkanları seferber ettiği anlaşılmaktadır. İbn Irak dışında Abdüssamed b. Abdüssamed el-Hakim'den de dersler alan Bîrûnî'nin uzun süreli bir öğrenim hayatı olmadığı, daha çok kendi kendini yetiştirdiği bilinmektedir. Bu husus, onun sahip olduğu araştırma ruhu ve ilmî tecessüsün yanı sıra erken yaşlarda eser vermiş olmasından da çıkarılabilir. Nitekim ilk rasadını 380'de (990) yaptığına göre daha on yedi yaşında iken ilmî çalışmasını verimli bir noktaya ulaştırabilmiş demektir. Bu rasatlar sırasında güneşe bakmaktan gözlerinin rahatsızlanması ve rasatlarını güneşin sudaki aksine bakarak sürdürmesinden de sahip olduğu azim ve hırsın derecesini anlamak mümkündür. Yine aynı yaşlarda yarım derecelik bölümlere ayrılmış bir çember ile Kâs boylamından güneşin yüksekliğini ölçerek şehrin enlem derecesini hesaplamıştır. Yirmi iki yaşında iken de bir gözlemler ve ölçmeler dizisi planlamış, diğer bazı gereçlerin yanı sıra çapı 8 m. olan bir astronomik çember hazırlamıştır.", "question": "Bîrûnî saray terbiyesini hangi soylu aile sayesinde kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Hârizmşahlar'ın"}}, {"id": "3460", "context": "Bîrûnî'nin \"gölgelerinde nimetlendiğini\" söylediği Afrigoğulları'ndan Hârizmşahlar'ın himayesine ne şekilde girdiği bilinmemektedir. Ancak kendisinin, daha çocukken saraya ilaç getiren bir Türkmen'in başına gelenlere bizzat şahit olduğuna dair ifadeleri, küçük denebilecek bir yaşta Hârizmşahlar'ın himayesine girdiğini ve saray terbiyesiyle yetiştiğini göstermektedir. Özellikle bu sülaleden tanınmış âlim ve matematikçi Ebû Nasr İbn Irak, onun ilmi hayata iyi bir başlangıç yapmasını temin eden önemli bir simadır. Başkası için kullanmadığı \"üstadım\" sözünü bu hocası için kullanan Bîrûnî, ondan Öklit geometrisiyle Batlamyus astronomisini okudu. Irak ailesinin ve bu aileye mensup Mansûr'un Bîrûnî'nin eğitimine özel bir ihtimam gösterdiği ve onun yetişmesi için çeşitli imkanları seferber ettiği anlaşılmaktadır. İbn Irak dışında Abdüssamed b. Abdüssamed el-Hakim'den de dersler alan Bîrûnî'nin uzun süreli bir öğrenim hayatı olmadığı, daha çok kendi kendini yetiştirdiği bilinmektedir. Bu husus, onun sahip olduğu araştırma ruhu ve ilmî tecessüsün yanı sıra erken yaşlarda eser vermiş olmasından da çıkarılabilir. Nitekim ilk rasadını 380'de (990) yaptığına göre daha on yedi yaşında iken ilmî çalışmasını verimli bir noktaya ulaştırabilmiş demektir. Bu rasatlar sırasında güneşe bakmaktan gözlerinin rahatsızlanması ve rasatlarını güneşin sudaki aksine bakarak sürdürmesinden de sahip olduğu azim ve hırsın derecesini anlamak mümkündür. Yine aynı yaşlarda yarım derecelik bölümlere ayrılmış bir çember ile Kâs boylamından güneşin yüksekliğini ölçerek şehrin enlem derecesini hesaplamıştır. Yirmi iki yaşında iken de bir gözlemler ve ölçmeler dizisi planlamış, diğer bazı gereçlerin yanı sıra çapı 8 m. olan bir astronomik çember hazırlamıştır.", "question": "Bîrûnî Öklit geometrisi ve Batlamyus astronomisini kimden öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "Ebû Nasr İbn Irak"}}, {"id": "3461", "context": "Bîrûnî'nin \"gölgelerinde nimetlendiğini\" söylediği Afrigoğulları'ndan Hârizmşahlar'ın himayesine ne şekilde girdiği bilinmemektedir. Ancak kendisinin, daha çocukken saraya ilaç getiren bir Türkmen'in başına gelenlere bizzat şahit olduğuna dair ifadeleri, küçük denebilecek bir yaşta Hârizmşahlar'ın himayesine girdiğini ve saray terbiyesiyle yetiştiğini göstermektedir. Özellikle bu sülaleden tanınmış âlim ve matematikçi Ebû Nasr İbn Irak, onun ilmi hayata iyi bir başlangıç yapmasını temin eden önemli bir simadır. Başkası için kullanmadığı \"üstadım\" sözünü bu hocası için kullanan Bîrûnî, ondan Öklit geometrisiyle Batlamyus astronomisini okudu. Irak ailesinin ve bu aileye mensup Mansûr'un Bîrûnî'nin eğitimine özel bir ihtimam gösterdiği ve onun yetişmesi için çeşitli imkanları seferber ettiği anlaşılmaktadır. İbn Irak dışında Abdüssamed b. Abdüssamed el-Hakim'den de dersler alan Bîrûnî'nin uzun süreli bir öğrenim hayatı olmadığı, daha çok kendi kendini yetiştirdiği bilinmektedir. Bu husus, onun sahip olduğu araştırma ruhu ve ilmî tecessüsün yanı sıra erken yaşlarda eser vermiş olmasından da çıkarılabilir. Nitekim ilk rasadını 380'de (990) yaptığına göre daha on yedi yaşında iken ilmî çalışmasını verimli bir noktaya ulaştırabilmiş demektir. Bu rasatlar sırasında güneşe bakmaktan gözlerinin rahatsızlanması ve rasatlarını güneşin sudaki aksine bakarak sürdürmesinden de sahip olduğu azim ve hırsın derecesini anlamak mümkündür. Yine aynı yaşlarda yarım derecelik bölümlere ayrılmış bir çember ile Kâs boylamından güneşin yüksekliğini ölçerek şehrin enlem derecesini hesaplamıştır. Yirmi iki yaşında iken de bir gözlemler ve ölçmeler dizisi planlamış, diğer bazı gereçlerin yanı sıra çapı 8 m. olan bir astronomik çember hazırlamıştır.", "question": "Bîrûnî'nin \"üstâdım\" dediği tek insan olan ünlü âlim ve matematikçi kimdir?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "Ebû Nasr İbn Irak"}}, {"id": "3462", "context": "Bîrûnî'nin \"gölgelerinde nimetlendiğini\" söylediği Afrigoğulları'ndan Hârizmşahlar'ın himayesine ne şekilde girdiği bilinmemektedir. Ancak kendisinin, daha çocukken saraya ilaç getiren bir Türkmen'in başına gelenlere bizzat şahit olduğuna dair ifadeleri, küçük denebilecek bir yaşta Hârizmşahlar'ın himayesine girdiğini ve saray terbiyesiyle yetiştiğini göstermektedir. Özellikle bu sülaleden tanınmış âlim ve matematikçi Ebû Nasr İbn Irak, onun ilmi hayata iyi bir başlangıç yapmasını temin eden önemli bir simadır. Başkası için kullanmadığı \"üstadım\" sözünü bu hocası için kullanan Bîrûnî, ondan Öklit geometrisiyle Batlamyus astronomisini okudu. Irak ailesinin ve bu aileye mensup Mansûr'un Bîrûnî'nin eğitimine özel bir ihtimam gösterdiği ve onun yetişmesi için çeşitli imkanları seferber ettiği anlaşılmaktadır. İbn Irak dışında Abdüssamed b. Abdüssamed el-Hakim'den de dersler alan Bîrûnî'nin uzun süreli bir öğrenim hayatı olmadığı, daha çok kendi kendini yetiştirdiği bilinmektedir. Bu husus, onun sahip olduğu araştırma ruhu ve ilmî tecessüsün yanı sıra erken yaşlarda eser vermiş olmasından da çıkarılabilir. Nitekim ilk rasadını 380'de (990) yaptığına göre daha on yedi yaşında iken ilmî çalışmasını verimli bir noktaya ulaştırabilmiş demektir. Bu rasatlar sırasında güneşe bakmaktan gözlerinin rahatsızlanması ve rasatlarını güneşin sudaki aksine bakarak sürdürmesinden de sahip olduğu azim ve hırsın derecesini anlamak mümkündür. Yine aynı yaşlarda yarım derecelik bölümlere ayrılmış bir çember ile Kâs boylamından güneşin yüksekliğini ölçerek şehrin enlem derecesini hesaplamıştır. Yirmi iki yaşında iken de bir gözlemler ve ölçmeler dizisi planlamış, diğer bazı gereçlerin yanı sıra çapı 8 m. olan bir astronomik çember hazırlamıştır.", "question": "Bîrûnî ilk rasadını kaç yaşında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1173, "text": "on yedi yaşında"}}, {"id": "3463", "context": "Fakat Bîrûnî'nin bu huzurlu devresi uzun sürmemiştir. Yirmi iki yaşına henüz girmiş ve Hârizm sarayında mevki sahibi olmuş bu genç ilim adamı için siyasî iktidarın el değiştirmesiyle sıkıntılı bir dönem başlayacaktır. 995 yilında Ceyhun nehrinin öte yakasında bulunan Me'mûnîler'in Kâs'a saldırıp Hârizmşahlar'ı tarihten silmeleri ve Hârizm idaresinin Gürgenç merkezli yeni bir siyasi iktidara bağlanması üzerine Bîruni Kas'ı terketti. Bundan sonra nereye gittiği konusunda kesin bilgi yoktur. Ancak bir süre Rey'de kaldığı ve bir yoksulluk dönemi yaşadığı bilinmektedir. Ayrıca Bîrûnî Rey'de sürdürülen rasat çalışmalarından da bahsetmektedir.", "question": "Bîrûnî'nin Hârizm sarayında kaç yaşında görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Yirmi iki"}}, {"id": "3464", "context": "Fakat Bîrûnî'nin bu huzurlu devresi uzun sürmemiştir. Yirmi iki yaşına henüz girmiş ve Hârizm sarayında mevki sahibi olmuş bu genç ilim adamı için siyasî iktidarın el değiştirmesiyle sıkıntılı bir dönem başlayacaktır. 995 yilında Ceyhun nehrinin öte yakasında bulunan Me'mûnîler'in Kâs'a saldırıp Hârizmşahlar'ı tarihten silmeleri ve Hârizm idaresinin Gürgenç merkezli yeni bir siyasi iktidara bağlanması üzerine Bîruni Kas'ı terketti. Bundan sonra nereye gittiği konusunda kesin bilgi yoktur. Ancak bir süre Rey'de kaldığı ve bir yoksulluk dönemi yaşadığı bilinmektedir. Ayrıca Bîrûnî Rey'de sürdürülen rasat çalışmalarından da bahsetmektedir.", "question": "Bîrûnî'nin Kâs'tan ayrılıp bir dönem yoksulluk yaşadığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "Rey'de"}}, {"id": "3465", "context": " O dönemde Büveyhîler'in idaresinde bulunan Rey'de hükümdar Fahrüddevle'nin emriyle Ebu Mahmud el-Hucendî tarafından büyük bir sekstant yapılmış ve güneşin o boylama girişlerini gözetlemekte kullanılmıştı. Bîrûnî, adını hükümdardan alan Fahri Sekstantı'nı tarif etmiş ve bizzat Hucendî'den elde ettiği bilgilere dayanarak yapılan rasatları Hikâyetü'l-âleti'l-müsemmât bi's-südsi'l-Fahrî adlı risalesinde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. Bîrûnî Kâs'ı 995'te terkettiğine ve Hucendî 1000 yılında öldüğüne göre ikisinin Rey'de görüşmeleri herhalde şehri terkediş tarihinden fazla uzak değildir. Onun 997 yılında Kâs'a geri döndüğü kesindir. Nitekim Bîrûnî, 24 Mayıs 997 tarihinde daha önce kararlaştırılmış bir randevu ile burada büyük İslam matematikçisi ve astronomu Ebü'l-Vefâ el-Büzcâni ile buluşmuş ve ikisi birlikte ay tutulmasını gözlemlemişlerdir. Bu arada Gilân şehrine de gitmiş olma ihtimali mevcuttur. Zira Kitâbü Makâlîdi 'ilmi'l-hey'e adlı eserini bu şehrin hükümdar ya da valisi olan Merzûbân b. Rüstem'e ithaf ettiği bilinmektedir. Ayrıca Bîrûnî 1000 yılında bitirdiği el-Âşârü'1-bâkıye adlı eserinde Gilân ispehbedinin huzurunda bulunduğundan bahsetmektedir.", "question": "Bîrûnî'nin Rey'in hükümdarı Fahrüddevle adına yapılan Fahrî Sekstantı ile yaptığı rasatları kaydettiği eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Hikâyetü'l-âleti'l-müsemmât bi's-südsi'l-Fahrî"}}, {"id": "3466", "context": " O dönemde Büveyhîler'in idaresinde bulunan Rey'de hükümdar Fahrüddevle'nin emriyle Ebu Mahmud el-Hucendî tarafından büyük bir sekstant yapılmış ve güneşin o boylama girişlerini gözetlemekte kullanılmıştı. Bîrûnî, adını hükümdardan alan Fahri Sekstantı'nı tarif etmiş ve bizzat Hucendî'den elde ettiği bilgilere dayanarak yapılan rasatları Hikâyetü'l-âleti'l-müsemmât bi's-südsi'l-Fahrî adlı risalesinde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. Bîrûnî Kâs'ı 995'te terkettiğine ve Hucendî 1000 yılında öldüğüne göre ikisinin Rey'de görüşmeleri herhalde şehri terkediş tarihinden fazla uzak değildir. Onun 997 yılında Kâs'a geri döndüğü kesindir. Nitekim Bîrûnî, 24 Mayıs 997 tarihinde daha önce kararlaştırılmış bir randevu ile burada büyük İslam matematikçisi ve astronomu Ebü'l-Vefâ el-Büzcâni ile buluşmuş ve ikisi birlikte ay tutulmasını gözlemlemişlerdir. Bu arada Gilân şehrine de gitmiş olma ihtimali mevcuttur. Zira Kitâbü Makâlîdi 'ilmi'l-hey'e adlı eserini bu şehrin hükümdar ya da valisi olan Merzûbân b. Rüstem'e ithaf ettiği bilinmektedir. Ayrıca Bîrûnî 1000 yılında bitirdiği el-Âşârü'1-bâkıye adlı eserinde Gilân ispehbedinin huzurunda bulunduğundan bahsetmektedir.", "question": "Bîrûnî'nin 997 yılında ay tutulmasını birlikte gözlediği büyük İslam matematikçisi ve astronom kimdir?", "answers": {"answer_start": 762, "text": "Ebü'l-Vefâ el-Büzcâni"}}, {"id": "3467", "context": " O dönemde Büveyhîler'in idaresinde bulunan Rey'de hükümdar Fahrüddevle'nin emriyle Ebu Mahmud el-Hucendî tarafından büyük bir sekstant yapılmış ve güneşin o boylama girişlerini gözetlemekte kullanılmıştı. Bîrûnî, adını hükümdardan alan Fahri Sekstantı'nı tarif etmiş ve bizzat Hucendî'den elde ettiği bilgilere dayanarak yapılan rasatları Hikâyetü'l-âleti'l-müsemmât bi's-südsi'l-Fahrî adlı risalesinde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. Bîrûnî Kâs'ı 995'te terkettiğine ve Hucendî 1000 yılında öldüğüne göre ikisinin Rey'de görüşmeleri herhalde şehri terkediş tarihinden fazla uzak değildir. Onun 997 yılında Kâs'a geri döndüğü kesindir. Nitekim Bîrûnî, 24 Mayıs 997 tarihinde daha önce kararlaştırılmış bir randevu ile burada büyük İslam matematikçisi ve astronomu Ebü'l-Vefâ el-Büzcâni ile buluşmuş ve ikisi birlikte ay tutulmasını gözlemlemişlerdir. Bu arada Gilân şehrine de gitmiş olma ihtimali mevcuttur. Zira Kitâbü Makâlîdi 'ilmi'l-hey'e adlı eserini bu şehrin hükümdar ya da valisi olan Merzûbân b. Rüstem'e ithaf ettiği bilinmektedir. Ayrıca Bîrûnî 1000 yılında bitirdiği el-Âşârü'1-bâkıye adlı eserinde Gilân ispehbedinin huzurunda bulunduğundan bahsetmektedir.", "question": "Bîrûnî'nin Gilân şehri hükümdarı Merzûbân b. Rüstem'e ithaf ettiği eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 912, "text": "Kitâbü Makâlîdi 'ilmi'l-hey'e"}}, {"id": "3468", "context": "Aynı yıl Bîrûnî'nin Buhara'da da bulunduğu bilinmektedir. Kendisi, 997 yılında Sâmâniler'in tahtına geçen ve saltanatı yalnızca iki yıl süren II. Mansûr'un sarayında himaye görmüştür. Hatta çok sonraları yazdığı bir şiirinde onun ilk hâmisi olduğunu zikretmektedir. Bu arada 155 yıl boyunca Cürcân. Gilân, Taberistan ve Kuhistan gibi yerleri hâkimiyetlerinde tutmuş olan Ziyarîler'in hükümdarı Kâbûs b. Veşmgîr Cürcân'dan sürülmüştü ve Horasan Emirliği'nin desteğiyle tahtına yeniden kavuşmak istiyordu. 998'de Cürcân'a geri döndüğünde beraberinde artık hizmetine girmiş olan Bîrûnî'yi de getirmişti. Bîrûnî'nin yeni hâmisi Kâbûs b. Veşmgir'den pek hoşlanmadığı, ancak ona karşı minnet duyguları beslediği bilinmektedir. Âlim ve edip bir kişi olan Kâbûs Bîrûnî'nin çalışmalarını desteklemiş, o da el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini bu hükümdara ithaf etmiştir. Eserinin çeşitli yerlerinde Kâbûs'u övmüş ve lakap kabul etmediğinden ötürü onu takdir ettiğini belirtmiştir. Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile sorulu cevaplı tartışmaya bu dönemde girdiği sanılmaktadır.", "question": "Bîrûnî Sâmâniler'in hükümdarı II. Mansûr'un sarayında hangi yıl ikâmet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "997"}}, {"id": "3469", "context": "Aynı yıl Bîrûnî'nin Buhara'da da bulunduğu bilinmektedir. Kendisi, 997 yılında Sâmâniler'in tahtına geçen ve saltanatı yalnızca iki yıl süren II. Mansûr'un sarayında himaye görmüştür. Hatta çok sonraları yazdığı bir şiirinde onun ilk hâmisi olduğunu zikretmektedir. Bu arada 155 yıl boyunca Cürcân. Gilân, Taberistan ve Kuhistan gibi yerleri hâkimiyetlerinde tutmuş olan Ziyarîler'in hükümdarı Kâbûs b. Veşmgîr Cürcân'dan sürülmüştü ve Horasan Emirliği'nin desteğiyle tahtına yeniden kavuşmak istiyordu. 998'de Cürcân'a geri döndüğünde beraberinde artık hizmetine girmiş olan Bîrûnî'yi de getirmişti. Bîrûnî'nin yeni hâmisi Kâbûs b. Veşmgir'den pek hoşlanmadığı, ancak ona karşı minnet duyguları beslediği bilinmektedir. Âlim ve edip bir kişi olan Kâbûs Bîrûnî'nin çalışmalarını desteklemiş, o da el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini bu hükümdara ithaf etmiştir. Eserinin çeşitli yerlerinde Kâbûs'u övmüş ve lakap kabul etmediğinden ötürü onu takdir ettiğini belirtmiştir. Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile sorulu cevaplı tartışmaya bu dönemde girdiği sanılmaktadır.", "question": "Bîrûnî el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Kâbûs b. Veşmgir"}}, {"id": "3470", "context": "Aynı yıl Bîrûnî'nin Buhara'da da bulunduğu bilinmektedir. Kendisi, 997 yılında Sâmâniler'in tahtına geçen ve saltanatı yalnızca iki yıl süren II. Mansûr'un sarayında himaye görmüştür. Hatta çok sonraları yazdığı bir şiirinde onun ilk hâmisi olduğunu zikretmektedir. Bu arada 155 yıl boyunca Cürcân. Gilân, Taberistan ve Kuhistan gibi yerleri hâkimiyetlerinde tutmuş olan Ziyarîler'in hükümdarı Kâbûs b. Veşmgîr Cürcân'dan sürülmüştü ve Horasan Emirliği'nin desteğiyle tahtına yeniden kavuşmak istiyordu. 998'de Cürcân'a geri döndüğünde beraberinde artık hizmetine girmiş olan Bîrûnî'yi de getirmişti. Bîrûnî'nin yeni hâmisi Kâbûs b. Veşmgir'den pek hoşlanmadığı, ancak ona karşı minnet duyguları beslediği bilinmektedir. Âlim ve edip bir kişi olan Kâbûs Bîrûnî'nin çalışmalarını desteklemiş, o da el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini bu hükümdara ithaf etmiştir. Eserinin çeşitli yerlerinde Kâbûs'u övmüş ve lakap kabul etmediğinden ötürü onu takdir ettiğini belirtmiştir. Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile sorulu cevaplı tartışmaya bu dönemde girdiği sanılmaktadır.", "question": "Bîrûnî el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini ithaf ettiği Kâbûs b. Veşmgir'i neden takdir etmiştir?", "answers": {"answer_start": 902, "text": "lakap kabul etmediğinden ötürü"}}, {"id": "3471", "context": "Aynı yıl Bîrûnî'nin Buhara'da da bulunduğu bilinmektedir. Kendisi, 997 yılında Sâmâniler'in tahtına geçen ve saltanatı yalnızca iki yıl süren II. Mansûr'un sarayında himaye görmüştür. Hatta çok sonraları yazdığı bir şiirinde onun ilk hâmisi olduğunu zikretmektedir. Bu arada 155 yıl boyunca Cürcân. Gilân, Taberistan ve Kuhistan gibi yerleri hâkimiyetlerinde tutmuş olan Ziyarîler'in hükümdarı Kâbûs b. Veşmgîr Cürcân'dan sürülmüştü ve Horasan Emirliği'nin desteğiyle tahtına yeniden kavuşmak istiyordu. 998'de Cürcân'a geri döndüğünde beraberinde artık hizmetine girmiş olan Bîrûnî'yi de getirmişti. Bîrûnî'nin yeni hâmisi Kâbûs b. Veşmgir'den pek hoşlanmadığı, ancak ona karşı minnet duyguları beslediği bilinmektedir. Âlim ve edip bir kişi olan Kâbûs Bîrûnî'nin çalışmalarını desteklemiş, o da el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini bu hükümdara ithaf etmiştir. Eserinin çeşitli yerlerinde Kâbûs'u övmüş ve lakap kabul etmediğinden ötürü onu takdir ettiğini belirtmiştir. Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile sorulu cevaplı tartışmaya bu dönemde girdiği sanılmaktadır.", "question": "Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile birlikte bulunduğu tahmin edilen tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "998'de Cürcân'a geri döndüğünde"}}, {"id": "3472", "context": "Aynı yıl Bîrûnî'nin Buhara'da da bulunduğu bilinmektedir. Kendisi, 997 yılında Sâmâniler'in tahtına geçen ve saltanatı yalnızca iki yıl süren II. Mansûr'un sarayında himaye görmüştür. Hatta çok sonraları yazdığı bir şiirinde onun ilk hâmisi olduğunu zikretmektedir. Bu arada 155 yıl boyunca Cürcân. Gilân, Taberistan ve Kuhistan gibi yerleri hâkimiyetlerinde tutmuş olan Ziyarîler'in hükümdarı Kâbûs b. Veşmgîr Cürcân'dan sürülmüştü ve Horasan Emirliği'nin desteğiyle tahtına yeniden kavuşmak istiyordu. 998'de Cürcân'a geri döndüğünde beraberinde artık hizmetine girmiş olan Bîrûnî'yi de getirmişti. Bîrûnî'nin yeni hâmisi Kâbûs b. Veşmgir'den pek hoşlanmadığı, ancak ona karşı minnet duyguları beslediği bilinmektedir. Âlim ve edip bir kişi olan Kâbûs Bîrûnî'nin çalışmalarını desteklemiş, o da el-Âşârü'l-bâkıye adlı eserini bu hükümdara ithaf etmiştir. Eserinin çeşitli yerlerinde Kâbûs'u övmüş ve lakap kabul etmediğinden ötürü onu takdir ettiğini belirtmiştir. Bîrûnî'nin İbn Sînâ ile sorulu cevaplı tartışmaya bu dönemde girdiği sanılmaktadır.", "question": "Bîrûnî'nin hoşlanmadığı ancak minnet duyduğu ve Bîrûnî'nin hâmiliğini yaptığı hükümdar kimdir?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Kâbûs b. Veşmgir"}}, {"id": "3473", "context": "Bîrûnî, Cürcân'da kendisine gösterdiği büyük ilgi ve tanıdığı imtiyazlara rağmen katı kalpli bulduğu Kâbûs'u, Gürgenç'teki Me'mûnîler hânedanından Ebü'l-Hasan Ali b. Me'mûn'un daveti üzerine 1009 yılında terketti. Bu tarihi 1003 olarak gösteren bir görüş de vardır. Zira Bîrûnî, 1003 yılının 19 Şubat ve 14 Ağustosun da Cürcân'da iki defa gerçekleştirdiği ay tutulmasıyla ilgili gözlemlerinin üçüncüsünü ertesi yılın 4 Haziranında Gürgenç'te tekrarlamıştır. Buna göre 1003'te Cürcân'ı terketmiş ve Gürgenç'e yerleşmiş olması gerekir. Ancak onun üçüncü rasadını Gürgenç'te ikamete devam etmiş olmasının kesin delili saymak fazla iddialı olacaktır. Nitekim 997'de Kâs'a tekrar dönüp Ebü'l-Vefâ el-Bûzcânî ile ortak rasat faaliyetlerini gerçekleştirmiş fakat orada kalmamıştır.", "question": "Bîrûnî Cürcân'dan hangi yıl ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1009"}}, {"id": "3474", "context": "Bîrûnî, Cürcân'da kendisine gösterdiği büyük ilgi ve tanıdığı imtiyazlara rağmen katı kalpli bulduğu Kâbûs'u, Gürgenç'teki Me'mûnîler hânedanından Ebü'l-Hasan Ali b. Me'mûn'un daveti üzerine 1009 yılında terketti. Bu tarihi 1003 olarak gösteren bir görüş de vardır. Zira Bîrûnî, 1003 yılının 19 Şubat ve 14 Ağustosun da Cürcân'da iki defa gerçekleştirdiği ay tutulmasıyla ilgili gözlemlerinin üçüncüsünü ertesi yılın 4 Haziranında Gürgenç'te tekrarlamıştır. Buna göre 1003'te Cürcân'ı terketmiş ve Gürgenç'e yerleşmiş olması gerekir. Ancak onun üçüncü rasadını Gürgenç'te ikamete devam etmiş olmasının kesin delili saymak fazla iddialı olacaktır. Nitekim 997'de Kâs'a tekrar dönüp Ebü'l-Vefâ el-Bûzcânî ile ortak rasat faaliyetlerini gerçekleştirmiş fakat orada kalmamıştır.", "question": "Bîrûnî Ebû'l-Vefâ el-Bûzcânî ile hangi yıl Kâs'ta birlikte rasat faaliyeti yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 655, "text": "997'de"}}, {"id": "3475", "context": "Bîrûnî'nin Kabûs'tan sonraki yeni hâmileri olan Me'mûnîler de gerçekte Sâmâniler'e vergi ödeyen bağımlı bir tahtın temsilcileriydi. Onların yıkılmasından sonra Gazneliler'in hakimiyeti alanına girmişler, ancak yine de yarı bağımsız kalabilmişlerdir. Bu sülaleden Ebü'l-Hasan Ali'nin yakın desteğini kazanan ve ölümünden sonra kardeşi Hârizmşah Ebü'l-Abbas Me'mûn b. Me'mûn'un himayesine giren Bîrûnî, onun kendisini üne ve refaha kavuşturduğunu kaydetmektedir. Şahsı için Ebü'l-Abbas'ın sarayında bir daire tahsis edilen bilgin aynı zamanda bir müşavir olarak da çalıştı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî imkânlar sayesinde araştırmalarını Cürcân'da olduğundan daha verimli olarak sürdürme imkânı buldu. Onun bizzat yaptığı ve \"Şahın Çemberi\" adını verdiği astronomi aletini Ebü'l-Abbas'a ithaf etmesi, hükümdara karşı duyduğu minnet duygusunun bir ifadesidir. Bu ilmî çalışmaları sırasında ünlü hekim Ebû Sehl Îsâ el-Mesîhî ile de verimli münasebetler kurmuştur.", "question": "Bîrûnî'nin hükümdar Ebû'l-Abbas'a ithaf ettiği eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 728, "text": "\"Şahın Çemberi\""}}, {"id": "3476", "context": "Bîrûnî'nin Kabûs'tan sonraki yeni hâmileri olan Me'mûnîler de gerçekte Sâmâniler'e vergi ödeyen bağımlı bir tahtın temsilcileriydi. Onların yıkılmasından sonra Gazneliler'in hakimiyeti alanına girmişler, ancak yine de yarı bağımsız kalabilmişlerdir. Bu sülaleden Ebü'l-Hasan Ali'nin yakın desteğini kazanan ve ölümünden sonra kardeşi Hârizmşah Ebü'l-Abbas Me'mûn b. Me'mûn'un himayesine giren Bîrûnî, onun kendisini üne ve refaha kavuşturduğunu kaydetmektedir. Şahsı için Ebü'l-Abbas'ın sarayında bir daire tahsis edilen bilgin aynı zamanda bir müşavir olarak da çalıştı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî imkânlar sayesinde araştırmalarını Cürcân'da olduğundan daha verimli olarak sürdürme imkânı buldu. Onun bizzat yaptığı ve \"Şahın Çemberi\" adını verdiği astronomi aletini Ebü'l-Abbas'a ithaf etmesi, hükümdara karşı duyduğu minnet duygusunun bir ifadesidir. Bu ilmî çalışmaları sırasında ünlü hekim Ebû Sehl Îsâ el-Mesîhî ile de verimli münasebetler kurmuştur.", "question": "Bîrûnî hükümdar Ebû'l-Abbas'ın sarayında hangi meslekte çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "müşavir"}}, {"id": "3477", "context": "Bîrûnî'nin ilmî yönünü belirleyen en önemli özelliklerden biri, onun çok çeşitli alanlarda başarılı eserler verebiimiş olmasıdır. Çocukluğundan beri kendisinde mevcut olan araştırma tutkusu, çağının ilmî ve felsefî birikimini yeniden üretici tarzda değerlendirme başarısıyla birleşince döneminin zirveye ulaşan isimlerinden biri olmuştur. Nitekim Sarton onun yaşadığı döneme \"Bîrûnî asrı\" demekte tereddüt etmemiştir. Yine Sarton onu \"bütün zamanların en büyük bilginlerinden biri\". Barthold ise \"İslâm âleminin en büyük bilgini\" şeklinde niteler. Bîrûnî'nin özellikle tabii ve matematik ilimlerdeki başarısı ve orijinalliği göz alıcıdır. Aynı başarıyı gösterdiği beşerî ilimler ve dinler tarihi sahası da onun ilmî tavrında objektiflik ilkesinin belirgin tarzda kendini gösterdiği alanlardır. Bu genel ilmî çerçeve içinde astronomi, aritmetik, geometri, fizik, kimya, tıp, eczacılık, tarih, coğrafya, filoloji ve etnolojiden jeodezi, botanik, mineraloji, dinler ve mezhepler tarihine kadar otuza yakın bilim dalında çalışmalar, buluşlar gerçekleştirmiş olan Bîrûnî, yoğun ilmî faaliyetinin yanı sıra dinî hassasiyetini daima korumasını bilen bir şahsiyettir. Onun tükenmek bilmeyen araştırma gayretini, taviz vermez objektiflik endişesini ve çok samimi dinî duyguları kendi şahsında başarıyla dengelediği öncelikle belirtilmelidir.", "question": "Bîrûnî'yi \"bütün zamanların en büyük bilginlerinden biri\" olarak nitelendiren bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "Sarton"}}, {"id": "3478", "context": "Bîrûnî'nin ilmî yönünü belirleyen en önemli özelliklerden biri, onun çok çeşitli alanlarda başarılı eserler verebiimiş olmasıdır. Çocukluğundan beri kendisinde mevcut olan araştırma tutkusu, çağının ilmî ve felsefî birikimini yeniden üretici tarzda değerlendirme başarısıyla birleşince döneminin zirveye ulaşan isimlerinden biri olmuştur. Nitekim Sarton onun yaşadığı döneme \"Bîrûnî asrı\" demekte tereddüt etmemiştir. Yine Sarton onu \"bütün zamanların en büyük bilginlerinden biri\". Barthold ise \"İslâm âleminin en büyük bilgini\" şeklinde niteler. Bîrûnî'nin özellikle tabii ve matematik ilimlerdeki başarısı ve orijinalliği göz alıcıdır. Aynı başarıyı gösterdiği beşerî ilimler ve dinler tarihi sahası da onun ilmî tavrında objektiflik ilkesinin belirgin tarzda kendini gösterdiği alanlardır. Bu genel ilmî çerçeve içinde astronomi, aritmetik, geometri, fizik, kimya, tıp, eczacılık, tarih, coğrafya, filoloji ve etnolojiden jeodezi, botanik, mineraloji, dinler ve mezhepler tarihine kadar otuza yakın bilim dalında çalışmalar, buluşlar gerçekleştirmiş olan Bîrûnî, yoğun ilmî faaliyetinin yanı sıra dinî hassasiyetini daima korumasını bilen bir şahsiyettir. Onun tükenmek bilmeyen araştırma gayretini, taviz vermez objektiflik endişesini ve çok samimi dinî duyguları kendi şahsında başarıyla dengelediği öncelikle belirtilmelidir.", "question": "Barthold tarafından \"İslâm âleminin en büyük bilgini\" olarak gösterilen bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "\"Bîrûnî"}}, {"id": "3479", "context": "Bîrûnî'nin ilmî yönünü belirleyen en önemli özelliklerden biri, onun çok çeşitli alanlarda başarılı eserler verebiimiş olmasıdır. Çocukluğundan beri kendisinde mevcut olan araştırma tutkusu, çağının ilmî ve felsefî birikimini yeniden üretici tarzda değerlendirme başarısıyla birleşince döneminin zirveye ulaşan isimlerinden biri olmuştur. Nitekim Sarton onun yaşadığı döneme \"Bîrûnî asrı\" demekte tereddüt etmemiştir. Yine Sarton onu \"bütün zamanların en büyük bilginlerinden biri\". Barthold ise \"İslâm âleminin en büyük bilgini\" şeklinde niteler. Bîrûnî'nin özellikle tabii ve matematik ilimlerdeki başarısı ve orijinalliği göz alıcıdır. Aynı başarıyı gösterdiği beşerî ilimler ve dinler tarihi sahası da onun ilmî tavrında objektiflik ilkesinin belirgin tarzda kendini gösterdiği alanlardır. Bu genel ilmî çerçeve içinde astronomi, aritmetik, geometri, fizik, kimya, tıp, eczacılık, tarih, coğrafya, filoloji ve etnolojiden jeodezi, botanik, mineraloji, dinler ve mezhepler tarihine kadar otuza yakın bilim dalında çalışmalar, buluşlar gerçekleştirmiş olan Bîrûnî, yoğun ilmî faaliyetinin yanı sıra dinî hassasiyetini daima korumasını bilen bir şahsiyettir. Onun tükenmek bilmeyen araştırma gayretini, taviz vermez objektiflik endişesini ve çok samimi dinî duyguları kendi şahsında başarıyla dengelediği öncelikle belirtilmelidir.", "question": "Bîrûnî'nin objektifliğinin belirgin bir şekilde anlaşıldığı alanlar hangileridir?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "beşerî ilimler ve dinler tarihi sahası"}}, {"id": "3480", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "eş-Şifâ adlı büyük aklî ilimler ansiklopedisi hangi bilim adamına aittir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İbn Sînâ"}}, {"id": "3481", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "İbn Sînâ'nın eseri olan eş-Şifâ hangi konuları içeren bir eserdir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "aklî ilimler"}}, {"id": "3482", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "İbn Sînâ'nın yazdığı aklî ilimler ansiklopedisinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "eş-Şifâ'"}}, {"id": "3483", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "İbn Sînâ'nın yazdığı meşhur felsefe kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "el-İşârât ve't-tenbîhât"}}, {"id": "3484", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "İbn Sînâ'nın şaheseri olarak nitelendirilen el-İşârât ve't-tenbîhât hangi türde bir eserdir?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "felsefe"}}, {"id": "3485", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "el-İşârât ve't-tenbîhât adlı felsefe türündeki eser hangi bilim adamına aittir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İbn Sînâ"}}, {"id": "3486", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "Bîrûnî tıptaki efsanevi şöhretiyle tanınan hangi bilim adamı ile aynı çağda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İbn Sînâ"}}, {"id": "3487", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "Bîrûnî İbn Sînâ'ya kıyasla daha çok hangi ilimlere ilgi göstermiştir?", "answers": {"answer_start": 735, "text": "matematik ve fizik"}}, {"id": "3488", "context": "Bîrûnî'nin yaşadığı dönemde zirveye ulaşan öteki şahsiyetin İbn Sînâ oluşu, onun İslâm medeniyetinin en üretken dönemlerinde varlık gösterdiğinin başka bir göstergesidir. eş-Şifâ' gibi dev bir aklî ilimler ansiklopedisinin, el-İşârât ve't-tenbîhât gibi veciz bir felsefe şaheserinin yazarı olan İbn Sînâ'nın tıptaki efsanevi şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki derinliğiyle de çağdaşlarından ayrı değerlendirilmesi gerekir: ancak buna karşılık çağdaşı olan Bîrûnî'nin matematik, astronomi ve fizikte gösterdiği başarı İbn Sînâ'ya nisbetle ileri bir adım sayılmalıdır. Her ikisi de ansiklopedist olan bu iki büyük âlimi ayıran özellik, İbn Sînâ'nın psikoloji üzerine temellendirilmiş bir metafiziği öne çıkarması, Bîrûnî'nin ise matematik ve fizik ilimlere çok fazla önem verip metafiziğin akla dayalı spekülatif kanıtlama metoduna İbn Sînâ kadar fazla ilgi duymamasıdır. Buna karşılık gözlem ve deneyi matematik diliyle açıklamaya verdiği önem ve ilmî metodoloji titizliği Bîrûnî'yi Ortaçağ'ın öteki üstadından daha fazla modern ilim adamı tipine yaklaştırmıştır. Belki bu eğilimlerinin de etkisiyle Aristocu felsefeyi fizik ve metafizik yönleriyle yer yer eleştirmiş ve Ebû Bekir er-Râzî'nin klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübî yaklaşımını kendisine daha yakın bulmuştur.", "question": "Tıptaki şöhreti yanında metafizik ve psikolojideki çalışmalarıyla tanınan İslâm bilgini kimdir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "İbn Sînâ"}}, {"id": "3489", "context": "İbn Sînâ ile gerçekleştirdiği yazışmalarda onun bu tavrı, yahut ikisi arasındaki fark belirgin şekilde kendisini göstermektedir. Bîrûnî'nin yirmi dört yaşlarında iken Buhara'da henüz on yedi yaşında bir genç olan İbn Sînâ ile tanıştığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî'nin \"fâzıl delikanlı\" olarak zikrettiği (el-Âşârü'l-bâkıye, s. 257) bu gençle daha sonra sorulu cevaplı yazışmalarda bulunmasında herhalde bu tanışmanın da rolü olmuştur. Hatta bu diyalogların yazıya döküldüğü metinlerdeki anlatımdan, söz konusu sorulu cevaplı tartışmaların hem yazışma yoluyla hem de yüzyüze gerçekleştiği intibaı uyanmaktadır. Bu metinlerden Ecvibe'an'aşri mesâ'il başlığını taşıyan risâlenin İbn Sînâ tarafından kaleme alınmakla birlikte Bîrûnî'ye cevap olarak yazılmadığı ileri sürülmüştür. Risâlenin Bîrûnî'ye karşı yazılmış olduğu fikri, İbn Sînâ'nın peşpeşe gelen iki risalesinden ilkine ait olan ve Bîrûnî'ye cevaben yazıldığını belirten son ifadenin ikincisine ait sanılmasından kaynaklanmıştır. Bîrûnî'nin Hârizm'den gönderdiği sorulara İbn Sînâ'nın verdiği karşılıklarla bu karşılıklara Bîrûnî'nin yönelttiği itirazları içine alan ve Muhammed Tancî tarafından neşredilen risâle ise aynı konuya tahsis edilmiş bir başkasıyla birlikte Bîrûnî ile İbn Sînâ arasındaki metodolajik farklılığın alabildiğine yansıdığı bir belgedir.", "question": "Bîrûnî hangi eserinde İbn Sînâ'yı \"fâzıl delikanlı\" olarak nitelendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "el-Âşârü'l-bâkıye"}}, {"id": "3490", "context": "İbn Sînâ ile gerçekleştirdiği yazışmalarda onun bu tavrı, yahut ikisi arasındaki fark belirgin şekilde kendisini göstermektedir. Bîrûnî'nin yirmi dört yaşlarında iken Buhara'da henüz on yedi yaşında bir genç olan İbn Sînâ ile tanıştığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî'nin \"fâzıl delikanlı\" olarak zikrettiği (el-Âşârü'l-bâkıye, s. 257) bu gençle daha sonra sorulu cevaplı yazışmalarda bulunmasında herhalde bu tanışmanın da rolü olmuştur. Hatta bu diyalogların yazıya döküldüğü metinlerdeki anlatımdan, söz konusu sorulu cevaplı tartışmaların hem yazışma yoluyla hem de yüzyüze gerçekleştiği intibaı uyanmaktadır. Bu metinlerden Ecvibe'an'aşri mesâ'il başlığını taşıyan risâlenin İbn Sînâ tarafından kaleme alınmakla birlikte Bîrûnî'ye cevap olarak yazılmadığı ileri sürülmüştür. Risâlenin Bîrûnî'ye karşı yazılmış olduğu fikri, İbn Sînâ'nın peşpeşe gelen iki risalesinden ilkine ait olan ve Bîrûnî'ye cevaben yazıldığını belirten son ifadenin ikincisine ait sanılmasından kaynaklanmıştır. Bîrûnî'nin Hârizm'den gönderdiği sorulara İbn Sînâ'nın verdiği karşılıklarla bu karşılıklara Bîrûnî'nin yönelttiği itirazları içine alan ve Muhammed Tancî tarafından neşredilen risâle ise aynı konuya tahsis edilmiş bir başkasıyla birlikte Bîrûnî ile İbn Sînâ arasındaki metodolajik farklılığın alabildiğine yansıdığı bir belgedir.", "question": "İbn Sînâ Bîrûnî ile tanıştığında kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "on yedi"}}, {"id": "3491", "context": "İbn Sînâ ile gerçekleştirdiği yazışmalarda onun bu tavrı, yahut ikisi arasındaki fark belirgin şekilde kendisini göstermektedir. Bîrûnî'nin yirmi dört yaşlarında iken Buhara'da henüz on yedi yaşında bir genç olan İbn Sînâ ile tanıştığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî'nin \"fâzıl delikanlı\" olarak zikrettiği (el-Âşârü'l-bâkıye, s. 257) bu gençle daha sonra sorulu cevaplı yazışmalarda bulunmasında herhalde bu tanışmanın da rolü olmuştur. Hatta bu diyalogların yazıya döküldüğü metinlerdeki anlatımdan, söz konusu sorulu cevaplı tartışmaların hem yazışma yoluyla hem de yüzyüze gerçekleştiği intibaı uyanmaktadır. Bu metinlerden Ecvibe'an'aşri mesâ'il başlığını taşıyan risâlenin İbn Sînâ tarafından kaleme alınmakla birlikte Bîrûnî'ye cevap olarak yazılmadığı ileri sürülmüştür. Risâlenin Bîrûnî'ye karşı yazılmış olduğu fikri, İbn Sînâ'nın peşpeşe gelen iki risalesinden ilkine ait olan ve Bîrûnî'ye cevaben yazıldığını belirten son ifadenin ikincisine ait sanılmasından kaynaklanmıştır. Bîrûnî'nin Hârizm'den gönderdiği sorulara İbn Sînâ'nın verdiği karşılıklarla bu karşılıklara Bîrûnî'nin yönelttiği itirazları içine alan ve Muhammed Tancî tarafından neşredilen risâle ise aynı konuya tahsis edilmiş bir başkasıyla birlikte Bîrûnî ile İbn Sînâ arasındaki metodolajik farklılığın alabildiğine yansıdığı bir belgedir.", "question": "Bîrûnî ve İbn Sînâ hangi şehirde tanışmışlardır?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "Buhara'da"}}, {"id": "3492", "context": "İbn Sînâ ile gerçekleştirdiği yazışmalarda onun bu tavrı, yahut ikisi arasındaki fark belirgin şekilde kendisini göstermektedir. Bîrûnî'nin yirmi dört yaşlarında iken Buhara'da henüz on yedi yaşında bir genç olan İbn Sînâ ile tanıştığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî'nin \"fâzıl delikanlı\" olarak zikrettiği (el-Âşârü'l-bâkıye, s. 257) bu gençle daha sonra sorulu cevaplı yazışmalarda bulunmasında herhalde bu tanışmanın da rolü olmuştur. Hatta bu diyalogların yazıya döküldüğü metinlerdeki anlatımdan, söz konusu sorulu cevaplı tartışmaların hem yazışma yoluyla hem de yüzyüze gerçekleştiği intibaı uyanmaktadır. Bu metinlerden Ecvibe'an'aşri mesâ'il başlığını taşıyan risâlenin İbn Sînâ tarafından kaleme alınmakla birlikte Bîrûnî'ye cevap olarak yazılmadığı ileri sürülmüştür. Risâlenin Bîrûnî'ye karşı yazılmış olduğu fikri, İbn Sînâ'nın peşpeşe gelen iki risalesinden ilkine ait olan ve Bîrûnî'ye cevaben yazıldığını belirten son ifadenin ikincisine ait sanılmasından kaynaklanmıştır. Bîrûnî'nin Hârizm'den gönderdiği sorulara İbn Sînâ'nın verdiği karşılıklarla bu karşılıklara Bîrûnî'nin yönelttiği itirazları içine alan ve Muhammed Tancî tarafından neşredilen risâle ise aynı konuya tahsis edilmiş bir başkasıyla birlikte Bîrûnî ile İbn Sînâ arasındaki metodolajik farklılığın alabildiğine yansıdığı bir belgedir.", "question": "Bîrûnî İbn Sînâ ile kaç yaşlarında tanışmıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "yirmi dört"}}, {"id": "3493", "context": "Bu farklılık tabiatıyla Bîrûnî'nin sadece bir \"bilim adamı\" tipi çizip felsefe ile uğraşmadığı anlamına gelmez. Felsefî eserlerinden neredeyse hiçbiri günümüze ulaşmamasına rağmen onun derin şekilde felsefe çalıştığı ve özellikle Ebû Bekir er-Râzî gibi filozofların Aristoculuk aleyhtarı felsefesiyle ilgilendiği bilinmektedir. Bu ilgi, ona Râzî'nin Sırrü'l esrâr adlı eserini kırk yıl ısrarla aratacak kadar yoğundur. Ancak Bîrûnî, daha sonra birçok bölümünü anlamsız bulduğu bu esere bir eleştiri yazmaktan da geri durmamıştır.", "question": "Bîrûnî'nin hangi felsefe yaklaşımı ilgilendiği bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Aristoculuk aleyhtarı"}}, {"id": "3494", "context": "Bu farklılık tabiatıyla Bîrûnî'nin sadece bir \"bilim adamı\" tipi çizip felsefe ile uğraşmadığı anlamına gelmez. Felsefî eserlerinden neredeyse hiçbiri günümüze ulaşmamasına rağmen onun derin şekilde felsefe çalıştığı ve özellikle Ebû Bekir er-Râzî gibi filozofların Aristoculuk aleyhtarı felsefesiyle ilgilendiği bilinmektedir. Bu ilgi, ona Râzî'nin Sırrü'l esrâr adlı eserini kırk yıl ısrarla aratacak kadar yoğundur. Ancak Bîrûnî, daha sonra birçok bölümünü anlamsız bulduğu bu esere bir eleştiri yazmaktan da geri durmamıştır.", "question": "Bîrûnî Aristoculuk aleyhtarı türü felsefeyi hangi filozoftan öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "Ebû Bekir er-Râzî"}}, {"id": "3495", "context": "Astrolojiye karşı sergilediği tutum da Bîrûnî'nin ilmî kişiliği hakkında yeterli fikir vermektedir. Özellikle Kitâbü't-Tefhîm adlı eseri onun astrolojinin teknik yönü hususunda tam bir uzman olduğunun delilidir. Ancak Bîrûnî'nin Hermetik geleneğe bağlı simyanın (el-kimiya) yanı sıra astrolojiye de bir tür sahte bilim gözüyle baktığı anlaşılmaktadır. Tıpkı Fârâbî ve İbn Sînâ gibi o da göklerin arz üzerinde fiziki tesirler oluşturduğu fikrini kabul etmiştir; ancak gökleri bir kader haritası gibi incelemek ona pek inandırıcı gelmemiştir. Zira farklı astrologların yıldızlardan çıkardığı birbirini tutmayan hükümler, ilmî zihniyeti bakımından hiç de tatmin edici değildir. Âlem ve onun parçalarını tam bir organik bütünlük içinde görme imkânı verdiği için bazı müslüman astronomlara ilgi çekici gelen astroloji, belki Bîrûnî'yi yalnızca bu perspektifi bakımından ilgilendirmiştir. Ancak ona göre sihir, kehanet ve fal dünyasına girildiğinde ilmî sınırların dışına çıkılmış olur. Kaldı ki Bîrûnî simya, sihir, efsun, ölümsüzlük ilâcı gibi iddiaların arkasında ihtirasların yattığı düşüncesindedir.", "question": "Bîrûnî'nin astrolojide teknik olarak uzman olduğunu gösteren eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Kitâbü't-Tefhîm"}}, {"id": "3496", "context": "Astrolojiye karşı sergilediği tutum da Bîrûnî'nin ilmî kişiliği hakkında yeterli fikir vermektedir. Özellikle Kitâbü't-Tefhîm adlı eseri onun astrolojinin teknik yönü hususunda tam bir uzman olduğunun delilidir. Ancak Bîrûnî'nin Hermetik geleneğe bağlı simyanın (el-kimiya) yanı sıra astrolojiye de bir tür sahte bilim gözüyle baktığı anlaşılmaktadır. Tıpkı Fârâbî ve İbn Sînâ gibi o da göklerin arz üzerinde fiziki tesirler oluşturduğu fikrini kabul etmiştir; ancak gökleri bir kader haritası gibi incelemek ona pek inandırıcı gelmemiştir. Zira farklı astrologların yıldızlardan çıkardığı birbirini tutmayan hükümler, ilmî zihniyeti bakımından hiç de tatmin edici değildir. Âlem ve onun parçalarını tam bir organik bütünlük içinde görme imkânı verdiği için bazı müslüman astronomlara ilgi çekici gelen astroloji, belki Bîrûnî'yi yalnızca bu perspektifi bakımından ilgilendirmiştir. Ancak ona göre sihir, kehanet ve fal dünyasına girildiğinde ilmî sınırların dışına çıkılmış olur. Kaldı ki Bîrûnî simya, sihir, efsun, ölümsüzlük ilâcı gibi iddiaların arkasında ihtirasların yattığı düşüncesindedir.", "question": "Bîrûnî Kitâbü't-Tefhîm Bîrûnî'nin hangi bilim dalındaki eseridir?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "astroloji"}}, {"id": "3497", "context": "Astrolojiye karşı sergilediği tutum da Bîrûnî'nin ilmî kişiliği hakkında yeterli fikir vermektedir. Özellikle Kitâbü't-Tefhîm adlı eseri onun astrolojinin teknik yönü hususunda tam bir uzman olduğunun delilidir. Ancak Bîrûnî'nin Hermetik geleneğe bağlı simyanın (el-kimiya) yanı sıra astrolojiye de bir tür sahte bilim gözüyle baktığı anlaşılmaktadır. Tıpkı Fârâbî ve İbn Sînâ gibi o da göklerin arz üzerinde fiziki tesirler oluşturduğu fikrini kabul etmiştir; ancak gökleri bir kader haritası gibi incelemek ona pek inandırıcı gelmemiştir. Zira farklı astrologların yıldızlardan çıkardığı birbirini tutmayan hükümler, ilmî zihniyeti bakımından hiç de tatmin edici değildir. Âlem ve onun parçalarını tam bir organik bütünlük içinde görme imkânı verdiği için bazı müslüman astronomlara ilgi çekici gelen astroloji, belki Bîrûnî'yi yalnızca bu perspektifi bakımından ilgilendirmiştir. Ancak ona göre sihir, kehanet ve fal dünyasına girildiğinde ilmî sınırların dışına çıkılmış olur. Kaldı ki Bîrûnî simya, sihir, efsun, ölümsüzlük ilâcı gibi iddiaların arkasında ihtirasların yattığı düşüncesindedir.", "question": "Bîrûnî astroloji ve Hermetik geleneğe bağlı simyaya hangi yakıştırmada bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "sahte bilim"}}, {"id": "3498", "context": "Bîrûnî gibi bir şahsiyetin Latince'de güçlü bir yankı bulmamış olması şaşırtıcıdır. Herhalde Endülüs'te tanınmamış olması ve eserlerinin yazma nüshalarının daha ziyade Türk kütüphanelerinde bulunması buna yol açmıştır. Ancak Bîrûnî'nin Hârizmî zîcinin temellerini konu edinen eserinin, XII. yüzyıl matematikçi ve mütercimlerinden İspanyol yahudisi Abraham ben Ezra tarafından İbrânî diline tercüme edildiği bilinmektedir. Ayrıca XIII. yüzyılda yaşayan Faslı Ebü Ali Hasan b. Ali el-Merrâküşî'nin el-Câmi' adlı eserinde Bîrûnî'nin dünyanın dönmesiyle ilgili tartışmasının aynen yer alması, onun Batı'da hiç bilinmediği fikrinin ihtiyatla karşılanmasına yol açmıştır. Böylece çok eskiden kalma Fransızca metinlerde geçen \"Üstad Aliboron\" adının \"el-Bîrûnî\"ye hamledilmesinin bazı ilmi gerekçeleri ortaya çıkmış olmaktadır.", "question": "Bîrûnî çok eski Fransız metinlerde hangi isimle anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "\"Üstad Aliboron\""}}, {"id": "3499", "context": "Bîrûnî gibi bir şahsiyetin Latince'de güçlü bir yankı bulmamış olması şaşırtıcıdır. Herhalde Endülüs'te tanınmamış olması ve eserlerinin yazma nüshalarının daha ziyade Türk kütüphanelerinde bulunması buna yol açmıştır. Ancak Bîrûnî'nin Hârizmî zîcinin temellerini konu edinen eserinin, XII. yüzyıl matematikçi ve mütercimlerinden İspanyol yahudisi Abraham ben Ezra tarafından İbrânî diline tercüme edildiği bilinmektedir. Ayrıca XIII. yüzyılda yaşayan Faslı Ebü Ali Hasan b. Ali el-Merrâküşî'nin el-Câmi' adlı eserinde Bîrûnî'nin dünyanın dönmesiyle ilgili tartışmasının aynen yer alması, onun Batı'da hiç bilinmediği fikrinin ihtiyatla karşılanmasına yol açmıştır. Böylece çok eskiden kalma Fransızca metinlerde geçen \"Üstad Aliboron\" adının \"el-Bîrûnî\"ye hamledilmesinin bazı ilmi gerekçeleri ortaya çıkmış olmaktadır.", "question": "Bîrûnî'nin Hârizmî zîci hakkındaki eseri İbrânî diline ne zaman çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "XII. yüzyıl"}}, {"id": "3500", "context": "Bîrûnî gibi bir şahsiyetin Latince'de güçlü bir yankı bulmamış olması şaşırtıcıdır. Herhalde Endülüs'te tanınmamış olması ve eserlerinin yazma nüshalarının daha ziyade Türk kütüphanelerinde bulunması buna yol açmıştır. Ancak Bîrûnî'nin Hârizmî zîcinin temellerini konu edinen eserinin, XII. yüzyıl matematikçi ve mütercimlerinden İspanyol yahudisi Abraham ben Ezra tarafından İbrânî diline tercüme edildiği bilinmektedir. Ayrıca XIII. yüzyılda yaşayan Faslı Ebü Ali Hasan b. Ali el-Merrâküşî'nin el-Câmi' adlı eserinde Bîrûnî'nin dünyanın dönmesiyle ilgili tartışmasının aynen yer alması, onun Batı'da hiç bilinmediği fikrinin ihtiyatla karşılanmasına yol açmıştır. Böylece çok eskiden kalma Fransızca metinlerde geçen \"Üstad Aliboron\" adının \"el-Bîrûnî\"ye hamledilmesinin bazı ilmi gerekçeleri ortaya çıkmış olmaktadır.", "question": "Bîrûnî'nin Hârizmî zîcinin temelleri hakkındaki eserini XII. yüzyılda İbrânîceye tercüme eden kimdir?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "İspanyol yahudisi Abraham ben Ezra"}}, {"id": "3501", "context": "Bîrûnî gibi bir şahsiyetin Latince'de güçlü bir yankı bulmamış olması şaşırtıcıdır. Herhalde Endülüs'te tanınmamış olması ve eserlerinin yazma nüshalarının daha ziyade Türk kütüphanelerinde bulunması buna yol açmıştır. Ancak Bîrûnî'nin Hârizmî zîcinin temellerini konu edinen eserinin, XII. yüzyıl matematikçi ve mütercimlerinden İspanyol yahudisi Abraham ben Ezra tarafından İbrânî diline tercüme edildiği bilinmektedir. Ayrıca XIII. yüzyılda yaşayan Faslı Ebü Ali Hasan b. Ali el-Merrâküşî'nin el-Câmi' adlı eserinde Bîrûnî'nin dünyanın dönmesiyle ilgili tartışmasının aynen yer alması, onun Batı'da hiç bilinmediği fikrinin ihtiyatla karşılanmasına yol açmıştır. Böylece çok eskiden kalma Fransızca metinlerde geçen \"Üstad Aliboron\" adının \"el-Bîrûnî\"ye hamledilmesinin bazı ilmi gerekçeleri ortaya çıkmış olmaktadır.", "question": "Bîrûnî'nin dünyanın dönmesi ile ilgili tartışmasına Faslı Ebû Hasan b. Ali el-Merrâküşî hangi eserinde yer vermiştir?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "el-Câmi'"}}, {"id": "3502", "context": "Bîrûnî'nin ele geçmiş ve ikisi dışındakileri yayımianmış en önemli eserleri şunlardır: 1. el-Âşârü'l-bâkıye. Bîrûnî'nin yirmi sekiz yaşlarında iken yazdığı ilk önemli ve büyük eseridir. Bîrûnî eserin baş tarafında yazılış sebebini, bir edebiyatçının kendisinden çeşitli toplumların kullandıkları takvimlerle ilgili olarak bilgi almak istemesine dayandırır. el-Âşârü'l-bâkıye'nin, E. Sachau'nun neşrinden sonra 1963'te Bağdat'ta bu neşirden tıpkıbasımı yapılmış, Sachau'nun metninde bulunmayan bölümler ise K. Garbers ile J. Fück tarafından J. Fück'ün Documenta Islamica lnedita'sında bilim dünyasına sunulmuştur. Eserin İngilizce, kısmen Fransızca ve Farsça dışında Rusça'ya yapılan tercümesi, M. A. Sale tarafından Pamyatniki Minuvskikh Pokolenii başlığıyla Özbek İlimler Akademisi'nin neşri olan Selected Works (Jzbrannye proizuedeniya) serisinin ilk cildi olarak yayımlanmıştır.", "question": "Bîrûnî'nin ilk meşhur eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "el-Âşârü'l-bâkıye"}}, {"id": "3503", "context": "Bîrûnî'nin ele geçmiş ve ikisi dışındakileri yayımianmış en önemli eserleri şunlardır: 1. el-Âşârü'l-bâkıye. Bîrûnî'nin yirmi sekiz yaşlarında iken yazdığı ilk önemli ve büyük eseridir. Bîrûnî eserin baş tarafında yazılış sebebini, bir edebiyatçının kendisinden çeşitli toplumların kullandıkları takvimlerle ilgili olarak bilgi almak istemesine dayandırır. el-Âşârü'l-bâkıye'nin, E. Sachau'nun neşrinden sonra 1963'te Bağdat'ta bu neşirden tıpkıbasımı yapılmış, Sachau'nun metninde bulunmayan bölümler ise K. Garbers ile J. Fück tarafından J. Fück'ün Documenta Islamica lnedita'sında bilim dünyasına sunulmuştur. Eserin İngilizce, kısmen Fransızca ve Farsça dışında Rusça'ya yapılan tercümesi, M. A. Sale tarafından Pamyatniki Minuvskikh Pokolenii başlığıyla Özbek İlimler Akademisi'nin neşri olan Selected Works (Jzbrannye proizuedeniya) serisinin ilk cildi olarak yayımlanmıştır.", "question": "Bîrûnî ilk büyük eseri el-Âşârü'l-bâkıye'yi yazdığında kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "yirmi sekiz"}}, {"id": "3504", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Gazne şehrinde yazdığı ilk önemli eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 3, "text": "Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin"}}, {"id": "3505", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî ünlü Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin adlı eserini hangi şehirde yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Gazne"}}, {"id": "3506", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin adlı eserini mîlâdi hangi yıl neşretmiştir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "(1025)"}}, {"id": "3507", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin eserinde kendi keşfettiğini belirttiği yeni bilim dalı nedir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "jeodezi"}}, {"id": "3508", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin jeodezi bilimini keşfettiğini belirttiği eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 3, "text": "Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin"}}, {"id": "3509", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin adlı eserinin dünyadaki tek nüshası nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "Süleymaniye Kütüphanesi'nde"}}, {"id": "3510", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin eserinin önemli bölümlerini ilk yayımlayan kimdir?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "Zeki V. Togan"}}, {"id": "3511", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin adlı eserinin dünyadaki tek yazma nüshasını bulan kimdir?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "H. Ritter"}}, {"id": "3512", "context": "2. Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin. Bîrûnî'nin Gazne devresindeki ilk önemli eseridir. 416'da (1025) yazdığı bu eserinin başında yeni bir bilgi dalı bulduğunu ya da geliştirdiğini belirtmektedir. Bu bilim dalı günümüzde jeodezi olarak adlandırılmaktadır. Ancak Bîrûnî bu eserinde enlem boylam hesaplamaları, şehirler arası mesafeleri belirleme, kıble bulma metotları yanında tarihî, coğrafî. astronomik, jeolojik vb. bilgiler de vermektedir. Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bu yazma nüsha H. Ritter tarafından 1930'da bulunduktan sonra Zeki V. Togan tarafından ilk defa bazı önemli bölümleri yayımlanmıştır. Eserin tenkitli neşri Mecelletü Ma'hedi'l-mahtûtâti'l-'Arabiyye adlı derginin bir özel sayısı halinde P. Bulgakov tarafından gerçekleştirilmiştir.", "question": "Bîrûnî'nin Tahdîdü nihâyâti'l-emâkin eserinin tek yazma nüshası hangi yıl bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "1930'da"}}, {"id": "3513", "context": "et-Tefhîm. Bîrûnî'nin 420'de (1029) tamamladığı astronomik bilimlere giriş mahiyetindeki bu eseri matematik, astronomi, astroloji, coğrafya ile ilgili konuları ihtiva eder. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcut olup Arapça·sını İngilizce tercümesiyle birlikte Ramsay Wright, Farsça'sını da Celâleddin Hümâî yayımlamıştır.", "question": "Bîrûnî et-Tefhîm adlı eserini mîlâdi hangi yılda yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "(1029)"}}, {"id": "3514", "context": "et-Tefhîm. Bîrûnî'nin 420'de (1029) tamamladığı astronomik bilimlere giriş mahiyetindeki bu eseri matematik, astronomi, astroloji, coğrafya ile ilgili konuları ihtiva eder. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcut olup Arapça·sını İngilizce tercümesiyle birlikte Ramsay Wright, Farsça'sını da Celâleddin Hümâî yayımlamıştır.", "question": "Bîrûnî'nin et-Tefhîm adlı eseri hangi konuları içerir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "matematik, astronomi, astroloji, coğrafya"}}, {"id": "3515", "context": "et-Tefhîm. Bîrûnî'nin 420'de (1029) tamamladığı astronomik bilimlere giriş mahiyetindeki bu eseri matematik, astronomi, astroloji, coğrafya ile ilgili konuları ihtiva eder. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcut olup Arapça·sını İngilizce tercümesiyle birlikte Ramsay Wright, Farsça'sını da Celâleddin Hümâî yayımlamıştır.", "question": "Bîrûnî'nin et-Tefhîm adlı eserinin Arapça'sını kim İngilizce'ye tercüme etmiştir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Ramsay Wright"}}, {"id": "3516", "context": "et-Tefhîm. Bîrûnî'nin 420'de (1029) tamamladığı astronomik bilimlere giriş mahiyetindeki bu eseri matematik, astronomi, astroloji, coğrafya ile ilgili konuları ihtiva eder. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcut olup Arapça·sını İngilizce tercümesiyle birlikte Ramsay Wright, Farsça'sını da Celâleddin Hümâî yayımlamıştır.", "question": "Bîrûnî'nin et-Tefhîm adlı eserini kim Farsça yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Celâleddin Hümâî"}}, {"id": "3517", "context": "1 Ramazan 732'de (27 Mayıs 1332) Tunus'ta doğdu. Aslen Yemen'in Hadramut bölgesinden olduğu için kendisi Mukaddime'de Hadramî nisbesini kullanmış, Tunus'ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika'da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Hazm onun şeceresini vermiş, kendisi de et-Ta'rif adlı eserinde bu şecereyi nakletmiş, ancak bunu şüpheyle karşıladığını ve eksikleri olduğunu belirtmiştir.", "question": "İbn Haldûn hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Tunus'ta"}}, {"id": "3518", "context": "1 Ramazan 732'de (27 Mayıs 1332) Tunus'ta doğdu. Aslen Yemen'in Hadramut bölgesinden olduğu için kendisi Mukaddime'de Hadramî nisbesini kullanmış, Tunus'ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika'da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Hazm onun şeceresini vermiş, kendisi de et-Ta'rif adlı eserinde bu şecereyi nakletmiş, ancak bunu şüpheyle karşıladığını ve eksikleri olduğunu belirtmiştir.", "question": "İbn Haldûn'un Mukaddime'de kullandığı nisbe nedir?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Hadramî"}}, {"id": "3519", "context": "1 Ramazan 732'de (27 Mayıs 1332) Tunus'ta doğdu. Aslen Yemen'in Hadramut bölgesinden olduğu için kendisi Mukaddime'de Hadramî nisbesini kullanmış, Tunus'ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika'da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Hazm onun şeceresini vermiş, kendisi de et-Ta'rif adlı eserinde bu şecereyi nakletmiş, ancak bunu şüpheyle karşıladığını ve eksikleri olduğunu belirtmiştir.", "question": "İbn Haldûn'un şeceresini belirttiği eseri hangisidir?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "et-Ta'rif"}}, {"id": "3520", "context": "Lübâbü'l-Muhaşşal fî uşûli'd-dîn. İbn Haldün'un Safer 752'de (Nisan 1351) tamamladığı eser. Fahreddin er-Râzî'nin el-Muhaşşal'ının kısaltılmış şekli olup bedîhiyyât, ma'lûmât, ilâhiyyât ve sem'iyyât adlı dört bölüm ve bir hâtimeden meydana gelir. Müellif el-Muhaşşal'ı kısaltırken metne bağlı kaldığını, Nasîrüddîn-i Tûsî'nin bu esere yazdığı Telhîs'ten yararlanarak metne bazı ilaveler yaptığını, kendinden çok az şey kattığını ifade eder. Lübâbü1'l-muhaşşal İbn Haldûn'un, hocası Âbili'nin etkisiyle genç yaşta yazmış olduğu bir eser olması bakımından dikkate değer. Müellif hattıyla olan nüshası İspanya'da Escurial Library'de bulunan eser Luciano Rubio tarafından neşredilerek İspanyolca'ya çevrilmiş, ayrıca Refik el-Acem ve Abbas M. H. Süleyman tarafından yayımlanmıştır.", "question": "İbn Haldûn Lübâbü'l Muhaşşal adlı eserini mîlâdi olarak ne zaman bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "(Nisan 1351)"}}, {"id": "3521", "context": "Mekteb-i Erkân-ı Harbiye tam adı: Mekteb-i Erkân-ı Harbiyye-i Şâhâne veya Erkân-ı Harbiye Mektebi, Osmanlı Ordusu'na kurmay subay yetiştiren askerî okul.", "question": "Erkân-ı Harbiye Mektebi'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Mekteb-i Erkân-ı Harbiyye-i Şâhâne"}}, {"id": "3522", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Mekteb-i Harbiye'ye yönetici olarak ilk atanan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Abdülkerim Paşa"}}, {"id": "3523", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Mekteb-i Harbiye eğitim öğretim hayatına kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "1848"}}, {"id": "3524", "context": "Temmuz 1849'da ilk mezunlarını, Ispartalı Hüseyin Avni (Mareşal), Amasyalı Mahmud Mesud (Sınıf birincisi, Mareşal), Somalı Mustafa Sıtkı (Mareşal), Karagümrüklü Mustafa Saffet (Mareşal), ve Kıbrıslı Sabit (Miralay) olmak üzere beş kişi olarak verdi.", "question": "Mekteb-i Harbiye'den mezun olan ilk grup kaç kişidir?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "beş kişi"}}, {"id": "3525", "context": "1849 yılından itibaren, Tophâne-i Âmire'nin hastanesi olarak yaptırılmış ve 1847 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye'nin binası olarak kullanılmaya başlanmış olan Pangaltı'ndaki binada eğitim ve öğretimi sürdüren Mekteb-i Harbiye sınıfları, 1853 yılının başında bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşındı. 1858 yılının sonunda Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye sınıfları, Gülhane'deki askerî hastaneye (NBC okulu) ve 1862 yılında tekrar Pangaltı'ndaki binaya taşındı. 1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkân-ı Harbiye öğretimi üç yıla çıkarıldı. 1909 yılının Ekim ayı başında Yıldız Sarayı Şehzadeler Dairesine (Yıldız Teknik Okulu) taşınarak \"Mekteb-i Erkân-ı Harbiye\" adını aldı.", "question": "Pangaltı'ndaki bina ne zaman Mekteb-i Harbiye binası olarak kullanılmaya başlanmış?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "1847"}}, {"id": "3526", "context": "1849 yılından itibaren, Tophâne-i Âmire'nin hastanesi olarak yaptırılmış ve 1847 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye'nin binası olarak kullanılmaya başlanmış olan Pangaltı'ndaki binada eğitim ve öğretimi sürdüren Mekteb-i Harbiye sınıfları, 1853 yılının başında bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşındı. 1858 yılının sonunda Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye sınıfları, Gülhane'deki askerî hastaneye (NBC okulu) ve 1862 yılında tekrar Pangaltı'ndaki binaya taşındı. 1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkân-ı Harbiye öğretimi üç yıla çıkarıldı. 1909 yılının Ekim ayı başında Yıldız Sarayı Şehzadeler Dairesine (Yıldız Teknik Okulu) taşınarak \"Mekteb-i Erkân-ı Harbiye\" adını aldı.", "question": "1866'daki düzenlemelerden sonra Erkân-ı Harbiye'de eğitim kaç yıl olmuştur?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "üç"}}, {"id": "3527", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp hangi yıl doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "1958'de"}}, {"id": "3528", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "3529", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik"}}, {"id": "3530", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp lise öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Kadıköy Maarif Koleji'nde"}}, {"id": "3531", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp 1987 yılında hangi eğitim kurumunda görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "University of Rochester'da"}}, {"id": "3532", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp University of Rochester'da hangi meslekte göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "araştırma görevlisi"}}, {"id": "3533", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp \"Distinguished Professor\" ünvanını hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "2000"}}, {"id": "3534", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp yurt dışında çalıştığı dergilerde hangi faaliyetlerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı"}}, {"id": "3535", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp Elsevier Image Communication dergisindeki baş editörlük görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 539, "text": "1999"}}, {"id": "3536", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp'in Digital Video Processing kitabı 1995'te kim tarafından basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 824, "text": "Prensice-Hail"}}, {"id": "3551", "context": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., 2 Temmuz 2004 tarih ve 5189 sayılı kanunun Ek 33. maddesi uyarınca kurulmuş 22 Temmuz 2004 tarihi itibarıyla da faaliyete geçmiştir. Bu kanun gereğince uydu işletmeciliği Türk Telekom'dan alınıp Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye verilmiştir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., bir özel hukuk tüzel kişisi olmakla birlikte tamamı devlete ait bir şirkettir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. devlet adına uydu işletmeciliği yapmaktadır. Uydunun kontrol ve denetim hakkı da Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye aittir.", "question": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. hangi tarihte hizmet vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "22 Temmuz 2004"}}, {"id": "3552", "context": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., 2 Temmuz 2004 tarih ve 5189 sayılı kanunun Ek 33. maddesi uyarınca kurulmuş 22 Temmuz 2004 tarihi itibarıyla da faaliyete geçmiştir. Bu kanun gereğince uydu işletmeciliği Türk Telekom'dan alınıp Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye verilmiştir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., bir özel hukuk tüzel kişisi olmakla birlikte tamamı devlete ait bir şirkettir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. devlet adına uydu işletmeciliği yapmaktadır. Uydunun kontrol ve denetim hakkı da Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye aittir.", "question": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'nin kuruluş tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "2 Temmuz 2004"}}, {"id": "3553", "context": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., 2 Temmuz 2004 tarih ve 5189 sayılı kanunun Ek 33. maddesi uyarınca kurulmuş 22 Temmuz 2004 tarihi itibarıyla da faaliyete geçmiştir. Bu kanun gereğince uydu işletmeciliği Türk Telekom'dan alınıp Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye verilmiştir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., bir özel hukuk tüzel kişisi olmakla birlikte tamamı devlete ait bir şirkettir. Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. devlet adına uydu işletmeciliği yapmaktadır. Uydunun kontrol ve denetim hakkı da Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'ye aittir.", "question": "Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş.'nin görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "devlet adına uydu işletmeciliği"}}, {"id": "3554", "context": "EK 33. Madde 3. paragraf: Türksat A.Ş.'nin hisselerinin tamamı Hazine Müsteşarlığına aittir. Ancak, Hazine Müsteşarlığının mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkına halel gelmemek ve kamunun pay sahipliğinden kaynaklanan bütün malî hakları Hazine Müsteşarlığında kalmak kaydıyla, Hazine Müsteşarlığının Türksat A.Ş.'deki pay sahipliğine dayanan oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkileri Ulaştırma Bakanlığı tarafından kullanılır.", "question": "Türksat A.Ş.'nin hisselerinin sorumluluğu hangi kurumdadır?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Hazine Müsteşarlığında"}}, {"id": "3555", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin ilk uydusunun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Türksat 1A"}}, {"id": "3556", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin ilk uydusunun fırlatılış tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "24 Ocak 1994"}}, {"id": "3557", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin kalkışından 12 dakika sonra imha olan ilk uydusunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Türksat 1A"}}, {"id": "3558", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin üçüncü uydusu olan Türksat 1C hangi yıl göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "1996"}}, {"id": "3559", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılan uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Türksat 2A"}}, {"id": "3560", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "2001 yılında fırlatılan Türksat 2A uydusunun diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "(Eurasiasat 1)"}}, {"id": "3561", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.", "question": "Türkiye'nin 2001 yılında fırlatılıp Türksat 1C ile aynı konumda görev yapan uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Türksat 2A"}}, {"id": "3562", "context": "Türksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de  Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.", "question": "Türksat A.Ş. 2008 yılında Türksat 3A'yı fırlatmak için hangi Fransız şirketle anlaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Thales Alenia Space"}}, {"id": "3563", "context": "Türksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de  Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.", "question": "Türksat 3A uydusu Fransız Guayanası'ndan hangi yıl fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "2008"}}, {"id": "3564", "context": "Türksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan  Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu Kazakistan'daki Uzay Üssü'nden nasıl fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Proton taşıyıcı roketiyle"}}, {"id": "3565", "context": "Türksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan  Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü'nden ne zaman fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "14 Şubat 2014"}}, {"id": "3566", "context": "Türksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan  Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 2A'nın kanal geçişlerinin yapılarak görevini Türksat 4A'ya devrettiği tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "11 Eylül 2014"}}, {"id": "3567", "context": "Türksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan  Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu 2014 yılında hangi uydudan kanal geçişleri yapılarak hizmete başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 709, "text": "Türksat 2A'dan"}}, {"id": "3568", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu  yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda yapım aşamasında olan  Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.", "question": "Türkiye'nin faaliyette olan haberleşme uyduları hangileridir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B"}}, {"id": "3569", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu  yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda yapım aşamasında olan  Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.", "question": "Türkiye'nin Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B uyduları hangi yörüngelerde faaliyet göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "42.0° Doğu ve 50.0° Doğu"}}, {"id": "3570", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu  yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda yapım aşamasında olan  Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.", "question": "Türksat A.Ş.'nin kiralık olarak kullandığı 31.0° Doğu yörüngesinde görev yapan uydunun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Eutelsat 31A"}}, {"id": "3571", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu  yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda yapım aşamasında olan  Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.", "question": "Türkiye'nin 2019 yılında uzaya göndermeyi planladığı uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "Türksat 5B"}}, {"id": "3572", "context": "50.0° Doğu boylamında hizmet vermesi planlanan olan Türksat 4B uydusunun üretimi ve testleri 4 Haziran 2014 tarihi itibarıyla tamamlanmıştır. 16 Mayıs 2014’teki Proton roketi arızası sonrası durdurulan fırlatmalar 28 Eylül 2014 tarihinde tekrar başlamıştır. Türksat 4B uydusunun 2015 yılı içerisinde uzaya fırlatılması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusu; Türkiye, Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Güney Batı Asya’yı kapsama altına alacaktır. Türksat 4B uydusu üzerinden Ku frekans bandında televizyon yayıncılığına ilave olarak Ka frekans bandındaki spot kapsama alanları ile yüksek hızlı ve daha düşük maliyetlere sahip internet erişim hizmetleri sunulması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusuyla birlikte 50.0° Doğu yörüngesinde ilk defa bir Türksat uydusu yer alacaktır.", "question": "Türkiye'nin 50.0° Doğu yörüngesindeki ilk Türksat uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Türksat 4B"}}, {"id": "3573", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Türksat 3A uydusu hangi tarihte hizmete başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "16 Temmuz 2008"}}, {"id": "3574", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Avrupa'dan Çin sınırına kadar hizmet verebilen Türksat 3A uydusu hangi yörüngede görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "42.0° Doğu yörüngesinde"}}, {"id": "3575", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Kayseri'de"}}, {"id": "3576", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin yurtdışına hangi bursla gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu"}}, {"id": "3577", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin yurtdışı eğitimine hangi yılda gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "1932"}}, {"id": "3578", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin yurtdışı eğitimi için hangi ülkeye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Almanya'ya"}}, {"id": "3579", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin üniversite eğitimine kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "1934'te"}}, {"id": "3580", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin hangi üniversitede jeoloji eğitimine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Berlin Üniversitesi'nde"}}, {"id": "3581", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin Berlin Üniversitesi'nde ne üzerine eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 298, "text": "jeoloji"}}, {"id": "3582", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin Berlin Üniversitesi'nden hangi üniversiteye geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Bonn Üniversitesi'ne"}}, {"id": "3583", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin Bonn Üniversitesi'nde hangi jeologun yanında çalışmalarına devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "Hans Cloos'un yanında"}}, {"id": "3584", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin doktora tezini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "1938"}}, {"id": "3585", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin Türkiye'de yardımcı doçent doktor olarak hangi üniversitede göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "3586", "context": "1914'te Kayseri'de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri'de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk'ün gelişim için başlattığı yurtdışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya'ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934'te Berlin Üniversitesi'nde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin'deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesi'ne geçti. Ünlü jeolog Hans Cloos'un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü'nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.", "question": "İhsan Ketin Türkiye'de yardımcı doçent doktor olarak göreve başladığında kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 688, "text": "24"}}, {"id": "3587", "context": "Ülkeye dönüşünün ertesi senesi yaşanan Erzincan deprem felaketi ve 33.000 kişinin ölümü sonucu depremlerle ilgili çalışmalara başlayan Ketin, yurdun çeşitli bölgelerinde irili ufaklı sayısız depremi araştırdı. 1939'da başladığı çalışmalarını 1948 yılında \"Anadolu Bloku\" adıyla yayınladı ve dünya çapında ses getirmeyi başardı. \"Kuzey Anadolu Fay Hattı\"'nın varlığını kanıtladığı bu makale, özellikle eğitim gördüğü Almanya'da çok büyük ilgi gördü ve bu sayede Ketin'e, jeoloji konusunda üst düzey bir ödül sayılan ‘‘Gustav Steinmann Madalyası’’ verildi.", "question": "İhsan Ketin'in depremlerle ilgili çalışmalara başlamasına sebep olan felaket nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Erzincan deprem felaketi"}}, {"id": "3588", "context": "Ülkeye dönüşünün ertesi senesi yaşanan Erzincan deprem felaketi ve 33.000 kişinin ölümü sonucu depremlerle ilgili çalışmalara başlayan Ketin, yurdun çeşitli bölgelerinde irili ufaklı sayısız depremi araştırdı. 1939'da başladığı çalışmalarını 1948 yılında \"Anadolu Bloku\" adıyla yayınladı ve dünya çapında ses getirmeyi başardı. \"Kuzey Anadolu Fay Hattı\"'nın varlığını kanıtladığı bu makale, özellikle eğitim gördüğü Almanya'da çok büyük ilgi gördü ve bu sayede Ketin'e, jeoloji konusunda üst düzey bir ödül sayılan ‘‘Gustav Steinmann Madalyası’’ verildi.", "question": "İhsan Ketin depremlerle ilgili yaptığı çalışmaları 1948 yılında hangi ad ile yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "\"Anadolu Bloku\""}}, {"id": "3589", "context": "Ülkeye dönüşünün ertesi senesi yaşanan Erzincan deprem felaketi ve 33.000 kişinin ölümü sonucu depremlerle ilgili çalışmalara başlayan Ketin, yurdun çeşitli bölgelerinde irili ufaklı sayısız depremi araştırdı. 1939'da başladığı çalışmalarını 1948 yılında \"Anadolu Bloku\" adıyla yayınladı ve dünya çapında ses getirmeyi başardı. \"Kuzey Anadolu Fay Hattı\"'nın varlığını kanıtladığı bu makale, özellikle eğitim gördüğü Almanya'da çok büyük ilgi gördü ve bu sayede Ketin'e, jeoloji konusunda üst düzey bir ödül sayılan ‘‘Gustav Steinmann Madalyası’’ verildi.", "question": "İhsan Ketin Almanya'da jeoloji alanında aldığı üst düzey ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "‘‘Gustav Steinmann Madalyası’’"}}, {"id": "3590", "context": "İhsan Ketin ( d. 1914, Kayseri - ö. 16 Aralık 1995, İstanbul) Türk jeolog. Türkiye'de \"Jeoloji'nin babası\" diye anılan Jeoloji profesörü İhsan Ketin yurtdışında da 1948 yılında Kuzey Anadolu Fay Hattının gerçek yapısını ortaya koymasıyla tanınmaktadır.", "question": "İhsan Ketin Türkiye'de hangi ünvanla anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "\"Jeoloji'nin babası\""}}, {"id": "3591", "context": "İstanbul Üniversitesi (kısaca İÜ), ana yerleşkesi İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan devlet üniversitesidir.", "question": "İstanbul Üniversitesi'nin ana yerleşkesi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "İstanbul'un Fatih ilçesinde"}}, {"id": "3592", "context": "18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi Osmanlı'daki hangi üniversitenin devamıdır?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Darülfünun'un doğrudan devamıdır"}}, {"id": "3593", "context": "2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir. İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır. Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında kaç yılından beri yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "2006'dan beri yer almaktadır."}}, {"id": "3594", "context": "2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir. İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır. Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi'nde kaç öğrenci öğrenim görür?", "answers": {"answer_start": 299, "text": "73.000"}}, {"id": "3595", "context": "2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir. İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır. Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi'nde kaç öğretim elemanı görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "12.000"}}, {"id": "3596", "context": "Kara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.", "question": "Kara Harp Okulu'nun geleneksel adı nedir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "Harbiye"}}, {"id": "3597", "context": "Kara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.", "question": "Kara Harp Okulu nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Ankara'da"}}, {"id": "3598", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş lisansüstü eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Imperial College"}}, {"id": "3599", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş doktora eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "London University"}}, {"id": "3600", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş hangi üniversitede profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nde"}}, {"id": "3601", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş hangi kurumun kuruce genel sekreteridir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "TÜBİTAK'ın"}}, {"id": "3602", "context": "Mahmud Raif Efendi (ö.1807), Osmanlı reis'ül-küttâbı, ıslahat yazarı, ressamı ve musiki erbabıdır . Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk daimi yurtdışı sefarethanesi olan Londra Büyükelçiliği'nde, 1793-1797 yılları arasında büyükelçi Yusuf Agah Efendi'nin serkatipliğini (başkatipliğini) yapmıştır .", "question": "Mahmud Raif Efendi hangi yurtdışı sefarethanesinde görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Londra Büyükelçiliği'nde"}}, {"id": "3603", "context": "Mahmud Raif Efendi (ö.1807), Osmanlı reis'ül-küttâbı, ıslahat yazarı, ressamı ve musiki erbabıdır . Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk daimi yurtdışı sefarethanesi olan Londra Büyükelçiliği'nde, 1793-1797 yılları arasında büyükelçi Yusuf Agah Efendi'nin serkatipliğini (başkatipliğini) yapmıştır .", "question": "Mahmud Raif Efendi kimin serkatipliğini yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Yusuf Agah Efendi'nin"}}, {"id": "3604", "context": "Mahmud Raif Efendi, Londra dönüşünde  İstanbul'da 1798 yılında Fransızca yayınladığı Tableau des Nouveaux Reglements de L'Empire Ottoman (Osmanlı İmparatorluğu'nda Yeni Nizamların Cetveli) adlı eseriyle tanınmaktadır; Osmanlı İmparatorluğu'nun Nizam-ı Cedid hareketleri sonucunda sahip olduğu yenilikleri anlatan bu kitap  1988 yılında Latin hafleriyle Türkçe olarak da basılmış  ve bu kitap hakkında bir de inceleme eseri yayınlanmıştır . Kitapta 28 adet detaylı çizim de bulunmaktadır .", "question": "Mahmud Raif Efendi Londra dönüşünde İstanbul'da hangi kitabı yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Tableau des Nouveaux Reglements de L'Empire Ottoman"}}, {"id": "3605", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Semerkand'da"}}, {"id": "3606", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu kaç yılında doğdu?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "1403'te"}}, {"id": "3607", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu'nun ünvanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "astronom, matematikçi ve kelâm âlimi"}}, {"id": "3608", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu kimlerden Matematik ve astronomi dersleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den"}}, {"id": "3609", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu bilgisini arttırmak için nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Kirman'a"}}, {"id": "3610", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu Kirman'da hangi eserleri yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd"}}, {"id": "3611", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra kimin yanında çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "Uluğ Bey'in yardımcısı oldu."}}, {"id": "3612", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu kimin davetiyle İstanbul'a gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "II. Mehmed'in"}}, {"id": "3613", "context": "Ali Kuşçu, astronom, matematikçi ve kelâm âlimi ünvanlarına sahiptir. Ali Kuşçu, 1403'te Semerkand'da doğdu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Bursalı Kadızâde Rûmî, Gıyaseddin Cemşid ve Muînuddîn Kâşî’den Matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti. Kirman'da Hall-ü Eşkâl-i Kamer adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Kirman'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'in yardımcısı oldu. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etti.15 yüzyıla özgü mezarı Eyüp Sultan türbesi etrafındaki hazirededir. Soyunun bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Kahramanmaraş'ı fethetmesinden kısa bir süre sonra o bölgede Şiî Mezhebi'nin tekrar artması sonucu Ali Kuşçu'nun torunlarından bir kısmı ferman ile Kahramanmaraş'a gönderilmiştir. Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir. Kahramanmaraş ta bulunan ailenin bir kısmı da Cumhuriyet'in ilanından sonra Bursa'ya yerleşmişlerdir. Bursa'daki Fuat Kuşçuoğlu Caddesi de ismini Ali Kuşçu'nun torunlarından Fuat Bey'in isminden almıştır. Soyu Kahramanmaraş, Düzce ve Bursa'da Kuşçuoğlu soy isimleriyle devam etmektedir. Ali Kuşçu'nun 15 yüzyıla özgü mezarı İstanbul, Eyüpsultan Cami haziresindedir.", "question": "Ali Kuşçu hangi medreseye müderris olmuştur?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "Ayasofya medresesine"}}, {"id": "3614", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Cizre'nin Tor mahallesinde"}}, {"id": "3615", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri hangi bilimsel alanın kurucusu kabul edilir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Sibernetik"}}, {"id": "3616", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Cizre'de"}}, {"id": "3617", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "1206'te"}}, {"id": "3618", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Camia Medresesi'nde"}}, {"id": "3619", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı El-Cezeri 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Fizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "El-Cezeri'nin Diyarbakır Ulu Camii'nde bulunan ünlü eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Güneş Saati’dir."}}, {"id": "3625", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Türksat 3A ne zaman fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "13 Haziran 2008"}}, {"id": "3626", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Türksat 3A nereden fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden"}}, {"id": "3627", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Türksat 3A uydusu faaliyetlerine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "16 Temmuz 2008"}}, {"id": "3628", "context": "Türksat 3A 13 Haziran 2008 tarihinde Fransız Guyanası'ndaki Guyana Uzay Merkezi'nden fırlatılmıştır. Türksat 3A uydusu 16 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla faaliyetlerine başlamıştır. 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet veren Türksat 3A haberleşme uydusu, Türkiye başta olmak üzere tüm Avrupa, Kuzey Afrika ile tüm Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Çin sınırına kadar uzanan bir kapsama alanına sahiptir. Türksat 3A haberleşme uydusu Ku frekans bandında veri haberleşme hizmetleri de sunmaktadır. Türksat 3A haberleşme uydusu, coğrafi koşullar nedeniyle radyolink ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere VSAT terminalleri aracılığıyla internet, ses ve görüntü hizmetlerinin götürülmesi için kullanılabilmektedir.", "question": "Türksat 3A uydusu hangi yörüngede hizmet vermektedir", "answers": {"answer_start": 180, "text": "42.0° Doğu yörüngesinde"}}, {"id": "3629", "context": "Türksat 4A haberleşme uydusunun tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır", "question": "Türksat 4A uydusunun tedarik antlaşması hangi tarihte yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "7 Mart 2011"}}, {"id": "3630", "context": "Türksat 4A haberleşme uydusunun tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır", "question": "Türksat 4A uydusunun tedarik antlaşması hangi firma ile yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Mitsubishi Electric"}}, {"id": "3631", "context": "Türksat 4A haberleşme uydusunun tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır", "question": "Türksat 4A uydusu nereden uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden"}}, {"id": "3632", "context": "Türksat 4A haberleşme uydusunun tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır", "question": "Türksat 4A uydusu ne zaman uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "14 Şubat 2014"}}, {"id": "3633", "context": "50.0° Doğu boylamında hizmet vermesi planlanan olan Türksat 4B uydusunun üretimi ve testleri 4 Haziran 2014 tarihi itibarıyla tamamlanmıştır. Fırlatmalar 28 Eylül 2014 tarihinde tekrar başlamıştır. Türksat 4B uydusunun 2015 yılı içerisinde uzaya fırlatılması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusu; Türkiye, Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Güney Batı Asya’yı kapsama altına alacaktır. Türksat 4B uydusu üzerinden Ku frekans bandında televizyon yayıncılığına ilave olarak Ka frekans bandındaki spot kapsama alanları ile yüksek hızlı ve daha düşük maliyetlere sahip internet erişim hizmetleri sunulması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusuyla birlikte 50.0° Doğu yörüngesinde ilk defa bir Türksat uydusu yer alacaktır.", "question": "Türksat 4B uydusunun üretimi ne zaman tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "4 Haziran 2014"}}, {"id": "3634", "context": "50.0° Doğu boylamında hizmet vermesi planlanan olan Türksat 4B uydusunun üretimi ve testleri 4 Haziran 2014 tarihi itibarıyla tamamlanmıştır. Fırlatmalar 28 Eylül 2014 tarihinde tekrar başlamıştır. Türksat 4B uydusunun 2015 yılı içerisinde uzaya fırlatılması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusu; Türkiye, Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Güney Batı Asya’yı kapsama altına alacaktır. Türksat 4B uydusu üzerinden Ku frekans bandında televizyon yayıncılığına ilave olarak Ka frekans bandındaki spot kapsama alanları ile yüksek hızlı ve daha düşük maliyetlere sahip internet erişim hizmetleri sunulması planlanmaktadır. Türksat 4B uydusuyla birlikte 50.0° Doğu yörüngesinde ilk defa bir Türksat uydusu yer alacaktır.", "question": "Türksat 4B uydusunun fırlatmaları ne zaman başlamıştır", "answers": {"answer_start": 154, "text": "28 Eylül 2014"}}, {"id": "3635", "context": "Türksat 5A uydusunun 31.0° Doğu yörüngesinde faaliyet göstermesi planlanmaktadır. Türksat 5A uydusu sözleşmesi 2015 yılında imzalanmıştır ve uydunun da 2018 yılı içerisinde fırlatılması hedeflenmektedir.", "question": "Türksat 5A uydusunun nerede faaliyet göstermesi beklenmektedir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "31.0° Doğu yörüngesinde"}}, {"id": "3636", "context": "Türksat 5A uydusunun 31.0° Doğu yörüngesinde faaliyet göstermesi planlanmaktadır. Türksat 5A uydusu sözleşmesi 2015 yılında imzalanmıştır ve uydunun da 2018 yılı içerisinde fırlatılması hedeflenmektedir.", "question": "Türksat 5A uydusunun sözleşmesi ne zaman tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "2015"}}, {"id": "3637", "context": "Türksat 5A uydusunun 31.0° Doğu yörüngesinde faaliyet göstermesi planlanmaktadır. Türksat 5A uydusu sözleşmesi 2015 yılında imzalanmıştır ve uydunun da 2018 yılı içerisinde fırlatılması hedeflenmektedir.", "question": "Türksat 5A uydusunun hangi yılda fırlatılması hedeflenmektedir", "answers": {"answer_start": 152, "text": "2018"}}, {"id": "3638", "context": "İstanbul Rasathanesi aletler kitabında altıncı sırada bahsedilen alet, daha önce Ptoleme tarafından betimlenen paralaks cetvelidir(Arapçası İki Delikli(zāt es - suḳbeteyn)). Müʾeyyededīn el - ʿUrḍī, Ptoleme’ nin tarifine göre yapılan bu cetveli üç yönden oldukça yetersiz saymıştır(bkz.H.Seemann Die Instrumente der Sternwarte zu Marâgha nach den Mitteilungen von al - ʿUrḍî, adı geçen yer ve tarih, s .104 - 107, özellikle s .106; Tekrarbasım: adı geçen yer ve tarih, s .170 - 173, özellikle s .172).İstanbul astronomları, Müʾeyyededīn el - ʿUrḍī’ nin bu çekincelerini dile getirmemişlerdir. Aletler kitabındaki tarifi maalesef çok kısadır. Söz edilmeyen pek çok ayrıntıyı okurun bildiği varsayılmıştır. Birbirine bağlı her iki cetvele 12 arşınlık, yaklaşık 6 metre, uzunluk verilerek, el - ʿUrḍī’ nin üç çekincesinden birisi kolaylıkla bertaraf edilmiştir. İstanbul Rasathanesi’ nde batı ve doğuya döndürülebilir cetvel, sadece meridyendeki Ay paralaksının ölçümüne değil, aynı zamanda bunun da ötesinde uzun bacaklarıyla gök cisimleri yüksekliğinin olabildiğince doğru ölçümüne yaramaktaydı.", "question": "İstanbul Rasathanesi Aletler Kitabı'nda altıncı sırada söz edilen alet kim tarafından tasfir edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Ptoleme tarafından"}}, {"id": "3639", "context": "Bu alet, Tycho Brahe tarafından Parallaticum aliud, sive regulae tam altitudines quam azimutha expedientes olarak adlandırılmıştır.Hem yapısı hem de gördüğü işlev bakımından bu alet, Merāġa Rasathanesi’ nin āle zāt el - ceyb ve - s - semt olarak adlandırılan aletine(bkz.Merāġa aletleri no VIII) tekabül etmektedir.Tycho Brahe’nin yaptığı tek değişiklik şundan ibarettir: Merāġa Rasathanesi aletinde olduğu gibi, dikey bacaklar artık iki tarafıyla değil, sadece bir tarafıyla yatay temel rayda kaymaktadır.Dairesel duvarın çapı Tycho Brahe’ de 5 metre, bacakların ve temel rayın uzunluklarının toplamı 3,5 metredir. Alet 1602 yılından önce inşa edilmiştir.", "question": "Yıldızlar arasındaki mesafeyi ölçmeye yarayan alete Tycho Brahe ne ad vermiştir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Parallaticum aliud, sive regulae tam altitudines quam azimutha expedientes"}}, {"id": "3640", "context": "Bu alet, Tycho Brahe tarafından Parallaticum aliud, sive regulae tam altitudines quam azimutha expedientes olarak adlandırılmıştır.Hem yapısı hem de gördüğü işlev bakımından bu alet, Merāġa Rasathanesi’ nin āle zāt el - ceyb ve - s - semt olarak adlandırılan aletine(bkz.Merāġa aletleri no VIII) tekabül etmektedir.Tycho Brahe’nin yaptığı tek değişiklik şundan ibarettir: Merāġa Rasathanesi aletinde olduğu gibi, dikey bacaklar artık iki tarafıyla değil, sadece bir tarafıyla yatay temel rayda kaymaktadır.Dairesel duvarın çapı Tycho Brahe’ de 5 metre, bacakların ve temel rayın uzunluklarının toplamı 3,5 metredir. Alet 1602 yılından önce inşa edilmiştir.", "question": "Parallaticum aliud, sive regulae tam altitudines quam azimutha expedientes yaklaşık olarak ne zaman inşa edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 621, "text": "1602 yılından önce inşa edilmiştir"}}, {"id": "3641", "context": "Tycho Brahe’nin halkalı küresi, J.A. Repsold’un tahminine göre, 1570 yılından önce imal edilmiş olmalı, Ptoleme’ nin aletine ve Merāġa ve İstanbul rasathanelerindekilere kıyasla kendi türünün en basiti ve aynı zamanda en gelişmiş örneğidir.Meridyen halkasının çapı 1,95 metredir.Diğer üç halka, taşıyıcı halka, ekliptik halkası ve enlem halkası pirinçtendir. Enlem ve ekliptik halkalarının her biri nişangâhlıdır", "question": "Tycho Brahe’nin halkalı küresinin imal tarihi hangi yıldan öncedir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "1570 yılından önce"}}, {"id": "3642", "context": "Tycho Brahe’nin halkalı küresi, J.A. Repsold’un tahminine göre, 1570 yılından önce imal edilmiş olmalı, Ptoleme’ nin aletine ve Merāġa ve İstanbul rasathanelerindekilere kıyasla kendi türünün en basiti ve aynı zamanda en gelişmiş örneğidir.Meridyen halkasının çapı 1,95 metredir.Diğer üç halka, taşıyıcı halka, ekliptik halkası ve enlem halkası pirinçtendir. Enlem ve ekliptik halkalarının her biri nişangâhlıdır", "question": "Tycho Brahe’nin Zodyak Halkalı Küresinin meridyen halkasının çapı kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "1,95 metredir"}}, {"id": "3643", "context": "Tycho Brahe’nin sextans astronomicus trigonicus pro distantiis rimandis olarak adlandırdığı bu sekstant, kendisinin zaman içinde hemen hemen özdeş olan üç versiyon halinde imal ettiği bir modele aittir.Çünkü kendi ifadesine göre, bu modelin kesin gözlem için oldukça uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Sekstant, bir kasede bulunan nispeten büyük bir küreye, bağımsız hareket edebilir biçimde bir pimle tutturulmuştur. Bu, gözlemciye sekstantı dikey ve yatay olarak doğubatı ve tam tersi yönde hareket ettirme olanağı sağlamakta ve sadece meridyenlerdeki yüksekliği değil, aynı zamanda yıldızların birbirlerinden uzaklıklarını ve böylece konumlarını da belirleme olanağı vermektedir, tıpkı İstanbul Rasathanesi’ nin aletiyle mümkün olduğu gibi(bkz.İstanbul Aletleri no VIII). Her iki alette de, tespit edilen konumu bozmadan kaydedebilmek için, aletin iki ağaç sopayla zeminden desteklenmesi özellikle dikkat çekmektedir. Sekstantın bacak uzunluğu yaklaşık 1,7 metreyi bulmaktadır. Kitaptaki resimlerin oransal büyüklüğüne bakılarak, aletinin 2,5 metre yüksekliğe sahip olduğu tahmin edilebilir.", "question": "Sextans astronomicus trigonicus pro distantiis rimandis aletinin sekstantının bacak uzunluğu la. metredir?", "answers": {"answer_start": 943, "text": "yaklaşık 1,7 metreyi bulmaktadır"}}, {"id": "3644", "context": "Tycho Brahe’nin sextans astronomicus trigonicus pro distantiis rimandis olarak adlandırdığı bu sekstant, kendisinin zaman içinde hemen hemen özdeş olan üç versiyon halinde imal ettiği bir modele aittir.Çünkü kendi ifadesine göre, bu modelin kesin gözlem için oldukça uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Sekstant, bir kasede bulunan nispeten büyük bir küreye, bağımsız hareket edebilir biçimde bir pimle tutturulmuştur. Bu, gözlemciye sekstantı dikey ve yatay olarak doğubatı ve tam tersi yönde hareket ettirme olanağı sağlamakta ve sadece meridyenlerdeki yüksekliği değil, aynı zamanda yıldızların birbirlerinden uzaklıklarını ve böylece konumlarını da belirleme olanağı vermektedir, tıpkı İstanbul Rasathanesi’ nin aletiyle mümkün olduğu gibi(bkz.İstanbul Aletleri no VIII). Her iki alette de, tespit edilen konumu bozmadan kaydedebilmek için, aletin iki ağaç sopayla zeminden desteklenmesi özellikle dikkat çekmektedir. Sekstantın bacak uzunluğu yaklaşık 1,7 metreyi bulmaktadır. Kitaptaki resimlerin oransal büyüklüğüne bakılarak, aletinin 2,5 metre yüksekliğe sahip olduğu tahmin edilebilir.", "question": "Sextans astronomicus trigonicus pro distantiis rimandis tahminen kaç metre yüksekliği sahiptir?", "answers": {"answer_start": 1038, "text": "2,5 metre yüksekliğe sahip"}}, {"id": "3645", "context": "Tycho Brahe tarafından instrumentum parallaticum sive regularum olarak nitelendirilen alet, Ptoleme’ nin órganon parallaktión adlı aletinin geliştirilmiş bir versiyonudur. Bu araç ahşaptan imal edilmiştir.Nişangâh bacağı 1.7 metrelik bir uzunluğa sahiptir ve iki nişangâh taşımaktadır. Ptoleme modelinden farklı olarak alt bacak ufka kadar ölçüm yapılabilecek uzunluktadır. Bu bacak gereksinim duyulmadıkça bir yay tarafından yukarıda tutulur.Tümü bir sehpa direğine tutturulmuştur. Bu alet zenit yakınındaki mesafeler ölçümü için kullanılmıştır.Ptoleme’ nin órganon’ unun kullanışsızlığı Müʾeyyededīn el - ʿUrḍī tarafından farkedilmiş ve Taḳiyyeddīn el - Mıṣrī ise bunu kendisinin geliştirdiği bir modelle değiştirmişti.", "question": "Tycho Brahe’nin paralkas cetvelinin kaç metrelik bir nişangah bacağına sahiptir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "1.7 metrelik"}}, {"id": "3646", "context": "Timur Semerkant’ında Sultan Uluğ Bey ve astronomları tarafından büyük bir titizlikle yürütülen astronomi ve matematiksel coğrafya çalışmaları, Babür’ ün 932 / 526 yılında Moğol İmparatorluğu’ nu kurması sonucu siyasi güçle birlikte Hindistan’ a kaymıştı. Orada 18. yüzyılın başlarına kadar ortaya çıkan astronomik gözlem araçları ve yer çizelgeleri, Semerkant astronomlarının çalışmalarının ileriye taşınması olarak anlaşılabilir.", "question": "Sultan Uluğ Bey ve astronomları ne tür çalışmalar yürütmüşlerdir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "astronomi ve matematiksel coğrafya çalışmaları"}}, {"id": "3647", "context": "Timur Semerkant’ında Sultan Uluğ Bey ve astronomları tarafından büyük bir titizlikle yürütülen astronomi ve matematiksel coğrafya çalışmaları, Babür’ ün 932 / 526 yılında Moğol İmparatorluğu’ nu kurması sonucu siyasi güçle birlikte Hindistan’ a kaymıştı. Orada 18. yüzyılın başlarına kadar ortaya çıkan astronomik gözlem araçları ve yer çizelgeleri, Semerkant astronomlarının çalışmalarının ileriye taşınması olarak anlaşılabilir.", "question": "Semerkant’ta astronomi ve matematiksel coğrafya çalışmaları kim tarafından yürütülmüştür?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Sultan Uluğ Bey ve astronomları tarafından"}}, {"id": "3648", "context": "Timur Semerkant’ında Sultan Uluğ Bey ve astronomları tarafından büyük bir titizlikle yürütülen astronomi ve matematiksel coğrafya çalışmaları, Babür’ ün 932 / 526 yılında Moğol İmparatorluğu’ nu kurması sonucu siyasi güçle birlikte Hindistan’ a kaymıştı. Orada 18. yüzyılın başlarına kadar ortaya çıkan astronomik gözlem araçları ve yer çizelgeleri, Semerkant astronomlarının çalışmalarının ileriye taşınması olarak anlaşılabilir.", "question": "Hindistan’da 18. yüzyılın başlarına kadar neler ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "astronomik gözlem araçları ve yer çizelgeleri"}}, {"id": "3649", "context": "16. yüzyılın ortalarından itibaren Hindistan’da sürdürülen çalışmalar, Hindu bilgin ve devlet adamı Jai Sing Savāʾī(1686 - 1743)’ nin yoğun ve heyecan verici gayretleriyle son noktasına ulaşmıştır. Büyük kompleksten oluşan Semerkant Rasathanesi’ nin ününden etkilenerek Delhi, Jaipur, Benares, Ujain(Ujjain) ve Madura kentlerinde olağanüstü boyutlu aletlerle donatılmış büyük rasathaneler inşa ettirmiştir. Bu rasathaneler 1722 - 1739 yılları arasında kurulmuştur. İlk rasathane, Delhi’ de kurulan Jantar Mantar(Yantra Mantra’ dan bozulmuş) adlı rasathanedir.", "question": "Bu rasathaneler arasında ilk kurulan hangisidir?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Jantar Mantar"}}, {"id": "3650", "context": "Semerkant Rasathanesi, Timur’un torunlarından Muḥammed Ṭaraġay b. Şāhruḫ Uluğ Bey (796-853/1394-1449) tarafından kurulmuştur. Uluğ Bey bizzat astronom idi ve girişiminde kuşkusuz Merāġa Rasathanesi’ nden esinlenmişti. Binanın tam olarak ne zaman yapıldığı ve bitirildiği bilinmemektedir.ʿAbdurrezzāk[es - Semerqandī Maṭlaʿ - i Saʿdeyn ve - Mecmaʿ - i Baḥreyn adlı eserinde] 823 / 1420 yılı olaylarını anlatırken, bu yılda kurulan medrese, tekke bağlamında bir rasathanenin inşası hakkında bilgi vermektedir, ancak bundan, rasathanenin gerçekten bu binalarla aynı zamanda doğduğu sonucunu çıkarmak güçtür. Bu, Arap - İslam kültür çevresinin en ünlü rasathanelerinden birisi olmuş, fakat kalıntıları 20. yüzyılın ilk on yılına kadar meçhul kalmıştır.Rasathanenin bir bölümü, ilk olarak eski bir belgedeki işaretlere dayanarak rasathanenin yerini kesin olarak tespit etmiş olan devlet memuru Wjatkin’ in başkanlığında ortaya çıkarılmış ve Taşkent Rasathanesi’ nin tanınmış astronomu Ossipoff,ilk fakat oldukça kaba ölçümleri yerinde yürütebilmiştir.", "question": "Arap-İslam kültür çevresinin en ünlü rasathanelerinden birini kim kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Muḥammed Ṭaraġay b. Şāhruḫ Uluğ Bey"}}, {"id": "3651", "context": "Semerkant Rasathanesi, Timur’un torunlarından Muḥammed Ṭaraġay b. Şāhruḫ Uluğ Bey (796-853/1394-1449) tarafından kurulmuştur. Uluğ Bey bizzat astronom idi ve girişiminde kuşkusuz Merāġa Rasathanesi’ nden esinlenmişti. Binanın tam olarak ne zaman yapıldığı ve bitirildiği bilinmemektedir.ʿAbdurrezzāk[es - Semerqandī Maṭlaʿ - i Saʿdeyn ve - Mecmaʿ - i Baḥreyn adlı eserinde] 823 / 1420 yılı olaylarını anlatırken, bu yılda kurulan medrese, tekke bağlamında bir rasathanenin inşası hakkında bilgi vermektedir, ancak bundan, rasathanenin gerçekten bu binalarla aynı zamanda doğduğu sonucunu çıkarmak güçtür. Bu, Arap - İslam kültür çevresinin en ünlü rasathanelerinden birisi olmuş, fakat kalıntıları 20. yüzyılın ilk on yılına kadar meçhul kalmıştır.Rasathanenin bir bölümü, ilk olarak eski bir belgedeki işaretlere dayanarak rasathanenin yerini kesin olarak tespit etmiş olan devlet memuru Wjatkin’ in başkanlığında ortaya çıkarılmış ve Taşkent Rasathanesi’ nin tanınmış astronomu Ossipoff,ilk fakat oldukça kaba ölçümleri yerinde yürütebilmiştir.", "question": "Semerkant Rasathanesi’nin kalıntılarının ilk ölçümlerini kim yapmıtşır?", "answers": {"answer_start": 980, "text": "Ossipoff"}}, {"id": "3652", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathanenin üzerinde bulunduğu tepenin yaklaşık yüksekliği kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "21 metre"}}, {"id": "3653", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathanenin üzerinde bulunduğu tepenin doğu-batı yönündeki eni kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "85 metre"}}, {"id": "3654", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathanenin üzerinde bulunduğu tepenin kuzey-güney yönündeki eni kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "170 metre"}}, {"id": "3655", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathanenin temelinin nasıl bir şekli vardır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "dairesel"}}, {"id": "3656", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathanenin temelinin çapı yaklaşık kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "46 metre"}}, {"id": "3657", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathane binasının şekli nasıldır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Silindir"}}, {"id": "3658", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rasathane binasının yüksekliği yaklaşık kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "30 metre"}}, {"id": "3659", "context": "Rasathane, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde, doğu - batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey - güney yönünde de 170 metre eninde düz bir tepede bulunmaktaydı. Geriye kalan izler, yaklaşık 46 metre çapında dairesel bir temelin sözkonusu olduğu düşüncesine götürmektedir. Silindir biçimindeki binanın yerden yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Hesaplama, meridyen yönünde, basamaklarla donatılmış iki daire yayı arasında bulunan çok fazla tahrip edilmemiş skalanın yarıçapına dayanmaktadır. Bu alet, yaklaşık 60 metre çapındaki Rey Rasathanesi’ nin sekstantının ileri seviyede gelişmiş biçimidir. Kompleksin tahmini olarak tanınan yatay izdüşümü, çok büyük boyutta bir rasathane izlenimi vermektedir. Semerkant Rasathanesi’ nde kullanılan aletler büyük ölçüde, önemli bilginlerinden Ğıyāseddīn el - Kāşī’ nin Risāle der Şerḥ - i Ālāt - i Raṣad adlı eserinde işlediği aletlerden oluşmaktaydı. 1. İki Bacaklı Alet, 2. Çemberli Alet, 3. Ekvatoriyal Çember, 4. İki Çember, 5. el - Faḫrī Sektantı, 6. Azimut ve Yükseklik Belirleme Aleti, 7. Sinüs ve ters sinüsü belirleyen alet, 8. Küçük Çemberli Alet.", "question": "Rey Rasathanesi’nin sekstantının yaklaşık çspı ksç metredir?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "60 metre"}}, {"id": "3660", "context": "Tycho Brahe, Quadrans maximus adlı kadranı kendisinin verdiği bilgiye göre, aletler kitabını(1602) yazmasından 26 yıl önce, yani 1576’ da Augsburg’ da yapmıştır. Bu aletin yarıçapı yaklaşık 6 metre idi.Kadran, alt tarafı düzgün kesilmiş olup ağır bir iskele üzerinde yatay olarak sağa sola döndürülebilecek şekilde meşe bir sütuna okuma düzeneği olmaksızın oturtulmuştur. Kadran açık havada kalmış ve birkaç yıl sonra kullanılamaz hale gelmişti. Gözlem için iki delik nişangâh kullanılmıştır(Tycho Brahe’ s Description of his Instruments, a.y., s .88 - 91; Johann A.Repsold: Zur Geschichte der astronomischen Meßwerkzeuge, a.y., s .21 - 22). Tycho Brahe’ nin bu aleti Taḳiyyeddīn el - Mıṣrī’ nin hemen hemen aynı zamanda inşa ettiği ahşap kadranla(İstanbul Rasathanesi Aletleri no V) büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.Tycho Brahe’ nin İstanbul’ daki alet hakkında bilgi sahibi olmuş bulunması mümkündür. Bu aletin daha erken bir modelinin, mesela Merāġa Rasathanesi’ ndekinin(bkz.s .44), İslam dünyasında yaygın olması ve söz konusu iki alete de örnek teşkil etmesi mümkündür ve hatta bana göre daha muhtemeldir.", "question": "Tycho Brahe'nin yaptığı kadranın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Quadrans maximus"}}, {"id": "3661", "context": "Tycho Brahe, Quadrans maximus adlı kadranı kendisinin verdiği bilgiye göre, aletler kitabını(1602) yazmasından 26 yıl önce, yani 1576’ da Augsburg’ da yapmıştır. Bu aletin yarıçapı yaklaşık 6 metre idi.Kadran, alt tarafı düzgün kesilmiş olup ağır bir iskele üzerinde yatay olarak sağa sola döndürülebilecek şekilde meşe bir sütuna okuma düzeneği olmaksızın oturtulmuştur. Kadran açık havada kalmış ve birkaç yıl sonra kullanılamaz hale gelmişti. Gözlem için iki delik nişangâh kullanılmıştır(Tycho Brahe’ s Description of his Instruments, a.y., s .88 - 91; Johann A.Repsold: Zur Geschichte der astronomischen Meßwerkzeuge, a.y., s .21 - 22). Tycho Brahe’ nin bu aleti Taḳiyyeddīn el - Mıṣrī’ nin hemen hemen aynı zamanda inşa ettiği ahşap kadranla(İstanbul Rasathanesi Aletleri no V) büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.Tycho Brahe’ nin İstanbul’ daki alet hakkında bilgi sahibi olmuş bulunması mümkündür. Bu aletin daha erken bir modelinin, mesela Merāġa Rasathanesi’ ndekinin(bkz.s .44), İslam dünyasında yaygın olması ve söz konusu iki alete de örnek teşkil etmesi mümkündür ve hatta bana göre daha muhtemeldir.", "question": "Quadrans maximus'un yakaşık yarıçapı kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "6 metre"}}, {"id": "3662", "context": "Tycho Brahe, Quadrans maximus adlı kadranı kendisinin verdiği bilgiye göre, aletler kitabını(1602) yazmasından 26 yıl önce, yani 1576’ da Augsburg’ da yapmıştır. Bu aletin yarıçapı yaklaşık 6 metre idi.Kadran, alt tarafı düzgün kesilmiş olup ağır bir iskele üzerinde yatay olarak sağa sola döndürülebilecek şekilde meşe bir sütuna okuma düzeneği olmaksızın oturtulmuştur. Kadran açık havada kalmış ve birkaç yıl sonra kullanılamaz hale gelmişti. Gözlem için iki delik nişangâh kullanılmıştır(Tycho Brahe’ s Description of his Instruments, a.y., s .88 - 91; Johann A.Repsold: Zur Geschichte der astronomischen Meßwerkzeuge, a.y., s .21 - 22). Tycho Brahe’ nin bu aleti Taḳiyyeddīn el - Mıṣrī’ nin hemen hemen aynı zamanda inşa ettiği ahşap kadranla(İstanbul Rasathanesi Aletleri no V) büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.Tycho Brahe’ nin İstanbul’ daki alet hakkında bilgi sahibi olmuş bulunması mümkündür. Bu aletin daha erken bir modelinin, mesela Merāġa Rasathanesi’ ndekinin(bkz.s .44), İslam dünyasında yaygın olması ve söz konusu iki alete de örnek teşkil etmesi mümkündür ve hatta bana göre daha muhtemeldir.", "question": "Quadrans maximus adlı kadranda gözlem yapılması ne ile sağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 458, "text": "iki delik nişangâh"}}, {"id": "3663", "context": "Tycho Brahe, quadrans muralis’i ana alet sayıyordu. Bu kadran 1587 yılında yapılmış olmalıdır. Meridyen yönünde bir duvara yerleştirilen bu pirinç araç, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin öğle çizgisinden geçişleri sırasında ulaştıkları yüksekliklerinin(evc) bulunmasına hizmet içindi. 4 metrelik yarıçapıyla ve hassas bölümlenmiş skalasıyla bu araç, büyük ölçüde dakik ölçüm sonuçlarını mümkün olabiliyordu. Kadran, hareketli iki göz nişangâhıyla donatılmıştır. İki nişangâhın birisinden duvar boşluğuna(aşağı ve yukarı hareket ettirilebilecek şekilde) yerleştirilmiş olan altın kaplamalı silindir yoluyla gözlem yapılırdı. Tycho Brahe’ nin çalışma sahnesinin kadranla ve hepsi astronomi alanına ait olmayan diğer aletlerle birlikte tablosu, İstanbul Rasathanesi sahnesinin resmini anımsatmaktadır(bkz.s .54).Duvar kadranının İslam dünyasında el - Baṭṭānī(4. / 10. yüzyılın ilk yarısı)’ den itibaren labina adıyla bilindiğine işaret edilmelidir. Büyük boyutlarda inşa edilen duvar kadranı Merāġa(No.I) ve İstanbul rasathanelerinin(No.II) aletler grubuna aittir.", "question": "Quadrans muralis yaklaşık olarak hangi yılda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "1587"}}, {"id": "3664", "context": "Tycho Brahe, quadrans muralis’i ana alet sayıyordu. Bu kadran 1587 yılında yapılmış olmalıdır. Meridyen yönünde bir duvara yerleştirilen bu pirinç araç, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin öğle çizgisinden geçişleri sırasında ulaştıkları yüksekliklerinin(evc) bulunmasına hizmet içindi. 4 metrelik yarıçapıyla ve hassas bölümlenmiş skalasıyla bu araç, büyük ölçüde dakik ölçüm sonuçlarını mümkün olabiliyordu. Kadran, hareketli iki göz nişangâhıyla donatılmıştır. İki nişangâhın birisinden duvar boşluğuna(aşağı ve yukarı hareket ettirilebilecek şekilde) yerleştirilmiş olan altın kaplamalı silindir yoluyla gözlem yapılırdı. Tycho Brahe’ nin çalışma sahnesinin kadranla ve hepsi astronomi alanına ait olmayan diğer aletlerle birlikte tablosu, İstanbul Rasathanesi sahnesinin resmini anımsatmaktadır(bkz.s .54).Duvar kadranının İslam dünyasında el - Baṭṭānī(4. / 10. yüzyılın ilk yarısı)’ den itibaren labina adıyla bilindiğine işaret edilmelidir. Büyük boyutlarda inşa edilen duvar kadranı Merāġa(No.I) ve İstanbul rasathanelerinin(No.II) aletler grubuna aittir.", "question": "Quadrans muralis hangi maddeden yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "pirinç"}}, {"id": "3665", "context": "Tycho Brahe, quadrans muralis’i ana alet sayıyordu. Bu kadran 1587 yılında yapılmış olmalıdır. Meridyen yönünde bir duvara yerleştirilen bu pirinç araç, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin öğle çizgisinden geçişleri sırasında ulaştıkları yüksekliklerinin(evc) bulunmasına hizmet içindi. 4 metrelik yarıçapıyla ve hassas bölümlenmiş skalasıyla bu araç, büyük ölçüde dakik ölçüm sonuçlarını mümkün olabiliyordu. Kadran, hareketli iki göz nişangâhıyla donatılmıştır. İki nişangâhın birisinden duvar boşluğuna(aşağı ve yukarı hareket ettirilebilecek şekilde) yerleştirilmiş olan altın kaplamalı silindir yoluyla gözlem yapılırdı. Tycho Brahe’ nin çalışma sahnesinin kadranla ve hepsi astronomi alanına ait olmayan diğer aletlerle birlikte tablosu, İstanbul Rasathanesi sahnesinin resmini anımsatmaktadır(bkz.s .54).Duvar kadranının İslam dünyasında el - Baṭṭānī(4. / 10. yüzyılın ilk yarısı)’ den itibaren labina adıyla bilindiğine işaret edilmelidir. Büyük boyutlarda inşa edilen duvar kadranı Merāġa(No.I) ve İstanbul rasathanelerinin(No.II) aletler grubuna aittir.", "question": "Quadrans muralis duavara yerleştirilirken hangi yönde yerleştiriliyordu?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Meridyen yönünde"}}, {"id": "3666", "context": "Tycho Brahe, quadrans muralis’i ana alet sayıyordu. Bu kadran 1587 yılında yapılmış olmalıdır. Meridyen yönünde bir duvara yerleştirilen bu pirinç araç, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin öğle çizgisinden geçişleri sırasında ulaştıkları yüksekliklerinin(evc) bulunmasına hizmet içindi. 4 metrelik yarıçapıyla ve hassas bölümlenmiş skalasıyla bu araç, büyük ölçüde dakik ölçüm sonuçlarını mümkün olabiliyordu. Kadran, hareketli iki göz nişangâhıyla donatılmıştır. İki nişangâhın birisinden duvar boşluğuna(aşağı ve yukarı hareket ettirilebilecek şekilde) yerleştirilmiş olan altın kaplamalı silindir yoluyla gözlem yapılırdı. Tycho Brahe’ nin çalışma sahnesinin kadranla ve hepsi astronomi alanına ait olmayan diğer aletlerle birlikte tablosu, İstanbul Rasathanesi sahnesinin resmini anımsatmaktadır(bkz.s .54).Duvar kadranının İslam dünyasında el - Baṭṭānī(4. / 10. yüzyılın ilk yarısı)’ den itibaren labina adıyla bilindiğine işaret edilmelidir. Büyük boyutlarda inşa edilen duvar kadranı Merāġa(No.I) ve İstanbul rasathanelerinin(No.II) aletler grubuna aittir.", "question": "Quadrans muralis kaç metrelik yarıçapa sahiptir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "4 metrelik"}}, {"id": "3667", "context": "Tycho Brahe, quadrans muralis’i ana alet sayıyordu. Bu kadran 1587 yılında yapılmış olmalıdır. Meridyen yönünde bir duvara yerleştirilen bu pirinç araç, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin öğle çizgisinden geçişleri sırasında ulaştıkları yüksekliklerinin(evc) bulunmasına hizmet içindi. 4 metrelik yarıçapıyla ve hassas bölümlenmiş skalasıyla bu araç, büyük ölçüde dakik ölçüm sonuçlarını mümkün olabiliyordu. Kadran, hareketli iki göz nişangâhıyla donatılmıştır. İki nişangâhın birisinden duvar boşluğuna(aşağı ve yukarı hareket ettirilebilecek şekilde) yerleştirilmiş olan altın kaplamalı silindir yoluyla gözlem yapılırdı. Tycho Brahe’ nin çalışma sahnesinin kadranla ve hepsi astronomi alanına ait olmayan diğer aletlerle birlikte tablosu, İstanbul Rasathanesi sahnesinin resmini anımsatmaktadır(bkz.s .54).Duvar kadranının İslam dünyasında el - Baṭṭānī(4. / 10. yüzyılın ilk yarısı)’ den itibaren labina adıyla bilindiğine işaret edilmelidir. Büyük boyutlarda inşa edilen duvar kadranı Merāġa(No.I) ve İstanbul rasathanelerinin(No.II) aletler grubuna aittir.", "question": "Duvar kadranının İslam dünyasında bilinen adı nedir?", "answers": {"answer_start": 898, "text": "labina"}}, {"id": "3668", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır 'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu 'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder.Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh,astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe,Arapça ve Osmanlı Türkçesi 'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.Eserleri ==Divan - ı Ruhî Rewdneim  Kitabü’ l Mantık Kitabü’ s Sarf wen - Nahv Kitab’ ül İbriz Keşfu’ z Zulam fî Akaidi Farki 'l İslam Astronomi ile ilgili yazılmış eser Kitabü 't Tıb Risale Minhac - ül Usûl ", "question": "Abdurrahman Aktepe'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Şeyh Hasan-i Nuranî"}}, {"id": "3669", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır 'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu 'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder.Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh,astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe,Arapça ve Osmanlı Türkçesi 'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.Eserleri ==Divan - ı Ruhî Rewdneim  Kitabü’ l Mantık Kitabü’ s Sarf wen - Nahv Kitab’ ül İbriz Keşfu’ z Zulam fî Akaidi Farki 'l İslam Astronomi ile ilgili yazılmış eser Kitabü 't Tıb Risale Minhac - ül Usûl ", "question": "Abdurrahman Aktepe  nerde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Çınar"}}, {"id": "3670", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır 'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu 'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder.Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh,astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe,Arapça ve Osmanlı Türkçesi 'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.Eserleri ==Divan - ı Ruhî Rewdneim  Kitabü’ l Mantık Kitabü’ s Sarf wen - Nahv Kitab’ ül İbriz Keşfu’ z Zulam fî Akaidi Farki 'l İslam Astronomi ile ilgili yazılmış eser Kitabü 't Tıb Risale Minhac - ül Usûl ", "question": "Abdurrahman Aktepe  nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Diyarbakır"}}, {"id": "3671", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır 'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu 'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder.Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh,astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe,Arapça ve Osmanlı Türkçesi 'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.Eserleri ==Divan - ı Ruhî Rewdneim  Kitabü’ l Mantık Kitabü’ s Sarf wen - Nahv Kitab’ ül İbriz Keşfu’ z Zulam fî Akaidi Farki 'l İslam Astronomi ile ilgili yazılmış eser Kitabü 't Tıb Risale Minhac - ül Usûl ", "question": "Abdurrahman Aktepe kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "1905"}}, {"id": "3672", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır 'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu 'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder.Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh,astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe,Arapça ve Osmanlı Türkçesi 'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.Eserleri ==Divan - ı Ruhî Rewdneim  Kitabü’ l Mantık Kitabü’ s Sarf wen - Nahv Kitab’ ül İbriz Keşfu’ z Zulam fî Akaidi Farki 'l İslam Astronomi ile ilgili yazılmış eser Kitabü 't Tıb Risale Minhac - ül Usûl ", "question": "Abdurrahman Aktepe dini eğitimin'e babasınından ayrıldıktan sonra nerede devam etmiştir", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Irak"}}, {"id": "3673", "context": "Ebu 'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafında  mn isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu 'l Kasım), Endülüs 'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası' nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi 'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi' nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al - Tasrif(et - Tasrif) isimli eseridir.Zehravi 'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.", "question": "El-Zehravi'nin modern tıbba katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": " modern tıbba öncülük etmiştir."}}, {"id": "3674", "context": "Ebu 'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafında  mn isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu 'l Kasım), Endülüs 'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası' nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi 'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi' nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al - Tasrif(et - Tasrif) isimli eseridir.Zehravi 'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.", "question": "Ebu'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "1013"}}, {"id": "3675", "context": "Ebu 'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafında  mn isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu 'l Kasım), Endülüs 'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası' nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi 'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi' nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al - Tasrif(et - Tasrif) isimli eseridir.Zehravi 'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.", "question": "Ebu'l Kasım Halef ibn Abbas daha çok hangi adla bilinirdi", "answers": {"answer_start": 80, "text": "El-Zehravi"}}, {"id": "3676", "context": "Ebu 'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafında  mn isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu 'l Kasım), Endülüs 'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası' nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi 'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi' nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al - Tasrif(et - Tasrif) isimli eseridir.Zehravi 'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.", "question": "Ebu'l Kasım Halef ibn Abbas Avrupa'da adla bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": " Abulcasis "}}, {"id": "3677", "context": "Ebu 'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafında  mn isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu 'l Kasım), Endülüs 'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası' nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi 'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi' nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al - Tasrif(et - Tasrif) isimli eseridir.Zehravi 'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.", "question": "Ebu'l Kasım Halef ibn Abbas hangi meslekleri yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "hekim ve cerrahtır"}}, {"id": "3687", "context": "İbn el - Fakih el - Hamadani(Farsça: ابن فقیه همدانی), onuncu yüzyılda yaşamış bir Fars tarihçi ve coğrafyacıdır.Mukhtasar Kitab al - Buldan(كتاب البلدان) isminde eseriyle tanınmıştır.", "question": "İbn el-Fakih el-Hamadani'nin Farsça adı nedir?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "ابن فقیه همدانی"}}, {"id": "3688", "context": "İbn el - Fakih el - Hamadani(Farsça: ابن فقیه همدانی), onuncu yüzyılda yaşamış bir Fars tarihçi ve coğrafyacıdır.Mukhtasar Kitab al - Buldan(كتاب البلدان) isminde eseriyle tanınmıştır.", "question": "İbn el-Fakih el-Hamadani hangi ırka mensuptur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Fars"}}, {"id": "3689", "context": "İbn el - Fakih el - Hamadani(Farsça: ابن فقیه همدانی), onuncu yüzyılda yaşamış bir Fars tarihçi ve coğrafyacıdır.Mukhtasar Kitab al - Buldan(كتاب البلدان) isminde eseriyle tanınmıştır.", "question": "Mukhtasar Kitab al-Buldan'ın Farsça ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "كتاب البلدان"}}, {"id": "3690", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reisin Osmanlı ordusundaki rütbesi nedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Kaptan-ı Derya"}}, {"id": "3691", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Kaptan-ı Derya olan Piri Reis'in rütbesinin TC ordusundaki  karşılığı nedir?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Amiral"}}, {"id": "3692", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Kim Piri Reis Haritasını , çizmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Piri Reis"}}, {"id": "3693", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": " Piri Reis haritası hangi yılda çizmiştir?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "1513"}}, {"id": "3694", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis Haritası çizilirken kaç farklı kaynak kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 5900, "text": "20"}}, {"id": "3695", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis Haritası çizilirken hangi ümlü kaşifin haritası kaynak olarak kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Kristof Kolomb"}}, {"id": "3696", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis Amerika'yı gösteren haritasını ne zaman yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "1528"}}, {"id": "3697", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis'in ikinci haritası hangi kıtayı göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Amerika"}}, {"id": "3698", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reisin amcası Kemal Reis kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "1511"}}, {"id": "3699", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis hangi haritalarını Gelibolu'da hazırlamıştır?", "answers": {"answer_start": 3096, "text": "Dünya Haritası"}}, {"id": "3700", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası kaç yılında tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "1513"}}, {"id": "3701", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası Yavuz Sultan Selim'e kaç yılında teslim edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 750, "text": "1517"}}, {"id": "3702", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası hangi padişaha takdim edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Yavuz Sultan Selim"}}, {"id": "3703", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası günümüzde nerede sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 954, "text": "Topkapı Sarayı"}}, {"id": "3704", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası nasıl keşfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 954, "text": "Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında"}}, {"id": "3705", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritası ne zaman keşfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 946, "text": "1929"}}, {"id": "3706", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya Haritasının Osmanlı harflerinden yeni haflere çevirisi ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1055, "text": "1954"}}, {"id": "3707", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya Haritasının Osmanlı harflerinden yeni haflere çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1044, "text": "Afet İnan"}}, {"id": "3708", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis'in Dünya haritası ile ilgili inceleme sonuçalarının sunulduğu 18. Doğubilimleri Kongresi hangi yıl yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 2550, "text": "1931"}}, {"id": "3709", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasının üzerindeki notları latin harflerine aktaran kimdir?", "answers": {"answer_start": 2631, "text": "Hasan Fehmi Bey"}}, {"id": "3710", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Yusuf Akçura haritayı'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında hangi yıl yayımladı?", "answers": {"answer_start": 2154, "text": "1937"}}, {"id": "3711", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Piri Reis’in Dünya haritasının bulunduğu Pîrî Reis 'Haritası' adlı kitap kaç senesinde yayımlanmıştır", "answers": {"answer_start": 2154, "text": "1937"}}, {"id": "3712", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasının boyutları nedir?", "answers": {"answer_start": 3175, "text": "900x600 mm"}}, {"id": "3713", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasının çiziminde hangi tarz kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3203, "text": "Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzı"}}, {"id": "3714", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasının daha büyük bir haritanın sol yarısı olduğu düşünülmesinin sebepleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 3986, "text": "Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması"}}, {"id": "3715", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasında doğru yere çizlmiş fakat şekilleri orantısız yerler nerelerdir?", "answers": {"answer_start": 4567, "text": "Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adaları"}}, {"id": "3716", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasında Avrupada iyi çizilen bölgeler nerelerdir?", "answers": {"answer_start": 4703, "text": "Fransa ve İber Yarımadası"}}, {"id": "3717", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya haritasında Kuzey Amerikadaki çizim hatası nedir?", "answers": {"answer_start": 5072, "text": "Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır."}}, {"id": "3718", "context": "Piri Reis Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Osmanlı Kaptan-ı Derya'sı (Amiral) Pîrî Reis tarafından 1513'te çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyılarını ve Güney Amerika'nın doğu kıyılarını gösterir. Aralarında Kristof Kolomb'a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.Pîrî Reis 1528'de Amerikayı gösteren ikinci bir harita yapmıştır.== Tarihçe == îrî Reis, kendisini yetiştirmiş olan amcası Kemal Reis'in 1511'deki ölümünün ardından Gelibolu'ya çekilip orada bir dünya haritası, bir de Kitab-ı Bahriyesini hazırlamıştır.  Dünya haritasını 1513'de tamamlayıp 1517 yılında, Mısır’ın fethinin hemen sonrasındaki günlerde Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Pîrî Reis; bunun ardından Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) rütbesine getirilir. Harita, 1929'da Topkapı Sarayı'nın müzeye dönüştürülme çalışmaları sırasında keşfedilir ve hâlâ oradadır. Afet İnan; 1954 yılında yayımlanan En Eski Amerika Haritası adlı kitabında, haritanın kenar notlarının, Osmanlı Türkçesinden yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır. merika'yı gösteren, günümüze kalmış antik haritalar arasında Pîrî Reis'inkinden daha eski birkaç başka harita vardır. Bunlardan Cantino'nun 1502'de, Nicolo Caveri (Nicolo de Canerio)'nun 1504-1505'de basılmış, Amerika'yı Asya'nın bir uzantısı olarak gösteren haritaları sayılabilir. Öbürü, 1507'de basılmış Martin Waldseemüller'in haritasıdır.  Bu harita; Cannerio'nun haritasından kaynaklanmıştır ama Amerikayı Asyadan ayrı bir kıta olarak gösterir ve onu ilk defa  merika  olarak adlandırır.  Pîrî Reis, kendi haritası için kullandığı kaynaklar arasında Kristof Kolombun haritasının da olduğunu belirtir ki bu -muhtemelen- Kolomb'un 1498'de çizdiği haritadır. Ancak Kolomb'un 1498 tarihli haritasının ne aslı ne de kopyaları bulunabilmiştir. == Haritanın Bulunuşu == arita, 9 Kasım 1929'da Topkapı Sarayı'nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem'in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul'da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle'ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis'in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. prof Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi'nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli 'Pîrî Reis Haritası' adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara'ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı.Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur.== İçerik ====Genel Görünümü ve Dünya Haritasına Olan Benzerliği===Harita; ceylan derisi üzerine çizilmiş olup 900x600 mm boyutlarındadır. Ortaçağ haritalarından -sıkça rastlanan- portolan tarzında yapılmıştır; yani enlem ve boylam çizgileri yerine anahtar noktalarda yönleri gösteren pusula gülleri ve bunlardan ışınsal olarak yayılan yön çizgileri vardır.Kenarlarında, açıklayıcı nitelikte çeşitli notlar vardır. Notların bır kısmı; tutsak edilmiş Portekiz ve İspanyol denizcilerin ifadelerine dayalıdır. Notlarda Yeni Dünya’nın yerlileri, hayvanları, bitkileri, mâdenî zenginlikleri ve diğer ilginç özelliklerine değinilir. Ayrıca, gösterilen yerlerde bulunduğu rivayet edilmiş hayvan veya hayâlî yaratıkların resimlerini de gösteren harita; toplam dokuz renkle çizilmiştir.Kenar notlarından birinde; bu haritanın batıda Kristof Kolomb'un keşfettiği yöreleri, doğuda da Çin,Hint ve Sint bölgelerini gösterdiğini yazar. Sağ kenardaki notlarının bazıların yarım cümlelerden oluşması, bu haritanın daha büyük bir dünya haritasının sol yarısı olduğunu gösterir; öbür yarısı kayıptır.Notlardan bir diğerinde, İşbu haritayı Kemal Reis in birâderzâdesi unvânile müştehir Pîrî ibni Hacı Mehmet; 919 senesi Muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir  yazar. (Yani 9 Mart-7 Nisan 1513 arasında). Kenar notlardaki bilgilerin bir kısmı; Pîrî Reisin daha sonra yazdığı Kitab-ı Bahriyesinde de aynen yer alır.=== Coğrafi Ayrıntılar ===Çizimde Batı Avrupa, Batı Afrika ve Güney Amerikanın doğusu kolayca tanınabilir.Atlas Okyanusunda Kanarya Adaları, Yeşil Burun Adaları Adaları ve Azor Adalarının konumları doğrudur ama biraz orantısızdırlar.Avrupada Fransa ve İber Yarımadası iyi çizilmiştir.İber Yarımadası 'nda gösterilen dört nehirden üçü Tagus, Guadalkivir ve Ebro olarak tanınabilir, ancak bu nehirlerin yukarı kısımlarında hatalar vardır.Afrika kıtasında Senegal, Gambiya ve Gine, ve Fildişi Sahilindeki Sassandra nehirlerini tanımak mümkündür.  Nijer Nehrinin kaynağı olarak SahraÇölü 'nde görünen göller vardır.Kuzey Amerikanın ayrıntıları, gerçek ayrıntılarına hiç uymamaktadır. Hispanyola olarak adlandırılan ada, kuzey-güney dogrultusunda çizilip, görünüm olarak Japonyanın 15. yüzyılda bilinen şekline benzer.Güney Amerikada Brezilyanın kuzey kıyıları gerçekle oldukça uyumludurlar. Orinoko ve Amazon nehirleri, Trinidad adası kolaylıkla tanınabilir. Amazonun denize döküldüğü noktanın açıklarında çizilmiş olan büyük ada ise gerçekte yoktur. Güney Amerikanın iç bölgelerinde dağlar görünür. Rio de la Plata nehri olması muhtemel bir nehrin güneyindeki kıyı ayrıntıları Brezilya kıyılarıyla çeşitli noktalarda uymaktadır ama kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzanır.== Haritanın Kaynakları ==Varsayımlara göre bu haritanın, bir kısmı Akdenizde ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğu yönündedir. Bunların arasında sekiz Caferiye ' haritası, dört Portekiz haritası, güney Asyaya ait bir Arap haritası ve Kristof Kolomb 'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasî halifelerinden Memun zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.Pîrî Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduguna bu satırlarda kendi yazısı olmayan bir yazıyla: Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır,Kolonbo koğuştur ki anınla malûm oluna.Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş.Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır,Kolonbonun hartisinden yazılmıştır.Pîrî Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir delili, Kübanın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Kübanın bir ada değil, kıtanın uzantısı oldugunu yazmıştır ve Pîrî Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilir.Notlarda Antilya  olarak değinilen Karayipler hakkında çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen İzle de Spanya , (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haitinin bulunduğu) Hispanyola adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonyaya benzemektedir. Macellanın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusunun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çine varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolombun yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış oldugu rivayeti Türkiyede çok meşhurdurbu Kolomb 'un Doğu Asya kıyılarını gösteren haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması muhtemeldir. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asyanın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.Karayiplerin çiziminde Pîrî Reisin iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir. Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Rikosunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antillerde yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.Güney Amerikanın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Pîrî Reis’in kaynaklarından biri muhtemelen onun türevlerindendir.Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilyayı keşfeden Pedro Alvares Cabraldir.Haritada, bazı yörelerin kaşiflerinin Ceneviz Cumhuriyeti vatandaşı olduğuna dair övücü ifadeler bulunması ve ayrıca Kristof Kolombdan, onun İtalyancadakullanılan adı olan Kolombo olarak bahsetmesi;Pîrî Reisin Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder. == Harita Kaynakları Hakkında Diğer Teoriler == Pîrî Reis haritası 1960 lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur.Charles HapgoodPîrî Reisin haritasındaki Güney Amerikanın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupaya tanıtmıştır.Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesiSahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood;Pîrî Reisin kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanındünyanın on bin yıl öncekiikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür.İddiaya göre Pîrî Reis;tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır.Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabındaPiri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak içinuzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması,Güney Amerikanın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır.Bu görüşe göre Pîrî Reisharitaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.Böyle bir görüşteki anlamsızlık;sınırlı bir deriye çizilen haritanın,istenilse daha küçük yapılabileceği ve de Güney Amerikanın da haritada gerçek görüntüsüne kavuşabilmesi gerçeğidir.Hâlbuki dünyayı gerçek halinde düşünecek olursak(küre) ve de resmini çekecek olursak Güney Amerikanın kürenin kenarına gelmesi hâlinde,Pîrî Reisin haritasındaki gibi bir görsellik kazandığını görürüz.Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarındaPîrî Reisin yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılanKristof Kolombdan yararlandığını belirtir yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması;Adile Aydanın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.Kesin olarak bilinmektedir ki Kristof Kolomb;Amerikayı keşfetmemişvarmış olduğu Bahama Adalarını Asya Kıtasının bir parçası zannetmiştir.Ayrıca unutulmaması gereken en önemli husus;Kristof Kolombun haritabilimci değiltüccar olduğu gerçeğidir.Bunun yanı sıra Amerika Kıtasının haritalarını çizmediği bir tarafa,elindeki - kendi ülkesine ait - haritaların dahi yaşadığı zamana göre büyük hatalarla dolu olması ve Pîrî Reisin haritalarındaki Antarktika Kıtası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmaması;Pîrî ReisinKristof Kolombun haritalarını eline geçirdiği yönündeki söylentilerin tutarsız olduğunu düşündürmektedir.", "question": "Dünya Haritası üzerinde Güney Amerik'da rahatlıkla tanınabilen nehirler hangileridir?", "answers": {"answer_start": 5348, "text": "Orinoko ve Amazon nehirleri"}}, {"id": "3719", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Piri Reis haritası ne zaman bilim ötesi teorilere ilham vermiştir?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1960'lı yıllarda"}}, {"id": "3720", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Avrupa'ya Piri Reis haritasından Antarktika'yı kim tanıtmıştır?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Charles Hapgood"}}, {"id": "3721", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Charles Hapgood Avrupa'ya Antarktika olarak neyi tanıtmıştır?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı"}}, {"id": "3722", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Hapgood neden haritanın dünyanın on bin yıl önceki bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden"}}, {"id": "3723", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "İddiaya göre piri reis harita için neden yararlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 571, "text": "tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan"}}, {"id": "3724", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu kim iddia etmiştir?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "Erich von Daniken"}}, {"id": "3725", "context": "Pîrî Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, Pîrî Reis'in haritasındaki Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika kıtası olarak Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood; Pîrî Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın on bin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. İddiaya göre Pîrî Reis; tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan ya da uzaylılardan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir", "question": "Erich von Daniken nerede uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir?", "answers": {"answer_start": 695, "text": "Tanrıların Arabaları adlı kitabında"}}, {"id": "3726", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "Haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında ne yazmaktadır?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir"}}, {"id": "3727", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "haritanın kenralarında ne lekelerinin bulunması Adile Ayda'nın dikkatini çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "yemek"}}, {"id": "3728", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "\"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıları kimin dikkatini çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Adile Ayda'nın"}}, {"id": "3729", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "\"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıları kim bu konuda tereddütlerini belirtmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Adile Ayda"}}, {"id": "3730", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması kimin dikkatini çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Adile Ayda'nın"}}, {"id": "3731", "context": "Ayrıca haritanın orijinal nüshalarının kenarlarında, Pîrî Reis'in yazı biçimi olmadığı belli olan ve yeni yazılmış olduğu anlaşılan, \"Kristof Kolomb'dan yararlandığını belirtir\" yazıların yanı sıra harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması; Adile Ayda'nın dikkatini çekmiş ve bu konuda tereddütler ortaya konulmuştur.", "question": "harita üzerinde yemek lekelerinin dahi bulunması üzerine kim bu konuda tereddütlerini belirtmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Adile Ayda"}}, {"id": "3732", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden hangi yıl mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "1970"}}, {"id": "3733", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden hangi ödülü alarak mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü"}}, {"id": "3734", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu hangi yıllar arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "1992-1996"}}, {"id": "3735", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu hangi yıllar arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "1988-1992"}}, {"id": "3736", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu ne zaman Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümünün başkanlığına seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1124, "text": "2015"}}, {"id": "3737", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu nerede uzmanlık eğitimini ve hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Thomas Jefferson Üniversitesi"}}, {"id": "3738", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu ne zaman TÜBİTAK Teşvik Ödülünü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "1979"}}, {"id": "3739", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu ne zaman Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "1982"}}, {"id": "3740", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu ne zaman Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü'nü almıştır?", "answers": {"answer_start": 828, "text": "1985"}}, {"id": "3741", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki Thomas Jefferson Üniversitesi’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında  Doçent , 1988 yılında  Profesör  unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.Dr.Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.", "question": "Emin Kansu ne zaman Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 876, "text": "1987"}}, {"id": "3742", "context": "Emin Kansu 9 Eylül 1947'de İstanbul'da doğmuştur. Türk doktor ve akademisyendir.", "question": "Emin Kansu ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "9 Eylül 1947"}}, {"id": "3743", "context": "Emin Kansu 9 Eylül 1947'de İstanbul'da doğmuştur. Türk doktor ve akademisyendir.", "question": "Emin Kansu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3744", "context": "Bayraktar Kardeşler’in kısaltılmış hali olarak isimlendirilen Baykar Makina 1984 yılında Makina Yük. Müh. Özdemir Bayraktar tarafından otomotiv sanayine yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatı konusunda hizmet etme amacıyla %100 yerli sermaye ile kurulmuştur. 2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin katılımı (Haluk , Selçuk  ve Ahmet Bayraktar) ile Baykar bünyesinde savunma ve havacılık dünyasında insansız hava aracı (İHA) teknolojileri ile bu alanda Ar-Ge çalışmalarına başlanılmıştır.", "question": "Baykar Makina'yı kim kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Makina Yük. Müh. Özdemir Bayraktar"}}, {"id": "3745", "context": "Şirket, Kale-Baykar Mini İHA ile ilk milli insansız keşif ve istihbarat (haberalma) hava aracını geliştirme unvanına sahip olmuştur. Söz konusu sistemlerden Kara Kuvvetleri Komutanlığı 19 set (76 adet uçak içerir) İHA sistemi alımı için firmayla anlaşmaya varmıştır.", "question": "Baykar Makina'nın geliştirdiği ilk milli insansız keşif ve istihbarat hava aracınının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": " Kale-Baykar Mini İHA"}}, {"id": "3746", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "Baykar Makina ne zaman Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "2007"}}, {"id": "3747", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "Baykar Makina 9. Teknoloji Ödülünü ne zaman kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "2010"}}, {"id": "3748", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "Baykar Makina hangi AR-GE araştırması sonucu 9. Teknoloji ödülünü almıştır?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi"}}, {"id": "3749", "context": "Baykar Makina’nın 'Üç Yedekli Taktik Sınıf Uçuş Kontrol Sistemi Yazılım Bileşenlerinin Geliştirilmesi' projesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark’ın 2015 yılında birincisini düzenlediği Teknolojinin Yıldızları Ödülleri programında “Proje Yıldızı” ödülüne layık görülmüştür.", "question": "Baykar Makina'nın Proje Yıldızı ödülüne layık görüldüğü Teknolojinin Yıldızları Ödülleri ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "2015 yılında"}}, {"id": "3750", "context": "Baykar Makina’nın 'Üç Yedekli Taktik Sınıf Uçuş Kontrol Sistemi Yazılım Bileşenlerinin Geliştirilmesi' projesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark’ın 2015 yılında birincisini düzenlediği Teknolojinin Yıldızları Ödülleri programında “Proje Yıldızı” ödülüne layık görülmüştür.", "question": "Baykar Makina hangi projesi sayesinde Teknolojinin Yıldızları Ödülleri programında “Proje Yıldızı” ödülünü layık görülmeye hak kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Üç Yedekli Taktik Sınıf Uçuş Kontrol Sistemi Yazılım Bileşenlerinin Geliştirilmesi"}}, {"id": "3751", "context": "Yürütülen Ar-Ge çalışmalarının sonucu olarak geliştirilen Bayraktar Taktik İHA Sistemi projesi kapsamında Savunma Sanayi tarihinde % 90’nın üzerinde sonuçlanan Sanayi Katılım oranı sağlanmıştır. Bayraktar Taktik İHA 2014 yılı içerisinde icra ettiği otomatik uçuşlar ile 27.030 feet irtifa ve 24 Saat 34 Dakikalık uçuş süresi ile ülke tarihinde milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en uzun süreli uçuş ve en yüksek irtifa rekorlarını kırmıştır.", "question": "Baykartar Taktik İHA Sistemi projesi ne kadar yüksekten uçarak milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en yüksek irtifa rekorunu kırmıştır?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "27.030"}}, {"id": "3752", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösterdi", "question": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde yüzde kaç isabet sağlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 128, "text": "%100"}}, {"id": "3753", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösterdi", "question": "17 Aralık 2015 te yapılan güdümlü füze testinde Bayraktar Taktik İHA Sistemi neler yapabileğini gösterdi?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini"}}, {"id": "3754", "context": "Baykar yürütmekte olduğu Ar-Ge faaliyetlerinde üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın koordinasyon halindedir. 2013 yılında Baykar’ın sanayi danışmanı olarak yer aldığı TÜBİTAK tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında Hava Harp Okulu 1.lik ödülünü kazanmıştır. Üniversite öğrencilerine stajları kapsamında bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb. faaliyetlerle akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara yönlendirilmektedir. İşbirliği yürütülen kuruluşlar arasında Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak vb. yer almaktadır.", "question": "Baykar'ın sanayi danışmanı olduğu ve TÜBİTAK ın düzenlediği Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında 1. olan okul hangi okuldur? ", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Hava Harp Okulu"}}, {"id": "3755", "context": "Baykar yürütmekte olduğu Ar-Ge faaliyetlerinde üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın koordinasyon halindedir. 2013 yılında Baykar’ın sanayi danışmanı olarak yer aldığı TÜBİTAK tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında Hava Harp Okulu 1.lik ödülünü kazanmıştır. Üniversite öğrencilerine stajları kapsamında bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb. faaliyetlerle akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara yönlendirilmektedir. İşbirliği yürütülen kuruluşlar arasında Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak vb. yer almaktadır.", "question": "Hangi yıl Baykar'ın Sanayi Danışmanı olduğu Hava Harp Okulu TÜBİTAK Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında 1. olmuştur", "answers": {"answer_start": 120, "text": "2013"}}, {"id": "3756", "context": "Baykar yürütmekte olduğu Ar-Ge faaliyetlerinde üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın koordinasyon halindedir. 2013 yılında Baykar’ın sanayi danışmanı olarak yer aldığı TÜBİTAK tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında Hava Harp Okulu 1.lik ödülünü kazanmıştır. Üniversite öğrencilerine stajları kapsamında bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb. faaliyetlerle akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara yönlendirilmektedir. İşbirliği yürütülen kuruluşlar arasında Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak vb. yer almaktadır.", "question": "Baykar üniversite öğrencilerine bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb.  faaliyetlerle neye yönlendirmektedir?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara"}}, {"id": "3757", "context": "Baykar, Türkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazını başarıyla geliştirdi. Havadan elektronik (ELINT) ve haberleşme istihbaratını (COMINT) toplamaya uygun elektronik donanım ve yazılımla geliştirilen sistemin ilk denemeleri milli İHA Bayraktar TB-2 üzerinde yapılıyor.", "question": "Baykar ne geliştirdi? ", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Türkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazını "}}, {"id": "3758", "context": "Baykar, Türkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazını başarıyla geliştirdi. Havadan elektronik (ELINT) ve haberleşme istihbaratını (COMINT) toplamaya uygun elektronik donanım ve yazılımla geliştirilen sistemin ilk denemeleri milli İHA Bayraktar TB-2 üzerinde yapılıyor.", "question": "Milli İHA Bayraktar TB-2 üzerinde hangi sistemlerin ilk denemeleri yapılıyor?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Havadan elektronik (ELINT) ve haberleşme istihbaratını (COMINT) toplamaya uygun elektronik donanım ve yazılımla geliştirilen sistemin"}}, {"id": "3759", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "2003"}}, {"id": "3760", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir."}}, {"id": "3761", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'nin bağlı olduğu üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "3762", "context": "Üniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası 'Büyük Silo'; Ulaşım Tarihi sergisi binası 'Hangar', 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası 'UFO' ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde  üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi toplam kaç tane ana elemana sahiptir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "4"}}, {"id": "3763", "context": "Üniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası 'Büyük Silo'; Ulaşım Tarihi sergisi binası 'Hangar', 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası 'UFO' ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde  üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi Büyük Silo'da serginin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini "}}, {"id": "3764", "context": "Müzenin kurulma çalışmalarına 2001'de başlanmış ve 2005'te tamamlanmıştır.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'nin yapılma çalışmalarına ne zaman başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "2001"}}, {"id": "3765", "context": "Eski başbakanlardan Bülent Ecevit, ilkokul öğrenciliğinden bu yana yaklaşık 70 yıldır kullandığı Erika marka tarihî daktilosunu Ekim 2003'te ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne Bülent Ecevit ne zaman Erika Marka daktilo armağan etmiştir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Ekim 2003"}}, {"id": "3766", "context": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi,  İstanbul Üniversitesi Vezneciler Kampüsünde Biyoloji bölümünün en üst katından bulunan ve Türkiye faunasını yansıtır nitelik taşıyan müzedir. Türkiye’nin ilk zooloji müzesi olma özelliğini taşır.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi nerede bulunmakatdır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "İstanbul Üniversitesi Vezneciler Kampüsünde Biyoloji bölümünün en üst katında"}}, {"id": "3767", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası  koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur.  Koleksiyon  bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır;  sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi toplam kaç tür sergilenir?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "2034 tür"}}, {"id": "3768", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası  koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur.  Koleksiyon  bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır;  sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi sergi kısmı nasıl ziyaret edilebilir?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "randevulu olarak"}}, {"id": "3769", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası  koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur.  Koleksiyon  bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır;  sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi'ni yılda ortalama kaç kişi ziyaret eder?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "3000 kişi"}}, {"id": "3770", "context": "1937 yılında yerine tayin edilen Curt Kosswig, 15 yıl süren Anadolu fauna çalışmaları ardından, Türkiye memeli hayvanları, kuşları, sürüngenleri, kurbağaları, balıkları, ve çok sayıda omurgasız hayvan sınıfları toplamış ve müzeye kazandırmıştır. Koleksiyon örneklerinin hızla arttığı bu dönemde alınan ZMUI (Zoologischen Museums der Universitat Istanbul) uluslararası koduyla müze ismini bilim dünyasına duyurmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi'nin ismini kim bilim dünyasına duyurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Curt Kosswig"}}, {"id": "3771", "context": "1937 yılında yerine tayin edilen Curt Kosswig, 15 yıl süren Anadolu fauna çalışmaları ardından, Türkiye memeli hayvanları, kuşları, sürüngenleri, kurbağaları, balıkları, ve çok sayıda omurgasız hayvan sınıfları toplamış ve müzeye kazandırmıştır. Koleksiyon örneklerinin hızla arttığı bu dönemde alınan ZMUI (Zoologischen Museums der Universitat Istanbul) uluslararası koduyla müze ismini bilim dünyasına duyurmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi'ne kim Türkiye memeli hayvanları, kuşları, sürüngenleri, kurbağaları, balıkları, ve çok sayıda omurgasız hayvan sınıfları toplamış ve müzeye kazandırmıştır. ? ", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Curt Kosswig"}}, {"id": "3772", "context": "1937 yılında yerine tayin edilen Curt Kosswig, 15 yıl süren Anadolu fauna çalışmaları ardından, Türkiye memeli hayvanları, kuşları, sürüngenleri, kurbağaları, balıkları, ve çok sayıda omurgasız hayvan sınıfları toplamış ve müzeye kazandırmıştır. Koleksiyon örneklerinin hızla arttığı bu dönemde alınan ZMUI (Zoologischen Museums der Universitat Istanbul) uluslararası koduyla müze ismini bilim dünyasına duyurmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi'nin kodu olan ZMUI nin açılımı nedir? ", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Zoologischen Museums der Universitat Istanbul"}}, {"id": "3773", "context": "Üniversitenin Hayvanat Enstitüsü direktörü Andre Naville tarafından Süleymaniye’deki Hayvanat Ensititüsü binası içinde kurulmuştur.  Müze başlangıçta büyük kısmı Almanya’dan hediye olarak gönderilen materyalle  oluşturulmuştur. Ancak bazı materyallerin  Hayvanat Enstitüsü’nün kurulduğu 1926-1927 eğitim yılında Ali Vehbi Üstün’ün  hayvanat müzesi kurma gayreti ile zirai zararlı böcekler üzerine yaptığı saha çalışmasından elde edildiği düşünülmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi kim tarafindan kurlumuştur?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Andre Naville"}}, {"id": "3774", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle  yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin bulunduğu Zooloji ve Botanik binası üst katları niçin yıkılmıştır?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle"}}, {"id": "3775", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle  yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin bulunduğu Zooloji ve Botanik binası ne zaman yıkılmıştır?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "1957 yılında"}}, {"id": "3776", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle  yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.", "question": "zooloji ve botanik binasının yıkılınca İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin malzemelari nerede toplanmıştır", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde"}}, {"id": "3777", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı.  Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin materyalleri ne zamana kadar Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı? ", "answers": {"answer_start": 64, "text": "1986 yılına kadar"}}, {"id": "3778", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı.  Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin materyalleri 1986 yılına kadar nerede depolandı?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde "}}, {"id": "3779", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı.  Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin materyalleri 1989 yılına kim tarafindan müzeye kazandırıldı?", "answers": {"answer_start": 159, "text": " Dinçer Gülen ve ekibi"}}, {"id": "3780", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı.  Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinin materyalleri Dinçer Gülen ve ekibi tarafindan ne zaman müzeye kazandırıldı?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "1989"}}, {"id": "3781", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur.  Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir.  Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata)  müzede sergilenen önemli türlerdendir.  S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür.  Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinde sergilenen ,Dünya'da az sayıda zooloji müzesinde bulunan önemli türlerden birinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Sphenodon punctatus (Hatteria punctata)"}}, {"id": "3782", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur.  Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir.  Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata)  müzede sergilenen önemli türlerdendir.  S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür.  Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinde sergilenen S.punctatus nerede yaşamaktadır?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "Yeni Zelanda"}}, {"id": "3783", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur.  Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir.  Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata)  müzede sergilenen önemli türlerdendir.  S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür.  Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinde nesil tükenmiş olarak kabul edilen hangi canlı sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) "}}, {"id": "3784", "context": "Müzede yaklaşık 143 kuş türü sergilenir; aralarında Ötücü kuşlar, gündüz ve gece yırtıcı kuşları yer almaktadır. Müzedeki kuş örneklerinin bir kısmı Yıldız Sarayı’ndan dolapları ile birlikte intikal etmiş kuşlardır.", "question": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesinde yaklaşık kaç tane kuş sergilenir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "143"}}, {"id": "3785", "context": "F klavye, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş bir klavye çeşididir. 20 Ekim 1955 tarihinde Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından onaylanmış ve bu tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır.", "question": "F Klavye'nin Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından onaylandığı tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "20 Ekim 1955"}}, {"id": "3786", "context": "F klavye, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş bir klavye çeşididir. 20 Ekim 1955 tarihinde Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından onaylanmış ve bu tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır.", "question": "F Klave hangi dil için geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Türkçe için "}}, {"id": "3787", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R.Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "F Klave kullanımı durumunda ülke ne kadar Tasarruf edecekti?", "answers": {"answer_start": 914, "text": "43.500"}}, {"id": "3788", "context": " Bilkent Holding Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri, Türkiye’de faaliyet gösteren holding  kuruluşu.Bünyesinde bulundurduğu 40’dan fazla şirket ile inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği alanlarında faaliyet gösterir.   İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında  toplanması ile oluşmuştur.  Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır. Ankara’nın en güçlü holdinglerindendir. == Şirketler ==Grubun bünyesindeki sanayi şirketleri; Tepe Mobilya (1969), Meteksan Matbaacılık (1969), Tepe Prefabrik (1977), Tepe Betopan (1984), Bilenerji (1993).İnşaat Şirketleri; Bilbak İnşaat (1968), Tepe İnşaat(1969).Teknoloji Şirketleri; Cyberpark (2002), Meteksan Uzay (2005), Meteksan Savunma (2006).Yatırım ve Hizmet Şirketleri; Bilintur (1988), Tepe Savunma (1992), Tepe Mobilya (1997), Tepe Emlak,  Sports International (1994), Tepe Servis (2008) , Tepe Güvenlik (2011)== İştirakler ==1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali ihalesinin kazanılmasının ardından Tepe Grubu tarafından Akfen Grubu ile ortak olarak TAV Havalimanları A.Ş. kuruldu. TAV, Türkiye’nin 3 büyük ilindeki 3 büyük havalimanının yanı sıra Gürcistan ve Tunus gibi ülkelerde havalimanı yapım ve işletmesini üstlenmiştir; yer hizmetleri, işletme hizmetleri gibi havaalanı operasyonu ile ilgili diğer iş kollarında da faaliyet gösteren HAVAŞ, BTA, ATÜ Turizm gibi firmaları bünyesinde barındırıyor..", "question": "Bilkent Holding'in kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır."}}, {"id": "3789", "context": "Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Adana'da 2011 yılında kurulan bir devlet üniversitesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 31 Mart 2011 yılında çıkardığı 6218 Sayılı Kanunla kurulmuştur. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Denizcilik Fakültesi,Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İşletme Fakültesi, Turizm Fakültesi olmak üzere 9 fakültesi, Yabancı Diller Yüksekokulu ve Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Fen Bilimleri Enstitüsünden oluşmaktadır.Rektörlüğüne 6 Aralık 2011 tarihinde Prof. Dr. Adem Ersoy atandı.Aralık 2015 tarihinden itibaren Prof. Dr. Aykut Gül Vekil Rektör olarak görev yapmaktadır. Ağustos 2016 tarihinden Prof. Dr. Mehmet Tümay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak atanmıştır. Şu anda 3 küçük yerleşkede eğitim vermektedir. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yeşiloba Yerleşkesinde, YADYO Kurttepe Yerleşkesinde ve geri kalan fakülteler Ziyapaşa Yerleşkesinde eğitim vermektedir.2017 Eğitim yılı başlangıcında Sarıçam Kampüsünde eğitime devam edecektir. === Fakülteler ===Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi  İşletme Fakültesi Turizm Fakültesi  Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Denizcilik FakültesiGüzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesiİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Hukuk Fakültesi Siyasal Bilgiler Fakültesi === Yüksekokullar === Yabancı Diller Yüksekokulu === Enstitüler === Fen Bilimleri Enstitüsü Sosyal Bilimler Enstitüsü === Merkezler === Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi=== Rektörlüğe Bağlı Bölümler === Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Türk Dili Bölümü", "question": "Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kaç yerleşkede eğitim vermektedir?", "answers": {"answer_start": 869, "text": "3 küçük yerleşkede eğitim vermektedir."}}, {"id": "3790", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1940"}}, {"id": "3791", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3792", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen."}}, {"id": "3793", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümü"}}, {"id": "3794", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil hangi alanlarda yüksek lisans yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Sosyoloji ve sosyal psikoloji"}}, {"id": "3795", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil Doğu Raporunu ne zaman yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 826, "text": " 3 Ağustos 1995"}}, {"id": "3796", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": " Doğu Ergil'in raporu hazırladığı zaman görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 978, "text": "TOBB Başkanlık Danışmanlığı"}}, {"id": "3797", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. == Akademik hayatı == Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.Sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda,  1985-86 yıllarında ABD’deki  Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.== Toplumsal hayata katılımı == 3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır.  Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.== Eserleri ==  Doğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.  İki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241. Kürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.  Doğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091. Realities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749. Demokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.Siyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438. Bir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404. Atatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.Körfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.Toplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil'in kaç kitabı vardır?", "answers": {"answer_start": 1537, "text": "18"}}, {"id": "3798", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Kandilli Rasathanesi  nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 287, "text": " Pera'da"}}, {"id": "3799", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathanenin ilk müdürü kimdir?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Aristide Coumbary"}}, {"id": "3800", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Kandilli Rasathanesi ne zaman tahrip edildi?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "31 Mart Vakası"}}, {"id": "3801", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Kandilli Rasathanesi tahrip edildikten sonra nereye taşındı?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "Maçka"}}, {"id": "3802", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Kandilli Rasathanesi ne zaman Kandilli'ye taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "1911"}}, {"id": "3803", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathane , 1982 tarihine kadar hangi bakanlığa bağlı kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 593, "text": " Millî Eğitim Bakanlığı'na"}}, {"id": "3804", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathane, kaç tarihine kadar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "1982"}}, {"id": "3805", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": " Rasathane, Boğaziçi Üniversitesine hangi tarihte devredildi?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "1982"}}, {"id": "3806", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathane, Bakanlıktan nereye devredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "3807", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathane'nin adı ne zaman Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) değiştirildi?", "answers": {"answer_start": 699, "text": "28.03.1983"}}, {"id": "3808", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Rasathane'nin adı kaç sayılı yasa  ile değiştirildi?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "2809"}}, {"id": "3809", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Enstitüde kaç çeşit laboratuvar bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "6"}}, {"id": "3810", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Kandilli Rasathanenisinin 2015 tarihinden itibaren kim genel müdür görevindedir?", "answers": {"answer_start": 1017, "text": "Prof. Dr. Haluk Özener"}}, {"id": "3811", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "Kazvin"}}, {"id": "3812", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "1202"}}, {"id": "3813", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed hangi tarihte vefat etmiştir", "answers": {"answer_start": 90, "text": "1283"}}, {"id": "3814", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed'in kökeni nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Fars"}}, {"id": "3815", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed'i batılı insanlar hangi lakapla tanımıştır?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "Müslümanların Pilinus'u"}}, {"id": "3816", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Zekeriya bin Muhammed'in astronomi üzerine yazdığı kitabının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 466, "text": "Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat"}}, {"id": "3817", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "Kazvînî'nin coğrafya üzerine yaptığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad"}}, {"id": "3818", "context": "Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (Farsça: أبو يحيئ زكريا بن محمد القزويني) (d. 1202 - ö. 1283), 13. yüzyıl'da yaşamış Fars asıllı matematik,  fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.== Hayatı ==Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu.Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu Müslümanların Pilinus'u olarak tanımıştır. == Eserleri == Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış,modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafındanortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, ...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur,  dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur... gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, ...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki,  rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz... şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi  (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) ...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...  sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.  Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvini, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağıtmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.", "question": "İzostazi kim tarafından ileri sürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 1852, "text": "Airy ve Pratt"}}, {"id": "3819", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "1979 yılında Akseki'de topladığı bitkinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Crocus asumaniae"}}, {"id": "3820", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "Asuman Baytop kaç bitki örneği topladı?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "23.000"}}, {"id": "3821", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "Asuman Baytop hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "27 Mart 1920"}}, {"id": "3822", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "Asuman Baytop'un ismi kaç bitki türüne verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "9"}}, {"id": "3823", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "Asuman Baytop Crocus asumaniae'yi hangi yıl toplamıştır?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "1979"}}, {"id": "3824", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul  - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi.", "question": "Asuman Baytop kaç bitki örneği inceledi?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "23.000"}}, {"id": "3825", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Türkiye'de botanik eğitiminin tarihini incelemeye ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1989"}}, {"id": "3826", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Türkiye'de botanik araştırmalarının tarihini incelemeye ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1989"}}, {"id": "3827", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Asuman Baytop'un toplam ne kadar bilimsel yayını vardır?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "260"}}, {"id": "3828", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Asuman Baytop'un Türkiye florasına kazandırdıkları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "yeni 8 tür ve 3 alttür"}}, {"id": "3829", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Asuman Baytop nelerin kurucusudur?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı"}}, {"id": "3830", "context": "Asuman Baytop, Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları: Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.", "question": "Asuman Baytop'un", "answers": {"answer_start": 486, "text": "Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)"}}, {"id": "3831", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un dünyaya geldiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul"}}, {"id": "3832", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un Babası Kimdir?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Mehmet Kâmil Berk"}}, {"id": "3833", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Eczacılık okulundan kaç yılında mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "1943"}}, {"id": "3834", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un mezun olduğu yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu"}}, {"id": "3835", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un eğitimini tamamladığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü"}}, {"id": "3836", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında asistanlığını yaptığı kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn"}}, {"id": "3837", "context": "Asuman Baytop 1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve  Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı.", "question": "Asuman Baytop'un doktorasını tamamladığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "ETH’nın Eczacılık Okulu"}}, {"id": "3838", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "1966-1980 yılları arasında ne kadar gezi düzenledi?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "50"}}, {"id": "3839", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Trakya gezilerini ne zaman sonlandırdı?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "Doksanlı yıllarda"}}, {"id": "3840", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Neden Baytop'un en çok gezdiği yerlerden biri Trakya Bölgesi'ydi?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İstanbul'a yakınlığı nedeniyle"}}, {"id": "3841", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Trakya neden Baytop'un ilgisini çeken bir yerdi?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle"}}, {"id": "3842", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Araştırma yapmak için ilk kez hangi yıl Tekirdağ'a gitti?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "1954"}}, {"id": "3843", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Trakya bölgesinden topladığı 7470 örnekten kaçı bilim dünyası için yenidir?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "iki tanesi"}}, {"id": "3844", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954 'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966 - 1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’ s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia(Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Asuman Baytop çalışmalarını ne tür dergilerde yayımladı?", "answers": {"answer_start": 855, "text": "botanik ve eczacılık"}}, {"id": "3845", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop'un ilk araştırmalarını yaptığı alan nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "farmakognozi"}}, {"id": "3846", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop 'un farmakognozi'den sonra çalıştığı alan nedir ? ", "answers": {"answer_start": 88, "text": "botanik"}}, {"id": "3847", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop'un 1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a sunduğu kaç proje vardır?", "answers": {"answer_start": 409, "text": "altı"}}, {"id": "3848", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "1959-1982 yılları aralığında Asuman Baytop kaç doktora danışmanlığı yaptı?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "8"}}, {"id": "3849", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop toplam ne kadar bilimsel yayın hazırladı?", "answers": {"answer_start": 617, "text": "260"}}, {"id": "3850", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Türkiye Florası adlı esere katkısından dolayı Asuman Baytop'a ithaf edilen şey nedir?", "answers": {"answer_start": 829, "text": "eserin 8. cildi"}}, {"id": "3851", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye 'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi .1968 - 1986 yılları arasında TUBİTAK’ a altı proje sundu .1959 - 1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’ nin kataloğunu(3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965 - 1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı .260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’ a ithaf edildi.", "question": "Türkiye Florası adlı esere katkısından dolayı Turhan Baytop'a ithaf edilen şey nedir?", "answers": {"answer_start": 829, "text": "eserin 8. cildi"}}, {"id": "3852", "context": "Asuman Baytop Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarında başladı (1943). 1945 'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı .1946 'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947 - 1949 arasında İsviçre 'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu 'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.", "question": "Asuman Baytop Anadolu yöresi üzerinde çalışmalarına ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "asistanlık yıllarında"}}, {"id": "3853", "context": "Asuman Baytop Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarında başladı (1943). 1945 'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı .1946 'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947 - 1949 arasında İsviçre 'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu 'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.", "question": "Asuman Baytop'un 1945'te katıldığı Uludağ gezisini kim düzenledi?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Heilbronn"}}, {"id": "3854", "context": "Asuman Baytop Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarında başladı (1943). 1945 'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı .1946 'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947 - 1949 arasında İsviçre 'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu 'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.", "question": "Asuman Baytop Emekliliğinden sonra neye yöneldi?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "İstanbul florasına"}}, {"id": "3855", "context": "Asuman Baytop Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarında başladı (1943). 1945 'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı .1946 'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947 - 1949 arasında İsviçre 'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu 'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.", "question": "Asuman Baytop'un 1946'da bulunduğu bölge neresidir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Güneybatı Anadolu"}}, {"id": "3856", "context": "Cabir Bin Eflah (Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili) (1100 - 1150) Batı dünyasında Geber adıyla bilinen ünlü müslüman astronomdur. Cabir bin Eflah 'ı üne kavuşturan eseri, Batlamyus'un eseri olan El - Mescit 'teki yanlışlarıdüzeltmesi için yazdığı Kitabül - Hey 'e fi ıstıhi'l Mecisti eseridir.", "question": "Geber olarak da bilinen müslüman astronom kimdir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Cabir bin Eflah"}}, {"id": "3857", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyar Merzban oğlu büyük Azerbaycan filozofu, Doğu peripatetizminin görkemli temsilcilerindendir. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov araştırmaları sonucunda Azerbaycan'da Doğu peripatetizminin ilk büyük temsilcisi olan Behmenyarın X yüzyılın sonlarında doğmuş olması sonucuna gelmiştir. Araştırmacı bu tarihi 993 yılı gibi göstermiştir.", "question": "Behmenyarın X yüzyılın sonlarında doğmuş olması sonucuna gelen Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Zakir Memmedov"}}, {"id": "3858", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyar Merzban oğlu büyük Azerbaycan filozofu, Doğu peripatetizminin görkemli temsilcilerindendir. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov araştırmaları sonucunda Azerbaycan'da Doğu peripatetizminin ilk büyük temsilcisi olan Behmenyarın X yüzyılın sonlarında doğmuş olması sonucuna gelmiştir. Araştırmacı bu tarihi 993 yılı gibi göstermiştir.", "question": "Ebu Hasan Bahmenyar hangi felsefe akımının görkemli temsilcilerinden biridir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Doğu peripatetizmi"}}, {"id": "3859", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyar Merzban oğlu büyük Azerbaycan filozofu, Doğu peripatetizminin görkemli temsilcilerindendir. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov araştırmaları sonucunda Azerbaycan'da Doğu peripatetizminin ilk büyük temsilcisi olan Behmenyarın X yüzyılın sonlarında doğmuş olması sonucuna gelmiştir. Araştırmacı bu tarihi 993 yılı gibi göstermiştir.", "question": "Ebu Hasan Bahmenyar hangi felsefe akımının Azerbaycan'daki ilk temsilcisidir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Doğu peripatetizmi"}}, {"id": "3860", "context": "Behmenyar parlak yeteneği ve çalışkanlığı ile İbn-i Sina'nın derin ilgisini çekmiştir. Öğretmen daha sonra kendi öğrencisi hakkında iftiharlar yazıyordu.", "question": "Bahmenyar İbn-i Sina'nın ilgisini ne ile çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "parlak yeteneği ve çalışkanlığı ile"}}, {"id": "3861", "context": "Behmenyar parlak yeteneği ve çalışkanlığı ile İbn-i Sina'nın derin ilgisini çekmiştir. Öğretmen daha sonra kendi öğrencisi hakkında iftiharlar yazıyordu.", "question": "Bahmenyar çalışkanlığı sayesinde kimin ilgisini çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İbn-i Sina"}}, {"id": "3862", "context": "Behmenyar parlak yeteneği ve çalışkanlığı ile İbn-i Sina'nın derin ilgisini çekmiştir. Öğretmen daha sonra kendi öğrencisi hakkında iftiharlar yazıyordu.", "question": "Bahmenyar parlak yeteneği sayesinde kimin ilgisini çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İbn-i Sina"}}, {"id": "3863", "context": "Behmenyarın ölüm tarihi farklı yazarlar tarafından bazen 1038-ci, kah 1065 yılında, kah 1066-cı, kah 1067 - yılları gibi gösteriliyor.Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov ise ilk kaynaklara göre filozofun 1066 yılının ortalarında vefat ettiğini belirlemiştir.", "question": "Bahmenyar'ın 1066 yılında vefat ettiğini kim belirlemiştir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Zakir Memmedov"}}, {"id": "3864", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyarın metafizikasında kavramların üstünlük derecesi hacim genişliğine göre belirlenir. Bu bakımdan en geniş hacme ve en büyük genellike sahip \"varlık\" kavramı daha üstün sayılır.", "question": "Ebu'l-Hasan Bahmenyar'a göre kavramların üstünlük derecesi neye göre belirlenir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "hacim genişliğine"}}, {"id": "3865", "context": "Ortaçağ'da Müslüman Doğu ülkelerinde faaliyet gösteren diğer fikir akımlarının temsilcilerine göre peripatetik filozoflar doğa sorunları ile daha fazla meşgul idiler.Onlar doğanın sırlarına daha derinden vâkıf olmak için öncelikle doğrudan somut maddi şeyleri ve olayları kavramaya çalışıyorlardı.Dolayısıyla Doğu peripatetizminin qnoseologiyasında idrakın hissi aşaması çok büyük önem taşıyordu.", "question": "Diğer fikir akımlarının temsilcilerine göre doğa sorunlarıyla daha fazla meşgul olanlar kimlerdi?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "peripatetik filozoflar"}}, {"id": "3866", "context": "Ortaçağ'da Müslüman Doğu ülkelerinde faaliyet gösteren diğer fikir akımlarının temsilcilerine göre peripatetik filozoflar doğa sorunları ile daha fazla meşgul idiler.Onlar doğanın sırlarına daha derinden vâkıf olmak için öncelikle doğrudan somut maddi şeyleri ve olayları kavramaya çalışıyorlardı.Dolayısıyla Doğu peripatetizminin qnoseologiyasında idrakın hissi aşaması çok büyük önem taşıyordu.", "question": "Peripatetik filozofların doğrudan somut maddi şeyleri ve olayları kavramaya çalışmalarının sebebi neydi?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "doğanın sırlarına daha derinden vâkıf olmak"}}, {"id": "3867", "context": "Hotamışlıgil özellikle obezite, diyabet, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları gibi sık görülen kronik metabolik hastalıkların temel mekanizmalarını aydınlatmaya yönelik yaptığı ufuk açan çalışmaları ile bilinmektedir.Bu çalışmalar, metabolik hastalıklara yaklaşımda yeni kavramlar ve tedaviye yönelik özgün girişim yöntemleri ortaya çıkarmıştır.", "question": "Hotlamışgil özellikle hangi tür kronik metabolik hastalıkların mekanizmalarını aydınlatmaya yönelik çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "obezite, diyabet, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları"}}, {"id": "3870", "context": "Çift Kadranlı Alet, Merāġa Rasathanesi’ nin temel aletlerinden birisidir. Kendisinin geliştirdiklerinden biri olduğunu vurgulayan Müʾeyyededīn el - ʿUrḍī, bu aleti ayrıntılı bir biçimde tanıtmıştır. Bu alet yıldızların yüksekliklerini ve azimutlarını bulmaya yarıyordu. Bu aletin kendine özgü avantajı, iki gözlemcinin eş zamanlı olarak gözlemler yürütebilmelerini sağlamasıdır. Aracın ilk rekonstrüksiyonu Hugo Seemann tarafından yapılmıştır. ", "question": "Yıldızların yüksekliklerini ve azimutlarını bulmaya yarayan aletin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Çift Kadranlı Alet"}}, {"id": "3871", "context": "Müʾeyyededīn el-ʿUrḍī’nin Merāġa Rasathanesi için imal ettiği bir önceki aletin ikinci bir versiyonu, adını taşıyan. Bu alet, ölçüm düzeneği hariç bir önceki aletle tamamen aynıdır. Değiştirilen ölçüm düzeneğinin amacı, hedeflenen yıldızın açısal yüksekliğinin burada doğrudan doğruya sinüs olarak tespit edilmesidir. Bir önceki versiyonda yükseklik açısının tamamlayanı ile ilgili gözlem sonucu hesaplanmak zorundaydı. Bu alet de döndürülebilir konumlanmasıyla azimutun tespitini sağlıyabiliyor. FF’ çapının M orta noktasından iki dikey kılavuz yatak, DD’ ve EE’, çıkmaktadır. Kolları yarıçapa tekabül eden bir pergel FF’ hattındaki bir raya ve her iki kılavuz yatak arasında bulunan kanala, B ve C uçları bir menteşeyle A birleşme noktasında hareket edebilecek şekilde yerleştirilmiştir. AC bacağı, yani hipotenüs, her iki nişangâhı taşımaktadır. Yükseklik sinüsü, aynı bir ölçeğe sahip olan kılavuz yataklarda tespit edilen mesafenin AC bacağına olan oranıyla elde edilir. Ölçekli bacaklar yarıçapa tekabül ederler ve 60 ölçek bölümüne ve bu bölümlerin kesirlerine ayrılmışlardır. İkinci bacak (AB) da, gözlemlenen yıldızın açısal yüksekliğini verecek olan ters sinüs (sinüs versus) ölçümüne yarayan yatay skalaya sahiptir.", "question": "Değiştirilen ölçüm düzeneğinin değiştirilme amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "hedeflenen yıldızın açısal yüksekliğinin burada doğrudan doğruya sinüs olarak tespit edilmesidir."}}, {"id": "3872", "context": "İstanbul Rasathanesi’ nin aletleri hakkındaki kitapta Halkalı Küre(zāt el - ḥala ḳ), ilk sırada bulunmaktadır. Taşıyıcı vazifesi gören ufuk halkasının büyüklüğü için en az 4 metrelik bir çap önerilmiştir. Ufuk halkası bir yana, bu alet, öncelikle sabit yıldızların koordinatlarını belirlemeye yarayan 6 halkaya sahipti. Büyüklüklerine göre bu halkalar: 1. Hareketsiz olarak kuzey - güney yönünde bulunan meridyen halkası, 2. Hareketli büyük meridyen halkası, 3. Ekliptik halkası, 4. Kolur halkası(Arapça ḥāmile, taşıyan), 5. Ekliptik kutupları boyunca devam eden küçük meridyen halkası ve 6. İki nişangâhla donatılmış enlem halkası. Bütün halkalar kompleksini taşıyan ufuk halkası, altı çubuk yoluyla aynı büyüklükteki bir temel halkaya bağlıdır. Aletler kitabının verdiği bilgilere göre bu gözlem aracıyla çalışmak için beş kişi gerekmekteydi.", "question": "Taşıyıcı vazifesi gören ufuk halkasının tüm ağırlığı taşıyabilmesi için kaç metrelik bir çap önerilmiştir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "en az 4 metrelik bir çap önerilmiştir."}}, {"id": "3873", "context": "İstanbul Rasathanesi’ nin aletleri hakkındaki kitapta Halkalı Küre(zāt el - ḥala ḳ), ilk sırada bulunmaktadır. Taşıyıcı vazifesi gören ufuk halkasının büyüklüğü için en az 4 metrelik bir çap önerilmiştir. Ufuk halkası bir yana, bu alet, öncelikle sabit yıldızların koordinatlarını belirlemeye yarayan 6 halkaya sahipti. Büyüklüklerine göre bu halkalar: 1. Hareketsiz olarak kuzey - güney yönünde bulunan meridyen halkası, 2. Hareketli büyük meridyen halkası, 3. Ekliptik halkası, 4. Kolur halkası(Arapça ḥāmile, taşıyan), 5. Ekliptik kutupları boyunca devam eden küçük meridyen halkası ve 6. İki nişangâhla donatılmış enlem halkası. Bütün halkalar kompleksini taşıyan ufuk halkası, altı çubuk yoluyla aynı büyüklükteki bir temel halkaya bağlıdır. Aletler kitabının verdiği bilgilere göre bu gözlem aracıyla çalışmak için beş kişi gerekmekteydi.", "question": "bu halkaların büyüklük sıralamasına göre 6. sıradakinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 592, "text": "İki nişangâhla donatılmış enlem halkası."}}, {"id": "3874", "context": "İstanbul Rasathanesi çerçevesinde Güneş’ in ve gezegenlerin enlem çizgisine varış yüksekliklerini bulmak için meridyen yönüne doğru bir duvar kadranı(labina) inşa edilmiştir.Büyüklüğü aşağı yukarı 7 x 7 metredir.", "question": "duvar kadranın büyüklüğü yaklaşık kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "7 x 7 metredir."}}, {"id": "3875", "context": "Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 - ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi ve astronom olan bilim insanı. Gize'de doğmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan’ın doğum ve ölüm tarihlerini nelerdir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "(d. 998 - ö. 1068)"}}, {"id": "3876", "context": "Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 - ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi ve astronom olan bilim insanı. Gize'de doğmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan bilim insani olarak hangi ünvanları vardir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "doktor, fizikçi ve astronom"}}, {"id": "3877", "context": "Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 - ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi ve astronom olan bilim insanı. Gize'de doğmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan mısırın neresinde dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Gize"}}, {"id": "3878", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan hangi tıp üzerine uğraşmıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Antik Yunan tıbbı"}}, {"id": "3879", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan’ın çalışmalarıyla ilgilendiği Yunan hekim kimdir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Galen"}}, {"id": "3880", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan Galen’in hangi eseri hakkında tefsiri vardır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Ars Parva"}}, {"id": "3881", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın Ars Pavra üzerine yazdığı tefsirin tercümanı kim olmuştur?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Gerardo Cremonesse"}}, {"id": "3882", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan ne zaman Süpernova gözlemleri yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "1006"}}, {"id": "3883", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın üzerine çalışmalar yaptığı matematik teorisinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "tümevarım"}}, {"id": "3884", "context": "Ali bin Rıdvan Avrupalı yazarlar tarafından Haly ya da Haly Abedrudian olarak adlandırılmıştır. Ali bin Rıdvan, bir zaman fizikçi ibn Butlan la girdiği meşhur bir tartışmayla meşgul olmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın avrupalı yazarlar tarafından verilen adı nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Haly ya da Haly Abedrudian"}}, {"id": "3885", "context": "Ali bin Rıdvan Avrupalı yazarlar tarafından Haly ya da Haly Abedrudian olarak adlandırılmıştır. Ali bin Rıdvan, bir zaman fizikçi ibn Butlan la girdiği meşhur bir tartışmayla meşgul olmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın tartıştığı fizikçinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "ibn Butlan"}}, {"id": "3886", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yazdığı tefsirin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "De revolutıons nativatatum"}}, {"id": "3887", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yazdığı tefsirin türkçe ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Doğumların Deveranı"}}, {"id": "3888", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "De revolutıons nativatatum'ı düzenleyen kimdir? ", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Luca Gaurico"}}, {"id": "3889", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "De revolutıons nativatatum ne zaman basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "1524 yılında"}}, {"id": "3890", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "De revolutıons nativatatum nerede basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Venedik"}}, {"id": "3891", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci eserinin türkçesi ne demektir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme"}}, {"id": "3892", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın türkçesi \"12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme\" olan eseri ne zaman basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "1563 yılında"}}, {"id": "3893", "context": "Batlamyus'un Tetrabiblos adlı eserine yaptığı tefsir De revolutıons nativatatum (Doğumların Deveranı) Luca Gaurico tarafından düzenlenerek,1524 yılında Venedik'te basılmıştır. Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci (12. Zodyak Kuşağındaki kuyruklu yıldızların anlamları üzerine inceleme) 1563 yılında Nürnberg'de basılmıştır.", "question": "Ali bin Rıdvan'ın Nürnberg'de basılan eserinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Tractatus de cometarum significationibus per xii signa zodiaci"}}, {"id": "3894", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin bilinen diğer adları arasından içinde şeyh geçen ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": " Şeyh-i Bahai"}}, {"id": "3895", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin hayata gözlerini yumduğu tarih hicri ve miladi yıl olarak kaçtır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "ölmü hicri, 1031/miladi, 1622"}}, {"id": "3896", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin uğraşları hakkında kendisine söyleyebileceğimiz ünvanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronom"}}, {"id": "3897", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin memleketi neresidir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Lübnanın güneyindeki Baalbek"}}, {"id": "3898", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî neredeyken Osmanlı vatandaşıydı?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Lübnanın güneyindeki Baalbek"}}, {"id": "3899", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî çocuk yaşta ayrıldığı ülke neresidir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Lübnan"}}, {"id": "3900", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî çocuk yaşta gittiği ülke neresidir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Safevi İran'ı"}}, {"id": "3901", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'yi Safevi İran'ına götüren kim olmuştur?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "babası"}}, {"id": "3902", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî için nasıl bir \"ilk\" astronom denilebilir?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören"}}, {"id": "3903", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin de kurucularından olduğu geleneğin adı?", "answers": {"answer_start": 440, "text": "İsfahan Okulu"}}, {"id": "3904", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Hangi eserler Bahaüddin Amilî tarafından yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap"}}, {"id": "3905", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "İsfahan'daki hangi yerler Bahaüddin Amilî ile alakalandırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 632, "text": "Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi"}}, {"id": "3906", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin eser vermeye uğraştığı zaman dilimi ne zaman başlar?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "Herat’a taşındıktan sonra"}}, {"id": "3907", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî farklı seyahatlerde gezdiği süre yıl olarak kaçtır?", "answers": {"answer_start": 734, "text": "Otuz yıl"}}, {"id": "3908", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'ye şeyhülislam ünvanı veren hükümdar kimdir? ", "answers": {"answer_start": 770, "text": "I. Şah Abbas"}}, {"id": "3909", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî şeyhülislam ünvanı aldıktan sonra gezdiği yerler nerelerdir?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu"}}, {"id": "3910", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu'yu hangi görünüşle gezmiştir?", "answers": {"answer_start": 860, "text": "derviş kılığında"}}, {"id": "3911", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'yi ziyaret etmek isteyenler hangi şehre gitmelidirler?", "answers": {"answer_start": 940, "text": "Meşhed"}}, {"id": "3912", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin mezarına yakın olan anıtın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 956, "text": "İmam Rıza anıtı"}}, {"id": "3913", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kime aittir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Türk Silahlı Kuvvetleri"}}, {"id": "3914", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hangi platformda yürüyen bir projedir?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "uzay"}}, {"id": "3915", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi'nin konumlandırma alanında tanımı nasıldır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma"}}, {"id": "3916", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hangi kurum için kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Türk Silahlı Kuvvetleri"}}, {"id": "3917", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hangi olguya karşı tedbir niteliğindedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemler"}}, {"id": "3918", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hangi durumlarda işe yaraması için tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca"}}, {"id": "3919", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hangi bilgileri sağlıyacaktır?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "konumlandırma ve zamanlama bilgilerini"}}, {"id": "3920", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hangi şirketin üstünde çalıştığı bir projedir?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.)"}}, {"id": "3921", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi şu anda hangi durumdadır?", "answers": {"answer_start": 441, "text": "fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında"}}, {"id": "3922", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kapsamında kaç adet uydu uzaya fırlatılması hedeflenmektedir?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "beş"}}, {"id": "3923", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kapsamında gönderilecek uyduların sınıfı nedir?", "answers": {"answer_start": 552, "text": "askeri keşif ve yer gözlem uyduları"}}, {"id": "3924", "context": "İbnü'n Nedîm () ya da tam adıyla Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm, 935- 990 yılları arasında yaşamış Arap bibliyografya bilgini, Fihrist adlı kitabın yazarı.", "question": "İbnü'n Nedîm'in tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm"}}, {"id": "3925", "context": "İbnü'n Nedîm () ya da tam adıyla Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm, 935- 990 yılları arasında yaşamış Arap bibliyografya bilgini, Fihrist adlı kitabın yazarı.", "question": "İbnü'n Nedîm hangi millettendir?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Arap"}}, {"id": "3926", "context": "İbnü'n Nedîm () ya da tam adıyla Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ebî Ya'kūb İshâk bin Muhammed bin İshâk en-Nedîm, 935- 990 yılları arasında yaşamış Arap bibliyografya bilgini, Fihrist adlı kitabın yazarı.", "question": "İbnü'n Nedîm hangi bilimle uğraşmıştır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "bibliyografya"}}, {"id": "3927", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat"}}, {"id": "3928", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den kitabında kaçıncı sayfada bahsetmiştir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "330"}}, {"id": "3929", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm'in kitaplarının listesini aldığı dostu kimdir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Berdaî"}}, {"id": "3930", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm'in bir alimle dost olacak kadar olgun olduğu tarih miladi kaç yılıdır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "951"}}, {"id": "3931", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "İbnü'n Nedîm hicri kaç yılında dünyaya geldiği söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "320"}}, {"id": "3932", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm'in künyesinin İbnü'n Nedîm olmasının nedenini belirtenler ne sebep göstermişler?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı"}}, {"id": "3933", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm'in baba yadigarı mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Virâka"}}, {"id": "3934", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm virâkalık hasebiyle hangi çevrelerle ilişki halinde olabilmiştir?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle"}}, {"id": "3935", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm'in mesleğinin içeriği nedir?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak"}}, {"id": "3936", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm el-Fihrist'te bilgi verdiği konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar"}}, {"id": "3937", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm el-Fihrist'te her alanın uzmanı gibi bilgi verebilmesinden anlaşılan nedir?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü"}}, {"id": "3938", "context": "Ailesi hakkında bilgi bulunmadığı gibi İbnü’n-Nedîm künyesini alış sebebi de tartışmalıdır. Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “varrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur. el-Fihrist’te çeşitli dinler, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevalarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, İsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.", "question": "İbnü'n Nedîm'in bildiği ilimler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 761, "text": "Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleri"}}, {"id": "3939", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm 'in bazı Sünnî alimler için hangi ifadeyi kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Haşev’îyye'dendir"}}, {"id": "3940", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm'in hangi hususlar sebep gösterilerek Şiî-Mu'tezilî olduğu söylenmiştir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar"}}, {"id": "3941", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm, \"Haşev’îyye'dendir\" tabirini özel olarak kim gibi kişiler için söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "İbn Küllâb"}}, {"id": "3942", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm'in Eş'ârî'yi sınıflandırmasına bakılarak onun hangi mezhepte olduğuna karar verilemez?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Şiî"}}, {"id": "3943", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm'in Eş'ârî'yi sınıflandırmasındaki üzerinde durduğu konu nedir?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu"}}, {"id": "3944", "context": "İbnü’n-Nedîm’in bazı Sünnî âlimlerinden söz ederken “Haşev’îyye'dendir” ifadesini kullanması, Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî’yi Cebriyye’den sayması, hoca ve dostları arasında İsmâilî ve Mu'tezilîler’in bulunması gibi hususlar sebep gösterilerek onun Şiî-Mu'tezilî olduğu kabul edilmektedir. Ancak “Haşev’îyye'dendir” şeklindeki iddiası İbn Küllâb gibi nâdir kişilerle ilgili olup bütün Sünnî ulemâyı aynı kategoride saydığı anlamına gelmez. Eş‘arî’ye “Cebriyye” (el-Mücbire) başlığı altında yer vermesi de (a.g.e., s. 257) İbnü’n-Nedîm’in Şiî olduğunu göstermeye yetmez. Esasen müellif, bu başlık altında daha çok Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrılışını halkın huzurunda nasıl açıkladığı konusu üzerinde durur. Bununla birlikte onun ılımlı bir Şiî sayıldığını ortaya koyan daha güçlü deliller bulunmaktadır. İlim ve kültür çevresini oluşturan kimseler de genellikle Mu‘tezile kelâmcıları ile Fârâbî okulundan yetişen mantıkçılardı.", "question": "İbnü’n-Nedîm Eş‘arî’ye \"Cebriyye\" (el-Mücbire) başlığı altında kaçıncı sayfada yer vermiştir?", "answers": {"answer_start": 510, "text": "257"}}, {"id": "3945", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "el-Fihrist kitabının diğer bilinen adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ"}}, {"id": "3946", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "İslam ilim kültür dünyasında bibliyografik eserlerin ilk örneği kısaca nedir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "el-Fihrist"}}, {"id": "3947", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "İbnü’n-Nedîm el-Fihrist'i ne zaman yazdı?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "377 (987)"}}, {"id": "3948", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "el-Fihrist adlı eserin sayesinde bugün bildiğimiz bilgiler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler"}}, {"id": "3949", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "İbn Hacer el-Askalânî, İbnü’n-Nedîm hakkında olumsuz görüşlerini hangi kitap ve kaçıncı sayfasında söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73"}}, {"id": "3950", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "Tarih ve tabakât yazarlarının İbnü'n-Nedîm'i ve eserini tamamen ihmalinin sebebi ne olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 495, "text": "muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle"}}, {"id": "3951", "context": "İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-‘ulûm ve Fihristü’l-‘ulemâ’ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Buna rağmen İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’n-Nedîm hakkındaki oldukça menfî görüşlerinden de anlaşılacağı üzere (Lisânü’l-Mîzân, V, 72-73), muhtemelen Şiî ve Mu‘tezilî olduğu şeklindeki yaygın kanaat sebebiyle tarih ve tabakât yazarlarının büyük çoğunluğu müellif ve eserini tamamen ihmal etmiş, bazısı da birkaç satırla anmıştır.", "question": "Tarih yazarlarından İbnü'-n Nedîm'i ihmal edenler onun için ne kadar söz sarf etmiştirler?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "birkaç satır"}}, {"id": "3952", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "İslam'ın altın çağı hicri ilk kaç asırı içermektedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "dört"}}, {"id": "3953", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist adlı eser hangi alanlarda Arapça te'lif edilen eserler hakkında bilgi vermiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "dinî, fikrî ve ilmî"}}, {"id": "3954", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in bölümlerine ne denir? ", "answers": {"answer_start": 220, "text": "makale"}}, {"id": "3955", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in bölümleri alt bölümlere hangi isimle ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "fen"}}, {"id": "3956", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "Kur'an ve kıraat ilminin geçtiği el-Fihrist bölümü kaçıncı bölümdür?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "Birinci bölüm"}}, {"id": "3957", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te çeşitli milletlerin iletişim araçlarıyla alakalı bölümü bulmak isteyen birisi kaçıncı bölüme bakmalıdır?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "Birinci bölüm"}}, {"id": "3958", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te Arapça dil kuralları ve bu kuralların nasıl oluştuğu nerede geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "İkinci bölüm"}}, {"id": "3959", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te Arap dili gramerinin geliştiği iki şehirden bahsedilmektedir. Bu şehirler hangi iki şehirdir?", "answers": {"answer_start": 562, "text": "Kûfe ve Basra"}}, {"id": "3960", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te eğlenceye ve mûsikişinaslardan bahsedilen bölümde hangi ilimlerin alimlerinden de bahsedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "tarih, siyer, ensâb âlimleri"}}, {"id": "3961", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist adlı eserde en çok yer kaplayan bölüm kaçıncıdır?", "answers": {"answer_start": 925, "text": "Altıncı bölüm"}}, {"id": "3962", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te sekizinci bölümün içeriği nedir?", "answers": {"answer_start": 1083, "text": "sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafeler"}}, {"id": "3963", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'te geçen eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olan din, mezhep ve kültürler örnekleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1156, "text": "Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler"}}, {"id": "3964", "context": "İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça te’lif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmakta ve her bölüm “fen” başlığıyla alt bölümlere ayrılmaktadır. Birinci bölüm çeşitli milletlerin konuştuğu diller, kullandığı yazılar ve bunların özelliklerinin yanı sıra mukaddes kitaplar, Kur'an, kıraat ilmi ve kurrâlara ayrılmıştır. İkinci bölüm dil ve gramer hakkında olup Arap nahvinin teşekkülü, Kûfe ve Basra dil okullarında nahiv ilminin gelişmesi gibi konularla ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde tarih, siyer, ensâb âlimleri ve bunların eserleriyle kâtipler, divanlar, nedimler, mûsikişinaslar tanıtılmakta ve eğlenceye dair konulara yer verilmektedir. Dördüncü bölüm şiir ve şairler, beşinci bölüm kelâm ve İslâm’da kelâm akımları hakkındadır. Altıncı bölüm fıkha ve fıkhî mezheplere ayrılmış olup eserin en geniş kısmıdır. Yedinci bölüm felsefeye ve Eskiçağ’dan intikal eden ilimlere, sekizinci bölüm sihir, büyü, tılsım, illüzyon ve hurafelere ayrılmıştır. Dokuzuncu bölüm Kaideliler, Sâbiîler, Maniheistler, Mezdekîler gibi eski Mezopotamya ve Pers din ve kültürlerinin uzantısı olarak varlıklarını devam ettiren din, mezhep ve kültürleri, onuncu bölüm de İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları içermektedir.", "question": "el-Fihrist'in onuncu bölümü ne tür çalışmaları içerir?", "answers": {"answer_start": 1340, "text": "İlkçağ’dan itibaren eski kimya alanındaki çalışmaları"}}, {"id": "3965", "context": "Eserde birinci bölümün ikinci kısmında Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına da temas edilmekte, Yahudi âlimlerinden sadece Saîd el-Feyyûmî’ye (Saadia Gaon) yer verilmekte, ayrıca bazı Hıristiyan din âlimleri tanıtılmaktadır.", "question": "el-Fihrist adlı eserde İslam'dan başka hangi dinlerin kitaplarına da temas edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Yahudi ve Hıristiyan"}}, {"id": "3966", "context": "Eserde birinci bölümün ikinci kısmında Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına da temas edilmekte, Yahudi âlimlerinden sadece Saîd el-Feyyûmî’ye (Saadia Gaon) yer verilmekte, ayrıca bazı Hıristiyan din âlimleri tanıtılmaktadır.", "question": "el-Fihrist'te bulabileceğimiz tek Yahudi aliminin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Saîd el-Feyyûmî"}}, {"id": "3967", "context": "Eserde birinci bölümün ikinci kısmında Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına da temas edilmekte, Yahudi âlimlerinden sadece Saîd el-Feyyûmî’ye (Saadia Gaon) yer verilmekte, ayrıca bazı Hıristiyan din âlimleri tanıtılmaktadır.", "question": "el-Fihrist kitabında bazı Hristiyan din alimlerinin anlatıldığı yer kaçıncı bölümün kaçıncı kısmıdır?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "birinci bölümün ikinci kısmı"}}, {"id": "3968", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'in ilk basımı için ne zaman çalışılmaya başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "1850"}}, {"id": "3969", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'i ilk defa basmak için çalışan ama 20 yıl sonra vefat edince başkaları onun eksiklerini tamamladığı kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Gustav Flügel"}}, {"id": "3970", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "Gustav Flügel'e ölümünden sonra el-Fihrist basımı için yardım eden iki kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Johannes Roediger ve August Mueller"}}, {"id": "3971", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'in ilk baskısının sonraki baskılara göre daha kullanışlı olmasının sebeplerinden çeşitli indeksleri olmasından başka ne vardır?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti"}}, {"id": "3972", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'in çok sayıda eksik ve okuma hatası olan baskısı hangi baskısıdır?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "ilk"}}, {"id": "3973", "context": "İlim, kültür ve medeniyet tarihi bakımından büyük değere sahip olan el-Fihrist’in ilk ilmî neşrini yapmak üzere Gustav Flügel 1850’de çalışmaya başlamış, onun 1870’te ölümü üzerine Johannes Roediger ve August Mueller eksikleri tamamlayarak neşri gerçekleştirmişlerdir (Leipzig 1871-1872). Bu çalışma ilk olmasına rağmen bazı Grekçe ve Latince isimlerin doğru olarak tespiti ve çeşitli indeksleriyle sonraki neşirlerden daha kullanışlıdır. Ancak sadece Paris, Viyana ve Leiden nüshalarına dayandığı ve el-Fihrist’ten iktibasta bulunan diğer klasik kaynaklarla karşılaştırmadığı için bunda çok sayıda eksik ve okuma hatası mevcuttur.", "question": "el-Fihrist'in ilk baskısında hangi nüshaları esas alınarak basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "Paris, Viyana ve Leiden"}}, {"id": "3974", "context": "Fahreddin er-Râzî (6 Şubat 1149 - 29 Mart 1210), İslâm âlimi, fizikçi ve müfessir.", "question": "Fahreddin er-Râzî kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "6 Şubat 1149"}}, {"id": "3975", "context": "Fahreddin er-Râzî (6 Şubat 1149 - 29 Mart 1210), İslâm âlimi, fizikçi ve müfessir.", "question": "Fahreddin er-Râzî kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "29 Mart 1210"}}, {"id": "3976", "context": "Fahreddin er-Râzî (6 Şubat 1149 - 29 Mart 1210), İslâm âlimi, fizikçi ve müfessir.", "question": "Fahreddin er-Râzînin bilim insanı olarak hangi ünvanları vardır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "İslâm âlimi, fizikçi ve müfessir."}}, {"id": "3977", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin tam adı neydi?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî"}}, {"id": "3978", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin babası nereliydi?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Horasan"}}, {"id": "3979", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî ilk eğitimini kim vermiştir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Babası"}}, {"id": "3980", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî'yi din ve fen alanlarında eğiten kimdir?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "zamanının ve şehrinin ünlü âlimleri"}}, {"id": "3981", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî kimlerle nerde tartıştı?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla"}}, {"id": "3982", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî 'ye ilgi gösteren kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "Kutbeddin Muhammed"}}, {"id": "3983", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî 'ye ilgi gösteren kişi nerededir?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Horasan"}}, {"id": "3984", "context": "Râzî, dinî ilimlerde olduğu kadar pozitif bilimlerde de oldukça başarılı bir bilim adamıydı. Özellikle fizik konularıyla ilgilenmiş, cisimlerin hareketi ve ses üzerine çalışmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî dini ilimlerle birlikte hangi ilimlerde de başarılıydı?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "pozitif bilimler"}}, {"id": "3985", "context": "Râzî, dinî ilimlerde olduğu kadar pozitif bilimlerde de oldukça başarılı bir bilim adamıydı. Özellikle fizik konularıyla ilgilenmiş, cisimlerin hareketi ve ses üzerine çalışmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin özellikle ilgilendiği pozitif bilim dalı nedir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "fizik"}}, {"id": "3986", "context": "Râzî, dinî ilimlerde olduğu kadar pozitif bilimlerde de oldukça başarılı bir bilim adamıydı. Özellikle fizik konularıyla ilgilenmiş, cisimlerin hareketi ve ses üzerine çalışmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî Fizik konusunda uğraştığı konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "cisimlerin hareketi ve ses"}}, {"id": "3987", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin en bilinen eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Mefatih'ul Gayb"}}, {"id": "3988", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Tefsir-i Kebir'in ismi türkçeye çevrilince ne olur?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Gaybın Anahtarları"}}, {"id": "3989", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Tefsir-i Kebir'in hangi özelliği onu tefsir alanının liderlerinden yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 192, "text": "sistematik olma yönü"}}, {"id": "3990", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Tefsir-i Kebir'in kısaltılmış halini yazan alim kimdir?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Nesefî"}}, {"id": "3991", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Nesefî'nin kaleme aldığı, Ulu Tefsir'in kısa halini içeren kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Vâdıh"}}, {"id": "3992", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın uzun şekilde yazılmış ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî"}}, {"id": "3993", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın doğduğu il nedir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Tanca"}}, {"id": "3994", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın öldüğü şehir hangisidir?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Fes"}}, {"id": "3995", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın hayata geldiği tarih, gün, ay ve yıl olarak kaçtır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "24 Şubat 1304"}}, {"id": "3996", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın hayata gözlerini yumduğu yıl kaçtır?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "1369"}}, {"id": "3997", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın yazdığı seyahatle alakalı kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Rıhlet-ü İbn Battûta"}}, {"id": "3998", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta yaşadığı çağ hangi çağdır?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Orta Çağ"}}, {"id": "3999", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın kabilesinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "Levâte"}}, {"id": "4000", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın kabilesinin geldiği etnik köken nedir?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Berberî"}}, {"id": "4001", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta'nın kabilesinin göçmeden önceki yaşadıkları yer neresiydi?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Berka"}}, {"id": "4002", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "Levâte kabilesinin göçtüğü yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Tanca"}}, {"id": "4003", "context": "İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî) (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة) (d. 24 Şubat 1304, Tanca - ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.", "question": "İbn-i Batuta hangi mezhep koluna mensuptur?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Maliki"}}, {"id": "4004", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta'nın hac yaptığı sene hangi senedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "1325"}}, {"id": "4005", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta'nın maddi durumu açısından sıfatı nedir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "zengin"}}, {"id": "4006", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta hangi ülkelidir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Faslı"}}, {"id": "4007", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta'yı yolculuk yapmaya sevk eden nedir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "yaşadığı maceralar"}}, {"id": "4008", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta'nın gittiği Avrupalıların iyi bilmediği yerler nerelerdir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu"}}, {"id": "4009", "context": "İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn Battuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı. Birçok ülkede kadılık görevinde bulundu ve Türkçe, Farsça dillerini biliyordu.", "question": "İbn-i Batuta hangi mesleği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "kadılık"}}, {"id": "4010", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın hacca karar verdiği dönemdeki yaşı kaçtı?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "20"}}, {"id": "4011", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın hac kararı aldığı yıl kaçtır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1325"}}, {"id": "4012", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Kahire'ye nasıl ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla"}}, {"id": "4013", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "Kahire'den sonra İbn-i Batuta'nın niyeti nereye gitmekti?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Mekke"}}, {"id": "4014", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Mekke'ye ilkin hangi rotadan varmak istedi?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp"}}, {"id": "4015", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Kahire'den sonra niyetinde Mekke'ye varmak varken varamamasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları"}}, {"id": "4016", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Mekke'ye varamadığında mecburen yaptığı nedir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Kahire'ye geri dönmek"}}, {"id": "4017", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Şam'a doğru yola çıkmasına sebep olan kimdir?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "karşılaştığı bir ermiş"}}, {"id": "4018", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Şam'a doğru gitmesine onun bir ermişin söylediği hangi kehanet sebep olmuştur?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği"}}, {"id": "4019", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Ramazan'ı nerede geçirdi?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "Şam"}}, {"id": "4020", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Şam'a giderken uğradığı şehirler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 499, "text": "Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentler"}}, {"id": "4021", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta ikinci kez Mekke yolunda Mekke'ye nasıl varmıştır?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "Medine üzerinden Mekke'ye vararak"}}, {"id": "4022", "context": "1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacc'a gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.", "question": "İbn-i Batuta Mekke'de hacı olduktan sonra dönüşte neye karar vermiştir?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "yolculuklarını sürdürmeye"}}, {"id": "4023", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta kervanla beraber nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Mezopotamya sınırına doğru"}}, {"id": "4024", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta'nın Ali'nin mezarını ziyaret ettiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Necef"}}, {"id": "4025", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta Mezopotamya sınırına gittikten sonraki durağı neresidir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İsfahan"}}, {"id": "4026", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta İsfahan'a giderken geçtiği şehir hangisidir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Basra"}}, {"id": "4027", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta İsfahan'a gitmesiyle İsfahan'ın yerle bir edilişi arasında kaç yıl vardır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "on yıl"}}, {"id": "4028", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İsfahan'ı yerle bir eden hükümdar kimdir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Timurlenk"}}, {"id": "4029", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İsfahan'dan sonraki İbn-i Batuta'nın durağı neresi oldu?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "Şiraz"}}, {"id": "4030", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "Hülagü Han'ın yağmaladığı şehir nedir?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Bağdat"}}, {"id": "4031", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta Ebu Said ile nerede tanıştı?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Bağdat"}}, {"id": "4032", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta'nın tanıştığı Ebu Said hangi devlet hükümdarıydı?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "İlhanlı"}}, {"id": "4033", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta'nın Ebu Said'le beraberliğinden sonraki durağı neresidir?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "Tebriz"}}, {"id": "4034", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "Tebriz'in Moğollarca yıkılmamasının nedeni neydi?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için"}}, {"id": "4035", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "Tebriz'in ticaret merkezi olmasında rol oynayan nedir?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "İpek yolu üzerinde de yer aldığından"}}, {"id": "4036", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta'nın ikinci hacca çıktığı şehir hangisidir?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "Tebriz"}}, {"id": "4037", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta ikinci haccında kaç yıl Mekke'de ikamet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "bir"}}, {"id": "4038", "context": "Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Ali'nin mezarını ziyaret etti. Burdan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burada son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz, Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.", "question": "İbn-i Batuta Mekke'de kaldıktan sonra yaptığı iş ne oldu?", "answers": {"answer_start": 690, "text": "ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı"}}, {"id": "4039", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta, Afrika kıyılarını kullanarak hangi yöne gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "güney"}}, {"id": "4040", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın güneydeki ilk uğradığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Aden"}}, {"id": "4041", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta, Aden'de hangi mallarla ticaret yapmayı planladı?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla"}}, {"id": "4042", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın ticarete neye ulaşmak için atıldı?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "bir servet"}}, {"id": "4043", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın son macerasına çıktığı mevsim nedir?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "bahar"}}, {"id": "4044", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın son macerasına atıldığı sene kaçtır?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "1331"}}, {"id": "4045", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın son macerası için uğradığı yerler nerelerdir?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva"}}, {"id": "4046", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta Etiyopya ve Zanzibar'da ne kadar kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "birer hafta"}}, {"id": "4047", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın gemisinin Arap yarımadasına dönmesi ne zaman gerçekleşti?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Muson rüzgarlarının dönmesiyle"}}, {"id": "4048", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta Arap yarımadasına yerleşmeden ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 489, "text": "son bir seyehata çıkmaya karar verdi"}}, {"id": "4049", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta son seyahatinde hangi boğazı görmek istemiştir?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "Hürmüz Boğazı"}}, {"id": "4050", "context": "Bu sefer Doğu Afrika kıyılarından güneye indi. İlk durağı olan Aden'de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası'na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak bu planını uygulamaya koymadan önce 1331 yılının baharında son bir maceraya atılmaya karar verdi. Daha da güneye inerek Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva'da birer hafta kaldı. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi Arap Yarımadası'na geri döndü. Burada yerleşik hayata geçmeden önce son bir seyehata çıkmaya karar verdi ve Umman'ı ve Hürmüz Boğazı'nı görmek için tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın son seyahatinde boğaz olmayan ve görmek istediği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "Umman"}}, {"id": "4051", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın geri dönüşte bir sene kaldığı şehir neresidir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Mekke"}}, {"id": "4052", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Mekke'de kalırken hizmetine girmeye karar verdiği kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Delhi Sultanı"}}, {"id": "4053", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Delhi Sultanı'nın bulunduğu yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Hindistan"}}, {"id": "4054", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Anadolu neden İbn-i Batuta'nın durağı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için"}}, {"id": "4055", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın zamanında Anadolu'yu yöneten hangi devlettir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Selçuklular"}}, {"id": "4056", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Şam'da İbn-i Batuta hangi vasıtaya binmiştir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "gemi"}}, {"id": "4057", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın bindiği ne geminin sahibi hangi ülkeydi?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Ceneviz"}}, {"id": "4058", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın gemiyle gittiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Alanya"}}, {"id": "4059", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Sinop'a geçerken üstünden geçtiği şehir neresidir?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "Konya"}}, {"id": "4060", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta hangi denizi aşarak Kırım'a vardı?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "Karadeniz'i"}}, {"id": "4061", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta Kırım'da hangi limana gitti?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Kefe"}}, {"id": "4062", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Kefe hangi ülke içindedir?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "Kırım Altın Ordu devleti"}}, {"id": "4063", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Altın Ordu kağanı'nın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Özbeg"}}, {"id": "4064", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Özbeg'in kervanı nereye gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Volga nehrinin yukarısına doğru"}}, {"id": "4065", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "İbn-i Batuta kervana katılarak nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Astrahan"}}, {"id": "4066", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Astrahan'da Özbeg neden eşlerinden birinin Konstantinopolis'e yol almasına müsaade etmiştir?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "doğum yapmak için"}}, {"id": "4067", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Özbeg'in hamile eşinin memleketi neresiydi?", "answers": {"answer_start": 676, "text": "Konstantinopolis"}}, {"id": "4068", "context": "Dönüşte tekrar bir yıl kadar Mekke'de kaldı. Bu sırada Hindistan'daki Delhi Sultanı'nın hizmetine girmeyi kafasına koydu. Yolda kendisine gerekecek tercümanı bulmak için Selçukluların yönetiminde bulunan Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Şam'dan bir Ceneviz gemisi ile Alanya'ya geçti. Buradan da Konya yoluyla Sinop'a gitti. Karadeniz'i geçerek Kırım'ın Kefe limanına vardı. Bu sırada Kırım Altın Ordu devletinin topraklarında bulunuyordu ve tesadüfen Altın Ordu Kağanı Özbeg'in kervanı ile karşılaştı. Volga nehrinin yukarısına doğru yol alan bu kervan ile Astrahan şehrine gitti. Astrahan'a vardıklarında Kağan hamile olan eşlerinden birinin doğum yapmak için memleketi olan Konstantinopolis'e dönmesine izin verdi. Bu seyahatte ona eşlik etmesi için İbn Battuta'ya izin verdi.", "question": "Özbeg neden İbn-i Batuta'ya kendisiyle gelmesi için izin verdi?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "Bu seyahatte ona eşlik etmesi için"}}, {"id": "4069", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın 1332 de İmparatorla nerede konuştu?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Konstantinopolis"}}, {"id": "4070", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın Konstantinopolis'te gördüğü yapının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Aya Sofya"}}, {"id": "4071", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta İmparator'un şehrinde ne kadar kaldı?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Bir ay"}}, {"id": "4072", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın Konstantinopolis'ten sonraki gitmek için çıktığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Hindistan"}}, {"id": "4073", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta Hindistan'a giderken üstünden geçtiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Astrahan"}}, {"id": "4074", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta HAzar Denizi'nin etrafını ne zaman dolaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "1332"}}, {"id": "4075", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın Hazar Denizi'yle beraber etrafını dolaştığı su parçasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "Aral Gölü"}}, {"id": "4076", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın su engellerini aşıp ilk nereye vardı?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Afganistan'a"}}, {"id": "4077", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın gölü ve denizi aştıktan sonraki ikinci durağı neresiydi?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Hindistan"}}, {"id": "4078", "context": "İbn Battuta 1332 yılında Konstantinopolis'e gitti ve İmparator III. Andronikos ile görüştü. Aya Sofya'yı dışarıdan gördü. Bir ay Konstantinopolis'de kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan'a gitmek için yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizi'nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan'a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan'a ulaştı.", "question": "İbn Battuta'nın Afganistan'dan sonraki yolunda neler vardı?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "dağ geçitleri"}}, {"id": "4079", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta Hindistan'a gittiğinde hangi din yavaş yavaş kabul görmeye başlamış idi?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Müslümanlık"}}, {"id": "4080", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "Delhi Sultanı'nın insanları ülkesinde görevlendirme isteği nedendi?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "gücünü sağlamlaştırabilmek için"}}, {"id": "4081", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta Delhi Sultanı'nın görevlendirmelerinden nasibini ne olarak aldı?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "kadı"}}, {"id": "4082", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta neden kadı seçildi?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle"}}, {"id": "4083", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "Sultanın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Muhammed bin Tuğluk"}}, {"id": "4084", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "Delhi Sultanı'na sıfat olarak neyi uygun görebiliriz?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "dengesiz"}}, {"id": "4085", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta'nın Hindistan'daki yaşamı hakkında ne denebilir?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "kah lüks içinde kah güvensizlik içinde"}}, {"id": "4086", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta'nın lüksten ve güvensizlikten kurtulma amacıyla Sultan'a teklifi ne oldu?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "tekrar hacca gitmek istediği"}}, {"id": "4087", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta'nın sultana teklifi sonucu sultandan gelen alternatif öneri ne oldu?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "Çin'e elçi olarak gitme"}}, {"id": "4088", "context": "Hindistan'da Müslümanlık daha yeni yeni kabul görmeye başlamıştı. Delhi Sultanı gücünü sağlamlaştırabilmek için mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Battuta'yı da Mekke'de görmüş olduğu öğrenim nedeniyle kadı olarak görevlendirdi. Ancak Delhi Sultanı Muhammed bin Tuğluk o günün şartlarına göre bile oldukça dengesiz birisiydi. İbn Battuta kah lüks içinde kah güvensizlik içinde bir yaşam sürüyordu. Bu durumdan kurtulabilmek için tekrar hacca gitmek istediğini öne sürerek Delhi'den ayrılmak istedi. Sultan ise ona alternatif olarak Çin'e elçi olarak gitmeyi teklif etti. İbn Battuta bu teklifi hemen kabul ederek, hem yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak fırsatını değerlendirdi.", "question": "İbn Battuta'nın Çin'e elçi olmayı kabul etmesinin iki sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "yeni ülkeler görmek hem de Sultan'ın egemenlik bölgesinden uzaklaşmak"}}, {"id": "4089", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın saldırıya uğradığı grup nereye gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "kıyıya doğru"}}, {"id": "4090", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta saldırıdan sonra nelere uğradı?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı"}}, {"id": "4091", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın tekrar yoldaşlarına yetişme süresi kaç gündür?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "iki gün"}}, {"id": "4092", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta yoldaşlarıyla buluştuktan sonra hangi limandan Hindistana geçtiler?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Kambay"}}, {"id": "4093", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta Kambay'dan hangi şehre geçti?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "Kalküta"}}, {"id": "4094", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın cami ziyaretinde gemilerin denizi boylamasına neden olan nedir?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "çıkan bir fırtına"}}, {"id": "4095", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta iki geminin batması sonrası nerede kaldı?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "sahilde"}}, {"id": "4096", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'yı sahilde bırakan gemiye kim sonradan el koymuştur?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "Sumatra'daki bir kral"}}, {"id": "4097", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta neden bir dostunun korumasında bir süre bekledi?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için"}}, {"id": "4098", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın başarısız dönmekten çekinmesi sonucu yanında kaldığı dostu kimdir?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "Cemaleddin"}}, {"id": "4099", "context": "Ancak kıyıya doğru giden bir grup Hint isyancının saldırısına uğradı. İbn Battuta yoldaşlarından ayrı düştü, parası ve malları elinden alndı ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki yoldaşlarını iki gün gibi bir sürede yakalamayı başardı. Kambay limanından güneybatı Hindistan'daki Kalküta şehrine yolaldılar. Burada İbn Battuta bir camiyi ziyaret ederken çıkan bir fırtınada sefer gemilerinden ikisi battı. Diğer gemi ise onu sahilde bırakarak denize açıldı ve birkaç ay sonra Sumatra'daki bir kral tarafından bu gemiye el konuldu. Delhi'ye başarısız olarak dönmekten korktuğu için burada Cemaleddin adlı dostunun koruması altında bir süre kaldı. En sonunda Çin'e gitmek üzere tekrar yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın dostunda sonraki hedefi neresi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 669, "text": "Çin"}}, {"id": "4100", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın tahmin ettiğinden daha çok kaldığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Maldiv Adaları"}}, {"id": "4101", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın Maldiv Adaları'ndaki adalıların işine yarayan hangi durumudur?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "yargıç olarak hizmet etmesi"}}, {"id": "4102", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın Maldiv adasında kalmaya iten adalıların hangi vasıtayla zorlaması veya iknası ile olmuştur?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "tehdit ve rüşvetlerle"}}, {"id": "4103", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta Kraliyet'e hangi yolla bağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "evlilik"}}, {"id": "4104", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'yı siyasete çeken evliliğinden başka neydi?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "en yüksek yargıç konumuna getirilmesi"}}, {"id": "4105", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın kararlarının hangi vasıfından dolayı adadakiler onun kararını beğenmeyip ada dışı etmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "sert"}}, {"id": "4106", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın ada dışı edilmesi sonrası diğer hedefi hangi ada olmuştur?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "Seylan"}}, {"id": "4107", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "Seylan'daki kutsal olan ve İbn-i Batuta'nın ziyarete gittiği şey nedir?", "answers": {"answer_start": 506, "text": "kutsal Sri Pada tapınağı"}}, {"id": "4108", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın fırtınaya yakalandığı gemi hangi gemiydi?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi"}}, {"id": "4109", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın kurtarılması sonucu akıbeti ne oldu?", "answers": {"answer_start": 683, "text": "korsanların saldırısına uğradı"}}, {"id": "4110", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'ya, ilişen korsanlar tarafından ne yapıldı?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "sahile bırakıldı"}}, {"id": "4111", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın sahile bırakıldıktan sonra uğradığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "Kalküta"}}, {"id": "4112", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta, Kalküta'dan sonra hangi adalara gitti?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Maldiv Adaları'na"}}, {"id": "4113", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta Quanzhou eyaletine varırken nerelerden geçti?", "answers": {"answer_start": 860, "text": "Çitatong, Sumatra ve Vietnam"}}, {"id": "4114", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "Hangzhou, Quanzhou'nun neresindedir?", "answers": {"answer_start": 954, "text": "kuzey"}}, {"id": "4115", "context": "Ancak önce Maldiv Adaları'na gitti. Burada öngördüğünden fazla kalmak zorunda kaldı. Çünkü yargıç olarak hizmet etmesi adalıların işine geliyordu. Onu tehdit ve rüşvetlerle adada kalmaya hem zorladılar hem de ikna ettiler. Kraliyet ailesine evlilik yoluyla bağlanması ve en yüksek yargıç konumuna getirilmesi onu adadaki yerel politikanın içine çekti. Daha özgür bir dünya görüşüne sahip ada toplumunun hoşuna gitmeyen birkaç sert karar vermesi onu Maldivleri terk etmek zorunda bıraktı. Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yelken açtı. Seylan'dan ayrılmak için bindiği gemi bir fırtınada batmak üzereyken başka bir gemi tarafından kurtarıldı ancak bu sefer de korsanların saldırısına uğradı ve sahile bırakıldı. Tekrar Kalküta'ya döndü. Buradan tekrar Maldiv Adaları'na gitti ve bu sefer bir Çin gemisine binerek sonunda amacına ulaştı. Çitatong, Sumatra ve Vietnam üzerinden Fujian eyaletindeki Quanzhou şehrine vardı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı. Seyehatnamesinde daha da kuzeye Pekin'e kadar gittiğini söylese de bu inandırıcı bulunmaz.", "question": "İbn-i Batuta'nın Hangzhou'dan daha kuzeye gittiğini söyleyenler onu hangi şehre gitmiş diye anlatırlar?", "answers": {"answer_start": 1044, "text": "Pekin"}}, {"id": "4116", "context": "Quanzhou'ya geri döndüğünde artık eve dönmek istediğine karar verdi. Ama aslında artık gerçek evinin neresi olduğunu bilmiyordu. Kaliküt'e döndükten sonra kısa bir süre Muhammed bin Tuğluk'un yanına dönmeyi düşündüyse de sonradan bundan vazgeçti ve Mekke'ye doğru yola çıktı. ", "question": "İbn-i Batuta'nın Quanzhou'ya gelince verdiği karar nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "artık eve dönmek istediği"}}, {"id": "4117", "context": "Quanzhou'ya geri döndüğünde artık eve dönmek istediğine karar verdi. Ama aslında artık gerçek evinin neresi olduğunu bilmiyordu. Kaliküt'e döndükten sonra kısa bir süre Muhammed bin Tuğluk'un yanına dönmeyi düşündüyse de sonradan bundan vazgeçti ve Mekke'ye doğru yola çıktı. ", "question": "İbn-i Batuta'nın verdiği karardan sonra bilemediği neydi?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "gerçek evinin neresi olduğunu"}}, {"id": "4118", "context": "Quanzhou'ya geri döndüğünde artık eve dönmek istediğine karar verdi. Ama aslında artık gerçek evinin neresi olduğunu bilmiyordu. Kaliküt'e döndükten sonra kısa bir süre Muhammed bin Tuğluk'un yanına dönmeyi düşündüyse de sonradan bundan vazgeçti ve Mekke'ye doğru yola çıktı. ", "question": "İbn-i Batuta nereye döndükten sonra Muhammed'in yanına dönmeyi düşünmüştür?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Kaliküt"}}, {"id": "4119", "context": "Quanzhou'ya geri döndüğünde artık eve dönmek istediğine karar verdi. Ama aslında artık gerçek evinin neresi olduğunu bilmiyordu. Kaliküt'e döndükten sonra kısa bir süre Muhammed bin Tuğluk'un yanına dönmeyi düşündüyse de sonradan bundan vazgeçti ve Mekke'ye doğru yola çıktı. ", "question": "İbn-i Batuta'nın vazgeçtikten sonraki gittiği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Mekke"}}, {"id": "4120", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "Hangi ülkenin topraklarında karışıklık vardır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "İlhanlı"}}, {"id": "4121", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İlhanlı toprakları ne için karışıklık içindeydi?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için"}}, {"id": "4122", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İbn-i Batuta hacca gitmek için nereye geldi_", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Şam"}}, {"id": "4123", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Şam'da öğrendiği haber nedir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "babasının ölüm haberi"}}, {"id": "4124", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İbn-i Batuta nerelerdeki salgını gördü?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Suriye, Filistin ve Arabistan'da"}}, {"id": "4125", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İbn-i Batuta'nın karşılaştığı salgın hangisidir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "veba"}}, {"id": "4126", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "Mekke'ye varan İbn-i Batuta'nın 25 yıl sonra tekrar dönmek istediği yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Mağrib"}}, {"id": "4127", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "Tanca'ya giderken İbn-i Batuta'nın uğradığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "Sardinya"}}, {"id": "4128", "context": "Yolu, Sultan Ebu Said ölmüş olduğu için karışıklık içinde bulunan İlhanlı Topraklarından geçti. Şam üzerinden hac yoluyla Mekke'ye gitmek için bu şehre geldi. Şam'da babasının ölüm haberini aldı. Ölümler bu yıl boyunca peşini bırakmadı. Suriye, Filistin ve Arabistan'da bu sırada patlayan veba salgınına tanık oldu. Mekke'ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib'e dönmeye karar verdi. Son olarak Sardinya'ya uğrayarak Tanca'ya vardı ve annesinin de birkaç ay önce vefat etmiş olduğunu öğrendi.", "question": "İbn-i Batuta'nın Tanca'da bir kez daha aldığı ölüm haberi kimindir?", "answers": {"answer_start": 458, "text": "annesinin"}}, {"id": "4129", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "İbn-i Batuta'nın kısa süre kaldığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Tanca"}}, {"id": "4130", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "Kastilya kralı nereyi almak için seferdeydi?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Cebelitarık"}}, {"id": "4131", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "İbn-i Batuta'ya Endülüs'e kadar arakadaşlık eden kimdir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "şehri korumak için gönüllü olan bir grup"}}, {"id": "4132", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "İbn-i Batuta Kastilya kralının nasıl bir akıbetiyle karşılaştı?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "vebadan öldüğü"}}, {"id": "4133", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "Kral ölünce neyi anladı İbn-i Batuta?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "artık bir tehlike kalmadığını"}}, {"id": "4134", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "İbn-i Batuta'nın tehlike kalmamasına rağmen yolculuğuna devam sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "zevk için"}}, {"id": "4135", "context": "Ancak Tanca'da uzun süre kalmadı. Kastilya Kralı XI. Alfonso Cebelitarık'ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endulüs'e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso'nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti. Valensiya'dan geçerek Granada'ya gitti.", "question": "Endülüs'ten sonra yolculuk yapan İbn-i Batuta nereden geçerek Granada'ya gitti?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Valensiya"}}, {"id": "4136", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın İslam dünyasında en az alakadar olduğu ülke hangisidir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "kendi ülkesi Mağrib"}}, {"id": "4137", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın Endülüs'ten nereye gitti?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Marakeş"}}, {"id": "4138", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "Marakeş vebadan ve neyden dolayı muzdaripti?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "başkentin Fes'e taşınması"}}, {"id": "4139", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "Mali'ye o zaman kim hükmediyordu?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Mansa Musa"}}, {"id": "4140", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın ilk kez yola çıkışından ne kadar süre evvel hükümdar Tanca'dan geçmiştir? ", "answers": {"answer_start": 286, "text": "iki yıl"}}, {"id": "4141", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "O zamanlarda dünya altının ne kadarını Afrika sağlayabiliyordu?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "yarısı"}}, {"id": "4142", "context": "İslam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib'di. Bu yüzden Endülüs'ten dönüşünde bir süre Marakeş'te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes'e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca'ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca'dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika'dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü'nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı.", "question": "İbn-i Batuta'nın ilgisini çekip de ziyaret etmek üzere yola çıktığı ülkeye giderken geçmek zorunda olduğu çöl nedir?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "Sahra Çölü"}}, {"id": "4143", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta'nın yolundaki en son şehir neydi?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "Sijilmasa"}}, {"id": "4144", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta Sijilmasa'ya ne kadar vakit sonra varabilmiştir?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "bir hafta"}}, {"id": "4145", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta'nın kervanlara yazılması ve katılması sonrası bir ay geçtiğinde İbn-i Batuta neredeydi?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehri"}}, {"id": "4146", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "Taghaza'yı mali yönden iyi yapan nedir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "tuz üretimi"}}, {"id": "4147", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "Taghaza'daki altınlar hangi ülkede yapılanlardı?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "Mali"}}, {"id": "4148", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta'nın çöldeki en zor kısımları aşmak sonucunda eriştiği şehirin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Walata"}}, {"id": "4149", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta Walata'dan hangi yöne gitti?", "answers": {"answer_start": 419, "text": "güneybatı"}}, {"id": "4150", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta Nijer nehrini sehven hangi nehre benzetmiştir?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Nil nehri"}}, {"id": "4151", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta nehirden sonra vardığı şehir neresidir?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "Mali'nin başkenti"}}, {"id": "4152", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "Mansa Musa hangi yıldan beridir hükümdardı?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "1341"}}, {"id": "4153", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta hükümdarın hareketlerinden şüphelense de şehirde ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 657, "text": "8 ay kaldı"}}, {"id": "4154", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "8 ay sonrası İbn-i Batuta hangi şehire yol aldı?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "Timbuktu"}}, {"id": "4155", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "Timbuktu İbn-i Batuta'ya hangi sıfatta gözüktüğü için onu beğenmedi?", "answers": {"answer_start": 845, "text": "küçük ve önemsiz"}}, {"id": "4156", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta eve giderken aldığı haber nedir?", "answers": {"answer_start": 956, "text": "Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı"}}, {"id": "4157", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "1353 Aralık'ında İbn-i Batuta'nın varış noktası neresidir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Fas"}}, {"id": "4158", "context": "1351 sonbaharında Fas'dan ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa'ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra'nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenginlikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta'nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali'deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali'nin başkentine vardı. Burada 1341'den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu'ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas'a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı'nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 Aralık'ında Fas'a kesin olarak döndü.", "question": "İbn-i Batuta Nijer nehrini yukarı çıkarak nereye gitmişti?", "answers": {"answer_start": 717, "text": "Timbuktu"}}, {"id": "4159", "context": "Sultan Ebu İnan Faris'in isteği ile şair Muhammed İbn Cüzac'a anılarını dikte ettirmeye başladı. Böylece ortaya çıkan Rıhle'sindeki bazı yerler hayal ürünü olsa da dünyanın birçok yöresinin 14. yüzyıldaki halini en doğru ve açık şekilde anlatan elimize kalmış en önemli kitaptır. Rıhle'nin yayınlanmasından sonra İbn Battuta Fas'ta 22 yıl daha büyük saygı görerek yaşadı.", "question": "İbn-i Batuta'nın şair'e dikte ettirmesi sonucu ele geçen kiap nedir?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Rıhle"}}, {"id": "4160", "context": "Sultan Ebu İnan Faris'in isteği ile şair Muhammed İbn Cüzac'a anılarını dikte ettirmeye başladı. Böylece ortaya çıkan Rıhle'sindeki bazı yerler hayal ürünü olsa da dünyanın birçok yöresinin 14. yüzyıldaki halini en doğru ve açık şekilde anlatan elimize kalmış en önemli kitaptır. Rıhle'nin yayınlanmasından sonra İbn Battuta Fas'ta 22 yıl daha büyük saygı görerek yaşadı.", "question": "İbn-i Batuta'nın daha kaç yıl daha rahatça yaşam sürmesine Rıhle neden oldu?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "22 yıl"}}, {"id": "4161", "context": "Sultan Ebu İnan Faris'in isteği ile şair Muhammed İbn Cüzac'a anılarını dikte ettirmeye başladı. Böylece ortaya çıkan Rıhle'sindeki bazı yerler hayal ürünü olsa da dünyanın birçok yöresinin 14. yüzyıldaki halini en doğru ve açık şekilde anlatan elimize kalmış en önemli kitaptır. Rıhle'nin yayınlanmasından sonra İbn Battuta Fas'ta 22 yıl daha büyük saygı görerek yaşadı.", "question": "İbn-i Batuta'nın Fas'ta 22 yıl kalmadan anılarını kime dikte ettirdi?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Muhammed İbn Cüzac'a"}}, {"id": "4162", "context": "Yüzyıllar boyunca İslam dünyasında bile Rıhle pek tanınmamıştır. Ancak 19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrildikten sonra önem kazanmış ve İbn Battuta doğunun en bilinen isimlerinden biri olmuştur. Bugün aydaki bir meteor krateri ve Dubai'de koridorları onun araştırmalarıyla döşenmiş bir alışveriş merkezi onun adını taşır. ", "question": "İbn-i Batuta'nın Rıhle'sine ne zamandan sonra önem verilmeye başlanılmış?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrildikten sonra"}}, {"id": "4163", "context": "Yüzyıllar boyunca İslam dünyasında bile Rıhle pek tanınmamıştır. Ancak 19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrildikten sonra önem kazanmış ve İbn Battuta doğunun en bilinen isimlerinden biri olmuştur. Bugün aydaki bir meteor krateri ve Dubai'de koridorları onun araştırmalarıyla döşenmiş bir alışveriş merkezi onun adını taşır. ", "question": "İbn-i Batuta'nın uzayda nerede ismi vardır?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "aydaki bir meteor krateri"}}, {"id": "4164", "context": "Yüzyıllar boyunca İslam dünyasında bile Rıhle pek tanınmamıştır. Ancak 19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrildikten sonra önem kazanmış ve İbn Battuta doğunun en bilinen isimlerinden biri olmuştur. Bugün aydaki bir meteor krateri ve Dubai'de koridorları onun araştırmalarıyla döşenmiş bir alışveriş merkezi onun adını taşır. ", "question": "İbn-i Batuta'nın ay hariş diğer hangi olguya ismini vermiştir?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "Dubai'de koridorları onun araştırmalarıyla döşenmiş bir alışveriş merkezi"}}, {"id": "4165", "context": "Yüzyıllar boyunca İslam dünyasında bile Rıhle pek tanınmamıştır. Ancak 19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrildikten sonra önem kazanmış ve İbn Battuta doğunun en bilinen isimlerinden biri olmuştur. Bugün aydaki bir meteor krateri ve Dubai'de koridorları onun araştırmalarıyla döşenmiş bir alışveriş merkezi onun adını taşır. ", "question": "İbn-i Batuta'nın eserlerinin revaçta olmadığı boyut neresiydi?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "İslam dünyasında"}}, {"id": "4166", "context": "Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci, profesör.", "question": "Emre Kongar'ın doğum günü yıl olmadan nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "13 Ekim"}}, {"id": "4167", "context": "Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci, profesör.", "question": "Emre Kongar'ın doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "1941"}}, {"id": "4168", "context": "Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci, profesör.", "question": "Emre Kongar'ın doğduğu şehir nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "İstanbul"}}, {"id": "4169", "context": "Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci, profesör.", "question": "Emre Kongar hangi bilimle uğraşır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "toplum"}}, {"id": "4170", "context": "Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci, profesör.", "question": "Emre Kongar'ın akademik ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "profesör"}}, {"id": "4171", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın babasının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "İhsan"}}, {"id": "4172", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın annesinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Mesude"}}, {"id": "4173", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın annesi hangi lisede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Şişli Terakki Lisesinde"}}, {"id": "4174", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın babası hangi lisede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri"}}, {"id": "4175", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın anne ve babasının ortak mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "felsefe öğretmenliği"}}, {"id": "4176", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın hangi eğitimleri Terakki Lisesi'nde olmuştur?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "İlk, orta ve lise eğitimi"}}, {"id": "4177", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar lise sonrası hangi alana gitti?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "fen"}}, {"id": "4178", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın bitirdiği bölüm hangi fakültededir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Siyasal Bilgiler Fakültesi"}}, {"id": "4179", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın okuduğu üniversite bölümü nedir?", "answers": {"answer_start": 447, "text": "Maliye ve İktisat Bölümü"}}, {"id": "4180", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar lisans sonrası hangi üniversite'de okumuştur?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "Michigan Üniversitesi"}}, {"id": "4181", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar'ın Michigan Üniversitesi'nde okuduğu okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 514, "text": "Sosyal Çalışma Yüksek Okulu"}}, {"id": "4182", "context": "Emre Kongar 13 Ekim 1941 tarihinde İstanbul'da doğmuştur.  Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, daha sonra 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi.", "question": "Emre Kongar 1966 yılında bitirdiği okulu hangi dereceyle bitirdi?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "M.S.W"}}, {"id": "4183", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında \"Atatürk ve Devrim Kuramlar\" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar'ın kurduğu okul hangi üniversite kapsamındaydı?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Hacettepe Üniversitesi"}}, {"id": "4184", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında \"Atatürk ve Devrim Kuramlar\" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar hangi yıl hangi ayda profesör oldu?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "1981 yılı Temmuz ayında"}}, {"id": "4185", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında \"Atatürk ve Devrim Kuramlar\" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar'ın takdim tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "\"Atatürk ve Devrim Kuramlar\""}}, {"id": "4186", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında \"Atatürk ve Devrim Kuramlar\" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar'ı profesör yapan topluluğa ne deniyordu?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Hacettepe Üniversitesi Senatosu"}}, {"id": "4187", "context": "1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında \"Atatürk ve Devrim Kuramlar\" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.", "question": "Emre Kongar'ın kurduğu okuldaki statüsü neydi?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "profesör"}}, {"id": "4188", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar neden istifa etti?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için"}}, {"id": "4189", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar nereden istifa etti?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "üniversiteden"}}, {"id": "4190", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar Hürriyet'te ne zaman iş yaptı?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "1983-1987 yılları arasında"}}, {"id": "4191", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar KAMAR'da ne zaman iş yaptı?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "1987-1991 yılları arasında"}}, {"id": "4192", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar'ın KAMAR'daki görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "yöneticilik"}}, {"id": "4193", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar ne zaman KAMAR'ı bıraktı?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1991"}}, {"id": "4194", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar KAMAR'dan sonra ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı"}}, {"id": "4195", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar 2001 yılında nereye geçti?", "answers": {"answer_start": 435, "text": "Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına"}}, {"id": "4196", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar, hangi üniversite bünyesinde sosyoloji dersi verdi?", "answers": {"answer_start": 483, "text": " Yıldız Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "4197", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar'ın verdiği dersin adı neydi?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı"}}, {"id": "4198", "context": "15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermiştir ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmuştur.", "question": "Emre Kongar'ın NTV'de katıldığı programın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Yorum Farkı"}}, {"id": "4199", "context": "15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı'yla, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası'yla, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor Nişanı'yla ödüllendirildi.", "question": "Emre Kongar'ın Almanya'dan aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı"}}, {"id": "4200", "context": "15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı'yla, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası'yla, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor Nişanı'yla ödüllendirildi.", "question": "Emre Kongar'ın İtalya'dan aldığı hediye nedir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Commandatore Madalyası"}}, {"id": "4201", "context": "15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı'yla, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası'yla, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor Nişanı'yla ödüllendirildi.", "question": "Emre Kongar'ın diğer devletten aldığı ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Commandor Nişanı"}}, {"id": "4202", "context": "15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı'yla, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası'yla, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor Nişanı'yla ödüllendirildi.", "question": "Emre Kongar ne zaman Commandatore ödülünü aldı?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "1 Şubat 1996'da"}}, {"id": "4203", "context": "15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı'yla, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası'yla, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor Nişanı'yla ödüllendirildi.", "question": "Emre Kongar' ne zaman Polonya tarafından ödüllendirildi?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "15 Şubat 1996'da"}}, {"id": "4204", "context": "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabıyla 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabıyla 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabıyla, 1998 Aydın Doğan Bilimler Ödülü'nü aldi. 2008 Sertel Demokrasi Ödülüne layık görüldü.", "question": "Emre Kongar'ın hangi kitabı ona Sedat Simavi Vakfı ödülünü kazandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği"}}, {"id": "4205", "context": "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabıyla 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabıyla 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabıyla, 1998 Aydın Doğan Bilimler Ödülü'nü aldi. 2008 Sertel Demokrasi Ödülüne layık görüldü.", "question": "Emre Kongar'ın Sedat Simavi Vakfı'ndan aldığı ödülün ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Sosyal Bilim Ödülü"}}, {"id": "4206", "context": "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabıyla 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabıyla 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabıyla, 1998 Aydın Doğan Bilimler Ödülü'nü aldi. 2008 Sertel Demokrasi Ödülüne layık görüldü.", "question": "Emre Kongar'ın Aydın Doğan ödülünü almasına vesile olan kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "21. Yüzyılda Türkiye"}}, {"id": "4207", "context": "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabıyla 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabıyla 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabıyla, 1998 Aydın Doğan Bilimler Ödülü'nü aldi. 2008 Sertel Demokrasi Ödülüne layık görüldü.", "question": "Emre Kongar'ın 2008'de layık görüldüğü ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "Sertel Demokrasi Ödülü"}}, {"id": "4208", "context": "Arap-İslam bilimlerinin Batı dünyasında resepsiyonu ve özümsenmesi daha 13.yüzyılın ikinci yarısında, yani bu faaliyetin en aktif olduğu devrede, düşmanlıkla ve şiddetli bir yadsımayla karşılaşmıştı.", "question": "Arap-İslam bilimi batıya hangi yüzyıllarda geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "13.yüzyılın ikinci yarısında"}}, {"id": "4209", "context": "Arap-İslam bilimlerinin Batı dünyasında resepsiyonu ve özümsenmesi daha 13.yüzyılın ikinci yarısında, yani bu faaliyetin en aktif olduğu devrede, düşmanlıkla ve şiddetli bir yadsımayla karşılaşmıştı.", "question": "Arap-İslam biliminin en aktif olduğu dönem ne zamandır?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "13.yüzyılın ikinci yarısında"}}, {"id": "4210", "context": "Arap-İslam bilimlerinin Batı dünyasında resepsiyonu ve özümsenmesi daha 13.yüzyılın ikinci yarısında, yani bu faaliyetin en aktif olduğu devrede, düşmanlıkla ve şiddetli bir yadsımayla karşılaşmıştı.", "question": "Arap-İslam bilimleri Batı dünyasında nasıl karşılandı?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "düşmanlıkla ve şiddetli bir yadsımayla"}}, {"id": "4211", "context": "Kısmî bir direnişe rağmen 19.yüzyıla kadar ısrarla ayakta kalan büyük ölçüde dinî motifli bu karşı koyucu akım, 16.yüzyıldan bu yana Avrupa’da bilimler historiyografyasının düşüncesini ve ortaya koyuluş tarzını derinden etkilemiş, şekillendirmiştir. Bu akım bağlamında bilim tarihçileri kelimenin tam anlamıyla, insanlık düşünce tarihinde Arap-İslam bilimlerinin her türlü yaratıcı konumunu inkar eden Rönesans kavramında bir evrensel-tarih görüşüne sürüklenmişlerdir.", "question": "Arap-İslam bilimi ne zamana kadar ayakta kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "19.yüzyıla kadar"}}, {"id": "4212", "context": "Kısmî bir direnişe rağmen 19.yüzyıla kadar ısrarla ayakta kalan büyük ölçüde dinî motifli bu karşı koyucu akım, 16.yüzyıldan bu yana Avrupa’da bilimler historiyografyasının düşüncesini ve ortaya koyuluş tarzını derinden etkilemiş, şekillendirmiştir. Bu akım bağlamında bilim tarihçileri kelimenin tam anlamıyla, insanlık düşünce tarihinde Arap-İslam bilimlerinin her türlü yaratıcı konumunu inkar eden Rönesans kavramında bir evrensel-tarih görüşüne sürüklenmişlerdir.", "question": "Arap-islam bilimleri Avrupa’da bilimler historiyografyasının düşüncesini ve ortaya koyuluş tarzını ne zamandan beri derinden etkilemiş, şekillendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "16.yüzyıldan bu yana"}}, {"id": "4213", "context": "Bilim tarihinin çok kaba dokunan ve gerçeklikten uzak devrelendirilmesinde, Rönesans olarak adlandırılan fenomen Yunan döneminin doğrudan doğruya bir devamı olarak görülmüştür. Bu zamansal sıçrayışta Arap-İslam kültürüne olsa olsa en çok bir “bazı Yunanca eserleri muhafaza ve tercüme etmek yoluyla aktarıcı” rolü kalıyor. Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonuna ve özümsenmesine karşı 13.yüzyılda başlayan mücadele daha hayli uzun bir zaman bütün gücüyle devam etmekteyken bazı Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda İslam’ı ve ona bağlı olan kültür ve bilgi birikimini kaynaklara dayanarak araştıran arabistik çalışmalar başladı. Doğal olarak her zaman ideal biçimde çalışmayan ve araştırma konusu hakkında verdiği hükümlerde ve de bu konuları değerlendirmede her zaman için objektif kalamayan bu arabistik, buna rağmen 200 yıllık tarihi boyunca kaynak çalışmaları, edisyonları ve tercümeleriyle başvuru kaynakları oluşturmak, Arapça, Farsça, Türkçe el yazmalarını Avrupa kütüphanelerinde toplamak ve bunları kataloglamak suretiyle muazzam bir başarı ortaya koymuştur.", "question": "Rönensans hangi dönemin devamı olarak görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Yunan döneminin"}}, {"id": "4214", "context": "Bilim tarihinin çok kaba dokunan ve gerçeklikten uzak devrelendirilmesinde, Rönesans olarak adlandırılan fenomen Yunan döneminin doğrudan doğruya bir devamı olarak görülmüştür. Bu zamansal sıçrayışta Arap-İslam kültürüne olsa olsa en çok bir “bazı Yunanca eserleri muhafaza ve tercüme etmek yoluyla aktarıcı” rolü kalıyor. Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonuna ve özümsenmesine karşı 13.yüzyılda başlayan mücadele daha hayli uzun bir zaman bütün gücüyle devam etmekteyken bazı Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda İslam’ı ve ona bağlı olan kültür ve bilgi birikimini kaynaklara dayanarak araştıran arabistik çalışmalar başladı. Doğal olarak her zaman ideal biçimde çalışmayan ve araştırma konusu hakkında verdiği hükümlerde ve de bu konuları değerlendirmede her zaman için objektif kalamayan bu arabistik, buna rağmen 200 yıllık tarihi boyunca kaynak çalışmaları, edisyonları ve tercümeleriyle başvuru kaynakları oluşturmak, Arapça, Farsça, Türkçe el yazmalarını Avrupa kütüphanelerinde toplamak ve bunları kataloglamak suretiyle muazzam bir başarı ortaya koymuştur.", "question": "Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonuna ve özümsenmesine karşı mücadele ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "13.yüzyılda"}}, {"id": "4215", "context": "Bilim tarihinin çok kaba dokunan ve gerçeklikten uzak devrelendirilmesinde, Rönesans olarak adlandırılan fenomen Yunan döneminin doğrudan doğruya bir devamı olarak görülmüştür. Bu zamansal sıçrayışta Arap-İslam kültürüne olsa olsa en çok bir “bazı Yunanca eserleri muhafaza ve tercüme etmek yoluyla aktarıcı” rolü kalıyor. Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonuna ve özümsenmesine karşı 13.yüzyılda başlayan mücadele daha hayli uzun bir zaman bütün gücüyle devam etmekteyken bazı Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda İslam’ı ve ona bağlı olan kültür ve bilgi birikimini kaynaklara dayanarak araştıran arabistik çalışmalar başladı. Doğal olarak her zaman ideal biçimde çalışmayan ve araştırma konusu hakkında verdiği hükümlerde ve de bu konuları değerlendirmede her zaman için objektif kalamayan bu arabistik, buna rağmen 200 yıllık tarihi boyunca kaynak çalışmaları, edisyonları ve tercümeleriyle başvuru kaynakları oluşturmak, Arapça, Farsça, Türkçe el yazmalarını Avrupa kütüphanelerinde toplamak ve bunları kataloglamak suretiyle muazzam bir başarı ortaya koymuştur.", "question": "Avrupa ülkelerinde İslam’ı ve ona bağlı olan kültür ve bilgi birikimini kaynaklara dayanarak araştıran arabistik çalışmalar ne zaman başladı?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "18.yüzyılda"}}, {"id": "4216", "context": "Bilim tarihinin çok kaba dokunan ve gerçeklikten uzak devrelendirilmesinde, Rönesans olarak adlandırılan fenomen Yunan döneminin doğrudan doğruya bir devamı olarak görülmüştür. Bu zamansal sıçrayışta Arap-İslam kültürüne olsa olsa en çok bir “bazı Yunanca eserleri muhafaza ve tercüme etmek yoluyla aktarıcı” rolü kalıyor. Arap-İslam bilimlerinin resepsiyonuna ve özümsenmesine karşı 13.yüzyılda başlayan mücadele daha hayli uzun bir zaman bütün gücüyle devam etmekteyken bazı Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda İslam’ı ve ona bağlı olan kültür ve bilgi birikimini kaynaklara dayanarak araştıran arabistik çalışmalar başladı. Doğal olarak her zaman ideal biçimde çalışmayan ve araştırma konusu hakkında verdiği hükümlerde ve de bu konuları değerlendirmede her zaman için objektif kalamayan bu arabistik, buna rağmen 200 yıllık tarihi boyunca kaynak çalışmaları, edisyonları ve tercümeleriyle başvuru kaynakları oluşturmak, Arapça, Farsça, Türkçe el yazmalarını Avrupa kütüphanelerinde toplamak ve bunları kataloglamak suretiyle muazzam bir başarı ortaya koymuştur.", "question": "Arabistik çalışmaların ne kadar sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 812, "text": "200 yıllık"}}, {"id": "4217", "context": "İslam’ın doğuşunun üçüncü on yılında onunla birlikte ortaya çıkan devlet, fetihler yoluyla sınırlarını kuzeyde Anadolu’ya ve batı İran’a, güneybatıda ise Mısır’a kadar genişletti. Şam’ın 15/636, Emessa’nın (bugün: Ḥımṣ), Halep’in 16/637, Antakya’nın 17/638 ve İskenderiye’nin 21/642 yıllarında alınmasıyla Müslümanlar, bu şehirlerin önceleri Roma İmparatorluğu’na sonrasında ise Bizans İmparatorluğu’na ait olan sakinleriyle devamlı olacak bir temasa geçtiler.Malumdur ki bu fatihler, ele geçirdikleri geleneksel bilim merkezi olan o şehirlerin sakinlerine karşı iyi davrandılar, onların bilimlerinden ve teknik bilgilerinden yararlanmasını bildiler. Bu politika olmaksızın, Müslümanların daha 28/649 yılında güçlü bir donanmayla Kıbrıs adasını almaları, 31/652 yılında Sicilya kıyılarını vurmaları ve kısa bir süre sonra Rodos’u fethetmeleri düşünülemezdi.", "question": "İslamın doğuşununun 30.senesinde İslam Devletinin sınırları nereye kadar genişledi?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "kuzeyde Anadolu’ya ve batı İran’a, güneybatıda ise Mısır’a kadar"}}, {"id": "4218", "context": "İslam’ın doğuşunun üçüncü on yılında onunla birlikte ortaya çıkan devlet, fetihler yoluyla sınırlarını kuzeyde Anadolu’ya ve batı İran’a, güneybatıda ise Mısır’a kadar genişletti. Şam’ın 15/636, Emessa’nın (bugün: Ḥımṣ), Halep’in 16/637, Antakya’nın 17/638 ve İskenderiye’nin 21/642 yıllarında alınmasıyla Müslümanlar, bu şehirlerin önceleri Roma İmparatorluğu’na sonrasında ise Bizans İmparatorluğu’na ait olan sakinleriyle devamlı olacak bir temasa geçtiler.Malumdur ki bu fatihler, ele geçirdikleri geleneksel bilim merkezi olan o şehirlerin sakinlerine karşı iyi davrandılar, onların bilimlerinden ve teknik bilgilerinden yararlanmasını bildiler. Bu politika olmaksızın, Müslümanların daha 28/649 yılında güçlü bir donanmayla Kıbrıs adasını almaları, 31/652 yılında Sicilya kıyılarını vurmaları ve kısa bir süre sonra Rodos’u fethetmeleri düşünülemezdi.", "question": "Fatihler ele geçirdikleri şehirlere karşı nasıl bir tavır izlemişlerdir?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "sakinlerine karşı iyi davrandılar, onların bilimlerinden ve teknik bilgilerinden yararlanmasını bildiler."}}, {"id": "4219", "context": "İslam’ın doğuşunun üçüncü on yılında onunla birlikte ortaya çıkan devlet, fetihler yoluyla sınırlarını kuzeyde Anadolu’ya ve batı İran’a, güneybatıda ise Mısır’a kadar genişletti. Şam’ın 15/636, Emessa’nın (bugün: Ḥımṣ), Halep’in 16/637, Antakya’nın 17/638 ve İskenderiye’nin 21/642 yıllarında alınmasıyla Müslümanlar, bu şehirlerin önceleri Roma İmparatorluğu’na sonrasında ise Bizans İmparatorluğu’na ait olan sakinleriyle devamlı olacak bir temasa geçtiler.Malumdur ki bu fatihler, ele geçirdikleri geleneksel bilim merkezi olan o şehirlerin sakinlerine karşı iyi davrandılar, onların bilimlerinden ve teknik bilgilerinden yararlanmasını bildiler. Bu politika olmaksızın, Müslümanların daha 28/649 yılında güçlü bir donanmayla Kıbrıs adasını almaları, 31/652 yılında Sicilya kıyılarını vurmaları ve kısa bir süre sonra Rodos’u fethetmeleri düşünülemezdi.", "question": "Müslümanların hoşgörü politikası onlara neleri fethetmenin kapısını açmıştır?", "answers": {"answer_start": 694, "text": "28/649 yılında güçlü bir donanmayla Kıbrıs adasını almaları, 31/652 yılında Sicilya kıyılarını vurmaları ve kısa bir süre sonra Rodos’u fethetmeleri"}}, {"id": "4220", "context": "Kuşkusuz, özellikle Emevi saltanatının 41/661 yılındaki başlangıcından itibaren bu fatihlerin, Müslümanlığa geçmiş veya geçmemiş vatandaşlarının kültür mirasını tedrici koşullar gerçekleşti. Günümüze kadar ulaşan Arapça simyaya dair elyazması, Yunan simyacı Zosimos’un (350-420) bir risalesinin 38/658 yılında gerçekleştirilmiş bir Arapça tercümesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer biz kaydedilen bu tarihe inanacak olursak, bu şu anlama gelir: Gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Muaviye’nin henüz valilik döneminde Yunanca eserlerin Arapça çevirisine yönelik ilgi uyanmıştı.", "question": "Emevi Devletinin Kuruluş tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "41/661"}}, {"id": "4221", "context": "Kuşkusuz, özellikle Emevi saltanatının 41/661 yılındaki başlangıcından itibaren bu fatihlerin, Müslümanlığa geçmiş veya geçmemiş vatandaşlarının kültür mirasını tedrici koşullar gerçekleşti. Günümüze kadar ulaşan Arapça simyaya dair elyazması, Yunan simyacı Zosimos’un (350-420) bir risalesinin 38/658 yılında gerçekleştirilmiş bir Arapça tercümesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer biz kaydedilen bu tarihe inanacak olursak, bu şu anlama gelir: Gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Muaviye’nin henüz valilik döneminde Yunanca eserlerin Arapça çevirisine yönelik ilgi uyanmıştı.", "question": "Günümüze kadar ulaşan Arapça simyaya dair el yazması, hangi yunan simyacının tercümesi olarak karşımıza çıkmaktadır?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "Zosimos’un"}}, {"id": "4222", "context": "Kuşkusuz, özellikle Emevi saltanatının 41/661 yılındaki başlangıcından itibaren bu fatihlerin, Müslümanlığa geçmiş veya geçmemiş vatandaşlarının kültür mirasını tedrici koşullar gerçekleşti. Günümüze kadar ulaşan Arapça simyaya dair elyazması, Yunan simyacı Zosimos’un (350-420) bir risalesinin 38/658 yılında gerçekleştirilmiş bir Arapça tercümesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer biz kaydedilen bu tarihe inanacak olursak, bu şu anlama gelir: Gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Muaviye’nin henüz valilik döneminde Yunanca eserlerin Arapça çevirisine yönelik ilgi uyanmıştı.", "question": "Emevilerin ilk halifesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "Muaviye"}}, {"id": "4223", "context": "Kuşkusuz, özellikle Emevi saltanatının 41/661 yılındaki başlangıcından itibaren bu fatihlerin, Müslümanlığa geçmiş veya geçmemiş vatandaşlarının kültür mirasını tedrici koşullar gerçekleşti. Günümüze kadar ulaşan Arapça simyaya dair elyazması, Yunan simyacı Zosimos’un (350-420) bir risalesinin 38/658 yılında gerçekleştirilmiş bir Arapça tercümesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer biz kaydedilen bu tarihe inanacak olursak, bu şu anlama gelir: Gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Muaviye’nin henüz valilik döneminde Yunanca eserlerin Arapça çevirisine yönelik ilgi uyanmıştı.", "question": "Yunan Eserlerin çevirisine ilgi ne zaman uyanmıştır?", "answers": {"answer_start": 447, "text": "Gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Muaviye’nin henüz valilik döneminde"}}, {"id": "4224", "context": "Eski kültür merkezlerindeki sakinlerin yeni topluma uyum sağlayabilmede çok büyük zorluklar yaşamadıkları görülmektedir. Mesela ilk dönem Emevi hükümdarlarının sarayında Hristiyan hekimler çalışmaktaydı. I.Muaviye (dönemi:41/661-60/680) zamanında hizmet eden İbn Asāl’ın adı bunlar arasında geçmektedir. Ebū el-Ḥakem adlı bir başka Hıristiyan hekim daha Muaviye’nin hizmetinde çalışmıştır. Hükümdar ilaçların hazırlanmasında ona güvenmekteydi.", "question": "Fethedilen yerdeki sakinlerin yeni toplum,kültür ve dine uyum sağlaması nasıldır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "yeni topluma uyum sağlayabilmede çok büyük zorluklar yaşamadıkları görülmektedir."}}, {"id": "4225", "context": "Eski kültür merkezlerindeki sakinlerin yeni topluma uyum sağlayabilmede çok büyük zorluklar yaşamadıkları görülmektedir. Mesela ilk dönem Emevi hükümdarlarının sarayında Hristiyan hekimler çalışmaktaydı. I.Muaviye (dönemi:41/661-60/680) zamanında hizmet eden İbn Asāl’ın adı bunlar arasında geçmektedir. Ebū el-Ḥakem adlı bir başka Hıristiyan hekim daha Muaviye’nin hizmetinde çalışmıştır. Hükümdar ilaçların hazırlanmasında ona güvenmekteydi.", "question": "İlk dönem Emevi sarayında çalışan İbn Asāl,Ebū el-Ḥakem gibi hekimlerin dini neydi?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Hristiyan"}}, {"id": "4226", "context": "Eski kültür merkezlerindeki sakinlerin yeni topluma uyum sağlayabilmede çok büyük zorluklar yaşamadıkları görülmektedir. Mesela ilk dönem Emevi hükümdarlarının sarayında Hristiyan hekimler çalışmaktaydı. I.Muaviye (dönemi:41/661-60/680) zamanında hizmet eden İbn Asāl’ın adı bunlar arasında geçmektedir. Ebū el-Ḥakem adlı bir başka Hıristiyan hekim daha Muaviye’nin hizmetinde çalışmıştır. Hükümdar ilaçların hazırlanmasında ona güvenmekteydi.", "question": "I.Muaviye'nin hükümdarlığı hangi yıllarda olmuştur?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "(dönemi:41/661-60/680)"}}, {"id": "4227", "context": "Eski kültür merkezlerindeki sakinlerin yeni topluma uyum sağlayabilmede çok büyük zorluklar yaşamadıkları görülmektedir. Mesela ilk dönem Emevi hükümdarlarının sarayında Hristiyan hekimler çalışmaktaydı. I.Muaviye (dönemi:41/661-60/680) zamanında hizmet eden İbn Asāl’ın adı bunlar arasında geçmektedir. Ebū el-Ḥakem adlı bir başka Hıristiyan hekim daha Muaviye’nin hizmetinde çalışmıştır. Hükümdar ilaçların hazırlanmasında ona güvenmekteydi.", "question": "I.Muaviye ilaçların hazırlanmasında kime güvenirdi?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "Ebū el-Ḥakem"}}, {"id": "4228", "context": "Emeviler devletin birçok alanında, fethedilmiş ülke sakinlerinin hizmetlerine ve desteklerine gereksinim duymuşlardır. Bu alanda işbirliğinin iyi bir şekilde işlediği görülmektedir, hatta belirli bir süre vergi ve idare uygulamasında geleneksel yaygın diller kullanılmıştır. Bunlar Mısır’da Kopt dili, Suriye’de Yunanca, Irak ve İran’da eski Farsça idi. Devlet sicillerinde Arapça’nın kullanımı daha sonraları gerçekleşti. Arapça’nın kullanımı Suriye’de 81/700 yılında Abdülmelik b. Mervān’ın sayesinde, Irak’ta 78/697 yılında Vali el-Ḥaccāc b. Yūsuf’un emriyle, Mısır’da 87/705 yılında vali ʿAbdullāh b. ʿAbdülmelik b. Mervān’ın ve kuzey doğu İran’da (Horāsān) 124/742 yılında Halife Hişām b. Abdülmelik dönemlerinde gerçekleşmiştir.", "question": "Vergi ve idare uygulamasında hangi geleneksel yaygın diller kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "Mısır’da Kopt dili, Suriye’de Yunanca, Irak ve İran’da eski Farsça"}}, {"id": "4229", "context": "Emeviler devletin birçok alanında, fethedilmiş ülke sakinlerinin hizmetlerine ve desteklerine gereksinim duymuşlardır. Bu alanda işbirliğinin iyi bir şekilde işlediği görülmektedir, hatta belirli bir süre vergi ve idare uygulamasında geleneksel yaygın diller kullanılmıştır. Bunlar Mısır’da Kopt dili, Suriye’de Yunanca, Irak ve İran’da eski Farsça idi. Devlet sicillerinde Arapça’nın kullanımı daha sonraları gerçekleşti. Arapça’nın kullanımı Suriye’de 81/700 yılında Abdülmelik b. Mervān’ın sayesinde, Irak’ta 78/697 yılında Vali el-Ḥaccāc b. Yūsuf’un emriyle, Mısır’da 87/705 yılında vali ʿAbdullāh b. ʿAbdülmelik b. Mervān’ın ve kuzey doğu İran’da (Horāsān) 124/742 yılında Halife Hişām b. Abdülmelik dönemlerinde gerçekleşmiştir.", "question": "Emevi devleti Arapça’nın kullanımına ne zaman geçti?", "answers": {"answer_start": 423, "text": "Arapça’nın kullanımı Suriye’de 81/700 yılında Abdülmelik b. Mervān’ın sayesinde, Irak’ta 78/697 yılında Vali el-Ḥaccāc b. Yūsuf’un emriyle, Mısır’da 87/705 yılında vali ʿAbdullāh b. ʿAbdülmelik b. Mervān’ın ve kuzey doğu İran’da (Horāsān) 124/742 yılında Halife Hişām b. Abdülmelik dönemlerinde gerçekleşmiştir."}}, {"id": "4230", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "İlk tıp kitabı kimin hükümdarlığında çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "I.Mervān"}}, {"id": "4231", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "I.Mervān hangi dönemde hüküm sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "64-65/683-685"}}, {"id": "4232", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "Emevilere çevrilen ilk tıp kitabının orjinalini kim yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "İskenderiyeli Ahron"}}, {"id": "4233", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "İlk çevrilen tıp kitabının orjinal dili nedir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "Yunanca"}}, {"id": "4234", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "İlk çevrilen tıp kitabının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "kunnāş"}}, {"id": "4235", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "Kunnāş'ı Yunancadan kim, hangi dile çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş"}}, {"id": "4236", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "Kunnāş'ı Süryancadan kim, hangi dile çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır."}}, {"id": "4237", "context": "Fethedilen ülkelerin kültür merkezlerindeki bilgileri alıp özümsemeye yönelik zaten var olan ilgiyle, I.Mervān (dönemi:64-65/683-685) zamanında ilk kez bir tıp kitabı Arapça’ya tercüme edilmiştir. İskenderiyeli Ahron tarafından ders kitabı (kunnāş) olarak Yunanca yazılmış bu eser, ilkin Gōsiōs adlı birisi tarafından Süryanca’ya çevrilmiş ve yukarıda belirtilen dönemde bu çeviri Yahudi tabip Māserceveyh el-Baṣrī tarafından iki bölüm daha eklenerek Arapça’ya aktarılmıştır. Bu çevirinin Halife Ömer b. Abdülazīz (dönemi:99-101/717-720)’in kütüphanesinde bulunduğu ve onun tarafından kamunun istifadesine sunulduğu rivayet edilmiştir.", "question": "İlk çevrilen tıp kitabı kimin tarafından kamunun istifadesine sunulmuştur?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "Ömer b. Abdülazīz"}}, {"id": "4238", "context": "Ptoleme’nin Kanon adlı astronomik cetveller kitabının, Hint kökenli cetveller yardımıyla gözden geçirilerek işlenmesi bazı düzeltmelerin yapılmasını sağlamıştı. Bu gözden geçirmenin en yeni redaksiyonuna, III.Yezdecird’in (dönemi:632-651) direktifiyle girişildi ve Zīc eş-Şehriyār adı altında muhtemelen yılın ilk yarısında Arapça’ya çevrildi. Bu çevirinin Arap-İslam bilim adamlarını çok erken dönemde bilimsel astronomiyle uğraşma noktasında harekete geçirici etkisinin hayli büyük olduğu görülmektedir.", "question": "Ptoleme Kanon adlı eserinde neyi anlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "astronomik cetveller"}}, {"id": "4239", "context": "Ptoleme’nin Kanon adlı astronomik cetveller kitabının, Hint kökenli cetveller yardımıyla gözden geçirilerek işlenmesi bazı düzeltmelerin yapılmasını sağlamıştı. Bu gözden geçirmenin en yeni redaksiyonuna, III.Yezdecird’in (dönemi:632-651) direktifiyle girişildi ve Zīc eş-Şehriyār adı altında muhtemelen yılın ilk yarısında Arapça’ya çevrildi. Bu çevirinin Arap-İslam bilim adamlarını çok erken dönemde bilimsel astronomiyle uğraşma noktasında harekete geçirici etkisinin hayli büyük olduğu görülmektedir.", "question": "Kanon adlı eserin düzenlemesinde büyük rol oynayan hükümdar kimdir?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "III.Yezdecird"}}, {"id": "4240", "context": "Ptoleme’nin Kanon adlı astronomik cetveller kitabının, Hint kökenli cetveller yardımıyla gözden geçirilerek işlenmesi bazı düzeltmelerin yapılmasını sağlamıştı. Bu gözden geçirmenin en yeni redaksiyonuna, III.Yezdecird’in (dönemi:632-651) direktifiyle girişildi ve Zīc eş-Şehriyār adı altında muhtemelen yılın ilk yarısında Arapça’ya çevrildi. Bu çevirinin Arap-İslam bilim adamlarını çok erken dönemde bilimsel astronomiyle uğraşma noktasında harekete geçirici etkisinin hayli büyük olduğu görülmektedir.", "question": "III.Yezdecird'in doğum ve ölüm tarihleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "632-651"}}, {"id": "4241", "context": "Ptoleme’nin Kanon adlı astronomik cetveller kitabının, Hint kökenli cetveller yardımıyla gözden geçirilerek işlenmesi bazı düzeltmelerin yapılmasını sağlamıştı. Bu gözden geçirmenin en yeni redaksiyonuna, III.Yezdecird’in (dönemi:632-651) direktifiyle girişildi ve Zīc eş-Şehriyār adı altında muhtemelen yılın ilk yarısında Arapça’ya çevrildi. Bu çevirinin Arap-İslam bilim adamlarını çok erken dönemde bilimsel astronomiyle uğraşma noktasında harekete geçirici etkisinin hayli büyük olduğu görülmektedir.", "question": "Kanon'un çevirisinde nelerden yararlanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Hint kökenli cetveller"}}, {"id": "4242", "context": "Ptoleme’nin Kanon adlı astronomik cetveller kitabının, Hint kökenli cetveller yardımıyla gözden geçirilerek işlenmesi bazı düzeltmelerin yapılmasını sağlamıştı. Bu gözden geçirmenin en yeni redaksiyonuna, III.Yezdecird’in (dönemi:632-651) direktifiyle girişildi ve Zīc eş-Şehriyār adı altında muhtemelen yılın ilk yarısında Arapça’ya çevrildi. Bu çevirinin Arap-İslam bilim adamlarını çok erken dönemde bilimsel astronomiyle uğraşma noktasında harekete geçirici etkisinin hayli büyük olduğu görülmektedir.", "question": "Kanon eser Arapçaya hangi isim altında düzenlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Zīc eş-Şehriyār"}}, {"id": "4243", "context": "Felsefe alanında Aristoteles’in Organon adı altında toplanan mantık kitaplarının bazıları Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756) tarafından orta dönem Farsça çevirilerden Arapça’ya tercüme edildi. İbn Muḳaffa Fars asıllıydı ve kendi yüzyılının en önemli edebiyatçılarından birisiydi. Bizzat kaleme aldığı eserlerden başka, Farsça’dan yaptığı farklı bilim dallarına ait kitapların çevirileriyle resepsiyon sürecinin seyrini etkiledi. Yaptığı önemli çevirilerden birisi de, hayvan fablları formunda bir “siyasetname” olan Kelīle ve Dimne çevirisidir. Bu eser ilk olarak I.Husrev Enūşirvān (dönemi:531-579) zamanında Fars Burzūyeh tarafından Sanskritçe’den çevirilmişti.", "question": "Organon adı altında toplanan kitaplar kime aittir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Aristoteles’in"}}, {"id": "4244", "context": "Felsefe alanında Aristoteles’in Organon adı altında toplanan mantık kitaplarının bazıları Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756) tarafından orta dönem Farsça çevirilerden Arapça’ya tercüme edildi. İbn Muḳaffa Fars asıllıydı ve kendi yüzyılının en önemli edebiyatçılarından birisiydi. Bizzat kaleme aldığı eserlerden başka, Farsça’dan yaptığı farklı bilim dallarına ait kitapların çevirileriyle resepsiyon sürecinin seyrini etkiledi. Yaptığı önemli çevirilerden birisi de, hayvan fablları formunda bir “siyasetname” olan Kelīle ve Dimne çevirisidir. Bu eser ilk olarak I.Husrev Enūşirvān (dönemi:531-579) zamanında Fars Burzūyeh tarafından Sanskritçe’den çevirilmişti.", "question": "Aristoteles’in Organon adı altında toplanan kitaplarının teması nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "mantık"}}, {"id": "4245", "context": "Felsefe alanında Aristoteles’in Organon adı altında toplanan mantık kitaplarının bazıları Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756) tarafından orta dönem Farsça çevirilerden Arapça’ya tercüme edildi. İbn Muḳaffa Fars asıllıydı ve kendi yüzyılının en önemli edebiyatçılarından birisiydi. Bizzat kaleme aldığı eserlerden başka, Farsça’dan yaptığı farklı bilim dallarına ait kitapların çevirileriyle resepsiyon sürecinin seyrini etkiledi. Yaptığı önemli çevirilerden birisi de, hayvan fablları formunda bir “siyasetname” olan Kelīle ve Dimne çevirisidir. Bu eser ilk olarak I.Husrev Enūşirvān (dönemi:531-579) zamanında Fars Burzūyeh tarafından Sanskritçe’den çevirilmişti.", "question": "Organon adı altında toplanan kitapların bazılarını Arapça'ya çeviren kimdir, hangi yıllarda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756)"}}, {"id": "4246", "context": "Felsefe alanında Aristoteles’in Organon adı altında toplanan mantık kitaplarının bazıları Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756) tarafından orta dönem Farsça çevirilerden Arapça’ya tercüme edildi. İbn Muḳaffa Fars asıllıydı ve kendi yüzyılının en önemli edebiyatçılarından birisiydi. Bizzat kaleme aldığı eserlerden başka, Farsça’dan yaptığı farklı bilim dallarına ait kitapların çevirileriyle resepsiyon sürecinin seyrini etkiledi. Yaptığı önemli çevirilerden birisi de, hayvan fablları formunda bir “siyasetname” olan Kelīle ve Dimne çevirisidir. Bu eser ilk olarak I.Husrev Enūşirvān (dönemi:531-579) zamanında Fars Burzūyeh tarafından Sanskritçe’den çevirilmişti.", "question": "Kelīle ve Dimne'yi ilk kim çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 608, "text": "Fars Burzūyeh"}}, {"id": "4247", "context": "Felsefe alanında Aristoteles’in Organon adı altında toplanan mantık kitaplarının bazıları Abdullāh İbn Muḳaffa (ö.139/756) tarafından orta dönem Farsça çevirilerden Arapça’ya tercüme edildi. İbn Muḳaffa Fars asıllıydı ve kendi yüzyılının en önemli edebiyatçılarından birisiydi. Bizzat kaleme aldığı eserlerden başka, Farsça’dan yaptığı farklı bilim dallarına ait kitapların çevirileriyle resepsiyon sürecinin seyrini etkiledi. Yaptığı önemli çevirilerden birisi de, hayvan fablları formunda bir “siyasetname” olan Kelīle ve Dimne çevirisidir. Bu eser ilk olarak I.Husrev Enūşirvān (dönemi:531-579) zamanında Fars Burzūyeh tarafından Sanskritçe’den çevirilmişti.", "question": "Kelīle ve Dimne'nin ne özellikleri var?", "answers": {"answer_start": 466, "text": "hayvan fablları formunda bir “siyasetname”"}}, {"id": "4248", "context": "Bizim şimdiye kadar çok kesinleşmeyen bilgimize göre, Halife el-Meʾmūn kurduğu 'Bilgelik Evi' (Beyt el-Ḥikme) adındaki bir kurum aracılığıyla bilim adamlarının çalışmalarını kolaylaştırdı ve organize etti. Halifenin bizzat kendisi birçok bilim alanına vakıftı. Ptoleme’nin Almagest’inin Arapça’ya ilk tercümesinin yapıldığı zamanda çevrilmiş bulunan, yine Ptoleme’ye ait \"πρόχειροι κανόνες\" isimli diğer bir eserini astronomlarına kontrol ettirip düzeltmeler yaptırdı. Bu girişimin sonuçları ez-Zīc el-Mumtaḥan adı altında yayınlandı.", "question": "Halife el-Meʾmūn'nun kurduğu hangi yapı çalışmaları kolaylaştırmış, önünü açmıştır?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "'Bilgelik Evi' (Beyt el-Ḥikme)"}}, {"id": "4249", "context": "Bizim şimdiye kadar çok kesinleşmeyen bilgimize göre, Halife el-Meʾmūn kurduğu 'Bilgelik Evi' (Beyt el-Ḥikme) adındaki bir kurum aracılığıyla bilim adamlarının çalışmalarını kolaylaştırdı ve organize etti. Halifenin bizzat kendisi birçok bilim alanına vakıftı. Ptoleme’nin Almagest’inin Arapça’ya ilk tercümesinin yapıldığı zamanda çevrilmiş bulunan, yine Ptoleme’ye ait \"πρόχειροι κανόνες\" isimli diğer bir eserini astronomlarına kontrol ettirip düzeltmeler yaptırdı. Bu girişimin sonuçları ez-Zīc el-Mumtaḥan adı altında yayınlandı.", "question": "Halife el-Meʾmūn'nun niteniği nasıldı?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "kendisi birçok bilim alanına vakıftı."}}, {"id": "4250", "context": "Bizim şimdiye kadar çok kesinleşmeyen bilgimize göre, Halife el-Meʾmūn kurduğu 'Bilgelik Evi' (Beyt el-Ḥikme) adındaki bir kurum aracılığıyla bilim adamlarının çalışmalarını kolaylaştırdı ve organize etti. Halifenin bizzat kendisi birçok bilim alanına vakıftı. Ptoleme’nin Almagest’inin Arapça’ya ilk tercümesinin yapıldığı zamanda çevrilmiş bulunan, yine Ptoleme’ye ait \"πρόχειροι κανόνες\" isimli diğer bir eserini astronomlarına kontrol ettirip düzeltmeler yaptırdı. Bu girişimin sonuçları ez-Zīc el-Mumtaḥan adı altında yayınlandı.", "question": "Halife Ptoleme’nin hangi eserinde düzeltmeler yapmak için talimat verdi?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "πρόχειροι κανόνες"}}, {"id": "4251", "context": "Bizim şimdiye kadar çok kesinleşmeyen bilgimize göre, Halife el-Meʾmūn kurduğu 'Bilgelik Evi' (Beyt el-Ḥikme) adındaki bir kurum aracılığıyla bilim adamlarının çalışmalarını kolaylaştırdı ve organize etti. Halifenin bizzat kendisi birçok bilim alanına vakıftı. Ptoleme’nin Almagest’inin Arapça’ya ilk tercümesinin yapıldığı zamanda çevrilmiş bulunan, yine Ptoleme’ye ait \"πρόχειροι κανόνες\" isimli diğer bir eserini astronomlarına kontrol ettirip düzeltmeler yaptırdı. Bu girişimin sonuçları ez-Zīc el-Mumtaḥan adı altında yayınlandı.", "question": "'πρόχειροι κανόνες' isimli eser Arapça'ya çevrildiğinde hangi isimle yayınlandı?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "ez-Zīc el-Mumtaḥan"}}, {"id": "4252", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal, hangi alanda profesördür?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "İlahiyat"}}, {"id": "4253", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal, kaç yılında dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "1931"}}, {"id": "4254", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal, kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "2017"}}, {"id": "4255", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'ın 1950'de mezun olduğu okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Taksim Erkek Lisesi"}}, {"id": "4256", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal, 1959'da bitirmiş olduğu okulda hangi bölümden mezundur?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Arap-Fars Filolojisi"}}, {"id": "4257", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'nın psikoloji bölümünden mezun olduğu üniversite ve fakültenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi"}}, {"id": "4258", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'ın asistanlık yaptığı bölüm, fakülte ve üniversite neresidir?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde"}}, {"id": "4259", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal, hangi okullarda din bilgisi öğretmenliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 405, "text": "orta dereceli okullarda"}}, {"id": "4260", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'ın 1966'da öğretim görevlisi olduğu enstitü nedir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü"}}, {"id": "4261", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'ın emekli olma sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 615, "text": "yaş haddinden"}}, {"id": "4262", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal'ın sözleşmeli olarak öğretime devam ettiği üniversite ve fakülte ikilisi nedir?", "answers": {"answer_start": 683, "text": "Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde"}}, {"id": "4308", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Malatya Lisesi"}}, {"id": "4309", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut üniversite eğitimine hangi yılda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1944"}}, {"id": "4310", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut hangi üniversitede eğitimine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "4311", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut İsviçre'ye hangi yılda gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1944"}}, {"id": "4312", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut'nın İsviçrede gittiği üniversitenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Eidgenössische Technische Hochschule Zürich"}}, {"id": "4313", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut hangi üniversitede eğitimine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Eidgenössische Technische Hochschule Zürich"}}, {"id": "4314", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut Doktora derecesini hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Eidgenössische Technische Hochschule Zürich"}}, {"id": "4315", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut Lisans derecesini kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "1949"}}, {"id": "4316", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. Ve 1944'te İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki eğitimine bişlamıştır. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Asım Orhan Barut Doktora derecesini kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "1952"}}, {"id": "4317", "context": "Akademik kariyere Eidgenossische Technische Hochschule'de bir süre araştırmacı olarak girmistir. Sonra ABD'ye gitmiştir. ABD ve Kanada'da ceşitli üniversitelerde (bu arada Şikago Üniversitesi,, vs.), araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda profesörlük yapmıştır. Matematiksel fizik ve parçacık fiziği konularında yaptığı uluslararası düzeydeki üstün nitelikli yayın ve çalışmaları nedeniyle kendisine 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü verildi. Barut'un çoğu dergisinde olmak üzere 100'den fazla bilimsel yayını vardır.", "question": "Asım Orhan Barut araştırmacılığa nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Eidgenossische Technische Hochschule"}}, {"id": "4318", "context": "Akademik kariyere Eidgenossische Technische Hochschule'de bir süre araştırmacı olarak girmistir. Sonra ABD'ye gitmiştir. ABD ve Kanada'da ceşitli üniversitelerde (bu arada Şikago Üniversitesi,, vs.), araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda profesörlük yapmıştır. Matematiksel fizik ve parçacık fiziği konularında yaptığı uluslararası düzeydeki üstün nitelikli yayın ve çalışmaları nedeniyle kendisine 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü verildi. Barut'un çoğu dergisinde olmak üzere 100'den fazla bilimsel yayını vardır.", "question": "Asım Orhan Barut'un kaç tane bilimsel makalesi vardır?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "100'den fazla bilimsel yayını vardır"}}, {"id": "4319", "context": "Akademik kariyere Eidgenossische Technische Hochschule'de bir süre araştırmacı olarak girmistir. Sonra ABD'ye gitmiştir. ABD ve Kanada'da ceşitli üniversitelerde (bu arada Şikago Üniversitesi,, vs.), araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda profesörlük yapmıştır. Matematiksel fizik ve parçacık fiziği konularında yaptığı uluslararası düzeydeki üstün nitelikli yayın ve çalışmaları nedeniyle kendisine 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü verildi. Barut'un çoğu dergisinde olmak üzere 100'den fazla bilimsel yayını vardır.", "question": "Asım Orhan Barut hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 437, "text": "TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "4320", "context": "Türk Fizik Vakfı vasıtasıyla 1992-2003 yılları arasında yayınlanan, Fizik Dergisi'nin Haziran 1993 tarihli 3. Sayısında (Asım Orhan Barut'un doktora öğrencilerinden biri olan) Ankara Üniversitesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zeki Zekeriya AYDIN tarafından kaleme alınmış olan ASIM BARUT: Simetri ve Dinamik yazısı Prof. Barut hakkında önemli bilgiler içermektedir. En kayda değer olan kaynak ise, aynı derginin Temmuz 1999 tarihli 13. Sayısında, Asım Orhan Barut'un kendi el yazısı ile (1982 yılında Trabzon'da) kaleme aldığı 19 sayfalık yaşam öyküsüdür.", "question": "ASIM BARUT:Simetri ve Dinamik yazısı hangi dergide yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Fizik Dergisi"}}, {"id": "4321", "context": "Türk Fizik Vakfı vasıtasıyla 1992-2003 yılları arasında yayınlanan, Fizik Dergisi'nin Haziran 1993 tarihli 3. Sayısında (Asım Orhan Barut'un doktora öğrencilerinden biri olan) Ankara Üniversitesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zeki Zekeriya AYDIN tarafından kaleme alınmış olan ASIM BARUT: Simetri ve Dinamik yazısı Prof. Barut hakkında önemli bilgiler içermektedir. En kayda değer olan kaynak ise, aynı derginin Temmuz 1999 tarihli 13. Sayısında, Asım Orhan Barut'un kendi el yazısı ile (1982 yılında Trabzon'da) kaleme aldığı 19 sayfalık yaşam öyküsüdür.", "question": "Fizik Dergisi hangi yıllar arasında yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "1992-2003 yılları arasında"}}, {"id": "4322", "context": "Türk Fizik Vakfı vasıtasıyla 1992-2003 yılları arasında yayınlanan, Fizik Dergisi'nin Haziran 1993 tarihli 3. Sayısında (Asım Orhan Barut'un doktora öğrencilerinden biri olan) Ankara Üniversitesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zeki Zekeriya AYDIN tarafından kaleme alınmış olan ASIM BARUT: Simetri ve Dinamik yazısı Prof. Barut hakkında önemli bilgiler içermektedir. En kayda değer olan kaynak ise, aynı derginin Temmuz 1999 tarihli 13. Sayısında, Asım Orhan Barut'un kendi el yazısı ile (1982 yılında Trabzon'da) kaleme aldığı 19 sayfalık yaşam öyküsüdür.", "question": "Asım Orhan Barut kendi yaşam öyküsünü hangi yılda ele almıştır?", "answers": {"answer_start": 495, "text": "1982 yılında"}}, {"id": "4323", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk    deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.", "question": "İTÜpSAT1 hangi tarihte uzaya fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "23 Eylül 2009 tarihinde"}}, {"id": "4324", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk    deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.", "question": "PSLV C-14 roketinin İTÜpSAT1'in yanısıra diğer yolcuları hangi uydulardır?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır"}}, {"id": "4325", "context": "Başarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından                     alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.", "question": "İTÜpSAT1 Uydunun hızı kaç kilometredir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hız"}}, {"id": "4326", "context": "Başarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından                     alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.", "question": "İTÜpSAT1 uydusu hangi yörüngededir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede"}}, {"id": "4327", "context": "Bir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile               fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.", "question": "İTÜpSAT1 boyutları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir"}}, {"id": "4328", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu'nun doğumu kaç yılındadır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "doğumu 1914"}}, {"id": "4329", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu'nun ölümü kaç yılındadır?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "ölümü 11 Nisan 1997"}}, {"id": "4330", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu hangi fakülteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "Veteriner Fakültesi mezunudur"}}, {"id": "4331", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu hangi üniversitede doktora yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır"}}, {"id": "4332", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu nerde veteriner hekimliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Ankara Merkez Veteriner Hekimliği"}}, {"id": "4333", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu öğretim üyeliğini ve başkanlığını hangi fakültede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı"}}, {"id": "4334", "context": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu, ( doğumu 1914, Diyarbakır) -( ölümü 11 Nisan 1997), Türk siyasetçidir.Veteriner Fakültesi mezunudur. ABD Michigan State Üniversitesi'nde Doktora yapmıştır. Ankara Merkez Veteriner Hekimliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anatomi Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı, Kurucu Meclis Odalar Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.", "question": "Abdullah Mahir Büyükpamukçu'nun kaç çocukğu vardır?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "iki çocuk babasıdır"}}, {"id": "4335", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı'nın doğumu kaç yılındadır?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "21 Kasım 2007'da doğmuştur"}}, {"id": "4336", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı koyunu hangi niteliği taşımaktadır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur"}}, {"id": "4337", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı koyunu nerede dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda"}}, {"id": "4338", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı koyunu hangi tarihte dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir"}}, {"id": "4339", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı koyunu kim tarafından klonlandı?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır"}}, {"id": "4340", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı'nın kardeşi Zarife ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş"}}, {"id": "4341", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı'nın sağlıklı yavrusu hangi tarihte dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir"}}, {"id": "4342", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007'da doğmuştur - 16 Nisan 2012'de ölmüştür), Oyalı, Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyundur. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi Zarife doğmuş, ancak Zarife 24           Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de Bahar adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.", "question": "Oyalı'nın ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır"}}, {"id": "4375", "context": "Yusuf Yağcı, 1952'de Bursa'da doğdu. Yüksek lisans ve doktorasını Liverpool Üniversitesi'nde yaptı.  İTÜ'de doçent ve profesör oldu. Yağcı, TÜBA asli üyesi ve Türk Kimya Derneği şeref üyesidir ve 1994 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Türkiye Kimya Derneği Şeref Ödülü (2002), Elsevier Scopus Ödülü (2007), Japonya Polimer Derneği Uluslararası Bilim Ödülü (2008), Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü (2008), Bilim ve Teknoloji Birliği Kurulu (COMSTECH) 2010 Yılı Kimya Şeref Ödüllerini de almıştır. 400'ün üzerinde uluslararası bilimsel makalesi, 5 patenti, 6 uluslararası kitabı vardır, 31 kitapta bölüm yazmıştır. 50 master ve 18 doktora tezi yönetmiştir. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Yusuf Yağcı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Bursa'da doğdu"}}, {"id": "4376", "context": "Yusuf Yağcı, 1952'de Bursa'da doğdu. Yüksek lisans ve doktorasını Liverpool Üniversitesi'nde yaptı.  İTÜ'de doçent ve profesör oldu. Yağcı, TÜBA asli üyesi ve Türk Kimya Derneği şeref üyesidir ve 1994 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Türkiye Kimya Derneği Şeref Ödülü (2002), Elsevier Scopus Ödülü (2007), Japonya Polimer Derneği Uluslararası Bilim Ödülü (2008), Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü (2008), Bilim ve Teknoloji Birliği Kurulu (COMSTECH) 2010 Yılı Kimya Şeref Ödüllerini de almıştır. 400'ün üzerinde uluslararası bilimsel makalesi, 5 patenti, 6 uluslararası kitabı vardır, 31 kitapta bölüm yazmıştır. 50 master ve 18 doktora tezi yönetmiştir. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Yusuf Yağcı kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "1952'de"}}, {"id": "4377", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu'nun hangi fakültede anabilim dalı profesörüdür?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Hukuk Fakültesi"}}, {"id": "4378", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu hangi yıl Uluslararası Saraybosna Üniversitesine Rektör olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "2013"}}, {"id": "4379", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu'nun 2013'te Rektör olarak atandığı üniversite hangi üniversitedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine"}}, {"id": "4380", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu hangi yılda hukuk fakültesinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "1992"}}, {"id": "4381", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu yüksek lisans ve doktora programlarını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır"}}, {"id": "4382", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu'nun akademik kariyerine başladığı üniversite hangi üniversitedir?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Atatürk Üniversitesinde başlamış"}}, {"id": "4383", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu 2006 yılında hangi üniversitede göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "İstanbul Ticaret Üniversitesinde"}}, {"id": "4384", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu hangi alanda yönetici olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 639, "text": "idare hukuku alanında"}}, {"id": "4385", "context": "İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Idare Hukuku Anabilim Dalında profesördür. 2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim üyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Yücel Oğurlu misafir öğretim üyesi olarak hangi üniversitelerde çalışmalarını tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 549, "text": "Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi Universitsinde"}}, {"id": "4386", "context": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında hukuk alanında İngilizce ve Türkçe yayınlanmış yedi adet kitap ve kitap bölümü ve çok sayıda makaleleri bulunmaktadır.  Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında da yayınları ile uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler konusunda köşeyazıları bulunmaktadır. İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça|Hrvt, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir.", "question": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında yayınlanmış kaç tane kitabı bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "yedi adet kitap"}}, {"id": "4387", "context": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında hukuk alanında İngilizce ve Türkçe yayınlanmış yedi adet kitap ve kitap bölümü ve çok sayıda makaleleri bulunmaktadır.  Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında da yayınları ile uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler konusunda köşeyazıları bulunmaktadır. İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça|Hrvt, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir.", "question": "Dr. Oğurlu'nun hukuk alanı dışında hangi alanda yayınları bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında"}}, {"id": "4388", "context": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında hukuk alanında İngilizce ve Türkçe yayınlanmış yedi adet kitap ve kitap bölümü ve çok sayıda makaleleri bulunmaktadır.  Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında da yayınları ile uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler konusunda köşeyazıları bulunmaktadır. İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça|Hrvt, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir.", "question": "Dr. Oğurlu'nun hukuk alanı dışında hangi alanda köşe yazıları bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında"}}, {"id": "4389", "context": "Dr. Oğurlu`nun yurtiçi ve yurtdışında hukuk alanında İngilizce ve Türkçe yayınlanmış yedi adet kitap ve kitap bölümü ve çok sayıda makaleleri bulunmaktadır.  Dr. Oğurlu`nun hukuk alanı dışında edebiyat ve linguistik alanında da yayınları ile uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler konusunda köşeyazıları bulunmaktadır. İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça|Hrvt, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir.", "question": "Dr. Oğurlu hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "İngilizce, Arapça, Rusça, Boşnakça|Hrvt, Sırp, Kazakça, Özbekçe, Kumukça, Nogayca, Lezgice, Farsça dillerini bilmektedir"}}, {"id": "4390", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kısaltılmışı nedir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "kısaca TOBB ETÜ"}}, {"id": "4391", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından"}}, {"id": "4392", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi nerede kurulmuştur kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Ankara'da kurulmuş"}}, {"id": "4393", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi hangi yıl kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "2003 yılında"}}, {"id": "4394", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran fark nedir?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "Ortak Eğitim programıdır"}}, {"id": "4395", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB ETÜ kaç öğrenci ile eğitime başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "270 öğrenciyle"}}, {"id": "4396", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ya da kısaca TOBB ETÜ, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir iştiraki olan Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2003 yılında Ankara'da kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 1 Temmuz 2003 tarihli ve 25155 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. TOBB ETÜ'yü Türkiye'deki diğer üniversitelerden ayıran en büyük farklılık Ortak Eğitim programıdır. Ortak eğitim programı sayesinde mezun olduğunda iş tecrübesi bulunan  bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004–2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite arasına girmiştir.", "question": "TOBB ETÜ, öğrenci almaya başladığı ilk dönemde öğrenciler tarafından tercih edilen kaç üniversite arasındadır?", "answers": {"answer_start": 853, "text": "ilk 5 üniversite"}}, {"id": "4397", "context": "Üniversite eğitimi süresince özel sektörde ya da çeşitli kurumlarda, toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de uygulamaya başlayan ilk üniversite olan TOBB Ekonomi ve                 Teknoloji Üniversitesi, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir. Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan URAP tarafından 2013 yılında yayınlanan başarı sıralamasına göre TOBB ETÜ, 2000 Yılından Sonra Kurulan Üniversiteler Genel Sıralamasına göre 51 üniversite arasından 1. sırada yer almıştır. Ayrıca yine 2013'te URAP tarafından yapılan ve tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır.", "question": "Toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de ilk uygulayan üniversite hangi üniversitedir", "answers": {"answer_start": 807, "text": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi"}}, {"id": "4398", "context": "Üniversite eğitimi süresince özel sektörde ya da çeşitli kurumlarda, toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de uygulamaya başlayan ilk üniversite olan TOBB Ekonomi ve                 Teknoloji Üniversitesi, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir. Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan URAP tarafından 2013 yılında yayınlanan başarı sıralamasına göre TOBB ETÜ, 2000 Yılından Sonra Kurulan Üniversiteler Genel Sıralamasına göre 51 üniversite arasından 1. sırada yer almıştır. Ayrıca yine 2013'te URAP tarafından yapılan ve tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nin hedefleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir"}}, {"id": "4399", "context": "Üniversite eğitimi süresince özel sektörde ya da çeşitli kurumlarda, toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de uygulamaya başlayan ilk üniversite olan TOBB Ekonomi ve                 Teknoloji Üniversitesi, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir. Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan URAP tarafından 2013 yılında yayınlanan başarı sıralamasına göre TOBB ETÜ, 2000 Yılından Sonra Kurulan Üniversiteler Genel Sıralamasına göre 51 üniversite arasından 1. sırada yer almıştır. Ayrıca yine 2013'te URAP tarafından yapılan ve tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nin hedefleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir"}}, {"id": "4400", "context": "Üniversite eğitimi süresince özel sektörde ya da çeşitli kurumlarda, toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de uygulamaya başlayan ilk üniversite olan TOBB Ekonomi ve                 Teknoloji Üniversitesi, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir. Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan URAP tarafından 2013 yılında yayınlanan başarı sıralamasına göre TOBB ETÜ, 2000 Yılından Sonra Kurulan Üniversiteler Genel Sıralamasına göre 51 üniversite arasından 1. sırada yer almıştır. Ayrıca yine 2013'te URAP tarafından yapılan ve tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır.", "question": "Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan kurum nedir?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "URAP"}}, {"id": "4401", "context": "Üniversite eğitimi süresince özel sektörde ya da çeşitli kurumlarda, toplamda bir yıl maaş alarak çalışma tecrübesi kazandıran ortak eğitim programını Türkiye'de uygulamaya başlayan ilk üniversite olan TOBB Ekonomi ve                 Teknoloji Üniversitesi, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli insan gücünün sektöre kazandırılması, teorik ve pratik eğitimin birlikte verilmesini ve üniversite-sanayi koordinasyonunun sağlanmasını hedeflemektedir. Üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendiren ve sıralayan URAP tarafından 2013 yılında yayınlanan başarı sıralamasına göre TOBB ETÜ, 2000 Yılından Sonra Kurulan Üniversiteler Genel Sıralamasına göre 51 üniversite arasından 1. sırada yer almıştır. Ayrıca yine 2013'te URAP tarafından yapılan ve tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır.", "question": "Tüm vakıf üniversitelerinin bulunduğu sıralamada TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kaçıncı sırada yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 846, "text": "en iyi ilk 5 üniversite arasında yer almaktadır"}}, {"id": "4402", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi,  üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendirerek tüm dünya üniversiteleri içinde bir sıralamaya tâbi tutan İngiliz kökenli Times Higher Education'ın World University Rankings sıralamasına girebilen 18 Türk üniversitesi arasında yer almaktadır ve bu listede yer alan en genç Türk üniversitesidir. Bu sıralamada, TOBB ETÜ 601-800’üncülük bandında bulunmaktadır. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması fikri 2000'li yılların Türkiye’sinde oluşmuştur. 2000’li yıllar Türkiye'nin büyük çapta bunalımlar yaşadığı bir döneme rastlamaktadır. Türkiye’nin bu dönemde yaşadığı ekonomik ve sosyal problemlerin pek çok sebebi bulunmakla birlikte, krizlerden bağımsız olarak bilhassa işsizliğe sebep olan etmenlerden biri de Türkiye’deki eğitimin özellikle yüksek öğretimde piyasanın taleplerine elverişli olmayan ve piyasanın istihdam etmek istemediği düşük nitelikte iş gücü arzından kaynaklanmaktaydı. Diğer bir deyişle Türkiye’de üniversiteler ülkenin ihtiyaç duyduğu piyasa şartlarını bilen nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ihtiyacına yeterince cevap veremiyorlardı. Bu dönemde Türkiye’deki iş dünyasının en büyük çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde kurulacak bir üniversite ile Türkiye piyasasına her alanda nitelikli iş gücü arzı fikri doğmuştur. Üniversite Türkiye’nin dünyaca tanınan bir araştırma ve akademik anlamda bilim üssü olmayı hedeflemektedir.", "question": "İngiliz kökenli Times Higher Education'ın World University Rankings sıralamasına girebilen kaç Türk üniversitesi arasındadır?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "18 Türk üniversitesi arasında yer almaktadır"}}, {"id": "4403", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi,  üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendirerek tüm dünya üniversiteleri içinde bir sıralamaya tâbi tutan İngiliz kökenli Times Higher Education'ın World University Rankings sıralamasına girebilen 18 Türk üniversitesi arasında yer almaktadır ve bu listede yer alan en genç Türk üniversitesidir. Bu sıralamada, TOBB ETÜ 601-800’üncülük bandında bulunmaktadır. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması fikri 2000'li yılların Türkiye’sinde oluşmuştur. 2000’li yıllar Türkiye'nin büyük çapta bunalımlar yaşadığı bir döneme rastlamaktadır. Türkiye’nin bu dönemde yaşadığı ekonomik ve sosyal problemlerin pek çok sebebi bulunmakla birlikte, krizlerden bağımsız olarak bilhassa işsizliğe sebep olan etmenlerden biri de Türkiye’deki eğitimin özellikle yüksek öğretimde piyasanın taleplerine elverişli olmayan ve piyasanın istihdam etmek istemediği düşük nitelikte iş gücü arzından kaynaklanmaktaydı. Diğer bir deyişle Türkiye’de üniversiteler ülkenin ihtiyaç duyduğu piyasa şartlarını bilen nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ihtiyacına yeterince cevap veremiyorlardı. Bu dönemde Türkiye’deki iş dünyasının en büyük çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde kurulacak bir üniversite ile Türkiye piyasasına her alanda nitelikli iş gücü arzı fikri doğmuştur. Üniversite Türkiye’nin dünyaca tanınan bir araştırma ve akademik anlamda bilim üssü olmayı hedeflemektedir.", "question": "University Rankings sıralamasında TOBB ETÜ kaçıncı sıra bandında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Bu sıralamada, TOBB ETÜ 601-800’üncülük bandında bulunmaktadır"}}, {"id": "4404", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi,  üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendirerek tüm dünya üniversiteleri içinde bir sıralamaya tâbi tutan İngiliz kökenli Times Higher Education'ın World University Rankings sıralamasına girebilen 18 Türk üniversitesi arasında yer almaktadır ve bu listede yer alan en genç Türk üniversitesidir. Bu sıralamada, TOBB ETÜ 601-800’üncülük bandında bulunmaktadır. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması fikri 2000'li yılların Türkiye’sinde oluşmuştur. 2000’li yıllar Türkiye'nin büyük çapta bunalımlar yaşadığı bir döneme rastlamaktadır. Türkiye’nin bu dönemde yaşadığı ekonomik ve sosyal problemlerin pek çok sebebi bulunmakla birlikte, krizlerden bağımsız olarak bilhassa işsizliğe sebep olan etmenlerden biri de Türkiye’deki eğitimin özellikle yüksek öğretimde piyasanın taleplerine elverişli olmayan ve piyasanın istihdam etmek istemediği düşük nitelikte iş gücü arzından kaynaklanmaktaydı. Diğer bir deyişle Türkiye’de üniversiteler ülkenin ihtiyaç duyduğu piyasa şartlarını bilen nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ihtiyacına yeterince cevap veremiyorlardı. Bu dönemde Türkiye’deki iş dünyasının en büyük çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde kurulacak bir üniversite ile Türkiye piyasasına her alanda nitelikli iş gücü arzı fikri doğmuştur. Üniversite Türkiye’nin dünyaca tanınan bir araştırma ve akademik anlamda bilim üssü olmayı hedeflemektedir.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması fikri hangi yıllarda oluşmuştur?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "2000'li yılların Türkiye’sinde oluşmuştur"}}, {"id": "4405", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi,  üniversiteleri akademik başarıları bakımından değerlendirerek tüm dünya üniversiteleri içinde bir sıralamaya tâbi tutan İngiliz kökenli Times Higher Education'ın World University Rankings sıralamasına girebilen 18 Türk üniversitesi arasında yer almaktadır ve bu listede yer alan en genç Türk üniversitesidir. Bu sıralamada, TOBB ETÜ 601-800’üncülük bandında bulunmaktadır. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin kurulması fikri 2000'li yılların Türkiye’sinde oluşmuştur. 2000’li yıllar Türkiye'nin büyük çapta bunalımlar yaşadığı bir döneme rastlamaktadır. Türkiye’nin bu dönemde yaşadığı ekonomik ve sosyal problemlerin pek çok sebebi bulunmakla birlikte, krizlerden bağımsız olarak bilhassa işsizliğe sebep olan etmenlerden biri de Türkiye’deki eğitimin özellikle yüksek öğretimde piyasanın taleplerine elverişli olmayan ve piyasanın istihdam etmek istemediği düşük nitelikte iş gücü arzından kaynaklanmaktaydı. Diğer bir deyişle Türkiye’de üniversiteler ülkenin ihtiyaç duyduğu piyasa şartlarını bilen nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ihtiyacına yeterince cevap veremiyorlardı. Bu dönemde Türkiye’deki iş dünyasının en büyük çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde kurulacak bir üniversite ile Türkiye piyasasına her alanda nitelikli iş gücü arzı fikri doğmuştur. Üniversite Türkiye’nin dünyaca tanınan bir araştırma ve akademik anlamda bilim üssü olmayı hedeflemektedir.", "question": "TOBB ETÜ Türkiye'de neyi hedeflemektedir?", "answers": {"answer_start": 1328, "text": "Üniversite Türkiye’nin dünyaca tanınan bir araştırma ve akademik anlamda bilim üssü olmayı hedeflemektedir"}}, {"id": "4406", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'ni kurmak ve yönetmek amacıyla öncelikle TOBEV kurulmuş ve Ankara Asliye 32. Hukuk Mahkemesi'nin 19 Temmuz 2001 tarih ve 2001/491 sayılı kararı ile tüzel kişilik kazanmıştır. TOBEV Ana Tüzüğü 30 Eylül 2001 ve 24539 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Daha sonra 1 Temmuz 2003 tarih, 25155 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4909 sayılı kanunla TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kurulmuştur. Üniversite'nin Ana Yönetmeliği ise 8 Temmuz 2004 tarih, 25516 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. TOBB ETÜ, 2004-2005 döneminde üniversitedeki 3 fakültedeki 7 bölüme alınan 270 öğrencisiyle eğitim-öğretime başlamıştır. Üniversite kurulduğu ilk yılda en fazla tercih edilen ilk 5 üniversite arasında yer almıştır.", "question": "TOBEV Ana Tüzüğü hangi gazetede yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Resmî Gazete'de yayımlanmıştır"}}, {"id": "4407", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'ni kurmak ve yönetmek amacıyla öncelikle TOBEV kurulmuş ve Ankara Asliye 32. Hukuk Mahkemesi'nin 19 Temmuz 2001 tarih ve 2001/491 sayılı kararı ile tüzel kişilik kazanmıştır. TOBEV Ana Tüzüğü 30 Eylül 2001 ve 24539 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Daha sonra 1 Temmuz 2003 tarih, 25155 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4909 sayılı kanunla TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kurulmuştur. Üniversite'nin Ana Yönetmeliği ise 8 Temmuz 2004 tarih, 25516 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. TOBB ETÜ, 2004-2005 döneminde üniversitedeki 3 fakültedeki 7 bölüme alınan 270 öğrencisiyle eğitim-öğretime başlamıştır. Üniversite kurulduğu ilk yılda en fazla tercih edilen ilk 5 üniversite arasında yer almıştır.", "question": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi hangi kanunla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "4909 sayılı"}}, {"id": "4408", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, öğrencilerinin üniversite hayatı boyunca çeşitli şirket veya kurumlarda çalışarak iş tecrübesi edinmesi imkânını sağlayan ortak eğitim programını Türkiye’de uygulamaya başlayan ilk üniversitedir. 2008 yılı verilerine göre en çok bilimsel yayın yapan akademisyenleri bünyesinde barındıran TOBB ETÜ, 2009 ÖSS sonuçlarına göre en başarılı ilk 100 öğrencinin 17'sinin de tercihi olmuştur. 2010 yılı sonuçlarına göre ise ilk 100'e giren 24 öğrenci eğitim hayatını TOBB ETÜ'de sürdürmeyi tercih etmiştir. Üniversite kurulduğu tarihten bu yana büyümeye devam etmektedir ve günümüzde 6 fakülte, 21 bölüm ve 2 enstitü ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. TOBB ETÜ, 27 Aralık 2004 tarihinden bu yana hizmet veren Mesa Hastanesini 2010 yılında satın alarak, adını TOBB ETÜ Hastanesi olarak değiştirmiştir. TOBB ETÜ'de tıp fakültesi kurulmasıyla ilgili karar 11 Ocak 2012 tarihinde Resmî gazetede yayınlanarak faküte kurulmuştur. 2013 yerleştirme sonuçlarına göre alınan 40 öğrenciyle eğitime başlayan TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Türkiye'nin en yüksek puan diliminden öğrenci kabul eden tıp fakültelerinden biri olmuştur.", "question": "2008 yılı verilerine göre en çok bilimsel yayın yapan akademisyenleri bünyesinde barındıran üniversite hangi üniversitedir?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "TOBB ETÜ"}}, {"id": "4409", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, öğrencilerinin üniversite hayatı boyunca çeşitli şirket veya kurumlarda çalışarak iş tecrübesi edinmesi imkânını sağlayan ortak eğitim programını Türkiye’de uygulamaya başlayan ilk üniversitedir. 2008 yılı verilerine göre en çok bilimsel yayın yapan akademisyenleri bünyesinde barındıran TOBB ETÜ, 2009 ÖSS sonuçlarına göre en başarılı ilk 100 öğrencinin 17'sinin de tercihi olmuştur. 2010 yılı sonuçlarına göre ise ilk 100'e giren 24 öğrenci eğitim hayatını TOBB ETÜ'de sürdürmeyi tercih etmiştir. Üniversite kurulduğu tarihten bu yana büyümeye devam etmektedir ve günümüzde 6 fakülte, 21 bölüm ve 2 enstitü ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. TOBB ETÜ, 27 Aralık 2004 tarihinden bu yana hizmet veren Mesa Hastanesini 2010 yılında satın alarak, adını TOBB ETÜ Hastanesi olarak değiştirmiştir. TOBB ETÜ'de tıp fakültesi kurulmasıyla ilgili karar 11 Ocak 2012 tarihinde Resmî gazetede yayınlanarak faküte kurulmuştur. 2013 yerleştirme sonuçlarına göre alınan 40 öğrenciyle eğitime başlayan TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Türkiye'nin en yüksek puan diliminden öğrenci kabul eden tıp fakültelerinden biri olmuştur.", "question": "2009 ÖSS sonuçlarına göre en başarılı ilk 100 öğrencinin tercih ettiği üniversite hangi üniversite olmuştur?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "TOBB ETÜ"}}, {"id": "4410", "context": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, öğrencilerinin üniversite hayatı boyunca çeşitli şirket veya kurumlarda çalışarak iş tecrübesi edinmesi imkânını sağlayan ortak eğitim programını Türkiye’de uygulamaya başlayan ilk üniversitedir. 2008 yılı verilerine göre en çok bilimsel yayın yapan akademisyenleri bünyesinde barındıran TOBB ETÜ, 2009 ÖSS sonuçlarına göre en başarılı ilk 100 öğrencinin 17'sinin de tercihi olmuştur. 2010 yılı sonuçlarına göre ise ilk 100'e giren 24 öğrenci eğitim hayatını TOBB ETÜ'de sürdürmeyi tercih etmiştir. Üniversite kurulduğu tarihten bu yana büyümeye devam etmektedir ve günümüzde 6 fakülte, 21 bölüm ve 2 enstitü ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. TOBB ETÜ, 27 Aralık 2004 tarihinden bu yana hizmet veren Mesa Hastanesini 2010 yılında satın alarak, adını TOBB ETÜ Hastanesi olarak değiştirmiştir. TOBB ETÜ'de tıp fakültesi kurulmasıyla ilgili karar 11 Ocak 2012 tarihinde Resmî gazetede yayınlanarak faküte kurulmuştur. 2013 yerleştirme sonuçlarına göre alınan 40 öğrenciyle eğitime başlayan TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Türkiye'nin en yüksek puan diliminden öğrenci kabul eden tıp fakültelerinden biri olmuştur.", "question": "TOBB ETÜ Mesa hastanesini hangi yılda satın almıştır?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "2010 yılında"}}, {"id": "4411", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "Nişabur"}}, {"id": "4412", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam'ın yaşadığı dönemin ünlü veziri kimdir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Nizamül-Mülk"}}, {"id": "4413", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam'ın aynı mederese eğitim gördüğü isimler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah"}}, {"id": "4414", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam medresede kimden eğitim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan"}}, {"id": "4415", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Nizamül-Mülk'ün de yaşça büyük olduğu kişiler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük"}}, {"id": "4416", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam bilim insanlarınca hangi anlayışlara dahil edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 916, "text": "Bâtınî ve Mu'tezile"}}, {"id": "4417", "context": "Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur. Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.", "question": "Ömer Hayyam neden içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 965, "text": "Evreni anlamak için"}}, {"id": "4418", "context": "Çadırcı anlamına gelen Hayyam takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da şey anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya Xay olarak geçmiştir. Daha sonra bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi x olarak kullanılmaya başlamıştır. Ömer Hayyam binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir. Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.", "question": "Ömer Hayyam ne kadar iyi bir matematikçiydi?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "çok iyi bir matematikçiydi"}}, {"id": "4419", "context": "Çadırcı anlamına gelen Hayyam takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da şey anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya Xay olarak geçmiştir. Daha sonra bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi x olarak kullanılmaya başlamıştır. Ömer Hayyam binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir. Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.", "question": "Bilinmeyen rakamın simgesi ne olarak kullanılmaya başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 594, "text": "x olarak"}}, {"id": "4420", "context": "Çadırcı anlamına gelen Hayyam takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da şey anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya Xay olarak geçmiştir. Daha sonra bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi x olarak kullanılmaya başlamıştır. Ömer Hayyam binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir. Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.", "question": "Binom açılımını ilk kullanan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "Ömer Hayyam"}}, {"id": "4421", "context": "Çadırcı anlamına gelen Hayyam takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da şey anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya Xay olarak geçmiştir. Daha sonra bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi x olarak kullanılmaya başlamıştır. Ömer Hayyam binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir. Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.", "question": "Ömer Hayyam neden Rubaileri ile ünlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı"}}, {"id": "4422", "context": "Çadırcı anlamına gelen Hayyam takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da şey anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya Xay olarak geçmiştir. Daha sonra bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi x olarak kullanılmaya başlamıştır. Ömer Hayyam binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubaileri ile ünlenmiştir. Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.", "question": "Ömer Hayyam'ın doğum tarihini günü gününe bilmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 942, "text": "takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır."}}, {"id": "4423", "context": "Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenlerle de çağını aşarak evrenselliğe ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.", "question": "Ömer Hayyam Rubailerinde hangi konularda akıl yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda"}}, {"id": "4424", "context": "Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenlerle de çağını aşarak evrenselliğe ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.", "question": "Ömer Hayyam Rubailerinde nasıl bir şekilde akıl yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde"}}, {"id": "4425", "context": "Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenlerle de çağını aşarak evrenselliğe ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.", "question": "Ömer Hayyam akıl yürütürken hangi kurallara bağlı kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "hiçbir kurala bağlı kalmamış"}}, {"id": "4426", "context": "Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenlerle de çağını aşarak evrenselliğe ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.", "question": "Ömer Hayyam'ın yaşadığı dönem nasıl bir sosyo-kültürel altyapıya sahipti?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti"}}, {"id": "4427", "context": "Rubaîlerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenlerle de çağını aşarak evrenselliğe ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.", "question": "Ömer Hayyam nasıl bir toplum içinde felsefe ile ilgilenebilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1001, "text": "Felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde"}}, {"id": "4428", "context": "Hulusi Behçet (20 Şubat 1889 - 8 Mart 1948, İstanbul), Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Hulusi Behçet'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı"}}, {"id": "4429", "context": "1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur.", "question": "Hulusi Behçet hastalığı ilk ne zaman tarif edilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1937 yılında"}}, {"id": "4430", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet'i annesini kaybettikten sonra kim büyütmüştür?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "büyükannesi"}}, {"id": "4431", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet ilk öğrenimini niçin Şam'da tamamlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Babasının Şam'daki işleri sebebiyle"}}, {"id": "4432", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet hangi dilleri öğrenmiştir? ", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Fransızca, Almanca ve Latince"}}, {"id": "4433", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet nerede tıp eğitimi almıştır? ", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde"}}, {"id": "4434", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet neden sivil tıp eğitimi almamıştır? ", "answers": {"answer_start": 328, "text": "o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir"}}, {"id": "4435", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nden ne zaman mezun olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 402, "text": "1910"}}, {"id": "4436", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet hangi alanlarda ihtisas yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 450, "text": "dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda"}}, {"id": "4437", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Hulusi Behçet askerî hastanede hangi alanlarda çalışmıştır ", "answers": {"answer_start": 67, "text": "dermatoloji ve zührevi hastalıklar"}}, {"id": "4438", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Hulusi Behçet'in Budapeşte ve Berlin'e gitmesi ona hangi fırsatı sunmuştur? ", "answers": {"answer_start": 247, "text": "Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı"}}, {"id": "4439", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Hulusi Behçet'in Budapeşte'ye gidiş amacı nedir ? ", "answers": {"answer_start": 162, "text": "tıbbi bilgisini geliştirmek"}}, {"id": "4440", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Hulusi Behçet Budapeşte'ye hangi olaydan sonra gitmiştir? ", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Savaştan sonra"}}, {"id": "4441", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Türkiye'ye döndükten sonra önce Hangi hastanede çalışmıştır? ", "answers": {"answer_start": 60, "text": "Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde "}}, {"id": "4442", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'si nerededir? ", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Haliç"}}, {"id": "4443", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinden sonra hangi hastaneye geçmiştir? ", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Vakıf Gureba Hastanesi'ne"}}, {"id": "4444", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.", "question": "Hulusi Behçet kiminle evlenmştir? ", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Refika Davaz ile"}}, {"id": "4445", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.", "question": "Hulusi Behçet Refika Davaz ile ne zaman evlenmiştir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1923'te"}}, {"id": "4446", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.", "question": "Hulusi Behçet ve Refika Davaz'ın evliliklerinden kaç çocuğu vardır? ", "answers": {"answer_start": 87, "text": "bir kızı vardır"}}, {"id": "4447", "context": "1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim insanı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye özgün  makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.", "question": "dermatoloji kliniğinin eski adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği"}}, {"id": "4448", "context": "1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim insanı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye özgün  makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.", "question": "Hulusi Behçet hangi üniversitede profesör seçilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 89, "text": "İstanbul Üniversitesi'nde"}}, {"id": "4449", "context": "1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim insanı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye özgün  makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.", "question": "Türk akademisinde profesör unvanını kazanan ilk kişi kimdir? ", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Hulusi Behçet"}}, {"id": "4450", "context": "Behçet, yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınladı.", "question": "Hulusi Behçet niçin çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi? ", "answers": {"answer_start": 8, "text": "yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için"}}, {"id": "4451", "context": "Behçet, yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınladı.", "question": "Hulusi Behçet'in uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınlamasının amacı nedir? ", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak"}}, {"id": "4452", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Hulusi Behçet'in yayınladığı makaleler hangi konular üzerinedir? ", "answers": {"answer_start": 54, "text": "frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine"}}, {"id": "4453", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Hulusi Behçet'in 1923'ten itibaren üzerinde çalıştığı hastalık nedir? ", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Leishmaniasis (Oriental sore)"}}, {"id": "4454", "context": "1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "leishmania olgusunda görülen \"çivi belirtisini\" ilk defa kim tanımlamıştır ? ", "answers": {"answer_start": 232, "text": "Dr. Behçet"}}, {"id": "4455", "context": "O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki \"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "\"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" nedir? ", "answers": {"answer_start": 147, "text": "ilk dermato-veneroloji dergisi"}}, {"id": "4456", "context": "O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki \"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet'in sorumlusu olduğu derginin ismi nedir? ", "answers": {"answer_start": 90, "text": "\"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" "}}, {"id": "4457", "context": "O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki \"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet ne zaman Türkiye'deki ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu? ", "answers": {"answer_start": 69, "text": "1924'te "}}, {"id": "4458", "context": "Kemal Reis (1451 – 1511), II. Bayezid devrinde yaşayan Türk denizci.", "question": "Kemal Reis kaç yılında doğmuştur? ", "answers": {"answer_start": 12, "text": "1451"}}, {"id": "4459", "context": "Kemal Reis (1451 – 1511), II. Bayezid devrinde yaşayan Türk denizci.", "question": "Kemal Reis kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1511"}}, {"id": "4460", "context": "Kemal Reis (1451 – 1511), II. Bayezid devrinde yaşayan Türk denizci.", "question": "Kemal Reis hangi padişah döneminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "II. Bayezid devrinde"}}, {"id": "4461", "context": "Kemal Reis (1451 – 1511), II. Bayezid devrinde yaşayan Türk denizci.", "question": "Kemal Reis'in milliyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Türk"}}, {"id": "4462", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir.  Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır", "question": "ibn-i Kemal’e göre Kemal Reis nerelidir? ", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Gelibolu’lu"}}, {"id": "4463", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir.  Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır", "question": "Kitab-ı bahriye de Kemal Reisin adı nasıl geçmektedir?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Ahmed Kemal"}}, {"id": "4464", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir.  Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır", "question": "Kitab-ı bahriye de Kemal Reis'in babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "Ali"}}, {"id": "4465", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis’in ilk katıldığı sefer nedir? ", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Eğriboz seferi"}}, {"id": "4466", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Eğriboz seferine kim ile katıldı? ", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Mahmud Paşa ile birlikte"}}, {"id": "4467", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Eğriboz’daki görevi nedir? ", "answers": {"answer_start": 110, "text": "azaplar reisi"}}, {"id": "4468", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisi 15. yy sonlarında kimdi? ", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Kemal Reis"}}, {"id": "4469", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis'in gemilerle nerelerde bulunmuştur? ", "answers": {"answer_start": 233, "text": "İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde"}}, {"id": "4470", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır.", "question": "Kemal Reis'in akınlar yaptığı yerler nerelerdir? ", "answers": {"answer_start": 376, "text": "Avrupa sahilleri"}}, {"id": "4471", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "İstanbul’a Kemal Reis kaç senesinde geldi?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1494 senesinde"}}, {"id": "4472", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": " Kemal Reis İstanbul’a kimin davetiyle gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "II. Bayezid’in"}}, {"id": "4473", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis hangi donanmanın altında çalıştı? ", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Osmanlı donanmasının"}}, {"id": "4474", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi.  Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Osmanlı donanmasında ne gibi çalışmalar yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 115, "text": "tadilat ve ıslahat çalışmaları"}}, {"id": "4475", "context": "1498 yılında Adana ve Tarsus’taki Mekke ve Medine’ye ait gelirler İskenderiye’ye Kemal Reis’in kumandası altındaki donanma nakledildi. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış, bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır.", "question": "1498 yılında hangi iki ilden Mekke ve Medine’ye gelir gidiyordu?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Adana ve Tarsus"}}, {"id": "4476", "context": "1498 yılında Adana ve Tarsus’taki Mekke ve Medine’ye ait gelirler İskenderiye’ye Kemal Reis’in kumandası altındaki donanma nakledildi. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış, bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır.", "question": "Kemal Reis'in Rodos şövalyeleriyle çarpışması nasıl sonuçlanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 210, "text": "bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır."}}, {"id": "4477", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kemal Reis inebahtı seferine ne zaman katıldı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1499"}}, {"id": "4478", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kemal Reis inebahtı seferine kiminle birlikte katıldı?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla"}}, {"id": "4479", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Sapienza Deniz Muharebesi hangi tarihte olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1499"}}, {"id": "4480", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Modon Deniz Muharebesini Kemal Reis kime karşı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Venedik donanmasına"}}, {"id": "4481", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Modon Deniz Muharebesinin tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "1500"}}, {"id": "4482", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Modon Deniz Muharebesini kim kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Venedik donanması"}}, {"id": "4483", "context": "1504 senesinde Türk ve Müslüman gemilerini saldırarak seyahat ve ticareti sekteye uğratan Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır. ", "question": "Rodos şövalyeleri tarafından seyehat ve ticareti sekteye uğratılan gemiler hangi gemilerdir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Türk ve Müslüman gemileri"}}, {"id": "4484", "context": "1504 senesinde Türk ve Müslüman gemilerini saldırarak seyahat ve ticareti sekteye uğratan Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır. ", "question": "Kemal Reis Rodos şövalyeleri üzerine ne zaman akın yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1504 senesinde"}}, {"id": "4485", "context": "1504 senesinde Türk ve Müslüman gemilerini saldırarak seyahat ve ticareti sekteye uğratan Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır. ", "question": "Türk ve Müslüman gemilerinin saldırıya uğramasına karşın Kemal Reis ne yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır."}}, {"id": "4486", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir. ", "question": "İspanya seferi ne zaman düzenlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1505'te"}}, {"id": "4487", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir. ", "question": "İspanya seferini kim düzenlemiştir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması"}}, {"id": "4488", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir. ", "question": "Kemal Reis'in komuta ettiği donanma hangisidir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Osmanlı donanması"}}, {"id": "4489", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir. ", "question": "İspanya seferi sonucunda ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir."}}, {"id": "4490", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir. ", "question": "İspanya seferi sonrası Osmanlı topraklarına getirilen ilk kafilede kimler vardı? ", "answers": {"answer_start": 77, "text": "bir kısım Müslüman ve Yahudi "}}, {"id": "4491", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. ", "question": "Memluk sultanı nerededir? ", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Kahire"}}, {"id": "4492", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü. ", "question": "Kemal Reis Kahire’ye gidince Memluk sultanı ona nasıl davrandı? ", "answers": {"answer_start": 71, "text": "kendisine ikramlarda bulunuldu"}}, {"id": "4493", "context": "1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir. ", "question": "1511 senesinde Kemal Reis'in denize açılma amacı neydi? ", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak"}}, {"id": "4494", "context": "1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir. ", "question": "Kemal Reis ne zaman hayatını kaybetmiştir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1511 yılında"}}, {"id": "4495", "context": "1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir. ", "question": "Kemal Reis'in ölüm sebebi nedir? ", "answers": {"answer_start": 100, "text": "yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması"}}, {"id": "4496", "context": "1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir. ", "question": "Kemal Reis'in gemisini batıran sebep nedir? ", "answers": {"answer_start": 100, "text": "yolda yakalandığı şiddetli fırtına"}}, {"id": "4497", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Kenan Tevfik Erim'in doğum tarihi nedir? ", "answers": {"answer_start": 20, "text": "13 Şubat 1929"}}, {"id": "4498", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Kenan Tevfik Erim'in ölüm tarihi nedir? ", "answers": {"answer_start": 36, "text": "3 Kasım 1990"}}, {"id": "4499", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Afrodisias neresidir? ", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi"}}, {"id": "4500", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Kenan Tevfik Erim'in mesleği nedir? ", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Türk arkeoloğudur"}}, {"id": "4501", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Kenan Tevfik Erim'in milliyeti nedir? ", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Türk "}}, {"id": "4502", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Hangi olay Kenan Tevfik Erim'in ismiyle özdeşleşmiştir? ", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları "}}, {"id": "4503", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim'in babasının mesleği nedir? ", "answers": {"answer_start": 4, "text": "diplomat"}}, {"id": "4504", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim eğitimine İsviçre'den sonra nerede devam etmiştir? ", "answers": {"answer_start": 208, "text": "New York Üniversitesi'nde"}}, {"id": "4505", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim'in babası 1948'den itibaren nerede görev yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde"}}, {"id": "4506", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim New York Üniversitesi'nden hangi bilim dalında mezun olmuştur ? ", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Klasik Arkeoloji bilim dalında"}}, {"id": "4507", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim New York Üniversitesi'nden hangi tarihte mezun olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 250, "text": "1953'te"}}, {"id": "4508", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim doktorasını nerede yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Princeton Üniversitesi'nde"}}, {"id": "4509", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim'inde katıldığı Princeton'dan bir ekip tarafından yürütülen kazılar nerededir ? ", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Sicilya'da Morgantina sitinde"}}, {"id": "4510", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır. ", "question": "Kenan Tevfik Erim'in asistanlığını yaptığı profesör kimdir? ", "answers": {"answer_start": 475, "text": "ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist"}}, {"id": "4511", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": "Kenan Tevfik Erim'in zamanla ilgisini derinleştirdiği heykeltıraş sanatçıların eserleri nasıl tanımlanır? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Afrodisias ekolü olarak"}}, {"id": "4512", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " Kenan Tevfik Erim 1961'de ne organize etmiştir?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "bir keşif ve kazı programı"}}, {"id": "4513", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " keşif ve kazı programı organize ederek Kenan Tevfik Erim neyi sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 191, "text": " Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını"}}, {"id": "4514", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " Kenan Erim'in Afrodisias kazılarının başkanlığı görevini yürüttüğü üniversite hangi üniversitedir? ", "answers": {"answer_start": 252, "text": " New York Üniversitesi"}}, {"id": "4515", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " Kenan Erim hangi konularda en büyük katkıyı sağlamış kişidir? ", "answers": {"answer_start": 407, "text": " Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde"}}, {"id": "4516", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " Kenan Erim'in parasal olarak desteklediği restorasyon hangisidir ? ", "answers": {"answer_start": 786, "text": "Sebasteion restorasyonu"}}, {"id": "4517", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir. ", "question": " Kenan Erim'in kurduğu vakfın desteğiyle, kazılarda ortaya çıkarılan yapılar nerede sergilenmektedir? ", "answers": {"answer_start": 1052, "text": "Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde"}}, {"id": "4518", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Aphrodias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle \"sevgilisinin koynunda\" yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir. ", "question": "Kenan Erim'in vefatı hangi tarihtedir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "3 Kasım 1990'da"}}, {"id": "4519", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Aphrodias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle \"sevgilisinin koynunda\" yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir. ", "question": "Kenan Erim'in vefatı hangi tarihtedir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "3 Kasım 1990'da"}}, {"id": "4520", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Aphrodias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle \"sevgilisinin koynunda\" yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir. ", "question": "Kenan Erim'in mezarının kuzeyinde bulunan Anıtsal Tören Kapısı nerededir? ", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Aphrodias Antik kentinde"}}, {"id": "4521", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Aphrodias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle \"sevgilisinin koynunda\" yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir. ", "question": "Kenan Erim'in bir büstünün nerede bulunmaktadır? ", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Aphrodias Müzesi'nde"}}, {"id": "4522", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Menahem Hodara nerede doğmuştur? ", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul"}}, {"id": "4523", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Menahem Hodara hangi yıl vefat etmiştir? ", "answers": {"answer_start": 32, "text": "1926"}}, {"id": "4524", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Menahem Hodara'nın doğum yılı nedir? ", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1869"}}, {"id": "4525", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Menahem Hodara'nın uzmanlık alanı nedir? ", "answers": {"answer_start": 61, "text": "dermatoloji"}}, {"id": "4526", "context": "Türkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim. ", "question": "Menahem Hodara Türkiye'deki kaçıncı deri histopatolojisi uzmanıdır? ", "answers": {"answer_start": 11, "text": " ilk "}}, {"id": "4527", "context": " Yahudi bir aileden geliyordu. ", "question": "Menahem Hodara'nın geldiği aile nasıl bir ailedir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": " Yahudi "}}, {"id": "4528", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara öğrenimi için Askeri Tıbbiyeden sonra nereye gönderildi? ", "answers": {"answer_start": 94, "text": " Hamburg'a "}}, {"id": "4529", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara Hamburg'a niçin gitti? ", "answers": {"answer_start": 71, "text": " uzmanlık öğrenimi için"}}, {"id": "4530", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara İstanbul'a dönmeden önce nerede çalıştı ? ", "answers": {"answer_start": 128, "text": " Viyana'da"}}, {"id": "4531", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara'nın İstanbul'a dönüş yılı kaçtır? ", "answers": {"answer_start": 150, "text": "1906"}}, {"id": "4532", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": "Menahem Hodara'nın görev yaptığı Deniz Hastanesi'nin eski ismi nedir? ", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Bahriye Merkez Hastanesi"}}, {"id": "4533", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": "Menahem Hodara'nın görev yaptığı Bahriye Merkez Hastanesi nerededir? ", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Kasımpaşa'da"}}, {"id": "4534", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara'nın Bahriye Merkez Hastanesi'ndeki görevi nedir? ", "answers": {"answer_start": 244, "text": "emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi"}}, {"id": "4535", "context": "1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra uzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı ve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde (bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi. Gerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel araştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi. ", "question": " Menahem Hodara'nın uluslararası tıp literatürüne girmesi hangi hastalığı tanımlamasıyla olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 486, "text": "Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı "}}, {"id": "4536", "context": " Salisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de süblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histopatolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.", "question": " Menahem Hodara'nın öğrencisi kimdir? ", "answers": {"answer_start": 46, "text": " Hulusi Behçet "}}, {"id": "4538", "context": " Salisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de süblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histopatolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.", "question": "tıp alanında Menahem Hodara İlk defa hangi hastalıkları tanımladı? ", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Çeşitli benlerin, donmaların ve süt çocuklarındaki kalça erimesinin histopatolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı "}}, {"id": "4539", "context": "Bakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı ve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca olarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna,Hodara'yı \"Alman ve Fransız tıp literatürünü yayınlarıyla zenginleştiren kişi\" olarak tanımlar.", "question": " Menahem Hodara araştırmaların sonuçlarını hangi dillerde yayımladı? ", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Fransızca ve Almanca "}}, {"id": "4540", "context": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (d. 1136, Cizre, Şırnak; ö. 1206, Cizre), (Arapça: (أَبُو اَلْعِزِ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري), Kürtçe: Îsmaîlê Cizîrî), İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.", "question": "Ebû’l İz El Cezeri kime ilham kaynağı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "Leonardo da Vinci'ye"}}, {"id": "4541", "context": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (d. 1136, Cizre, Şırnak; ö. 1206, Cizre), (Arapça: (أَبُو اَلْعِزِ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري), Kürtçe: Îsmaîlê Cizîrî), İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.", "question": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî kimdir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis"}}, {"id": "4542", "context": "Öğrenmeye karşı olan azmini bir türlü tatmin edemeyen Ali Kuşçu, gerek Uluğ Bey'den ve gerek Kadızâde-i Rûmî'den izin alamayacağım korkusu ile veya bizim sana öğrettiklerimiz yetmedi mi hissini uyandırmamak azmiyle habersizce Kirman'a gitmiştir.", "question": "Ali Kuşçu habersizce nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Kirman'a"}}, {"id": "4543", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın ilk olarak nerede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde"}}, {"id": "4544", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "4545", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "St. Joseph Lisesi"}}, {"id": "4546", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın hangi yılda uzman olmuştur?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "1969"}}, {"id": "4547", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın hangi yılda doçent unvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "1975"}}, {"id": "4548", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın hangi yılda profesör ünvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "1982"}}, {"id": "4549", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akın Fransa’da nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde"}}, {"id": "4550", "context": "Asım Akin, 1940 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. St. Joseph Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, asistan olarak göreve başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kürsüsü'nde 1969 yılında Uzman, 1975 yılında Doçent ve 1982 yılında Profesör oldu. 1976-1977 yıllarında Fransa'ya giderek Paris Üniversitsi Tıp Fakültesi'nde çalıştı. 1978 yılında kurucusu bulunduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliğine atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.", "question": "Asım Akin kaç yılında doğmuştur", "answers": {"answer_start": 11, "text": "1940"}}, {"id": "4551", "context": "Konusunda yazdığı \"Temel Nükleer Tıp\" adlı bir ders kitabı ve 200'ü aşkın yayımlanmış bilimsel yayın ve makalesi vardır. Düşünsel ve kültürel çalışmaları arasında \"Masonluğun Kökenleri\", \"Evrende İnsan\", \"Tarih Boyunca Masonluk\", \"Masonluğun Kültür ve Mesajı\", \"Masonluk ve/veya Pozitif Düşünmenin Soyağacı\" ile \"Spekülatif Masonluğun Oluşumu\" adlı kitapları yayımlanmıştır. 2005-2007 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın Büyük Üstatlığını yapmıştır.", "question": "Asım Akın'ın nükleer tıp konusunda yazdığı ders kitabının ismi nedir", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Temel Nükleer Tıp"}}, {"id": "4552", "context": "2008’den bu yana Stanford Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak çalışan Mirzakhani, 2014 yılında “Matematiğin Nobeli” sayılan Fields madalyasını alarak bu ödülü kazanan ilk kadın olmuştur. Çalışmalarında özellikle hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisine odaklanmaktadır", "question": "Mirzakhani hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır", "answers": {"answer_start": 220, "text": "hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisi"}}, {"id": "4553", "context": "2008’den bu yana Stanford Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak çalışan Mirzakhani, 2014 yılında “Matematiğin Nobeli” sayılan Fields madalyasını alarak bu ödülü kazanan ilk kadın olmuştur. Çalışmalarında özellikle hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisine odaklanmaktadır", "question": "Matematik fields madalyasını kazanan ilk kadın profesör kimdir", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Mirzakhani"}}, {"id": "4554", "context": "\r\nMeryem Mirzakhani ( d. 3 Mayıs 1977, Tahran - ö. 15 Temmuz 2017), İranlı\r\nmatematikçi.\r\n \r\n2008’den bu yana Stanford Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak çalışan Mirzakhani, 2014 yılında “Matematiğin Nobeli” sayılan Fields madalyasını alarak bu ödülü kazanan ilk kadın olmuştur. Çalışmalarında özellikle hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisine odaklanmaktadır\r\n", "question": "Meryem Mirzakhani çalışmalarında hangi teorilere odaklanmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisi"}}, {"id": "4555", "context": "\r\nMeryem Mirzakhani ( d. 3 Mayıs 1977, Tahran - ö. 15 Temmuz 2017), İranlı\r\nmatematikçi.\r\n \r\n2008’den bu yana Stanford Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak çalışan Mirzakhani, 2014 yılında “Matematiğin Nobeli” sayılan Fields madalyasını alarak bu ödülü kazanan ilk kadın olmuştur. Çalışmalarında özellikle hiperbolik geometri, ergodik teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisine odaklanmaktadır\r\n", "question": "Fields madalyası neye benzetilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Matematiğin Nobeli"}}, {"id": "4556", "context": "1977 yılında başkent Tahran'da dünyaya geldi.\r\n\r\nTahran’da üstün yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurumda öğrenim gördü. 1994 ve 1995'de ülkesinin matematik olimpiyat takımında yer aldı ve altın madalya aldı. 1999'da Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden mezun oldu. Lisansüstü çalışma için ABD’ye gitti, 2004'te Harvard'dan doktorasını aldı. 2004-2008 yıllarında Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı. 2008’de Stanford Üniversitesi’nde profesör oldu.\r\n\r\n2014 yılında Güney Kore'nin başkenti Seul'daki Uluslararası Matematikçiler Kongresi tarafından verilen Fields Madalyası'na layık görüldü. Bu ödülü alan ilk kadın bilim insanı oldu. Başarısı İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gayri resmi olarak kutlanmıştır.\r\n\r\nKuramsal bilgisayar bilimci olan Çek vatandaşı Jan Vondrák ile evlidir ve bir kızı vardır.\r\n\r\n15 Temmuz 2017 tarihinde meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti.", "question": "Meryem Mirzahani hangi hastalık yüzünden vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 886, "text": "meme kanseri"}}, {"id": "4557", "context": "1977 yılında başkent Tahran'da dünyaya geldi.\r\n\r\nTahran’da üstün yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurumda öğrenim gördü. 1994 ve 1995'de ülkesinin matematik olimpiyat takımında yer aldı ve altın madalya aldı. 1999'da Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden mezun oldu. Lisansüstü çalışma için ABD’ye gitti, 2004'te Harvard'dan doktorasını aldı. 2004-2008 yıllarında Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı. 2008’de Stanford Üniversitesi’nde profesör oldu.\r\n\r\n2014 yılında Güney Kore'nin başkenti Seul'daki Uluslararası Matematikçiler Kongresi tarafından verilen Fields Madalyası'na layık görüldü. Bu ödülü alan ilk kadın bilim insanı oldu. Başarısı İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gayri resmi olarak kutlanmıştır.\r\n\r\nKuramsal bilgisayar bilimci olan Çek vatandaşı Jan Vondrák ile evlidir ve bir kızı vardır.\r\n\r\n15 Temmuz 2017 tarihinde meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti.", "question": "Meryem Mirzahanin eşi hangi ülkenin vatandaşıdır ?", "answers": {"answer_start": 800, "text": "Çek vatandaşı"}}, {"id": "4558", "context": "1977 yılında başkent Tahran'da dünyaya geldi.\r\n\r\nTahran’da üstün yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurumda öğrenim gördü. 1994 ve 1995'de ülkesinin matematik olimpiyat takımında yer aldı ve altın madalya aldı. 1999'da Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden mezun oldu. Lisansüstü çalışma için ABD’ye gitti, 2004'te Harvard'dan doktorasını aldı. 2004-2008 yıllarında Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı. 2008’de Stanford Üniversitesi’nde profesör oldu.\r\n\r\n2014 yılında Güney Kore'nin başkenti Seul'daki Uluslararası Matematikçiler Kongresi tarafından verilen Fields Madalyası'na layık görüldü. Bu ödülü alan ilk kadın bilim insanı oldu. Başarısı İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gayri resmi olarak kutlanmıştır.\r\n\r\nKuramsal bilgisayar bilimci olan Çek vatandaşı Jan Vondrák ile evlidir ve bir kızı vardır.\r\n\r\n15 Temmuz 2017 tarihinde meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti.", "question": "Meryem Mirzahani olimpiyatda ne ödülü almıştır ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": " altın madalya"}}, {"id": "4559", "context": "2014 Uluslararası Matematikçiler Kongresi Fields Madalyası\r\n2014 Clay Araştırma Ödülü\r\n2013 Amerikan Matematik Derneği Satter Ödülü\r\n2009 Bluementhal Ödülü\r\n1995 Matematik Olimpiyatları Altın Madalya Ödülü\r\n1994 Matematik Olimpiyatları Altın Madalya Ödülü", "question": "2013 yılında hangi ödülü almıştır ?", "answers": {"answer_start": 91, "text": " Amerikan Matematik Derneği Satter Ödülü"}}, {"id": "4560", "context": "Tahran’da üstün yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurumda öğrenim gördü. 1994 ve 1995'de ülkesinin matematik olimpiyat takımında yer aldı ve altın madalya aldı. 1999'da Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden mezun oldu. Lisansüstü çalışma için ABD’ye gitti, 2004'te Harvard'dan doktorasını aldı. 2004-2008 yıllarında Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı. 2008’de Stanford Üniversitesi’nde profesör oldu.", "question": "Meryem Mirzakhani doktorasını nerede yaptı", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Harvard'dan"}}, {"id": "4561", "context": "Tahran’da üstün yetenekli öğrencilere hizmet veren bir kurumda öğrenim gördü. 1994 ve 1995'de ülkesinin matematik olimpiyat takımında yer aldı ve altın madalya aldı. 1999'da Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden mezun oldu. Lisansüstü çalışma için ABD’ye gitti, 2004'te Harvard'dan doktorasını aldı. 2004-2008 yıllarında Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı. 2008’de Stanford Üniversitesi’nde profesör oldu.", "question": "Meryem Mirzakhani lisans derecesini hangi okuldan almıştır", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi"}}, {"id": "4562", "context": "Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611'de İstanbul' da doğmuştur.", "question": "Evliya Çelebi hangi tarihte ve nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "25 Mart 1611'de İstanbul' da"}}, {"id": "4563", "context": "Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderûn'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "Evliya Çelebi kimden musiki öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 323, "text": " Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan"}}, {"id": "4564", "context": "Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Enderûn'da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa'dan da musiki öğrendi.", "question": "İyi bir öğrenim görmüş olan Evliya Çelebi okuduğu medreseyi kaç yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "yedi yıl"}}, {"id": "4565", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi'nin babasının dedesi hangi padişahın akıncılarındandı?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Fatih Sultan Mehmed'in"}}, {"id": "4566", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi yılı kim tarafından ve neden ilan edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 937, "text": "Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle"}}, {"id": "4567", "context": "Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya'da da kalmışlardır. İstanbul'un Fethi sırasında Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey'in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed'in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı'nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii'dir. Evliya Çelebi'nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya'daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman'dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz'dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa'nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa'nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi'dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu'nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı'nda gömülüdür Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.", "question": "Evliya Çelebi yılı olarak bilinen yıl hangi yıldır? ", "answers": {"answer_start": 989, "text": "2011 yılı"}}, {"id": "4568", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi'nin sarayda geçirdiği dönemde IV. Murad'ın beğenisini nasıl kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 566, "text": " zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde "}}, {"id": "4569", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi'nin 25 yaşında saraya alınmasına kimler yardımcı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa"}}, {"id": "4570", "context": "Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii'nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad'ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı. Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad'ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.", "question": "Evliya Çelebi okul eğitimi dışında hangi özel dersleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil"}}, {"id": "4571", "context": "Seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı ve sairenin refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı ülkeleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul'a ve başka yerlere gidip geldi.", "question": "Evliya Çelebi İstanbul'a gitme şansını nasıl elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle"}}, {"id": "4572", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. 1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip \"Şefaat ya Resulullah\" diyeceğine, \"Seyahat ya Resulullah\" der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve Ceşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi'nin \"Şefaat ya Resulullah\" diyeceğine ne demesi nedeniyle 70 yaşına kadar sürecek seyahati başlar?", "answers": {"answer_start": 731, "text": "\"Seyahat ya Resulullah\" "}}, {"id": "4573", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. 1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip \"Şefaat ya Resulullah\" diyeceğine, \"Seyahat ya Resulullah\" der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve Ceşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi'yi gezilerine başlatan rüyayı ne zaman görmüştür?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630)"}}, {"id": "4574", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. 1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip \"Şefaat ya Resulullah\" diyeceğine, \"Seyahat ya Resulullah\" der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve Ceşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": " Evliya Çelebi'nin meşhur gezilerine başlatan şey ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "bir rüya"}}, {"id": "4575", "context": "Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. 1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed'i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed'in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip \"Şefaat ya Resulullah\" diyeceğine, \"Seyahat ya Resulullah\" der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve Ceşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.", "question": "Evliya Çelebi'nin sarayda kalmamasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "müthiş gezi arzusu"}}, {"id": "4576", "context": "İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 başlarında babasından habersizce Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.", "question": "Evliya Çelebi ilk gezisini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": " İstanbul ve çevresine yaptı"}}, {"id": "4577", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini ne zaman ve nereye yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Temmuz 1640'ta İzmit'e"}}, {"id": "4578", "context": "Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptı. Bu suretle 1630'dan 1681'e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.", "question": "Evliya Çelebi gezilerini hangi yıllar arasında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "1630'dan 1681'e"}}, {"id": "4579", "context": "Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı şekilde deyimler çokça kullanılmıştır. Halk etimolojisi de bolca görülür.", "question": "Seyahatnamenin anlatım biçimi nasıldır?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "fantastik"}}, {"id": "4580", "context": "Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı şekilde deyimler çokça kullanılmıştır. Halk etimolojisi de bolca görülür.", "question": "Evliya Çelebi'nin Seyahatname olan eseri kaç ciltten oluşur?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "10"}}, {"id": "4581", "context": "Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı şekilde deyimler çokça kullanılmıştır. Halk etimolojisi de bolca görülür.", "question": "Evliya Çelebi'nin ünlü gezi kitabı Seyahatname ne zaman yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "17. yüzyılda"}}, {"id": "4582", "context": "Ahmet Şuayp'tan önce Beşir Fuat pozitivizm ile materyalizm arasındaki farklara değinmiş, ancak ayrımın felsefi yönünden çok edebi yönüne ağırlık vermiştir. Hüseyin Cahit Yalçın da ayrımın estetik yönünü ele almıştır. Ancak ilk olarak Ahmet Şuayp positivizmi her yönüyle kapsamlı şekilde incelemiş, felsefi, tarihsel, edebi yönlerini birlikte ele almıştır.", "question": "Öncekilerin aksine positivizmi her yönüyle detaylı şekilde inceleyen kimdir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ahmet Şuayp"}}, {"id": "4583", "context": "Ahmet Şuayp'tan önce Beşir Fuat pozitivizm ile materyalizm arasındaki farklara değinmiş, ancak ayrımın felsefi yönünden çok edebi yönüne ağırlık vermiştir. Hüseyin Cahit Yalçın da ayrımın estetik yönünü ele almıştır. Ancak ilk olarak Ahmet Şuayp positivizmi her yönüyle kapsamlı şekilde incelemiş, felsefi, tarihsel, edebi yönlerini birlikte ele almıştır.", "question": "pozitivizm ile materyalizm arasındaki ayrımın estetik yönüne ağırlık veren kimdir?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "Hüseyin Cahit Yalçın"}}, {"id": "4584", "context": "Ahmet Şuayp'tan önce Beşir Fuat pozitivizm ile materyalizm arasındaki farklara değinmiş, ancak ayrımın felsefi yönünden çok edebi yönüne ağırlık vermiştir. Hüseyin Cahit Yalçın da ayrımın estetik yönünü ele almıştır. Ancak ilk olarak Ahmet Şuayp positivizmi her yönüyle kapsamlı şekilde incelemiş, felsefi, tarihsel, edebi yönlerini birlikte ele almıştır.", "question": "pozitivizm ile materyalizm arasındaki ayrımın daha çok edebi yönüne değinen kimdir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Beşir Fuat"}}, {"id": "4585", "context": "Sosyoloji alanında Taine'in aşılmış olduğunu söyler ve Émile Durkheim ile Gabriel Tarde adlı iki yeni filozofun adını verir. Daha sonraki yıllarda Türkiye'de önemli etkileri olacak olan bu iki filozoftan ilk söz eden kişi Ahmet Şuayip olmuştur. Taine'in öğrencisi olan August Comte'u da bir filozof olarak değerlendirir. Alfred Fouillée ve Schopenhauer'in adı da Türk edebiyatında ilk olarak onunla duyulmuştur.", "question": "Alfred Fouillée ve Schopenhauer'in adı Türkiye'de ilk olarak kim sayesinde duyulmuştur?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Ahmet Şuayip"}}, {"id": "4586", "context": "Sosyoloji alanında Taine'in aşılmış olduğunu söyler ve Émile Durkheim ile Gabriel Tarde adlı iki yeni filozofun adını verir. Daha sonraki yıllarda Türkiye'de önemli etkileri olacak olan bu iki filozoftan ilk söz eden kişi Ahmet Şuayip olmuştur. Taine'in öğrencisi olan August Comte'u da bir filozof olarak değerlendirir. Alfred Fouillée ve Schopenhauer'in adı da Türk edebiyatında ilk olarak onunla duyulmuştur.", "question": "Taine'in öğrencisi olan August Comte kim tarafından bir filozof olarak değerlendirilir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Ahmet Şuayip"}}, {"id": "4587", "context": "Sosyoloji alanında Taine'in aşılmış olduğunu söyler ve Émile Durkheim ile Gabriel Tarde adlı iki yeni filozofun adını verir. Daha sonraki yıllarda Türkiye'de önemli etkileri olacak olan bu iki filozoftan ilk söz eden kişi Ahmet Şuayip olmuştur. Taine'in öğrencisi olan August Comte'u da bir filozof olarak değerlendirir. Alfred Fouillée ve Schopenhauer'in adı da Türk edebiyatında ilk olarak onunla duyulmuştur.", "question": "Ahmet Şuayip'in söz ettiği ve Türkiyede'de önemli etkileri olan filozoflar kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Émile Durkheim ile Gabriel"}}, {"id": "4588", "context": "Meşrutiyetin ilanından sonra düşünce hayatına katılan çok sayıda dergiden biri de Şuayip'in felsefeci Rıza Tevfik ve iktisatçı Mehmet Cavid Bey ile birlikte çıkardıkları Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'dır. Derginin ilk sayısında Rıza Tevfik ve Mehmet Cavid ile birlikte yazdıkları 'Mukaddime ve Program\" makalesi grubun felsefi, politik, ekonomik görüşlerini özetlemektedir. Pozitivist ve liberal düşünceleri savunan dergi 1911'e kadar 27 sayı çıkmıştır. Derginin yazılarının büyük kısmı Ahmet Şuayıp'e aittir ve sosyoloji alanındaki düşüncelerini bu dergide yazmıştır.\r\n", "question": "Ahmet Şuayip dergide hangi alandaki düşüncelerini yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "sosyoloji"}}, {"id": "4589", "context": "Meşrutiyetin ilanından sonra düşünce hayatına katılan çok sayıda dergiden biri de Şuayip'in felsefeci Rıza Tevfik ve iktisatçı Mehmet Cavid Bey ile birlikte çıkardıkları Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'dır. Derginin ilk sayısında Rıza Tevfik ve Mehmet Cavid ile birlikte yazdıkları 'Mukaddime ve Program\" makalesi grubun felsefi, politik, ekonomik görüşlerini özetlemektedir. Pozitivist ve liberal düşünceleri savunan dergi 1911'e kadar 27 sayı çıkmıştır. Derginin yazılarının büyük kısmı Ahmet Şuayıp'e aittir ve sosyoloji alanındaki düşüncelerini bu dergide yazmıştır.\r\n", "question": "Şuayip,Rıza Tevfik ve Mehmet Cavid'ten oluşan grubun felsefi, politik, ekonomik görüşlerini özetleyen makalenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "Mukaddime ve Program"}}, {"id": "4590", "context": "Meşrutiyetin ilanından sonra düşünce hayatına katılan çok sayıda dergiden biri de Şuayip'in felsefeci Rıza Tevfik ve iktisatçı Mehmet Cavid Bey ile birlikte çıkardıkları Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'dır. Derginin ilk sayısında Rıza Tevfik ve Mehmet Cavid ile birlikte yazdıkları 'Mukaddime ve Program\" makalesi grubun felsefi, politik, ekonomik görüşlerini özetlemektedir. Pozitivist ve liberal düşünceleri savunan dergi 1911'e kadar 27 sayı çıkmıştır. Derginin yazılarının büyük kısmı Ahmet Şuayıp'e aittir ve sosyoloji alanındaki düşüncelerini bu dergide yazmıştır.\r\n", "question": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası dergisinin çıkartılmasında Şuayip'e kimler eşlik etmiştir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "felsefeci Rıza Tevfik ve iktisatçı Mehmet Cavid Bey"}}, {"id": "4591", "context": "Ahmet Şuayip (d. 1876 İstanbul, ö. 1910 İstanbul) pozitivizmin Türkiye'de tanınmasında rolü olmuş olan felsefeci, hukuk adamı ve düşünür. Servet-i Fünun dergisinde yazdığı incelemelerle, söyleşilerle, batı edebiyatını izleyen çalışmaları ile tanındı.", "question": " Ahmet Şuayip hangi akımın Türkiye'de tanınmasında rolü olmuştur?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "pozitivizmin"}}, {"id": "4592", "context": "Ahmet Şuayip (d. 1876 İstanbul, ö. 1910 İstanbul) pozitivizmin Türkiye'de tanınmasında rolü olmuş olan felsefeci, hukuk adamı ve düşünür. Servet-i Fünun dergisinde yazdığı incelemelerle, söyleşilerle, batı edebiyatını izleyen çalışmaları ile tanındı.", "question": "Servet-i Fünun dergisinde yazdığı incelemelerle tanınan felsefeci kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ahmet Şuayip"}}, {"id": "4593", "context": "1876'da İstanbul'da doğdu. Fatih Rüştiyesi, Vefa İdadisi, Hukuk Mektebi öğre­nimlerinden sonra, İdare Hukuku ve Devletler Hukuku öğretmenliği yaptı. İstanbul Maarif Müdürlüğü, Divan-ı Muhasebat Müdde-i Umumiliği görevlerinde bulundu. Birkaç aylıkken babası Salih Efendi'yi kaybetti, bu yüzden çocukluk ve gençlik dönemi zorlukla geçti. Çeşitli resmi makamlarda müdürlük ve idarecilik yaptı. Vefa İdadisi'nde arkadaş olduğu Hüseyin Cahit Yalçın'la dostluğu ömür boyu sür­dü. 1908 Meşrutiyetinden sonra politik hayata girmesi istenmesine karşın, yapılan davetleri geri çevirmiş Mekteb-i Hukuk'taki «Hukuk-i İdare» ile «Hu­kuk-ı Düvel» derslerine devam etmiştir.", "question": "Ne zaman politikaya atılması istenmiştir?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "1908 Meşrutiyetinden sonra"}}, {"id": "4594", "context": "1876'da İstanbul'da doğdu. Fatih Rüştiyesi, Vefa İdadisi, Hukuk Mektebi öğre­nimlerinden sonra, İdare Hukuku ve Devletler Hukuku öğretmenliği yaptı. İstanbul Maarif Müdürlüğü, Divan-ı Muhasebat Müdde-i Umumiliği görevlerinde bulundu. Birkaç aylıkken babası Salih Efendi'yi kaybetti, bu yüzden çocukluk ve gençlik dönemi zorlukla geçti. Çeşitli resmi makamlarda müdürlük ve idarecilik yaptı. Vefa İdadisi'nde arkadaş olduğu Hüseyin Cahit Yalçın'la dostluğu ömür boyu sür­dü. 1908 Meşrutiyetinden sonra politik hayata girmesi istenmesine karşın, yapılan davetleri geri çevirmiş Mekteb-i Hukuk'taki «Hukuk-i İdare» ile «Hu­kuk-ı Düvel» derslerine devam etmiştir.", "question": "Hüseyin Cahit Yalçın'la nerede arkadaş olmuştur?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Vefa İdadisi"}}, {"id": "4595", "context": "Servet-i Fünun dergisinde yazı dizisi olarak yayınlanan ve daha sonra kitaplastırılan \"Hayat ve Kitaplar\" baslıklı yazılarında pozitivist felsefenin yakın tarihi üzerinde durur. Bu dizinin ilk makalesinde amacını yeni düsünme ufukları açmak, okuyucularını batının eserlerinden haberdar etmek, faydalı bilgiler sunmak olarak açıklar. Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Gustave Flaubert, Carsten Niebuhr, Theodor Mommsen ve Hippolyte Taine'i okuyucularına açıklar. Basvurduğu kaynakları arasında Emile Hannequin'ın Çağdas Pozitivizmin İlkeleri göze çarpar. Ahmet Suayip, Taine'in felsefesini anlatırken pozitivizmin temel düsüncelerini irdeler, kendisinin hangi noktalarda ayrıldığını da gösterir. Taine, Servet-i Fünuncuları çok etkilemiş bir filozoftur. Diğer taraftan positivizme karşı olan Henri Bergson ve Emile Boutrox gibi felsefecileri de anlatır.", "question": "Ahmet Şuayip'in anlattığı felsefecilerden kimler positivizme karşı durmuştur?", "answers": {"answer_start": 787, "text": " Henri Bergson ve Emile Boutrox"}}, {"id": "4596", "context": "Servet-i Fünun dergisinde yazı dizisi olarak yayınlanan ve daha sonra kitaplastırılan \"Hayat ve Kitaplar\" baslıklı yazılarında pozitivist felsefenin yakın tarihi üzerinde durur. Bu dizinin ilk makalesinde amacını yeni düsünme ufukları açmak, okuyucularını batının eserlerinden haberdar etmek, faydalı bilgiler sunmak olarak açıklar. Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Gustave Flaubert, Carsten Niebuhr, Theodor Mommsen ve Hippolyte Taine'i okuyucularına açıklar. Basvurduğu kaynakları arasında Emile Hannequin'ın Çağdas Pozitivizmin İlkeleri göze çarpar. Ahmet Suayip, Taine'in felsefesini anlatırken pozitivizmin temel düsüncelerini irdeler, kendisinin hangi noktalarda ayrıldığını da gösterir. Taine, Servet-i Fünuncuları çok etkilemiş bir filozoftur. Diğer taraftan positivizme karşı olan Henri Bergson ve Emile Boutrox gibi felsefecileri de anlatır.", "question": "Servet-i Fünuncuların çok etkisi altında kaldıkları filozof kimdir?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "Taine"}}, {"id": "4597", "context": "Servet-i Fünun dergisinde yazı dizisi olarak yayınlanan ve daha sonra kitaplastırılan \"Hayat ve Kitaplar\" baslıklı yazılarında pozitivist felsefenin yakın tarihi üzerinde durur. Bu dizinin ilk makalesinde amacını yeni düsünme ufukları açmak, okuyucularını batının eserlerinden haberdar etmek, faydalı bilgiler sunmak olarak açıklar. Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Gustave Flaubert, Carsten Niebuhr, Theodor Mommsen ve Hippolyte Taine'i okuyucularına açıklar. Basvurduğu kaynakları arasında Emile Hannequin'ın Çağdas Pozitivizmin İlkeleri göze çarpar. Ahmet Suayip, Taine'in felsefesini anlatırken pozitivizmin temel düsüncelerini irdeler, kendisinin hangi noktalarda ayrıldığını da gösterir. Taine, Servet-i Fünuncuları çok etkilemiş bir filozoftur. Diğer taraftan positivizme karşı olan Henri Bergson ve Emile Boutrox gibi felsefecileri de anlatır.", "question": "Çağdas Pozitivizmin İlkeleri kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 490, "text": "Emile Hannequin"}}, {"id": "4598", "context": "Servet-i Fünun dergisinde yazı dizisi olarak yayınlanan ve daha sonra kitaplastırılan \"Hayat ve Kitaplar\" baslıklı yazılarında pozitivist felsefenin yakın tarihi üzerinde durur. Bu dizinin ilk makalesinde amacını yeni düsünme ufukları açmak, okuyucularını batının eserlerinden haberdar etmek, faydalı bilgiler sunmak olarak açıklar. Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Gustave Flaubert, Carsten Niebuhr, Theodor Mommsen ve Hippolyte Taine'i okuyucularına açıklar. Basvurduğu kaynakları arasında Emile Hannequin'ın Çağdas Pozitivizmin İlkeleri göze çarpar. Ahmet Suayip, Taine'in felsefesini anlatırken pozitivizmin temel düsüncelerini irdeler, kendisinin hangi noktalarda ayrıldığını da gösterir. Taine, Servet-i Fünuncuları çok etkilemiş bir filozoftur. Diğer taraftan positivizme karşı olan Henri Bergson ve Emile Boutrox gibi felsefecileri de anlatır.", "question": "\"Hayat ve Kitaplar\" baslıklı yazılarda hangi konu üzerinde duruluyor?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "pozitivist felsefenin yakın tarihi "}}, {"id": "4599", "context": "Şuaip'e göre felsefe düşünme ve tertip etmektir. Düşünme ise iki şekilde olabilir. \r\nNazari-spekülatif\r\nMaddi ve müspet - pozitif\r\nBirinci düşünme şekli, düşünmeye ve hayal etmeye önem verir, tecrübe önem taşımaz. İkinci düşünme şekli ise tecrübeye önem verilir. Bir düşüncenin doğruluğu onu olaylara uyguladıktan sonra ortaya çıkar. Pozitivist yaklaşımıyla ikinci düşünce şeklini seçen Şuayip felsefenin rehberinin müspet ilimler olması gerektiğini ileri sürer ve dini tamamen düşünce alanının dışında tutar. Felsefenin görevi evrenin kanunları \r\nile insanın tabi olduğu kanunların ilişkisini tespit etmektir.", "question": "Dini tamamen düşünce alanının dışında gören kimdir?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "Şuayip"}}, {"id": "4600", "context": "Şuaip'e göre felsefe düşünme ve tertip etmektir. Düşünme ise iki şekilde olabilir. \r\nNazari-spekülatif\r\nMaddi ve müspet - pozitif\r\nBirinci düşünme şekli, düşünmeye ve hayal etmeye önem verir, tecrübe önem taşımaz. İkinci düşünme şekli ise tecrübeye önem verilir. Bir düşüncenin doğruluğu onu olaylara uyguladıktan sonra ortaya çıkar. Pozitivist yaklaşımıyla ikinci düşünce şeklini seçen Şuayip felsefenin rehberinin müspet ilimler olması gerektiğini ileri sürer ve dini tamamen düşünce alanının dışında tutar. Felsefenin görevi evrenin kanunları \r\nile insanın tabi olduğu kanunların ilişkisini tespit etmektir.", "question": "İkinci düşünce şeklini seçen Şuayip, dini tamamen düşünce alanının dışında tutmakla felsefenin rehberini ne olarak değerlendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 415, "text": " müspet ilimler"}}, {"id": "4601", "context": "Şuaip'e göre felsefe düşünme ve tertip etmektir. Düşünme ise iki şekilde olabilir. \r\nNazari-spekülatif\r\nMaddi ve müspet - pozitif\r\nBirinci düşünme şekli, düşünmeye ve hayal etmeye önem verir, tecrübe önem taşımaz. İkinci düşünme şekli ise tecrübeye önem verilir. Bir düşüncenin doğruluğu onu olaylara uyguladıktan sonra ortaya çıkar. Pozitivist yaklaşımıyla ikinci düşünce şeklini seçen Şuayip felsefenin rehberinin müspet ilimler olması gerektiğini ileri sürer ve dini tamamen düşünce alanının dışında tutar. Felsefenin görevi evrenin kanunları \r\nile insanın tabi olduğu kanunların ilişkisini tespit etmektir.", "question": "Ahmet Şuayip birinci ve ikinci düşünme şekillerinden hangisini seçmiştir?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "ikinci"}}, {"id": "4602", "context": "Şuaip'e göre felsefe düşünme ve tertip etmektir. Düşünme ise iki şekilde olabilir. \r\nNazari-spekülatif\r\nMaddi ve müspet - pozitif\r\nBirinci düşünme şekli, düşünmeye ve hayal etmeye önem verir, tecrübe önem taşımaz. İkinci düşünme şekli ise tecrübeye önem verilir. Bir düşüncenin doğruluğu onu olaylara uyguladıktan sonra ortaya çıkar. Pozitivist yaklaşımıyla ikinci düşünce şeklini seçen Şuayip felsefenin rehberinin müspet ilimler olması gerektiğini ileri sürer ve dini tamamen düşünce alanının dışında tutar. Felsefenin görevi evrenin kanunları \r\nile insanın tabi olduğu kanunların ilişkisini tespit etmektir.", "question": "İkinci düşünme şekline göre bir düşüncenin doğruluğu ne zaman ortaya çıkar?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "onu olaylara uyguladıktan sonra"}}, {"id": "4603", "context": "Ahlak konusunda metafiziğe yer vermez. Temel ahlak ilkesinin \"kendini sevmek, kendi üstüne düşünmek\" yani olduğunu açıklar. Merhamet, aile duygusu, şefkat gibi duygular ise gerçekte başkaları ile ilgili bir görev olduğu zaman ortaya çıkar, yani \"merhamet, insanın nefsi hakkındaki tefekkürünün kendine benzer bir mevcut üzerinde iadesinden baska bir sey değildir\" ve dolayısıyla yine bir tür bencilliktir.", "question": "Bir tür bencillik olarak ifade edilen nedir?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "merhamet"}}, {"id": "4604", "context": "İnsanların birbirlerine karşı düşmanlıklarının nedeni şeyleri farklı şekillerde anlamalarından kaynaklanmaktadır. İnsanları bundan kurtaracak olan ve gerçekleri gösterecek olan ilimdir.", "question": "İnsanların şeyleri farklı şekillerde anlamalarından dolayısıyla birbirlerine düşmanlık duymalarından ne sayesinde kurtulabiliriz?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "ilim"}}, {"id": "4605", "context": "Şuayip İstanbul Üniversitesinde Ziya Gökalp'ten önce sosyoloji dersleri verir. Şuayip'e göre sosyoloji en önemli bilimdir. Ona göre: \"Bütün felsefi sorunlar, sosyal sorunlardan sayılır. İnsanların yetileri her şeyden önce kendi cinsinin mirasıdır ki, bu da toplumdan başka bir şey değildir. Toplumun koşulları hayatın yasalarına bağlıdır. Bu bakımdan hayat bilimi ile sosyoloji arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Hatta bütün evren kuruluş halinde bir toplumdur. O halde sosyoloji bilimi bütün bilimlerin başı ve hepsinin özetidir.\"", "question": "bütün bilimlerin başı ve hepsinin özeti mahiyetinde olan bilim dalı nedir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "sosyoloji"}}, {"id": "4606", "context": "Şuayip İstanbul Üniversitesinde Ziya Gökalp'ten önce sosyoloji dersleri verir. Şuayip'e göre sosyoloji en önemli bilimdir. Ona göre: \"Bütün felsefi sorunlar, sosyal sorunlardan sayılır. İnsanların yetileri her şeyden önce kendi cinsinin mirasıdır ki, bu da toplumdan başka bir şey değildir. Toplumun koşulları hayatın yasalarına bağlıdır. Bu bakımdan hayat bilimi ile sosyoloji arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Hatta bütün evren kuruluş halinde bir toplumdur. O halde sosyoloji bilimi bütün bilimlerin başı ve hepsinin özetidir.\"", "question": "Hayat bilimi ile sosyoloji arasında çok büyük bir yakınlık olduğunu kim düşünür?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Şuayip"}}, {"id": "4607", "context": "Şuayip İstanbul Üniversitesinde Ziya Gökalp'ten önce sosyoloji dersleri verir. Şuayip'e göre sosyoloji en önemli bilimdir. Ona göre: \"Bütün felsefi sorunlar, sosyal sorunlardan sayılır. İnsanların yetileri her şeyden önce kendi cinsinin mirasıdır ki, bu da toplumdan başka bir şey değildir. Toplumun koşulları hayatın yasalarına bağlıdır. Bu bakımdan hayat bilimi ile sosyoloji arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Hatta bütün evren kuruluş halinde bir toplumdur. O halde sosyoloji bilimi bütün bilimlerin başı ve hepsinin özetidir.\"", "question": "Şuayip'e göre toplumun içinde bulunduğu koşullar neye bağlıdır?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "hayatın yasalarına"}}, {"id": "4608", "context": "Şuayip İstanbul Üniversitesinde Ziya Gökalp'ten önce sosyoloji dersleri verir. Şuayip'e göre sosyoloji en önemli bilimdir. Ona göre: \"Bütün felsefi sorunlar, sosyal sorunlardan sayılır. İnsanların yetileri her şeyden önce kendi cinsinin mirasıdır ki, bu da toplumdan başka bir şey değildir. Toplumun koşulları hayatın yasalarına bağlıdır. Bu bakımdan hayat bilimi ile sosyoloji arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Hatta bütün evren kuruluş halinde bir toplumdur. O halde sosyoloji bilimi bütün bilimlerin başı ve hepsinin özetidir.\"", "question": "Sosyolojinin en önemli bilim olduğunu kim düşünüyor?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Şuayip"}}, {"id": "4609", "context": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nda çıkan yazılarında devlet, ırk ve ekonomi konularında yazılar yazar. Ona göre devletlerin yapılarını belirleyen şey coğrafya ve iklimdir. Meralarda yaşayan halklar bedevi yaşam sürerler ve kalplerinde dünyayı fethetmek arzusu vardır ama merkezi devlet kurmazlar. Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar ise merkezi devletler kurmaya eğilimlidirler ancak dünyayı fethetmeyi düşünmezler. İlk devletler insanların savunma ihtiyacını karşılamak için oluşmuştur. Toplumsal gelişmenin sonucunda bir siyasi kuvvet oluşur. Bu kuvvet değişik biçimlerde yani dini, ahlaki, fikri ya da iktisadi biçimlerde oluşabilir. Şuayip Marx'ı da iktisadi gücü tek siyasi güç olarak gördüğü için doğru bulmaz.", "question": "Ekonomik gücü tek siyasi güç olarak gören ve bu nedenle Şuayip'in doğru bulmadığı kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 662, "text": "Marx"}}, {"id": "4610", "context": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nda çıkan yazılarında devlet, ırk ve ekonomi konularında yazılar yazar. Ona göre devletlerin yapılarını belirleyen şey coğrafya ve iklimdir. Meralarda yaşayan halklar bedevi yaşam sürerler ve kalplerinde dünyayı fethetmek arzusu vardır ama merkezi devlet kurmazlar. Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar ise merkezi devletler kurmaya eğilimlidirler ancak dünyayı fethetmeyi düşünmezler. İlk devletler insanların savunma ihtiyacını karşılamak için oluşmuştur. Toplumsal gelişmenin sonucunda bir siyasi kuvvet oluşur. Bu kuvvet değişik biçimlerde yani dini, ahlaki, fikri ya da iktisadi biçimlerde oluşabilir. Şuayip Marx'ı da iktisadi gücü tek siyasi güç olarak gördüğü için doğru bulmaz.", "question": "İlk devletlerin oluşma amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 447, "text": " insanların savunma ihtiyacını karşılamak"}}, {"id": "4611", "context": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nda çıkan yazılarında devlet, ırk ve ekonomi konularında yazılar yazar. Ona göre devletlerin yapılarını belirleyen şey coğrafya ve iklimdir. Meralarda yaşayan halklar bedevi yaşam sürerler ve kalplerinde dünyayı fethetmek arzusu vardır ama merkezi devlet kurmazlar. Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar ise merkezi devletler kurmaya eğilimlidirler ancak dünyayı fethetmeyi düşünmezler. İlk devletler insanların savunma ihtiyacını karşılamak için oluşmuştur. Toplumsal gelişmenin sonucunda bir siyasi kuvvet oluşur. Bu kuvvet değişik biçimlerde yani dini, ahlaki, fikri ya da iktisadi biçimlerde oluşabilir. Şuayip Marx'ı da iktisadi gücü tek siyasi güç olarak gördüğü için doğru bulmaz.", "question": "Meralarda yaşayan halkların tam tersi özelliğe sahip olanlar kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar"}}, {"id": "4612", "context": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nda çıkan yazılarında devlet, ırk ve ekonomi konularında yazılar yazar. Ona göre devletlerin yapılarını belirleyen şey coğrafya ve iklimdir. Meralarda yaşayan halklar bedevi yaşam sürerler ve kalplerinde dünyayı fethetmek arzusu vardır ama merkezi devlet kurmazlar. Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar ise merkezi devletler kurmaya eğilimlidirler ancak dünyayı fethetmeyi düşünmezler. İlk devletler insanların savunma ihtiyacını karşılamak için oluşmuştur. Toplumsal gelişmenin sonucunda bir siyasi kuvvet oluşur. Bu kuvvet değişik biçimlerde yani dini, ahlaki, fikri ya da iktisadi biçimlerde oluşabilir. Şuayip Marx'ı da iktisadi gücü tek siyasi güç olarak gördüğü için doğru bulmaz.", "question": "İçlerinde dünyayı fethetme isteği olup merkezi devlet kurma eğilimde olmayanlar kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Meralarda yaşayan halklar"}}, {"id": "4613", "context": "Ulum-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nda çıkan yazılarında devlet, ırk ve ekonomi konularında yazılar yazar. Ona göre devletlerin yapılarını belirleyen şey coğrafya ve iklimdir. Meralarda yaşayan halklar bedevi yaşam sürerler ve kalplerinde dünyayı fethetmek arzusu vardır ama merkezi devlet kurmazlar. Ormanlık arazide avcılıkla geçinen toplumlar ise merkezi devletler kurmaya eğilimlidirler ancak dünyayı fethetmeyi düşünmezler. İlk devletler insanların savunma ihtiyacını karşılamak için oluşmuştur. Toplumsal gelişmenin sonucunda bir siyasi kuvvet oluşur. Bu kuvvet değişik biçimlerde yani dini, ahlaki, fikri ya da iktisadi biçimlerde oluşabilir. Şuayip Marx'ı da iktisadi gücü tek siyasi güç olarak gördüğü için doğru bulmaz.", "question": "Coğrafya ve iklim neyi belirler?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "devletlerin yapılarını"}}, {"id": "4614", "context": "İşbölümü de Şuayip için önemlidir. İnsanlar ancak aralarında \"vazife taksimi\" yaptıkları zaman bir cemiyet oluştururlar. Her meslek sahibi birbirine hizmet eder. Hakim çiftçiye, çiftçi de hakime hizmet eder.", "question": "Şuayip'e göre cemiyet oluşturmanın olmazsa olmazı nedir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "vazife taksimi"}}, {"id": "4615", "context": "\r\nDevletin kanun yapıcıları son derece dikkatli olmalıdır. Cemiyetin bir yanı muhafazakar iken diğer yanı ilerici olup, islahat yapmak ister. Ancak bu islakatları yaparken gelenekleri gözönünde almak gerekir, değişiklikleri peyderpey yapmak gerekir. Tersine değişiklikleri yapmakta geç kalınırsa başka sorunlar yaşanır ve ihtilal vuku bulabilir. Eğer devletin idare şekli milletçe zıt ve muhalif ise ızdıraptan kurtulmak için ihtilal zaruridir.", "question": "İhtilal yapmak hangi şartta kaçınılmaz olur?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Eğer devletin idare şekli milletçe zıt ve muhalif ise"}}, {"id": "4616", "context": "\r\nDevletin kanun yapıcıları son derece dikkatli olmalıdır. Cemiyetin bir yanı muhafazakar iken diğer yanı ilerici olup, islahat yapmak ister. Ancak bu islakatları yaparken gelenekleri gözönünde almak gerekir, değişiklikleri peyderpey yapmak gerekir. Tersine değişiklikleri yapmakta geç kalınırsa başka sorunlar yaşanır ve ihtilal vuku bulabilir. Eğer devletin idare şekli milletçe zıt ve muhalif ise ızdıraptan kurtulmak için ihtilal zaruridir.", "question": "Devletin ıslahat yaparken göz önünde bulundurması gereken şey nedir? ", "answers": {"answer_start": 172, "text": "gelenekler"}}, {"id": "4617", "context": "1970 yılında Ankara Fen Lisesi'ni birincilikle bitiren Atalar, aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı'nda da beşinci olmuştur. \r\nAbdullah Atalar, B.Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden almıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde de bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M.Sc ve Ph.D derecelerini sırasıyla 1976 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde elde etmiştir. Atalar'ın doktora tezi akustik mikroskobi hakkındadır.", "question": "Abdullah Atalar Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin hangi bölümden B. Sc derecesi almıştır ?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü"}}, {"id": "4618", "context": "1970 yılında Ankara Fen Lisesi'ni birincilikle bitiren Atalar, aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı'nda da beşinci olmuştur. \r\nAbdullah Atalar, B.Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden almıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde de bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M.Sc ve Ph.D derecelerini sırasıyla 1976 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde elde etmiştir. Atalar'ın doktora tezi akustik mikroskobi hakkındadır.", "question": "Abdullah Atalar hangi sınavda beşinci olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Üniversitelere Giriş Sınavı"}}, {"id": "4619", "context": "1970 yılında Ankara Fen Lisesi'ni birincilikle bitiren Atalar, aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı'nda da beşinci olmuştur. \r\nAbdullah Atalar, B.Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden almıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde de bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M.Sc ve Ph.D derecelerini sırasıyla 1976 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde elde etmiştir. Atalar'ın doktora tezi akustik mikroskobi hakkındadır.", "question": "Abdullah Atalar M.Sc ve Ph.D derecelerini hangi üniversitede almıştır ?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "Stanford Üniversitesi"}}, {"id": "4620", "context": "1970 yılında Ankara Fen Lisesi'ni birincilikle bitiren Atalar, aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı'nda da beşinci olmuştur. \r\nAbdullah Atalar, B.Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden almıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde de bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M.Sc ve Ph.D derecelerini sırasıyla 1976 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde elde etmiştir. Atalar'ın doktora tezi akustik mikroskobi hakkındadır.", "question": "Abdullah Atalar M.Sc ve Ph.D derecelerini hangi yıllarda almıştır ?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "1976 ve 1978 yıllarında"}}, {"id": "4621", "context": "1970 yılında Ankara Fen Lisesi'ni birincilikle bitiren Atalar, aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı'nda da beşinci olmuştur. \r\nAbdullah Atalar, B.Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden almıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde de bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M.Sc ve Ph.D derecelerini sırasıyla 1976 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde elde etmiştir. Atalar'ın doktora tezi akustik mikroskobi hakkındadır.", "question": "Abdullah Atalar hangi liseyi birincilik ile bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Ankara Fen Lisesi"}}, {"id": "4622", "context": "Abdullah Atalar (d. 11 Nisan 1954, Gaziantep, Türkiye), Bilkent Üniversitesi rektörü olan Türk bilim insanıdır.", "question": "Türk bilim insanı olan Abdullah Atalar hangi üniversitede rektördür ?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Bilkent Üniversitesi"}}, {"id": "4623", "context": "Abdullah Atalar (d. 11 Nisan 1954, Gaziantep, Türkiye), Bilkent Üniversitesi rektörü olan Türk bilim insanıdır.", "question": "Abdullah Atalar nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Gaziantep, Türkiye"}}, {"id": "4624", "context": "Abdullah Atalar (d. 11 Nisan 1954, Gaziantep, Türkiye), Bilkent Üniversitesi rektörü olan Türk bilim insanıdır.", "question": "Abdullah Atalar'ın doğum yılı nedir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "11 Nisan 1954"}}, {"id": "4625", "context": "1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi'nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, 1979-1980 yılları arasında 8 aylık bir süreçte HP şirketinde de çalışmıştır. Daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak katılmıştır. 1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar, 1982-1983 yılları arasında üniversitedeki görevine ara vererek kısa bir süreliğine Batı Almanya'daki Leica şirketinde çalışmalarda bulunmuştur. 1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne dönen Atalar yardımcı doçentliğe terfi etmiş ve 1986 yılına kadar bu üniversitedeki görevini sürdürmüştür. Atalar ayrıca 1980-1987 yılları arasında Aselsan firmasına da danışmanlık yapmıştır.\r\n", "question": "Abdullah Atalar 1981 yılında hangi ünvanı elde etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar"}}, {"id": "4626", "context": "1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi'nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, 1979-1980 yılları arasında 8 aylık bir süreçte HP şirketinde de çalışmıştır. Daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak katılmıştır. 1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar, 1982-1983 yılları arasında üniversitedeki görevine ara vererek kısa bir süreliğine Batı Almanya'daki Leica şirketinde çalışmalarda bulunmuştur. 1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne dönen Atalar yardımcı doçentliğe terfi etmiş ve 1986 yılına kadar bu üniversitedeki görevini sürdürmüştür. Atalar ayrıca 1980-1987 yılları arasında Aselsan firmasına da danışmanlık yapmıştır.\r\n", "question": "Abdullah Atalar Aselsan'da hangi yıllarda çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "1980-1987 yılları"}}, {"id": "4627", "context": "1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi'nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, 1979-1980 yılları arasında 8 aylık bir süreçte HP şirketinde de çalışmıştır. Daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak katılmıştır. 1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar, 1982-1983 yılları arasında üniversitedeki görevine ara vererek kısa bir süreliğine Batı Almanya'daki Leica şirketinde çalışmalarda bulunmuştur. 1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne dönen Atalar yardımcı doçentliğe terfi etmiş ve 1986 yılına kadar bu üniversitedeki görevini sürdürmüştür. Atalar ayrıca 1980-1987 yılları arasında Aselsan firmasına da danışmanlık yapmıştır.\r\n", "question": "Abdullah Atalar 1982-1983 yıllarında nerede çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "Batı Almanya'daki Leica şirketi"}}, {"id": "4628", "context": "1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi'nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, 1979-1980 yılları arasında 8 aylık bir süreçte HP şirketinde de çalışmıştır. Daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak katılmıştır. 1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar, 1982-1983 yılları arasında üniversitedeki görevine ara vererek kısa bir süreliğine Batı Almanya'daki Leica şirketinde çalışmalarda bulunmuştur. 1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne dönen Atalar yardımcı doçentliğe terfi etmiş ve 1986 yılına kadar bu üniversitedeki görevini sürdürmüştür. Atalar ayrıca 1980-1987 yılları arasında Aselsan firmasına da danışmanlık yapmıştır.\r\n", "question": "Abdullah Atalar hangi yılda Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1980"}}, {"id": "4629", "context": "1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi'nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, 1979-1980 yılları arasında 8 aylık bir süreçte HP şirketinde de çalışmıştır. Daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak katılmıştır. 1981 yılında asistan profesörlüğe terfi eden Atalar, 1982-1983 yılları arasında üniversitedeki görevine ara vererek kısa bir süreliğine Batı Almanya'daki Leica şirketinde çalışmalarda bulunmuştur. 1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne dönen Atalar yardımcı doçentliğe terfi etmiş ve 1986 yılına kadar bu üniversitedeki görevini sürdürmüştür. Atalar ayrıca 1980-1987 yılları arasında Aselsan firmasına da danışmanlık yapmıştır.\r\n", "question": "Abdullah Atalar hangi yıllarda HP şirketide çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "1979-1980 yılları arasında"}}, {"id": "4630", "context": "1986 yılında Bilkent Üniversitesi'nin kurulması ile bu üniversiteye transfer olan Atalar, doçent sıfatıyla Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü kurmuş ve bu bölümün başkanlığına geçmiştir. 1990 yılında profesörlük unvanını alan Atalar, 1995 yılına kadar bölüm başkanlığı görevine devam etmiştir. 1995-1996 yılları arasında Stanford Üniversitesi'ne misafir profesör unvanıyla geçici olarak katılan Atalar, burada Ginzton Laboratuvarları'nda çalışmalarda bulunmuştur.", "question": "Abdullah Atalar Stanford Üniversitesi'nde hangi laboratuvarda çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 441, "text": " Ginzton Laboratuvarları"}}, {"id": "4631", "context": "1986 yılında Bilkent Üniversitesi'nin kurulması ile bu üniversiteye transfer olan Atalar, doçent sıfatıyla Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü kurmuş ve bu bölümün başkanlığına geçmiştir. 1990 yılında profesörlük unvanını alan Atalar, 1995 yılına kadar bölüm başkanlığı görevine devam etmiştir. 1995-1996 yılları arasında Stanford Üniversitesi'ne misafir profesör unvanıyla geçici olarak katılan Atalar, burada Ginzton Laboratuvarları'nda çalışmalarda bulunmuştur.", "question": "Abdullah Atalar Bilkent Üniversitesi'nde hangi yıla kadar bölüm başkanlığa devam etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 265, "text": " 1995 yılına kadar bölüm başkanlığı görevine devam etmiştir"}}, {"id": "4632", "context": "1986 yılında Bilkent Üniversitesi'nin kurulması ile bu üniversiteye transfer olan Atalar, doçent sıfatıyla Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü kurmuş ve bu bölümün başkanlığına geçmiştir. 1990 yılında profesörlük unvanını alan Atalar, 1995 yılına kadar bölüm başkanlığı görevine devam etmiştir. 1995-1996 yılları arasında Stanford Üniversitesi'ne misafir profesör unvanıyla geçici olarak katılan Atalar, burada Ginzton Laboratuvarları'nda çalışmalarda bulunmuştur.", "question": "Abdullah Atalar Bilkent'de hangi bölümü kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü"}}, {"id": "4633", "context": "1996 yılında Bilkent Üniversitesi'ne geri dönen Atalar, Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı'na getirilmiştir.", "question": "Bilken Üniversitesi'ne 1996 yılında geri dönüş yapan Abdullah Atalar ne ile görevlendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı"}}, {"id": "4634", "context": "2001 yılında Bilkent Holding yönetim kurulu üyesi olan Atalar, 2004 yılında ise bu şirkette yönetim kurulu başkan yardımcılığı ve muharras azalığa yükseltilmiştir. \r\nAtalar 2004 ile 2011 arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır. Atalar ayrıca TÜBİTAK Uzay (2004-2007) ve TÜBİTAK Ulakbim'in (2004-2012) yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. 2007 yılında IEEE tarafından Atalar'a fellowluk verilmiştir. 1 Mart 2010 tarihinde Ali Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ndeki görevini bırakması ile Üniversite tarafından Yüksek Öğretim Kurulu'na yeni rektör adayı olarak gösterilmiş ve YÖK tarafından bu teklif 4 Mart 2010'da kabul edilmiştir.", "question": "Bilkent Üniversitesi'ne rektör adayı gösterilen Abdullah Atalar'ı YÖK ne zaman kabul etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 611, "text": "4 Mart 2010"}}, {"id": "4635", "context": "2001 yılında Bilkent Holding yönetim kurulu üyesi olan Atalar, 2004 yılında ise bu şirkette yönetim kurulu başkan yardımcılığı ve muharras azalığa yükseltilmiştir. \r\nAtalar 2004 ile 2011 arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır. Atalar ayrıca TÜBİTAK Uzay (2004-2007) ve TÜBİTAK Ulakbim'in (2004-2012) yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. 2007 yılında IEEE tarafından Atalar'a fellowluk verilmiştir. 1 Mart 2010 tarihinde Ali Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ndeki görevini bırakması ile Üniversite tarafından Yüksek Öğretim Kurulu'na yeni rektör adayı olarak gösterilmiş ve YÖK tarafından bu teklif 4 Mart 2010'da kabul edilmiştir.", "question": "Abdullah Atalar TÜBİTAK'da hangi bölümlerde kurul başkanı olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "Uzay (2004-2007) ve TÜBİTAK Ulakbim'in (2004-2012)"}}, {"id": "4636", "context": "2001 yılında Bilkent Holding yönetim kurulu üyesi olan Atalar, 2004 yılında ise bu şirkette yönetim kurulu başkan yardımcılığı ve muharras azalığa yükseltilmiştir. \r\nAtalar 2004 ile 2011 arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır. Atalar ayrıca TÜBİTAK Uzay (2004-2007) ve TÜBİTAK Ulakbim'in (2004-2012) yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. 2007 yılında IEEE tarafından Atalar'a fellowluk verilmiştir. 1 Mart 2010 tarihinde Ali Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ndeki görevini bırakması ile Üniversite tarafından Yüksek Öğretim Kurulu'na yeni rektör adayı olarak gösterilmiş ve YÖK tarafından bu teklif 4 Mart 2010'da kabul edilmiştir.", "question": "Abdullah Atalar hangi yıllarda TÜBİTAK'da Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "2004 ile 2011"}}, {"id": "4637", "context": "2001 yılında Bilkent Holding yönetim kurulu üyesi olan Atalar, 2004 yılında ise bu şirkette yönetim kurulu başkan yardımcılığı ve muharras azalığa yükseltilmiştir. \r\nAtalar 2004 ile 2011 arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır. Atalar ayrıca TÜBİTAK Uzay (2004-2007) ve TÜBİTAK Ulakbim'in (2004-2012) yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. 2007 yılında IEEE tarafından Atalar'a fellowluk verilmiştir. 1 Mart 2010 tarihinde Ali Doğramacı'nın Bilkent Üniversitesi'ndeki görevini bırakması ile Üniversite tarafından Yüksek Öğretim Kurulu'na yeni rektör adayı olarak gösterilmiş ve YÖK tarafından bu teklif 4 Mart 2010'da kabul edilmiştir.", "question": "Abdullah Atalar 2004 yılında Bilkent Holding'de hangi göreve yükselmiştir ?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "yönetim kurulu başkan yardımcılığı ve muharras azalığa "}}, {"id": "4638", "context": "Evli ve üç çocuk babası olan Abdullah Atalar, İngilizce ve Almanca bilmektedir.", "question": "Abdullah Atalar hangi dilleri bilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İngilizce ve Almanca"}}, {"id": "4639", "context": "Evli ve üç çocuk babası olan Abdullah Atalar, İngilizce ve Almanca bilmektedir.", "question": "Abdullah Atalar'ın kaç tane çocuğu vardır ?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "üç "}}, {"id": "4640", "context": "==== YALI (Bir Linux Kurucusu) ====\r\nYALI(Açılımı: Yet Another Linux Installer), Pisi Linux’un kullandığı kurulum yazılımıdır. Kullanıcıların işletim dizgelerini hızlı ve sorunsuz olarak kurulum ortamından hedefe yerleştirir.", "question": "Pisi Linuxta dahili olarak gelen kurulum yazılımının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "YALI(Açılımı: Yet Another Linux Installer),"}}, {"id": "4641", "context": "==== YALI (Bir Linux Kurucusu) ====\r\nYALI(Açılımı: Yet Another Linux Installer), Pisi Linux’un kullandığı kurulum yazılımıdır. Kullanıcıların işletim dizgelerini hızlı ve sorunsuz olarak kurulum ortamından hedefe yerleştirir.", "question": "Bir Linux Kurucusu olan YALI'nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Yet Another Linux Installer"}}, {"id": "4642", "context": "==== Kaptan ====\r\nKaptan, Pisi Linux kurulumu sonrasında ilk açılışta kullanıcıyı masaüstünde karşılayan ve daha sonra masaüstünü kişiselleştirmek için kullanabilen bir ayar sihirbazıdır. Kaptan, Pisi Linux hakkında genel bilgiler verirken kullanıcının masaüstünü daha rahat kullanabilmesi için ağ bağlantıları gibi belli başlı yapılandırma seçeneklerini sunar ve aynı zamanda kullanıcının masaüstünü şahsîleştirmesine de yardımcı olur.", "question": "Pisi Linux ta bulunan Kaptan uygulaması nasıl bir yazılımdır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Pisi Linux kurulumu sonrasında ilk açılışta kullanıcıyı masaüstünde karşılayan ve daha sonra masaüstünü kişiselleştirmek için kullanabilen bir ayar sihirbazıdır."}}, {"id": "4643", "context": "==== Müdür ====\r\nPisi Linux’un açılış süreci dizgesidir. Dizgenin daha hızlı olarak açılmasını, daha esnek ve bakımı kolay bir dağıtım durumuna gelmesini amaçlar. Müdür,İşletim sistemi çekirdeği çalışmaya başladığı andan kullanıcının karşısına giriş ekranı çıkana kadar yapılan, kütük dizgelerini bağlamak, donanımları tanıyıp sürücüleri yüklemek, belli başlı ağ ayarlarını yapmak, dizge hizmetlerini başlatmak gibi işlerle bilgisayar kapatılırken hizmetlerin durdurulması, kütük dizgelerinin güvenlice kapatılması gibi işleri yapmaktadır.", "question": " Pisi Linux'da işletim sistemi çekirdeği çalışmaya başladığı andan itibaren kullanıcının karşısına giriş ekranı çıkana kadar yapılan görevleri yürüten yazılım nedir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "Müdür"}}, {"id": "4644", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux'un 1.2 sürümünden sonra yayımlanacak olan sürüm nedir?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "2.0 sürümü"}}, {"id": "4645", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux'un 1.2 sürümü hangi tarihte yayımlandı?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "10 temmuz 2015"}}, {"id": "4646", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Anka takımı tarafından geliştirilmesi sürdürülen linux dağıtımının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Pisi Linux"}}, {"id": "4647", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux' un yapısında bulunan paket yönetim sisteminin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "PiSi paket yönetim sistemi"}}, {"id": "4648", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux hangi dağıtıma mensuptur?", "answers": {"answer_start": 336, "text": "GNU/Linux"}}, {"id": "4649", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux, hangi topluluk tarafından geliştirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "özgür yazılım topluluğu"}}, {"id": "4650", "context": "= Pisi Linux =\r\n\r\nPisi Linux; PiSi paket yönetim sistemini içeren Pardus 2011 sürümünü taban alan, özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, bilgisayar kullanıcılarına kurulum, yapılandırma ve kullanım konusunda büyük kolaylık sağlayan ve onların başlıca masaüstü gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan, son kullanıcı odaklı bir GNU/Linux dağıtımıdır. Anka takımı tarafından geliştirilme süreci devam eden Pisi Linux, 10 temmuz 2015'te 1.2 sürümü yayımlandı. İçerisinde 6000'den fazla güncellenmiş paketi bulunan 1.2 sürümü sonrası ise büyük değişimler getirecek olan 2.0 sürümünün yayımlanması bekleniyor.", "question": "Pisi Linux, Pardus' un hangi sürümünü taban almaktadır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "2011 sürümü"}}, {"id": "4651", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux, Mac ve Windows sürümlerinin hangi kısımlarından esinlenerek hazırlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 756, "text": "başlat çubuğu ve masaüstü düzeni"}}, {"id": "4652", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linuxun sahip olduğu yazılım araçlarının isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 612, "text": "Yalı, Kaptan, Mudur"}}, {"id": "4653", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux' un desteklediği işlemci mimarisi nedir?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Şimdilik yalnızca x64 yapısını destekler."}}, {"id": "4654", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux' un hangi sürümleri mevcut değildir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Sunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur."}}, {"id": "4655", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux özgür yazılım dünyâsına nasıl katkıda bulunmayı hedeflemektedir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Pardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak"}}, {"id": "4656", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux, kullanıcılarına Linux deneyimini nasıl bir yolla yaşatmayı hedeflemektedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar"}}, {"id": "4657", "context": "== Özellikleri ==\r\nSon kullanıcı odaklı bir dağıtımdır.\r\nKullanıcılarına Linux deneyimlerini, olabildiğince özgür ve çizgi arayüz kullanarak yaşamalarını sağlamayı amaçlar.\r\nPardus'tan devraldığı tasarıları geliştirmeyi, yeni tasarıların gelişmesini sağlayarak özgür yazılım dünyâsına katkıda bulunmayı amaçlar.\r\nSunucu ya da Kurumsal sürümleri yoktur.\r\nŞimdilik yalnızca x64 yapısını destekler.\r\n1, 2, 3 şeklinde süren bir ana sürüm ve 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde süren ara sürüm numaralandırması kullanır.\r\nGüncel ve kararlı uygulamalar sunar.\r\nÇalışmalarını özgür Genel Ağ hizmetlerini kullanarak gerçekleştirir.\r\nYalı, Kaptan, Mudur gibi kullanımı kolaylaştıran yazılım araçlarıyla birlikte gelir. \r\nWindows veya Mac sürümlerinden geçişi kolay kılmak adına başlat çubuğu ve masaüstü düzeni esinlenerek hazırlanmıştır.", "question": "Pisi Linux nasıl bir dağıtımdır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Son kullanıcı odaklı bir dağıtımdır."}}, {"id": "4658", "context": "== Devraldığı Tasarılar ==\r\nTÜBİTAK tarafından yürütülen Pardus tasarısı kapsamında ortaya çıkarılan ancak Pardus'un 2013 sürümünde Debian tabanına geçmesi ile birlikte TÜBİTAK tarafından geliştirilmesine son verilen pek çok Pardus tasarısı Pisi Linux kapsamında geliştirilmeye devam etmektedir. ", "question": "Pardus hangi sürümünde Debian tabanına geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "2013 "}}, {"id": "4659", "context": "==== ÇOMAR (Yapılandırma Yöneticisi) ====\r\nÇOMAR(Açılımı: COnfiguration MAnageR), dizgenin düzgün çalışması için gerekli olan donanım, açılış, ağ, kullanıcı, zaman, görüntü gibi ayarların mümkün olduğu kadar kendiliğinden yapılmasını sağlayan, kullanıcılara bir yetki denetiminde bu ayarları bayağı ve anlaşılır bir biçimde değiştirme olanağı sunan bir yazılımdır.\r\n", "question": "Pisi Linuxta bulunan ÇOMAR yazılımı ne tür bir yazılımdır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Yapılandırma Yöneticisi"}}, {"id": "4660", "context": "==== ÇOMAR (Yapılandırma Yöneticisi) ====\r\nÇOMAR(Açılımı: COnfiguration MAnageR), dizgenin düzgün çalışması için gerekli olan donanım, açılış, ağ, kullanıcı, zaman, görüntü gibi ayarların mümkün olduğu kadar kendiliğinden yapılmasını sağlayan, kullanıcılara bir yetki denetiminde bu ayarları bayağı ve anlaşılır bir biçimde değiştirme olanağı sunan bir yazılımdır.\r\n", "question": "Pisi Linuxta dizgenin sorunsuz çalışması için gerekli olan donanım, açılış, ağ, kullanıcı, zaman, görüntü gibi ayarların mümkün olduğunca otomatik olarak yapılmasını sağlayan yazılımın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 4, "text": " ÇOMAR"}}, {"id": "4661", "context": "==== PiSi (Bir Paket Biçimi) ====\r\nPisi(Açılımı: Packages Installed Successfully as Intended),Pythondilinde yazılmış bir paket yönetim sistemidir. Bağımlılıklara bakarak paket oluşturma, kurma, kaldırma, yükseltme ve benzeri işlevleri yerine getirir. XML ile tanımlanmış ve oluşturma süreci bir Python betiği ile verilmiş kaynak paketlerden ikili paketler oluşturur ve bunları bağımlılıklarına bakarak kurup kaldırabilir. Kullanıcı dostu bir çizgelik arayüz ve kapsamlı bir komut yatacı arayüzü içerir. Avantajı güncellemelerde tüm paketi değil, sadece değişiklikleri güncelleyerek güncelleme boyutunu ciddi oranda düşürmesi ve bu sayede kullanıcılara hem süreden hem de internet kotasından tasarruf ettirmesidir. Bu avantaj diğer bazı linux dağıtımlarında da kullanılmaya başlanmasına sebep olmuştur.\r\n", "question": "Pisi Linux'un sahip olduğu avantaj nedir?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "Avantajı güncellemelerde tüm paketi değil, sadece değişiklikleri güncelleyerek güncelleme boyutunu ciddi oranda düşürmesi "}}, {"id": "4662", "context": "==== PiSi (Bir Paket Biçimi) ====\r\nPisi(Açılımı: Packages Installed Successfully as Intended),Pythondilinde yazılmış bir paket yönetim sistemidir. Bağımlılıklara bakarak paket oluşturma, kurma, kaldırma, yükseltme ve benzeri işlevleri yerine getirir. XML ile tanımlanmış ve oluşturma süreci bir Python betiği ile verilmiş kaynak paketlerden ikili paketler oluşturur ve bunları bağımlılıklarına bakarak kurup kaldırabilir. Kullanıcı dostu bir çizgelik arayüz ve kapsamlı bir komut yatacı arayüzü içerir. Avantajı güncellemelerde tüm paketi değil, sadece değişiklikleri güncelleyerek güncelleme boyutunu ciddi oranda düşürmesi ve bu sayede kullanıcılara hem süreden hem de internet kotasından tasarruf ettirmesidir. Bu avantaj diğer bazı linux dağıtımlarında da kullanılmaya başlanmasına sebep olmuştur.\r\n", "question": "Pisi paket yönetim sistemi hangi programlama diliyle yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Python"}}, {"id": "4663", "context": "==== PiSi (Bir Paket Biçimi) ====\r\nPisi(Açılımı: Packages Installed Successfully as Intended),Pythondilinde yazılmış bir paket yönetim sistemidir. Bağımlılıklara bakarak paket oluşturma, kurma, kaldırma, yükseltme ve benzeri işlevleri yerine getirir. XML ile tanımlanmış ve oluşturma süreci bir Python betiği ile verilmiş kaynak paketlerden ikili paketler oluşturur ve bunları bağımlılıklarına bakarak kurup kaldırabilir. Kullanıcı dostu bir çizgelik arayüz ve kapsamlı bir komut yatacı arayüzü içerir. Avantajı güncellemelerde tüm paketi değil, sadece değişiklikleri güncelleyerek güncelleme boyutunu ciddi oranda düşürmesi ve bu sayede kullanıcılara hem süreden hem de internet kotasından tasarruf ettirmesidir. Bu avantaj diğer bazı linux dağıtımlarında da kullanılmaya başlanmasına sebep olmuştur.\r\n", "question": "Pisi Linuxta kullanılan paket yönetim sisteminin ismi ve açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Pisi(Açılımı: Packages Installed Successfully as Intended)"}}, {"id": "4664", "context": "==== Paket Yöneticisi ====\r\nPaket Yöneticisi,Pisi paketlerini çizgelik arayüzünden kolayca kurmak için kullanılabilen bir uygulamadır. Paket Yöneticisi uygulaması sayesinde paketler tek tıklama ile kolayca kurulabilir, güncellenebilir ya da kaldırılabilir. Paket Yöneticisi, her paket ile ilgili açıklama, büyüklük, sürüm gibi ayrıntılı bilgiler de verebilir.", "question": "Paket yöneticisi uygulaması nedir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Pisi paketlerini çizgelik arayüzünden kolayca kurmak için kullanılabilen bir uygulamadır."}}, {"id": "4665", "context": "Kısa adı Petkim olan PETKİM Petrokimya Holding A.Ş.'nin kuruluşu; 1962 yılında 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı sürecinde benimsenen Türkiye’de sanayinin kurulması düşüncesinin 3 Nisan 1965 yılında TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) öncülüğünde gerçekleştirilmesi geçmişine dayanmaktadır.", "question": "Kısa adı Petkim olan PETKİM Petrokimya Holding A.Ş.'nin kuruluşu ne zamandır?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "PETKİM Petrokimya Holding A.Ş.'nin kuruluşu; 1962 yılında"}}, {"id": "4666", "context": "PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. (kısa yazılışı Petkim), İzmir'de yerleşik olan bir üretim tesisleri bütünüdür.", "question": "PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. üretim tesislerinin bulunduğu şehir nedir?", "answers": {"answer_start": 54, "text": " İzmir'de yerleşik olan bir üretim tesisleri bütünüdür."}}, {"id": "4667", "context": "Petkim ilk yatırım faaliyetlerine İzmit, Yarımca’daki Kauçuk ve daha sonra da Etilen, Polietilen, Klor Alkali, VCM ve PVC tesislerinde başladı.\r\n", "question": "Petkim in İzmit, Yarımca' daki tesisleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": " İzmit, Yarımca’daki Kauçuk ve daha sonra da Etilen, Polietilen, Klor Alkali, VCM ve PVC"}}, {"id": "4668", "context": "Petkim ilk yatırım faaliyetlerine İzmit, Yarımca’daki Kauçuk ve daha sonra da Etilen, Polietilen, Klor Alkali, VCM ve PVC tesislerinde başladı.\r\n", "question": "Petkim ilk yatırım faaliyetlerine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "İzmit"}}, {"id": "4669", "context": "Aliağa tesisilerinin kurulmasından sonra, 1971 yılında Çanakkale'de plastik işleme fabrikası açılarak üretime başladı. Türkiye'de otomotiv sanayiinin gelişmesine paralel olarak 1976 yılı Ağustos ayında Petlas Lastik Sanayi A.Ş. kurularak yerli otomobil lastiği üretimine başlandı. 1984 yılında İzmir, Aliağa'daki işletmelerinin yapımını bitiren Petkim Aliağa Tesisleri işletmeye açıldı. 1985 yılında ALPET A.Ş. ve YARPET A.Ş. adıyla Petkim'e bağlı ortaklık haline getirilen Aliağa ve Yarımca işletmeleri 1986 yılında özelleştirme kapsamına alınıp, 1989 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne bağlandı. Aliağa, 1993 yılında Petkim'in merkezi haline getirildi. Giderek çalışma alanını genişleten Petkim, yeni ürünlerle piyasaya girmesiyle birlikte TS - EN - ISO 9002 kalite belgesi almaya hak kazandı.", "question": "Giderek çalışma alanını genişleten Petkim, yeni ürünlerle piyasaya girmesiyle birlikte ne tür belgeler almaya hak kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 756, "text": "TS - EN - ISO 9002 kalite belgesi"}}, {"id": "4670", "context": "Aliağa tesisilerinin kurulmasından sonra, 1971 yılında Çanakkale'de plastik işleme fabrikası açılarak üretime başladı. Türkiye'de otomotiv sanayiinin gelişmesine paralel olarak 1976 yılı Ağustos ayında Petlas Lastik Sanayi A.Ş. kurularak yerli otomobil lastiği üretimine başlandı. 1984 yılında İzmir, Aliağa'daki işletmelerinin yapımını bitiren Petkim Aliağa Tesisleri işletmeye açıldı. 1985 yılında ALPET A.Ş. ve YARPET A.Ş. adıyla Petkim'e bağlı ortaklık haline getirilen Aliağa ve Yarımca işletmeleri 1986 yılında özelleştirme kapsamına alınıp, 1989 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne bağlandı. Aliağa, 1993 yılında Petkim'in merkezi haline getirildi. Giderek çalışma alanını genişleten Petkim, yeni ürünlerle piyasaya girmesiyle birlikte TS - EN - ISO 9002 kalite belgesi almaya hak kazandı.", "question": "Hangi işletmeler 1986 yılında özelleştirme kapsamına alınıp, 1989 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne bağlandı?", "answers": {"answer_start": 474, "text": "Aliağa ve Yarımca işletmeleri "}}, {"id": "4671", "context": "Aliağa tesisilerinin kurulmasından sonra, 1971 yılında Çanakkale'de plastik işleme fabrikası açılarak üretime başladı. Türkiye'de otomotiv sanayiinin gelişmesine paralel olarak 1976 yılı Ağustos ayında Petlas Lastik Sanayi A.Ş. kurularak yerli otomobil lastiği üretimine başlandı. 1984 yılında İzmir, Aliağa'daki işletmelerinin yapımını bitiren Petkim Aliağa Tesisleri işletmeye açıldı. 1985 yılında ALPET A.Ş. ve YARPET A.Ş. adıyla Petkim'e bağlı ortaklık haline getirilen Aliağa ve Yarımca işletmeleri 1986 yılında özelleştirme kapsamına alınıp, 1989 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne bağlandı. Aliağa, 1993 yılında Petkim'in merkezi haline getirildi. Giderek çalışma alanını genişleten Petkim, yeni ürünlerle piyasaya girmesiyle birlikte TS - EN - ISO 9002 kalite belgesi almaya hak kazandı.", "question": "Petlas Lastik Sanayi A.Ş. ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "1976 yılı Ağustos ayında"}}, {"id": "4672", "context": "Aliağa tesisilerinin kurulmasından sonra, 1971 yılında Çanakkale'de plastik işleme fabrikası açılarak üretime başladı. Türkiye'de otomotiv sanayiinin gelişmesine paralel olarak 1976 yılı Ağustos ayında Petlas Lastik Sanayi A.Ş. kurularak yerli otomobil lastiği üretimine başlandı. 1984 yılında İzmir, Aliağa'daki işletmelerinin yapımını bitiren Petkim Aliağa Tesisleri işletmeye açıldı. 1985 yılında ALPET A.Ş. ve YARPET A.Ş. adıyla Petkim'e bağlı ortaklık haline getirilen Aliağa ve Yarımca işletmeleri 1986 yılında özelleştirme kapsamına alınıp, 1989 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne bağlandı. Aliağa, 1993 yılında Petkim'in merkezi haline getirildi. Giderek çalışma alanını genişleten Petkim, yeni ürünlerle piyasaya girmesiyle birlikte TS - EN - ISO 9002 kalite belgesi almaya hak kazandı.", "question": "Aliağa tesisilerinin kurulmasından sonra, 1971 yılında nerede ve hangi fabrika açılarak üretime başlandı?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "1971 yılında Çanakkale'de plastik işleme fabrikası açılarak üretime başladı."}}, {"id": "4673", "context": "\r\nGiderek büyüyen Petkim Yarımca Kompleksi, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararıyla 60 milyon ABD doları karşılığı Tüpraş’a devredildi. Bu süreçte Petkim'in birçok alandaki üretimleri kapasite artırımına giderken, kuruluş artık kendi elektriğini kendi üretir hale geldi.", "question": "Petkim Yarımca Kompleksi, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararıyla 60 milyon ABD doları karşılığı kime devredildi", "answers": {"answer_start": 115, "text": " Tüpraş’a"}}, {"id": "4674", "context": "\r\nGiderek büyüyen Petkim Yarımca Kompleksi, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararıyla 60 milyon ABD doları karşılığı Tüpraş’a devredildi. Bu süreçte Petkim'in birçok alandaki üretimleri kapasite artırımına giderken, kuruluş artık kendi elektriğini kendi üretir hale geldi.", "question": "Giderek büyüyen Petkim Yarımca Kompleksi, Kimin kararıyla 60 milyon ABD doları karşılığı Tüpraş'a devredildi.", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararıyla"}}, {"id": "4675", "context": "2001 yılında Petkim arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurları dahil, Türkiye'nin 81 ilinden toplanan çeşitli atıkların işlendiği sıvı ve katı atık giderme tesislerinin inşaatı montajı, 2002 yılında da tamamı bitirildi. 2003 yılında Çanakkale Plastik İşleme Fabrikası sökülerek Aliağa'ya taşındı. Aynı yıl sıvı ve katı atık yakma denemelerine başlandı. 2005 yılında son onbeş yılın en büyük ihracat sınırlarını aşan Petkim, 2006 yılında Buhar Üretim Ünitesi'nde fuel-oil’den doğal gaza dönüşüm çalışmalarına başladı. Yine 2006 yılında kurum, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s ve Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumunun birlikte yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin en şeffaf 5 şirketi arasında yer aldı. 30.05.2008 tarihinde özelleştirilmesi tamamlanan şirkette halen %10 oranında kamu hissesi bulunmaktadır. Bu hisseyi SOCAR TURKEY 168 milyon 500 bin dolar bedelle satın almıştır.", "question": "PETKİM in özelleştirilmesi ne zaman tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "30.05.2008 tarihinde "}}, {"id": "4676", "context": "2001 yılında Petkim arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurları dahil, Türkiye'nin 81 ilinden toplanan çeşitli atıkların işlendiği sıvı ve katı atık giderme tesislerinin inşaatı montajı, 2002 yılında da tamamı bitirildi. 2003 yılında Çanakkale Plastik İşleme Fabrikası sökülerek Aliağa'ya taşındı. Aynı yıl sıvı ve katı atık yakma denemelerine başlandı. 2005 yılında son onbeş yılın en büyük ihracat sınırlarını aşan Petkim, 2006 yılında Buhar Üretim Ünitesi'nde fuel-oil’den doğal gaza dönüşüm çalışmalarına başladı. Yine 2006 yılında kurum, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s ve Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumunun birlikte yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin en şeffaf 5 şirketi arasında yer aldı. 30.05.2008 tarihinde özelleştirilmesi tamamlanan şirkette halen %10 oranında kamu hissesi bulunmaktadır. Bu hisseyi SOCAR TURKEY 168 milyon 500 bin dolar bedelle satın almıştır.", "question": " 2006 yılında Türkiye’nin en şeffaf 5 şirketi arasında yer alan kimya şirketinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Petkim "}}, {"id": "4677", "context": "2001 yılında Petkim arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurları dahil, Türkiye'nin 81 ilinden toplanan çeşitli atıkların işlendiği sıvı ve katı atık giderme tesislerinin inşaatı montajı, 2002 yılında da tamamı bitirildi. 2003 yılında Çanakkale Plastik İşleme Fabrikası sökülerek Aliağa'ya taşındı. Aynı yıl sıvı ve katı atık yakma denemelerine başlandı. 2005 yılında son onbeş yılın en büyük ihracat sınırlarını aşan Petkim, 2006 yılında Buhar Üretim Ünitesi'nde fuel-oil’den doğal gaza dönüşüm çalışmalarına başladı. Yine 2006 yılında kurum, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s ve Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumunun birlikte yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin en şeffaf 5 şirketi arasında yer aldı. 30.05.2008 tarihinde özelleştirilmesi tamamlanan şirkette halen %10 oranında kamu hissesi bulunmaktadır. Bu hisseyi SOCAR TURKEY 168 milyon 500 bin dolar bedelle satın almıştır.", "question": "Petkim, 2006 yılında Buhar Üretim Ünitesi'nde fuel-oil’den kaynağa dönüşüm çalışmalarına başladı.", "answers": {"answer_start": 463, "text": "fuel-oil’den doğal gaza"}}, {"id": "4678", "context": "2001 yılında Petkim arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurları dahil, Türkiye'nin 81 ilinden toplanan çeşitli atıkların işlendiği sıvı ve katı atık giderme tesislerinin inşaatı montajı, 2002 yılında da tamamı bitirildi. 2003 yılında Çanakkale Plastik İşleme Fabrikası sökülerek Aliağa'ya taşındı. Aynı yıl sıvı ve katı atık yakma denemelerine başlandı. 2005 yılında son onbeş yılın en büyük ihracat sınırlarını aşan Petkim, 2006 yılında Buhar Üretim Ünitesi'nde fuel-oil’den doğal gaza dönüşüm çalışmalarına başladı. Yine 2006 yılında kurum, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s ve Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumunun birlikte yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin en şeffaf 5 şirketi arasında yer aldı. 30.05.2008 tarihinde özelleştirilmesi tamamlanan şirkette halen %10 oranında kamu hissesi bulunmaktadır. Bu hisseyi SOCAR TURKEY 168 milyon 500 bin dolar bedelle satın almıştır.", "question": "2003 yılında sökülerek Aliağa'ya taşınan fabrika hangisidir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Çanakkale Plastik İşleme Fabrikası sökülerek Aliağa'ya taşındı."}}, {"id": "4679", "context": "Petkim, 50'yi aşan petrokimyasal ürün yelpazesiyle bugün Türk sanayisinde en önemli hammadde üreticilerinden biri durumundadır. Petkim'in ürettiği hammaddelerden plastikler ve sentetik kauçuklar; inşaat, tarım, otomotiv, elektrik, elektronik, ambalaj sektörlerinin önemli girdileridir. Sentetik elyaflar ise tekstil sektöründe kullanılmaktadır. Ayrıca, ilaç, boya, deterjan, kozmetik gibi birçok sanayi için girdi üretilmektedir.\r\n", "question": "Petkim i ürettiği ne tür hammaddeler inşaat, tarım, otomotiv, elektrik, elektronik, ambalaj sektörlerde önemli düzeyde kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 161, "text": " plastikler ve sentetik kauçuklar"}}, {"id": "4680", "context": "Petkim; üretim konularının hemen hepsinde %100'e yakın kapasite ile üretim gerçekleştirmekte olup; kendi elektriğini üretmekten, liman yükleme boşaltma işlemlerine kadar birçok alanda kendi kendine yeterliliğini sağlamaya çalışmakta, ayrıca dışarıya da iş yapabilmektedir. Petrol ürünlerinin daha değerli ürünlere dönüştürüldüğü Petrokimya Sanayi A.Ş., katma değeri yüksek, geniş bir ürün yelpazesine sahiptir.\r\n", "question": "PETKIM hangi alalarda kendi kendine yeterliliğini sağlamaya çalışmakta?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "kendi elektriğini üretmekten, liman yükleme boşaltma işlemlerine kadar birçok alanda kendi kendine yeterliliğini sağlamaya çalışmakta"}}, {"id": "4681", "context": "Petkim bünyesinde 2007 yılında 1.006 bin ton yurtiçi, 787 ton ihraç kayıtlı ve 364 bin ton direkt ihracat olmak üzere toplam 1.371 bin ton ürün satılmıştır. Vergisiz olarak, iç satıştan 1.716 milyon YTL, ihraç kayıtlı satıştan 1.374 bin YTL ve doğrudan ihracattan 461 milyon YTL olmak üzere toplam 2.179 milyon YTL gelir elde edilmiştir.\r\n", "question": "Petkim bünyesinde 2007 yılında toplam kaç ton ürün satmıştır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "1.006 bin ton yurtiçi, 787 ton ihraç kayıtlı ve 364 bin ton direkt ihracat olmak üzere toplam 1.371 bin ton ürün satılmıştır"}}, {"id": "4682", "context": "Petkim, kalite kontrol ve teknik servis çalışmalarını kendi iç işleyişi çerçevesinde gerçekleştirmekte, Avrupa Birliği yönetmelikleri ve FDA ölçütlerine uygun çalışmalar yaparak ar-ge etkinliklerini uygulamada aktif tutmaktadır. Petrokimya Sanayii A.Ş. sağlık biriminde 3 adet tam gün kadrolu, 2 adet sözleşmeyle çalışan hekim, 1 odyolog, 3 biyolog ve 10 sağlık personeli görev yapmaktadır. 3 adet donanımlı nakil ambulansı bulunmaktadır. Kuruluşun 2007 yılı bilançosu 1.838.952.760 YTL olarak belirlenmiştir. Petkim'in çeşitli araçlar ve donanımla da desteklenen kendi arama kurtarma ekibi bulunmaktadır.\r\n", "question": "Kuruluşun 2007 yılı bilançosu yaklaşık ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "1.838.952.760 YTL olarak belirlenmiştir."}}, {"id": "4683", "context": "Petkim, kalite kontrol ve teknik servis çalışmalarını kendi iç işleyişi çerçevesinde gerçekleştirmekte, Avrupa Birliği yönetmelikleri ve FDA ölçütlerine uygun çalışmalar yaparak ar-ge etkinliklerini uygulamada aktif tutmaktadır. Petrokimya Sanayii A.Ş. sağlık biriminde 3 adet tam gün kadrolu, 2 adet sözleşmeyle çalışan hekim, 1 odyolog, 3 biyolog ve 10 sağlık personeli görev yapmaktadır. 3 adet donanımlı nakil ambulansı bulunmaktadır. Kuruluşun 2007 yılı bilançosu 1.838.952.760 YTL olarak belirlenmiştir. Petkim'in çeşitli araçlar ve donanımla da desteklenen kendi arama kurtarma ekibi bulunmaktadır.\r\n", "question": "Petkim, hangi çalışmalarını kendi iç işleyişi çerçevesinde gerçekleştirmektedir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "kalite kontrol ve teknik servis çalışmalarını"}}, {"id": "4684", "context": "== Ortaklar ve payları ==\r\nSTEAŞ %51,00\r\nHalka Açık %49,00", "question": "Petkimin ortaklarından %51 paya sahip olanı hangisidir", "answers": {"answer_start": 27, "text": "STEAŞ"}}, {"id": "4685", "context": "= TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi =\r\n\r\nTÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TÜBİTAK TUG), Antalya Bakırlıtepe'de 1997 yılında faaliyete geçmiş olan, Rusya'dan kiralanan Türkiye'nin en büyük teleskobu ile birlikte dünyada yalnızca dört tane bulunan robotik bir teleskop da barındıran gözlemevidir.\r\n\r\n", "question": "Robotik teleskop bulunduran gözlemevi hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1, "text": " TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi"}}, {"id": "4686", "context": "= TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi =\r\n\r\nTÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TÜBİTAK TUG), Antalya Bakırlıtepe'de 1997 yılında faaliyete geçmiş olan, Rusya'dan kiralanan Türkiye'nin en büyük teleskobu ile birlikte dünyada yalnızca dört tane bulunan robotik bir teleskop da barındıran gözlemevidir.\r\n\r\n", "question": "Türkiye’nin en büyük teleskobu nereden kiralanmıştır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Rusya'dan"}}, {"id": "4687", "context": "= TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi =\r\n\r\nTÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TÜBİTAK TUG), Antalya Bakırlıtepe'de 1997 yılında faaliyete geçmiş olan, Rusya'dan kiralanan Türkiye'nin en büyük teleskobu ile birlikte dünyada yalnızca dört tane bulunan robotik bir teleskop da barındıran gözlemevidir.\r\n\r\n", "question": "Türkiye’nin en büyük teleskobu nerededir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi"}}, {"id": "4688", "context": "= TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi =\r\n\r\nTÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TÜBİTAK TUG), Antalya Bakırlıtepe'de 1997 yılında faaliyete geçmiş olan, Rusya'dan kiralanan Türkiye'nin en büyük teleskobu ile birlikte dünyada yalnızca dört tane bulunan robotik bir teleskop da barındıran gözlemevidir.\r\n\r\n", "question": "TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi nerededir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Antalya Bakırlıtepe'de"}}, {"id": "4689", "context": "= TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi =\r\n\r\nTÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TÜBİTAK TUG), Antalya Bakırlıtepe'de 1997 yılında faaliyete geçmiş olan, Rusya'dan kiralanan Türkiye'nin en büyük teleskobu ile birlikte dünyada yalnızca dört tane bulunan robotik bir teleskop da barındıran gözlemevidir.\r\n\r\n", "question": "TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi hangi yılda faaliyete geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "1997"}}, {"id": "4690", "context": "= Motion Blur =\r\n\r\nMotion Blur ya da tam adıyla Motion Blur Oyun Stüdyosu, Ataşehir, İstanbul merkezli video oyunu geliştiricisidir. 2004 yılında \"Son Işık\" adıyla kurulan şirket, 2013 yılında unvan değişikliğine giderek Motion Blur adını almıştır. Dünya genelinde satışa çıkan ilk Türk oyunu Kâbus 22'yi üretmiştir.\r\n\r\n== Geliştirmiş olduğu oyunlar ==\r\nKâbus 22 (PC, 2006)\r\nSpace Cake (Mobil, 2014)\r\n\r\n== Geliştirmekte olduğu oyunlar ==\r\n2011'in sonlarında, adı henüz açıklanmayan bir oyun projesi için senaryo hazırlıklarına başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Motion Blur Oyun Stüdyosu’nun merkezi nerededir", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Ataşehir, İstanbul"}}, {"id": "4691", "context": "= Motion Blur =\r\n\r\nMotion Blur ya da tam adıyla Motion Blur Oyun Stüdyosu, Ataşehir, İstanbul merkezli video oyunu geliştiricisidir. 2004 yılında \"Son Işık\" adıyla kurulan şirket, 2013 yılında unvan değişikliğine giderek Motion Blur adını almıştır. Dünya genelinde satışa çıkan ilk Türk oyunu Kâbus 22'yi üretmiştir.\r\n\r\n== Geliştirmiş olduğu oyunlar ==\r\nKâbus 22 (PC, 2006)\r\nSpace Cake (Mobil, 2014)\r\n\r\n== Geliştirmekte olduğu oyunlar ==\r\n2011'in sonlarında, adı henüz açıklanmayan bir oyun projesi için senaryo hazırlıklarına başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dünya genelinde satışa çıkan ilk Türk oyunu hangisidir?\t", "answers": {"answer_start": 293, "text": "Kâbus 22"}}, {"id": "4692", "context": "= Motion Blur =\r\n\r\nMotion Blur ya da tam adıyla Motion Blur Oyun Stüdyosu, Ataşehir, İstanbul merkezli video oyunu geliştiricisidir. 2004 yılında \"Son Işık\" adıyla kurulan şirket, 2013 yılında unvan değişikliğine giderek Motion Blur adını almıştır. Dünya genelinde satışa çıkan ilk Türk oyunu Kâbus 22'yi üretmiştir.\r\n\r\n== Geliştirmiş olduğu oyunlar ==\r\nKâbus 22 (PC, 2006)\r\nSpace Cake (Mobil, 2014)\r\n\r\n== Geliştirmekte olduğu oyunlar ==\r\n2011'in sonlarında, adı henüz açıklanmayan bir oyun projesi için senaryo hazırlıklarına başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Motion Blur Oyun Stüdyosu kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "2004"}}, {"id": "4693", "context": "= Profilo =\r\n\r\nProfilo Dayanıklı Ev Aletleri ya da kısaca Profilo, 1976 yılında İstanbul'da kurulan beyaz eşya ve elektronik ürünleri üreticisi. Özellikle beyaz eşya üretiminde Avrupa'da yaygındır. Üretimini daha çok Marmara Bölgesi'ndeki fabrikalarında gerçekleştirmektedir.\r\n\r\nÜnlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi tarafından kurulmuştur. 1995 yılından bu yana BSH bünyesi altında faaliyetlerine devam etmektedir. 1.200'ün üzerinde yetkili servis noktası mevcuttur. Beyaz eşya, ankastre cihazlar, elektrikli süpürgeler, klima cihazları, su ısıtıcıları ve küçük ev aletleri başlıca ürün ağını oluşturmaktadır.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nBSH\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Profilo hangi yılda BSH bünyesi altına girmiştir?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "1995"}}, {"id": "4694", "context": "= Profilo =\r\n\r\nProfilo Dayanıklı Ev Aletleri ya da kısaca Profilo, 1976 yılında İstanbul'da kurulan beyaz eşya ve elektronik ürünleri üreticisi. Özellikle beyaz eşya üretiminde Avrupa'da yaygındır. Üretimini daha çok Marmara Bölgesi'ndeki fabrikalarında gerçekleştirmektedir.\r\n\r\nÜnlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi tarafından kurulmuştur. 1995 yılından bu yana BSH bünyesi altında faaliyetlerine devam etmektedir. 1.200'ün üzerinde yetkili servis noktası mevcuttur. Beyaz eşya, ankastre cihazlar, elektrikli süpürgeler, klima cihazları, su ısıtıcıları ve küçük ev aletleri başlıca ürün ağını oluşturmaktadır.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nBSH\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Profilo kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Ünlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi"}}, {"id": "4695", "context": "= Profilo =\r\n\r\nProfilo Dayanıklı Ev Aletleri ya da kısaca Profilo, 1976 yılında İstanbul'da kurulan beyaz eşya ve elektronik ürünleri üreticisi. Özellikle beyaz eşya üretiminde Avrupa'da yaygındır. Üretimini daha çok Marmara Bölgesi'ndeki fabrikalarında gerçekleştirmektedir.\r\n\r\nÜnlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi tarafından kurulmuştur. 1995 yılından bu yana BSH bünyesi altında faaliyetlerine devam etmektedir. 1.200'ün üzerinde yetkili servis noktası mevcuttur. Beyaz eşya, ankastre cihazlar, elektrikli süpürgeler, klima cihazları, su ısıtıcıları ve küçük ev aletleri başlıca ürün ağını oluşturmaktadır.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nBSH\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Profilo üretimini çoğunlukla hangi bölgede gerçekleştirmektedir?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "Marmara Bölgesi'nde"}}, {"id": "4696", "context": "= Profilo =\r\n\r\nProfilo Dayanıklı Ev Aletleri ya da kısaca Profilo, 1976 yılında İstanbul'da kurulan beyaz eşya ve elektronik ürünleri üreticisi. Özellikle beyaz eşya üretiminde Avrupa'da yaygındır. Üretimini daha çok Marmara Bölgesi'ndeki fabrikalarında gerçekleştirmektedir.\r\n\r\nÜnlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi tarafından kurulmuştur. 1995 yılından bu yana BSH bünyesi altında faaliyetlerine devam etmektedir. 1.200'ün üzerinde yetkili servis noktası mevcuttur. Beyaz eşya, ankastre cihazlar, elektrikli süpürgeler, klima cihazları, su ısıtıcıları ve küçük ev aletleri başlıca ürün ağını oluşturmaktadır.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nBSH\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Profilo nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "4697", "context": "= Profilo =\r\n\r\nProfilo Dayanıklı Ev Aletleri ya da kısaca Profilo, 1976 yılında İstanbul'da kurulan beyaz eşya ve elektronik ürünleri üreticisi. Özellikle beyaz eşya üretiminde Avrupa'da yaygındır. Üretimini daha çok Marmara Bölgesi'ndeki fabrikalarında gerçekleştirmektedir.\r\n\r\nÜnlü Yahudi asıllı Türk iş adamı Jak Kamhi tarafından kurulmuştur. 1995 yılından bu yana BSH bünyesi altında faaliyetlerine devam etmektedir. 1.200'ün üzerinde yetkili servis noktası mevcuttur. Beyaz eşya, ankastre cihazlar, elektrikli süpürgeler, klima cihazları, su ısıtıcıları ve küçük ev aletleri başlıca ürün ağını oluşturmaktadır.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nBSH\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Profilo hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "1976"}}, {"id": "4698", "context": "= Akif Poroy =\r\nAkif Poroy, Türk kadın doğum uzmanı doktor ve seksologdur.İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Almanya'da Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası, Sitoloji Sertifikası yaptı. Tıbbi Seksoloji konusunda özellikle kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar ile ilgili araştırmalar yaptı. 1980'de Alman Sitoloji Derneği üyeliğine alındı. Tıbbi seksoloji araştırma ve yayınları sonucu 1986'da San Francisco'da yayınlanan \"Who's Who in Sexology\" adlı kitapta yayınlanan tek Türk oldu.\r\n\r\n== Kitapları ==\r\nCinsellik El Kitabı, Alfa Basım Yayın; İstanbul, Şubat 2006, ISBN 975-297-706-5\r\nMenopoz; Alfa Basım Yayın; Haziran 2006, ISBN 975-297-757-X\r\nTürkiye'de Cinsellik; Alfa Basım Yayın; Ağustos 2005, ISBN 975-297-660-3\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nSeksoloji\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Akif Poroy tip fakültesini bitirdikten sonra nerede görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Almanya'da"}}, {"id": "4699", "context": "= Akif Poroy =\r\nAkif Poroy, Türk kadın doğum uzmanı doktor ve seksologdur.İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Almanya'da Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası, Sitoloji Sertifikası yaptı. Tıbbi Seksoloji konusunda özellikle kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar ile ilgili araştırmalar yaptı. 1980'de Alman Sitoloji Derneği üyeliğine alındı. Tıbbi seksoloji araştırma ve yayınları sonucu 1986'da San Francisco'da yayınlanan \"Who's Who in Sexology\" adlı kitapta yayınlanan tek Türk oldu.\r\n\r\n== Kitapları ==\r\nCinsellik El Kitabı, Alfa Basım Yayın; İstanbul, Şubat 2006, ISBN 975-297-706-5\r\nMenopoz; Alfa Basım Yayın; Haziran 2006, ISBN 975-297-757-X\r\nTürkiye'de Cinsellik; Alfa Basım Yayın; Ağustos 2005, ISBN 975-297-660-3\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nSeksoloji\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Akif Poroy’un kitapları hangi yayınevi tarafından basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Alfa Basım Yayın"}}, {"id": "4700", "context": "= Akif Poroy =\r\nAkif Poroy, Türk kadın doğum uzmanı doktor ve seksologdur.İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Almanya'da Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası, Sitoloji Sertifikası yaptı. Tıbbi Seksoloji konusunda özellikle kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar ile ilgili araştırmalar yaptı. 1980'de Alman Sitoloji Derneği üyeliğine alındı. Tıbbi seksoloji araştırma ve yayınları sonucu 1986'da San Francisco'da yayınlanan \"Who's Who in Sexology\" adlı kitapta yayınlanan tek Türk oldu.\r\n\r\n== Kitapları ==\r\nCinsellik El Kitabı, Alfa Basım Yayın; İstanbul, Şubat 2006, ISBN 975-297-706-5\r\nMenopoz; Alfa Basım Yayın; Haziran 2006, ISBN 975-297-757-X\r\nTürkiye'de Cinsellik; Alfa Basım Yayın; Ağustos 2005, ISBN 975-297-660-3\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nSeksoloji\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Akif Poroy hangi alanlarda araştırma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar"}}, {"id": "4701", "context": "= Akif Poroy =\r\nAkif Poroy, Türk kadın doğum uzmanı doktor ve seksologdur.İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Almanya'da Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası, Sitoloji Sertifikası yaptı. Tıbbi Seksoloji konusunda özellikle kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar ile ilgili araştırmalar yaptı. 1980'de Alman Sitoloji Derneği üyeliğine alındı. Tıbbi seksoloji araştırma ve yayınları sonucu 1986'da San Francisco'da yayınlanan \"Who's Who in Sexology\" adlı kitapta yayınlanan tek Türk oldu.\r\n\r\n== Kitapları ==\r\nCinsellik El Kitabı, Alfa Basım Yayın; İstanbul, Şubat 2006, ISBN 975-297-706-5\r\nMenopoz; Alfa Basım Yayın; Haziran 2006, ISBN 975-297-757-X\r\nTürkiye'de Cinsellik; Alfa Basım Yayın; Ağustos 2005, ISBN 975-297-660-3\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nSeksoloji\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Akif Poroy hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "İstanbul Tıp Fakültesi"}}, {"id": "4702", "context": "= Akif Poroy =\r\nAkif Poroy, Türk kadın doğum uzmanı doktor ve seksologdur.İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Almanya'da Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası, Sitoloji Sertifikası yaptı. Tıbbi Seksoloji konusunda özellikle kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ve cinsel sorunlar ile ilgili araştırmalar yaptı. 1980'de Alman Sitoloji Derneği üyeliğine alındı. Tıbbi seksoloji araştırma ve yayınları sonucu 1986'da San Francisco'da yayınlanan \"Who's Who in Sexology\" adlı kitapta yayınlanan tek Türk oldu.\r\n\r\n== Kitapları ==\r\nCinsellik El Kitabı, Alfa Basım Yayın; İstanbul, Şubat 2006, ISBN 975-297-706-5\r\nMenopoz; Alfa Basım Yayın; Haziran 2006, ISBN 975-297-757-X\r\nTürkiye'de Cinsellik; Alfa Basım Yayın; Ağustos 2005, ISBN 975-297-660-3\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nSeksoloji\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Akif Poroy nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "4703", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar doktorasını nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de"}}, {"id": "4704", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar yüksek lisans eğitimini nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de"}}, {"id": "4705", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Robert College'de"}}, {"id": "4706", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar hangi yılda doçent unvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "1981"}}, {"id": "4707", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar hangi yılda profesör ünvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 351, "text": "1988"}}, {"id": "4708", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "TED üniversitesi kurucu rektörü kimdir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Öktem Vardar"}}, {"id": "4709", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "İstanbul"}}, {"id": "4710", "context": "= Öktem Vardar =\r\n\r\nÖktem Vardar (d. 1948, İstanbul) Türk akademisyen, TED Üniversitesi Rektörü.\r\n\r\nLisans eğitimini 1966-71 Robert College'de almış, yüksek lisans eğitimini ve doktora eğitimini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de almıştır. 1975-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1981'de doçent, 1988'de profesör olmuştur. 1994-2000 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2004-2010 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektör yardımcısı, TED Üniversitesi kurucu rektörü olarak görev yapmış halen TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir.\r\n\r\n== Üstlendiği görevler ==\r\n11 Haziran 2001 - 21 Eylül 2003 : TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi\r\n23 Mayıs 2003 - Mayıs 2004 : YÖK Genel Kurul Üyesi (Üniversitelerarası Kurul kontenjanından)\r\n2010 - ... : Magna Charta Observatory genel sekreteri\r\n2011 - 2016 : TED Üniversitesi rektörü\r\n\r\n", "question": "Öktem Vardar hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "1948"}}, {"id": "4711", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT kırmızı, mavi, yeşil bantlarında bantlarında ne kadar yer örneklem mesafesine sahiptir?", "answers": {"answer_start": 865, "text": "15 m"}}, {"id": "4712", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT pankromik bantta ne kadar yer örneklem mesafesine sahiptir?", "answers": {"answer_start": 823, "text": "7,5 m"}}, {"id": "4713", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT hangi amaçlarla görev yapmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 912, "text": "haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla"}}, {"id": "4714", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT hangi irtifada görev yapmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 739, "text": "685km irtifada"}}, {"id": "4715", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT uydusu tarafından çekilen fotoğraflar hangi tarihte yer istasyonundan indirilmeye başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "18 Ekim 2011"}}, {"id": "4716", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT uydusu hangi fırlatma aracıyla uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Dnepr fırlatma aracıyla"}}, {"id": "4717", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT uydusu hangi üsten uzaya gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "Yasny Fırlatma Üssü'nden"}}, {"id": "4718", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT uydusu kim tarafından tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "TÜBİTAK UZAY"}}, {"id": "4719", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "RASAT uydusunun kaynağı kim tarafından sağlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "DPT"}}, {"id": "4720", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Türkiye’nin ikinci uzaktan algılama uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1, "text": " RASAT"}}, {"id": "4721", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Türkiye’nin ilk uzaktan algılama uydusu hangisidir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "BiLSAT"}}, {"id": "4722", "context": "= RASAT =\r\n\r\n\r\nRASAT, tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusudur. Türkiye’nin BiLSAT uydusundan sonra ikinci uzaktan algılama uydusudur.DPT tarafından sağlanan kaynakla TÜBİTAK UZAY tarafından, danışmanlık ya da dış destek alınmadan Türkiye'de tasarlanan uydu, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya'nın Kazakistan sınırındaki Orenburg bölgesinde bulunan Yasny Fırlatma Üssü'nden Dnepr fırlatma aracıyla uzaya gönderildi. 969 saniye içinde yörüngeye yerleşen uydu, ilk sinyalleri Türkiye saati ile 11.50'de vermeye başladı. 18 Ekim 2011 tarihindeyse uydu tarafından çekilen fotoğrafların TÜBİTAK'ın yer istasyonundan indirilmeye başlandığı duyuruldu.\r\n\r\n3 yıllık bir görev ömrüne sahip olmak üzere tasarlanan RASAT; 685km irtifada, Güneş ile eşzamanlı bir yörüngede bulunmaktadır. Pankromatik bantta 7,5 m ve kırmızı, mavi, yeşil bantlarında 15 m. yer örneklem mesafesine sahip olan uydu; haritacılık, afet izleme, kirlilik ve çevrenin izlenmesi ile şehircilik ve planlama amaçlarıyla görev yapmaktaydı. Bunun dışında, TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanan ve geliştirilen uçuş bilgisayarı BİLGE, gerçek zamanlı görüntü sıkıştırma donanımı ve X-bant iletişim modülleri de test edilmektedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Tasarımı ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1, "text": " RASAT"}}, {"id": "4723", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek mi?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "hedef güncellemesi yapılabilecek"}}, {"id": "4724", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Füze hangi tip hedefler için kullanılacak?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "denizden karaya hedefler"}}, {"id": "4725", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Hangi komutanlıkların projelerine üretim yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Deniz Hava Komutanlığı"}}, {"id": "4726", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Hangi projeler için üretilmektedir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "milli silah sistemleri projeleri"}}, {"id": "4727", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Atmaca Füzesi ne füzesidir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "gemisavar füzesi"}}, {"id": "4728", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Atmaca Füzesi ne kadar menzile sahiptir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "200km"}}, {"id": "4729", "context": "Atmaca Füzesi Roketsan tarafından geliştirilmekte olup asgari 200km menzilli gemisavar füzesi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ve Deniz Hava Komutanlığı'nın milli silah sistemleri projeleri için üretilmektedir. Füze deniz hedefleri dışında denizden karaya hedefler için de kullanılabilecek. Füze fırlatıldıktan sonra hedef güncellemesi yapılabilecek.", "question": "Atmaca Füzesi hangi firma tarafından geliştirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Roketsan"}}, {"id": "4730", "context": "= Bilim ve Teknik =\r\n\r\nBilim ve Teknik, TÜBİTAK'ın Ekim 1967'den beri yayımlanan aylık popüler bilim ve teknik dergisidir ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından lise ve dengi okullara; Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Silahlı Kuvvetler personeline tavsiye edilmiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik dergisi Haziran 2006'da çıkan 463. sayısında ilk sayıdan başlayıp 457. sayısına kadar olan dergilerini sanal ortama aktararak okurlarına DVD biçiminde Bilgi Hazinesi adıyla hediye olarak vermiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik, 1967'den 1994 yılına kadar dergi formatında basılmıştı ve ciltleri TÜBİTAK'ta satılmıştı. 1994'ten itibaren de boyutu büyütülerek A4 (21x29,7cm)ölçülerinde basılmaya başlandı.\r\n\r\n2001 yılında İrfan Sayar'ın çizdiği Zihni Sinir'in \"procelerini\" yayınlamaya başladı. Bu yılda\r\n400. sayısında (Mart 2001) birlikte ek olarak \"İnsan Genomu\" verildi. Bundan sonraki yıldan itibaren,2002 yılında ek olarak \"Yeni Ufuklara\" adlı küçük bir dergi verilmeye başlandı. Şimdiler de ise \"Yıldız Takımı\" eki dergiyle birlikte verilmektedir. Bu ekte güncel ve ilginç bilimsel konuların daha basit şekilde anlatımları bulunmaktadır. Ayrıca dergiyle birlikte her ay Bilim CD'leri Serisi adıyla belgesel CD'leri verilmektedir.\r\n\r\n2005 yılında Formula-G adı verilen yarışları düzenlenmesinde rol alan Bilim ve Teknik dergisi, 2007 yılında da Hidromobil yarışlarını düzenleyerek Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynakları konusunda farkındalığın oluşturulmasında öncülük etmiştir. \r\n \r\nOcak 2009'dan itibaren dergide kalıcı değişiklikler olmuştur: Dergi boyutu biraz küçülmüş 21x27,5cm olmuştur. \"Yıldız Takımı\" adlı ek bölüm 4 ayda 1 yayımlanmaya başlanmıştır.\r\n\r\nBilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 2009 sayısında ise 1967'den 2008'e dek bilgi birikimini döktüğü bir DVD'yi okurlarına armağan etmiştir. Bu arşivdeki dosyalar PDF dosyası şeklindedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Bilim ve Teknik dergisinin boyutları nedir?", "answers": {"answer_start": 1579, "text": "21x27,5cm"}}, {"id": "4731", "context": "= Bilim ve Teknik =\r\n\r\nBilim ve Teknik, TÜBİTAK'ın Ekim 1967'den beri yayımlanan aylık popüler bilim ve teknik dergisidir ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından lise ve dengi okullara; Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Silahlı Kuvvetler personeline tavsiye edilmiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik dergisi Haziran 2006'da çıkan 463. sayısında ilk sayıdan başlayıp 457. sayısına kadar olan dergilerini sanal ortama aktararak okurlarına DVD biçiminde Bilgi Hazinesi adıyla hediye olarak vermiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik, 1967'den 1994 yılına kadar dergi formatında basılmıştı ve ciltleri TÜBİTAK'ta satılmıştı. 1994'ten itibaren de boyutu büyütülerek A4 (21x29,7cm)ölçülerinde basılmaya başlandı.\r\n\r\n2001 yılında İrfan Sayar'ın çizdiği Zihni Sinir'in \"procelerini\" yayınlamaya başladı. Bu yılda\r\n400. sayısında (Mart 2001) birlikte ek olarak \"İnsan Genomu\" verildi. Bundan sonraki yıldan itibaren,2002 yılında ek olarak \"Yeni Ufuklara\" adlı küçük bir dergi verilmeye başlandı. Şimdiler de ise \"Yıldız Takımı\" eki dergiyle birlikte verilmektedir. Bu ekte güncel ve ilginç bilimsel konuların daha basit şekilde anlatımları bulunmaktadır. Ayrıca dergiyle birlikte her ay Bilim CD'leri Serisi adıyla belgesel CD'leri verilmektedir.\r\n\r\n2005 yılında Formula-G adı verilen yarışları düzenlenmesinde rol alan Bilim ve Teknik dergisi, 2007 yılında da Hidromobil yarışlarını düzenleyerek Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynakları konusunda farkındalığın oluşturulmasında öncülük etmiştir. \r\n \r\nOcak 2009'dan itibaren dergide kalıcı değişiklikler olmuştur: Dergi boyutu biraz küçülmüş 21x27,5cm olmuştur. \"Yıldız Takımı\" adlı ek bölüm 4 ayda 1 yayımlanmaya başlanmıştır.\r\n\r\nBilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 2009 sayısında ise 1967'den 2008'e dek bilgi birikimini döktüğü bir DVD'yi okurlarına armağan etmiştir. Bu arşivdeki dosyalar PDF dosyası şeklindedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Bilim ve Teknik dergisi hangi kurum tarafından yayınlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "4732", "context": "= Bilim ve Teknik =\r\n\r\nBilim ve Teknik, TÜBİTAK'ın Ekim 1967'den beri yayımlanan aylık popüler bilim ve teknik dergisidir ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından lise ve dengi okullara; Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Silahlı Kuvvetler personeline tavsiye edilmiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik dergisi Haziran 2006'da çıkan 463. sayısında ilk sayıdan başlayıp 457. sayısına kadar olan dergilerini sanal ortama aktararak okurlarına DVD biçiminde Bilgi Hazinesi adıyla hediye olarak vermiştir.\r\n\r\nBilim ve Teknik, 1967'den 1994 yılına kadar dergi formatında basılmıştı ve ciltleri TÜBİTAK'ta satılmıştı. 1994'ten itibaren de boyutu büyütülerek A4 (21x29,7cm)ölçülerinde basılmaya başlandı.\r\n\r\n2001 yılında İrfan Sayar'ın çizdiği Zihni Sinir'in \"procelerini\" yayınlamaya başladı. Bu yılda\r\n400. sayısında (Mart 2001) birlikte ek olarak \"İnsan Genomu\" verildi. Bundan sonraki yıldan itibaren,2002 yılında ek olarak \"Yeni Ufuklara\" adlı küçük bir dergi verilmeye başlandı. Şimdiler de ise \"Yıldız Takımı\" eki dergiyle birlikte verilmektedir. Bu ekte güncel ve ilginç bilimsel konuların daha basit şekilde anlatımları bulunmaktadır. Ayrıca dergiyle birlikte her ay Bilim CD'leri Serisi adıyla belgesel CD'leri verilmektedir.\r\n\r\n2005 yılında Formula-G adı verilen yarışları düzenlenmesinde rol alan Bilim ve Teknik dergisi, 2007 yılında da Hidromobil yarışlarını düzenleyerek Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynakları konusunda farkındalığın oluşturulmasında öncülük etmiştir. \r\n \r\nOcak 2009'dan itibaren dergide kalıcı değişiklikler olmuştur: Dergi boyutu biraz küçülmüş 21x27,5cm olmuştur. \"Yıldız Takımı\" adlı ek bölüm 4 ayda 1 yayımlanmaya başlanmıştır.\r\n\r\nBilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 2009 sayısında ise 1967'den 2008'e dek bilgi birikimini döktüğü bir DVD'yi okurlarına armağan etmiştir. Bu arşivdeki dosyalar PDF dosyası şeklindedir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Bilim ve Teknik dergisi kaç yılında yayına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1967"}}, {"id": "4733", "context": "\r\nEbu'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafından isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu'l Kasım),\r\n\r\nEndülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.\r\n\r\nDış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.\r\n", "question": "El zehravi kaç yılında doğmuştur", "answers": {"answer_start": 42, "text": "936"}}, {"id": "4734", "context": "Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.", "question": "Ebu'l Kasım El-Zehravi'nin modern tıbba öncülük etme sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar"}}, {"id": "4735", "context": "Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.", "question": "Kitab al-Tasrif kaç ciltten oluşur?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "30 "}}, {"id": "4736", "context": "Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.", "question": "Ebu'l Kasım El-Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı nedir?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "Kitab al-Tasrif"}}, {"id": "4737", "context": "Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.", "question": "Ebu'l Kasım El-Zehravi'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "hekim ve cerrahtır"}}, {"id": "4738", "context": "Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, Cerrahi'nin Babası olarak kabul görür. Zehravi'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.", "question": "Ebu'l Kasım El-Zehravi'nin kabul gördüğü isim nedir?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Cerrahi'nin Babası "}}, {"id": "4739", "context": "Ebu'l Kasım Halef ibn Abbas ez-Zehravi (936-1013), (), daha çok bilinen adıyla El-Zehravi (), Avrupalılar tarafından isimlendirildiği şekliyle Abulcasis (Arapça'da Ebu'l Kasım),", "question": "Ebu'l Kasım El-Zehravi'yi Avrupalılar nasıl isimlendirir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Abulcasis "}}, {"id": "4740", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "a?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "330"}}, {"id": "4741", "context": "Hayatına dair yeterli bilgi yoktur. Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s. 330), Hâricî fukahasından olan dostu Berdaî’den söz ederken onu hicri 340’ta (951) gördüğünü ve kitaplarının listesini aldığını belirtir. Anılan tarihte bu âlimle tanışıp dostluk kuracak kadar olgun bir yaşta olduğuna göre 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.", "question": "k?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "olgun"}}, {"id": "4742", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN neden kuruldu?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla "}}, {"id": "4743", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN'ın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Askerî Elektronik Sanayii"}}, {"id": "4744", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "1975 yılında "}}, {"id": "4745", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN nerede üretime başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "Macunköy, Ankara tesislerinde"}}, {"id": "4746", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN hangi amaçla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla "}}, {"id": "4747", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "1975"}}, {"id": "4748", "context": "ASELSAN AŞ (ASELSAN), (açılımı: Askerî Elektronik Sanayii), 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme cihaz ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın bir kuruluşudur. Yatırım çalışmalarını kısa sürede tamamlamış ve 1979 yılı başlarında Macunköy, Ankara tesislerinde üretim faaliyetine geçmiştir.", "question": "ASELSAN hangi vakfın bir kuruluşudur ?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın"}}, {"id": "4749", "context": "Kuruluş yıllarından bu yana ileri teknolojiye dayalı olarak, programlı bir şekilde müşteri ve ürün yelpazesini genişletmiş olup, bugün modern elektronik cihaz ve sistemler geliştiren, üreten, tesis eden, pazarlayan ve satış sonrası hizmetlerini yürüten entegre bir elektronik sanayii kuruluşu haline gelmiş ASELSAN, farklı yatırım ve üretim yapısı gerektiren proje konularına bağlı olarak Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Grup Başkanlığı (HBT), Savunma Sistem Teknolojileri Grup Başkanlığı (SST), Radar Elektronik Harp İstihbarat Grup Başkanlığı (REHİS), Mikroelektronik, Güdüm ve Elektro-Optik Grup Başkanlığı (MGEO) olmak üzere dört ayrı grup başkanlığını yapısında bulundurmaktadır. Ankara'da Macunköy, Akyurt, Gölbaşı ve Teknokent'te yerleşik dört ayrı tesiste üretim ve mühendislik faaliyetlerini sürdürmekte olan ASELSAN'ın Genel Müdürlüğü Ankara, Macunköy'de bulunmaktadır.", "question": "ASELSAN Ankara'da hangi tesislerde üretim ve mühendislik faaliyeti sürdürmektedir ?", "answers": {"answer_start": 697, "text": "Macunköy, Akyurt, Gölbaşı ve Teknokent'te"}}, {"id": "4750", "context": "Kuruluş yıllarından bu yana ileri teknolojiye dayalı olarak, programlı bir şekilde müşteri ve ürün yelpazesini genişletmiş olup, bugün modern elektronik cihaz ve sistemler geliştiren, üreten, tesis eden, pazarlayan ve satış sonrası hizmetlerini yürüten entegre bir elektronik sanayii kuruluşu haline gelmiş ASELSAN, farklı yatırım ve üretim yapısı gerektiren proje konularına bağlı olarak Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Grup Başkanlığı (HBT), Savunma Sistem Teknolojileri Grup Başkanlığı (SST), Radar Elektronik Harp İstihbarat Grup Başkanlığı (REHİS), Mikroelektronik, Güdüm ve Elektro-Optik Grup Başkanlığı (MGEO) olmak üzere dört ayrı grup başkanlığını yapısında bulundurmaktadır. Ankara'da Macunköy, Akyurt, Gölbaşı ve Teknokent'te yerleşik dört ayrı tesiste üretim ve mühendislik faaliyetlerini sürdürmekte olan ASELSAN'ın Genel Müdürlüğü Ankara, Macunköy'de bulunmaktadır.", "question": "REHİS'in açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 498, "text": "Radar Elektronik Harp İstihbarat Grup Başkanlığı"}}, {"id": "4751", "context": "Kuruluş yıllarından bu yana ileri teknolojiye dayalı olarak, programlı bir şekilde müşteri ve ürün yelpazesini genişletmiş olup, bugün modern elektronik cihaz ve sistemler geliştiren, üreten, tesis eden, pazarlayan ve satış sonrası hizmetlerini yürüten entegre bir elektronik sanayii kuruluşu haline gelmiş ASELSAN, farklı yatırım ve üretim yapısı gerektiren proje konularına bağlı olarak Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Grup Başkanlığı (HBT), Savunma Sistem Teknolojileri Grup Başkanlığı (SST), Radar Elektronik Harp İstihbarat Grup Başkanlığı (REHİS), Mikroelektronik, Güdüm ve Elektro-Optik Grup Başkanlığı (MGEO) olmak üzere dört ayrı grup başkanlığını yapısında bulundurmaktadır. Ankara'da Macunköy, Akyurt, Gölbaşı ve Teknokent'te yerleşik dört ayrı tesiste üretim ve mühendislik faaliyetlerini sürdürmekte olan ASELSAN'ın Genel Müdürlüğü Ankara, Macunköy'de bulunmaktadır.", "question": "ASELSAN kaç ayrı grup başkanlığını yapısında bulundurmaktadır?", "answers": {"answer_start": 631, "text": "dört "}}, {"id": "4752", "context": "ASELSAN, profesyonel telsiz, PMR telsiz gibi sivil ürünlerini 2006'da kurduğu AselsanNET Ltd. Şti. aracılığı ile yürütmektedir. AselsanNET'in genel müdürlüğü Ankara'da olup, İstanbul, İzmir Bölge Müdürlükleri ve yurt çapına yayılmış olan bayileri ve yetkili servisleri ile satış ve satış sonrası hizmetlerini yürütmektedir.", "question": "AselsanNet hangi sivil ürünleri üretmektedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "profesyonel telsiz, PMR telsiz gibi sivil ürünlerini"}}, {"id": "4753", "context": "ASELSAN, profesyonel telsiz, PMR telsiz gibi sivil ürünlerini 2006'da kurduğu AselsanNET Ltd. Şti. aracılığı ile yürütmektedir. AselsanNET'in genel müdürlüğü Ankara'da olup, İstanbul, İzmir Bölge Müdürlükleri ve yurt çapına yayılmış olan bayileri ve yetkili servisleri ile satış ve satış sonrası hizmetlerini yürütmektedir.", "question": "AselsanNet handi yılda kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "2006'da"}}, {"id": "4754", "context": "ASELSAN, profesyonel telsiz, PMR telsiz gibi sivil ürünlerini 2006'da kurduğu AselsanNET Ltd. Şti. aracılığı ile yürütmektedir. AselsanNET'in genel müdürlüğü Ankara'da olup, İstanbul, İzmir Bölge Müdürlükleri ve yurt çapına yayılmış olan bayileri ve yetkili servisleri ile satış ve satış sonrası hizmetlerini yürütmektedir.", "question": "AselsanNET'in genel müdürlüğü nerededir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Ankara'da"}}, {"id": "4755", "context": "\r\nÇeşitli ülkelerde temsilcilikleri bulunan ASELSAN, ilk yurtdışı şirketi olan ASELSAN BAKÜ şirketini, 1998 yılında Azerbaycan'da kurarak faaliyete geçirmiştir. ASELSAN ayrıca TÜMAKÜDER'e üyedir.", "question": "ASELSAN Azerbaycan'da kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "1998 "}}, {"id": "4756", "context": "\r\nÇeşitli ülkelerde temsilcilikleri bulunan ASELSAN, ilk yurtdışı şirketi olan ASELSAN BAKÜ şirketini, 1998 yılında Azerbaycan'da kurarak faaliyete geçirmiştir. ASELSAN ayrıca TÜMAKÜDER'e üyedir.", "question": "ASELSAN ayrıca neye üyedir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "TÜMAKÜDER'e"}}, {"id": "4757", "context": "\r\nÇeşitli ülkelerde temsilcilikleri bulunan ASELSAN, ilk yurtdışı şirketi olan ASELSAN BAKÜ şirketini, 1998 yılında Azerbaycan'da kurarak faaliyete geçirmiştir. ASELSAN ayrıca TÜMAKÜDER'e üyedir.", "question": "ASELSAN'ın ilk yurtdışı şirketinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "ASELSAN BAKÜ"}}, {"id": "4758", "context": "F klavye, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş bir klavye çeşididir. 20 Ekim 1955 tarihinde Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından onaylanmış ve bu tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır.", "question": "F klavye nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Türkçe için özel olarak geliştirilmiş bir klavye çeşididir"}}, {"id": "4759", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "F klavyenin oluşturulması için kurulan ekiplerden ikincisi hangi konuda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1075, "text": "parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi"}}, {"id": "4760", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "Uluslara İşbirliği İdaresi için yazılan raporda F klavyenin geliştirilip standart olarak kullanılması sonucu bir yılda elde ne kadar tasarruf edilmesi öngörülmüştür?", "answers": {"answer_start": 915, "text": "43.500 Türk lirası"}}, {"id": "4761", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "New York Üniversitesinin F klavye oluşturulması üzerine çalışmasının Marshall Planı çerçevesindeki ana amacı neydi?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti"}}, {"id": "4762", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de F klavye çalışmalarına katılmalarını ne sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması"}}, {"id": "4763", "context": "Türkçe için ideal bir klavye çalışmalarına başlayan ilk isim, bu çalışmaları Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde gerçekleştiren daktilo öğretmeni İhsan Sıtkı Yener'di. Bu sıralarda Ankara Üniversitesi ile New York Üniversitesi arasındaki iş birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'ye gelen Anthony R. Lanza ile Edwark Tutark Jr. de bu çalışmalara dahil oldu. New York Üniversitesi'nden gelen ekip yaptığı çalışmaları, finansmanlarını sağlayan Uluslararası İşbirliği İdaresi için yazdığı raporda özetledi. II. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından on altı ülkeye ekonomik destek sağlamayı öngören Marshall Planı çerçevesinde ülkenin yapacağı yardımları organize eden teşkilatların amacı, ekonomik yönden Türkiye'yi ileri götürecek projeleri desteklemekti. Hazırlanan rapora göre Türkçe yazıma uygun bir klavyenin geliştirilmesi ve bunun standart olarak kullanılması durumunda yılda 43.500 Türk lirası tasarruf edilecekti. Bu klavyenin oluşturulması için kurulan iki komisyondan ilki Türkçedeki harf sıklıkları ve ardışıklıkları, ikincisi ise parmakların fiziksel özelliklerini inceleyerek dizilimi konusunda çalıştı.", "question": "Türkçe için geliştirilen F klavye üzerine çalışan ilk isim kimdir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "İhsan Sıtkı Yener"}}, {"id": "4764", "context": "F klavye, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş bir klavye çeşididir. 20 Ekim 1955 tarihinde Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından onaylanmış ve bu tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır.", "question": "F klavye hangi tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "20 Ekim 1955"}}, {"id": "4765", "context": "Çalışmalar sonucunda hazırlanan klavye önce Devlet Malzeme Ofisine sunuldu. 20 Ekim 1955'te ise Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesince bu klavye onandı. Türkiye'deki tüm daktilo makinelerinin Milli Klavye'ye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından \"zorunlu standart\" olarak onanmasıyla kesinleşti. Yıllar süren çabalara karşın Q klavye karşısında yaygın kullanılır hâle gelmedi. 10 Aralık 2013'te Başbakanlık tarafından Resmî Gazete'de yayımlanan bir genelgede, Türkçeye en uygun klavye olmasından ötürü F klavyenin kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması için talimat verilerek, kamu kurum ve kuruluşlarında 2017 yılı sonuna kadar klavyelelerin F klavyeye dönüştürülmesinin sağlanacağını bildirdi.", "question": "Başbakanlık tarafından yayınlanan genelgede F klavyenin kamu kurum ve kuruluşlarında kullanımının arttırılması talimatının verilmesinin gerekçesi nedir?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "Türkçeye en uygun klavye olmasından ötürü"}}, {"id": "4766", "context": "Çalışmalar sonucunda hazırlanan klavye önce Devlet Malzeme Ofisine sunuldu. 20 Ekim 1955'te ise Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesince bu klavye onandı. Türkiye'deki tüm daktilo makinelerinin Milli Klavye'ye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından \"zorunlu standart\" olarak onanmasıyla kesinleşti. Yıllar süren çabalara karşın Q klavye karşısında yaygın kullanılır hâle gelmedi. 10 Aralık 2013'te Başbakanlık tarafından Resmî Gazete'de yayımlanan bir genelgede, Türkçeye en uygun klavye olmasından ötürü F klavyenin kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması için talimat verilerek, kamu kurum ve kuruluşlarında 2017 yılı sonuna kadar klavyelelerin F klavyeye dönüştürülmesinin sağlanacağını bildirdi.", "question": "Tüm daktilo makinelerinin F klavyeye dönüştürülmesi hangi kanuna eklenmiştir?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Gümrükler Kanunu'na"}}, {"id": "4767", "context": "Çalışmalar sonucunda hazırlanan klavye önce Devlet Malzeme Ofisine sunuldu. 20 Ekim 1955'te ise Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesince bu klavye onandı. Türkiye'deki tüm daktilo makinelerinin Milli Klavye'ye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından \"zorunlu standart\" olarak onanmasıyla kesinleşti. Yıllar süren çabalara karşın Q klavye karşısında yaygın kullanılır hâle gelmedi. 10 Aralık 2013'te Başbakanlık tarafından Resmî Gazete'de yayımlanan bir genelgede, Türkçeye en uygun klavye olmasından ötürü F klavyenin kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması için talimat verilerek, kamu kurum ve kuruluşlarında 2017 yılı sonuna kadar klavyelelerin F klavyeye dönüştürülmesinin sağlanacağını bildirdi.", "question": "Çalışmalar sonucu hazırlanan F klavye ilk olarak nereye sunulmuştur?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Devlet Malzeme Ofisine"}}, {"id": "4768", "context": "1957 yılından bu yana yapılan ve Türkiye'nin katıldığı uluslararası klavye ile hızlı yazma yarışmalarında, f klavye ile 25 rekor ve 59 dünya şampiyonluğu elde edilmiştir.", "question": "1957 yılından itibaren yapılan uluslararası klavye ile hızlı yazma yarışmalarında F klavye ile elde edilen başarılar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "25 rekor ve 59 dünya şampiyonluğu "}}, {"id": "4778", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî eğitiminden sonra ettiği seyahatlerde Mutezililer ile nerede tartışmalarda bulundur?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "Harezm’de"}}, {"id": "4779", "context": "Künyesiyle beraber adı 'Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî'dir. Babası da büyük bir Horasan âlimiydi ve ilk eğitimini ondan aldı. Dinî ve fen bilimlerini zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden aldı. Eğitimden sonra seyahat etmeye başladı. Harezm’de Mutezililerle, Herat’ta ise Kerramiyye mensuplarıyla tartışmalarda bulundu. Horasan'da Kutbeddin Muhammed tarafından ilgi gördü.", "question": "Fahreddin er-Râzî dini ve fen bilimleri eğitimlerini kimlerden almıştır?Fahreddin er-Râzî dini ve fen bilimleri eğitimlerini kimlerden almıştır?", "answers": {"answer_start": 186, "text": " zamanının ve şehrinin ünlü âlimlerinden"}}, {"id": "4780", "context": "Râzî, dinî ilimlerde olduğu kadar pozitif bilimlerde de oldukça başarılı bir bilim adamıydı. Özellikle fizik konularıyla ilgilenmiş, cisimlerin hareketi ve ses üzerine çalışmıştır.", "question": "Râzî özellikle hangi iki fizik konusu üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "cisimlerin hareketi ve ses "}}, {"id": "4781", "context": "Râzî, dinî ilimlerde olduğu kadar pozitif bilimlerde de oldukça başarılı bir bilim adamıydı. Özellikle fizik konularıyla ilgilenmiş, cisimlerin hareketi ve ses üzerine çalışmıştır.", "question": "Râzî dini bilimler dışında özellikle ilgili olduğu bilim dalı hangisidir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "fizik"}}, {"id": "4782", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin eseri olan Mefatih'ul Gayb tefsirinin kısaltılmış şekliyle yazılan Vâdıh isimli kitabın yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Nesefî"}}, {"id": "4783", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Fahreddin er-Râzî'nin Tefsir-i Kebir olarak bilinen kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Mefatih'ul Gayb"}}, {"id": "4784", "context": "Râzî'nin şüphesiz en önemli eseri Mefatih'ul Gayb isimli Kur'an tefsiridir. Tefsir-i Kebir (Ulu Tefsir) diye de bilinen kitabın ismi Türkçeye Gaybın Anahtarları şeklinde çevrilebilir. Bu eser sistematik olma yönüyle tefsir alanının öncü çalışmalarından kabul edilir. Nesefî, bu tefsirin kısaltılmış şeklini içeren Vâdıh isimli bir kitap yazmıştır.", "question": "Râzî'nin en önemli eserinin türü nedir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "Kur'an tefsiridir"}}, {"id": "4785", "context": "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye'nin radyasyon ve nükleer enerji politikalarına yön vermek üzere kurulmuş kurumdur.", "question": "Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun kurulmasındaki gaye nedir ? ", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Türkiye'nin radyasyon ve nükleer enerji politikalarına yön vermek"}}, {"id": "4786", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "Proje neden Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi olarak isimlendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 867, "text": "kenarında bulunduğu göle izafeten"}}, {"id": "4787", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "İlk personel tayini ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1091, "text": "Temmuz 1961"}}, {"id": "4788", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "TR-1 Reaktörü ne zaman açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 819, "text": "27 Mayıs 1962"}}, {"id": "4789", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "TR-1 Araştırma reaktörü yapımı hangi firmaya verilmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 599, "text": "\"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına"}}, {"id": "4790", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "1956 yılında Türkiye Atom Enerjisi Kurumu nerede bulunmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında"}}, {"id": "4791", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği hangi ismi almıştır ?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu"}}, {"id": "4792", "context": "\"Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği\" 1956 yılında 6821 sayılı Yasa ile Başbakanlık'a bağlı olarak Ankara'da kurulmuştur. 1982 yılında 2690 sayılı Yasa ile Başbakan'a bağlı olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adı ile yeniden yapılanmıştır.\r\n\r\n1956 yılında devlet bütçesine bir araştırma reaktörünün kurulması ve ilk masraflarını karşılamak amacı ile 760.000 TL (~ 270.000 $) tahsisat konmuş ve İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında şimdiki arazi istimlak edilmiştir. 1957 yılında nükleer bilimlere ait deneysel çalışmaları yapmak üzere TR-1 Araştırma reaktörü için müracaat eden 5 firmadan \"American Machine Foundary (AMF)\" firmasına \"anahtar teslimi\" usulüne göre TR-1 Reaktörü yapımı ihale edilmiştir. TR-1 Reaktörü 1959-1962 yılları arasında bu merkezde inşa edilmiş, ilk kez 6 Ocak 1962'de kritik olmuş ve 27 Mayıs 1962'de işletmeye açılmıştır. Projeye, kenarında bulunduğu göle izafeten 1960 yılında \"Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi\" adı verilmiştir. Reaktör bina inşaatı 2 Kasım 1960'ta, laboratuvar ve atölye kanadı Nisan 1961'de bitmiş ve ilk personel tayinleri Temmuz 1961'de yapılmaya başlanmıştır.", "question": "Atom enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği hangi kuruluşa bağlı olarak kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Başbakanlık'a"}}, {"id": "4793", "context": "Nükleer Politikanın Esaslarını Belirlemek ve Başbakanın Onayına Sunmak,\r\nHalkın, Radyasyonla Çalışanların ve Çevrenin Radyasyondan Korunmasını Sağlamak,\r\nRadyasyon Güvenliğini Sağlamak ,\r\nNükleer Güvenliğin Sağlandığını Garanti Altına Almak\r\nÜlkenin Nükleer Tehlikelere Karşı Korunma Stratejisini Belirlemek ,\r\nNükleer Bilimler ve Teknoloji Alanlarında Araştırma Yapmak ve Araştırmayı Teşvik Etmek ,\r\nÜlkenin Nükleer ve Radyolojik Tekniklerden Faydalanmasına Yönelik Çalışmaları Teşvik Etmek,\r\nNükleer Alanda Görev Yapacak Personel Yetiştirmek ,\r\nUluslararası Kuruluşlarla Nükleer Alanda İşbirliği yapmak\r\nNükleer Alanda Ulusal ve Uluslararası Hukuk ile ilgili Çalışmalar Yapmak\r\nNükleer Konularda Halkı Bilgilendirmektir.", "question": "Hangi alanlara çalışmaya yönlendirmektedir ?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "Nükleer Bilimler ve Teknoloji Alanlarında"}}, {"id": "4794", "context": "Nükleer Politikanın Esaslarını Belirlemek ve Başbakanın Onayına Sunmak,\r\nHalkın, Radyasyonla Çalışanların ve Çevrenin Radyasyondan Korunmasını Sağlamak,\r\nRadyasyon Güvenliğini Sağlamak ,\r\nNükleer Güvenliğin Sağlandığını Garanti Altına Almak\r\nÜlkenin Nükleer Tehlikelere Karşı Korunma Stratejisini Belirlemek ,\r\nNükleer Bilimler ve Teknoloji Alanlarında Araştırma Yapmak ve Araştırmayı Teşvik Etmek ,\r\nÜlkenin Nükleer ve Radyolojik Tekniklerden Faydalanmasına Yönelik Çalışmaları Teşvik Etmek,\r\nNükleer Alanda Görev Yapacak Personel Yetiştirmek ,\r\nUluslararası Kuruluşlarla Nükleer Alanda İşbirliği yapmak\r\nNükleer Alanda Ulusal ve Uluslararası Hukuk ile ilgili Çalışmalar Yapmak\r\nNükleer Konularda Halkı Bilgilendirmektir.", "question": "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ülke için hangi stratejiyi belirler ?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Ülkenin Nükleer Tehlikelere Karşı Korunma Stratejisini "}}, {"id": "4795", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi.\r\n\r\nTürkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir.\r\n\r\nKonya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür.\r\n\r\nEn önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî'nin en önemli kitabı hangi dilde yazılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "Farsça"}}, {"id": "4796", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi.\r\n\r\nTürkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir.\r\n\r\nKonya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür.\r\n\r\nEn önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî'nin mezarı nerede bulunmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Mevlana Türbesi civarına"}}, {"id": "4797", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi.\r\n\r\nTürkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir.\r\n\r\nKonya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür.\r\n\r\nEn önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî'nin hayatının sonuna dek kaldığı kişi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Ârif Çelebi"}}, {"id": "4798", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi.\r\n\r\nTürkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir.\r\n\r\nKonya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür.\r\n\r\nEn önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî kimin öğrencisi olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Ârif Çelebi"}}, {"id": "4799", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi.\r\n\r\nTürkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir.\r\n\r\nKonya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür.\r\n\r\nEn önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmet Eflâkî hangi alanlarda uzmandır ?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "din ve astronomi"}}, {"id": "4800", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent Üniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir.\r\n\r\n2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesi’nin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m² kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m² temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TÜSİAD, 2008'de TÖV ve 2009'da TÜBİTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir.\r\n\r\nUNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır.\r\n", "question": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi 2008 yılında hangi kurum tarafından ödül almıştır ?", "answers": {"answer_start": 1062, "text": "TÖV"}}, {"id": "4801", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent Üniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir.\r\n\r\n2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesi’nin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m² kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m² temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TÜSİAD, 2008'de TÖV ve 2009'da TÜBİTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir.\r\n\r\nUNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır.\r\n", "question": "UNAM binasındaki laboratuvarının özellikleri nedir ?", "answers": {"answer_start": 514, "text": "titreşim ve sıcaklık kontrollü"}}, {"id": "4802", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent Üniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir.\r\n\r\n2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesi’nin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m² kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m² temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TÜSİAD, 2008'de TÖV ve 2009'da TÜBİTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir.\r\n\r\nUNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır.\r\n", "question": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesi’nin 1. Fazı ne kadar yatırım almıştır ?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "28 Milyon TL"}}, {"id": "4803", "context": "\r\nBabası eski bir milletvekili ve Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, eşi ise MIT'de iktisat profesörü ve alanında tanınan bir ekonomist olan Daron Acemoğlu'dur.\r\n", "question": "Asuman Özdağlar'ın eşi nerede iktisat profesörlüğü yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "MIT'de"}}, {"id": "4804", "context": "\r\nBabası eski bir milletvekili ve Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, eşi ise MIT'de iktisat profesörü ve alanında tanınan bir ekonomist olan Daron Acemoğlu'dur.\r\n", "question": "Asuman Özdağlar'ın eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Daron Acemoğlu'dur"}}, {"id": "4805", "context": "\r\nBabası eski bir milletvekili ve Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, eşi ise MIT'de iktisat profesörü ve alanında tanınan bir ekonomist olan Daron Acemoğlu'dur.\r\n", "question": "Asuman Özdağlar'ın eşi ne iş yapmaktdır?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "alanında tanınan bir ekonomist"}}, {"id": "4806", "context": "\r\nBabası eski bir milletvekili ve Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, eşi ise MIT'de iktisat profesörü ve alanında tanınan bir ekonomist olan Daron Acemoğlu'dur.\r\n", "question": "Asuman Özdağlar'ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "İsmail Özdağlar"}}, {"id": "4807", "context": "\r\nBabası eski bir milletvekili ve Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, eşi ise MIT'de iktisat profesörü ve alanında tanınan bir ekonomist olan Daron Acemoğlu'dur.\r\n", "question": "Asuman Özdağlar'ın babası ne iş yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 33, "text": " Turgut Özal'ın ilk kabinesinde petrol işlerine bakan Devlet Bakanı"}}, {"id": "4808", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar ne zaman bölüm başkanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 412, "text": "Aralık 2017"}}, {"id": "4809", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar ne zaman profesör unvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "2012 sonrasında"}}, {"id": "4810", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 311, "text": " tamamladı"}}, {"id": "4811", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar yüksek lisans ve doktorasını ne zaman tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "2003"}}, {"id": "4812", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar yüksek lisans ve doktorasını nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü"}}, {"id": "4813", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar Amerika Birleşik devletlerine ne zaman gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1996’da"}}, {"id": "4814", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar hangi bölümden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Elektrik Elektronik Bölümü"}}, {"id": "4815", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi "}}, {"id": "4816", "context": "Asuman Özdağlar (1974), oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Türk bilim insanı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. 1996’da Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek yüksek lisans ve doktorasını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde tamamladı (2003). Daha sonra burada görev almaya başladı ve 2012 sonrasında profesör unvanını aldı. Aralık 2017'de ise enstitünün Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na atandı.", "question": "Asuman Özdağlar yaptığı hangi çalışmalarla tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla"}}, {"id": "4817", "context": "1877 yılında babasının kadılık yaptığı Rumeli'de dünyaya geldi. Babası, Anadolu ve Rumeli'de çeşitli yerlerde kadılık görevinde bulunmuş Abdülgaffar Efendi'dir. Ailesi, Akseki'nin Gödene Bala Köyü'ndendir.", "question": "Fatih Gökmen'in babası 1877 yılında nerede kadılık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Rumeli'de"}}, {"id": "4818", "context": "İlk öğrenimini Akseki ve Alanya'da, orta öğrenimini İzmir'in Bayındır kazasında yaptı. İstanbul'da Sultan Selim Câmii Muvakkithânesi'nde dönemin Başmüneccimi olan son müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi'nin yanında çalışıp eski astronomi ve takvim hazırlama usullerini öğrendi; bu sırada ünlü bilim tarihçilerinden Sâlih Zeki Bey'in dikkatini çekti; onun teşvikiyle 1901 yılında yeni açılan Riyâziyyât Medresesi'ne (Matematiksel Bilimler Fakültesi) girdi.", "question": "Fatih Gökmen Riyâziyyât Medresesi'ne kimin teşvikiyle girmiştir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Sâlih Zeki Bey"}}, {"id": "4819", "context": "İlk öğrenimini Akseki ve Alanya'da, orta öğrenimini İzmir'in Bayındır kazasında yaptı. İstanbul'da Sultan Selim Câmii Muvakkithânesi'nde dönemin Başmüneccimi olan son müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi'nin yanında çalışıp eski astronomi ve takvim hazırlama usullerini öğrendi; bu sırada ünlü bilim tarihçilerinden Sâlih Zeki Bey'in dikkatini çekti; onun teşvikiyle 1901 yılında yeni açılan Riyâziyyât Medresesi'ne (Matematiksel Bilimler Fakültesi) girdi.", "question": "Fatih Gökmen İstanbul'da bulunduğu sırada eski astronomi ve takvim hazırlama usullerini nasıl öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Hüseyin Hilmi Efendi'nin yanında çalışıp"}}, {"id": "4820", "context": "Öğrenciliği sırasında siyasetle de ilgilenen Fatin Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı ve bir süre tutuklandı. Dostu Mehmet Akif'in ve 11 arkadaşının cemiyete katılmasına da vesile oldu. Fatin Bey'in yakın dostu olan ünlü şair, 1912'de yayımlanan Süleymaniye Kürsüsünde adlı şiirini, kendisine ithaf etmiştir. Fatin Gökmen, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra ilgisini tamamen bilime yöneltti.", "question": "Fatih Gökmen'in İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne de katılmasına vesile olduğu ve kendisine Süleymaniye Kürsüsünde adlı şiirini ithaf etmiş ünlü şair kimdir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Mehmet Akif"}}, {"id": "4821", "context": "Öğrenciliği sırasında siyasetle de ilgilenen Fatin Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı ve bir süre tutuklandı. Dostu Mehmet Akif'in ve 11 arkadaşının cemiyete katılmasına da vesile oldu. Fatin Bey'in yakın dostu olan ünlü şair, 1912'de yayımlanan Süleymaniye Kürsüsünde adlı şiirini, kendisine ithaf etmiştir. Fatin Gökmen, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra ilgisini tamamen bilime yöneltti.", "question": "Fatih Gökmen tutuklandığı sırada kurucularından da olduğu hangi cemiyetin içindeydi?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "İttihat ve Terakki Cemiyeti"}}, {"id": "4822", "context": "İstanbul Üniversitesi'nde dersler veren Fatin Bey, 1933 yılında üniversiteden ayrıldı. 1943 yılında gözlemevindeki görevinden emekliye ayrıldıktan sonra politikaya atılan Fatih Gökmen, 1950 yılına kadar iki dönem TBMM'de Konya milletvekili olarak görev yaptı.", "question": "Fatih Gökmen TBMM'de kaç dönem görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "iki"}}, {"id": "4823", "context": "İstanbul Üniversitesi'nde dersler veren Fatin Bey, 1933 yılında üniversiteden ayrıldı. 1943 yılında gözlemevindeki görevinden emekliye ayrıldıktan sonra politikaya atılan Fatih Gökmen, 1950 yılına kadar iki dönem TBMM'de Konya milletvekili olarak görev yaptı.", "question": "Fatih Gökmen ders verdiği İstanbul Üniversitesi'nden kaç yılında ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "1933 yılında"}}, {"id": "4824", "context": "1909’da Dârülfünun Fen Medresesi (Fakültesi) astronomi ve hisab-ı ihtimali (olasılık) müderrisliğine getirildi. 1933’e kadarki bu görevi esnasında yüzlerce öğrenci yetiştirdi; bu zaman zarfında bir devre de Fen Fakültesi dekanlığı yaptı. Bu kurumdaki çalışmalarıyla Türkiye’de modern astronomi eğitiminin temelini attı.", "question": "Fatih Gökmen hangi kurumdaki çalışmalarıyla Türkiye'de modern astronomi eğitiminin temelini atmıştır?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Dârülfünun Fen Medresesi"}}, {"id": "4825", "context": "1909’da Dârülfünun Fen Medresesi (Fakültesi) astronomi ve hisab-ı ihtimali (olasılık) müderrisliğine getirildi. 1933’e kadarki bu görevi esnasında yüzlerce öğrenci yetiştirdi; bu zaman zarfında bir devre de Fen Fakültesi dekanlığı yaptı. Bu kurumdaki çalışmalarıyla Türkiye’de modern astronomi eğitiminin temelini attı.", "question": "1909 yılında Fatih Gökmen'in müderris olarak çalıştığı konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "astronomi ve hisab-ı ihtimali"}}, {"id": "4826", "context": "1910'da dönemin Maarif Nâzırı Emrullah Efendi tarafından Rasadhâne-i Âmire'nin müdürlüğüne atandı. Rasathane-i Âmire, 1868'den beri görev yapmaktaydı ve 1909'daki 31 Mart Olayları sırasında binası ve âletleri tahrip edilmişti. Fatin Gökmen, yeniden kurulması istenen gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve rasathaneyi İcadiye Tepesi'nde kurmaya karar verdi. Eski rasathane gibi meteoroloji istasyonu seviyesinde bir gözlemevi yerine Belçika'daki Uccle Kraliyet Gözlemevi gibi bir astronomi ve jeofizik gözlemevi olması için gerekli binaları yaptırıp âletleri satın aldırdı; böylece bugün de faaliyet hâlinde bulunan Kandilli Gözlemevi'nin temelleri atıldı. Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen ve birinci sınıf bir meteoroloji istasyonunda kullanılan âletlerle 1 Temmuz1911 tarihindeh itibâren sürekli ve düzenli bir biçimde meteorolojik unsurların ölçüm ve kayıtlarını başlattı. Ancak savaşlar yüzünden rasathane Cumhuriyet’e kadar esaslı bir görev yerine getiremedi. Sadece bazı meteorolojik çalışmalar yapıldı ve memleket saat ayarı basit aletlerle belirlenerek bazı kurumlara bildirilmeye başlandı.\r\n", "question": "Kandilli Gözlemevi'nde esaslı bir görev yerine getirilememesinin nedeni nedir? ", "answers": {"answer_start": 906, "text": "savaşlar "}}, {"id": "4827", "context": "1910'da dönemin Maarif Nâzırı Emrullah Efendi tarafından Rasadhâne-i Âmire'nin müdürlüğüne atandı. Rasathane-i Âmire, 1868'den beri görev yapmaktaydı ve 1909'daki 31 Mart Olayları sırasında binası ve âletleri tahrip edilmişti. Fatin Gökmen, yeniden kurulması istenen gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve rasathaneyi İcadiye Tepesi'nde kurmaya karar verdi. Eski rasathane gibi meteoroloji istasyonu seviyesinde bir gözlemevi yerine Belçika'daki Uccle Kraliyet Gözlemevi gibi bir astronomi ve jeofizik gözlemevi olması için gerekli binaları yaptırıp âletleri satın aldırdı; böylece bugün de faaliyet hâlinde bulunan Kandilli Gözlemevi'nin temelleri atıldı. Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen ve birinci sınıf bir meteoroloji istasyonunda kullanılan âletlerle 1 Temmuz1911 tarihindeh itibâren sürekli ve düzenli bir biçimde meteorolojik unsurların ölçüm ve kayıtlarını başlattı. Ancak savaşlar yüzünden rasathane Cumhuriyet’e kadar esaslı bir görev yerine getiremedi. Sadece bazı meteorolojik çalışmalar yapıldı ve memleket saat ayarı basit aletlerle belirlenerek bazı kurumlara bildirilmeye başlandı.\r\n", "question": "Fatih Gökmen temellerini attığı Kandilli Gözlemevi'nin hangi gözlemevi gibi olmasını istemiştir?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "Uccle Kraliyet Gözlemevi"}}, {"id": "4828", "context": "1910'da dönemin Maarif Nâzırı Emrullah Efendi tarafından Rasadhâne-i Âmire'nin müdürlüğüne atandı. Rasathane-i Âmire, 1868'den beri görev yapmaktaydı ve 1909'daki 31 Mart Olayları sırasında binası ve âletleri tahrip edilmişti. Fatin Gökmen, yeniden kurulması istenen gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve rasathaneyi İcadiye Tepesi'nde kurmaya karar verdi. Eski rasathane gibi meteoroloji istasyonu seviyesinde bir gözlemevi yerine Belçika'daki Uccle Kraliyet Gözlemevi gibi bir astronomi ve jeofizik gözlemevi olması için gerekli binaları yaptırıp âletleri satın aldırdı; böylece bugün de faaliyet hâlinde bulunan Kandilli Gözlemevi'nin temelleri atıldı. Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen ve birinci sınıf bir meteoroloji istasyonunda kullanılan âletlerle 1 Temmuz1911 tarihindeh itibâren sürekli ve düzenli bir biçimde meteorolojik unsurların ölçüm ve kayıtlarını başlattı. Ancak savaşlar yüzünden rasathane Cumhuriyet’e kadar esaslı bir görev yerine getiremedi. Sadece bazı meteorolojik çalışmalar yapıldı ve memleket saat ayarı basit aletlerle belirlenerek bazı kurumlara bildirilmeye başlandı.\r\n", "question": "Fatih Gökmen'in 1868'de göreve başladığı kurumun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "Rasadhâne-i Âmire"}}, {"id": "4829", "context": "1910'da dönemin Maarif Nâzırı Emrullah Efendi tarafından Rasadhâne-i Âmire'nin müdürlüğüne atandı. Rasathane-i Âmire, 1868'den beri görev yapmaktaydı ve 1909'daki 31 Mart Olayları sırasında binası ve âletleri tahrip edilmişti. Fatin Gökmen, yeniden kurulması istenen gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve rasathaneyi İcadiye Tepesi'nde kurmaya karar verdi. Eski rasathane gibi meteoroloji istasyonu seviyesinde bir gözlemevi yerine Belçika'daki Uccle Kraliyet Gözlemevi gibi bir astronomi ve jeofizik gözlemevi olması için gerekli binaları yaptırıp âletleri satın aldırdı; böylece bugün de faaliyet hâlinde bulunan Kandilli Gözlemevi'nin temelleri atıldı. Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen ve birinci sınıf bir meteoroloji istasyonunda kullanılan âletlerle 1 Temmuz1911 tarihindeh itibâren sürekli ve düzenli bir biçimde meteorolojik unsurların ölçüm ve kayıtlarını başlattı. Ancak savaşlar yüzünden rasathane Cumhuriyet’e kadar esaslı bir görev yerine getiremedi. Sadece bazı meteorolojik çalışmalar yapıldı ve memleket saat ayarı basit aletlerle belirlenerek bazı kurumlara bildirilmeye başlandı.\r\n", "question": "Fatih Gökmen hangi olayların sonucunda gözlemevinin yeniden kurulmasını istemiştir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "31 Mart Olayları"}}, {"id": "4830", "context": "1926 başına kadar resmi takvim olarak kullanılmış olan Hicri kameri takvimin aybaşları tespitini bilimsel esaslara dayandırmak üzere çalışmalar yaptı; girişimleri sonucu 1925 yılı sonlarında çıkan bir kanunla Kandilli Rasathanesi hicri-kameri aybaşlarını hesapla görevlendirildi.", "question": "Fatih Gökmen'in kurduğu Kandilli Gözlemevine aybaşlarını hesaplama görevi ne zaman verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "1925 yılı sonlarında"}}, {"id": "4831", "context": "Bütün ömrünü rasathaneyi geliştirmeye adayan bilim adamının Almanya'dan getirterek on beş yıllık bir çabayla 1935 yılında yerine monte ettirdiği 20 milimetrelik Zeiss marka teleskop ve ömrü boyunca topladığı matematik ve astronomi ile ilgili eserlerden oluşan kitaplık, bugün de büyük bir önem taşımakta ve araştırmacılar tarafından yoğun bir biçimde kullanılmaktadır. Kendisi, kütüphanedeki bütün kitapları incelemiş ve tavsiflerini tek tek birer kağıda yazıp ilgili kitabın içine koymuştur. Kitaplarını daha sonra Süleymaniye Kitaplığı'na devretmiştir.", "question": "Fatih Gökmen incelediği kitapların tasvirlerini yazdığı kitabı hangi kitaplığa devretmiştir?", "answers": {"answer_start": 516, "text": "Süleymaniye Kitaplığı'na"}}, {"id": "4832", "context": "Bütün ömrünü rasathaneyi geliştirmeye adayan bilim adamının Almanya'dan getirterek on beş yıllık bir çabayla 1935 yılında yerine monte ettirdiği 20 milimetrelik Zeiss marka teleskop ve ömrü boyunca topladığı matematik ve astronomi ile ilgili eserlerden oluşan kitaplık, bugün de büyük bir önem taşımakta ve araştırmacılar tarafından yoğun bir biçimde kullanılmaktadır. Kendisi, kütüphanedeki bütün kitapları incelemiş ve tavsiflerini tek tek birer kağıda yazıp ilgili kitabın içine koymuştur. Kitaplarını daha sonra Süleymaniye Kitaplığı'na devretmiştir.", "question": "Fatih Gökmen'in Almanya'dan getirterek monte ettirdiği hala kullanılmaya devam edilen teleskopun markası nedir?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "Zeiss"}}, {"id": "4833", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "Ulusal Metroloji Enstitüsü nerede bulunmaktadır ? ", "answers": {"answer_start": 766, "text": "TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde"}}, {"id": "4834", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "UME hangi kuruma bağlıdır ? ", "answers": {"answer_start": 695, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "4835", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "UME hangi tarihte kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 682, "text": "1992"}}, {"id": "4836", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "Ulusal Metroloji Enstitüsü neden kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 494, "text": "dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla"}}, {"id": "4837", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "Yapılan ölçümlerin geçerli olması neye bağlıdır ?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına"}}, {"id": "4838", "context": "\r\nGümrük Birliği Kararı ve DTÖ anlaşması ile Türk ihraç ürünlerinin pazarlandıkları ülkelerde geçerli olan kural ve standartlara uygunluğunun belgelenmesi büyük önem kazanmıştır. Bu işlemin en önemli aşaması, üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanmasıdır. Bir ülkede yapılan test, analiz ve kalibrasyon gibi ölçümlerin uluslararası alanda kabul görmesi, o ülkede faaliyet gösteren ölçme sisteminin diğer ülkelerce tanınmasına bağlıdır.\r\n\r\nTürkiye, dünyadaki gelişmelere uygun olarak ölçme alanındaki faaliyetleri koordine etmek ve Türkiye'de yapılan ölçümleri güvence altına alarak uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamak amacıyla 1992 yılında TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Metroloji Enstitüsü'nü (UME) kurmuştur. UME, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin Gebze'deki kampüsünde faaliyet göstermektedir.", "question": "İhraç edilen ürünlerin standartlara uygunluğunun en önemli aşaması nedir ?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "üretim sırasında ve sonrasında yapılan ölçümlerin uluslararası geçerliliğinin sağlanması"}}, {"id": "4845", "context": "Uluğ Bey (, Türkçe: الغ‌بیگ Ulug Beg; asıl adı: میرزا محمد طارق بن شاه رخ - Mīrzā Muhammed Ṭaragay bin Şāh Ruḫ; d. 22 Mart 1394 - ö. 27 Ekim 1449), Timur İmparatorluğu'nun 4. sultanı ve Türk Matematikçi ve astronomi bilgini.\r\n\r\nTimur'un oğlu Şahruh'un büyük oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Taragay olup, Timur tarafından sevilmesi nedeniyle \"Uluğ Bey\" olarak anılmaya başladı. Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkant’a geri dönmek üzere harekete geçti. Timur ölmeden önce torunlarından Pir Muhammed’i varisi seçmesine rağmen Timur’un diğer torunlarından Halil Sultan taht üzerinde hak iddia etmeye başladı. Semerkant savunucuları Uluğ Bey ve beraberindeki emirleri şehre sokmayınca Buhara’ya geçmek zorunda kaldı. Buhara'da da can güvenliği kalmayınca gizlice babası Şahruh’un bulunduğu Herat’a kaçtı. 1406 yılında babası ve kuzeni Pir Muhammed’in ordularının başında Ceyhun dolaylarında Sultan Halil’ile karşılaştı. Ancak meydana gelen savaşta Sultan Halil’in galip gelmesi üzerine Herat’a kaçmak zorunda kaldı. 1409 yılında Şahruh, Sultan Halil’i ele geçirerek Semerkant’a hakim oldu. Uluğ Bey’de emir Şah Melik’in gözetiminde buranın hükümdarı oldu. Sonrasında Emir Nureddin isyanının bastırılması, Emir Şah Melik’in Herat valisi olmasıyla da Semerkand’da tek başına hüküm sürmeye başladı.", "question": "Uluğ Bey Herat'a kaçmadan önce kiminle savaştı ?", "answers": {"answer_start": 1037, "text": "Sultan Halil"}}, {"id": "4846", "context": "Uluğ Bey (, Türkçe: الغ‌بیگ Ulug Beg; asıl adı: میرزا محمد طارق بن شاه رخ - Mīrzā Muhammed Ṭaragay bin Şāh Ruḫ; d. 22 Mart 1394 - ö. 27 Ekim 1449), Timur İmparatorluğu'nun 4. sultanı ve Türk Matematikçi ve astronomi bilgini.\r\n\r\nTimur'un oğlu Şahruh'un büyük oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Taragay olup, Timur tarafından sevilmesi nedeniyle \"Uluğ Bey\" olarak anılmaya başladı. Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkant’a geri dönmek üzere harekete geçti. Timur ölmeden önce torunlarından Pir Muhammed’i varisi seçmesine rağmen Timur’un diğer torunlarından Halil Sultan taht üzerinde hak iddia etmeye başladı. Semerkant savunucuları Uluğ Bey ve beraberindeki emirleri şehre sokmayınca Buhara’ya geçmek zorunda kaldı. Buhara'da da can güvenliği kalmayınca gizlice babası Şahruh’un bulunduğu Herat’a kaçtı. 1406 yılında babası ve kuzeni Pir Muhammed’in ordularının başında Ceyhun dolaylarında Sultan Halil’ile karşılaştı. Ancak meydana gelen savaşta Sultan Halil’in galip gelmesi üzerine Herat’a kaçmak zorunda kaldı. 1409 yılında Şahruh, Sultan Halil’i ele geçirerek Semerkant’a hakim oldu. Uluğ Bey’de emir Şah Melik’in gözetiminde buranın hükümdarı oldu. Sonrasında Emir Nureddin isyanının bastırılması, Emir Şah Melik’in Herat valisi olmasıyla da Semerkand’da tek başına hüküm sürmeye başladı.", "question": "Uluğ Bey Herat'a hangi şehirden kaçmıştır ?", "answers": {"answer_start": 831, "text": "Buhara"}}, {"id": "4847", "context": "Uluğ Bey (, Türkçe: الغ‌بیگ Ulug Beg; asıl adı: میرزا محمد طارق بن شاه رخ - Mīrzā Muhammed Ṭaragay bin Şāh Ruḫ; d. 22 Mart 1394 - ö. 27 Ekim 1449), Timur İmparatorluğu'nun 4. sultanı ve Türk Matematikçi ve astronomi bilgini.\r\n\r\nTimur'un oğlu Şahruh'un büyük oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Taragay olup, Timur tarafından sevilmesi nedeniyle \"Uluğ Bey\" olarak anılmaya başladı. Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkant’a geri dönmek üzere harekete geçti. Timur ölmeden önce torunlarından Pir Muhammed’i varisi seçmesine rağmen Timur’un diğer torunlarından Halil Sultan taht üzerinde hak iddia etmeye başladı. Semerkant savunucuları Uluğ Bey ve beraberindeki emirleri şehre sokmayınca Buhara’ya geçmek zorunda kaldı. Buhara'da da can güvenliği kalmayınca gizlice babası Şahruh’un bulunduğu Herat’a kaçtı. 1406 yılında babası ve kuzeni Pir Muhammed’in ordularının başında Ceyhun dolaylarında Sultan Halil’ile karşılaştı. Ancak meydana gelen savaşta Sultan Halil’in galip gelmesi üzerine Herat’a kaçmak zorunda kaldı. 1409 yılında Şahruh, Sultan Halil’i ele geçirerek Semerkant’a hakim oldu. Uluğ Bey’de emir Şah Melik’in gözetiminde buranın hükümdarı oldu. Sonrasında Emir Nureddin isyanının bastırılması, Emir Şah Melik’in Herat valisi olmasıyla da Semerkand’da tek başına hüküm sürmeye başladı.", "question": "Muhammed Taragay neden Uluğ Bey ismini almıştır ?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Timur tarafından sevilmesi nedeniyle"}}, {"id": "4848", "context": "Uluğ Bey (, Türkçe: الغ‌بیگ Ulug Beg; asıl adı: میرزا محمد طارق بن شاه رخ - Mīrzā Muhammed Ṭaragay bin Şāh Ruḫ; d. 22 Mart 1394 - ö. 27 Ekim 1449), Timur İmparatorluğu'nun 4. sultanı ve Türk Matematikçi ve astronomi bilgini.\r\n\r\nTimur'un oğlu Şahruh'un büyük oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Taragay olup, Timur tarafından sevilmesi nedeniyle \"Uluğ Bey\" olarak anılmaya başladı. Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkant’a geri dönmek üzere harekete geçti. Timur ölmeden önce torunlarından Pir Muhammed’i varisi seçmesine rağmen Timur’un diğer torunlarından Halil Sultan taht üzerinde hak iddia etmeye başladı. Semerkant savunucuları Uluğ Bey ve beraberindeki emirleri şehre sokmayınca Buhara’ya geçmek zorunda kaldı. Buhara'da da can güvenliği kalmayınca gizlice babası Şahruh’un bulunduğu Herat’a kaçtı. 1406 yılında babası ve kuzeni Pir Muhammed’in ordularının başında Ceyhun dolaylarında Sultan Halil’ile karşılaştı. Ancak meydana gelen savaşta Sultan Halil’in galip gelmesi üzerine Herat’a kaçmak zorunda kaldı. 1409 yılında Şahruh, Sultan Halil’i ele geçirerek Semerkant’a hakim oldu. Uluğ Bey’de emir Şah Melik’in gözetiminde buranın hükümdarı oldu. Sonrasında Emir Nureddin isyanının bastırılması, Emir Şah Melik’in Herat valisi olmasıyla da Semerkand’da tek başına hüküm sürmeye başladı.", "question": "Uluğ Bey nerede dünyaya gelmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Sultaniye kentinde "}}, {"id": "4849", "context": "Uluğ Bey (, Türkçe: الغ‌بیگ Ulug Beg; asıl adı: میرزا محمد طارق بن شاه رخ - Mīrzā Muhammed Ṭaragay bin Şāh Ruḫ; d. 22 Mart 1394 - ö. 27 Ekim 1449), Timur İmparatorluğu'nun 4. sultanı ve Türk Matematikçi ve astronomi bilgini.\r\n\r\nTimur'un oğlu Şahruh'un büyük oğludur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Taragay olup, Timur tarafından sevilmesi nedeniyle \"Uluğ Bey\" olarak anılmaya başladı. Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkant’a geri dönmek üzere harekete geçti. Timur ölmeden önce torunlarından Pir Muhammed’i varisi seçmesine rağmen Timur’un diğer torunlarından Halil Sultan taht üzerinde hak iddia etmeye başladı. Semerkant savunucuları Uluğ Bey ve beraberindeki emirleri şehre sokmayınca Buhara’ya geçmek zorunda kaldı. Buhara'da da can güvenliği kalmayınca gizlice babası Şahruh’un bulunduğu Herat’a kaçtı. 1406 yılında babası ve kuzeni Pir Muhammed’in ordularının başında Ceyhun dolaylarında Sultan Halil’ile karşılaştı. Ancak meydana gelen savaşta Sultan Halil’in galip gelmesi üzerine Herat’a kaçmak zorunda kaldı. 1409 yılında Şahruh, Sultan Halil’i ele geçirerek Semerkant’a hakim oldu. Uluğ Bey’de emir Şah Melik’in gözetiminde buranın hükümdarı oldu. Sonrasında Emir Nureddin isyanının bastırılması, Emir Şah Melik’in Herat valisi olmasıyla da Semerkand’da tek başına hüküm sürmeye başladı.", "question": "Uluğ Bey hangi alanlarda uzmanlaşmıştır ? ", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Matematikçi ve astronomi"}}, {"id": "4850", "context": "\r\n1414 baharında amcası Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet denetimindeki Fergana’ya sefer düzenledi. Semerkand'da hüküm sürerken genel olarak avcılık, eğlence ve alimlerle sohbetlerle geçiren Uluğ Bey, şeyh, molla ve dervişlerle iyi ilişkiler sağlayamamıştı. Bu dönemde saray kuşçularından Alaaddin Ali bin Muhammed ile dostluk kurmaya başladı. 1425 yılında Moğollar üzerine sefer düzenleyerek Issık Gölü dolaylarına kadar geldi. Moğolları dağıtarak önemli miktarda ganimetle Semerkant'a döndü. Sonrasında babasından aldığı destek kuvvetlerle Özbekler üzerine sefer düzenlese de yenilerek Semerkant'a çekilmek zorunda kaldı. Şeyhler, mollalar ve dervişler tarafından şehre sokulmak istenmese de kendisine sadık adamlarının desteğiyle Semerkant’a girerek düzeni yeniden sağladı. Daha sonra yeniden Özbekler’e sefer düzenleyerek Taşkent’e kadar ilerledi. Buradan Semerkant’a döndükten sonra av ve eğlence yaşantısını bırakan Uluğ Bey, ilim çalışmalarıyla uğraşmaya başladı. İlmi sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini eğiterek kendini geliştirmeye başladı. Bu dönemde önemli alimler Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşcu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim’inde rasathaneyi tamamladı.\r\n", "question": "Uluğ Bey hangi alanlara ilgi duyarak kendini geliştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 961, "text": "İlmi sohbetler, matematik ve astronomi"}}, {"id": "4851", "context": "\r\n1414 baharında amcası Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet denetimindeki Fergana’ya sefer düzenledi. Semerkand'da hüküm sürerken genel olarak avcılık, eğlence ve alimlerle sohbetlerle geçiren Uluğ Bey, şeyh, molla ve dervişlerle iyi ilişkiler sağlayamamıştı. Bu dönemde saray kuşçularından Alaaddin Ali bin Muhammed ile dostluk kurmaya başladı. 1425 yılında Moğollar üzerine sefer düzenleyerek Issık Gölü dolaylarına kadar geldi. Moğolları dağıtarak önemli miktarda ganimetle Semerkant'a döndü. Sonrasında babasından aldığı destek kuvvetlerle Özbekler üzerine sefer düzenlese de yenilerek Semerkant'a çekilmek zorunda kaldı. Şeyhler, mollalar ve dervişler tarafından şehre sokulmak istenmese de kendisine sadık adamlarının desteğiyle Semerkant’a girerek düzeni yeniden sağladı. Daha sonra yeniden Özbekler’e sefer düzenleyerek Taşkent’e kadar ilerledi. Buradan Semerkant’a döndükten sonra av ve eğlence yaşantısını bırakan Uluğ Bey, ilim çalışmalarıyla uğraşmaya başladı. İlmi sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini eğiterek kendini geliştirmeye başladı. Bu dönemde önemli alimler Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşcu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim’inde rasathaneyi tamamladı.\r\n", "question": "Uluğ Bey Semerkant'a çekildiğinde hangi insanlar onun şehre girmesine engel olmak istediler ?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Şeyhler, mollalar ve dervişler"}}, {"id": "4852", "context": "\r\n1414 baharında amcası Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet denetimindeki Fergana’ya sefer düzenledi. Semerkand'da hüküm sürerken genel olarak avcılık, eğlence ve alimlerle sohbetlerle geçiren Uluğ Bey, şeyh, molla ve dervişlerle iyi ilişkiler sağlayamamıştı. Bu dönemde saray kuşçularından Alaaddin Ali bin Muhammed ile dostluk kurmaya başladı. 1425 yılında Moğollar üzerine sefer düzenleyerek Issık Gölü dolaylarına kadar geldi. Moğolları dağıtarak önemli miktarda ganimetle Semerkant'a döndü. Sonrasında babasından aldığı destek kuvvetlerle Özbekler üzerine sefer düzenlese de yenilerek Semerkant'a çekilmek zorunda kaldı. Şeyhler, mollalar ve dervişler tarafından şehre sokulmak istenmese de kendisine sadık adamlarının desteğiyle Semerkant’a girerek düzeni yeniden sağladı. Daha sonra yeniden Özbekler’e sefer düzenleyerek Taşkent’e kadar ilerledi. Buradan Semerkant’a döndükten sonra av ve eğlence yaşantısını bırakan Uluğ Bey, ilim çalışmalarıyla uğraşmaya başladı. İlmi sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini eğiterek kendini geliştirmeye başladı. Bu dönemde önemli alimler Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşcu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim’inde rasathaneyi tamamladı.\r\n", "question": "Uluğ Bey 1425te nereye kadar ilerlemiştir ?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Issık Gölü dolaylarına kadar"}}, {"id": "4853", "context": "\r\n1414 baharında amcası Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet denetimindeki Fergana’ya sefer düzenledi. Semerkand'da hüküm sürerken genel olarak avcılık, eğlence ve alimlerle sohbetlerle geçiren Uluğ Bey, şeyh, molla ve dervişlerle iyi ilişkiler sağlayamamıştı. Bu dönemde saray kuşçularından Alaaddin Ali bin Muhammed ile dostluk kurmaya başladı. 1425 yılında Moğollar üzerine sefer düzenleyerek Issık Gölü dolaylarına kadar geldi. Moğolları dağıtarak önemli miktarda ganimetle Semerkant'a döndü. Sonrasında babasından aldığı destek kuvvetlerle Özbekler üzerine sefer düzenlese de yenilerek Semerkant'a çekilmek zorunda kaldı. Şeyhler, mollalar ve dervişler tarafından şehre sokulmak istenmese de kendisine sadık adamlarının desteğiyle Semerkant’a girerek düzeni yeniden sağladı. Daha sonra yeniden Özbekler’e sefer düzenleyerek Taşkent’e kadar ilerledi. Buradan Semerkant’a döndükten sonra av ve eğlence yaşantısını bırakan Uluğ Bey, ilim çalışmalarıyla uğraşmaya başladı. İlmi sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini eğiterek kendini geliştirmeye başladı. Bu dönemde önemli alimler Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşcu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim’inde rasathaneyi tamamladı.\r\n", "question": "Uluğ Bey'in sosyal ilişkileri hangi insanlarla olumsuz yönde gelişmiştir ?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "şeyh, molla ve dervişlerle"}}, {"id": "4854", "context": "\r\n1414 baharında amcası Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet denetimindeki Fergana’ya sefer düzenledi. Semerkand'da hüküm sürerken genel olarak avcılık, eğlence ve alimlerle sohbetlerle geçiren Uluğ Bey, şeyh, molla ve dervişlerle iyi ilişkiler sağlayamamıştı. Bu dönemde saray kuşçularından Alaaddin Ali bin Muhammed ile dostluk kurmaya başladı. 1425 yılında Moğollar üzerine sefer düzenleyerek Issık Gölü dolaylarına kadar geldi. Moğolları dağıtarak önemli miktarda ganimetle Semerkant'a döndü. Sonrasında babasından aldığı destek kuvvetlerle Özbekler üzerine sefer düzenlese de yenilerek Semerkant'a çekilmek zorunda kaldı. Şeyhler, mollalar ve dervişler tarafından şehre sokulmak istenmese de kendisine sadık adamlarının desteğiyle Semerkant’a girerek düzeni yeniden sağladı. Daha sonra yeniden Özbekler’e sefer düzenleyerek Taşkent’e kadar ilerledi. Buradan Semerkant’a döndükten sonra av ve eğlence yaşantısını bırakan Uluğ Bey, ilim çalışmalarıyla uğraşmaya başladı. İlmi sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini eğiterek kendini geliştirmeye başladı. Bu dönemde önemli alimler Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşcu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim’inde rasathaneyi tamamladı.\r\n", "question": "1414te Fergana kimin denetimindeydi ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Şeyh Ömer’in oğlu Ahmet"}}, {"id": "4855", "context": "Şahruh'un 12 Mart 1447 yılında ölümüyle yeniden Timurlu tahtı için yaşanan mücadeleye katıldı. Herat' a sefere çıktı ve karşısına çıkan Ebebekir Mirza' nın ele geçirerek onun kuvvetlerini de ordusuna kattı. Herat'ta hakim olan annesi Gevherşad ve kardeşi Baysungur'un oğlu Alaüddevle ile anlaşarak eski sınırları kabul etti. Ancak oğlu Abdüllatif valisi olduğu Belh şehrinde Alaüddevle tarafından kuşatılınca yeniden sefere çıktı. 1448 yılı baharında Alaüddevle'nin kuvvetlerini yenerek Herat'a girerek tahta egemenliğini sağladı. Herat'a oğlu Abdüllatif'i vali yaparak batıya doğru harekete geçti. Kışın yaşanan isyanı bastırmak için Herat'a döndü ve şehri yağmalattı. Buradan Buhara'ya geçen Uluğ Bey bir süre burada kaldı. Bu sıralarda Gevherşad sultanda Herat'ı geri aldı. 1449 yılında Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine onun üzerine harekete geçti. Ceyhun kıyılarında karşılaşan kuvvetler küçük çaplı çarpışmalar da bulundu. Bu esnada Semerkant'ta yaşanan isyanı bastırarak tekrar Abdüllatif üzerine harekete geçen Uluğ Bey, Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında oğluna yenildi. Bir süre kaçtıktan sonra Semerkant'a dönerek oğluna teslim oldu. Teslim olduktan sonra Hacca gitmek için oğlunun iznini alan Uluğ Bey, yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü.", "question": "Uluğ Bey Semerkant'ta teslim olduktan sonra neden tekrar yolculuğa çıkmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1227, "text": "Hacca gitmek için"}}, {"id": "4856", "context": "Şahruh'un 12 Mart 1447 yılında ölümüyle yeniden Timurlu tahtı için yaşanan mücadeleye katıldı. Herat' a sefere çıktı ve karşısına çıkan Ebebekir Mirza' nın ele geçirerek onun kuvvetlerini de ordusuna kattı. Herat'ta hakim olan annesi Gevherşad ve kardeşi Baysungur'un oğlu Alaüddevle ile anlaşarak eski sınırları kabul etti. Ancak oğlu Abdüllatif valisi olduğu Belh şehrinde Alaüddevle tarafından kuşatılınca yeniden sefere çıktı. 1448 yılı baharında Alaüddevle'nin kuvvetlerini yenerek Herat'a girerek tahta egemenliğini sağladı. Herat'a oğlu Abdüllatif'i vali yaparak batıya doğru harekete geçti. Kışın yaşanan isyanı bastırmak için Herat'a döndü ve şehri yağmalattı. Buradan Buhara'ya geçen Uluğ Bey bir süre burada kaldı. Bu sıralarda Gevherşad sultanda Herat'ı geri aldı. 1449 yılında Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine onun üzerine harekete geçti. Ceyhun kıyılarında karşılaşan kuvvetler küçük çaplı çarpışmalar da bulundu. Bu esnada Semerkant'ta yaşanan isyanı bastırarak tekrar Abdüllatif üzerine harekete geçen Uluğ Bey, Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında oğluna yenildi. Bir süre kaçtıktan sonra Semerkant'a dönerek oğluna teslim oldu. Teslim olduktan sonra Hacca gitmek için oğlunun iznini alan Uluğ Bey, yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü.", "question": "Uluğ Beyin oğluyla çarpışması nerede mağlubiyetle son bulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1074, "text": "Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında"}}, {"id": "4857", "context": "Şahruh'un 12 Mart 1447 yılında ölümüyle yeniden Timurlu tahtı için yaşanan mücadeleye katıldı. Herat' a sefere çıktı ve karşısına çıkan Ebebekir Mirza' nın ele geçirerek onun kuvvetlerini de ordusuna kattı. Herat'ta hakim olan annesi Gevherşad ve kardeşi Baysungur'un oğlu Alaüddevle ile anlaşarak eski sınırları kabul etti. Ancak oğlu Abdüllatif valisi olduğu Belh şehrinde Alaüddevle tarafından kuşatılınca yeniden sefere çıktı. 1448 yılı baharında Alaüddevle'nin kuvvetlerini yenerek Herat'a girerek tahta egemenliğini sağladı. Herat'a oğlu Abdüllatif'i vali yaparak batıya doğru harekete geçti. Kışın yaşanan isyanı bastırmak için Herat'a döndü ve şehri yağmalattı. Buradan Buhara'ya geçen Uluğ Bey bir süre burada kaldı. Bu sıralarda Gevherşad sultanda Herat'ı geri aldı. 1449 yılında Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine onun üzerine harekete geçti. Ceyhun kıyılarında karşılaşan kuvvetler küçük çaplı çarpışmalar da bulundu. Bu esnada Semerkant'ta yaşanan isyanı bastırarak tekrar Abdüllatif üzerine harekete geçen Uluğ Bey, Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında oğluna yenildi. Bir süre kaçtıktan sonra Semerkant'a dönerek oğluna teslim oldu. Teslim olduktan sonra Hacca gitmek için oğlunun iznini alan Uluğ Bey, yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü.", "question": "1449 yılında Uluğ Bey niçin oğlunun üzerine harekete geçti ?", "answers": {"answer_start": 790, "text": "Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine"}}, {"id": "4858", "context": "Şahruh'un 12 Mart 1447 yılında ölümüyle yeniden Timurlu tahtı için yaşanan mücadeleye katıldı. Herat' a sefere çıktı ve karşısına çıkan Ebebekir Mirza' nın ele geçirerek onun kuvvetlerini de ordusuna kattı. Herat'ta hakim olan annesi Gevherşad ve kardeşi Baysungur'un oğlu Alaüddevle ile anlaşarak eski sınırları kabul etti. Ancak oğlu Abdüllatif valisi olduğu Belh şehrinde Alaüddevle tarafından kuşatılınca yeniden sefere çıktı. 1448 yılı baharında Alaüddevle'nin kuvvetlerini yenerek Herat'a girerek tahta egemenliğini sağladı. Herat'a oğlu Abdüllatif'i vali yaparak batıya doğru harekete geçti. Kışın yaşanan isyanı bastırmak için Herat'a döndü ve şehri yağmalattı. Buradan Buhara'ya geçen Uluğ Bey bir süre burada kaldı. Bu sıralarda Gevherşad sultanda Herat'ı geri aldı. 1449 yılında Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine onun üzerine harekete geçti. Ceyhun kıyılarında karşılaşan kuvvetler küçük çaplı çarpışmalar da bulundu. Bu esnada Semerkant'ta yaşanan isyanı bastırarak tekrar Abdüllatif üzerine harekete geçen Uluğ Bey, Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında oğluna yenildi. Bir süre kaçtıktan sonra Semerkant'a dönerek oğluna teslim oldu. Teslim olduktan sonra Hacca gitmek için oğlunun iznini alan Uluğ Bey, yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü.", "question": "Uluğ bey Herat şehrine kimi vali olarak atamıştır ?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "oğlu Abdüllatif"}}, {"id": "4859", "context": "Şahruh'un 12 Mart 1447 yılında ölümüyle yeniden Timurlu tahtı için yaşanan mücadeleye katıldı. Herat' a sefere çıktı ve karşısına çıkan Ebebekir Mirza' nın ele geçirerek onun kuvvetlerini de ordusuna kattı. Herat'ta hakim olan annesi Gevherşad ve kardeşi Baysungur'un oğlu Alaüddevle ile anlaşarak eski sınırları kabul etti. Ancak oğlu Abdüllatif valisi olduğu Belh şehrinde Alaüddevle tarafından kuşatılınca yeniden sefere çıktı. 1448 yılı baharında Alaüddevle'nin kuvvetlerini yenerek Herat'a girerek tahta egemenliğini sağladı. Herat'a oğlu Abdüllatif'i vali yaparak batıya doğru harekete geçti. Kışın yaşanan isyanı bastırmak için Herat'a döndü ve şehri yağmalattı. Buradan Buhara'ya geçen Uluğ Bey bir süre burada kaldı. Bu sıralarda Gevherşad sultanda Herat'ı geri aldı. 1449 yılında Belh' te bulunan oğlu Abdüllatif'in kendine sefer düzenleyeceği haberi üzerine onun üzerine harekete geçti. Ceyhun kıyılarında karşılaşan kuvvetler küçük çaplı çarpışmalar da bulundu. Bu esnada Semerkant'ta yaşanan isyanı bastırarak tekrar Abdüllatif üzerine harekete geçen Uluğ Bey, Semerkand yakınlarındaki Dımaşk köyü yakınlarında oğluna yenildi. Bir süre kaçtıktan sonra Semerkant'a dönerek oğluna teslim oldu. Teslim olduktan sonra Hacca gitmek için oğlunun iznini alan Uluğ Bey, yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü.", "question": "Belh şehri 1448 yılında kim tarafından kuşatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Alaüddevle tarafından"}}, {"id": "4860", "context": "Uluğ Bey, Semerkant'ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadızade Rumi bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant'a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiçbir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir. Gözlemevinin yönetimini Bursalı Kadızade Rumi ile Cemşid'e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadızade' de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu'ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü \"Zeycini\" düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani, bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç'in iki makalesi 1650 yılında Londra'da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır. Zeyç Kürkani'nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye'ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Uluğ Bey'in yönetimi zamanında fetihlerden çok babası zamanında olduğu gibi yönetim güçlendirilmiş ve önemli bilimsel gelişmeler yaşanmıştır.", "question": "Uluğ Bey Semerkantta hangi binalar inşa ettirmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 23, "text": "bir medrese ve bir de rasathane "}}, {"id": "4861", "context": "Abbas Vesim Efendi, tıp eğitimini Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendilerden almıştır.", "question": "Abbas Vesim Efendi'ye tıp eğitimlerini kim vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendi"}}, {"id": "4862", "context": "Abbas Vesim Efendi, tıp eğitimini Bursalı Ali ve Ömer Şifai Efendilerden almıştır.", "question": "Abbas Vesim Efendi hangi bilim üzerine eğitim almıştır ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "tıp eğitimi"}}, {"id": "4863", "context": "Abbas Vesim Efendi (Kambur Vesim de denir) ,(d.1689 - ö. 1760 İstanbul) 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı.\r\n", "question": "Abbas Vesim Efendi nerede çalışırdı ?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı"}}, {"id": "4864", "context": "Abbas Vesim Efendi (Kambur Vesim de denir) ,(d.1689 - ö. 1760 İstanbul) 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı.\r\n", "question": "Abbas Vesim Efendi'nin mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 100, "text": " astronom ve hekim"}}, {"id": "4865", "context": "Abbas Vesim Efendi (Kambur Vesim de denir) ,(d.1689 - ö. 1760 İstanbul) 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı astronom ve hekim. Çalışma yeri Sultan Selim çarşısındaydı.\r\n", "question": "Abbas Vesim Efendi'nin diğer adı(lakabı) nedir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Kambur Vesim de denir"}}, {"id": "4880", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri ne zaman yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1209, "text": "17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı"}}, {"id": "4881", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A'nın Türksat 2A'dan yayınları devralması neden ertelenmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1010, "text": "ramazan ayı"}}, {"id": "4882", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusunun asıl görev yapacağı konum neresidir ?", "answers": {"answer_start": 811, "text": "42.0° Doğu boylamı"}}, {"id": "4883", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu ne kadar süre boyunca 50.0° Doğu boylamında test aşmasından geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 691, "text": "4 Ay"}}, {"id": "4884", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu nereden fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 607, "text": "Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü"}}, {"id": "4885", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 4A uydusu hangi tür roketle fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 653, "text": "Proton taşıyıcı"}}, {"id": "4886", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 3A hangi şirketler ortaklığında fırlatılmıştır ? ", "answers": {"answer_start": 413, "text": "Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space"}}, {"id": "4887", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 3A nereden fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Fransız Guyanası"}}, {"id": "4888", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat'ın üçüncü uydusu hangi yıl fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 207, "text": "1996"}}, {"id": "4889", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 1B hangi yılda gönderilmiştir ? ", "answers": {"answer_start": 43, "text": "1994"}}, {"id": "4890", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türksat 1A ne zaman patlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "kalkışından 12 dakika sonra"}}, {"id": "4891", "context": "Türkiye'nin ilk uydusu Türksat 1A, 24 Ocak 1994 tarihinde fırlatılmış ve kalkışından 12 dakika sonra infilak etmiştir. Türksat 1B uydusu da aynı yıl içinde gönderilmiştir. Şirketin üçüncü uydusu Türksat 1C, 1996 yılında hizmete alınmıştır. Türksat 2A (Eurasiasat 1) uydusu ise 10 Ocak 2001 tarihinde fırlatılmıştır. Türksat 1C ile aynı konumda görev yapmıştır.\r\n\r\nTürksat 3A uydusu, 13 Haziran 2008 saat 01:05'de Türksat A.Ş. ile Fransız iletişim sirketi Thales Alenia Space arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Fransız Guyanası'ından fırlatılmıştır.\r\n\r\nTürksat 4A uydusu, 14 Şubat 2014 saat 23.09'da Kazakistan'da bulunan Baykonur Uzay Üssü'nden Proton taşıyıcı roketiyle fırlatıldı. 4 Ay boyunca 50.0° Doğu boylamında test edildi. 9 Haziran 2014 tarihinde test yörüngesinden ayrılıp asıl görev yapacağı 42.0° Doğu boylamındaki yerine yerleşti. Haziran 2014 sonunda hizmet vermeye başladı. 15 Temmuz 2014'te Türksat 2A'daki yayınları devralması planlanmaktaydı fakat Türksat A.Ş.'den yapılan açıklamada ramazan ayı nedeniyle yayıncı kuruluşlar ve izleyici talepleri nedeniyle aktarmaların ileri bir tarihe ertelendiği açıklandı. Fakat Türksat A.Ş. tarafından 11 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişlerinin yapılacağını açıkladı ve de 17 Eylül 2014 tarihini 18 Eylül 2014'e bağlayan gece yarısı Türksat 2A'dan Türksat 4A'ya kanal geçişleri gerçekleşti.", "question": "Türkiye'nin ilk uydusu hangi yılda fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "1994"}}, {"id": "4892", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda Yapım Aşamasında Olan Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.\r\n", "question": "2018 ve 2019 yıllarında hangi uyduların uzaya fırlatılması planlanmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Türksat 5A ve Türksat 5B"}}, {"id": "4893", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda Yapım Aşamasında Olan Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.\r\n", "question": "Türksat A.Ş. hangi uyduyu kiralamıştır ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "Eutelsat 31A"}}, {"id": "4894", "context": "Türksat A.Ş.; 42.0° Doğu ve 50.0° Doğu yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularını işletmektedir. Türksat A.Ş. ayrıca 31.0° Doğu yörüngesinde kiraladığı Eutelsat 31A uydusuyla faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda Yapım Aşamasında Olan Türksat 5A ve Türksat 5B uydularının ise 42.0° Doğu yörüngesinde hizmet vermesi ve 2018 ve 2019 yıllarında uzaya gönderilmesi planlanmaktadır.\r\n", "question": "Türksat A.Ş hangi uyduları işletmektedir ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "42.0° Doğu ve 50.0° Doğu yörüngesinde sahip olduğu Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B"}}, {"id": "4895", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "42.0° Doğu yörüngesinde 2014 yılı sonu itibariyle kaç televizyon görev yapmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "580"}}, {"id": "4896", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "Türksat 4A hangi uydunun yerine görev yapması planlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "Türksat 2A"}}, {"id": "4897", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "Türksat 4A uydusuna FSS frekans aralığında hangi bölgelere hizmek vermektedir ?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "Sahra Altı Afrika bölgeleri"}}, {"id": "4898", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "Türksat 4A uydusu hangi yıl uzaya gönderilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "2014 "}}, {"id": "4899", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "Türksat 4A hangi konumdan uzaya fırlatılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü"}}, {"id": "4900", "context": "Türksat 4A ve Türksat 4B haberleşme uydularının tedariki için 7 Mart 2011 tarihinde Mitsubishi Electric firması ile sözleşme imzalanmıştır. Türksat 4A uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’ın Baykonur Uzay Üssü’nden Proton roketiyle uzaya gönderilmiştir. Türksat 4A BSS frekans bandında; Türkiye, Kuzey Afrika, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı, FSS frekans bandında ise Sahra Altı Afrika bölgelerini kapsamaktadır. Türksat 4A uydusu üzerinde ayrıca Ka bandı da kullanılmaktadır. Türksat 4A uydusuyla daha önce hizmet verilemeyen Sahra Altı Afrika’ya da Türksat 4A aracılığıyla DTH, SNG, VSAT gibi hizmetlerin sunulması mümkün olmuştur. Türksat 4A'nın, 42.0° Doğu yörüngesinde 2016 yılı başında ömrünü tamamlaması beklenen Türksat 2A’nın yerini alması planlanmıştır. Bu yörüngedeki Türksat uyduları üzerinden yayın yapan televizyon 2014 yılı sonu itibarıyla 580’e ulaşmıştır.", "question": "Türksat 4A ve Türksat 4B uydularının temini için hangi firmayla anlaşılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Mitsubishi Electric"}}, {"id": "4901", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "İzmir'deki hangi üniversites nanoteknoloji alanında çalışmalar yürütmek için plan yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1800, "text": "Gediz Üniversitesi "}}, {"id": "4902", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "Pamukkale Üniversitesi’nde nanoteknoloji alanında nasıl bir ürün geliştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1404, "text": "pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün"}}, {"id": "4903", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "Türkiye'de kaç tane nanoteknoloji firması bulunmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 1242, "text": "13 "}}, {"id": "4904", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "Türkiyede nanoteknoloji alanında 4 yıldır yapılan etkinlik nedir ?", "answers": {"answer_start": 1102, "text": "NANO TR konferansları"}}, {"id": "4905", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "UNAM'ın imkanlarından kimler faydalanabilmektedir ? ", "answers": {"answer_start": 792, "text": "Türkiye'nin her yerinden araştırmacılar"}}, {"id": "4906", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "DPT UNAM için kaç milyon liralık yatırım yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 712, "text": "28 milyon TL"}}, {"id": "4907", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "UNAM'ın amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmak"}}, {"id": "4908", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "Tübitak'ın 2023 yılında yol haritası oluşturduğu alan hangisidir ?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "nanoteknoloji "}}, {"id": "4909", "context": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı Bilim Merkezi'nin genç öğrencilere yönelik Nanoteknoloji atölyesi mevcuttur. Bu atölye eğitimi bir AB projesidir ve Türkiye'de bu yaş grubuna eğitim veren tek kuruluştur.\r\n\r\nNanoteknolojinin 2025 yılı itibarıyla hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. En önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Bu merkezin amacı Türkiye'de nanoteknolojinin araştırma merkezi olmaktır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 28 milyon TL yatırım yapılan merkez son derece modern aletlerle donatılmıştır.\r\nTürkiye'nin her yerinden araştırmacılar UNAM'ın bu imkânlanlarından yararlanabilmektedir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, gibi merkezler de nanoteknoloji araştırması yapılan yerlerdendir. Türkiye'de nanoteknoloji ile ilgili etkinlikler de yapılmaktadır. Bunlardan bazıları 4 yıldan beri yapılan NANO TR konferansları, 22-23 Aralık 2008 tarihleri arasında Sabancı Center'daki \"Nanoteknoloji Pazarı\"'dır. Şu anda Türkiye'de yeni kurulan 13 tane nanoteknoloji şirketi vardır. Büyük şirketlerin de nanoteknolojik ürünleri piyasaya sürülmüştür.\r\nPamukkale Üniversitesi’nde, nano teknoloji kullanılarak pamuklu kumaşların deterjan ve suya gerek kalmadan güneş ışığında kendi kendini temizlemesini sağlayan ürün geliştirilmiştir. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek ulusal alanda 17-18 Haziran 2011 tarihlerinde \"Ulusal Nano-Teknoloji Öğrenci Kongresi\" düzenlemesi, Türkiye'nin nano teknolojiye olan ilgisini ve ufkunu daha da genişletecektir. İzmir'de bulunan Gediz Üniversitesi de Nanoteknoloji alanında çalışmalar yapmayı planlamaktadır.", "question": "Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı hangi insanlar için Nanoteknoloji atölyesini kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "genç öğrenciler"}}, {"id": "4910", "context": "Türkiye'de elektrik enerjisi, ilk kez 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. II.Abdülhamid sayesinde kurulmuştur. O dönemde, Tarsus Belediyesi'nde çalışan Avusturyalı Dörfler tarafından, Berdan Nehri Bentbaşı mevkiinde kurulan hidroelektrik santralından, sudeğirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2kW'lık bir dinamoyu bağlanmasıyla, 15 Eylül 1902 tarihinde Tarsus'a elektrik sağlandı. Üretilen elektrik enerjisi ile önce Tarsus'un sokakları aydınlatıldı. Elektrikle aydınlanan ilk konutlar ise Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendinin evleri oldu.\r\n\r\n1914 yılında ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis, ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.", "question": "Silahtarağa Termik Santrali hangi yıla kadar hizmet vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 813, "text": "1983 "}}, {"id": "4911", "context": "Türkiye'de elektrik enerjisi, ilk kez 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. II.Abdülhamid sayesinde kurulmuştur. O dönemde, Tarsus Belediyesi'nde çalışan Avusturyalı Dörfler tarafından, Berdan Nehri Bentbaşı mevkiinde kurulan hidroelektrik santralından, sudeğirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2kW'lık bir dinamoyu bağlanmasıyla, 15 Eylül 1902 tarihinde Tarsus'a elektrik sağlandı. Üretilen elektrik enerjisi ile önce Tarsus'un sokakları aydınlatıldı. Elektrikle aydınlanan ilk konutlar ise Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendinin evleri oldu.\r\n\r\n1914 yılında ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis, ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.", "question": "Elektrikle ilk olarak kimlere ait evler aydınlatıldı ?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendi"}}, {"id": "4912", "context": "Türkiye'de elektrik enerjisi, ilk kez 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. II.Abdülhamid sayesinde kurulmuştur. O dönemde, Tarsus Belediyesi'nde çalışan Avusturyalı Dörfler tarafından, Berdan Nehri Bentbaşı mevkiinde kurulan hidroelektrik santralından, sudeğirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2kW'lık bir dinamoyu bağlanmasıyla, 15 Eylül 1902 tarihinde Tarsus'a elektrik sağlandı. Üretilen elektrik enerjisi ile önce Tarsus'un sokakları aydınlatıldı. Elektrikle aydınlanan ilk konutlar ise Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendinin evleri oldu.\r\n\r\n1914 yılında ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis, ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.", "question": "Üretilen ilk elektrik enerjisi ile ilk olarak ne yapıldı ?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "Tarsus'un sokakları aydınlatıldı"}}, {"id": "4913", "context": "Türkiye'de elektrik enerjisi, ilk kez 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. II.Abdülhamid sayesinde kurulmuştur. O dönemde, Tarsus Belediyesi'nde çalışan Avusturyalı Dörfler tarafından, Berdan Nehri Bentbaşı mevkiinde kurulan hidroelektrik santralından, sudeğirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2kW'lık bir dinamoyu bağlanmasıyla, 15 Eylül 1902 tarihinde Tarsus'a elektrik sağlandı. Üretilen elektrik enerjisi ile önce Tarsus'un sokakları aydınlatıldı. Elektrikle aydınlanan ilk konutlar ise Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendinin evleri oldu.\r\n\r\n1914 yılında ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis, ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.", "question": "Hidroelektrik santralinden Tarsus şehrine elektrik hangi tarihte sağlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "15 Eylül 1902"}}, {"id": "4914", "context": "Türkiye'de elektrik enerjisi, ilk kez 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. II.Abdülhamid sayesinde kurulmuştur. O dönemde, Tarsus Belediyesi'nde çalışan Avusturyalı Dörfler tarafından, Berdan Nehri Bentbaşı mevkiinde kurulan hidroelektrik santralından, sudeğirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2kW'lık bir dinamoyu bağlanmasıyla, 15 Eylül 1902 tarihinde Tarsus'a elektrik sağlandı. Üretilen elektrik enerjisi ile önce Tarsus'un sokakları aydınlatıldı. Elektrikle aydınlanan ilk konutlar ise Müftüzade Sadık Paşa (Sadık Eliyeşil) ile Sorgu Hakimi Yakup Efendinin evleri oldu.\r\n\r\n1914 yılında ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis, ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.", "question": "Türkiye'de elektrik enerjisi hangi şehirde ilk kez üretilip kullanılmaya başlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Tarsus"}}, {"id": "4915", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1956 yılında ulusal elektrik sistemine bağlanan tesisler nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 1747, "text": "Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı"}}, {"id": "4916", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1950'li yıllarda elektrik üretimi ne kadardır ?", "answers": {"answer_start": 1642, "text": "500 milyon kWh"}}, {"id": "4917", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1952 yılında Çatalağzı Termik Santralı hangi ile elektrik takviyesi yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1424, "text": "İstanbul"}}, {"id": "4918", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1948 senesinde Zongundak'taki hangi santral çalışmaya başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 1329, "text": "Çatalağzı Termik Santralı"}}, {"id": "4919", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1935 yılında üretim miktarı nedir ?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "213 milyon kWh"}}, {"id": "4920", "context": "1930'lu yıllara kadar Türkiye'deki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında, kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon KWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126,2 MW, üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43'tür. 1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.\r\n\r\n1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yıl, 2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), 2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır. 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.\r\n\r\n1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak'daki Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV'luk bir Enerji nakil hattı ile İstanbul'a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu Enerji nakil hattı, ulusal enerji sisteminin de (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.\r\n\r\n1950'li yıllarda, Türkiye'nin kurulu gücü 407.8 MW, yıllık üretim ise 500 milyon kWh'a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar; Adana yakınlarında Seyhan Barajı ve HES, Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik Santralı'dır.\r\n", "question": "1939 senesinde devleştirilen imtiyazlardan çoğunlukla dağıtım hizmetleri hangi kurumlara verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "belediyeler"}}, {"id": "4921", "context": "1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış, yerli ve yabancı Sermaye Şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verilmiştir. 12 Ağustos 1993'te TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kurulmuştur.\r\n\r\nBu dönemde Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin TEK tarafından satın alınması benimsenmiştir. 3096 sayılı yasa ile Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret modeline, otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlanmıştır. 1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli uygulamasına yönelik olarak 4283 sayılı yasa yayınlanmıştır.", "question": "4283 sayılı yasa Yap-İşlet modeline uygun olarak ne için yayınlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 961, "text": "yeni üretim tesislerinin yapımı için"}}, {"id": "4922", "context": "1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış, yerli ve yabancı Sermaye Şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verilmiştir. 12 Ağustos 1993'te TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kurulmuştur.\r\n\r\nBu dönemde Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin TEK tarafından satın alınması benimsenmiştir. 3096 sayılı yasa ile Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret modeline, otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlanmıştır. 1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli uygulamasına yönelik olarak 4283 sayılı yasa yayınlanmıştır.", "question": "1996 yılında Yap-İşlet modeline yönelik hangi nolu yasa yayınlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1043, "text": "4283 "}}, {"id": "4923", "context": "1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış, yerli ve yabancı Sermaye Şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verilmiştir. 12 Ağustos 1993'te TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kurulmuştur.\r\n\r\nBu dönemde Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin TEK tarafından satın alınması benimsenmiştir. 3096 sayılı yasa ile Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret modeline, otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlanmıştır. 1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli uygulamasına yönelik olarak 4283 sayılı yasa yayınlanmıştır.", "question": "TEK'in 2ye ayrılmasıyla üretim ve iletimden sorumlu kurul hangisidir ?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "TEAŞ"}}, {"id": "4924", "context": "1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış, yerli ve yabancı Sermaye Şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verilmiştir. 12 Ağustos 1993'te TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kurulmuştur.\r\n\r\nBu dönemde Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin TEK tarafından satın alınması benimsenmiştir. 3096 sayılı yasa ile Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret modeline, otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlanmıştır. 1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli uygulamasına yönelik olarak 4283 sayılı yasa yayınlanmıştır.", "question": "12 Ağustos 1993te TEK'in 2 bölünmesiyle kurulan TEDAŞ hangi görevden sorumludur ?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "dağıtım"}}, {"id": "4925", "context": "3 Mart 2001 tarihinde, 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) oluşturulmuş olup piyasada faaliyet gösterecek olan işletmelerin bu kurum ve kurul ile uyumlu çalışması öngörülmüştür. Bu dönemde Türkiye Elektrik Üretim ve İletim Anonim Şirketi (TEAŞ) üçe bölünerek;\r\nTürkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) \r\nTürkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ)\r\nTürkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) kurulmuşlardır.", "question": "Piyasada faaliyet gösteren işletmelerin hangi kurum ile uyumlu çalışması gerekmektedir ?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu"}}, {"id": "4926", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Türk siyaset bilimci ve akademisyen"}}, {"id": "4927", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı'nın tezi hangi isimle kitaplaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 285, "text": "\"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" "}}, {"id": "4928", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı nerde bölüm başkanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı"}}, {"id": "4929", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Doktora tezini kim ile beraber yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Şerif Mardin"}}, {"id": "4930", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı Yüksek Lisansını hangi bölğmnden yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Siyaset Bilimi bölümünden"}}, {"id": "4931", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı hangi üniversiteyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": " Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "4932", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı Liseyi nerede okumuştur ?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "İstanbul Robert Kolej"}}, {"id": "4933", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı nezaman ve hangi kapsamda serbest bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 832, "text": "13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında"}}, {"id": "4934", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Dönemin Dış İşleri Bakanının Büşra Ersanlı'nın tutuklanmasına nasıl tepki vermiştir?", "answers": {"answer_start": 705, "text": "Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir"}}, {"id": "4935", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Büşra Ersanlının tutuklanmasına türkiye ve uluslararası basın nasıl tepki vermiştir?", "answers": {"answer_start": 464, "text": " Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir."}}, {"id": "4936", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı kaç ay tutuklu kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 437, "text": " 9 ay "}}, {"id": "4937", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı hangi dava kapmasında ve hangi suçtan ötürü tutuklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\""}}, {"id": "4938", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.\r\n", "question": "Büşra Ersanlı kürt sorunun çözülmesi için neler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 216, "text": " BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir"}}, {"id": "4939", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı’nın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Türk siyaset bilimci ve akademisyen"}}, {"id": "4940", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul"}}, {"id": "4941", "context": "Büşra Ersanlı (d. 1950, İstanbul), Türk siyaset bilimci ve akademisyen.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1950"}}, {"id": "4942", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı hangi üniversitede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Marmara Üniversitesi "}}, {"id": "4943", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın uzmanlık alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Orta Asya Türk dünyası"}}, {"id": "4944", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tezi hangi yayınevlerince yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları"}}, {"id": "4945", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tezinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)"}}, {"id": "4946", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı’nın doktora tez danışmanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Şerif Mardin"}}, {"id": "4947", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı yüksek lisans eğitimini ne üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Siyaset Bilimi"}}, {"id": "4948", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı yüksek lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "4949", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı lisans eğitimini ne üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "4950", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı lisans eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "4951", "context": "Liseyi İstanbul Robert Kolej'de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi bölümünden yüksek lisans yaptı. Doktora tezini ise Şerif Mardin'le yazıp, tezi önce AFA yayınevi daha sonra İletişim Yayınları'ndan \"İktidar ve Tarih: Türkiye'de \"Resmi Tarih\" Tezinin Oluşumu (1929-1937)\" ismiyle kitaplaşmıştır. Orta Asya Türk dünyası uzmanı olan Prof.Dr. Büşra Ersanlı, 2010 yılına kadar Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı yapmış, halen aynı bölümde öğretim üyesidir.", "question": "Büşra Ersanlı hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Robert Kolej'de"}}, {"id": "4952", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı hangi kapsamda serbest bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 852, "text": "3. yargı Paketi kapsamında"}}, {"id": "4953", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman serbest bırakılmıştır?", "answers": {"answer_start": 832, "text": "13 Temmuz 2012"}}, {"id": "4954", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı’nın hapisten çıkması için hükümet adına dışarıdan destek veren siyasetçi kimdir?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu"}}, {"id": "4955", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne kadar süre hapiste kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "9 ay"}}, {"id": "4956", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne gerekçeyle tutuklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla"}}, {"id": "4957", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı ne zaman tutuklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Kasım 2011 de"}}, {"id": "4958", "context": "Kürt açılımını destekleyerek Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması gerektiğini savunmuş, bu çerçevede barışçıl ve siyasi çerçevede sorunun çözülmesi için BDP Siyaset Akademisi'nde dersler vermiş ve BDP parti meclisine demokratik bir anayasa taslağı hazırlanması çalışmaları çerçevesinde destek vermiştir. Ersanlı, Kasım 2011 de KCK davası kapsamında \"örgüt üyeliği ve örgüt yöneticisi\" olduğu iddiasıyla tutuklanmış ve 9 ay cezaevinde kalmıştır. Türk basınında kendisi lehine büyük bir kamuoyu oluşmuş, Uluslararası Basın ve Kamuoyu da Ersanlı'nın tutuklanmasını şiddetle eleştirmiştir. Dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 11 Temmuz 2012 günü Milliyet gazetesine verdiği demeçte Büşra Ersanlı'nın terörist olduğuna inanmadığını söyleyerek hükümet adına Ersanlı'ya dışarıdan destek vermiştir. Büşra Ersanlı 13 Temmuz 2012 günü 3. yargı Paketi kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.", "question": "Büşra Ersanlı BDP Siyaset Akademisi’nde dersler vermesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Kürt sorununun demokratik yollardan çözüme ulaştırılması"}}, {"id": "4959", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1982 yılında hangi Santral inşa edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1906, "text": "Çayırha Termik"}}, {"id": "4960", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "Enerji üretimi, dağıtımı, ve satışları kaç yılından itibaren TEK tarafından yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1521, "text": "1982"}}, {"id": "4961", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1982 yılında TEK hangi kurumlardan elektrik tesislerini almıştır ?", "answers": {"answer_start": 1534, "text": "Belediyeler ve Birliklerin"}}, {"id": "4962", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "Türkiye'nin üretimi 1980 yılındaki kapasitesi ne kadardır ?", "answers": {"answer_start": 1471, "text": "23 milyar 275 milyon"}}, {"id": "4963", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1975 yılında tamamlanan Keban barajı hangi su yolu üzerindedir ?", "answers": {"answer_start": 1247, "text": "Fırat Nehri"}}, {"id": "4964", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1970 senesinde elektriğe sahip köy oranı yüzde kaçtır ?", "answers": {"answer_start": 511, "text": "7"}}, {"id": "4965", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1959 yılında Kırşehir yakınlarında hangi hidroelektrik tesisi kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "Hirfanlı Barajı ve HES"}}, {"id": "4966", "context": "1956 yılında, Sarıyar Barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 jeneratörlü 6180 MW gücünde idi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektrik projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.\r\n \r\n1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer Barajı ve HES, 1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı Barajı ve HES, 1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü Barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.\r\n\r\n1970 yılında 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verilmiştir. Bu tarihte de kurulu güç 2234.9 MW, üretim ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV \"Enerji Nakil Hattı\" sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7'ye ulaşmıştı. 1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadarki en büyük baraj ve HES'i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alınmıştır. 1975 yılında Fırat Nehri üzerindeki inşa edilen Keban Barajı, 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahipti.\r\n\r\nTürkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW'a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de Türkiye'nin kurulu gücü 6638.6 MW, üretimi ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61'e ulaşmıştır. Bu yıllarda birde Çayırha Termik Santrali yapılmıştır. 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçmiştir.", "question": "1942 senesinde ABD de hangi baraj çalışmaya başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Grand Coulee Barajı"}}, {"id": "4967", "context": "Bergamalı Kadrî, 16. yüzyıl Türk dilcisi. Bergamalı Kadrî hakkında kaynaklarda kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. 1530'da kaleme alınmış Müyessiretü'l-Ulûm adlı dil bilgisi kitabının yazarıdır. Bu kitap Anadolu Batı Türkçesiyle yazılmış en eski dil bilgisi eseridir. Bergamalı Kadrî bu eserini Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa adına sunmuştur. Eser Besim Atalay tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. (1946)", "question": "Müyessiretü'l-Ulûm eseri kim tarafından Türkçeye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 371, "text": " Eser Besim Atalay"}}, {"id": "4968", "context": "Bergamalı Kadrî, 16. yüzyıl Türk dilcisi. Bergamalı Kadrî hakkında kaynaklarda kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. 1530'da kaleme alınmış Müyessiretü'l-Ulûm adlı dil bilgisi kitabının yazarıdır. Bu kitap Anadolu Batı Türkçesiyle yazılmış en eski dil bilgisi eseridir. Bergamalı Kadrî bu eserini Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa adına sunmuştur. Eser Besim Atalay tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. (1946)", "question": " Bergamalı Kadrî Müyessiretü'l-Ulûm adlı eserini kim adına sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 334, "text": "Pargalı İbrahim Paşa"}}, {"id": "4969", "context": "Bergamalı Kadrî, 16. yüzyıl Türk dilcisi. Bergamalı Kadrî hakkında kaynaklarda kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. 1530'da kaleme alınmış Müyessiretü'l-Ulûm adlı dil bilgisi kitabının yazarıdır. Bu kitap Anadolu Batı Türkçesiyle yazılmış en eski dil bilgisi eseridir. Bergamalı Kadrî bu eserini Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa adına sunmuştur. Eser Besim Atalay tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. (1946)", "question": "Bergamalı Kadri'nin yazdığı dil bilgisi kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "Müyessiretü'l-Ulûm "}}, {"id": "4970", "context": "Bergamalı Kadrî, 16. yüzyıl Türk dilcisi. Bergamalı Kadrî hakkında kaynaklarda kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. 1530'da kaleme alınmış Müyessiretü'l-Ulûm adlı dil bilgisi kitabının yazarıdır. Bu kitap Anadolu Batı Türkçesiyle yazılmış en eski dil bilgisi eseridir. Bergamalı Kadrî bu eserini Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa adına sunmuştur. Eser Besim Atalay tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. (1946)", "question": "Bergamalı Kadri kimdir ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": " 16. yüzyıl Türk dilcisi"}}, {"id": "4971", "context": "Bergamalı Kadri Efendi adı 01.06.1938 tarihinde Kültür İşyarlığı'nın 20.05.1938 tarih ve 637 sayılı betisi (yazısı) ile doğup büyüdüğü şehir olan Bergama'da \"İkinciokul\" adıyla faaliyet gösteren bir ilkokula verilmiştir. Bu okul Bergama'da cumhuriyet dönemini açılan ikinci ilkokuldur. 01.09.1972 tarihinde kullandığı binanın öğrenci sayısına göre yetersiz kalması ve yapının çok eski olması nedeniyle kapatılarak yakın bölgedeki 14 Eylül İlkokulu'na ilhak olmuştur. Ama sonrasında Bergama'da yeni açılan okullardan hiç birinde bu isim yaşatılamamıştır. Birçok Bergama'lı da Kadri Efendi'yi yeterince tanımasa bile yazdığı eserler hâlâ okunmaktadır.", "question": "Bergamalı Kadri Efendi 01.09.1972 tarihinde neden 14 Eylül İlkokulu'na ilhak olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 306, "text": " kullandığı binanın öğrenci sayısına göre yetersiz kalması ve yapının çok eski olması nedeniyle"}}, {"id": "4972", "context": "Bergamalı Kadri Efendi adı 01.06.1938 tarihinde Kültür İşyarlığı'nın 20.05.1938 tarih ve 637 sayılı betisi (yazısı) ile doğup büyüdüğü şehir olan Bergama'da \"İkinciokul\" adıyla faaliyet gösteren bir ilkokula verilmiştir. Bu okul Bergama'da cumhuriyet dönemini açılan ikinci ilkokuldur. 01.09.1972 tarihinde kullandığı binanın öğrenci sayısına göre yetersiz kalması ve yapının çok eski olması nedeniyle kapatılarak yakın bölgedeki 14 Eylül İlkokulu'na ilhak olmuştur. Ama sonrasında Bergama'da yeni açılan okullardan hiç birinde bu isim yaşatılamamıştır. Birçok Bergama'lı da Kadri Efendi'yi yeterince tanımasa bile yazdığı eserler hâlâ okunmaktadır.", "question": "Bergamalı Kadri Efendinin okuğu ilkokul Cumhuriyet Tarihinin kaçıncı ilkokuludur?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "ikinci ilkokuldur"}}, {"id": "4973", "context": "Bergamalı Kadri Efendi adı 01.06.1938 tarihinde Kültür İşyarlığı'nın 20.05.1938 tarih ve 637 sayılı betisi (yazısı) ile doğup büyüdüğü şehir olan Bergama'da \"İkinciokul\" adıyla faaliyet gösteren bir ilkokula verilmiştir. Bu okul Bergama'da cumhuriyet dönemini açılan ikinci ilkokuldur. 01.09.1972 tarihinde kullandığı binanın öğrenci sayısına göre yetersiz kalması ve yapının çok eski olması nedeniyle kapatılarak yakın bölgedeki 14 Eylül İlkokulu'na ilhak olmuştur. Ama sonrasında Bergama'da yeni açılan okullardan hiç birinde bu isim yaşatılamamıştır. Birçok Bergama'lı da Kadri Efendi'yi yeterince tanımasa bile yazdığı eserler hâlâ okunmaktadır.", "question": "Bergamalı Kadri Efendi hangi ilk okulda okumuştur?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Bergama'da \"İkinciokul\" adıyla faaliyet gösteren bir ilkokula verilmiştir."}}, {"id": "4974", "context": "Ebu'l-Fidâ (Arapça: أبو الفداء) veya Ebul Fida İsmail Hamavi (Tam künyesi: el-Melik el-Müeyyed İmadeddin Ebu'l-Fidâ İsmail bin Efdal Ali bin Mahmud) (Kasım 1273-27 Ekim 1331) Kürt filozof, komutan, İslam tarihçisi, coğrafyacı ve (1320-1331) döneminde Eyyubiler Hama Emiridir.", "question": "Ebu'l Fida'nın tam künyesi nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": " el-Melik el-Müeyyed İmadeddin Ebu'l-Fidâ İsmail bin Efdal Ali bin Mahmud"}}, {"id": "4975", "context": "Ebu'l-Fidâ (Arapça: أبو الفداء) veya Ebul Fida İsmail Hamavi (Tam künyesi: el-Melik el-Müeyyed İmadeddin Ebu'l-Fidâ İsmail bin Efdal Ali bin Mahmud) (Kasım 1273-27 Ekim 1331) Kürt filozof, komutan, İslam tarihçisi, coğrafyacı ve (1320-1331) döneminde Eyyubiler Hama Emiridir.", "question": "Ebu'l-Fida 1320-1331 yılları arasında ne görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Eyyubiler Hama Emiri"}}, {"id": "4976", "context": "Ay üzerindeki Abulfeda krater'inin adı, O'na ithafen verilmiştir. Ebu'l Fida künyesiyle ünlü olmuştur.", "question": "Ay üzerinde ona ithafen kratere ismi verilen kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Ebu'l Fida"}}, {"id": "4977", "context": "Ay üzerindeki Abulfeda krater'inin adı, O'na ithafen verilmiştir. Ebu'l Fida künyesiyle ünlü olmuştur.", "question": "Ebu'l-Fida'ya ithafen verilen kraterin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Abulfeda"}}, {"id": "4978", "context": "Ebu'l Fida 1273 tarihinde Hama emiri II. Mansur Mahmud'un kardeşi ve Ebu'l Fida'nın babası olan Malik el-Efdal'in Moğollar'ın istilasından kaçtığı yer olan Şam'da doğmuştur. Babası zamanın ünlü komutanlarındandı. Ebu'l Fida aynı zamanda Selahaddin Eyyubi'nin babası olan Necmeddin Eyyub'un torunudur.", "question": "Kimin babası Moğol istilasından kaçmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ebu'l Fida"}}, {"id": "4979", "context": "Ebu'l Fida 1273 tarihinde Hama emiri II. Mansur Mahmud'un kardeşi ve Ebu'l Fida'nın babası olan Malik el-Efdal'in Moğollar'ın istilasından kaçtığı yer olan Şam'da doğmuştur. Babası zamanın ünlü komutanlarındandı. Ebu'l Fida aynı zamanda Selahaddin Eyyubi'nin babası olan Necmeddin Eyyub'un torunudur.", "question": "Necmeddin Eyyub'un torunu kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ebu'l Fida"}}, {"id": "4980", "context": "Ebu'l Fida 1273 tarihinde Hama emiri II. Mansur Mahmud'un kardeşi ve Ebu'l Fida'nın babası olan Malik el-Efdal'in Moğollar'ın istilasından kaçtığı yer olan Şam'da doğmuştur. Babası zamanın ünlü komutanlarındandı. Ebu'l Fida aynı zamanda Selahaddin Eyyubi'nin babası olan Necmeddin Eyyub'un torunudur.", "question": "Ebu'l-Fida'nın babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "ünlü komutan"}}, {"id": "4981", "context": "İyi bir eğitim görmüştür. Çocukluğunda, Kuran ve bazı fen ilimlerini tahsil etmekle geçirdi. Fakat on iki yaşından itibaren erken bir zamanda sık sık özellikle Haçlılara karşı yapılan askeri seferlere katıldı. 12 yaşında Hospitalier şövalyeleri'nin elinde bulunan Markab muhasarasında Hama Emiri refakatinde bulundu ve çok yararlılıklar gösterdi. Daha sonra Akka, Humus, Trablus ve Rumkale kalelerinin fethine katıldı.", "question": "Ebu'l Fida'nın on iki yaşından beri katıldığı seferler kime karşıdır?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Haçlılara karşı"}}, {"id": "4982", "context": "İyi bir eğitim görmüştür. Çocukluğunda, Kuran ve bazı fen ilimlerini tahsil etmekle geçirdi. Fakat on iki yaşından itibaren erken bir zamanda sık sık özellikle Haçlılara karşı yapılan askeri seferlere katıldı. 12 yaşında Hospitalier şövalyeleri'nin elinde bulunan Markab muhasarasında Hama Emiri refakatinde bulundu ve çok yararlılıklar gösterdi. Daha sonra Akka, Humus, Trablus ve Rumkale kalelerinin fethine katıldı.", "question": "Ebu'l Fida'nın fethine katıldığı kalelerin isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "Akka, Humus, Trablus ve Rumkale"}}, {"id": "4983", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Ebu'l Fida'nın kim ile arası açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız "}}, {"id": "4984", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Ebu'l Fida'nın büyük mücadele örneği gösterdiği savaşta kime karşı savaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 652, "text": "Moğollar"}}, {"id": "4985", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "1299'da Memlüklüler Devleti'nin bir parçası olan emirliğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Hama Emirliği"}}, {"id": "4986", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Başarıları sonrası Ebu'l Fida'ya ünvanlar hangi tarihte verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 764, "text": "28 Şubat 1320"}}, {"id": "4987", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Başarıları sonrası Ebu'l Fida'ya hangi ünvanlar verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 793, "text": "Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed"}}, {"id": "4988", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Ebu'l Fida'yı bazı birliklere komuta etmesi için kim Halep'e göndermiştir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Memlüklü Sultani Baybars"}}, {"id": "4989", "context": "Ebu'l Fida Memlüklü Sultani Baybars'ın Halep'e gönderdiği orduda bazı birlikleri komuta etti. 1298'de Memlük Sultanı Nasır Muhammed'in hizmetine girdi. 1299'da yarı bağımsız irsi Hama Emirliği kaldırıldı; Memlüklüler Devleti'nin bir parçası oldu. Ebu'l Fida hemen bu şehre emir olarak tayin edilmedi ama 1300'de Memlüklüler Şam valisi idaresi altında Hama idarecisi görevi verildi. Kendinin üstünde yörel idareci olan Memlüklüler Şam Valisi olan Emir Tankız ile araları açıldı. Fakat önemli Memlüklu emirleri ve sarayı içinde isim yapmaya başladı. 1312'de Memlükluler devleti içinde Hama şehri idarecisi olarak Melik us-Sahn unvanı verildi. Malatya'da Moğollarla yapılan savaşta büyük mücadele örneği gösterdi. Bu başarılarından dolayı kendisine Sultan tarafından 28 Şubat 1320'de irsi olarak Hama emirliği ve Malik ül Müeyyed unvanı verildi. 1320/1321'de Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed'in Hicaz'a yaptığı Hac seferinde ona refakat etti.", "question": "Ebu'l Fida 1320'de kime refakat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 856, "text": "Memlüklu Sultanı Nasır Muhammed"}}, {"id": "4990", "context": "Ebu'l Fida epey yıl emir olduğu yerleri sükunet ve ihtişam içinde, kendini hükümetin verdiği görevlere ve aynı zamanda şöhretini borçlu olduğu bilimsel çalışmalara adayarak yönetti. Ebu'l Fida, zamanında edebiyat insanlarının, bilim adamlarının cömert bir koruyucusu idi. 1331 yılında Hama'da vefat etti. Kendi yerine Hama emirliğine, Şam Emiri Tankiz'in da tavsiye ettigi, oglu Efdal Muhammed geldi.\r\n", "question": "Efdal Muhammed Hama emirliğine gelirken kim tavsiye etmiştir?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "Şam Emiri Tankiz"}}, {"id": "4991", "context": "Ebu'l Fida epey yıl emir olduğu yerleri sükunet ve ihtişam içinde, kendini hükümetin verdiği görevlere ve aynı zamanda şöhretini borçlu olduğu bilimsel çalışmalara adayarak yönetti. Ebu'l Fida, zamanında edebiyat insanlarının, bilim adamlarının cömert bir koruyucusu idi. 1331 yılında Hama'da vefat etti. Kendi yerine Hama emirliğine, Şam Emiri Tankiz'in da tavsiye ettigi, oglu Efdal Muhammed geldi.\r\n", "question": "Ebu'l Fida öldükten sonra yerine kim gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "Efdal Muhammed"}}, {"id": "4992", "context": "Ebu'l Fida epey yıl emir olduğu yerleri sükunet ve ihtişam içinde, kendini hükümetin verdiği görevlere ve aynı zamanda şöhretini borçlu olduğu bilimsel çalışmalara adayarak yönetti. Ebu'l Fida, zamanında edebiyat insanlarının, bilim adamlarının cömert bir koruyucusu idi. 1331 yılında Hama'da vefat etti. Kendi yerine Hama emirliğine, Şam Emiri Tankiz'in da tavsiye ettigi, oglu Efdal Muhammed geldi.\r\n", "question": "Ebu'l Fida ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "1331"}}, {"id": "4993", "context": "Ebu'l Fida epey yıl emir olduğu yerleri sükunet ve ihtişam içinde, kendini hükümetin verdiği görevlere ve aynı zamanda şöhretini borçlu olduğu bilimsel çalışmalara adayarak yönetti. Ebu'l Fida, zamanında edebiyat insanlarının, bilim adamlarının cömert bir koruyucusu idi. 1331 yılında Hama'da vefat etti. Kendi yerine Hama emirliğine, Şam Emiri Tankiz'in da tavsiye ettigi, oglu Efdal Muhammed geldi.\r\n", "question": "Ebu'l Fida kimlerin koruyucusu idi?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "edebiyat insanlarının, bilim adamlarının"}}, {"id": "4994", "context": "Ebul Fida yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazmasıyla ünlü oldu. Tarih ilmi sahasında en çok tanınan eseri İbn Esir'in El-Kamil fit Tarih adlı ünlü eserinin bir devam mahiyetinde olan Muhtasaru Tarih il-Beşer dir. Bu eserde, ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar vuku bulan hadiselere yer vermiştir. Eser Batı dillerine tercüme edilmiş ve 1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da basılmıştır.", "question": "Muhtasaru Tarih il-Beşer eserinin tercüme edilmiş halleri ne zaman ve nerelerde basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 372, "text": "1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da"}}, {"id": "4995", "context": "Ebul Fida yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazmasıyla ünlü oldu. Tarih ilmi sahasında en çok tanınan eseri İbn Esir'in El-Kamil fit Tarih adlı ünlü eserinin bir devam mahiyetinde olan Muhtasaru Tarih il-Beşer dir. Bu eserde, ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar vuku bulan hadiselere yer vermiştir. Eser Batı dillerine tercüme edilmiş ve 1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da basılmıştır.", "question": "Muhtasaru Tarih il-Beşer'de hangi tarihler arasındaki hadiselere yer vermiştir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar"}}, {"id": "4996", "context": "Ebul Fida yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazmasıyla ünlü oldu. Tarih ilmi sahasında en çok tanınan eseri İbn Esir'in El-Kamil fit Tarih adlı ünlü eserinin bir devam mahiyetinde olan Muhtasaru Tarih il-Beşer dir. Bu eserde, ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar vuku bulan hadiselere yer vermiştir. Eser Batı dillerine tercüme edilmiş ve 1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da basılmıştır.", "question": "Muhtasaru Tarih il-Beşer hangi eserin devamı mahiyetindedir?", "answers": {"answer_start": 119, "text": " El-Kamil fit Tarih"}}, {"id": "4997", "context": "Ebul Fida yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazmasıyla ünlü oldu. Tarih ilmi sahasında en çok tanınan eseri İbn Esir'in El-Kamil fit Tarih adlı ünlü eserinin bir devam mahiyetinde olan Muhtasaru Tarih il-Beşer dir. Bu eserde, ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar vuku bulan hadiselere yer vermiştir. Eser Batı dillerine tercüme edilmiş ve 1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da basılmıştır.", "question": "Ebu'l Fida'nın tarih ilmi sahasında en tanınan eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Muhtasaru Tarih il-Beşer"}}, {"id": "4998", "context": "Ebul Fida yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazmasıyla ünlü oldu. Tarih ilmi sahasında en çok tanınan eseri İbn Esir'in El-Kamil fit Tarih adlı ünlü eserinin bir devam mahiyetinde olan Muhtasaru Tarih il-Beşer dir. Bu eserde, ilk peygamber ve ilk insan olan Adem'den başlayarak 1328 yılına kadar vuku bulan hadiselere yer vermiştir. Eser Batı dillerine tercüme edilmiş ve 1870 yılında İstanbul'da ve 1908 yılında Mısır'da basılmıştır.", "question": "Ebu'l Fida'nın ünlü oluş sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "yaşadığı ve karşılaştığı vakaları yazması"}}, {"id": "4999", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": "Takvim ül Buldan eseri kaç bölümden oluşur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "2 8"}}, {"id": "5000", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": ":Ebu'l Fida'nın Takvim ül Buldan eseri Avrupa'da kimler ne zaman neşretmiştir?", "answers": {"answer_start": 618, "text": "Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında"}}, {"id": "5001", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": "Ebu'l Fida'nın Takvim ül Buldan eserinin Fransızca tercümesi ne zaman yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 698, "text": "1848-1883 yılları arasında"}}, {"id": "5002", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": "Ebu'l Fida Takvim ül Buldan eserinde hangi kimlerin eserlerinden faydalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni"}}, {"id": "5003", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": "Takvim ül Buldan'da yer alan cetvellerde neler gösterilmiştir?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "yer adları ile bunların coğrafi koordinatları"}}, {"id": "5004", "context": "Ebul Fida'nın bir diğer mühim eseri 1316-1321 tarihleri arasında yazdığı Takvim ül Buldan (Şehirler Dizisi) adlı eseridir.2 8 bölümden ibaret, genel coğrafya kitabıdır. Mukaddimeden sonra yeryüzünün denizlerini, dağlarını, ırmaklarını ve göllerini anlatır. Metin, birtakım cetvelleri de ihtiva etmektedir. Bu cetvellerde yer adları ile bunların coğrafi koordinatları gösterilmiştir. Ebu'l Fida bu eserinde, Batlamyus, Muhammed İdrisi, İbn Havkal, İstahri ve Biruni'ni eserlerinden faydalanmıştır. Çeşitli coğrafi hususlarla birlikte Dünya'nın başlıca şehirlerini de bir çizelge halinde anlatmıştır. Avrupa'da bu kitap Reinaud ve De Slane tarafından 1840 yılında neşredilmiştir. Fransızca tercümesi 1848-1883 yılları arasında yayınlanmıştır.", "question": "Takvim ül Buldan hangi tarihte yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "1316-1321 tarihleri arasında"}}, {"id": "5005", "context": "Ayrıca Ebul Fida'nın tıp üzerine yazdığı Kunaş adlı bir kitabı vardır.", "question": "Ebu'l Fida'nın yazmış olduğu kitaplardan tıp üzerine olanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Kunaş"}}, {"id": "5006", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanel Kimdir ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Türk akademisyen"}}, {"id": "5007", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi kurumların kurucu üyesidir ?", "answers": {"answer_start": 428, "text": "YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir"}}, {"id": "5008", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel 1981-1985 yılları arasında hangi görevi yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış"}}, {"id": "5009", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi universitelerde hocalık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5010", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi universiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur."}}, {"id": "5011", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi alanda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 530, "text": "nükleer fizik"}}, {"id": "5012", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi kurumların kurucu üyesidir?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi"}}, {"id": "5013", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel’in herhangi bir kuruma üyeliği var mıdır?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir"}}, {"id": "5014", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi okullarda ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5015", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel üniversite eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "1937 yılında"}}, {"id": "5016", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından"}}, {"id": "5017", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 30, "text": " İstanbul"}}, {"id": "5018", "context": "Besim Tanyel (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998) Türk akademisyen. 1937 yılında Lyon Üniversitesi Fizik-Kimya-Matematik dalından mezun olmuştur. Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Tanyel, Çeşitli ulusal ve uluslararası bilim kurullarında üyelik yapmış ve 1981-1985 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği görevini yapmış ve ardından emekli olmuştur. Kendisi YÖK'ün kurucu üyesidir, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kurucu Öğretim üyesidir ve Türkiye'nin ilk nükleer fizikçilerindendir.", "question": "Besim Tanyel hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1998"}}, {"id": "5019", "context": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri, Türkiye’de faaliyet gösteren holding kuruluşu.", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri nerede faaliyet gösterir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": " Türkiye’de"}}, {"id": "5020", "context": "Bünyesinde bulundurduğu 40’dan fazla şirket ile inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği alanlarında faaliyet gösterir. İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında toplanması ile oluşmuştur. Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır. Ankara’nın en güçlü holdinglerindendir.", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketler grubunun kuruluş vizyonu nedir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak"}}, {"id": "5021", "context": "Bünyesinde bulundurduğu 40’dan fazla şirket ile inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği alanlarında faaliyet gösterir. İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında toplanması ile oluşmuştur. Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır. Ankara’nın en güçlü holdinglerindendir.", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri nasıl oluşmuştur?", "answers": {"answer_start": 218, "text": " İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında toplanması ile oluşmuştur"}}, {"id": "5022", "context": "Bünyesinde bulundurduğu 40’dan fazla şirket ile inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği alanlarında faaliyet gösterir. İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında toplanması ile oluşmuştur. Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır. Ankara’nın en güçlü holdinglerindendir.", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri en az bünyesinde kaç şirket barındırır ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "40"}}, {"id": "5023", "context": "Bünyesinde bulundurduğu 40’dan fazla şirket ile inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği alanlarında faaliyet gösterir. İhsan Doğramacı vakıfları tarafından kurulan şirketlerin 1986 yılında tek bir çatı altında toplanması ile oluşmuştur. Şirketler grubunun kuruluş misyonunda Bilkent Üniversitesi’ne lojistik ve maddi destek sağlamak yer alır. Ankara’nın en güçlü holdinglerindendir.", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri hangi alanlarda faaliyet gösterir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": " inşaat, bilişim, mobilya, finans, turizm, kâğıt ve kâğıt ürünleri, enerji üretimi, havaalanı işletmeciliği, alışveriş merkezi işletmeciliği"}}, {"id": "5024", "context": "Grubun bünyesindeki sanayi şirketleri; Tepe Mobilya (1969), Meteksan Matbaacılık (1969), Tepe Prefabrik (1977), Tepe Betopan (1984), Bilenerji (1993).", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu Şirketleri bünyesindeki sanayi sirketlerinin adları nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Tepe Mobilya (1969), Meteksan Matbaacılık (1969), Tepe Prefabrik (1977), Tepe Betopan (1984), Bilenerji (1993)"}}, {"id": "5025", "context": "İnşaat Şirketleri; Bilbak İnşaat (1968), Tepe İnşaat(1969).", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu İnşaat şirketleri adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Bilbak İnşaat (1968), Tepe İnşaat(1969)."}}, {"id": "5026", "context": "Teknoloji Şirketleri; Cyberpark (2002), Meteksan Uzay (2005), Meteksan Savunma (2006).", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu bünyesindeki teknoloji şirketleri adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": " Cyberpark (2002), Meteksan Uzay (2005), Meteksan Savunma (2006)"}}, {"id": "5027", "context": "Yatırım ve Hizmet Şirketleri; Bilintur (1988), Tepe Savunma (1992), Tepe Mobilya (1997), Tepe Emlak, Sports International (1994), Tepe Servis (2008) , Tepe Güvenlik (2011)\r\n", "question": "Bilkent Holding AŞ veya Tepe Grubu bünyesindeki Yatırım ve Hizmet şirketlerinin adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": " Bilintur (1988), Tepe Savunma (1992), Tepe Mobilya (1997), Tepe Emlak, Sports International (1994), Tepe Servis (2008) , Tepe Güvenlik (2011)"}}, {"id": "5028", "context": "1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali ihalesinin kazanılmasının ardından Tepe Grubu tarafından Akfen Grubu ile ortak olarak TAV Havalimanları A.Ş. kuruldu. TAV, Türkiye’nin 3 büyük ilindeki 3 büyük havalimanının yanı sıra Gürcistan ve Tunus gibi ülkelerde havalimanı yapım ve işletmesini üstlenmiştir; yer hizmetleri, işletme hizmetleri gibi havaalanı operasyonu ile ilgili diğer iş kollarında da faaliyet gösteren HAVAŞ, BTA, ATÜ Turizm gibi firmaları bünyesinde barındırıyor..\r\n", "question": "TAV bünyesinde hangi firmaları barındırıyor ?", "answers": {"answer_start": 438, "text": " HAVAŞ, BTA, ATÜ Turizm"}}, {"id": "5029", "context": "1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali ihalesinin kazanılmasının ardından Tepe Grubu tarafından Akfen Grubu ile ortak olarak TAV Havalimanları A.Ş. kuruldu. TAV, Türkiye’nin 3 büyük ilindeki 3 büyük havalimanının yanı sıra Gürcistan ve Tunus gibi ülkelerde havalimanı yapım ve işletmesini üstlenmiştir; yer hizmetleri, işletme hizmetleri gibi havaalanı operasyonu ile ilgili diğer iş kollarında da faaliyet gösteren HAVAŞ, BTA, ATÜ Turizm gibi firmaları bünyesinde barındırıyor..\r\n", "question": "TAV , Türkiye yanı sıra Gürcistan ve Tunusu gibi ülkelerde ne üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 279, "text": " havalimanı yapım ve işletmesini üstlenmiştir"}}, {"id": "5030", "context": "1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali ihalesinin kazanılmasının ardından Tepe Grubu tarafından Akfen Grubu ile ortak olarak TAV Havalimanları A.Ş. kuruldu. TAV, Türkiye’nin 3 büyük ilindeki 3 büyük havalimanının yanı sıra Gürcistan ve Tunus gibi ülkelerde havalimanı yapım ve işletmesini üstlenmiştir; yer hizmetleri, işletme hizmetleri gibi havaalanı operasyonu ile ilgili diğer iş kollarında da faaliyet gösteren HAVAŞ, BTA, ATÜ Turizm gibi firmaları bünyesinde barındırıyor..\r\n", "question": "Tepe Grubu tarafından Akfen Grubu ile ortak olarak 1997 yılında kurulan firmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "TAV Havalimanları A.Ş."}}, {"id": "5031", "context": "BMC, 1964 yılında İzmir'de kuruldu. İlk yıllarda Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti. 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı. BMC'nin başlagıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi.", "question": "BMC'nin başlangıçtaki yerli sermaye oranı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "%74"}}, {"id": "5032", "context": "BMC, 1964 yılında İzmir'de kuruldu. İlk yıllarda Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti. 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı. BMC'nin başlagıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi.", "question": "BMC 1989 yılında hangi konuma yükseldi?", "answers": {"answer_start": 234, "text": " Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi"}}, {"id": "5033", "context": "BMC, 1964 yılında İzmir'de kuruldu. İlk yıllarda Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti. 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı. BMC'nin başlagıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi.", "question": "1966 yılından itibaren neler üretmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 120, "text": " kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı."}}, {"id": "5034", "context": "BMC, 1964 yılında İzmir'de kuruldu. İlk yıllarda Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti. 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı. BMC'nin başlagıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi.", "question": "BMC ilk yıllarından hangi markalı araçları üretti?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti"}}, {"id": "5035", "context": "BMC, 1964 yılında İzmir'de kuruldu. İlk yıllarda Austin ve Morris markalı ticari araçları üretti. 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başladı. BMC'nin başlagıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında Türkiye'nin %100 yerli sermayeli tek ticari araç üreticisi konumuna yükseldi.", "question": "BMC ne zaman ve nerede kuruldu ?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "1964 yılında İzmir'de kuruldu."}}, {"id": "5036", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "BMC , Cummins Engine Company ile hangi kamyonların serisini üretmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı."}}, {"id": "5037", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "BMC 1985 yılında hangi firma ile anlaşma yaptı ? ", "answers": {"answer_start": 514, "text": "Cummins Engine Company"}}, {"id": "5038", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları serisinin adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 462, "text": "Yavuz "}}, {"id": "5039", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "BMC 1983 yılında hangi firma ile ortaklık kurdu?", "answers": {"answer_start": 362, "text": " Volvo Truck Corporation"}}, {"id": "5040", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "BMC motorlu araçların yanı sıra hangi ürünleri üretmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı."}}, {"id": "5041", "context": "BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi. Motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askeri amaçlı ürünleri de üretmeye başladı. Yine bu yıllarda, Leyland serisine ait ilk hafif ticari araç olan Leyland 30 kamyoneti piyasaya sundu. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan Yavuz serisini üretti. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu Fatih serisi kamyonları üretmeye başladı.", "question": "BMC 1976 yılında Türkiye'de ne gerçekleştirdi? ", "answers": {"answer_start": 29, "text": " ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştirdi"}}, {"id": "5042", "context": "1989 yılında şirketin bütün hisseleri Çukurova Holding tarafından satın alındı. 1990 yılında ünlü İtalyan tasarım kuruluşu Pininfarina ile iş birliği anlaşması imzalayarak, altı yıl süren yoğun çalışma ve 120 milyon ABD Doları'nı aşan yatırımın sonucunda, 1996 yılının Haziran ayında sınai ve ticari mülkiyeti BMC'ye ait olan Profesyonel'i piyasaya sundu.", "question": "Profesyonel yatırımının maliyeti kaç milyon Dolardır?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "120 milyon"}}, {"id": "5043", "context": "1989 yılında şirketin bütün hisseleri Çukurova Holding tarafından satın alındı. 1990 yılında ünlü İtalyan tasarım kuruluşu Pininfarina ile iş birliği anlaşması imzalayarak, altı yıl süren yoğun çalışma ve 120 milyon ABD Doları'nı aşan yatırımın sonucunda, 1996 yılının Haziran ayında sınai ve ticari mülkiyeti BMC'ye ait olan Profesyonel'i piyasaya sundu.", "question": "BMC Pininfarina firması ile ticari mulkiyeti BMC'ye ait olan hangi projei piyasa sürdü?", "answers": {"answer_start": 325, "text": " Profesyonel'i "}}, {"id": "5044", "context": "1989 yılında şirketin bütün hisseleri Çukurova Holding tarafından satın alındı. 1990 yılında ünlü İtalyan tasarım kuruluşu Pininfarina ile iş birliği anlaşması imzalayarak, altı yıl süren yoğun çalışma ve 120 milyon ABD Doları'nı aşan yatırımın sonucunda, 1996 yılının Haziran ayında sınai ve ticari mülkiyeti BMC'ye ait olan Profesyonel'i piyasaya sundu.", "question": "1990 yılında BMC hangi tasarım kuruluşu ile anlaşma imzaladı?", "answers": {"answer_start": 122, "text": " Pininfarina"}}, {"id": "5045", "context": "1989 yılında şirketin bütün hisseleri Çukurova Holding tarafından satın alındı. 1990 yılında ünlü İtalyan tasarım kuruluşu Pininfarina ile iş birliği anlaşması imzalayarak, altı yıl süren yoğun çalışma ve 120 milyon ABD Doları'nı aşan yatırımın sonucunda, 1996 yılının Haziran ayında sınai ve ticari mülkiyeti BMC'ye ait olan Profesyonel'i piyasaya sundu.", "question": "1989 yılında BMC şirketinin bütün hisseleri hangi holding tarafından satın alındı?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Çukurova Holding"}}, {"id": "5046", "context": "BMC 2,8 tondan 40 tona kadar Yük ve Yolcu taşımacılığının tüm sınıflarında özel araç üretimi yapan Türkiye'nin tek Dünyanın dört üreticisinden biridir.", "question": "BMC hangi sınıf araç üretimlerinde Türkiye'nin tek Dünyanın dört üreticisinden biridir?", "answers": {"answer_start": 3, "text": " 2,8 tondan 40 tona kadar Yük ve Yolcu taşımacılığının tüm sınıflarında"}}, {"id": "5047", "context": "Ayrıca BMC fabrikaları bünyesinde müşteri isteğine göre 6 ay gibi kısa bir sürede araç tasarlayıp üretebilen bir firmadır.\r\n2004 yılında 40 milyon dolarlık yatırımla tüm mühendislik çalışmaları BMC’ye ait olan BMC Megastar'ı üretti.", "question": "BMC 2014 yılında BMC Megastar'ı kaç milyon dolarlık yatırımla üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": " 40"}}, {"id": "5048", "context": "Ayrıca BMC fabrikaları bünyesinde müşteri isteğine göre 6 ay gibi kısa bir sürede araç tasarlayıp üretebilen bir firmadır.\r\n2004 yılında 40 milyon dolarlık yatırımla tüm mühendislik çalışmaları BMC’ye ait olan BMC Megastar'ı üretti.", "question": "BMC müşteri isteğine göre kaç ayda araç üretebilmektedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "6 ay "}}, {"id": "5049", "context": "18 Mayıs 2013 tarihinde holdingin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan $ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konulmuştur.\r\n", "question": "Mehmet Emin Karmemhmet kaç milyon doları ödemediğinden dolayı şirkerlerine el konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "75 milyon"}}, {"id": "5050", "context": "18 Mayıs 2013 tarihinde holdingin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan $ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konulmuştur.\r\n", "question": "Mehmet Emin Karamehmet'in borçu neden kaynaklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": " Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden "}}, {"id": "5051", "context": "18 Mayıs 2013 tarihinde holdingin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan $ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konulmuştur.\r\n", "question": "Mehmet Emin Karamehmet'nın şirketlerine kim tarafından el konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "TMSF"}}, {"id": "5052", "context": "18 Mayıs 2013 tarihinde holdingin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan $ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konulmuştur.\r\n", "question": "Mehmet Emin Karamehmet'in şirketlerine neden el konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "$ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle"}}, {"id": "5053", "context": "18 Mayıs 2013 tarihinde holdingin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan $ 440 milyon borçtan kalan, $ 75 milyon ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konulmuştur.\r\n", "question": "Mehmet Emin Karamehmet'in hangi şirketlerine el konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "Skyturk360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC"}}, {"id": "5054", "context": "BMC, 30 Nisan 2014'te TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren iş adamı Ethem Sancak'a ait olan \"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır. Rekabet Kurumu 21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklamayla BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyurdu.\r\n", "question": "BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığı ne zaman ve nereden duyuruldu?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden "}}, {"id": "5055", "context": "BMC, 30 Nisan 2014'te TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren iş adamı Ethem Sancak'a ait olan \"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır. Rekabet Kurumu 21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklamayla BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyurdu.\r\n", "question": "Kim tarafından BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyuruldu?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Rekabet Kurumu"}}, {"id": "5056", "context": "BMC, 30 Nisan 2014'te TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren iş adamı Ethem Sancak'a ait olan \"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır. Rekabet Kurumu 21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklamayla BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyurdu.\r\n", "question": "\"Es Mali Yatırım\" hangi iş adamına aittir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Ethem Sancak"}}, {"id": "5057", "context": "BMC, 30 Nisan 2014'te TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren iş adamı Ethem Sancak'a ait olan \"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır. Rekabet Kurumu 21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklamayla BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyurdu.\r\n", "question": "30 Nisan 2014'te ihale kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 21, "text": " TMSF tarafından"}}, {"id": "5058", "context": "BMC, 30 Nisan 2014'te TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren iş adamı Ethem Sancak'a ait olan \"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır. Rekabet Kurumu 21 Mayıs 2014 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklamayla BMC'nin Es Mali Yatırım ve Danışmanlık A.Ş.'ye devredilmesi işlemine izin verilmesinde sakınca bulunmadığını duyurdu.\r\n", "question": "BMC, 30 Nisan 2014'te kim tarafından ve ne kadara satın alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "\"Es Mali Yatırım\" tarafından 751 milyon TL ye satın almıştır"}}, {"id": "5059", "context": "Aydınlı Hacı Paşa Türk doktor ve din bilgini.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa nasıl tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "din bilgini"}}, {"id": "5060", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa'nın asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Celâleddin Hızır"}}, {"id": "5061", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Hangi hastanede başhekimlik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 395, "text": "Kahire hastanesi"}}, {"id": "5062", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa neden tebabete merak salmıştır?", "answers": {"answer_start": 273, "text": " tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü"}}, {"id": "5063", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa Anadoluda eğitim aldıktan sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Mısır"}}, {"id": "5064", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Hangi devirde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır"}}, {"id": "5065", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa neden Aydınlı olarak bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Aydın'a yerleştiği için "}}, {"id": "5066", "context": "Konya'da doğmuş fakat sonrasında Aydın'a yerleştiği için Aydınlı olarak bilinmiştir. Asıl adı 'Celâleddin Hızır' olan bilgin Yıldırım Bayezid devrinde yaşamıştır. Anadolu'da eğitim aldıktan sonra Mısır'a gitmiş, burada değerli hocalardan ders almıştır. Burada, o dönemlerde tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmasından ötürü tebabete merak salmış ve tıp biliminde ilerleyerek doktor olmuştur. Kahire hastanesinde başhekimlik yapmış daha sonra memleketi Aydın'a giderek Aydınoğlu beylerinin yanında kendisini dini ilimlere vermiştir.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Konya'da "}}, {"id": "5067", "context": "XIV. yüzyıl İslâm dünyasının en tanınmış âlimlerinden ve aynı zamanda hekimlerinden olan Hacı Paşa’nın başta tıp sahasında olmak üzere, mantık, kelâm ve tefsir sahalarında önemli eserleri bulunmaktadır. Eserlerden ikisi Türkçe, diğerleri ise Arapça olarak kaleme alınmıştır : \r\n\r\nMecmaul-envar fî cemil-esrar\r\nŞerhu Levamiil-esrar fî şerhi metaliil-envar\r\nŞerhu Tevaliil-envar fî ilmil-kelam\r\net-Tealim fî ilmit-tıb\r\nel-Feride fî zikriil agziyetil-müfîde\r\nŞifaül-eskam ve devaül-alam\r\nel-Usulül-hamse\r\nKitabüs Saade vel-İkbal murattab âlâ erbaa akvâl\r\nMüntehâb-ı şifa\r\nTeshil", "question": "Hacı Paşa hangi dillerde eserleri kaleme almıştır?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Arapça"}}, {"id": "5068", "context": "XIV. yüzyıl İslâm dünyasının en tanınmış âlimlerinden ve aynı zamanda hekimlerinden olan Hacı Paşa’nın başta tıp sahasında olmak üzere, mantık, kelâm ve tefsir sahalarında önemli eserleri bulunmaktadır. Eserlerden ikisi Türkçe, diğerleri ise Arapça olarak kaleme alınmıştır : \r\n\r\nMecmaul-envar fî cemil-esrar\r\nŞerhu Levamiil-esrar fî şerhi metaliil-envar\r\nŞerhu Tevaliil-envar fî ilmil-kelam\r\net-Tealim fî ilmit-tıb\r\nel-Feride fî zikriil agziyetil-müfîde\r\nŞifaül-eskam ve devaül-alam\r\nel-Usulül-hamse\r\nKitabüs Saade vel-İkbal murattab âlâ erbaa akvâl\r\nMüntehâb-ı şifa\r\nTeshil", "question": "Hacı Paşa’nın hangi alanlarda eserleri vardır?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "tefsir"}}, {"id": "5069", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.\r\n", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi Hangi konulardan Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında"}}, {"id": "5070", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.\r\n", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi ne tabanlı bir projedir?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "uzay tabanlı bir projesidir."}}, {"id": "5071", "context": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzay tabanlı bir projesidir.\r\n", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca nasıl tanımlanır ?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "BKZS"}}, {"id": "5072", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Proje hangi müşteşarlığın bir bağlı ortaklığıdır ?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın "}}, {"id": "5073", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Projenin önümüzdeki birkaç yıl içerisindeki planlaması nedir?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır."}}, {"id": "5074", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Proje hangi aşamadadır?", "answers": {"answer_start": 440, "text": " fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır"}}, {"id": "5075", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Proje Hangı firmalar tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 252, "text": " Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen"}}, {"id": "5076", "context": "Projenin amacı, bağımsız çatışma zamanlarında devre dışı bırakılabilir mevcut yabancı sistemlerden, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, barış, kriz ve askeri operasyonlar boyunca ihtiyaç duyabilecekleri konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır. Proje Savunma Teknolojileri ve Mühendislik A.Ş. (STM) (Defence Technologies and Engineering Inc.) tarafından geliştirilen, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın bir bağlı ortaklığıdır. Şu anda proje fizibilite çalışmasının değerlendirilmesini içeren ilk aşamasında olmaktadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde beş askeri keşif ve yer gözlem uydularının üretilmesi ve uzaya fırlatılması planlanmaktadır.", "question": "Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi Projesinin amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "konumlandırma ve zamanlama bilgilerini sağlamaktır"}}, {"id": "5111", "context": "Bursalı Kadızade Rumi (d.yak. 1364, Bursa, Osmanlı Devleti – 1436, Semerkant, Timur İmparatorluğu) Asıl adı Selahaddin Musa, ortaçağın ünlü Türk matematik ve astronomi bilgini.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "ortaçağın ünlü Türk matematik ve astronomi bilgini"}}, {"id": "5112", "context": "Bursalı Kadızade Rumi (d.yak. 1364, Bursa, Osmanlı Devleti – 1436, Semerkant, Timur İmparatorluğu) Asıl adı Selahaddin Musa, ortaçağın ünlü Türk matematik ve astronomi bilgini.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi nerde ve kaç yılında dünya'ya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "1364, Bursa"}}, {"id": "5113", "context": "Bursalı Kadızade Rumi (d.yak. 1364, Bursa, Osmanlı Devleti – 1436, Semerkant, Timur İmparatorluğu) Asıl adı Selahaddin Musa, ortaçağın ünlü Türk matematik ve astronomi bilgini.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin asıl adı nedir ? ", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Selahaddin Musa"}}, {"id": "5114", "context": "\r\nOsmanlı Devleti'nde yetişmiş bir bilim adamı olan Kadızade, eğitimini tamamlamak için gittiği Timur İmparatorluğu'nda Uluğ Bey'e hocalık ve yol göstericilik yapmış; Uluğ Bey'in Astronomi Cetvellerinin hazırlanmasında büyük hizmeti geçmiştir. Uluğ Bey Medresesi'nde Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvani'yi yetiştirmiştir.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi Uluğ Bey'e ne konusunda yardımcı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Astronomi Cetvellerinin hazırlanmasında "}}, {"id": "5115", "context": "\r\nOsmanlı Devleti'nde yetişmiş bir bilim adamı olan Kadızade, eğitimini tamamlamak için gittiği Timur İmparatorluğu'nda Uluğ Bey'e hocalık ve yol göstericilik yapmış; Uluğ Bey'in Astronomi Cetvellerinin hazırlanmasında büyük hizmeti geçmiştir. Uluğ Bey Medresesi'nde Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvani'yi yetiştirmiştir.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi Uluğ Bey medresesin'nde kimleri yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 266, "text": " Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvani"}}, {"id": "5116", "context": "\r\nOsmanlı Devleti'nde yetişmiş bir bilim adamı olan Kadızade, eğitimini tamamlamak için gittiği Timur İmparatorluğu'nda Uluğ Bey'e hocalık ve yol göstericilik yapmış; Uluğ Bey'in Astronomi Cetvellerinin hazırlanmasında büyük hizmeti geçmiştir. Uluğ Bey Medresesi'nde Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvani'yi yetiştirmiştir.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi hangi imparatorlukta ve kime hocalık ve yol göstericilik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Timur İmparatorluğu'nda Uluğ Bey'"}}, {"id": "5117", "context": "\r\nOsmanlı Devleti'nde yetişmiş bir bilim adamı olan Kadızade, eğitimini tamamlamak için gittiği Timur İmparatorluğu'nda Uluğ Bey'e hocalık ve yol göstericilik yapmış; Uluğ Bey'in Astronomi Cetvellerinin hazırlanmasında büyük hizmeti geçmiştir. Uluğ Bey Medresesi'nde Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvani'yi yetiştirmiştir.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Osmanlı Devleti'nde yetişmiş bir bilim adamı"}}, {"id": "5118", "context": "Torunu Mirim Çelebi 15. yüzyılın önemli matematikçileri arasındadır.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin torunu kimdir ve mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": " Mirim Çelebi 15. yüzyılın önemli matematikçileri arasındadır"}}, {"id": "5119", "context": "Bursa'da ulema sınıfından bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası, Bursa Kadısı Mehmed Efendi idi. Dedesi Mahmut Çelebi de uzun süre Bursa kadılığı yapmıştı ve bu nedenle \"Koca Kadı\" olarak tanınnmaktaydı. Babasının ölümü üzerine dedesi Kadı Mahmud Çelebi tarafından yetiştirildi.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Bursa Kadısı "}}, {"id": "5120", "context": "Bursa'da ulema sınıfından bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası, Bursa Kadısı Mehmed Efendi idi. Dedesi Mahmut Çelebi de uzun süre Bursa kadılığı yapmıştı ve bu nedenle \"Koca Kadı\" olarak tanınnmaktaydı. Babasının ölümü üzerine dedesi Kadı Mahmud Çelebi tarafından yetiştirildi.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin babasının vefat etmesi sonrasında onu kim yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "dedesi Kadı Mahmud Çelebi tarafından "}}, {"id": "5121", "context": "Bursa'da ulema sınıfından bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası, Bursa Kadısı Mehmed Efendi idi. Dedesi Mahmut Çelebi de uzun süre Bursa kadılığı yapmıştı ve bu nedenle \"Koca Kadı\" olarak tanınnmaktaydı. Babasının ölümü üzerine dedesi Kadı Mahmud Çelebi tarafından yetiştirildi.", "question": "Koca Kadı olarak tanınan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Dedesi Mahmut Çelebi"}}, {"id": "5122", "context": "Medrese öğrenimine Bursa'da başladı. I. Murad döneminin ünlü bilgini Molla Fenari'nin öğrencisi oldu; ondan fıkıh, astronomi, matematik dersleri aldı. Astronomi bilgisini ilerletmek için Konya'ya giderek Müneccim Feyzullah'tan astronomi dersleri aldı. 1383’te Bursa’da iken aritmetik ve cebir üzerine bir eser yazdı. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi 1383'te ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "aritmetik ve cebir üzerine bir eser yazdı"}}, {"id": "5123", "context": "Medrese öğrenimine Bursa'da başladı. I. Murad döneminin ünlü bilgini Molla Fenari'nin öğrencisi oldu; ondan fıkıh, astronomi, matematik dersleri aldı. Astronomi bilgisini ilerletmek için Konya'ya giderek Müneccim Feyzullah'tan astronomi dersleri aldı. 1383’te Bursa’da iken aritmetik ve cebir üzerine bir eser yazdı. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi Müneccim Feyzullah'tan ne için eğitim almaya gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "Astronomi bilgisini ilerletmek için "}}, {"id": "5124", "context": "Medrese öğrenimine Bursa'da başladı. I. Murad döneminin ünlü bilgini Molla Fenari'nin öğrencisi oldu; ondan fıkıh, astronomi, matematik dersleri aldı. Astronomi bilgisini ilerletmek için Konya'ya giderek Müneccim Feyzullah'tan astronomi dersleri aldı. 1383’te Bursa’da iken aritmetik ve cebir üzerine bir eser yazdı. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi nereye ve kimden eğitim almak için gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 186, "text": " Konya'ya giderek Müneccim Feyzullah'tan "}}, {"id": "5125", "context": "Medrese öğrenimine Bursa'da başladı. I. Murad döneminin ünlü bilgini Molla Fenari'nin öğrencisi oldu; ondan fıkıh, astronomi, matematik dersleri aldı. Astronomi bilgisini ilerletmek için Konya'ya giderek Müneccim Feyzullah'tan astronomi dersleri aldı. 1383’te Bursa’da iken aritmetik ve cebir üzerine bir eser yazdı. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi Mola Fenari'den hangi dersleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "fıkıh, astronomi, matematik "}}, {"id": "5126", "context": "Dönemin önde gelen bilimadamlarından Seyid Şerif Curcânî’nin derslerine devam edebilmek için Molla Fenari'nin teşvikiyle Horasan'a gitti. Onun \"Mevakif (Duraklar)\" adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyid Şerif Curcânî ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan'dan ayrılarak Bursa'dayken hocası Molla Fenari'nin ziyaret etmesini önerdiği Buhara ve Semerkant şehirlerini görmek için 1407'de yola çıktı.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi Curcama'dan neden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "hocası Seyid Şerif Curcânî ile arası açıldı"}}, {"id": "5127", "context": "Dönemin önde gelen bilimadamlarından Seyid Şerif Curcânî’nin derslerine devam edebilmek için Molla Fenari'nin teşvikiyle Horasan'a gitti. Onun \"Mevakif (Duraklar)\" adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyid Şerif Curcânî ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan'dan ayrılarak Bursa'dayken hocası Molla Fenari'nin ziyaret etmesini önerdiği Buhara ve Semerkant şehirlerini görmek için 1407'de yola çıktı.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi 1407 yılında neden yola çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 348, "text": " Molla Fenari'nin ziyaret etmesini önerdiği Buhara ve Semerkant şehirlerini görmek için"}}, {"id": "5128", "context": "Dönemin önde gelen bilimadamlarından Seyid Şerif Curcânî’nin derslerine devam edebilmek için Molla Fenari'nin teşvikiyle Horasan'a gitti. Onun \"Mevakif (Duraklar)\" adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine, hocası Seyid Şerif Curcânî ile arası açıldı. Bu sebeple Curcan'dan ayrılarak Bursa'dayken hocası Molla Fenari'nin ziyaret etmesini önerdiği Buhara ve Semerkant şehirlerini görmek için 1407'de yola çıktı.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin Hocası Seyşd Şerif Curcani ile arası nede açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Onun \"Mevakif (Duraklar)\" adlı eserini inceleyip, eserde birtakım eksiklik ve yanlışlıklar tespit etmesi üzerine"}}, {"id": "5129", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin oğlunun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 458, "text": "Şemseddin Mehmet "}}, {"id": "5130", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi semerkant Rasathanesi'nde nezaman müdürlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra"}}, {"id": "5131", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi nerede müderrislik yaptı?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede "}}, {"id": "5132", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin hayatının dönüm noktası hangi andır?", "answers": {"answer_start": 146, "text": " Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu"}}, {"id": "5133", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Semerkant o zamanlar kim tarafından yönetilmekteydi?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından"}}, {"id": "5134", "context": "1410 yılında Semerkant'a vardı. Burası o sırada Timur İmparatoru olan Şahruh'un bilim ve kültüre meraklı oğlu Uluğ Bey tarafından yönetilmekteydi. Uluğ Bey ile tanışması hayatında dönüm noktası oldu. Hayatının geri kalanında Semerkant'ta yaşadı. Uluğ Bey'in 1417'de inşa etttirmeye başladığı medresede müderrislik yaptı. Medrese ile birlikte inşa edilen Semerkant Rasathanesi'nde Gıyaseddin Cemşid’in ölümünden sonra müdürlük yaptı. Yine bu şehirde evlendi; Şemseddin Mehmet adında bir oğlu oldu. ", "question": "Bursalı Kadızade Rumi 1410 yılında nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": " Semerkant"}}, {"id": "5135", "context": "En önemli astronomi faaliyeti, müşterek bir eser olan \"Zic-i Uluğ Bey\" adlı esere katkılarıdır. Eser ölümünün ertesi yılında yayımlanmıştır.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin en önemli astronomi faaliyeti nedir ve ne zaman yayınlaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "\"Zic-i Uluğ Bey\" adlı esere katkılarıdır. Eser ölümünün ertesi yılında yayımlanmıştır."}}, {"id": "5136", "context": "Matematik alanındaki en orijinal çalışması ise Gıyaseddin Cemşid'in bir derecelik yayın sinüsünün hesaplanması için geliştirdiği cebir yöntemini genişletip basitleştirmesidir. Geliştirdiği yöntem, birkaç adımda öngörülen doğruluğa ulaştığından çağının ötesinde modern bir yaklaşımı sergiler.\r\n", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin matematik çalışmasının önemi nedir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Geliştirdiği yöntem, birkaç adımda öngörülen doğruluğa ulaştığından çağının ötesinde modern bir yaklaşımı sergiler."}}, {"id": "5137", "context": "Matematik alanındaki en orijinal çalışması ise Gıyaseddin Cemşid'in bir derecelik yayın sinüsünün hesaplanması için geliştirdiği cebir yöntemini genişletip basitleştirmesidir. Geliştirdiği yöntem, birkaç adımda öngörülen doğruluğa ulaştığından çağının ötesinde modern bir yaklaşımı sergiler.\r\n", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin matematik alanındaki çalışması nedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Gıyaseddin Cemşid'in bir derecelik yayın sinüsünün hesaplanması için geliştirdiği cebir yöntemini genişletip basitleştirmesidir."}}, {"id": "5138", "context": "Kadızade Rumi, yetiştirdiği öğrencilere Osmanlı ülkesine gitmeleri için telkinde bulunmuş; onun yönlendirmesiyle Anadolu'ya giden Ali Kuşçu ve Fethullah eş-Şirvani Semerkant matematik-astronomi okulunun birikimlerini Anadolu'ya getirmiştir.\r\n", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin öğrencilere telkininin anadolu açısından önemi ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 163, "text": " Semerkant matematik-astronomi okulunun birikimlerini Anadolu'ya getirmiştir"}}, {"id": "5139", "context": "Kadızade Rumi, yetiştirdiği öğrencilere Osmanlı ülkesine gitmeleri için telkinde bulunmuş; onun yönlendirmesiyle Anadolu'ya giden Ali Kuşçu ve Fethullah eş-Şirvani Semerkant matematik-astronomi okulunun birikimlerini Anadolu'ya getirmiştir.\r\n", "question": "Bursalı Kadızade Rumi'nin önerisiyle Anadolu'ya kimler gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": " Ali Kuşçu ve Fethullah eş-Şirvani"}}, {"id": "5140", "context": "Kadızade Rumi, yetiştirdiği öğrencilere Osmanlı ülkesine gitmeleri için telkinde bulunmuş; onun yönlendirmesiyle Anadolu'ya giden Ali Kuşçu ve Fethullah eş-Şirvani Semerkant matematik-astronomi okulunun birikimlerini Anadolu'ya getirmiştir.\r\n", "question": "Kadızade Rumi nereye gitmeleri konusunda öğrencilere uyarıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 39, "text": " Osmanlı ülkesine gitmeleri için"}}, {"id": "5141", "context": "Muhtasar-ı Fi’l-Hisab (Hesap Özeti): Matematik üzerinedir \r\nRisale Fi-istihracı’l-Ceyb Derece-i Vahide: (Bir Derecenin Sinüsünü Elde Etme Üzerine Bir Risale): Bu Eserde 1 derecelik yayın Sinüs değerini elde etmek üzerine bir yöntem geliştirilmiştir.\r\nŞerh el-Mülahhas Fi’l-Hey’e: Astronomi ile ilgili bir eserdir. Çağmini’nin el-Mülahhas Fi’l-Hey’e adlı astronomi eseri üzerine bir yorumdur.\r\nEşkâl-i Te’sis Şerhi: Geometrik öncüller dair bir eserdir. Euclides’in Elementler adlı eseri üzerine bir yorumdur.", "question": "Bursalı Kadızade Rumi 'nin Eşkâl-i Te’sis Şerhi eseri ne üzerine bir eserdir?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "Euclides’in Elementler adlı eseri üzerine bir yorumdur"}}, {"id": "5142", "context": "Muhtasar-ı Fi’l-Hisab (Hesap Özeti): Matematik üzerinedir \r\nRisale Fi-istihracı’l-Ceyb Derece-i Vahide: (Bir Derecenin Sinüsünü Elde Etme Üzerine Bir Risale): Bu Eserde 1 derecelik yayın Sinüs değerini elde etmek üzerine bir yöntem geliştirilmiştir.\r\nŞerh el-Mülahhas Fi’l-Hey’e: Astronomi ile ilgili bir eserdir. Çağmini’nin el-Mülahhas Fi’l-Hey’e adlı astronomi eseri üzerine bir yorumdur.\r\nEşkâl-i Te’sis Şerhi: Geometrik öncüller dair bir eserdir. Euclides’in Elementler adlı eseri üzerine bir yorumdur.", "question": "Risale Fi-istihracı’l-Ceyb Derece-i Vahide eserinde hangi yöntemi geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 168, "text": " 1 derecelik yayın Sinüs değerini elde etmek üzerine bir yöntem geliştirilmiştir"}}, {"id": "5150", "context": "1961 yılında ünlü hukuk profesörü İsmet Giritli ile Avukat Suna Ağaoğlu'nun kızları ve Ahmet Rıza Giritli'nin kardeşi olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Nilüfer Hatun İlkokulu'nda ve Atatürk Kız Lisesi'nde okudu. Babasının, ders vermek ve araştırma yapmak üzere davetli olduğu, ABD'nin New York (1968-1969) ve Washington D.C(1971-1972) kentleri ile İskoçya'nın Glasgow şehrinde (1978-1979) eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olan (1983) İnceoğlu, seçmiş olduğu yardımcı sertifika programı olan İtalyan Dili ve Edebiyatı konusunda araştırma yapmak üzere, Vatikan Büyükelçiliği'nden kazandığı bursla İtalya'ya gitti.\r\n", "question": "Yasemin İnceoğlu kazandığı bursla hangi ülkeye gitti?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "İtalya"}}, {"id": "5151", "context": "1961 yılında ünlü hukuk profesörü İsmet Giritli ile Avukat Suna Ağaoğlu'nun kızları ve Ahmet Rıza Giritli'nin kardeşi olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Nilüfer Hatun İlkokulu'nda ve Atatürk Kız Lisesi'nde okudu. Babasının, ders vermek ve araştırma yapmak üzere davetli olduğu, ABD'nin New York (1968-1969) ve Washington D.C(1971-1972) kentleri ile İskoçya'nın Glasgow şehrinde (1978-1979) eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olan (1983) İnceoğlu, seçmiş olduğu yardımcı sertifika programı olan İtalyan Dili ve Edebiyatı konusunda araştırma yapmak üzere, Vatikan Büyükelçiliği'nden kazandığı bursla İtalya'ya gitti.\r\n", "question": "Yasemin İnceoğlu İstanbul Üniversitesi'nde hangi bülümden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "5152", "context": "1961 yılında ünlü hukuk profesörü İsmet Giritli ile Avukat Suna Ağaoğlu'nun kızları ve Ahmet Rıza Giritli'nin kardeşi olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Nilüfer Hatun İlkokulu'nda ve Atatürk Kız Lisesi'nde okudu. Babasının, ders vermek ve araştırma yapmak üzere davetli olduğu, ABD'nin New York (1968-1969) ve Washington D.C(1971-1972) kentleri ile İskoçya'nın Glasgow şehrinde (1978-1979) eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olan (1983) İnceoğlu, seçmiş olduğu yardımcı sertifika programı olan İtalyan Dili ve Edebiyatı konusunda araştırma yapmak üzere, Vatikan Büyükelçiliği'nden kazandığı bursla İtalya'ya gitti.\r\n", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Atatürk Kız Lisesi"}}, {"id": "5153", "context": "BTDA (British Theatre Dance Association)'nın (Elemantary-Intermediate ve Advance) seviyelerinde Teacher of Dancing / Öğretmenlik Sertifikalarını aldı ve Türkiye’nin ilk özel dans grubu olan Çağdaş Bale Topluluğunda dans etti. 1980 yılında Turizm Tanıtım Bakanlığı’nın rehberlik sınav ve kurslarına devam ederek profesyonel rehberlik brövesini elde etti.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi yılda rehberlik brövesini elde etti?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "1980"}}, {"id": "5154", "context": "BTDA (British Theatre Dance Association)'nın (Elemantary-Intermediate ve Advance) seviyelerinde Teacher of Dancing / Öğretmenlik Sertifikalarını aldı ve Türkiye’nin ilk özel dans grubu olan Çağdaş Bale Topluluğunda dans etti. 1980 yılında Turizm Tanıtım Bakanlığı’nın rehberlik sınav ve kurslarına devam ederek profesyonel rehberlik brövesini elde etti.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi öğretmenlik sertifikalarını aldı?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Teacher of Dancing"}}, {"id": "5155", "context": "1984-2004 yılları arasında çalıştığı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlamış olduğu yüksek lisans, doktora (1990) derecelerinden sonra, aynı kurumdan doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını da alan İnceoğlu, Fakültede Dekan yardımcılığı, Gazetecilik Bölüm Başkanlığı ve Genel Gazetecilik ana bilim dalı başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2004 Aralık ayında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne geçen İnceoğlu halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi yıl Galatasaray Üniversitesi'ne geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "2004"}}, {"id": "5156", "context": "1984-2004 yılları arasında çalıştığı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlamış olduğu yüksek lisans, doktora (1990) derecelerinden sonra, aynı kurumdan doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını da alan İnceoğlu, Fakültede Dekan yardımcılığı, Gazetecilik Bölüm Başkanlığı ve Genel Gazetecilik ana bilim dalı başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2004 Aralık ayında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne geçen İnceoğlu halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": "Yasemin İnceoğlu Marmara Üniversite'sinde hangi görevlerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "Dekan yardımcılığı, Gazetecilik Bölüm Başkanlığı ve Genel Gazetecilik ana bilim dalı başkanlığı"}}, {"id": "5157", "context": "1984-2004 yılları arasında çalıştığı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlamış olduğu yüksek lisans, doktora (1990) derecelerinden sonra, aynı kurumdan doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını da alan İnceoğlu, Fakültede Dekan yardımcılığı, Gazetecilik Bölüm Başkanlığı ve Genel Gazetecilik ana bilim dalı başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2004 Aralık ayında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne geçen İnceoğlu halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": "Yasemin İnceoğlu yüksek lisansını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Marmara Üniversitesi"}}, {"id": "5158", "context": "ILAD (İletişim Araştırmaları Derneği), UNESCO ve Amerikan Biyografi Enstitüsü gibi kuruluşlara üye olmasının yanı sıra, Avrupa Konseyi’nin “medya okuryazarlığı” toplantılarına ‘Avrupa Komisyonu Uzmanı’ olarak katılan İnceoğlu, Columbia Üniversitesi (1994) ve Salzburg Seminerlerine (2003) misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildi. Medeniyetler İttifakı ve Unesco toplantılarında uluslararası bildiriler sunan İnceoğlu, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca bilmektedir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "İngilizce, İtalyanca ve Fransızca"}}, {"id": "5159", "context": "ILAD (İletişim Araştırmaları Derneği), UNESCO ve Amerikan Biyografi Enstitüsü gibi kuruluşlara üye olmasının yanı sıra, Avrupa Konseyi’nin “medya okuryazarlığı” toplantılarına ‘Avrupa Komisyonu Uzmanı’ olarak katılan İnceoğlu, Columbia Üniversitesi (1994) ve Salzburg Seminerlerine (2003) misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildi. Medeniyetler İttifakı ve Unesco toplantılarında uluslararası bildiriler sunan İnceoğlu, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca bilmektedir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi üniversiteye misafir konuk öğretim üyesi olarak kabul edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Columbia Üniversitesi"}}, {"id": "5160", "context": "‘Medya Gözlem Platformu’nun kurucu üyesi, Medya Tekzip Merkezi'nin ise danışma kurulu üyesidir. Sosyal Değişim Derneği'nin Nisan 2010'da tamamlanan ‘Ulusal Basında Nefret Suçları:10 Yıl, 10 Örnek’ adlı kitap projesinin Danışma Kurulu üyesidir. Kültür Sanat Merkezi Garaj İstanbul’un bireysel destekçisi ve İstanbul Kadın Vakfı'nın Mütevelliler Heyeti üyesi olan İnceoğlu, aynı zamanda Türkiye'nin tek Fransızca gazetesi Aujourd'hui la Turquie gazetesi'nin de Yayın Kurulu üyesidir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi gazetenin Yayın Kurulu üyesidir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "Aujourd'hui la Turquie gazetesi"}}, {"id": "5161", "context": "‘Medya Gözlem Platformu’nun kurucu üyesi, Medya Tekzip Merkezi'nin ise danışma kurulu üyesidir. Sosyal Değişim Derneği'nin Nisan 2010'da tamamlanan ‘Ulusal Basında Nefret Suçları:10 Yıl, 10 Örnek’ adlı kitap projesinin Danışma Kurulu üyesidir. Kültür Sanat Merkezi Garaj İstanbul’un bireysel destekçisi ve İstanbul Kadın Vakfı'nın Mütevelliler Heyeti üyesi olan İnceoğlu, aynı zamanda Türkiye'nin tek Fransızca gazetesi Aujourd'hui la Turquie gazetesi'nin de Yayın Kurulu üyesidir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi kitap projesinin Danışma kurulu üyesidir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Ulusal Basında Nefret Suçları:10 Yıl, 10 Örnek"}}, {"id": "5162", "context": "‘Medya Gözlem Platformu’nun kurucu üyesi, Medya Tekzip Merkezi'nin ise danışma kurulu üyesidir. Sosyal Değişim Derneği'nin Nisan 2010'da tamamlanan ‘Ulusal Basında Nefret Suçları:10 Yıl, 10 Örnek’ adlı kitap projesinin Danışma Kurulu üyesidir. Kültür Sanat Merkezi Garaj İstanbul’un bireysel destekçisi ve İstanbul Kadın Vakfı'nın Mütevelliler Heyeti üyesi olan İnceoğlu, aynı zamanda Türkiye'nin tek Fransızca gazetesi Aujourd'hui la Turquie gazetesi'nin de Yayın Kurulu üyesidir.", "question": "Yasemin İnceoğlu Sosyal Değişim Derneği'ni hangi yıl tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "2010"}}, {"id": "5163", "context": "‘Medya Gözlem Platformu’nun kurucu üyesi, Medya Tekzip Merkezi'nin ise danışma kurulu üyesidir. Sosyal Değişim Derneği'nin Nisan 2010'da tamamlanan ‘Ulusal Basında Nefret Suçları:10 Yıl, 10 Örnek’ adlı kitap projesinin Danışma Kurulu üyesidir. Kültür Sanat Merkezi Garaj İstanbul’un bireysel destekçisi ve İstanbul Kadın Vakfı'nın Mütevelliler Heyeti üyesi olan İnceoğlu, aynı zamanda Türkiye'nin tek Fransızca gazetesi Aujourd'hui la Turquie gazetesi'nin de Yayın Kurulu üyesidir.", "question": "Yasemin İnceoğlu hangi kuruma danışman üyeliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Medya Tekzip Merkezi"}}, {"id": "5164", "context": "1986 yılında ekonomist Bülent İnceoğlu ile evlenen Yasemin İnceoğlu'nun, 1992 yılında kızları Deniz dünyaya geldi.", "question": "Yasemin İnceoğlu'nun eşi ne işle ugraşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "ekonomist"}}, {"id": "5165", "context": "1986 yılında ekonomist Bülent İnceoğlu ile evlenen Yasemin İnceoğlu'nun, 1992 yılında kızları Deniz dünyaya geldi.", "question": "Yasemin İnceoğlu'nun kızının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Deniz"}}, {"id": "5166", "context": "2015-2016 yıllarında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanı olarak görev yapmıştır.", "question": "Yasemin İnceoğlu 2015-2016 yıllarından Galatasaray Üniversitesi'nde hangi fakültede dekanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İletişim Fakültesi"}}, {"id": "5167", "context": "Kemal Reis 1507’de Kahire’ye gitti ve burada Memluk sultanı tarafından kendisine ikramlarda bulunuldu ve bir süre Mısır’da kalarak geri döndü.", "question": "Kemal Reis Mısır'dayken hangi sultan kendisi ile ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Memluk sultanı"}}, {"id": "5168", "context": "1511 yılında Rodos şövalyelerinin yaptığı saldırıların intikamını almak üzere denize açılmış, ancak yolda yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması sonucu hayatını kaybetmiştir.", "question": "Kemal reis hangi olay sonucu hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "yakalandığı şiddetli fırtınada gemisinin batması "}}, {"id": "5169", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir. Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Kemal Reis'in akrabalık bağı bulunduğu ve Kitab-ı Bahriye eserinin de sahibi olan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Piri Reis"}}, {"id": "5170", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir. Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Gerçek adı hangi eserde belirtilmektedir?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "Kitab-ı Bahriye’de"}}, {"id": "5171", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir. Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Ahmed Kemal"}}, {"id": "5172", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir. Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Çağdaşı İbn-i Kemal'in aksine bazı eserlerde nereli olduğu savunulmuştur?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Karamanlı"}}, {"id": "5173", "context": "Kemal Reis’i tanımış olan İbn-i Kemal, bu büyük denizcinin Gelibolu’lu olduğunu kaydetmektedir. Bazı eserlerde Kemal Reis’in Karamanlı olduğu yazılıyorsa da çağdaşı İbn-i Kemal’in değerlendirmesi daha uygundur. Kitab-ı Bahriye’de adının Ahmed Kemal, babasının isminin Ali olduğu belirtilmektedir. Kemal Reis’in Hacı Mehmed isminde kardeşi olup bu da, Kitab-ı Bahriye eserinin sahibi Piri Reis’in amcasıdır.", "question": "Kemal Reis'in Gelibolu'lu olduğu kim tarafından nakledilmiştir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "İbn-i Kemal"}}, {"id": "5174", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır. ", "question": "Kemal Reis genellikle hangi bölgelerde seferlere çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 233, "text": "İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde "}}, {"id": "5175", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır. ", "question": "Kemal Reis'in ilk katıldığı seferde ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "azaplar reisi"}}, {"id": "5176", "context": "Piri Reis'in de amcası olan Kemal Reis ilk defa Mahmud Paşa ile birlikte Eğriboz seferine katıldı. Eğriboz’da azaplar reisi olarak görev yapmıştır. 15. yy sonlarında Akdeniz'in en tanınmış Türk denizcisiydi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde, Septe boğazı ve Balear Adaları çevrelerinde dolaşmış, Hristiyan korsanlarla başarılı çarpışmalarda bulunmuş ve Avrupa sahillerine akınlar yapmıştır. ", "question": "Kemal Reis'in ilk olarak hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Eğriboz seferine"}}, {"id": "5177", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi. Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis Osmanlı donanmasında hangi çalışmalarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "tadilat ve ıslahat çalışmaları "}}, {"id": "5178", "context": "1494 senesinde II. Bayezid’in davetine uyarak İstanbul’a geldi ve Osmanlı donanmasının hizmetine girdi. Donanmada tadilat ve ıslahat çalışmaları yapmıştır.", "question": "Kemal Reis hangi Osmanlı Padişahı döneminde Osmanlı donanmasına hizmet vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "5179", "context": "1498 yılında Adana ve Tarsus’taki Mekke ve Medine’ye ait gelirler İskenderiye’ye Kemal Reis’in kumandası altındaki donanma nakledildi. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış, bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır.", "question": "Kemal Reis Kutsal Topraklara ait gelirleri İskenderiye'ye taşırken çarpışıp gelip gelerek ganimet elde ettiği gemiler kimin gemileriydi?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Rodos şövalyelerinin"}}, {"id": "5180", "context": "1498 yılında Adana ve Tarsus’taki Mekke ve Medine’ye ait gelirler İskenderiye’ye Kemal Reis’in kumandası altındaki donanma nakledildi. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış, bunlara galip gelerek bazı gemilerini ele geçirmiş ve çok sayıda esir almıştır.", "question": "1498 yılında Kutsal Topraklara ait gelirleri İskenderiye'ye nakleden donanma kimin emri altındaydı?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Kemal Reis’in"}}, {"id": "5181", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kemal Reis Modon Deniz Muharebesi'nde nasıl bir sonuç almıştır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır."}}, {"id": "5182", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kemal Reis Modon Deniz Muharebesinde hangi donanmaya karşı galip gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Venedik donanmasına"}}, {"id": "5183", "context": "1499 yılında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki donanmayla İnebahtı seferine katıldı ve Sapienza Deniz Muharebesi (1499)’nin kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Modon Deniz Muharebesi (1500)’nde Venedik donanmasına üstünlük sağlamıştır.", "question": "Kemal Reis'in Küçük Davut Paşa ile hangi sefere katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "İnebahtı seferine"}}, {"id": "5184", "context": "1504 senesinde Türk ve Müslüman gemilerini saldırarak seyahat ve ticareti sekteye uğratan Rodos şövalyeleri üzerine akın yapmış, Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır. ", "question": "Kemal Reis Türk ve Müslüman gemilerine karşı olan saldırılara nasıl bir tepki vermiştir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Rodos’a asker çıkarıp çok yerine saldırmıştır."}}, {"id": "5185", "context": "1505'te Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması İspanya seferi düzenlenmiş, bir kısım Müslüman ve Yahudi kurtarılarak ilk kafilesi Osmanlı topraklarına getirilmiştir.", "question": "İspanya'dan Müslüman ve Yahudilerin kurtarılmasını ilk olarak hangi donanma sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Kemal Reis komutasında Osmanlı donanması"}}, {"id": "5186", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp yüksek lisans ve doktorasını nerede tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Rensselaer Polytechnic Institute"}}, {"id": "5187", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp hangi dergide baş editörlük yapmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 713, "text": " Elsevier Image Communication dergisinde "}}, {"id": "5188", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp \"Distinguished Professor\" ünvanını ne zaman almıştır ?", "answers": {"answer_start": 435, "text": " 2000 yılında "}}, {"id": "5189", "context": "Murat Tekalp, 1958'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1976 yılında Kadıköy Maarif Koleji'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Matematik bölümlerinden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Rensselaer Polytechnic Institute'nde tamamladı. 1987 yılında University of Rochester'da araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Sırasıyla 1990 yılında Doçentlik, 1995 yılında Profesörlük, ve 2000 yılında \"Distinguished Professor\" unvanlarını aldı. 1992-1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde ve 1999-2000 yılında Sabancı Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi oldu. Yurt dışında çeşitli dergilerde yardımcı editörlük ve teknik komite başkanlığı yaptı. 1999 yılından Elsevier Image Communication dergisinde başladığı baş editörlük görevine halen devam etmektedir. 1995 yılında Prensice-Hail tarafında basılmış Digital Video Processing kitabı bulunmaktadır.", "question": "Murat Tekalp lisans diplomasını hangi bölümlerden almıştır ?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Elektrik Mühendisliği ve Matematik"}}, {"id": "5190", "context": "Rahmi M. Koç Müzesi, İstanbul'un Hasköy semtinde, Haliç kıyısında bir sanayi müzesidir. 1994 yılında iş adamı Rahmi Koç'un desteği ile açılmış müze, Türkiye'de sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış ilk önemli müzedir.", "question": "Türkiye'de sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış ilk önemli müze hangisidir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Rahmi M. Koç Müzesi"}}, {"id": "5191", "context": "Rahmi M. Koç Müzesi, İstanbul'un Hasköy semtinde, Haliç kıyısında bir sanayi müzesidir. 1994 yılında iş adamı Rahmi Koç'un desteği ile açılmış müze, Türkiye'de sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış ilk önemli müzedir.", "question": "Bir sanayi müzesi olan Rahmi M. Koç Müzesi nerede bulunur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul'un Hasköy semtinde, Haliç kıyısında"}}, {"id": "5192", "context": "Lengerhane, gemicilikte denize atılan zincir ve ucundaki çıpanın üretildiği yer anlamında kullanılır. Osmanlıların ve İstanbul'daki en bilinen Lengerhanelerden biri olan Hasköy'deki bina 1996 yılından beri müzenin bölümlerinden birini oluşturmaktadır. 12. yüzyıldan kalma bir Bizans binasının temelleri üzerine 18. yüzyılda, III. Ahmed döneminde, kurulmuştur. III. Selim zamanında restore edilmiş ve Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Cibali Tütün Fabrikası'nın olmuştur. Binanın çatısı 1990 yılında çıkan bir yangında ciddi hasar görmüştür. 22 Ağustos 1996 tarihinde \"Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı\" tarafından satın alınana kadar terk edilmiş durumda kalmıştır.", "question": "Osmanlıların ve İstanbul'daki en bilinen Lengerhanelerden biri olan Hasköy'deki bina ne zaman \"Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı\" tarafından satın alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "22 Ağustos 1996 tarihinde"}}, {"id": "5193", "context": "Lengerhane, gemicilikte denize atılan zincir ve ucundaki çıpanın üretildiği yer anlamında kullanılır. Osmanlıların ve İstanbul'daki en bilinen Lengerhanelerden biri olan Hasköy'deki bina 1996 yılından beri müzenin bölümlerinden birini oluşturmaktadır. 12. yüzyıldan kalma bir Bizans binasının temelleri üzerine 18. yüzyılda, III. Ahmed döneminde, kurulmuştur. III. Selim zamanında restore edilmiş ve Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Cibali Tütün Fabrikası'nın olmuştur. Binanın çatısı 1990 yılında çıkan bir yangında ciddi hasar görmüştür. 22 Ağustos 1996 tarihinde \"Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı\" tarafından satın alınana kadar terk edilmiş durumda kalmıştır.", "question": "Lengerhane, ne anlamda anlamda kullanılır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "gemicilikte denize atılan zincir ve ucundaki çıpanın üretildiği yer anlamında kullanılır."}}, {"id": "5194", "context": "Bu bölümdeki en dikkat çekici eserlerden bazıları Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'ne ait araştırma alet ve makineleridir. Ayrıca uçaklar, lokomotifler, tarihi araçlar gibi ulaşım araçları, oyuncuklar ve modeller, matbaa makineleri, iletişim aletlerinin sergilendiği Lengerhane binasının yanında \"Café du Levant\" adlı Fransız mutfağı ağırlıklı bir restaurant bulunmaktadır.", "question": " Lengerhane binasının yanında bulunan Fransız Restoranının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Café du Levant"}}, {"id": "5195", "context": "Günümüzde Rahmi M. Koç Müzesi sergi alanı olarak kullanılan tersaneler, 1861 yılında Şirket-i Hayriye (günümüzde İDO) tarafından vapurların bakım ve onarımı için yapılmıştır. Tersane müze için alındığı zaman 14 adet bina, marangozhane ve kızaklardan oluşmaktaydı.\r\n", "question": "Günümüzde Rahmi M. Koç Müzesi sergi alanı olarak kullanılan tersaneler ne zaman hangi amaçla yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "1861 yılında Şirket-i Hayriye (günümüzde İDO) tarafından vapurların bakım ve onarımı için yapılmıştır."}}, {"id": "5196", "context": "Günümüzde Rahmi M. Koç Müzesi sergi alanı olarak kullanılan tersaneler, 1861 yılında Şirket-i Hayriye (günümüzde İDO) tarafından vapurların bakım ve onarımı için yapılmıştır. Tersane müze için alındığı zaman 14 adet bina, marangozhane ve kızaklardan oluşmaktaydı.\r\n", "question": " Şirket-i Hayriye ini günümüzdeki adı nedir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "günümüzde İDO"}}, {"id": "5197", "context": "Haliç kıyısında bulunan ön avluda etkinliklerin düzenlenmesi yanı sıra bir Douglas DC-3 uçak, TCG Uluçalireis Denizaltı, Vernicos Irini buharlı römorkör ve endüstriyel arkelojik örnekler sergilenmektedir. Ayrıca 130 kişilik konferans salonu, çarşı, tekne ve gemi makineleri bulunmaktadır.", "question": "Haliç kıyısında bulunan ön avluda hangi örnekler sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": " Douglas DC-3 uçak, TCG Uluçalireis Denizaltı, Vernicos Irini buharlı römorkör ve endüstriyel arkelojik örnekler sergilenmektedir. "}}, {"id": "5198", "context": "Ratip Berker (d. 5 Haziran 1909, İstanbul - ö. 28 Ekim 1997), akışkanlar mekaniği alanındaki çalışmalarıyla tanınan uygulamalı mekanik ve matematikçi, Türk bilgini Ordinaryüs Profesör.", "question": "Ratip Berker ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "28 Ekim 1997"}}, {"id": "5199", "context": "Ratip Berker (d. 5 Haziran 1909, İstanbul - ö. 28 Ekim 1997), akışkanlar mekaniği alanındaki çalışmalarıyla tanınan uygulamalı mekanik ve matematikçi, Türk bilgini Ordinaryüs Profesör.", "question": "Ratip Berker ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "5 Haziran 1909"}}, {"id": "5200", "context": "1909'da İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy Saint Joseph Lisesi'nde 1926 yılında tamamladı. Yüksek öğrenimini Fransa'nın Nancy ve Lille üniversitelerinde yaptı. 1933 üniversite reformundan sonra Riyâzî Mihanik Doçenti olarak İstanbul Üniversitesi fen fakültesine atandı. Daha sonra Maarif Vekilliği Ratip Berker'e profesörlük unvanı verilmesini uygun gördü ve kendisini 20 Kasım 1943 tarihli bir kararla fen fakültesi matematik enstitüsü profesörlüğüne atadı. 1946 yılında çıkarılan bir yasayla profesörlerin ikinci bir üniversitede çalışması yasaklandı. Bunun üzerine Hem İstanbul Üniversitesi hem de İstanbul Teknik Üniversitesi'nde çalışmakta olan Ratip Berker, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki görevini yeğleyerek İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesindeki görevinden ayrıldı.", "question": "Ratip Berker fen fakültesi matematik enstitüsü profesörlüğüne ne zaman atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 383, "text": " 20 Kasım 1943"}}, {"id": "5201", "context": "1909'da İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy Saint Joseph Lisesi'nde 1926 yılında tamamladı. Yüksek öğrenimini Fransa'nın Nancy ve Lille üniversitelerinde yaptı. 1933 üniversite reformundan sonra Riyâzî Mihanik Doçenti olarak İstanbul Üniversitesi fen fakültesine atandı. Daha sonra Maarif Vekilliği Ratip Berker'e profesörlük unvanı verilmesini uygun gördü ve kendisini 20 Kasım 1943 tarihli bir kararla fen fakültesi matematik enstitüsü profesörlüğüne atadı. 1946 yılında çıkarılan bir yasayla profesörlerin ikinci bir üniversitede çalışması yasaklandı. Bunun üzerine Hem İstanbul Üniversitesi hem de İstanbul Teknik Üniversitesi'nde çalışmakta olan Ratip Berker, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki görevini yeğleyerek İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesindeki görevinden ayrıldı.", "question": "Ratip Berker Yüksek öğrenimini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Fransa'nın Nancy ve Lille üniversitelerinde yaptı"}}, {"id": "5202", "context": "1979 yılına dek Boğaziçi Üniversitesi'nde lisans düzeyinde Adi Diferansiyel Denklemler ve Kismi Difransiyel Denklemler; yüksek lisans düzeyinde de Matematiksel fizikte özel fonksiyonlar, İleri Adi Diferansiyel Denklemler ve İleri Kismi Difransiyel Denklemler derslerini vermeye devam eden Ratip Berker Yetmiş yaşı itibarıyla bu görevini de Matematik Bölüm Başkanlığı'nı Fikret Kortel'e devretmek suretiyle sona erdirdi. Kasım 1997'de İstanbul'da öldü.", "question": "Ratip berker Büğaziçi Üniversitesindeki görevlerini kime devretmiştir?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "Fikret Kortel"}}, {"id": "5203", "context": "1979 yılına dek Boğaziçi Üniversitesi'nde lisans düzeyinde Adi Diferansiyel Denklemler ve Kismi Difransiyel Denklemler; yüksek lisans düzeyinde de Matematiksel fizikte özel fonksiyonlar, İleri Adi Diferansiyel Denklemler ve İleri Kismi Difransiyel Denklemler derslerini vermeye devam eden Ratip Berker Yetmiş yaşı itibarıyla bu görevini de Matematik Bölüm Başkanlığı'nı Fikret Kortel'e devretmek suretiyle sona erdirdi. Kasım 1997'de İstanbul'da öldü.", "question": "1979 yılına kadar Boğaziçi Üniversitesinde hangi dersleri vermistir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Adi Diferansiyel Denklemler ve Kismi Difransiyel Denklemler"}}, {"id": "5204", "context": "1968 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü'ne ve 1991 yılı TÜBİTAK Hizmet Ödülü'ne layık görülen Ratip Berker, 1975 yılında Hacettepe Üniversitesi ve 1980 yılında da İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Fahri Doktor unvanı ile ödüllendirildi. Ayrıca, 1983 yılında Légion d'honneur subayı seçilmiştir.", "question": "1975 yılında Hacettepe Üniversitesi ve 1980 yılında da İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Fahri Doktor unvanı ile ödüllendirilen kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": " Ratip Berker"}}, {"id": "5205", "context": "Adı İTÜ Gümüşsuyu yerleşkesindeki kütüphaneye verilmiştir. Ratip Berker'in daha sonra Sabancı Üniversitesi rektörü de olan oğlu Nihat Berker de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde uzun yıllar İstatistiksel mekanik profesörü olarak hizmet vermiştir. Nihat Berker'in oğlu olan torunu Selim Berker Harvard Üniversitesi'nin felsefe bölümünde etik ve epistemoloji profesörü olmuştur.", "question": "Ratip Berkerin oğlunun isimi nedir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Nihat Berker"}}, {"id": "5206", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Prof. Dr. Rauf Saygın ne zaman doçent olmuştur?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "1954’te"}}, {"id": "5207", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Prof. Dr. Rauf Saygın hangi üniversiteden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 66, "text": " İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "5208", "context": "1970 yılında Prof. Dr. Meliha Terzioğlu ve ileri gelen akademisyenlerle birlikte solunum alanında akademik çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) kurucusu olmuş ve ilk yönetim kurulunda ikinci başkan olarak görev almıştır.", "question": "Prof. Dr. Rauf Saygın 1970 yılında hangi derneği kurmuştur? ", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD)"}}, {"id": "5209", "context": "1981 yılında Yüksek Öğretim Kurulu'na (YÖK) Üniversitelerarası Kurul kontenjanından üye olarak getirilmiştir ve 1983 yılında görevinden ayrılmıştır. 2003 yılında vefat etmiştir.", "question": "Prof. Dr. Rauf Saygın hangi yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "2003 yılında vefat etmiştir."}}, {"id": "5210", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın’ın aldığı görevler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi"}}, {"id": "5211", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın akademik ünvanlarını hangi yıllarda almıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "1963’te"}}, {"id": "5212", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın lisans eğitimini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "5213", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın hangi alanda lisans eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Tıp"}}, {"id": "5214", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın’ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1914"}}, {"id": "5215", "context": "Prof. Dr. Rauf Saygın, 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1939’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1954’te doçent, 1963’te profesör olmuştur. 1964’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pnömo-Fitizyoloji Kürsüsü Başkanı olmuştur. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Senatosu üyesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nda Kurul Üyesi olmuştur.", "question": "Rauf Saygın nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "5216", "context": "1970 yılında Prof. Dr. Meliha Terzioğlu ve ileri gelen akademisyenlerle birlikte solunum alanında akademik çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) kurucusu olmuş ve ilk yönetim kurulunda ikinci başkan olarak görev almıştır.", "question": "Rauf Saygın TÜSAD’da hangi görevleri üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": " ilk yönetim kurulunda ikinci başkan olarak görev almıştır"}}, {"id": "5217", "context": "1970 yılında Prof. Dr. Meliha Terzioğlu ve ileri gelen akademisyenlerle birlikte solunum alanında akademik çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) kurucusu olmuş ve ilk yönetim kurulunda ikinci başkan olarak görev almıştır.", "question": "Rauf Saygın TÜSAD’da kimlerle çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Prof. Dr. Meliha Terzioğlu ve ileri gelen akademisyenlerle"}}, {"id": "5218", "context": "1981 yılında Yüksek Öğretim Kurulu'na (YÖK) Üniversitelerarası Kurul kontenjanından üye olarak getirilmiştir ve 1983 yılında görevinden ayrılmıştır. 2003 yılında vefat etmiştir.", "question": "Rauf Saygın kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "2003 yılında"}}, {"id": "5219", "context": "1981 yılında Yüksek Öğretim Kurulu'na (YÖK) Üniversitelerarası Kurul kontenjanından üye olarak getirilmiştir ve 1983 yılında görevinden ayrılmıştır. 2003 yılında vefat etmiştir.", "question": "Rauf Saygın YÖK görevini hangi yıllar arasında sürdürmüştür?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "1983"}}, {"id": "5248", "context": "21-25 Kasım 2009 tarihinde Londra'da yapılan Gastro 2009 Kongresi'nde kısaca WGO olarak bilinen Dünya Gastroenteroloji Örgütü (World Gastroenterology Organization) genel sekreterliğine seçildi.\r\n", "question": "cihan yurdaydın dünya gastroenteroloji örgütü genel sekreterliğine hangi kongrede seçildi", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Gastro 2009 Kongresi"}}, {"id": "5249", "context": "21-25 Kasım 2009 tarihinde Londra'da yapılan Gastro 2009 Kongresi'nde kısaca WGO olarak bilinen Dünya Gastroenteroloji Örgütü (World Gastroenterology Organization) genel sekreterliğine seçildi.\r\n", "question": "cihan yurdaydın Dünya Gastroenteroloji Örgütü genel sekreterliğine hangi yılda seçildi", "answers": {"answer_start": 12, "text": "2009"}}, {"id": "5250", "context": "21-25 Kasım 2009 tarihinde Londra'da yapılan Gastro 2009 Kongresi'nde kısaca WGO olarak bilinen Dünya Gastroenteroloji Örgütü (World Gastroenterology Organization) genel sekreterliğine seçildi.\r\n", "question": "WGO'nun türkçe açılımı nedir", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Dünya Gastroenteroloji Örgütü"}}, {"id": "5251", "context": "21-25 Kasım 2009 tarihinde Londra'da yapılan Gastro 2009 Kongresi'nde kısaca WGO olarak bilinen Dünya Gastroenteroloji Örgütü (World Gastroenterology Organization) genel sekreterliğine seçildi.\r\n", "question": "WGO'nun açılımı nedir", "answers": {"answer_start": 127, "text": "World Gastroenterology Organization"}}, {"id": "5252", "context": "21-25 Kasım 2009 tarihinde Londra'da yapılan Gastro 2009 Kongresi'nde kısaca WGO olarak bilinen Dünya Gastroenteroloji Örgütü (World Gastroenterology Organization) genel sekreterliğine seçildi.\r\n", "question": "21 kasım 2009'da yapılan Gastro 2009 Kongresi nerede yapılmıştır", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Londra'da"}}, {"id": "5253", "context": "Cihan Yurdaydın (d. ?), gastroenteroloji uzmanı Türk bilim adamı, WGO genel sekreteri. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Özellikle Hepatit ve diğer karaciğer rahatsızlıkları konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır.", "question": "cihan yurdaydın daha çok hangi çalışmaları ile tanınmaktadır", "answers": {"answer_start": 192, "text": "Özellikle Hepatit ve diğer karaciğer rahatsızlıkları konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır"}}, {"id": "5254", "context": "Cihan Yurdaydın (d. ?), gastroenteroloji uzmanı Türk bilim adamı, WGO genel sekreteri. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Özellikle Hepatit ve diğer karaciğer rahatsızlıkları konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır.", "question": "cihan yurdaydın hangi üniversitede ve hangi bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır"}}, {"id": "5255", "context": "Cihan Yurdaydın (d. ?), gastroenteroloji uzmanı Türk bilim adamı, WGO genel sekreteri. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Özellikle Hepatit ve diğer karaciğer rahatsızlıkları konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır.", "question": "cihan yurdaydın WGO'da ne görev yapmaktadır", "answers": {"answer_start": 66, "text": "WGO genel sekreteri"}}, {"id": "5256", "context": "Cihan Yurdaydın (d. ?), gastroenteroloji uzmanı Türk bilim adamı, WGO genel sekreteri. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Özellikle Hepatit ve diğer karaciğer rahatsızlıkları konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır.", "question": "cihan yurdaydının uzmanlık alanı nedir", "answers": {"answer_start": 24, "text": "gastroenteroloji uzmanı"}}, {"id": "5257", "context": "Ebu el-Abbas Ahmed bin Muhammed bin Kesir el-Fergani Batı'da Alfraganus olarak da bilinen Türk Müslüman astronom ve 9. yüzyıl'da yetişmiş en ünlü astronomlardan biridir. Ay'daki \"Alfraganus\" kraterinin ismi O'na ithafen verilmiştir.", "question": "Türk Müslüman astronom Fergani'nin Batı'da bilinen adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Alfraganus"}}, {"id": "5258", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergani, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergani'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Fergani'nin Mısır'a gönderilme nedeni nedir ?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için"}}, {"id": "5259", "context": "İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana'da yaptı. Sonra, Bağdat'a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergani, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergani'yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır'a gönderdi.", "question": "Fergani Bağdat'ta hangi ilim alanlarında kendisini kabul ettirmiştir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "astronomi ve matematik"}}, {"id": "5260", "context": "Fergani, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergani, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "Fergani'nin söylediği Güneş'in yarıçapının uzunluğu kaç metredir? ", "answers": {"answer_start": 606, "text": "6.410.000"}}, {"id": "5261", "context": "Fergani, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik'e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergani, Güneş'in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.", "question": "Fergani Batlamyus'un hangi iddiasını kabul etmemiştir?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "akıl dışı ruhi cisimler olduğunu"}}, {"id": "5262", "context": "Fergani, Güneş'in de kendine göre hareketli olduğunu, ilim tarihinde ilk defa keşfeden alimdir. Kendi devrine kadar gök cisimlerinin hareketi biliniyordu. Ancak, Güneş'in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Ferganidir. Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem (paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.\r\n", "question": "Güneş ile ilgili olarak hangi keşifleriyle ilim tarihindeki ilk alim olmuştur?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Güneş'in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü"}}, {"id": "5263", "context": "Fergani, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.", "question": "Fergani Güneş tutulmasının hangi yıl olacağını önceden tespit etmiştir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "842 yılında"}}, {"id": "5264", "context": "Astronominin Unsurları (Elements of Astronomy), Fergani'nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus'un Almagest adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl'da Gerardo Cremonesse tarafından Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum adıyla Latince'ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa'da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince'ye Jacob Christmann tarafından Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt'ta basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatoli tarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli'nin İbranice çevirisi Qizzur Almagesti adıyla 1231-1235'lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse'nin çevirisi kullanılmıştır. Anatoli'nin çevirisi Fergani'ninkinden 3 bölüm fazladır. Bunlardan sonuncusu (33. Bölüm) coğrafya ile ilgilidir ve yeryüzündeki yerlerin konumları ve gün uzunlukları yer alır.", "question": "Astronominin Unsurları'nı üçüncü defa Latince'ye kim tarafından çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "Jacob Christmann"}}, {"id": "5265", "context": "Fergani, fizik ve mekanik alanlarında da çalışmalarda bulunmuştur. Çizimini kendi hazırladığı ve yapımına nezaret ettiği Nil nehri sularının hızını ve seviyesini ölçen Mikyas ül-Cedid adında bir alet yapmıştır.", "question": "Fergani'nin Mikyas ül-Cedid adını verdiği aleti neyi ölçmek için yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 120, "text": " Nil nehri sularının hızını ve seviyesini"}}, {"id": "5266", "context": "Fergani, halife el-Memun'dan başlayarak, el-Mütevekkil zamanına kadar El Cezire (Mezopotamya)'de yaptığı araştırmalar, yazdığı eserler ve bulduğu ölçüm aletleriyle zamanın önde gelen alimleri arasında yer aldı. O'nun astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik sahasındaki çalışmaları bu ilim dallarıın gelişmesine önemli ölçüde yardımcı oldu. Onların temellerini güçlendirdi ve yeni gelişmelere yol açtı. Daha sonraki devirlerde aynı konularla ilgilenen alimler, Fergani’nin eserlerinden istifade ettiler. Fergani’nin tesirleri o devirdeki bütün Türkistanlı alimlerin üzerinde görülmektedir.", "question": "Fergani Mezopotamya'da yaptığı çalışmalara hangi halife zamanında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "el-Memun"}}, {"id": "5267", "context": "Fergani, halife el-Memun'dan başlayarak, el-Mütevekkil zamanına kadar El Cezire (Mezopotamya)'de yaptığı araştırmalar, yazdığı eserler ve bulduğu ölçüm aletleriyle zamanın önde gelen alimleri arasında yer aldı. O'nun astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik sahasındaki çalışmaları bu ilim dallarıın gelişmesine önemli ölçüde yardımcı oldu. Onların temellerini güçlendirdi ve yeni gelişmelere yol açtı. Daha sonraki devirlerde aynı konularla ilgilenen alimler, Fergani’nin eserlerinden istifade ettiler. Fergani’nin tesirleri o devirdeki bütün Türkistanlı alimlerin üzerinde görülmektedir.", "question": "Fergani yaptığı çalışmalar ile hangi ilim dallarının gelişmesine yardımcı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik"}}, {"id": "5268", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.", "question": "Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesi olan üniversite hangi cumhurbaşkanı tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "Kenan Evren"}}, {"id": "5269", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.", "question": "Akdeniz üniversitesi kuruluş dönemindeki Başbakan kimdir?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "Turgut Özal"}}, {"id": "5270", "context": "Kampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.", "question": "Türkiye'nin en güzel kampüsü hangi üniversiteye aittir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "5271", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi hangi illerdeki yüksek öğretim kurumlarını kapsamaktadır?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Antalya, Burdur ve Isparta"}}, {"id": "5272", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nin Türkiye'deki devlet üniversiteleri arasındaki sıralaması nedir?", "answers": {"answer_start": 660, "text": "7"}}, {"id": "5273", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren"}}, {"id": "5274", "context": "Akdeniz Üniversitesi, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki yüksek öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde 20 Temmuz 1982'de kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biridir.\r\nDönemin başbakanı Turgut Özal ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından kurulmuştur. Tıp Fakültesi, İdari Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile ülkenin önde gelen öğretim kurumlarından biridir.\r\nTürkiye'nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Akdeniz Üniversitesi, çok sayıda sporcu, kaymakam, doktor ve vali çıkarmıştır. Kamu personeli seçme sınavı (KPSS) kapsamında elde ettiği başarı Türkiye ortalamasının üstünde olup Türkiye'nin en iyi 7. devlet üniversitesidir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "20 Temmuz 1982'de"}}, {"id": "5275", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku hangi üniversiteden lisans derecesi almıştır", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi"}}, {"id": "5276", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Doktora çalışmasını kimin gözetimi altında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Subrahmanyan Chandrasekhar"}}, {"id": "5277", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku hangi dal üzerinde lisans eğitimine başladı?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Fizik"}}, {"id": "5278", "context": "Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'de Fizik lisans eğitimine başladı. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde Berkeley-Kaliforniya Üniversitesi'nden Fizik alanında lisans derecesi aldı. Doktora çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Nobel Fizik Ödülü sahibi Subrahmanyan Chandrasekhar'ın denetiminde 1969 yılında tamamladı.", "question": "Yavuz Nutku hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Alman Lisesi"}}, {"id": "5279", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey (d. 1856, Sakız Adası – ö. 13 Aralık 1927 İstanbul ), Türk matematikçi, eğitimci, çevirmen.\r\n\r\nOsmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir. Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi alanlarda uzmandır ?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "çevirmen"}}, {"id": "5280", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey (d. 1856, Sakız Adası – ö. 13 Aralık 1927 İstanbul ), Türk matematikçi, eğitimci, çevirmen.\r\n\r\nOsmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir. Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey kimi yetiştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "Salih Zeki"}}, {"id": "5281", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey (d. 1856, Sakız Adası – ö. 13 Aralık 1927 İstanbul ), Türk matematikçi, eğitimci, çevirmen.\r\n\r\nOsmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir. Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Hamlet'i Türkçeye ilk kim çevirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey"}}, {"id": "5282", "context": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey (d. 1856, Sakız Adası – ö. 13 Aralık 1927 İstanbul ), Türk matematikçi, eğitimci, çevirmen.\r\n\r\nOsmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir. Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki'yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.", "question": "Araştırmaları yurt dışında yayınlanan ilk Türk matematikçi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey"}}, {"id": "5283", "context": "1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak tamamladı.\r\n", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey hangi dilleri öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "İngilizce "}}, {"id": "5284", "context": "1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul'da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa'da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul'daki Kuleli İdadisi'nde ve ardından Mekteb-I Bahriye'de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak tamamladı.\r\n", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey ilk ve orta öğrenimi nerede almıştır ?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Bursa"}}, {"id": "5285", "context": "Mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.\r\n\r\nİki sene sonra her iki okuldan da istifa eden Mehmet Nadir Bey'in hayatının bundan sonraki iki yıllık dönemine (1879-1880) ne yaptığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Matematik eğitimi almak üzere dostu Hüseyin Avni ile Londra'ya gittiği; daha sonra birlikte Kıbrıs'ta gazete çıkardıkları ve yakalanıp hapsedildikleri; askerlikten ihraç edildikleri sanılmaktadır.\r\n\r\nHapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1881 - 1882 yılları arasında hangi yazarlardan çeviri yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 911, "text": "Shakespeare"}}, {"id": "5286", "context": "Mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.\r\n\r\nİki sene sonra her iki okuldan da istifa eden Mehmet Nadir Bey'in hayatının bundan sonraki iki yıllık dönemine (1879-1880) ne yaptığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Matematik eğitimi almak üzere dostu Hüseyin Avni ile Londra'ya gittiği; daha sonra birlikte Kıbrıs'ta gazete çıkardıkları ve yakalanıp hapsedildikleri; askerlikten ihraç edildikleri sanılmaktadır.\r\n\r\nHapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Londraya kimle birlikte gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 648, "text": "Hüseyin Avni"}}, {"id": "5287", "context": "Mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.\r\n\r\nİki sene sonra her iki okuldan da istifa eden Mehmet Nadir Bey'in hayatının bundan sonraki iki yıllık dönemine (1879-1880) ne yaptığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Matematik eğitimi almak üzere dostu Hüseyin Avni ile Londra'ya gittiği; daha sonra birlikte Kıbrıs'ta gazete çıkardıkları ve yakalanıp hapsedildikleri; askerlikten ihraç edildikleri sanılmaktadır.\r\n\r\nHapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu.", "question": "Mehmet Nadir Bey Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu öğretmen yardımcılığına kimin isteği üzerine atanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "Eşref Bey"}}, {"id": "5288", "context": "Mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey'in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki'nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.\r\n\r\nİki sene sonra her iki okuldan da istifa eden Mehmet Nadir Bey'in hayatının bundan sonraki iki yıllık dönemine (1879-1880) ne yaptığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Matematik eğitimi almak üzere dostu Hüseyin Avni ile Londra'ya gittiği; daha sonra birlikte Kıbrıs'ta gazete çıkardıkları ve yakalanıp hapsedildikleri; askerlikten ihraç edildikleri sanılmaktadır.\r\n\r\nHapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo'dan ve Shakespeare'den çeviriler yayımladı. Hamlet'i Türkçeye çeviren ilk kişi oldu.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey'in Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı'nda ki görevi nedir ?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "sekreter"}}, {"id": "5289", "context": "1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi. Bu okulda iki senelik deneyimden sonra Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Bugünkü İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan bu okulun adı Numune-i Terakki Mektebi'dir. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı (bu şube 2 sene içinde kapanmıştır).\r\nİstanbul'daki aristokrat ailelerin çcouklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.\r\n\r\nİttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Planı hazırlayanların bir kısmının Numune-i Terakki Mektebi öğretmeni olduğu ve Mehmet Nadir'in plandan haberi olduğu öğrenildi. Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı. Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil birçok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre'ye taşınmıştır. 1897'de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi'ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.", "question": "1897'de darbe önlendikten sonra Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Aşiret Mektebi'nde hangi göreve getirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1568, "text": "müdür"}}, {"id": "5290", "context": "1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi. Bu okulda iki senelik deneyimden sonra Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Bugünkü İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan bu okulun adı Numune-i Terakki Mektebi'dir. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı (bu şube 2 sene içinde kapanmıştır).\r\nİstanbul'daki aristokrat ailelerin çcouklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.\r\n\r\nİttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Planı hazırlayanların bir kısmının Numune-i Terakki Mektebi öğretmeni olduğu ve Mehmet Nadir'in plandan haberi olduğu öğrenildi. Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı. Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil birçok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre'ye taşınmıştır. 1897'de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi'ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey tarafından kurulan özel okulun ikinci şubesi nerede açılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 472, "text": "Edirne"}}, {"id": "5291", "context": "1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi. Bu okulda iki senelik deneyimden sonra Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Bugünkü İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan bu okulun adı Numune-i Terakki Mektebi'dir. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı (bu şube 2 sene içinde kapanmıştır).\r\nİstanbul'daki aristokrat ailelerin çcouklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.\r\n\r\nİttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Planı hazırlayanların bir kısmının Numune-i Terakki Mektebi öğretmeni olduğu ve Mehmet Nadir'in plandan haberi olduğu öğrenildi. Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı. Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil birçok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre'ye taşınmıştır. 1897'de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi'ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Şems-ül-maarif Mektebinden sonra nerede özel okul kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Süleymaniye"}}, {"id": "5292", "context": "1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi. Bu okulda iki senelik deneyimden sonra Süleymaniye'de bir özel okul kurdu. Bugünkü İstanbul Lisesi'nin temelini oluşturan bu okulun adı Numune-i Terakki Mektebi'dir. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne'de ikinci bir şube açtı (bu şube 2 sene içinde kapanmıştır).\r\nİstanbul'daki aristokrat ailelerin çcouklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600'ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.\r\n\r\nİttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit'e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Planı hazırlayanların bir kısmının Numune-i Terakki Mektebi öğretmeni olduğu ve Mehmet Nadir'in plandan haberi olduğu öğrenildi. Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı. Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil birçok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre'ye taşınmıştır. 1897'de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi'ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey kimle birlikte Şems-ül-maarif Mektebini kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Selânikli Abdi Kamil Bey"}}, {"id": "5293", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.\r\n\r\n1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.\r\n\r\n1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey Aşiret Mektebinde kaç yıl müdürlük yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "beş"}}, {"id": "5294", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.\r\n\r\n1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.\r\n\r\n1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1903'te neden dolayı İstanbul dışına sürülmüştür ?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi"}}, {"id": "5295", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.\r\n\r\n1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.\r\n\r\n1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey 1903'te İstanbul dışına nereye sürülmüştür ?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "Halep"}}, {"id": "5296", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.\r\n\r\n1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.\r\n\r\n1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey neden Fizan'a sürülmek istendi ?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "1897'deki ad verme olayı"}}, {"id": "5297", "context": "Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L'Intermediaire der Mathematiciens' ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.\r\n\r\n1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903'te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep'e atandı.\r\n\r\n1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep'teki görevinden azledildi. 1897'deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan'a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp'a gönderildi.", "question": "Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey'in Fizan sürgününden vazgeçilmesinin sebebi neydi ? ", "answers": {"answer_start": 700, "text": "eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile"}}, {"id": "5298", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey'i 1997 yılında kim kitaplaştırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 916, "text": "Erdal İnönü"}}, {"id": "5299", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey ne zaman vefat etti ?", "answers": {"answer_start": 828, "text": "13 Aralık 1927"}}, {"id": "5300", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey'in yazdığı Hesabı-ı Nazariye kitabı kaç yılında çoğaltıldı ?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "1926"}}, {"id": "5301", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey 1915 yılında hangi okula atandı ?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "Darülfünun"}}, {"id": "5302", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey İstanbul'da neden yokluk içinde yaşadı ?", "answers": {"answer_start": 196, "text": " kendisine memur olarak bir görev verilmeyince"}}, {"id": "5303", "context": "1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul'a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne'ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul'a döndü.\r\n\r\nİstanbul'da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka'da hesap dersleri verdi. 1915'te Darülfünun'da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca \"Nazariye-i adad\" (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası 'nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı \"Hesabı-ı Nazariye\" kitabını 1926'da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927'de Bebek'teki evinde hayatını kaybetti.\r\n\r\nHayatı ve çalışmaları 1997'de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.", "question": "Mehmet Nadir Bey Trablusgarp kimin işgaline uğradığı için İstanbul'a dönmüştür ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "İtalyan"}}, {"id": "5304", "context": "Adnan Çakıroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 1944 yılında yüksek mühendis olarak mezun oldu. 1969 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Aynı zamanda TÜBİTAK hizmet ödülü de sahibidir. 2001 yılında öldü. Bütün eğitim yaşamında yaklaşık onbin mühendis yetiştirmiştir.", "question": "Adnan Çakıroğlu TÜBİTAK bilim ödülü ile birlikte hangi ödülüde almıştır ?", "answers": {"answer_start": 154, "text": " TÜBİTAK hizmet ödülü"}}, {"id": "5305", "context": "Adnan Çakıroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 1944 yılında yüksek mühendis olarak mezun oldu. 1969 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Aynı zamanda TÜBİTAK hizmet ödülü de sahibidir. 2001 yılında öldü. Bütün eğitim yaşamında yaklaşık onbin mühendis yetiştirmiştir.", "question": "Adnan Çakıroğlu eğitim hayatı boyunca kaç tane mühendis yetiştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "yaklaşık onbin mühendis"}}, {"id": "5306", "context": "Adnan Çakıroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 1944 yılında yüksek mühendis olarak mezun oldu. 1969 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Aynı zamanda TÜBİTAK hizmet ödülü de sahibidir. 2001 yılında öldü. Bütün eğitim yaşamında yaklaşık onbin mühendis yetiştirmiştir.", "question": "Adnan Çakıroğlu hangi yıl TÜBİTAK bilim ödülünü almıştır ?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "1969 yılında"}}, {"id": "5307", "context": "Adnan Çakıroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 1944 yılında yüksek mühendis olarak mezun oldu. 1969 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Aynı zamanda TÜBİTAK hizmet ödülü de sahibidir. 2001 yılında öldü. Bütün eğitim yaşamında yaklaşık onbin mühendis yetiştirmiştir.", "question": "Adnan Çakıroğlu 1944 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden ne olarak mezun olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "yüksek mühendis olarak"}}, {"id": "5308", "context": "Akşemseddin (d. 1389, Şam - ö. 16 Şubat 1459, Göynük) asıl adı ile Mehmed Şemseddin, çok yönlü Türk âlimi, tıp insanı ve Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk tarikâtının kurucusu. Fatih Sultan Mehmed'in hocası olarak bilinmektedir.", "question": "Asıl adı ile Mehmed Şemseddin olan Türk âlimi kimin hocası olarak biliniyor? ", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Fatih Sultan Mehmed'in "}}, {"id": "5309", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": "Akşemseddin'in yedi kere hacca gidebilme imkanı bulduğu sırada ikamet ettiği yerin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2150, "text": "Göynük"}}, {"id": "5310", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": " Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrılan Akşemseddin nereye yerleşti?", "answers": {"answer_start": 1949, "text": "Beypazarına"}}, {"id": "5311", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": "Akşemseddin'in Halep'e gitme nedeni nedir? ", "answers": {"answer_start": 1316, "text": "başka bir mürşid aramak"}}, {"id": "5312", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": "Akşemseddin neden İran'ı dolaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 802, "text": "Tasavvufa olan ilgisinden dolayı"}}, {"id": "5313", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": "Akşemsettin'in müderrisliği ve medreseyi terk etme amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 746, "text": "irfan tahsili"}}, {"id": "5314", "context": "Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne' yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemseddin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemseddin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı: \r\nAnkara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkanı bulmuştur. Akşemseddin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.", "question": "7 yaşında hafız olan Akşemseddin ilk eğitimini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 227, "text": " babasından"}}, {"id": "5315", "context": "Akşemseddin'in asıl ünü, II. Murat'ın emir ve isteğiyle II. Mehmed'in hocalığına tayin edilişiyle başlamıştır. Akşemseddin, II. Mehmed'e danışmanlık yapıp İstanbul'un fethine katkıda bulunmuştur. Akşemseddin çocukları, öğrencileri ve müritleriyle birlikte fetih ordusuna katılmışlardır. Akşemseddin İstanbul kuşatmasının en kritik günlerinde II. Mehmed'e bir mektup yazmıştır.", "question": "Akşemseddin'in II. Mehmed'in hocalığına tayin edilmesini kim istemiştir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "II. Murat"}}, {"id": "5316", "context": "II. Mehmed Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin'i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemseddin ise \"Padişah ben değilim\" diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmed'i gösteriyordu. II. Mehmed ise \"Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!\" sözüyle tebessüm ediyordu. II. Mehmed İstanbul'un fethin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemseddin'i imâmete geçirdi. Böylece Akşemseddin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu. Ayrıca Akşemseddin, Fetih'ten sonra II. Mehmed isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilir.", "question": "Akşemseddin'in, fethin ilk Cuma namazını kıldırmasını kim istemiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "II. Mehmed"}}, {"id": "5317", "context": "II. Mehmed Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin'i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemseddin ise \"Padişah ben değilim\" diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmed'i gösteriyordu. II. Mehmed ise \"Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!\" sözüyle tebessüm ediyordu. II. Mehmed İstanbul'un fethin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemseddin'i imâmete geçirdi. Böylece Akşemseddin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu. Ayrıca Akşemseddin, Fetih'ten sonra II. Mehmed isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilir.", "question": "Yanlış anlaşmayı Akşemseddin ne diyerek engellemek istemiştir?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Padişah ben değilim"}}, {"id": "5318", "context": "II. Mehmed Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin'i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemseddin ise \"Padişah ben değilim\" diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmed'i gösteriyordu. II. Mehmed ise \"Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!\" sözüyle tebessüm ediyordu. II. Mehmed İstanbul'un fethin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemseddin'i imâmete geçirdi. Böylece Akşemseddin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu. Ayrıca Akşemseddin, Fetih'ten sonra II. Mehmed isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilir.", "question": "İstanbul'a girişte şehir halkının aslında çiçekler uzatmak istediği kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "II. Mehmed"}}, {"id": "5319", "context": "II. Mehmed Akşemseddin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin'i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemseddin ise \"Padişah ben değilim\" diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmed'i gösteriyordu. II. Mehmed ise \"Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!\" sözüyle tebessüm ediyordu. II. Mehmed İstanbul'un fethin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemseddin'i imâmete geçirdi. Böylece Akşemseddin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu. Ayrıca Akşemseddin, Fetih'ten sonra II. Mehmed isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilir.", "question": "İstanbul'a girişte şehir halkının çiçekler uzattığı kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Akşemseddin"}}, {"id": "5320", "context": "Akşemseddin, bilim'de ve tasavvufta olduğu gibi, tıp ve eczacılık alanında da büyük bir üne sahipti. Fakat kaynaklarda Akşemseddin'in tıp ilmini kimden ve nasıl öğrendiğine dair net bir bilgi yoktur. Bununla alâkalı İskoç oryantalist Elias John Wilkinson Gibb, History of Ottoman Poetry adlı eserinde, Akşemseddin'in tıp alanındaki ilmini, Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda elde ettiğini kaydetmekte ve kendisinden âlim ve mübarek bir kimse diye söz etmektedir. Sadece beden hastalıkların değil, aynı zamandan ruh hastalıklarının da hekimi olan Akşemseddin, ruh hastalıklarını da tedâvi ederdi.", "question": "Akşemseddin, bilim ve tasavvuf'un yanısıra hangi alanlarda tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "tıp ve eczacılık"}}, {"id": "5334", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.", "question": "Abdurrahman Aktepe nerede ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Diyarbakır"}}, {"id": "5335", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.", "question": "Abdurrahman Aktepe nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Çınar "}}, {"id": "5336", "context": "Abdurrahman Aktepe (1850 Çınar - 1905 Diyarbakır) Kürt alim, astronom ve yazar.", "question": "Abdurraman Aktepe'nin doğum yılı nedir ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1850 "}}, {"id": "5337", "context": "Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder. Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh, astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe, Arapça ve Osmanlı Türkçesi'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.", "question": "Abdurrahman Aktepe ne zaman vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "29 Mart 1905"}}, {"id": "5338", "context": "Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder. Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh, astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe, Arapça ve Osmanlı Türkçesi'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.", "question": "Abdurrahman Aktepe eserlerini hangi dillerde kaleme almıştır ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Kürtçe, Arapça ve Osmanlı Türkçesi"}}, {"id": "5339", "context": "Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder. Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh, astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe, Arapça ve Osmanlı Türkçesi'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.", "question": "Abdurrahman Aktepe hangi alanlarda kitap yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 182, "text": " felsefe fıkıh, astronomi ve edebiyat"}}, {"id": "5340", "context": "Şeyh Abdurrahman Aktepe Diyarbakır'lı alim Şeyh Hasan-i Nuranî'nin oğlu'dur, Dini eğitimini önce babasın yanında aldı daha sonra Irak'a gidip eğitimine devam eder. Abdurrahman Aktepe felsefe fıkıh, astronomi ve edebiyat gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır ve eserlerini Kürtçe, Arapça ve Osmanlı Türkçesi'le yazmıştır. 29 Mart 1905 yılında Diyarbakır'da vefat etmiştir.", "question": "Abdurrahman Aktepe'nin babası kimdir ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "alim Şeyh Hasan-i Nuranî"}}, {"id": "5341", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi, 1911’de Kondüktör Mekteb-i Âlîsi adıyla “Fen Memuru” (eski adıyla kondüktör, yeni adıyla tekniker) gereksinimlerini karşılamak amacıyla Paris’teki “Ecol De Conducteur”ün müfredat programı esas alınarak kurulmuştur. Zamanla büyüyüp gelişen okul bugün merkezi İstanbul'un kültür ve iş merkezlerinden Beşiktaş'ta bulunan 3 yerleşkeye sahiptir. Yıldız ve Davutpaşa yerleşkelerinde Osmanlı döneminden kalan binalarda halen eğitim yapılmaktadır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesi İstanbulda kaç yerleşkesi vardır?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "3"}}, {"id": "5342", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi, 1911’de Kondüktör Mekteb-i Âlîsi adıyla “Fen Memuru” (eski adıyla kondüktör, yeni adıyla tekniker) gereksinimlerini karşılamak amacıyla Paris’teki “Ecol De Conducteur”ün müfredat programı esas alınarak kurulmuştur. Zamanla büyüyüp gelişen okul bugün merkezi İstanbul'un kültür ve iş merkezlerinden Beşiktaş'ta bulunan 3 yerleşkeye sahiptir. Yıldız ve Davutpaşa yerleşkelerinde Osmanlı döneminden kalan binalarda halen eğitim yapılmaktadır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesi kurulurken hangi programı esas almıştır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Ecol De Conducteur"}}, {"id": "5343", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi, 1911’de Kondüktör Mekteb-i Âlîsi adıyla “Fen Memuru” (eski adıyla kondüktör, yeni adıyla tekniker) gereksinimlerini karşılamak amacıyla Paris’teki “Ecol De Conducteur”ün müfredat programı esas alınarak kurulmuştur. Zamanla büyüyüp gelişen okul bugün merkezi İstanbul'un kültür ve iş merkezlerinden Beşiktaş'ta bulunan 3 yerleşkeye sahiptir. Yıldız ve Davutpaşa yerleşkelerinde Osmanlı döneminden kalan binalarda halen eğitim yapılmaktadır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesi'nin eski adı nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Kondüktör Mekteb-i Âlîsi"}}, {"id": "5344", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi bugün 25000 'den fazla lisans, 9000'den fazla lisansüstü öğrenci ve 1700 civarında akademik personel ile akademik faaliyetlerini sürdürmektedir. Bünyesinde 10 fakülte, 2 enstitü ve 3 yüksekokul bulunmaktadır. Türkiye'deki pek çok üniversiteden farklı olarak kuruluşunda elektrik, inşaat, kimya-metalurji ve makine olarak 4 fakülteye ayrılmıştır. Mayıs 2012 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Türkiye'nin ilk tam kapsamlı ISO 9001 belgeli üniversitesi olmuştur.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesi kaç yılında ISO 9001 belgeli bir okul olmuştur?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "2012"}}, {"id": "5345", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi bugün 25000 'den fazla lisans, 9000'den fazla lisansüstü öğrenci ve 1700 civarında akademik personel ile akademik faaliyetlerini sürdürmektedir. Bünyesinde 10 fakülte, 2 enstitü ve 3 yüksekokul bulunmaktadır. Türkiye'deki pek çok üniversiteden farklı olarak kuruluşunda elektrik, inşaat, kimya-metalurji ve makine olarak 4 fakülteye ayrılmıştır. Mayıs 2012 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Türkiye'nin ilk tam kapsamlı ISO 9001 belgeli üniversitesi olmuştur.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde kaç enstitü vardır?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "2"}}, {"id": "5346", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi bugün 25000 'den fazla lisans, 9000'den fazla lisansüstü öğrenci ve 1700 civarında akademik personel ile akademik faaliyetlerini sürdürmektedir. Bünyesinde 10 fakülte, 2 enstitü ve 3 yüksekokul bulunmaktadır. Türkiye'deki pek çok üniversiteden farklı olarak kuruluşunda elektrik, inşaat, kimya-metalurji ve makine olarak 4 fakülteye ayrılmıştır. Mayıs 2012 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Türkiye'nin ilk tam kapsamlı ISO 9001 belgeli üniversitesi olmuştur.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde kaç fakülte vardır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "10"}}, {"id": "5347", "context": "Yıldız Teknik Üniversitesi bugün 25000 'den fazla lisans, 9000'den fazla lisansüstü öğrenci ve 1700 civarında akademik personel ile akademik faaliyetlerini sürdürmektedir. Bünyesinde 10 fakülte, 2 enstitü ve 3 yüksekokul bulunmaktadır. Türkiye'deki pek çok üniversiteden farklı olarak kuruluşunda elektrik, inşaat, kimya-metalurji ve makine olarak 4 fakülteye ayrılmıştır. Mayıs 2012 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Türkiye'nin ilk tam kapsamlı ISO 9001 belgeli üniversitesi olmuştur.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde kaç civarında akademik personel vardır?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "1700"}}, {"id": "5348", "context": "Vilayet nafia idarelerinin \"fen memuru\" (eski adıyla kondüktör, yeni adıyla tekniker) gereksinimlerini karşılamak amacıyla 1911'de Kondüktör Mekteb-i Âlîsi adıyla, Paris'teki \"Ecol de Conducteur\"ün müfredat programı esas alınarak Bayındırlık Bakanlığı'na bağlı bir okul kurulmuş ve okula öğrenci kaydına 22 Ağustos 1911'de başlanmıştır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesi kaç yılında öğrenci kaydına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "1911"}}, {"id": "5349", "context": "Türkiye'de imar işlerinin ve teknik hizmetlerin artması nedeniyle Fen memurları ile yüksek mühendisler arasında oluşan Türkiye'de imar işlerinin ve teknik hizmetlerin artması nedeniyle oluşan boşluğu doldurmak amacıyla 19 Aralık 1936 tarihinde yayımlanan ve 1 Haziran 1937 tarihinde yürürlüğe giren 3074 sayılı Yasa ile Nafia Fen Mektebi lağvedilerek yerine Teknik Okul kurulmuştur. 2 yıllık Fen memuru ve 4 yıllık mühendislik bölümleri olan okula Yıldız Sarayı müştemilatından, bugün de kullanılmakta olan binalar tahsis edilmiş ve buraya taşınılmıştır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde mühendislik bölümü kaç yıllıktır?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "4"}}, {"id": "5350", "context": "Türkiye'de imar işlerinin ve teknik hizmetlerin artması nedeniyle Fen memurları ile yüksek mühendisler arasında oluşan Türkiye'de imar işlerinin ve teknik hizmetlerin artması nedeniyle oluşan boşluğu doldurmak amacıyla 19 Aralık 1936 tarihinde yayımlanan ve 1 Haziran 1937 tarihinde yürürlüğe giren 3074 sayılı Yasa ile Nafia Fen Mektebi lağvedilerek yerine Teknik Okul kurulmuştur. 2 yıllık Fen memuru ve 4 yıllık mühendislik bölümleri olan okula Yıldız Sarayı müştemilatından, bugün de kullanılmakta olan binalar tahsis edilmiş ve buraya taşınılmıştır.", "question": "3074 sayılı yasa kaç yılında yürürlüğe girmiştir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "1937"}}, {"id": "5351", "context": "İlk kuruluşta fen memuru ve mühendislik dalında öğrenci yetiştiren inşaat ve makine bölümleri varken 1942 ve 1943 ders yılından itibaren mühendislik kısmında elektrik ve mimarlık bölümleri açılmıştır. Okul, 26 Eylül 1941 tarihinde yayımlanan İstanbul Yüksek Mühendis Okulu ve Teknik Okulu'nun Maarif Vekaleti'ne devri Hakkında Kanun uyarınca Nafia Vekaleti'nden alınarak Maarif Vekaletine bağlanmıştır.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde 1942 1943 yıllarında hangi bölümler açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "elektrik ve mimarlık bölümleri"}}, {"id": "5352", "context": "Millî Eğitim Bakanlığı'nın 07 Haziran 1949 tarihli kararıyla Harita ve Kadostro Mühendisliği kurulmuş ve Türkiye'de bu dalda mühendis yetiştiren ilk kuruluş olarak 1949-1950 ders yılında öğretime başlamıştır. 1951-1952 ders yılından itibaren Teknikerlik kısmı kapatılmıştır.", "question": "Harita ve Kadostro Mühendisliği kaç yılında eğitime başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "1949-1950"}}, {"id": "5353", "context": "Millî Eğitim Bakanlığı'nın 07 Haziran 1949 tarihli kararıyla Harita ve Kadostro Mühendisliği kurulmuş ve Türkiye'de bu dalda mühendis yetiştiren ilk kuruluş olarak 1949-1950 ders yılında öğretime başlamıştır. 1951-1952 ders yılından itibaren Teknikerlik kısmı kapatılmıştır.", "question": "Milli Eğitim Bakanlığı ne zaman ki kararıyla Harita ve Kodostro Mühendisliği kuruldu?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "07 Haziran 1949"}}, {"id": "5354", "context": "İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi ile buna bağlanmış olan mühendislik yüksekokulları, Kocaeli Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi ve Kocaeli Meslek Yüksekokulu'nun ilgili fakülte ve bölümleri, 20 Temmuz 1982 tarihli 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve bu Kararnamenin değiştirilerek kabulüne dair 30 Mart 1983 tarihli 2809 sayılı Yasa ile Yıldız Üniversitesi adı ile kurulmuştur. Yeni kurulan üniversite Fen-Edebiyat, Mühendislik, Kocaeli'nde bulunan Meslek Yüksekokulu, Fen Bilimleri Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Rektörlüğe bağlı Yabancı Diller, Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi, Türk Dili, Beden Eğitimi ve Güzel Sanatlar bölümlerinden oluşmuştur.", "question": "Yıldız Üniversitesi kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "1983"}}, {"id": "5355", "context": "03 Temmuz 1992 tarih ve 3837 sayılı Yasa ile üniversitenin adı Yıldız Teknik Üniversitesi olarak değiştirilmiş; Mühendislik, Elektrik-Elektronik, İnşaat, Makina ve Kimya-Metalurji Fakülteleri olarak dört fakülteye ayrılmış, ayrıca İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurulmuş; Kocaeli Mühendislik Fakültesi ile Kocaeli Meslek Yüksekokulu ayrılarak Kocaeli Üniversitesi adı altında örgütlenmiştir. Günümüzde Üniversite 10 Fakülte, 2 Enstitü, Meslek Yüksekokulu, Yabancı Diller Yüksekokulu ve 22000'i aşan öğrencisi ile eğitim-öğretimini sürdürmektedir.", "question": "Yıldız Teknik Üniversitesinde kaç tan fazla öğrenci vardır?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "22000"}}, {"id": "5356", "context": "03 Temmuz 1992 tarih ve 3837 sayılı Yasa ile üniversitenin adı Yıldız Teknik Üniversitesi olarak değiştirilmiş; Mühendislik, Elektrik-Elektronik, İnşaat, Makina ve Kimya-Metalurji Fakülteleri olarak dört fakülteye ayrılmış, ayrıca İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurulmuş; Kocaeli Mühendislik Fakültesi ile Kocaeli Meslek Yüksekokulu ayrılarak Kocaeli Üniversitesi adı altında örgütlenmiştir. Günümüzde Üniversite 10 Fakülte, 2 Enstitü, Meslek Yüksekokulu, Yabancı Diller Yüksekokulu ve 22000'i aşan öğrencisi ile eğitim-öğretimini sürdürmektedir.", "question": "Kaç sayılı yasayla üniversitenin adı değişmiştir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "3837"}}, {"id": "5357", "context": "Makina Fakültesi, Mühendislik Fakültesinden 1992 yılında ayrılmıştır. Makina Fakültesi,1993 yılında kurulmuş olup, Fakülte bölümlerinden, Makina Mühendisliği 1938-1939, Endüstri Mühendisliği 1993 ve Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği 1982 yıllarında eğitime başlamıştır.Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü 2009 yılı itibarıyla Makine Fakültesi bünyesinden ayrılmıştır.", "question": "Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği bölümü hangi yıl Makine Fakültesinden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "2009"}}, {"id": "5358", "context": "Makina Fakültesi, Mühendislik Fakültesinden 1992 yılında ayrılmıştır. Makina Fakültesi,1993 yılında kurulmuş olup, Fakülte bölümlerinden, Makina Mühendisliği 1938-1939, Endüstri Mühendisliği 1993 ve Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği 1982 yıllarında eğitime başlamıştır.Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü 2009 yılı itibarıyla Makine Fakültesi bünyesinden ayrılmıştır.", "question": "Gemi İnşaatı ve Gemi Mühendisliği kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "1982"}}, {"id": "5359", "context": "Makina Fakültesi, Mühendislik Fakültesinden 1992 yılında ayrılmıştır. Makina Fakültesi,1993 yılında kurulmuş olup, Fakülte bölümlerinden, Makina Mühendisliği 1938-1939, Endüstri Mühendisliği 1993 ve Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği 1982 yıllarında eğitime başlamıştır.Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü 2009 yılı itibarıyla Makine Fakültesi bünyesinden ayrılmıştır.", "question": "Mühendislik fakültesi kaç yılında makina fakültesinden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "1992"}}, {"id": "5360", "context": "emi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi'nin kökeni 1967 yılında İstanbul Teknik Okulu bünyesindeki Makine Bölümü'ne bağlı olarak kurulan Gemi Opsiyonu bölümüne dayanır.Bu bölüm 1969 yılında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi bünyesindeki Makine Bölümü'nde Gemi Makinaları Dalı adını almıştır.Gemi Makinaları Dalı,akademinin 1982'de Yıldız Üniversitesi'ne dönüşmesiyle kurulan Mühendislik Fakültesi bünyesinde Gemi İnşaatı Mühendisliği Bölümü adıyla faaliyete geçmiştir.1993'te aynı adla Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi bünyesine geçmiş,2006'da aynı fakültede Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü adını almıştır.", "question": "Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği ismini kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "2006"}}, {"id": "5361", "context": "emi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi'nin kökeni 1967 yılında İstanbul Teknik Okulu bünyesindeki Makine Bölümü'ne bağlı olarak kurulan Gemi Opsiyonu bölümüne dayanır.Bu bölüm 1969 yılında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi bünyesindeki Makine Bölümü'nde Gemi Makinaları Dalı adını almıştır.Gemi Makinaları Dalı,akademinin 1982'de Yıldız Üniversitesi'ne dönüşmesiyle kurulan Mühendislik Fakültesi bünyesinde Gemi İnşaatı Mühendisliği Bölümü adıyla faaliyete geçmiştir.1993'te aynı adla Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi bünyesine geçmiş,2006'da aynı fakültede Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü adını almıştır.", "question": "Gemi Makinaları Dalı kaç yılında Yıldız Teknik Üniversitesine dönüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "1982"}}, {"id": "5362", "context": "emi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi'nin kökeni 1967 yılında İstanbul Teknik Okulu bünyesindeki Makine Bölümü'ne bağlı olarak kurulan Gemi Opsiyonu bölümüne dayanır.Bu bölüm 1969 yılında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi bünyesindeki Makine Bölümü'nde Gemi Makinaları Dalı adını almıştır.Gemi Makinaları Dalı,akademinin 1982'de Yıldız Üniversitesi'ne dönüşmesiyle kurulan Mühendislik Fakültesi bünyesinde Gemi İnşaatı Mühendisliği Bölümü adıyla faaliyete geçmiştir.1993'te aynı adla Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi bünyesine geçmiş,2006'da aynı fakültede Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü adını almıştır.", "question": "Denizclik Fakültesi'nin kökeni kaç yılına dayanır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "1967"}}, {"id": "5363", "context": "1942 yılında İstanbul Teknik Okulu'nun bir bölümü olarak kurulan Mimarlık Fakültesi, lisans düzeyinde Mimarlık ve Şehir ve Bölge Planlama bölümleri, 11 uzmanlık programı (bilgisayar ortamında mimarlık, bina araştırma ve planlama, mimari tasarım, mimarlık tarihi ve kuramı, rölöve ve restorasyon, yapı, yapi fiziği, kentsel koruma ve planlama, kentsel mekân organizasyonu ve tasarım, kentsel dönüşüm ve planlama, peyzaj planlama) ile 80 öğretim üyesi, 5 öğretim görevlisi, 43 araştırma görevlisi, 1300'ü aşkın lisans, 350'yi aşkın yüksek lisans, 150 doktora öğrencisi ve 10000'den fazla mezunuyla faaliyetlerini sürdürmektedir.", "question": "Mimarlık Fakültesinin kaçtan fazla mezunu vardır?", "answers": {"answer_start": 570, "text": "10000"}}, {"id": "5364", "context": "1942 yılında İstanbul Teknik Okulu'nun bir bölümü olarak kurulan Mimarlık Fakültesi, lisans düzeyinde Mimarlık ve Şehir ve Bölge Planlama bölümleri, 11 uzmanlık programı (bilgisayar ortamında mimarlık, bina araştırma ve planlama, mimari tasarım, mimarlık tarihi ve kuramı, rölöve ve restorasyon, yapı, yapi fiziği, kentsel koruma ve planlama, kentsel mekân organizasyonu ve tasarım, kentsel dönüşüm ve planlama, peyzaj planlama) ile 80 öğretim üyesi, 5 öğretim görevlisi, 43 araştırma görevlisi, 1300'ü aşkın lisans, 350'yi aşkın yüksek lisans, 150 doktora öğrencisi ve 10000'den fazla mezunuyla faaliyetlerini sürdürmektedir.", "question": "Mimarlık Fakültesinde kaç öğretim üyesi vardır?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "80"}}, {"id": "5365", "context": "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 1992 yılında Yıldız Kampüsünde yer alan Çukursaray binasında faaliyetine başlamıştır. Fakülte, 1993 yılında kurulan İktisat Bölümü ile faaliyetlerine başlamıştır. 1996 yılında İşletme Bölümü ve 1999 yılında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü kurulmuştur. Fakülte 2000'den 2015'e kadar, Yıldız Sarayının bir parçası olan Yaverler Dairesi'nde hizmet vermekte idi. Fakülte binası aynı zamanda 1925 senesinden 1936 senesine kadar hizmet veren ve 1936 yılında Atatürk'ün isteği ile Ankara'ya taşınan bugünkü adı ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne (Mekteb-i Mülkiye) ev sahipliği yapmıştır. Fakülte Davutpaşa Kampüsündeki yeni binasına 2016 taşınacaktır.", "question": "Fakülte binası hangi üniversiteye ev sahipliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi"}}, {"id": "5366", "context": "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 1992 yılında Yıldız Kampüsünde yer alan Çukursaray binasında faaliyetine başlamıştır. Fakülte, 1993 yılında kurulan İktisat Bölümü ile faaliyetlerine başlamıştır. 1996 yılında İşletme Bölümü ve 1999 yılında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü kurulmuştur. Fakülte 2000'den 2015'e kadar, Yıldız Sarayının bir parçası olan Yaverler Dairesi'nde hizmet vermekte idi. Fakülte binası aynı zamanda 1925 senesinden 1936 senesine kadar hizmet veren ve 1936 yılında Atatürk'ün isteği ile Ankara'ya taşınan bugünkü adı ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne (Mekteb-i Mülkiye) ev sahipliği yapmıştır. Fakülte Davutpaşa Kampüsündeki yeni binasına 2016 taşınacaktır.", "question": "Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "1999"}}, {"id": "5367", "context": "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 1992 yılında Yıldız Kampüsünde yer alan Çukursaray binasında faaliyetine başlamıştır. Fakülte, 1993 yılında kurulan İktisat Bölümü ile faaliyetlerine başlamıştır. 1996 yılında İşletme Bölümü ve 1999 yılında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü kurulmuştur. Fakülte 2000'den 2015'e kadar, Yıldız Sarayının bir parçası olan Yaverler Dairesi'nde hizmet vermekte idi. Fakülte binası aynı zamanda 1925 senesinden 1936 senesine kadar hizmet veren ve 1936 yılında Atatürk'ün isteği ile Ankara'ya taşınan bugünkü adı ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne (Mekteb-i Mülkiye) ev sahipliği yapmıştır. Fakülte Davutpaşa Kampüsündeki yeni binasına 2016 taşınacaktır.", "question": "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kaç yılında açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "1992"}}, {"id": "5368", "context": "Üniversitede yüksek lisans eğitimine 1959 yılında (o zamanki adı İstanbul Teknik Okulu) \"İhtisas Bölümü\" adıyla başlanmıştır.\r\nFen Bilimleri Enstitüsü’nün 21 anabilim dalı; 49 tezli, 4 tezsiz ve 4 ikinci öğretimde tezsiz yüksek lisans ve 42 doktora olmak üzere toplam 103 programı bulunmaktadır. Programlardan 57’si mühendislik, 22’si mimarlık ve 20’si temel bilimler alanları ile ilgilidir.Yıldız Kampüsü Çukursaray Binasında yer almaktadır.", "question": "Yıldız Kampüsü nerededir?", "answers": {"answer_start": 406, "text": "Çukursaray"}}, {"id": "5369", "context": "Üniversitede yüksek lisans eğitimine 1959 yılında (o zamanki adı İstanbul Teknik Okulu) \"İhtisas Bölümü\" adıyla başlanmıştır.\r\nFen Bilimleri Enstitüsü’nün 21 anabilim dalı; 49 tezli, 4 tezsiz ve 4 ikinci öğretimde tezsiz yüksek lisans ve 42 doktora olmak üzere toplam 103 programı bulunmaktadır. Programlardan 57’si mühendislik, 22’si mimarlık ve 20’si temel bilimler alanları ile ilgilidir.Yıldız Kampüsü Çukursaray Binasında yer almaktadır.", "question": "Fen Bilimleri Enstitüsü'nün kaç programı vardır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "103"}}, {"id": "5370", "context": "Üniversitede yüksek lisans eğitimine 1959 yılında (o zamanki adı İstanbul Teknik Okulu) \"İhtisas Bölümü\" adıyla başlanmıştır.\r\nFen Bilimleri Enstitüsü’nün 21 anabilim dalı; 49 tezli, 4 tezsiz ve 4 ikinci öğretimde tezsiz yüksek lisans ve 42 doktora olmak üzere toplam 103 programı bulunmaktadır. Programlardan 57’si mühendislik, 22’si mimarlık ve 20’si temel bilimler alanları ile ilgilidir.Yıldız Kampüsü Çukursaray Binasında yer almaktadır.", "question": "Üniversite, Yüksek lisans eğitimine kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "1959"}}, {"id": "5371", "context": "Üniversitede yüksek lisans eğitimine 1959 yılında (o zamanki adı İstanbul Teknik Okulu) \"İhtisas Bölümü\" adıyla başlanmıştır.\r\nFen Bilimleri Enstitüsü’nün 21 anabilim dalı; 49 tezli, 4 tezsiz ve 4 ikinci öğretimde tezsiz yüksek lisans ve 42 doktora olmak üzere toplam 103 programı bulunmaktadır. Programlardan 57’si mühendislik, 22’si mimarlık ve 20’si temel bilimler alanları ile ilgilidir.Yıldız Kampüsü Çukursaray Binasında yer almaktadır.", "question": "Fen Bilimleri Enstütüsü'nün kaç programı vardır?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "103"}}, {"id": "5372", "context": "Üniversitede yüksek lisans eğitimine 1959 yılında (o zamanki adı İstanbul Teknik Okulu) \"İhtisas Bölümü\" adıyla başlanmıştır.\r\nFen Bilimleri Enstitüsü’nün 21 anabilim dalı; 49 tezli, 4 tezsiz ve 4 ikinci öğretimde tezsiz yüksek lisans ve 42 doktora olmak üzere toplam 103 programı bulunmaktadır. Programlardan 57’si mühendislik, 22’si mimarlık ve 20’si temel bilimler alanları ile ilgilidir.Yıldız Kampüsü Çukursaray Binasında yer almaktadır.", "question": "İhtisas Bölümü ismini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "1959"}}, {"id": "5373", "context": "Yabancı Diller Yüksek Okulu, Temel İngilizce ve Modern Diller olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Temel İngilizce Bölümü'nde yeterlik sınavında başarılı olamayan öğrencilere İngilizce Hazırlık öğretimi verilir. İleri düzeyde İngilizce dersleri ile diğer yabancı dillerin dersleri Modern Diller Bölümü tarafından verilmektedir. Yabancı Diller Yüksekokulu Davutpaşa Kampüsü'nde yer almaktadır.", "question": "Yabancı Diller Yüksekokulu nerededir?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "Davutpaşa Kampüsü"}}, {"id": "5374", "context": "Yabancı Diller Yüksek Okulu, Temel İngilizce ve Modern Diller olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Temel İngilizce Bölümü'nde yeterlik sınavında başarılı olamayan öğrencilere İngilizce Hazırlık öğretimi verilir. İleri düzeyde İngilizce dersleri ile diğer yabancı dillerin dersleri Modern Diller Bölümü tarafından verilmektedir. Yabancı Diller Yüksekokulu Davutpaşa Kampüsü'nde yer almaktadır.", "question": "Yeterlilik sınavında başarılı olmayan öğrencilere hangi öğretim verilir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "İngilizce Hazırlık"}}, {"id": "5375", "context": "Yabancı Diller Yüksek Okulu, Temel İngilizce ve Modern Diller olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Temel İngilizce Bölümü'nde yeterlik sınavında başarılı olamayan öğrencilere İngilizce Hazırlık öğretimi verilir. İleri düzeyde İngilizce dersleri ile diğer yabancı dillerin dersleri Modern Diller Bölümü tarafından verilmektedir. Yabancı Diller Yüksekokulu Davutpaşa Kampüsü'nde yer almaktadır.", "question": "Yabancı Diller Yüksek Okulu kaç bölümden oluşur?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "iki"}}, {"id": "5376", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek, crysis'de hangi oyun motorunu kullanmıştır", "answers": {"answer_start": 399, "text": "CryEngine 2"}}, {"id": "5377", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek hangi şirketlerle ile iş birliği halindedir", "answers": {"answer_start": 490, "text": "Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software"}}, {"id": "5378", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek cryengine 3'ü hangi oyun ile kullanmaya başlamaştır", "answers": {"answer_start": 443, "text": "Crysis 2"}}, {"id": "5379", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek'in nerelerde stüdyoları bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul"}}, {"id": "5380", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek'in ana merkezi nerede bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Frankfurt"}}, {"id": "5381", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek şirketi nerede kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Almanya'nın Coburg şehrinde"}}, {"id": "5382", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek kimler tarafından kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından"}}, {"id": "5383", "context": "Crytek, 1999'da üç Türk kardeş olan Cevat, Avni ve Faruk Yerli tarafından Almanya'nın Coburg şehrinde kurulmuş olan bir video oyun şirketidir. Crytek'in ana merkezi Frankfurt'ta bulunmaktadır. Ayrıca Kiev, Budapeşte, Sofya, Seul, Nottingham, Şanghay, Austin ve İstanbul olmak üzere 8 farklı yerde stüdyosu vardır. En çok bilinen oyunları olan Far Cry 'da CryEngine, ve daha çok bilinen Crysis'de de CryEngine 2 kullanılmıştır. CryEngine 3 ise Crysis 2 ile kullanılmaya başlanmıştır. Crytek Electronic Arts, Ubisoft, NVIDIA, Intel, AMD, FMOD, Scaleform, ve Xoreax Software şirketleri ile iş birliği halindedir.", "question": "crytek hangi yılda kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 8, "text": "1999"}}, {"id": "5384", "context": "Crytek 1999'da Yerli kardeşler tarafından Koburg'da kuruldu. Tarihleri ECTS 2000'de başlar. Burada Crytek büyük yayıncılarla birlikte teknoloji demosunu NVIDIA standında sergiledi. Onlar demo yayınlamaya devam ettiler ve bu demo X-Isle olarak biliniyordu (daha sonradan Far Cry olacaktır). 2 Mayıs 2002'de Crytek CryEngine oyun motorunu duyurmuştur.", "question": "crytek'in daha sonradan far cry olarak değiştiği demosunun ilk ismi nedir", "answers": {"answer_start": 229, "text": "X-Isle"}}, {"id": "5385", "context": "Crytek 1999'da Yerli kardeşler tarafından Koburg'da kuruldu. Tarihleri ECTS 2000'de başlar. Burada Crytek büyük yayıncılarla birlikte teknoloji demosunu NVIDIA standında sergiledi. Onlar demo yayınlamaya devam ettiler ve bu demo X-Isle olarak biliniyordu (daha sonradan Far Cry olacaktır). 2 Mayıs 2002'de Crytek CryEngine oyun motorunu duyurmuştur.", "question": "crytek teknoloji demosunu hangi stantda sergilemiştir", "answers": {"answer_start": 153, "text": "NVIDIA standında"}}, {"id": "5386", "context": "Crytek 1999'da Yerli kardeşler tarafından Koburg'da kuruldu. Tarihleri ECTS 2000'de başlar. Burada Crytek büyük yayıncılarla birlikte teknoloji demosunu NVIDIA standında sergiledi. Onlar demo yayınlamaya devam ettiler ve bu demo X-Isle olarak biliniyordu (daha sonradan Far Cry olacaktır). 2 Mayıs 2002'de Crytek CryEngine oyun motorunu duyurmuştur.", "question": "crytek cryengine oyun motorunu ne zaman duyurmuştur", "answers": {"answer_start": 290, "text": "2 Mayıs 2002"}}, {"id": "5387", "context": "2003'te, Crytek GDC'ye katıldı ve oyun motorunu ve yeni teknolojilerini sergilediler.", "question": "crytek 2003'te katıldığı GCD'de hangi çalışmalarını sergilediler", "answers": {"answer_start": 34, "text": "oyun motorunu ve yeni teknolojileri"}}, {"id": "5388", "context": "Yine 2003'te, Crytek yine ECTS'deydi, Far Cry En iyi PC oyunu ödülünü kazandı. Aynı ayda, Crytek CryEngine modifiye ederek AMD64 için optimize etti.", "question": "crytek AMD64 için hangi oyun motorunu modifiye etti", "answers": {"answer_start": 97, "text": "CryEngine "}}, {"id": "5389", "context": "Yine 2003'te, Crytek yine ECTS'deydi, Far Cry En iyi PC oyunu ödülünü kazandı. Aynı ayda, Crytek CryEngine modifiye ederek AMD64 için optimize etti.", "question": "crytek 2003'te hangi oyunu için en iyi pc ödülünü kazandı", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Far Cry"}}, {"id": "5390", "context": "Şubat 2004'te, Alman polisi Crytek ofisine Sahte Ürün Kullanımı sebebiyle baskın yaptı. Aramalarda lisanssız hiçbir şey bulunamadı.", "question": "crytek ofisine 2004 yılında alman polisinin baskın yapmasının sebebi nedir", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Sahte Ürün Kullanımı sebebi"}}, {"id": "5391", "context": "Yine Şubat 2004'te, Crytek ve Electronic Arts stratejik ortak olduklarını duyurdu. Aralık 2004'te, Crytek ve ATI hollywood stili machinima oluşturdular. Geleceğin pc oyunculuğu hakkında görüşlerini belirttiler.", "question": "crytek 2004 yılında hollywood stili machinimayı hangi şirketle oluşturdular", "answers": {"answer_start": 109, "text": "ATI"}}, {"id": "5392", "context": "Yine Şubat 2004'te, Crytek ve Electronic Arts stratejik ortak olduklarını duyurdu. Aralık 2004'te, Crytek ve ATI hollywood stili machinima oluşturdular. Geleceğin pc oyunculuğu hakkında görüşlerini belirttiler.", "question": "crytek 2004 yılında stratejik ortak olarak duyurduğu şirketin ismi nedir", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Electronic Arts"}}, {"id": "5393", "context": "CryEngine 2'nin ilk açık gösterimi 23 Ocak 2007'de oldu ve bir yıl sonra Crysis duyuruldu. Avatar Reality, WeMade Entertainment, Entropia Universe, XLGames, Reloaded Studios, 1st Educational Institution, and Games Academy GmbH gibi firmalar tarafından lisanslandı.", "question": "crysis hangi firmalar tarafından lisanslandı", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Avatar Reality, WeMade Entertainment, Entropia Universe, XLGames, Reloaded Studios, 1st Educational Institution, and Games Academy GmbH"}}, {"id": "5394", "context": "CryEngine 2'nin ilk açık gösterimi 23 Ocak 2007'de oldu ve bir yıl sonra Crysis duyuruldu. Avatar Reality, WeMade Entertainment, Entropia Universe, XLGames, Reloaded Studios, 1st Educational Institution, and Games Academy GmbH gibi firmalar tarafından lisanslandı.", "question": "crytek, cryengine 2'nin ilk açık gösterimini ne zaman yaptı", "answers": {"answer_start": 35, "text": "23 Ocak 2007"}}, {"id": "5395", "context": "14 Haziran 2008'de Crytek, Sofya merkezli Black Sea Studios'u satın alarak ismini Crytek Black Sea olarak değiştirdi.", "question": "crytek almış olduğu black sea studios'un ismini ne olarak değiştirdi", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Crytek Black Sea"}}, {"id": "5396", "context": "Crytek'in ünlü oyunu, Crysis Warhead, 12 Eylül 2008'de PC-özel oyunu olarak piyasaya çıktı.", "question": "crysis warhead pc-özel oyunu olarak ne zaman piyasaya çıktı", "answers": {"answer_start": 38, "text": "12 Eylül 2008"}}, {"id": "5397", "context": "11 Mart 2009'da, Crytek internet sitesinde CryEngine 3'ün 2009'da Game Developers Conference olacağını duyurdu. Yeni motor PlayStation 3, Xbox 360 ve PC'de kullanım için yapıldı.", "question": "crytek, cryengine 3'ü hangi platformlar için yapmıştır.", "answers": {"answer_start": 123, "text": "PlayStation 3, Xbox 360 ve PC"}}, {"id": "5398", "context": "17 Ocak 2013'te Yerli kardeşler tarafından Türkiye lansmanı yapıldı ve Türkiye'de bir stüdyo açıldı. Bu stüdyo yaklaşık 150 personel bulunduracak ve oyun geliştirilecek.", "question": "crytek'in türkiye'de açtığı stüdyonun amacı neydi", "answers": {"answer_start": 149, "text": "oyun geliştirilecek"}}, {"id": "5399", "context": "17 Ocak 2013'te Yerli kardeşler tarafından Türkiye lansmanı yapıldı ve Türkiye'de bir stüdyo açıldı. Bu stüdyo yaklaşık 150 personel bulunduracak ve oyun geliştirilecek.", "question": "crytek ne zaman türkiyede stüdyo açtı", "answers": {"answer_start": 0, "text": "17 Ocak 2013"}}, {"id": "5400", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.\r\n\r\nTürkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim.\r\nKendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır.\r\nYahudi bir aileden geliyordu.\r\n1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra\r\nuzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı\r\nve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde \r\n(bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.\r\nGerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel \r\naraştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi.\r\nSalisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de\r\nsüblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt\r\nçocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.\r\nBakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı\r\nve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca\r\nolarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı \"Alman ve Fransız tıp literatürünü\r\nyayınlarıyla zenginleştiren kişi\" olarak tanımlar.", "question": "Menahem Hodara Askeri Tıbbiye'yi bitirdikten sonra nereye gönderildi", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Hamburg'a "}}, {"id": "5401", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.\r\n\r\nTürkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim.\r\nKendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır.\r\nYahudi bir aileden geliyordu.\r\n1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra\r\nuzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı\r\nve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde \r\n(bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.\r\nGerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel \r\naraştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi.\r\nSalisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de\r\nsüblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt\r\nçocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.\r\nBakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı\r\nve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca\r\nolarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı \"Alman ve Fransız tıp literatürünü\r\nyayınlarıyla zenginleştiren kişi\" olarak tanımlar.", "question": " Ömer Fuad Bey'le birlikte neyi incelemiştir", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "deri mikozlarını"}}, {"id": "5402", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.\r\n\r\nTürkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim.\r\nKendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır.\r\nYahudi bir aileden geliyordu.\r\n1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra\r\nuzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı\r\nve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde \r\n(bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.\r\nGerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel \r\naraştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi.\r\nSalisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de\r\nsüblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt\r\nçocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.\r\nBakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı\r\nve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca\r\nolarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı \"Alman ve Fransız tıp literatürünü\r\nyayınlarıyla zenginleştiren kişi\" olarak tanımlar.", "question": "Menahem Hodara tıp litaratürüne nasıl girdi", "answers": {"answer_start": 780, "text": "\"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak"}}, {"id": "5403", "context": "Menahem Hodara (1869 İstanbul - 1926 İstanbul), Osmanlı-Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.\r\n\r\nTürkiye'nin ilk deri histopatolojisi uzmanı olan Osmanlı hekim.\r\nKendi adıyla anılan bir deri hastalığını tanımlamıştır.\r\nYahudi bir aileden geliyordu.\r\n1890'da Askeri Tıbbiye'yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) bitirdikten sonra\r\nuzmanlık öğrenimi için Hamburg'a gönderildi. Bir süre de Viyana'da çalıştı\r\nve 1906'da İstanbul'a döndü. Kasımpaşa'daki Bahriye Merkez Hastanesi'nde \r\n(bugün Deniz Hastanesi) emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi.\r\nGerek bu görevi gerekse daha sonra getirldiği saray hekimliği sırasında bilimsel \r\naraştırmalarını ve deneylerini yoğun bir biçimde sürdürdü. Bir tür trichorrhexis nodosa olan \"Hodara Hastalığı\"nı tanımlayarak uluslararası tıp literatürüne girdi.\r\nSalisik asit, krizarobin ve iyodun, öğrencisi Hulusi Behçet ile birlikte de\r\nsüblimenin deri üzerindeki etkilerini araştırdı. Çeşitli benlerin, donmaların ve süt\r\nçocuklarındaki kalça erimesinin histo-patolojisiyle, \"piedra\" olarak bilinen hastalığı ilk o tanımladı.\r\nBakteriyoloji uzmanı Ömer Fuad Bey'le birlikte deri mikozlarını inceleyerek, derideki mantar hastalığı\r\nve deri aspergillozu olgularının saptanmasına öncülük etti. Araştırmalarının sonuçları Fransızca ve Almanca\r\nolarak Avrupa'da yayımlandı. Ünlü dermatoloji uzmanı Unna, Hodara'yı \"Alman ve Fransız tıp literatürünü\r\nyayınlarıyla zenginleştiren kişi\" olarak tanımlar.", "question": "Bahriye Merkez Hastanesi'ndeki görevleri nelerdir", "answers": {"answer_start": 500, "text": " emraz-i cildiye (deri) ve zühreviye (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) hekimi olarak görevlendirildi"}}, {"id": "5404", "context": "Mustafa Şekip Tunç (d. 1886 İstanbul - ö. 17 Ocak 1958 İstanbul), psikoloji ve felsefe alanında önemli faaliyetlerde bulunmuş bir Türk akademisyendir.\r\n", "question": "mustafa Şekip Tunç hangi alanlarda faaliyet göstermiştir ?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "psikoloji ve felsefe"}}, {"id": "5405", "context": "Mustafa Şekip Tunç (d. 1886 İstanbul - ö. 17 Ocak 1958 İstanbul), psikoloji ve felsefe alanında önemli faaliyetlerde bulunmuş bir Türk akademisyendir.\r\n", "question": "Mustafa Şekip Tunç hangi ayda vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Ocak"}}, {"id": "5406", "context": "Babası Nüfus Nazırı Yusuf Besim Bey Nevşehir’lidir. Annesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Mustafa Şekip Tunç’un doğumundan bir müddet sonra, babası Nüfus Nazırı olarak Halep'e tayin edildiğinden, Mustafa Şekip, ilk tahsiline burada başlamış, üç sene sonra da, babasının Manastır’a nakli dolayısıyla tahsiline Manastır’da devam etmiştir. Mustafa Şekip, Manastır’da tahsiline devam ederken bir müddet askeri rüştiyede de okumuştur.\r\n", "question": "Mustafa Şekip Tunç'un annesi hangi ülkeden göçmüştür ?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Bulgaristan "}}, {"id": "5407", "context": "Babası Nüfus Nazırı Yusuf Besim Bey Nevşehir’lidir. Annesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Mustafa Şekip Tunç’un doğumundan bir müddet sonra, babası Nüfus Nazırı olarak Halep'e tayin edildiğinden, Mustafa Şekip, ilk tahsiline burada başlamış, üç sene sonra da, babasının Manastır’a nakli dolayısıyla tahsiline Manastır’da devam etmiştir. Mustafa Şekip, Manastır’da tahsiline devam ederken bir müddet askeri rüştiyede de okumuştur.\r\n", "question": "Mustafa Şekip Tunç ilk tahsiline nerede başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 167, "text": " Halep"}}, {"id": "5408", "context": "Babası Nüfus Nazırı Yusuf Besim Bey Nevşehir’lidir. Annesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Mustafa Şekip Tunç’un doğumundan bir müddet sonra, babası Nüfus Nazırı olarak Halep'e tayin edildiğinden, Mustafa Şekip, ilk tahsiline burada başlamış, üç sene sonra da, babasının Manastır’a nakli dolayısıyla tahsiline Manastır’da devam etmiştir. Mustafa Şekip, Manastır’da tahsiline devam ederken bir müddet askeri rüştiyede de okumuştur.\r\n", "question": "Mustafa Şekip Tunç'un babasının mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Nüfus Nazırı"}}, {"id": "5409", "context": "Babası Nüfus Nazırı Yusuf Besim Bey Nevşehir’lidir. Annesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Mustafa Şekip Tunç’un doğumundan bir müddet sonra, babası Nüfus Nazırı olarak Halep'e tayin edildiğinden, Mustafa Şekip, ilk tahsiline burada başlamış, üç sene sonra da, babasının Manastır’a nakli dolayısıyla tahsiline Manastır’da devam etmiştir. Mustafa Şekip, Manastır’da tahsiline devam ederken bir müddet askeri rüştiyede de okumuştur.\r\n", "question": "Mustafa Şekip Tunç'un babası kimdir ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": " Yusuf Besim Bey"}}, {"id": "5410", "context": "Yusuf Besim Bey, yedi sene Manastır Nüfus Nazırlığında bulunduktan sonra, Vali Abdülkerim Paşa ile idari bir meseleden araları açılmış ve azledilmiştir. O sırada Manastır Askeri İdadisi’nin birinci sınıfında okuyan Mustafa Şekip, ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş ve o dönemler adı Vefa İdadisi olan Vefa Lisesi'ne girmiştir. 1321 (1905)'de idadiden mezun olduktan sonra Mülkiye’ye devam etmiş ve Vefa İdadisinde öğrenmeye başlamış olduğu Fransızca eğitimini bu süre zarfında tamamlamıştır.", "question": "Mustafa Şekip Tunç Vefa Lisesinden kaç yılında mezun olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "1905"}}, {"id": "5411", "context": "Yusuf Besim Bey, yedi sene Manastır Nüfus Nazırlığında bulunduktan sonra, Vali Abdülkerim Paşa ile idari bir meseleden araları açılmış ve azledilmiştir. O sırada Manastır Askeri İdadisi’nin birinci sınıfında okuyan Mustafa Şekip, ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş ve o dönemler adı Vefa İdadisi olan Vefa Lisesi'ne girmiştir. 1321 (1905)'de idadiden mezun olduktan sonra Mülkiye’ye devam etmiş ve Vefa İdadisinde öğrenmeye başlamış olduğu Fransızca eğitimini bu süre zarfında tamamlamıştır.", "question": "Mustafa Şekip Tunç'un İstanbul'da ilk girdiği lisenin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 302, "text": " Vefa Lisesi"}}, {"id": "5412", "context": "Yusuf Besim Bey, yedi sene Manastır Nüfus Nazırlığında bulunduktan sonra, Vali Abdülkerim Paşa ile idari bir meseleden araları açılmış ve azledilmiştir. O sırada Manastır Askeri İdadisi’nin birinci sınıfında okuyan Mustafa Şekip, ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş ve o dönemler adı Vefa İdadisi olan Vefa Lisesi'ne girmiştir. 1321 (1905)'de idadiden mezun olduktan sonra Mülkiye’ye devam etmiş ve Vefa İdadisinde öğrenmeye başlamış olduğu Fransızca eğitimini bu süre zarfında tamamlamıştır.", "question": "Yusuf Besim Bey Manastır Nüfus Nazırlığını kaç sene yürütmüştür ?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "yedi sene"}}, {"id": "5413", "context": "Mustafa Sekip Tunç, mülkiyeden İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce mezun olmuş ve 28 Ağustos 1324 (1908)'te 500 kuruş maaşla Kosova vilayeti maiyet memurluğuna tayin edilmiştir. Kısa bir müddet sonra, aynı zamanda, Palanga kazası kaymakam vekilliğini de yürütmüştür.\r\nMustafa Sekip, vilayet merkezi Üsküp'te, idarecilikten çok maarif işleriyle uğraşmaya başlamıştır. Üsküp’lü gençlerin kurduğu Sübhan-ı Vatan adlı kulübün açtığı, özel eğitim ve öğretim metotlarının tecrübe edildiği ilkokulun öğretim heyetine katıldı. Fahri olarak ilk sınıftan başlayarak alfabe okutmaya başladı. Böylelikle hocalık mesleğine büyük bir aşk ve şevkle başlamış oldu. Bu ilk öğretmenlik denemesinde, insan ruhuna ilmi surette nüfuz etmek icap ettiğini düşünen Mustafa Şekip, memuriyetini terk ederek Avrupa'ya gitmek istedi. Bu arzusunu gerçekleştirmek için İstanbul’a gelmişse de teşebbüsünde başarılı olamamış ve tekrar Üsküp'e dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Buna sebep de, annesinin Avrupa'ya gitmemesini ve evlenmesini istemesidir. Böyle bir teşebbüs olmuşsa da netice alınmamıştır.", "question": "Mehmet Şekip Tunç'un öğretim heyetine katıldığı ilkokulu kim açmıştır ?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Sübhan-ı Vatan"}}, {"id": "5414", "context": "Mustafa Sekip Tunç, mülkiyeden İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce mezun olmuş ve 28 Ağustos 1324 (1908)'te 500 kuruş maaşla Kosova vilayeti maiyet memurluğuna tayin edilmiştir. Kısa bir müddet sonra, aynı zamanda, Palanga kazası kaymakam vekilliğini de yürütmüştür.\r\nMustafa Sekip, vilayet merkezi Üsküp'te, idarecilikten çok maarif işleriyle uğraşmaya başlamıştır. Üsküp’lü gençlerin kurduğu Sübhan-ı Vatan adlı kulübün açtığı, özel eğitim ve öğretim metotlarının tecrübe edildiği ilkokulun öğretim heyetine katıldı. Fahri olarak ilk sınıftan başlayarak alfabe okutmaya başladı. Böylelikle hocalık mesleğine büyük bir aşk ve şevkle başlamış oldu. Bu ilk öğretmenlik denemesinde, insan ruhuna ilmi surette nüfuz etmek icap ettiğini düşünen Mustafa Şekip, memuriyetini terk ederek Avrupa'ya gitmek istedi. Bu arzusunu gerçekleştirmek için İstanbul’a gelmişse de teşebbüsünde başarılı olamamış ve tekrar Üsküp'e dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Buna sebep de, annesinin Avrupa'ya gitmemesini ve evlenmesini istemesidir. Böyle bir teşebbüs olmuşsa da netice alınmamıştır.", "question": "Mustafa Şekip Tunç mülkiyeden ne zaman mezun olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 30, "text": " İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce"}}, {"id": "5415", "context": "Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1328 (1912)'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1328 (1912)'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat, harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 19.11.1329 (1913)'da Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1329 (1913)'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına (Maarif Nezaretine) müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür. Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi (öğretmeni) olarak tayin etmiştir . 1.3.1333 (1917)'te askere alınmış 18.4.1334 (1918)'te terhis olunca, aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 16.9.1334 (1918)'ten 23.1.1335 (1919)'e kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti. . Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe , ve muallimlikten müderrisliğe usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir.\r\nNihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.", "question": "Mehmet Şekip Tunç Orta Tedrisat 1.Müdürlüğünü bırakıp hangi işe başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 2090, "text": "Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine"}}, {"id": "5416", "context": "Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1328 (1912)'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1328 (1912)'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat, harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 19.11.1329 (1913)'da Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1329 (1913)'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına (Maarif Nezaretine) müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür. Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi (öğretmeni) olarak tayin etmiştir . 1.3.1333 (1917)'te askere alınmış 18.4.1334 (1918)'te terhis olunca, aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 16.9.1334 (1918)'ten 23.1.1335 (1919)'e kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti. . Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe , ve muallimlikten müderrisliğe usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir.\r\nNihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.", "question": "Mehmet Şekip Tunç ne zaman emekli olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 2695, "text": "3 Mayıs 1953"}}, {"id": "5417", "context": "Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1328 (1912)'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1328 (1912)'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat, harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 19.11.1329 (1913)'da Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1329 (1913)'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına (Maarif Nezaretine) müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür. Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi (öğretmeni) olarak tayin etmiştir . 1.3.1333 (1917)'te askere alınmış 18.4.1334 (1918)'te terhis olunca, aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 16.9.1334 (1918)'ten 23.1.1335 (1919)'e kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti. . Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe , ve muallimlikten müderrisliğe usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir.\r\nNihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.", "question": "Mustafa Şekip Tunç Avrupa'dan döndükten sonra hangi kuruma atanmıştır ? ", "answers": {"answer_start": 1221, "text": "Darülmuallimatı Aliyyeye"}}, {"id": "5418", "context": "Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1328 (1912)'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1328 (1912)'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat, harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 19.11.1329 (1913)'da Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1329 (1913)'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına (Maarif Nezaretine) müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür. Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi (öğretmeni) olarak tayin etmiştir . 1.3.1333 (1917)'te askere alınmış 18.4.1334 (1918)'te terhis olunca, aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 16.9.1334 (1918)'ten 23.1.1335 (1919)'e kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti. . Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe , ve muallimlikten müderrisliğe usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir.\r\nNihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.", "question": "Mustafa Şekip Tunç Balıkesir Sultanisine hangi vasıfla tayin olmuştur ? ", "answers": {"answer_start": 388, "text": " Edebiyat Hocası "}}, {"id": "5419", "context": "Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1328 (1912)'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1328 (1912)'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat, harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 19.11.1329 (1913)'da Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1329 (1913)'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına (Maarif Nezaretine) müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür. Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi (öğretmeni) olarak tayin etmiştir . 1.3.1333 (1917)'te askere alınmış 18.4.1334 (1918)'te terhis olunca, aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 16.9.1334 (1918)'ten 23.1.1335 (1919)'e kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti. . Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe , ve muallimlikten müderrisliğe usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir.\r\nNihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.", "question": "Mustafa Şekip Tunç'un Balkan Savaşları sonuna kadar görev yaptığı kurumun adı nedir ? ", "answers": {"answer_start": 29, "text": " Üsküp Öğretmen Okulu"}}, {"id": "5428", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyar Merzban oğlu büyük Azerbaycan filozofu, Doğu peripatetizminin görkemli temsilcilerindendir. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov araştırmaları sonucunda Azerbaycan'da Doğu peripatetizminin ilk büyük temsilcisi olan Behmenyarın X yüzyılın sonlarında doğmuş olması sonucuna gelmiştir. Araştırmacı bu tarihi 993 yılı gibi göstermiştir.\r\n\r\nOrtaçağ yazarları Behmenyarın \"Azerbaycan ülkesinden\" (\"bin bilad Azerbaycan\"), ya da \"Azerbaycanlı\" (\"el-Azerbaycan'i\") olduğunu yazmışlardır. İlk kaynaklarda o, ateşperest (mecusi) sayılır.\r\n\r\nBazı ortaçağ yazarları ise, onun İslam'ı sonradan kabul ettiğini söylüyorlar.\r\n\r\nBehmenyar parlak yeteneği ve çalışkanlığı ile İbn-i Sina'nın derin ilgisini çekmiştir. Öğretmen daha sonra kendi öğrencisi hakkında iftiharlar yazıyordu: \"O bana oğuldan artık isteklidir. Ben ona talim-terbiyye vermiş ve bu seviyeye ulaşılmıştır\".\r\n\r\nBehmenyarın ölüm tarihi farklı yazarlar tarafından bazen 1038-ci, kah 1065 yılında, kah 1066-cı, kah 1067 - yılları gibi gösteriliyor. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi muhabir üyesi Zakir Memmedov ise ilk kaynaklara göre filozofun 1066 yılının ortalarında vefat ettiğini belirlemiştir.", "question": "Ebu Hasan Behmenyar hangi akımın temsilcilerindendir", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Doğu peripatetizminin"}}, {"id": "5429", "context": "Ebu'l-Hasan Behmenyar İbn Sina'dan sonra otuz yıldan daha az yaşamıştır. Doğu peripatetizminin XI yüzyılın ortalarına ait aşaması doğrudan onun adı ile bağlıdır. İbn-i Sina geleneklerini koruma filozofun üzerine ciddi ve sorumlu görevler koyuyordu. O, var - kuvvetini esirgemeden Aristotelesçi felsefenin ileriye doğru gelişimini sağlamalı idi. İbn-i Sina bir zamanlar belki de bu umutla sevimli öğrencisi Behmenyar hakkında yazmıştı: \"Onun ahir gelip benim yerimde olmasına bir şey kalmadı.\" ", "question": "İbn-i Sina Behmenyar hakkında ne yazmıştır", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Onun ahir gelip benim yerimde olmasına bir şey kalmadı"}}, {"id": "5430", "context": "Kemaleddin ibn Yunus ya da Musa ibn Yunus (d. 1156 Musul - ö. 1241 Musul)", "question": "Kemaleddin ibn Yunus'un bilinen diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Musa"}}, {"id": "5431", "context": "Astronomi ve matematîk bilimlerinin yanı sıra mantık, metafizik, fizik ve tıp ilimlerinde de oldukça bilgili olan Musa Kemaleddin pek çok eser yazmıştır. 1241 yılında doğduğu yer Musul'da vefat etmiştir.", "question": "Musa Kemaleddin nerede ve hangi tarihte ebediyete intikal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "1241 yılında doğduğu yer Musul'da"}}, {"id": "5432", "context": "Astronomi ve matematîk bilimlerinin yanı sıra mantık, metafizik, fizik ve tıp ilimlerinde de oldukça bilgili olan Musa Kemaleddin pek çok eser yazmıştır. 1241 yılında doğduğu yer Musul'da vefat etmiştir.", "question": "Musa Kemaleddin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Musul'da"}}, {"id": "5433", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin'in ders verdiği caminin diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "Kemaliyye Medresesi"}}, {"id": "5434", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin Musulda hangi camide eğitim vermiştir?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Emir Zeyneddin Camii'nde"}}, {"id": "5435", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin matematik üzerine hangi eserinden yardım almıştır?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Batlamyus'un Almagest"}}, {"id": "5436", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin matematik derslerini kimden almıştır?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Şerafeddin el-Tusî"}}, {"id": "5437", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin eğitimine ilk olarak hangi ilimlerden başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "fıkıh ve hadis ilimleri"}}, {"id": "5438", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin Bağdat'ta nerede ilim tahsil etti?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "Nizamiye Medreseleri"}}, {"id": "5439", "context": "Tam adı Musa bin Yunus bin Muhammed bin Men’a'dır, Künyesi ise Ebu’l-Feth’tir, lakabı Kemaleddin olup ayrıca İbn-i Yunus ve Mewsilî diye de bilinir.İlk eğitimini babası Şeyh Yunus Rızauddin'in yanında fıkıh ve hadis ilimleri öğrendi, ardından Bağdat'taki Nizamiye Medreseleri'nde okumaya devam etti. Burada Şerafeddin el-Tusî'den matematik derslerini aldı, ardından Batlamyus'un Almagest adlı eserini de öğrenir. Ardından Musul'a döndü Emir Zeyneddin Camii'nde dersler verdi. İlim öğretmeye elverişli olarak inşa edilen bu cami \"Kemaliyye Medresesi\" olarak anıldı. Kısa zamanda şöhreti etrafa yayılan Musa Kemaleddin ibn Yunus pek çok çevreden gelen talebelere ilim öğretti. ", "question": "Musa Kemaleddin ilk eğitimini kim tarafından almıştır?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "babası Şeyh Yunus Rızauddin"}}, {"id": "5440", "context": "Ali bin Abbas el-Mecusi Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab El-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.", "question": "Ali bin Abbas'ın günümüzden yaklaşık 1000 yıl önce yaptığı ameliyat hangi hastalıkla alakalıydı?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "kanser "}}, {"id": "5441", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.", "question": "Şiraz'da ve Bağdat'ta Ali Bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Adududevle"}}, {"id": "5442", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.", "question": "Ali Bin Abbasın ilk çalışmalarını yaptığı Ahvaz şehri hangi ülkenin topraklarında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İran"}}, {"id": "5443", "context": "\r\nAli bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "El-Kanun fi't-Tıbadlı adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "İbn-i Sina"}}, {"id": "5444", "context": "\r\nAli bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "980 yılında tamamlanan ve The Complete Art of Medicine ismini alan eser hangi eserin tamamlanmış halidir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Kitab Kamilü-s Sina"}}, {"id": "5445", "context": "\r\nKitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür.)", "question": "Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürüten eserin hangi bölümleri teorik tıp olarak anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "ilk on bölümü"}}, {"id": "5446", "context": "\r\nKitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür.)", "question": "Kitab el-Maliki kaç bölüme ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "20"}}, {"id": "5447", "context": "\r\nNöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Malikide bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.", "question": "Nöroloji ve psikolojiden hangi kitapta söz edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Kitab el-Malikide"}}, {"id": "5479", "context": "Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî (Farsça: فرید الدین عطار‎; d. (?), Nişabur - ö. 1121, Nişabur), İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attâr (aktar) olarak anılır.", "question": "Ferîdüddin Attâr'ın Attâr olarak anılmasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Hekim ve eczacı olmasından dolayı"}}, {"id": "5480", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır.", "question": "Attâr'ın babasının attar dükkanı nerededir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Şadyah'ta"}}, {"id": "5481", "context": "Attâr küçüklüğünde Nişabur civarındaki Şadyah'ta babasının attar dükkanına devam ediyor, bir yandan baba mesleği attarlığı öbür yandan ilim ve irfan öğreniyordu. Attâr'ın eserlerine bakıldığında iyi derecede Arapça, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi dini ilimler öğrenimi gördüğünü; hikmet, felsefe, ilm-i nücum, eczacılık gibi akli ve tecrübi ilimlerden anladığı görülür. Ancak bu ilimleri nereden ve kimden öğrendiği hakkında tarihi kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır.", "question": "Attâr'ın Arapça, tefsir, felsefe, eczacılık gibi ilimleri bildiği nasıl anlaşılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "eserlerine bakıldığında"}}, {"id": "5482", "context": "Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Ferîdüddin Attâr'ın bazı tarihçiler tarafından Kabe'yi ziyaret ettiği neden düşünülmüştür?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "tasavvufta adet olduğu üzere"}}, {"id": "5483", "context": "Bazı tarihçiler Ferîdüddin Attâr'ın tasavvufta adet olduğu üzere seyahatler yaptığından, Mekke'ye gidip Kabe'yi ziyaret ettiğinden, hatta Şam, Mısır, ve Hindistan'a kadar gittiğinden söz ederlerse de bunlar ispatlanmamış rivayetlerdir. Hayatının sonuna doğru yazdığı Esrarname 'de Kabe'yi görme arzusu içinde olması Hicaz'a gitmediğinin delilidir. 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülmüştür.", "question": "Ferîdüddin Attâr'ın Hicaz'a gitmediğinin delili hangi eserinden yola çıkarak bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Esrarname"}}, {"id": "5484", "context": "Seydi Ali Reis (1498 - 1562), Kaptan-ı Deryalık da yapmış olan Osmanlı denizcisi. Osmanlı Devleti'nin Büyük Okyanus rüyasını gerçekleştirmek için görevlendirilen denizci. Türk amirali, coğrafya ve matematik bilgini.", "question": "Seydi Ali Reis hangi konularda bilgilidir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "matematik "}}, {"id": "5485", "context": "Seydi Ali Reis (1498 - 1562), Kaptan-ı Deryalık da yapmış olan Osmanlı denizcisi. Osmanlı Devleti'nin Büyük Okyanus rüyasını gerçekleştirmek için görevlendirilen denizci. Türk amirali, coğrafya ve matematik bilgini.", "question": "Seydi Ali Reis neden görevlendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Osmanlı Devleti'nin Büyük Okyanus rüyasını gerçekleştirmek için "}}, {"id": "5486", "context": "İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.\r\n\r\nSeydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).", "question": "Seydi Ali Reis Trablus'un fethine kadar kimlerin emrinde bulundu ?", "answers": {"answer_start": 738, "text": "Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis"}}, {"id": "5487", "context": "İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.\r\n\r\nSeydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).", "question": "Seydi Ali Reis Preveze Deniz Muharebesi'nde ne yaparak faydalı olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek"}}, {"id": "5488", "context": "İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.\r\n\r\nSeydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).", "question": "Seydi Ali Reis 1522 de neresinin fethine katıldı ?", "answers": {"answer_start": 368, "text": "Rodos"}}, {"id": "5489", "context": "İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.\r\n\r\nSeydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).", "question": "Seydi Ali Reis kim tarafından yetiştirildi ?", "answers": {"answer_start": 214, "text": " Barbaros Hayreddin Paşa"}}, {"id": "5490", "context": "İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin Ağa da Darüssınaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.\r\n\r\nSeydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan, bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros Hayreddin Paşa yanında katıldı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Muharebesi'nde (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablus'un fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).", "question": "Seydi Ali Reis nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Galata"}}, {"id": "5491", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis hangi Gucerat sultanı karşıladı ?", "answers": {"answer_start": 1932, "text": " Ahmet Han"}}, {"id": "5492", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis neden Surat limanına girdi ?", "answers": {"answer_start": 1665, "text": "Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu"}}, {"id": "5493", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis'in Surat limanında kaç gemisi vardı ?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "altı"}}, {"id": "5494", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis Süveyş'e giderken 25 parçalık Portekiz donanmasıyla nerede karşılaştı ?", "answers": {"answer_start": 409, "text": "Horfakan şehri açılarında"}}, {"id": "5495", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis Basra'dan ayrılmadan önce uygun mevsim için ne kadar bekledi ?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "beş ay"}}, {"id": "5496", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis Hint kaptanı olarak neyle görevlendirildi ?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle"}}, {"id": "5497", "context": "I. Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint Kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi.\r\n\r\nBu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğru yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz Donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).\r\n\r\nUmman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı (Tufan-ı Fil) veya Tsunami denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen Kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu\r\n\r\nSeydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkânsız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).", "question": "Seydi Ali Reis'ten önceki Hint kaptanı kimdir ? ", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Murat Reis"}}, {"id": "5498", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis nerede ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "İstanbul"}}, {"id": "5499", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis hangi yıl vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1369, "text": "1562"}}, {"id": "5500", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis hangi yıl İstanbul'a ulaştı ?", "answers": {"answer_start": 685, "text": "1557"}}, {"id": "5501", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis ne kadar süre sonra Basra'dan Osmanlı'ya döndü ?", "answers": {"answer_start": 747, "text": "3 yıl 7 ay"}}, {"id": "5502", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis eserini hangi Osmanlı kağanına sunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 396, "text": " Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "5503", "context": "Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - Türkistan-İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. \r\nTürkistan'daki gezisi 4 yıl sürmüş ve maceralı yolculuğunu eserine işlemiştir. Başına gelen maceralar ile \"Başına Seydi Ali halleri geldi\" sözü yayılmaya başlar. Başından geçen vakaları anlattığı eserini Osmanlı kağanı Kanuni Sultan Süleyman'a sunmuştur.\r\n\r\nİran'da Meşhet valisi tarafından tutuklatıldı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I. Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. Böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.\r\n\r\nSeydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen işler, olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı, Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da vefat etti.", "question": "Seydi Ali Reis'in Türkistan gezisi kaç yıl sürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "4 "}}, {"id": "5504", "context": "1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuvarını ve televizyon laboratuvarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.", "question": "Adnan Ataman ilk televizyon yayınlarını yapması için neler yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "mikrodalga laboratuvarını ve televizyon laboratuvarı ve tesisleri kurarak "}}, {"id": "5505", "context": "1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuvarını ve televizyon laboratuvarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.", "question": "Adnan Ataman hangi yıllarda TRT Yönetim Kurulu üyesiliği yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "1972-1978 ve 1980-1983"}}, {"id": "5506", "context": "1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuvarını ve televizyon laboratuvarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.", "question": "Adnan Ataman 1970 yılından sonra ne görevi almıştır ?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı"}}, {"id": "5507", "context": "1955 yılında profesör oldu. 1968-1970 yılları arasında İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı, 1970'den sonra Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü Başkanlığı ve daha sonra Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Bu arada mikrodalga laboratuvarını ve televizyon laboratuvarı ve tesisleri kurarak Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını başlatmıştır. 1972-1978 ve 1980-1983 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.", "question": "Adnan Ataman 1968-1970 yıllarında ne görevi yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Dekanlığı"}}, {"id": "5508", "context": "Adnan Ataman, (d. 1917, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen.", "question": "Adnan Ataman nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul "}}, {"id": "5509", "context": "Adnan Ataman, (d. 1917, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1992), Türk akademisyen.", "question": "Adnan Ataman'nın ölüm yılı nedir ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "14 Ağustos 1992"}}, {"id": "5510", "context": "İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü.", "question": "Adnan Ataman Illiois Üniversitesi'ndeki doktora çalışmalarını ne zaman tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "Haziran 1950"}}, {"id": "5511", "context": "İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü.", "question": "Adnan Ataman ilk öğrenimini hangi illerde görmüştür ?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Erzurum, İstanbul ve Ankara"}}, {"id": "5512", "context": "İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü.", "question": "Adnan Ataman 1935 yılında hangi mektebe gitmiştir ?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Yüksek Mühendis Mektebi"}}, {"id": "5513", "context": "İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü.", "question": "Adnan Ataman 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nü hangi dereceler ile bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "sınıf birincisi ve okul ikincisi"}}, {"id": "5514", "context": "İlk öğrenimini Erzurum, İstanbul ve Ankara'da, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı ve 1935 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdi. 1941 yılında Elektrik Muharebe Bölümü'nden sınıf birincisi ve okul ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1947 yılında doçent oldu ve aynı yıl İTÜ tarafından doktora yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Haziran 1950'de Illinois Üniversitesi'ndeki çalışmalarını tamamlayarak doktorasını aldı ve yurda döndü.", "question": "Adnan Ataman ABD'de doktora yapması için hangi üniversite göndermiştir ?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "İTÜ tarafından "}}, {"id": "5515", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya TÜBİTAK Bilim Ödülü yanında hangi ödülleri almıştır", "answers": {"answer_start": 369, "text": "Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü"}}, {"id": "5516", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya yüksek lisans ve doktorasını nerede tamamladı", "answers": {"answer_start": 199, "text": "Ohio State Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5517", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya lise öğrenimini nerede tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 74, "text": " Kadıköy Anadolu Lisesi'nde"}}, {"id": "5518", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 27, "text": "İstanbul'da "}}, {"id": "5519", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya hangi yılda doğmuştur", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1961"}}, {"id": "5520", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Hangi çalışmalarıyla tanınmaktadır", "answers": {"answer_start": 521, "text": "Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla"}}, {"id": "5521", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "TÜBİTAK bilim ödülünü kaç yılında almıştır", "answers": {"answer_start": 318, "text": "2009"}}, {"id": "5522", "context": "Engin Umut Akkaya, 1961'de İstanbul'da doğdu. Lise Öğrenimini 1980 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, lisans diplomasını ODTÜ Kimya bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Ohio State Üniversitesi'nde tamamladı. Bilkent Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Akkaya, TÜBA asli üyesidir ve 2009 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Parlar Vakfı Teşvik Ödülü (1995), Scientia Europea Konferansı Üyeliği (1996), TÜBİTAK Teşvik Ödülü (1999), Parlar Vakfı Bilim Ödülü (2005)'nü almıştır. Kanser araştırmalarına yönelik çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Engin Umut Akkaya lisans diplomasını nereden aldı", "answers": {"answer_start": 141, "text": " ODTÜ Kimya bölümünden aldı"}}, {"id": "5523", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: \"Geber\" ya da \"Geberus\"; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm: 815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi alanlarla ilgilenmiştir", "answers": {"answer_start": 323, "text": "fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi"}}, {"id": "5524", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: \"Geber\" ya da \"Geberus\"; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm: 815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi dönemde yaşamıştır", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Abbâsîler döneminde"}}, {"id": "5525", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: \"Geber\" ya da \"Geberus\"; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm: 815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyân batıda nasıl tanınır", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Geber "}}, {"id": "5526", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: \"Geber\" ya da \"Geberus\"; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm: 815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyân ın ölüm yılı nedir", "answers": {"answer_start": 164, "text": "815"}}, {"id": "5527", "context": "Ebû Mûsa Câbir bin Hayyân (, Latince: \"Geber\" ya da \"Geberus\"; (al-Barigi Kabilesi / al-Azdi / al-Kufi / al-Tusi / al-Sufi), (doğum: 721, Tus, İran, Horasan; ölüm: 815, Kufe, Irak) Batıda daha ziyâde Geber olarak tanınan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet'te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrolog; tıp ve fizik tedavi uzmanı; mühendis, coğrafyacı, filozof ve sûfi.", "question": "Câbir bin Hayyân ın doğum yılı nedir", "answers": {"answer_start": 133, "text": "721"}}, {"id": "5528", "context": "Tus, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyân bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyân ne alimidir", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Simya (Alşimi)"}}, {"id": "5529", "context": "Tus, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyân bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan kimin öğrencisidir", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Câʿfer-i Sâdık"}}, {"id": "5530", "context": "Tus, İran'da eğitimini aldıktan sonra Kûfe'ye göç etti. Câbir bin Hayyân bilinen ilk pratik Simya (Alşimi) âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. İmâm Câʿfer-i Sâdık'ın öğrencisidir.", "question": "Câbir bin Hayyan eğitimini nerede almıştır", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Tus, İran"}}, {"id": "5531", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan saray alimi olarak kime hizmet etmiştir", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Abbâsî halifesi Harun Reşid'e"}}, {"id": "5532", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan'ın hangi eseri 12. yüzyılda Latince'ye çevirilmiştir", "answers": {"answer_start": 955, "text": "Kitab al-Kimya"}}, {"id": "5533", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi kültürlerden etkilenmiştir", "answers": {"answer_start": 826, "text": "Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizmi"}}, {"id": "5534", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan Kimya'da hangi kavramı ortaya atmıştır", "answers": {"answer_start": 609, "text": "Baz kavramı"}}, {"id": "5535", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan hangi asitleri keşfetmiştir", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asit"}}, {"id": "5536", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan Kimya dışında hangi alanlarla ilgilenmiştir", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik"}}, {"id": "5537", "context": "Kimyager ve Eczacı olan bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufe'ye giderek Abbâsî halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.\r\n\r\nKimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır.\r\n\r\nNitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asiti keşfetiği düşünülmektedir. \"İmbik\" ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.\r\n\r\nAyrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.\r\n\r\nAgathondaemon, Hermes Trismegistus, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.\r\n\r\nEserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.", "question": "Câbir bin Hayyan nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Horasan"}}, {"id": "5551", "context": "Ahmed bin Musa (z. 803 - m. 878 Bağdat) sistem mühendisliği ve sibernetik ilminin öncülerinden aynı zamanda matematik ve astronomi alanında eserler veren müslüman âlim.", "question": "Ahmed bin Musa hangi alanlarda eserler vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "matematik ve astronomi alanı"}}, {"id": "5552", "context": "Ahmed bin Musa (z. 803 - m. 878 Bağdat) sistem mühendisliği ve sibernetik ilminin öncülerinden aynı zamanda matematik ve astronomi alanında eserler veren müslüman âlim.", "question": "Ahmed bin Musa hangi ilmin öncülülerindendir ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "sistem mühendisliği ve sibernetik ilmi"}}, {"id": "5553", "context": "Babası Musa bin Şakir'dir. Çocukluğundan beri ilimle uğraşmış özellikle mekanik ilmine ilgi duymuştur. Kardeşlerinin ve babasının ilim adamı olması, zamanın ilim öğrenmeyle geçirmesi ve halife Memun tarafından korunması onu ilim sahasında daha da yükseltmiş devrinin büyük matematik ve astronomi bilginlerinden biri olmasını sağlamıştır.", "question": "Ahmed bin Musa hangi halife tarafından korunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "halife Memun"}}, {"id": "5554", "context": "Babası Musa bin Şakir'dir. Çocukluğundan beri ilimle uğraşmış özellikle mekanik ilmine ilgi duymuştur. Kardeşlerinin ve babasının ilim adamı olması, zamanın ilim öğrenmeyle geçirmesi ve halife Memun tarafından korunması onu ilim sahasında daha da yükseltmiş devrinin büyük matematik ve astronomi bilginlerinden biri olmasını sağlamıştır.", "question": "Ahmed bin Musa çocukluğunda hangi ilime daha çok ilgi duymuştur ?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "mekanik ilmi"}}, {"id": "5555", "context": "Babası Musa bin Şakir'dir. Çocukluğundan beri ilimle uğraşmış özellikle mekanik ilmine ilgi duymuştur. Kardeşlerinin ve babasının ilim adamı olması, zamanın ilim öğrenmeyle geçirmesi ve halife Memun tarafından korunması onu ilim sahasında daha da yükseltmiş devrinin büyük matematik ve astronomi bilginlerinden biri olmasını sağlamıştır.", "question": "Ahmed bin Musa'nın babasının ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Musa bin Şakir"}}, {"id": "5556", "context": "Halife Memun'un astronotu olan Yahya bin Ebu Mansur'dan dersler almıştır. Kardeşleri Muhammed ve Hasan'la birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi bu incelemelerinin sonucunda yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı ve bu görenleri hayrete düşüren bu cihazı Samarra Rasathanesi'nin önüne koydu. Bu cihazı gören İbn-i Habban el-Taberi hayretini gizleyememişti. Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu.", "question": "Ahmed bin Musa'nın yaptığı cihaza kim hayret etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 405, "text": "İbn-i Habban el-Taberi"}}, {"id": "5557", "context": "Halife Memun'un astronotu olan Yahya bin Ebu Mansur'dan dersler almıştır. Kardeşleri Muhammed ve Hasan'la birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi bu incelemelerinin sonucunda yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı ve bu görenleri hayrete düşüren bu cihazı Samarra Rasathanesi'nin önüne koydu. Bu cihazı gören İbn-i Habban el-Taberi hayretini gizleyememişti. Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu.", "question": "Ahmed bin Musa'nın yaptığı cihaz nasıl çalışmakta idi ?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu."}}, {"id": "5558", "context": "Halife Memun'un astronotu olan Yahya bin Ebu Mansur'dan dersler almıştır. Kardeşleri Muhammed ve Hasan'la birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi bu incelemelerinin sonucunda yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı ve bu görenleri hayrete düşüren bu cihazı Samarra Rasathanesi'nin önüne koydu. Bu cihazı gören İbn-i Habban el-Taberi hayretini gizleyememişti. Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu.", "question": "Ahmed bin Musa nasıl bir cihaz icad etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı"}}, {"id": "5559", "context": "Halife Memun'un astronotu olan Yahya bin Ebu Mansur'dan dersler almıştır. Kardeşleri Muhammed ve Hasan'la birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi bu incelemelerinin sonucunda yıldızların doğuşu, batışı aynı zamanda onların resimlerini gösteren mükemmel bir cihaz yaptı ve bu görenleri hayrete düşüren bu cihazı Samarra Rasathanesi'nin önüne koydu. Bu cihazı gören İbn-i Habban el-Taberi hayretini gizleyememişti. Bu cihaz bakırdan olup su kuvvetiyle çalışmaktaydı ve yıldızların resmini, ismini ayrıntılılı bir şekilde hiç kimsenin müdahalesi olmadan gösterebiliyordu.", "question": "Ahmed bin Musa kardeşleri ile neleri incelemiştir ?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Kardeşleri Muhammed ve Hasan'la birlikte yıldızları diğer gök cisimlerini bunların doğuş ve batışlarını inceledi"}}, {"id": "5560", "context": "Ahmed bin Musa astronomi ilminin yanı sıra özellikle mekanik ilmiyle ilgilendi yüzlerce büyüklü küçüklü alet yaptı bu aletlerin içinde otomatik su kapları, kandiller, izafi ağırlık ölçen aletler ve günümüzde hala kullandığımız aletleri tasarlamıştır. Teknik sahada ne kardeşleri ne de başka bir alim ona yetişebilmiştir.", "question": "Ahmed bin Musa mekanik ilmi üzerine hangi icatları yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "otomatik su kapları, kandiller, izafi ağırlık ölçen aletler"}}, {"id": "5561", "context": "Ahmed bin Musa, kardeşleriyle birlikte Halife Memun tarafından, daha önce Sabit bin Kurra’nın, dünyanın çevresini doğru ölçüp ölçmediğini kontrol etmek için görevlendirilir. Üç kardeş, Sincan’da ve Kûfe’de yaptıkları ölçümler ve hesaplar sonunda, Sabit bin Kurra’nın bulduğu rakamı bulurlar.", "question": "Halife Memun tarafından Ahmed bin Musa ve kardeşleri ne için görevlendirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "dünyanın çevresini doğru ölçüp ölçmediğini kontrol etmek için görevlendirilir"}}, {"id": "5562", "context": "Ahmed bin Musa gerek mekanik alanında gerek astronomi alanındaki mükemmel çalışmalarıyla devrinin en büyük bilim adamlarından biri olduğunu göstermiş ve mekanikte çok kıymetli eserler vererek kendisinden sonra gelecek olan Cezeri gibi daha nice alimlere öncülük etmiştir.", "question": "Ahmed bin Musa hangi bilim insanları öncülük etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Cezeri gibi daha nice alimlere öncülük etmiştir"}}, {"id": "5563", "context": "Ahmed bin Musa Miladi 878 yılında vefat etmiştir.", "question": "Ahmed bin Musa ne zaman vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Miladi 878 yılında"}}, {"id": "5564", "context": "Gazzali ve Eş'ariliğin düşüncelerini benimsememeyişinden Batı'ya göç eden İslam felsefesi Meşaiyye Endülüs Arapları arasında özellikle İbni Bacce taraflarından sürdürülmüştür. Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. Kaleme aldığı eserlerin çoğunluğu kendinden önceki Batılı ve Doğulu filozofların sistemlerine şerhdir. Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır.", "question": "İbni Bacce eserlerinde genellikle hangi konuları ele alır?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır."}}, {"id": "5565", "context": "Gazzali ve Eş'ariliğin düşüncelerini benimsememeyişinden Batı'ya göç eden İslam felsefesi Meşaiyye Endülüs Arapları arasında özellikle İbni Bacce taraflarından sürdürülmüştür. Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. Kaleme aldığı eserlerin çoğunluğu kendinden önceki Batılı ve Doğulu filozofların sistemlerine şerhdir. Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır.", "question": "İbni bacce'nın eserleri diğer filozoflara göre nasıldır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. "}}, {"id": "5566", "context": "Gazzali ve Eş'ariliğin düşüncelerini benimsememeyişinden Batı'ya göç eden İslam felsefesi Meşaiyye Endülüs Arapları arasında özellikle İbni Bacce taraflarından sürdürülmüştür. Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. Kaleme aldığı eserlerin çoğunluğu kendinden önceki Batılı ve Doğulu filozofların sistemlerine şerhdir. Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır.", "question": "İbni bacce'nin batıda islam felsefesinin ilerlemesinindeki rolü nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "İslam felsefesi Meşaiyye Endülüs Arapları arasında özellikle İbni Bacce taraflarından sürdürülmüştür."}}, {"id": "5567", "context": "İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.\r\n", "question": "İbni bacce'ye göre mutlak hareketler ne'dir?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar."}}, {"id": "5568", "context": "İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.\r\n", "question": "İbni Bacce nasıl hareketleri ikiye ayırarak sınıflandırmıştır?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi)."}}, {"id": "5569", "context": "İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.\r\n", "question": "Bu sayılar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": " buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar."}}, {"id": "5570", "context": "İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.\r\n", "question": "Ibni Bacce'nin nitelendirdiği bu sayılar kaça ayrılır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": " Sayılar da ikiye ayrılır"}}, {"id": "5571", "context": "İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.\r\n", "question": "İbni Bacce'nin düşüncelerinde varlıkları nasıl nitelendirmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "sayılar olarak nitelemiştir. "}}, {"id": "5572", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\nİbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.", "question": "Deney ile elde edilen bilgi faydası nedir?", "answers": {"answer_start": 201, "text": " Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. "}}, {"id": "5573", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\nİbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.", "question": "Ibni bacce'ye göre ilimin elde etme'nın kolay yolu nedir?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır"}}, {"id": "5574", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\nİbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.", "question": "İbni bacce neden Gazali'nin düşüncesine karşı çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır."}}, {"id": "5575", "context": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.\r\nİbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.", "question": "Ibni Bacce'nin Gazali'nin düşüncesine karşı çıkması hangi görüşte olduğu söylenebilir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür."}}, {"id": "5576", "context": "İbn Bacce siyasi felsefe ile de ilgilenmiş, siyasi felsefeye sisteminde yer vermiştir. Siyasi düşüncesindeki ütopya bir seçkinler topluluğudur. Ütopik toplumunda her fert sağlıklı bir yaşam sürmekte etrafındakilere güçlü sevgi bağlarıyla bağlanmıştır. Bu noktadan yola çıkarak İbn Bacce düşündüğü bu toplumda hekimlere ve hakimlere ihtiyaç olmayacağını belirtmiştir.", "question": "İbni bacce'nin ütopyasında neye ihtiyaç yoktur?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "İbn Bacce düşündüğü bu toplumda hekimlere ve hakimlere ihtiyaç olmayacağını belirtmiştir."}}, {"id": "5577", "context": "İbn Bacce siyasi felsefe ile de ilgilenmiş, siyasi felsefeye sisteminde yer vermiştir. Siyasi düşüncesindeki ütopya bir seçkinler topluluğudur. Ütopik toplumunda her fert sağlıklı bir yaşam sürmekte etrafındakilere güçlü sevgi bağlarıyla bağlanmıştır. Bu noktadan yola çıkarak İbn Bacce düşündüğü bu toplumda hekimlere ve hakimlere ihtiyaç olmayacağını belirtmiştir.", "question": "İbni Bacce zihninde nasıl ütopya kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "her fert sağlıklı bir yaşam sürmekte etrafındakilere güçlü sevgi bağlarıyla bağlanmıştır."}}, {"id": "5578", "context": "Akılcı (rasyonalist) bir filozof olan İbn Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farâbî'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musikî ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıp'ta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle bazı gelenekçi dini otoriteler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır.", "question": "İbn_Bacce, felsefe dışında hangi alanlarda ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "astronomi"}}, {"id": "5579", "context": "Akılcı (rasyonalist) bir filozof olan İbn Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farâbî'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musikî ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıp'ta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle bazı gelenekçi dini otoriteler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır.", "question": "İnb_Bacce , Meşşailik takımından yer alan hangi isimden etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Farâbî"}}, {"id": "5670", "context": "Fikret Narter, 1911 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Mühendis Mektebi'ni yüksek makine mühendisi olarak bitirdi. 1952-1954 arasında İTÜ Makina Fakültesi dekanlığı, 1959-1962 arasında İTÜ rektörlüğü yaptı. Ayrıca Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu başkan vekilliği Türkiye Hindistan ve Türk Fransız Kültür derneklerinin başkanlıklarını da yaptı. Prof. Dr. Fikret Narter, 1962 yılında Legion d'Honneur ödülünün Officier rütbesine layık görüldü. 1988'de teknik üniversite kendisine fahri doktor ünvanını vermiştir. 2000 yılında İstanbul'da öldü.", "question": "Fikret Narter 1962'de aldığı Officier hangi ödülün rütbesidir?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Legion d'Honneur ödülünün"}}, {"id": "5671", "context": "Fikret Narter, 1911 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Mühendis Mektebi'ni yüksek makine mühendisi olarak bitirdi. 1952-1954 arasında İTÜ Makina Fakültesi dekanlığı, 1959-1962 arasında İTÜ rektörlüğü yaptı. Ayrıca Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu başkan vekilliği Türkiye Hindistan ve Türk Fransız Kültür derneklerinin başkanlıklarını da yaptı. Prof. Dr. Fikret Narter, 1962 yılında Legion d'Honneur ödülünün Officier rütbesine layık görüldü. 1988'de teknik üniversite kendisine fahri doktor ünvanını vermiştir. 2000 yılında İstanbul'da öldü.", "question": "Fikret Narter'in rektörlük yapmadan önce yaptığı 1952-1954 tarihleri arasında yaptığı iş nedir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "İTÜ Makina Fakültesi dekanlığı"}}, {"id": "5672", "context": "Fikret Narter, 1911 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Mühendis Mektebi'ni yüksek makine mühendisi olarak bitirdi. 1952-1954 arasında İTÜ Makina Fakültesi dekanlığı, 1959-1962 arasında İTÜ rektörlüğü yaptı. Ayrıca Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu başkan vekilliği Türkiye Hindistan ve Türk Fransız Kültür derneklerinin başkanlıklarını da yaptı. Prof. Dr. Fikret Narter, 1962 yılında Legion d'Honneur ödülünün Officier rütbesine layık görüldü. 1988'de teknik üniversite kendisine fahri doktor ünvanını vermiştir. 2000 yılında İstanbul'da öldü.", "question": "Fikret Narter nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "5673", "context": "Ahmed Cevdet Paşa veya Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa (Osmanlı: احمد جودت پاشا‎, 27 Mart 1822, Lofça - 26 Mayıs 1895, İstanbul), Osmanlı Devleti'nde on dokuzuncu asırda yetişen Türk devlet ve bilim adamı, tarihçi, hukukçu, şairdir.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa hangi asırda yetişmiştir ?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "dokuzuncu asır"}}, {"id": "5674", "context": "Ahmed Cevdet Paşa veya Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa (Osmanlı: احمد جودت پاشا‎, 27 Mart 1822, Lofça - 26 Mayıs 1895, İstanbul), Osmanlı Devleti'nde on dokuzuncu asırda yetişen Türk devlet ve bilim adamı, tarihçi, hukukçu, şairdir.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'nın diğer adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa"}}, {"id": "5675", "context": "Mecelleyi kaleme alarak İslam hukukunu sağlam bir dille kitaplaştıran kişidir. Şekilde batı prensiplerini uygularken özünde şer-i prensiplere bağlı kalmayı uygun gören bir hukuk anlayışı vardı.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa' Mecelle kitabında özünde hangi prensibe bağlı kalmıştır ?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "şer-i prensiplere"}}, {"id": "5676", "context": "Mecelleyi kaleme alarak İslam hukukunu sağlam bir dille kitaplaştıran kişidir. Şekilde batı prensiplerini uygularken özünde şer-i prensiplere bağlı kalmayı uygun gören bir hukuk anlayışı vardı.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa' Mecelle kitabında şekilde hangi prensibi uygulamıştır ?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "batı prensiplerini"}}, {"id": "5677", "context": "Tarih-i Cevdet adıyla bilinen ve Osmanlı tarihini anlatan on iki ciltlik ünlü eserin yazarıdır. Ayrıca 1855-1865 yıllarında devletin resmi tarihçisi olarak hizmet vermiş bir tarih yazarıdır. Bu sayede dönemin siyasi olaylarını yazdığı Tezakir-i Cevdet adlı eseri ortaya çıkardı.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa siyasi olayları hangi eserinde yer vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Tezakir-i Cevdet"}}, {"id": "5678", "context": "Tarih-i Cevdet adıyla bilinen ve Osmanlı tarihini anlatan on iki ciltlik ünlü eserin yazarıdır. Ayrıca 1855-1865 yıllarında devletin resmi tarihçisi olarak hizmet vermiş bir tarih yazarıdır. Bu sayede dönemin siyasi olaylarını yazdığı Tezakir-i Cevdet adlı eseri ortaya çıkardı.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa 1885-1865 yılları arasında hangi unvan ile görev vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "devletin resmi tarihçisi"}}, {"id": "5679", "context": "Tarih-i Cevdet adıyla bilinen ve Osmanlı tarihini anlatan on iki ciltlik ünlü eserin yazarıdır. Ayrıca 1855-1865 yıllarında devletin resmi tarihçisi olarak hizmet vermiş bir tarih yazarıdır. Bu sayede dönemin siyasi olaylarını yazdığı Tezakir-i Cevdet adlı eseri ortaya çıkardı.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'nın yazmış olduğu Tarih-i Cevdet eseri kaç cilttir ?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "on iki ciltl"}}, {"id": "5680", "context": "Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk dil bilgisi kitabı kabul edilen Kavâ'id-i Osmâniyyenin ve daha başka dil bilgisi kitaplarının yazarıdır.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'nın yazdığı Türkçe ilk dil kitabının ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Kavâ'id-i Osmâniyye"}}, {"id": "5681", "context": "En ünlü eserlerinden olan Kısas-ı Enbiyada bütün peygamberleri ve İslam tarihini sade bir dille okuyuculara aktarmış bir yazardır.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'nın yazdığı Kıssa-ı Enbiya kitabının içeriği nedir ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "bütün peygamberleri ve İslam tarihi"}}, {"id": "5682", "context": "1822 yılında Osmanlı Devleti’nin Tuna eyaleti kazası olan Lofça’da (bugün Bulgaristan’da) dünyaya geldi. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa, annesi Lofça’lı Topuzoğlu ailesinden Ayşe Sümbül Hanım’dır. Asıl adı Ahmet idi, “Cevdet” mahlasını kendisine 1843’de İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi verdi", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'ya \"Cevdet\" mahlasını kim vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "şair Süleyman Fehim Efendi"}}, {"id": "5683", "context": "1822 yılında Osmanlı Devleti’nin Tuna eyaleti kazası olan Lofça’da (bugün Bulgaristan’da) dünyaya geldi. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa, annesi Lofça’lı Topuzoğlu ailesinden Ayşe Sümbül Hanım’dır. Asıl adı Ahmet idi, “Cevdet” mahlasını kendisine 1843’de İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi verdi", "question": "Ahmed Cevdet Paşa'nın babasının ve annesinin ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa, annesi Lofça’lı Topuzoğlu ailesinden Ayşe Sümbül Hanım’dır"}}, {"id": "5684", "context": "1822 yılında Osmanlı Devleti’nin Tuna eyaleti kazası olan Lofça’da (bugün Bulgaristan’da) dünyaya geldi. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa, annesi Lofça’lı Topuzoğlu ailesinden Ayşe Sümbül Hanım’dır. Asıl adı Ahmet idi, “Cevdet” mahlasını kendisine 1843’de İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi verdi", "question": "Ahmed Cevdet Paşa nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Osmanlı Devleti’nin Tuna eyaleti kazası olan Lofça’da"}}, {"id": "5685", "context": "İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Büyükbabası Hacı Ali Efendi’nin yardımı ile tahsiline devam etmek üzere 1839 yılında İstanbul’a geldi. Fatih Camii’nde medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği sırada yazdı. Öğrencilik yıllarında ayrıca takip ettiği derslerle ilgili olarak kitap yazdı ve kendisi de ders verdi.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa öğrencilik yıllarında ne yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 470, "text": "Öğrencilik yıllarında ayrıca takip ettiği derslerle ilgili olarak kitap yazdı ve kendisi de ders verdi"}}, {"id": "5686", "context": "İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Büyükbabası Hacı Ali Efendi’nin yardımı ile tahsiline devam etmek üzere 1839 yılında İstanbul’a geldi. Fatih Camii’nde medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği sırada yazdı. Öğrencilik yıllarında ayrıca takip ettiği derslerle ilgili olarak kitap yazdı ve kendisi de ders verdi.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa nerede medrese tahsiline başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Fatih Camii"}}, {"id": "5687", "context": "1844’te 22 yaşındayken Çanat pâyesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. Ancak sadece bir rütbe olan bu kadılık işi, kendisinin görev yerinde bulunmasını gerektirmediğinden, İstanbul’dan ayrılmadı. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. Bu dönemde devlet adamı olarak yıldızı parladı. Şeyhülislamlık makamının kendisini tavsiye etmesi üzerine, o sırada yeni kanunlar düzenlemekle meşgul olan Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın dairesinde çalışmaya, akşamları da konağına gidip çocuklarının eğitimi ile ilgilenmeye başladı. Siyasi olayları yakından takip edebilmek için bu dönemde Fransızca öğrendi.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa siyasi olayları yakından taki edebilmek için ne öğrendi ?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "Fransızca"}}, {"id": "5688", "context": "1844’te 22 yaşındayken Çanat pâyesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. Ancak sadece bir rütbe olan bu kadılık işi, kendisinin görev yerinde bulunmasını gerektirmediğinden, İstanbul’dan ayrılmadı. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. Bu dönemde devlet adamı olarak yıldızı parladı. Şeyhülislamlık makamının kendisini tavsiye etmesi üzerine, o sırada yeni kanunlar düzenlemekle meşgul olan Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın dairesinde çalışmaya, akşamları da konağına gidip çocuklarının eğitimi ile ilgilenmeye başladı. Siyasi olayları yakından takip edebilmek için bu dönemde Fransızca öğrendi.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa kaç yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermeyi elde etti ?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "1845 yılı"}}, {"id": "5689", "context": "1844’te 22 yaşındayken Çanat pâyesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. Ancak sadece bir rütbe olan bu kadılık işi, kendisinin görev yerinde bulunmasını gerektirmediğinden, İstanbul’dan ayrılmadı. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. Bu dönemde devlet adamı olarak yıldızı parladı. Şeyhülislamlık makamının kendisini tavsiye etmesi üzerine, o sırada yeni kanunlar düzenlemekle meşgul olan Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın dairesinde çalışmaya, akşamları da konağına gidip çocuklarının eğitimi ile ilgilenmeye başladı. Siyasi olayları yakından takip edebilmek için bu dönemde Fransızca öğrendi.", "question": "Ahmed Cevdet Paşa 22 yaşında nereye kadı oldu ?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Çanat pâyesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu"}}, {"id": "5690", "context": "1848’de Mustafa Reşid Paşa’nın verdiği bir görevle Bükreş’e gidip bir ay kaldıktan sonra geri döndü. 1849’da tedavi için bulunduğu Bursa kaplıcalarında \"Kavâid-i Osmâniyye\" (Osmanlıca dil bilgisi) adlı kitabı ve ilk Türk anonim şirketi olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesini yazdı. Yakın dostu Keçecizade Fuad Paşa ile birlikte yazdıkları Kavaid-i Osmaniyye, Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir ve 50 yıl boyunca okullarda ders kitabı olarak okutulmuş, Almanca'ya(1855) Arapça'ya(\r\n1866) Bulgarca'ya ve Hırvatça'ya tercüme edilmiş bir eserdir.", "question": "50 yıl boyunca okullarda ders kitabı olarak okutulan kitabın ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Kavaid-i Osmaniyye"}}, {"id": "5691", "context": "1848’de Mustafa Reşid Paşa’nın verdiği bir görevle Bükreş’e gidip bir ay kaldıktan sonra geri döndü. 1849’da tedavi için bulunduğu Bursa kaplıcalarında \"Kavâid-i Osmâniyye\" (Osmanlıca dil bilgisi) adlı kitabı ve ilk Türk anonim şirketi olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesini yazdı. Yakın dostu Keçecizade Fuad Paşa ile birlikte yazdıkları Kavaid-i Osmaniyye, Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir ve 50 yıl boyunca okullarda ders kitabı olarak okutulmuş, Almanca'ya(1855) Arapça'ya(\r\n1866) Bulgarca'ya ve Hırvatça'ya tercüme edilmiş bir eserdir.", "question": "Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilen eserin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Kavaid-i Osmaniyye"}}, {"id": "5692", "context": "1848’de Mustafa Reşid Paşa’nın verdiği bir görevle Bükreş’e gidip bir ay kaldıktan sonra geri döndü. 1849’da tedavi için bulunduğu Bursa kaplıcalarında \"Kavâid-i Osmâniyye\" (Osmanlıca dil bilgisi) adlı kitabı ve ilk Türk anonim şirketi olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesini yazdı. Yakın dostu Keçecizade Fuad Paşa ile birlikte yazdıkları Kavaid-i Osmaniyye, Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir ve 50 yıl boyunca okullarda ders kitabı olarak okutulmuş, Almanca'ya(1855) Arapça'ya(\r\n1866) Bulgarca'ya ve Hırvatça'ya tercüme edilmiş bir eserdir.", "question": "Bursa kaplıcalarında yazdığı iki eserin ismleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "\"Kavâid-i Osmâniyye\" (Osmanlıca dil bilgisi) adlı kitabı ve ilk Türk anonim şirketi olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesi"}}, {"id": "5693", "context": "13 Ağustos 1850’de Meclis-i Maarif azalığı ile birlikte Dar-ül-Muallimin (Öğretmen okulu) müdürlüğüne getirildi. Bu mektebi kısa zamanda ıslah ederek, mektebe giriş ve imtihan usullerini yönetmeliklerle belirledi. Rüştiyelerde din derslerinde okutulmak üzere \"Ma’lûmât-ı Nâfia\" (Fâideli Bilgiler) adlı kitabı kaleme aldı. Her türlü bilimsel konunun Türkçe ile yazılabileceğine inanıyor, herkesin okur yazar olması için lisanın sadeleştirilmesi ve yazıların Türkçe kaleme alınması gerektiğine inanıyordu. Yazılarında bu sadeliğin örneklerini verdi.", "question": "Herkesin okur yazar olması için ne yapılması gerektiğini düşünüyordu?", "answers": {"answer_start": 419, "text": "lisanın sadeleştirilmesi ve yazıların Türkçe kaleme alınması "}}, {"id": "5694", "context": "Ahmet Cevdet Efendi, bilimin ülkeye yayılması ve genel kültür düzeyinin yükseltilmesi için çalışacak Fransız Bilimler Akademisi benzeri bir akademinin kurulması fikrini desteklemekteydi; bunun faydalarını anlatan bir mazbata hazırlayacak Sultan Abdülmecit’e sundu. Padişahın uygun bulmasıyla 1851’de kurulan Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) asli üye seçildi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşanın sunduğu mazbatayı kabul eden padişah kimdir?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Abdülmecit"}}, {"id": "5695", "context": "Ahmet Cevdet Efendi, bilimin ülkeye yayılması ve genel kültür düzeyinin yükseltilmesi için çalışacak Fransız Bilimler Akademisi benzeri bir akademinin kurulması fikrini desteklemekteydi; bunun faydalarını anlatan bir mazbata hazırlayacak Sultan Abdülmecit’e sundu. Padişahın uygun bulmasıyla 1851’de kurulan Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) asli üye seçildi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa kurulmasını desteklediği akademinin yayarlarını kime sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "Sultan Abdülmecit’e"}}, {"id": "5696", "context": "Ahmet Cevdet Efendi, bilimin ülkeye yayılması ve genel kültür düzeyinin yükseltilmesi için çalışacak Fransız Bilimler Akademisi benzeri bir akademinin kurulması fikrini desteklemekteydi; bunun faydalarını anlatan bir mazbata hazırlayacak Sultan Abdülmecit’e sundu. Padişahın uygun bulmasıyla 1851’de kurulan Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) asli üye seçildi.", "question": "Ahmet Cevdet Efendi,bilimin ülkeye yayılması için kurulmasını düşündüğü akademinin hangi akademiye benzemesinin gerektiğini düşünüyordu?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Fransız Bilimler Akademisi"}}, {"id": "5697", "context": "1853 yılında Encümen’de bir Osmanlı tarihi kaleme alınması kararlaştırılmış, 1774-1826 yılları arasındaki bölümü yazmak görevi Ahmet Cevdet Efendi’ye verilmişti. O sırada Tanzimat Fermanı’nı kabul ettirmek üzere Mısır’a gönderilen sadâret müsteşarına eşlik etmesi istenmiş olan Ahmet Cevdet Efendi, bu seyahate rağmen çalışmasını aksatmadı; diğer üyeler henüz kaydadeğer bir çalışma yapmamışken kendisi dönüşünde üç ciltlik çalışmayı tamamlayıp 1854 yılında padişaha sundu. Bu çalışması, “Süleymaniye pâyesi” ile ödüllendirildi; böylece yüksek müderrisler sınıfına girmiş oldu.", "question": "Ahmet Cevdet paşanın yüksek müderrisler sınıfına girmesini sağlayan çalışması ne ile ödüllendirildi?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "“Süleymaniye pâyesi”"}}, {"id": "5698", "context": "1853 yılında Encümen’de bir Osmanlı tarihi kaleme alınması kararlaştırılmış, 1774-1826 yılları arasındaki bölümü yazmak görevi Ahmet Cevdet Efendi’ye verilmişti. O sırada Tanzimat Fermanı’nı kabul ettirmek üzere Mısır’a gönderilen sadâret müsteşarına eşlik etmesi istenmiş olan Ahmet Cevdet Efendi, bu seyahate rağmen çalışmasını aksatmadı; diğer üyeler henüz kaydadeğer bir çalışma yapmamışken kendisi dönüşünde üç ciltlik çalışmayı tamamlayıp 1854 yılında padişaha sundu. Bu çalışması, “Süleymaniye pâyesi” ile ödüllendirildi; böylece yüksek müderrisler sınıfına girmiş oldu.", "question": "Ahmet Cevdet Efendi üç ciltlik çalışmasını nereye giderken hazırlamıştır?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Mısır"}}, {"id": "5699", "context": "1853 yılında Encümen’de bir Osmanlı tarihi kaleme alınması kararlaştırılmış, 1774-1826 yılları arasındaki bölümü yazmak görevi Ahmet Cevdet Efendi’ye verilmişti. O sırada Tanzimat Fermanı’nı kabul ettirmek üzere Mısır’a gönderilen sadâret müsteşarına eşlik etmesi istenmiş olan Ahmet Cevdet Efendi, bu seyahate rağmen çalışmasını aksatmadı; diğer üyeler henüz kaydadeğer bir çalışma yapmamışken kendisi dönüşünde üç ciltlik çalışmayı tamamlayıp 1854 yılında padişaha sundu. Bu çalışması, “Süleymaniye pâyesi” ile ödüllendirildi; böylece yüksek müderrisler sınıfına girmiş oldu.", "question": "Ahmet Cevdet Efendi’ye verilen görev nedir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "1774-1826 yılları arasındaki bölümü yazmak"}}, {"id": "5700", "context": "Ahmet Cevdet Efendi’ye 1855 yılında devletin resmi tarihçisi olarak görev verildi, bu görevi on yıl sürdürdü. \"Tarih-i Cevdet\" adıyla şöhret bulan on iki ciltlik eserinin geri kalan bölümlerini yazdı; eserin son cildi 1886’da yayınlandı. Ahmet Cevdet Efendi, bir yandan da zamanın siyasal olaylarını anlatan “Tezâkir-i Cevdet” adlı eserini de kaleme aldı. Ayrıca hayatının daha sonraki bir döneminde peygamberler tarihini anlatan altı ciltlik “Kısâs-ı Enbiyâ” adlı eseri yazmıştır.", "question": "“Kısâs-ı Enbiyâ” adlı eser neyi anlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "peygamberler tarihini "}}, {"id": "5701", "context": "Ahmet Cevdet Efendi’ye 1855 yılında devletin resmi tarihçisi olarak görev verildi, bu görevi on yıl sürdürdü. \"Tarih-i Cevdet\" adıyla şöhret bulan on iki ciltlik eserinin geri kalan bölümlerini yazdı; eserin son cildi 1886’da yayınlandı. Ahmet Cevdet Efendi, bir yandan da zamanın siyasal olaylarını anlatan “Tezâkir-i Cevdet” adlı eserini de kaleme aldı. Ayrıca hayatının daha sonraki bir döneminde peygamberler tarihini anlatan altı ciltlik “Kısâs-ı Enbiyâ” adlı eseri yazmıştır.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın zamanın politik olaylarını ele aldığı eserinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "“Tezâkir-i Cevdet”"}}, {"id": "5702", "context": "Ahmet Cevdet Efendi’ye 1855 yılında devletin resmi tarihçisi olarak görev verildi, bu görevi on yıl sürdürdü. \"Tarih-i Cevdet\" adıyla şöhret bulan on iki ciltlik eserinin geri kalan bölümlerini yazdı; eserin son cildi 1886’da yayınlandı. Ahmet Cevdet Efendi, bir yandan da zamanın siyasal olaylarını anlatan “Tezâkir-i Cevdet” adlı eserini de kaleme aldı. Ayrıca hayatının daha sonraki bir döneminde peygamberler tarihini anlatan altı ciltlik “Kısâs-ı Enbiyâ” adlı eseri yazmıştır.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa son cildi 1886’da yayınlanan eseri hangi isimle ün kazandı?", "answers": {"answer_start": 109, "text": " \"Tarih-i Cevdet\""}}, {"id": "5703", "context": "Ahmet Cevdet Efendi’ye 1855 yılında devletin resmi tarihçisi olarak görev verildi, bu görevi on yıl sürdürdü. \"Tarih-i Cevdet\" adıyla şöhret bulan on iki ciltlik eserinin geri kalan bölümlerini yazdı; eserin son cildi 1886’da yayınlandı. Ahmet Cevdet Efendi, bir yandan da zamanın siyasal olaylarını anlatan “Tezâkir-i Cevdet” adlı eserini de kaleme aldı. Ayrıca hayatının daha sonraki bir döneminde peygamberler tarihini anlatan altı ciltlik “Kısâs-ı Enbiyâ” adlı eseri yazmıştır.", "question": "Ahmet Cevdet Efendi’ye 1855 yılında verilen görev nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "devletin resmi tarihçisi "}}, {"id": "5704", "context": "1856 yılında Rabia Adviye Hanım ile evlendi, bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi: Ali Sedad, Fatma Aliye ve Emine Semiye. Oğlu Ali Sedat Bey, yazdığı mantık kitapları ile tanındı; kızı Fatma Aliye Hanım ise ilk Türk kadın romancı olarak edebiyat tarihine geçti. Diğer kızı Emine Semiyye ise Avrupa’da öğrenim gördükten sonra İstanbul’da öğretmenlik, Selanik’te öğretim müfettişliği yaptı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nde görev alarak siyasette öncülük yaptı.", "question": "İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nde görev alan çocuğunun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Emine Semiyye"}}, {"id": "5705", "context": "1856 yılında Rabia Adviye Hanım ile evlendi, bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi: Ali Sedad, Fatma Aliye ve Emine Semiye. Oğlu Ali Sedat Bey, yazdığı mantık kitapları ile tanındı; kızı Fatma Aliye Hanım ise ilk Türk kadın romancı olarak edebiyat tarihine geçti. Diğer kızı Emine Semiyye ise Avrupa’da öğrenim gördükten sonra İstanbul’da öğretmenlik, Selanik’te öğretim müfettişliği yaptı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nde görev alarak siyasette öncülük yaptı.", "question": "ilk Türk kadın romancı olarak edebiyat tarihine geçen kişi Ahmet Cevdet Paşanın neyi olmaktadır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "kızı "}}, {"id": "5706", "context": "1856 yılında Rabia Adviye Hanım ile evlendi, bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi: Ali Sedad, Fatma Aliye ve Emine Semiye. Oğlu Ali Sedat Bey, yazdığı mantık kitapları ile tanındı; kızı Fatma Aliye Hanım ise ilk Türk kadın romancı olarak edebiyat tarihine geçti. Diğer kızı Emine Semiyye ise Avrupa’da öğrenim gördükten sonra İstanbul’da öğretmenlik, Selanik’te öğretim müfettişliği yaptı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nde görev alarak siyasette öncülük yaptı.", "question": "Oğlunun yazdığı kitaplar hangi bilim dalı ile alakalıdır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "mantık "}}, {"id": "5707", "context": "1856 yılında Rabia Adviye Hanım ile evlendi, bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi: Ali Sedad, Fatma Aliye ve Emine Semiye. Oğlu Ali Sedat Bey, yazdığı mantık kitapları ile tanındı; kızı Fatma Aliye Hanım ise ilk Türk kadın romancı olarak edebiyat tarihine geçti. Diğer kızı Emine Semiyye ise Avrupa’da öğrenim gördükten sonra İstanbul’da öğretmenlik, Selanik’te öğretim müfettişliği yaptı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nde görev alarak siyasette öncülük yaptı.", "question": "Üç çocuğunun isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Ali Sedad, Fatma Aliye ve Emine Semiye"}}, {"id": "5708", "context": "1861’de İstanbul kadısı oldu. O günlerde İbn-i Haldun’un meşhur Mukaddime’sinin tercümesini tamamlamıştı. Aynı yıl Meclis-i Âlî-i Tanzimat, yapısı değiştirilerek “Meclis-i Ahkâm-ı Adliyye” adını aldığında Osmanlı Devleti’nin kanunlarını yapacak olan bu kuruma üye tayin edildi ve meclisin nizamnamesini de o hazırladı.", "question": "Mukaddime kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "İbn-i Haldun’un"}}, {"id": "5709", "context": "1863 yılında Anadolu kazaskerliği payesi ile Bosna vilayetinde teftişe gönderilen Ahmet Cevdet Efendi, orada bir buçuk yıl içinde ıslahatlar gerçekleştirmede ve orduya asker sağlamakta başarılı olmuştu. Başarısı, daha önce hiçbir ilmiye mensubuna verilmemiş olan ikinci rütbeden “Nişân-ı Osmânî” ile ödüllendirildi. 1864’te ıslahat için gönderildiği Kozan’da da başarılı oldu, çalışmaları halkın devlete güvenini güçlendirdi. Bu başarılardan sonra Abdülaziz tarafından şeyhülislamlığa getirilmesi beklenen Ahmet Cevdet Efendi, bunun yerine ilmiye sınıfından mülkiye sınıfına nakledildi. Vezirlikten, paşalığa getirilmişti(1866).", "question": "Ahmet Cevdet Paşa vezirlikten paşalığa hangi yıl geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "1866"}}, {"id": "5710", "context": "1863 yılında Anadolu kazaskerliği payesi ile Bosna vilayetinde teftişe gönderilen Ahmet Cevdet Efendi, orada bir buçuk yıl içinde ıslahatlar gerçekleştirmede ve orduya asker sağlamakta başarılı olmuştu. Başarısı, daha önce hiçbir ilmiye mensubuna verilmemiş olan ikinci rütbeden “Nişân-ı Osmânî” ile ödüllendirildi. 1864’te ıslahat için gönderildiği Kozan’da da başarılı oldu, çalışmaları halkın devlete güvenini güçlendirdi. Bu başarılardan sonra Abdülaziz tarafından şeyhülislamlığa getirilmesi beklenen Ahmet Cevdet Efendi, bunun yerine ilmiye sınıfından mülkiye sınıfına nakledildi. Vezirlikten, paşalığa getirilmişti(1866).", "question": "Ahmet Cevdet Paşa 1863 yılında nereye teftişe gönderilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Anadolu kazaskerliği payesi ile Bosna vilayeti"}}, {"id": "5711", "context": "Ahmet Cevdet Paşa, 1866’da Halep vilayetine vali tayin edildi. İki yıl süren valiliği sırasında “Fırat” adında bir gazete çıkardı, dergi yayımını uzun yıllar devam ettirdi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa valiliği süresi boyunca hangi gazeteyi yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Fırat"}}, {"id": "5712", "context": "Ahmet Cevdet Paşa, 1866’da Halep vilayetine vali tayin edildi. İki yıl süren valiliği sırasında “Fırat” adında bir gazete çıkardı, dergi yayımını uzun yıllar devam ettirdi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın Halep valisi görevi ne kadar sürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": " İki yıl"}}, {"id": "5713", "context": "Ahmet Cevdet Paşa, 1866’da Halep vilayetine vali tayin edildi. İki yıl süren valiliği sırasında “Fırat” adında bir gazete çıkardı, dergi yayımını uzun yıllar devam ettirdi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa 1866 yılında hangi vilayete vali tayin edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Halep "}}, {"id": "5714", "context": "1868’de yeni kurulan ve temyiz mahkemesi görevi yapacak olan “Divan-ı Ahkam-ı Adliye”'ye başkan tayin edildi. Bu vazifede adliye ve hukuk sistemini devrin ihtiyaçlarına göre düzenlemeye çalıştı.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa 1868'de nereye başkan olarak tayin edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Divan-ı Ahkam-ı Adliye"}}, {"id": "5715", "context": "Ali Paşa, Fransız medeni kanununun tercüme edilerek Osmanlı Devletinde tatbik edilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Buna karşı Ahmed Cevdet Paşa ve aynı düşüncede olanlar, İslam Hukukunun bir dalı olan Hanefi fıkhının sistematik hale getirilerek kanunlaştırılması fikrini müdafaa ediyorlardı. Bu ikinci yani, Ahmed Cevdet Paşa ve arkadaşlarının fikirlerinin tatbiki için \"Mecelle Cemiyeti\" adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başkanlığına Ahmet Cevdet Paşa’nın getirildiği bu meclis, Kur’an-ı Kerim'in hükümlerini kanun şekline sokup, bütün milletlerin kıymet verdiği Mecelle adındaki kitabı hazırladı.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa ve aynı fikir de olan kişiler hangi fikri müdafaa ediyordu ?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "İslam Hukukunun bir dalı olan Hanefi fıkhının sistematik hale getirilerek kanunlaştırılması fikri"}}, {"id": "5716", "context": "Beşinci kitabın hazırlığı tamamlanırken Bursa’ya, sekizinci kitap hazırlanırken Maraş’a vali tayin edilen paşa, her iki görevden de birkaç gün sonra alınıp merkeze tayin edilmiş ve tekrar Mecelle Cemiyeti’nin başkanı yapılmıştı. Bu süre içinde Paşa, her türlü devlet işlerinin kendisine danışıldığı bir mercii durumuna geldi.", "question": "Maraş'a vali tayin edilen Ahmet Cevdet Paşa kaçıncı kitabını hazırlıyordur ?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "sekizinci kitap"}}, {"id": "5717", "context": "1873 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Cevdet Paşa bu makama üç defa getirilmiştir. Maarif Nazırlığı'nda geçiridği dönemler şöyledir: 24 Nisan 1873-5 Nisan 1874 (11 ay 12 gün); 12 Haziran 1875-30 Kasım 1875 (5 ay 19 gün) ve 17 Mayıs 1876-17 Ekim 1876 (5 ay) olmak üzere toplam 22 ay. Nazırlığı döneminde ilk tahsilden yüksek tahsile her seviyede ders programı yapıldı. Nuruosmaniye Camii avlusunda \"ibtidâiyye\" adıyla modern usullerde eğitim veren bir ilkokul açıldı. Bu arada Ahmet Cevdet Paşa, okullarda okutulmak üzere kitaplar yazdı. Türkçe dil bilgisi kitabı olarak “Kavâid-i Türkî”, mantık dersleri için “Mi’yâr-ı Sedad”, edebiyatla ilgili olarak “Âdâb-ı Sedad” adlı eserlerini yazdı. En tanınmış eseri olan \"Kısas-ı Enbiya\" da bu dönemde kaleme alıp bastırdığı eserdir.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa mantık derslerinde okutulması için hangi kitabı yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 618, "text": "Mi’yâr-ı Sedad"}}, {"id": "5718", "context": "1873 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Cevdet Paşa bu makama üç defa getirilmiştir. Maarif Nazırlığı'nda geçiridği dönemler şöyledir: 24 Nisan 1873-5 Nisan 1874 (11 ay 12 gün); 12 Haziran 1875-30 Kasım 1875 (5 ay 19 gün) ve 17 Mayıs 1876-17 Ekim 1876 (5 ay) olmak üzere toplam 22 ay. Nazırlığı döneminde ilk tahsilden yüksek tahsile her seviyede ders programı yapıldı. Nuruosmaniye Camii avlusunda \"ibtidâiyye\" adıyla modern usullerde eğitim veren bir ilkokul açıldı. Bu arada Ahmet Cevdet Paşa, okullarda okutulmak üzere kitaplar yazdı. Türkçe dil bilgisi kitabı olarak “Kavâid-i Türkî”, mantık dersleri için “Mi’yâr-ı Sedad”, edebiyatla ilgili olarak “Âdâb-ı Sedad” adlı eserlerini yazdı. En tanınmış eseri olan \"Kısas-ı Enbiya\" da bu dönemde kaleme alıp bastırdığı eserdir.", "question": "Okullarda okutulması için Ahmet Cevdet Paşa hangi Türkçe dil bilgisi kitabı yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Kavâid-i Türkî"}}, {"id": "5719", "context": "1873 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Cevdet Paşa bu makama üç defa getirilmiştir. Maarif Nazırlığı'nda geçiridği dönemler şöyledir: 24 Nisan 1873-5 Nisan 1874 (11 ay 12 gün); 12 Haziran 1875-30 Kasım 1875 (5 ay 19 gün) ve 17 Mayıs 1876-17 Ekim 1876 (5 ay) olmak üzere toplam 22 ay. Nazırlığı döneminde ilk tahsilden yüksek tahsile her seviyede ders programı yapıldı. Nuruosmaniye Camii avlusunda \"ibtidâiyye\" adıyla modern usullerde eğitim veren bir ilkokul açıldı. Bu arada Ahmet Cevdet Paşa, okullarda okutulmak üzere kitaplar yazdı. Türkçe dil bilgisi kitabı olarak “Kavâid-i Türkî”, mantık dersleri için “Mi’yâr-ı Sedad”, edebiyatla ilgili olarak “Âdâb-ı Sedad” adlı eserlerini yazdı. En tanınmış eseri olan \"Kısas-ı Enbiya\" da bu dönemde kaleme alıp bastırdığı eserdir.", "question": "Cevdet Paşa'nın Maarif Nazırlığı'nda geçirdiği dönemler nedir ?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "24 Nisan 1873-5 Nisan 1874 (11 ay 12 gün); 12 Haziran 1875-30 Kasım 1875 (5 ay 19 gün) ve 17 Mayıs 1876-17 Ekim 1876 (5 ay) olmak üzere toplam 22 ay"}}, {"id": "5720", "context": "1873 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Cevdet Paşa bu makama üç defa getirilmiştir. Maarif Nazırlığı'nda geçiridği dönemler şöyledir: 24 Nisan 1873-5 Nisan 1874 (11 ay 12 gün); 12 Haziran 1875-30 Kasım 1875 (5 ay 19 gün) ve 17 Mayıs 1876-17 Ekim 1876 (5 ay) olmak üzere toplam 22 ay. Nazırlığı döneminde ilk tahsilden yüksek tahsile her seviyede ders programı yapıldı. Nuruosmaniye Camii avlusunda \"ibtidâiyye\" adıyla modern usullerde eğitim veren bir ilkokul açıldı. Bu arada Ahmet Cevdet Paşa, okullarda okutulmak üzere kitaplar yazdı. Türkçe dil bilgisi kitabı olarak “Kavâid-i Türkî”, mantık dersleri için “Mi’yâr-ı Sedad”, edebiyatla ilgili olarak “Âdâb-ı Sedad” adlı eserlerini yazdı. En tanınmış eseri olan \"Kısas-ı Enbiya\" da bu dönemde kaleme alıp bastırdığı eserdir.", "question": "Cevdet Paşa Maarif Nazırlığı makamanı kaç defa getirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "bu makama üç defa getirilmiştir"}}, {"id": "5721", "context": "1874 yılında Yanya valiliği görevi ile merkezden ayrılan Paşa, yedi buçuk ay sonra yeniden İstanbul’a döndü ve Adiye Nazırı oldu. Ticaret mahkemelerini Adliye Nezaretine bağladı. Osmanlı kanunlarını toplayan “Düstur” ilk defa onun zamanında yayınlandı. Ayrıca hâkimlere yardımcı olacak bir eser olan “Ceride-i Mehâkim”(1874)'i yayınladı.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın Ceride-i Mehâkim kitabı ne zaman yayınlandı ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1874"}}, {"id": "5722", "context": "1874 yılında Yanya valiliği görevi ile merkezden ayrılan Paşa, yedi buçuk ay sonra yeniden İstanbul’a döndü ve Adiye Nazırı oldu. Ticaret mahkemelerini Adliye Nezaretine bağladı. Osmanlı kanunlarını toplayan “Düstur” ilk defa onun zamanında yayınlandı. Ayrıca hâkimlere yardımcı olacak bir eser olan “Ceride-i Mehâkim”(1874)'i yayınladı.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa hakimlere yardımcı olması için hangi kitabı yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Ceride-i Mehâkim"}}, {"id": "5723", "context": "1874 yılında Yanya valiliği görevi ile merkezden ayrılan Paşa, yedi buçuk ay sonra yeniden İstanbul’a döndü ve Adiye Nazırı oldu. Ticaret mahkemelerini Adliye Nezaretine bağladı. Osmanlı kanunlarını toplayan “Düstur” ilk defa onun zamanında yayınlandı. Ayrıca hâkimlere yardımcı olacak bir eser olan “Ceride-i Mehâkim”(1874)'i yayınladı.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa zamanında ilk defa Osmanlı kanunlarının yayımlandığı kitap nedir ?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Düstur"}}, {"id": "5724", "context": "Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra hamisiz kalan paşa, Bulgar isyanları ile ilgilenmek üzere teftiş için Rumeli’ye gönderildi; Bulgarca bilmesi sayesinde görevinde çok başarılı oldu. Dönüşünde Adliye ve ardından Maarif Nazırlığı görevlerinde bulundu. Mecelle’nin on altıncı kitabı bu sırada tamamlandı (1876).", "question": "Ahmet Cevdet Paşa Mecelle'nin on altıncı kitabını ne zaman tamamladı ?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "1876"}}, {"id": "5725", "context": "Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra hamisiz kalan paşa, Bulgar isyanları ile ilgilenmek üzere teftiş için Rumeli’ye gönderildi; Bulgarca bilmesi sayesinde görevinde çok başarılı oldu. Dönüşünde Adliye ve ardından Maarif Nazırlığı görevlerinde bulundu. Mecelle’nin on altıncı kitabı bu sırada tamamlandı (1876).", "question": "Bulgar isyanları bastırıp geri dönen Ahmet Cevdet Paşa'ya hangi görev verildi ?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "Maarif Nazırlığı"}}, {"id": "5726", "context": "1878’de Suriye valisi yapılan paşa, Kozan’da Kozanoğlu Ahmet Paşa isyanını bastırınca İstanbul’a dönüp Ticaret ve Ziraat Nazırı oldu. Küçük Mehmet Sait Paşa başvekil olduğunda yeniden Adliye Nezareti’ne getirildi; gayretleriyle 1880’de açılan Mekteb-i Hukuk’ta ders verdi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa Kozan'da kimin isyanını bastırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Kozanoğlu Ahmet Paşa"}}, {"id": "5727", "context": "1881’de kurulan ve Abdülaziz’in ölümünden sorumlu görülenleri yargılayan Yıldız mahkemesi'nde Adliye Nazırı sıfatı ile bulundu.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın Adliye Nazırı sıfatı ile bulunduğu Yıldız Mahkemesi'nin yargısı nedir ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Abdülaziz’in ölümünden sorumlu görülenler"}}, {"id": "5728", "context": "1882’de Adliye Nazırlığından ayrılan Ahmet Cevdet Paşa, üç buçuk yıl devlet memurluğundan uzak kaldı ve eserlerini tamamlamakla meşgul oldu. 1886’da tekrar Adliye Nazırı yapıldı ve bu görevi dört yıl sürdürdü.", "question": "1886'da tekrardan Adliye Nazırı olan Ahmet Cevdet Paşa'nın görevi kaç yıl sürmüştür ?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "bu görevi dört yıl sürdürdü"}}, {"id": "5729", "context": "Ahmet Cevdet Paşa, hayatının geri kalanın çocuklarına ve bilimsel çalışmalarına ayırdı. 26 Mayıs 1895’te Bebek’teki yalısında vefat etti. Naaşı, Fatih Camii bahçesine defnedildi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın naaşı nereye defnedilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Fatih Camii bahçesi"}}, {"id": "5730", "context": "Ahmet Cevdet Paşa, hayatının geri kalanın çocuklarına ve bilimsel çalışmalarına ayırdı. 26 Mayıs 1895’te Bebek’teki yalısında vefat etti. Naaşı, Fatih Camii bahçesine defnedildi.", "question": "Ahmet Cevdet Paşa ne zaman vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "26 Mayıs 1895"}}, {"id": "5731", "context": "Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devleti'nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır.\r\nKısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşa'nın en tanınmış eseridir. Âdem'den itibaren birçok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.\r\nTezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.\r\nMa’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.\r\nMecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanmıştır.\r\nDivançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.\r\nKavaid-i Osmaniye: Keçecizade Fuad Paşa'yla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır. Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir.\r\nAyrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir", "question": "Ahmet Cevdet Paşa'nın gençliğinde yazdığı şiirleri Divançe-i Cevdet kitabında kimin emriyle toplanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 640, "text": "Sultan II. Abdülhamid"}}, {"id": "5732", "context": "Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devleti'nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır.\r\nKısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşa'nın en tanınmış eseridir. Âdem'den itibaren birçok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.\r\nTezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.\r\nMa’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.\r\nMecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanmıştır.\r\nDivançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.\r\nKavaid-i Osmaniye: Keçecizade Fuad Paşa'yla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır. Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir.\r\nAyrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir", "question": "Tezakir-i Cevdet ne anlatır ?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır"}}, {"id": "5733", "context": "Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devleti'nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır.\r\nKısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşa'nın en tanınmış eseridir. Âdem'den itibaren birçok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.\r\nTezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.\r\nMa’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.\r\nMecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanmıştır.\r\nDivançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.\r\nKavaid-i Osmaniye: Keçecizade Fuad Paşa'yla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır. Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir.\r\nAyrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir", "question": "Cevdet Paşa'nın en tanınmış eseri nedir ?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa"}}, {"id": "5734", "context": "Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devleti'nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır.\r\nKısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşa'nın en tanınmış eseridir. Âdem'den itibaren birçok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.\r\nTezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.\r\nMa’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.\r\nMecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanmıştır.\r\nDivançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.\r\nKavaid-i Osmaniye: Keçecizade Fuad Paşa'yla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır. Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir.\r\nAyrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir", "question": "Tarih-i Cevdet ne anlatır ?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Osmanlı Devleti'nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır"}}, {"id": "5735", "context": "Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.", "question": "Emine Çaykara'nın Muhibbe Darga ile yaptığı söyleşi 2002 yılında hangi adla neşredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "\"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla"}}, {"id": "5736", "context": "Ayşe Muhibbe Darga (d. 13 Haziran 1921, İstanbul - ö. 6 Mart 2018, İstanbul) Türk arkeolog.", "question": "Ayşe Mühibbe Darga'nın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "arkeolog"}}, {"id": "5737", "context": "Ayşe Muhibbe Darga (d. 13 Haziran 1921, İstanbul - ö. 6 Mart 2018, İstanbul) Türk arkeolog.", "question": "Ayşe Mühibbe Darga hangi ilde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "İstanbul "}}, {"id": "5738", "context": "Ayşe Muhibbe Darga (d. 13 Haziran 1921, İstanbul - ö. 6 Mart 2018, İstanbul) Türk arkeolog.", "question": "Ayşe Mühibbe Darga hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "6 Mart 2018"}}, {"id": "5739", "context": "Ayşe Muhibbe Darga (d. 13 Haziran 1921, İstanbul - ö. 6 Mart 2018, İstanbul) Türk arkeolog.", "question": "Ayşe Mühibbe Darga hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "13 Haziran 1921"}}, {"id": "5740", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Muhibbe Darga'nın en popüler eserinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "\"Eski Anadolu Kadını\"dır"}}, {"id": "5741", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Muhibbe Darga en popüler eserini hangi kaynakları kullanarak yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Hitit kaynaklarını kullanarak"}}, {"id": "5742", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Muhibbe Darga hangi konularda dünyanın en önemli uzmanlarındandır?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda"}}, {"id": "5743", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi. İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı.", "question": "Muhibbe Darga ilköğrenimini Kadıköy'deki hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Gazi İlkokulu'nda"}}, {"id": "5744", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi. İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı.", "question": "Muhibbe Darga çocukluğunu kimin köşkünde geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in"}}, {"id": "5745", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi. İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı.", "question": "Muhibbe Darga'nın annesinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Sabiha Darga'dır"}}, {"id": "5746", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi. İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı.", "question": "Muhibbe Darga'nın babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "doktor "}}, {"id": "5747", "context": "1921'de İstanbul'da doğdu. Kafkas asıllı bir soydan gelir. Babası, doktor Sait Darga, annesi Sabiha Darga'dır. Çocukluğunu II. Abdülhamid'in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey'in Acıbadem'deki köşkünde geçirdi. İlköğrenimini Kadıköy'deki Gazi İlkokulu'nda tamamladı.", "question": "Muhibbe Darga ne asıllı bir soydan gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Kafkas asıllı"}}, {"id": "5748", "context": "Erenköy Kız Lisesi'nin ardından 1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı.", "question": "Muhibbe Darga nerede doktora eğitimine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "5749", "context": "Erenköy Kız Lisesi'nin ardından 1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında arkeoloji bölümünü bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "1943 yılında"}}, {"id": "5750", "context": "Erenköy Kız Lisesi'nin ardından 1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı.", "question": "Muhibbe Darga kimin ekibinde Rhegion Antik kenti ve Anadolu gezilerine katılmıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "A. Müfid Mansel'in ekibinde"}}, {"id": "5751", "context": "Erenköy Kız Lisesi'nin ardından 1939 yılında İstanbul Üniversitesi arkeoloji bölümüne girdi. Helmuth Theodor Bossert, Arif Müfid Mansel, Clemens Emin Bosch'un derslerine devam etti. A. Müfid Mansel'in ekibinde Rhegion Antik kenti (bugünkü Küçükçekmece'nin yüksek kesimlerinde) ve Anadolu gezilerine katıldı. 1943 yılında mezun oldu ve aynı kurumda doktora eğitimine başladı. 1945 yılında Eski Ön Asya Dilleri ve Kültürleri bölümü asistanlığına atandı.", "question": "Muhibbe Darga 1939 yılında hangi bölüme girmiştir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "arkeoloji bölümüne"}}, {"id": "5752", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Muhibbe Darga üniversitede hangi dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 339, "text": "Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler"}}, {"id": "5753", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Muhibbe Darga 1960'ta üniversitedeki hangi görevine dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "asistanlık görevine"}}, {"id": "5754", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Muhibbe Darga nerelerde lise öğretmenliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Elazığ ve Muş'ta"}}, {"id": "5755", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Muhibbe Darga hangi yıllarda Kartepe keşif kazılarında görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "1947-1951 yıllarında "}}, {"id": "5756", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında doktora tezini tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "1947'de"}}, {"id": "5757", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga 1975 yılında hangi kurumun üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Türk Tarih Kurumu"}}, {"id": "5758", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga kaç yılında profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "1973'te "}}, {"id": "5759", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.", "question": "Muhibbe Darga'nın doçentlik tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk"}}, {"id": "5760", "context": "1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion (Eskişehir) kazılarının başkanlığını üstlendi.", "question": "Muhibbe Darga 1989 yılında Şarhöyük-Dorylaion kazılarının hangi görevini üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "başkanlığını üstlendi"}}, {"id": "5761", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.", "question": "Muhibbe Darga 2009 yılında kimin anılarını \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derlemiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "dedesi Mehmet Emin Bey'in"}}, {"id": "5762", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.", "question": "İlk Türk seyyahlarından Mehmet Emin Bey Muhibbe Darga'nın neyidir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "dedesi"}}, {"id": "5763", "context": "6 Mart 2018'de İstanbul'da öldü.", "question": "Muhibbe Darga nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "5764", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.\r\n", "question": "Muhibbe Darga 1978-1990 arasında hangi kazıya başkanlık etti?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına"}}, {"id": "5765", "context": "1965'te \"Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk\" başlıklı doçentlik tezini bitirdi. Side dili üzerine önemli çalışmalar yaptı. 1973'te profesör oldu. Değirmentepe (Keban) kazılarına katıldı. 1975'te Türk Tarih Kurumu üyesi oldu. Ankara Müzesi Hitit tabletleri üzerine çalışmalar yaptı. 1978-1990 arasında Şemsiye Tepe (Elazığ) kazısına başkanlık etti. 1985 yılında emekli oldu.\r\n", "question": "Muhibbe Darga'nın 1965'te bitirdiği doçentlik tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Hitit Bayram Ritüali Metinlerinde Huvaşi, Tarnu ve Kutsal Koruluk"}}, {"id": "5766", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Darga'nın Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Eski Anadolu Kadını"}}, {"id": "5767", "context": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hiyeroglif ve çivi yazısı konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasındadır. Hitit kaynaklarını kullanarak kaleme aldığı en popüler eseri, \"Eski Anadolu Kadını\"dır.", "question": "Türkiye'nin ilk kadın arkeologlarından biri olan Darga, hangi konularda dünyanın en önemli uzmanları arasında yer alır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "çivi yazısı"}}, {"id": "5768", "context": "Arkeolog ve yazar Emine Çaykaranın kendisiyle yaptığı ayrıntılı bir söyleşiden oluşan biyografisi, 2002 yılında \"Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı\" adıyla neşredildi.", "question": "Emine Çaykara'nın Darga ile yaptığı söyleşiden oluşan biyografisi hangi isimle neşredildi?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı"}}, {"id": "5769", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Darga, 1947-1951 yıllarında hangi kazılarda yer aldı?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında"}}, {"id": "5770", "context": "\"Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar\" başlıklı doktora tezini 1947'de tamamladı. Asistanlık görevinden ayrıldı; 1947-1951 yıllarında Bossert başkanlığındaki Karatepe (Adana) keşif kazılarında yer aldı. 1958-1959'da Elazığ ve Muş'ta lise öğretmenliği yaptı. 1960'ta üniversitedeki asistanlık görevine döndü. Bölümünde Kültepe-Kaneş uygarlığı, Asur Koloni Çağı, Hitit sanatı ve Hitit dili ağırlıklı dersler verdi.", "question": "Darga'nın 1947'de tamamladığı doktora tezinin başlığı nedir? ", "answers": {"answer_start": 1, "text": "Muvattaliş Dillerindeki Tanrı Adları Üzerine Araştırmalar"}}, {"id": "5771", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "2010 yılında Darga'nın anıları hangi isimle yayımlandı?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Kazı başkanının karavanası"}}, {"id": "5772", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "Darga, 2009 yılında dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını hangi isimle derledi?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat"}}, {"id": "5773", "context": "Muhibbe Darga, ilk Türk seyyahlarından biri olan dedesi Mehmet Emin Bey'in anılarını 2009 yılında \"İstanbul'dan Asya-yı Vusta'ya Seyahat\" adıyla derledi. 2010 yılında \"Kazı başkanının karavanası\" isimli anıları yayımlandı.\r\n", "question": "Darga'nın ilk Türk seyyahlardan biri olan dedesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Mehmet Emin Bey"}}, {"id": "5774", "context": "İbn eş-Şâtir (1306, Dımaşk - 1375, Dımaşk), 14 .yüzyılda yaşamış Arap gökbilimci.\r\n\r\n10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir'ın Şamda hangi vazifeye atandı?", "answers": {"answer_start": 229, "text": " Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır."}}, {"id": "5775", "context": "İbn eş-Şâtir (1306, Dımaşk - 1375, Dımaşk), 14 .yüzyılda yaşamış Arap gökbilimci.\r\n\r\n10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "Ibni eş-Şatır tahsil yapmak için nerelere gitti?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. "}}, {"id": "5776", "context": "İbn eş-Şâtir (1306, Dımaşk - 1375, Dımaşk), 14 .yüzyılda yaşamış Arap gökbilimci.\r\n\r\n10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn eş-Şâtir (1306, Dımaşk - 1375, Dımaşk), 14 .yüzyılda yaşamış Arap gökbilimci"}}, {"id": "5777", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer)\r\nNihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl\r\nTa'lîķu’l-ersâd (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir)\r\nZîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir.\r\n34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur.\r\nen-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir.\r\nTuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır.\r\nel-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır.\r\ner-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır.\r\nRisâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir.\r\nMuhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn_eş-Şatir'ın en önemli eseri nedir?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd)"}}, {"id": "5778", "context": "Ebul Hasan Ali bin Rıdvan el-Mısri (d. 998 - ö. 1068) Mısırlı Müslüman doktor, fizikçi ve astronom olan bilim insanı. Gize'de doğmuştur.", "question": "Ali bin Rıdvan nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Gize'de"}}, {"id": "5779", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.\r\n", "question": "Tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yapan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ali bin Rıdvan"}}, {"id": "5780", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.\r\n", "question": "Ali bin Rıdvan 1006 yılında ne ile tanınmıştır? ", "answers": {"answer_start": 238, "text": "Süpernova gözlemleriyle"}}, {"id": "5781", "context": "Ali bin Rıdvan Antik Yunan tıbbı, özellikle Yunan hekim Galen'in çalışmaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Galen'in Ars Parva adlı eseri üzerine yaptığı tefsir Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilmiştir. Bundan başka 1006 yılındaki Süpernova gözlemleriyle tanınmıştır. Ayrıca tümevarım teorisi üzerine çalışmalar yaparak katkıda bulunmuştur.\r\n", "question": "Gerardo Cremonesse tarafından tercüme edilen tefsir hangi eser üzerine yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Ars Parva"}}, {"id": "5782", "context": "İbn Hazm ( Arapça: ابن حزم; Künyesi Ebū Muhammed Ali bin Ahmed bin Saîd ibn Hazm أبو محمد علي بن احمد بن سعيد بن حزم; d. 994, Kurtuba - ö. 16 Ağustos 1064), Huelva, Endülüslü-Arap felsefeci, tarihçi ve ilahiyatçı.", "question": "Asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Künyesi Ebū Muhammed Ali bin Ahmed bin Saîd ibn Hazm"}}, {"id": "5783", "context": "İbn Hazm ( Arapça: ابن حزم; Künyesi Ebū Muhammed Ali bin Ahmed bin Saîd ibn Hazm أبو محمد علي بن احمد بن سعيد بن حزم; d. 994, Kurtuba - ö. 16 Ağustos 1064), Huelva, Endülüslü-Arap felsefeci, tarihçi ve ilahiyatçı.", "question": "İbn Hazm kimdir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Endülüslü-Arap felsefeci, tarihçi ve ilahiyatçı."}}, {"id": "5784", "context": "Davûd el-Isbehânî tarafından kurulduğu kabul edilen Zahiri mezhebi'nin ikinci imamıdır.", "question": "İbn_Hazm'ın Zahiri mezhebiyle ilişkisi nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Davûd el-Isbehânî tarafından kurulduğu kabul edilen Zahiri mezhebi'nin ikinci imamıdır."}}, {"id": "5785", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "ibn tağrıberdi nereye defnedildi", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi"}}, {"id": "5786", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "ibn tağrıberdi nerede hayatını kaybetmiştir", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Kahire’de "}}, {"id": "5787", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "ibn tağrıberdi kaç yılında hayatını kaybetmiştir", "answers": {"answer_start": 154, "text": "1470’te"}}, {"id": "5788", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "ibn tağrıberdi'nin hayatını kaybetmesinin nedeni nedir", "answers": {"answer_start": 162, "text": "kulunç hastalığı"}}, {"id": "5789", "context": " İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdi'nin asıl ismi nedir", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî"}}, {"id": "5790", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.", "question": "ibn tağrıberdi'nin babasının ism nedir", "answers": {"answer_start": 183, "text": " Emîr Seyfeddin Tağrıberdî"}}, {"id": "5791", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.", "question": "ibn tağrıberdi nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Kahire’de "}}, {"id": "5792", "context": "\r\n1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "ibn tağrıberdi döneminde hangi tarihçilerden ders almıştır", "answers": {"answer_start": 563, "text": "Makrîzî ve El-Aynî"}}, {"id": "5793", "context": "\r\n1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "ibn tağrıberdi aldığı dersler arasından hangisini daha çok sevmiştir", "answers": {"answer_start": 493, "text": "tarihi "}}, {"id": "5794", "context": "\r\n1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "ibn tağrıberdi dini ilimlerin yanında hangi ilimlerle ilgilendi", "answers": {"answer_start": 353, "text": "Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi"}}, {"id": "5795", "context": "\r\n1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "ibn tağrıberdi babasını ne zaman kaybetmiştir", "answers": {"answer_start": 2, "text": "1412’de"}}, {"id": "5796", "context": "Memlûk sultanları ve büyük devlet ricaliyle iyi ilişkiler kurması sayesinde maddi bakımdan rahat bir yaşamı oldu. Hayatı boyunca Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem gibi sultanlarla sık sık görüştüğü, sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına katıldığı bilinir. Kimi kaynaklarda sefirlik ve hâs nâzırlık gib görevlerde bulunduğu belirtilir ancak bu konuda fazla bilgi yoktur. Bir rivayete göre, Mısır Sultanının Fatih Sultan Mehmed’e yazdığı mektupları kaleme almıştır.", "question": "ibn tağrıberdi ne tür saray etkinliklerine katılmıştır", "answers": {"answer_start": 199, "text": "sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına"}}, {"id": "5797", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.\r\nHavâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\nMevridü'l-Letâfe fî men Veliye's-Saltana ve'l-Hilâfe, halifelik ve sultanlık yapmış olan 143 şahsın hal tercümesini içine alır. İstanbul kütüphanelerinde çeşitli yazmaları bulunur.", "question": "ibn tağrıberdi nil nehri tarihçisi ünvanını neden almıştır", "answers": {"answer_start": 255, "text": "eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için"}}, {"id": "5798", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbni Rüşt'ün en sevdiği filozof kimdir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": " İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu."}}, {"id": "5799", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbni Rüşt'ün uzmanlık alanlarıları nedir?", "answers": {"answer_start": 169, "text": " Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı."}}, {"id": "5800", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbni Rüşt hangi yıllarda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198)"}}, {"id": "5801", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.", "question": "Aristo 1950'den önce Avrupa'da neden unutuldu?", "answers": {"answer_start": 141, "text": " Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. "}}, {"id": "5802", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.", "question": "Batı'da Aristonun değerinin keşfedilmesinde İbni Rüşt'ün rolü nedir?", "answers": {"answer_start": 267, "text": " Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır."}}, {"id": "5803", "context": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.", "question": "İbni Rüşt'ü meşhur skolastik filozoflar tarafından nasıl çağırıyorlardı?", "answers": {"answer_start": 535, "text": "\"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" "}}, {"id": "5804", "context": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.", "question": "İbni rüşt'ün düşüncelerinin batı dünyasındaki etkinliği nedir?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. "}}, {"id": "5805", "context": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.", "question": "İbn-i Rüşd'ün eserlerinin nasıl bir etkisi vardır?", "answers": {"answer_start": 157, "text": "Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır."}}, {"id": "5806", "context": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.", "question": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar "}}, {"id": "5807", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.", "question": "İbni rüşte Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygı nasıldı?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir."}}, {"id": "5808", "context": "Felsefe üzerine sayısız eseri vardır. Aristo'nun Organon külliyatı üzerine küçük, orta ve büyük olmak üzere pek çok şerhi vardır. Şunları sıralayalım:\r\n\r\nOrganon'a Giriş (İsagoci)\r\nOrganon'a Giriş Şerhi (Leiden Üniversitesi Ktp., nr. 2073, 2820; William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye çevrilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizceye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir.)\r\nİkinci Analitikler Şerhi\r\nDiyalektika Şerhi\r\nSofistika Şerhi\r\nPoetika Şerhi\r\nRetorika Şerhi\r\nDevlet Şerhi", "question": "İbni Rüşt Aristo'nun eserlerine yaptığı şerhler nelerdir? ", "answers": {"answer_start": 246, "text": "William de Lune tarafından Averrois"}}, {"id": "5809", "context": "Victor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.", "question": "Victor Hugo Dame'ın Kamburu adlı eserinde İbni Rüşte nasıl yer verir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": " Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir."}}, {"id": "5810", "context": "Victor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.", "question": "İbni_Rüşt avrupada hangi isimle anılır? ", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır."}}, {"id": "5811", "context": "James Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.", "question": "Başka hangi eserlerde İbni Rüşt anılır?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde "}}, {"id": "5812", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.", "question": "İbni Rüşt genellikle kimin üzerine şerh yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Aristo'nun Organon külliyatı "}}, {"id": "5813", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.", "question": "İbni rüşt'ün eserleri hangi alandadır? ", "answers": {"answer_start": 21, "text": "din, hukuk, tıp ve felsefe"}}, {"id": "5814", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbni Rüştün yazdığı İsaguci küliyatının benzer örnekleri var mı?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışma"}}, {"id": "5815", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbni Rüşt altı kitaplık yazdığı külliyat nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Îsâġūcî"}}, {"id": "5816", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Telħîśu medħali furfuryus eserini ingilizceye tercüme eden kimdir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "Herbert A. Davidson"}}, {"id": "5817", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Telħîśu medħali furfuryus adlı eserr kim tarafından yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır"}}, {"id": "5818", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Telħîśu medħali furfuryus eserini kim tercüme etmiştir?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "Super libri introductionum Porphyrii"}}, {"id": "5819", "context": "Yukarıdaki Kategoriler çevirisine yazmış olduğu orta şerhtir. Arapça yazma nüshaları da günümüze ulaşmıştır. İbrânî harfleriyle yazılmış olan Arapça orijinalinden sadece bir nüsha mevcuttur. Orta şerhin Arapça metnini Maurice Bouyges neşretmiş (Beyrut, 1932), Gérard Jéhami daha sonra Floransa, Leiden ve Meşhed nüshalarını esas alarak bunu Telħîśu Manŧıķı Arisŧo içinde (Beyrut 1982, s. 1-77) yeniden yayımlamıştır. Bu orta şerh üç defa Latinceye tercüme edilmiştir. Jacob Mantino tarafından Commentum Averrois cordubensis expositione media adıyla yapılan çeviri basılmış (Venedik, 1552, 1562, 1573), anonim olduğu anlaşılan ikinci çeviri Liber praedicamentorum Aristotelis cum commeentariis Averrois (Lyon, 1542), yine anonim olan bir başka çeviri de Padoalı Nicolet tarafından Commentum Auerois super librum predica-mentorum Aristotelis (Venedik, 1483) adıyla yayımlanmıştır. Ayrıca Zacharias Zenari’nin 1560’ta Venedik’te eserin yeni ve farklı bir edisyonunu yaptığı görülmektedir. Eserin Jacob ben Abba-Mari Anatolio tarafından Napoli’de yapılan İbrânîce çevirisinden de günümüze iki nüsha ulaşmıştır. Herbert A. Davidson bu eseri Arapça, İbrânîce ve Latince tercümelerine dayanarak Middle Commentary on Aristotle’s Categoriae adıyla İngilizceye çevirmiş ve “Corpus Commentarium Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde yayımlamış (Cambridge, 1969), Levi ben Gerson bu İbrânîce çeviri üzerine bir şerh yazmıştır.", "question": "İbni Rüştün bu orta şerhi kaç defa latinceye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "orta şerh üç defa Latinceye tercüme edilmiştir"}}, {"id": "5820", "context": "Yukarıdaki Kategoriler çevirisine yazmış olduğu orta şerhtir. Arapça yazma nüshaları da günümüze ulaşmıştır. İbrânî harfleriyle yazılmış olan Arapça orijinalinden sadece bir nüsha mevcuttur. Orta şerhin Arapça metnini Maurice Bouyges neşretmiş (Beyrut, 1932), Gérard Jéhami daha sonra Floransa, Leiden ve Meşhed nüshalarını esas alarak bunu Telħîśu Manŧıķı Arisŧo içinde (Beyrut 1982, s. 1-77) yeniden yayımlamıştır. Bu orta şerh üç defa Latinceye tercüme edilmiştir. Jacob Mantino tarafından Commentum Averrois cordubensis expositione media adıyla yapılan çeviri basılmış (Venedik, 1552, 1562, 1573), anonim olduğu anlaşılan ikinci çeviri Liber praedicamentorum Aristotelis cum commeentariis Averrois (Lyon, 1542), yine anonim olan bir başka çeviri de Padoalı Nicolet tarafından Commentum Auerois super librum predica-mentorum Aristotelis (Venedik, 1483) adıyla yayımlanmıştır. Ayrıca Zacharias Zenari’nin 1560’ta Venedik’te eserin yeni ve farklı bir edisyonunu yaptığı görülmektedir. Eserin Jacob ben Abba-Mari Anatolio tarafından Napoli’de yapılan İbrânîce çevirisinden de günümüze iki nüsha ulaşmıştır. Herbert A. Davidson bu eseri Arapça, İbrânîce ve Latince tercümelerine dayanarak Middle Commentary on Aristotle’s Categoriae adıyla İngilizceye çevirmiş ve “Corpus Commentarium Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde yayımlamış (Cambridge, 1969), Levi ben Gerson bu İbrânîce çeviri üzerine bir şerh yazmıştır.", "question": "Katogriler kiabını kim tekrardan yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "Gérard Jéhami"}}, {"id": "5821", "context": "Yukarıdaki Kategoriler çevirisine yazmış olduğu orta şerhtir. Arapça yazma nüshaları da günümüze ulaşmıştır. İbrânî harfleriyle yazılmış olan Arapça orijinalinden sadece bir nüsha mevcuttur. Orta şerhin Arapça metnini Maurice Bouyges neşretmiş (Beyrut, 1932), Gérard Jéhami daha sonra Floransa, Leiden ve Meşhed nüshalarını esas alarak bunu Telħîśu Manŧıķı Arisŧo içinde (Beyrut 1982, s. 1-77) yeniden yayımlamıştır. Bu orta şerh üç defa Latinceye tercüme edilmiştir. Jacob Mantino tarafından Commentum Averrois cordubensis expositione media adıyla yapılan çeviri basılmış (Venedik, 1552, 1562, 1573), anonim olduğu anlaşılan ikinci çeviri Liber praedicamentorum Aristotelis cum commeentariis Averrois (Lyon, 1542), yine anonim olan bir başka çeviri de Padoalı Nicolet tarafından Commentum Auerois super librum predica-mentorum Aristotelis (Venedik, 1483) adıyla yayımlanmıştır. Ayrıca Zacharias Zenari’nin 1560’ta Venedik’te eserin yeni ve farklı bir edisyonunu yaptığı görülmektedir. Eserin Jacob ben Abba-Mari Anatolio tarafından Napoli’de yapılan İbrânîce çevirisinden de günümüze iki nüsha ulaşmıştır. Herbert A. Davidson bu eseri Arapça, İbrânîce ve Latince tercümelerine dayanarak Middle Commentary on Aristotle’s Categoriae adıyla İngilizceye çevirmiş ve “Corpus Commentarium Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde yayımlamış (Cambridge, 1969), Levi ben Gerson bu İbrânîce çeviri üzerine bir şerh yazmıştır.", "question": "II. Telħîśu Kitâbi’l-Maķūlât/Katıguryas hangi dilde yazılmıştır", "answers": {"answer_start": 108, "text": " İbrânî harfleriyle yazılmış"}}, {"id": "5822", "context": "Aristo'nun Yorum Üzerine adlı eserinin Arapça çevirisidir. Balmesli Abraham tarafından Latinceye tercüme edilmiştir. İbn Rüşd, kendisinin Arapça çevirisi üzerine küçük ve orta olmak üzere iki şerh yazmıştır. Arapça küçük şerhin orijinali kaybolmuştur. Fakat bu şerhin Latincesi mevcut olup \"Epithome in Libros Perihermenias\" başlığı altında yayımlanmıştır (Venedik, 1560).", "question": "I. Kitâbu'l-İbâre'nin nasıl yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 257, "text": " bu şerhin Latincesi mevcut olup \"Epithome in Libros Perihermenias\" başlığı altında yayımlanmıştır"}}, {"id": "5823", "context": "Aristo'nun Yorum Üzerine adlı eserinin Arapça çevirisidir. Balmesli Abraham tarafından Latinceye tercüme edilmiştir. İbn Rüşd, kendisinin Arapça çevirisi üzerine küçük ve orta olmak üzere iki şerh yazmıştır. Arapça küçük şerhin orijinali kaybolmuştur. Fakat bu şerhin Latincesi mevcut olup \"Epithome in Libros Perihermenias\" başlığı altında yayımlanmıştır (Venedik, 1560).", "question": "I. Kitâbu'l-İbâre kim tarafından tercüme edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Balmesli Abraham tarafından"}}, {"id": "5824", "context": "Yorum Üzerine adlı eserinin orta büyüklükteki şerhidir. Arapça orijinali günümüze ulaşmış ve Gérard Jéhami tarafından neşredilmiştir. Bu şerhin Jacob Mantino’nun yaptığı, hâlen Venedik’te bulunan Latince tercümesi Cominum de Tridino tarafından \"Aristotelis Perihermenias Commentum Averrois Cordobensis Expositione Media\" adıyla basılmıştır (Venedik, 1560). Eserin ayrıca William de Lune’nun yaptığı bir başka çevirisi daha vardır.", "question": "II. Telhîsu Kitâbi'l-İbâre/Bari Ermenias adlı eserin başka çevirisi var mıdır?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "Eserin ayrıca William de Lune’nun yaptığı bir başka çevirisi daha vardır."}}, {"id": "5825", "context": "Kenan Tevfik Erim, (13 Şubat 1929 – 3 Kasım 1990), ismi Afrodisias (Aydın'ın Karacasu ilçesi Geyre beldesi) kazıları ile özdeşleşmiş Türk arkeoloğudur.", "question": "Kenan Tevfik Erim'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Türk arkeoloğudur"}}, {"id": "5826", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim ilk kazı çalışmalarını nerede sürdürmüştür?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "Sicilya'da Morgantina sitinde"}}, {"id": "5827", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim ilk mesleki deneyimini hangi arkeoloğun asistanlığını yaparak yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist"}}, {"id": "5828", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim yüksek lisans ve doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Princeton Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5829", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim lisans eğitimini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 208, "text": "New York Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5830", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim New York Üniversitesi'nin hangi bölümünden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Klasik Arkeoloji"}}, {"id": "5831", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim'in eğitimini New York'ta devam ettirmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması"}}, {"id": "5832", "context": "Bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İsviçre'de başladığı eğitiminden sonra, babası Tevfik Erim'in Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde göreve başlaması nedeniyle 1948'den itibaren New York Üniversitesi'nde devam etmiştir. 1953'te bu üniversiteden Klasik Arkeoloji bilim dalında mezun olduktan sonra, Princeton Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Princeton'dan bir ekip tarafından Sicilya'da Morgantina sitinde yürütülen kazılarda ünlü arkeolog Profesör Karl Erik Sjoquist'in asistanlığını yapmıştır.", "question": "Kenan Erim'in eğitimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İsviçre'de"}}, {"id": "5833", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim hangi derneklerin kurulmasında büyük katkıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 638, "text": "Aphrodisias Sevenler Derneklerini"}}, {"id": "5834", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim mesleki hayatında hangi görevlerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı"}}, {"id": "5835", "context": "Afrodisias ekolü olarak tanımlanan heykeltıraş sanatçıların eserlerine duyduğu ilgi zamanla derinleşmiştir. 1961'de şahsi girişimleri ile bizzat organize ettiği bir keşif ve kazı programı ile Afrodisias'ta çağdaş araştırmaların başlamasını sağlamıştır. New York Üniversitesi'nde Klasik Çağ Profesörlüğü ve Afrodisias kazılarının başkanlığı görevlerini ölümüne dek sürdürmüştür. Gezi, yazı ve konuşmaları ile Afrodisias'ın dünya çapında üne kavuşmasında ve kazılar için özellikle ABD kaynaklı finansman temin edilmesinde de en büyük katkıyı sağlamış kişidir. Yine sahsi çabalarıyla New York, Paris, Londra, İzmir ve İstanbul (Geyre Vakfı) Aphrodisias Sevenler Derneklerini kurdurarak çalışmalara katkı sağlamıştır. Günümüzde de Geyre Vakfı Aphrodisias Müzesine ek bir salon yaptırmış ve Sebasteion restorasyonunu parasal olarak desteklemektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan yapılar ve buluntular ve özellikle de heykel sanatı ürünleri, göz kamaştırıcıdır ve artık yetersiz kalmaya başladığı için Geyre Vakfının desteğiyle yenilenecek ve büyütülecek olan Geyre Müzesi'nde ve Aydın Müzesi'nde sergilenmektedir.", "question": "Kenan Erim Afrodisias'ta ki kazı çalışmalarını ne zaman başlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "1961'de"}}, {"id": "5836", "context": "3 Kasım 1990'da vefat etmiştir. Mezarı, Aphrodias Antik kentinde ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı'nın güney tarafındandır. Kendi deyimiyle \"sevgilisinin koynunda\" yatmaktadır. Ömrünün yarısını bu kentin ortaya çıkarılmasına harcayan Kenan Erim'in Aphrodias Müzesi'nde bir büstü bulunmaktadır. Afrodisias kazıları ise günümüzde de sürmektedir.", "question": "Kenan Erim'in mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Aphrodias Antik kentinde"}}, {"id": "5837", "context": " \r\nİbn-i Yunus 978 yılında Kahire'de yaptığı astronomi gözlemler neticesinde ay ve güneş tutulmalarını en ince hesaplarla tespit etmesiyle şöhreti yayıldı. Çünkü o zamana kadar bu şekilde hassas ve dakik hesaplama henüz yapılmamıştı. Yaptığı rasadlar sonunda büyük ve mükemmel bir Zic adlı eser hazırladı.", "question": "İbn-i Yunus'un yaptığı rasadlar sonucunda hazırladığı eserin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 280, "text": " Zic"}}, {"id": "5838", "context": " \r\nİbn-i Yunus 978 yılında Kahire'de yaptığı astronomi gözlemler neticesinde ay ve güneş tutulmalarını en ince hesaplarla tespit etmesiyle şöhreti yayıldı. Çünkü o zamana kadar bu şekilde hassas ve dakik hesaplama henüz yapılmamıştı. Yaptığı rasadlar sonunda büyük ve mükemmel bir Zic adlı eser hazırladı.", "question": "İbn-i Yunus'un şöhreti hangi sebeple bu denli yayılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 3, "text": "İbn-i Yunus 978 yılında Kahire'de yaptığı astronomi gözlemler neticesinde ay ve güneş tutulmalarını en ince hesaplarla tespit etmesiyle şöhreti yayıldı. "}}, {"id": "5839", "context": "İbn-i Yunus Mısırlı astronomi ve matematik bilgini. İsmi Ali bin Abdurrahman bin Ahmed bin Yunus Sadefî’dir. Ancak İbn-i Yunus diye tanındı. Avrupa'da ise \"Aben Jenis\" adıyla tanınıyor. Kaynaklarda doğum tarihi hakkında net bir bilgi yoktur. Ancak 950'de doğduğu tahmin edilmektedir. Mısır'ın Said bölgesine bağlı bir köyde doğdu 1008 veya 1009 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn-i Yunus hangi tarihte vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "1008 veya 1009 yılında"}}, {"id": "5840", "context": "İbn-i Yunus Mısırlı astronomi ve matematik bilgini. İsmi Ali bin Abdurrahman bin Ahmed bin Yunus Sadefî’dir. Ancak İbn-i Yunus diye tanındı. Avrupa'da ise \"Aben Jenis\" adıyla tanınıyor. Kaynaklarda doğum tarihi hakkında net bir bilgi yoktur. Ancak 950'de doğduğu tahmin edilmektedir. Mısır'ın Said bölgesine bağlı bir köyde doğdu 1008 veya 1009 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn-i Yunus Avrupa'da hangi isimle tanınır ?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "Aben Jenis"}}, {"id": "5841", "context": "İbn-i Yunus Mısırlı astronomi ve matematik bilgini. İsmi Ali bin Abdurrahman bin Ahmed bin Yunus Sadefî’dir. Ancak İbn-i Yunus diye tanındı. Avrupa'da ise \"Aben Jenis\" adıyla tanınıyor. Kaynaklarda doğum tarihi hakkında net bir bilgi yoktur. Ancak 950'de doğduğu tahmin edilmektedir. Mısır'ın Said bölgesine bağlı bir köyde doğdu 1008 veya 1009 yılında vefat etmiştir.", "question": "İbn-i Yunus'un tam ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "Ali bin Abdurrahman bin Ahmed bin Yunus Sadefî"}}, {"id": "5842", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu'nun TÜBİTAK'ta yaptığı görev nedir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "bilim kurulu üyesi"}}, {"id": "5843", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu'na hizmet ödülleri hangi enstitü tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma"}}, {"id": "5844", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu yüksek lisans ve doktora derslerini nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Cenevre Üniversitesi'nde"}}, {"id": "5845", "context": "İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Technische Hochschule'ye gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan; Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve az İtalyanca bilmekteydi.", "question": "Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliğini hangi tarihler arasında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961"}}, {"id": "5846", "context": "İstanbul Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi,Mühendislik Mektebinde Müderris Muavinliği yaptı. Atatürk'ün Yurt dışında Türkiye'nin İmarı için gönderdiği elemanlar arasında yer alarak Stutgart Technische Hochschule'ye gönderildi. Stutgart Yüksek Mühendislik Okulu'nda Doktora yaptı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Dekanlığı, Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyeliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) Bayındırlık Bakanlığı yaptı. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile evliydi ve Prof. Dr. Gönül Gökdoğan; Prof. Dr. Ömer Can Gökdoğan'ın babalarıydı. İngilizce, Almanca, Fransızca ve az İtalyanca bilmekteydi.", "question": "İngilizce, Almanca, Fransızca'nın dışında az da olsa hangi dili biliyordu?", "answers": {"answer_start": 578, "text": "İtalyanca "}}, {"id": "5847", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee hangi yıl şirket vasfını kaybetmiştir ?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "2013"}}, {"id": "5848", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee'yi 2009 yılında hangi kurum satın almıştır ?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Türk Telekom"}}, {"id": "5849", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee adını kaç yılında almıştır ?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "2004"}}, {"id": "5850", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee şirketinin kurucusu kimdir ?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Mevlüt Dinç "}}, {"id": "5851", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee hangi yıl kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "2000"}}, {"id": "5852", "context": "Sobee, video oyunları geliştiren eski bir firma, halen TTnet bünyesinde yer alan bir Ar-Ge departmanıdır.2000 yılında Mevlüt Dinç önderliğinde \"Dinç İnteraktif\" adıyla İstanbul'da kurulan şirket, 2004 yılında unvan değişikliğine giderek Sobee adını almıştır. 2009 yılında Türk Telekom tarafından satın alınan firma, 2013 yılında TTnet ile devren birleşmesiyle birlikte şirket vasfını yitirerek, TTnet'in bir departmanı halini almıştır.\r\n", "question": "Sobee hangi kurumun bünyesindedir ?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "TTnet"}}, {"id": "5853", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee şirketinin 2004 yılında ki oyunlarının türleri nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "bilardo"}}, {"id": "5854", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Dünyanın ilk çevrim içi 11 e 11 futbol oyununun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 727, "text": "I Can Football"}}, {"id": "5855", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee tarafından 2016 yılında yayınlanan çevrim içi rol yapma oyununun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1326, "text": "Kader Mühürleri"}}, {"id": "5856", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee 2013 yılında Tübitak tarafından desteklenen hangi proje için çalıştı ?", "answers": {"answer_start": 1207, "text": "Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü"}}, {"id": "5857", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee firmasının son oyununun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1051, "text": "Süpercan 2"}}, {"id": "5858", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee İstanbul Kıyamet Vakti oyununu hangi yıl çıkarmıştır ?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "2006"}}, {"id": "5859", "context": "Sobee firması, ilk olarak Galip Kartoğlu'nun PC için geliştirdiği Dual Blades oyununu, yine aynı isimle beraber çalışarak Game Boy Advance platformuna uyarladı. Böylelikle firma, Nintendo platformundaki ilk Türk oyununa kendi adını yazdırmış oldu. Oyun, Amerikalı yayıncı Metro3D tarafından Amerika ve Japonya'da piyasaya sürüldü. Sonrasında 2004 yılında çevrim içi futbol menajerlik ve bilardo oyunlarına imza atan şirket, ilk Türk devasa çevrim içi rol yapma oyunu İstanbul Kıyamet Vakti'ni 2006 yılında çıkardı. Bu üç oyunun dağıtımcılığını da Mynet üstlendi. Aynı oyun için 2009, 2011 ve 2013 yıllarında üç ayrı genişleme paketi çıkartıldı. 2008'de açık beta sürümü yayımlanan, dünyanın ilk çevrim içi 11'e 11 futbol oyunu I Can Football, Compex 2009 Fuarı'nda yapılan lansmanla tam sürüme geçti. 2011 yılında, aksiyon/macera türünde bir video oyunu olan Süpercan, çocuklar içn ücretsiz olarak dağıtıldı. Aynı yıl lansmanı yapılan I Can Football 2'nin açık beta sürümü 2012 yılında yayımlanırken, oyunun dağıtımını TTnet üstlendi. Firma son oyunu Süpercan 2'yi 2012'de yayımladı.TTnet'in ar-ge departmanı Sobee, şirket vasfını yitirmesiyle birlikte, 2013 yılı kapsamında Tübitak tarafından desteklenen \"Fatih Projesi için Etkileşim Destekli 3D Harika Kitap Editörü\" projesi üzerinde çalıştı. 2016 yılının Nisan ayında ise Kader Mühürleri isimli devasa çevrim içi rol yapma oyununun açık beta sürümü yayımlandı.", "question": "Sobee tarafından çıkarılmış olan ilk Türk rol yapma oyunu nedir ?", "answers": {"answer_start": 467, "text": "İstanbul Kıyamet Vakti"}}, {"id": "5884", "context": "Türkiye Cumhuriyeti 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la İstanbul Darülfünunu'nun tüzel kişiliğini tanıdı.\r\n", "question": "Türkiye Cumhuriyeti hangi Kanun'la İstanbul Darülfünunu'nun tüzel kişiliğini tanıdı? ", "answers": {"answer_start": 19, "text": " 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı"}}, {"id": "5885", "context": "Osmanlı Devleti'nde Avrupa tarzında modern bir üniversite kurma girişimleri 1846'da başlamıştır. 1863, 1870 ve 1874'teki başarısız denemelerden sonra nihayet II. Abdülhamid'in fermanıyla 31 Ağustos 1900'de Darülfünûn-ı Şahane adı verilen ilk üniversite açılmıştır. İstanbul Üniversitesi, işte bu kurumun doğrudan devamıdır.\r\n", "question": "Darülfünûn-ı Şahane ne zaman açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "31 Ağustos 1900'de"}}, {"id": "5886", "context": "Osmanlı Devleti'nde Avrupa tarzında modern bir üniversite kurma girişimleri 1846'da başlamıştır. 1863, 1870 ve 1874'teki başarısız denemelerden sonra nihayet II. Abdülhamid'in fermanıyla 31 Ağustos 1900'de Darülfünûn-ı Şahane adı verilen ilk üniversite açılmıştır. İstanbul Üniversitesi, işte bu kurumun doğrudan devamıdır.\r\n", "question": "İstanbul Üniversitesi doğrudan devamı olduğu kabul edilen kurumun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Darülfünûn-ı Şahane"}}, {"id": "5887", "context": "Osmanlı Devleti'nde Avrupa tarzında modern bir üniversite kurma girişimleri 1846'da başlamıştır. 1863, 1870 ve 1874'teki başarısız denemelerden sonra nihayet II. Abdülhamid'in fermanıyla 31 Ağustos 1900'de Darülfünûn-ı Şahane adı verilen ilk üniversite açılmıştır. İstanbul Üniversitesi, işte bu kurumun doğrudan devamıdır.\r\n", "question": "Darülfünûn-ı Şahane kimin emriyle açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "II. Abdülhamid"}}, {"id": "5888", "context": "İstanbul Üniversitesi (kısaca İÜ), ana yerleşkesi İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan devlet üniversitesidir.\r\n", "question": "İstanbul Üniversitesi ana yerleşkesi hangi ilçede bulumaktadır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Fatih"}}, {"id": "5889", "context": "\r\n18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu neden 30 Mayıs 1453'e dayandırabiliriz?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından"}}, {"id": "5890", "context": "\r\n18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "İstanbul Üniveristesinin Darulfünun ile olan ilişkisi nedir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": " doğrudan devamıdır"}}, {"id": "5891", "context": "\r\n18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "Sahn-ı Seman medreseleri kimin emriyle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 298, "text": " Fatih Sultan Mehmet'in"}}, {"id": "5892", "context": "\r\n18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": " Darülfünun"}}, {"id": "5893", "context": "\r\n18 Kasım 1933'te Türkiye'nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurum, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamıdır. Ayrıca okulun bazı birimleri temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe kadar uzanır. Bugünkü hali 1933'te kurulmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi ne zaman öğrenim hayatına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "18 Kasım 1933'te "}}, {"id": "5894", "context": "2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir. İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır.", "question": "İstanbul Üniveristesi kaç yılından beri dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "2006"}}, {"id": "5895", "context": "2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir. İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır.", "question": "Üniversite nerenin en iyi 100 üniversitesi arasındadır?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "Asya Pasifik bölgesinin"}}, {"id": "5896", "context": "Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.", "question": "Yükseköğretim kimler tarafından verilmektedir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "öğretim üyesi ve öğretim elemanı"}}, {"id": "5897", "context": "Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.", "question": "Üniversitede yaklaşık kaç öğrenci öğrenim görmektedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "73.000"}}, {"id": "5898", "context": "İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşuna ilişkin tezler 1321 yılına kadar gidebilmektedir. Alman tarihçi Richard Honig, bugün Beyazıt Yerleşkesi'ndeki merkez binanın bulunduğu yerde Roma üniversiteleriyle eşdeğer nitelikte tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat eğitimi veren bir kurumdan söz eder ve bu kurumun kurulduğu 1 Mart 1321 tarihinin bir bakıma İstanbul'da eğitimin başlangıç tarihi olduğunu belirtir.\r\n", "question": "Richard Honig, bugün Beyazıt Yerleşkesi'ndeki merkez binanın bulunduğu yerde Roma üniversiteleriyle eşdeğer nitelikte ne eğitimi verildiğinden bahseder?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat"}}, {"id": "5899", "context": "İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşuna ilişkin tezler 1321 yılına kadar gidebilmektedir. Alman tarihçi Richard Honig, bugün Beyazıt Yerleşkesi'ndeki merkez binanın bulunduğu yerde Roma üniversiteleriyle eşdeğer nitelikte tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat eğitimi veren bir kurumdan söz eder ve bu kurumun kurulduğu 1 Mart 1321 tarihinin bir bakıma İstanbul'da eğitimin başlangıç tarihi olduğunu belirtir.\r\n", "question": "Alman tarihçi Richard Honig İstanbul'da eğitimin başlangıcını hangi tarihe dayandırmaktadır?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "1 Mart 1321"}}, {"id": "5900", "context": "Türk tarihçiler ise İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu 1453 olarak kabul ederler. İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te kentte yapılan toplantılarda kentte bir eğitim kurumunun kurulmasının kararlaştırılır. Bu karar üzerine 1470 yılında Fatih Camii çevresinde sekiz bölüm halinde açılan ve sekiz avlulu anlamına gelen Sahn-ı Seman Medreseleri günümüzde İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple İstanbul Üniversitesi'nin logosunda kuruluş tarihi 1453 olarak yazmaktadır. Bir dönem İstanbul Üniversitesi rektörlüğünü de üstlenen hukukçu Cemil Bilsel ise üniversitenin kuruluş yılının Sahn-ı Seman Medreseleri'nin açıldığı yıl olan 1470 olduğunu belirtir.", "question": "Üniversite'nin logosunda kuruluş yılı olarak ne yazmaktadır?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "1453"}}, {"id": "5901", "context": "Türk tarihçiler ise İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu 1453 olarak kabul ederler. İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te kentte yapılan toplantılarda kentte bir eğitim kurumunun kurulmasının kararlaştırılır. Bu karar üzerine 1470 yılında Fatih Camii çevresinde sekiz bölüm halinde açılan ve sekiz avlulu anlamına gelen Sahn-ı Seman Medreseleri günümüzde İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple İstanbul Üniversitesi'nin logosunda kuruluş tarihi 1453 olarak yazmaktadır. Bir dönem İstanbul Üniversitesi rektörlüğünü de üstlenen hukukçu Cemil Bilsel ise üniversitenin kuruluş yılının Sahn-ı Seman Medreseleri'nin açıldığı yıl olan 1470 olduğunu belirtir.", "question": "Cemil Birsel'e göre üniversitenin kuruluş yılı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 238, "text": " 1470"}}, {"id": "5902", "context": "Türk tarihçiler ise İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu 1453 olarak kabul ederler. İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te kentte yapılan toplantılarda kentte bir eğitim kurumunun kurulmasının kararlaştırılır. Bu karar üzerine 1470 yılında Fatih Camii çevresinde sekiz bölüm halinde açılan ve sekiz avlulu anlamına gelen Sahn-ı Seman Medreseleri günümüzde İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple İstanbul Üniversitesi'nin logosunda kuruluş tarihi 1453 olarak yazmaktadır. Bir dönem İstanbul Üniversitesi rektörlüğünü de üstlenen hukukçu Cemil Bilsel ise üniversitenin kuruluş yılının Sahn-ı Seman Medreseleri'nin açıldığı yıl olan 1470 olduğunu belirtir.", "question": "Sahn-ı Seman Medreseleri nerede açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Fatih Camii çevresinde"}}, {"id": "5903", "context": "Türk tarihçiler ise İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu 1453 olarak kabul ederler. İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te kentte yapılan toplantılarda kentte bir eğitim kurumunun kurulmasının kararlaştırılır. Bu karar üzerine 1470 yılında Fatih Camii çevresinde sekiz bölüm halinde açılan ve sekiz avlulu anlamına gelen Sahn-ı Seman Medreseleri günümüzde İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple İstanbul Üniversitesi'nin logosunda kuruluş tarihi 1453 olarak yazmaktadır. Bir dönem İstanbul Üniversitesi rektörlüğünü de üstlenen hukukçu Cemil Bilsel ise üniversitenin kuruluş yılının Sahn-ı Seman Medreseleri'nin açıldığı yıl olan 1470 olduğunu belirtir.", "question": "Sahn-ı Seman ne anlama gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "sekiz avlulu"}}, {"id": "5904", "context": "Lağvedilen Fatih ve Süleymaniye Medreseleri, 7 Ekim 1925'te Darülfünun'a bağlı İlahiyat Fakültesi olarak \"reorganize\" edildi. (1925-26 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte, 1933 Üniversite Reformu sonucunda Yüksek İslam Enstitüsüne çevrildi, ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığından kapatıldı.)", "question": "Darülfünun'a bağlı İlahiyat Fakültesi neyin bir sonucu olarak Yüksek İslam Enstitüsüne dönüştürülmüştür?", "answers": {"answer_start": 177, "text": " 1933 Üniversite Reformu"}}, {"id": "5905", "context": "Lağvedilen Fatih ve Süleymaniye Medreseleri, 7 Ekim 1925'te Darülfünun'a bağlı İlahiyat Fakültesi olarak \"reorganize\" edildi. (1925-26 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte, 1933 Üniversite Reformu sonucunda Yüksek İslam Enstitüsüne çevrildi, ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığından kapatıldı.)", "question": "Yüksek İslam Enstitüsü neden kapatıldı?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "20 öğrencisi kaldığından"}}, {"id": "5906", "context": "Yönetim ile üniversiteyi karşı karşıya getiren ilk olay, 1923'te Cumhuriyet'in ilanı üzerine bir kutlama mesajı gönderilmesi teklifine, Darülfünun Talebe Birliği genel kurulunun, \"üniversitenin siyasi akımların dışında kalması kanaatiyle\" karşı çıkması oldu.\r\n", "question": "Darülfünun Talebe Birliği genel kurulu Cumhuriyet'in ilanı üzerine bir kutlama mesajı gönderilmesi teklifine ne gerekçeyle karşı çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "üniversitenin siyasi akımların dışında kalması kanaatiyle"}}, {"id": "5907", "context": "Yönetim ile üniversiteyi karşı karşıya getiren ilk olay, 1923'te Cumhuriyet'in ilanı üzerine bir kutlama mesajı gönderilmesi teklifine, Darülfünun Talebe Birliği genel kurulunun, \"üniversitenin siyasi akımların dışında kalması kanaatiyle\" karşı çıkması oldu.\r\n", "question": "Yönetim ile üniversite ilk olarak kaç yılında anlaşmazlık yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "1923"}}, {"id": "5908", "context": "İkinci bir olay, harf devrimi konusunda bazı Darülfünun hocalarının çekinceler ifade etmeleri idi. Ancak bardağı taşıran damla, Atatürk'ün 1930'dan itibaren benimsediği Türk tarih ve dil tezlerine Darülfünun'un ilgi göstermemesidir. 1930 Aralığındaki Darülfünun ziyareti sırasında, \"Ankara, Ege, Aka, Eti, ata, arkeos, amiral, kaptan\" kelimelerinin kökeni hakkında sınadığı bazı profesörlerin kuşkucu yaklaşımları, Atatürk'ü kızdırmıştır.", "question": "Atatürk Türk tarih ve dil tezlerini hangi yıldan itibaren benimsemiştir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "1930"}}, {"id": "5909", "context": "İkinci bir olay, harf devrimi konusunda bazı Darülfünun hocalarının çekinceler ifade etmeleri idi. Ancak bardağı taşıran damla, Atatürk'ün 1930'dan itibaren benimsediği Türk tarih ve dil tezlerine Darülfünun'un ilgi göstermemesidir. 1930 Aralığındaki Darülfünun ziyareti sırasında, \"Ankara, Ege, Aka, Eti, ata, arkeos, amiral, kaptan\" kelimelerinin kökeni hakkında sınadığı bazı profesörlerin kuşkucu yaklaşımları, Atatürk'ü kızdırmıştır.", "question": "Atatürk Darülfünun ziyareti sırasında hangi sözcüklerin kökeni hakkında profesörleri sınamıştır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Ankara, Ege, Aka, Eti, ata, arkeos, amiral, kaptan"}}, {"id": "5910", "context": "1932 Türk Tarih Kongresinde, bazı profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla Gazi'nin tezlerine karşı çıkmaları, Darülfünun'un sonunu getirdi. İlhan Başgöz'ün deyimiyle:\r\nKongreden iki ay sonra sonra, Türk tarih tezinin ateşli savunucusu, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip Maarif Vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi.Bu kapsamda, İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması sağlandı. Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor üzerine 1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ile Darülfünun ve ona bağlı bütün kurumlar, kadro ve örgütüyle lağvedildi. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. 18 Kasım 1933'te Türkiye'nin \"ilk ve tek\" üniversitesi olarak eğitime başladı.\r\n", "question": " İstanbul Üniversitesi ne zaman eğitime başladı?", "answers": {"answer_start": 868, "text": "18 Kasım 1933'te"}}, {"id": "5911", "context": "1932 Türk Tarih Kongresinde, bazı profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla Gazi'nin tezlerine karşı çıkmaları, Darülfünun'un sonunu getirdi. İlhan Başgöz'ün deyimiyle:\r\nKongreden iki ay sonra sonra, Türk tarih tezinin ateşli savunucusu, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip Maarif Vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi.Bu kapsamda, İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması sağlandı. Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor üzerine 1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ile Darülfünun ve ona bağlı bütün kurumlar, kadro ve örgütüyle lağvedildi. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. 18 Kasım 1933'te Türkiye'nin \"ilk ve tek\" üniversitesi olarak eğitime başladı.\r\n", "question": "Darülfünun'un yerine kurulacak yeni üniversite kime bağlı olacaktı?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "Maarif Vekâletine"}}, {"id": "5912", "context": "1932 Türk Tarih Kongresinde, bazı profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla Gazi'nin tezlerine karşı çıkmaları, Darülfünun'un sonunu getirdi. İlhan Başgöz'ün deyimiyle:\r\nKongreden iki ay sonra sonra, Türk tarih tezinin ateşli savunucusu, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip Maarif Vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi.Bu kapsamda, İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması sağlandı. Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor üzerine 1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ile Darülfünun ve ona bağlı bütün kurumlar, kadro ve örgütüyle lağvedildi. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. 18 Kasım 1933'te Türkiye'nin \"ilk ve tek\" üniversitesi olarak eğitime başladı.\r\n", "question": "1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ne üzerine çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 541, "text": " Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor"}}, {"id": "5913", "context": "1932 Türk Tarih Kongresinde, bazı profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla Gazi'nin tezlerine karşı çıkmaları, Darülfünun'un sonunu getirdi. İlhan Başgöz'ün deyimiyle:\r\nKongreden iki ay sonra sonra, Türk tarih tezinin ateşli savunucusu, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip Maarif Vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi.Bu kapsamda, İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması sağlandı. Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor üzerine 1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ile Darülfünun ve ona bağlı bütün kurumlar, kadro ve örgütüyle lağvedildi. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. 18 Kasım 1933'te Türkiye'nin \"ilk ve tek\" üniversitesi olarak eğitime başladı.\r\n", "question": " Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması istenilen kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 439, "text": " İsviçreli eğitimci Albert Malche "}}, {"id": "5914", "context": "Üniversitenin Beyazıt Meydanı'na açılan anıtsal giriş kapısının iki tarafında yer alan Mustafa Şem'i Pek imzalı eklektik saat kuleleri 1865 yılında yaptırılmıştır.", "question": "Üniversitenin Beyazıt Meydanı'na açılan anıtsal giriş kapısının iki tarafında yer alan eklektik saat kulelerini kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Mustafa Şem'i Pek"}}, {"id": "5915", "context": "İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan \"yılanlı amblem\" 1243 tarihli Selçuklu Şifa Yurdu motiflerinden Prof. Süheyl Ünver tarafından ilham alınarak tasarlanmıştır.\r\n", "question": "İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan yılanlı amblem nereden ilham alınarak tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1243 tarihli Selçuklu Şifa Yurdu motiflerinden"}}, {"id": "5916", "context": "İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan \"yılanlı amblem\" 1243 tarihli Selçuklu Şifa Yurdu motiflerinden Prof. Süheyl Ünver tarafından ilham alınarak tasarlanmıştır.\r\n", "question": "İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan yılanlı amblemi kim tasarlamştır?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Prof. Süheyl Ünver"}}, {"id": "5917", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Prof. Dr. Ali Murat Daryal hangi yıl emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "1998"}}, {"id": "5918", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Danyal Arap-Fars Filolojisi Bölümünün yanı sıra hangi bölümü de bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Psikoloji"}}, {"id": "5919", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Taksim Erkek Lisesi"}}, {"id": "5920", "context": "Ali Murat Daryal Türk İlahiyat profesörü. 1931’de İstanbul’da doğdu. 15 mart 2017 tarihinde vefat etti. 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İâhiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak öğretime devam etti.", "question": "Ali Murat Daryal hangi tarihte vefat etti?,", "answers": {"answer_start": 69, "text": "15 mart 2017"}}, {"id": "5921", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "Muzaffer Ersoy'un uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yaratan makalesinin konusu nedir ?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "Anti-fetal serum üretimi"}}, {"id": "5922", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "William Dameshek"}}, {"id": "5923", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "Muzaffer Ersoy'un 1952 yılında ABD'ye gitmesinin sebebi nedir ?", "answers": {"answer_start": 273, "text": "hematolojide uzmanlık"}}, {"id": "5924", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "Muzaffer Ersoy uzman statüsünü hangi yılda kazanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 199, "text": " 1947 "}}, {"id": "5925", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "Muzaffer Aksoy hangi yılda üniversiteden mezun olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": " 1940 yılında"}}, {"id": "5926", "context": "1934 yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Şişli Çocuk ve Vakıf Gureba hastanelerinde iç hastalıkları uzmanlığı yaptı. Uzman statüsü kazandığı 1947 yılından 1957'ye kadar Mersin Devlet Hastanesi'nde çalıştı. 1952'de hematolojide uzmanlık için ABD'ye giderek Boston'da 'Blood' dergisinin kurucusu ve başyazarı William Dameshek'in klinik ve laboratuvarında kan alanında çalışmalar yaptı. 'Anti-fetal serum üretimi' üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı makalesi, 1955'te İsviçre'de bir bilim dergisinde yayımlandığında uluslararası tıp topluluğunda büyük yankı yarattı. Aksoy'un ayakkabıcılar üzerindeki istatistiki çalışmaları sonucunda benzen'in lösemiye yol açtığı gerçeği ortaya çıktı.", "question": "Muzaffer Aksoy hangi lisede eğitim görmüştür ?", "answers": {"answer_start": 12, "text": " İstanbul Erkek Lisesi"}}, {"id": "5927", "context": "1961'de doçent, 1966'da profesör oldu. 1985 yılında emekliye ayrıldı. Benzen kullanan kundura üreticilerinde kansere yakalanma sıklığı üzerine yazarak yayımladığı makale üzerine ABD hükümetinin açtığı davaya birinci derece tanık olarak çağrıldı. Bu dava sonucunda ABD'de sekiz saatlik çalışma süresince maruz kalınacak benzen oranı 10'dan 1 ppm'e düşürüldü. Emekli olmasına karşın çalışmayı bırakmayan Muzaffer Aksoy, haftada birer gün Esnaf Hastanesi ve İstanbul Tıp Fakültesi hastanelerine giderek görev yaptı. Akdeniz anemisi üzerine araştırmalar yaparken yeni bir hemoglobin türü bularak buna Hemoglobin İstanbul adını verdi.\r\n\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy bulduğu yeni hemoglobin türüne ne ad vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "Hemoglobin İstanbul"}}, {"id": "5928", "context": "1961'de doçent, 1966'da profesör oldu. 1985 yılında emekliye ayrıldı. Benzen kullanan kundura üreticilerinde kansere yakalanma sıklığı üzerine yazarak yayımladığı makale üzerine ABD hükümetinin açtığı davaya birinci derece tanık olarak çağrıldı. Bu dava sonucunda ABD'de sekiz saatlik çalışma süresince maruz kalınacak benzen oranı 10'dan 1 ppm'e düşürüldü. Emekli olmasına karşın çalışmayı bırakmayan Muzaffer Aksoy, haftada birer gün Esnaf Hastanesi ve İstanbul Tıp Fakültesi hastanelerine giderek görev yaptı. Akdeniz anemisi üzerine araştırmalar yaparken yeni bir hemoglobin türü bularak buna Hemoglobin İstanbul adını verdi.\r\n\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy emekli olduktan sonra hangi hastanelerde görev yapmaya devam etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Esnaf Hastanesi ve İstanbul Tıp Fakültesi"}}, {"id": "5929", "context": "1961'de doçent, 1966'da profesör oldu. 1985 yılında emekliye ayrıldı. Benzen kullanan kundura üreticilerinde kansere yakalanma sıklığı üzerine yazarak yayımladığı makale üzerine ABD hükümetinin açtığı davaya birinci derece tanık olarak çağrıldı. Bu dava sonucunda ABD'de sekiz saatlik çalışma süresince maruz kalınacak benzen oranı 10'dan 1 ppm'e düşürüldü. Emekli olmasına karşın çalışmayı bırakmayan Muzaffer Aksoy, haftada birer gün Esnaf Hastanesi ve İstanbul Tıp Fakültesi hastanelerine giderek görev yaptı. Akdeniz anemisi üzerine araştırmalar yaparken yeni bir hemoglobin türü bularak buna Hemoglobin İstanbul adını verdi.\r\n\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy ne zaman emekli olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "1985 yılında"}}, {"id": "5930", "context": "Uluslararası alanda 150'den fazla makalesi olan Aksoy adına İstanbul Tabip Odası tarafından \"Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Ödülü\" adlı bir ödül oluşturulmuştur. Kendi adına yazılmış, \"Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy\" adlı bir kitap bulunmaktadır. 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alan Aziz Sancar'ın Nobel konuşmasında teşekkür ettiği dört akıl hocasından biri olmuştur.\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy'un uluslararası alanda ne kadar makalesi vardır ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "150'den fazla"}}, {"id": "5931", "context": "Uluslararası alanda 150'den fazla makalesi olan Aksoy adına İstanbul Tabip Odası tarafından \"Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Ödülü\" adlı bir ödül oluşturulmuştur. Kendi adına yazılmış, \"Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy\" adlı bir kitap bulunmaktadır. 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alan Aziz Sancar'ın Nobel konuşmasında teşekkür ettiği dört akıl hocasından biri olmuştur.\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy'un kendi adına yazılan kitabın ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy"}}, {"id": "5932", "context": "Uluslararası alanda 150'den fazla makalesi olan Aksoy adına İstanbul Tabip Odası tarafından \"Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Ödülü\" adlı bir ödül oluşturulmuştur. Kendi adına yazılmış, \"Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy\" adlı bir kitap bulunmaktadır. 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alan Aziz Sancar'ın Nobel konuşmasında teşekkür ettiği dört akıl hocasından biri olmuştur.\r\n", "question": "Muzaffer Ersoy adına oluşturulan ödülün adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Ödülü"}}, {"id": "5933", "context": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Akgüner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 1982'de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 1982-1984 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yardımcı doçentlik yaptı. 1984'te doçent ünvanını aldı. 1988'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda profesör oldu. 1992'ye kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1990-1992 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 1992'den 1993'e kadar çalışan Akgüner, 1993-1996 yılları arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1993-1997 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyeliği, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (1999-2004) gibi çeşitli görevlerde bulunmuş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevi, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Lefke Avrupa üniversitesi Öğretim Üyesidir. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyesidir.", "question": "Tayfun Akgüner hangi yıllar arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcılığı görevini yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 477, "text": "1990-1992"}}, {"id": "5934", "context": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Akgüner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 1982'de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 1982-1984 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yardımcı doçentlik yaptı. 1984'te doçent ünvanını aldı. 1988'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda profesör oldu. 1992'ye kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1990-1992 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 1992'den 1993'e kadar çalışan Akgüner, 1993-1996 yılları arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1993-1997 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyeliği, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (1999-2004) gibi çeşitli görevlerde bulunmuş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevi, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Lefke Avrupa üniversitesi Öğretim Üyesidir. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyesidir.", "question": "Tayfun Akgüner hangi tarihte profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "1988'de"}}, {"id": "5935", "context": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Akgüner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 1982'de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 1982-1984 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yardımcı doçentlik yaptı. 1984'te doçent ünvanını aldı. 1988'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda profesör oldu. 1992'ye kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1990-1992 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 1992'den 1993'e kadar çalışan Akgüner, 1993-1996 yılları arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1993-1997 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyeliği, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (1999-2004) gibi çeşitli görevlerde bulunmuş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevi, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Lefke Avrupa üniversitesi Öğretim Üyesidir. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyesidir.", "question": "Tayfun Akgüner hangi fakültede yardımcı doçentlik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde"}}, {"id": "5936", "context": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Akgüner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 1982'de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 1982-1984 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yardımcı doçentlik yaptı. 1984'te doçent ünvanını aldı. 1988'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda profesör oldu. 1992'ye kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1990-1992 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 1992'den 1993'e kadar çalışan Akgüner, 1993-1996 yılları arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1993-1997 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyeliği, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (1999-2004) gibi çeşitli görevlerde bulunmuş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevi, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Lefke Avrupa üniversitesi Öğretim Üyesidir. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyesidir.", "question": "Tayfun Akgüner doçentlik ünvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "1984'te "}}, {"id": "5937", "context": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Akgüner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalıştı. 1982'de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 1982-1984 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yardımcı doçentlik yaptı. 1984'te doçent ünvanını aldı. 1988'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda profesör oldu. 1992'ye kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1990-1992 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 1992'den 1993'e kadar çalışan Akgüner, 1993-1996 yılları arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1993-1997 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliği, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyeliği, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (1999-2004) gibi çeşitli görevlerde bulunmuş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevi, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Lefke Avrupa üniversitesi Öğretim Üyesidir. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu üyesidir.", "question": "Tayfun Akgüner yardımcı doçentlik ünvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "1982'de "}}, {"id": "5938", "context": "ARIBA, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Güneş Arabası Ekibinin üretiği güneş enerjili elektrikli yarış araçlarının genel adıdır. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin logosu olan \"Arı\" ile \"Araba\" kelimeleri birleştirilerek türetilmiştir. Ekip, 2004 yılında İTÜ Güneş Arabası Ekibi adı altında kurulmuştur. Üyelerini İTÜ mühendislik bölümlerinin lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Proje genel itibarı ile elektrik mühendisliği, makina mühendisliği, metalurji ve malzeme mühendisliği, işletme mühendisliği, kontrol mühendisliği, elektronik mühendisliği, telekomünikasyon mühendisliği, uzay mühendisliği ve uçak mühendisliği bölümlerinin araştırma konusuna girmektedir.", "question": "İTÜ Güneş Arabası Ekibini kimler oluşturmaktadır?", "answers": {"answer_start": 312, "text": "İTÜ mühendislik bölümlerinin lisans öğrencileri"}}, {"id": "5939", "context": "ARIBA, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Güneş Arabası Ekibinin üretiği güneş enerjili elektrikli yarış araçlarının genel adıdır. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin logosu olan \"Arı\" ile \"Araba\" kelimeleri birleştirilerek türetilmiştir. Ekip, 2004 yılında İTÜ Güneş Arabası Ekibi adı altında kurulmuştur. Üyelerini İTÜ mühendislik bölümlerinin lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Proje genel itibarı ile elektrik mühendisliği, makina mühendisliği, metalurji ve malzeme mühendisliği, işletme mühendisliği, kontrol mühendisliği, elektronik mühendisliği, telekomünikasyon mühendisliği, uzay mühendisliği ve uçak mühendisliği bölümlerinin araştırma konusuna girmektedir.", "question": "ARIBA hangi sözcüklerden türetilmiştir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "\"Arı\" ile \"Araba\""}}, {"id": "5940", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Yeşilköy Tayyare Mektebi müdürlüğüne kim getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 316, "text": "hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac"}}, {"id": "5941", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi çalışmaları ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında"}}, {"id": "5942", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Bu okulun ilk öğretmen plotu kimdir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "Fransız Marki De Gois De Mezeyrac"}}, {"id": "5943", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Tayyare Mektebi ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında"}}, {"id": "5944", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Tayyare Mektebi neden kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için"}}, {"id": "5945", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Tayyare Mektebi nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 113, "text": " Yeşilköy'de"}}, {"id": "5946", "context": "Tayyare mektebi, Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur. Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında başlanmış olan Askeri Havacılık Teşkilatının geliştirilmesi, eğitimi ve personelin yetiştirilmesi amacıyla Fransa'dan hava yüzbaşısı Marki De Gois De Mezeyrac sözleşme ile Yeşilköy Tayyare Mektebi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Böylece, bu okulda eğitim veren ilk öğretmen pilot Fransız Marki De Gois De Mezeyrac olmuştur.\r\n", "question": "Tayyare Mektebi nedir?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "uçuş okuludur. "}}, {"id": "5947", "context": "Okulun bölümleri müdüriyet, zabit, makinist ve nöbetçi ofisleri idi. Bu bölümlerle birlikte bir de küçük bir hastanesi bulunmakta idi. Aynı zamanda bir tamirhanesi, depoları, yeraltına yerleştirilmiş benzin depoları, hangarları, otomobil garajları ve hayvan ahırları da inşa edilmiş idi.\r\n\r\nÖğretim süresi 3 ay olan okula her yıl 3 devre olarak öğrenci alınması ve yetiştirilmesi düşünülmüştü. Her devrede 15 ile 20 arasında olmak üzere toplamda bir yıl boyunca 45 ile 60 pilot yetiştirilmesi planlanmıştı.\r\n", "question": "Tayyare Mektebi bir yıl boyunca kaç pilot yetiştirmekteydi?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "45 ile 60 pilot"}}, {"id": "5948", "context": "Okulun bölümleri müdüriyet, zabit, makinist ve nöbetçi ofisleri idi. Bu bölümlerle birlikte bir de küçük bir hastanesi bulunmakta idi. Aynı zamanda bir tamirhanesi, depoları, yeraltına yerleştirilmiş benzin depoları, hangarları, otomobil garajları ve hayvan ahırları da inşa edilmiş idi.\r\n\r\nÖğretim süresi 3 ay olan okula her yıl 3 devre olarak öğrenci alınması ve yetiştirilmesi düşünülmüştü. Her devrede 15 ile 20 arasında olmak üzere toplamda bir yıl boyunca 45 ile 60 pilot yetiştirilmesi planlanmıştı.\r\n", "question": "Tayyare Mektebinin eğitim süresi kaç aydır?", "answers": {"answer_start": 305, "text": " 3 ay"}}, {"id": "5949", "context": "Okulun bölümleri müdüriyet, zabit, makinist ve nöbetçi ofisleri idi. Bu bölümlerle birlikte bir de küçük bir hastanesi bulunmakta idi. Aynı zamanda bir tamirhanesi, depoları, yeraltına yerleştirilmiş benzin depoları, hangarları, otomobil garajları ve hayvan ahırları da inşa edilmiş idi.\r\n\r\nÖğretim süresi 3 ay olan okula her yıl 3 devre olarak öğrenci alınması ve yetiştirilmesi düşünülmüştü. Her devrede 15 ile 20 arasında olmak üzere toplamda bir yıl boyunca 45 ile 60 pilot yetiştirilmesi planlanmıştı.\r\n", "question": "Tayyare Mektebinin bölümleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "müdüriyet, zabit, makinist ve nöbetçi ofisleri"}}, {"id": "5950", "context": "Okulda pilotluğun yanında teorik motor ve uçak bilgisi dersleri de veriliyordu. Bu dönemde Tayyareci Üsteğmen Midhat Nuri 1914 yılında \"Vasıtai Tayyare\" isimli ilk Türkçe teknik uçuş kitabını yayınlatmıştı.", "question": "Vasıtai Tayyare kitabının özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "ilk Türkçe teknik uçuş kitabı"}}, {"id": "5951", "context": "Okulda pilotluğun yanında teorik motor ve uçak bilgisi dersleri de veriliyordu. Bu dönemde Tayyareci Üsteğmen Midhat Nuri 1914 yılında \"Vasıtai Tayyare\" isimli ilk Türkçe teknik uçuş kitabını yayınlatmıştı.", "question": "Tayyareci Üsteğmen Midhat Nuri hangi kitabı çıkarmıştır?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Vasıtai Tayyare"}}, {"id": "5952", "context": "Okulda pilotluğun yanında teorik motor ve uçak bilgisi dersleri de veriliyordu. Bu dönemde Tayyareci Üsteğmen Midhat Nuri 1914 yılında \"Vasıtai Tayyare\" isimli ilk Türkçe teknik uçuş kitabını yayınlatmıştı.", "question": "Okulda pilotluğa ek olarak verilen dersler nelerdi?", "answers": {"answer_start": 25, "text": " teorik motor ve uçak bilgisi dersleri"}}, {"id": "5953", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî'nin mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 932, "text": "İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır."}}, {"id": "5954", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî derviş kılığında nereleri gezmiştir?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "Anadolu"}}, {"id": "5955", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Kim tarafından Bahaüddin Amilî'ye şeyhülislam unvanı verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "I. Şah Abbas tarafında"}}, {"id": "5956", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî kaç yıl boyunca seyahatlere çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 734, "text": "Otuz yıl boyunca "}}, {"id": "5957", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "İsfahan'daki hangi yerler Bahaüddin Amilî'ye atfedilir?", "answers": {"answer_start": 655, "text": "Çarbek Caddesi"}}, {"id": "5958", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî hangi dillerde çalışma yapmış ve kitap yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 562, "text": "Farsça"}}, {"id": "5959", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî kaç tane kitap yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "yüzün üzerinde"}}, {"id": "5960", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî islam felsefesindeki hangi geleneğin kurucularındandır?", "answers": {"answer_start": 440, "text": "İsfahan Okulu"}}, {"id": "5961", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî küçük yaşta osmanlıdan nereye göç etmiştir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Safevi İran'ına"}}, {"id": "5962", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Lübnanın güneyindeki Baalbek'de"}}, {"id": "5963", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî hangi alanlarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "astronom"}}, {"id": "5964", "context": "Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (ölmü hicri, 1031/miladi, 1622), Şeyh-i Bahai (شیخ بهایی) olarak da bilinir, müderris, mutasavvıf, mimar, matematikçi , şair ve astronomdur. Lübnanın güneyindeki Baalbek'de doğmuştur. Bu dönem Osmanlı vatandaşı iken, çocuk yaşta babasıyla birlikte Safevi İran'ına göçmüştür. İslam dünyasında Kopernik Kuramı'ndan önce dünyanın hareketini öngören ilk astronomlardandır. İslam felsefesinde İsfahan Okulu adı verilen bir geleneğin kurucularındandır. Molla Sadra'nın da hocalarındandır. Farklı konularda Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde çalışma ve kitap yazdı. İsfahan'daki Nkş-ı Cihan meydanı ve Çarbek Caddesi ona atfedilir. Herat’a taşındıktan sonra eser vermekle uğraştı. Otuz yıl boyunca seyahatlere çıktı. I. Şah Abbas tarafından takdir edildi ve kendisine şeyhülislâm unvanı verildi. Daha sonra derviş kılığında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu gezdi; Mezarı İran'ın Meşhed şehrinde İmam Rıza anıtı yakınlarındadır.", "question": "Bahaüddin Amilî ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "miladi, 1622"}}, {"id": "5965", "context": "Chicago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. On yıl Türkiye ve Kıbrıs'a dönemedi.", "question": "Vamık Volkan'a gelen mektupta eczanede öldürülen kimdi?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "en yakın arkadaşı"}}, {"id": "5966", "context": "Vamık Cemal Volkan (1932, Lefkoşa), Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörü.", "question": "Vamık Volkan nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Lefkoşa"}}, {"id": "5967", "context": "Vamık Cemal Volkan (1932, Lefkoşa), Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörü.", "question": "Vamık Volkan kaç yılında doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1932"}}, {"id": "5968", "context": "Vamık Cemal Volkan (1932, Lefkoşa), Kıbrıs Türkü psikiyatri profesörü.", "question": "Vamık Volkan hangi alanda uzmanlaşmıştır ?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "psikiyatri "}}, {"id": "5969", "context": "Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu.", "question": "Vamık Volkan hangi yıl mezun oldu ?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "1956"}}, {"id": "5970", "context": "Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu.", "question": "Vamık Volkan nereden mezun oldu ?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "5971", "context": "Lefkoşa'da dünyaya geldi. Kıbrıs İslam Lisesi'nde okudu; son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu.", "question": "Vamık Volkan lise eğitimini hangi lisede aldı ?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Kıbrıs İslam Lisesi"}}, {"id": "5972", "context": "2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı.", "question": "Vamık Volkan üniversite hastahanesinde kaç yıl başhekimlik yaptı ?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "18 "}}, {"id": "5973", "context": "2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı.", "question": "Vamık Volkan kaç yıl ders verdi ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "45 "}}, {"id": "5974", "context": "2002'ye kadar 45 yıl Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı.", "question": "Vamık Volkan hangi okulda ders verdi ?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Virginia Üniversitesi"}}, {"id": "5975", "context": "Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi \"Kendi divanında bir psikanalist\" isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan'ın kaç tane makalesi yayınlandı ?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "400'ü aşkın "}}, {"id": "5976", "context": "Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi \"Kendi divanında bir psikanalist\" isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan'ın biyografi kıtabının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Kendi divanında bir psikanalist"}}, {"id": "5977", "context": "Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi \"Kendi divanında bir psikanalist\" isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan'ın biyografisini kim yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "Ferhat Atik"}}, {"id": "5978", "context": "Kırk kitap çalışması yaptı ve 400'ü aşkın bilimsel makale yayımladı. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Ayrıca yazar Ferhat Atik tarafından biyografisi \"Kendi divanında bir psikanalist\" isimli kitapta yazılmıştır.", "question": "Vamık Volkan Nobel Barış Ödülüne aday gösterlimsesinin sebebi nedir ?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Psikopolitik teoriler ve dünyanın sorunlu birçok yerinde barış için yaptığı çalışmalar"}}, {"id": "5979", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolu tamamlandığında ne olacaktır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi"}}, {"id": "5980", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolu nerede görev yapacaktır?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "Karadeniz, Ege ve Akdeniz de"}}, {"id": "5981", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolunun kapasitesi nedir?", "answers": {"answer_start": 280, "text": " tam donanımlı 8 helikopter"}}, {"id": "5982", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolu projesine ne zaman başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "2014"}}, {"id": "5983", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolu nerede üretilmektedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "SEDEF tersanesi"}}, {"id": "5984", "context": "TCG Anadolu, yapımını SEDEF tersanesinin üstlendiği ve yapımı süren, Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir. Yapımı tamamlandığında Türk Deniz Kuvvetlerinin amiral gemisi olacaktır. 2014 de çalışmalara başlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan TCG Anadolu tam donanımlı 8 helikopter bulundurabilecek. Kıtalararası görevlere çıkabilecek elverişliğe sahip olan TCG Anadolu, aktif olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz de görevini sürdürmesi düşünülmektedir.", "question": "TCG Anadolu nedir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Türkiye'nin en büyük askeri gemisidir"}}, {"id": "5985", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolu'da görev alması için sipariş edilecek olan uçak nedir?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "Lockheed Martin F-35B modeli"}}, {"id": "5986", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolunun savaş uçakalrına sağladığı kolaylık nedir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "12 derecelik eğimi"}}, {"id": "5987", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolu kaç deniz çıkarma aracı bulunduracak?", "answers": {"answer_start": 581, "text": "8"}}, {"id": "5988", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolunun kullanım maksadı nedir?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "Çok amaçlı amfibi hücum gemisi"}}, {"id": "5989", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolu ne zaman göreve başlayacaktır?", "answers": {"answer_start": 802, "text": "2021 yılında"}}, {"id": "5990", "context": "TCG Anadolu 12 derecelik eğimi ile üzerinden savaş uçaklarının kalkışını kolaylaştıracak. Bu sayede helikopterler dışında uçakların kullanımında kolaylık sağlayacak. TCG Anadolu gemisinde görev alması için ileriki zamanlarda kısa kalkış, dikey iniş yapabilen Lockheed Martin F-35B modeli sipariş edilmesi de planlanmaktadır. Çok amaçlı amfibi hücum gemisi maksadı ile kullanılacak olan TCG Anadolu toplamda 1400 kişiyi taşıyabilecek. 1 amfibi taburunu iletişim, muharebe ve destek araçlarına ihtiyaç duymadan istenilen bölgeye çıkartma yapabilecek. 700 kişilik amfibi gücü dışında 8 deniz çıkarma aracını bulundurabilecek. Ayrıca TCG Anadolu gemisi içinde ameliyathane, diş tedavi üniteleri ve yoğun bakım ile enfeksiyon odalarının da bulunduğu en az 30 yatak kapasiteli askeri hastaneye sahip olacak. 2021 yılında denize indirilip deniz kuvvetleri komutanlığında göreve başlaması planlanmaktadır.", "question": "TCG Anadolunun toplam personel kapasitesi kaç kişidir?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "1400 kişi"}}, {"id": "5997", "context": "Abd Ali ibn Muhammed ibn Hüseyin Birjandi (), İran'da yaşayan önemli bir 16. yüzyıl Pers astronom, matematikçi ve fizikçi.", "question": "El-Bircendi'nin çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "astronom, matematikçi ve fizikçi."}}, {"id": "5998", "context": "Abd Ali ibn Muhammed ibn Hüseyin Birjandi (), İran'da yaşayan önemli bir 16. yüzyıl Pers astronom, matematikçi ve fizikçi.", "question": "Abd Ali ibn Muhammed ibn Hüseyin Birjandi nerede yaşamaktadır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "İran'da"}}, {"id": "5999", "context": "Kozmosun yapısını araştırırken, el-Birjandi Dünya'nın dönmesi hakkında Ali Kuşçu'nun yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etti. Dünya hareketl, olsaydı ne olabileceği hakkında yaptığı analizde, o \"dairesel Eylemsizlik\" Galileo Galilei kavramına benzer bir hipotez geliştirmiştir.", "question": "El-Bircendi Ali Kuşçu'nun hangi alan üzerine yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Dünya'nın dönmesi hakkında"}}, {"id": "6000", "context": "Kozmosun yapısını araştırırken, el-Birjandi Dünya'nın dönmesi hakkında Ali Kuşçu'nun yazdığı araştırmaları tartışmaya devam etti. Dünya hareketl, olsaydı ne olabileceği hakkında yaptığı analizde, o \"dairesel Eylemsizlik\" Galileo Galilei kavramına benzer bir hipotez geliştirmiştir.", "question": "El-Bircendi'nin Dünya'nın hareketli olup olmaması ile ilgili geliştirdiği hipozetin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "dairesel Eylemsizlik"}}, {"id": "6001", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr'in hangi valinin beraberinde katiplik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "Granada valisinin "}}, {"id": "6002", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr'in babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "devlet memuru"}}, {"id": "6003", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr kaynaklara göre kaç yılında İspanya'da yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "740 yılında"}}, {"id": "6004", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr aslen nerelidir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Endülüs asıllı"}}, {"id": "6005", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "şair ve yazar"}}, {"id": "6006", "context": "Tam adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezdinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.", "question": "İbn-i Cübeyr'in gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani"}}, {"id": "6007", "context": "1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti. Mekke'de sekiz ay kaldı. Daha sonra Medine'ye geçti burada da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti. Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tyre)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti. 1184 yılında zor şartlarla Messina'ya ulaştı. Hava şartlar yüzünden bir süre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü. İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti.", "question": "İbn-i Cübeyr Orta Doğu yolculuğu sırasında Mesina'da bir süre kalmasının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "Hava şartlar"}}, {"id": "6008", "context": "1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti. Mekke'de sekiz ay kaldı. Daha sonra Medine'ye geçti burada da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti. Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tyre)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti. 1184 yılında zor şartlarla Messina'ya ulaştı. Hava şartlar yüzünden bir süre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü. İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti.", "question": "İbn-i Cübeyr'in Orta Doğu yolculuğu boyunca yanında kim vardı?", "answers": {"answer_start": 710, "text": "doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday"}}, {"id": "6009", "context": "1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti. Mekke'de sekiz ay kaldı. Daha sonra Medine'ye geçti burada da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti. Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tyre)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti. 1184 yılında zor şartlarla Messina'ya ulaştı. Hava şartlar yüzünden bir süre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü. İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti.", "question": "İbn-i Cübeyr hac ibadeti için gittiği Mekke'de ne kadar süre boyunca kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "sekiz ay"}}, {"id": "6010", "context": "İbn-i Cübeyr daha sonra 1189-1191 yıllarında ikinci bir hac yolculuğuna çıktı. Bu seyahat ile ilgili detaylı bilgi yoktur. Arkasından 1217 yılında üçüncü bir hac yolculuğuna daha çıktı ve bu seyahatinde İskenderiye'den ilerisine gidemedi ve orada öldü.", "question": "İbn-i Cübeyr ikinci hac ibadeti için hangi tarihlerde yolculuğa çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "1189-1191 yıllarında"}}, {"id": "6011", "context": "İbn-i Cübeyr daha sonra 1189-1191 yıllarında ikinci bir hac yolculuğuna çıktı. Bu seyahat ile ilgili detaylı bilgi yoktur. Arkasından 1217 yılında üçüncü bir hac yolculuğuna daha çıktı ve bu seyahatinde İskenderiye'den ilerisine gidemedi ve orada öldü.", "question": "İbn-i Cübeyr'in ölümü nasıl gerçekleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "üçüncü bir hac yolculuğuna daha çıktı ve bu seyahatinde İskenderiye'den ilerisine gidemedi ve orada öldü"}}, {"id": "6012", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "1982 yılından yakın geçmişe kadar yürüttüğü görevin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 346, "text": " Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı"}}, {"id": "6013", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini hangi yıllar arasında sürdürmüştür?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "1982 yılından yakın geçmişe"}}, {"id": "6014", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu Profesör ünvanını hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "1988"}}, {"id": "6015", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu'nun 1978'de eğitimini tamamladığı alanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 202, "text": " hematoloji yandal uzmanlık eğitimi"}}, {"id": "6016", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu'nun mezun olurken aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü"}}, {"id": "6017", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu hangi yıl mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "1970 yılında"}}, {"id": "6018", "context": "Emin Kansu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1970 yılında “İhsan Doğramacı Üstün Başarı Ödülü” ile mezun oldu. ABD’de Philadelphia’daki ’nde 1974’te iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve 1978’te hematoloji yandal uzmanlık eğitimini tamamladı. 1979 yılında \"Doçent\", 1988 yılında \"Profesör\" unvanını aldı. 1982 yılından yakın geçmişe kadar Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı kurucu Başkanlığı görevini yürütmüştür.", "question": "Emin Kansu'nun mezun olduğu üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi"}}, {"id": "6019", "context": "Dr. Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.", "question": "Emin Kansu'nun 1992-1996 yılları arasında yaptığı görev nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini"}}, {"id": "6020", "context": "Dr. Kansu, 1988-1992 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliği ve 1992-1996 yılları arasında Avrupa Birliği ve Avrupa Bilim Komisyonu Etik Çalışma Grubu üyeliğini yapmıştır. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi’ni kurmuştur.", "question": "2002 yılında Emin Kansu tarafından kurulan ünitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsünde Hematopoietik Kök Hücre Nakli Ünitesi"}}, {"id": "6021", "context": "1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.", "question": "Emin Kansu 1979 yılında hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "TÜBİTAK Teşvik Ödülü"}}, {"id": "6022", "context": "1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.", "question": "Emin Kansu'nun 1979'da aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": " TÜBİTAK Teşvik Ödülü"}}, {"id": "6023", "context": "1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.", "question": "Emin Kansu'nun 1985'te aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü"}}, {"id": "6024", "context": "1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.", "question": "Emin Kansu'nun 1997'de aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "6025", "context": "1979’da TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü, 1985’te Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’nü, 1987’de Eczacıbaşı Bilim Ödülü’nü ve 1997’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.", "question": "Emin Kansu'nun 1987'de aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Eczacıbaşı Bilim Ödülü"}}, {"id": "6026", "context": "TÜBA Asli üyesi ve TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu üyesidir. 1996 yılında Uluslararası Hematoloji Derneği-Avrupa ve Afrika Bölümü (ISH-EAD) Genel Sekreteri olmuş, 2015 yılında da Derneğin başkanlığına seçilmiştir.", "question": "Emin Kansu'nun 1996 yılında genel sekreteri olduğu, 2015 yılında başkanlığına seçildiği derneğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Uluslararası Hematoloji Derneği-Avrupa ve Afrika Bölümü"}}, {"id": "6027", "context": "Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu ile ilgilenmektedir.\r\n", "question": "Emin Kansu'nun ilgilendiği alan nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hematolojik malignansiler ve kök hücre transplantasyonu "}}, {"id": "6028", "context": "TCG Bayraktar (L-402), tamamen Türkiye'de inşa edilmiş yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisidir.", "question": "TCG Bayraktar nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisi"}}, {"id": "6029", "context": "TCG Bayraktar (L-402), tamamen Türkiye'de inşa edilmiş yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisidir.", "question": "TCG Bayraktar nerede inşa edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Türkiye'de"}}, {"id": "6030", "context": "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ihtiyacına binaen Mayıs 2008'de yayınlanan iki adet Amfibi Gemi (LST) Tedarik Projesi Teklife Çağrı dosyasına teklif verilmiş, yapılan değerlendirme sonucunda Savunma Sanayii İcra Komitesi tarafından Anadolu Tersanesi (ADİK) ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında sözleşme görüşmelerine başlanması kararı verilmiştir. Görüşmeler sonucu sözleşme 16 Haziran 2011 tarihinde imzalanmış ve üretim takvimi 17 Haziran 2013 tarihinde başlamıştır. 3 Ekim 2015'de suya indirilmiştir.", "question": "TCG Bayraktar suya indirilme tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "3 Ekim 2015"}}, {"id": "6031", "context": "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ihtiyacına binaen Mayıs 2008'de yayınlanan iki adet Amfibi Gemi (LST) Tedarik Projesi Teklife Çağrı dosyasına teklif verilmiş, yapılan değerlendirme sonucunda Savunma Sanayii İcra Komitesi tarafından Anadolu Tersanesi (ADİK) ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında sözleşme görüşmelerine başlanması kararı verilmiştir. Görüşmeler sonucu sözleşme 16 Haziran 2011 tarihinde imzalanmış ve üretim takvimi 17 Haziran 2013 tarihinde başlamıştır. 3 Ekim 2015'de suya indirilmiştir.", "question": "TCG Bayraktar üretimine ne zaman başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "17 Haziran 2013"}}, {"id": "6032", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop yapıtlarından İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu'nu hangi yıl yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1162, "text": "1998"}}, {"id": "6033", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop'un kızı kimdir?", "answers": {"answer_start": 815, "text": "Feza Günergun"}}, {"id": "6034", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop'un eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 777, "text": "Turhan Baytop"}}, {"id": "6035", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop'un kurucusu olduğu kurumların isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 512, "text": "İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı"}}, {"id": "6036", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop 23.000 bitki örneğini toplarken ne kadar arazi gezisi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "150'den fazla"}}, {"id": "6037", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop'un adı neden 9 bitki türüne verildi?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Türkiye florasına katkılarından dolayı"}}, {"id": "6038", "context": "Asuman Baytop (27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015, İstanbul) Türk botanikçi, bitki toplayıcısı ve eczacı. Türk bilim tarihinin önemli isimlerinden biridir. Türkiye florasına katkılarından dolayı 9 bitki türüne adı verildi. Bunlardan biri 1979 yılında Akseki’de kendi topladığı Crocus asumaniae’dir. Türkiye florası üzerine uzmanlaşıp bu alanda akademik çalışmalar yürüttü. 150'den fazla arazi gezisinde 23.000 bitki örneği topladı ve inceledi. Türkiye florasına bilim için yeni 8 tür ve 3 alttür kazandırdı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbayumu (ISTE) ve Farmasötik Botanik Anabilim Dalı'nın kurucusudur. 1989 yılından itibaren Türkiye’de botanik eğitiminin ve araştırmalarının tarihini inceledi. Akademik çalışmaları ile birçok ödüle layık görüldü. Kendisi Turhan Baytop'un eşi, bilim tarihçisi Feza Günergun'un annesidir. Ulusal ve uluslararası 260 kadar bilimsel yayını vardır. Başlıca yapıtları : Bitkisel Drogların Anatomik Yapısı (1959), Tıbbi Bitkiler Atlası (1978), Farmasötik Botanik (1967), Farmasötik Botanik Uygulamaları (1993), Bitkilerin Bilimsel Adlarındaki Niteleyiciler ve Anlamları (1995), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu (1998) ve Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları (2003)'dır.\r\n", "question": "Asuman Baytop hangi tarihler arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "27 Mart 1920, İstanbul - 18 Şubat 2015"}}, {"id": "6039", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "Profesör olduktan bir sene sonra hangi göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1047, "text": "Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü"}}, {"id": "6040", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "Ne zaman profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 990, "text": " 1963'te"}}, {"id": "6041", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "Ne zaman doçent olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 929, "text": "1952'de"}}, {"id": "6042", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "601 adet bitki örneğini nerede toplamıştır?", "answers": {"answer_start": 848, "text": "İsviçre'de"}}, {"id": "6043", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "Hangi bölümden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Eczacılık Bölümü"}}, {"id": "6044", "context": "1920 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Mustafa Kemal Atatürk'ün doktorlarından Mehmet Kâmil Berk'ti (1878-1958). İlk, orta ve lise öğrenimini Sainte-Pulchérie Fransız Kız Orta Okulu'nda ve Şişli Terakki Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. 1943’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacılık Okulu’ndan mezun oldu. Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Genel botanik, farmakobotanik ve farmakognozi laboratuvarında Türkiye’de modern botaniğin kurucularından Ord. Prof. Dr. Alfred Heilbronn'un asistanlığını yaptı. Zürih'e giderek ETH’nın Eczacılık Okulu’nda Prof. Dr. Hans Flück danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1949 yılı haziran ayında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na geri döndü. Farmakognozi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. İsviçre'de topladığı 601 adet bitki örneğini İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 1952'de doçent oldu. Bir yıl sonra Turhan Baytop ile evlendi. 1963'te profesörlüğe yükseldi. Bir yıl sonra fakültenin Farmasötik Botanik Kürsüsü direktörü oldu. Sonraki dönemlerinde Türkiye florası için akademik çalışmalarda bulunup kitaplar yayımladı.\r\n", "question": "Mehmet Kâmil Berk hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "1878-1958"}}, {"id": "6045", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi. 1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a altı proje sundu. 1959-1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’nin kataloğunu (3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965-1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı. 260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop'un katkıda bulunduğu ve Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 750, "text": "Türkiye Florası"}}, {"id": "6046", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi. 1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a altı proje sundu. 1959-1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’nin kataloğunu (3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965-1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı. 260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop'un hazırladığı bilimsel yayın sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "260 "}}, {"id": "6047", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi. 1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a altı proje sundu. 1959-1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’nin kataloğunu (3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965-1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı. 260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’a ithaf edildi.", "question": "1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a altı proje sunan kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Asuman Baytop"}}, {"id": "6048", "context": "Asuman Baytop ilk araştırmalarını farmakognozi alanında yaptı. Daha sonra çalışmalarına botanik alanında devam etti. Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki bitki türlerini inceleyerek bunların faydalarını ve tıbbi kullanılışlarını saptamaya çalışıp yerel isimlerini belirledi. 1968-1986 yılları arasında TUBİTAK’a altı proje sundu. 1959-1982 arasında 8 doktora danışmanlığı yaptı. ISTE’nin kataloğunu (3 c.) yayımladı. Eczacılık Fakültesi dergisinin yayın kurulunda 1965-1989 arasında üye ve başkan olarak görev aldı. 260 kadar bilimsel yayın hazırladı. Ders kitabı yazmanın dışında sözlük çalışmalarında da bulundu. Peter Hadland Davis tarafından hazırlanan Türkiye Florası adlı esere katkıda bulundu. Yoğun katkılarından dolayı eserin 8. cildi Asuman ve Turhan Baytop’a ithaf edildi.", "question": "Asuman Baytop farmakognozi alanındaki çalışmalarından sonra hangi alana yönelmiştir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": " botanik alanı"}}, {"id": "6049", "context": "Asuman Baytop'un botanik gezileri genel olarak İstanbul, Trakya ve Anadolu yöreleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. İstanbul florası üzerine yaptığı çalışmalara üniversite yıllarında başladı. Daha sonra Prof. Alfred Heilbronn'un düzenlediği gezilerde ve onun asistanlığını yaptığı yıllarda araştırma yapma fırsatı buldu. İlerleyen yıllarda İstanbul'un her iki yakasında gezdi, 1950'de kurulan Türk Biyologi Derneği'nin düzenlediği gezilere katıldı. İstanbul bitkileri üzerine özenle durarak yazmaya yöneldi. Trakya ve Anadolu'daki gezileri ise emekliliğiyle birlikte son buldu. Ancak İstanbul florası üzerine kısa süreli gezilerine devam etti. İstanbul Yöresi Bitkileri adındaki 2002 tarihli çalışması bu yöre üzerine derlediği diğer makalelerinin sonucu ve kapsamlı bir haliydi. İSTE'de kayıtlı İstanbul’dan toplanmış 8500 bitki örneğin %70'nin toplayıcısı yine Asuman Baytop'tu.", "question": "Asuman Baytop'un emekliliğinden sonraki gezileri ne üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "İstanbul florası"}}, {"id": "6050", "context": "Asuman Baytop'un botanik gezileri genel olarak İstanbul, Trakya ve Anadolu yöreleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. İstanbul florası üzerine yaptığı çalışmalara üniversite yıllarında başladı. Daha sonra Prof. Alfred Heilbronn'un düzenlediği gezilerde ve onun asistanlığını yaptığı yıllarda araştırma yapma fırsatı buldu. İlerleyen yıllarda İstanbul'un her iki yakasında gezdi, 1950'de kurulan Türk Biyologi Derneği'nin düzenlediği gezilere katıldı. İstanbul bitkileri üzerine özenle durarak yazmaya yöneldi. Trakya ve Anadolu'daki gezileri ise emekliliğiyle birlikte son buldu. Ancak İstanbul florası üzerine kısa süreli gezilerine devam etti. İstanbul Yöresi Bitkileri adındaki 2002 tarihli çalışması bu yöre üzerine derlediği diğer makalelerinin sonucu ve kapsamlı bir haliydi. İSTE'de kayıtlı İstanbul’dan toplanmış 8500 bitki örneğin %70'nin toplayıcısı yine Asuman Baytop'tu.", "question": "Asuman Baytop'un asistanlığını yaptığı ve bu dönemde araştırma yapma fırsatı bulduğu kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 211, "text": " Prof. Alfred Heilbronn"}}, {"id": "6051", "context": "Asuman Baytop'un botanik gezileri genel olarak İstanbul, Trakya ve Anadolu yöreleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. İstanbul florası üzerine yaptığı çalışmalara üniversite yıllarında başladı. Daha sonra Prof. Alfred Heilbronn'un düzenlediği gezilerde ve onun asistanlığını yaptığı yıllarda araştırma yapma fırsatı buldu. İlerleyen yıllarda İstanbul'un her iki yakasında gezdi, 1950'de kurulan Türk Biyologi Derneği'nin düzenlediği gezilere katıldı. İstanbul bitkileri üzerine özenle durarak yazmaya yöneldi. Trakya ve Anadolu'daki gezileri ise emekliliğiyle birlikte son buldu. Ancak İstanbul florası üzerine kısa süreli gezilerine devam etti. İstanbul Yöresi Bitkileri adındaki 2002 tarihli çalışması bu yöre üzerine derlediği diğer makalelerinin sonucu ve kapsamlı bir haliydi. İSTE'de kayıtlı İstanbul’dan toplanmış 8500 bitki örneğin %70'nin toplayıcısı yine Asuman Baytop'tu.", "question": "Asuman Baytop, İstanbul florası üzerine yaptığı çalışmalara ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "üniversite yıllarında"}}, {"id": "6052", "context": "Asuman Baytop'un botanik gezileri genel olarak İstanbul, Trakya ve Anadolu yöreleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. İstanbul florası üzerine yaptığı çalışmalara üniversite yıllarında başladı. Daha sonra Prof. Alfred Heilbronn'un düzenlediği gezilerde ve onun asistanlığını yaptığı yıllarda araştırma yapma fırsatı buldu. İlerleyen yıllarda İstanbul'un her iki yakasında gezdi, 1950'de kurulan Türk Biyologi Derneği'nin düzenlediği gezilere katıldı. İstanbul bitkileri üzerine özenle durarak yazmaya yöneldi. Trakya ve Anadolu'daki gezileri ise emekliliğiyle birlikte son buldu. Ancak İstanbul florası üzerine kısa süreli gezilerine devam etti. İstanbul Yöresi Bitkileri adındaki 2002 tarihli çalışması bu yöre üzerine derlediği diğer makalelerinin sonucu ve kapsamlı bir haliydi. İSTE'de kayıtlı İstanbul’dan toplanmış 8500 bitki örneğin %70'nin toplayıcısı yine Asuman Baytop'tu.", "question": "Asuman Baytop'un botanik gezileri başlıca hangi üç başlıkta incelenmektedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İstanbul, Trakya ve Anadolu yöreleri"}}, {"id": "6053", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966-1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia (Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Asuman Baytop ne zaman Trakya gezileri yapmayı bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "Doksanlı yıllarda"}}, {"id": "6054", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966-1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia (Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Asuman Baytop 1954'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gittikten sonraki 7 yıl boyunca bölgeyi kaç kere daha inceleme fırsatı buldu?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "3"}}, {"id": "6055", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966-1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia (Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Baytop'un ilgisini çeken bölge neresidir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Trakya"}}, {"id": "6056", "context": "Trakya Yöresi İstanbul'a yakınlığı nedeniyle Baytop'un en çok gezdiği yerlerdendi. Bölge florası üzerine az araştırma yapılmış olması sebebiyle Trakya, Baytop için ilgi çeken bir yer olmuştur. İlk olarak Haziran 1954'de Tekirdağ'a araştırma yapmak için gitti. Takip eden 7 yıllık zaman diliminde bölgeyi 3 kere daha inceledi. 1966-1980 yılları arasında ise daha fazla bölgeye gelerek çalışmalarını artırdı, 50 kadar gezi düzenledi. Doksanlı yıllarda ise Trakya gezilerine son verdi. İSTE örnek kayıt defterlerine göre Trakya bölgesinden 7470 örnek topladı, bunlardan iki tanesi ise bilim dünyası için yenidir. Aynı zamanda çalışmalarını Notes from the Royal Botanic Gardens Edinburgh, Curtis’s Botanical Magazine, Biologi, Türk Biologi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Mecmuası, Türk Botanik Dergisi ve Willdenowia (Almanya) ve diğer botanik ve eczacılık dergilerinde yayımladı.", "question": "Baytop'un en çok gezdiği yöre neresidir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Trakya Yöresi"}}, {"id": "6057", "context": "Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarda başladı (1943). 1945'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı. 1946'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947-1949 arasında İsviçre'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.\r\n", "question": "Asuman Baytop kısa süreli Anadolu gezilerine ne zaman çıktı?", "answers": {"answer_start": 442, "text": " 1987'de"}}, {"id": "6058", "context": "Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarda başladı (1943). 1945'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı. 1946'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947-1949 arasında İsviçre'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.\r\n", "question": "Asuman Baytop İsviçre'de topladığı bitkileri nereye bağışlamıştır?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "İÜ'ye"}}, {"id": "6059", "context": "Anadolu Yöresi'ne yönelik çalışmalarına ise asistanlık yıllarda başladı (1943). 1945'te Heilbronn'un düzenlediği Uludağ gezisine katıldı. 1946'da Güneybatı Anadolu'da bulundu. 1947-1949 arasında İsviçre'de ilk özel bitki koleksiyonunu oluşturdu. Bu ülkeden topladığı bitkileri İÜ'ye bağışladı. İstanbul hariç Anadolu'nun Marmara Bölgesi'nde 25'e yakın bitki toplama gezisinde bulundu. 75'e yakın da daha uzak bölgelerde incelemelerde bulundu. 1987'de üç kez kısa süreli Anadolu gezilerine çıktı. Genel olarak Anadolu gezilerinde binlerce bitki topladı, bunlardan 8'i yeni tür 3'ü de alttür olacak şekilde bilim için yeni türlerdi. Emekliliğinden sonra ise tekrar İstanbul florasına yöneldi.\r\n", "question": "1945'te düzenlenen Uludağ gezisinin organizatörü kimdir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": " Heilbronn"}}, {"id": "6060", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg halen nerede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 640, "text": "ODTÜ Felsefe Bölümü"}}, {"id": "6061", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg'in kaç kitabı vardır?", "answers": {"answer_start": 936, "text": "on beş"}}, {"id": "6062", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg 1998 yılında aldığı ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 734, "text": " Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü"}}, {"id": "6063", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg 1967 yılında hangi komisyonda üyelik yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu"}}, {"id": "6064", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg nerede göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde "}}, {"id": "6065", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg doktorasını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "1964"}}, {"id": "6066", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg doktorasını nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6067", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Grünberg'in kökleri nereden gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudileri"}}, {"id": "6068", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1927"}}, {"id": "6069", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "6070", "context": "Teo Grünberg (d. 1927; Beyoğlu, İstanbul), Türk felsefeci ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Grünberg'in kökleri Almanya'dan İstanbul'a göç eden Aşkenaz Yahudilerine dayanmaktadır. 1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967-1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu. 1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği, ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.\r\n", "question": "Teo Grünberg kimdir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": " Türk felsefeci ve yazar"}}, {"id": "6071", "context": "TOROS Topçu Roket Sistemi, 230 ve 260 milimetre kalibre olarak geliştirilen Türk topçu roket sistemi. Sistem, TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olup, Türk Ordusu tarafından kullanılmaktadır. 110 kilometrelik menzile sahip 145kg ağırlığındaki füzeden toplam 30,000 tane üretilerek TSK'ya teslim edilecektir. Hali hazırda üretime devam edilmektedir.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi kaç adet üretilecektir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "30,000"}}, {"id": "6072", "context": "TOROS Topçu Roket Sistemi, 230 ve 260 milimetre kalibre olarak geliştirilen Türk topçu roket sistemi. Sistem, TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olup, Türk Ordusu tarafından kullanılmaktadır. 110 kilometrelik menzile sahip 145kg ağırlığındaki füzeden toplam 30,000 tane üretilerek TSK'ya teslim edilecektir. Hali hazırda üretime devam edilmektedir.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi ağırlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "145kg"}}, {"id": "6073", "context": "TOROS Topçu Roket Sistemi, 230 ve 260 milimetre kalibre olarak geliştirilen Türk topçu roket sistemi. Sistem, TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olup, Türk Ordusu tarafından kullanılmaktadır. 110 kilometrelik menzile sahip 145kg ağırlığındaki füzeden toplam 30,000 tane üretilerek TSK'ya teslim edilecektir. Hali hazırda üretime devam edilmektedir.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi menzili ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "110 kilometre"}}, {"id": "6074", "context": "TOROS Topçu Roket Sistemi, 230 ve 260 milimetre kalibre olarak geliştirilen Türk topçu roket sistemi. Sistem, TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olup, Türk Ordusu tarafından kullanılmaktadır. 110 kilometrelik menzile sahip 145kg ağırlığındaki füzeden toplam 30,000 tane üretilerek TSK'ya teslim edilecektir. Hali hazırda üretime devam edilmektedir.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi hangi kurum tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "6075", "context": "TOROS Topçu Roket Sistemi, 230 ve 260 milimetre kalibre olarak geliştirilen Türk topçu roket sistemi. Sistem, TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olup, Türk Ordusu tarafından kullanılmaktadır. 110 kilometrelik menzile sahip 145kg ağırlığındaki füzeden toplam 30,000 tane üretilerek TSK'ya teslim edilecektir. Hali hazırda üretime devam edilmektedir.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi kaç kalibredir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": " 230 ve 260 milimetre kalibre"}}, {"id": "6076", "context": "Sistemdeki dört araç şunlardan oluşur:\r\nFırlatma aracı 6×6\r\nLojistik araç 6×6\r\nBakım aracı 6×6\r\nYangın Komuta-Kontrol aracı 4×4", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi kaç araçtan oluşur?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "dört"}}, {"id": "6077", "context": "230 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan altı tüplü TOROS-230 güdümsüz orta menzilli roketten oluşur. 260 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan dört tüplü TOROS-260 füzelerinden oluşur. Başlatıcı araç, üzerinde iki TOROS-230 veya TOROS-260 füzesini, üçgen olarak fırlatılacak biçimde tasarlanmıştır.", "question": "260 milimetre kalibreli sistem kaç tüpten oluşur?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "dört"}}, {"id": "6078", "context": "230 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan altı tüplü TOROS-230 güdümsüz orta menzilli roketten oluşur. 260 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan dört tüplü TOROS-260 füzelerinden oluşur. Başlatıcı araç, üzerinde iki TOROS-230 veya TOROS-260 füzesini, üçgen olarak fırlatılacak biçimde tasarlanmıştır.", "question": "TOROS-230 roketinin güdüm ve menzil özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "güdümsüz orta menzilli"}}, {"id": "6079", "context": "230 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan altı tüplü TOROS-230 güdümsüz orta menzilli roketten oluşur. 260 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan dört tüplü TOROS-260 füzelerinden oluşur. Başlatıcı araç, üzerinde iki TOROS-230 veya TOROS-260 füzesini, üçgen olarak fırlatılacak biçimde tasarlanmıştır.", "question": "230 milimetre kalibreli sistem kaç tüplüdür?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "altı"}}, {"id": "6080", "context": "230 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan altı tüplü TOROS-230 güdümsüz orta menzilli roketten oluşur. 260 milimetre kalibreli sistemi, bir tek başlatıcısı olan dört tüplü TOROS-260 füzelerinden oluşur. Başlatıcı araç, üzerinde iki TOROS-230 veya TOROS-260 füzesini, üçgen olarak fırlatılacak biçimde tasarlanmıştır.", "question": "TOROS Topçu Roket Sistemi fırlatma şekli nasıldır?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "üçgen"}}, {"id": "6081", "context": "Tunakabuni çeşitli tıbbi ve dini konularda yazarlık yaptı. O Arap ve Hint kaynaklarına göre , 1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır. O dönem, 1666-1694 yıllarında İran hükümdarı Süleyman Şah tarafından ona ithaf edilmiştir.", "question": "Tunakabuni'nin çalışmaları ne konudadır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "basit ilaçlar ve tıbbi aletler"}}, {"id": "6082", "context": "Tunakabuni çeşitli tıbbi ve dini konularda yazarlık yaptı. O Arap ve Hint kaynaklarına göre , 1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır. O dönem, 1666-1694 yıllarında İran hükümdarı Süleyman Şah tarafından ona ithaf edilmiştir.", "question": "Tunakabuni hangi konularda yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "tıbbi ve dini"}}, {"id": "6083", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni hangi tarihte yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "17'inci yüzyıl"}}, {"id": "6084", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni kimdir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İranlı âlim"}}, {"id": "6085", "context": "17'inci yüzılın ikinci yarısında, bugünkü İran'ın Mazenderan eyâletinde doğdu.", "question": "Tunakabuni nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "İran'ın Mazenderan eyâletinde"}}, {"id": "6086", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni hangi zaman diliminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "17'inci yüzyılda yaşamış"}}, {"id": "6087", "context": "Muhammed Mümîn ibn Mîr Muhammed Zaman Tunâkabûnî, (Farsça: حمد مؤمن بن میر محمد زمان تنکابنی‎‎‎) 17'inci yüzyılda yaşamış İranlı âlim.", "question": "Tunakabuni nerelidir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İranlı"}}, {"id": "6088", "context": "17'inci yüzılın ikinci yarısında, bugünkü İran'ın Mazenderan eyâletinde doğdu.", "question": "Tunakabuni nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "bugünkü İran'ın Mazenderan eyâletinde"}}, {"id": "6089", "context": "Tunakabuni çeşitli tıbbi ve dini konularda yazarlık yaptı. O Arap ve Hint kaynaklarına göre , 1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır. O dönem, 1666-1694 yıllarında İran hükümdarı Süleyman Şah tarafından ona ithaf edilmiştir.", "question": "Tunakabuni hangi alanda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "1679 yılında basit ilaçlar ve tıbbi aletlerle ilgili çalışmalar yapmıştır"}}, {"id": "6090", "context": "Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketi, 3 Kasım 2005 senesinde RUAG Aerospace (RA) ile imzalanan bir antlaşma gereğince, Airbus A380 uçağı için tam sipariş adeti kadar, D-Nose Panel Gerdirme Kabuklarını Türkiye´de kendi tesislerinde üretecektir.", "question": "RAUG Aerospace ile imzlanan anlaşmanın kapsamı nedir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "D-Nose Panel Gerdirme Kabuklarını Türkiye´de kendi tesislerinde üretecek"}}, {"id": "6091", "context": "Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketi, 3 Kasım 2005 senesinde RUAG Aerospace (RA) ile imzalanan bir antlaşma gereğince, Airbus A380 uçağı için tam sipariş adeti kadar, D-Nose Panel Gerdirme Kabuklarını Türkiye´de kendi tesislerinde üretecektir.", "question": "TUSAŞ hangi tarihte RUAG Aerospace ile antlaşma imzlamıştır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "3 Kasım 2005"}}, {"id": "6092", "context": "Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) (TAI - Turkish Aerospace Industries, Inc.), Türkiye’de hava platformlarının tasarımı, geliştirilmesi, üretimi, tamamlanması, yenilenmesi ve satış sonrası hizmetleri alanlarındaki teknoloji merkezidir. Şirket dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380'e ve askeri nakliye uçağı Airbus A400M'ye parça üretmektedir. Ayrıca şirket 2013 yılında ilk uçuşunu gerçekleştiren Airbus A350'ye kanatçık üretmeye başlamıştır.", "question": "Airbus A350 ilk uçuşunu ne zaman gerçekleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "2013 "}}, {"id": "6093", "context": "Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) (TAI - Turkish Aerospace Industries, Inc.), Türkiye’de hava platformlarının tasarımı, geliştirilmesi, üretimi, tamamlanması, yenilenmesi ve satış sonrası hizmetleri alanlarındaki teknoloji merkezidir. Şirket dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380'e ve askeri nakliye uçağı Airbus A400M'ye parça üretmektedir. Ayrıca şirket 2013 yılında ilk uçuşunu gerçekleştiren Airbus A350'ye kanatçık üretmeye başlamıştır.", "question": "TUSAŞ Airbus A350'nin hangi parçasını üretmektedir?", "answers": {"answer_start": 425, "text": "kanatçık"}}, {"id": "6094", "context": "Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) (TAI - Turkish Aerospace Industries, Inc.), Türkiye’de hava platformlarının tasarımı, geliştirilmesi, üretimi, tamamlanması, yenilenmesi ve satış sonrası hizmetleri alanlarındaki teknoloji merkezidir. Şirket dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380'e ve askeri nakliye uçağı Airbus A400M'ye parça üretmektedir. Ayrıca şirket 2013 yılında ilk uçuşunu gerçekleştiren Airbus A350'ye kanatçık üretmeye başlamıştır.", "question": "TUSAŞ hangi model uçaklara parça üretmektedir?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "Airbus A350"}}, {"id": "6095", "context": "Kökeni 1973 yılında Türk Uçak Sanayii A.Ş.'nin (TUSAŞ) kurulmasına kadar gider. Türk Uçak Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ve TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketleri 28 Nisan 2005 tarihinde TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) çatısı altında birleşmiş olup, TUSAŞ (TAI), tasarım üretim altyapısı ile insan kaynakları yönünden oldukça etkili bir güç oluşturacak ve “Havacılık Merkezi” olarak hizmet verecektir. TUSAŞ’ın hissedarları Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) (%54.49), Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) (%45.45) ve Türk Hava Kurumu (THK) (%0.06)'dur.", "question": "Türk Hava Kurumu yüzde kaç hissedardır?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "%0.06"}}, {"id": "6096", "context": "Kökeni 1973 yılında Türk Uçak Sanayii A.Ş.'nin (TUSAŞ) kurulmasına kadar gider. Türk Uçak Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ve TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketleri 28 Nisan 2005 tarihinde TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) çatısı altında birleşmiş olup, TUSAŞ (TAI), tasarım üretim altyapısı ile insan kaynakları yönünden oldukça etkili bir güç oluşturacak ve “Havacılık Merkezi” olarak hizmet verecektir. TUSAŞ’ın hissedarları Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) (%54.49), Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) (%45.45) ve Türk Hava Kurumu (THK) (%0.06)'dur.", "question": "Savunma Sanayii Müsteşarlığı yüzde kaç hissedardır?", "answers": {"answer_start": 537, "text": "%45.45"}}, {"id": "6097", "context": "Kökeni 1973 yılında Türk Uçak Sanayii A.Ş.'nin (TUSAŞ) kurulmasına kadar gider. Türk Uçak Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ve TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketleri 28 Nisan 2005 tarihinde TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) çatısı altında birleşmiş olup, TUSAŞ (TAI), tasarım üretim altyapısı ile insan kaynakları yönünden oldukça etkili bir güç oluşturacak ve “Havacılık Merkezi” olarak hizmet verecektir. TUSAŞ’ın hissedarları Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) (%54.49), Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) (%45.45) ve Türk Hava Kurumu (THK) (%0.06)'dur.", "question": "Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı yüzde kaç hissedardır?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "%54.49"}}, {"id": "6098", "context": "Kökeni 1973 yılında Türk Uçak Sanayii A.Ş.'nin (TUSAŞ) kurulmasına kadar gider. Türk Uçak Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ve TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) şirketleri 28 Nisan 2005 tarihinde TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) çatısı altında birleşmiş olup, TUSAŞ (TAI), tasarım üretim altyapısı ile insan kaynakları yönünden oldukça etkili bir güç oluşturacak ve “Havacılık Merkezi” olarak hizmet verecektir. TUSAŞ’ın hissedarları Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) (%54.49), Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) (%45.45) ve Türk Hava Kurumu (THK) (%0.06)'dur.", "question": "TUSAŞ ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "1973 "}}, {"id": "6099", "context": "TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI), 15 Mayıs 1984 tarihinde Türk Ticaret Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu uyarınca kurulmuştur.", "question": "TUSAŞ hangi kanun ile kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Türk Ticaret Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu"}}, {"id": "6100", "context": "TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI), 15 Mayıs 1984 tarihinde Türk Ticaret Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu uyarınca kurulmuştur.", "question": "TUSAŞ hangi tarihte kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "15 Mayıs 1984"}}, {"id": "6101", "context": "12 Ocak 2005 tarihinde TUSAŞ tesislerinde imzalanan \"Hisse Satış Anlaşması\" ile TAI'deki Lockheed Martin of Turkey (%42) ve General Electric International (%7) şirketlerine ait hisseler Türk Uçak Sanayii A.Ş.(TUSAŞ) tarafından satın alınmıştır.", "question": "TUSAŞ satın almadan önce General Electric International şirketinin hissesi yüzde kaçtır?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "%7"}}, {"id": "6102", "context": "12 Ocak 2005 tarihinde TUSAŞ tesislerinde imzalanan \"Hisse Satış Anlaşması\" ile TAI'deki Lockheed Martin of Turkey (%42) ve General Electric International (%7) şirketlerine ait hisseler Türk Uçak Sanayii A.Ş.(TUSAŞ) tarafından satın alınmıştır.", "question": "TUSAŞ satın almadan önce Lockheed Martin of Turkey şirketinin hissesi yüzde kaçtır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "%42"}}, {"id": "6103", "context": "12 Ocak 2005 tarihinde TUSAŞ tesislerinde imzalanan \"Hisse Satış Anlaşması\" ile TAI'deki Lockheed Martin of Turkey (%42) ve General Electric International (%7) şirketlerine ait hisseler Türk Uçak Sanayii A.Ş.(TUSAŞ) tarafından satın alınmıştır.", "question": "TUSAŞ tarafından satın alınan TAI hisseleri hangi kurumlara aittir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "General Electric International"}}, {"id": "6104", "context": "TUSAŞ tesisleri 186.000 metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 5.000.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Şirketin Akıncı\r\nHava Üssü’nde bulunan yüksek teknoloji ürünü makine ve teçhizatla donatılmış modern uçak üretim tesisi, parça imalatından uçak montajı, uçuş testleri ve teslimine kadar geniş üretim kabiliyetlerine sahiptir. TUSAŞ kalite sistemi dünyaca kabul görmüş NATO AQAP-110, ISO-9001:2000, AS EN 9100 ile AECMA-EASE standartlarını karşılamaktadır.", "question": "TUSAŞ kalite sistemi hangi standartları karşılamaktadır?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "AECMA-EASE "}}, {"id": "6105", "context": "TUSAŞ tesisleri 186.000 metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 5.000.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Şirketin Akıncı\r\nHava Üssü’nde bulunan yüksek teknoloji ürünü makine ve teçhizatla donatılmış modern uçak üretim tesisi, parça imalatından uçak montajı, uçuş testleri ve teslimine kadar geniş üretim kabiliyetlerine sahiptir. TUSAŞ kalite sistemi dünyaca kabul görmüş NATO AQAP-110, ISO-9001:2000, AS EN 9100 ile AECMA-EASE standartlarını karşılamaktadır.", "question": "TUSAŞ tesislerinin toplam alanı ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "5.000.000 metrekare"}}, {"id": "6106", "context": "TUSAŞ’ın ana faaliyet alanları arasında Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin envanterinde bulunan sabit ve döner kanatlı askeri ve ticari hava platformlarının modernizasyon, modifikasyon ve sistem entegrasyonu programları ile satış sonrası hizmetleri de bulunmaktadır. Hv.K.K. F-16’larının elektronik harp ve yapısal tadilatları, S-2 Tracker Deniz Karakol Uçakları’nın Yangın Söndürme Uçağı’na dönüştürülmesi, CN-235 uçağı ve Black Hawk Helikopteri’nin Özel Kuvvetler için modifikasyonları, Cougar AS-532 helikopterinin modernizasyonu, S-70 helikopterinin dijital kokpit modifikasyonu, CN-235 platformlarının Dz.K.K. ve S.G.K.’nın Deniz Karakol/Gözetleme görevleri için yapısal ve aviyonik modifikasyonu ile B737-700 uçağının Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı’na (HİK) dönüştürülmesindeki tüm yapısal tadilatları ile sistem entegrasyon faaliyetleri bulunmaktadır.", "question": "TUSAŞ B737-700 uçağı için nasıl bir hizmet vermiştir?", "answers": {"answer_start": 726, "text": "Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı’na (HİK) dönüştürülmesi"}}, {"id": "6107", "context": "TUSAŞ’ın ana faaliyet alanları arasında Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin envanterinde bulunan sabit ve döner kanatlı askeri ve ticari hava platformlarının modernizasyon, modifikasyon ve sistem entegrasyonu programları ile satış sonrası hizmetleri de bulunmaktadır. Hv.K.K. F-16’larının elektronik harp ve yapısal tadilatları, S-2 Tracker Deniz Karakol Uçakları’nın Yangın Söndürme Uçağı’na dönüştürülmesi, CN-235 uçağı ve Black Hawk Helikopteri’nin Özel Kuvvetler için modifikasyonları, Cougar AS-532 helikopterinin modernizasyonu, S-70 helikopterinin dijital kokpit modifikasyonu, CN-235 platformlarının Dz.K.K. ve S.G.K.’nın Deniz Karakol/Gözetleme görevleri için yapısal ve aviyonik modifikasyonu ile B737-700 uçağının Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı’na (HİK) dönüştürülmesindeki tüm yapısal tadilatları ile sistem entegrasyon faaliyetleri bulunmaktadır.", "question": "TUSAŞ CN-235 ve Black Hawk araçları için nasıl bir hizmet vermiştir?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "Özel Kuvvetler için modifikasyon"}}, {"id": "6108", "context": "TUSAŞ’ın ana faaliyet alanları arasında Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin envanterinde bulunan sabit ve döner kanatlı askeri ve ticari hava platformlarının modernizasyon, modifikasyon ve sistem entegrasyonu programları ile satış sonrası hizmetleri de bulunmaktadır. Hv.K.K. F-16’larının elektronik harp ve yapısal tadilatları, S-2 Tracker Deniz Karakol Uçakları’nın Yangın Söndürme Uçağı’na dönüştürülmesi, CN-235 uçağı ve Black Hawk Helikopteri’nin Özel Kuvvetler için modifikasyonları, Cougar AS-532 helikopterinin modernizasyonu, S-70 helikopterinin dijital kokpit modifikasyonu, CN-235 platformlarının Dz.K.K. ve S.G.K.’nın Deniz Karakol/Gözetleme görevleri için yapısal ve aviyonik modifikasyonu ile B737-700 uçağının Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı’na (HİK) dönüştürülmesindeki tüm yapısal tadilatları ile sistem entegrasyon faaliyetleri bulunmaktadır.", "question": "TUSAŞ S-2 Tracker uçakları konusunda nasıl bir hizmet vermiştir?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "Yangın Söndürme Uçağı’na dönüştürülme"}}, {"id": "6109", "context": "TUSAŞ’ın ana faaliyet alanları arasında Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin envanterinde bulunan sabit ve döner kanatlı askeri ve ticari hava platformlarının modernizasyon, modifikasyon ve sistem entegrasyonu programları ile satış sonrası hizmetleri de bulunmaktadır. Hv.K.K. F-16’larının elektronik harp ve yapısal tadilatları, S-2 Tracker Deniz Karakol Uçakları’nın Yangın Söndürme Uçağı’na dönüştürülmesi, CN-235 uçağı ve Black Hawk Helikopteri’nin Özel Kuvvetler için modifikasyonları, Cougar AS-532 helikopterinin modernizasyonu, S-70 helikopterinin dijital kokpit modifikasyonu, CN-235 platformlarının Dz.K.K. ve S.G.K.’nın Deniz Karakol/Gözetleme görevleri için yapısal ve aviyonik modifikasyonu ile B737-700 uçağının Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı’na (HİK) dönüştürülmesindeki tüm yapısal tadilatları ile sistem entegrasyon faaliyetleri bulunmaktadır.", "question": "TUSAŞ Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait F16 uçakları için verdiği hizmet nedir?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "elektronik harp ve yapısal tadilatlar"}}, {"id": "6110", "context": "TUSAŞ, 1984 yılında serüvenine çok az kişiyle başladı, askeri projelerden kazandığı deneyimleri ticari projelere aktararak, bugün 3000'in üstünde kalifiye çalışanı ve 50’ye yakın farklı projesi ile bir Dünya Şirketi olma hedefine ulaştı.", "question": "TUSAŞ firmasında kaç proje yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "50"}}, {"id": "6111", "context": "TUSAŞ, 1984 yılında serüvenine çok az kişiyle başladı, askeri projelerden kazandığı deneyimleri ticari projelere aktararak, bugün 3000'in üstünde kalifiye çalışanı ve 50’ye yakın farklı projesi ile bir Dünya Şirketi olma hedefine ulaştı.", "question": "TUSAŞ firmasında çalışan sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "3000"}}, {"id": "6112", "context": "TUSAŞ ayrıca, Millî Sanayi Kuruluşu olarak Airbus Military’ye ortak olup, Fransa, Almanya, İtalya , İngiltere, İspanya , Belçika ve Güney Afrika havacılık firmalarıyla birlikte A400M uçağının tasarım ve geliştirme faaliyetlerine katılmaktadır.", "question": "TUSAŞ hangi ülkeler ile A400M uçağı hakkında çalışma yürütmektedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Fransa, Almanya, İtalya , İngiltere, İspanya , Belçika ve Güney Afrika"}}, {"id": "6113", "context": "TUSAŞ ayrıca, Millî Sanayi Kuruluşu olarak Airbus Military’ye ortak olup, Fransa, Almanya, İtalya , İngiltere, İspanya , Belçika ve Güney Afrika havacılık firmalarıyla birlikte A400M uçağının tasarım ve geliştirme faaliyetlerine katılmaktadır.", "question": "TUSAŞ'ın ortak olduğu kuruluşun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Airbus Military"}}, {"id": "6114", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "TUSAŞ Göktürk-1 uydusunu hangi kurum ile birlikte geliştirmektedir?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "TÜBİTAK UZAY"}}, {"id": "6115", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "TUSAŞ'ın geliştirdiği keşif ve gözlem uydusunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 968, "text": "Göktürk-1"}}, {"id": "6116", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "TUSAŞ firmasının taktik insansız hava aracının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 854, "text": " ANKA"}}, {"id": "6117", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "TUSAŞ'ın jet motoru içermeyen eğitim uçağının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "HÜRKUŞ"}}, {"id": "6118", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "Türk Hava Kuvvetleri envanterine 2008 yılı itibariyle giren insansız uçaklar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": "Turna-g"}}, {"id": "6119", "context": "TUSAŞ tarafından son yıllarda artık Türkiye için dış kaynaklardan bağımsız özgün tasarım hava araçları da yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki TUSAŞ ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı tamamen TUSAŞ tarafından tasarlanmış ve uçmuştur. Bunu takiben yürülükte pek çok özgün tasarım projesi mevcuttur. 2008 yılı itibarı ile Gözcü (antiterör amaçlı insansız gözlem uçağı), Keklik ve Turna-g (her ikisi de avcı pilotları için hedef uçak) insansız uçakları TUSAŞ tasarımı ve üretimi uçaklar olarak Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yer almaktadır. Gözcü'nün yeni bir modeli halen tasarlanmaktadır. İnsansız hava araçları dışında HÜRKUŞ adlı bir eğitim uçağı (jet uçağı ile aynı kontrollere sahip ama jet motoru içermeyen düşük işletme maliyetli bir eğitim uçağı) tasarımı ve geliştirilmesi tamamlanmış seri üretimine başlanmıştır. Taktik amaçlı insansız hava aracı ANKA'nın geliştirilmesi devam etmektedir. T-38 ve C-130 Hercules uçaklarının yenilenmesi gerçekleştirilmektedir. Göktürk-1 keşif ve gözlem uydusunun TÜBİTAK UZAY ile birlikte entegrasyonunun gerçekleştirildiği Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET), TUSAŞ'a bağlı olarak işletilmektedir.", "question": "TUSAŞ tarafından tasarlanan ilk hava aracı nedir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "ZİU adlı zirai ilaçlama uçağı"}}, {"id": "6120", "context": "Roger Bacon’ın (1214-1294) 1267 yılında tamamladığı Opus Majus (=Büyük Yapıt) adlı yapıtının V.bölümü, pratik olarak İbn el-Heysem’in ünlü yapıtının bir alıntısı niteliğindedir. İbn el-Heysem ışığın kırılma sürecini mekanik terimler cinsinden tanımlamıştır. Ona göre, “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar. Bu yaklaşım daha sonraları Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenmiştir.\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in ışığın kırılması hakkında Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenen yaklaşımı nedir ? ", "answers": {"answer_start": 269, "text": "iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar"}}, {"id": "6121", "context": "İbn-i Heysem'in optik araştırmalarında deneyselliğin sistemik ve yöntemsel güvenilirliği hakkında bir sözü. \r\n\r\nMatthias Schramm'a göre, İbn-i Heysem \"deneysel şartların sabit ve eşit aralıklı olarak değişiminden sistematik olarak faydalanan ilk kişidir.\"", "question": "Matthias Schramm'a göre İbn-i Heysem hangi konuda ilki sağlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "deneysel şartların sabit ve eşit aralıklı olarak değişiminden sistematik olarak faydalanan ilk kişidir."}}, {"id": "6122", "context": "İbn-i Heysem'in yüzü aşkın eserlerinin en meşhur ve geniş muhtevalı olanı Kitab-ül-Menazirdir. Eser, yedi bölümden meydana gelmiştir.\r\nİkinci bölümde: Görülebilen şeyler, görülmeyi sağlayan sebepler, görülmenin nasıl olduğu, gözün bu şeyleri birbirinden nasıl ayırt edebildiği;\r\nÜçüncü bölümde: Gözde veya görmede meydana gelen yanılmalar ve bunların sebepleri, gözün yanılmasıyla bilgide meydana gelen yanılmalar, düşünce ve araştırmalarda vaki olacak hatalar;\r\nDördüncü bölümde: Parlak cisimlerden ışığın yansıması yoluyla gözün bunları görmesi, gözde bunların görüntülerinin meydana gelmesi;\r\nBeşinci bölümde: Görüntülerin, hayallerin yerleri;\r\nAltıncı bölümde: Işıkların eşyadan göze yansıması yoluyla görmede meydana gelebilecek yanlışlık ve hatalar, bunların sebepleri, düzlem aynalarda, küresel tümsek aynalarda, silindirik tümsek aynalarda, konik tümsek aynalarda, küresel çukur aynalarda, silindirik çukur aynalarda ve konik çukur aynalarda ışıkların yansıması ve bütün bunlardan dolayı görmede meydana gelebilecek yanılmaları ve değişik görüntüleri;\r\nYedinci bölümde: Işınların çeşitli şeffaf cisimlerden geçişi, ışık demetlerinin doğrusal yayılışı, şeffaf cisimlerin içindeki katı cisimlere tesadüf eden ışık hüzmelerinin yani demetlerinin kırılıp yansımaları, kırılma olayının incelenmesi ve nasıl meydana geldiği, bundan meydana gelen hatalı görüntüler veya yanlış görme olayları anlatılmaktadır.", "question": "İbn-i Heysem'in en meşhur eseri hangisidir ?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Kitab-ül-Menazir"}}, {"id": "6123", "context": "İbn-i Heysem'in bu meşhur eseri, Ortaçağda beş defa Latinceye çevrilmiş olup, bütün Avrupa üniversite ve ilim merkezlerinde tanınan tek müracaat eseri durumundaydı. Eser, 1572 senesinde Risner tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni Arabis Libri ismiyle Latinceye çevrilerek İspanya'nın Bâle şehrinde bastırılmıştır. Kemaleddin el-Farisi isimli bir Müslüman bilim adamı bu eseri açıklayarak genişletmiş ve Tenkih-ül-Menazir adını vermiştir. Kitab-ül-Menazir, 1948 senesinde Kemaleddin Farisi'nin yaptığı şerhle beraber Hindistan'ın Haydarabad şehrinde basılmıştır.", "question": "Kemaleddin el-Farisi Kitab-ül-Menazir'ı genişleterek oluşturduğu yeni esere hangi ismi vermiştir ? ", "answers": {"answer_start": 404, "text": "Tenkih-ül-Menazir"}}, {"id": "6124", "context": "İbn-i Heysem'in bu meşhur eseri, Ortaçağda beş defa Latinceye çevrilmiş olup, bütün Avrupa üniversite ve ilim merkezlerinde tanınan tek müracaat eseri durumundaydı. Eser, 1572 senesinde Risner tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni Arabis Libri ismiyle Latinceye çevrilerek İspanya'nın Bâle şehrinde bastırılmıştır. Kemaleddin el-Farisi isimli bir Müslüman bilim adamı bu eseri açıklayarak genişletmiş ve Tenkih-ül-Menazir adını vermiştir. Kitab-ül-Menazir, 1948 senesinde Kemaleddin Farisi'nin yaptığı şerhle beraber Hindistan'ın Haydarabad şehrinde basılmıştır.", "question": "Kitab-ül-Menazir'ı açıklayarak genişleten Müslüman bilim adamı kimdir ? ", "answers": {"answer_start": 314, "text": " Kemaleddin el-Farisi"}}, {"id": "6125", "context": "İbn-i Heysem'in bu meşhur eseri, Ortaçağda beş defa Latinceye çevrilmiş olup, bütün Avrupa üniversite ve ilim merkezlerinde tanınan tek müracaat eseri durumundaydı. Eser, 1572 senesinde Risner tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni Arabis Libri ismiyle Latinceye çevrilerek İspanya'nın Bâle şehrinde bastırılmıştır. Kemaleddin el-Farisi isimli bir Müslüman bilim adamı bu eseri açıklayarak genişletmiş ve Tenkih-ül-Menazir adını vermiştir. Kitab-ül-Menazir, 1948 senesinde Kemaleddin Farisi'nin yaptığı şerhle beraber Hindistan'ın Haydarabad şehrinde basılmıştır.", "question": "İbn-i Heysem'in Kitab-ül-Menazir adlı eserini Latinceye çeviren kişi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "Risner"}}, {"id": "6126", "context": "\r\nHeysem'e göre, ışık saydam nesnelerde ya da ortamlarda çok hızlı hareket eder ve hızı yoğun olmayan ortamlarda yoğun olan ortamlara göre daha fazla olduğunu söylemiştir. Saydam olan nesnelerin yoğunlukları oranında ışığın hızına karşı koyduklarını söylemiştir. Yoğunluk fazlalaştıkça direnç de artar yalnız direnç ışığın hızını tamamen etkisiz hale getirecek kadar fazla değilse o zaman hızda yok olma değil yavaşlama olur, demiştir.\r\nİbn-i Heysem burada ışığın hızının ortamın yoğunluğuna bağlı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca kırılma olayını katı bir nesnenin bir dik düzlemde atıldığında karşısındaki durağan bir nesneyi herhangi bir yöndekinden daha kolay kırdığını gözlemlerine dayanarak yansımada ve kırılmada genel ilke etmiştir", "question": "İbn-i Heysem'e göre ışığın hızı ortama göre nasıl değişir ?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "yoğun olmayan ortamlarda yoğun olan ortamlara göre daha fazla olduğunu söylemiştir."}}, {"id": "6127", "context": "\r\nHeysem'e göre, ışık saydam nesnelerde ya da ortamlarda çok hızlı hareket eder ve hızı yoğun olmayan ortamlarda yoğun olan ortamlara göre daha fazla olduğunu söylemiştir. Saydam olan nesnelerin yoğunlukları oranında ışığın hızına karşı koyduklarını söylemiştir. Yoğunluk fazlalaştıkça direnç de artar yalnız direnç ışığın hızını tamamen etkisiz hale getirecek kadar fazla değilse o zaman hızda yok olma değil yavaşlama olur, demiştir.\r\nİbn-i Heysem burada ışığın hızının ortamın yoğunluğuna bağlı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca kırılma olayını katı bir nesnenin bir dik düzlemde atıldığında karşısındaki durağan bir nesneyi herhangi bir yöndekinden daha kolay kırdığını gözlemlerine dayanarak yansımada ve kırılmada genel ilke etmiştir", "question": "İbn-i Heysem'e göre ışığın saydam nesnelerde davranışı nasıl olur ?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Heysem'e göre, ışık saydam nesnelerde ya da ortamlarda çok hızlı hareket eder"}}, {"id": "6128", "context": "İbn-i Heysem'in yazdığı diğer eserlerden bazıları şunlardır:\r\nKitab-ül-Cami' fi Usûl-il-Hisab:\r\nMatematiğin esasları ve metodolojisi ile ilgili bu eserinde, matematik, geometri, cebir, geometrik analiz gibi temel konuları izah etmiş örnek çözümler ortaya koymuştur.\r\nEl-Muhtasar fi İlm-il-Hendese: Euclid geometrisinin tedkik ve tenkidine dairdir.\r\nKitabun fihi Rüdûd alel-Felasifet-il-Yunaniyye ve Ulema-il-Kelam: Eski Yunan filozoflarına ve onlara uyan bazı kelam alimlerine reddiye olarak yazılmıştır.\r\nKitab-ül-Ezlal: Ay ve güneş tutulmaları hakkındadır.\r\nRisaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal: Gölgenin meydana gelmesi incelenmiştir. Eser, 1907 senesinde Almancaya çevrilerek bastırılmıştır.\r\nKitabun fi İlm-il-Hendese vel-Hisab; Matematik-geometri ile ilgilidir.\r\nKitabun fil-Cebri vel-Mukabele\r\nMakaletün fi İstihracı Semt-il-Kıble fi Cami-il-Meskûneti Bicedavilin: Bütün dünyanın o zamanki yerleşim merkezlerinde kıblenin nasıl bulunacağının hesaplanması ve bunların cetvelleri ile ilgilidir.\r\nRisaletün fi Şerhi İtticah-il-Kıble:balotelli amauri Kıblenin bulunması hakkındadır.\r\nKitabun fi Hayat-il-alem: Kainatın düzeni ve sistemi hakkındadır. Eser, İspanyolca, Latince ve İbraniceye çevrilmiştir.\r\nKitabu Hey'et-il-alem,\r\nRisaletün amil-il-Ayni vel-İbsar: Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi hakkındadır.\r\nŞerh-ü Mecisti ve Telhisihi\r\nKitabün fi aletiz-Zıl\r\nKitab-ut-Tahlili vet-Terkib-il-Hendesiyyin\r\n", "question": "Ibni-Heysem Ibsar adlı kitabında neleri incelemiştir ? ", "answers": {"answer_start": 1260, "text": "Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi"}}, {"id": "6129", "context": "İbn-i Heysem'in yazdığı diğer eserlerden bazıları şunlardır:\r\nKitab-ül-Cami' fi Usûl-il-Hisab:\r\nMatematiğin esasları ve metodolojisi ile ilgili bu eserinde, matematik, geometri, cebir, geometrik analiz gibi temel konuları izah etmiş örnek çözümler ortaya koymuştur.\r\nEl-Muhtasar fi İlm-il-Hendese: Euclid geometrisinin tedkik ve tenkidine dairdir.\r\nKitabun fihi Rüdûd alel-Felasifet-il-Yunaniyye ve Ulema-il-Kelam: Eski Yunan filozoflarına ve onlara uyan bazı kelam alimlerine reddiye olarak yazılmıştır.\r\nKitab-ül-Ezlal: Ay ve güneş tutulmaları hakkındadır.\r\nRisaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal: Gölgenin meydana gelmesi incelenmiştir. Eser, 1907 senesinde Almancaya çevrilerek bastırılmıştır.\r\nKitabun fi İlm-il-Hendese vel-Hisab; Matematik-geometri ile ilgilidir.\r\nKitabun fil-Cebri vel-Mukabele\r\nMakaletün fi İstihracı Semt-il-Kıble fi Cami-il-Meskûneti Bicedavilin: Bütün dünyanın o zamanki yerleşim merkezlerinde kıblenin nasıl bulunacağının hesaplanması ve bunların cetvelleri ile ilgilidir.\r\nRisaletün fi Şerhi İtticah-il-Kıble:balotelli amauri Kıblenin bulunması hakkındadır.\r\nKitabun fi Hayat-il-alem: Kainatın düzeni ve sistemi hakkındadır. Eser, İspanyolca, Latince ve İbraniceye çevrilmiştir.\r\nKitabu Hey'et-il-alem,\r\nRisaletün amil-il-Ayni vel-İbsar: Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi hakkındadır.\r\nŞerh-ü Mecisti ve Telhisihi\r\nKitabün fi aletiz-Zıl\r\nKitab-ut-Tahlili vet-Terkib-il-Hendesiyyin\r\n", "question": "İbn-i Heysem gölgenin meydana gelmesini hangi eserinde incelemiştir ?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "Risaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal"}}, {"id": "6130", "context": "İbn-i Heysem'in yazdığı diğer eserlerden bazıları şunlardır:\r\nKitab-ül-Cami' fi Usûl-il-Hisab:\r\nMatematiğin esasları ve metodolojisi ile ilgili bu eserinde, matematik, geometri, cebir, geometrik analiz gibi temel konuları izah etmiş örnek çözümler ortaya koymuştur.\r\nEl-Muhtasar fi İlm-il-Hendese: Euclid geometrisinin tedkik ve tenkidine dairdir.\r\nKitabun fihi Rüdûd alel-Felasifet-il-Yunaniyye ve Ulema-il-Kelam: Eski Yunan filozoflarına ve onlara uyan bazı kelam alimlerine reddiye olarak yazılmıştır.\r\nKitab-ül-Ezlal: Ay ve güneş tutulmaları hakkındadır.\r\nRisaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal: Gölgenin meydana gelmesi incelenmiştir. Eser, 1907 senesinde Almancaya çevrilerek bastırılmıştır.\r\nKitabun fi İlm-il-Hendese vel-Hisab; Matematik-geometri ile ilgilidir.\r\nKitabun fil-Cebri vel-Mukabele\r\nMakaletün fi İstihracı Semt-il-Kıble fi Cami-il-Meskûneti Bicedavilin: Bütün dünyanın o zamanki yerleşim merkezlerinde kıblenin nasıl bulunacağının hesaplanması ve bunların cetvelleri ile ilgilidir.\r\nRisaletün fi Şerhi İtticah-il-Kıble:balotelli amauri Kıblenin bulunması hakkındadır.\r\nKitabun fi Hayat-il-alem: Kainatın düzeni ve sistemi hakkındadır. Eser, İspanyolca, Latince ve İbraniceye çevrilmiştir.\r\nKitabu Hey'et-il-alem,\r\nRisaletün amil-il-Ayni vel-İbsar: Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi hakkındadır.\r\nŞerh-ü Mecisti ve Telhisihi\r\nKitabün fi aletiz-Zıl\r\nKitab-ut-Tahlili vet-Terkib-il-Hendesiyyin\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in Yunan filozoflarına reddiyeler yazdığı kitabının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 349, "text": "Kitabun fihi Rüdûd alel-Felasifet-il-Yunaniyye ve Ulema-il-Kelam"}}, {"id": "6131", "context": "\r\nBu eserlerinden başka, Mutezile fırkasına, mantıkçılara ve diğer fen ve ilim erbabına cevaben birçok reddiyeler ile kendisine sorulan fen sorularına verdiği cevapları bildiren risaleleri de vardır. İbn-i Heysem'in fizik, astronomi, güneş ve ay sistemleriyle ilgili o kadar çok eseri vardır ki, bunların bir kısmından bastırılarak hazırlanan kitaplar Hıristiyan ve Yahudi aleminde ders kitabı olarak okutulmuştur. Muhtelif ilim dallarında ortaya koyduğu terimler bugün hala kullanılmaktadır. Astronomideki modern başarıların kaynağı, İbn-i Heysem'in parlak görüş ve teorilerinden kaynaklanmaktadır. Apollo ile Ay'a inen ilk astronotlar, orada gördükleri muhteşem kraterlere önemli adlar verirken, bir tanesini de İbn-i Heysem olarak isimlendirdiler.", "question": "Ay'a ilk inen astronotların muhteşem kraterlere verdiği adlardan birine sahip olan Müslüman bilim adamı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "İbn-i Heysem"}}, {"id": "6132", "context": "\r\nBu eserlerinden başka, Mutezile fırkasına, mantıkçılara ve diğer fen ve ilim erbabına cevaben birçok reddiyeler ile kendisine sorulan fen sorularına verdiği cevapları bildiren risaleleri de vardır. İbn-i Heysem'in fizik, astronomi, güneş ve ay sistemleriyle ilgili o kadar çok eseri vardır ki, bunların bir kısmından bastırılarak hazırlanan kitaplar Hıristiyan ve Yahudi aleminde ders kitabı olarak okutulmuştur. Muhtelif ilim dallarında ortaya koyduğu terimler bugün hala kullanılmaktadır. Astronomideki modern başarıların kaynağı, İbn-i Heysem'in parlak görüş ve teorilerinden kaynaklanmaktadır. Apollo ile Ay'a inen ilk astronotlar, orada gördükleri muhteşem kraterlere önemli adlar verirken, bir tanesini de İbn-i Heysem olarak isimlendirdiler.", "question": "İbn-i Heysem hangi konularda eserler sunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 215, "text": " fizik, astronomi, güneş ve ay sistemleriyle"}}, {"id": "6133", "context": "Saydam bir ortamdan diğer saydam bir ortama geçen ışık demetinin bir kısmı bu ortamları ayıran yüzey üzerinden yansırken geriye kalan kısmı doğrultusunu değiştirerek diğer ortama geçer. Işığın saydam bir ortamdan diğer saydam ortama geçerken doğrultusunu değiştirmesine kırılma denir. Kırılma konusunun yöntemler dahilinde incelenmesine ilk olarak Ptolemaios gerçekleştirmiştir.", "question": "Işığın kırılması nedir ?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "Işığın saydam bir ortamdan diğer saydam ortama geçerken doğrultusunu değiştirmesine kırılma denir. "}}, {"id": "6134", "context": "Saydam bir ortamdan diğer saydam bir ortama geçen ışık demetinin bir kısmı bu ortamları ayıran yüzey üzerinden yansırken geriye kalan kısmı doğrultusunu değiştirerek diğer ortama geçer. Işığın saydam bir ortamdan diğer saydam ortama geçerken doğrultusunu değiştirmesine kırılma denir. Kırılma konusunun yöntemler dahilinde incelenmesine ilk olarak Ptolemaios gerçekleştirmiştir.", "question": "Işığın kırılması konusunu ilk olarak gerçekleştiren kişi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "Ptolemaios "}}, {"id": "6135", "context": "İbn-i Heysem Kitap el-Menâzır da 7. son kitabını kırıma konusuna ayırmıştır. Heysem ışığın gelme ortamından daha yoğun bir ortamın yüzeyine çarptığında kırılma olacağını söylemiş. Yansımada olduğu gibi kırılmada da analizler yapmıştır.", "question": "İbn-i Heysem ışığın yansıması dışında ışık hakkında hangi konuda araştırmalar yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Yansımada olduğu gibi kırılmada da analizler yapmıştır."}}, {"id": "6136", "context": "İbn-i Heysem Kitap el-Menâzır da 7. son kitabını kırıma konusuna ayırmıştır. Heysem ışığın gelme ortamından daha yoğun bir ortamın yüzeyine çarptığında kırılma olacağını söylemiş. Yansımada olduğu gibi kırılmada da analizler yapmıştır.", "question": "İbn-i Heysem ışığın hangi durumda kırılmaya uğrayacağını belirtmiştir ?", "answers": {"answer_start": 76, "text": " Heysem ışığın gelme ortamından daha yoğun bir ortamın yüzeyine çarptığında kırılma olacağını söylemiş"}}, {"id": "6137", "context": "Heysem'e göre ışın iki ortamın ayrılım yüzeyine ulaştığında normal boyunca hız sabit kalacak,eğer ışın ortam değiştirirse geçtiği ortam daha yoğun ise hızı azalacak, az yoğun ise hızı artacaktır. yani ışık her zaman kendine en kolay yolu seçer demiştir.", "question": "İbn-i Heysem'in ışık hakkında savunduğu teorem nedir ?", "answers": {"answer_start": 200, "text": " ışık her zaman kendine en kolay yolu seçer demiştir."}}, {"id": "6138", "context": "\r\nKırılma deneylerinde İbn-i Heysem kırılma açılarını 10 derece büyüterek geliş açılarına uygun olarak elde etmiş. Bu yapmış olduğu deneylerin sonuçlarını kendi eseri olan Kitab el-menazır'ın yedinci kitabının üçüncü bölümünde açıklamıştır.", "question": "İbn-i Heysem yapmış olduğu kırılma deneylerinin sonucunu nerede açıklamıştır ?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "kendi eseri olan Kitab el-menazır'ın yedinci kitabının üçüncü bölümünde"}}, {"id": "6139", "context": "TUSAŞ Hürkuş ya da TAI Hürkuş, TUSAŞ tarafından tasarlanan ve geliştirilen, \"Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi\"nin ürünü olan eğitim uçağıdır. Adı Türk Pilot ve Mühendis Vecihi Hürkuş'tan esinlenerek verilmiştir.", "question": "TAI Hürkuş hangi firma tarafından tasarlanmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "TUSAŞ"}}, {"id": "6140", "context": "TUSAŞ Hürkuş ya da TAI Hürkuş, TUSAŞ tarafından tasarlanan ve geliştirilen, \"Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi\"nin ürünü olan eğitim uçağıdır. Adı Türk Pilot ve Mühendis Vecihi Hürkuş'tan esinlenerek verilmiştir.", "question": "TAI Hürkuş ismi nerden gelmektedir ?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "Türk Pilot ve Mühendis Vecihi Hürkuş"}}, {"id": "6141", "context": "2006 yılının Mart ayında SSM ile TUSAŞ arasında imzalanan anlaşma ile \"Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi\" yürürlüğe girmiştir. HÜRKUŞ eğitim uçağı projesi çerçevesinde, özgün bir eğitim uçağı prototipinin tasarlanması, geliştirilmesi, test ve doğrulamasının yapılması, üretiminin ve sertifikasyonunun gerçekleştirilmesi, ve sisteme ait teknik veri paketinin oluşturulması hedeflenmiştir. HÜRKUŞ, EASA CS 23 kurallarına göre tasarlanmış, sertifiye edilmiştir. Gece ve gündüz görev yapabilme kabiliyeti ile öğretmen ve öğrenci pilotun arka arkaya oturduğu, tek turboprop motorlu bir tasarım sahiptir. Uçak ayrıca, genel kullanım, aletli uçuş, seyrüsefer ve formasyon eğitim aşamalarını gerçekleştirebilme özelliklerini de taşımaktadır. Standart uçak sistemlerinin yanı sıra, kabin basınçlandırma, koltuk fırlatma sistemi ve uçak üzeri oksijen üretimi sistemine (OBOGS) sahiptir. 2014 yılının Aralık ayı içerisinde Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada ilk HÜRKUŞ'un 2018 yılında Türk Hava Kuvvetlerinin envanterine alınmasının öngörüldüğü belirtilmiştir.", "question": "TAI Hürkuş için SSM ile TUSAŞ arasında imzalanan anlaşmanın adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi"}}, {"id": "6142", "context": "2006 yılının Mart ayında SSM ile TUSAŞ arasında imzalanan anlaşma ile \"Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi\" yürürlüğe girmiştir. HÜRKUŞ eğitim uçağı projesi çerçevesinde, özgün bir eğitim uçağı prototipinin tasarlanması, geliştirilmesi, test ve doğrulamasının yapılması, üretiminin ve sertifikasyonunun gerçekleştirilmesi, ve sisteme ait teknik veri paketinin oluşturulması hedeflenmiştir. HÜRKUŞ, EASA CS 23 kurallarına göre tasarlanmış, sertifiye edilmiştir. Gece ve gündüz görev yapabilme kabiliyeti ile öğretmen ve öğrenci pilotun arka arkaya oturduğu, tek turboprop motorlu bir tasarım sahiptir. Uçak ayrıca, genel kullanım, aletli uçuş, seyrüsefer ve formasyon eğitim aşamalarını gerçekleştirebilme özelliklerini de taşımaktadır. Standart uçak sistemlerinin yanı sıra, kabin basınçlandırma, koltuk fırlatma sistemi ve uçak üzeri oksijen üretimi sistemine (OBOGS) sahiptir. 2014 yılının Aralık ayı içerisinde Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada ilk HÜRKUŞ'un 2018 yılında Türk Hava Kuvvetlerinin envanterine alınmasının öngörüldüğü belirtilmiştir.", "question": "TAI Hürkuş ilk hangi yılda Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilecektir ?", "answers": {"answer_start": 984, "text": "2018"}}, {"id": "6143", "context": "2006 yılının Mart ayında SSM ile TUSAŞ arasında imzalanan anlaşma ile \"Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi\" yürürlüğe girmiştir. HÜRKUŞ eğitim uçağı projesi çerçevesinde, özgün bir eğitim uçağı prototipinin tasarlanması, geliştirilmesi, test ve doğrulamasının yapılması, üretiminin ve sertifikasyonunun gerçekleştirilmesi, ve sisteme ait teknik veri paketinin oluşturulması hedeflenmiştir. HÜRKUŞ, EASA CS 23 kurallarına göre tasarlanmış, sertifiye edilmiştir. Gece ve gündüz görev yapabilme kabiliyeti ile öğretmen ve öğrenci pilotun arka arkaya oturduğu, tek turboprop motorlu bir tasarım sahiptir. Uçak ayrıca, genel kullanım, aletli uçuş, seyrüsefer ve formasyon eğitim aşamalarını gerçekleştirebilme özelliklerini de taşımaktadır. Standart uçak sistemlerinin yanı sıra, kabin basınçlandırma, koltuk fırlatma sistemi ve uçak üzeri oksijen üretimi sistemine (OBOGS) sahiptir. 2014 yılının Aralık ayı içerisinde Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada ilk HÜRKUŞ'un 2018 yılında Türk Hava Kuvvetlerinin envanterine alınmasının öngörüldüğü belirtilmiştir.", "question": "TAI Hürkuş hangi kurallara göre tasarlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 407, "text": "EASA CS 23"}}, {"id": "6144", "context": "HÜRKUŞ uçağı aynı zamanda “glass/cam kokpit” olarak bilinen tamamen dijital elektronik gösterge sistemlerine sahiptir. Bu dijital elektronik göstergelerin temel amacı kokpitteki aşırı miktarda gösterge saati kalabalığını azaltarak pilotların kontrol yeteneklerini artırmaktır. Elektronik dijital göstergelerin kullanımı verilerin pilota, muharip uçaklardaki bütünlük içerisinde ulaştırılmasını sağlayacaktır. Bu anlamda HÜRKUŞ oldukça çağdaş ve yüksek teknoloji kullanan bir eğitim uçağı olacak ve pilotları muharip uçaklara hazırlayacaktır. Tüm uçuş, yatış-dönüş, suni ufuk ve durum göstergeleri, motor göstergeleri ve uçak sistemlerine ait göstergeler 2 ana LCD ekranda pilota iletilecektir. Bunun dışında yedek uçuş göstergesi de bağımsız bir LCD ekran olacaktır. Tüm seyrüsefer ve iletişim ekipmanları tek bir elektronik panelden kontrol edilecek, bu da kontrollerin oldukça düzenli olmasını sağlayacaktır. Bu üstün elektronik yetenekleri HÜRKUŞ’u sınıfının en iyilerinden biri yapmaktadır. Tahminlere göre 2010 lu yıllarda dünya ordu ve hava yollarının envanterlerindeki eğitim uçaklarının pek çoğu ekonomik ömrünü doldurmaktadır. Dolayısı ile yüzlerce eğitim uçağı açığından oluşan ciddi bir Pazar beklenmektedir. Bu nedenle HÜRKUŞ’un EASA’dan sertifiye edilmiş ve sınıfında üstün özellikler taşıyan bir uçak olması oldukça önemlidir.\r\nÜstün elektronik özellikleri ve bir eğitim uçağı için sıra dışı olan uçak sistemleri (OBOGS, 0/0 fırlatma koltuğu gibi...) sayesinde bir jet uçağındaki sistemlere oldukça yakındır. Dolayısı ile HÜRKUŞ temel pilotaj eğitimi yanı sıra muharip pilotların temel eğitimlerinde de kullanılabilecek bir uçaktır. Projede gelişmiş elektronik, mekanik ve aerodinamik özelliklerin gerçekleştirilebilmesi için kalabalık bir ekip çalışmıştır.", "question": "TAI Hürkuş projesinde hangi özellikler için kalabalık bir ekibe ihtiyaç duyulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1687, "text": "aerodinamik "}}, {"id": "6145", "context": "HÜRKUŞ uçağı aynı zamanda “glass/cam kokpit” olarak bilinen tamamen dijital elektronik gösterge sistemlerine sahiptir. Bu dijital elektronik göstergelerin temel amacı kokpitteki aşırı miktarda gösterge saati kalabalığını azaltarak pilotların kontrol yeteneklerini artırmaktır. Elektronik dijital göstergelerin kullanımı verilerin pilota, muharip uçaklardaki bütünlük içerisinde ulaştırılmasını sağlayacaktır. Bu anlamda HÜRKUŞ oldukça çağdaş ve yüksek teknoloji kullanan bir eğitim uçağı olacak ve pilotları muharip uçaklara hazırlayacaktır. Tüm uçuş, yatış-dönüş, suni ufuk ve durum göstergeleri, motor göstergeleri ve uçak sistemlerine ait göstergeler 2 ana LCD ekranda pilota iletilecektir. Bunun dışında yedek uçuş göstergesi de bağımsız bir LCD ekran olacaktır. Tüm seyrüsefer ve iletişim ekipmanları tek bir elektronik panelden kontrol edilecek, bu da kontrollerin oldukça düzenli olmasını sağlayacaktır. Bu üstün elektronik yetenekleri HÜRKUŞ’u sınıfının en iyilerinden biri yapmaktadır. Tahminlere göre 2010 lu yıllarda dünya ordu ve hava yollarının envanterlerindeki eğitim uçaklarının pek çoğu ekonomik ömrünü doldurmaktadır. Dolayısı ile yüzlerce eğitim uçağı açığından oluşan ciddi bir Pazar beklenmektedir. Bu nedenle HÜRKUŞ’un EASA’dan sertifiye edilmiş ve sınıfında üstün özellikler taşıyan bir uçak olması oldukça önemlidir.\r\nÜstün elektronik özellikleri ve bir eğitim uçağı için sıra dışı olan uçak sistemleri (OBOGS, 0/0 fırlatma koltuğu gibi...) sayesinde bir jet uçağındaki sistemlere oldukça yakındır. Dolayısı ile HÜRKUŞ temel pilotaj eğitimi yanı sıra muharip pilotların temel eğitimlerinde de kullanılabilecek bir uçaktır. Projede gelişmiş elektronik, mekanik ve aerodinamik özelliklerin gerçekleştirilebilmesi için kalabalık bir ekip çalışmıştır.", "question": "TAI Hürkuş nereden sertifiye edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 1241, "text": "EASA"}}, {"id": "6146", "context": "HÜRKUŞ uçağı aynı zamanda “glass/cam kokpit” olarak bilinen tamamen dijital elektronik gösterge sistemlerine sahiptir. Bu dijital elektronik göstergelerin temel amacı kokpitteki aşırı miktarda gösterge saati kalabalığını azaltarak pilotların kontrol yeteneklerini artırmaktır. Elektronik dijital göstergelerin kullanımı verilerin pilota, muharip uçaklardaki bütünlük içerisinde ulaştırılmasını sağlayacaktır. Bu anlamda HÜRKUŞ oldukça çağdaş ve yüksek teknoloji kullanan bir eğitim uçağı olacak ve pilotları muharip uçaklara hazırlayacaktır. Tüm uçuş, yatış-dönüş, suni ufuk ve durum göstergeleri, motor göstergeleri ve uçak sistemlerine ait göstergeler 2 ana LCD ekranda pilota iletilecektir. Bunun dışında yedek uçuş göstergesi de bağımsız bir LCD ekran olacaktır. Tüm seyrüsefer ve iletişim ekipmanları tek bir elektronik panelden kontrol edilecek, bu da kontrollerin oldukça düzenli olmasını sağlayacaktır. Bu üstün elektronik yetenekleri HÜRKUŞ’u sınıfının en iyilerinden biri yapmaktadır. Tahminlere göre 2010 lu yıllarda dünya ordu ve hava yollarının envanterlerindeki eğitim uçaklarının pek çoğu ekonomik ömrünü doldurmaktadır. Dolayısı ile yüzlerce eğitim uçağı açığından oluşan ciddi bir Pazar beklenmektedir. Bu nedenle HÜRKUŞ’un EASA’dan sertifiye edilmiş ve sınıfında üstün özellikler taşıyan bir uçak olması oldukça önemlidir.\r\nÜstün elektronik özellikleri ve bir eğitim uçağı için sıra dışı olan uçak sistemleri (OBOGS, 0/0 fırlatma koltuğu gibi...) sayesinde bir jet uçağındaki sistemlere oldukça yakındır. Dolayısı ile HÜRKUŞ temel pilotaj eğitimi yanı sıra muharip pilotların temel eğitimlerinde de kullanılabilecek bir uçaktır. Projede gelişmiş elektronik, mekanik ve aerodinamik özelliklerin gerçekleştirilebilmesi için kalabalık bir ekip çalışmıştır.", "question": "TAI Hürkuş'ta bütün göstergeler pilota nerede iletilmektedir ?", "answers": {"answer_start": 654, "text": "2 ana LCD ekranda"}}, {"id": "6147", "context": "HÜRKUŞ uçağı aynı zamanda “glass/cam kokpit” olarak bilinen tamamen dijital elektronik gösterge sistemlerine sahiptir. Bu dijital elektronik göstergelerin temel amacı kokpitteki aşırı miktarda gösterge saati kalabalığını azaltarak pilotların kontrol yeteneklerini artırmaktır. Elektronik dijital göstergelerin kullanımı verilerin pilota, muharip uçaklardaki bütünlük içerisinde ulaştırılmasını sağlayacaktır. Bu anlamda HÜRKUŞ oldukça çağdaş ve yüksek teknoloji kullanan bir eğitim uçağı olacak ve pilotları muharip uçaklara hazırlayacaktır. Tüm uçuş, yatış-dönüş, suni ufuk ve durum göstergeleri, motor göstergeleri ve uçak sistemlerine ait göstergeler 2 ana LCD ekranda pilota iletilecektir. Bunun dışında yedek uçuş göstergesi de bağımsız bir LCD ekran olacaktır. Tüm seyrüsefer ve iletişim ekipmanları tek bir elektronik panelden kontrol edilecek, bu da kontrollerin oldukça düzenli olmasını sağlayacaktır. Bu üstün elektronik yetenekleri HÜRKUŞ’u sınıfının en iyilerinden biri yapmaktadır. Tahminlere göre 2010 lu yıllarda dünya ordu ve hava yollarının envanterlerindeki eğitim uçaklarının pek çoğu ekonomik ömrünü doldurmaktadır. Dolayısı ile yüzlerce eğitim uçağı açığından oluşan ciddi bir Pazar beklenmektedir. Bu nedenle HÜRKUŞ’un EASA’dan sertifiye edilmiş ve sınıfında üstün özellikler taşıyan bir uçak olması oldukça önemlidir.\r\nÜstün elektronik özellikleri ve bir eğitim uçağı için sıra dışı olan uçak sistemleri (OBOGS, 0/0 fırlatma koltuğu gibi...) sayesinde bir jet uçağındaki sistemlere oldukça yakındır. Dolayısı ile HÜRKUŞ temel pilotaj eğitimi yanı sıra muharip pilotların temel eğitimlerinde de kullanılabilecek bir uçaktır. Projede gelişmiş elektronik, mekanik ve aerodinamik özelliklerin gerçekleştirilebilmesi için kalabalık bir ekip çalışmıştır.", "question": "TAI Hürkuş'ta kullanılan dijital elektronik göstergelerin temel amacı nedir ?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "kokpitteki aşırı miktarda gösterge saati kalabalığını azaltarak pilotların kontrol yeteneklerini artırmaktır"}}, {"id": "6148", "context": "Ayrıca HÜRKUŞ'un farklı modelleri için çalışmalar da başlamıştır. Sahil Güvenlik Komutanlığı için Keşif ve Gözetleme amacıyla kullanılacak bir türevi geliştirilmektedir.\r\n\r\nHÜRKUŞ uçağı aynı zamanda TUSAŞ mühendisleri tarafından geliştirilen uçuş kontrol yazılımını içeren merkezi kontrol bilgisayarlarını da taşımaktadır.", "question": "TAI Hürkuş'ta bulunan uçuş kontrol yazılımı hangi kurumun mühendisleri geliştirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "TUSAŞ"}}, {"id": "6149", "context": "Ayrıca HÜRKUŞ'un farklı modelleri için çalışmalar da başlamıştır. Sahil Güvenlik Komutanlığı için Keşif ve Gözetleme amacıyla kullanılacak bir türevi geliştirilmektedir.\r\n\r\nHÜRKUŞ uçağı aynı zamanda TUSAŞ mühendisleri tarafından geliştirilen uçuş kontrol yazılımını içeren merkezi kontrol bilgisayarlarını da taşımaktadır.", "question": "TAI Hürkuş'un hangi amaçla kullanılabilmesi için farklı bir versiyonu geliştirilmekte ?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Keşif ve Gözetleme"}}, {"id": "6150", "context": "İnsan makine arayüzünün uygun bir şekilde sağlandığı, pilot güvenliği; pilot rahatlığı, kullanılabilirlik, güvenlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin ergonomik açıdan da düşünüldüğü bir uçak olacaktır. HÜRKUŞ'ta teknik özelliklerin sağlanmasının yanı sıra ürünün insan ilişkisi ile ilgili çalışmalarda yapılmaktadır.\r\n\r\n12 Temmuz 2016'da Avrupa Havacılık Emniyet Ajansı (European Aviation Safety Agency / EASA) ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'nden tip sertifikalarını, İngiltere Farnborough International Airshow (FIA) sırasında almıştır. Alınan sertifikalar için 18 Ağustos'ta da Ankara Tusaş tesislerinde tören düzenlenmiştir. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Hürkuş projesinde yerlilik oranının %60'lara geldiğini ve amaçlarının %80'ler seviyesine gelmek ve nitelik artışı yakalamak olduğunu belirtti.\r\n\r\nHÜRKUŞ, A (Temel eğitim uçağı), B (Askeri eğitim uçağı) ve C (Silahlı yakın hava desteği uçağı) olmak üzere üç farklı konfigürasyonda üretilecektir.", "question": "TAI Hürkuş kaç farklı tipte üretilecektir ?", "answers": {"answer_start": 945, "text": "üç "}}, {"id": "6151", "context": "İnsan makine arayüzünün uygun bir şekilde sağlandığı, pilot güvenliği; pilot rahatlığı, kullanılabilirlik, güvenlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin ergonomik açıdan da düşünüldüğü bir uçak olacaktır. HÜRKUŞ'ta teknik özelliklerin sağlanmasının yanı sıra ürünün insan ilişkisi ile ilgili çalışmalarda yapılmaktadır.\r\n\r\n12 Temmuz 2016'da Avrupa Havacılık Emniyet Ajansı (European Aviation Safety Agency / EASA) ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'nden tip sertifikalarını, İngiltere Farnborough International Airshow (FIA) sırasında almıştır. Alınan sertifikalar için 18 Ağustos'ta da Ankara Tusaş tesislerinde tören düzenlenmiştir. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Hürkuş projesinde yerlilik oranının %60'lara geldiğini ve amaçlarının %80'ler seviyesine gelmek ve nitelik artışı yakalamak olduğunu belirtti.\r\n\r\nHÜRKUŞ, A (Temel eğitim uçağı), B (Askeri eğitim uçağı) ve C (Silahlı yakın hava desteği uçağı) olmak üzere üç farklı konfigürasyonda üretilecektir.", "question": "TAI Hürkuş projesinde yerlilik Milli Savunma Bakanının konuşmasına göre hangi seviyededir ?", "answers": {"answer_start": 727, "text": "%60"}}, {"id": "6152", "context": "İnsan makine arayüzünün uygun bir şekilde sağlandığı, pilot güvenliği; pilot rahatlığı, kullanılabilirlik, güvenlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin ergonomik açıdan da düşünüldüğü bir uçak olacaktır. HÜRKUŞ'ta teknik özelliklerin sağlanmasının yanı sıra ürünün insan ilişkisi ile ilgili çalışmalarda yapılmaktadır.\r\n\r\n12 Temmuz 2016'da Avrupa Havacılık Emniyet Ajansı (European Aviation Safety Agency / EASA) ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'nden tip sertifikalarını, İngiltere Farnborough International Airshow (FIA) sırasında almıştır. Alınan sertifikalar için 18 Ağustos'ta da Ankara Tusaş tesislerinde tören düzenlenmiştir. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Hürkuş projesinde yerlilik oranının %60'lara geldiğini ve amaçlarının %80'ler seviyesine gelmek ve nitelik artışı yakalamak olduğunu belirtti.\r\n\r\nHÜRKUŞ, A (Temel eğitim uçağı), B (Askeri eğitim uçağı) ve C (Silahlı yakın hava desteği uçağı) olmak üzere üç farklı konfigürasyonda üretilecektir.", "question": "TAI Hürkuş'un aldığı sertifikalar için ne zaman tören düzenlenmiştir ?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "18 Ağustos"}}, {"id": "6153", "context": "İnsan makine arayüzünün uygun bir şekilde sağlandığı, pilot güvenliği; pilot rahatlığı, kullanılabilirlik, güvenlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin ergonomik açıdan da düşünüldüğü bir uçak olacaktır. HÜRKUŞ'ta teknik özelliklerin sağlanmasının yanı sıra ürünün insan ilişkisi ile ilgili çalışmalarda yapılmaktadır.\r\n\r\n12 Temmuz 2016'da Avrupa Havacılık Emniyet Ajansı (European Aviation Safety Agency / EASA) ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'nden tip sertifikalarını, İngiltere Farnborough International Airshow (FIA) sırasında almıştır. Alınan sertifikalar için 18 Ağustos'ta da Ankara Tusaş tesislerinde tören düzenlenmiştir. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Hürkuş projesinde yerlilik oranının %60'lara geldiğini ve amaçlarının %80'ler seviyesine gelmek ve nitelik artışı yakalamak olduğunu belirtti.\r\n\r\nHÜRKUŞ, A (Temel eğitim uçağı), B (Askeri eğitim uçağı) ve C (Silahlı yakın hava desteği uçağı) olmak üzere üç farklı konfigürasyonda üretilecektir.", "question": "TAI Hürkuş aldığı sertifikalar için hangi tesislerde tören düzenlenmiştir ?", "answers": {"answer_start": 594, "text": "Ankara Tusaş"}}, {"id": "6154", "context": "İnsan makine arayüzünün uygun bir şekilde sağlandığı, pilot güvenliği; pilot rahatlığı, kullanılabilirlik, güvenlik ve idame edilebilirlik kriterlerinin ergonomik açıdan da düşünüldüğü bir uçak olacaktır. HÜRKUŞ'ta teknik özelliklerin sağlanmasının yanı sıra ürünün insan ilişkisi ile ilgili çalışmalarda yapılmaktadır.\r\n\r\n12 Temmuz 2016'da Avrupa Havacılık Emniyet Ajansı (European Aviation Safety Agency / EASA) ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'nden tip sertifikalarını, İngiltere Farnborough International Airshow (FIA) sırasında almıştır. Alınan sertifikalar için 18 Ağustos'ta da Ankara Tusaş tesislerinde tören düzenlenmiştir. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Hürkuş projesinde yerlilik oranının %60'lara geldiğini ve amaçlarının %80'ler seviyesine gelmek ve nitelik artışı yakalamak olduğunu belirtti.\r\n\r\nHÜRKUŞ, A (Temel eğitim uçağı), B (Askeri eğitim uçağı) ve C (Silahlı yakın hava desteği uçağı) olmak üzere üç farklı konfigürasyonda üretilecektir.", "question": "TAI Hürkuş tip sertifiklarını hangi esnada almıştır ?", "answers": {"answer_start": 482, "text": "İngiltere Farnborough International Airshow"}}, {"id": "6155", "context": "Hürkuş'un askeri versiyonu olan Hürkuş-B'nin ilk uçuşunu 2017 yılında yapması; ilk uçağın ise 2018 yılında teslim edilmesi planlanıyor. Proje kapsamında, TUSAŞ, 2019 yılına kadar 15 adet uçağı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na teslim edecek.", "question": "TAI Hürkuş projesi kapsamında TUSAŞ 2019 yılına kadar Hava Kuvvetleri Komutanlığına kaç adet uçak teslim edecek ?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "15 "}}, {"id": "6156", "context": "Hürkuş'un askeri versiyonu olan Hürkuş-B'nin ilk uçuşunu 2017 yılında yapması; ilk uçağın ise 2018 yılında teslim edilmesi planlanıyor. Proje kapsamında, TUSAŞ, 2019 yılına kadar 15 adet uçağı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na teslim edecek.", "question": "Hürkuş-B ilk uçağının teslim yılı kaçtır ?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "2018 "}}, {"id": "6157", "context": "Hürkuş'un askeri versiyonu olan Hürkuş-B'nin ilk uçuşunu 2017 yılında yapması; ilk uçağın ise 2018 yılında teslim edilmesi planlanıyor. Proje kapsamında, TUSAŞ, 2019 yılına kadar 15 adet uçağı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na teslim edecek.", "question": "Hürkuş-B ilk uçuşunu hangi yıl yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "2017 "}}, {"id": "6158", "context": "Hürkuş ile aynı sınıftaki uçaklar, hafif yer taarruz görevleri için de kullanılıyor. TUSAŞ da Hürkuş'un benzer görevleri yerine getirebilmesi için, Hürkuş-C sürümü üzerinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile koordinasyon içinde çalışıyor.\r\n\r\nSavunma uzmanları Hürkuş-C’nin silahlandırılarak terörle mücadeleye yapacağı en büyük katkının hava harekatlarının maliyetinin azaltılması olacağını belirtiyor. Hürkuş-C sayesinde F-16’ların kalkış sayısı azalacak, maliyetler aşağıya çekilecek. Uzun havada kalış ve yakın atış desteği verecek olan milli uçakta lazer güdümlü füzelerin dışında iki tane 12.7 milimetrelik makineli tüfek bulunuyor. Kanat altındaki podlara 8’er km menzile sahip 2x2 UMTAS ile 2x4 Cirit takılacak Hürkuş-C, yine Roketsan üretimi lazer güdümlü roket Mızrak ile birlikte eğitim bombaları BDU33 ve MK106 da kullanabilecek. Hürkuş-C’nin envantere girmesiyle TSK’nın hava harekatlarında çeşitlilik sağlayacağı kaydediliyor. Uzmanlar 2018 yılında TSK’nın yakın hava desteğini Bayraktar TB2 İHA, T-129 ATAK, Hürkuş-C ve Silahlı ANKA ile dörde çıkaracağını ifade ediyor.", "question": "TAI Hürkuş projesinde roket Mızrak ile eğitim bombaları kullaniblmesi için Hürkuş-C ye ne takılacak ", "answers": {"answer_start": 695, "text": "2x4 Cirit"}}, {"id": "6159", "context": "Hürkuş ile aynı sınıftaki uçaklar, hafif yer taarruz görevleri için de kullanılıyor. TUSAŞ da Hürkuş'un benzer görevleri yerine getirebilmesi için, Hürkuş-C sürümü üzerinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile koordinasyon içinde çalışıyor.\r\n\r\nSavunma uzmanları Hürkuş-C’nin silahlandırılarak terörle mücadeleye yapacağı en büyük katkının hava harekatlarının maliyetinin azaltılması olacağını belirtiyor. Hürkuş-C sayesinde F-16’ların kalkış sayısı azalacak, maliyetler aşağıya çekilecek. Uzun havada kalış ve yakın atış desteği verecek olan milli uçakta lazer güdümlü füzelerin dışında iki tane 12.7 milimetrelik makineli tüfek bulunuyor. Kanat altındaki podlara 8’er km menzile sahip 2x2 UMTAS ile 2x4 Cirit takılacak Hürkuş-C, yine Roketsan üretimi lazer güdümlü roket Mızrak ile birlikte eğitim bombaları BDU33 ve MK106 da kullanabilecek. Hürkuş-C’nin envantere girmesiyle TSK’nın hava harekatlarında çeşitlilik sağlayacağı kaydediliyor. Uzmanlar 2018 yılında TSK’nın yakın hava desteğini Bayraktar TB2 İHA, T-129 ATAK, Hürkuş-C ve Silahlı ANKA ile dörde çıkaracağını ifade ediyor.", "question": "TSK 2018 yılında yakın hava desteği için neleri kullanacak ?", "answers": {"answer_start": 1031, "text": "Silahlı ANKA"}}, {"id": "6160", "context": "Hürkuş ile aynı sınıftaki uçaklar, hafif yer taarruz görevleri için de kullanılıyor. TUSAŞ da Hürkuş'un benzer görevleri yerine getirebilmesi için, Hürkuş-C sürümü üzerinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile koordinasyon içinde çalışıyor.\r\n\r\nSavunma uzmanları Hürkuş-C’nin silahlandırılarak terörle mücadeleye yapacağı en büyük katkının hava harekatlarının maliyetinin azaltılması olacağını belirtiyor. Hürkuş-C sayesinde F-16’ların kalkış sayısı azalacak, maliyetler aşağıya çekilecek. Uzun havada kalış ve yakın atış desteği verecek olan milli uçakta lazer güdümlü füzelerin dışında iki tane 12.7 milimetrelik makineli tüfek bulunuyor. Kanat altındaki podlara 8’er km menzile sahip 2x2 UMTAS ile 2x4 Cirit takılacak Hürkuş-C, yine Roketsan üretimi lazer güdümlü roket Mızrak ile birlikte eğitim bombaları BDU33 ve MK106 da kullanabilecek. Hürkuş-C’nin envantere girmesiyle TSK’nın hava harekatlarında çeşitlilik sağlayacağı kaydediliyor. Uzmanlar 2018 yılında TSK’nın yakın hava desteğini Bayraktar TB2 İHA, T-129 ATAK, Hürkuş-C ve Silahlı ANKA ile dörde çıkaracağını ifade ediyor.", "question": "TAI Hürkuş projesi kapsamında Hürkuş-C için TUSAŞ hangi kurum ile çalışıyor ?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Hava Kuvvetleri Komutanlığı"}}, {"id": "6161", "context": "Hürkuş ile aynı sınıftaki uçaklar, hafif yer taarruz görevleri için de kullanılıyor. TUSAŞ da Hürkuş'un benzer görevleri yerine getirebilmesi için, Hürkuş-C sürümü üzerinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile koordinasyon içinde çalışıyor.\r\n\r\nSavunma uzmanları Hürkuş-C’nin silahlandırılarak terörle mücadeleye yapacağı en büyük katkının hava harekatlarının maliyetinin azaltılması olacağını belirtiyor. Hürkuş-C sayesinde F-16’ların kalkış sayısı azalacak, maliyetler aşağıya çekilecek. Uzun havada kalış ve yakın atış desteği verecek olan milli uçakta lazer güdümlü füzelerin dışında iki tane 12.7 milimetrelik makineli tüfek bulunuyor. Kanat altındaki podlara 8’er km menzile sahip 2x2 UMTAS ile 2x4 Cirit takılacak Hürkuş-C, yine Roketsan üretimi lazer güdümlü roket Mızrak ile birlikte eğitim bombaları BDU33 ve MK106 da kullanabilecek. Hürkuş-C’nin envantere girmesiyle TSK’nın hava harekatlarında çeşitlilik sağlayacağı kaydediliyor. Uzmanlar 2018 yılında TSK’nın yakın hava desteğini Bayraktar TB2 İHA, T-129 ATAK, Hürkuş-C ve Silahlı ANKA ile dörde çıkaracağını ifade ediyor.", "question": "TAI Hürkuş projesinde hangi görevleri yerine getirebilmesi için Hürkuş-C sürümü üretiliyor ?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "hafif yer taarruz görevleri"}}, {"id": "6162", "context": "Hürkuş-C; silah sistemleri dışında termal görüntüleme ve nişangah sistemine, zırhlandırılmış yapı, kendini koruma sistemi, gece görüş uyumlu sayısal kokpit ve gelişmiş aviyonik sistemlere sahip olmasının yanında dijital güvenli haberleşme ile video ve veri linki sayesinde görüntü aktarımı da yapabilecek. Silahlı İHA’dan en büyük farkı taşıma kapasitesi olan Hürküş-C; 7 adet harici yük istasyonuyla 1500 kilograma kadar harici yük kapasitesine, 4 saati geçen uzun havada kalma süresine ve dar alandaki yüksek manevra kabiliyetine sahip olacak.\r\n\r\n2018 yılında TSK envanterine girmesi planlanan Hürkuş-C'nin silahlı versiyonu TSK’nın özellikle terörle mücadelede çok ihtiyaç duyduğu yakın hava desteğini sağlayacak.\r\n\r\n07 Nisan 2017'de HÜRKUŞ uçağının ilk silahlı modelinin LUMTAS füzesi atış testi Karapınar'da bulunan Milli Savunma Bakanlığı Atış Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında başarı ile gerçekleştirildi.", "question": "Hürkuş-C uçağının ilk silahlı modelinin atış testi nerede yapılmıştır ? ", "answers": {"answer_start": 799, "text": " Karapınar'da bulunan Milli Savunma Bakanlığı Atış Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında"}}, {"id": "6163", "context": "Hürkuş-C; silah sistemleri dışında termal görüntüleme ve nişangah sistemine, zırhlandırılmış yapı, kendini koruma sistemi, gece görüş uyumlu sayısal kokpit ve gelişmiş aviyonik sistemlere sahip olmasının yanında dijital güvenli haberleşme ile video ve veri linki sayesinde görüntü aktarımı da yapabilecek. Silahlı İHA’dan en büyük farkı taşıma kapasitesi olan Hürküş-C; 7 adet harici yük istasyonuyla 1500 kilograma kadar harici yük kapasitesine, 4 saati geçen uzun havada kalma süresine ve dar alandaki yüksek manevra kabiliyetine sahip olacak.\r\n\r\n2018 yılında TSK envanterine girmesi planlanan Hürkuş-C'nin silahlı versiyonu TSK’nın özellikle terörle mücadelede çok ihtiyaç duyduğu yakın hava desteğini sağlayacak.\r\n\r\n07 Nisan 2017'de HÜRKUŞ uçağının ilk silahlı modelinin LUMTAS füzesi atış testi Karapınar'da bulunan Milli Savunma Bakanlığı Atış Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında başarı ile gerçekleştirildi.", "question": "Hürkuş-C uçağının ilk silahlı modelinin atış testi ne zaman yapılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 720, "text": "07 Nisan 2017"}}, {"id": "6164", "context": "Hürkuş-C; silah sistemleri dışında termal görüntüleme ve nişangah sistemine, zırhlandırılmış yapı, kendini koruma sistemi, gece görüş uyumlu sayısal kokpit ve gelişmiş aviyonik sistemlere sahip olmasının yanında dijital güvenli haberleşme ile video ve veri linki sayesinde görüntü aktarımı da yapabilecek. Silahlı İHA’dan en büyük farkı taşıma kapasitesi olan Hürküş-C; 7 adet harici yük istasyonuyla 1500 kilograma kadar harici yük kapasitesine, 4 saati geçen uzun havada kalma süresine ve dar alandaki yüksek manevra kabiliyetine sahip olacak.\r\n\r\n2018 yılında TSK envanterine girmesi planlanan Hürkuş-C'nin silahlı versiyonu TSK’nın özellikle terörle mücadelede çok ihtiyaç duyduğu yakın hava desteğini sağlayacak.\r\n\r\n07 Nisan 2017'de HÜRKUŞ uçağının ilk silahlı modelinin LUMTAS füzesi atış testi Karapınar'da bulunan Milli Savunma Bakanlığı Atış Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında başarı ile gerçekleştirildi.", "question": "Hürkuş-C'nin İHA'dan en büyük farkı nedir ?", "answers": {"answer_start": 337, "text": "taşıma kapasitesi"}}, {"id": "6165", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.\r\n", "question": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn hangi padişah döneminde kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "III. Mustafa"}}, {"id": "6166", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.\r\n", "question": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn ne zaman kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "1773 yılında"}}, {"id": "6167", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.\r\n", "question": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn hangi amaçla kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi"}}, {"id": "6168", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": " Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn'den ayrılarak eğitimlerine devam eden iki kurumun adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu"}}, {"id": "6169", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Hendese Odası, Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını hangi tarihte almıştır ?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "1782 yılında"}}, {"id": "6170", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn ilk hangi ad ile kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "Hendese Odası"}}, {"id": "6171", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak yüksek lisans ve doktora eğitimlerini hangi bölümde tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Mimarlık Bölümü'nde "}}, {"id": "6172", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak yüksek lisans eğitimini ne zaman tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 161, "text": "1983 "}}, {"id": "6173", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak lisans eğitimini ne zaman tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 148, "text": "1980 "}}, {"id": "6174", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak doktora eğitimini ne zaman tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 183, "text": "2003"}}, {"id": "6175", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak üniversitede hangi bölümü okumuştur", "answers": {"answer_start": 127, "text": " Mimarlık Bölümü"}}, {"id": "6176", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak hangi üniveristede okumuştur", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "6177", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak ortaöğretimini hangi lisede bitirmiştir", "answers": {"answer_start": 38, "text": "İstanbul Erkek Lisesi"}}, {"id": "6178", "context": "1954 yılında İstanbul'da doğan Budak, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki ortaöğreniminin ardından, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü'nde 1980 lisans, 1983 yüksek lisans ve 2003'te de doktora'sını tamamladı.\r\n", "question": "cüneyt budak nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6179", "context": "Yüksek lisans çalışmasında ve sonrasında yapısalcılık ve göstergebilim alanlarına odaklandı, modern Türk mimarlık tarihini, mimari göstergebilim için kuramsal bir çerçeve içinde yeniden yazdı. Yeni Medya, Ontoloji, Felsefe, Semantik ve Sosyoloji konularında Akademik makaleler yazdı. Pek çok Türk mimarlık ofisinde serbest mimar olarak projeler üretti ve basılı medya deneyimi olarak pek çok büyük mimarlık yayınında yönetici editörlük görevlerinde bulundu.\r\n", "question": "cüneyt budak türk mimarlık ofislerimde ne gibi çalışmalarda bulundu", "answers": {"answer_start": 314, "text": " serbest mimar olarak projeler üretti"}}, {"id": "6180", "context": "Yüksek lisans çalışmasında ve sonrasında yapısalcılık ve göstergebilim alanlarına odaklandı, modern Türk mimarlık tarihini, mimari göstergebilim için kuramsal bir çerçeve içinde yeniden yazdı. Yeni Medya, Ontoloji, Felsefe, Semantik ve Sosyoloji konularında Akademik makaleler yazdı. Pek çok Türk mimarlık ofisinde serbest mimar olarak projeler üretti ve basılı medya deneyimi olarak pek çok büyük mimarlık yayınında yönetici editörlük görevlerinde bulundu.\r\n", "question": "cüneyt budak yüksek lisans çalışmasında ve sonrasında hangi alana odaklandı", "answers": {"answer_start": 41, "text": "yapısalcılık ve göstergebilim alanlarına"}}, {"id": "6181", "context": "Yüksek lisans çalışmasında ve sonrasında yapısalcılık ve göstergebilim alanlarına odaklandı, modern Türk mimarlık tarihini, mimari göstergebilim için kuramsal bir çerçeve içinde yeniden yazdı. Yeni Medya, Ontoloji, Felsefe, Semantik ve Sosyoloji konularında Akademik makaleler yazdı. Pek çok Türk mimarlık ofisinde serbest mimar olarak projeler üretti ve basılı medya deneyimi olarak pek çok büyük mimarlık yayınında yönetici editörlük görevlerinde bulundu.\r\n", "question": "cüneyt budak hangi konularda akademik makalaler yazmıştır", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Yeni Medya, Ontoloji, Felsefe, Semantik ve Sosyoloji"}}, {"id": "6182", "context": "2003 yılında 'Dünya Mimarlığı: Yerel Uygulamalar ve Küresel Bağlamları' başlıklı doktora tezini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'ndeki Yardımcı Doçentlik görevine başladı bu görevinin dışında aynı Üniversite'nin Mimarlık Bölümü'nde 'Enformasyon Mimarisi' alanında dersler verdi.\r\n", "question": "cüneyt budak yeditepe üniversitesinde ne dersleri verdi", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Enformasyon Mimarisi"}}, {"id": "6183", "context": "2003 yılında 'Dünya Mimarlığı: Yerel Uygulamalar ve Küresel Bağlamları' başlıklı doktora tezini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'ndeki Yardımcı Doçentlik görevine başladı bu görevinin dışında aynı Üniversite'nin Mimarlık Bölümü'nde 'Enformasyon Mimarisi' alanında dersler verdi.\r\n", "question": "cüneyt budak yeditepe üniversitesine ne görevi yaptı", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Yardımcı Doçentlik"}}, {"id": "6184", "context": "2003 yılında 'Dünya Mimarlığı: Yerel Uygulamalar ve Küresel Bağlamları' başlıklı doktora tezini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'ndeki Yardımcı Doçentlik görevine başladı bu görevinin dışında aynı Üniversite'nin Mimarlık Bölümü'nde 'Enformasyon Mimarisi' alanında dersler verdi.\r\n", "question": "cüneyt budak'ın doktora tezinin adı nedir", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Dünya Mimarlığı: Yerel Uygulamalar ve Küresel Bağlamları"}}, {"id": "6185", "context": "İnteraktif küresel topluluklar ve Mimarlık alanındaki çalışmaları doğrultusunda Prof.Dr.Suha Özkan başkanlığında, Dünya Mimarlık Topluluğu () adlı uluslararası yayının koordinatörlüğünü ve sistem mimarlığını yaptı. Bu yayın dünya genelinde Akademik çevrelerce de beğenilip kabul görmüş bir eser olmuştur.\r\n", "question": "cüneyt budak hangi yayının koordinatörlüğünü yapmıştır", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Dünya Mimarlık Topluluğu "}}, {"id": "6199", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede (d. 1631, Selanik - ö. 28 Şubat 1702, Mekke) 17. yüzyıl Osmanlı tarihçisi. Çeşitli konularda çok sayıda eser vermiş olmakla birlikte, en tanınmış kitabı Osmanlı tarihinin önemli kaynaklarından biri olma konumunu günümüzde de sürdüren ve Arapça yazdığı Sahaifü'l-Ahbâr adlı eseridir. Aslında bir dünya tarihi olan söz konusu eser bu özelliği nedeniyle sonradan pek çok kaynakta \"Câmiü’d-Düvel\" adı ile anılagelmiştir. \"Müneccimbaşı Tarihi\" şeklinde de anılır.\r\n", "question": "Sahaifü'l-Ahbâr diğer bazı kaynaklarda nasıl anılmışıtr ?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Câmiü’d-Düvel"}}, {"id": "6200", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede (d. 1631, Selanik - ö. 28 Şubat 1702, Mekke) 17. yüzyıl Osmanlı tarihçisi. Çeşitli konularda çok sayıda eser vermiş olmakla birlikte, en tanınmış kitabı Osmanlı tarihinin önemli kaynaklarından biri olma konumunu günümüzde de sürdüren ve Arapça yazdığı Sahaifü'l-Ahbâr adlı eseridir. Aslında bir dünya tarihi olan söz konusu eser bu özelliği nedeniyle sonradan pek çok kaynakta \"Câmiü’d-Düvel\" adı ile anılagelmiştir. \"Müneccimbaşı Tarihi\" şeklinde de anılır.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede hangi tarihte ve nerede vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "28 Şubat 1702, Mekke"}}, {"id": "6201", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede (d. 1631, Selanik - ö. 28 Şubat 1702, Mekke) 17. yüzyıl Osmanlı tarihçisi. Çeşitli konularda çok sayıda eser vermiş olmakla birlikte, en tanınmış kitabı Osmanlı tarihinin önemli kaynaklarından biri olma konumunu günümüzde de sürdüren ve Arapça yazdığı Sahaifü'l-Ahbâr adlı eseridir. Aslında bir dünya tarihi olan söz konusu eser bu özelliği nedeniyle sonradan pek çok kaynakta \"Câmiü’d-Düvel\" adı ile anılagelmiştir. \"Müneccimbaşı Tarihi\" şeklinde de anılır.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede Sahaifü'l-Ahbar adlı eserini hangi dilde yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Arapça"}}, {"id": "6202", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede (d. 1631, Selanik - ö. 28 Şubat 1702, Mekke) 17. yüzyıl Osmanlı tarihçisi. Çeşitli konularda çok sayıda eser vermiş olmakla birlikte, en tanınmış kitabı Osmanlı tarihinin önemli kaynaklarından biri olma konumunu günümüzde de sürdüren ve Arapça yazdığı Sahaifü'l-Ahbâr adlı eseridir. Aslında bir dünya tarihi olan söz konusu eser bu özelliği nedeniyle sonradan pek çok kaynakta \"Câmiü’d-Düvel\" adı ile anılagelmiştir. \"Müneccimbaşı Tarihi\" şeklinde de anılır.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin en tanınmış kitabının ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Sahaifü'l-Ahbâr"}}, {"id": "6203", "context": "Babası Lütfullah Efendi Karaman Eyaletine bağlı Ereğli kasabasından Selanik'e yerleşmiş olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1631 yılında burada dünyaya geldi. Bir müddet baba mesleği olan çulhacılık mesleğini icra etti ve Selanik Yahudi toplumu ile temaslarında İtalyanca ve İspanyolca da öğrendi. Bir süre sonra Selanik mevlevihanesi şeyhi Mehmed Efendi'ye intisap ederek mevlevi oldu ve tahsiline, zahiri ilimlerle birlikte, burada başladı. 1665’de İstanbul’a geçen Müneccimbaşı, önce Galata mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede'nin hizmetine girdi. Dönemin ünlü alimlerinden Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden tefsir, hadis ve fıkıh okudu. Ardından Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde Şeyh Halil Efendi’ye intisap ederek on beş sene derslerinde bulundu. Aynı dönemde dersîâm Salih Efendi'den mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil etti.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede tefsir, hadis ve fıkıh tahsillerini kimlerden almıştır ? ", "answers": {"answer_start": 564, "text": " Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden"}}, {"id": "6204", "context": "Babası Lütfullah Efendi Karaman Eyaletine bağlı Ereğli kasabasından Selanik'e yerleşmiş olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1631 yılında burada dünyaya geldi. Bir müddet baba mesleği olan çulhacılık mesleğini icra etti ve Selanik Yahudi toplumu ile temaslarında İtalyanca ve İspanyolca da öğrendi. Bir süre sonra Selanik mevlevihanesi şeyhi Mehmed Efendi'ye intisap ederek mevlevi oldu ve tahsiline, zahiri ilimlerle birlikte, burada başladı. 1665’de İstanbul’a geçen Müneccimbaşı, önce Galata mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede'nin hizmetine girdi. Dönemin ünlü alimlerinden Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden tefsir, hadis ve fıkıh okudu. Ardından Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde Şeyh Halil Efendi’ye intisap ederek on beş sene derslerinde bulundu. Aynı dönemde dersîâm Salih Efendi'den mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil etti.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin Salih Efendi'den tahsil ettiği ilimler nelerdir ?", "answers": {"answer_start": 794, "text": "mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil"}}, {"id": "6205", "context": "Babası Lütfullah Efendi Karaman Eyaletine bağlı Ereğli kasabasından Selanik'e yerleşmiş olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1631 yılında burada dünyaya geldi. Bir müddet baba mesleği olan çulhacılık mesleğini icra etti ve Selanik Yahudi toplumu ile temaslarında İtalyanca ve İspanyolca da öğrendi. Bir süre sonra Selanik mevlevihanesi şeyhi Mehmed Efendi'ye intisap ederek mevlevi oldu ve tahsiline, zahiri ilimlerle birlikte, burada başladı. 1665’de İstanbul’a geçen Müneccimbaşı, önce Galata mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede'nin hizmetine girdi. Dönemin ünlü alimlerinden Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden tefsir, hadis ve fıkıh okudu. Ardından Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde Şeyh Halil Efendi’ye intisap ederek on beş sene derslerinde bulundu. Aynı dönemde dersîâm Salih Efendi'den mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil etti.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede İstanbul'a geldiğinde hangi şeyhin hizmetine girmiştir ?", "answers": {"answer_start": 508, "text": "Arzî Dede"}}, {"id": "6206", "context": "Babası Lütfullah Efendi Karaman Eyaletine bağlı Ereğli kasabasından Selanik'e yerleşmiş olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1631 yılında burada dünyaya geldi. Bir müddet baba mesleği olan çulhacılık mesleğini icra etti ve Selanik Yahudi toplumu ile temaslarında İtalyanca ve İspanyolca da öğrendi. Bir süre sonra Selanik mevlevihanesi şeyhi Mehmed Efendi'ye intisap ederek mevlevi oldu ve tahsiline, zahiri ilimlerle birlikte, burada başladı. 1665’de İstanbul’a geçen Müneccimbaşı, önce Galata mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede'nin hizmetine girdi. Dönemin ünlü alimlerinden Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden tefsir, hadis ve fıkıh okudu. Ardından Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde Şeyh Halil Efendi’ye intisap ederek on beş sene derslerinde bulundu. Aynı dönemde dersîâm Salih Efendi'den mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil etti.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede hangi şeyhe intisap ederek mevlevi olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "Mehmed Efend"}}, {"id": "6207", "context": "Babası Lütfullah Efendi Karaman Eyaletine bağlı Ereğli kasabasından Selanik'e yerleşmiş olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1631 yılında burada dünyaya geldi. Bir müddet baba mesleği olan çulhacılık mesleğini icra etti ve Selanik Yahudi toplumu ile temaslarında İtalyanca ve İspanyolca da öğrendi. Bir süre sonra Selanik mevlevihanesi şeyhi Mehmed Efendi'ye intisap ederek mevlevi oldu ve tahsiline, zahiri ilimlerle birlikte, burada başladı. 1665’de İstanbul’a geçen Müneccimbaşı, önce Galata mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede'nin hizmetine girdi. Dönemin ünlü alimlerinden Minkarîzade İbrahim Geredi ve Ahmed Nahlî Efendilerden tefsir, hadis ve fıkıh okudu. Ardından Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde Şeyh Halil Efendi’ye intisap ederek on beş sene derslerinde bulundu. Aynı dönemde dersîâm Salih Efendi'den mantık, felsefe, heyet ve tıp da tahsil etti.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin baba mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "çulhacılık"}}, {"id": "6208", "context": "1668'de Müneccimbaşı Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine Şeyhülislamın da onayıyla Saray’a müneccimbaşı olarak tayin edildi ve kısa zamanda padişah IV. Mehmed'in musahipleri arasına girdi. \"Avcı\" IV. Mehmed’in av partilerinden önce padişaha verdiği tüyolarla saray erkânının gözünde müstesna bir yer edindi. Kemer ve Biga kazaları kendisine arpalık olarak verildi.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede'ye arpalık olarak verilen kazalar nerelerdir ?", "answers": {"answer_start": 304, "text": " Kemer ve Biga"}}, {"id": "6209", "context": "1668'de Müneccimbaşı Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine Şeyhülislamın da onayıyla Saray’a müneccimbaşı olarak tayin edildi ve kısa zamanda padişah IV. Mehmed'in musahipleri arasına girdi. \"Avcı\" IV. Mehmed’in av partilerinden önce padişaha verdiği tüyolarla saray erkânının gözünde müstesna bir yer edindi. Kemer ve Biga kazaları kendisine arpalık olarak verildi.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede'nin musahipleri arasına girdiği padişah kimdir ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "IV. Mehmed"}}, {"id": "6210", "context": "1668'de Müneccimbaşı Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine Şeyhülislamın da onayıyla Saray’a müneccimbaşı olarak tayin edildi ve kısa zamanda padişah IV. Mehmed'in musahipleri arasına girdi. \"Avcı\" IV. Mehmed’in av partilerinden önce padişaha verdiği tüyolarla saray erkânının gözünde müstesna bir yer edindi. Kemer ve Biga kazaları kendisine arpalık olarak verildi.\r\n", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede hangi olay üzerine müneccimbaşı olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Müneccimbaşı Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine"}}, {"id": "6211", "context": "IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi ile gözden düşen Ahmed Dede, 1687 yılında müneccimbaşılık ve diğer resmi görevlerinden azledilerek Mısır’a sürgün edildi. Mısır'a vezir tayin edilen manevi oğlu Moralı Hasan Paşa ile önce Mısır’a, sonra Mekke’ye (1690), ardından Medine’ye (1690) geçen Ahmed Dede, burada tefsir, hadis gibi dersler okuttuktan sonra Mekke’ye giderek Mekke Mevlevihanesi’ne şeyh oldu (1700) ve 1702 yılında burada vefat etti.", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede Mekke'de nerede ve hangi görevde bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Mekke Mevlevihanesi’ne şeyh"}}, {"id": "6212", "context": "IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi ile gözden düşen Ahmed Dede, 1687 yılında müneccimbaşılık ve diğer resmi görevlerinden azledilerek Mısır’a sürgün edildi. Mısır'a vezir tayin edilen manevi oğlu Moralı Hasan Paşa ile önce Mısır’a, sonra Mekke’ye (1690), ardından Medine’ye (1690) geçen Ahmed Dede, burada tefsir, hadis gibi dersler okuttuktan sonra Mekke’ye giderek Mekke Mevlevihanesi’ne şeyh oldu (1700) ve 1702 yılında burada vefat etti.", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede'nin manevi oğlu olarak bilinen zatın adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 194, "text": " Moralı Hasan Paşa"}}, {"id": "6213", "context": "IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi ile gözden düşen Ahmed Dede, 1687 yılında müneccimbaşılık ve diğer resmi görevlerinden azledilerek Mısır’a sürgün edildi. Mısır'a vezir tayin edilen manevi oğlu Moralı Hasan Paşa ile önce Mısır’a, sonra Mekke’ye (1690), ardından Medine’ye (1690) geçen Ahmed Dede, burada tefsir, hadis gibi dersler okuttuktan sonra Mekke’ye giderek Mekke Mevlevihanesi’ne şeyh oldu (1700) ve 1702 yılında burada vefat etti.", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede nereye sürgün edilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 132, "text": " Mısır"}}, {"id": "6214", "context": "11 ayrı sahada 20’den fazla eseri bulunan Ahmet Dede’nin en önemli eseri \"Câmiü’d-Düvel\"’dir. Müneccimbaşı'nın Arapça yazdığı ve dünyanın kuruluşu ile ilgili efsanevi anlatılardan IV. Mehmed saltanatına kadarki dönemi ele alan bu eser 18. yüzyıl başlarında Lale Devri padişahı III. Ahmed tarafından kurulan ve şair Nedim'in başkanlık ettiği bir heyet tarafından ilk defa olarak Türkçeye çevrilmiş ve 1867'de İstanbul'da üç cilt halinde yayınlanmıştır. Bizzat Nedim'in \"ağdalı kısımlarını biraz çıkardığını\" belirtmiş olduğu gibi eksikleri bulunan bu çeviriden günümüzde sadece dönemin Türkçesinin yansıtılması amacıyla yararlanılmakta olup, kitabın bölümlerinin yakın geçmişte yayınlanmış diğer Türkçe çevirileri esas alınmaktadır.\r\n", "question": "Câmiü’d-Düvel Türkçe olarak ilk defa ne zaman ve nerede yayınlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 400, "text": "1867'de İstanbul'da"}}, {"id": "6215", "context": "11 ayrı sahada 20’den fazla eseri bulunan Ahmet Dede’nin en önemli eseri \"Câmiü’d-Düvel\"’dir. Müneccimbaşı'nın Arapça yazdığı ve dünyanın kuruluşu ile ilgili efsanevi anlatılardan IV. Mehmed saltanatına kadarki dönemi ele alan bu eser 18. yüzyıl başlarında Lale Devri padişahı III. Ahmed tarafından kurulan ve şair Nedim'in başkanlık ettiği bir heyet tarafından ilk defa olarak Türkçeye çevrilmiş ve 1867'de İstanbul'da üç cilt halinde yayınlanmıştır. Bizzat Nedim'in \"ağdalı kısımlarını biraz çıkardığını\" belirtmiş olduğu gibi eksikleri bulunan bu çeviriden günümüzde sadece dönemin Türkçesinin yansıtılması amacıyla yararlanılmakta olup, kitabın bölümlerinin yakın geçmişte yayınlanmış diğer Türkçe çevirileri esas alınmaktadır.\r\n", "question": "Câmiü’d-Düvel hangi tarihlerde kim tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 234, "text": " 18. yüzyıl başlarında Lale Devri padişahı III. Ahmed tarafından kurulan ve şair Nedim'in başkanlık ettiği bir heyet tarafından"}}, {"id": "6216", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin kendi gözlemlerini bizzat aktarması, bir kısmı günümüze kadar ulaşmamış olan ve aralarında Batı kaynakları da bulunan toplam 72 kaynaktan yararlanması, eserinde nakilci değil tenkitçi bir yaklaşım sergilemesi, 1673'e kadar gözlemlediği tarihi açık bir üslûpla ortaya koyması ve ayrıntılardan kaçınmaması, her bir padişahı ayrı ayrı ele alması \"Câmiü’d-Düvel\"in günümüzde de Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürmesini sağlamıştır.", "question": "Câmiü’d-Düvel'in Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından biri olmasının sebebi nedir ?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "tarihi açık bir üslûpla ortaya koyması ve ayrıntılardan kaçınmaması, her bir padişahı ayrı ayrı ele alması"}}, {"id": "6217", "context": "Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin kendi gözlemlerini bizzat aktarması, bir kısmı günümüze kadar ulaşmamış olan ve aralarında Batı kaynakları da bulunan toplam 72 kaynaktan yararlanması, eserinde nakilci değil tenkitçi bir yaklaşım sergilemesi, 1673'e kadar gözlemlediği tarihi açık bir üslûpla ortaya koyması ve ayrıntılardan kaçınmaması, her bir padişahı ayrı ayrı ele alması \"Câmiü’d-Düvel\"in günümüzde de Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürmesini sağlamıştır.", "question": "Müneccimbaşı Ahmet Dede eserlerinde nasıl bir yaklaşım sergilemiştir ?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "nakilci değil tenkitçi"}}, {"id": "6218", "context": "\r\nBattani, gelişmiş ay ve güneş tabloları kullanarak yaptığı gözlemler boyunca, Güneş'in dışmerkez kuvvetinin değiştiğini, modern astronomide Dünya'nın Güneş etrafındaki bir eliptik yörünge üzerindeki hareketinin eşitliğini keşfetmiştir.\r\n\r\nKopernik, Kopernik Devrimi'ni başlatan De Revolitionibus Orbium Coelestium adlı kitabında Battani'ye olan minnetini dile getirmiş ve birçok yerde O'ndan alıntılar yapmıştır.", "question": "Kim kitabında Battani'den birçok alıntı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "Kopernik"}}, {"id": "6219", "context": "\r\nBattani, gelişmiş ay ve güneş tabloları kullanarak yaptığı gözlemler boyunca, Güneş'in dışmerkez kuvvetinin değiştiğini, modern astronomide Dünya'nın Güneş etrafındaki bir eliptik yörünge üzerindeki hareketinin eşitliğini keşfetmiştir.\r\n\r\nKopernik, Kopernik Devrimi'ni başlatan De Revolitionibus Orbium Coelestium adlı kitabında Battani'ye olan minnetini dile getirmiş ve birçok yerde O'ndan alıntılar yapmıştır.", "question": "Battani yaptığı gözlemler ile neyi keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Güneş'in dışmerkez kuvvetinin değiştiğini, modern astronomide Dünya'nın Güneş etrafındaki bir eliptik yörünge üzerindeki hareketinin eşitliğini"}}, {"id": "6220", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesinin üretimi ve yurtdışı pazarlamasıyla hangi firma ilgilenecektir? ", "answers": {"answer_start": 510, "text": "Roketsan"}}, {"id": "6221", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesi ne kadar uzaklıktaki mesafeyi vurmak için tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "180km uzaklıktaki"}}, {"id": "6222", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesinin tasarımına ilk olarak hangi yılda başlanmışıtr?", "answers": {"answer_start": 295, "text": " 2006"}}, {"id": "6223", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesi ilk olarak hangi tarihte tanıtılmıştır?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "4 Haziran 2011 günü"}}, {"id": "6224", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesi hangi platformlardan atılabilmektedir?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "kara, deniz ve hava platformlarından"}}, {"id": "6225", "context": "\r\nSOM Seyir Füzesi, TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlanmış, yüksek kesinlikli, kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen yeni nesil bir seyir füzesidir. Füze, ilk olarak, 4 Haziran 2011 günü İzmir Çiğli hava üssünde Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yılı kutlamalarında teşhir edilmiştir. 2006'dan beri tasarlanan füze, Türkiye'nin yerli imkanları ile, kuşbakışı 180km uzaklıktaki sabit ve hareketli hedefleri vurmak için ürettiği ilk füzedir. Füzenin üretim ve yurtdışı pazarlama iş sorumlulukları ise Roketsan'a yüklenmiştir.", "question": "SOM Seyir Füzesi hangi kurum tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "TÜBİTAK SAGE"}}, {"id": "6226", "context": "Roketsan Cirit, Türk roket ve füze üreticisi Roketsan tarafından üretilmekte olan, 8km menzilli, lazer güdümlü 70mm'lik füze sistemidir.", "question": "Roketsan Cirit kaç km menzile sahiptir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "8km"}}, {"id": "6227", "context": "Roketsan Cirit, Türk roket ve füze üreticisi Roketsan tarafından üretilmekte olan, 8km menzilli, lazer güdümlü 70mm'lik füze sistemidir.", "question": "Roketsan Cirit kim tarafından üretilmektedir? ", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Roketsan "}}, {"id": "6228", "context": "Türk Ordusu'nun T-129 Atak, AH-1P Cobra ve AH-1W Super Cobra saldırı helikopterleri için geliştirilen sistem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düşük maliyetle nokta vuruşu kapasitesini arttırmak için tasarlanmıştır. Cirit sistemi, Eurocopter tarafından Eurocopter EC635 helikopterinin donatılması için de seçilmiştir.", "question": "Roketsan Cirit hangi aracın donatılması için seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Eurocopter EC635 helikopterinin"}}, {"id": "6229", "context": "Türk Ordusu'nun T-129 Atak, AH-1P Cobra ve AH-1W Super Cobra saldırı helikopterleri için geliştirilen sistem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düşük maliyetle nokta vuruşu kapasitesini arttırmak için tasarlanmıştır. Cirit sistemi, Eurocopter tarafından Eurocopter EC635 helikopterinin donatılması için de seçilmiştir.", "question": "Roketsan Cirit hangi amaçla tasarlanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 110, "text": "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düşük maliyetle nokta vuruşu kapasitesini arttırmak için"}}, {"id": "6230", "context": "Türk Ordusu'nun T-129 Atak, AH-1P Cobra ve AH-1W Super Cobra saldırı helikopterleri için geliştirilen sistem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düşük maliyetle nokta vuruşu kapasitesini arttırmak için tasarlanmıştır. Cirit sistemi, Eurocopter tarafından Eurocopter EC635 helikopterinin donatılması için de seçilmiştir.", "question": "Roketsan Cirit hangi araçlar için geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "T-129 Atak, AH-1P Cobra ve AH-1W Super Cobra saldırı helikopterleri"}}, {"id": "6231", "context": "22 Mayıs 2014 yılında MBDA Almanya arasında 70 milimetre lazer güdümlü füze sisteminin (CİRİT) üretimi ve entegrasyonu konusunda işbirliği anlaşması imzandı.Cirit füzesi Eurocopter Tiger'a entegre edilecektir.\r\n", "question": "MBDA Almanya arasında 22 Mayıs 2014 yılında imzalanan anlaşma hangi konudadır? ", "answers": {"answer_start": 44, "text": "70 milimetre lazer güdümlü füze sisteminin (CİRİT) üretimi ve entegrasyonu"}}, {"id": "6232", "context": "22 Mayıs 2014 yılında MBDA Almanya arasında 70 milimetre lazer güdümlü füze sisteminin (CİRİT) üretimi ve entegrasyonu konusunda işbirliği anlaşması imzandı.Cirit füzesi Eurocopter Tiger'a entegre edilecektir.\r\n", "question": "Cirit füzesi neye entegre edilecektir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Eurocopter Tiger'a"}}, {"id": "6233", "context": "Sistemin adı geleneksel bir Türk oyunu olan cirit oyunundan gelmektedir.", "question": "Sistemin adının geldiği oyun nedir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "cirit"}}, {"id": "6234", "context": "ATAK helikopterlerinin havadan yer hedeflerine karşı kullandığı 2.75 yarı aktif lazer güdümlü füzesi Cirit, hafif zırhlı hedeflere karşı yüksek doğrulukta çalışmaktadır. Cirit, dumanı azaltılmış yakıtlı ve duyarsız mühimmat özelliğine sahip roket motoru ile üç etkiye aynı anda sahip çok amaçlı harp başlığı ve elektromekanik kontrol tahrik sistemlerine sahiptir.", "question": "Cirit'e ait roket motorları hangi özelliklere sahiptir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "dumanı azaltılmış yakıtlı ve duyarsız mühimmat özelliğine"}}, {"id": "6235", "context": "ATAK helikopterlerinin havadan yer hedeflerine karşı kullandığı 2.75 yarı aktif lazer güdümlü füzesi Cirit, hafif zırhlı hedeflere karşı yüksek doğrulukta çalışmaktadır. Cirit, dumanı azaltılmış yakıtlı ve duyarsız mühimmat özelliğine sahip roket motoru ile üç etkiye aynı anda sahip çok amaçlı harp başlığı ve elektromekanik kontrol tahrik sistemlerine sahiptir.", "question": "Cirit füzesi neye karşı kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "yer hedeflerine karşı kullandığı"}}, {"id": "6236", "context": "MIL-STD 810 F ve MIL-STD 464 A ile uyumlu, tasarımı Roketsan tarafından gerçekleştirilen MIL-STD-1760 ara yüze haiz farklı entegrasyon modellerine uygun CİRİT podlarından ateşlenmektedir.", "question": "Cirit Podlarının tasarımı kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Roketsan"}}, {"id": "6237", "context": "M ve LAU lançerlerden atılabilen füze, tasarımı Roketsan tarafından gerçekleştirilen MIL-STD-1760 arayüze haiz akıllı poddan da ateşlenebilmektedir.", "question": "Geliştirilen füze hangi lançerlerden atılabilir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "M ve LAU"}}, {"id": "6238", "context": "Cirit, farklı kara ve hava platformlarına entegrasyon imkanı bulunmakla birlikte, öncelikli olarak taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine yönelik olarak kullanılacaktır. Hafif zırhlı/zırhsız ve hareketli hedefleri imha etme yeteneği bulunan Cirit'in füzesine iki alternatif harp başlığı takılabilmektedir. Çok maksatlı başlık olarak tanımlanan birinci alternatifte, zırh delici, yangın çıkarıcı anti personel ve parçacık etkisi bulunur. Yüksek İnfilaklı Başlık olarak tanımlanan ikinci alternatifte ise sadece parçacık etkisi bulunur.", "question": "Cirit füzesinin sahip olduğu alternetif başlıklardan ikincisi ne etkisine sahiptir?", "answers": {"answer_start": 417, "text": "parçacık etkisi"}}, {"id": "6239", "context": "Cirit, farklı kara ve hava platformlarına entegrasyon imkanı bulunmakla birlikte, öncelikli olarak taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine yönelik olarak kullanılacaktır. Hafif zırhlı/zırhsız ve hareketli hedefleri imha etme yeteneği bulunan Cirit'in füzesine iki alternatif harp başlığı takılabilmektedir. Çok maksatlı başlık olarak tanımlanan birinci alternatifte, zırh delici, yangın çıkarıcı anti personel ve parçacık etkisi bulunur. Yüksek İnfilaklı Başlık olarak tanımlanan ikinci alternatifte ise sadece parçacık etkisi bulunur.", "question": "Cirit füzesinin sahip olduğu başlıklardan çok maksatlı olanın sahip olduğu etkiler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "yangın çıkarıcı anti personel ve parçacık etkisi"}}, {"id": "6240", "context": "Cirit, farklı kara ve hava platformlarına entegrasyon imkanı bulunmakla birlikte, öncelikli olarak taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine yönelik olarak kullanılacaktır. Hafif zırhlı/zırhsız ve hareketli hedefleri imha etme yeteneği bulunan Cirit'in füzesine iki alternatif harp başlığı takılabilmektedir. Çok maksatlı başlık olarak tanımlanan birinci alternatifte, zırh delici, yangın çıkarıcı anti personel ve parçacık etkisi bulunur. Yüksek İnfilaklı Başlık olarak tanımlanan ikinci alternatifte ise sadece parçacık etkisi bulunur.", "question": "Cirit füzesi ne tür hedefleri imha edebilmektedir? ", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Hafif zırhlı/zırhsız ve hareketli"}}, {"id": "6241", "context": "Cirit, farklı kara ve hava platformlarına entegrasyon imkanı bulunmakla birlikte, öncelikli olarak taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine yönelik olarak kullanılacaktır. Hafif zırhlı/zırhsız ve hareketli hedefleri imha etme yeteneği bulunan Cirit'in füzesine iki alternatif harp başlığı takılabilmektedir. Çok maksatlı başlık olarak tanımlanan birinci alternatifte, zırh delici, yangın çıkarıcı anti personel ve parçacık etkisi bulunur. Yüksek İnfilaklı Başlık olarak tanımlanan ikinci alternatifte ise sadece parçacık etkisi bulunur.", "question": "Cirit'in öncelikli olarak neye yönelik kullanılacaktır?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "taarruz helikopterlerinden kara hedeflerine"}}, {"id": "6242", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL'ın teslimatı ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "Şubat 2016'da"}}, {"id": "6243", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL'ın kim üretip geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici "}}, {"id": "6244", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL'ın tasarlanıp üretilmesinin sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları"}}, {"id": "6245", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "mobil elektronik harp sistemi"}}, {"id": "6246", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORAL'ın radar sinyallerini bozmasını sağlayan biriminin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Elektronik Taarruz sistemi"}}, {"id": "6247", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORAL'ın radarı algılayan yapısının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Elektronik Destek Sistemi"}}, {"id": "6248", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORAL kaç yapıdan oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "2 ana yapıdan"}}, {"id": "6249", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORAL'ın görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır"}}, {"id": "6250", "context": "2015 Rus Su-24 uçağının düşürülmesi olayından sonra sınırda etkin görev yapmaya başlamıştır. KORAL sisteminin Rusyanın Suriyede konuşlandırdığı S-400 füzelerine karşı etkili olabileceği ve savunma sistemlerini kör edebileceğine karşın söylentiler üzerine Rusya makamları böyle bir şeyin mümkün olmayacağını belirtmişlerdir.", "question": "KORAL'ın Rusya'ya ait S-400 füzelerini etkisiz hale getirebileceği iddialarına karşı Rus makamlarının tepkisi ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "böyle bir şeyin mümkün olmayacağını belirtmişlerdir"}}, {"id": "6251", "context": "2015 Rus Su-24 uçağının düşürülmesi olayından sonra sınırda etkin görev yapmaya başlamıştır. KORAL sisteminin Rusyanın Suriyede konuşlandırdığı S-400 füzelerine karşı etkili olabileceği ve savunma sistemlerini kör edebileceğine karşın söylentiler üzerine Rusya makamları böyle bir şeyin mümkün olmayacağını belirtmişlerdir.", "question": "KORAL hangi olaydan sonra etkin görev yapmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "Rus Su-24 uçağının düşürülmesi"}}, {"id": "6252", "context": "Şu an için KORAL Suriye İç Savaşı sebebi ile sınır ötesinden gelebilecek her türlü tehdite karşı sınıra yakın bölgelerde konuşlandırılmıştır.", "question": "KORAL'ın sınır bölgelerinde görev yapmasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Suriye İç Savaşı"}}, {"id": "6253", "context": "Şu an için KORAL Suriye İç Savaşı sebebi ile sınır ötesinden gelebilecek her türlü tehdite karşı sınıra yakın bölgelerde konuşlandırılmıştır.", "question": "KORAL şuan aktif olarak nerde görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "sınıra yakın bölgelerde konuşlandırılmıştır"}}, {"id": "6254", "context": "Prof. Dr. Hasan Mandal, Türk akademisyen ve TÜBİTAK başkanı. 1965 yılında Eskişehir'de doğmuştur. 1987 yılında ODTÜ Metalurji Mühendisliği Bölümü'nden mezun olmuş, 1992'de Newcastle Üniversitesi'nden Doktora unvanını almıştır.", "question": "Hasan Mandal Newcastle Üniversitesi'nden hangi unvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Doktora"}}, {"id": "6255", "context": "Prof. Dr. Hasan Mandal, Türk akademisyen ve TÜBİTAK başkanı. 1965 yılında Eskişehir'de doğmuştur. 1987 yılında ODTÜ Metalurji Mühendisliği Bölümü'nden mezun olmuş, 1992'de Newcastle Üniversitesi'nden Doktora unvanını almıştır.", "question": "Hasan Mandal hangi bölümden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "ODTÜ Metalurji Mühendisliği Bölümü'nden"}}, {"id": "6256", "context": "1994 yılında Anadolu Üniversitesi Seramik Mühendisliği Bölümünde Yardımcı Doçent olarak göreve başlamış, 1996'da Doçent, 2001'de Profesör unvanını almıştır.", "question": "Hasan Mandal hangi yılda Doçent unvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "1996'da"}}, {"id": "6257", "context": "1994 yılında Anadolu Üniversitesi Seramik Mühendisliği Bölümünde Yardımcı Doçent olarak göreve başlamış, 1996'da Doçent, 2001'de Profesör unvanını almıştır.", "question": "1994 yılında üniversitedeki görevine ne olarak başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Yardımcı Doçent"}}, {"id": "6258", "context": "1994 yılında Anadolu Üniversitesi Seramik Mühendisliği Bölümünde Yardımcı Doçent olarak göreve başlamış, 1996'da Doçent, 2001'de Profesör unvanını almıştır.", "question": "Anadolu Üniversitesi'nin hangi bölümünde görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Seramik Mühendisliği Bölümünde"}}, {"id": "6259", "context": "1994 yılında Anadolu Üniversitesi Seramik Mühendisliği Bölümünde Yardımcı Doçent olarak göreve başlamış, 1996'da Doçent, 2001'de Profesör unvanını almıştır.", "question": "Hasan Mandal 2001 yılında hangi unvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 128, "text": " Profesör"}}, {"id": "6260", "context": "Kendisi Dünya Seramik Akademisi'ne (WAC) üye seçilmiş olup WAC'ın tek Türk üyesidir.", "question": "Hasan Mandal'ın üye seçildiği akademinin adının kısaltması nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "WAC"}}, {"id": "6261", "context": "Prof. Mandal, 15 Mart 2011 tarihinden itibaren Anadolu Üniversitesi'nden ayrılarak Sabancı Üniversitesi'nde Araştırma ve Lisansüstü Politikalar Direktörü, Ocak 2012-2015 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı olarak da görev yapmıştır.", "question": "Hasan Mandal hangi tarihler arasında Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Ocak 2012-2015"}}, {"id": "6262", "context": "Prof. Mandal, 15 Mart 2011 tarihinden itibaren Anadolu Üniversitesi'nden ayrılarak Sabancı Üniversitesi'nde Araştırma ve Lisansüstü Politikalar Direktörü, Ocak 2012-2015 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı olarak da görev yapmıştır.", "question": "Hasan Mandal Anadolu Üniversitesi'nden ayrıldıktan sonra hangi üniversitede çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Sabancı Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6263", "context": "Prof. Mandal, 15 Mart 2011 tarihinden itibaren Anadolu Üniversitesi'nden ayrılarak Sabancı Üniversitesi'nde Araştırma ve Lisansüstü Politikalar Direktörü, Ocak 2012-2015 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı olarak da görev yapmıştır.", "question": "Hasan Mandal hangi tarihte Anadolu Üniversitesi'nden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "15 Mart 2011"}}, {"id": "6264", "context": "Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliğine yapılan seçimi 24 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmıştır ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapmaya başlamış, 20 Temmuz 2016'da ise YÖK Başkanvekili olmuştur. 12 Ocak 2018'e dek YÖK Başkanvekilliği görevini sürdürmüştür, aynı tarih itibarıyla Sabancı Üniversitesi Rektör Vekilidir ve 22 Şubat 2018 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığına atanmıştır.", "question": "Hasan Mandal 22 Şubat 2018 tarihinde hangi kurumun başkanlığına atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 409, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "6265", "context": "Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliğine yapılan seçimi 24 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmıştır ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapmaya başlamış, 20 Temmuz 2016'da ise YÖK Başkanvekili olmuştur. 12 Ocak 2018'e dek YÖK Başkanvekilliği görevini sürdürmüştür, aynı tarih itibarıyla Sabancı Üniversitesi Rektör Vekilidir ve 22 Şubat 2018 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığına atanmıştır.", "question": "Hasan Mandal hangi tarihte YÖK Başkanvekili olmuştur?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "20 Temmuz 2016'da"}}, {"id": "6266", "context": "Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliğine yapılan seçimi 24 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmıştır ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapmaya başlamış, 20 Temmuz 2016'da ise YÖK Başkanvekili olmuştur. 12 Ocak 2018'e dek YÖK Başkanvekilliği görevini sürdürmüştür, aynı tarih itibarıyla Sabancı Üniversitesi Rektör Vekilidir ve 22 Şubat 2018 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığına atanmıştır.", "question": "24 Mart 2015 tarihinden itibaren yaptığı görev nedir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "YÖK Yürütme Kurulu Üyesi"}}, {"id": "6267", "context": "Üniversitelerarası Kurul kontenjanından YÖK üyeliğine yapılan seçimi 24 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmıştır ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapmaya başlamış, 20 Temmuz 2016'da ise YÖK Başkanvekili olmuştur. 12 Ocak 2018'e dek YÖK Başkanvekilliği görevini sürdürmüştür, aynı tarih itibarıyla Sabancı Üniversitesi Rektör Vekilidir ve 22 Şubat 2018 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığına atanmıştır.", "question": "YÖK üyeliğine yapılan seçimi kim tarafından onaylanmıştır?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan"}}, {"id": "6268", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın \"ilgili\" kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir.", "question": "TÜBİTAK hangi bakanlıktan ilgilidir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı"}}, {"id": "6269", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın \"ilgili\" kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir.", "question": "TÜBİTAK'ın amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "popülerleştirme"}}, {"id": "6270", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda \"Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu\" diye bilinirken, sonradan adı \"Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu\" olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından \"teknik\" yerine \"teknolojik\" kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK isminin son halini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "2005 "}}, {"id": "6271", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda \"Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu\" diye bilinirken, sonradan adı \"Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu\" olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından \"teknik\" yerine \"teknolojik\" kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK bilim kitapları basmaya ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "1993"}}, {"id": "6272", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda \"Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu\" diye bilinirken, sonradan adı \"Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu\" olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından \"teknik\" yerine \"teknolojik\" kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Cemal Gürsel"}}, {"id": "6273", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK hangi kanun ile kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "278 sayılı"}}, {"id": "6274", "context": "9 Eylül 1993 tarihinde yürürlüğe giren 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yönetim Kurulu kaldırıldı ve \"Bilim Kurulu\" yeniden oluşturuldu. Bilim Kurulu, Başkan ve 12 üye olmak üzere toplam 13 kişiden oluşmaktadır. Kurum Başkanı Bilim Kurulu'nun da başkanıdır.", "question": "TÜBİTAK Bilim kurulu toplamda kaç üyeden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 194, "text": "13"}}, {"id": "6275", "context": "Kurum, Türkiye'de bilimi popülerleştirmek ve insanları bilinçlendirmek amacı ile üç adet aylık popüler bilim dergisi (Bilim ve Teknik, Bilim Çocuk, Meraklı Minik) ve yıllık yaklaşık 20 adet popüler bilim kitabı (Tübitak Popüler Bilim Kitapları) yayınlamaktadır.", "question": "TÜBİTAK kaç adet bilim kitabı yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "20 "}}, {"id": "6276", "context": "Ayrıca, doğrudan Türkiye'deki bilim camiasına hitap eden 12 adet hakemli (Bilimsel Dergi) çıkartmaktadır.", "question": "TÜBİTAK'ın çıkardığı dergi kaç hakemlidir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "12"}}, {"id": "6277", "context": "Ayrıca, doğrudan Türkiye'deki bilim camiasına hitap eden 12 adet hakemli (Bilimsel Dergi) çıkartmaktadır.", "question": "TÜBİTAK hangi dergiyi çıkarmaktadır?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Bilimsel Dergi"}}, {"id": "6278", "context": "Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda İlk 5000'e giren öğrencilere, fizik, kimya, biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik, matematik, sosyoloji, ekonomi, psikoloji, felsefe ve tarih bölümlerinden birine yerleşmeleri halinde, aylık 250 TL karşılıksız burs verilmektedir.", "question": "TÜBİTAK kaç TL karşılıksız burs vermektedir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "250 TL"}}, {"id": "6279", "context": "Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda İlk 5000'e giren öğrencilere, fizik, kimya, biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik, matematik, sosyoloji, ekonomi, psikoloji, felsefe ve tarih bölümlerinden birine yerleşmeleri halinde, aylık 250 TL karşılıksız burs verilmektedir.", "question": "TÜBİTAK yükseköğretime Geçiş Sınavında ilk kaça giren öğrencilere burs vermektedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "5000"}}, {"id": "6280", "context": "TÜBİTAK’ın geliştirdiği Linux tabanlı işletim sistemi Pardus’un Ağustos 2014’teki tanıtımında, \"Biz önce Allah rızası için daha sonra da özgür yazılıma sahip çıkabilmek için uğraşıyoruz, elimizden geldiği sürece de uğraşmaya devam edeceğiz\" ifadelerinin yer aldığı bir görsel kullanıldı.", "question": "TÜBİTAK hangi işletim sistemini geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Pardus"}}, {"id": "6281", "context": "HÜRJET, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. tarafından jet motorlu eğitim ve yakın hava destek uçağı olarak tasarlanıp, geliştirilecek ve üretilecek olan bir askeri eğitim uçağıdır. Uçak TUSAŞ'ın Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ’un jet motorlu halefi olarak başlattığı bir projedir.\r\n\r\nŞirket, mevcut ihtiyaçlar ve pazar koşullarını değerlendirerek kendi girişimiyle başlattığı projeyi, Jet Eğitim ve Yakın Hava Destek Uçağı Geliştirme Projesi adı altında yürütecektir. HÜRJET’in, Türk Hava Kuvvetlerinin jet eğitim uçağı olarak kullandığı T-38 uçaklarının yerine hizmete girmesi ve geleceğin savaş pilotlarını yetiştirmesi hedeflenmektedir.", "question": "TUSAŞ Hürjet projesi hangi ismin altında yürütülecektir ? ", "answers": {"answer_start": 391, "text": "Jet Eğitim ve Yakın Hava Destek Uçağı Geliştirme Projesi"}}, {"id": "6282", "context": "HÜRJET, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. tarafından jet motorlu eğitim ve yakın hava destek uçağı olarak tasarlanıp, geliştirilecek ve üretilecek olan bir askeri eğitim uçağıdır. Uçak TUSAŞ'ın Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ’un jet motorlu halefi olarak başlattığı bir projedir.\r\n\r\nŞirket, mevcut ihtiyaçlar ve pazar koşullarını değerlendirerek kendi girişimiyle başlattığı projeyi, Jet Eğitim ve Yakın Hava Destek Uçağı Geliştirme Projesi adı altında yürütecektir. HÜRJET’in, Türk Hava Kuvvetlerinin jet eğitim uçağı olarak kullandığı T-38 uçaklarının yerine hizmete girmesi ve geleceğin savaş pilotlarını yetiştirmesi hedeflenmektedir.", "question": "TUSAŞ Hürjet hangi uçağın yerini alması bekleniyor ?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "T-38"}}, {"id": "6283", "context": "HÜRJET, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. tarafından jet motorlu eğitim ve yakın hava destek uçağı olarak tasarlanıp, geliştirilecek ve üretilecek olan bir askeri eğitim uçağıdır. Uçak TUSAŞ'ın Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ’un jet motorlu halefi olarak başlattığı bir projedir.\r\n\r\nŞirket, mevcut ihtiyaçlar ve pazar koşullarını değerlendirerek kendi girişimiyle başlattığı projeyi, Jet Eğitim ve Yakın Hava Destek Uçağı Geliştirme Projesi adı altında yürütecektir. HÜRJET’in, Türk Hava Kuvvetlerinin jet eğitim uçağı olarak kullandığı T-38 uçaklarının yerine hizmete girmesi ve geleceğin savaş pilotlarını yetiştirmesi hedeflenmektedir.", "question": "TUSAŞ Hürjet ne olarak tasarlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 54, "text": " jet motorlu eğitim ve yakın hava destek uçağı"}}, {"id": "6284", "context": "TUSAŞ yetkilileri, HÜRJET Projesi’ni Türkiye’de havacılık sanayisinin gelişimi açısından oldukça önemli görmektedir. Projenin, başarılı sonuçlar alınan ve yeni sürümlerle sürdürülen HÜRKUŞ ile çalışmaları devam eden Milli Muharip Uçak Projesi arasındaki sanayi geçişini sağlayacağını belirtmektedirler.\r\n\r\nHÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır.\r\n\r\nHÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "TUSAŞ Hürjet hangi görevlerde kullanılmak için silahlandırılacaktır ?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Terörle Mücadele"}}, {"id": "6285", "context": "TUSAŞ yetkilileri, HÜRJET Projesi’ni Türkiye’de havacılık sanayisinin gelişimi açısından oldukça önemli görmektedir. Projenin, başarılı sonuçlar alınan ve yeni sürümlerle sürdürülen HÜRKUŞ ile çalışmaları devam eden Milli Muharip Uçak Projesi arasındaki sanayi geçişini sağlayacağını belirtmektedirler.\r\n\r\nHÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır.\r\n\r\nHÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "TUSAŞ Hürjet en fazla kaç irtifada görev yapabilir ?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "45,000ft"}}, {"id": "6286", "context": "TUSAŞ yetkilileri, HÜRJET Projesi’ni Türkiye’de havacılık sanayisinin gelişimi açısından oldukça önemli görmektedir. Projenin, başarılı sonuçlar alınan ve yeni sürümlerle sürdürülen HÜRKUŞ ile çalışmaları devam eden Milli Muharip Uçak Projesi arasındaki sanayi geçişini sağlayacağını belirtmektedirler.\r\n\r\nHÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır.\r\n\r\nHÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "TUSAŞ Hürjet'in çıkabileceği en yüksek hızı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 596, "text": "1.2 Mach"}}, {"id": "6287", "context": "TUSAŞ yetkilileri, HÜRJET Projesi’ni Türkiye’de havacılık sanayisinin gelişimi açısından oldukça önemli görmektedir. Projenin, başarılı sonuçlar alınan ve yeni sürümlerle sürdürülen HÜRKUŞ ile çalışmaları devam eden Milli Muharip Uçak Projesi arasındaki sanayi geçişini sağlayacağını belirtmektedirler.\r\n\r\nHÜRJET'in 3000kg faydalı yük kapasitesine sahip Hafif Taarruz Uçağı modeli, ülkemizle birlikte dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinde, Hafif Taarruz, Yakın Hava Destek, Sınır Güvenliği, Terörle Mücadele gibi görevlerde kullanılmak üzere silahlandırılacaktır.\r\n\r\nHÜRJET, en yüksek 1.2 Mach hız ve en yüksek 45,000ft irtifada görev yapacak şekilde tasarlanacak olup son teknoloji görev ve uçuş sistemlerini barındıracaktır.", "question": "TUSAŞ Hürjet uçağı hangi modeli silahlandırılacaktır ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Hafif Taarruz Uçağı"}}, {"id": "6288", "context": "Koç Üniversitesi, 1993 yılında İstanbul'da eğitime başlamış olan bir vakıf üniversitesidir. İlk başlarda İstinye'de eğitim veren okul, 2000 yılında, Rumelifeneri yolu üzerindeki kalıcı kampüsüne taşınmıştır ve faaliyetlerine 400 öğretim üyesi ve 5.130 öğrenciyle burada devam etmektedir. Üniversite, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri ile eğitim sunan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 27 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile eğitim vermektedir.", "question": "Koç Üniversitesi kaç öğretim üyesi ile eğitim vermektedir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "400 öğretim üyesi"}}, {"id": "6289", "context": "Koç Üniversitesi, 1993 yılında İstanbul'da eğitime başlamış olan bir vakıf üniversitesidir. İlk başlarda İstinye'de eğitim veren okul, 2000 yılında, Rumelifeneri yolu üzerindeki kalıcı kampüsüne taşınmıştır ve faaliyetlerine 400 öğretim üyesi ve 5.130 öğrenciyle burada devam etmektedir. Üniversite, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri ile eğitim sunan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 27 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile eğitim vermektedir.", "question": "Koç Üniversitesi bünyesinde kaç öğrenci öğrenim görmektedir?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "5.130"}}, {"id": "6290", "context": "Koç Üniversitesi, 1993 yılında İstanbul'da eğitime başlamış olan bir vakıf üniversitesidir. İlk başlarda İstinye'de eğitim veren okul, 2000 yılında, Rumelifeneri yolu üzerindeki kalıcı kampüsüne taşınmıştır ve faaliyetlerine 400 öğretim üyesi ve 5.130 öğrenciyle burada devam etmektedir. Üniversite, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri ile eğitim sunan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 27 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile eğitim vermektedir.", "question": "Koç Üniversitesi'nde hangi fakülteler eğitim vermektedir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri"}}, {"id": "6291", "context": "Koç Üniversitesi, 1993 yılında İstanbul'da eğitime başlamış olan bir vakıf üniversitesidir. İlk başlarda İstinye'de eğitim veren okul, 2000 yılında, Rumelifeneri yolu üzerindeki kalıcı kampüsüne taşınmıştır ve faaliyetlerine 400 öğretim üyesi ve 5.130 öğrenciyle burada devam etmektedir. Üniversite, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri ile eğitim sunan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 27 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile eğitim vermektedir.", "question": "Koç Üniversitesi günümüzde nerede eğitim vermektedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "6292", "context": "Koç Üniversitesi, 1993 yılında İstanbul'da eğitime başlamış olan bir vakıf üniversitesidir. İlk başlarda İstinye'de eğitim veren okul, 2000 yılında, Rumelifeneri yolu üzerindeki kalıcı kampüsüne taşınmıştır ve faaliyetlerine 400 öğretim üyesi ve 5.130 öğrenciyle burada devam etmektedir. Üniversite, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk, Tıp ve Hemşirelik Fakülteleri ile eğitim sunan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 27 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile eğitim vermektedir.", "question": "Koç Üniversitesi kaç yılında eğitime başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1993 yılında"}}, {"id": "6293", "context": "Koç Üniversitesi, Vakıf üniversiteleri arasında yıllık lisans öğrenim bedelinin en yüksek olduğu 2 üniversiteden (Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi) bir tanesidir. 2015 yılı itibarıyla Koç Üniversitesi'nde bir yıllık eğitim ücreti 44.000 TL'dir. Tıp Fakültesi ise 60.600 TL'dir fakat Tıp Fakültesi'ne burssuz öğrenci alınmamaktadır.", "question": "Koç Üniversitesi yıllık öğrenim ücreti ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 238, "text": "44.000 TL"}}, {"id": "6294", "context": "Koç Üniversitesi, Vakıf üniversiteleri arasında yıllık lisans öğrenim bedelinin en yüksek olduğu 2 üniversiteden (Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi) bir tanesidir. 2015 yılı itibarıyla Koç Üniversitesi'nde bir yıllık eğitim ücreti 44.000 TL'dir. Tıp Fakültesi ise 60.600 TL'dir fakat Tıp Fakültesi'ne burssuz öğrenci alınmamaktadır.", "question": "Türkiye'de yıllık öğrenim ücreti en yüksek üniversite hangisidir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi"}}, {"id": "6295", "context": "Koç Üniversitesi, kâr amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesidir. 1993 yılında İstinye'de bulunan geçici kampüsünde eğitime başlayan Koç Üniversitesi, 2000 yılında Rumeli Feneri'ndeki daimi kampüsüne taşınmıştır.", "question": "Koç Üniversitesi kampüsü Rumeli Feneri'ne hangi tarihte taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "2000 yılında"}}, {"id": "6296", "context": "Koç Üniversitesi, kâr amacı gütmeyen bir vakıf üniversitesidir. 1993 yılında İstinye'de bulunan geçici kampüsünde eğitime başlayan Koç Üniversitesi, 2000 yılında Rumeli Feneri'ndeki daimi kampüsüne taşınmıştır.", "question": "Koç Üniversitesi ilk olarak İstanbul'un hangi semtinde eğitim vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "İstinye'de"}}, {"id": "6297", "context": "Vehbi Koç, \"Sermaye bulunur, makine alınır, teknoloji transfer edilir; fakat iyi eğitilmiş insan gücü yoksa netice almak zordur...\" sözleri ile eğitimli gençlerin yetişmesine ne derece önem verdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenlerle, Koç Üniversitesi,\r\n\r\nbir \"Mükemmeliyet Merkezi” çatısı altında 'nitelikli uzman-nitelikli insan' bütünlüğünü sağlamak üzere, tüm öğrencilerine genel kültür müfredatını sunmayı,\r\nkaynaklarının önemli bir kısmının eğitime ve bilimsel araştırma-geliştirmeye ayırmayı ve\r\nlider karakterli, sorunlara çözümler üretme becerisine sahip gençler yetiştirmeyi ilke edinmiştir.", "question": "Koç Üniversitesi kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "iyi eğitilmiş insan gücü"}}, {"id": "6298", "context": "Vehbi Koç'un Koç Üniversitesi'nin 4 Ekim 1993 tarihindeki ilk dersinde dile getirdiği gibi \"Koç Üniversitesi'nin amacı, sıradan olmayan gençlerin iyi yetiştirilmelerini sağlamaktır. Onların yeterli sayıda olmaları ve hak ettikleri liderlik noktalarına gelmeleri sonucu, ülkemizin geleceği güvence altına alınmış olacaktır… Ne kadar çok kaliteli insan yetiştirebilirsek, memlekete o nispette hizmet etmiş olacağız…\"", "question": "Koç Üniversitesi ilk dersini hangi tarihte gerçekleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "4 Ekim 1993"}}, {"id": "6299", "context": "Koç Üniversitesi, açılışından bu yana geçen on sekiz yıl içerisinde Türkiye'nin en gözde üniversitelerinden biri konumuna gelmiştir. Bugün İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk ve Tıp Fakülteleri ve Hemşirelik Yüksek Okulu ile eğitime hizmet etmekte olan Koç Üniversitesi, 22 lisans, 23 yüksek lisans ve 13 doktora programı ile Türkiye'de ve dünyada bilimin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Times Higher Education'ın 2015 yılında yayınladığı 50 yaş altı en iyi üniversiteleri sıralamasında Koç Üniversitesi 51. sırada yer almıştır.", "question": "Koç Üniversitesi 51. sırada yer aldığı en iyi üniversiteler sıralaması kaç yaş altı üniversiteler için yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "50 yaş altı"}}, {"id": "6300", "context": "Öğretim üyesi başına düşen makale sayısında Türkiye’deki üniversiteler sıralamasında Koç Üniversitesi’nin en üst sıralarda olması araştırmaya verilen önemin, öğretim üyelerinin ve araştırma programlarının başarısının bir göstergesidir. Koç Üniversitesi, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu ve özel kuruluşlar (üniversiteler, Avrupa Komisyonu, kamu kurumları, araştırma ve geliştirme kurumları, iş dünyası ve sanayi kuruluşları) ile çeşitli araştırma projelerinde iş birliği içinde çalışmaktadır.", "question": "Koç Üniversitesi kamu ve özel kuruluşlar ile ilişkisini ne düzeyde tutmaktadır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "çeşitli araştırma projelerinde iş birliği içinde çalışmaktadır"}}, {"id": "6301", "context": "Araştırma faaliyetleri Mühendislik, Fen, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Hukuk ve Tıp Fakültelerindeki öğretim üyelerimiz tarafından yürütülmektedir. Lisans öğrencileri ilgi duydukları özel alanlarda öğretim üyeleriyle araştırma projelerinde çalışabilmekte, araştırma yeteneği yüksek ve yaratıcı bireyler olarak yetişmektedirler. Öğretim üyelerimizin %95’i doktora derecelerini ABD’nin ve Avrupa’nın önde gelen üniversitelerinden almıştır. Birçoğu Koç Üniversitesi’ne gelmeden önce önemli ABD, Avrupa ve Türk üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmıştır. Koç Üniversitesi öğretim üyesi başına düşen makale sayısında Türkiye’deki üniversiteler sıralamasında en üst sıralarda yer almaktadır. Koç Üniversitesi’nde 11 öğretim üyesi Türkiye Bilimler Akademisi’nde (TÜBA) asli, 1 öğretim üyesi emeritus, 4 öğretim üyesi ise yardımcı üye olarak onurlandırılmıştır. 2011 yılı itibarıyla 9 öğretim üyesi TÜBİTAK Bilim Ödülü, bir öğretim üyesi TÜBİTAK özel ödülü, 21 öğretim üyesi TÜBİTAK Teşvik Ödülü, \r\n3 öğretim üyesi TÜBA Teşvik Ödülü, 37 öğretim üyesi TÜBA GEBİP Ödülü almıştır.", "question": "Koç Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren öğretim üyelerinin aldıkları ödüller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1054, "text": "37 öğretim üyesi TÜBA GEBİP Ödülü"}}, {"id": "6302", "context": "Koç Üniversitesi belirli alanlarda bilimsel ve uygulamalı çalışmalar yapmak, politikalar önermek, akademik birikimi toplumsal, sosyal, ekonomik ve hukuki alanlarda topluma aktarmak amacıyla çeşitli araştırma merkezleri kurmuştur. Aynı zamanda Koç Üniversitesi’nin Rumeli Feneri Kampüsü’nde ve Hemşirelik Yüksek Okulu’nda sayıları bölümlerine göre çeşitlilik gösteren 72 adet laboratuvarı mevcuttur.", "question": "Koç Üniversitesi bünyesinde ne kara laboratuvar vardır?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "72 adet"}}, {"id": "6303", "context": "Koç Üniversitesi belirli alanlarda bilimsel ve uygulamalı çalışmalar yapmak, politikalar önermek, akademik birikimi toplumsal, sosyal, ekonomik ve hukuki alanlarda topluma aktarmak amacıyla çeşitli araştırma merkezleri kurmuştur. Aynı zamanda Koç Üniversitesi’nin Rumeli Feneri Kampüsü’nde ve Hemşirelik Yüksek Okulu’nda sayıları bölümlerine göre çeşitlilik gösteren 72 adet laboratuvarı mevcuttur.", "question": "Koç Üniversitesi'nin kurduğu araştırma merkezlerinin genel amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "akademik birikimi toplumsal, sosyal, ekonomik ve hukuki alanlarda topluma aktarmak"}}, {"id": "6304", "context": "Her öğrencinin öğretim üyeleri arasından bir akademik danışmanı (advisor) vardır. Koç Üniversitesi'ndeki ilk döneminde, her öğrenci okulun sosyal ve akademik hayatına rahat uyum sağlaması için, büyük sınıflardan başarılı bir öğrencinin (mentor) liderliğinde bir akran destek grubuna dahil edilir. Yurt yaşamına uyumu kolaylaştırmak için yurtta kalan deneyimli öğrenciler Bina Sorumlusu (RA) olarak görev yaparlar. Üniversitede değişik sosyal ve kültürel alanlarda faaliyet gösteren, Öğrenci Dekanlığı'na bağlı elliyi aşkın öğrenci kulübü ve organizasyonu bulunmaktadır.", "question": "Koç Üniversitesi bünyesindeki öğrencilerin sosyal ve akademik yaşamlarında rahat edebilmeleri için sağladığı imkan nedir?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "bir akran destek grubuna dahil edilir"}}, {"id": "6305", "context": "İngilizce Hazırlık Programı, Koç Üniversitesi'nin lisans veya İşletme Enstitütüsü programlarından birine girmiş, ancak programın gerektirdiği İngilizce dil bilgisine sahip olmayan öğrenciler için İngilizce eğitimi vermektedir. İngilizce Hazırlık Programı ayrıca, Hemşirelik Yüksek Okulu'nda verilen İngilizce programını da hazırlar. Her yıl yaklaşık 500 öğrenci İngilizce Hazırlık Programına başlar.", "question": "Koç Üniversitesi'nde her yıl kaç öğrenci İngilizce hazırlık programına başlar?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "500"}}, {"id": "6306", "context": "İngilizce Hazırlık Programı, Koç Üniversitesi'nin lisans veya İşletme Enstitütüsü programlarından birine girmiş, ancak programın gerektirdiği İngilizce dil bilgisine sahip olmayan öğrenciler için İngilizce eğitimi vermektedir. İngilizce Hazırlık Programı ayrıca, Hemşirelik Yüksek Okulu'nda verilen İngilizce programını da hazırlar. Her yıl yaklaşık 500 öğrenci İngilizce Hazırlık Programına başlar.", "question": "Koç Üniversitesi'nde İngizlice hazırlık programı kimler için vardır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "İngilizce dil bilgisine sahip olmayan"}}, {"id": "6307", "context": "Rumeli Feneri Kampüsü'nde üniversitenin öğrencilerin kullanımına açtığı bilgisayarlar ve üniversitenin ağına bağlı, ağ hizmetlerinden yararlanan öğrencilere ait bilgisayarlar da göz önünde bulundurulursa 1,6 öğrenciye 1 bilgisayar düşmektedir. Master ve doktora öğrencilerine okul tarafından dizüstü bilgisayar verilmektedir.", "question": "Koç Üniversitesi'nin öğrencilerine verdiği dizüstü bilgisayar için gerekli koşul nedir?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Master ve doktora"}}, {"id": "6308", "context": "Rumeli Feneri Kampüsü'nde üniversitenin öğrencilerin kullanımına açtığı bilgisayarlar ve üniversitenin ağına bağlı, ağ hizmetlerinden yararlanan öğrencilere ait bilgisayarlar da göz önünde bulundurulursa 1,6 öğrenciye 1 bilgisayar düşmektedir. Master ve doktora öğrencilerine okul tarafından dizüstü bilgisayar verilmektedir.", "question": "Koç Üniversitesi'nde öğrenci-bilgisayar oranı nedir?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "1,6 öğrenciye 1 bilgisayar"}}, {"id": "6309", "context": "Üniversitenin kendine ait 100 Mbps kapasiteli, yedekli İnternet erişimi bulunmaktadır. Kampüs içinde ağ erişimi kablosuz veya yerel ağ prizlerinden sağlanmaktadır. Okulda yaklaşık 63 tane kablosuz İnternet vericisi vardır. Yurt odalarında, öğrencilerin kendi sistemlerini ücretsiz olarak bağlayabilecekleri, yerel ve İnternet ağı hizmetleri alabilecekleri ağ erişim noktaları bulunmaktadır.", "question": "Koç Üniversitesi'nin kendisine ait internet hızı kaç Mbps'dir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "100 Mbps"}}, {"id": "6310", "context": "Üniversitenin kendine ait 100 Mbps kapasiteli, yedekli İnternet erişimi bulunmaktadır. Kampüs içinde ağ erişimi kablosuz veya yerel ağ prizlerinden sağlanmaktadır. Okulda yaklaşık 63 tane kablosuz İnternet vericisi vardır. Yurt odalarında, öğrencilerin kendi sistemlerini ücretsiz olarak bağlayabilecekleri, yerel ve İnternet ağı hizmetleri alabilecekleri ağ erişim noktaları bulunmaktadır.", "question": "Koç Üniversitesi'nde ki internet verici sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "63 tane"}}, {"id": "6311", "context": "Fakülte binalarında 20 bilgisayar laboratuvarı vardır. Bunlardan ikisi, İngilizce Dil Hazırlık Programı tarafından kullanılan Bilgisayar Destekli Yabancı Dil Öğrenim Laboratuvarı bir diğeri ise diğer yabancı diller öğrencilerinin kullandıkları Leonardo Lab'dir.", "question": "Koç Üniversitesi'nde kaç adet bilgisayar laboratuvarı vardır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "20 bilgisayar laboratuvarı"}}, {"id": "6312", "context": "Her Koç Üniversitesi öğrencisi, İnternet, e-posta, yerel ağ dahil olmak üzere üniversitenin sahip olduğu tüm bilişim altyapısından yaygın olarak faydalanabilmektedir. Her öğrencinin ku.edu.tr uzantılı bir mail adresi vardır. Üniversitenin bilişim altyapısından ve servislerinden Bilgisayar ve Bilgi Teknolojisi departmanı (CIT) sorumludur.", "question": "Koç Üniversitesi'nde bilişim teknolojileri ile ilgili durumlardan sorumlu departman hangisidir?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Bilgisayar ve Bilgi Teknolojisi departmanı"}}, {"id": "6313", "context": "Türkiye’nin ilk yıllarında trahomla savaş ve göz cerrahisi alanındaki çalışmalarıyla göz hastalıkları hekimliğine önemli katkılarda bulunmuş bir tıp adamıdır.", "question": "Naci Bengisu hangi alanlarda çalışma yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "trahomla savaş ve göz cerrahisi"}}, {"id": "6314", "context": "1901 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Eczacı Ahmet Celal Bey'dir. Orta öğrenimini Vefa Lisesi'nde tamamladı. 1924 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Beytüşşebap ve Çölemerik'te hükümet tabipliği, Gureba Hastanesi'nde asistanlık yaptıktan sonra Siir Vilayeti Özel İdaresi hesabına Fransa'ya giderek Paris'te Lariboisiere Hastanesi Göz Servisi'ne serbest helimlik yaptı.\r\nTürkiye'ye döndükten sonra Siirt'te Memleket Hastanesi'nin kuruluşunda çalıştı; 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin Göz Hastalıkları Kliniği'ne girdi. 1942'de profesör, 1952'de ordinaryüs profesör oldu.", "question": "Naci Bengisu hangi fakülteyi bitirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 130, "text": " Darülfünun Tıp Fakültesi"}}, {"id": "6315", "context": "1901 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Eczacı Ahmet Celal Bey'dir. Orta öğrenimini Vefa Lisesi'nde tamamladı. 1924 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Beytüşşebap ve Çölemerik'te hükümet tabipliği, Gureba Hastanesi'nde asistanlık yaptıktan sonra Siir Vilayeti Özel İdaresi hesabına Fransa'ya giderek Paris'te Lariboisiere Hastanesi Göz Servisi'ne serbest helimlik yaptı.\r\nTürkiye'ye döndükten sonra Siirt'te Memleket Hastanesi'nin kuruluşunda çalıştı; 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin Göz Hastalıkları Kliniği'ne girdi. 1942'de profesör, 1952'de ordinaryüs profesör oldu.", "question": "Naci Bengisu 1952 yılında hangi ünvana kavuşmuştur ? ", "answers": {"answer_start": 594, "text": "ordinaryüs profesör"}}, {"id": "6316", "context": "1901 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Eczacı Ahmet Celal Bey'dir. Orta öğrenimini Vefa Lisesi'nde tamamladı. 1924 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Beytüşşebap ve Çölemerik'te hükümet tabipliği, Gureba Hastanesi'nde asistanlık yaptıktan sonra Siir Vilayeti Özel İdaresi hesabına Fransa'ya giderek Paris'te Lariboisiere Hastanesi Göz Servisi'ne serbest helimlik yaptı.\r\nTürkiye'ye döndükten sonra Siirt'te Memleket Hastanesi'nin kuruluşunda çalıştı; 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin Göz Hastalıkları Kliniği'ne girdi. 1942'de profesör, 1952'de ordinaryüs profesör oldu.", "question": "Naci Bengisu Paris'te ne görevde bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 325, "text": " Lariboisiere Hastanesi Göz Servisi'ne serbest helimlik"}}, {"id": "6317", "context": "1901 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Eczacı Ahmet Celal Bey'dir. Orta öğrenimini Vefa Lisesi'nde tamamladı. 1924 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Beytüşşebap ve Çölemerik'te hükümet tabipliği, Gureba Hastanesi'nde asistanlık yaptıktan sonra Siir Vilayeti Özel İdaresi hesabına Fransa'ya giderek Paris'te Lariboisiere Hastanesi Göz Servisi'ne serbest helimlik yaptı.\r\nTürkiye'ye döndükten sonra Siirt'te Memleket Hastanesi'nin kuruluşunda çalıştı; 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin Göz Hastalıkları Kliniği'ne girdi. 1942'de profesör, 1952'de ordinaryüs profesör oldu.", "question": "Naci Bengisu'nun baba mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Eczacı"}}, {"id": "6318", "context": "\"Göz Hastalıkları\" adlı ders kitabı 1945'te yayımlandı. Tamamladığı başarılı retina dekolmanı (ağtabaka ayrılması) ameliyatları nedeniyle 1946'da Kızılay tarafından ödüllendirildi. 1953-1962 ve 1968-1970 yıllarında Türk Oftalmoloji Derneği’nin başkanlığını yürüttü.", "question": "Naci Bengisu hangi yıllarda Türk Oftalmoloji Derneğinde başkanlık yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "1953-1962 ve 1968-1970 yıllarında"}}, {"id": "6319", "context": "\"Göz Hastalıkları\" adlı ders kitabı 1945'te yayımlandı. Tamamladığı başarılı retina dekolmanı (ağtabaka ayrılması) ameliyatları nedeniyle 1946'da Kızılay tarafından ödüllendirildi. 1953-1962 ve 1968-1970 yıllarında Türk Oftalmoloji Derneği’nin başkanlığını yürüttü.", "question": "Naci Bengisu'nun Kızılay tarafından ödüllendirilmesinin sebebi nedir ?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Tamamladığı başarılı retina dekolmanı (ağtabaka ayrılması) ameliyatları "}}, {"id": "6320", "context": "\"Göz Hastalıkları\" adlı ders kitabı 1945'te yayımlandı. Tamamladığı başarılı retina dekolmanı (ağtabaka ayrılması) ameliyatları nedeniyle 1946'da Kızılay tarafından ödüllendirildi. 1953-1962 ve 1968-1970 yıllarında Türk Oftalmoloji Derneği’nin başkanlığını yürüttü.", "question": "Naci Bengisu'nun 1945'te yayımlanan kitabının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 1, "text": "Göz Hastalıkları"}}, {"id": "6321", "context": "Cerrahpaşa'da Göz Hastalıkları kliniğinin başkanlığını yürütmekte olan Bengisu, 27 Mayıs Darbesi sonra üniversiteden ihraç edilen 147 bilim adamı arasında yer aldı.; 1962’de çıkarılan kanunla üniversiteye geri döndü. Üniversite bünyesinde kurulan ikinci tıp fakültesi olan Çapa Tıp Fakültesi içinde İstanbul Göz Kliniği'ni kurdu.", "question": "Nihat Bengisu'nun üniversiteden ihraç edilmesinin sebebi nedir ?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "27 Mayıs Darbesi"}}, {"id": "6322", "context": "1973'te emekliye ayrıldı. Geçirdiği kalp krizi sonucu 1978'de hayatını kaybetti.", "question": "Nihat Bengisu kaç yılında vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 53, "text": " 1978"}}, {"id": "6323", "context": "Ayrıca Societe Française d’Ophtalmoloqie, Societe Ophtalmoloqie de Paris, Societe Heléne d’Ophtalmologie, Lique Contre le Trahome gibi\r\nuluslararası derneklerin üyesi olan Bengisu, Türkiye'de \"Körleri Kalkındırma ve Eğitme Derneği\"’ni kurmuştur. ", "question": "Naci Bengisu'nun kurduğu derneğin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Körleri Kalkındırma ve Eğitme Derneği"}}, {"id": "6324", "context": "Ayrıca Societe Française d’Ophtalmoloqie, Societe Ophtalmoloqie de Paris, Societe Heléne d’Ophtalmologie, Lique Contre le Trahome gibi\r\nuluslararası derneklerin üyesi olan Bengisu, Türkiye'de \"Körleri Kalkındırma ve Eğitme Derneği\"’ni kurmuştur. ", "question": "Naci Bengisu'nun üye olduğu uluslararası dernekler hangileridir ?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Societe Française d’Ophtalmoloqie, Societe Ophtalmoloqie de Paris, Societe Heléne d’Ophtalmologie, Lique Contre le Trahome"}}, {"id": "6325", "context": "Farklı disiplinlerden (Jeoloji, Çevre, Geomatik, Harita, Maden, Elektrik-elektronik, Havacılık ve Uçak mühendislikleri, Gökbilim, Fizik, Ekonomi, İşletme, Şehir ve Bölge Planlama) eğitim almış grup üyeleri, ortak paydaları olan gökbilime meraklı olmaları nedeniyle bir araya gelmişlerdir ve grup faaliyetleri herkese açıktır.\r\n", "question": "SpaceTurk üyelerini biraraya getiren ortak ilgileri hangi alanadır?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "gökbilime"}}, {"id": "6326", "context": "== Amaçları ==\r\n\r\nTürkiye'de uzay araştırmaları konusunda bilinç yaratmak, \r\nUluslararası alanda genç Türk bilim adamlarının etkinliğini artırmak,\r\nTürkiye'de ve dünyada yapılmış ya da yapılmakta olan uzay araştırmaları ve teknolojilerini izlemek,\r\nDeğerlendirmek ve kamu yararını gözeterek toplumsal gelişmeye katkı sağlayacak biçimde çalışmalarını geliştirmek gibi\r\n\r\nkar amacı gütmeyen kavramları içermeyen Türkiye'de Gökbilimin yaygınlaştırılmasına yönelik yoğun faaliyetlerde bulunmaktadır.", "question": "SpaceTurk hangi alanın bilinebilirliğini arttırmak için çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "Gökbilimin"}}, {"id": "6327", "context": "== Faaliyetler ==\r\nGrup ilk kez 1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uzayın Barışçıl Kullanımı için düzenlenen 3. Birleşmiş Milletler Küresel Konferansına bağlı olarak organize edilen Uzay Kuşağı Forumuna katılmıştır. Bu forumda Birleşmiş Milletler Küresel Konferansında tartışılmak üzere 5 önemli öneri seçilmiştir. SpaceTurk'un Türkiye'nin uzaya ve uzay çalışmalarına olan bakış açısını temsil ettiği bu forumda Birleşmiş Milletlerin seçilen 5 öneriden 3 tanesini kabul etmesiyle ilk kez dikkat çekici bir başarı elde etmiştir.\r\n\r\nGrubun diğer faaliyetleri ve gökbilim hakkında verdikleri kapsamlı bilgiler izlenebilir.", "question": "SpaceTurk'un katıldığı ilk forumda tartışılan önerilerden kaç tanesi kabul görmüştür?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "3"}}, {"id": "6328", "context": "== Faaliyetler ==\r\nGrup ilk kez 1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uzayın Barışçıl Kullanımı için düzenlenen 3. Birleşmiş Milletler Küresel Konferansına bağlı olarak organize edilen Uzay Kuşağı Forumuna katılmıştır. Bu forumda Birleşmiş Milletler Küresel Konferansında tartışılmak üzere 5 önemli öneri seçilmiştir. SpaceTurk'un Türkiye'nin uzaya ve uzay çalışmalarına olan bakış açısını temsil ettiği bu forumda Birleşmiş Milletlerin seçilen 5 öneriden 3 tanesini kabul etmesiyle ilk kez dikkat çekici bir başarı elde etmiştir.\r\n\r\nGrubun diğer faaliyetleri ve gökbilim hakkında verdikleri kapsamlı bilgiler izlenebilir.", "question": "SpaceTurk ekibinin katıldığı ilk organizasyonda konuşulan öneri sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "5 "}}, {"id": "6329", "context": "== Faaliyetler ==\r\nGrup ilk kez 1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uzayın Barışçıl Kullanımı için düzenlenen 3. Birleşmiş Milletler Küresel Konferansına bağlı olarak organize edilen Uzay Kuşağı Forumuna katılmıştır. Bu forumda Birleşmiş Milletler Küresel Konferansında tartışılmak üzere 5 önemli öneri seçilmiştir. SpaceTurk'un Türkiye'nin uzaya ve uzay çalışmalarına olan bakış açısını temsil ettiği bu forumda Birleşmiş Milletlerin seçilen 5 öneriden 3 tanesini kabul etmesiyle ilk kez dikkat çekici bir başarı elde etmiştir.\r\n\r\nGrubun diğer faaliyetleri ve gökbilim hakkında verdikleri kapsamlı bilgiler izlenebilir.", "question": "SpaceTurk ekibinin katıldığı ilk organizasyonu hangi kuruluş düzenlemiştir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "Birleşmiş Milletler tarafından"}}, {"id": "6330", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı kaç metrekaredir?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "4000 "}}, {"id": "6331", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı hangi fakülteye aittir?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "elektrik elektronik fakültesine"}}, {"id": "6332", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı hangi yerleşkede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Gümüşsuyu yerleşkesinde"}}, {"id": "6333", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı kaç yılında yenilenmiş ve güçlendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "1945 yılında"}}, {"id": "6334", "context": "J-600T Yıldırım, düşman hava savunma birimleri, C3I merkezleri, lojistik ve altyapı tesisleri gibi yüksek değerli hedeflere saldırmak için tasarlanmış ve dost topçu silahlarına ateş desteği sağlayarak yüksek hareket kabiliyeti sağlayan bir balistik füze sistemidir.", "question": "J-600 T Yıldırım hangi silahlara ateş desteği sağlamaktadır?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "dost topçu silahlarına"}}, {"id": "6335", "context": "J-600T Yıldırım, düşman hava savunma birimleri, C3I merkezleri, lojistik ve altyapı tesisleri gibi yüksek değerli hedeflere saldırmak için tasarlanmış ve dost topçu silahlarına ateş desteği sağlayarak yüksek hareket kabiliyeti sağlayan bir balistik füze sistemidir.", "question": "J-600 T Yıldırım hangi hedeflere saldırmak için tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "düşman hava savunma birimleri, C3I merkezleri, lojistik ve altyapı tesisleri gibi yüksek değerli hedeflere"}}, {"id": "6336", "context": "Türkiye'nin ortak balistik füze geliştirilmesi için Çin ve Pakistan ile işbirliği 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başında başladı. J projesinin hikâyesi ve öncesindeki Kasırga projesi, Amerikan M-270 MLRS topçu roket sisteminin Türkiye'de lisans altındaki teknoloji transferi ve üretimi için yapılan müzakerelerin başarısız olduğu 1990'lı yılların ilk yarısına kadar uzanmaktadır. Türkiye, yönlendirilebilir füzelerin tasarlanması ve geliştirilmesi için kendi başına yeterli bir ulusal altyapıyı kurmak için eleştirel teknolojiler üzerinde tam egemenliğe odaklanan başka seçenekler aramayı kararlaştırmıştı. 1997'de Kasırga adı altında Çin WS-1A ve WS-1B roketlerinin lisanslı üretimi için bir sözleşme imzalandıktan sonra Çin B-611 SRBM için CPMIEC (Chinese Precision Machinery Import and Export Corporation) ile benzer bir sözleşme imzalandı. Çin B-611 SRBM sistemi 1998'de 300 milyon ABD doları tutarında rapor edilen 200'den fazla füze ile B-611 bataryasının lisanslı üretimini kapsıyordu.\r\n", "question": "Kaç yılında Kasırga adı altında Çin WS-1A ve WS-1B roketlerinin lisanslı üretimi için sözleşme imzalanmıştır?", "answers": {"answer_start": 612, "text": "1997'de "}}, {"id": "6337", "context": "Türkiye'nin ortak balistik füze geliştirilmesi için Çin ve Pakistan ile işbirliği 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başında başladı. J projesinin hikâyesi ve öncesindeki Kasırga projesi, Amerikan M-270 MLRS topçu roket sisteminin Türkiye'de lisans altındaki teknoloji transferi ve üretimi için yapılan müzakerelerin başarısız olduğu 1990'lı yılların ilk yarısına kadar uzanmaktadır. Türkiye, yönlendirilebilir füzelerin tasarlanması ve geliştirilmesi için kendi başına yeterli bir ulusal altyapıyı kurmak için eleştirel teknolojiler üzerinde tam egemenliğe odaklanan başka seçenekler aramayı kararlaştırmıştı. 1997'de Kasırga adı altında Çin WS-1A ve WS-1B roketlerinin lisanslı üretimi için bir sözleşme imzalandıktan sonra Çin B-611 SRBM için CPMIEC (Chinese Precision Machinery Import and Export Corporation) ile benzer bir sözleşme imzalandı. Çin B-611 SRBM sistemi 1998'de 300 milyon ABD doları tutarında rapor edilen 200'den fazla füze ile B-611 bataryasının lisanslı üretimini kapsıyordu.\r\n", "question": "Türkiye balistik füze geliştirmek için Çin ve Pakistan ile hangi tarihlerde iş birliğine başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başında"}}, {"id": "6338", "context": "Türkiye'nin ortak balistik füze geliştirilmesi için Çin ve Pakistan ile işbirliği 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başında başladı. J projesinin hikâyesi ve öncesindeki Kasırga projesi, Amerikan M-270 MLRS topçu roket sisteminin Türkiye'de lisans altındaki teknoloji transferi ve üretimi için yapılan müzakerelerin başarısız olduğu 1990'lı yılların ilk yarısına kadar uzanmaktadır. Türkiye, yönlendirilebilir füzelerin tasarlanması ve geliştirilmesi için kendi başına yeterli bir ulusal altyapıyı kurmak için eleştirel teknolojiler üzerinde tam egemenliğe odaklanan başka seçenekler aramayı kararlaştırmıştı. 1997'de Kasırga adı altında Çin WS-1A ve WS-1B roketlerinin lisanslı üretimi için bir sözleşme imzalandıktan sonra Çin B-611 SRBM için CPMIEC (Chinese Precision Machinery Import and Export Corporation) ile benzer bir sözleşme imzalandı. Çin B-611 SRBM sistemi 1998'de 300 milyon ABD doları tutarında rapor edilen 200'den fazla füze ile B-611 bataryasının lisanslı üretimini kapsıyordu.\r\n", "question": "Türkiye balistik füze geliştirmek için hangi ülkeler ile iş birliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Çin ve Pakistan"}}, {"id": "6339", "context": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak CASIC tarafından geliştirilen B-611 SRBM'ye dayanıyordu ve B-611M, ve Çinli envanterdeki M-11 (CSS-7 ve DF-11) füzelerinin yerini alacaktı. CPMIEC yetkilileri, Ankara'daki IDEF 2007 savunma fuarında B-611'in geliştirilmiş hali olan B-611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığını doğruladı.", "question": "B-611'in geliştirilmiş hali olan B611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığı neredeki fuarda doğrulanmıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Ankara'daki"}}, {"id": "6340", "context": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak CASIC tarafından geliştirilen B-611 SRBM'ye dayanıyordu ve B-611M, ve Çinli envanterdeki M-11 (CSS-7 ve DF-11) füzelerinin yerini alacaktı. CPMIEC yetkilileri, Ankara'daki IDEF 2007 savunma fuarında B-611'in geliştirilmiş hali olan B-611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığını doğruladı.", "question": "B-611'in geliştirilmiş hali olan B611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığı hangi fuarda doğrulanmıştır?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "IDEF 2007 savunma fuarında"}}, {"id": "6341", "context": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak CASIC tarafından geliştirilen B-611 SRBM'ye dayanıyordu ve B-611M, ve Çinli envanterdeki M-11 (CSS-7 ve DF-11) füzelerinin yerini alacaktı. CPMIEC yetkilileri, Ankara'daki IDEF 2007 savunma fuarında B-611'in geliştirilmiş hali olan B-611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığını doğruladı.", "question": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak Çinli envanterdeki hangi füzelerin yerini alacaktı?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "M-11 (CSS-7 ve DF-11) füzelerinin yerini"}}, {"id": "6342", "context": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak CASIC tarafından geliştirilen B-611 SRBM'ye dayanıyordu ve B-611M, ve Çinli envanterdeki M-11 (CSS-7 ve DF-11) füzelerinin yerini alacaktı. CPMIEC yetkilileri, Ankara'daki IDEF 2007 savunma fuarında B-611'in geliştirilmiş hali olan B-611M'nin Çin-Türk işbirliği programının bir parçası olmadığını doğruladı.", "question": "J-600T tasarımı, düşük maliyetli bir taktik füze sistemi olarak kim tarafında geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": " CASIC tarafından"}}, {"id": "6343", "context": "Roketsan'ın ayrıntıları şu an için spekülatif olan J-600T'nin geliştirilmiş bir sürümü üzerinde çalıştığı bildirilmektedir. Sistemin hizmete başlangıcından 7 yıl daha önce kamuoyuna açıklandığı göz önüne alındığında, geliştirilmiş sürüm hakkında bir bilginin varsa bir süre gizli kalacağı beklenebilir.", "question": "Roketsan'ın neyin geliştirilmiş sürümü üzerinde çalıştığı bildirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "J-600T'nin"}}, {"id": "6344", "context": "Yıldırım sistemi iki birimden oluşmaktadır: MAN 26.372 6x6 kamyon esaslı J-600T SRBM ve F-600T fırlatma aracı; Türkiye'de imal edilmiştir. Aynı araç, Türk yapımı T-122 Sakarya ve T-300 Kasırga ÇNRA (Çok Namlu Roket Atar) sistemleri için de lojistikte üstünlük sağlamak için kullanılmaktadır. Her F-600T, açık ray tipi bir fırlatıcı üzerinde bir adet J-600T taşır ve araç, 5 dakikadan daha kısa bir sürede tekrar hareket etmeye hazır haldeyken, 25 dakikadan kısa sürede fırlatmaya hazırlanabilir. Füze, F-600T taşıtına, yine bir MAN 26.372 6x6 istif aracından bir vinçle yüklenir.\r\n", "question": "Füze, 600T taşıtına hangi araçtan bir vinçle yüklenir?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "MAN 26.372 6x6 istif aracından"}}, {"id": "6345", "context": "Yıldırım sistemi iki birimden oluşmaktadır: MAN 26.372 6x6 kamyon esaslı J-600T SRBM ve F-600T fırlatma aracı; Türkiye'de imal edilmiştir. Aynı araç, Türk yapımı T-122 Sakarya ve T-300 Kasırga ÇNRA (Çok Namlu Roket Atar) sistemleri için de lojistikte üstünlük sağlamak için kullanılmaktadır. Her F-600T, açık ray tipi bir fırlatıcı üzerinde bir adet J-600T taşır ve araç, 5 dakikadan daha kısa bir sürede tekrar hareket etmeye hazır haldeyken, 25 dakikadan kısa sürede fırlatmaya hazırlanabilir. Füze, F-600T taşıtına, yine bir MAN 26.372 6x6 istif aracından bir vinçle yüklenir.\r\n", "question": "Fırlatma aracı hangi sistemlere lojistik üstünlük sağlamak için kullanılmaktadır? ", "answers": {"answer_start": 162, "text": "T-122 Sakarya ve T-300 Kasırga ÇNRA (Çok Namlu Roket Atar) sistemleri"}}, {"id": "6346", "context": "Yıldırım sistemi iki birimden oluşmaktadır: MAN 26.372 6x6 kamyon esaslı J-600T SRBM ve F-600T fırlatma aracı; Türkiye'de imal edilmiştir. Aynı araç, Türk yapımı T-122 Sakarya ve T-300 Kasırga ÇNRA (Çok Namlu Roket Atar) sistemleri için de lojistikte üstünlük sağlamak için kullanılmaktadır. Her F-600T, açık ray tipi bir fırlatıcı üzerinde bir adet J-600T taşır ve araç, 5 dakikadan daha kısa bir sürede tekrar hareket etmeye hazır haldeyken, 25 dakikadan kısa sürede fırlatmaya hazırlanabilir. Füze, F-600T taşıtına, yine bir MAN 26.372 6x6 istif aracından bir vinçle yüklenir.\r\n", "question": "Türkiye'de imal edilen fırlatma aracının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "J-600T SRBM ve F-600T"}}, {"id": "6347", "context": "Yıldırım sistemi iki birimden oluşmaktadır: MAN 26.372 6x6 kamyon esaslı J-600T SRBM ve F-600T fırlatma aracı; Türkiye'de imal edilmiştir. Aynı araç, Türk yapımı T-122 Sakarya ve T-300 Kasırga ÇNRA (Çok Namlu Roket Atar) sistemleri için de lojistikte üstünlük sağlamak için kullanılmaktadır. Her F-600T, açık ray tipi bir fırlatıcı üzerinde bir adet J-600T taşır ve araç, 5 dakikadan daha kısa bir sürede tekrar hareket etmeye hazır haldeyken, 25 dakikadan kısa sürede fırlatmaya hazırlanabilir. Füze, F-600T taşıtına, yine bir MAN 26.372 6x6 istif aracından bir vinçle yüklenir.\r\n", "question": "Yıldırım sistemi kaç birimden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "iki birimden"}}, {"id": "6348", "context": "Füzenin uçuşu, yörünge düzeltme komut girdilerini nozül bölümündeki dört hareketli kanalla besleyen bir INS (Inertial Navigation System, Ataletsel Seyrüsefer Sistemi) tarafından kontrol edilir. Yörünge verileri, fırlatma öncesinde F-600T aracındaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine (Guidance & Control Unit (GCU) (FCS)) yüklenir. F-600T'deki FCS, BIKE (Batarya Atış İdare Kompüter Sistemi, Battery Fire Control Computer System) ve TOMES (Topçu Meteoroloji Sistemi, Artillery Meteorology System) tarafından da desteklenmektedir. Füzenin GPS/INS siyir sistemi ile de yükseltilebileceği bildirilmiştir.\r\n", "question": "Yörünge verileri, fırlatma öncesinde F-600T aracındaki hangi birime yüklenir?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "füze Rehberlik ve Kontrol Birimine"}}, {"id": "6349", "context": "Füzenin uçuşu, yörünge düzeltme komut girdilerini nozül bölümündeki dört hareketli kanalla besleyen bir INS (Inertial Navigation System, Ataletsel Seyrüsefer Sistemi) tarafından kontrol edilir. Yörünge verileri, fırlatma öncesinde F-600T aracındaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine (Guidance & Control Unit (GCU) (FCS)) yüklenir. F-600T'deki FCS, BIKE (Batarya Atış İdare Kompüter Sistemi, Battery Fire Control Computer System) ve TOMES (Topçu Meteoroloji Sistemi, Artillery Meteorology System) tarafından da desteklenmektedir. Füzenin GPS/INS siyir sistemi ile de yükseltilebileceği bildirilmiştir.\r\n", "question": "Yörünge verileri ne zaman F-600T aracındaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine yüklenir?", "answers": {"answer_start": 211, "text": " fırlatma öncesinde"}}, {"id": "6350", "context": "Füzenin uçuşu, yörünge düzeltme komut girdilerini nozül bölümündeki dört hareketli kanalla besleyen bir INS (Inertial Navigation System, Ataletsel Seyrüsefer Sistemi) tarafından kontrol edilir. Yörünge verileri, fırlatma öncesinde F-600T aracındaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine (Guidance & Control Unit (GCU) (FCS)) yüklenir. F-600T'deki FCS, BIKE (Batarya Atış İdare Kompüter Sistemi, Battery Fire Control Computer System) ve TOMES (Topçu Meteoroloji Sistemi, Artillery Meteorology System) tarafından da desteklenmektedir. Füzenin GPS/INS siyir sistemi ile de yükseltilebileceği bildirilmiştir.\r\n", "question": "Yörünge verileri, fırlatma öncesinde hangi araçtaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine yüklenir?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "F-600T aracındaki"}}, {"id": "6351", "context": "Füzenin uçuşu, yörünge düzeltme komut girdilerini nozül bölümündeki dört hareketli kanalla besleyen bir INS (Inertial Navigation System, Ataletsel Seyrüsefer Sistemi) tarafından kontrol edilir. Yörünge verileri, fırlatma öncesinde F-600T aracındaki füze Rehberlik ve Kontrol Birimine (Guidance & Control Unit (GCU) (FCS)) yüklenir. F-600T'deki FCS, BIKE (Batarya Atış İdare Kompüter Sistemi, Battery Fire Control Computer System) ve TOMES (Topçu Meteoroloji Sistemi, Artillery Meteorology System) tarafından da desteklenmektedir. Füzenin GPS/INS siyir sistemi ile de yükseltilebileceği bildirilmiştir.\r\n", "question": "Füzenin uçuşu, yörünge düzeltme komut girdilerini hangi bölümdeki dört hareketli kanalla besleyen bir INS tarafından kontrol edilir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "nozül bölümündeki"}}, {"id": "6352", "context": "Her J-600T Yıldırım bataryası aşağıdakilerden oluşur:\r\n1 x Batarya Komuta ve Kontrol Aracı\r\n2 x İtfaiye Ekip Komuta Kontrol Araçları\r\n6 x F-600T Fırlatıcı Araç\r\n7 x F-600T Tekrar Yükleme - Besleme Aracı\r\n1 x Bakım Aracı", "question": "J-600T Yıldırım bataryası kaç adet İtfaiye Ekip Komuta Kontrol Aracından oluşur?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "2 x İtfaiye Ekip Komuta Kontrol Araçları"}}, {"id": "6353", "context": "Roketsan tarafından geliştirilen ve üretilen J-600T Yıldırım'ın halihazırda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinde bulunan iki türevi vardır. Diğerleriyle birlikte aşağıda listelenmiştir:", "question": "J-600T Yıldırım'ın kimin envanterinde iki türevi vardır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinde"}}, {"id": "6354", "context": "Roketsan tarafından geliştirilen ve üretilen J-600T Yıldırım'ın halihazırda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinde bulunan iki türevi vardır. Diğerleriyle birlikte aşağıda listelenmiştir:", "question": "J-600T Yıldırım'ın Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde kaç türevi vardır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "iki türevi"}}, {"id": "6355", "context": "J-600T Yıldırım I SRBM (150km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım II SRBM (300km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım III SRBM (900km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım IV MRBM (2.500km menzil, geliştirilme aşamasında)", "question": "900 km menzile sahip füzenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "J-600T Yıldırım III SRBM"}}, {"id": "6356", "context": "J-600T Yıldırım I SRBM (150km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım II SRBM (300km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım III SRBM (900km menzil)\r\nJ-600T Yıldırım IV MRBM (2.500km menzil, geliştirilme aşamasında)", "question": "300 km menzile sahip füzenin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "J-600T Yıldırım II SRBM"}}, {"id": "6357", "context": "Ali Ülkü Azrak (d. 1933, İstanbul) Türk hukukçu, akademisyen.", "question": "Ülkü Azrak hangi alanlarda uzmandır ?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "hukukçu"}}, {"id": "6358", "context": "Ali Ülkü Azrak (d. 1933, İstanbul) Türk hukukçu, akademisyen.", "question": "Ülkü Azrak nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6359", "context": "Ali Ülkü Azrak (d. 1933, İstanbul) Türk hukukçu, akademisyen.", "question": "Ülkü Azrak kaç yılında doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1933"}}, {"id": "6360", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak neden emekli olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 1312, "text": " yaş haddinden"}}, {"id": "6361", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini hangi yıl almıştır ?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "1988 "}}, {"id": "6362", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak hangi yıl profesör olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "1982 "}}, {"id": "6363", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak hangi fakültenin kuruluşunda yer almıştır ?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi"}}, {"id": "6364", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak nerede doçent olarak göreve başlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde"}}, {"id": "6365", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak hangi yıl doçent olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "1970 "}}, {"id": "6366", "context": "Vefa Lisesi ve 1956 yılı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1970 yılında Doçent olmuş, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde doçent olarak göreve başlamış ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürmüştür. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer almıştır. 1982 yılında Profesör olmuş ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştür. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesi'nde de 1972-1985 arasında dersler vermiştir. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilmiler Enstitüsü Müdürlüğü, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'na tepki göstererek istifa etmiş 2000 yılında yaş haddinden emekli olup Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı ve 2009 yılında buradan ayrılıp tekrar İstanbul Üniversitesi'ne dönmüştür. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulunmuştur.", "question": "Ülkü Azrak nereden mezun olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi"}}, {"id": "6367", "context": "Bayraktar Kardeşler’in kısaltılmış hali olarak isimlendirilen Baykar Makina 1984 yılında Makina Yük. Müh. tarafından otomotiv sanayine yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatı konusunda hizmet etme amacıyla %100 yerli sermaye ile kurulmuştur. 2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin katılımı (, ve Bayraktar) ile Baykar bünyesinde savunma ve havacılık dünyasında insansız hava aracı (İHA) teknolojileri ile bu alanda Ar-Ge çalışmalarına başlanılmıştır.", "question": "Baykar ne zaman iha alanında ar-ge çalışmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin katılımı (, ve Bayraktar) ile"}}, {"id": "6368", "context": "Bayraktar Kardeşler’in kısaltılmış hali olarak isimlendirilen Baykar Makina 1984 yılında Makina Yük. Müh. tarafından otomotiv sanayine yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatı konusunda hizmet etme amacıyla %100 yerli sermaye ile kurulmuştur. 2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin katılımı (, ve Bayraktar) ile Baykar bünyesinde savunma ve havacılık dünyasında insansız hava aracı (İHA) teknolojileri ile bu alanda Ar-Ge çalışmalarına başlanılmıştır.", "question": "Baykar hangi amaçla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "otomotiv sanayine yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatı konusunda hizmet etme amacıyla"}}, {"id": "6369", "context": "Bayraktar Kardeşler’in kısaltılmış hali olarak isimlendirilen Baykar Makina 1984 yılında Makina Yük. Müh. tarafından otomotiv sanayine yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatı konusunda hizmet etme amacıyla %100 yerli sermaye ile kurulmuştur. 2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin katılımı (, ve Bayraktar) ile Baykar bünyesinde savunma ve havacılık dünyasında insansız hava aracı (İHA) teknolojileri ile bu alanda Ar-Ge çalışmalarına başlanılmıştır.", "question": "Baykar Makina'nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Bayraktar Kardeşler"}}, {"id": "6370", "context": "Ar-Ge merkezi ve üretim tesisleri bünyesinde farklı mühendislik disiplinlerinden 140 kişilik (mühendis, tekniker ve teknisyen) Ar-Ge ekibiyle farklı sınıflarda yer alan sabit kanat ve döner kanat insansız hava araçları için Uçuş Kontrol Sistemleri, Görev Bilgisayar Sistemleri, Otomatik İniş ve Kalkış Sistemleri, Komuta Kontrol ve Arayüz Sistemleri, elektromekanik Servo Aktüatör, Elektrik Güç Birimleri vb. sistemler elektronik donanım, yazılım ve yapısal özellikleri ile tasarlanıp, prototip ve test aşamaları neticesinde butik olarak üretilmektedir.", "question": "Baykar'ın kaç kişilik ar-ge ekibi vardır?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "140 kişilik"}}, {"id": "6371", "context": "Ar-Ge merkezi ve üretim tesisleri bünyesinde farklı mühendislik disiplinlerinden 140 kişilik (mühendis, tekniker ve teknisyen) Ar-Ge ekibiyle farklı sınıflarda yer alan sabit kanat ve döner kanat insansız hava araçları için Uçuş Kontrol Sistemleri, Görev Bilgisayar Sistemleri, Otomatik İniş ve Kalkış Sistemleri, Komuta Kontrol ve Arayüz Sistemleri, elektromekanik Servo Aktüatör, Elektrik Güç Birimleri vb. sistemler elektronik donanım, yazılım ve yapısal özellikleri ile tasarlanıp, prototip ve test aşamaları neticesinde butik olarak üretilmektedir.", "question": "Baykar'da butik olarak ne üretilmektedir?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "Elektrik Güç Birimleri"}}, {"id": "6372", "context": "Şirket, Kale-Baykar Mini İHA ile ilk milli insansız keşif ve istihbarat (haberalma) hava aracını geliştirme unvanına sahip olmuştur. Söz konusu sistemlerden Kara Kuvvetleri Komutanlığı 19 set (76 adet uçak içerir) İHA sistemi alımı için firmayla anlaşmaya varmıştır.", "question": "ilk milli insansız keşif ve istihbarat hava aracını hangi şirket ortaklığı geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Kale-Baykar"}}, {"id": "6373", "context": "Şirket, Kale-Baykar Mini İHA ile ilk milli insansız keşif ve istihbarat (haberalma) hava aracını geliştirme unvanına sahip olmuştur. Söz konusu sistemlerden Kara Kuvvetleri Komutanlığı 19 set (76 adet uçak içerir) İHA sistemi alımı için firmayla anlaşmaya varmıştır.", "question": "Kara Kuvvetleri Komutanlığı kaç set iha sistemi alımı için Kale-Baykar ile anlaşma sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "19 set "}}, {"id": "6374", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "Baykar Makina 2010 yılında hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 423, "text": "9. Teknoloji ödülü"}}, {"id": "6375", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "İlk ihraç edilen iha kime satılmıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Katar Silahlı Kuvvetleri’ne"}}, {"id": "6376", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": "ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemi hangi firmaya aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Baykar "}}, {"id": "6377", "context": "Baykar bünyesinde 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA unvanına sahip mini sınıfı Bayraktar Mini İHA sistem ve alt sistemleri ile geliştirilmiştir. 2012 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan satış ile Bayraktar Mini İHA yurtdışına ihraç edilmiş ilk milli hava aracı sistemidir. Bayraktar Taktik Sınıfı İHA Sistemi’ne yönelik yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda Baykar Makina 2010 yılında 9. Teknoloji ödülünü kazanmıştır.", "question": " Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk İHA hangi şirket tarafından geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Baykar bünyesinde"}}, {"id": "6378", "context": "Yürütülen Ar-Ge çalışmalarının sonucu olarak geliştirilen Bayraktar Taktik İHA Sistemi projesi kapsamında Savunma Sanayi tarihinde % 90’nın üzerinde sonuçlanan Sanayi Katılım oranı sağlanmıştır. Bayraktar Taktik İHA 2014 yılı içerisinde icra ettiği otomatik uçuşlar ile 27.030 feet irtifa ve 24 Saat 34 Dakikalık uçuş süresi ile ülke tarihinde milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en uzun süreli uçuş ve en yüksek irtifa rekorlarını kırmıştır.", "question": "ülke tarihinde milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en yüksek irtifalı uçuş kaç feet'tir?", "answers": {"answer_start": 269, "text": " 27.030 feet"}}, {"id": "6379", "context": "Yürütülen Ar-Ge çalışmalarının sonucu olarak geliştirilen Bayraktar Taktik İHA Sistemi projesi kapsamında Savunma Sanayi tarihinde % 90’nın üzerinde sonuçlanan Sanayi Katılım oranı sağlanmıştır. Bayraktar Taktik İHA 2014 yılı içerisinde icra ettiği otomatik uçuşlar ile 27.030 feet irtifa ve 24 Saat 34 Dakikalık uçuş süresi ile ülke tarihinde milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en uzun süreli uçuş ve en yüksek irtifa rekorlarını kırmıştır.", "question": "ülke tarihinde milli hava araçları ile gerçekleştirilmiş en uzun süreli uçuş kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "24 Saat 34 Dakika"}}, {"id": "6380", "context": "Bayraktar TB2 Sistemlerinin kabul testleri 1. sistem için 2014 Kasım, 2. sistem için 2015 Haziran tarihlerinde tamamlanmıştır.", "question": "Bayraktar TB2'nin kabul testi ne zaman tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 27, "text": " kabul testleri 1. sistem için 2014 Kasım, 2. sistem için 2015 Haziran tarihlerinde tamamlanmıştır."}}, {"id": "6381", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösterdi", "question": "Roketsan MAM-L güdümlü füze atış testi Baykar taktik iha için ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "17 Aralık 2015 tarihinde"}}, {"id": "6382", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösterdi", "question": "Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde ne kadar başarı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "%100"}}, {"id": "6383", "context": "Baykar yürütmekte olduğu Ar-Ge faaliyetlerinde üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın koordinasyon halindedir. 2013 yılında Baykar’ın sanayi danışmanı olarak yer aldığı TÜBİTAK tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında Hava Harp Okulu 1.lik ödülünü kazanmıştır. Üniversite öğrencilerine stajları kapsamında bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb. faaliyetlerle akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara yönlendirilmektedir. İşbirliği yürütülen kuruluşlar arasında Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak vb. yer almaktadır.", "question": "Baykar'ın İşbirliği yürüttüğü şirketler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 591, "text": "Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak"}}, {"id": "6384", "context": "Baykar yürütmekte olduğu Ar-Ge faaliyetlerinde üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın koordinasyon halindedir. 2013 yılında Baykar’ın sanayi danışmanı olarak yer aldığı TÜBİTAK tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında Hava Harp Okulu 1.lik ödülünü kazanmıştır. Üniversite öğrencilerine stajları kapsamında bitirme ödev projeleri, somut projeler konusunda teşvik, yüksek lisans ve doktora aşamasında teknik destek vb. faaliyetlerle akademik bilginin pratik tecrübe ile birleşerek somut ihtiyaçlara yönlendirilmektedir. İşbirliği yürütülen kuruluşlar arasında Hava Harp Okulu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi, THY Teknik, Çukurova Üniversitesi, Tübitak vb. yer almaktadır.", "question": "Baykar Tübitak tarafından düzenlenen Sanayi Odaklı Bitirme Projesi Yarışmasında hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "Hava Harp Okulu 1.lik ödülü"}}, {"id": "6385", "context": "== Hava Aracı Elektronik Sistem - Alt Sistem Projeleri ==\r\n\r\nBaykar, Türkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazını başarıyla geliştirdi. Havadan elektronik (ELINT) ve haberleşme istihbaratını (COMINT) toplamaya uygun elektronik donanım ve yazılımla geliştirilen sistemin ilk denemeleri milli İHA Bayraktar TB-2 üzerinde yapılıyor.", "question": "Tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazı denemeleri hangi platform üzerinde yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "İHA Bayraktar TB-2"}}, {"id": "6386", "context": "== Hava Aracı Elektronik Sistem - Alt Sistem Projeleri ==\r\n\r\nBaykar, Türkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazını başarıyla geliştirdi. Havadan elektronik (ELINT) ve haberleşme istihbaratını (COMINT) toplamaya uygun elektronik donanım ve yazılımla geliştirilen sistemin ilk denemeleri milli İHA Bayraktar TB-2 üzerinde yapılıyor.", "question": "ürkiye’nin yazılımı ve donanımı tamamen yerli ilk sinyal istihbarat cihazınımi hangi şirket geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Baykar"}}, {"id": "6387", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.\r\n", "question": "Kandilli Rasathanesi 1868 yılında hangi adla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Rasathane-i Amire adıyla"}}, {"id": "6388", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.\r\n", "question": "Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hangi amaçla desteklemiştir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla"}}, {"id": "6389", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.\r\n", "question": "Hangi hükümet rasathanenin kuruluşunu desteklemiştir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Fransız hükümeti"}}, {"id": "6390", "context": "Türk bilim tarihinin önemli kurumlarından biri olan Kandilli Rasathanesi 1868 yılında Rasathane-i Amire adıyla kuruldu. Fransız hükümeti, rasathanenin kuruluşunu hava tahminlerinin telgrafla diğer merkezlere iletilmesi amacıyla desteklemiştir. Avrupa'dan satın alınan gözlem aletleri ile Pera'da 74 metre yüksekliğindeki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary’dir.\r\n", "question": "Kandilli Rasathanesi kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "1868 yılında"}}, {"id": "6391", "context": "31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.", "question": "Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü kim tarafından Kandilli'ye taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından"}}, {"id": "6392", "context": "31 Mart Vakası (12 Nisan 1909) sırasında tahrip edildi ve Maçka'ya taşındı. Matematikçi hem de din adamı Fatin Hoca (Gökmen) tarafından 1911 yılında halen bulunduğu yer olan Kandilli'ye taşındı.", "question": "Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü kaç yılında Kandilli'ye taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "1911 yılında "}}, {"id": "6393", "context": "1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır.", "question": "Kaç sayılı kararnameyle Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adını aldı?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "41 sayılı kararnameyle"}}, {"id": "6394", "context": "1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır.", "question": "Rasathane 1982'de nereye devredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Boğaziçi Üniversitesi’ne"}}, {"id": "6395", "context": "1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kalan Rasathane, 1982'de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra 28.03.1983 tarih ve 2809 sayılı yasayla kanunlaşan 41 sayılı kararnameyle; üniversite bünyesinde; Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) adını aldı. Enstitü kapsamında; deprem mühendisliği, jeodezi, jeofizik anabilim dalları ile astronomi, jeomanyetizma, meteoroloji laboratuvarları bulunmaktadır.", "question": "Rasathane ne zaman Boğaziçi Üniversitesi'ne devredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "1982'de"}}, {"id": "6396", "context": "Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında nereye Genel Müdür olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne"}}, {"id": "6397", "context": "Prof. Dr. Haluk Özener 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdürü olarak atanmıştır.", "question": "Prof. Dr. Haluk Özener kaç yılında Kandilli Rasathanesi Deprem ve Araştırma Enstitüsüne Genel Müdür olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "2015 yılında"}}, {"id": "6398", "context": "GÖZCÜ Mini İHA, Kale-Baykar ortaklığı tarafından yakın menzil gece ve gündüz keşif ve gözlem maksatlı olarak geliştirilip üretilen Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk milli ve özgün mini sınıfı insansız hava aracı. Sistem ilk olarak 2007 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından operasyonel olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Özel Kuvvetler, Jandarma Komutanlığı, Emniyet Havacılık tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. 2012 yılında Katar'a gerçekleştirilen ihracatıyla Cumhuriyet tarihinde ilk yurtdışına satılmış milli hava aracı sistemi olma ünvanına da sahiptir. Teslim edilen sistemlerin 60,000 üzerinde uçuş sortisi bulunmaktadır. 300 adedin üzerinde üretilerek teslimatı yapılmıştır.\r\n", "question": " Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk milli ve özgün mini sınıfı insansız hava aracı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "GÖZCÜ Mini İHA"}}, {"id": "6399", "context": "== Geliştirme Süreci ==\r\nMini İnsansız Hava Aracı Geliştirme Projesi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın C4ISR/Keşif, Gözetleme, Hedef Tespit, Teşhis ve Tanıma görevlerini icra etmek amacıyla yurtiçinden Milli Geliştirme proje modeli ile 27 Temmuz 2005 tarihinde TÇD yayımlanması ile başlamıştır. 19 Adet Mini İHA Sistemi tedariğine yönelik proje kapsamında bir sistem konfigürasyonu içerisinde: \r\n4 Adet Hava Aracı \r\n2 Adet Yer Kontrol İstasyonu \r\n2 Adet Yer Veri Terminali (Otomatik Yönlenen Anten Sistemi) \r\n4 Adet Gündüz Kamera Sistemi \r\n2 Adet Gece (Termal) Kamera Sistemi \r\nDestek Ekipmanı yer almaktadır. ", "question": "Mini İnsansız HAva Aracı geliştirme projesi hangi proje modeli ile başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Milli Geliştirme proje modeli"}}, {"id": "6400", "context": "\r\nEkim-Kasım 2005 tarihlerinde katılımcı firmaların geliştirdikleri prototip sistemlerle katıldığı fiili uçuş gösterimleri sonrasında 30 Haziran 2006 Savunma Sanayii İcra Kurulu'nca Kalekalıp/Baykar Makina Ortak Girişimi ile sözleşme görüşmelerine başlanması kararı alınmış ve de 4 Ekim 2006 tarihinde sözleşme imzalanarak yürürlüğe girmiştir.", "question": "Bayraktar Mini İHA projesi kapsamında Kalekalıp/Baykar Makina Ortak Girişimi hangi tarihte Savunma Sanayii icra kuruluyla sözleşme imzalamıştır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "4 Ekim 2006"}}, {"id": "6401", "context": "2 kişi tarafından kullanılan, portatif çanta içerisinde taşınır olması planlanan sistem bir yıllık geliştirme ve seri üretim faaliyetleri sonrasında operatör eğitimlerinin tamamlanmasını müteakip Aralık 2007 tarihinde tam zamanında gerçekleştirilen teslimat ile KKK'lığına başarılı bir şekilde teslim edilmiştir. Müteakiben devam eden iki teslimat Ağustos 2008 tarihinde tamamlanarak sözleşme konusu 19 Sistem tedariği tamamlanmıştır.  ", "question": "Bayraktar Mini İHA'nın ilk teslimatı hangi yıl yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Aralık 2007"}}, {"id": "6402", "context": "\r\nTamamen özgün Hava Aracı tasarımı, otopilot güdüm kontrol sistemleri, Yer Kontrol İstasyonu Komuta Kontrol elektronik donanım ve yazılım sistemi bulunan Mini İHA teslim edildiği tarihten itibaren tabur seviyesinde yoğun kullanım sürecine girmiştir. Sistemin temel özellikleri arasında elden atılmasını müteakip otomatik kalkış, tam otomatik uçuş özelliği, paraşüt veya gövde üzerine otomatik iniş özelliği yer almaktadır. Gece ve gündüz uçuş yapabilen Mini İHA 2,000 feet operasyonel uçuş irtifası, 15km haberleşme menzili ve de hassas bir şekilde hedef koordinatı belirleme özelliklerine sahiptir.", "question": "Bayraktar Mini İHA'nın haberleşme menzili kaç kilometredir?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "15km"}}, {"id": "6403", "context": "\r\nTamamen özgün Hava Aracı tasarımı, otopilot güdüm kontrol sistemleri, Yer Kontrol İstasyonu Komuta Kontrol elektronik donanım ve yazılım sistemi bulunan Mini İHA teslim edildiği tarihten itibaren tabur seviyesinde yoğun kullanım sürecine girmiştir. Sistemin temel özellikleri arasında elden atılmasını müteakip otomatik kalkış, tam otomatik uçuş özelliği, paraşüt veya gövde üzerine otomatik iniş özelliği yer almaktadır. Gece ve gündüz uçuş yapabilen Mini İHA 2,000 feet operasyonel uçuş irtifası, 15km haberleşme menzili ve de hassas bir şekilde hedef koordinatı belirleme özelliklerine sahiptir.", "question": "Bayraktar Mini İHA'nın operasyonel uçuş irtifası kaç feet'tir?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "2,000 feet"}}, {"id": "6404", "context": "\r\nTamamen özgün Hava Aracı tasarımı, otopilot güdüm kontrol sistemleri, Yer Kontrol İstasyonu Komuta Kontrol elektronik donanım ve yazılım sistemi bulunan Mini İHA teslim edildiği tarihten itibaren tabur seviyesinde yoğun kullanım sürecine girmiştir. Sistemin temel özellikleri arasında elden atılmasını müteakip otomatik kalkış, tam otomatik uçuş özelliği, paraşüt veya gövde üzerine otomatik iniş özelliği yer almaktadır. Gece ve gündüz uçuş yapabilen Mini İHA 2,000 feet operasyonel uçuş irtifası, 15km haberleşme menzili ve de hassas bir şekilde hedef koordinatı belirleme özelliklerine sahiptir.", "question": "Bayraktar Mini İHA'nın temel özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "paraşüt veya gövde üzerine otomatik iniş özelliği"}}, {"id": "6405", "context": "2007 yılında tam zamanında teslimat ile Silahlı Kuvvetler envanterine giren Mini İHA Sistemi, Türkiye tarihinde envantere giren ilk milli hava aracı sistemi olma ünvanına erişmiştir. Yurtiçi özgün geliştirme modeli ile projelendirilmesi gerçekleştirilen Mini İHA Sistemi, Ar-Ge aşamasından seri üretim aşamasına, eğitim ve entegre lojistik sürecine ürün yaşamsal çevrim aşamalarını başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Geleceğin askeri havacılık teknolojisi olarak değerlendirilen İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye için önemli bir adım atılarak, özellikle askeri kullanıcı personel ve firma Ar-Ge personelinin yakın koordinasyonu ile geri besleme ve geliştirme süreci hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmüştür. Stratejik ve teknolojik açıdan böylesine önemli bir konuda bu proje ile atılan adımın Taktik, Operatif Sınıfı İHA Sistemleri'nin geliştirilmesi içinde örnek teşkil etmektedir.\r\n", "question": "Türkiye tarihinde envantere giren ilk milli hava aracı nedir?", "answers": {"answer_start": 75, "text": " Mini İHA Sistemi"}}, {"id": "6406", "context": "2007 yılında tam zamanında teslimat ile Silahlı Kuvvetler envanterine giren Mini İHA Sistemi, Türkiye tarihinde envantere giren ilk milli hava aracı sistemi olma ünvanına erişmiştir. Yurtiçi özgün geliştirme modeli ile projelendirilmesi gerçekleştirilen Mini İHA Sistemi, Ar-Ge aşamasından seri üretim aşamasına, eğitim ve entegre lojistik sürecine ürün yaşamsal çevrim aşamalarını başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Geleceğin askeri havacılık teknolojisi olarak değerlendirilen İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye için önemli bir adım atılarak, özellikle askeri kullanıcı personel ve firma Ar-Ge personelinin yakın koordinasyonu ile geri besleme ve geliştirme süreci hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmüştür. Stratejik ve teknolojik açıdan böylesine önemli bir konuda bu proje ile atılan adımın Taktik, Operatif Sınıfı İHA Sistemleri'nin geliştirilmesi içinde örnek teşkil etmektedir.\r\n", "question": "Bayraktar Mini İHA Silahlı Kuvvetler envanterine ne zaman girmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "2007 yılında"}}, {"id": "6407", "context": "\r\n== Karşılaştırma ==\r\nÖzgün ve milli olarak geliştirilen Mini İHA Sistemi dünyada yoğun olarak kullanılan diğer Mini İHA Sistemleri ile karşılaştırıldığında uçuş menzili, uçuş irtifası, iniş tipi ve gelişmiş uçuş fonksiyonları ile öne çıkmaktadır. ABD Silahlı Kuvvetleri envanterinde 13,000 adetin üzerinde Raven Mini İHA Sistemi, İsrail Silahlı Kuvvetler envanterinde ise 1000'in üzerinde Skylark Mini İHA Sistemi bulunmaktadır. ", "question": "Bayraktar Mini İHA ile diğer Mini İHA Sistemleri karşılaştırıldığında sistemin öne çıkan özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "gelişmiş uçuş fonksiyonları"}}, {"id": "6408", "context": "== Kullanım ==\r\n2007 yılından bu yana operasyonel olarak yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Mini İnsansız Hava Aracı Sistemi'ni operatör ve bakım yetkisine sahip sertifikalandırılmış binin üzerinde personel bulunmaktadır.\r\nTürk askeri tarafından korunan Halep'teki Süleyman Şah Türbesi, Baykar ve Kale gruplarının ortaklığıyla üretilen Gözcü mini insansız hava aracı ile havadan gözetlenecek. (Mayıs 2014)\r\n2014 Şubat ayında Suriye'de atışları Türk sınırından içeri düşen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) konvoyu mini insansız hava aracı Gözcü tarafından belirlendikten sonra Fırtına obüsleriyle vuruldu.", "question": "Mini İnsansız Hava Aracı Sistemi sertifikasını almış kaç personel bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": " binin üzerinde"}}, {"id": "6409", "context": "2014 Haziran ayında Aktütün operasyonunda kullanıldı.\r\nGenelkurmay, Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığına 13 Ekim 2013 tarihinde gelen ihbarda bir vatandaşın Yüksekova/Suüstü köyünde kendisine ait taş ocağında çalışan ve kayınbiraderi olan bir şahsın saat 00.05'te taş ocağına gelen biri uzun namlulu silahlı iki kişi tarafından kaçırıldığını haber verdiği aktarıldı. Şüpheli şahısların aldıkları fidye karşılığında kaçırdıkları şahsı serbest bırakmalarının ardından, şüpheliler Baykar-Kale ortak tasarlanan Mini-İHA Gözcü ile takip edilerek, Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından saklandıkları evde yakalandılar.\r\nTürk Silahlı Kuvvetleri, İzmir-Doğanbey’de yapılan Efes 2010 Tatbikatı’nda ilk defa mini insansız hava aracı “Bayraktar”ı kamuoyuna tanıttı.", "question": "mini insansız hava aracı “Bayraktar” kamuoyuna nerede tanıtıldı?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "İzmir-Doğanbey’de yapılan Efes 2010 Tatbikatı’nda"}}, {"id": "6410", "context": "2014 Haziran ayında Aktütün operasyonunda kullanıldı.\r\nGenelkurmay, Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığına 13 Ekim 2013 tarihinde gelen ihbarda bir vatandaşın Yüksekova/Suüstü köyünde kendisine ait taş ocağında çalışan ve kayınbiraderi olan bir şahsın saat 00.05'te taş ocağına gelen biri uzun namlulu silahlı iki kişi tarafından kaçırıldığını haber verdiği aktarıldı. Şüpheli şahısların aldıkları fidye karşılığında kaçırdıkları şahsı serbest bırakmalarının ardından, şüpheliler Baykar-Kale ortak tasarlanan Mini-İHA Gözcü ile takip edilerek, Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından saklandıkları evde yakalandılar.\r\nTürk Silahlı Kuvvetleri, İzmir-Doğanbey’de yapılan Efes 2010 Tatbikatı’nda ilk defa mini insansız hava aracı “Bayraktar”ı kamuoyuna tanıttı.", "question": "mini insansız hava aracı “Bayraktar” kamuoyuna ne zaman tanıtıldı?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "2010"}}, {"id": "6411", "context": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmitî (ö. 1541), Osmanlı dönemi bilim insanı. Bursa'da vefat etmiş olup, Bursa'da bir semte adını vermiştir. En meşhur eseri halk arasında Kara Davud olarak da bilinen Muvafık'ul Hayrat Li Neyl'il Berekat Fi Hizmet-i Saadat isimli Delail-i Hayrat Şerhi'dir.\r\n", "question": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmiti'nin en meşhur eseri halk arasında hangi isimle bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kara Davud"}}, {"id": "6412", "context": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmitî (ö. 1541), Osmanlı dönemi bilim insanı. Bursa'da vefat etmiş olup, Bursa'da bir semte adını vermiştir. En meşhur eseri halk arasında Kara Davud olarak da bilinen Muvafık'ul Hayrat Li Neyl'il Berekat Fi Hizmet-i Saadat isimli Delail-i Hayrat Şerhi'dir.\r\n", "question": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmiti nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "Bursa'da"}}, {"id": "6413", "context": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmitî (ö. 1541), Osmanlı dönemi bilim insanı. Bursa'da vefat etmiş olup, Bursa'da bir semte adını vermiştir. En meşhur eseri halk arasında Kara Davud olarak da bilinen Muvafık'ul Hayrat Li Neyl'il Berekat Fi Hizmet-i Saadat isimli Delail-i Hayrat Şerhi'dir.\r\n", "question": "Kara Davud Muhammed bin Kemal İzmiti hangi dönem bilim insanıdır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Osmanlı dönemi"}}, {"id": "6414", "context": "Asıl adı Muhammed'dir. İzmit'de doğduğu için, kendisine İzmiti unvanı verilmiştir. Kanunî Sultan Süleyman zamanı fütuhat ikliminde yaşamıştır. Mevlana Lütfi ve Müeyyedzade'den ilim ve irfan tahsil etmiştir. Vefatında tarih düşülürken \"Meskenin pür nur ede Davud Efendi'nin Vedud\" yazılarak tarih düşülmüştür. Bursa, Yıldırım ilçesinde yaptırdığı caminin avlusunda medfundur.", "question": "Kara Davud kimlerden ilim ve irfan tahsil etmiştir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Mevlana Lütfi ve Müeyyedzade'den"}}, {"id": "6415", "context": "Asıl adı Muhammed'dir. İzmit'de doğduğu için, kendisine İzmiti unvanı verilmiştir. Kanunî Sultan Süleyman zamanı fütuhat ikliminde yaşamıştır. Mevlana Lütfi ve Müeyyedzade'den ilim ve irfan tahsil etmiştir. Vefatında tarih düşülürken \"Meskenin pür nur ede Davud Efendi'nin Vedud\" yazılarak tarih düşülmüştür. Bursa, Yıldırım ilçesinde yaptırdığı caminin avlusunda medfundur.", "question": "Kara Davud kim zamanında fütuhat ikliminde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Kanunî Sultan Süleyman zamanı"}}, {"id": "6416", "context": "Asıl adı Muhammed'dir. İzmit'de doğduğu için, kendisine İzmiti unvanı verilmiştir. Kanunî Sultan Süleyman zamanı fütuhat ikliminde yaşamıştır. Mevlana Lütfi ve Müeyyedzade'den ilim ve irfan tahsil etmiştir. Vefatında tarih düşülürken \"Meskenin pür nur ede Davud Efendi'nin Vedud\" yazılarak tarih düşülmüştür. Bursa, Yıldırım ilçesinde yaptırdığı caminin avlusunda medfundur.", "question": "Kara Davud'a neden İzmiti ünvanı verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "İzmit'de doğduğu için"}}, {"id": "6417", "context": "Mekteb-i Erkân-ı Harbiye (tam adı: Mekteb-i Erkân-ı Harbiyye-i Şâhâne) veya Erkân-ı Harbiye Mektebi, Osmanlı Ordusu'na kurmay subay yetiştiren askerî okul.", "question": "Mekteb-i Erkan-ı Harbiye nereye kurmay subay yetiştiren askeri okuldur?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Osmanlı Ordusu'na"}}, {"id": "6418", "context": "Mekteb-i Erkân-ı Harbiye (tam adı: Mekteb-i Erkân-ı Harbiyye-i Şâhâne) veya Erkân-ı Harbiye Mektebi, Osmanlı Ordusu'na kurmay subay yetiştiren askerî okul.", "question": "Mekteb-i Erkan-ı HarbiyeOsmanlı Ordusu'na ne yetiştiren bir okuldur?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "kurmay subay yetiştiren"}}, {"id": "6419", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Kimlerden oluşan Askeri öğretim Kurulu tarafından alınan kararla Mekteb-i Fünun-u Harbiyye-i Şahane Erkan-ı Harbiye sınıfları oluşturulmuştur?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan"}}, {"id": "6420", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları hangi amaçla oluşturulmuştur?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "kurmay subay yetiştirmek amacıyla"}}, {"id": "6421", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Mektebi-i Harbiye kaç yılında eğitim ve öğretime başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "1848 yılında"}}, {"id": "6422", "context": "1845 yılındaki Osmanlı padişahı I. Abdülmecid'in fermanı ile Emin Paşa, Fuad Paşa ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'den oluşan Askerî öğretim Kurulu tarafından alınan karar gereğince, kurmay subay yetiştirmek amacıyla, Mekteb-i Fünûn-u Harbiyye-i Şâhâne Erkân-ı Harbiye sınıfları adıyla Mekteb-i Harbiye'nin 3. ve 4. sınıfları oluşturularak 1848 yılında eğitim ve öğretime başlandı ve Abdülkerim Paşa ilk müdür olarak atandı.", "question": "Osmanlı padişahı I.Abdülmecid'in 1845 yılındaki fermanı ile nerenin 3. ve 4. sınıfları oluşturulmuştur?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "Mekteb-i Harbiye'nin"}}, {"id": "6423", "context": "Temmuz 1849'da ilk mezunlarını, Ispartalı Hüseyin Avni (Mareşal), Amasyalı Mahmud Mesud (Sınıf birincisi, Mareşal), Somalı Mustafa Sıtkı (Mareşal), Karagümrüklü Mustafa Saffet (Mareşal), ve Kıbrıslı Sabit (Miralay) olmak üzere beş kişi olarak verdi.", "question": "Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'den sınıf birincisi olarak kim mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Amasyalı Mahmud Mesud (Sınıf birincisi, Mareşal)"}}, {"id": "6424", "context": "1849 yılından itibaren, Tophâne-i Âmire'nin hastanesi olarak yaptırılmış ve 1847 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye'nin binası olarak kullanılmaya başlanmış olan Pangaltı'ndaki binada eğitim ve öğretimi sürdüren Mekteb-i Harbiye sınıfları, 1853 yılının başında bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşındı. 1858 yılının sonunda Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye sınıfları, Gülhane'deki askerî hastaneye (NBC okulu) ve 1862 yılında tekrar Pangaltı'ndaki binaya taşındı. 1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkân-ı Harbiye öğretimi üç yıla çıkarıldı. 1909 yılının Ekim ayı başında Yıldız Sarayı Şehzadeler Dairesine (Yıldız Teknik Okulu) taşınarak \"Mekteb-i Erkân-ı Harbiye\" adını aldı.\r\n", "question": "1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkan-ı Harbiye öğretimi kaç yıla çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "üç yıla"}}, {"id": "6425", "context": "1849 yılından itibaren, Tophâne-i Âmire'nin hastanesi olarak yaptırılmış ve 1847 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye'nin binası olarak kullanılmaya başlanmış olan Pangaltı'ndaki binada eğitim ve öğretimi sürdüren Mekteb-i Harbiye sınıfları, 1853 yılının başında bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşındı. 1858 yılının sonunda Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye sınıfları, Gülhane'deki askerî hastaneye (NBC okulu) ve 1862 yılında tekrar Pangaltı'ndaki binaya taşındı. 1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkân-ı Harbiye öğretimi üç yıla çıkarıldı. 1909 yılının Ekim ayı başında Yıldız Sarayı Şehzadeler Dairesine (Yıldız Teknik Okulu) taşınarak \"Mekteb-i Erkân-ı Harbiye\" adını aldı.\r\n", "question": "Mekteb-i Harbiye ve Erkan-ı Harbiye sınıfları kaç yılında Pangaltı'ndaki binaya taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "1862 yılında "}}, {"id": "6426", "context": "1849 yılından itibaren, Tophâne-i Âmire'nin hastanesi olarak yaptırılmış ve 1847 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye'nin binası olarak kullanılmaya başlanmış olan Pangaltı'ndaki binada eğitim ve öğretimi sürdüren Mekteb-i Harbiye sınıfları, 1853 yılının başında bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşındı. 1858 yılının sonunda Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye sınıfları, Gülhane'deki askerî hastaneye (NBC okulu) ve 1862 yılında tekrar Pangaltı'ndaki binaya taşındı. 1866 yılında yapılan yeni düzenlemeler ile Erkân-ı Harbiye öğretimi üç yıla çıkarıldı. 1909 yılının Ekim ayı başında Yıldız Sarayı Şehzadeler Dairesine (Yıldız Teknik Okulu) taşınarak \"Mekteb-i Erkân-ı Harbiye\" adını aldı.\r\n", "question": "Mekteb-i Harbiye sınıfları hangi yılın başında İsteanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla'daki binaya taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "1853 yılının başında"}}, {"id": "6427", "context": "28 Ocak 1919’da taşındığı Teşvikiye Camii'nin karşısında Şerif Paşa Konağı (101 kapı numaralı Belveder Apartmanı)’nda öğretime devam etti. 1921 yılının başlarında Beylerbeyi Sarayı bitişiğindeki binaya (Deniz Eğitim Komutanlığı binası) taşınması kararlaştırıldıysa idarî personel ve öğrenciler, İstiklâl Savaşı'na katılmak üzere Anadolu’ya geçtikleri için muvakkaten öğretime son verildi.", "question": "Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'de kimler İstiklal Savaşı'na katılmak üzere Anadolu'ya geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "idarî personel ve öğrenciler"}}, {"id": "6428", "context": "28 Ocak 1919’da taşındığı Teşvikiye Camii'nin karşısında Şerif Paşa Konağı (101 kapı numaralı Belveder Apartmanı)’nda öğretime devam etti. 1921 yılının başlarında Beylerbeyi Sarayı bitişiğindeki binaya (Deniz Eğitim Komutanlığı binası) taşınması kararlaştırıldıysa idarî personel ve öğrenciler, İstiklâl Savaşı'na katılmak üzere Anadolu’ya geçtikleri için muvakkaten öğretime son verildi.", "question": "Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'de ne için muvakkaten öğretime son verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "İstiklâl Savaşı'na katılmak üzere Anadolu’ya geçtikleri için"}}, {"id": "6429", "context": "Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. İlk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı.", "question": "Beko ilk başarısını hangi pazarda kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Türkiye pazarında "}}, {"id": "6430", "context": "Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. İlk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı.", "question": "Beko hangi hedefle yola çıktı?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "\"Dünya Markası\" olma hedefiyle "}}, {"id": "6431", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.", "question": "Beko hangi alanlarda faaliyet göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 60, "text": " elektronik"}}, {"id": "6432", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.", "question": "Beko hangi holding bünyesindedir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": " Koç Holding"}}, {"id": "6433", "context": "Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi.", "question": "Beko ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "1954'te"}}, {"id": "6434", "context": "Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi.", "question": "Beko ismi nereden gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle "}}, {"id": "6435", "context": "\r\nO yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı.", "question": "Beko, Ticaret A.Ş olmadan önce ne şirketiydi?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "konserve şirketi"}}, {"id": "6436", "context": "\r\nO yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı.", "question": "Anadoluda ilk kez bayilik sistemini kim kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Vehbi Koç"}}, {"id": "6437", "context": "\r\n1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı.\r\n\r\nKoç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi.", "question": "Beko ne zaman ihracat firması oldu?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle"}}, {"id": "6438", "context": "\r\n1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı.\r\n\r\nKoç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi.", "question": "Beko 1983 yılından itibaren hangi alanda faaliyet göstermeye başladı?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "beyaz eşya sektöründ"}}, {"id": "6439", "context": "\r\n1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı.\r\n\r\nKoç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi.", "question": "Beko, Arçelik distribütörlüğünü ne zaman devretmiştir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "1977"}}, {"id": "6440", "context": "\r\n1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı.\r\n\r\nKoç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi.", "question": "Beko, Arçelik distribütörlüğünü kime devretmiştir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Atılım'a"}}, {"id": "6441", "context": "\r\n2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi.", "question": "Beko ne zaman Arçelik A.Ş çatısı altına girdi?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu"}}, {"id": "6442", "context": "Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında İspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko ne zaman yeniden Beşiktaş forma sırt sponsoru olmuştur?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "2014-2015"}}, {"id": "6443", "context": "Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında İspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko hangi yıllar arsında beşitaşın ana forma sponsorudur?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "1988-2004 arası"}}, {"id": "6444", "context": "Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında İspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko İspanyol futbol kulüplerinden hangisine sponsor olmuştur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": " Barcelona'ya"}}, {"id": "6445", "context": "Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında İspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko hangi spor organizasyonlarına sponsorluk yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "basketbol"}}, {"id": "6446", "context": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani (diğer Gorgani, Farsça; زرین‌دست, \r\ntakma ismi Zerrin-Dest bir onbirinci yüzyılda bir Pers Oftalmoloji profesorü.", "question": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani ne profesörüdür?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Pers Oftalmoloji profesorü"}}, {"id": "6447", "context": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani (diğer Gorgani, Farsça; زرین‌دست, \r\ntakma ismi Zerrin-Dest bir onbirinci yüzyılda bir Pers Oftalmoloji profesorü.", "question": "Ebu Ruh Muhammed ibn Mansur ibn abi Abdallah ibn Mansur Jamani kaçıncı yüzyılda Oftalmoloji profesörüdür?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "onbirinci yüzyılda"}}, {"id": "6448", "context": "Zerrin Dest Farsça Altın El, göz hastalıkları ve görme yolları hakkında yaptığı çalışmalardan dolayı ona bu isim verilmiştir.", "question": "Muhammed Zerrindest'e hangi çalışmalarından dolayı Zerrindest ismi verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "göz hastalıkları ve görme yolları hakkında yaptığı çalışmalardan dolayı"}}, {"id": "6449", "context": "Zerrin Dest Farsça Altın El, göz hastalıkları ve görme yolları hakkında yaptığı çalışmalardan dolayı ona bu isim verilmiştir.", "question": "Zerrin Dest Farsça hangi anlama gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Altın El"}}, {"id": "6450", "context": "O 1072-73 1092-93 yılları arasında Büyük Selçuklu sultanı Ebu-l-Feth Melikşah ibn Muhammed iktarı döneminde büyük gelişmeler kaydetti. 1087-1088 yıllarında \"Gözlerin Işığı\" Farsça'da Nur al-ayun başlıklı Oftalmoloji risalesini tamamladı.\r\n", "question": "Muhammed Zerrindest Büyük Selçuklu'nun hangi sultanı döneminde büyük gelişmeler kaydetmiştir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Ebu-l-Feth Melikşah ibn Muhammed iktarı döneminde"}}, {"id": "6451", "context": "O 1072-73 1092-93 yılları arasında Büyük Selçuklu sultanı Ebu-l-Feth Melikşah ibn Muhammed iktarı döneminde büyük gelişmeler kaydetti. 1087-1088 yıllarında \"Gözlerin Işığı\" Farsça'da Nur al-ayun başlıklı Oftalmoloji risalesini tamamladı.\r\n", "question": "Muhammed Zerrindest 1087-1088 yıllarında Farsça'da hangi başlıklı Oftalmoloji risalesini tamamlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Nur al-ayun başlıklı"}}, {"id": "6452", "context": "Nezih Fıratlı (d. 1921, İstanbul - ö. 21 Mart 1979, İstanbul), Türk arkeolog ve müzeci.", "question": "Nezih Fıratlı'nın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "arkeolog ve müzeci"}}, {"id": "6453", "context": "Nezih Fıratlı (d. 1921, İstanbul - ö. 21 Mart 1979, İstanbul), Türk arkeolog ve müzeci.", "question": "Nezih Fıratlı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul "}}, {"id": "6454", "context": "Nezih Fıratlı (d. 1921, İstanbul - ö. 21 Mart 1979, İstanbul), Türk arkeolog ve müzeci.", "question": "Nezih Fıratlı ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "21 Mart 1979"}}, {"id": "6455", "context": "Nezih Fıratlı (d. 1921, İstanbul - ö. 21 Mart 1979, İstanbul), Türk arkeolog ve müzeci.", "question": "Nezih Fıratlı kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1921"}}, {"id": "6456", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü'nü 1944 yılında bitiren Fıratlı, Anıtkabir (1945), İstanbul - Ömerli (1954), Kırklareli - Karakoç (1963) tümülüslerinde kazı çalışmaları yaptı. 1964 - 1969 yılları arasında İstanbul Saraçhanebaşı Kilisesi kazısına katıldı. 1966 ile 1978 arasında Uşak'ta Selçikler kazısını yönetti ve antik kentini ortaya çıkardı. 1968'den 1973'e kadar, İstanbul Arkeoloji müzeleri ek binasının temel kazısı sırasında ortaya çıkan hamam ve benzeri kalıntıların kurtarılması çalışmalarını üstlendi. 1978 - 1979 yıllarında İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü görevinde bulundu.\r\n", "question": "Nezih Fıratlı 1978-1979 yıllarında hangi görevde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 574, "text": "İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü"}}, {"id": "6457", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü'nü 1944 yılında bitiren Fıratlı, Anıtkabir (1945), İstanbul - Ömerli (1954), Kırklareli - Karakoç (1963) tümülüslerinde kazı çalışmaları yaptı. 1964 - 1969 yılları arasında İstanbul Saraçhanebaşı Kilisesi kazısına katıldı. 1966 ile 1978 arasında Uşak'ta Selçikler kazısını yönetti ve antik kentini ortaya çıkardı. 1968'den 1973'e kadar, İstanbul Arkeoloji müzeleri ek binasının temel kazısı sırasında ortaya çıkan hamam ve benzeri kalıntıların kurtarılması çalışmalarını üstlendi. 1978 - 1979 yıllarında İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü görevinde bulundu.\r\n", "question": "Nezih Fıratlı hangi yıllarda İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü görevinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "1978 - 1979 yıllarında"}}, {"id": "6458", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü'nü 1944 yılında bitiren Fıratlı, Anıtkabir (1945), İstanbul - Ömerli (1954), Kırklareli - Karakoç (1963) tümülüslerinde kazı çalışmaları yaptı. 1964 - 1969 yılları arasında İstanbul Saraçhanebaşı Kilisesi kazısına katıldı. 1966 ile 1978 arasında Uşak'ta Selçikler kazısını yönetti ve antik kentini ortaya çıkardı. 1968'den 1973'e kadar, İstanbul Arkeoloji müzeleri ek binasının temel kazısı sırasında ortaya çıkan hamam ve benzeri kalıntıların kurtarılması çalışmalarını üstlendi. 1978 - 1979 yıllarında İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü görevinde bulundu.\r\n", "question": "Nezih Fıratlı 1944 yılında hangi bölümü bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Arkeoloji Bölümü'nü"}}, {"id": "6459", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Ersoy günümüzde hangi dersleri vermektedir ?", "answers": {"answer_start": 561, "text": "lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri"}}, {"id": "6460", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Ersoy doktorasını verdikten sonra hangi üniversitede görev yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Marmara Üniversitesi"}}, {"id": "6461", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Ersoy İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne hangi bölümden geçmiştir ?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Mühendislik bölümünden"}}, {"id": "6462", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Ersoy doktorasını hangi üniversitede vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6463", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.\r\n", "question": "Nazan Aksoy'un yayına hazırladığı Berna Moran'a Armağan adlı kitapta hangi yazarlar yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven"}}, {"id": "6464", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.\r\n", "question": "Nazan Aksoy'un kadın otobiyografileri konusuna yer verdiği kitabı hangisidir ?", "answers": {"answer_start": 1055, "text": "Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet "}}, {"id": "6465", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.\r\n", "question": "Nazan Aksoy Rönesans İngilteresinde Türkler adlı kitabında temel olarak nelerden bahsetmiştir ?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir."}}, {"id": "6466", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.\r\n", "question": "Nazan Aksoy'un ilk kitabının ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatı"}}, {"id": "6467", "context": "Önay Sözer, (D. 1936, İstanbul), Türk akademisyen.", "question": "Önay Sözer'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "akademisyen"}}, {"id": "6468", "context": "Önay Sözer, (D. 1936, İstanbul), Türk akademisyen.", "question": "Önay Sözer hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6469", "context": "Önay Sözer, (D. 1936, İstanbul), Türk akademisyen.", "question": "Önay Sözer kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1936"}}, {"id": "6470", "context": "İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.1961 yılında aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan oldu. 1973 yılında doçent, 1992'den beri aynı yerde Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında Profesörlüğü yapmaktadır. Önay Sözer'in felsefedeki ilgi alanı içine Fenomenoloji ve Hegel Felsefesi, Yapısalcılık ve Yapısalcı sonrası sorunlar girmektedir.", "question": "Önay Sözer 1992 yılından itibaren hangi bölümde profesörlük yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında"}}, {"id": "6471", "context": "İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.1961 yılında aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan oldu. 1973 yılında doçent, 1992'den beri aynı yerde Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında Profesörlüğü yapmaktadır. Önay Sözer'in felsefedeki ilgi alanı içine Fenomenoloji ve Hegel Felsefesi, Yapısalcılık ve Yapısalcı sonrası sorunlar girmektedir.", "question": "Önay Sözer kaç yılında doçentlik ünvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "1973"}}, {"id": "6472", "context": "İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.1961 yılında aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan oldu. 1973 yılında doçent, 1992'den beri aynı yerde Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında Profesörlüğü yapmaktadır. Önay Sözer'in felsefedeki ilgi alanı içine Fenomenoloji ve Hegel Felsefesi, Yapısalcılık ve Yapısalcı sonrası sorunlar girmektedir.", "question": "Önay Sözer 1961 yılında hangi üniversitede asistan oldu?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6473", "context": "İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.1961 yılında aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan oldu. 1973 yılında doçent, 1992'den beri aynı yerde Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında Profesörlüğü yapmaktadır. Önay Sözer'in felsefedeki ilgi alanı içine Fenomenoloji ve Hegel Felsefesi, Yapısalcılık ve Yapısalcı sonrası sorunlar girmektedir.", "question": "Öney Sözer üniversitede hangi bölümü bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Hukuk Fakültesi'ni"}}, {"id": "6474", "context": "Edmund Husserl'in Fenomenolojisi ve Nesnelerin Varlığı (1977)\r\nAnlayan Tarih (1981)\r\nLeere und Fülle - Ein Essay in phänomenologischer Semiotik (1988)\r\nKadın ve Benzeri (1993)\r\nÖteki (ya da Meleğin Kitabı) - Roman\r\nÇıplak Gülüş -Öykü", "question": "Önay Sözer'in Anlayan Tarih isimli eseri kaç yılında yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "1981"}}, {"id": "6475", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü'nün kurulabilmesi amacıyla hangi iki kurum antlaşma imzalamıştır ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)"}}, {"id": "6476", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü hangi yıl kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "1985 "}}, {"id": "6477", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü nerede kurulmuştur ?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde"}}, {"id": "6478", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü'nün ilk adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü"}}, {"id": "6479", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü'nde hangi uluslararası kuruluşlarla ortak proje yürütülmektedir ?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "Dünya Bankası"}}, {"id": "6480", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü'nde en çok hangi mühendisler bulunur ?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "endüstri "}}, {"id": "6481", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü'nde kaç farklı araştırma grubu bulunur ?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "12 "}}, {"id": "6482", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nün kısa adı nedir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "TÜBİTAK UZAY"}}, {"id": "6483", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde "}}, {"id": "6484", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü hangi isimle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü"}}, {"id": "6485", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü hangi protokolle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle"}}, {"id": "6486", "context": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) 1985 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında imzalanan bir protokolle, Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adı altında Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde kurulmuştur.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "1985 yılında"}}, {"id": "6487", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü uluslararası hangi kurumlarla çalışmalar yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 550, "text": " NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla"}}, {"id": "6488", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nde halen kaç araştırma grubu bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 453, "text": "12 farklı araştırma grubu"}}, {"id": "6489", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ne zamandan beri yeniden yapılanma süreci içerisindedir?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "1995 yılında"}}, {"id": "6490", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "TÜBİTAK UZAY’da hangi sektörlerle çalışmalar yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir"}}, {"id": "6491", "context": "Enstitü personelinin büyük bir kısmını bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri oluşturmaktadır. Bir kamu kuruluşu olan TÜBİTAK UZAY, iş dünyası ve kamu sektöründen birçok organizasyonla sözleşmeye dayalı araştırmalar yürütmektedir. Enstitü, birçok farklı araştırma alanlarında artış göstermekte olan talepleri karşılayabilmek amacıyla 1995 yılında, hâlen içinde bulunduğu yapıyla günümüze kadar gelen yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bugün 12 farklı araştırma grubu, en son teknolojik araç donanımı ve yüksek kaliteli mühendis kadrosuyla NATO, EUREKA ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla bağlantılı olarak yürütülen birçok uluslararası ortak araştırma projelerinin yanı sıra, endüstri ve kamu sektörleri tarafından yürütülmekte olan sayısız ulusal projede görev yapmaktadır.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nde hangi alandan mühendisler çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisleri"}}, {"id": "6492", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ODTÜ’deki yeni binasına hangi tarihte taşınmıştır?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "1998"}}, {"id": "6493", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü 1995’den itibaren hangi adla anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY)"}}, {"id": "6494", "context": "1984 TÜBİTAK - ODTÜ Protokol imzalandı. \r\n1985 Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) \r\n1995 Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (UZAY) \r\n1998 ODTÜ Yerleşkesindeki yeni bina.", "question": "Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü 1985’den 1995’e kadar hangi isim altında anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Ankara Elektronik Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TAEAGE) "}}, {"id": "6495", "context": "ODTÜ öğretim üyesi ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Dr.Hakan Gürsu ile tasarımcı Sözüm Doğan ve ekibinin tasarladığı tekne. IDA (International Design Awards - Uluslararası Tasarım Ödülleri) 2007’de 2 kategoride (ulaşım ve Denizcilik) birincilik ödülü aldı. Yakıt kullanmayan tekne, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisini kullanıyor.", "question": "Volitan (araç)'a 2 kategoride birincilik kim tarafından verilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "IDA (International Design Awards - Uluslararası Tasarım Ödülleri)"}}, {"id": "6496", "context": "ODTÜ öğretim üyesi ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Dr.Hakan Gürsu ile tasarımcı Sözüm Doğan ve ekibinin tasarladığı tekne. IDA (International Design Awards - Uluslararası Tasarım Ödülleri) 2007’de 2 kategoride (ulaşım ve Denizcilik) birincilik ödülü aldı. Yakıt kullanmayan tekne, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisini kullanıyor.", "question": "Volitan (araç) hangi yıl 2 kategoride birinci olmuştur?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "2007"}}, {"id": "6497", "context": "Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan (araç) sürekli kaç mil yolculuk yapabilir ?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "18-20 deniz mili"}}, {"id": "6498", "context": "Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan (araç)'ın boyu kaç metredir ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "32 metre"}}, {"id": "6499", "context": "Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibarıyla mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor.", "question": "Volitan (araç)'ın çevre duyarlılığını artırabilmek amacıyla ne yapılmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı"}}, {"id": "6500", "context": "Metin Gürses, (d. 2 Nisan 1945, Hacıbektaş-Nevşehir) Türk fizikçi.", "question": "Metin Gürsesin uzmanlık alanı nedir ?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "Türk fizikçi"}}, {"id": "6501", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.\r\n", "question": "Nerede başuzman olarak çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 555, "text": "TÜBİTAK'ta"}}, {"id": "6502", "context": "Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey'in denetiminde -Schild Geometrisi ve Genel Görelilik'te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi'nde, doktora sonrası ise Federal Almanya'da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi'nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK'ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.\r\n", "question": "Metin Gürses doktora çalışmasını ne üzerine yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "Schild Geometrisi ve Genel Görelilik"}}, {"id": "6503", "context": "Hiç simetrisi olmayan Einstein alan denklemlerinin çözülebilirliği isimli çalışmasıyla Einstein alan denklemleri'nin bazı yapısal özelliklerinin aydınlatılmasına ve bu denklemlerin tümüyle entegre edilebilir bir sistem oluşturduğunun gösterilmesine yaptığı özgür uluslararası bilim dünyasının ilgisini çeken üst düzeydeki katkıları nedeniyle 1986 yılında Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülü'nü kazandı. Matematiksel Fizik, Genel Görelilik Kuramı, Gravitasyon gibi konulardaki çalışmaları ve bildirileri yurtdışında yayımlandı.\r\n", "question": "1986 yılında hangi ödülü kazanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 355, "text": "Sedat Simavi Vakfı Fen Bilimleri Ödülü"}}, {"id": "6504", "context": "1973-1975 yılları arası Ford Bursiyeri, 1979-1981 ve 1987 yıllarında ise Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırmalarda bulunan Gürses, 2008 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanmıştır.\r\n", "question": "Amerika Birleşik Devletlerinde ne bursiyeri olarak araştırmalarda bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Alexander von Humboldt Vakfı Bursiyeri"}}, {"id": "6505", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.\r\n", "question": "KUŞRAD'ı kimler yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 27, "text": " TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi"}}, {"id": "6506", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.\r\n", "question": "KUŞRAD açılımı nedir ?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Kuş Radarı"}}, {"id": "6507", "context": "Millî Gözetim Radarı (MGR), TÜBİTAK BİLGEM ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında 2010 yılında başlatılan KUŞRAD (Kuş Radarı) Ar-Ge Projesi kapsamında geliştirilen bir PSR (Primary Surveillance Radar) prototipidir. 2015 yılı Ocak ayında yapılan testlerden başarıyla geçmiştir.\r\n", "question": "Milli Gözetim Radarının kısaltması nedir ?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "MGR"}}, {"id": "6508", "context": "Hüseyin Namık Orkun (15 Ağustos 1902, İstanbul – 23 Mart 1956, Ankara), Türk tarihçi, dilbilimci.", "question": "Hüseyin Namık Orkun nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Ankara"}}, {"id": "6509", "context": "1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişsantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık Orkun Türk Dünyası adlı eserini hangi şehirde yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "Budapeşte'de"}}, {"id": "6510", "context": "1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Nişsantaşı Sultanisi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Türkoloji öğrenimi gördü. Gyula Németh'in öğrencisi oldu. Türk soyunun yirminci yüzyılda yaşamakta olan kolları hakkındaki Türk Dünyası adlı eserini, Budapeşte'de yazdı (Eser, yurda döndükten sonra Türkiye'de 1932'de basılmıştır).", "question": "Hüseyin Namık Orkun üniversitede hangi bölümü okumuştur?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Tarih Bölümünü"}}, {"id": "6511", "context": "1930'da öğrenimini tamamladı ve Gazi Eğitim Enstitüsü tarih öğretmenliğine atandı. Gazi Eğitim Enstiüsü'nde, Polis Koleji’nde, Devlet Konservatuvarı, ve Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar Türk Tarihi ve İnkılap dersleri verdi.\r\n", "question": "Hüseyin Namık Orkun öğrenimini tamamladıktan sonra ilk olarak nereye atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": " Gazi Eğitim Enstitüsü"}}, {"id": "6512", "context": "Öğretmenliğin yanı sıra Türk dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Yayınları arasında Türk efsaneleri ve destanları, Türk boyları ile ilgili araştırmalar, Türklük ve Türkçülük ile ilgili düşünce yazıları, yayın eleştirileri ve tanıtmaları yer alır.", "question": "hüseyin Namık Orkun ne üzerine araştırmalar yaptı?", "answers": {"answer_start": 23, "text": " Türk dili ve tarihi"}}, {"id": "6513", "context": "1944'te Irkçılık-Turancılık davası'nda yargılandı; bir yıl hapishanede yattıktan sonra beraat etti. Hapishaneden çıktıktan sonra sağlık sorunları yaşayan Orkun, 1956'da Ankara'da hayatını kaybetti.", "question": "Hüseyin Namık Orkun kaç yıl ceza evinde kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "bir yıl"}}, {"id": "6514", "context": "== Eserleri ==\r\nPeçenekler, 1933\r\nAtilla ve Oğulları, 1933\r\nOğuzlara Dair, 1935\r\nHunlar, 1938\r\nTürk Tarihinin Bizans Kaynakları, 1938\r\nOsmanlıların Aslına Dair, 1939\r\nTürk İstilası Devrinde Macaristan ve Avusturya'da Casuslar, 1939\r\nTürk Sözünün Aslı, 1940\r\nEski Türk Yazıtları (4 cilt), 1936-1941\r\nPrens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası, 1940\r\nTürk Efsaneleri, 1943\r\nYeryüzünde Türkler, 1944\r\nTürkçülüğün Tarihi 1944\r\nTürk Tarihi (4 cilt), 1946\r\nEski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi, 1954", "question": "Hüseyin Namık Orkun'un Eski Türk Yazıtları adlı eseri kaç ciltten oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "4"}}, {"id": "6515", "context": "Ahmed Kemaleddin (1870; Acıbadem, Kadıköy, İstanbul - 13 Temmuz 1927; Ulus, Ankara), 20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınan ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın önde gelen isimlerinden olan Türk mimar.\r\n", "question": "Ahmed Kemaleddin'in mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "mimar"}}, {"id": "6516", "context": "1870 yılında orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde dünyaya geldi. Babası Bahriye Miralaylarından Ali Bey, annesi Sadberk Hanım'dır. İlköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başladı. Ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürdü; bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a döndüler ve orta öğrenimini de burada bitirdi. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başladı ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi) kaydoldu.\r\n", "question": "Hendese-i Mülkiye Mektebinin günümüz ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "6517", "context": "1870 yılında orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde dünyaya geldi. Babası Bahriye Miralaylarından Ali Bey, annesi Sadberk Hanım'dır. İlköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başladı. Ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürdü; bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a döndüler ve orta öğrenimini de burada bitirdi. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başladı ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi) kaydoldu.\r\n", "question": "İlköğrenimini hangi mektepte yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "İbrahim Ağa İbtidai Mektebi"}}, {"id": "6518", "context": "1870 yılında orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde dünyaya geldi. Babası Bahriye Miralaylarından Ali Bey, annesi Sadberk Hanım'dır. İlköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başladı. Ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürdü; bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a döndüler ve orta öğrenimini de burada bitirdi. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başladı ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi) kaydoldu.\r\n", "question": "Mimar Kemaleddin'in babasının ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Ali"}}, {"id": "6519", "context": "Mühendislik eğitimini birincilikle tamamladığı 1891'de, aynı okulda öğretim görevlisi olarak bulunan Alman akademisyen Jachmund'un asistanlığına atandı. Bu görevi dört yıl yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı. 1895'te mimarlık eğitimini geliştirmesi amacıyla hocası Jachmund'un desteğiyle ve devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi ve Berlin'deki Charlottenburg Teknische Hochschule'ye (teknik yüksek okul, günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) iki yıl devam etti. Daha sonra iki buçuk yıl da çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazandı.\r\n\r\n1900'de İstanbul'a döndü ve öğretim üyeliğine tekrar başladı. Hocası August Jachmund'un Türkiye'den ayrılmasının ardından, onun verdiği mimarlık derslerini üstlendi.\r\n", "question": "Mimarlık bürolarında kaç yıl çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 540, "text": " iki buçuk yıl"}}, {"id": "6520", "context": "Mühendislik eğitimini birincilikle tamamladığı 1891'de, aynı okulda öğretim görevlisi olarak bulunan Alman akademisyen Jachmund'un asistanlığına atandı. Bu görevi dört yıl yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı. 1895'te mimarlık eğitimini geliştirmesi amacıyla hocası Jachmund'un desteğiyle ve devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi ve Berlin'deki Charlottenburg Teknische Hochschule'ye (teknik yüksek okul, günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) iki yıl devam etti. Daha sonra iki buçuk yıl da çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazandı.\r\n\r\n1900'de İstanbul'a döndü ve öğretim üyeliğine tekrar başladı. Hocası August Jachmund'un Türkiye'den ayrılmasının ardından, onun verdiği mimarlık derslerini üstlendi.\r\n", "question": "Mühendislik eğitimini kaçıncılıkla tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "birincilikle"}}, {"id": "6521", "context": "Mühendislik eğitimini birincilikle tamamladığı 1891'de, aynı okulda öğretim görevlisi olarak bulunan Alman akademisyen Jachmund'un asistanlığına atandı. Bu görevi dört yıl yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı. 1895'te mimarlık eğitimini geliştirmesi amacıyla hocası Jachmund'un desteğiyle ve devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi ve Berlin'deki Charlottenburg Teknische Hochschule'ye (teknik yüksek okul, günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) iki yıl devam etti. Daha sonra iki buçuk yıl da çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazandı.\r\n\r\n1900'de İstanbul'a döndü ve öğretim üyeliğine tekrar başladı. Hocası August Jachmund'un Türkiye'den ayrılmasının ardından, onun verdiği mimarlık derslerini üstlendi.\r\n", "question": "Kimin asistanlığını yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Jachmund"}}, {"id": "6522", "context": "1908'de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye'deki ilk meslek odasını kuran Mimar Kemaleddin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnsaat ve Tamirat Müdürü olarak çalışmalarına devam etti. \"Şark Demiryolları Şirketi\" adına dört tren istasyonu tasarladı. Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, Selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914’e kadar bitirilmiştir. Edirne de yapımına 1908 yılında başlanan Ticaret Lisesini tasarladı. Okul binası 1910 yılında Terakki Kız Mektebi adı ile öğrenime başlamıştır. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet'ten önce gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913’de başlandığı, yapının 1914’de savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra, 1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir .\r\n", "question": "Edirne garı ne zaman işletmeye başlanılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 1188, "text": "1930’da"}}, {"id": "6523", "context": "1908'de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye'deki ilk meslek odasını kuran Mimar Kemaleddin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnsaat ve Tamirat Müdürü olarak çalışmalarına devam etti. \"Şark Demiryolları Şirketi\" adına dört tren istasyonu tasarladı. Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, Selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914’e kadar bitirilmiştir. Edirne de yapımına 1908 yılında başlanan Ticaret Lisesini tasarladı. Okul binası 1910 yılında Terakki Kız Mektebi adı ile öğrenime başlamıştır. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet'ten önce gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913’de başlandığı, yapının 1914’de savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra, 1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir .\r\n", "question": "\"Şark Demiryolları Şirketi\" için ilk olarak hangi garı tasarlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "Filibe Garı"}}, {"id": "6524", "context": "1908'de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye'deki ilk meslek odasını kuran Mimar Kemaleddin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnsaat ve Tamirat Müdürü olarak çalışmalarına devam etti. \"Şark Demiryolları Şirketi\" adına dört tren istasyonu tasarladı. Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, Selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914’e kadar bitirilmiştir. Edirne de yapımına 1908 yılında başlanan Ticaret Lisesini tasarladı. Okul binası 1910 yılında Terakki Kız Mektebi adı ile öğrenime başlamıştır. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet'ten önce gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913’de başlandığı, yapının 1914’de savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra, 1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir .\r\n", "question": "\"Şark Demiryolları Şirketi\" adına kaç tren istasyonu tasarladı?", "answers": {"answer_start": 268, "text": "dört"}}, {"id": "6525", "context": "Tarihi yapıların restorasyonu ve yeni yapıların tasarımıyla ilgilendigi bu dönemde, Osmanlı mimarisinin ilkelerini inceledi ve kendi mimari üslubunu şekillendirdi ve ulusal mimari konusundaki düşüncelerini geliştirdi.\r\n\r\n1910’ların başından ölümüne kadar yoğun bir tempoda çalışarak, hem Türkiye’de, yoğunluklu olarak da İstanbul'da, hem de yurtdışında eserler verdi ve mimari çalışmalarında bulundu. Mescid-i Aksa'nın restorasyonu çalışmaları için bir süre için Kudüs'te kaldı ve Türkiye'ye dönüşünde yeni başkent Ankara'da kurulan yeni yapılar üzerinde yoğunlaştı.\r\n", "question": "Türkiye'ye döndüğünde yeni başkent neresidir ?", "answers": {"answer_start": 515, "text": "Ankara"}}, {"id": "6526", "context": "Mimar Kemaleddin, 13 Temmuz 1927 tarihinde Ankara'da beyin kanaması sonucu vefat etti.\r\n\r\nMezarı Bayezid Camii haziresinde bulunmakta olup, 2007'de yeniden düzenlenerek anısına bir mezar anıtı eklenmiştir.\r\n\r\nMimari üzerine görüşlerini de içeren notları İlhan Tekeli tarafından 1997 yılında \"Mimar Kemalettin'in yazdıkları\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Mimar Kemaleddin, besteci İlhan Mimaroğlu'nun babasıdır.\r\n\r\nMimar Kemaleddin Bey, 16. yüzyılda yaşamış ve Beyazıt Camii'nin mimarlarından biri olması muhtemel meslektaşı Kemaleddin ile karıştırılmamalıdır.\r\n", "question": "Beyazıt Camii'nin mimarı kimdir ?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Kemaleddin"}}, {"id": "6527", "context": "Mimar Kemaleddin, 13 Temmuz 1927 tarihinde Ankara'da beyin kanaması sonucu vefat etti.\r\n\r\nMezarı Bayezid Camii haziresinde bulunmakta olup, 2007'de yeniden düzenlenerek anısına bir mezar anıtı eklenmiştir.\r\n\r\nMimari üzerine görüşlerini de içeren notları İlhan Tekeli tarafından 1997 yılında \"Mimar Kemalettin'in yazdıkları\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Mimar Kemaleddin, besteci İlhan Mimaroğlu'nun babasıdır.\r\n\r\nMimar Kemaleddin Bey, 16. yüzyılda yaşamış ve Beyazıt Camii'nin mimarlarından biri olması muhtemel meslektaşı Kemaleddin ile karıştırılmamalıdır.\r\n", "question": "Mimmar Kemaleddin neden vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 52, "text": " beyin kanaması"}}, {"id": "6528", "context": "1 Ocak 2009'dan itibaren dolaşıma girmiş olan 20 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde, Mimar Kemaleddin'in bir portresi ile başlıca yapıtlarından biri olan \"Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası\" yer almaktadır.\r\n", "question": "20 TL'lik banknotun hangi yüzünde bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "arka yüzünde"}}, {"id": "6529", "context": "1 Ocak 2009'dan itibaren dolaşıma girmiş olan 20 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde, Mimar Kemaleddin'in bir portresi ile başlıca yapıtlarından biri olan \"Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası\" yer almaktadır.\r\n", "question": "Mimar Kemaleddin'in bulunduğu banknot kaç tl değerindedir ?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "20"}}, {"id": "6530", "context": "Molla Gürani (d. 1410, (?) - ö.1488, İstanbul). Şafii mezhebine bağlı din alimi, müderrris, kadı, kazasker, şehzade hocası, Osmanlı Devleti müftüsü ve dördüncü şeyhülislamı.\r\n\r\nTam ismi, Şemsuddin Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânîdir.\r\n\r\nMolla Gürani Osmanlı sarayı ve halkı tarafından çok sevilen ve sayılan değerli bir şahsiyetti. Fatih Sultan Mehmed henüz şehzade iken hocalığını yapmıştır. 1480-1488 döneminde müftülük ve şeyhülislamlık yapmıştır. 1488'de İstanbul'da vefat etmiştir. Cenaze namazı bizzat II. Bayezid tarafından kıldırılmıştır.\r\n", "question": "Cena namazı kim tarafından kıldırılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "II. Bayezid"}}, {"id": "6531", "context": "Kökeni tartışmalıdır. Bir torunu Türk diğeri de Arap olduğunu iddia etmiştir. Aslen Şehrizor Kürtleri'nden olduğu söylenir. Doğum yeri hakkında çeşitli rivayetler vardır. Makrîzî Şehrizor’da, Sehavî Gurân’da doğduğunu söyler. Gurân’ın nerede olduğuna dair muhtelif rivayetler vardır. Kimisi Irak’ta bulunan Şehrizor’a bağlı olduğunu kimisi İran'ın Nişabur havalisindeki İsfeyarin’de bulunan bir köy olduğunu söyler. Bikaî ise Diyarbakır’da Hiler adında bir köyde doğduğunu belirtir.\r\n", "question": "Hiler köyü nerededir ?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "Diyarbakır’da"}}, {"id": "6532", "context": "Molla Gürani 1410 yılında bugün Diyarbakır ili sınırları içinde yer alan Gürân kasabasında doğduğu çoğunlukla kabul görmektedir. Fakat bu kasaba günümüze ulaşamadığı için doğum yeri ile ilgili çeşitli rivayetler vardır.\r\n\r\nKüçük yaşta Kur'an'ı ezberledi. Bilgisini artırmak için Bağdat, Diyarbakır, Hınıs ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında Şam'a giderek oradaki alimlerden dersler aldı. Kahire'de kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini öğrendi. Dönemin ünlü alimi İbn-i Hacer Askalani'den hadis ve fıkıh dersleri aldı. Sahih-i Buhari'nin eserlerini çalıştı.\r\n\r\nKahire'de ders vermeye başladı. Zamanla tanınan ve sayılan bir alim oldu. Şam'da dersler verdi. Daha sonra Molla Yegan'ın teklifi üzerine İstanbul'a geldi. Bu dönemde Şafii mezhebinden Hanefi mezhebine geçti. Molla Yegan tarafından II. Murad ile tanıştırıldı. II. Murad onu önce dedesi Murad-ı Hüdavendigar Gazi'nin medresesine atadı. Sonradan Yıldırım Medresesi'ne tayin etti. Taviz vermez tavrı padişahın hoşuna gitmişti. Molla Gürani'ye gerekirse şehzadeyi dövebileceğini bile ima etti ancak Gürani buna gerek kalmadan kısa zamanda Şehzade Mehmed'i dizginlemeyi başardı. Şehzade hocasına büyük bir sevgi besliyor, saygıda kusur etmiyordu. Onun sayesinde kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti ve birçok alanda bilgi sahibi oldu. II. Murad oğlunun Kur'an'ı hatmettiğini duyunca Molla Gürani'ye büyük miktarda mal ve para armağan etmiştir.\r\n", "question": "Molla güraninin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 805, "text": "II. Murad"}}, {"id": "6533", "context": "II. Mehmed padişah olunca Molla Gürani'yi vezir yapmak istedi. Gürani, bu makam için bekleyen ve çok çalışan birçok değerli insan olduğunu, kendisinin vezir olmasının onların şevkini kıracağını ve padişaha faydadan çok zarar getireceğini söyleyerek bu teklifi kabul etmedi. Kazaskerlik, müderrislik ve Bursa Kadılığı yaptı.\r\n\r\nPadişahla arası açıldığında bir müddet Kahire'ye gidip Mısır Sultanı Kayıtbay'ın yanında bulundu. Fatih'in geri çağırması üzerine İstanbul'a döndü ve yeniden kazaskerlik ve Bursa Kadılığı yaptı.\r\n\r\n1480 yılında dördüncü Osmanlı şeyhülislamı oldu. Yevmiyesi günlük 200 akça olarak tespit edilmiştir. Adaleti ve dürüstlüğü ile herkesin sevgisini kazandı. Dört cami, bir Dar-ül Hadis Medresesi, bir hamam inşa ettirdi. Dersler vermeye devam etti.\r\n\r\nMolla uzun boylu, gür sakallı, vakur ve heybetliydi. Saraya pek sık gitmez, vezirlere isimleri ile hitap ederdi. Bir bayram günü padişah saraya davet edince çamuru bahane ederek gitmek istemedi. Padişah onun gelmesinin kendileri için bir bayram olduğunu söyledi ve sarayın sahanlığına kadar at sırtında girmesine müsaade etti. Fâtih Sultan Mehmed'e çok nasihat eder, işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samimi sevgi ve ilgi sebebiyle, yeri geldikçe tenkid etmekten de çekinmezdi.\r\n", "question": "ne zaman dördüncü Osmanlı şeyhülislamı oldu ?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "1480"}}, {"id": "6534", "context": "II. Mehmed padişah olunca Molla Gürani'yi vezir yapmak istedi. Gürani, bu makam için bekleyen ve çok çalışan birçok değerli insan olduğunu, kendisinin vezir olmasının onların şevkini kıracağını ve padişaha faydadan çok zarar getireceğini söyleyerek bu teklifi kabul etmedi. Kazaskerlik, müderrislik ve Bursa Kadılığı yaptı.\r\n\r\nPadişahla arası açıldığında bir müddet Kahire'ye gidip Mısır Sultanı Kayıtbay'ın yanında bulundu. Fatih'in geri çağırması üzerine İstanbul'a döndü ve yeniden kazaskerlik ve Bursa Kadılığı yaptı.\r\n\r\n1480 yılında dördüncü Osmanlı şeyhülislamı oldu. Yevmiyesi günlük 200 akça olarak tespit edilmiştir. Adaleti ve dürüstlüğü ile herkesin sevgisini kazandı. Dört cami, bir Dar-ül Hadis Medresesi, bir hamam inşa ettirdi. Dersler vermeye devam etti.\r\n\r\nMolla uzun boylu, gür sakallı, vakur ve heybetliydi. Saraya pek sık gitmez, vezirlere isimleri ile hitap ederdi. Bir bayram günü padişah saraya davet edince çamuru bahane ederek gitmek istemedi. Padişah onun gelmesinin kendileri için bir bayram olduğunu söyledi ve sarayın sahanlığına kadar at sırtında girmesine müsaade etti. Fâtih Sultan Mehmed'e çok nasihat eder, işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samimi sevgi ve ilgi sebebiyle, yeri geldikçe tenkid etmekten de çekinmezdi.\r\n", "question": "Osmanlı Şeyhülislamı iken günlük kaç akça alıyordu ?", "answers": {"answer_start": 591, "text": "200 akça"}}, {"id": "6535", "context": "Karaman, Yeryüzü Doktorları Türkiye ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı yapmış olup birçok sivil toplum kuruluşunun yönetim kademelerinde ve faaliyetlerinde rol almıştır. Dünya İslami Tıp Birlikleri Federasyonu (FIMA) Başkan Yardımcısı olan Karaman, evli ve iki çocuk babasıdır. Prof. Dr. Karaman, İngilizce ve Arapça bilmektedir.", "question": "Dr. Karaman'ın bildiği yabancı diller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "İngilizce ve Arapça"}}, {"id": "6536", "context": "Karaman, Yeryüzü Doktorları Türkiye ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı yapmış olup birçok sivil toplum kuruluşunun yönetim kademelerinde ve faaliyetlerinde rol almıştır. Dünya İslami Tıp Birlikleri Federasyonu (FIMA) Başkan Yardımcısı olan Karaman, evli ve iki çocuk babasıdır. Prof. Dr. Karaman, İngilizce ve Arapça bilmektedir.", "question": "Dünya İslami Tıp Birlikleri Federasyonu'nun kısaltması nasıldır?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "FIMA"}}, {"id": "6537", "context": "M. İhsan Karaman (d. 1962, İstanbul), Türk akademisyen, bilim insanı, doktor ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi rektörü. İlahiyatçı yazar Hayrettin Karaman'ın oğludur.", "question": "İhsan Karaman'ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "İlahiyatçı yazar Hayrettin Karaman"}}, {"id": "6538", "context": "1962 yılında İstanbul'da doğdu. 1980 yılında Kadıköy İmam Hatip Lisesini, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. 1991 yılında Üroloji Uzmanı, 1996 yılında Üroloji Doçenti, 2008 yılında Üroloji Profesörü oldu. Çeşitli Sağlık Bakanlığı eğitim hastahanelerinde Başasistan ve Klinik Şefi olarak çalıştı. 1994 yılında bir yıl kadar A.B.D.'de Houston, Texas Children's Hospital'da misafir araştırmacı olarak bulundu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültelerinde öğretim üyeliği yaptı. 10 Aralık 2014 tarihinde İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.", "question": "İhsan Karaman hangi üniversitenin rektörlüğüne atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "İstanbul Medeniyet Üniversitesi"}}, {"id": "6539", "context": "1962 yılında İstanbul'da doğdu. 1980 yılında Kadıköy İmam Hatip Lisesini, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. 1991 yılında Üroloji Uzmanı, 1996 yılında Üroloji Doçenti, 2008 yılında Üroloji Profesörü oldu. Çeşitli Sağlık Bakanlığı eğitim hastahanelerinde Başasistan ve Klinik Şefi olarak çalıştı. 1994 yılında bir yıl kadar A.B.D.'de Houston, Texas Children's Hospital'da misafir araştırmacı olarak bulundu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültelerinde öğretim üyeliği yaptı. 10 Aralık 2014 tarihinde İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.", "question": "İhsan Karaman kaç yılında Profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "2008"}}, {"id": "6540", "context": "Prof. Dr. Karaman'ın Prostat Kanserinde Brakiterapi, Cinsel Sağlıktan Mutlu Aileye ve Yeşilay Diyor ki isimli üç adet kitabı bulunmaktadır. 300'ü aşkın ulusal ve uluslararası alanda yayınlanmış bilimsel araştırması ve 700'ü aşkın uluslararası atıfı mevcuttur. Birçok bilimsel derginin editör ve hakem kurulunda yer almaktadır.", "question": "İhsan Karaman'ın kaç tane kitabı vardır?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "üç"}}, {"id": "6541", "context": "Prof. Dr. Karaman'ın Prostat Kanserinde Brakiterapi, Cinsel Sağlıktan Mutlu Aileye ve Yeşilay Diyor ki isimli üç adet kitabı bulunmaktadır. 300'ü aşkın ulusal ve uluslararası alanda yayınlanmış bilimsel araştırması ve 700'ü aşkın uluslararası atıfı mevcuttur. Birçok bilimsel derginin editör ve hakem kurulunda yer almaktadır.", "question": "İhsan Karaman'ın kaç adet uluslararası atfı vardır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "700'ü aşkın"}}, {"id": "6542", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.\r\n\r\nHorasan eyaletinin merkezi olan Meşhed kendinde doğduğu söylenir. Seyahat yoluyla Anadolu'ya gelmiş, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da Umur Bey Medresesi müderrisliğine tayin edilmiş ve vefatına kadar orada kalmıştır. Vefatı 1434 senesinde olup kabri medrese içindedir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.\r\n", "question": " Vâcidiye Medresesi'nin kapısı neyden yapılmıstır ?", "answers": {"answer_start": 1046, "text": "demir "}}, {"id": "6543", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.\r\n\r\nHorasan eyaletinin merkezi olan Meşhed kendinde doğduğu söylenir. Seyahat yoluyla Anadolu'ya gelmiş, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da Umur Bey Medresesi müderrisliğine tayin edilmiş ve vefatına kadar orada kalmıştır. Vefatı 1434 senesinde olup kabri medrese içindedir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.\r\n", "question": "Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye hangi sene tamamlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 572, "text": "1403"}}, {"id": "6544", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.\r\n\r\nHorasan eyaletinin merkezi olan Meşhed kendinde doğduğu söylenir. Seyahat yoluyla Anadolu'ya gelmiş, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da Umur Bey Medresesi müderrisliğine tayin edilmiş ve vefatına kadar orada kalmıştır. Vefatı 1434 senesinde olup kabri medrese içindedir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.\r\n\r\nMolla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.\r\n", "question": "Nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 144, "text": " Meşhed "}}, {"id": "6545", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid’in çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh"}}, {"id": "6546", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Kütahya"}}, {"id": "6547", "context": "Molla Abdülvâcid Bin Mehmed (d. Meşhed; ö. 1434, Kütahya). Tefsîr, hadîs, astronomi, edebiyat ve fıkıh âlimi.", "question": "Molla Abdülvacid nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Meşhed"}}, {"id": "6548", "context": "Horasan eyaletinin merkezi olan Meşhed kendinde doğduğu söylenir. Seyahat yoluyla Anadolu'ya gelmiş, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da Umur Bey Medresesi müderrisliğine tayin edilmiş ve vefatına kadar orada kalmıştır. Vefatı 1434 senesinde olup kabri medrese içindedir.", "question": "Molla Abdülvacid’in kabri nerededir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Kütahya'da Umur Bey Medresesi"}}, {"id": "6549", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid usturlap risalesini kim için manzum etmiştir?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için"}}, {"id": "6550", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in fıkıh dalı haricindeki diğer eserleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir"}}, {"id": "6551", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid ta’lik yazısını kimden öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 483, "text": "Hattat Sultan Ali'den"}}, {"id": "6552", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in Nükaye ismindeki eserinin el yazması nüshası nerededir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Fatih Kütüphanesi'ndedir"}}, {"id": "6553", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid fıkıh alanındaki eserini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "1403 senesinde"}}, {"id": "6554", "context": "Molla Abdülvâcid, fıkıh, tefsir, hadis ve edebiyatta zamanın önemli âlimlerinden olup fıkıh hakkında Nükaye ismindeki esere Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye ismini vermiş ve bu eserini 1403 senesinde tamamlamıştır. Kendi el yazması olan nüsha Fatih Kütüphanesi'ndedir. Bundan ayrıca Fenârizâde Mevlâna Mehmed Şah Efendi için manzum usturlap risalesini tertip etmiş; Çağminî'nin astronomiye dair Mülahhâs eserini şerh etmiştir. Molla Vâcid ta'lik yazı yazmada kabiliyetli olup bu sanatı Hattat Sultan Ali'den öğrenmiştir.", "question": "Molla Abdülvacid’in fıkıh alanındaki eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Nükayet-ül Fıkıh-ül Vâcidiyye "}}, {"id": "6555", "context": "Molla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.", "question": "Vacidiye Medresesi halk arasında hangi isimle tanınır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Demirkapı Medresesi"}}, {"id": "6556", "context": "Molla Abdülvâcid'in uzun müddet ders okuttuğu Umur Bey Medresesi kendisinden sonra Vâcidiye Medresesi ismini almıştır. Halk, kapısının demir olmasından dolayı Demirkapı Medresesi de der.", "question": "Umur Bey medresesinin sonraki adı nedir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Vâcidiye Medresesi"}}, {"id": "6564", "context": "Molla Fenari yaklaşık 1350 yıllarında Maveraünnehir'de doğmuş ve Anadolu'ya göçetmiştir. Asıl adı Şemseddin Mehmed'dir. Babası Muhammed Hamza b. Ahmed tasavvuf ile uğraşmakta idi. Fenari lakabını ya Bursa Yenişehri civarında bulunan Fener kasabasından almıştır ya da babasının fenercilik yapması dolayısıyla almıştır. Molla Fenârî küçük yaşta babasından tasavvuf öğrenmiştir. Medrese eğitimi sırasında Mevlânâ Alâuddîn Esved, Cemâleddîn Aksarâyî, Hamîduddîn-i Kayserî'in derslerine devam etmiştir. Mısır'a gidip, Hanefî fıkıh âlimi Ekemâleddîn-i Bâbert'in derslerine katılmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari müderris olarak Bursa'da. Yıldırım, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerin yaşayıp çalışmıştır.\r\nAnkara Savaşı'ndan sonra Seyyid Mehmedi Buharî ve bir grup alim ile Timur tarafından esir olarak Kütahya'ya getirilmiştir.\r\n\r\nOsmanlı belgelerinde II. Murad 1424 yılında onu \"Müfti'l Enamlık\" görevine atamasına kadar (kadılar ve fakihler hakkında belgeler bulunmakla beraber) Molla Fenari ile kurulan ve sonradan şeyhülislamliğa dönüşecek müftülük kurumu hakkında hiçbir kayda rastlanmamaktadır. Zaten 16. yüzyılda Mehmet Ebussuud Efendi'nin şeyhülislamlığına kadar, müftüler düşük maaşlı ve bu nedenle protokolde düşük seviyelerde bir devlet mercii idi. Kazaskerler günde 500 akçe yevmiye alırlarken müftüler önce bunun beşte biri sonra üçte biri günlük yevmiye alırlardı.\r\n\r\nBu nedenle olacak Molla Fenari Bursa'da müderrislik, kadılık ve müftülük yaparken gelir sağlamak için ipekçilik de yapmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari, Bursa kadısı iken reisliği yaptığı mahkemede Yıldırım Bayezid'in şahitliğini kabul etmeyerek, adalet önünde hükümdarla herhangi bir vatandaşın eşit haklara sahip olduğu ilkesini getirmiştir.\r\n\r\nMolla Fenari Hicaz'a hac ziyaretini ilk defa 1419;da yapmıştır. Hacdan dönerken, Mısır'da bir müddet kalarak ders vermiş ve Kudüs'e da uğradı. 1429 yılında Şam yolu ile ikinci defa hacca gitmiş ve bu arada yine Mısır ve Kudüs'de uğramıştır,\r\n\r\n1430 yılında Bursa'da vefat etti.", "question": "Kazaskerler günde kaç akçe alır ?", "answers": {"answer_start": 1265, "text": "500 akçe"}}, {"id": "6565", "context": "Molla Fenari yaklaşık 1350 yıllarında Maveraünnehir'de doğmuş ve Anadolu'ya göçetmiştir. Asıl adı Şemseddin Mehmed'dir. Babası Muhammed Hamza b. Ahmed tasavvuf ile uğraşmakta idi. Fenari lakabını ya Bursa Yenişehri civarında bulunan Fener kasabasından almıştır ya da babasının fenercilik yapması dolayısıyla almıştır. Molla Fenârî küçük yaşta babasından tasavvuf öğrenmiştir. Medrese eğitimi sırasında Mevlânâ Alâuddîn Esved, Cemâleddîn Aksarâyî, Hamîduddîn-i Kayserî'in derslerine devam etmiştir. Mısır'a gidip, Hanefî fıkıh âlimi Ekemâleddîn-i Bâbert'in derslerine katılmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari müderris olarak Bursa'da. Yıldırım, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerin yaşayıp çalışmıştır.\r\nAnkara Savaşı'ndan sonra Seyyid Mehmedi Buharî ve bir grup alim ile Timur tarafından esir olarak Kütahya'ya getirilmiştir.\r\n\r\nOsmanlı belgelerinde II. Murad 1424 yılında onu \"Müfti'l Enamlık\" görevine atamasına kadar (kadılar ve fakihler hakkında belgeler bulunmakla beraber) Molla Fenari ile kurulan ve sonradan şeyhülislamliğa dönüşecek müftülük kurumu hakkında hiçbir kayda rastlanmamaktadır. Zaten 16. yüzyılda Mehmet Ebussuud Efendi'nin şeyhülislamlığına kadar, müftüler düşük maaşlı ve bu nedenle protokolde düşük seviyelerde bir devlet mercii idi. Kazaskerler günde 500 akçe yevmiye alırlarken müftüler önce bunun beşte biri sonra üçte biri günlük yevmiye alırlardı.\r\n\r\nBu nedenle olacak Molla Fenari Bursa'da müderrislik, kadılık ve müftülük yaparken gelir sağlamak için ipekçilik de yapmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari, Bursa kadısı iken reisliği yaptığı mahkemede Yıldırım Bayezid'in şahitliğini kabul etmeyerek, adalet önünde hükümdarla herhangi bir vatandaşın eşit haklara sahip olduğu ilkesini getirmiştir.\r\n\r\nMolla Fenari Hicaz'a hac ziyaretini ilk defa 1419;da yapmıştır. Hacdan dönerken, Mısır'da bir müddet kalarak ders vermiş ve Kudüs'e da uğradı. 1429 yılında Şam yolu ile ikinci defa hacca gitmiş ve bu arada yine Mısır ve Kudüs'de uğramıştır,\r\n\r\n1430 yılında Bursa'da vefat etti.", "question": "Asıl adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Şemseddin Mehmed"}}, {"id": "6566", "context": "Molla Fenari yaklaşık 1350 yıllarında Maveraünnehir'de doğmuş ve Anadolu'ya göçetmiştir. Asıl adı Şemseddin Mehmed'dir. Babası Muhammed Hamza b. Ahmed tasavvuf ile uğraşmakta idi. Fenari lakabını ya Bursa Yenişehri civarında bulunan Fener kasabasından almıştır ya da babasının fenercilik yapması dolayısıyla almıştır. Molla Fenârî küçük yaşta babasından tasavvuf öğrenmiştir. Medrese eğitimi sırasında Mevlânâ Alâuddîn Esved, Cemâleddîn Aksarâyî, Hamîduddîn-i Kayserî'in derslerine devam etmiştir. Mısır'a gidip, Hanefî fıkıh âlimi Ekemâleddîn-i Bâbert'in derslerine katılmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari müderris olarak Bursa'da. Yıldırım, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerin yaşayıp çalışmıştır.\r\nAnkara Savaşı'ndan sonra Seyyid Mehmedi Buharî ve bir grup alim ile Timur tarafından esir olarak Kütahya'ya getirilmiştir.\r\n\r\nOsmanlı belgelerinde II. Murad 1424 yılında onu \"Müfti'l Enamlık\" görevine atamasına kadar (kadılar ve fakihler hakkında belgeler bulunmakla beraber) Molla Fenari ile kurulan ve sonradan şeyhülislamliğa dönüşecek müftülük kurumu hakkında hiçbir kayda rastlanmamaktadır. Zaten 16. yüzyılda Mehmet Ebussuud Efendi'nin şeyhülislamlığına kadar, müftüler düşük maaşlı ve bu nedenle protokolde düşük seviyelerde bir devlet mercii idi. Kazaskerler günde 500 akçe yevmiye alırlarken müftüler önce bunun beşte biri sonra üçte biri günlük yevmiye alırlardı.\r\n\r\nBu nedenle olacak Molla Fenari Bursa'da müderrislik, kadılık ve müftülük yaparken gelir sağlamak için ipekçilik de yapmıştır.\r\n\r\nMolla Fenari, Bursa kadısı iken reisliği yaptığı mahkemede Yıldırım Bayezid'in şahitliğini kabul etmeyerek, adalet önünde hükümdarla herhangi bir vatandaşın eşit haklara sahip olduğu ilkesini getirmiştir.\r\n\r\nMolla Fenari Hicaz'a hac ziyaretini ilk defa 1419;da yapmıştır. Hacdan dönerken, Mısır'da bir müddet kalarak ders vermiş ve Kudüs'e da uğradı. 1429 yılında Şam yolu ile ikinci defa hacca gitmiş ve bu arada yine Mısır ve Kudüs'de uğramıştır,\r\n\r\n1430 yılında Bursa'da vefat etti.", "question": "Molla Fenari nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Maveraünnehir'de"}}, {"id": "6567", "context": "Yönetmenliğini Kürşat Kızbaz'ın üstlendiği 2016 çıkışlı Türk filmi nda Molla Fenari'yi Emin Olcay canlandırdı.\r\n", "question": "2016 çıkışlı Türk Filminde Molla Fenariyi kim canlandırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Emin Olcay"}}, {"id": "6568", "context": "MKEK MPT-76, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin piyade tüfeği ihtiyacını karşılamak amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın oluşturduğu Modern Piyade Tüfeği projesi kapsamında üretilmiş bir piyade tüfeğidir.\r\n\r\nAR-15 tipi mekanizmanın kullanıldığı ve emniyet sistemini Türk tasarımcıların patentini aldıkları bir sistemle geliştiririlen piyade tüfeği, nişan yolu ve el kundağındaki NATO rail sayesinde her türlü Advanced Combat Optical Gunsight, kırmızı nokta nişangâh, dürbün ve aparatı ek işlem gerektirmeksizin taşıyabilir. MPT kısaltması Milli Piyade Tüfeği sözünün baş harflerinden esinlenerek verilmiştir.\r\n\r\nMPT'nin 2014 yılı Ocak ayında ve Mart ayında 200 adet pilot üretimin gerçekleştirildiği bilgisi medya ile paylaşıldı ve aynı yıl Mayıs ayında ilk üretim 200 adet MPT ilk etapta TSK'ya teslim edilmiştir. 2014 yılının Eylül ayında tüfeğin test aşaması tamamlanmış, TSK'ya teslim edilmeye başlanmıştır. Tüfeğin, üretiminin 20.000 adedinin MKEK, 15.000 adedinin ise KALEKALIP tarafından yapılacağı açıklanmıştır.\r\n", "question": "KALEKALIP kaç adet üretmiştir ?", "answers": {"answer_start": 952, "text": "15.000"}}, {"id": "6569", "context": "MKEK MPT-76, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin piyade tüfeği ihtiyacını karşılamak amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın oluşturduğu Modern Piyade Tüfeği projesi kapsamında üretilmiş bir piyade tüfeğidir.\r\n\r\nAR-15 tipi mekanizmanın kullanıldığı ve emniyet sistemini Türk tasarımcıların patentini aldıkları bir sistemle geliştiririlen piyade tüfeği, nişan yolu ve el kundağındaki NATO rail sayesinde her türlü Advanced Combat Optical Gunsight, kırmızı nokta nişangâh, dürbün ve aparatı ek işlem gerektirmeksizin taşıyabilir. MPT kısaltması Milli Piyade Tüfeği sözünün baş harflerinden esinlenerek verilmiştir.\r\n\r\nMPT'nin 2014 yılı Ocak ayında ve Mart ayında 200 adet pilot üretimin gerçekleştirildiği bilgisi medya ile paylaşıldı ve aynı yıl Mayıs ayında ilk üretim 200 adet MPT ilk etapta TSK'ya teslim edilmiştir. 2014 yılının Eylül ayında tüfeğin test aşaması tamamlanmış, TSK'ya teslim edilmeye başlanmıştır. Tüfeğin, üretiminin 20.000 adedinin MKEK, 15.000 adedinin ise KALEKALIP tarafından yapılacağı açıklanmıştır.\r\n", "question": "TSK ilk olarak kaç adet satın almıştır ?", "answers": {"answer_start": 655, "text": "200"}}, {"id": "6570", "context": "MKEK MPT-76, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin piyade tüfeği ihtiyacını karşılamak amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın oluşturduğu Modern Piyade Tüfeği projesi kapsamında üretilmiş bir piyade tüfeğidir.\r\n\r\nAR-15 tipi mekanizmanın kullanıldığı ve emniyet sistemini Türk tasarımcıların patentini aldıkları bir sistemle geliştiririlen piyade tüfeği, nişan yolu ve el kundağındaki NATO rail sayesinde her türlü Advanced Combat Optical Gunsight, kırmızı nokta nişangâh, dürbün ve aparatı ek işlem gerektirmeksizin taşıyabilir. MPT kısaltması Milli Piyade Tüfeği sözünün baş harflerinden esinlenerek verilmiştir.\r\n\r\nMPT'nin 2014 yılı Ocak ayında ve Mart ayında 200 adet pilot üretimin gerçekleştirildiği bilgisi medya ile paylaşıldı ve aynı yıl Mayıs ayında ilk üretim 200 adet MPT ilk etapta TSK'ya teslim edilmiştir. 2014 yılının Eylül ayında tüfeğin test aşaması tamamlanmış, TSK'ya teslim edilmeye başlanmıştır. Tüfeğin, üretiminin 20.000 adedinin MKEK, 15.000 adedinin ise KALEKALIP tarafından yapılacağı açıklanmıştır.\r\n", "question": "Nişangah noktasının rengi nedir ?", "answers": {"answer_start": 441, "text": "kırmızı"}}, {"id": "6571", "context": "7 Nisan 2016'da Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Kırıkkale fabrikası genel müdürü Mustafa Tanrıverdi, MPT-76 piyade tüfeğinin çizim, üretim ve mühendislik planlarını 1.200.000 liraya, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir silah firmasına satmaya çalışırken suçüstü yakalandı. Daha sonra suçunu itiraf eden Tanrıverdi Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesindeki “rüşvet almak ve vermek” ve 333. maddesindeki “devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerine sadakatsizlik” suçlarından tutuklandı ve cezaevine gönderildi. 29 Aralık 2016'da; Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın karar duruşmasında Tanrıverdi, \"rüşvet almaya teşebbüs\" ve \"görevi dolayısıyla öğrendiği ve devletin güvenliğinin gizli kalmasını gerektirdiği fenni keşif veya yeni buluşları veya sınai yenilikleri kendisinin veya başkasının yararına kullanmak\" suçlarından 12 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.\r\n", "question": "MPT-76 nın dosyalarını kim satmaya çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "Mustafa Tanrıverdi"}}, {"id": "6572", "context": "7 Nisan 2016'da Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Kırıkkale fabrikası genel müdürü Mustafa Tanrıverdi, MPT-76 piyade tüfeğinin çizim, üretim ve mühendislik planlarını 1.200.000 liraya, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir silah firmasına satmaya çalışırken suçüstü yakalandı. Daha sonra suçunu itiraf eden Tanrıverdi Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesindeki “rüşvet almak ve vermek” ve 333. maddesindeki “devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerine sadakatsizlik” suçlarından tutuklandı ve cezaevine gönderildi. 29 Aralık 2016'da; Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın karar duruşmasında Tanrıverdi, \"rüşvet almaya teşebbüs\" ve \"görevi dolayısıyla öğrendiği ve devletin güvenliğinin gizli kalmasını gerektirdiği fenni keşif veya yeni buluşları veya sınai yenilikleri kendisinin veya başkasının yararına kullanmak\" suçlarından 12 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.\r\n", "question": "MKEK açılımı nedir ?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu"}}, {"id": "6573", "context": "Türkiye’nin milli imkanlarla tasarlanarak üretilen ilk piyade tüfeği -40°C soğuk ve +60°C sıcak ortamlarda, çamurlu, tozlu iken arazi çalışma testleri ile beraber toplam 42 ayrı teknik testte üstün başarı sağlayan MPT-76’da emniyet mandalı, kurma mandalı ve şarjör mandalı diğer silahlardan farklı olarak her iki tarafta da yer alıyor. Sessiz kurma özelliği olan silah birliklere dağıtılmaya devam ediyor.\r\n", "question": "en düşük kaç derecede çalışmaktadır ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "-40°C"}}, {"id": "6574", "context": "Türkiye’nin milli imkanlarla tasarlanarak üretilen ilk piyade tüfeği -40°C soğuk ve +60°C sıcak ortamlarda, çamurlu, tozlu iken arazi çalışma testleri ile beraber toplam 42 ayrı teknik testte üstün başarı sağlayan MPT-76’da emniyet mandalı, kurma mandalı ve şarjör mandalı diğer silahlardan farklı olarak her iki tarafta da yer alıyor. Sessiz kurma özelliği olan silah birliklere dağıtılmaya devam ediyor.\r\n", "question": "Kaç ayrı teste girmiştir ?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "42"}}, {"id": "6575", "context": ": İlk etapta 38.000 adet üretilecek olan MPT-76'lar sonraki günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne dağıtılarak 500.000 HK G3 tüfeğinin yerini alacaktır.Testlerden üstün başarıyla geçen MPT 76'lar G-3'lerden birçok yönden çok daha iyi durumda.\r\n: Adex 2014 silah sergisinde Azerbaycan'lı yetkililer tarafından çok beğenildi, test etmek ve ilerleyen zamanlarda Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri için satın alınabileceği belirtildi.\r\n", "question": "MPT 76'lar neyin yerine kullanılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 192, "text": " G-3"}}, {"id": "6576", "context": "1899 İstanbul'unda, Eminönü'nde Hoca Rüstem Mahallesi'nde dünyaya gelen Erel, cumhuriyet ilan edildikten bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. İstanbul Emrazı Saliye İstidaiye Hastanesi'nde asistanlık yapan Erel, 1932'de Hamburg'da Hıfzıssıhha'da ihtisasını tamamladı.\r\nDarülfünun'un İstanbul Üniversitesi'ne dönüşmesiyle hıfzıssıhha doçenti olan Erel, 01.021948'de İ.Ü. Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü profesörü, 28.02.1950´de aynı enstitünün Ordinaryüs Profesörlüğüne yükselen Dr. M. Erel, 1946-1948 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. 02 Mart 1955 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görevlendirilmiş, 30.5.1958 tarihinde ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü Ordinaryüs Profesörlüğüne naklen atanmıştır. 11.3.1958 tarihinde Ege Üniversitesinin ilk Rektörü olarak seçilip göreve başlamış olan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel´in Rektörlük görevi 10.03.1960 tarihinde sona ermiştir. 114 Sayılı Kanun gereği 28.10.1960´da emekliye ayrılmışsa da 28.04.1961´de tekrar göreve dönmüştür. 65 yaşını doldurmuş olması nedeniyle emekliye ayrılması gerekirken Senato kararları ile görev süresi dört kez uzatılan ve bu arada 11.11.1968-28.6.1971 tarihleri arasında izinli olarak Efes Eczacılık Yüksekokulu Müdürlüğü de yapan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel, 43 yılı devlet hizmetinde olmak üzere toplam 48 yıl eğitim-öğretim, araştırma, yayın ve sağlık hizmeti vererek 07.07.1973 tarihinde E.Ü. Tıp Fakültesi Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Kürsüsü Başkanı iken emekli olmuştur. 18 Mart 1986'da vefat eden Erel, yaşamını adadığı tıp alanındaki araştırma ve eğitim çalışmalarıyla genç kuşaklara ışık tutan ustalardan biri olarak tarihteki yerini aldı.\r\nTürkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Kolejleri kurulması için çalışmalar yaptı. Özellikle tıp eğitimi konularında yaptığı çalışmalar, geliştirdiği sistemlerle dünyanın önemli tıp eğitimcileri arasında anılır. \r\nEge Üniversitesi Tıp ve Fen fakülteleri ile Türkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Koleji'nin kurulmasındaki hizmetleri dolayısıyla Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel'e ölümünden 20 yıl sonra 2006'da TÜBİTAK Hizmet Ödülü verilmiştir .\r\n", "question": "Ölümünden kaç sene sorna TUBİTAKtan ödül almıştır ?", "answers": {"answer_start": 2199, "text": "20 yıl"}}, {"id": "6577", "context": "1899 İstanbul'unda, Eminönü'nde Hoca Rüstem Mahallesi'nde dünyaya gelen Erel, cumhuriyet ilan edildikten bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. İstanbul Emrazı Saliye İstidaiye Hastanesi'nde asistanlık yapan Erel, 1932'de Hamburg'da Hıfzıssıhha'da ihtisasını tamamladı.\r\nDarülfünun'un İstanbul Üniversitesi'ne dönüşmesiyle hıfzıssıhha doçenti olan Erel, 01.021948'de İ.Ü. Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü profesörü, 28.02.1950´de aynı enstitünün Ordinaryüs Profesörlüğüne yükselen Dr. M. Erel, 1946-1948 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. 02 Mart 1955 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görevlendirilmiş, 30.5.1958 tarihinde ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü Ordinaryüs Profesörlüğüne naklen atanmıştır. 11.3.1958 tarihinde Ege Üniversitesinin ilk Rektörü olarak seçilip göreve başlamış olan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel´in Rektörlük görevi 10.03.1960 tarihinde sona ermiştir. 114 Sayılı Kanun gereği 28.10.1960´da emekliye ayrılmışsa da 28.04.1961´de tekrar göreve dönmüştür. 65 yaşını doldurmuş olması nedeniyle emekliye ayrılması gerekirken Senato kararları ile görev süresi dört kez uzatılan ve bu arada 11.11.1968-28.6.1971 tarihleri arasında izinli olarak Efes Eczacılık Yüksekokulu Müdürlüğü de yapan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel, 43 yılı devlet hizmetinde olmak üzere toplam 48 yıl eğitim-öğretim, araştırma, yayın ve sağlık hizmeti vererek 07.07.1973 tarihinde E.Ü. Tıp Fakültesi Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Kürsüsü Başkanı iken emekli olmuştur. 18 Mart 1986'da vefat eden Erel, yaşamını adadığı tıp alanındaki araştırma ve eğitim çalışmalarıyla genç kuşaklara ışık tutan ustalardan biri olarak tarihteki yerini aldı.\r\nTürkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Kolejleri kurulması için çalışmalar yaptı. Özellikle tıp eğitimi konularında yaptığı çalışmalar, geliştirdiği sistemlerle dünyanın önemli tıp eğitimcileri arasında anılır. \r\nEge Üniversitesi Tıp ve Fen fakülteleri ile Türkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Koleji'nin kurulmasındaki hizmetleri dolayısıyla Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel'e ölümünden 20 yıl sonra 2006'da TÜBİTAK Hizmet Ödülü verilmiştir .\r\n", "question": "Vefat ettiği tarih nedir ?", "answers": {"answer_start": 1562, "text": "18 Mart 1986"}}, {"id": "6578", "context": "1899 İstanbul'unda, Eminönü'nde Hoca Rüstem Mahallesi'nde dünyaya gelen Erel, cumhuriyet ilan edildikten bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. İstanbul Emrazı Saliye İstidaiye Hastanesi'nde asistanlık yapan Erel, 1932'de Hamburg'da Hıfzıssıhha'da ihtisasını tamamladı.\r\nDarülfünun'un İstanbul Üniversitesi'ne dönüşmesiyle hıfzıssıhha doçenti olan Erel, 01.021948'de İ.Ü. Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü profesörü, 28.02.1950´de aynı enstitünün Ordinaryüs Profesörlüğüne yükselen Dr. M. Erel, 1946-1948 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. 02 Mart 1955 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görevlendirilmiş, 30.5.1958 tarihinde ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hijyen Enstitüsü Ordinaryüs Profesörlüğüne naklen atanmıştır. 11.3.1958 tarihinde Ege Üniversitesinin ilk Rektörü olarak seçilip göreve başlamış olan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel´in Rektörlük görevi 10.03.1960 tarihinde sona ermiştir. 114 Sayılı Kanun gereği 28.10.1960´da emekliye ayrılmışsa da 28.04.1961´de tekrar göreve dönmüştür. 65 yaşını doldurmuş olması nedeniyle emekliye ayrılması gerekirken Senato kararları ile görev süresi dört kez uzatılan ve bu arada 11.11.1968-28.6.1971 tarihleri arasında izinli olarak Efes Eczacılık Yüksekokulu Müdürlüğü de yapan Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel, 43 yılı devlet hizmetinde olmak üzere toplam 48 yıl eğitim-öğretim, araştırma, yayın ve sağlık hizmeti vererek 07.07.1973 tarihinde E.Ü. Tıp Fakültesi Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Kürsüsü Başkanı iken emekli olmuştur. 18 Mart 1986'da vefat eden Erel, yaşamını adadığı tıp alanındaki araştırma ve eğitim çalışmalarıyla genç kuşaklara ışık tutan ustalardan biri olarak tarihteki yerini aldı.\r\nTürkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Kolejleri kurulması için çalışmalar yaptı. Özellikle tıp eğitimi konularında yaptığı çalışmalar, geliştirdiği sistemlerle dünyanın önemli tıp eğitimcileri arasında anılır. \r\nEge Üniversitesi Tıp ve Fen fakülteleri ile Türkiye'de ilk defa üniversite bünyesi içinde Hemşirelik Yüksekokulu ve Sağlık Koleji'nin kurulmasındaki hizmetleri dolayısıyla Ord.Prof.Dr. Muhiddin Erel'e ölümünden 20 yıl sonra 2006'da TÜBİTAK Hizmet Ödülü verilmiştir .\r\n", "question": "Cumhuriyet ilan edildikten kaç yıl sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "bir yıl"}}, {"id": "6579", "context": "Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa (d. 1832, Vidin - ö. 1901, İstanbul) bir Osmanlı generali (Müşir) ve matematikçisi. Lineer cebirin icadı ile değerlendirilir.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa'nın mesleği nelerdir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": " Osmanlı generali (Müşir) ve matematikçisi"}}, {"id": "6580", "context": "Hüseyin Tevfik Paşa 1832 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içinde bulunan, o zamanlar Osmanlı Devleti'ne bağlı Vidin kentinde doğdu. Babası Hasan Tahsin Efendi'dir. Ailesi İmamzadeler olarak tanınırdı. İlköğrenimini Vidin'de tamamladıktan sonra 14-15 yaşlarında İstanbul'a gitti ve Maçka'da bulunan Mekteb-i İdadi-i Askeriye'de okudu. Daha sonra Harbiye Mektebi'ni bitirdi ve Erkan-ı Harbiye'ye kabul edildi.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa ilkokulu nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Vidin'de"}}, {"id": "6581", "context": "Hüseyin Tevfik Paşa 1832 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içinde bulunan, o zamanlar Osmanlı Devleti'ne bağlı Vidin kentinde doğdu. Babası Hasan Tahsin Efendi'dir. Ailesi İmamzadeler olarak tanınırdı. İlköğrenimini Vidin'de tamamladıktan sonra 14-15 yaşlarında İstanbul'a gitti ve Maçka'da bulunan Mekteb-i İdadi-i Askeriye'de okudu. Daha sonra Harbiye Mektebi'ni bitirdi ve Erkan-ı Harbiye'ye kabul edildi.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşanın doğduğu şehir günümüzde hangi ülkeye aittir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Bulgaristan"}}, {"id": "6582", "context": "Harbiye Mektebi'nde matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa'nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Mezun olduktan sonra kendisi de Harbiye'de cebir dersleri vermeye başladı, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa'ya kaldı. Harbiye'deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu'na da getirildi. 1868'de Paris'teki Mekteb-î Osmanî'ye müdür muavini olarak gönderildi ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirildi. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için Paris'te üniversiteye devam etti ve Paris'te kaldığı iki yıl boyunca makaleler yayımladı ve bilimsel toplantılara katıldı.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa Paris'te ne kadar süre kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 700, "text": "iki yıl"}}, {"id": "6583", "context": "Harbiye Mektebi'nde matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa'nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Mezun olduktan sonra kendisi de Harbiye'de cebir dersleri vermeye başladı, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa'ya kaldı. Harbiye'deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu'na da getirildi. 1868'de Paris'teki Mekteb-î Osmanî'ye müdür muavini olarak gönderildi ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirildi. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için Paris'te üniversiteye devam etti ve Paris'te kaldığı iki yıl boyunca makaleler yayımladı ve bilimsel toplantılara katıldı.", "question": "1868'de üzerine araştırma yapmakla görevlendirildiği konular nelerdir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "balistik ve tüfek imalatı"}}, {"id": "6584", "context": "Hüseyin Tevfik Paşa, 1872'de Osmanlı Devleti'nin Amerikan silah fabrikalarına ısmarladığı tüfeklerin imalatını ve şartnâme'ye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle ABD'ye gönderildi. 1878 yılına kadar ABD'nin Rhode Island eyaletinde kaldı ve bu süre içinde matematikle uğraştı; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand'ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur. İki farklı zamanda basımı yapılan “Linear Algebra” isimli eserin her iki baskısını da içeren bir tıpkıbasımı Kazım Çeçen tarafından “Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra” (İTÜ, 1988) adıyla yapılmıştır.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa ABD'ye hangi yılda gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": " 1872'"}}, {"id": "6585", "context": "Hüseyin Tevfik Paşa, 1872'de Osmanlı Devleti'nin Amerikan silah fabrikalarına ısmarladığı tüfeklerin imalatını ve şartnâme'ye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle ABD'ye gönderildi. 1878 yılına kadar ABD'nin Rhode Island eyaletinde kaldı ve bu süre içinde matematikle uğraştı; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand'ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur. İki farklı zamanda basımı yapılan “Linear Algebra” isimli eserin her iki baskısını da içeren bir tıpkıbasımı Kazım Çeçen tarafından “Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra” (İTÜ, 1988) adıyla yapılmıştır.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa'nın Rhode Island eyaletinde kaldığı sırada yazdığı kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": "Lineer Cebir"}}, {"id": "6586", "context": "1878 yılında II. Abdülhamit tarafından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'un başına Mühendishane Nazırı olarak atandı. Bu görevde kısa bir süre kaldı. 1883-1886 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin Washington Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1889 yılında Ticaret ve Nafia Nazırı görevine atandı. Ölümüne kadar padişah II. Albdülhamit'in yaveri olarak görev yaptı. 16 Haziran 1901 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüp semtinde, Beybaba Sokağında bulunmaktadır.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa hangi padişahın yaveri olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "II. Albdülhamit"}}, {"id": "6587", "context": "1878 yılında II. Abdülhamit tarafından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'un başına Mühendishane Nazırı olarak atandı. Bu görevde kısa bir süre kaldı. 1883-1886 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin Washington Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1889 yılında Ticaret ve Nafia Nazırı görevine atandı. Ölümüne kadar padişah II. Albdülhamit'in yaveri olarak görev yaptı. 16 Haziran 1901 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüp semtinde, Beybaba Sokağında bulunmaktadır.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa'nın kabri hangi semtte bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 405, "text": "Eyüp semtinde"}}, {"id": "6588", "context": "1878 yılında II. Abdülhamit tarafından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'un başına Mühendishane Nazırı olarak atandı. Bu görevde kısa bir süre kaldı. 1883-1886 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin Washington Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1889 yılında Ticaret ve Nafia Nazırı görevine atandı. Ölümüne kadar padişah II. Albdülhamit'in yaveri olarak görev yaptı. 16 Haziran 1901 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüp semtinde, Beybaba Sokağında bulunmaktadır.", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'a hangi görevle getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "Mühendishane Nazırı"}}, {"id": "6589", "context": "Lineer Cebir eserinin önsözünde Hüseyin Tevfik Paşa söyle yazmıştır: \"Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton'a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabulü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum\". Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir: \r\n\"Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; hâlbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz\".", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa Lineer Cebir adlı eserinin önsözünde lineer cebiri neyle karşılaştırmaktadır?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "Quaterniyonlar"}}, {"id": "6590", "context": "Tevfik Paşa'nın başka pek çok görevleri olmuş, Fransa ve ABD'de kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce'yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında \"Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât\" isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.", "question": "Tevfik Paşa'nın \"Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât\" isimli yazısının yayınlandığı derginin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Mebâhis-i İlmiyye"}}, {"id": "6591", "context": "Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entelektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir. Gelecek nesillere katkıda bulunmuştur.\r\n", "question": "Hüseyin Tevfik Paşa entelektüel bir ortamın oluşmasına nasıl katkıda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "periyodik yayınlarla"}}, {"id": "6592", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesinin bulunduğu mevki eskidern ne olarak bilinirdi", "answers": {"answer_start": 166, "text": " At Pazarı"}}, {"id": "6593", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesi ankara kalesinin hangi kapısının orada bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 127, "text": "ana giriş kapısının "}}, {"id": "6594", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesinin bulunduğu kervansarayın adı nedir", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Çengel Han"}}, {"id": "6595", "context": "Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Ankara'nın ilk sanayi müzesidir. Ankara Kalesi'nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan Çengel Han adlı tarihi kervansarayda yer alır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesi nerede bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Ankara'nın Altındağ ilçesinde"}}, {"id": "6596", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.\r\n", "question": "çengelhan zamanında ne deposu olarak kullanılmıştır", "answers": {"answer_start": 165, "text": "tiftik deposu"}}, {"id": "6597", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.\r\n", "question": "çengelhan kim tarafından restore edilmiştir", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı "}}, {"id": "6598", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesi ne zamandan beri hizmet vermektedir", "answers": {"answer_start": 372, "text": "2005 yılından itibaren"}}, {"id": "6599", "context": "Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengelhan, Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522'de yaptırılmış, çeşitli dönemlerde tiftik deposu ve tabakhane olarak kullanılmış, 20. yy'ın sonlarında terk edilmiştir. Çengelhan, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanarak restore edilmiş ve 2005 yılından itibaren sanayi müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.\r\n", "question": "çengelhan hangi padişah döneminde inşa ettirilmiştir", "answers": {"answer_start": 16, "text": " Kanuni Sultan Süleyman"}}, {"id": "6600", "context": "Müzede, 1850'li yıllardan itibaren sanayide kullanılan araçlar, ilk daktilo, ilk televizyon gibi çeşitli elektronik araçlar; denizcilik, havacılık, karayolu taşımacılığı gibi alanların geçmişine ait objeler sergilenmektedir. Müzedeki eserlerin çoğu Rahmi Koç koleksiyonundan bağışlanmıştır. Çengelhan'ın avlusunda Vehbi Koç'un iş hayatına atıldığı dükkân yer almaktadır.\r\n", "question": "çengelhanın avlusunda ne öneme sahip kimin dükkanı bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 314, "text": "Vehbi Koç'un iş hayatına atıldığı dükkân yer almaktadır"}}, {"id": "6601", "context": "Müzede, 1850'li yıllardan itibaren sanayide kullanılan araçlar, ilk daktilo, ilk televizyon gibi çeşitli elektronik araçlar; denizcilik, havacılık, karayolu taşımacılığı gibi alanların geçmişine ait objeler sergilenmektedir. Müzedeki eserlerin çoğu Rahmi Koç koleksiyonundan bağışlanmıştır. Çengelhan'ın avlusunda Vehbi Koç'un iş hayatına atıldığı dükkân yer almaktadır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesine kim eser bağışı yapmıştır", "answers": {"answer_start": 249, "text": "Rahmi Koç"}}, {"id": "6602", "context": "Müzede, 1850'li yıllardan itibaren sanayide kullanılan araçlar, ilk daktilo, ilk televizyon gibi çeşitli elektronik araçlar; denizcilik, havacılık, karayolu taşımacılığı gibi alanların geçmişine ait objeler sergilenmektedir. Müzedeki eserlerin çoğu Rahmi Koç koleksiyonundan bağışlanmıştır. Çengelhan'ın avlusunda Vehbi Koç'un iş hayatına atıldığı dükkân yer almaktadır.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesinde ne tür eserler sergilenmektedir", "answers": {"answer_start": 34, "text": " sanayide kullanılan araçlar, ilk daktilo, ilk televizyon gibi çeşitli elektronik araçlar; denizcilik, havacılık, karayolu taşımacılığı gibi alanların geçmişine ait objeler sergilenmektedir"}}, {"id": "6603", "context": "Müze, İstanbul'da, Haliç'teki Lengerhane binasında 1994'ten itibaren hizmet veren Rahmi M. Koç Müzesi'nden sonra Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından açılan ikinci sanayi müzesidir.\r\n", "question": "çengelhan rahmi m. koç müzesi, rahmi koç müzecilik ve kültür vakfı tarafından açılan kaçıncı sanayi müzesidir", "answers": {"answer_start": 167, "text": "ikinci sanayi müzesidir"}}, {"id": "6604", "context": "İbn el-Fakih el-Hamadani (Farsça: ابن فقیه همدانی ), onuncu yüzyılda yaşamış bir Fars tarihçi ve coğrafyacıdır. Mukhtasar Kitab al-Buldan ( كتاب البلدان ) isminde eseriyle tanınmıştır.", "question": "İbn el-Fakih kaçıncı asırda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "onuncu"}}, {"id": "6605", "context": "İbrahim Hakkı Tolon, (d. 1878, İstanbul) - (ö. 2 Aralık 1956), Türk siyasetçi.", "question": "İbrahim Hakkı Tolon kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "1878"}}, {"id": "6606", "context": "Harp Okulu mezunudur. Selanik Askeri Rüştiyesi Öğretmenliği, İstanbul Jandarma Subay Okulu Öğretmenliği, Ed#rne Merkez Jandarma Tabur Komutanlığı, Jandarma Subay Okulu Müdür Yardımcılığı, Bolu Jandarma Tabur Komutanlığı, Jandarma Komutanlığı 1.Şube Yardımcılığı, Subay Okulu Müdürlüğü, TBMM II., III., VI. ve VII. Dönem Kocaeli Milletvekilliği, Şark İstiklal Mahkemesi Üyeliği yapmıştır. Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Evli ve bir çocuk babasıdır.", "question": "İbrahim Hakkı Tolon'un üyeliğini yaptığı mahkeme ne mahkemesidir?", "answers": {"answer_start": 345, "text": "Şark İstiklal Mahkemesi"}}, {"id": "6607", "context": "Harp Okulu mezunudur. Selanik Askeri Rüştiyesi Öğretmenliği, İstanbul Jandarma Subay Okulu Öğretmenliği, Ed#rne Merkez Jandarma Tabur Komutanlığı, Jandarma Subay Okulu Müdür Yardımcılığı, Bolu Jandarma Tabur Komutanlığı, Jandarma Komutanlığı 1.Şube Yardımcılığı, Subay Okulu Müdürlüğü, TBMM II., III., VI. ve VII. Dönem Kocaeli Milletvekilliği, Şark İstiklal Mahkemesi Üyeliği yapmıştır. Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Evli ve bir çocuk babasıdır.", "question": "İbrahim Hakkı Tolon'un sahip olduğu madalya ne madalyasıdır?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası"}}, {"id": "6608", "context": "Karahanlı Devleti hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a, Kutadgu Bilig adlı eseri (ilk siyasetname ve ilk mesnevi örneğini) 18 aylık bir çalışma sonunda 1070 yılında sunmuştur. Bu kitabı okuyan “Ulu Kara Buğra Han” kendisine Ulu Has Hacib unvanını ve Kaşgar'da vezir yardımcısı görevini vermiştir.", "question": "Ulu Kara Buğra Han vezir ünvanını nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Kaşgar"}}, {"id": "6609", "context": "Karahanlı Devleti hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a, Kutadgu Bilig adlı eseri (ilk siyasetname ve ilk mesnevi örneğini) 18 aylık bir çalışma sonunda 1070 yılında sunmuştur. Bu kitabı okuyan “Ulu Kara Buğra Han” kendisine Ulu Has Hacib unvanını ve Kaşgar'da vezir yardımcısı görevini vermiştir.", "question": "Kutadgu Bilig ne kadar sürelik bir çalışmadır?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "18"}}, {"id": "6610", "context": "Karahanlı Devleti hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a, Kutadgu Bilig adlı eseri (ilk siyasetname ve ilk mesnevi örneğini) 18 aylık bir çalışma sonunda 1070 yılında sunmuştur. Bu kitabı okuyan “Ulu Kara Buğra Han” kendisine Ulu Has Hacib unvanını ve Kaşgar'da vezir yardımcısı görevini vermiştir.", "question": "Karahanlı Devleti hükümdarının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Ulu Kara Buğra Han"}}, {"id": "6611", "context": "Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim,düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir,yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur. Önce Gündoğdu'yu tanıtayım. O hükümdardır, doğru yasayı (töre) temsil eder. Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar, o da mutluluğun(kut)temsilcisidir. Öğüdülmüş aklı, Odgurmuş akıbeti temsil eder. Ben sözlerimi bu dört değer (doğru yasa,mutluluk,akıl,akıbet) üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın,dikkat et.", "question": "Kutadgu Bilig adını neden koymuş?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "ona doğru yolu getirsin diye"}}, {"id": "6612", "context": "Yusuf Has Hâcib bu yapıtında bilimin değerini de tartışır. Ona göre, alimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır; “ilim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle alimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir alimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Alimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.”", "question": "Koyun sürüsünün önündeki koç gibi olan kimdir?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "Alimler"}}, {"id": "6613", "context": "Yusuf Has Hâcib bu yapıtında bilimin değerini de tartışır. Ona göre, alimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır; “ilim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle alimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir alimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Alimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.”", "question": "Kime göre alimlerim ilmi, halkın yolunu aydınlatır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Yusuf Has Hâcib"}}, {"id": "6614", "context": "Salih Zeki, önde gelen son dönem Osmanlı matematik bilginlerindendi. İkdam, Darüşşafaka ve İktisadiyat gazeteleri ile Darülfünun dergisine sayısız katkıda bulundu. Dönemin ünlü bilginleriyle matematik ve fen bilimleri konusunda yazılı tartışmalara girdi ve bu konularda bir kısmı ders kitabı olmak üzere çok sayıda yapıt verdi.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin yazdığı ders kitaplarının konusu nedir? ", "answers": {"answer_start": 191, "text": "matematik ve fen bilimleri"}}, {"id": "6615", "context": "Salih Zeki, önde gelen son dönem Osmanlı matematik bilginlerindendi. İkdam, Darüşşafaka ve İktisadiyat gazeteleri ile Darülfünun dergisine sayısız katkıda bulundu. Dönemin ünlü bilginleriyle matematik ve fen bilimleri konusunda yazılı tartışmalara girdi ve bu konularda bir kısmı ders kitabı olmak üzere çok sayıda yapıt verdi.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin katkıda bulunduğu yayımlar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "İkdam, Darüşşafaka ve İktisadiyat gazeteleri ile Darülfünun dergisine"}}, {"id": "6616", "context": "Nesnel bir yaklaşımda Türklerin ve Müslümanların bilime katkılarını tespit etmeye çalışmış ve çağdaş Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu olmuştur. Araştırmacılar için bugün de güvenilir bir kaynak olan Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler) adlı eseri bırakmıştır. Bilim felsefesi ile uğraşmış, Henri Poincaré ve Alexis Bertrand'ın eserlerini çevirerek bilim felsefesinin Türkiye'de tanınması ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur.", "question": "Salih Zeki kimin eserlerini çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 285, "text": "Henri Poincaré ve Alexis Bertrand'ın"}}, {"id": "6617", "context": "Nesnel bir yaklaşımda Türklerin ve Müslümanların bilime katkılarını tespit etmeye çalışmış ve çağdaş Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu olmuştur. Araştırmacılar için bugün de güvenilir bir kaynak olan Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler) adlı eseri bırakmıştır. Bilim felsefesi ile uğraşmış, Henri Poincaré ve Alexis Bertrand'ın eserlerini çevirerek bilim felsefesinin Türkiye'de tanınması ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur.", "question": "Salih Zeki, Türkler dışında kimlerin bilime katkılarını tespit etmeye çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Müslümanların"}}, {"id": "6618", "context": "Nesnel bir yaklaşımda Türklerin ve Müslümanların bilime katkılarını tespit etmeye çalışmış ve çağdaş Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu olmuştur. Araştırmacılar için bugün de güvenilir bir kaynak olan Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler) adlı eseri bırakmıştır. Bilim felsefesi ile uğraşmış, Henri Poincaré ve Alexis Bertrand'ın eserlerini çevirerek bilim felsefesinin Türkiye'de tanınması ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur.", "question": "Salih Zeki'nin yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler)"}}, {"id": "6619", "context": "Nesnel bir yaklaşımda Türklerin ve Müslümanların bilime katkılarını tespit etmeye çalışmış ve çağdaş Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu olmuştur. Araştırmacılar için bugün de güvenilir bir kaynak olan Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler) adlı eseri bırakmıştır. Bilim felsefesi ile uğraşmış, Henri Poincaré ve Alexis Bertrand'ın eserlerini çevirerek bilim felsefesinin Türkiye'de tanınması ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur.", "question": "Salih Zeki Türkiye'de hangi alanın yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "bilim felsefesinin"}}, {"id": "6620", "context": "1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Dört yaşında iken annesini, altı yaşındayken babasını kaybetti. Bakımını üstlenen büyükannesi onu önce mahalle mektebine göndermiş, ancak yaramazlığından ötürü öğretmeninin isteğiyle okuldan alınıp bir esnafın yanında çıraklığa başlamıştı. 1874 yılında, on yaşındayken yetimlerin okuduğu Darüşşafaka’ya kaydoldu. Bu okulda Mehmet Nadir Bey'den matematik dersi aldı. Mehmet Nadir Bey, onun ileride iyi bir matematikçi olacağını anlayarak kendisiyle özel olarak ilgilendi ve o mezun olana kadar Darüşşafaka'dan ayrılmadı\r\n", "question": "Salih Zeki Darüşşafaka'dayken matematik öğretmeninin adı neydi?", "answers": {"answer_start": 446, "text": "Mehmet Nadir Bey"}}, {"id": "6621", "context": "1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Dört yaşında iken annesini, altı yaşındayken babasını kaybetti. Bakımını üstlenen büyükannesi onu önce mahalle mektebine göndermiş, ancak yaramazlığından ötürü öğretmeninin isteğiyle okuldan alınıp bir esnafın yanında çıraklığa başlamıştı. 1874 yılında, on yaşındayken yetimlerin okuduğu Darüşşafaka’ya kaydoldu. Bu okulda Mehmet Nadir Bey'den matematik dersi aldı. Mehmet Nadir Bey, onun ileride iyi bir matematikçi olacağını anlayarak kendisiyle özel olarak ilgilendi ve o mezun olana kadar Darüşşafaka'dan ayrılmadı\r\n", "question": "Salih Zeki kaç yaşındayken Darüşşafaka'ya kaydoldu?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "on yaşındayken"}}, {"id": "6622", "context": "1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Dört yaşında iken annesini, altı yaşındayken babasını kaybetti. Bakımını üstlenen büyükannesi onu önce mahalle mektebine göndermiş, ancak yaramazlığından ötürü öğretmeninin isteğiyle okuldan alınıp bir esnafın yanında çıraklığa başlamıştı. 1874 yılında, on yaşındayken yetimlerin okuduğu Darüşşafaka’ya kaydoldu. Bu okulda Mehmet Nadir Bey'den matematik dersi aldı. Mehmet Nadir Bey, onun ileride iyi bir matematikçi olacağını anlayarak kendisiyle özel olarak ilgilendi ve o mezun olana kadar Darüşşafaka'dan ayrılmadı\r\n", "question": "Salih Zeki ilk olarak hangi okula gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "mahalle mektebine"}}, {"id": "6623", "context": "1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Dört yaşında iken annesini, altı yaşındayken babasını kaybetti. Bakımını üstlenen büyükannesi onu önce mahalle mektebine göndermiş, ancak yaramazlığından ötürü öğretmeninin isteğiyle okuldan alınıp bir esnafın yanında çıraklığa başlamıştı. 1874 yılında, on yaşındayken yetimlerin okuduğu Darüşşafaka’ya kaydoldu. Bu okulda Mehmet Nadir Bey'den matematik dersi aldı. Mehmet Nadir Bey, onun ileride iyi bir matematikçi olacağını anlayarak kendisiyle özel olarak ilgilendi ve o mezun olana kadar Darüşşafaka'dan ayrılmadı\r\n", "question": "Salih Zeki annesini kaybettiğinde kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "Dört yaşında"}}, {"id": "6624", "context": "1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Dört yaşında iken annesini, altı yaşındayken babasını kaybetti. Bakımını üstlenen büyükannesi onu önce mahalle mektebine göndermiş, ancak yaramazlığından ötürü öğretmeninin isteğiyle okuldan alınıp bir esnafın yanında çıraklığa başlamıştı. 1874 yılında, on yaşındayken yetimlerin okuduğu Darüşşafaka’ya kaydoldu. Bu okulda Mehmet Nadir Bey'den matematik dersi aldı. Mehmet Nadir Bey, onun ileride iyi bir matematikçi olacağını anlayarak kendisiyle özel olarak ilgilendi ve o mezun olana kadar Darüşşafaka'dan ayrılmadı\r\n", "question": "Salih Zeki nerede dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "6625", "context": "Salih Zeki, Darüşşafaka'yı 1882 yılında birincilikle bitirdi. Aynı yıl Posta ve Telgraf Nezareti Telgraf Kalemi (Fen Şubesi)'ne memur olarak atandı. 1884 yılında Nezaretin Avrupa’da uzman telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirme kararı üzerine birkaç arkadaşıyla birlikte Paris'e gönderildi ve burada Politeknik Yüksekokulu’nda elektrik mühendisliği öğrenimi gördü. \"Zeki\" lakabı, bu okulda eğitim görürken arkadaşları tarafından kendisine verildi, böylece Salih Zeki olarak anılmaya başladı. Okulda kalıp doktora yapmak istediyse da bakanlık tarafından çağrılınca İstanbul'a geri döndü.", "question": "Salih Zeki'ye zeki lakabı kim tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 406, "text": "arkadaşları tarafından"}}, {"id": "6626", "context": "Salih Zeki, Darüşşafaka'yı 1882 yılında birincilikle bitirdi. Aynı yıl Posta ve Telgraf Nezareti Telgraf Kalemi (Fen Şubesi)'ne memur olarak atandı. 1884 yılında Nezaretin Avrupa’da uzman telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirme kararı üzerine birkaç arkadaşıyla birlikte Paris'e gönderildi ve burada Politeknik Yüksekokulu’nda elektrik mühendisliği öğrenimi gördü. \"Zeki\" lakabı, bu okulda eğitim görürken arkadaşları tarafından kendisine verildi, böylece Salih Zeki olarak anılmaya başladı. Okulda kalıp doktora yapmak istediyse da bakanlık tarafından çağrılınca İstanbul'a geri döndü.", "question": "Salih Zeki'nin Paris'te eğitim gördüğü okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Politeknik Yüksekokulu"}}, {"id": "6627", "context": "Salih Zeki, Darüşşafaka'yı 1882 yılında birincilikle bitirdi. Aynı yıl Posta ve Telgraf Nezareti Telgraf Kalemi (Fen Şubesi)'ne memur olarak atandı. 1884 yılında Nezaretin Avrupa’da uzman telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirme kararı üzerine birkaç arkadaşıyla birlikte Paris'e gönderildi ve burada Politeknik Yüksekokulu’nda elektrik mühendisliği öğrenimi gördü. \"Zeki\" lakabı, bu okulda eğitim görürken arkadaşları tarafından kendisine verildi, böylece Salih Zeki olarak anılmaya başladı. Okulda kalıp doktora yapmak istediyse da bakanlık tarafından çağrılınca İstanbul'a geri döndü.", "question": "Salih Zeki hangi okulu birincilikle bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Darüşşafaka'yı"}}, {"id": "6628", "context": "1887 yılında yurda dönen Salih Zeki Bey, eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Credit Lyonnais müdürü Mösyö Lemoine ile tanışması ve onun teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladı. Ortaçağ İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları yazmalara dayanarak aydınlatmak istiyordu. Önce kendisini İslam öncesi Yunan ve Hint çalışmaları konusunda yetiştirdi, sonra eski yazmaları inceledi; 1889 yılında ilk bilim tarihi makalesini yayımladı: \"Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor\". Bu tarihten sonra ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Aynı zamanda yetiştiği okul olan Darüşşafaka’da gönüllü olarak Fransızca ve fen dersleri verdi.", "question": "1889 yılından sonra hangi okulda ders verdi?", "answers": {"answer_start": 716, "text": " Darüşşafaka’da"}}, {"id": "6629", "context": "1887 yılında yurda dönen Salih Zeki Bey, eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Credit Lyonnais müdürü Mösyö Lemoine ile tanışması ve onun teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladı. Ortaçağ İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları yazmalara dayanarak aydınlatmak istiyordu. Önce kendisini İslam öncesi Yunan ve Hint çalışmaları konusunda yetiştirdi, sonra eski yazmaları inceledi; 1889 yılında ilk bilim tarihi makalesini yayımladı: \"Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor\". Bu tarihten sonra ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Aynı zamanda yetiştiği okul olan Darüşşafaka’da gönüllü olarak Fransızca ve fen dersleri verdi.", "question": "Salih Zeki'nin yayımladığı ilk bilim tarihi makalesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 488, "text": "Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor"}}, {"id": "6630", "context": "1887 yılında yurda dönen Salih Zeki Bey, eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Credit Lyonnais müdürü Mösyö Lemoine ile tanışması ve onun teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladı. Ortaçağ İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları yazmalara dayanarak aydınlatmak istiyordu. Önce kendisini İslam öncesi Yunan ve Hint çalışmaları konusunda yetiştirdi, sonra eski yazmaları inceledi; 1889 yılında ilk bilim tarihi makalesini yayımladı: \"Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor\". Bu tarihten sonra ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Aynı zamanda yetiştiği okul olan Darüşşafaka’da gönüllü olarak Fransızca ve fen dersleri verdi.", "question": "Salih Zeki hangi konularda kendişini geliştirdi?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "Yunan ve Hint çalışmaları konusunda"}}, {"id": "6631", "context": "1887 yılında yurda dönen Salih Zeki Bey, eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Credit Lyonnais müdürü Mösyö Lemoine ile tanışması ve onun teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladı. Ortaçağ İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları yazmalara dayanarak aydınlatmak istiyordu. Önce kendisini İslam öncesi Yunan ve Hint çalışmaları konusunda yetiştirdi, sonra eski yazmaları inceledi; 1889 yılında ilk bilim tarihi makalesini yayımladı: \"Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor\". Bu tarihten sonra ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Aynı zamanda yetiştiği okul olan Darüşşafaka’da gönüllü olarak Fransızca ve fen dersleri verdi.", "question": "Salih Zeki'nin, teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladığı kişi nerenin müdürüdür?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Credit Lyonnais"}}, {"id": "6632", "context": "1887 yılında yurda dönen Salih Zeki Bey, eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Credit Lyonnais müdürü Mösyö Lemoine ile tanışması ve onun teşvikleri üzerine matematik ve astronomi tarihi ile ilgilenmeye başladı. Ortaçağ İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları yazmalara dayanarak aydınlatmak istiyordu. Önce kendisini İslam öncesi Yunan ve Hint çalışmaları konusunda yetiştirdi, sonra eski yazmaları inceledi; 1889 yılında ilk bilim tarihi makalesini yayımladı: \"Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor\". Bu tarihten sonra ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Aynı zamanda yetiştiği okul olan Darüşşafaka’da gönüllü olarak Fransızca ve fen dersleri verdi.", "question": "Salih Zeki eski dairesinde görevde çalıştı?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "elektrik mühendisi ve müfettiş olarak"}}, {"id": "6633", "context": "1892'de Resimli Gazete'de bastırdığı dizi makalelerde daha önce çok iyi bilinmeyen yazarları ve eserleri ayrıntılı olarak tanıttığı monogrofiler hazırladı. Bu monografiler yoluyla ileride Asar-ı Bakiye adlı eserinin kaleme alınmasını sağlayacak tarihi bilgi birikimini oluşturmaya başladı.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin hazırladığı monogrofiler ile oluşturulan tarihi bilgi birikimi hangi eserin kaleme alınmasını sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "Asar-ı Bakiye"}}, {"id": "6634", "context": "1892'de Resimli Gazete'de bastırdığı dizi makalelerde daha önce çok iyi bilinmeyen yazarları ve eserleri ayrıntılı olarak tanıttığı monogrofiler hazırladı. Bu monografiler yoluyla ileride Asar-ı Bakiye adlı eserinin kaleme alınmasını sağlayacak tarihi bilgi birikimini oluşturmaya başladı.\r\n", "question": "Salih Zeki hazırladığı monogrofileri nerede yayımladı?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Resimli Gazete'de"}}, {"id": "6635", "context": "Arkadaşı Ahmet Fahri ile Hikmet-i Tabiyye (Fizik) adlı ilk kitabını yazdı. Liseler için yazılan kitap, 1892'de basıldı. Aynı yıl ilk eşi piyanist Vecihe Hanım'dan ilk çocuğu Malik dünyaya geldi.", "question": "Salih Zeki'nin karısının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "piyanist"}}, {"id": "6636", "context": "Arkadaşı Ahmet Fahri ile Hikmet-i Tabiyye (Fizik) adlı ilk kitabını yazdı. Liseler için yazılan kitap, 1892'de basıldı. Aynı yıl ilk eşi piyanist Vecihe Hanım'dan ilk çocuğu Malik dünyaya geldi.", "question": "Hikmet-i Tabiyye kitabı nereler için basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Liseler için"}}, {"id": "6637", "context": "Arkadaşı Ahmet Fahri ile Hikmet-i Tabiyye (Fizik) adlı ilk kitabını yazdı. Liseler için yazılan kitap, 1892'de basıldı. Aynı yıl ilk eşi piyanist Vecihe Hanım'dan ilk çocuğu Malik dünyaya geldi.", "question": "Salih Zeki'nin Arkadaşı Ahmet Fahri ile hangi kitabı yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Hikmet-i Tabiyye (Fizik)"}}, {"id": "6638", "context": "1895'te Beyoğlu Rasathane Müdürü olan Salih Zeki Bey, 1900 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi son sınıf öğrencisi olan Halide Edip'e özel matematik dersi vermişti.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin özel ders verdiği öğrencisinin gittiği okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Üsküdar Amerikan Lisesi"}}, {"id": "6639", "context": "1895'te Beyoğlu Rasathane Müdürü olan Salih Zeki Bey, 1900 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi son sınıf öğrencisi olan Halide Edip'e özel matematik dersi vermişti.\r\n", "question": "Salih Zeki hangi öğrenciye özel ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Halide Edip'e"}}, {"id": "6640", "context": "1910'da Mekteb-i Sultanî (bugün Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı. Tevfik Fikret'in, devrin Maârif Nâzırı Emrullah Efendi ile anlaşamayıp istifa etmesi üzerine bu göreve getirilmişti. Bu atama, basında uzun tartışmalara sebep oldu. Aynı yıl, Salih Zeki Bey'in ikinci bir evlilik yapmak istemesi üzerine Halide Hanım ile dokuz yıllık evliliği sona erdi. Salih Zeki Bey, Münevver Hanım (ö. 1973) ile evlendi ve bu evliliğinden Tarık ve Faruk adlı iki oğlu dünyaya geldi.\r\n", "question": "Salih Zeki ve Münevver Hanım'ın çocuklarının adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "Tarık ve Faruk"}}, {"id": "6641", "context": "1910'da Mekteb-i Sultanî (bugün Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı. Tevfik Fikret'in, devrin Maârif Nâzırı Emrullah Efendi ile anlaşamayıp istifa etmesi üzerine bu göreve getirilmişti. Bu atama, basında uzun tartışmalara sebep oldu. Aynı yıl, Salih Zeki Bey'in ikinci bir evlilik yapmak istemesi üzerine Halide Hanım ile dokuz yıllık evliliği sona erdi. Salih Zeki Bey, Münevver Hanım (ö. 1973) ile evlendi ve bu evliliğinden Tarık ve Faruk adlı iki oğlu dünyaya geldi.\r\n", "question": "Salih Zeki Halide Edip ile kaç yıl evli kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 325, "text": "dokuz"}}, {"id": "6642", "context": "1910'da Mekteb-i Sultanî (bugün Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı. Tevfik Fikret'in, devrin Maârif Nâzırı Emrullah Efendi ile anlaşamayıp istifa etmesi üzerine bu göreve getirilmişti. Bu atama, basında uzun tartışmalara sebep oldu. Aynı yıl, Salih Zeki Bey'in ikinci bir evlilik yapmak istemesi üzerine Halide Hanım ile dokuz yıllık evliliği sona erdi. Salih Zeki Bey, Münevver Hanım (ö. 1973) ile evlendi ve bu evliliğinden Tarık ve Faruk adlı iki oğlu dünyaya geldi.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin 1910 yılında görev yaptığı okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": " Galatasaray Lisesi"}}, {"id": "6643", "context": "Salih Zeki Bey, 1901'de ilk eşi Vecihe Hanım'dan boşandıktan sonra öğrencisi Halide Edip ile evlendi. Bu evlilikten sonra Halide Salih olarak anılan eşi Halide Hanım, ona Kamus-u Riyaziyat (Matematiksel Bilimler Sözlüğü) adlı eserini yazarken asistanlık ve çevirmenlik yaptı. Eser, matematik ve astronomi bilimlerinde kullanılan bütün terimleri açıklamak ve Doğulu ve Batılı bütün matematikçilerle astronomların hayat öykülerini ve eserlerini tanıtmak maksadını taşıyordu. 12 ciltlik eserin yalnız iki cildi basılabildi. 1903'te büyük oğulları Ayetullah (ö. 1985), 1904'te ikinci oğulları Hikmetullah Togo dünyaya geldi.", "question": "Kamus-u Riyaziyat adli eser kaç ciltliktir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "12 ciltlik"}}, {"id": "6644", "context": "Salih Zeki Bey, 1901'de ilk eşi Vecihe Hanım'dan boşandıktan sonra öğrencisi Halide Edip ile evlendi. Bu evlilikten sonra Halide Salih olarak anılan eşi Halide Hanım, ona Kamus-u Riyaziyat (Matematiksel Bilimler Sözlüğü) adlı eserini yazarken asistanlık ve çevirmenlik yaptı. Eser, matematik ve astronomi bilimlerinde kullanılan bütün terimleri açıklamak ve Doğulu ve Batılı bütün matematikçilerle astronomların hayat öykülerini ve eserlerini tanıtmak maksadını taşıyordu. 12 ciltlik eserin yalnız iki cildi basılabildi. 1903'te büyük oğulları Ayetullah (ö. 1985), 1904'te ikinci oğulları Hikmetullah Togo dünyaya geldi.", "question": "Salih Zeki'ye Kamus-u Riyaziyat eserini yazarken kim yardım etmiştir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Halide Hanım"}}, {"id": "6645", "context": "Salih Zeki Bey, 1901'de ilk eşi Vecihe Hanım'dan boşandıktan sonra öğrencisi Halide Edip ile evlendi. Bu evlilikten sonra Halide Salih olarak anılan eşi Halide Hanım, ona Kamus-u Riyaziyat (Matematiksel Bilimler Sözlüğü) adlı eserini yazarken asistanlık ve çevirmenlik yaptı. Eser, matematik ve astronomi bilimlerinde kullanılan bütün terimleri açıklamak ve Doğulu ve Batılı bütün matematikçilerle astronomların hayat öykülerini ve eserlerini tanıtmak maksadını taşıyordu. 12 ciltlik eserin yalnız iki cildi basılabildi. 1903'te büyük oğulları Ayetullah (ö. 1985), 1904'te ikinci oğulları Hikmetullah Togo dünyaya geldi.", "question": "Salih Zeki Halide Edip'ten önce kimle evliydi?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "Vecihe Hanım"}}, {"id": "6646", "context": "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin görüşlerine yakın olan Salih Zeki Bey, II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra Tanin Gazetesi'nde bilimsel makaleler yazmaya başladı ve Maarif Nezareti Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. Auguste Comte hayranı olan Salih Zeki, onun öğretisini tanıtmak için Halide Hanım ile birlikte Auguste Comte Felsefe-i Müsbetesi adlı bir makale yayımladı. 1908- 1909 yıllarında yoğun bir çalışma dönemine girerek Darülfünun'da çok sayıda ders verirken değişik alanlarda ve seviyelerde pek çok ders kitabı yayımladı.", "question": "Salih Zeki hangi gazetede bilimsel makaleler yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Tanin Gazetesi'nde"}}, {"id": "6647", "context": "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin görüşlerine yakın olan Salih Zeki Bey, II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra Tanin Gazetesi'nde bilimsel makaleler yazmaya başladı ve Maarif Nezareti Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. Auguste Comte hayranı olan Salih Zeki, onun öğretisini tanıtmak için Halide Hanım ile birlikte Auguste Comte Felsefe-i Müsbetesi adlı bir makale yayımladı. 1908- 1909 yıllarında yoğun bir çalışma dönemine girerek Darülfünun'da çok sayıda ders verirken değişik alanlarda ve seviyelerde pek çok ders kitabı yayımladı.", "question": "Darülfünun'da hangi tarihlerde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "1908- 1909 yıllarında"}}, {"id": "6648", "context": "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin görüşlerine yakın olan Salih Zeki Bey, II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra Tanin Gazetesi'nde bilimsel makaleler yazmaya başladı ve Maarif Nezareti Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. Auguste Comte hayranı olan Salih Zeki, onun öğretisini tanıtmak için Halide Hanım ile birlikte Auguste Comte Felsefe-i Müsbetesi adlı bir makale yayımladı. 1908- 1909 yıllarında yoğun bir çalışma dönemine girerek Darülfünun'da çok sayıda ders verirken değişik alanlarda ve seviyelerde pek çok ders kitabı yayımladı.", "question": "Salih Zeki, Auguste Comte'nin öğretisini tanıtmak için kimle birlikte çalıştı?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "Halide Hanım ile"}}, {"id": "6649", "context": "31 Mart Ayaklanması nedeniyle eşi Halide Hanım, gericilerin hedefi durumuna gelince çocuklarıyla beraber Mısır'a kaçmak zorunda kalmıştı. Ardından Salih Zeki Bey de Mısır'a gidip, çocuklarla geri döndü, Halide Hanım, birkaç ay İngiltere'de kaldı.", "question": "Salih Zeki'nin eşi Halide Hanım Mısır'dan sonra hangi ülkeye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "İngiltere"}}, {"id": "6650", "context": "31 Mart Ayaklanması nedeniyle eşi Halide Hanım, gericilerin hedefi durumuna gelince çocuklarıyla beraber Mısır'a kaçmak zorunda kalmıştı. Ardından Salih Zeki Bey de Mısır'a gidip, çocuklarla geri döndü, Halide Hanım, birkaç ay İngiltere'de kaldı.", "question": "Salih Zeki'nin eşi Halide Hanım'ın 31 Mart Ayklanması nedeniyle kaçtığı ülke neresidir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Mısır"}}, {"id": "6651", "context": "1910 -1912 yılları arasında Türkiye'de çağdaş fiziğin temel konularını ayrıntılı biçimde tanıtna çok sayıda ders kitabı yayımlayarak fizik alanında da öncü oldu.", "question": "Salih Zeki'nin öncülük yaptığı alan nedir?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "fizik"}}, {"id": "6652", "context": "1912’de Maarif Nezareti müsteşarlığına getirilen Salih Zeki Bey, Darülfünun Konferansları adlı yaptının birinci ve ikinci cildini yayımladı. Bu konferanslarda Türk matematikçilerine yabancı olan \"Öklit dışı Geometriler\" ile \"Sanal Nicelikler Üzerine Kurulmuş Çeşitli Alanlar\" konularını ayrıntılı biçimde tanıttı. \r\n. Aynı yıl Fransız mataematikçi ve felsefeci Jules-Henri Poincare'in bilim felsefesi yaptılarını Türkçeye kazandırdı.", "question": "Salih Zeki hangi yazarın yapıtlarını Türkçeye çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 360, "text": " Jules-Henri Poincare'in"}}, {"id": "6653", "context": "1912’de Maarif Nezareti müsteşarlığına getirilen Salih Zeki Bey, Darülfünun Konferansları adlı yaptının birinci ve ikinci cildini yayımladı. Bu konferanslarda Türk matematikçilerine yabancı olan \"Öklit dışı Geometriler\" ile \"Sanal Nicelikler Üzerine Kurulmuş Çeşitli Alanlar\" konularını ayrıntılı biçimde tanıttı. \r\n. Aynı yıl Fransız mataematikçi ve felsefeci Jules-Henri Poincare'in bilim felsefesi yaptılarını Türkçeye kazandırdı.", "question": "Salih Zeki Darülfünun Konferansları adlı yapıtında hangi konuları anlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "Sanal Nicelikler Üzerine Kurulmuş Çeşitli Alanlar"}}, {"id": "6654", "context": "1912’de Maarif Nezareti müsteşarlığına getirilen Salih Zeki Bey, Darülfünun Konferansları adlı yaptının birinci ve ikinci cildini yayımladı. Bu konferanslarda Türk matematikçilerine yabancı olan \"Öklit dışı Geometriler\" ile \"Sanal Nicelikler Üzerine Kurulmuş Çeşitli Alanlar\" konularını ayrıntılı biçimde tanıttı. \r\n. Aynı yıl Fransız mataematikçi ve felsefeci Jules-Henri Poincare'in bilim felsefesi yaptılarını Türkçeye kazandırdı.", "question": "Salih Zeki Darülfünun Konferansları adlı eserinin hangi ciltlerini yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 103, "text": " birinci ve ikinci cildini "}}, {"id": "6655", "context": "1913’te Darülfünün-ı Osmanî (bugün İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. 1917’de rektörlükten ayrıldıysa da üniversitedeki görevini Fen Şubesi (Fakültesi) Müderrisi (Profesör) olarak sürdürdü 1919'da Fen Şubesi'nin dekanı oldu. Rektörlük yaptığı dönemde üniversiteye Alman öğretim üyeleri getirtti ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle bu öğretim üyeleri ülkelerine dönmek zorunda kaldılar.", "question": "Salih Zeki'nin getirdiği Alman öğretim üyeleri hangi sebeple ülkelerine dönmek zorunda kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "I. Dünya Savaşı nedeniyle"}}, {"id": "6656", "context": "1913’te Darülfünün-ı Osmanî (bugün İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. 1917’de rektörlükten ayrıldıysa da üniversitedeki görevini Fen Şubesi (Fakültesi) Müderrisi (Profesör) olarak sürdürdü 1919'da Fen Şubesi'nin dekanı oldu. Rektörlük yaptığı dönemde üniversiteye Alman öğretim üyeleri getirtti ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle bu öğretim üyeleri ülkelerine dönmek zorunda kaldılar.", "question": "Salih Zeki rektörlüğü sırasında okula hangi milletten hocalar getirmiştir? ", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Alman"}}, {"id": "6657", "context": "1913’te Darülfünün-ı Osmanî (bugün İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. 1917’de rektörlükten ayrıldıysa da üniversitedeki görevini Fen Şubesi (Fakültesi) Müderrisi (Profesör) olarak sürdürdü 1919'da Fen Şubesi'nin dekanı oldu. Rektörlük yaptığı dönemde üniversiteye Alman öğretim üyeleri getirtti ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle bu öğretim üyeleri ülkelerine dönmek zorunda kaldılar.", "question": "Salih Zeki 1913'te hangi okulun rektörü olmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": " İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6658", "context": "1913 yılında yayımlamaya başladığı Asar-i Bakiye adlı yapıtında Ortaçağ İslam Dünyası’nda yapılan matematik ve astronomi çalışmalarını sergiledi. Eserin birinci cildinde Trigonometri tarihini, ikinci cildinde hesap ve cebir tarihini, üçüncü cildinde Astronomi Tarihini ve dördüncü cildinde de geometri tarihini konu edindi. Dört cilt olarak tasarlanan üçüncü ve dördüncü ciltleri yazma halinde kalmıştır.", "question": "Salih Zeki, Asar-i Bakiye eserinin ikinci cildinde hangi konuyu anlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "hesap ve cebir tarihini"}}, {"id": "6659", "context": "1913 yılında yayımlamaya başladığı Asar-i Bakiye adlı yapıtında Ortaçağ İslam Dünyası’nda yapılan matematik ve astronomi çalışmalarını sergiledi. Eserin birinci cildinde Trigonometri tarihini, ikinci cildinde hesap ve cebir tarihini, üçüncü cildinde Astronomi Tarihini ve dördüncü cildinde de geometri tarihini konu edindi. Dört cilt olarak tasarlanan üçüncü ve dördüncü ciltleri yazma halinde kalmıştır.", "question": "Asar-i Bakiye eseri kaç cilttir?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "Dört cilt"}}, {"id": "6660", "context": "1913 yılında yayımlamaya başladığı Asar-i Bakiye adlı yapıtında Ortaçağ İslam Dünyası’nda yapılan matematik ve astronomi çalışmalarını sergiledi. Eserin birinci cildinde Trigonometri tarihini, ikinci cildinde hesap ve cebir tarihini, üçüncü cildinde Astronomi Tarihini ve dördüncü cildinde de geometri tarihini konu edindi. Dört cilt olarak tasarlanan üçüncü ve dördüncü ciltleri yazma halinde kalmıştır.", "question": "Salih Zeki, Asar-i Bakiye eserinde hangi çalışmaları sergilemiştir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "matematik ve astronomi çalışmalarını"}}, {"id": "6661", "context": "1920'de ruhi bir bunalım geçiren Salih Zeki Beyi tedavi altındayken 2 Temmuz 1921 günü Şişli'deki Fransız Hastanesi’nde vefat etti. Naaşı Fatih Camiinin bahçesine defnedildi.\r\n", "question": "Salih Zeki'nin cenazesi nereye defnedilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Fatih Camiinin bahçesine"}}, {"id": "6662", "context": "1920'de ruhi bir bunalım geçiren Salih Zeki Beyi tedavi altındayken 2 Temmuz 1921 günü Şişli'deki Fransız Hastanesi’nde vefat etti. Naaşı Fatih Camiinin bahçesine defnedildi.\r\n", "question": "Salih Zeki hayatını nerede kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Fransız Hastanesi’nde"}}, {"id": "6663", "context": "1920'de ruhi bir bunalım geçiren Salih Zeki Beyi tedavi altındayken 2 Temmuz 1921 günü Şişli'deki Fransız Hastanesi’nde vefat etti. Naaşı Fatih Camiinin bahçesine defnedildi.\r\n", "question": "Salih Zeki 1920'de hangi hastalık sebebiyle tedavi altına alınmıştır? ", "answers": {"answer_start": 8, "text": "ruhi bir bunalım"}}, {"id": "6664", "context": "Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır.", "question": "Deneysel fizikle uğraşmış olan Sait Akpınar Uludağ'da kurmuş olduğu alanında Türkiye'de ilk olan araştırma laboratuvarı ne üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "kozmik ışın"}}, {"id": "6665", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken vir yandan da Almanca dersleri aldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar'ın babası nerenin imamlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Feshane-i Amire’nin"}}, {"id": "6666", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken vir yandan da Almanca dersleri aldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar eğitim aldığı sırada hangi dil derslerini almıştır?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Fransızca"}}, {"id": "6667", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken vir yandan da Almanca dersleri aldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar Eyüp Ortaokul'undan ne zaman mezun olmuştur? ", "answers": {"answer_start": 305, "text": "1930’da"}}, {"id": "6668", "context": "1933y ılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak Almanya’da Goethe Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine 1937’den Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı.", "question": "Sait Akpınar yüksek öğrenimine hangi bölümde başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Elektroteknik Bölümü’nde"}}, {"id": "6669", "context": "1933y ılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak Almanya’da Goethe Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine 1937’den Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı.", "question": "Sait Akpınar doktora çalışmalarını hangi akademisyen ile yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 385, "text": "Prof. Dr. R.W Phol ile"}}, {"id": "6670", "context": "1933y ılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak Almanya’da Goethe Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine 1937’den Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı.", "question": "Sait Akpınar 1934 yılında aldığı burs sayesinde hangi üniversiteye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Göttingen Üniversitesi’ne"}}, {"id": "6671", "context": "1933y ılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak Almanya’da Goethe Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine 1937’den Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı.", "question": "Sait Akpınar Goethe Üniversitesi'nden neden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 237, "text": "Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine"}}, {"id": "6672", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti. Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir.\r\n", "question": "Sait Akpınar doçent ünvanını aldıktan sonra hangi enstitüye geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne"}}, {"id": "6673", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti. Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir.\r\n", "question": "Sait Akpınar'ın karısının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Remziye Hanım"}}, {"id": "6674", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden buradan ayrıldı.", "question": "Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını hangi şehirde kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Uludağ’da"}}, {"id": "6675", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden buradan ayrıldı.", "question": "Sait Akpınar Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde hangi konularda araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında"}}, {"id": "6676", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden buradan ayrıldı.", "question": "Sait Akpınar kendi kurmuş olduğu kozmik ışınn araştırmaları laboratuvarından neden aylırmıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden"}}, {"id": "6677", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden buradan ayrıldı.", "question": "Sait Akpınar Uludağ'da kozmik ışın üzerine gözlemlerini nasıl yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "mezon teleskopu ile "}}, {"id": "6678", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar hangi bakanlıkta danışma kurulu üyesi olarak görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Milli Savunma Bakanlığı"}}, {"id": "6679", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar İstanbul Üniversitesi’nde ne üzerine dersler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "katı hal fiziği"}}, {"id": "6680", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar emekli olmadan önce hangi üniversitede lisans üstü dersler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6681", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "Sait Akpınar 1961 yılında nerede müdürlük yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi"}}, {"id": "6682", "context": "\r\n27 Aralık 1983 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü aldı. TÜBİTAK’ın Gebze’deki Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’ünde haftada bir gün danışmanlık yapmayı 1993’ e kadar sürdürdü.", "question": "Sait Akpınar TÜBİTAK Hizmet Ödülü’nü hangi tarihte almıştır?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "27 Aralık 1983 yılında"}}, {"id": "6683", "context": "\r\n27 Aralık 1983 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü aldı. TÜBİTAK’ın Gebze’deki Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’ünde haftada bir gün danışmanlık yapmayı 1993’ e kadar sürdürdü.", "question": "Sait Akpınar ayın belirli günlerinde nerede danışman olarak görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "TÜBİTAK’ın Gebze’deki Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’ünde"}}, {"id": "6684", "context": "\r\n27 Aralık 1983 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü aldı. TÜBİTAK’ın Gebze’deki Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’ünde haftada bir gün danışmanlık yapmayı 1993’ e kadar sürdürdü.", "question": "Sait Akpınar 1983 yılında aldığı hizmet ödülünü hangi kurumdan almıştır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "6685", "context": "\r\nEmekli olduktan sonra ağır işitenler için bir işitme cihazı üzerinde çalıştı. 11 Mayıs 2003 tarihinde trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.", "question": "Sait Akpınar’ın vefat sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "trafik kazası"}}, {"id": "6686", "context": "\r\nEmekli olduktan sonra ağır işitenler için bir işitme cihazı üzerinde çalıştı. 11 Mayıs 2003 tarihinde trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.", "question": "Sait Akpınar’ın üzerinde çaıştığı işitme cihazı kimler için tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "ağır işitenler için"}}, {"id": "6687", "context": "\r\nEmekli olduktan sonra ağır işitenler için bir işitme cihazı üzerinde çalıştı. 11 Mayıs 2003 tarihinde trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.", "question": "Sait Akpınar emekli olduktan sonra hangi konu üzerinde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "işitme cihazı üzerinde"}}, {"id": "6688", "context": "Dr. Hatice Aliye Açıkalın (d. 1909 - ö. İstanbul, 13 Mayıs 2003); Türk hekimi ve tıp eğitimcisi.", "question": "Hatice Aliye Açıkalın'ın vefat tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "13 Mayıs 2003"}}, {"id": "6689", "context": "Dr. Hatice Aliye Açıkalın (d. 1909 - ö. İstanbul, 13 Mayıs 2003); Türk hekimi ve tıp eğitimcisi.", "question": "Hatice Aliye Açıkalın'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Türk hekimi ve tıp eğitimcisi"}}, {"id": "6690", "context": "Dr. Hatice Aliye Açıkalın (d. 1909 - ö. İstanbul, 13 Mayıs 2003); Türk hekimi ve tıp eğitimcisi.", "question": "Hatice Açıkalın, hangi şehirde vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": " İstanbul"}}, {"id": "6691", "context": "Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın da mensup olduğu Uşşakizade ailesinden Rukiye Ussakizade Acikalin'in eltisi olur. Atatürk'ün yakın arkadaşlarından eski Büyükelçi Muhittin Mehmet Açıkalın'ın kız kardesidir. Sultan II Abdulhamid'in son mabeyncisi, 31 Mart Vakasina ait yazdığı Fezleke ile bilinen Ali Cevad Bey'in kizidir.", "question": "Ali Cevad Bey ne ile tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "31 Mart Vakasina ait yazdığı Fezleke"}}, {"id": "6692", "context": "Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın da mensup olduğu Uşşakizade ailesinden Rukiye Ussakizade Acikalin'in eltisi olur. Atatürk'ün yakın arkadaşlarından eski Büyükelçi Muhittin Mehmet Açıkalın'ın kız kardesidir. Sultan II Abdulhamid'in son mabeyncisi, 31 Mart Vakasina ait yazdığı Fezleke ile bilinen Ali Cevad Bey'in kizidir.", "question": ":Hatice Açıkalın kimin kızıdır?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Sultan II Abdulhamid'in son mabeyncisi, 31 Mart Vakasina ait yazdığı Fezleke ile bilinen Ali Cevad Bey"}}, {"id": "6693", "context": "Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın da mensup olduğu Uşşakizade ailesinden Rukiye Ussakizade Acikalin'in eltisi olur. Atatürk'ün yakın arkadaşlarından eski Büyükelçi Muhittin Mehmet Açıkalın'ın kız kardesidir. Sultan II Abdulhamid'in son mabeyncisi, 31 Mart Vakasina ait yazdığı Fezleke ile bilinen Ali Cevad Bey'in kizidir.", "question": "Hatice Açıkalın kimin kız kardeşidir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Atatürk'ün yakın arkadaşlarından eski Büyükelçi Muhittin Mehmet Açıkalın"}}, {"id": "6694", "context": "İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İç hastalıkları ihtisasını 1930'lu yıllarda Paris'te yaptı. Bu sırada özellikle kalp hastalıkları ile ilgilendi ve bu alanda Türkiye'nin öncülerinden oldu. 1963 yılında kurulan Türk Kardiyoloji Derneği'nin 1 numaralı kurucu üyesi oldu. 1950'li yıllardan, 1974 yılında emekli oluncaya kadar Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinde klinik şefi olarak görev yaptı ve yüzlerce uzman hekim yetiştirdi.", "question": "Hatice Açıkalın hangi hastanelerde klinik şefi olarak görev yaptı?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinde"}}, {"id": "6695", "context": "İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İç hastalıkları ihtisasını 1930'lu yıllarda Paris'te yaptı. Bu sırada özellikle kalp hastalıkları ile ilgilendi ve bu alanda Türkiye'nin öncülerinden oldu. 1963 yılında kurulan Türk Kardiyoloji Derneği'nin 1 numaralı kurucu üyesi oldu. 1950'li yıllardan, 1974 yılında emekli oluncaya kadar Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinde klinik şefi olarak görev yaptı ve yüzlerce uzman hekim yetiştirdi.", "question": "Türk Kardiyoloji Derneği hangi yıl kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "1963"}}, {"id": "6696", "context": "İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İç hastalıkları ihtisasını 1930'lu yıllarda Paris'te yaptı. Bu sırada özellikle kalp hastalıkları ile ilgilendi ve bu alanda Türkiye'nin öncülerinden oldu. 1963 yılında kurulan Türk Kardiyoloji Derneği'nin 1 numaralı kurucu üyesi oldu. 1950'li yıllardan, 1974 yılında emekli oluncaya kadar Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinde klinik şefi olarak görev yaptı ve yüzlerce uzman hekim yetiştirdi.", "question": "Hatice Açıkalın hangi alanda Türkiye'nin öncülerinden oldu?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "kalp hastalıkları"}}, {"id": "6697", "context": "İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İç hastalıkları ihtisasını 1930'lu yıllarda Paris'te yaptı. Bu sırada özellikle kalp hastalıkları ile ilgilendi ve bu alanda Türkiye'nin öncülerinden oldu. 1963 yılında kurulan Türk Kardiyoloji Derneği'nin 1 numaralı kurucu üyesi oldu. 1950'li yıllardan, 1974 yılında emekli oluncaya kadar Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinde klinik şefi olarak görev yaptı ve yüzlerce uzman hekim yetiştirdi.", "question": "Hatice Açıkalın İç hastalıkları ihtisasını hangi şehirde yaptı?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Paris"}}, {"id": "6698", "context": "Yurt içi ve dışındaki çeşitli tıp dergilerinde 100'e yakın bilimsel makalesi yayınlandı. Dr. Oğuz Uşaklıgil ile birlikte Türkiye'de ilk Elektrokardiyografi kitaplarından birini yazarak yayınladı. Emekli olduktan sonra tıbbi ve bilimsel çalışmalarına gönüllü olarak devam etti. 94 yaşında dogdugu ve hayatinin tumunu gecirdigi Istanbul'un Bebek semtinde hayata gözlerini yumdu.", "question": "Hatice Açıkalın Türkiye'de ilk Elektrokardiyografi kitaplarından birini kimle çalışarak yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "Dr. Oğuz Uşaklıgil"}}, {"id": "6699", "context": "Yurt içi ve dışındaki çeşitli tıp dergilerinde 100'e yakın bilimsel makalesi yayınlandı. Dr. Oğuz Uşaklıgil ile birlikte Türkiye'de ilk Elektrokardiyografi kitaplarından birini yazarak yayınladı. Emekli olduktan sonra tıbbi ve bilimsel çalışmalarına gönüllü olarak devam etti. 94 yaşında dogdugu ve hayatinin tumunu gecirdigi Istanbul'un Bebek semtinde hayata gözlerini yumdu.", "question": "Hatice Açıkalın kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "94"}}, {"id": "6700", "context": "Yurt içi ve dışındaki çeşitli tıp dergilerinde 100'e yakın bilimsel makalesi yayınlandı. Dr. Oğuz Uşaklıgil ile birlikte Türkiye'de ilk Elektrokardiyografi kitaplarından birini yazarak yayınladı. Emekli olduktan sonra tıbbi ve bilimsel çalışmalarına gönüllü olarak devam etti. 94 yaşında dogdugu ve hayatinin tumunu gecirdigi Istanbul'un Bebek semtinde hayata gözlerini yumdu.", "question": "Hatice Açıkalın İstanbul'un hangi semtinde vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Bebek"}}, {"id": "6701", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (24 Ağustos 1904, İstanbul - 24 Şubat 1992, İstanbul), Türk hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "24 Şubat 1992"}}, {"id": "6702", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (24 Ağustos 1904, İstanbul - 24 Şubat 1992, İstanbul), Türk hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu hangi ay doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": " Ağustos"}}, {"id": "6703", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (24 Ağustos 1904, İstanbul - 24 Şubat 1992, İstanbul), Türk hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6704", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (24 Ağustos 1904, İstanbul - 24 Şubat 1992, İstanbul), Türk hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Türk hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci"}}, {"id": "6705", "context": "1924 yılında Trabzon Lisesinden, 1928 yılında Ankara Üniversitesi, Adliye Hukuk Mektebi'nden (Hukuk Fakültesi) mezun oldu.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Ankara Üniversitesi'nden hangi yıl mezun omuştur?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "1928"}}, {"id": "6706", "context": "1924 yılında Trabzon Lisesinden, 1928 yılında Ankara Üniversitesi, Adliye Hukuk Mektebi'nden (Hukuk Fakültesi) mezun oldu.", "question": "Adliye Hukuk Mektebi'nin günümüzdeki ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Hukuk Fakültesi"}}, {"id": "6707", "context": "Doktora çalışmasını 1933 yılında İsviçre'de tamamlayan Velidedeoğlu, 1934 yılında İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesine asistan olarak atanmıştır. Aynı yıl doçent, 1942 yılında profesör ve daha sonra da ordinaryus profesör unvanlarını almıştır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu hangi fakülteye asistan olarak atanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Hukuk Fakültesi"}}, {"id": "6708", "context": "Doktora çalışmasını 1933 yılında İsviçre'de tamamlayan Velidedeoğlu, 1934 yılında İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesine asistan olarak atanmıştır. Aynı yıl doçent, 1942 yılında profesör ve daha sonra da ordinaryus profesör unvanlarını almıştır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu kaç yılında doçent unvanını almıştır ?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "1934"}}, {"id": "6709", "context": "Doktora çalışmasını 1933 yılında İsviçre'de tamamlayan Velidedeoğlu, 1934 yılında İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesine asistan olarak atanmıştır. Aynı yıl doçent, 1942 yılında profesör ve daha sonra da ordinaryus profesör unvanlarını almıştır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu doktora çalışmasını hangi ülkede tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "İsviçre"}}, {"id": "6710", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde iki dönem dekan olarak hizmet vermiş (1946-1948 ve 1952-1953) ve 1975 senesinde emekli olmuştur. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 15 Ekim 1961) ile aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği ve kâtipliğini yapmıştır. Araştırma ve röportajları Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmıştır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu kaç senesinde emekli olmuştur ?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "1975"}}, {"id": "6711", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde iki dönem dekan olarak hizmet vermiş (1946-1948 ve 1952-1953) ve 1975 senesinde emekli olmuştur. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 15 Ekim 1961) ile aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği ve kâtipliğini yapmıştır. Araştırma ve röportajları Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmıştır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kaç dönem dekanlık yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 67, "text": " iki dönem"}}, {"id": "6712", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde iki dönem dekan olarak hizmet vermiş (1946-1948 ve 1952-1953) ve 1975 senesinde emekli olmuştur. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 15 Ekim 1961) ile aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği ve kâtipliğini yapmıştır. Araştırma ve röportajları Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmıştır.", "question": "Araştırma ve röportajları hangi gazetelerde yayınlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "Cumhuriyet ve Milliyet"}}, {"id": "6713", "context": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde iki dönem dekan olarak hizmet vermiş (1946-1948 ve 1952-1953) ve 1975 senesinde emekli olmuştur. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 15 Ekim 1961) ile aynı mecliste 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun üyeliği ve kâtipliğini yapmıştır. Araştırma ve röportajları Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmıştır.", "question": "1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun kâtibi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu"}}, {"id": "6714", "context": "Türkiye'nin tanınan birçok hukukçusunun hocası olan Velidedeoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucularından olup aynı zamanda derneğin onursal başkanıdır.", "question": "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu hangi derneğin kurucularındandır ?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Atatürkçü Düşünce Derneği"}}, {"id": "6715", "context": "Hızır Çelebi, 15. yüzyıl Osmanlı alimi.", "question": "Hızır Çelebi hangi yüzyılda yaşamıştır ?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "15. yüzyıl"}}, {"id": "6716", "context": "İstanbul'un fethinden sonra yeni başkentin ilk kadısı olarak tayin edilmiştir. Arap ülkelerine gitmeden Arapça'yı öğrenen Osmanlı âlimlerinden ve aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin kelâm ekolünü devam ettirenlerden biridir. Zamanında Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleriyle de tanınmıştır.", "question": "Hızır Bey hangi dillerde şiirler yazmıştır ?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Arapça, Farsça ve Türkçe"}}, {"id": "6717", "context": "İstanbul'un fethinden sonra yeni başkentin ilk kadısı olarak tayin edilmiştir. Arap ülkelerine gitmeden Arapça'yı öğrenen Osmanlı âlimlerinden ve aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin kelâm ekolünü devam ettirenlerden biridir. Zamanında Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleriyle de tanınmıştır.", "question": "Hangi ekolü takip ettirenlerden birisidir ?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Fahreddin er-Râzî'nin kelâm ekolü"}}, {"id": "6718", "context": "Kaynaklarda ondan \"İkinci İbn Sînâ\", \"ilim dağarcığı\" ve \"ilmin âlemi\" (başlı başına bir ilim dünyası) şeklinde bahsedilir. ", "question": "Kaynaklarda Hızır Çelebiden ne şekilde bahsedilir ?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "\"İkinci İbn Sînâ\", \"ilim dağarcığı\" ve \"ilmin âlemi\" (başlı başına bir ilim dünyası)"}}, {"id": "6719", "context": "Eskişehir’in Sivrihisar kazasında dünyaya geldi. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1407’dir. Asıl adı Şemseddin Ahmed'dir. Babası, Sivrihisar kadısı Hoca Musa Efendi'dir. Kimi kaynaklarda annesinin Nasreddin Hoca'nın kızı olduğu bildirilmiştir ancak bu bilgi şüphelidir.", "question": "Bazı kaynaklarda annesinin kimin kızı olduğu bildirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Nasreddin Hoca"}}, {"id": "6720", "context": "Eskişehir’in Sivrihisar kazasında dünyaya geldi. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1407’dir. Asıl adı Şemseddin Ahmed'dir. Babası, Sivrihisar kadısı Hoca Musa Efendi'dir. Kimi kaynaklarda annesinin Nasreddin Hoca'nın kızı olduğu bildirilmiştir ancak bu bilgi şüphelidir.", "question": "Aynı zamanda Sivrihisar kadısı da olan babasının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "Hoca Musa Efendi"}}, {"id": "6721", "context": "Eskişehir’in Sivrihisar kazasında dünyaya geldi. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1407’dir. Asıl adı Şemseddin Ahmed'dir. Babası, Sivrihisar kadısı Hoca Musa Efendi'dir. Kimi kaynaklarda annesinin Nasreddin Hoca'nın kızı olduğu bildirilmiştir ancak bu bilgi şüphelidir.", "question": "Hızır Çelebi'nin asıl adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Şemseddin Ahmed"}}, {"id": "6722", "context": "İlköğrenimini babasından aldıktan sonra Bursa'ya giderek Molla Yegân'ın öğrencisi oldu. Bu arada hocasının kızı ile evlendi. Öğrenim hayatını tamamladıktan sonra Sivrihisar'daki bir medresede müderris olarak göreve başladı.", "question": "Öğrenim hayatını tamamladıktan sonra müderris olarak atandığı medrese nerededir ?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Sivrihisar"}}, {"id": "6723", "context": "İlköğrenimini babasından aldıktan sonra Bursa'ya giderek Molla Yegân'ın öğrencisi oldu. Bu arada hocasının kızı ile evlendi. Öğrenim hayatını tamamladıktan sonra Sivrihisar'daki bir medresede müderris olarak göreve başladı.", "question": "Hızır Çelebi'nin kızıyla evlendiği hocasının adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 56, "text": " Molla Yegân"}}, {"id": "6724", "context": "Bir rivayete göre Edirne'de II. Mehmed'in huzurunda bir Arap alimiyle yaptığı tartışmada üstün gelince padişah onu Bursa'daki Çelebi Mehmed Medresesi (Sultaniye Medresesi)'ne müderris olarak atamıştır. Bu olayın II. Mehmed'in henüz on iki yaşında iken tahta çıktığı ilk saltanatı sırasında gerçekleştiği düşünülür. Hocazâde Muslihuddin, Hayâlî Ahmed Efendi Alâeddin Arabî, Hatibzâde Muhyiddin, Molla Ayas, Kadızâde Molla Kâsım ve Muarrifzâde tanınmış öğrencilerinden bazılarıdır. Hızır Bey Bursa'dan sonra Edirne'deki Üç Şerefeli Cami Medresesi'nde ders vermiş ve Yanbolu kadılığı da yapmıştır.", "question": "Hızır Bey Bursa'dan sonra Edirne'deki hangi kurumda ders vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 518, "text": "Üç Şerefeli Cami Medresesi"}}, {"id": "6725", "context": "Bir rivayete göre Edirne'de II. Mehmed'in huzurunda bir Arap alimiyle yaptığı tartışmada üstün gelince padişah onu Bursa'daki Çelebi Mehmed Medresesi (Sultaniye Medresesi)'ne müderris olarak atamıştır. Bu olayın II. Mehmed'in henüz on iki yaşında iken tahta çıktığı ilk saltanatı sırasında gerçekleştiği düşünülür. Hocazâde Muslihuddin, Hayâlî Ahmed Efendi Alâeddin Arabî, Hatibzâde Muhyiddin, Molla Ayas, Kadızâde Molla Kâsım ve Muarrifzâde tanınmış öğrencilerinden bazılarıdır. Hızır Bey Bursa'dan sonra Edirne'deki Üç Şerefeli Cami Medresesi'nde ders vermiş ve Yanbolu kadılığı da yapmıştır.", "question": "Bir Arap alimi ile yaptığı tartışma sonucunda padişahın beğenisini kazarak müderris olarak atandığı medresenin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Çelebi Mehmed Medresesi "}}, {"id": "6726", "context": "İstanbul'un fethinden hemen sonra yeni başkente kadı olarak tayin edildi. İstanbul kadılığı sırasında adliye, belediye, emniyet ve imar hizmetlerinde önemli düzenlemelerde bulundu. Bu görevde iken hayatını kaybetti.", "question": "Hızır Bey hangi görevde iken hayatını kaybetti ?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "kadı"}}, {"id": "6727", "context": "Naaşı kendisinin yaptırdığı Hacı Kadın Camii haziresinde yer bulunmadığı için kızı tarafından Voynuk Şucaeddin Camii haziresine defnettirilmiştir. Cami 1957'de yıktırılmış ancak haziresinin etrafı çevrilerek Unkapanı'nda İMÇ Blokları arasında bir avlu ortasında korunmuştur.\r\n", "question": "Hızır Bey'in naaşı kızı tarafından nereye defnettirilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Voynuk Şucaeddin Camii haziresine"}}, {"id": "6728", "context": "Adı, İstanbul'un Kadıköy ilçesinde dolaylı olarak yaşamaktadır. İlçeye bu ad, Hızır Bey'e arpalık olarak tahsis edilmesi dolayısıyla verilmiştir. İstanbul Unkapanı'nda da Hızır Bey'in adını taşıyan bir mahalle ve bir mescidinin olduğu bilinmektedir.", "question": "İstanbul Unkapanı'nda Hızır Bey'in adını taşıyan neler vardır?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "bir mahalle ve bir mescid"}}, {"id": "6729", "context": "Hızır Bey'in üç oğlu ve iki kızı olmuştur. Oğulları Yâkub Paşa, Müftü Ahmed Paşa ve Tazarru‘nâme (Yakarışlar Kitabı) adlı ünlü eserin sahibi Sinan Paşa dönemlerinin ünlü ilim adamları arasına girmiştir. Kızları Hacı Kadın ve Fahrünnisâ Hatun ise yardım severlikleriyle tanınmışlardır.", "question": "Hızır Bey'in hangi oğlu Tazarru‘nâme isimli eseri vermiştir ?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "Sinan Paşa "}}, {"id": "6730", "context": "== Eserleri ==\r\nEl-Kasîdetü'n-Nûniyye. Eser, Cevâhiru'l-Akâid olarak da adlandırılır. Mâtürîdî anlayışa göre yazılmış, yüz beş beyittten olulşan Arapça bir manzumedir. Hızır Çelebi'nin en meşhur eseridir. \r\nUcâletü Leyleten ev Leyleteyni. Fatih’in isteği üzerine kaleme alınmış bir Arapça kasidedir. Kasîde-i Nûniyye' olarak da bilinir. Her iki kaside de nûniyye tarzında yazıldığı ve bu isimle anıldığı için bazen karıştırılmışlardır.\r\nMetâliu'l-Envâr Tercümesi. Kadı Sirâceddin el-Urmevî'ye ait bir mantık kitabı olan Metâliu'l-Envarı Farsça tercümesidir. Fatih'in emri ile tercüm edilmiştir.\r\nTefsîr-i Yasin-i Şerif. Yasin Suresi'nin Türkçe tefsiridir. \r\nKasîde-i Taiyye. Müstezat tarzında kaleme alınan bir kasidedir.\r\nHavaşi alâ Haşiyeti'l-Keşşaf ve li'l-Teftazanî. \r\nHâşiye alâ Şerhi'l-Tecrîdi'l-Akâid. \r\nTuhfe-i Sultan Murad Han. Fatih'in babası II. Murad'a ithaf edilen Farsça bir risaledir.\r\n\r\nBu eserlerin dışında Hızır Bey’in dağınık halde bulunan Türkçe ve Farsça şiirleri vardır.", "question": "Hızır Çelebi'nin en meşhur eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "El-Kasîdetü'n-Nûniyye"}}, {"id": "6731", "context": "== Eserleri ==\r\nEl-Kasîdetü'n-Nûniyye. Eser, Cevâhiru'l-Akâid olarak da adlandırılır. Mâtürîdî anlayışa göre yazılmış, yüz beş beyittten olulşan Arapça bir manzumedir. Hızır Çelebi'nin en meşhur eseridir. \r\nUcâletü Leyleten ev Leyleteyni. Fatih’in isteği üzerine kaleme alınmış bir Arapça kasidedir. Kasîde-i Nûniyye' olarak da bilinir. Her iki kaside de nûniyye tarzında yazıldığı ve bu isimle anıldığı için bazen karıştırılmışlardır.\r\nMetâliu'l-Envâr Tercümesi. Kadı Sirâceddin el-Urmevî'ye ait bir mantık kitabı olan Metâliu'l-Envarı Farsça tercümesidir. Fatih'in emri ile tercüm edilmiştir.\r\nTefsîr-i Yasin-i Şerif. Yasin Suresi'nin Türkçe tefsiridir. \r\nKasîde-i Taiyye. Müstezat tarzında kaleme alınan bir kasidedir.\r\nHavaşi alâ Haşiyeti'l-Keşşaf ve li'l-Teftazanî. \r\nHâşiye alâ Şerhi'l-Tecrîdi'l-Akâid. \r\nTuhfe-i Sultan Murad Han. Fatih'in babası II. Murad'a ithaf edilen Farsça bir risaledir.\r\n\r\nBu eserlerin dışında Hızır Bey’in dağınık halde bulunan Türkçe ve Farsça şiirleri vardır.", "question": "El-Kasîdetü'n-Nûniyye hangi anlayışa göre yazılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Mâtürîdî"}}, {"id": "6732", "context": "Hoca İshak Efendi, Mühendishane-i Berr-i Hümayun hocalarındandır. 1815 yılında hoca olmuştur. Döneminde mühendishanede pek çok yenilik gerçekleştirildi. Matematik dalında bilgiliydi. 1834 yılında Süveyş'te öldü. Mühendishane-i Berr-i Hümayun öğrencileri ve hocaları okulun üst kısmındaki kabristana onun ansına bir taş dikmişler ve hocalarını anmışlardır.", "question": "Öğrencileri Hoca İshak Efendi'nin anısına diktikleri taşı nereye dikmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "okulun üst kısmındaki kabristana"}}, {"id": "6733", "context": "Hoca İshak Efendi, Mühendishane-i Berr-i Hümayun hocalarındandır. 1815 yılında hoca olmuştur. Döneminde mühendishanede pek çok yenilik gerçekleştirildi. Matematik dalında bilgiliydi. 1834 yılında Süveyş'te öldü. Mühendishane-i Berr-i Hümayun öğrencileri ve hocaları okulun üst kısmındaki kabristana onun ansına bir taş dikmişler ve hocalarını anmışlardır.", "question": "Hoca İshak Efendi nerede ölmüştür ?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Süveyş"}}, {"id": "6734", "context": "Hoca İshak Efendi, Mühendishane-i Berr-i Hümayun hocalarındandır. 1815 yılında hoca olmuştur. Döneminde mühendishanede pek çok yenilik gerçekleştirildi. Matematik dalında bilgiliydi. 1834 yılında Süveyş'te öldü. Mühendishane-i Berr-i Hümayun öğrencileri ve hocaları okulun üst kısmındaki kabristana onun ansına bir taş dikmişler ve hocalarını anmışlardır.", "question": "Hoca İshak Efendi nerede hocalık yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Mühendishane-i Berr-i Hümayun"}}, {"id": "6735", "context": "Mühendishane-i Berr-i Hümayun'da öğrenim gören Hoca İshak Efendi çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş ce 1830 yılı sonlarında bu kuruma başhoca olarak atanmıştır. En önemli eseri Mecmua-i Ulum-Riyaziyye (Matematiksel Bilimler Seçkisi) adını taşır. Mühendishane'de okutulan derslerin hemen hemen tümünü kapsayan ansiklopedik nitelikteki bu eserin, yaklaşık 45-50 yıl önce yayınlanmış olan Fransızca kaynaklardan derlendiği anlaşılmaktadır.", "question": "Mecmua-i Ulum-Riyaziyye hangi dildeki kaynaklardan derlenmiştir ?", "answers": {"answer_start": 388, "text": "Fransızca"}}, {"id": "6736", "context": "Mühendishane-i Berr-i Hümayun'da öğrenim gören Hoca İshak Efendi çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş ce 1830 yılı sonlarında bu kuruma başhoca olarak atanmıştır. En önemli eseri Mecmua-i Ulum-Riyaziyye (Matematiksel Bilimler Seçkisi) adını taşır. Mühendishane'de okutulan derslerin hemen hemen tümünü kapsayan ansiklopedik nitelikteki bu eserin, yaklaşık 45-50 yıl önce yayınlanmış olan Fransızca kaynaklardan derlendiği anlaşılmaktadır.", "question": "Hoca İshak Efendi'nin en önemli eserinin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Mecmua-i Ulum-Riyaziyye"}}, {"id": "6737", "context": "Mühendishane-i Berr-i Hümayun'da öğrenim gören Hoca İshak Efendi çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş ce 1830 yılı sonlarında bu kuruma başhoca olarak atanmıştır. En önemli eseri Mecmua-i Ulum-Riyaziyye (Matematiksel Bilimler Seçkisi) adını taşır. Mühendishane'de okutulan derslerin hemen hemen tümünü kapsayan ansiklopedik nitelikteki bu eserin, yaklaşık 45-50 yıl önce yayınlanmış olan Fransızca kaynaklardan derlendiği anlaşılmaktadır.", "question": "Hoca İshak Efendi kaç yılında başhoca olarak atanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "1830"}}, {"id": "6738", "context": "Tuhfei Hattatin, Devhatül Meşayih, Mecelletün Nisab, Istılahatül Şiriyye, Şerhi Divanı Ali, Mektubatı kutsiye, Süruruttalibin, Şerhi ibarat, Risalei tarikatı nakşibendiye, Risalei Melamiye, Meşayihnamei İslam, Hülasatül Hediye, Durubı Emsal gibi eserleri vardır. Müderris babasından ders almış, hayatında resmi görev kabul etmeden yaşamıştır.", "question": "Süleyman Sadeddin Efendi'nin babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Müderris"}}, {"id": "6739", "context": "Hoca Tahsin Efendi veya Hoca Hasan Tahsin (7 Nisan 1811, Yanya - 3 Temmuz 1881), son dönem Osmanlı astronomi bilgini ve düşünür.", "question": "Hoca Tahsin Efendi hangi isimle de bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Hoca Hasan Tahsin"}}, {"id": "6740", "context": "Hoca Tahsin Efendi veya Hoca Hasan Tahsin (7 Nisan 1811, Yanya - 3 Temmuz 1881), son dönem Osmanlı astronomi bilgini ve düşünür.", "question": "Hoca Tahsin Efendi hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "7 Nisan 1811"}}, {"id": "6741", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Hoca Tahsin batı bilimlerini kime tanıtmak istemiştir?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "Osmanlı halkına"}}, {"id": "6742", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Hoca Tahsin ne tür suçlamalarla karşılaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 517, "text": "insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek"}}, {"id": "6743", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Darülfünun hangi yılda kuruldu?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "1870’de"}}, {"id": "6744", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Bursla Paris'e gönderilen diğer kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Selim Sabit Efendi"}}, {"id": "6745", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Hoca Tahsin Efendi bursla nereye gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Paris’e "}}, {"id": "6746", "context": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak Darülfünun’da görev almak için bursla Paris’e gönderilen iki kişiden biridir (diğeri Selim Sabit Efendi). Özellikle Modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf etti ve bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme aldı. 1870’de kurulan Darülfünun’un ilk “rektörü” oldu. Ancak bir sene sonra görevden alındı, ertesi sene de kurum kapatıldı. Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek gibi suçlamalarla karşılaşmıştır.", "question": "Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ilk üniversite olarak kurulacak olan üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Darülfünun"}}, {"id": "6747", "context": "1811’de Yanya ilinin Çamlık bölgesinde Filat ilçesinin Ninat köyünde dünyaya geldi. Müderris ve müftü Osman Efendi'nin oğludur. İlköğrenimini babasından aldı. Aile, İstanbul'a göç ettikten sonra öğrenimine İstanbul'da devam etti.", "question": "Hoca Tahsin Efendi hangi köyde dünyaya gelmiştir ?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Ninat"}}, {"id": "6748", "context": "1811’de Yanya ilinin Çamlık bölgesinde Filat ilçesinin Ninat köyünde dünyaya geldi. Müderris ve müftü Osman Efendi'nin oğludur. İlköğrenimini babasından aldı. Aile, İstanbul'a göç ettikten sonra öğrenimine İstanbul'da devam etti.", "question": "Hoca Tahsin Efendi'nin babasının mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Müderris ve müftü"}}, {"id": "6749", "context": "Medrese öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, kurulması düşünülen Darülfünun adlı Avrupa tarzı yüksek öğrenim kurumunda doğa bilimleri ve matematik dersleri vermek için yetiştirilmek ve Paris’teki Mekteb-i Osmani adlı kurumda görev yapmak üzere 1857’de Selim Sabit Efendi ile birlikte Paris’e gönderildi. Pozitif bilimler alanında tahsil gördü.", "question": "Paris'te hangi kurumda görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 202, "text": " Mekteb-i Osmani "}}, {"id": "6750", "context": "Medrese öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, kurulması düşünülen Darülfünun adlı Avrupa tarzı yüksek öğrenim kurumunda doğa bilimleri ve matematik dersleri vermek için yetiştirilmek ve Paris’teki Mekteb-i Osmani adlı kurumda görev yapmak üzere 1857’de Selim Sabit Efendi ile birlikte Paris’e gönderildi. Pozitif bilimler alanında tahsil gördü.", "question": "Paris'te hangi alanda tahsil gördü ?", "answers": {"answer_start": 311, "text": "Pozitif bilimler alanında"}}, {"id": "6751", "context": "Medrese öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, kurulması düşünülen Darülfünun adlı Avrupa tarzı yüksek öğrenim kurumunda doğa bilimleri ve matematik dersleri vermek için yetiştirilmek ve Paris’teki Mekteb-i Osmani adlı kurumda görev yapmak üzere 1857’de Selim Sabit Efendi ile birlikte Paris’e gönderildi. Pozitif bilimler alanında tahsil gördü.", "question": "Hoca Tahsin Efendi Paris'e kiminle beraber gönderildi?", "answers": {"answer_start": 259, "text": "Selim Sabit Efendi ile birlikte"}}, {"id": "6752", "context": "\r\n1861’de Paris’ten döndükten sonra 1862 yılında Abdülhak Hamid Bey ve ağabeyi Abdülhalik Nasuhi Bey ile birlikte tekrar Paris’e gidip sefaret imamı olarak görev yaptı. Bu sürede materyalist felsefe ile ilgilendi, kuşkucu düşünürler ile görüştü. Bu dönemde sarığını çıkarak hasır bir şapka giymeye basladı. Bu nedenle de “Mösyö Tahsin” ya da “Gavur Tahsin” olarak tanındı. Paris kafelerine, özellikle Café Vachette adıyla ünlü, sanatçıların ve kültür çevresinin uğrak yeri olan kafeye sıkça gitmeye basladı. 1867 ilkbaharında Paris’e gelen Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar ile dostluk kurdu.", "question": "1867'de hangi grup ile dostluk kurdu?", "answers": {"answer_start": 555, "text": "Yeni Osmanlılar"}}, {"id": "6753", "context": "\r\n1861’de Paris’ten döndükten sonra 1862 yılında Abdülhak Hamid Bey ve ağabeyi Abdülhalik Nasuhi Bey ile birlikte tekrar Paris’e gidip sefaret imamı olarak görev yaptı. Bu sürede materyalist felsefe ile ilgilendi, kuşkucu düşünürler ile görüştü. Bu dönemde sarığını çıkarak hasır bir şapka giymeye basladı. Bu nedenle de “Mösyö Tahsin” ya da “Gavur Tahsin” olarak tanındı. Paris kafelerine, özellikle Café Vachette adıyla ünlü, sanatçıların ve kültür çevresinin uğrak yeri olan kafeye sıkça gitmeye basladı. 1867 ilkbaharında Paris’e gelen Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar ile dostluk kurdu.", "question": "Paris'te özellikle hangi kafeye sıklıkla gitmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 401, "text": "Café Vachette"}}, {"id": "6754", "context": "\r\n1861’de Paris’ten döndükten sonra 1862 yılında Abdülhak Hamid Bey ve ağabeyi Abdülhalik Nasuhi Bey ile birlikte tekrar Paris’e gidip sefaret imamı olarak görev yaptı. Bu sürede materyalist felsefe ile ilgilendi, kuşkucu düşünürler ile görüştü. Bu dönemde sarığını çıkarak hasır bir şapka giymeye basladı. Bu nedenle de “Mösyö Tahsin” ya da “Gavur Tahsin” olarak tanındı. Paris kafelerine, özellikle Café Vachette adıyla ünlü, sanatçıların ve kültür çevresinin uğrak yeri olan kafeye sıkça gitmeye basladı. 1867 ilkbaharında Paris’e gelen Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar ile dostluk kurdu.", "question": "Abdülhak Hamid Bey ile Paris'e gittiğinde ne olarak görev yaptı ?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "sefaret imamı"}}, {"id": "6755", "context": "\r\n1861’de Paris’ten döndükten sonra 1862 yılında Abdülhak Hamid Bey ve ağabeyi Abdülhalik Nasuhi Bey ile birlikte tekrar Paris’e gidip sefaret imamı olarak görev yaptı. Bu sürede materyalist felsefe ile ilgilendi, kuşkucu düşünürler ile görüştü. Bu dönemde sarığını çıkarak hasır bir şapka giymeye basladı. Bu nedenle de “Mösyö Tahsin” ya da “Gavur Tahsin” olarak tanındı. Paris kafelerine, özellikle Café Vachette adıyla ünlü, sanatçıların ve kültür çevresinin uğrak yeri olan kafeye sıkça gitmeye basladı. 1867 ilkbaharında Paris’e gelen Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar ile dostluk kurdu.", "question": "Sarığını çıkararak hasır şapka giymesiyle ne olarak tanındı?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "“Mösyö Tahsin” ya da “Gavur Tahsin”"}}, {"id": "6756", "context": "1868’de eski sadrazamlardan Keçecizade Fuad Paşa, hava değişimi için bulunduğu Nice şehrinde iken hayatını kaybedince onun cenazesini alarak İstanbul’a döndü.", "question": "Eski sadrazamlardan Keçecizade Fuad Paşa hangi şehirde hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Nice"}}, {"id": "6757", "context": "Ma‘ârif Nâzırı Mehmed Esad Saffet Paşa tarafından 8 Kasım 1869’da kuruluş aşamasında olan Darülfünun’ a müdür olarak atandı. Bilimsel toplantılar yaparak çağdaş bilimleri Türk halkına tanıtmaya çalıştı. Görevi bir yıl sürdü. Ertesi sene Ramazan ayında yapılan halka açık konferansların birinde o sırada İstanbul’da bulunan tanınmış İslam düşünürlerinden Cemaleddin Afgani, peygamberliğin bir yönetim sanatı, tekniği olduğunu söyleyince olaylar çıkmış; 5 Aralık 1870’de Hoca Tahsin Efendi’nin “Terakkiyyât-ı ‘Ulûm” başlıklı konuşması da ulema tarafından İslamiyet’e uygun bulunmamıştı. Bu olaylar sonucu Afgani İstanbul’dan uzaklaştırıldı, Tahsin Efendi Darülfünun’daki görevinden alındı. Okulda eğitim bir yıl daha sürebildi ancak 1872’de tatil edildi ve 1900'e kadar kapalı kaldı.", "question": "Kim peygamberliğin bir yönetim sanatı, tekniği olduğunu söyleyince olaylar çıkmış ve bu kişi İstanbul'dan uzaklaştırılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Cemaleddin Afgani"}}, {"id": "6758", "context": "Ma‘ârif Nâzırı Mehmed Esad Saffet Paşa tarafından 8 Kasım 1869’da kuruluş aşamasında olan Darülfünun’ a müdür olarak atandı. Bilimsel toplantılar yaparak çağdaş bilimleri Türk halkına tanıtmaya çalıştı. Görevi bir yıl sürdü. Ertesi sene Ramazan ayında yapılan halka açık konferansların birinde o sırada İstanbul’da bulunan tanınmış İslam düşünürlerinden Cemaleddin Afgani, peygamberliğin bir yönetim sanatı, tekniği olduğunu söyleyince olaylar çıkmış; 5 Aralık 1870’de Hoca Tahsin Efendi’nin “Terakkiyyât-ı ‘Ulûm” başlıklı konuşması da ulema tarafından İslamiyet’e uygun bulunmamıştı. Bu olaylar sonucu Afgani İstanbul’dan uzaklaştırıldı, Tahsin Efendi Darülfünun’daki görevinden alındı. Okulda eğitim bir yıl daha sürebildi ancak 1872’de tatil edildi ve 1900'e kadar kapalı kaldı.", "question": "Darülfünun kaç senesine kadar kapalı kaldı? ", "answers": {"answer_start": 755, "text": "1900"}}, {"id": "6759", "context": "Ma‘ârif Nâzırı Mehmed Esad Saffet Paşa tarafından 8 Kasım 1869’da kuruluş aşamasında olan Darülfünun’ a müdür olarak atandı. Bilimsel toplantılar yaparak çağdaş bilimleri Türk halkına tanıtmaya çalıştı. Görevi bir yıl sürdü. Ertesi sene Ramazan ayında yapılan halka açık konferansların birinde o sırada İstanbul’da bulunan tanınmış İslam düşünürlerinden Cemaleddin Afgani, peygamberliğin bir yönetim sanatı, tekniği olduğunu söyleyince olaylar çıkmış; 5 Aralık 1870’de Hoca Tahsin Efendi’nin “Terakkiyyât-ı ‘Ulûm” başlıklı konuşması da ulema tarafından İslamiyet’e uygun bulunmamıştı. Bu olaylar sonucu Afgani İstanbul’dan uzaklaştırıldı, Tahsin Efendi Darülfünun’daki görevinden alındı. Okulda eğitim bir yıl daha sürebildi ancak 1872’de tatil edildi ve 1900'e kadar kapalı kaldı.", "question": "Hoca Tahsin Efendi'nin hangi konuşması ulema tarafından İslamiyet'e uygun bulunmamıştır ?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "“Terakkiyyât-ı ‘Ulûm” başlıklı konuşması"}}, {"id": "6760", "context": "Hoca Tahsin Efendi, Darülfünun’dan uzaklaştırılınca İstanbul’da Tersane Emini Yûsuf Efendi’nin Sıbyan Mektebi’ne çekildi ve kendini bilimsel çalışmalarına verdi. Etrafına topladığı kişilerin aklını çelmek ve inançlarını bozmak suçlamasıyla hakında soruşturma açıldı. Saffet Paşa’nın yardımları ile bu sorundan kurtulabildi.", "question": "Hoca Tahsin Efendi kimin yardımları ile soruşturmalardan kurtulabildi?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "Saffet Paşa"}}, {"id": "6761", "context": "Hoca Tahsin Efendi, Darülfünun’dan uzaklaştırılınca İstanbul’da Tersane Emini Yûsuf Efendi’nin Sıbyan Mektebi’ne çekildi ve kendini bilimsel çalışmalarına verdi. Etrafına topladığı kişilerin aklını çelmek ve inançlarını bozmak suçlamasıyla hakında soruşturma açıldı. Saffet Paşa’nın yardımları ile bu sorundan kurtulabildi.", "question": "Hoca Tahsin Efendi hakkında hangi suçlamalarla soruşturma açıldı ?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "Etrafına topladığı kişilerin aklını çelmek ve inançlarını bozmak"}}, {"id": "6762", "context": "Hoca Tahsin Efendi, Darülfünun’dan uzaklaştırılınca İstanbul’da Tersane Emini Yûsuf Efendi’nin Sıbyan Mektebi’ne çekildi ve kendini bilimsel çalışmalarına verdi. Etrafına topladığı kişilerin aklını çelmek ve inançlarını bozmak suçlamasıyla hakında soruşturma açıldı. Saffet Paşa’nın yardımları ile bu sorundan kurtulabildi.", "question": "Hoca Tahsin Efendi Darülfünun'dan uzaklaştırılınca nereye çekildi ?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Sıbyan Mektebi’ne"}}, {"id": "6763", "context": "1870’li yılların başında “Memâlik-i İslâmiyye Coğrafya Cemiyeti”’ni kurdu ve dönemin önde gelen devlet ve düşünce adamlarından Münîf Paşa’nın yardımıyla bir ara kütüphaneler müfettişliğine getirildi. 1878’de Darülmuallimin’e öğretmen olarak atandı. 1879’da bir bilim derneği kurdu ve batı bilimlerinin yurt içinde tanınması için çaba harcadı. 1879’dan itibaren yayınladığı “Mecmû‘a-i ‘Ulûm” adlı dergide çeşitli makaleler yayınladı.", "question": "Hoca Tahsin Efendi bilim derneğini hangi yılda kurdu ?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "1879"}}, {"id": "6764", "context": "1870’li yılların başında “Memâlik-i İslâmiyye Coğrafya Cemiyeti”’ni kurdu ve dönemin önde gelen devlet ve düşünce adamlarından Münîf Paşa’nın yardımıyla bir ara kütüphaneler müfettişliğine getirildi. 1878’de Darülmuallimin’e öğretmen olarak atandı. 1879’da bir bilim derneği kurdu ve batı bilimlerinin yurt içinde tanınması için çaba harcadı. 1879’dan itibaren yayınladığı “Mecmû‘a-i ‘Ulûm” adlı dergide çeşitli makaleler yayınladı.", "question": "1879 yılından itibaren hangi dergiyi yayınlamaya başladı ?", "answers": {"answer_start": 373, "text": "“Mecmû‘a-i ‘Ulûm”"}}, {"id": "6765", "context": "1870’li yılların başında “Memâlik-i İslâmiyye Coğrafya Cemiyeti”’ni kurdu ve dönemin önde gelen devlet ve düşünce adamlarından Münîf Paşa’nın yardımıyla bir ara kütüphaneler müfettişliğine getirildi. 1878’de Darülmuallimin’e öğretmen olarak atandı. 1879’da bir bilim derneği kurdu ve batı bilimlerinin yurt içinde tanınması için çaba harcadı. 1879’dan itibaren yayınladığı “Mecmû‘a-i ‘Ulûm” adlı dergide çeşitli makaleler yayınladı.", "question": "Hoca Tahsin Efendi kimin yardımıyla kütüphaneler müfettişliğine getirildi?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Münîf Paşa"}}, {"id": "6766", "context": "1870’li yılların başında “Memâlik-i İslâmiyye Coğrafya Cemiyeti”’ni kurdu ve dönemin önde gelen devlet ve düşünce adamlarından Münîf Paşa’nın yardımıyla bir ara kütüphaneler müfettişliğine getirildi. 1878’de Darülmuallimin’e öğretmen olarak atandı. 1879’da bir bilim derneği kurdu ve batı bilimlerinin yurt içinde tanınması için çaba harcadı. 1879’dan itibaren yayınladığı “Mecmû‘a-i ‘Ulûm” adlı dergide çeşitli makaleler yayınladı.", "question": "Hoca Tahsin Efendi'nin 1870'li yılların başında kurduğu cemiyetin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "“Memâlik-i İslâmiyye Coğrafya Cemiyeti”"}}, {"id": "6767", "context": "Hiç evlenmedi, yalnız yaşadı. Sağlığı bozulunca Münif Paşa’nın Erenköy’deki köşküne yerleşen Hoca Tahsin Efendi 3 Temmuz 1881’de hayatını kaybetti ve Sahray-ı Cedit Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Hoca Tahsin Efendi'nin sağlığı bozulunca Erenköy'de köşküne yerleştiği kişi kimdir ?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Münif Paşa"}}, {"id": "6768", "context": "Hiç evlenmedi, yalnız yaşadı. Sağlığı bozulunca Münif Paşa’nın Erenköy’deki köşküne yerleşen Hoca Tahsin Efendi 3 Temmuz 1881’de hayatını kaybetti ve Sahray-ı Cedit Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Hoca Tahsin Efendi'nin mezarı hangi mezarlıktadır ?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "Sahray-ı Cedit Mezarlığı"}}, {"id": "6769", "context": "Hoca Tahsin’in ölüm haberini alan şair Abdülhak Hamit, onun için 150 mısralık bir mersiye yazdı; şiir Şemsettin Sami’nin çıkardığı \"Hafta\" dergisinde yayınlandı \r\nŞemsettin Sami’nin kardeşi ozan Naim Fraşeri, onun için bir ağıt yaktı.", "question": "Hoca Tahsin'in ölümü üzerine kim mersiye yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "şair Abdülhak Hamit"}}, {"id": "6770", "context": "Hoca Tahsin’in ölüm haberini alan şair Abdülhak Hamit, onun için 150 mısralık bir mersiye yazdı; şiir Şemsettin Sami’nin çıkardığı \"Hafta\" dergisinde yayınlandı \r\nŞemsettin Sami’nin kardeşi ozan Naim Fraşeri, onun için bir ağıt yaktı.", "question": "Şemsettin Sami'nin çıkardığı derginin adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "Hafta"}}, {"id": "6771", "context": "Hoca Tahsin’in ölüm haberini alan şair Abdülhak Hamit, onun için 150 mısralık bir mersiye yazdı; şiir Şemsettin Sami’nin çıkardığı \"Hafta\" dergisinde yayınlandı \r\nŞemsettin Sami’nin kardeşi ozan Naim Fraşeri, onun için bir ağıt yaktı.", "question": "Hoca Tahsin'in ölümü üzerine kim ağıt yakmıştır ?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Şemsettin Sami’nin kardeşi ozan Naim Fraşeri"}}, {"id": "6772", "context": "Târîh-i Tekvîn yâhûd Hilkat (Yaratılış Tarihi) adlı eseri öğrencisi Nâdirî Fevzî’nin gayretleriyle 1893 yılında İstanbul’da yayımlanmıştır.", "question": "Yaratılış Tarihi adlı eseri hangi öğrencisinin gayreti ile yayımlanmıştır ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Nâdirî Fevzî"}}, {"id": "6773", "context": "== Hakkında yayımlanmış çalışmalar ==\r\n\"Çağdaş Astronominin Türkiye'ye Girişinde Hoca Tahsin'in Rolü\", Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji, Editör: Yavuz Unat, Nobel Yayınevi, Ankara 2010, s. 509-532.\r\n\"Hoca Tahsin, Astronominin Esasları\" (Günümüz Türkçesine aktaran: Yavuz Unat), Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji, Editör: Yavuz Unat Nobel Yayınevi, Ankara 2010, s. 533-583.", "question": "Çağdaş Astronominin Türkiye'ye Girişinde Hoca Tahsin'in Rolü isimli çalışmanın editörü kimdir ?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Yavuz Unat"}}, {"id": "6774", "context": "Ünlü Alman patolojicisi Prof. onun için : \" Behçet dünya çapında ünlü bir bilim insanı ama Türkiye'de değil. \" demiş ve eklemiştir: \" o her zaman yurtdışında buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye'de bulamıyorsunuz. \"", "question": "Behçet nerede ünlü değildir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Türkiye'de"}}, {"id": "6775", "context": "Ünlü Alman patolojicisi Prof. onun için : \" Behçet dünya çapında ünlü bir bilim insanı ama Türkiye'de değil. \" demiş ve eklemiştir: \" o her zaman yurtdışında buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye'de bulamıyorsunuz. \"", "question": "Hulusi Behçet hakkında konuşan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ünlü Alman patolojicisi Prof."}}, {"id": "6776", "context": "Behçet, yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınladı.", "question": "Behçet, neden çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için"}}, {"id": "6777", "context": "Behçet, yeni kuşakların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçeye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınladı.", "question": "Behçet, neden uluslararası derlemelerde özgün olgu sunuları yayınladı?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için"}}, {"id": "6778", "context": "Hulusi Behçet (20 Şubat 1889 - 8 Mart 1948, İstanbul), Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Hulusi Behçet kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "1889 "}}, {"id": "6779", "context": "Hulusi Behçet (20 Şubat 1889 - 8 Mart 1948, İstanbul), Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.", "question": "Hulusi Behçet hangi alanda uzmandır ?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "dermatoloji uzmanı"}}, {"id": "6780", "context": "1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur.", "question": "Hulusi Behçet hangi hastalığı ilk tarif eden kişidir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": "Behçet hastalığını"}}, {"id": "6781", "context": "1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim insanı olmuştur.", "question": "Kan damar enflamasyonunun diğer adı nedir ?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "vaskülit"}}, {"id": "6782", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet annesini ne zaman kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "çok genç yaşta"}}, {"id": "6783", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet tıp eğitimini nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde"}}, {"id": "6784", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet hangi yabancı dilleri öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Fransızca, Almanca ve Latince"}}, {"id": "6785", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "ilk öğrenimini Şam'da tamamlamasının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Babasının Şam'daki işleri"}}, {"id": "6786", "context": "Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam'daki işleri sebebiyle ilk öğremini o dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan Şam'da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp öğrenimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti'nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910'daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.", "question": "Hulusi Behçet kim tarafından yetiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "büyükannesi "}}, {"id": "6787", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Savaştan sonra tıbbi bilgisini geliştirmek üzere nerelere gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e"}}, {"id": "6788", "context": "I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte'ye sonra da Berlin'e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.", "question": "Hulusi Behçet Birinci Dünya Savaşı sırasında nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "Edirne'deki askerî hastanede"}}, {"id": "6789", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Vakıf Gureba Hastane'sindeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "profesörlük "}}, {"id": "6790", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastanesinden sonra hangi hastaneye geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Vakıf Gureba Hastanesi'ne"}}, {"id": "6791", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi'ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.", "question": "Türkiye'ye döndükten sonra hangi hastanede başhekim olmuştur?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane'sinde"}}, {"id": "6792", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.", "question": "Hulusi Behçet'in Refika Davaz ile evliliğinden kaç çocuğu olmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "bir "}}, {"id": "6793", "context": "1923'te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.", "question": "Refika Davaz kimdir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "meşhur bir diplomatın kızı"}}, {"id": "6794", "context": "1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim insanı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye özgün makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.", "question": "Hulusi Behçet mesleğinin ilk yıllarından itibaren hani konuda üretken bir bilim insanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "dermatoloji konusunda"}}, {"id": "6795", "context": "1933'de eski Dar-ül Funun'dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi'nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim insanı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye özgün makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.", "question": "Türk akademisinde profesör unvanı alan ilk kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Hulusi Behçet"}}, {"id": "6796", "context": "\r\n1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Behçet'in yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı ne ile ilgiliydi?", "answers": {"answer_start": 497, "text": "parazitoz"}}, {"id": "6797", "context": "\r\n1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Leishmaniasis hastalığınınn tedavisinde hangi yöntem başarılı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "diathermi"}}, {"id": "6798", "context": "\r\n1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "1923'te üzerinde çalışmaya başladığı hastalığın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "Leishmaniasis (Oriental sore)"}}, {"id": "6799", "context": "\r\n1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Behçet, hangi konularda birden fazla uluslararası makale yayınladı?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri"}}, {"id": "6800", "context": "\r\n1922'den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923'ten itibaren Dr. Behçet'in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen \"çivi belirtisini\" ilk defa tanımladı. Yayınlanmış yapıtlarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki \"gale cereal - uyuz?\" etkenlerini tanımladı.", "question": "Behçet 1922'den itibaren hangi hastalık hakkında çalışmalar yaptı?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "frengi"}}, {"id": "6801", "context": "O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki \"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet hangi yılda dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "1924'te"}}, {"id": "6802", "context": "O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924'te Türkiye'deki \"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\" isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.", "question": "Hulusi Behçet'in sorumlusu olduğu derginin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "\"Turkish Archives of Dermatology and Syphilology\""}}, {"id": "6803", "context": "=== Bazı monografileri ===\r\nBehçet H, Hodara M. Etude histologique expérimentale sur le sublimé appliqué sur la peau normale. Monografi, 55 sh., Keçecian Matb., İstanbul, 1921. \r\nBehçet H, Hodara M. Recherches sur la pathogénie de la dermatose produites par les poussiéres d'orge altérées. Monografi, İstanbul, 1921. \r\nBehçet H, Hodara M, Süreyya. Memleketimizde Arpa Uyuzlarının Menşei Hakkında Etüdler. Monografi, 58 sh., İstanbul, 1927. \r\nBehçet H. Frengi Niçin Ayıp Görülür, Frengiyi Neden Gizli Tutmak Adet Olmuştur. Tabiatta Ayıp Denilen Hastalık Var mıdır?, Monografi, 13 sh., Belediye Basımevi, İstanbul, 1935. \r\nBehçet H. Frengi tarihi ve geçirdiği devirler. Üniv. Haft. Ist. Üniv. Yayın., No : 47, Ist. 1937.\r\nSaylan, Türkan (Aralık1997). 38. Yonsei Medical Journal. pp.81–86. ISBN 978-3-540-66761-2. ", "question": "Hulusi Behçet, Tabiatta Ayıp Denilen Hastalık Var mıdır kitabını hangi yıl yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 613, "text": "1935"}}, {"id": "6804", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut hangi alanda çalışma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "topoloji"}}, {"id": "6805", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. G\r\nerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut kompakt parçalı-lineer manifold üzerine çalışmalarını kimle birlikte yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "Henry C. King ile"}}, {"id": "6806", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. G\r\nerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut hangi alanlarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları"}}, {"id": "6807", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. G\r\nerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut doktorasını kazandığında kimin öğrencisiydi?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Robion Kirby'nin"}}, {"id": "6808", "context": "95'ten fazla akademik makalesi ve 3 kitabı yayımlanmıştır.", "question": "Selman Akbulut'un kaç kitabı yayımlanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 34, "text": "3 kitabı"}}, {"id": "6809", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut nerede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Michigan Eyalet Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6810", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut hangi alan üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "topoloji"}}, {"id": "6811", "context": "Selman Akbulut (1949), Türk matematikçi ve Michigan Eyalet Üniversitesi'nde profesör. Çalışmaları topoloji üzerinedir.", "question": "Selman Akbulut kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1949"}}, {"id": "6812", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut’un bilime katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı"}}, {"id": "6813", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut hangi konu üzerine doktora yaptı?", "answers": {"answer_start": 100, "text": " Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine"}}, {"id": "6814", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut’un doktora hocası kimdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Robion Kirby"}}, {"id": "6815", "context": "1975'te University of California, Berkeley'de Robion Kirby'nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. Gerçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler.", "question": "Selman Akbulut doktorasını nerede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "University of California, Berkeley'de"}}, {"id": "6816", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendi'nin diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî"}}, {"id": "6817", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendi ne kökenlidir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Fars "}}, {"id": "6818", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendi nerede vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Rey'de"}}, {"id": "6819", "context": "Hucendi veya Ebu Mahmud Hamid bin el-Hıdr el-Hucendî  (Arapça حامد بن خضر الخجندي) Fars kökenli astronomi ve matematik bilgini. Hayatı hakında az bilgi bulunur Hucend doğumlu için Hucendî olarak tanınmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmekle beraber 940 yılında doğduğu tahmin ediliyor, 1000 yılında Rey'de vefat etmiştir.", "question": "Hucendi nerede doğmuştur ?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "Hucend "}}, {"id": "6820", "context": "\r\nHucendî, çok yönlü kişiliğiyle çeşitli alanlarda eser kaleme almıştır ancak en çok matematik ve astronomi alanında adını duyurmuştur.", "question": "Hucendi en çok hangi alanlarda adını duyurmuştur?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "matematik ve astronomi alanında"}}, {"id": "6821", "context": "Mevcut eserlerinin konularına bakıldığında onun astronomik gözlem aletleri yapımına üzerine verdiği teorik ve pratik bilgilerin yanında cebir, trigonometri ve sayı sistemleriyle de yakından ilgilenmiş olup ve bu alanlara önemli yenilikler getirmiştir.", "question": "Hucendi , astronomik gözlem aletleri yapımına üzerine verdiği teorik ve pratik bilgilerin yanında neyle de yakın ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "cebir, trigonometri ve sayı sistemleriyle"}}, {"id": "6822", "context": "İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi, İstanbul Üniversitesi Vezneciler Kampüsünde Biyoloji bölümünün en üst katından bulunan ve Türkiye faunasını yansıtır nitelik taşıyan müzedir. Türkiye’nin ilk zooloji müzesi olma özelliğini taşır.\r\n", "question": "stanbul Üniveristesi Zooloji Müzesinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "Türkiye’nin ilk zooloji müzesi olma"}}, {"id": "6823", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur. Koleksiyon bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır; sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.\r\n", "question": "Müzenin dünyada hangi kodla bilinir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "ZMUI"}}, {"id": "6824", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur. Koleksiyon bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır; sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.\r\n", "question": "Müzeyi yılda ortalama kaç kişi ziyaret etmektedir?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "3000"}}, {"id": "6825", "context": "Dünyada ZMUI uluslararası koduyla tanınır. Müzede 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Koleksiyon ve sergi olmak üzere iki bölümden oluşur. Koleksiyon bölümü bilim insanlarının araştırmalarına açıktır; sergi kısmı ilk, orta ve yüksek öğrenim öğrencileri tarafından randevulu olarak ziyaret edilir. Müzeyi yılda yaklaşık 3000 kişi ziyaret eder.\r\n", "question": "Müze hangi iki bölümden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Koleksiyon ve sergi"}}, {"id": "6826", "context": "Üniversitenin Hayvanat Enstitüsü direktörü Andre Naville tarafından Süleymaniye’deki Hayvanat Ensititüsü binası içinde kurulmuştur. Müze başlangıçta büyük kısmı Almanya’dan hediye olarak gönderilen materyalle oluşturulmuştur. Ancak bazı materyallerin Hayvanat Enstitüsü’nün kurulduğu 1926-1927 eğitim yılında Ali Vehbi Üstün’ün hayvanat müzesi kurma gayreti ile zirai zararlı böcekler üzerine yaptığı saha çalışmasından elde edildiği düşünülmektedir.", "question": "Zirai zararlı böcekler hakkında yaptığı saha çalışmasıyla müze materyallerine katkıda bulunduğu düşünülen kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 309, "text": "Ali Vehbi Üstün"}}, {"id": "6827", "context": "Üniversitenin Hayvanat Enstitüsü direktörü Andre Naville tarafından Süleymaniye’deki Hayvanat Ensititüsü binası içinde kurulmuştur. Müze başlangıçta büyük kısmı Almanya’dan hediye olarak gönderilen materyalle oluşturulmuştur. Ancak bazı materyallerin Hayvanat Enstitüsü’nün kurulduğu 1926-1927 eğitim yılında Ali Vehbi Üstün’ün hayvanat müzesi kurma gayreti ile zirai zararlı böcekler üzerine yaptığı saha çalışmasından elde edildiği düşünülmektedir.", "question": "Müzenin oluşturulduğu materyallerin çoğunluğu nereden gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 161, "text": "Almanya’dan"}}, {"id": "6828", "context": "Üniversitenin Hayvanat Enstitüsü direktörü Andre Naville tarafından Süleymaniye’deki Hayvanat Ensititüsü binası içinde kurulmuştur. Müze başlangıçta büyük kısmı Almanya’dan hediye olarak gönderilen materyalle oluşturulmuştur. Ancak bazı materyallerin Hayvanat Enstitüsü’nün kurulduğu 1926-1927 eğitim yılında Ali Vehbi Üstün’ün hayvanat müzesi kurma gayreti ile zirai zararlı böcekler üzerine yaptığı saha çalışmasından elde edildiği düşünülmektedir.", "question": "Müze nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Süleymaniye’deki Hayvanat Ensititüsü binası içinde"}}, {"id": "6829", "context": "1937 yılında yerine tayin edilen Curt Kosswig, 15 yıl süren Anadolu fauna çalışmaları ardından, Türkiye memeli hayvanları, kuşları, sürüngenleri, kurbağaları, balıkları, ve çok sayıda omurgasız hayvan sınıfları toplamış ve müzeye kazandırmıştır. Koleksiyon örneklerinin hızla arttığı bu dönemde alınan ZMUI (Zoologischen Museums der Universitat Istanbul) uluslararası koduyla müze ismini bilim dünyasına duyurmuştur.\r\n", "question": "Müzenin uluslararası kodunun açılımı nasıldır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Zoologischen Museums der Universitat Istanbul"}}, {"id": "6830", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.\r\n", "question": "Taşınma sırasında materyaller nerede toplanmıştır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde"}}, {"id": "6831", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.\r\n", "question": "1957 yılında Zooloji ve Botanik binası ne sebeple yıktırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": " Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle"}}, {"id": "6832", "context": "Kosswig’in ardından çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü, topladığı materyalleri müzemize bağışlamıştır. 1957 yılında Zooloji ve Botanik binası üst katlarının Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye Camisi’nin görüntüsünü bozduğu gerekçesiyle yıktırılması üzerine Zooloji kürsüsü taşınmak zorunda kalınca materyaller Vezneciler Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde toplanmıştır. Bu taşınma ile müze materyalleri epey zarara uğramıştır.\r\n", "question": "Kosswig'den sonraki müze bağışçıları kimlerden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "çok sayıda kürsü öğrencisi ve gönüllü"}}, {"id": "6833", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı. Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.\r\n", "question": "Yeni binanın inşaatı ne zaman bitti?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "1973’te"}}, {"id": "6834", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı. Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.\r\n", "question": "1986 yılına kadar müze materyalleri nerede bekletildi?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde"}}, {"id": "6835", "context": "Vezneciler’deki yeni müze binasının inşaatı 1973’te tamamlandı. 1986 yılına kadar materyaller Biyoloji Binası’nın en alt katındaki kazan dairesinde depolandı. Dinçer Gülen ve ekibi tarafından onarılıp temizlenene materyaller 1989’da müzeye kazandırıldı ve müze yeniden kuruldu.\r\n", "question": "Müze materyallerini müzeye geri kazandıranlar kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Dinçer Gülen ve ekibi"}}, {"id": "6836", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur. Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir. Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata) müzede sergilenen önemli türlerdendir. S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür. Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "Müze hangi iki alandan oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "sergi ve koleksiyon"}}, {"id": "6837", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur. Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir. Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata) müzede sergilenen önemli türlerdendir. S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür. Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "Dünyada az sayıda müzede ve Istanbul Zooloji müzesinde de bulunan tür nedir?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "Sphenodon punctatus (Hatteria punctata)"}}, {"id": "6838", "context": "Müzede sergi ve koleksiyon alanı olmak üzere iki alan bulundur. Sergi alanında 1500′ü böcek olmak üzere 2034 tür sergilenir. Kanguru iskeleti, su aygırı ve fil kafa iskeletleri, tapir iskeleti ile timsahlar çok farklı karasal kıtalara ait örnekler olarak müzede sergilenen türlerdendir. Dünyada az sayıda zooloji müzesinde bulunan Sphenodon punctatus (Hatteria punctata) müzede sergilenen önemli türlerdendir. S. punctatus ,sadece Yeni Zelanda’nın yakınlarındaki bir adada yaşaya ve Triyas’ dan beri varlığını sürdürür. Nesli tükenmiş olarak kabul edilen Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı) da müzede sergilenmektedir.", "question": "müzede sergilenen ve günümüzde nesli tükenmiş olarak kabul edilen tür nedir?", "answers": {"answer_start": 554, "text": " Panthera pardus tulliana (Anadolu parsı)"}}, {"id": "6839", "context": "Müzede yaklaşık 143 kuş türü sergilenir; aralarında Ötücü kuşlar, gündüz ve gece yırtıcı kuşları yer almaktadır. Müzedeki kuş örneklerinin bir kısmı Yıldız Sarayı’ndan dolapları ile birlikte intikal etmiş kuşlardır.\r\n", "question": "Müzede yaklaşık olarak kaç adet kuş türü sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "143"}}, {"id": "6840", "context": "Müzede yaklaşık 143 kuş türü sergilenir; aralarında Ötücü kuşlar, gündüz ve gece yırtıcı kuşları yer almaktadır. Müzedeki kuş örneklerinin bir kısmı Yıldız Sarayı’ndan dolapları ile birlikte intikal etmiş kuşlardır.\r\n", "question": "Müzedeki kuş türlerinin bir kısmı nereden gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Yıldız Sarayı’ndan"}}, {"id": "6841", "context": "Müzede sergilenen omurgasız hayvan türleri arasında Amerika kıtasına özgü Limulus polyphemus (Atnalı yengeci), Aranea avicularia (Mygale avicularis, kuş örümceği), genelde yağmur ormanları ve tropiklerde bulunan bir akrep türü olan Pandinus imperator, bulunur.\r\n", "question": "Müzede sergilenen türlerden olan Limulus polyphemus hangi kıtaya özgüdür?", "answers": {"answer_start": 51, "text": " Amerika kıtasına"}}, {"id": "6842", "context": "Koleksiyon bölümünde Türkiye faunasına ait böcekler, kuşlar, memeliler ve Türkiye denizlerine ait dip omurgasızlar bulunur. Bernard Tubini’ye ait olan ve ağırlıklı olarak Coleoptera ordosuna ait örnekleri içeren koleksiyon, Atıf Şengün’ün “İstanbul Gündüz Kelebekleri” adlı eserinde yayınlanan kelebek örnekleri, Türkiye denizlerinden toplanan bentik omurgasızlara ait 878 kayıtlı kavanoz, Kuşlara ait koleksiyonda ise 126 türe ait 329 örnek ve memelilere ait bir koleksiyon müzede bulunmaktadır.\r\n", "question": "Koleksiyon bölümünde bulunan türler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Türkiye faunasına ait böcekler, kuşlar, memeliler ve Türkiye denizlerine ait dip omurgasızlar"}}, {"id": "6843", "context": "Koleksiyon bölümünde Türkiye faunasına ait böcekler, kuşlar, memeliler ve Türkiye denizlerine ait dip omurgasızlar bulunur. Bernard Tubini’ye ait olan ve ağırlıklı olarak Coleoptera ordosuna ait örnekleri içeren koleksiyon, Atıf Şengün’ün “İstanbul Gündüz Kelebekleri” adlı eserinde yayınlanan kelebek örnekleri, Türkiye denizlerinden toplanan bentik omurgasızlara ait 878 kayıtlı kavanoz, Kuşlara ait koleksiyonda ise 126 türe ait 329 örnek ve memelilere ait bir koleksiyon müzede bulunmaktadır.\r\n", "question": "İstanbul kelebekleri adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Atıf Şengün"}}, {"id": "6844", "context": "Koleksiyon bölümünde Türkiye faunasına ait böcekler, kuşlar, memeliler ve Türkiye denizlerine ait dip omurgasızlar bulunur. Bernard Tubini’ye ait olan ve ağırlıklı olarak Coleoptera ordosuna ait örnekleri içeren koleksiyon, Atıf Şengün’ün “İstanbul Gündüz Kelebekleri” adlı eserinde yayınlanan kelebek örnekleri, Türkiye denizlerinden toplanan bentik omurgasızlara ait 878 kayıtlı kavanoz, Kuşlara ait koleksiyonda ise 126 türe ait 329 örnek ve memelilere ait bir koleksiyon müzede bulunmaktadır.\r\n", "question": "Kuşlara ait koleksiyonda kaç örnek vardır?", "answers": {"answer_start": 432, "text": "329"}}, {"id": "6845", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş 1972-86 yılları arasında işi dışında hangi alanlara çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "bilim ve dil felsefesi"}}, {"id": "6846", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş 1972-1986 yılları arasında Türkiye dışındaki hangi ülkede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "İngiltere"}}, {"id": "6847", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya ve Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idârî görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş 1970 yılında hangi fakülteyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Kimya ve Metalurji Fakültesi"}}, {"id": "6848", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın Londra Üniversitesi'ndeki doktora tezinin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery"}}, {"id": "6849", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş 1985-90 yıllarında Londra Üniversitesi'nde hangi alanda yaptığı çalışmalar ile doktor unvanını almıştır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "yapay zekâ"}}, {"id": "6850", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın 1985 yılında yayınladığı kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İfadelerin Gramatik Ayrımı"}}, {"id": "6851", "context": "Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın makaleleri Türkiye'de hangi dergide yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "İlim ve Sanat"}}, {"id": "6852", "context": "Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın neşredilen iki risalesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam"}}, {"id": "6853", "context": "Aynı yıllarda Türkiye’de \"İlim ve Sanat\" dergisi ya da Hindistan’da Aligarh Üniversitesi'nin yayımladığı MAAS Journal of Islamic Science dergilerinde islam, bilim ve felsefe konularında makalelerinin yanı sıra, \"The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam\" isimli iki risâlesi neşredildi.", "question": "Şakir Kocabaş Hindistandaki hangi dergide makalelerini yayınlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 105, "text": "MAAS Journal of Islamic Science"}}, {"id": "6854", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş'ın yapay zeka bölümünde yöneticilik yaptığı kurumun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Tübitak Marmara Araştırma Merkezi"}}, {"id": "6855", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş 1991 yılından 2006 yılına kadar hangi okulda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "İTÜ"}}, {"id": "6856", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş hangi yıllar arasında yapay zeka üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "1985-90"}}, {"id": "6857", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "\"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı hangi türde ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " \"düşünce\" türünde"}}, {"id": "6858", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş doktorasını hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Londra Üniversitesi"}}, {"id": "6859", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş doktora çalışmasını hangi alanda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "yapay zekâ "}}, {"id": "6860", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "\"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" hangi kurumdan ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Yazarlar Birliği"}}, {"id": "6861", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın 1985'te yayınladığı kitabın adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İfadelerin Gramatik Ayrımı"}}, {"id": "6862", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayrımı\" başlıklı kitabı \"düşünce\" türünde Yazarlar Birliği’nin ödülüne lâyık görüldü. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zekâ alanında hazırladığı çalışmasıyla doktor unvanını hak etti. Doktora tezinin konusu “Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery\" idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın doktora tezinin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "Bilginin işlevsel sınıflandırılması: bilimsel araştırma ve buluşlar üzerine uygulamalar/ Functional Categorization of Discovery"}}, {"id": "6863", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş, hangi kurumda yapay zeka bölümünün yöneticiliğini yaptı?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Tübitak Marmara Araştırma Merkezi"}}, {"id": "6864", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde yapay zekâ bölümünün yöneticiliğini yaptı. Kocabaş’ın \"yapay zekâ\" hakkında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Şakir Kocabaş, 2006 yılına kadar hangi fakültede öğretim üyesi olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi"}}, {"id": "6880", "context": "Yusuf Yağcı, 1952'de Bursa'da doğdu. Yüksek lisans ve doktorasını Liverpool Üniversitesi'nde yaptı. İTÜ'de doçent ve profesör oldu. Yağcı, TÜBA asli üyesi ve Türk Kimya Derneği şeref üyesidir ve 1994 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Türkiye Kimya Derneği Şeref Ödülü (2002), Elsevier Scopus Ödülü (2007), Japonya Polimer Derneği Uluslararası Bilim Ödülü (2008), Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü (2008), Bilim ve Teknoloji Birliği Kurulu (COMSTECH) 2010 Yılı Kimya Şeref Ödüllerini de almıştır. 400'ün üzerinde uluslararası bilimsel makalesi, 5 patenti, 6 uluslararası kitap, 31 kitapta bölüm yazmıştır. 50 master ve 18 doktora tezi yönetmiştir. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Kaç tane master tezi yönetmiştir?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "50"}}, {"id": "6881", "context": "Yusuf Yağcı, 1952'de Bursa'da doğdu. Yüksek lisans ve doktorasını Liverpool Üniversitesi'nde yaptı. İTÜ'de doçent ve profesör oldu. Yağcı, TÜBA asli üyesi ve Türk Kimya Derneği şeref üyesidir ve 1994 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Türkiye Kimya Derneği Şeref Ödülü (2002), Elsevier Scopus Ödülü (2007), Japonya Polimer Derneği Uluslararası Bilim Ödülü (2008), Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü (2008), Bilim ve Teknoloji Birliği Kurulu (COMSTECH) 2010 Yılı Kimya Şeref Ödüllerini de almıştır. 400'ün üzerinde uluslararası bilimsel makalesi, 5 patenti, 6 uluslararası kitap, 31 kitapta bölüm yazmıştır. 50 master ve 18 doktora tezi yönetmiştir. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Yüksek lisans ve doktorasını yaptığı üniversite neresidir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Liverpool Üniversitesi"}}, {"id": "6882", "context": "Yusuf Yağcı, 1952'de Bursa'da doğdu. Yüksek lisans ve doktorasını Liverpool Üniversitesi'nde yaptı. İTÜ'de doçent ve profesör oldu. Yağcı, TÜBA asli üyesi ve Türk Kimya Derneği şeref üyesidir ve 1994 yılında TÜBİTAK bilim ödülü almıştır. Ayrıca, Türkiye Kimya Derneği Şeref Ödülü (2002), Elsevier Scopus Ödülü (2007), Japonya Polimer Derneği Uluslararası Bilim Ödülü (2008), Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü (2008), Bilim ve Teknoloji Birliği Kurulu (COMSTECH) 2010 Yılı Kimya Şeref Ödüllerini de almıştır. 400'ün üzerinde uluslararası bilimsel makalesi, 5 patenti, 6 uluslararası kitap, 31 kitapta bölüm yazmıştır. 50 master ve 18 doktora tezi yönetmiştir. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Yusuf Yağcı'nın doğduğu yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "Bursa"}}, {"id": "6883", "context": "Doç. Dr. Ahmet Kuyaş (17 Mart 1952, İstanbul), Akademisyen.", "question": "Ahmet Kuyaş'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Akademisyen"}}, {"id": "6884", "context": "Doç. Dr. Ahmet Kuyaş (17 Mart 1952, İstanbul), Akademisyen.", "question": "Ahmet Kuyaş hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 35, "text": " İstanbul"}}, {"id": "6885", "context": "Doç. Dr. Ahmet Kuyaş (17 Mart 1952, İstanbul), Akademisyen.", "question": "Ahmet Kuyaş'ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "17 Mart 1952"}}, {"id": "6886", "context": "Doç. Dr. Ahmet Kuyaş (17 Mart 1952, İstanbul), Akademisyen.", "question": "Ahmet Kuyaş'ın unvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Doç. Dr."}}, {"id": "6887", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Hangi enstitüde daimi olarak ders vermektedir?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde"}}, {"id": "6888", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Kuyaş nerede öğretim üyeliği yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Mount Holyoke College'da"}}, {"id": "6889", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Kuyaş nerede okutmanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Princeton Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6890", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Kuyaş hangi üniversiteden tarih lisansı almıştır? ", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Haute-Bretagne Üniversitesi'nden"}}, {"id": "6891", "context": "1952 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Kuyaş, Saint-Joseph Lisesi'nde okudu. Haute-Bretagne Üniversitesi'nden tarih lisansı ve McGill Üniversitesi'nden tarih doktorası alan Kuyaş, Princeton Üniversitesi'nde okutmanlık ve Mount Holyoke College'da öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında katıldığı Galatasaray Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde doçent olarak görev yapmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde de daimi olarak ders vermektedir. Kuyaş, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi ile ilgili dersler vermektedir.", "question": "Ahmet Kuyaş hangi lisede öğrenim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Saint-Joseph Lisesi'nde"}}, {"id": "6892", "context": "Tarihi Düşünmek adıyla günümüzün siyasal çekişmelerinin belirleniminden uzak bir tarih yazımı, bize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal-tarihsel bakışı kazandırabilecek biricik araç olması nedeniyle büyük önem taşıyan kitabında, öne çıkardığı sorulara basmakalıp cevaplar verme kolaycılığına düşmeyen, yakın geçmişimize dair ilgi çekici bir tarih kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma adlı kitabını derleyerek Türk Tarih yazınına kazandırmıştır. Bunun dışında, François Puret'in Devrim'in Yorumu adlı Fransız Devrimi'ne üç farklı yaklaşım biçimini anlattığı kitabını Türkçeye çevirmiştir.", "question": "François Puret Devrim'in Yorumu kitabında neyi anlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Fransız Devrimi'ne üç farklı yaklaşım biçimini"}}, {"id": "6893", "context": "Tarihi Düşünmek adıyla günümüzün siyasal çekişmelerinin belirleniminden uzak bir tarih yazımı, bize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal-tarihsel bakışı kazandırabilecek biricik araç olması nedeniyle büyük önem taşıyan kitabında, öne çıkardığı sorulara basmakalıp cevaplar verme kolaycılığına düşmeyen, yakın geçmişimize dair ilgi çekici bir tarih kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma adlı kitabını derleyerek Türk Tarih yazınına kazandırmıştır. Bunun dışında, François Puret'in Devrim'in Yorumu adlı Fransız Devrimi'ne üç farklı yaklaşım biçimini anlattığı kitabını Türkçeye çevirmiştir.", "question": "Devrim'in Yorumu kitabı kimindir?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "François Puret'in"}}, {"id": "6894", "context": "Tarihi Düşünmek adıyla günümüzün siyasal çekişmelerinin belirleniminden uzak bir tarih yazımı, bize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal-tarihsel bakışı kazandırabilecek biricik araç olması nedeniyle büyük önem taşıyan kitabında, öne çıkardığı sorulara basmakalıp cevaplar verme kolaycılığına düşmeyen, yakın geçmişimize dair ilgi çekici bir tarih kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma adlı kitabını derleyerek Türk Tarih yazınına kazandırmıştır. Bunun dışında, François Puret'in Devrim'in Yorumu adlı Fransız Devrimi'ne üç farklı yaklaşım biçimini anlattığı kitabını Türkçeye çevirmiştir.", "question": "Ahmet Kuyaş'ın Türkçeye çevirdiği kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "Devrim'in Yorumu"}}, {"id": "6895", "context": "Tarihi Düşünmek adıyla günümüzün siyasal çekişmelerinin belirleniminden uzak bir tarih yazımı, bize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal-tarihsel bakışı kazandırabilecek biricik araç olması nedeniyle büyük önem taşıyan kitabında, öne çıkardığı sorulara basmakalıp cevaplar verme kolaycılığına düşmeyen, yakın geçmişimize dair ilgi çekici bir tarih kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma adlı kitabını derleyerek Türk Tarih yazınına kazandırmıştır. Bunun dışında, François Puret'in Devrim'in Yorumu adlı Fransız Devrimi'ne üç farklı yaklaşım biçimini anlattığı kitabını Türkçeye çevirmiştir.", "question": "Ahmet Kuyaş, Niyazi Berkes'in hangi kitabını derlemiştir?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "Türkiye'de Çağdaşlaşma"}}, {"id": "6896", "context": "Arif Müfid Mansel (d. 1905 İstanbul - ö. 18 Ocak 1975, İstanbul) Türk arkeolog ve akademisyen.", "question": "Arif Müfid Mansel hangi ay vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Ocak "}}, {"id": "6897", "context": "Arif Müfid Mansel (d. 1905 İstanbul - ö. 18 Ocak 1975, İstanbul) Türk arkeolog ve akademisyen.", "question": "Arif Müfid Mansel'in doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "1905 "}}, {"id": "6898", "context": "Arif Müfid Mansel (d. 1905 İstanbul - ö. 18 Ocak 1975, İstanbul) Türk arkeolog ve akademisyen.", "question": "Arif Müfid Mansel'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "arkeolog ve akademisyen"}}, {"id": "6899", "context": "Türk arkeolojisinin öncülerindendir. Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize tümülüslerinde gerçekleştirdiği kazılarla Türkiye’nin klasik arkeoloji alanında yaptığı ilk metodik ve sistemli alan araştırmalarını başlatmıştır. Bunların dışında 1940’larda başlattığı Side ve Perge kazıları da Türkiye’de yapılan arkeolojik çalışmaların önde gelenlerindendir. Mansel ayrıca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Kürsüsünü kurmuştur.", "question": "Arif Müfid Mansel Side ve Perge kazılarını hangi yıllarda başlatmıştır ?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "1940’larda"}}, {"id": "6900", "context": "Türk arkeolojisinin öncülerindendir. Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize tümülüslerinde gerçekleştirdiği kazılarla Türkiye’nin klasik arkeoloji alanında yaptığı ilk metodik ve sistemli alan araştırmalarını başlatmıştır. Bunların dışında 1940’larda başlattığı Side ve Perge kazıları da Türkiye’de yapılan arkeolojik çalışmaların önde gelenlerindendir. Mansel ayrıca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Kürsüsünü kurmuştur.", "question": "Arif Müfid Mansel nerede gerçekleştirdiği kazılarla Türkiye’nin klasik arkeoloji alanında yaptığı ilk metodik ve sistemli alan araştırmalarını başlatmıştır? ", "answers": {"answer_start": 37, "text": "Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize tümülüslerinde"}}, {"id": "6901", "context": "Türk arkeolojisinin öncülerindendir. Lüleburgaz, Kırklareli ve Vize tümülüslerinde gerçekleştirdiği kazılarla Türkiye’nin klasik arkeoloji alanında yaptığı ilk metodik ve sistemli alan araştırmalarını başlatmıştır. Bunların dışında 1940’larda başlattığı Side ve Perge kazıları da Türkiye’de yapılan arkeolojik çalışmaların önde gelenlerindendir. Mansel ayrıca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Kürsüsünü kurmuştur.", "question": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Kürsüsünü kim kurmuştur ?", "answers": {"answer_start": 346, "text": "Mansel "}}, {"id": "6902", "context": "1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Evde özel dersler görerek ilköğrenimini tamamladıktan sonra orta öğrenimine İstanbul Alman Mektebi’nde başlayıp 1925’te Fransız Saint Benoit Lisesi’nde tamamladı.\r\n", "question": "Arif Müfid Mansel orta öğrenimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "İstanbul Alman Mektebi’nde"}}, {"id": "6903", "context": "1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Evde özel dersler görerek ilköğrenimini tamamladıktan sonra orta öğrenimine İstanbul Alman Mektebi’nde başlayıp 1925’te Fransız Saint Benoit Lisesi’nde tamamladı.\r\n", "question": "Arif Müfid Mansel ilköğretimini nasıl tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Evde özel dersler görerek"}}, {"id": "6904", "context": "1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Evde özel dersler görerek ilköğrenimini tamamladıktan sonra orta öğrenimine İstanbul Alman Mektebi’nde başlayıp 1925’te Fransız Saint Benoit Lisesi’nde tamamladı.\r\n", "question": "Arif Müfid Mansel liseyi hangi lisede kaç yılında tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "1925’te Fransız Saint Benoit Lisesi’nde"}}, {"id": "6905", "context": "1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Evde özel dersler görerek ilköğrenimini tamamladıktan sonra orta öğrenimine İstanbul Alman Mektebi’nde başlayıp 1925’te Fransız Saint Benoit Lisesi’nde tamamladı.\r\n", "question": "Arif Müfid Mansel nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "6906", "context": "1925 yılında ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand’ın Almanya’da iki Türk gencinin arkeoloji alanında eğitim görmesi için sağladığı bursu almak üzere Halil Ethem Bey’in seçtiği iki gençten biri olarak Almanya’ya gitti. Berlin Üniversitesi’nde öğrenim gördü. “Stockwerkbau der Griechen und Römer” başlıklı tezi ile 1929 yılında doktor unvanını aldı.", "question": "Arif Müfid Mansel kaç yılında doktora unvanı aldı?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "1929"}}, {"id": "6907", "context": "1925 yılında ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand’ın Almanya’da iki Türk gencinin arkeoloji alanında eğitim görmesi için sağladığı bursu almak üzere Halil Ethem Bey’in seçtiği iki gençten biri olarak Almanya’ya gitti. Berlin Üniversitesi’nde öğrenim gördü. “Stockwerkbau der Griechen und Römer” başlıklı tezi ile 1929 yılında doktor unvanını aldı.", "question": "Arif Müfid Mansel'in tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "“Stockwerkbau der Griechen und Römer”"}}, {"id": "6908", "context": "1925 yılında ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand’ın Almanya’da iki Türk gencinin arkeoloji alanında eğitim görmesi için sağladığı bursu almak üzere Halil Ethem Bey’in seçtiği iki gençten biri olarak Almanya’ya gitti. Berlin Üniversitesi’nde öğrenim gördü. “Stockwerkbau der Griechen und Römer” başlıklı tezi ile 1929 yılında doktor unvanını aldı.", "question": "Hangi üniversitede eğitim gördü?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Berlin Üniversitesi’nde"}}, {"id": "6909", "context": "1925 yılında ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand’ın Almanya’da iki Türk gencinin arkeoloji alanında eğitim görmesi için sağladığı bursu almak üzere Halil Ethem Bey’in seçtiği iki gençten biri olarak Almanya’ya gitti. Berlin Üniversitesi’nde öğrenim gördü. “Stockwerkbau der Griechen und Römer” başlıklı tezi ile 1929 yılında doktor unvanını aldı.", "question": "Arif Müfid Mansel kimin verdiği bursla Almanya'ya gitti?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "ünlü Alman arkeoloğu Theodor Wiegand’ın"}}, {"id": "6910", "context": "Doktorasının ardından hemen Türkiye’ye dönerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri kadrosunda görev aldı. 1931 yılına kadar Müzeler Umum Müdürü Halil Edhem’in; 1946’ya kadar ise onun yerine alan Aziz Ogan’ın yardımcısı olarak görev yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel 1931 senesinden sonra kimin yardımcısı olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Aziz Ogan’ın"}}, {"id": "6911", "context": "Doktorasının ardından hemen Türkiye’ye dönerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri kadrosunda görev aldı. 1931 yılına kadar Müzeler Umum Müdürü Halil Edhem’in; 1946’ya kadar ise onun yerine alan Aziz Ogan’ın yardımcısı olarak görev yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel 1931 yılına kadar kimin yardımcısı olarak görev yaptı?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Müzeler Umum Müdürü Halil Edhem’in"}}, {"id": "6912", "context": "Doktorasının ardından hemen Türkiye’ye dönerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri kadrosunda görev aldı. 1931 yılına kadar Müzeler Umum Müdürü Halil Edhem’in; 1946’ya kadar ise onun yerine alan Aziz Ogan’ın yardımcısı olarak görev yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel Türkiye'ye döndükten sonra nerede görev aldı ?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "İstanbul Arkeoloji Müzeleri kadrosunda"}}, {"id": "6913", "context": "1933 sonlarındada Dolmabahçe Sarayı’na çağrılan Arif Müfit Bey’den cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk Türk Tarihinin Ana Hatları'nın 4. bölümü olan, Orta Şark'ın B paragrafını, yani İran'ı yazmasını istedi. 1934 yılında yayımlanan İran'ın Tarih ve Arkeolojisi başlıklı yapıtı böylece ortaya çıktı.", "question": "Arif Müfid Mansel 1933 sonlarında nereye çağrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Dolmabahçe Sarayı’na"}}, {"id": "6914", "context": "1933 sonlarındada Dolmabahçe Sarayı’na çağrılan Arif Müfit Bey’den cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk Türk Tarihinin Ana Hatları'nın 4. bölümü olan, Orta Şark'ın B paragrafını, yani İran'ı yazmasını istedi. 1934 yılında yayımlanan İran'ın Tarih ve Arkeolojisi başlıklı yapıtı böylece ortaya çıktı.", "question": "Arif Müfid Mansel'in 1934 yılında yayımlanan kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "İran'ın Tarih ve Arkeolojisi"}}, {"id": "6915", "context": "1933 sonlarındada Dolmabahçe Sarayı’na çağrılan Arif Müfit Bey’den cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk Türk Tarihinin Ana Hatları'nın 4. bölümü olan, Orta Şark'ın B paragrafını, yani İran'ı yazmasını istedi. 1934 yılında yayımlanan İran'ın Tarih ve Arkeolojisi başlıklı yapıtı böylece ortaya çıktı.", "question": "Türk Tarihinin Ana Hatları'nın 4. bölümü olan, Orta Şark'ın B paragrafı hangi ülkeyi anlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "İran'ı"}}, {"id": "6916", "context": "1933 sonlarındada Dolmabahçe Sarayı’na çağrılan Arif Müfit Bey’den cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk Türk Tarihinin Ana Hatları'nın 4. bölümü olan, Orta Şark'ın B paragrafını, yani İran'ı yazmasını istedi. 1934 yılında yayımlanan İran'ın Tarih ve Arkeolojisi başlıklı yapıtı böylece ortaya çıktı.", "question": "1933 sonlarında kim cumhurbaşkanlığı görevini yapmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Mustafa Kemal Atatürk"}}, {"id": "6917", "context": "1935'de Soyadı kanunuyla Mansel soyadını alman Arif Müfid, Türk Tarihinin Ana Hatları'nın Ege Medeniyeti bölümüyle ilgili malzeme toplamak üzere, Türk Tarih Kurumu tarafından Yunanistan'a inceleme yapmaya da gönderildi.", "question": "Arif Müfid Mansel ne ile ilgili malzeme toplamak üzere Yunanistan'a gitti?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Türk Tarihinin Ana Hatları'nın Ege Medeniyeti bölümüyle ilgili"}}, {"id": "6918", "context": "1935'de Soyadı kanunuyla Mansel soyadını alman Arif Müfid, Türk Tarihinin Ana Hatları'nın Ege Medeniyeti bölümüyle ilgili malzeme toplamak üzere, Türk Tarih Kurumu tarafından Yunanistan'a inceleme yapmaya da gönderildi.", "question": "Hangi kurum tarafından Yunanistan'a inceleme yapmaya gönderildi?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Türk Tarih Kurumu"}}, {"id": "6919", "context": "Türk Tarihinin Ana Hatları kitabının bölümleri üzerinde çalışmak, Arif Müfid'in de tarih çalışmalarına olan ilgisini perçinlemiş; ömrü boyunca, arkeolojinin yanı sıra tarih alanında da bir kısmı ders kitabı olarak da okutulacak yapıtlar üretmesini sağlamıştır.", "question": "Arif Müfid Mansel arkeolojinin yanınıda hangi alanda yapıtlar üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "tarih alanında"}}, {"id": "6920", "context": "Müzedeki görevi devam ederken 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Mansel, 1936 yılında doçent oldu. 1944’te kendi kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsü’sünde Arkeoloji dersleri vermeye başladı ve kürsü başkanlığı yaptı. Aynı yıl profesör olan Mansel, 1946’da müzedeki görevinden ayrıldı. Ege ve Yunan Tarihi derslerini ve kürsü başkanlığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1956'da ordinaryüs profesör ünvanını aldı.", "question": "Arif Müfid Mansel'in ölümüne kadar sürdürdüğü dersler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Ege ve Yunan Tarihi"}}, {"id": "6921", "context": "Müzedeki görevi devam ederken 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Mansel, 1936 yılında doçent oldu. 1944’te kendi kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsü’sünde Arkeoloji dersleri vermeye başladı ve kürsü başkanlığı yaptı. Aynı yıl profesör olan Mansel, 1946’da müzedeki görevinden ayrıldı. Ege ve Yunan Tarihi derslerini ve kürsü başkanlığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1956'da ordinaryüs profesör ünvanını aldı.", "question": "Mansel, 1946'da ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "müzedeki görevinden ayrıldı"}}, {"id": "6922", "context": "Müzedeki görevi devam ederken 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Mansel, 1936 yılında doçent oldu. 1944’te kendi kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsü’sünde Arkeoloji dersleri vermeye başladı ve kürsü başkanlığı yaptı. Aynı yıl profesör olan Mansel, 1946’da müzedeki görevinden ayrıldı. Ege ve Yunan Tarihi derslerini ve kürsü başkanlığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1956'da ordinaryüs profesör ünvanını aldı.", "question": "Arif Müfid Mansel'in ders verdiği Klasik Arkeoloji Kürsüsünü kim kurdu?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "kendi"}}, {"id": "6923", "context": "Müzedeki görevi devam ederken 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Mansel, 1936 yılında doçent oldu. 1944’te kendi kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsü’sünde Arkeoloji dersleri vermeye başladı ve kürsü başkanlığı yaptı. Aynı yıl profesör olan Mansel, 1946’da müzedeki görevinden ayrıldı. Ege ve Yunan Tarihi derslerini ve kürsü başkanlığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1956'da ordinaryüs profesör ünvanını aldı.", "question": "Mansel kaç yılında doçent oldu?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "1936 "}}, {"id": "6924", "context": "Müzedeki görevi devam ederken 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Mansel, 1936 yılında doçent oldu. 1944’te kendi kurduğu Klasik Arkeoloji Kürsü’sünde Arkeoloji dersleri vermeye başladı ve kürsü başkanlığı yaptı. Aynı yıl profesör olan Mansel, 1946’da müzedeki görevinden ayrıldı. Ege ve Yunan Tarihi derslerini ve kürsü başkanlığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1956'da ordinaryüs profesör ünvanını aldı.", "question": "Mansel, müzedeki görevi devam ederken nerede ders vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Çağ Tarihi kürsüsünde"}}, {"id": "6925", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "Antalya’daki Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nun ilk müdürü kimdir?", "answers": {"answer_start": 580, "text": "Mansel"}}, {"id": "6926", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi hangi şehirde Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kurdu?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Antalya’da"}}, {"id": "6927", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "Pamfilya bölgesindeki kazılar hangi yıl bitti?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "1974"}}, {"id": "6928", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "1943 yılından itibaren hangi bölgenin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "Pamfilya bölgesinin"}}, {"id": "6929", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "Trakya Tümülüslerindeki kazılar hangi yıl bitti?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1940"}}, {"id": "6930", "context": "1936’da Türk Tarih Kurumu tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı. Trakya Tümülüslerindeki kazılar 1936-1940 arasında devam etti. 1938-1941/1948 yıllarında İstanbul Küçükçekmece'deki Rhegion kazı çalışmalarını gerçekleştirdi. 1943 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Pamfilya bölgesinin sistemli bir şekilde incelenmesi görevini üstlendi; bu konudaki çalışmalarını 1974 yılına kadar kesintisiz sürdürdü. Bu çalışmalar kapsamında 1946’da Perge, 1947’de Side kazılarını başlattı. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Antalya’da Arkeoloji Araştırmaları İstasyonu'nu kuran Mansel buranın ilk müdürü oldu.", "question": "Arif Müfid Mansel 1936’da hangi kurum tarafından Trakya kazıları başkanlığına atandı?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Türk Tarih Kurumu"}}, {"id": "6931", "context": "Mansel, 18 Ocak 1975 tarihinde geçirdiği kalp rahatsızlığı sebebiyle öldü. ", "question": "Mansel'in ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "geçirdiği kalp rahatsızlığı"}}, {"id": "6932", "context": "Mansel, 18 Ocak 1975 tarihinde geçirdiği kalp rahatsızlığı sebebiyle öldü. ", "question": "Mansel hangi tarihte vefat etti?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "18 Ocak 1975"}}, {"id": "6933", "context": "== Bazı eserleri ==\r\nStockwerkbau der Griechen und Römer (1932, Berlin)\r\nİstanbul’da Bulunan Bir Prens Lahdi (1934, İstanbul)\r\nİran’ın Tarih ve Arkeolojisi (1934, İstanbul)\r\nYalova Kılavuzu (1936, İstanbul) \r\nTrakya'nın Kültür ve Tarihi (1938, İstanbul)\r\nMısır ve Ege Tarihi Notları (1938)\r\nSilifke Kılavuzu (1943, İstanbul) \r\nEge ve Yunan Tarihi (1947, Ankara)\r\nTürkiye‟nin Arkeoji, Epigrafi ve Tarihi Coğrafyası için Bibliyografya (1948, Ankara)\r\nPerge’de Kazılar ve Araştırmalar (1949, Ankara),\r\nDie Ruinen von Side (1963, Berlin)\r\nSide Klavuzu (1967, Ankara)\r\nSide 1947-1966 Yılları Kazıları ve Araştırmalarının Sonuçları (1978, Ankara)", "question": "Mansel Silifke Kılavuzu eserini hangi şehirde yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6934", "context": "== Bazı eserleri ==\r\nStockwerkbau der Griechen und Römer (1932, Berlin)\r\nİstanbul’da Bulunan Bir Prens Lahdi (1934, İstanbul)\r\nİran’ın Tarih ve Arkeolojisi (1934, İstanbul)\r\nYalova Kılavuzu (1936, İstanbul) \r\nTrakya'nın Kültür ve Tarihi (1938, İstanbul)\r\nMısır ve Ege Tarihi Notları (1938)\r\nSilifke Kılavuzu (1943, İstanbul) \r\nEge ve Yunan Tarihi (1947, Ankara)\r\nTürkiye‟nin Arkeoji, Epigrafi ve Tarihi Coğrafyası için Bibliyografya (1948, Ankara)\r\nPerge’de Kazılar ve Araştırmalar (1949, Ankara),\r\nDie Ruinen von Side (1963, Berlin)\r\nSide Klavuzu (1967, Ankara)\r\nSide 1947-1966 Yılları Kazıları ve Araştırmalarının Sonuçları (1978, Ankara)", "question": "Arif Müfid Mansel Stockwerkbau der Griechen und Römer hangi yıl yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "1932"}}, {"id": "6935", "context": "Kazı çalışmalarına 1932’de Atatürk’ün ilgi duyduğu Yalova kaplıcalarında başladı; 1933 yılında İstanbul Laleli’deki Balabanağa Mescidinde kazılar yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel 1933 yılında nerede kazı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "İstanbul Laleli’deki Balabanağa Mescidinde"}}, {"id": "6936", "context": "Kazı çalışmalarına 1932’de Atatürk’ün ilgi duyduğu Yalova kaplıcalarında başladı; 1933 yılında İstanbul Laleli’deki Balabanağa Mescidinde kazılar yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel kazı çalışmalarına hangi yılda başladı?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1932’de"}}, {"id": "6937", "context": "Kazı çalışmalarına 1932’de Atatürk’ün ilgi duyduğu Yalova kaplıcalarında başladı; 1933 yılında İstanbul Laleli’deki Balabanağa Mescidinde kazılar yaptı.", "question": "Arif Müfid Mansel kazı çalışmalarına nerede başladı?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Atatürk’ün ilgi duyduğu Yalova kaplıcalarında"}}, {"id": "6938", "context": "Prof. Dr. Asım Orhan Barut (d. 1926, Malatya -ö. 1994, Denver, Colorado), akademisyen, Türk teorik fizikçi.", "question": "Asım Orhan Barut'un doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "1926"}}, {"id": "6939", "context": "Prof. Dr. Asım Orhan Barut (d. 1926, Malatya -ö. 1994, Denver, Colorado), akademisyen, Türk teorik fizikçi.", "question": "Asım Orhan Barut'un unvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Prof. Dr."}}, {"id": "6940", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. 1944'te ve İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmiştir. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Nereden doktora derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 309, "text": " Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden"}}, {"id": "6941", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. 1944'te ve İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmiştir. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "Hangi yılda doktora derecesi almıştır?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "1952'de"}}, {"id": "6942", "context": "Malatya'da doğmuştur. Malatya Lisesi'ni bitirmiştir. 1944'te ve İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmiştir. Bu üniversitesitede yapılan ayrı bir sınavla ikinci sınıftan yatılı olarak başlamıştır. 1944 yılnıda devlet bursu kazanarak İsviçre'ye gitmistir. İsviçre'de (Eidgenössische Technische Hochschule Zürich) Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nden 1949'da lisans derecesi ve 1952'de doktora derecesi almıştır.", "question": "1944 yılında hangi ülkeye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "İsviçre'ye"}}, {"id": "6943", "context": "Akademik kariyere \"Eidgenossische Technische Hochschule\"'de bir süre araştırmacı olarak girmistir. Sonra ABD'ye gitmiştir. ABD ve Kanada'da ceşitli üniversitelerde (bu arada (Şikago Üniversitesi, , vs.), araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda 'nde profesörlük yapmıştır.", "question": "ABD ve Kanada'da ne olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "araştırmacı ve öğretim üyesi"}}, {"id": "6944", "context": "Akademik kariyere \"Eidgenossische Technische Hochschule\"'de bir süre araştırmacı olarak girmistir. Sonra ABD'ye gitmiştir. ABD ve Kanada'da ceşitli üniversitelerde (bu arada (Şikago Üniversitesi, , vs.), araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda 'nde profesörlük yapmıştır.", "question": "Akademik kariyerine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "\"Eidgenossische Technische Hochschule\""}}, {"id": "6945", "context": "Matematiksel fizik ve parçacık fiziği konularında yaptığı uluslararası düzeydeki üstün nitelikli yayın ve çalışmaları nedeniyle kendisine 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü verildi. Barut'un çoğu dergisinde olmak üzere 100'den fazla bilimsel yayını vardır.", "question": "Barut'un bilimsel yayınlarının çoğu nerededir?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "dergisinde"}}, {"id": "6946", "context": "Matematiksel fizik ve parçacık fiziği konularında yaptığı uluslararası düzeydeki üstün nitelikli yayın ve çalışmaları nedeniyle kendisine 1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü verildi. Barut'un çoğu dergisinde olmak üzere 100'den fazla bilimsel yayını vardır.", "question": "Kendisine yaptığı çalışmalar nedeniyle verilen ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "1982 TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "6947", "context": "===Bibliyografya===\r\nTürk Fizik Vakfı vasıtasıyla 1992-2003 yılları arasında yayınlanan, Fizik Dergisi nin Haziran 1993 tarihli 3. Sayısında (Asım Orhan Barut'un doktora öğrencilerinden biri olan) Ankara Üniversitesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zeki Zekeriya AYDIN tarafından kaleme alınmış olan ASIM BARUT: Simetri ve Dinamik yazısı Prof. Barut hakkında önemli bilgiler içermektedir. En kayda değer olan kaynak ise, aynı derginin Temmuz 1999 tarihli 13. Sayısında, Asım Orhan Barut'un kendi el yazısı ile (1982 yılında Trabzon'da) kaleme aldığı 19 sayfalık yaşam öyküsüdür.", "question": "Asım Orhan Barut'un kendi el yazısı ile kaleme aldığı yaşam öyküsü kaç sayfadır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "19"}}, {"id": "6948", "context": "\r\nBehram Kurşunoğlu (d. 1922, Çaykara, Trabzon - ö.25 Ekim 2003; Miami, Florida), Türk teorik fizikçi, eğitimci.", "question": "Berham Kurşunoğlu'nun mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "teorik fizikçi, eğitimci"}}, {"id": "6949", "context": "\r\nBehram Kurşunoğlu (d. 1922, Çaykara, Trabzon - ö.25 Ekim 2003; Miami, Florida), Türk teorik fizikçi, eğitimci.", "question": "Berham Kurşunoğlu nerede vefat etmiştir ?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " Miami, Florida"}}, {"id": "6950", "context": "\r\nAnkara Üniversitesi ve Birleşik Krallık'taki Edinburgh Üniversitesi'ndeki eğitiminin ardından fizik doktorasını yine Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nde tamamlamıştır.", "question": "Doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır ?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6951", "context": "Albert Einstein ve Erwin Schrödinger ile birlikte simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Albert Einstein'ın genel görelilik kuramının elektromanyetizma ile birleştirilmesi üzerine çalışmalar yapmıştır. Genç yaşında dünya fizikçileri arasında saygın konum kazanmıştır.", "question": "Berham Kurşunoğlu hangi iki saygın tarihçi ile beraber simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerine çalışmıştır ?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Albert Einstein ve Erwin Schrödinger"}}, {"id": "6952", "context": "Behram Kurşunoğlu 1950'li yıllarda atom enerjisi alanında çalışmalarını Türkiye'de sürdürmüş ve aynı zamanda Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun kurucu üyesi olarak görev yapmıştır. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genelkurmay Başkanlığı'na danışmanlık yapmıştir.", "question": "Berham Kurşunoğlu Genelkurmay Başkanlığında hangi görevde bulunmuştur ?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "danışmanlık "}}, {"id": "6953", "context": "Bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle \"Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini\" ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınmıştır. 1964 yılından beri organize etmekte olduğu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınmıştır.", "question": "Ortaya attığı hangi teori ile bütün dünyaca tanınmıştır?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "\"Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini\" "}}, {"id": "6954", "context": "Bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle \"Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini\" ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınmıştır. 1964 yılından beri organize etmekte olduğu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınmıştır.", "question": "Behram Kurşunoğlu bir dönem nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda"}}, {"id": "6955", "context": "Bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle \"Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini\" ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınmıştır. 1964 yılından beri organize etmekte olduğu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınmıştır.", "question": "Coral Gables Konferans serisini hangi yıldan beri organize etmektedir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "1964"}}, {"id": "6956", "context": "\r\nBehram Kurşunoğlu 1972'de fizik alanında TÜBİTAK Bilim ödülü ile onurlandırılmıştır.", "question": "Behram Kurşunoğlu'nun aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": " TÜBİTAK Bilim ödülü"}}, {"id": "6957", "context": "\r\nBehram Kurşunoğlu 1972'de fizik alanında TÜBİTAK Bilim ödülü ile onurlandırılmıştır.", "question": "Behram Kurşunoğlu hangi yılda ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1972'de"}}, {"id": "6958", "context": "\r\nBehram Kurşunoğlu 1972'de fizik alanında TÜBİTAK Bilim ödülü ile onurlandırılmıştır.", "question": "Behram Kurşunoğlu hangi alanda ödül almıştır?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "fizik alanında"}}, {"id": "6959", "context": "Behram Kurşunoğlu 2003 yılında Miami'de vefat etmiştir.", "question": "Behram Kurşunoğlu hangi yıl vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "2003"}}, {"id": "6960", "context": "Behram Kurşunoğlu 2003 yılında Miami'de vefat etmiştir.", "question": "Behram Kurşunoğlu nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": " Miami'de"}}, {"id": "6961", "context": "Mehmet Nimet Özdaş (26 Mart 1921, İstanbul - 17 Haziran 2014, İstanbul), Türk bilim adamı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "17 Haziran 2014"}}, {"id": "6962", "context": "Mehmet Nimet Özdaş (26 Mart 1921, İstanbul - 17 Haziran 2014, İstanbul), Türk bilim adamı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6963", "context": "Mehmet Nimet Özdaş (26 Mart 1921, İstanbul - 17 Haziran 2014, İstanbul), Türk bilim adamı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "26 Mart 1921"}}, {"id": "6964", "context": "Mehmet Nimet Özdaş (26 Mart 1921, İstanbul - 17 Haziran 2014, İstanbul), Türk bilim adamı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6965", "context": "Mehmet Nimet Özdaş (26 Mart 1921, İstanbul - 17 Haziran 2014, İstanbul), Türk bilim adamı.", "question": "Mehmet Nimet Özdaş'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "bilim adamı"}}, {"id": "6966", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet \r\nBakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.\r\n", "question": "Mehmet Nimet Özdaş İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Merkezinde hangi vasıf ile görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "kurucu başkanı"}}, {"id": "6967", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet \r\nBakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.\r\n", "question": "Mehmet Nimet Özdaş'ın ilk mesleki tecrübesi hangi kurumda olmuştur?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nde "}}, {"id": "6968", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet \r\nBakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.\r\n", "question": "Mehmet Nimet Özdaş London University'de ne eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "doktora"}}, {"id": "6969", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet \r\nBakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.\r\n", "question": "Mehmet Nimet Özdaş lisansüstü programını hangi kurumda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Imperial College"}}, {"id": "6970", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. Imperial College lisansüstü, London University doktora eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde profesör oldu. 1961 yılında Üniversitenin Bilgisayar merkezinin kurucu başkanı oldu. TÜBİTAK'ın kurucu genel sekreterliği, Bilim Komitesi üyeliği, Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Kurucu direktörlüğü, NATO Bilim Komitesi başkanlığı, Von Karman Institute Yönetim Kurulu üyeliği, bilim ve teknolojiden sorumlu Devlet \r\nBakanlığı yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıydı.\r\n", "question": "Mehmet Nimet Özdaş'ın mezun olduğu üniversite hangisidir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nden"}}, {"id": "6971", "context": "Türkmen bir ailenin çocuğu olarak 1274 senedinde Dımaşk'ta doğmuştur. Babası altın işleme işiyle uğraşan Şehâbeddin Ahmed'dir. Bu sebepten dolayı Zehebî diye anılmıştır. Hadis, fıkıh, tarih okudu. İlimde ilerlemek için Kudüs, Hama, Trablus, Tebük gibi pek çok şehri dolaştı. 1296 yılında Mısır'a gitti ve burada çeşitli âlimlerden eğitim aldı. 1299 yılında babasının vefatının ardından, hacca giderek Mekke ve Medine'de çeşitli âlimlerden eğitim aldı. 1300 yılından itibaren nahiv, hadis tarihi, tarihle uğraştı. Üç yüze yakın eser kaleme aldı. 4 Şubat 1348 tarihinde Dımaşk’ta vefat etti.", "question": "Zehebi'nin vefat ettiği tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 545, "text": "4 Şubat 1348"}}, {"id": "6972", "context": "Türkmen bir ailenin çocuğu olarak 1274 senedinde Dımaşk'ta doğmuştur. Babası altın işleme işiyle uğraşan Şehâbeddin Ahmed'dir. Bu sebepten dolayı Zehebî diye anılmıştır. Hadis, fıkıh, tarih okudu. İlimde ilerlemek için Kudüs, Hama, Trablus, Tebük gibi pek çok şehri dolaştı. 1296 yılında Mısır'a gitti ve burada çeşitli âlimlerden eğitim aldı. 1299 yılında babasının vefatının ardından, hacca giderek Mekke ve Medine'de çeşitli âlimlerden eğitim aldı. 1300 yılından itibaren nahiv, hadis tarihi, tarihle uğraştı. Üç yüze yakın eser kaleme aldı. 4 Şubat 1348 tarihinde Dımaşk’ta vefat etti.", "question": "Babasının ne işle uğraşıyor?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "altın işleme"}}, {"id": "6973", "context": "Cabir Bin Eflah (Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili) ( 1100 - 1150) Batı dünyasında \"Geber\" adıyla bilinen ünlü müslüman astronomdur.", "question": "Cabir Bin Eflah'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "astronomdur"}}, {"id": "6974", "context": "Cabir Bin Eflah (Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili) ( 1100 - 1150) Batı dünyasında \"Geber\" adıyla bilinen ünlü müslüman astronomdur.", "question": "Cabir Bin Eflah'ın dini nedir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "müslüman"}}, {"id": "6975", "context": "Cabir Bin Eflah (Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili) ( 1100 - 1150) Batı dünyasında \"Geber\" adıyla bilinen ünlü müslüman astronomdur.", "question": "Cabir Bin Eflah'ın tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili"}}, {"id": "6976", "context": "Cabir Bin Eflah (Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili) ( 1100 - 1150) Batı dünyasında \"Geber\" adıyla bilinen ünlü müslüman astronomdur.", "question": "Cabir bin Eflah nerede Geber adıyla bilinmektedir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Batı dünyasında"}}, {"id": "6977", "context": "\r\nCabir bin Eflah'ı üne kavuşturan eseri, Batlamyus'un eseri olan El-Mescit'teki yanlışları düzeltmesi için yazdığı Kitabül-Hey'e fi ıstıhi'l Mecisti eseridir.", "question": "Cabir bin Eflah'ıın kendini üne kavuşturan eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Kitabül-Hey'e fi ıstıhi'l Mecisti"}}, {"id": "6978", "context": "\r\nCabir bin Eflah'ı üne kavuşturan eseri, Batlamyus'un eseri olan El-Mescit'teki yanlışları düzeltmesi için yazdığı Kitabül-Hey'e fi ıstıhi'l Mecisti eseridir.", "question": "Cabir bin Eflah kendini üne kavuşturan eserini ne için yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Batlamyus'un eseri olan El-Mescit'teki yanlışları düzeltmesi için"}}, {"id": "6979", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen.", "question": "Doğu Ergil hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "İstanbul"}}, {"id": "6980", "context": "Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen.", "question": "Doğu Ergil hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "1940"}}, {"id": "6981", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu. 'nde sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, 1985-86 yıllarında ABD’deki Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı.", "question": "Doğu Ergil'in başkanlık yaptığı vakfın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı"}}, {"id": "6982", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu. 'nde sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, 1985-86 yıllarında ABD’deki Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı.", "question": " 1980-84 yılları arasında nerede konuk öğretim üyeliği yaptı?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda"}}, {"id": "6983", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu. 'nde sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, 1985-86 yıllarında ABD’deki Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı.", "question": "Hangi üniversitede farklı alanlarda doktora yaptı?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "New York State Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6984", "context": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu. 'nde sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, 1985-86 yıllarında ABD’deki Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı.", "question": "Doğu Ergil Ankara Üniversitesinde hangi fakültede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi"}}, {"id": "6985", "context": "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.", "question": "Doğu Ergil nerede öğretim üyesi olarak çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Fatih Üniversitesi'nde"}}, {"id": "6986", "context": "3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.", "question": "Doğu Ergil raporu hazırladığı dönemde görevi neydi", "answers": {"answer_start": 151, "text": "TOBB Başkanlık Danışmanlığı"}}, {"id": "6987", "context": "3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.", "question": "Doğu Ergil Doğu Raporunu hangi kurum adına hazırladı?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği"}}, {"id": "6988", "context": "\r\n2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır. Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.", "question": "Doğu Ergil kime röportaj vermiştir?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "Neşe Düzel'e"}}, {"id": "6989", "context": "\r\n2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır. Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.", "question": "1994 yılında TSK Doğu Ergil'den ne istemiştir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma"}}, {"id": "6990", "context": "== Eserleri ==\r\nDoğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.\r\nİki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.\r\n100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241.\r\nKürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.\r\nDoğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091.\r\nRealities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749.\r\nDemokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.\r\nSiyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438.\r\nBir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.\r\nKırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404.\r\nAtatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.\r\nKörfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.\r\nToplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.\r\nMillî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "2010 yılında yayımladığı kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 208, "text": " 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi"}}, {"id": "6991", "context": "== Eserleri ==\r\nDoğu Ergil'in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı, Türkiye'de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve bilimsel makaleleri bulunmaktadır.\r\nİki buçuk yıl süren bir çalışma sonucu 2010 yılında, 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi adlı kitabını yayımladı.\r\n100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’’, Doğu Ergil, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, ISBN 9786051142241.\r\nKürt Raporu - Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine, (Ömer Taşpınar ve Philip H. Gordon ile), Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, ISBN 9752639836.\r\nDoğu Sorunu: Teşhisler Tespitler, Akademi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2008, ISBN 9944400091.\r\nRealities Of Turkey, Akademi Kültür Sanat Yayınları, 2008, ISBN 9944400749.\r\nDemokrasi ve Yurttaşlık Kültürü, (Arzu Yılmaz, Öykü Yalçın ve Zeynep Akıncı ile), Turhan Kitabevi, Ankara, 2006, ISBN 9756194391.\r\nSiyasetini Arayan Ülke, Can Yayınları, 2000, ISBN 9758440438.\r\nBir Ters Bir Düz, Milliyet Yayınları, 1995, ISBN 9755061924.\r\nKırık Aynada Kendini Arayan Türkiye, Doruk Yayınları, 1997, ISBN 9755532404.\r\nAtatürkçü Toplum ve Siyaset Felsefesi Açısından Laiklik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 5, Turhan Kitabevi, 1990.\r\nKörfez Bunalımı, Gündoğan Yayınları, ISBN 9755200258.\r\nToplum ve İnsan, Turhan Kitabevi, Ankara, 1994, ISBN 9757425279.\r\nMillî Mücadelenin Sosyal Tarihi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1981.", "question": "Doğu Ergil'in birden fazla dile çevrilmiş kaç kitabı vardır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "18"}}, {"id": "6992", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin hangi alanda çalışma yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Beşeri ve İktisadi Coğrafya"}}, {"id": "6993", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin yaptığı çalışmalarla neye önemli katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Türk Coğrafyasına"}}, {"id": "6994", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in doktora tezi neye örnek olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1172, "text": "“sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına"}}, {"id": "6995", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin nerede Carl Troll'ün öğrencisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 393, "text": " ABD.’de"}}, {"id": "6996", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de “Dr.”, 1956’da “Doçent” ve 1964’de de “Prof.” unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, “Whitbeck” Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda “coğrafyanın babaları” olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman “çağdaş” coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve “uygulamalı coğrafya” konulu çalışmalarıyla “geleneksel” türdeki çalışmaların dışında, “çağdaş” yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. “Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu’’ konulu doktora tezi, coğrafyadaki “sistematik uygulamalı coğrafya” çalışmalarına bir örnek olurken, “Sanayi Coğrafyası”nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır.", "question": "Erol Tümertekin hangi üniversiteye asistan olarak atandı?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "6997", "context": "Doçentlik çalışması ise “Bölgesel Uygulamalı Coğrafya”ya bir örnek olarak “Kurak Bölgelerde Ziraat” konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen “kadınlar”ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan “Türkiye’de İç Göçler” adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. “Türkiye Nüfus Haritası” ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin'in hangi kitabı sadece coğrafyada değil diğer bir bilimde de o konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir?", "answers": {"answer_start": 841, "text": "“Türkiye’de İç Göçler”"}}, {"id": "6998", "context": "Doçentlik çalışması ise “Bölgesel Uygulamalı Coğrafya”ya bir örnek olarak “Kurak Bölgelerde Ziraat” konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen “kadınlar”ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan “Türkiye’de İç Göçler” adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. “Türkiye Nüfus Haritası” ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin'in doçentlik çalışması ne üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": " “Kurak Bölgelerde Ziraat”"}}, {"id": "6999", "context": "Doçentlik çalışması ise “Bölgesel Uygulamalı Coğrafya”ya bir örnek olarak “Kurak Bölgelerde Ziraat” konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen “kadınlar”ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan “Türkiye’de İç Göçler” adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. “Türkiye Nüfus Haritası” ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Tümertekin hangi çalışmaları coğrafi açıdan Türkiye'de ilk başlatanlar arasında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 1139, "text": "nüfus çalışmalarını"}}, {"id": "7000", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.", "question": "Erol Tümertekin hangi dillerde yayın yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 791, "text": "İngilizce ve Fransızca"}}, {"id": "7001", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.", "question": "Hangi tarihten itibaren İstabul ile ilgili kitaplar ve makaleler yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "1960’lardan beri"}}, {"id": "7002", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın “şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir” sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine “arazi” olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle “arazi” olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda “citation” yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve “toplumsal coğrafya”, başka bir deyişle “beşeri coğrafya” alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve “Reader”larda çıkmıştır.", "question": "Erol Tümertekin nereyi araştırmalarında kendine arazi olarak seçmiştir?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "İstanbul’u"}}, {"id": "7003", "context": "Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Hangi üniversitede dekan yardımcılığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "7004", "context": "Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "1982 yılında hangi dernek tarafından onur üyeliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1193, "text": "Fransız ‘’Société de Géographie’"}}, {"id": "7005", "context": "Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin'in 30 yıldan fazla Yayın Kurulu'nda görev yaptığı Journal of Developing Areas adlı dergi nerede yayımlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 730, "text": "ABD’de Illinois’de"}}, {"id": "7006", "context": "Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) “Tatbiki Coğrafya”, “Tarımsal Tipoloji”, “Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri”, “Dünya Nüfus Haritası” gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul'daki hangi teknik üniversitede ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi"}}, {"id": "7007", "context": "Kamil Gediz Akdeniz (d. 4 Şubat 1947, İstanbul), Türk fizikçi ve felsefeci.", "question": "Gediz Akdeniz hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7008", "context": "Kamil Gediz Akdeniz (d. 4 Şubat 1947, İstanbul), Türk fizikçi ve felsefeci.", "question": "Kamil Gediz Akdeniz'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "fizikçi ve felsefeci"}}, {"id": "7009", "context": "Kamil Gediz Akdeniz (d. 4 Şubat 1947, İstanbul), Türk fizikçi ve felsefeci.", "question": "Kamil Akdeniz hangi ay doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Şubat"}}, {"id": "7010", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Fikret Kortel nerede kürsü başkanıydı?", "answers": {"answer_start": 549, "text": "Teorik Fizik Kürsüsünde"}}, {"id": "7011", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Gediz Akdeniz Fikret Kortel'in yanında asistanlık yaparken Fikret Kortel'in unvanı neydi?", "answers": {"answer_start": 587, "text": "Prof. Dr. "}}, {"id": "7012", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Üniversiteden hangi yılda mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 524, "text": "1970"}}, {"id": "7013", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "Vefa Lisesi’nde"}}, {"id": "7014", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Anne tarafı nerelidir?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "Manastırlıdır"}}, {"id": "7015", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Babası hangi yıl vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "1976"}}, {"id": "7016", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Kamil Gediz Akdeniz hangi hastanede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde"}}, {"id": "7017", "context": "4 Şubat 1947’de Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdu. Babası Mehmet Oruç (Gedikli Subaylığından ayrılma),(1919-1976), Annesi Münire Akdeniz Çora (İstanbul Adliyesi Zabıt Katibi),(1927-2003). Baba tarafı Selanik-İstanbul-Samatya, Anne tarafı Manastırlıdır. Sırasıyla, Mecidiyeköy, Beykoz Ahmet Mithat ve Kadırga İlkokullarında okudu. Ortaöğretimini ise Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde (1966) tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968 öğrenci hareketleri içinde yer aldı ve Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden 1970 yılında mezun oldu. Teorik Fizik Kürsüsünde kürsü başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in yanında öğrenci asistan (1968) ve asistan oldu (1970).", "question": "Kamil Gediz Akdeniz'in doğduğu hastane hangi semttedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Üsküdar"}}, {"id": "7018", "context": "Gediz Akdeniz, Kürsü Başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in teşvikiyle ve Prof. Dr. Abdus Salam’ın (1979 Nobel Fizik Ödülü) desteğiyle 1971-1974 yılları arasında Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ICTP, Trieste, İtalya’da doktora çalışmalarında bulundu. Bu dönemde ICTP’de ünlü Türk Fizikçisi Prof. Dr. Asım Orhan Barut’un danışmanlığında yaptığı çalışmaları “Projektif Uzayda Magnetik Mono-pole” başlıklı tezde topladı ve bu tezi 1976 yılında Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Başkan), Prof. Dr. Erdal İnönü ve Prof. Dr. Lütfü Birand önünde savunarak Fizik Doktoru unvanı aldı. 1977-1980 yılları arasında ICTP-Trieste-İtalya’da Prof. Giuseppe Furlan’ın yanında doktora sonrası çalışmalarda bulundu, kuantum alanlar teorisi üzerine yaptığı bu çalışmalarla İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünde Yardımcı Doçent (1980) oldu ve Fizik Doçenti (1983) unvanını aldı. Atom altı parçacıkları üzerine yaptığı teorik fizik yayınlarıyla da 2547 sayılı yasa gereği ilk önce Trakya Üniversitesinde Profesörlüğe yükseltildi (1988) ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Enerji ve Plazma Anabilim Dalı’na kurucu başkanı oldu (1989).", "question": "Hangi üniversitede kurucu başkan oldu?", "answers": {"answer_start": 748, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "7019", "context": "Gediz Akdeniz, Kürsü Başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in teşvikiyle ve Prof. Dr. Abdus Salam’ın (1979 Nobel Fizik Ödülü) desteğiyle 1971-1974 yılları arasında Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ICTP, Trieste, İtalya’da doktora çalışmalarında bulundu. Bu dönemde ICTP’de ünlü Türk Fizikçisi Prof. Dr. Asım Orhan Barut’un danışmanlığında yaptığı çalışmaları “Projektif Uzayda Magnetik Mono-pole” başlıklı tezde topladı ve bu tezi 1976 yılında Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Başkan), Prof. Dr. Erdal İnönü ve Prof. Dr. Lütfü Birand önünde savunarak Fizik Doktoru unvanı aldı. 1977-1980 yılları arasında ICTP-Trieste-İtalya’da Prof. Giuseppe Furlan’ın yanında doktora sonrası çalışmalarda bulundu, kuantum alanlar teorisi üzerine yaptığı bu çalışmalarla İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünde Yardımcı Doçent (1980) oldu ve Fizik Doçenti (1983) unvanını aldı. Atom altı parçacıkları üzerine yaptığı teorik fizik yayınlarıyla da 2547 sayılı yasa gereği ilk önce Trakya Üniversitesinde Profesörlüğe yükseltildi (1988) ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Enerji ve Plazma Anabilim Dalı’na kurucu başkanı oldu (1989).", "question": "Hangi teori üzerine yaptığı çalışmalar İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünde Yardımcı Doçent olmasını sağladı? ", "answers": {"answer_start": 692, "text": "kuantum alanlar teorisi"}}, {"id": "7020", "context": "Gediz Akdeniz, Kürsü Başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in teşvikiyle ve Prof. Dr. Abdus Salam’ın (1979 Nobel Fizik Ödülü) desteğiyle 1971-1974 yılları arasında Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ICTP, Trieste, İtalya’da doktora çalışmalarında bulundu. Bu dönemde ICTP’de ünlü Türk Fizikçisi Prof. Dr. Asım Orhan Barut’un danışmanlığında yaptığı çalışmaları “Projektif Uzayda Magnetik Mono-pole” başlıklı tezde topladı ve bu tezi 1976 yılında Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Başkan), Prof. Dr. Erdal İnönü ve Prof. Dr. Lütfü Birand önünde savunarak Fizik Doktoru unvanı aldı. 1977-1980 yılları arasında ICTP-Trieste-İtalya’da Prof. Giuseppe Furlan’ın yanında doktora sonrası çalışmalarda bulundu, kuantum alanlar teorisi üzerine yaptığı bu çalışmalarla İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünde Yardımcı Doçent (1980) oldu ve Fizik Doçenti (1983) unvanını aldı. Atom altı parçacıkları üzerine yaptığı teorik fizik yayınlarıyla da 2547 sayılı yasa gereği ilk önce Trakya Üniversitesinde Profesörlüğe yükseltildi (1988) ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Enerji ve Plazma Anabilim Dalı’na kurucu başkanı oldu (1989).", "question": "Tezini kimlerin önünde savunarak Fizik Doktoru unvanı aldı?", "answers": {"answer_start": 438, "text": " Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Başkan), Prof. Dr. Erdal İnönü ve Prof. Dr. Lütfü Birand"}}, {"id": "7021", "context": "Gediz Akdeniz, Kürsü Başkanı Prof. Dr. Fikret Kortel’in teşvikiyle ve Prof. Dr. Abdus Salam’ın (1979 Nobel Fizik Ödülü) desteğiyle 1971-1974 yılları arasında Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ICTP, Trieste, İtalya’da doktora çalışmalarında bulundu. Bu dönemde ICTP’de ünlü Türk Fizikçisi Prof. Dr. Asım Orhan Barut’un danışmanlığında yaptığı çalışmaları “Projektif Uzayda Magnetik Mono-pole” başlıklı tezde topladı ve bu tezi 1976 yılında Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Başkan), Prof. Dr. Erdal İnönü ve Prof. Dr. Lütfü Birand önünde savunarak Fizik Doktoru unvanı aldı. 1977-1980 yılları arasında ICTP-Trieste-İtalya’da Prof. Giuseppe Furlan’ın yanında doktora sonrası çalışmalarda bulundu, kuantum alanlar teorisi üzerine yaptığı bu çalışmalarla İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünde Yardımcı Doçent (1980) oldu ve Fizik Doçenti (1983) unvanını aldı. Atom altı parçacıkları üzerine yaptığı teorik fizik yayınlarıyla da 2547 sayılı yasa gereği ilk önce Trakya Üniversitesinde Profesörlüğe yükseltildi (1988) ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Enerji ve Plazma Anabilim Dalı’na kurucu başkanı oldu (1989).", "question": "Gediz Akdeniz hangi yıllar arasında İtalya'da çalışmalarda bulundu?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "1971-1974 yılları arasında"}}, {"id": "7022", "context": "İstanbul Üniversitesi Fen, Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinde İleri Kuantum Fiziği, Parçacık Fiziği, Çağdaş Fizik Tarihi, Bilim Felsefesi ve Fizik Eğitimi lisans ve lisansüstü dersleri yanı sıra Trakya Üniversitesinde (1981-1986), Boğaziçi Üniversitesinde (1982-1984) ve Yıldız Teknik Üniversitesinde (1981-1986) yarı-zamanlı çeşitli lisans ve lisansüstü fizik ve matematik dersleri verdi.", "question": "İstanbul Üniversitesinde hangi dersleri verdi?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İleri Kuantum Fiziği, Parçacık Fiziği, Çağdaş Fizik Tarihi, Bilim Felsefesi ve Fizik Eğitimi"}}, {"id": "7023", "context": "İstanbul Üniversitesi Fen, Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinde İleri Kuantum Fiziği, Parçacık Fiziği, Çağdaş Fizik Tarihi, Bilim Felsefesi ve Fizik Eğitimi lisans ve lisansüstü dersleri yanı sıra Trakya Üniversitesinde (1981-1986), Boğaziçi Üniversitesinde (1982-1984) ve Yıldız Teknik Üniversitesinde (1981-1986) yarı-zamanlı çeşitli lisans ve lisansüstü fizik ve matematik dersleri verdi.", "question": "Boğaziçi Üniversitesinde hangi yıllar arasında çalıştı?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "1982-1984"}}, {"id": "7024", "context": "Çeşitli dönemlerde CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi), ICTP (Abdus Salam Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ), LSE (Londra Ekonomi Okulu) Science, Center for Philosophy of Natural and Social Science ve Imperial College London’da (Londra) ziyaretçi araştırmacı olarak bulundu.", "question": "LSE'nin açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Londra Ekonomi Okulu"}}, {"id": "7025", "context": "Çeşitli dönemlerde CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi), ICTP (Abdus Salam Uluslararası Teorik Fizik Merkezi ), LSE (Londra Ekonomi Okulu) Science, Center for Philosophy of Natural and Social Science ve Imperial College London’da (Londra) ziyaretçi araştırmacı olarak bulundu.", "question": "CERN'ün açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi"}}, {"id": "7026", "context": "İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığı (1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014), İstanbul Üniversitesi Seçilmiş Senato üyesi (2011-2014), Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanlığı (1988-2014 ), Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı (1987-1997), Balkan Fizik Birliği Başkanlığı (1989-1997), Türk Fizik Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği (1989-1995), Avrupa Fizik Derneği Konsey Üyeliği (1989-1997), Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı (1997-1999) ve Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı (1996-1999) görevlerinde bulundu.", "question": "Gediz Akdeniz Balkan Fizik Birliği Başkanlığı görevinde hangi yıllar arasında bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "1989-1997"}}, {"id": "7027", "context": "İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığı (1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014), İstanbul Üniversitesi Seçilmiş Senato üyesi (2011-2014), Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanlığı (1988-2014 ), Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı (1987-1997), Balkan Fizik Birliği Başkanlığı (1989-1997), Türk Fizik Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği (1989-1995), Avrupa Fizik Derneği Konsey Üyeliği (1989-1997), Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı (1997-1999) ve Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı (1996-1999) görevlerinde bulundu.", "question": "Gediz Akdeniz, Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı görevine hangi yıl başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "1997"}}, {"id": "7028", "context": "İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığı (1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014), İstanbul Üniversitesi Seçilmiş Senato üyesi (2011-2014), Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanlığı (1988-2014 ), Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı (1987-1997), Balkan Fizik Birliği Başkanlığı (1989-1997), Türk Fizik Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği (1989-1995), Avrupa Fizik Derneği Konsey Üyeliği (1989-1997), Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı (1997-1999) ve Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı (1996-1999) görevlerinde bulundu.", "question": "Gediz Akdeniz Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı görevini hangi yıl bırakmıştır?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "1999"}}, {"id": "7029", "context": "İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığı (1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014), İstanbul Üniversitesi Seçilmiş Senato üyesi (2011-2014), Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanlığı (1988-2014 ), Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı (1987-1997), Balkan Fizik Birliği Başkanlığı (1989-1997), Türk Fizik Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği (1989-1995), Avrupa Fizik Derneği Konsey Üyeliği (1989-1997), Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı (1997-1999) ve Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı (1996-1999) görevlerinde bulundu.", "question": "Gediz Akdeniz'in 1987-1997 yılları arasında bulunduğu görev nedir?", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı"}}, {"id": "7030", "context": "İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığı (1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014), İstanbul Üniversitesi Seçilmiş Senato üyesi (2011-2014), Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanlığı (1988-2014 ), Türk Fizik Derneği Genel Başkanlığı (1987-1997), Balkan Fizik Birliği Başkanlığı (1989-1997), Türk Fizik Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği (1989-1995), Avrupa Fizik Derneği Konsey Üyeliği (1989-1997), Bilim ve Ütopya Vakfı Kurucu Başkanlığı (1997-1999) ve Balkan ve Rumeli Dernekleri Koordinasyon Başkanlığı (1996-1999) görevlerinde bulundu.", "question": "Gediz Akdeniz İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanlığını hangi yıllar arasında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "1989-1992, 2001-2007 ve 2012-2014"}}, {"id": "7031", "context": "2014 yılında yaş haddinden emekli oldu. Halen Emekli Profesör olarak İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde tez danışmanlığı yapmaktadır ve Türkiye Düzensiz Sistemler Çalışma Grubu kurucu başkanlık görevini sürdürmektedir.", "question": "Gediz Akdeniz'in Türkiye Düzensiz Sistemler Çalışma Grubu'nda bulunduğu görev nedir?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "kurucu başkanlık"}}, {"id": "7032", "context": "2014 yılında yaş haddinden emekli oldu. Halen Emekli Profesör olarak İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde tez danışmanlığı yapmaktadır ve Türkiye Düzensiz Sistemler Çalışma Grubu kurucu başkanlık görevini sürdürmektedir.", "question": "Gediz Akdeniz günümüzde nerede tez danışmanlığı yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde"}}, {"id": "7033", "context": "Gediz Akdeniz 1985 yılında yaptığı bir çalışmada teorik fizik literatüründe “1956 Feza Gürsey Modeli” dalga denkleminin kuarkların hapis olma mekanizmasını açıklamada yer alan “instanton” tipi çözümlerini bulmuştur. Ayrıca bu çözümlerin 1956 yılında Fikret Kortel tarafından bulunan çözüm sınıfı içinde de mevcut olduğu göstermiştir. Bu makale yıllar sonra Gürsey Modeli’nin yeniden teorik atom altı fiziği araştırmalarının gündemine girmesini sağlamıştır. Bu makalenin yayınlanmasından sonra başta Türk fizikçileri olmak üzere Gürsey Modeli ve onun yeni versiyonları üzerine önemli çalışmalar yapılmış ve halen yapılmaktadır. Gediz Akdeniz bu çalışmasıyla 1985 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü almıştır.", "question": "Gediz Akdeniz TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "1985 "}}, {"id": "7034", "context": "Gediz Akdeniz 1985 yılında yaptığı bir çalışmada teorik fizik literatüründe “1956 Feza Gürsey Modeli” dalga denkleminin kuarkların hapis olma mekanizmasını açıklamada yer alan “instanton” tipi çözümlerini bulmuştur. Ayrıca bu çözümlerin 1956 yılında Fikret Kortel tarafından bulunan çözüm sınıfı içinde de mevcut olduğu göstermiştir. Bu makale yıllar sonra Gürsey Modeli’nin yeniden teorik atom altı fiziği araştırmalarının gündemine girmesini sağlamıştır. Bu makalenin yayınlanmasından sonra başta Türk fizikçileri olmak üzere Gürsey Modeli ve onun yeni versiyonları üzerine önemli çalışmalar yapılmış ve halen yapılmaktadır. Gediz Akdeniz bu çalışmasıyla 1985 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü almıştır.", "question": "Gediz Akdeniz'in yayınladığı makaleden sonra neler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "Gürsey Modeli ve onun yeni versiyonları"}}, {"id": "7035", "context": "Gediz Akdeniz 1985 yılında yaptığı bir çalışmada teorik fizik literatüründe “1956 Feza Gürsey Modeli” dalga denkleminin kuarkların hapis olma mekanizmasını açıklamada yer alan “instanton” tipi çözümlerini bulmuştur. Ayrıca bu çözümlerin 1956 yılında Fikret Kortel tarafından bulunan çözüm sınıfı içinde de mevcut olduğu göstermiştir. Bu makale yıllar sonra Gürsey Modeli’nin yeniden teorik atom altı fiziği araştırmalarının gündemine girmesini sağlamıştır. Bu makalenin yayınlanmasından sonra başta Türk fizikçileri olmak üzere Gürsey Modeli ve onun yeni versiyonları üzerine önemli çalışmalar yapılmış ve halen yapılmaktadır. Gediz Akdeniz bu çalışmasıyla 1985 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü almıştır.", "question": "Gediz Akdeniz'in bulduğu “instanton” tipi çözümleri neyi açıklamada yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "“1956 Feza Gürsey Modeli” dalga denkleminin kuarkların hapis olma mekanizmasını"}}, {"id": "7036", "context": "\r\nAkdeniz, son yıllarda Doğrusal Olmayan Bilim (Non-linear Science) yanı sıra fizik felsefesi ve eğitimi üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda “Düzensiz Duyarlı Simülasyon Kuramı”nı geliştirmiştir. Bu kuramıyla “Bilimde Yeni Kimlikler” ve “Karmaşık Ütopyalar ve Yeni Anarşi” üzerine yeni modeller önermiştir.", "question": "Doğrusal Olmayan Bilim'in bir diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Non-linear Science"}}, {"id": "7037", "context": "\r\nAkdeniz, son yıllarda Doğrusal Olmayan Bilim (Non-linear Science) yanı sıra fizik felsefesi ve eğitimi üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda “Düzensiz Duyarlı Simülasyon Kuramı”nı geliştirmiştir. Bu kuramıyla “Bilimde Yeni Kimlikler” ve “Karmaşık Ütopyalar ve Yeni Anarşi” üzerine yeni modeller önermiştir.", "question": "Gediz Akdeniz geliştirdiği kuramla neler üzerine yeni modeller önermiştir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "“Bilimde Yeni Kimlikler” ve “Karmaşık Ütopyalar ve Yeni Anarşi”"}}, {"id": "7038", "context": "\r\nAkdeniz, son yıllarda Doğrusal Olmayan Bilim (Non-linear Science) yanı sıra fizik felsefesi ve eğitimi üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda “Düzensiz Duyarlı Simülasyon Kuramı”nı geliştirmiştir. Bu kuramıyla “Bilimde Yeni Kimlikler” ve “Karmaşık Ütopyalar ve Yeni Anarşi” üzerine yeni modeller önermiştir.", "question": "Akdeniz, çalışmaları sonucunda hangi kuramı geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "“Düzensiz Duyarlı Simülasyon Kuramı”nı"}}, {"id": "7039", "context": "\r\nParçacık Fiziği, Kozmoloji, Kuantum Alanlar Teorisi, Non-lineer Sistemler ve Soliton Fiziği yanında Fizik Felsefesi, Tarihi ve Eğitimi konularında yayınlanmış çok sayıda uluslararası bilimsel makalesi vardır Ayrıca çeşitli dergilerde ve gazetelerde deneme yazıları yayınlanmıştır.", "question": "Gediz Akdeniz'in hangi konularda çok sayıda makalesi vardır?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Parçacık Fiziği, Kozmoloji, Kuantum Alanlar Teorisi, Non-lineer Sistemler ve Soliton Fiziği yanında Fizik Felsefesi, Tarihi ve Eğitimi"}}, {"id": "7040", "context": "\r\nParçacık Fiziği, Kozmoloji, Kuantum Alanlar Teorisi, Non-lineer Sistemler ve Soliton Fiziği yanında Fizik Felsefesi, Tarihi ve Eğitimi konularında yayınlanmış çok sayıda uluslararası bilimsel makalesi vardır Ayrıca çeşitli dergilerde ve gazetelerde deneme yazıları yayınlanmıştır.", "question": "Gediz Akdeniz'in nerelerde deneme yazıları yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "çeşitli dergilerde ve gazetelerde"}}, {"id": "7041", "context": "== Kitapları ==\r\n7 Hariç (Deneme, Everest Yayınları, 2007)\r\nDüzenden Kaosa Zuhur (Söyleşi, Tayfun Gönül ile, Kaos Yayınları, 2008) \r\nKara Kefali (Roman, Everest Yayınları, 2008)", "question": "Gediz Akdeniz'in Kara Kefali kitabı ne zaman yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "2008"}}, {"id": "7042", "context": "== Kitapları ==\r\n7 Hariç (Deneme, Everest Yayınları, 2007)\r\nDüzenden Kaosa Zuhur (Söyleşi, Tayfun Gönül ile, Kaos Yayınları, 2008) \r\nKara Kefali (Roman, Everest Yayınları, 2008)", "question": "Düzenden Kaosa Zuhur kitabının türü nedir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Söyleşi"}}, {"id": "7043", "context": "== Kitapları ==\r\n7 Hariç (Deneme, Everest Yayınları, 2007)\r\nDüzenden Kaosa Zuhur (Söyleşi, Tayfun Gönül ile, Kaos Yayınları, 2008) \r\nKara Kefali (Roman, Everest Yayınları, 2008)", "question": "Hariç kitabının türü nedir?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Deneme"}}, {"id": "7044", "context": "== Ödülleri ==\r\n1980 - Abdus Salam ICTP Associate Üyeliği\r\n1985 - Tübitak Bilim Teşvik\r\n1998 - Uluslararası İnsanlık Birliği Altın Karakter\r\n1998 - Balkan Fizik Birliği Onur Üyeliği", "question": "Gediz Akdeniz Uluslararası İnsanlık Birliği Altın Karakter ödülünü hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "1998"}}, {"id": "7045", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır . İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University nde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Misafir öğretim üyesi olduğu ülke hangisidir?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Hollanda"}}, {"id": "7046", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır . İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University nde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Mezun olduğu üniversite hangisidir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "7047", "context": "2013 yılında Uluslararasi Saraybosna Üniversitesine Rektor olarak atanmıştır . İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992 yılında mezun olmuştur. 1995 yılında Mali Hukuk Yüksek Lisans Programı (1995) ve Kamu Hukuku Doktora Programlarını (1999) Marmara Üniversitesinde tamamlamıştır. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesinde başlamış ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde 2006 yılında göreve başlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını misafir öğretim uyesi olarak Hollanda Tilburg Universitesinde ve Ahmed Yesevi University nde tamamlamıştır. Dr. Oğurlu idare hukuku alanında, ulusal ve uluslararası projelerde yönetici ve yürütücü olarak görev almıştır. Halen akademik dergilerde hakem kurulu üyesidir.", "question": "Rektör olarak hangi üniversiteye atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Uluslararasi Saraybosna Üniversitesi"}}, {"id": "7048", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulunun öğrenci dergisinin ismi nedir", "answers": {"answer_start": 582, "text": "Pusula"}}, {"id": "7049", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulunda ne tür bölümler bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır"}}, {"id": "7050", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulunun mezuniyet törenleri ne zaman yapılmaktadır", "answers": {"answer_start": 288, "text": "her yıl 31 Ağustos'ta"}}, {"id": "7051", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulu türk deniz kuveetlerine ne yetiştirmektedir", "answers": {"answer_start": 228, "text": "muharip subay"}}, {"id": "7052", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulu şuan nerede bulunmaktadır", "answers": {"answer_start": 175, "text": " Tuzla, İstanbul'da"}}, {"id": "7053", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulu nerede kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Kasımpaşa, İstanbul'da"}}, {"id": "7054", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulunun ilk adı nedir", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Mühendishane-i Bahr-i Hümayun"}}, {"id": "7055", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulu kim tarafından kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından"}}, {"id": "7056", "context": "Deniz Harp Okulu (kısaca DHO), 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa, İstanbul'da Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla kurulmuş olan ve 1985'ten itibaren Tuzla, İstanbul'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumu. Mezuniyet törenleri her yıl 31 Ağustos'ta yapılan Deniz Harp Okulunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birliklerde görev yapmak üzere subay yetiştirilmektedir. Okulda endüstri, elektrik-elektronik, bilgisayar, makine, iletişim, uluslararası ilişkiler ve gemi inşa mühendisliği bölümleri vardır. Ayrıca okulun Pusula adında bir de öğrenci dergisi mevcuttur.\r\n", "question": "deniz harp okulu kaç yılında kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 31, "text": "1773 yılında"}}, {"id": "7057", "context": "Tahran'a 150km. uzaklıktaki Kazvin'de doğan Zekeriya bin Muhammed çok kısa zamanda tarih, astronomi ve jeoloji de söz sahibi oldu. Ortaçağda jeoloji'nin otorite kabul edilen isimlerinden birisiydi. Batı O'nu “Müslümanların Pilinus'u” olarak tanımıştır.", "question": "Zekeriya bin Muhammed nasıl tanınırdı?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Müslümanların Pilinus'u"}}, {"id": "7058", "context": "Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar), (عجائب المخلوقات و غرائب الموجودات) isimli, Türkçe ve Farsça'ya da tercüme edilmiş olan Arapça astronomi eseri, Asar-ül Bilad ve Ahbar-ül İbad, isimli coğrafya eseri yazan Kazvini, Dünya'nın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir.", "question": "Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat hangi dillere çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Türkçe ve Farsça'ya"}}, {"id": "7059", "context": "Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış, modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafından ortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, \"...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur, dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur...\" gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir.", "question": "Kaç yılda bir dönüşümlerini tamamlarlar?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "36.000"}}, {"id": "7060", "context": "Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır önce Kazvini tarafından ele alınmış, modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, bu müslüman ilim adamı tarafından ortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî, \"...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur, dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur...\" gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir.", "question": "Kaç yıllarında kaya manyetizması ve fosil manyetizma inceleme konusu olmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "1920"}}, {"id": "7061", "context": "Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı, \"...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki, rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz...\" şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) \"...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...\" sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.", "question": "1950'lerde sürülen izostazi'yi kim sürmüştür?", "answers": {"answer_start": 309, "text": "Airy ve Pratt"}}, {"id": "7062", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi (* 1961 Konya) Türk asıllı Avusturyalı fizikçi. Johannes Kepler Üniversitesi'nde (JKÜ) fiziksel kimya profesörü olup Fiziksel Kimya Enstitüsü'yle Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nü (OGPE) yönetmektedir.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi enstitüleri yönetmektedir", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Fiziksel Kimya Enstitüsü'yle Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nü (OGPE)"}}, {"id": "7063", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi (* 1961 Konya) Türk asıllı Avusturyalı fizikçi. Johannes Kepler Üniversitesi'nde (JKÜ) fiziksel kimya profesörü olup Fiziksel Kimya Enstitüsü'yle Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nü (OGPE) yönetmektedir.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi üniversitede profesördür", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Johannes Kepler Üniversitesi"}}, {"id": "7064", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980).\r\n\r\nMezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.\r\n\r\n1996'dan JKÜ'de profesör olarak çalışıp Fiziksel Kimya Enstitüsü'nün başkanıdır. 2000 senesinde JKÜ'deki Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün (Almanca ) kurucu yönetim kurulu başkanlığını getirildi. 2003'le 2009 arasında eyalet başkenti Linz'in belediye meclisine seçildi (SPÖ Fraksiyonu). Sarıçiftçi, ayrıca Linzer Kreis'in kurucu üyesidir. Bunun yanı sıra muhtelif derneklere de üyedir: Fellow of the Royal Society of Chemistry (FRSC), American Chemical Society (ACS), Materials Research Society (MRS), Österreichische Physikalische Gesellschaft (ÖPG), Gesellschaft Österreichischer Chemiker(GÖCH) ve Fellow of SPIE. 2014'de Avusturya Bilimler Akademisi'nin (Almanca Österreichischen Akademie der Wissenschaften (ÖAW)) üyeliğini yazışarak sürdüren üyesi oldu.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi Institute for Polymers & Organic Solids'te kaç sene çalışmıştır", "answers": {"answer_start": 509, "text": "dört "}}, {"id": "7065", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980).\r\n\r\nMezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.\r\n\r\n1996'dan JKÜ'de profesör olarak çalışıp Fiziksel Kimya Enstitüsü'nün başkanıdır. 2000 senesinde JKÜ'deki Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün (Almanca ) kurucu yönetim kurulu başkanlığını getirildi. 2003'le 2009 arasında eyalet başkenti Linz'in belediye meclisine seçildi (SPÖ Fraksiyonu). Sarıçiftçi, ayrıca Linzer Kreis'in kurucu üyesidir. Bunun yanı sıra muhtelif derneklere de üyedir: Fellow of the Royal Society of Chemistry (FRSC), American Chemical Society (ACS), Materials Research Society (MRS), Österreichische Physikalische Gesellschaft (ÖPG), Gesellschaft Österreichischer Chemiker(GÖCH) ve Fellow of SPIE. 2014'de Avusturya Bilimler Akademisi'nin (Almanca Österreichischen Akademie der Wissenschaften (ÖAW)) üyeliğini yazışarak sürdüren üyesi oldu.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi sene Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün kurucu başkanlığını yaptı", "answers": {"answer_start": 832, "text": "2000 "}}, {"id": "7066", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980).\r\n\r\nMezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.\r\n\r\n1996'dan JKÜ'de profesör olarak çalışıp Fiziksel Kimya Enstitüsü'nün başkanıdır. 2000 senesinde JKÜ'deki Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün (Almanca ) kurucu yönetim kurulu başkanlığını getirildi. 2003'le 2009 arasında eyalet başkenti Linz'in belediye meclisine seçildi (SPÖ Fraksiyonu). Sarıçiftçi, ayrıca Linzer Kreis'in kurucu üyesidir. Bunun yanı sıra muhtelif derneklere de üyedir: Fellow of the Royal Society of Chemistry (FRSC), American Chemical Society (ACS), Materials Research Society (MRS), Österreichische Physikalische Gesellschaft (ÖPG), Gesellschaft Österreichischer Chemiker(GÖCH) ve Fellow of SPIE. 2014'de Avusturya Bilimler Akademisi'nin (Almanca Österreichischen Akademie der Wissenschaften (ÖAW)) üyeliğini yazışarak sürdüren üyesi oldu.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi Alan J. Heeger ile hangi konuda çalışmıştır", "answers": {"answer_start": 581, "text": "polimer organik güneş hücreleri"}}, {"id": "7067", "context": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi, İstanbul'daki Avusturya Lisesi mezunudur. Yanıbaşında İstanbul Konservatuvarı'nda klâsik piyano okudu (1970–1980).\r\n\r\nMezuniyetten sonra Viyana Üniversitesi'nde fizik tahsil etmeye başladı (1980–1989). Doktor unvanından sonra (1989) Stuttgart Üniversitesi'nin 2. Fizik Enstitüsü'nde araştırdı (1989–1992). 1992'de akademik öğretim lisansını (Latince ) Ankara'da YÖK'den aldı. Akabinde ABD'de Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Institute for Polymers & Organic Solids'te dört sene çalışarak Alan J. Heeger ile beraber (Kimya Nobel Ödülü 2000) polimer organik güneş hücrelerini keşfedip inceledi (1992–1996). 1996 Nisan'ında Linz'deki Johannes Kepler Üniversitesi'nde fiziksel kimya bölümünün başına getirildi.\r\n\r\n1996'dan JKÜ'de profesör olarak çalışıp Fiziksel Kimya Enstitüsü'nün başkanıdır. 2000 senesinde JKÜ'deki Linzli Organik Güneş Hücreleri Enstitüsü'nün (Almanca ) kurucu yönetim kurulu başkanlığını getirildi. 2003'le 2009 arasında eyalet başkenti Linz'in belediye meclisine seçildi (SPÖ Fraksiyonu). Sarıçiftçi, ayrıca Linzer Kreis'in kurucu üyesidir. Bunun yanı sıra muhtelif derneklere de üyedir: Fellow of the Royal Society of Chemistry (FRSC), American Chemical Society (ACS), Materials Research Society (MRS), Österreichische Physikalische Gesellschaft (ÖPG), Gesellschaft Österreichischer Chemiker(GÖCH) ve Fellow of SPIE. 2014'de Avusturya Bilimler Akademisi'nin (Almanca Österreichischen Akademie der Wissenschaften (ÖAW)) üyeliğini yazışarak sürdüren üyesi oldu.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi liseden mezundur", "answers": {"answer_start": 40, "text": "Avusturya Lisesi "}}, {"id": "7068", "context": "Sarıçiftçi, organik yarı iletkenler ve onların uygulamaları sahasında mütehassıstır. Bilhassa organik güneş hücreleri konusunda çalışmaktadır. Güneş enerjisinin CO2 geri dönüşümü yardımıyla kimyasal olarak depolanması araştırmalarında artan şekilde önem kazanmaktadır.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi alanda mütehassıstır", "answers": {"answer_start": 12, "text": "organik yarı iletkenler ve onların uygulamaları"}}, {"id": "7069", "context": "Wittgenstein-Preis (2012)\r\nBükreş Üniversitesi'nce verilen fahrî doktorluk unvanı (2012)\r\nFinlandiya'daki Åbo Akademi'since verilen fahrî doktorluk unvanı (2011)\r\nKardinal-Innitzer Ödülü (2010)\r\nLinz şehrinin insanlık nişanı (2010)\r\nAraştırma kategorisinde 2008'in Avusturyalıları (ORF ve Die Presse gazetesi)\r\nTUBITAK Bilim Ödülü 2006\r\n2003'te OÖN tarafında sponsorlu Yukarı Avusturya ENERGY GLOBE ödülü\r\n„Yukarı Avusturya Yeşilleri“'nde sponsorlu 2001 Yeşil Ödülü", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi hangi üniversitelerden fahrî doktorluk unvanı almıştır", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Åbo Akademi"}}, {"id": "7070", "context": "Sarıçiftçi'nin 500'den fazla bilimsel yayını bilimsel mecmualarda yayımlanmıştır. Sahasında en fazla zikredilen bilim insanlarındandır. En iyi malzeme bilim insanlarından oluşan bir küresel sıralamada Sarıçiftçi 14 olarak sınıflandırıldı.", "question": "Niyazi Serdar Sarıçiftçi küresel sıralamada kaçıncı olarak sınıflandırılmıştır", "answers": {"answer_start": 212, "text": "14 "}}, {"id": "7071", "context": "Kısa süre içinde mevzilenir ve ateş mevzi konumunu alır. \r\nT-122 lançeri atış görevini tek başına veya altı lançerden oluşan batarya organizasyonu altında yerine getirir. \r\nT-122 lançeri, 40 roketi 80 saniye içinde atar\r\nBir salvo ile 740kg harpbaşlığını sevk eder\r\nT-122 lançerinden atılan 40 adet tahrip harpbaşlıklı roket 3–40km arasındaki hedef üzerinde 500 m x 500 m.lik bir alanda taciz etkisi yaratır\r\nKısa reaksiyon süresi ile hedef üzerinde baskın ateşi yaratır\r\nT-122, normal koşullarda 5 personel ile, acil durumlarda 3 personel ile kullanılır.", "question": "T-122 lançeri, 40 roketi ne kadarlık bir zamanda atar?", "answers": {"answer_start": 197, "text": " 80 saniye içinde"}}, {"id": "7072", "context": "Kısa süre içinde mevzilenir ve ateş mevzi konumunu alır. \r\nT-122 lançeri atış görevini tek başına veya altı lançerden oluşan batarya organizasyonu altında yerine getirir. \r\nT-122 lançeri, 40 roketi 80 saniye içinde atar\r\nBir salvo ile 740kg harpbaşlığını sevk eder\r\nT-122 lançerinden atılan 40 adet tahrip harpbaşlıklı roket 3–40km arasındaki hedef üzerinde 500 m x 500 m.lik bir alanda taciz etkisi yaratır\r\nKısa reaksiyon süresi ile hedef üzerinde baskın ateşi yaratır\r\nT-122, normal koşullarda 5 personel ile, acil durumlarda 3 personel ile kullanılır.", "question": "T-122 Sakarya acil durumlarda kaç personel ile kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 529, "text": "3 personel"}}, {"id": "7073", "context": "T-122 Sakarya, Roketsan tarafından üretilen 122mm çapındaki topçu roketi. Çok namlulu roketatar'dan fırlatır.", "question": "T-122 Sakarya hangi firma tarafından üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Roketsan"}}, {"id": "7074", "context": "Roketsan'ın 122mm.lik artırılmış menzilli roket ailesi klasik 122mm.lik roketlere göre iki kat menzile sahiptir. Tahrip, Çelik Bilyalı ve kargo harpbaşlığına sahip roketler TR-122, TRB-122 ve TRK-122 olarak adlandırılır. Üstün dağılım karakterleriyle bu roketler nokta ve alan hedeflerine karşı kullanılır. Roketler, T-122'den veya 122mm.lik diğer çekili araca monteli silah sistemlerinden atılır.", "question": "T-122 Sakarya roket ailesinde bulunan roketler hangi hedeflere karşı kullanılır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "nokta ve alan hedeflerine"}}, {"id": "7075", "context": "Roketsan'ın 122mm.lik artırılmış menzilli roket ailesi klasik 122mm.lik roketlere göre iki kat menzile sahiptir. Tahrip, Çelik Bilyalı ve kargo harpbaşlığına sahip roketler TR-122, TRB-122 ve TRK-122 olarak adlandırılır. Üstün dağılım karakterleriyle bu roketler nokta ve alan hedeflerine karşı kullanılır. Roketler, T-122'den veya 122mm.lik diğer çekili araca monteli silah sistemlerinden atılır.", "question": "T-122 Sakarya'nın klasik 122mm'lik roketlere göre menzili ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "klasik 122mm.lik roketlere göre iki kat menzile sahiptir"}}, {"id": "7076", "context": "Taşıyıcı araç olarak 6 x 6 taktik tekerlekli MAN Dfaex kamyon kullanır. Kamyonda 2X20 füze taşıyan atış sistemi bulunur. Bu füzelerin tamamını 80 saniyede hedefe yollar 500 m X 500 m'lik bir alanı yok eder.", "question": "T-122 Sakarya hangi aracı kullanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": " 6 x 6 taktik tekerlekli MAN Dfaex kamyon"}}, {"id": "7077", "context": "Atmosferik koşulların yarattığı olumsuz etkilere karşı özel olarak tasarlanan yalıtımlı podlar, 20 tüpten oluşmaktadır. Roketler tüplere fabrika seviyesinde yüklenmekte ve raf ömrü boyunca bakım gerektirmemektedir. Aktif görev sırasında tüpler elle tek tek yüklenebildiği gibi mühimmat bölükleri tarafından yüklü pod takviyeside yapılmaktadır. Araca monte teleskobik vinç ile pod yüklemesi 5 dk' da elle tek tek roket yüklemesi standart olarak 110 dakikada yapılmaktadır. Tapa ayarları tapa ayar anahtarı ile yapılır. ", "question": "Elle yapılan roket yüklemeleri standart olarak kaç dakikada tamalanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "110 dakikada "}}, {"id": "7078", "context": "Atmosferik koşulların yarattığı olumsuz etkilere karşı özel olarak tasarlanan yalıtımlı podlar, 20 tüpten oluşmaktadır. Roketler tüplere fabrika seviyesinde yüklenmekte ve raf ömrü boyunca bakım gerektirmemektedir. Aktif görev sırasında tüpler elle tek tek yüklenebildiği gibi mühimmat bölükleri tarafından yüklü pod takviyeside yapılmaktadır. Araca monte teleskobik vinç ile pod yüklemesi 5 dk' da elle tek tek roket yüklemesi standart olarak 110 dakikada yapılmaktadır. Tapa ayarları tapa ayar anahtarı ile yapılır. ", "question": "Podlar kaç tüpten oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "20 tüpten"}}, {"id": "7079", "context": "Atış öncesi ve atış sırasında Cihaz İçi Test yapar \r\n122mm’lik roketlerin atış esaslarını hassas uçuş simülasyonu programı ile hesaplar \r\nLançeri ateş mevzi ve yol konumlarına alır \r\nRoketleri tek tek veya 2 saniye aralıklı salvo halinde atar \r\n20 adet hedef koordinatını hafızasında saklar \r\nMETCM veya benzer formattaki metro raporlarından meteoroloji bilgilerini alır", "question": "T-122 Sakarya kaç adet hedef koordinatını hafızasında saklayabilmektedir?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "20 adet"}}, {"id": "7080", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon hangi bilim ödülünün sahibidir", "answers": {"answer_start": 254, "text": "1998 TÜBİTAK bilim ödülü"}}, {"id": "7081", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon kaç yılında lisans eğitimini tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 40, "text": "1965 "}}, {"id": "7082", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon kaç yılında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1969 "}}, {"id": "7083", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon kaç yılında doktorasını tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 177, "text": "1971 "}}, {"id": "7084", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon yüksek lisansını nerede yapmıştır", "answers": {"answer_start": 124, "text": "University of California, Berkeley'de"}}, {"id": "7085", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon hangi üniversitede lisans yapmıştır", "answers": {"answer_start": 53, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde"}}, {"id": "7086", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon nerde doğmuştur", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul'da "}}, {"id": "7087", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.\r\n", "question": "derin orhon kaç yılında doğmuştur", "answers": {"answer_start": 13, "text": "1942"}}, {"id": "7088", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Nureddin Batruci "}}, {"id": "7089", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili"}}, {"id": "7090", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci'nin hangi eseri Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edildi?", "answers": {"answer_start": 729, "text": "Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)"}}, {"id": "7091", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci kimin öğrencisidir?-", "answers": {"answer_start": 527, "text": " İbn-i Tufeyl"}}, {"id": "7092", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci kimdir?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı"}}, {"id": "7093", "context": "Nureddin Batruci (Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı.\r\n\r\nDoğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür.\r\n\r\nEl-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "1217 yılında"}}, {"id": "7094", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Türkiye'nin ilk muhalefet partisinin kurucusu kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Nuri Demirağ"}}, {"id": "7095", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Nuri Demirağ'ın en başarılı olduğu alan nedir?", "answers": {"answer_start": 740, "text": "havacılık sanayisi"}}, {"id": "7096", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Nuri Demirağ'ın gerçekleştirdiği ilkler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 552, "text": " ilk yerli paraşüt üretimi "}}, {"id": "7097", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Cumhuriyet döneminin sayılı zenginlerinden ve hayırseverliği ile bilinen iş adamı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Nuri Demirağ"}}, {"id": "7098", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Nuri Demirağ 'a Demirağ soyadı neden ve kim tarafından verildi?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından"}}, {"id": "7099", "context": "Nuri Demirağ, Mühürzâde Mehmed Nuri Bey (1886; Divriği, Sivas - 13 Kasım 1957, İstanbul), Türk iş adamı, siyasetçi.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş ve bu nedenle kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Demirağ” soyadı verilmiştir. Cumhuriyet döneminin sayılı zenginleri arasına girmiş ve hayırseverliği ile tanınmış bir iş adamıdır.\r\n\r\nTürkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kağıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.\r\n\r\nTürkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’nin kurucusudur.\r\n", "question": "Nuri Demirağ kimdir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": " Türk iş adamı, siyasetçi"}}, {"id": "7100", "context": "1886 yılında, Sivas’ın Divriği ilçesinde Dünya’ya geldi. Babası Mühürzâde Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında iken babasını kaybetti, annesi tarafından büyütüldü.\r\n\r\nOrtaöğrenimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde tamamladıktan sonra okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre kendi okulunda görev yaptı. 1903’de Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak Kangal kazasındaki şubeye, bir yıl sonra ise Koçgiri Şubesi’ne atandı.. 1906-1909 arasında Erzurum vilayetinde kıtlık yaşanmıştı . Nuri Bey, 1909’da, depolarda bırakılan buğday ve tahılları kişisel inisiyatifini kullanarak halka uygun bedelle sattı. Bu yüzden hakkında soruşturma açıldı ve aklandı.\r\n\r\n1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavını kazandı ve maliye memuru oldu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atanmıştı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Maliyenin her kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisi’nde gece derslerine katılarak yüksek öğrenimini yaptı. 1918’de maliye müfettişi oldu. Beyoğlu ve Galata dolaylarında görev yaparken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı. Bu hakaretleri sindiremediği için istifa etti..\r\n\r\nMesude Hanım ile evlenen Mehmet Nuri Bey’in bu evlilikten Galip ve Kayı Alp adlı iki oğlu, Mefkure, Şukufe, Süveyda, Süheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları Dünya’ya geldi. Drexel Üniversitesi biyomedikal mühendisliği bölümü kurucusu Profesör Doktor Banu Onaral torunudur.", "question": "Neden Nuri bey maliye'den istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1070, "text": " I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı."}}, {"id": "7101", "context": "1886 yılında, Sivas’ın Divriği ilçesinde Dünya’ya geldi. Babası Mühürzâde Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında iken babasını kaybetti, annesi tarafından büyütüldü.\r\n\r\nOrtaöğrenimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde tamamladıktan sonra okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre kendi okulunda görev yaptı. 1903’de Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak Kangal kazasındaki şubeye, bir yıl sonra ise Koçgiri Şubesi’ne atandı.. 1906-1909 arasında Erzurum vilayetinde kıtlık yaşanmıştı . Nuri Bey, 1909’da, depolarda bırakılan buğday ve tahılları kişisel inisiyatifini kullanarak halka uygun bedelle sattı. Bu yüzden hakkında soruşturma açıldı ve aklandı.\r\n\r\n1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavını kazandı ve maliye memuru oldu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atanmıştı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Maliyenin her kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisi’nde gece derslerine katılarak yüksek öğrenimini yaptı. 1918’de maliye müfettişi oldu. Beyoğlu ve Galata dolaylarında görev yaparken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı. Bu hakaretleri sindiremediği için istifa etti..\r\n\r\nMesude Hanım ile evlenen Mehmet Nuri Bey’in bu evlilikten Galip ve Kayı Alp adlı iki oğlu, Mefkure, Şukufe, Süveyda, Süheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları Dünya’ya geldi. Drexel Üniversitesi biyomedikal mühendisliği bölümü kurucusu Profesör Doktor Banu Onaral torunudur.", "question": "Nuri bey 1909 yılında halka ne satmıştır?", "answers": {"answer_start": 541, "text": "depolarda bırakılan buğday ve tahılları"}}, {"id": "7102", "context": "1886 yılında, Sivas’ın Divriği ilçesinde Dünya’ya geldi. Babası Mühürzâde Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında iken babasını kaybetti, annesi tarafından büyütüldü.\r\n\r\nOrtaöğrenimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde tamamladıktan sonra okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre kendi okulunda görev yaptı. 1903’de Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak Kangal kazasındaki şubeye, bir yıl sonra ise Koçgiri Şubesi’ne atandı.. 1906-1909 arasında Erzurum vilayetinde kıtlık yaşanmıştı . Nuri Bey, 1909’da, depolarda bırakılan buğday ve tahılları kişisel inisiyatifini kullanarak halka uygun bedelle sattı. Bu yüzden hakkında soruşturma açıldı ve aklandı.\r\n\r\n1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavını kazandı ve maliye memuru oldu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atanmıştı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Maliyenin her kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisi’nde gece derslerine katılarak yüksek öğrenimini yaptı. 1918’de maliye müfettişi oldu. Beyoğlu ve Galata dolaylarında görev yaparken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı. Bu hakaretleri sindiremediği için istifa etti..\r\n\r\nMesude Hanım ile evlenen Mehmet Nuri Bey’in bu evlilikten Galip ve Kayı Alp adlı iki oğlu, Mefkure, Şukufe, Süveyda, Süheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları Dünya’ya geldi. Drexel Üniversitesi biyomedikal mühendisliği bölümü kurucusu Profesör Doktor Banu Onaral torunudur.", "question": "Annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 90, "text": " Ayşe Hanım"}}, {"id": "7103", "context": "1886 yılında, Sivas’ın Divriği ilçesinde Dünya’ya geldi. Babası Mühürzâde Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında iken babasını kaybetti, annesi tarafından büyütüldü.\r\n\r\nOrtaöğrenimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde tamamladıktan sonra okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre kendi okulunda görev yaptı. 1903’de Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak Kangal kazasındaki şubeye, bir yıl sonra ise Koçgiri Şubesi’ne atandı.. 1906-1909 arasında Erzurum vilayetinde kıtlık yaşanmıştı . Nuri Bey, 1909’da, depolarda bırakılan buğday ve tahılları kişisel inisiyatifini kullanarak halka uygun bedelle sattı. Bu yüzden hakkında soruşturma açıldı ve aklandı.\r\n\r\n1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavını kazandı ve maliye memuru oldu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atanmıştı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Maliyenin her kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisi’nde gece derslerine katılarak yüksek öğrenimini yaptı. 1918’de maliye müfettişi oldu. Beyoğlu ve Galata dolaylarında görev yaparken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı. Bu hakaretleri sindiremediği için istifa etti..\r\n\r\nMesude Hanım ile evlenen Mehmet Nuri Bey’in bu evlilikten Galip ve Kayı Alp adlı iki oğlu, Mefkure, Şukufe, Süveyda, Süheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları Dünya’ya geldi. Drexel Üniversitesi biyomedikal mühendisliği bölümü kurucusu Profesör Doktor Banu Onaral torunudur.", "question": "Babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Mühürzâde Ömer Bey"}}, {"id": "7104", "context": "1886 yılında, Sivas’ın Divriği ilçesinde Dünya’ya geldi. Babası Mühürzâde Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında iken babasını kaybetti, annesi tarafından büyütüldü.\r\n\r\nOrtaöğrenimini Divriği Rüştiye Mektebi’nde tamamladıktan sonra okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen yardımcısı olarak bir süre kendi okulunda görev yaptı. 1903’de Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak Kangal kazasındaki şubeye, bir yıl sonra ise Koçgiri Şubesi’ne atandı.. 1906-1909 arasında Erzurum vilayetinde kıtlık yaşanmıştı . Nuri Bey, 1909’da, depolarda bırakılan buğday ve tahılları kişisel inisiyatifini kullanarak halka uygun bedelle sattı. Bu yüzden hakkında soruşturma açıldı ve aklandı.\r\n\r\n1910’da Maliye Bakanlığı’nın sınavını kazandı ve maliye memuru oldu. Beyoğlu Gelirler Müdürlüğü’nde memur olarak İstanbul’a atanmıştı. Kısa süre sonra Hasköy Mal Müdürü oldu. Maliyenin her kademesinde çalıştı. Bir yandan da Maliye Mekteb-i Âlisi’nde gece derslerine katılarak yüksek öğrenimini yaptı. 1918’de maliye müfettişi oldu. Beyoğlu ve Galata dolaylarında görev yaparken I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devletin memuru olarak bazı hakaretlere maruz kalmıştı. Bu hakaretleri sindiremediği için istifa etti..\r\n\r\nMesude Hanım ile evlenen Mehmet Nuri Bey’in bu evlilikten Galip ve Kayı Alp adlı iki oğlu, Mefkure, Şukufe, Süveyda, Süheyla, Gülbahar ve Turan Melek adlarında kızları Dünya’ya geldi. Drexel Üniversitesi biyomedikal mühendisliği bölümü kurucusu Profesör Doktor Banu Onaral torunudur.", "question": "Demirağ nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Sivas’ın Divriği ilçesinde "}}, {"id": "7105", "context": "Mehmet Nuri Bey, milli mücadele döneminde İstanbul’da sigara üretimi ve ticaretle uğraşırken bir yandan da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’nin yönetti.\r\n", "question": "Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’nin yöneticisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Mehmet Nuri Bey"}}, {"id": "7106", "context": "Mehmet Nuri Bey, milli mücadele döneminde İstanbul’da sigara üretimi ve ticaretle uğraşırken bir yandan da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’nin yönetti.\r\n", "question": "Demirağ Milli Mücadele döneminde İstanbul'da ne işle uğraştı?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "sigara üretimi ve ticaret"}}, {"id": "7107", "context": "Kurtuluş Savaşı’ndan bağımsız bir devlet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin ulaşım sorununa demiryolları ile el atmıştı; amaç, en kısa sürede demiryolu ağını genişletmekti. 1926’da Samsun-Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca ilk etapta yapılacak yedi kilometrelik kısım için açılan ihaleye giren Mehmet Nuri Bey, çok düşük bir fiyat vererek ihaleyi aldı. İşin geri kalan kısmı da denemek üzere kendisine verildi. Tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i de memuriyetinden istifa ettirip kendisine ortak yapan Mehmet Nuri Bey artık Türkiye Cumhuriyetinin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu. Kardeşi ile birlikte çalışarak Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını 1012 kilometrelik demiryolunu bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Çok dağlık ve kayalık arazide balyozlarla dağları delerek tünel açmak zorunda kalmalarına rağmen işlerini zamanında tamamladılar. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey’e Demirağ soyadı verdi.\r\n", "question": "Demirağ'ın demiryolu ihalesine girme sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 187, "text": " Samsun-Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca"}}, {"id": "7108", "context": "Kurtuluş Savaşı’ndan bağımsız bir devlet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin ulaşım sorununa demiryolları ile el atmıştı; amaç, en kısa sürede demiryolu ağını genişletmekti. 1926’da Samsun-Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca ilk etapta yapılacak yedi kilometrelik kısım için açılan ihaleye giren Mehmet Nuri Bey, çok düşük bir fiyat vererek ihaleyi aldı. İşin geri kalan kısmı da denemek üzere kendisine verildi. Tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i de memuriyetinden istifa ettirip kendisine ortak yapan Mehmet Nuri Bey artık Türkiye Cumhuriyetinin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu. Kardeşi ile birlikte çalışarak Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını 1012 kilometrelik demiryolunu bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Çok dağlık ve kayalık arazide balyozlarla dağları delerek tünel açmak zorunda kalmalarına rağmen işlerini zamanında tamamladılar. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey’e Demirağ soyadı verdi.\r\n", "question": "1926'da Demirağ hangi demiryolunun yapımını üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "Samsun-Sivas demiryolu "}}, {"id": "7109", "context": "Kurtuluş Savaşı’ndan bağımsız bir devlet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin ulaşım sorununa demiryolları ile el atmıştı; amaç, en kısa sürede demiryolu ağını genişletmekti. 1926’da Samsun-Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca ilk etapta yapılacak yedi kilometrelik kısım için açılan ihaleye giren Mehmet Nuri Bey, çok düşük bir fiyat vererek ihaleyi aldı. İşin geri kalan kısmı da denemek üzere kendisine verildi. Tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i de memuriyetinden istifa ettirip kendisine ortak yapan Mehmet Nuri Bey artık Türkiye Cumhuriyetinin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu. Kardeşi ile birlikte çalışarak Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını 1012 kilometrelik demiryolunu bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Çok dağlık ve kayalık arazide balyozlarla dağları delerek tünel açmak zorunda kalmalarına rağmen işlerini zamanında tamamladılar. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey’e Demirağ soyadı verdi.\r\n", "question": "Demirağ'ın kurduğu demiryolu hatları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar"}}, {"id": "7110", "context": "Kurtuluş Savaşı’ndan bağımsız bir devlet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin ulaşım sorununa demiryolları ile el atmıştı; amaç, en kısa sürede demiryolu ağını genişletmekti. 1926’da Samsun-Sivas demiryolu yapımını üstlenen Fransız şirketi işi bırakınca ilk etapta yapılacak yedi kilometrelik kısım için açılan ihaleye giren Mehmet Nuri Bey, çok düşük bir fiyat vererek ihaleyi aldı. İşin geri kalan kısmı da denemek üzere kendisine verildi. Tapu dairesinde mühendis olan kardeşi Abdurrahman Naci Bey’i de memuriyetinden istifa ettirip kendisine ortak yapan Mehmet Nuri Bey artık Türkiye Cumhuriyetinin ilk demiryolu müteahhidi olmuştu. Kardeşi ile birlikte çalışarak Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını 1012 kilometrelik demiryolunu bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Çok dağlık ve kayalık arazide balyozlarla dağları delerek tünel açmak zorunda kalmalarına rağmen işlerini zamanında tamamladılar. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey’e Demirağ soyadı verdi.\r\n", "question": "Türkiye'nin ilk demiryolu müteahhidi kimdir?", "answers": {"answer_start": 330, "text": "Mehmet Nuri Bey"}}, {"id": "7111", "context": "1931 yılında İstanbul Boğazı’na köprü inşası projesini başlattı. Yurtdışından uzmanlar getirerek incelemeler yaptırdı; San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü ile aynı sistemde bir köprü inşa etmeleri için Golden Gate’i inşa eden firmayla anlaştı. Tüm hazırlıkları bitmiş olan projeyi 1934’te cumhurbaşkanı Atatürk’e sundu. Cumhurbaşkanı tarafından beğenilse de proje hükümetten onay alamadı ve proje gerçekleşmedi. Bu, Nuri Demirağ’da çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.\r\n", "question": "Boğaziçi köprüsü projesinde hangi köprü sistemi örnek alındı?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü "}}, {"id": "7112", "context": "1931 yılında İstanbul Boğazı’na köprü inşası projesini başlattı. Yurtdışından uzmanlar getirerek incelemeler yaptırdı; San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü ile aynı sistemde bir köprü inşa etmeleri için Golden Gate’i inşa eden firmayla anlaştı. Tüm hazırlıkları bitmiş olan projeyi 1934’te cumhurbaşkanı Atatürk’e sundu. Cumhurbaşkanı tarafından beğenilse de proje hükümetten onay alamadı ve proje gerçekleşmedi. Bu, Nuri Demirağ’da çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.\r\n", "question": " İstanbul Boğazı’na köprü inşası projesini ne zaman başlattı?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1931 yılında"}}, {"id": "7113", "context": "Nuri Demirağ, THK aleyhine açtığı davasını kaybettikten sonra, Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek-partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok-partili demokratik düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı. Bu düşünceyle siyasete atıldı. 1945 yılında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’ni kurdu. Parti, 1946 ve 1950 seçimlerinde meclise giremedi. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den adaylığını koydu, Sivas milletvekili oldu.\r\nÇölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar hakkında çalışmalar yaptı.\r\n\r\n13 Kasım 1957’de İstanbul’da şeker hastalığı nedenle hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Hangi alanlara çalışmaya yönlendi ?", "answers": {"answer_start": 468, "text": "Çölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanla"}}, {"id": "7114", "context": "Nuri Demirağ, THK aleyhine açtığı davasını kaybettikten sonra, Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek-partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok-partili demokratik düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı. Bu düşünceyle siyasete atıldı. 1945 yılında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’ni kurdu. Parti, 1946 ve 1950 seçimlerinde meclise giremedi. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den adaylığını koydu, Sivas milletvekili oldu.\r\nÇölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar hakkında çalışmalar yaptı.\r\n\r\n13 Kasım 1957’de İstanbul’da şeker hastalığı nedenle hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Demirağ hangi partiyi kurdu?", "answers": {"answer_start": 251, "text": "1945 yılında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’ni kurdu"}}, {"id": "7115", "context": "Nuri Demirağ, THK aleyhine açtığı davasını kaybettikten sonra, Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek-partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok-partili demokratik düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı. Bu düşünceyle siyasete atıldı. 1945 yılında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’ni kurdu. Parti, 1946 ve 1950 seçimlerinde meclise giremedi. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den adaylığını koydu, Sivas milletvekili oldu.\r\nÇölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar hakkında çalışmalar yaptı.\r\n\r\n13 Kasım 1957’de İstanbul’da şeker hastalığı nedenle hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Demirağ neden siyasete atıldı?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek-partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok-partili demokratik düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı"}}, {"id": "7116", "context": "Nuri Demirağ, THK aleyhine açtığı davasını kaybettikten sonra, Türkiye’de adalet kavramının gelişmesi için tek-partili yönetim anlayışının değiştirilerek çok-partili demokratik düzenin getirilmesi gerektiğine inanmıştı. Bu düşünceyle siyasete atıldı. 1945 yılında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Millî Kalkınma Partisi’ni kurdu. Parti, 1946 ve 1950 seçimlerinde meclise giremedi. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den adaylığını koydu, Sivas milletvekili oldu.\r\nÇölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar hakkında çalışmalar yaptı.\r\n\r\n13 Kasım 1957’de İstanbul’da şeker hastalığı nedenle hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.", "question": "Demirağın mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 650, "text": "Zincirlikuyu"}}, {"id": "7117", "context": "Devrin en zengin iş adamı olan Demirağ., 1936 yılında uçak fabrikasına kurma girişimine başladı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı. Kendisinden uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” sözleriyle karşılık vermişti..\r\n\r\nFabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Bu amaçla Çekoslovak bir şirketle anlaştı. İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binası inşa edildi (Deniz Müzesi’nin solunda bulunan büyük sarı bina). Deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliği’ni satın aldı ve üzerinde büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atölyesini yaptırdı. Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı olan Amsterdam Havalimanı büyüklüğünde idi. Bu alan, günümüzde Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılır.\r\n\r\nUçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide Gök Okulu kuruldu. Okul, 1943 yılında kadar 290 pilot yetiştirdi. Yeşilköy’deki Gök Okulu’ndan önce Divriği’de de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul’a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.\r\n\r\nBeşiktaş’taki uçak fabrikasında üretilecek uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan çizdi. 1936’da ilk tek motorlu uçak üretildi ve Nu.D-36 adı verildi. 1938’de Nu.D-38 adlı çift motorlu altı kişilik yolcu uçağı yapıldı. NuD-38, 1944 yılında Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı. İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.\r\n\r\nNuri Demirağ, havacılık alanında çalışmalarına 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti. 1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtu. Nuri Demirağ’ın oğlu ve Gök Okulu’nun ilk mezunlarından olan Galip Demirağ, bu uçuşta pilot idi..\r\n\r\nTHK tarafından sipariş edilen 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra; NuD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti.", "question": "İlk yerli paraşütü kim üretti?", "answers": {"answer_start": 2222, "text": " Nuri Demirağ"}}, {"id": "7118", "context": "Devrin en zengin iş adamı olan Demirağ., 1936 yılında uçak fabrikasına kurma girişimine başladı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı. Kendisinden uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” sözleriyle karşılık vermişti..\r\n\r\nFabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Bu amaçla Çekoslovak bir şirketle anlaştı. İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binası inşa edildi (Deniz Müzesi’nin solunda bulunan büyük sarı bina). Deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliği’ni satın aldı ve üzerinde büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atölyesini yaptırdı. Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı olan Amsterdam Havalimanı büyüklüğünde idi. Bu alan, günümüzde Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılır.\r\n\r\nUçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide Gök Okulu kuruldu. Okul, 1943 yılında kadar 290 pilot yetiştirdi. Yeşilköy’deki Gök Okulu’ndan önce Divriği’de de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul’a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.\r\n\r\nBeşiktaş’taki uçak fabrikasında üretilecek uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan çizdi. 1936’da ilk tek motorlu uçak üretildi ve Nu.D-36 adı verildi. 1938’de Nu.D-38 adlı çift motorlu altı kişilik yolcu uçağı yapıldı. NuD-38, 1944 yılında Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı. İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.\r\n\r\nNuri Demirağ, havacılık alanında çalışmalarına 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti. 1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtu. Nuri Demirağ’ın oğlu ve Gök Okulu’nun ilk mezunlarından olan Galip Demirağ, bu uçuşta pilot idi..\r\n\r\nTHK tarafından sipariş edilen 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra; NuD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti.", "question": "Demirağ 'ın kurduğu havacılık okulunun ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 1296, "text": "Gök Okulu "}}, {"id": "7119", "context": "Devrin en zengin iş adamı olan Demirağ., 1936 yılında uçak fabrikasına kurma girişimine başladı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı. Kendisinden uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” sözleriyle karşılık vermişti..\r\n\r\nFabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Bu amaçla Çekoslovak bir şirketle anlaştı. İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binası inşa edildi (Deniz Müzesi’nin solunda bulunan büyük sarı bina). Deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliği’ni satın aldı ve üzerinde büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atölyesini yaptırdı. Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı olan Amsterdam Havalimanı büyüklüğünde idi. Bu alan, günümüzde Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılır.\r\n\r\nUçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide Gök Okulu kuruldu. Okul, 1943 yılında kadar 290 pilot yetiştirdi. Yeşilköy’deki Gök Okulu’ndan önce Divriği’de de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul’a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.\r\n\r\nBeşiktaş’taki uçak fabrikasında üretilecek uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan çizdi. 1936’da ilk tek motorlu uçak üretildi ve Nu.D-36 adı verildi. 1938’de Nu.D-38 adlı çift motorlu altı kişilik yolcu uçağı yapıldı. NuD-38, 1944 yılında Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı. İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.\r\n\r\nNuri Demirağ, havacılık alanında çalışmalarına 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti. 1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtu. Nuri Demirağ’ın oğlu ve Gök Okulu’nun ilk mezunlarından olan Galip Demirağ, bu uçuşta pilot idi..\r\n\r\nTHK tarafından sipariş edilen 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra; NuD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti.", "question": "Demirağ'ın uçak satın alma sürecinde söylediği ünlü söz nedir?", "answers": {"answer_start": 366, "text": " Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” "}}, {"id": "7120", "context": "Devrin en zengin iş adamı olan Demirağ., 1936 yılında uçak fabrikasına kurma girişimine başladı. O yıllarda ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlarla karşılanmaktaydı. Kendisinden uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” sözleriyle karşılık vermişti..\r\n\r\nFabrikayı memleketi Divriği’de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul’da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Bu amaçla Çekoslovak bir şirketle anlaştı. İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binası inşa edildi (Deniz Müzesi’nin solunda bulunan büyük sarı bina). Deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliği’ni satın aldı ve üzerinde büyük bir uçuş sahası, hangarlar ve uçak tamir atölyesini yaptırdı. Uçuş sahası, Avrupa’nın en büyük havalimanı olan Amsterdam Havalimanı büyüklüğünde idi. Bu alan, günümüzde Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılır.\r\n\r\nUçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide Gök Okulu kuruldu. Okul, 1943 yılında kadar 290 pilot yetiştirdi. Yeşilköy’deki Gök Okulu’ndan önce Divriği’de de bir Gök Ortaokulu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul’a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.\r\n\r\nBeşiktaş’taki uçak fabrikasında üretilecek uçak ve planörlerin planını Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan çizdi. 1936’da ilk tek motorlu uçak üretildi ve Nu.D-36 adı verildi. 1938’de Nu.D-38 adlı çift motorlu altı kişilik yolcu uçağı yapıldı. NuD-38, 1944 yılında Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı. İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.\r\n\r\nNuri Demirağ, havacılık alanında çalışmalarına 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti. 1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçtu. Nuri Demirağ’ın oğlu ve Gök Okulu’nun ilk mezunlarından olan Galip Demirağ, bu uçuşta pilot idi..\r\n\r\nTHK tarafından sipariş edilen 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra; NuD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti.", "question": "Demirağ uçak fabrikası kurma girişime hangi yılda başladı?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "1936 yılında"}}, {"id": "7121", "context": "THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer. Reşit Alan bu kazada vefat eder. Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı. Ayrıca uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır. Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve gök okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerlerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk Havalimanı’dır.\r\n\r\nİspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı.. Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı.\r\n", "question": "Demirağ'ın gökokulu günümüzde ne olarak kullanılır?", "answers": {"answer_start": 893, "text": "günümüzdeki Atatürk Havalimanı’dır"}}, {"id": "7122", "context": "THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer. Reşit Alan bu kazada vefat eder. Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı. Ayrıca uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır. Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve gök okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerlerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk Havalimanı’dır.\r\n\r\nİspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı.. Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı.\r\n", "question": "Demirağ'ın uçakları hangi ülkelerden sipariş almıştır?", "answers": {"answer_start": 932, "text": "İspanya, İran ve Irak"}}, {"id": "7123", "context": "THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer. Reşit Alan bu kazada vefat eder. Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı. Ayrıca uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır. Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve gök okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerlerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk Havalimanı’dır.\r\n\r\nİspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı.. Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı.\r\n", "question": "Nuri Demirağ'ın sipariş alamamasının sebeplerinden biri nedir?", "answers": {"answer_start": 505, "text": "uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun"}}, {"id": "7124", "context": "THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer. Reşit Alan bu kazada vefat eder. Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı. Ayrıca uçakların yurt dışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır. Bu yüzden sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Beşiktaş’ta üretilen uçakların uçuş deneme testleri ve gök okulu için yapılan pistler, hangarlar, üzerlerindeki bütün yapılı binalar o yıllarda dünyanın en büyük havalimanı Amsterdam Havalimanı büyüklüğündeki bütün kurulu tesisler istimlak edildi. Bu havalimanı günümüzdeki Atatürk Havalimanı’dır.\r\n\r\nİspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı.. Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı.\r\n", "question": "Nuri Demirağ'ın uçak siparişleri kimin geçirdiği kaza sonucu iptal oldu?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Reşit Alan"}}, {"id": "7125", "context": "\"Nuri Demirağ Kimdir?, Kenan Matbaası, Ziya Şakir\", 1947\r\n\"Nuri Demirağ Hayat ve Mücadeleleri, Nu.D Matbaası, Necmettin Deliorman\", 1957\r\n\"Nuri Demirağ: Türkiye’nin Havacılık Efsanesi, Ötüken Neşriyat, Dr. Fatih Dervişoğlu\", 2007\r\n\"Nuri Demirağ: Uzun İnce Bir Yolda Bitmeyen Şarkımız, H. Caner Akkurt\", 2015\r\n", "question": "Demirağ hakkında yazılmış kitaplar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "Nuri Demirağ: Uzun İnce Bir Yolda Bitmeyen Şarkımız"}}, {"id": "7126", "context": "Siyaset Bilim profesörü Ayşe Güneş Ayata'nın eşi, Dışişleri Bakanları'ndan Turan Güneş'in damadıdır.\r\n", "question": "Sencer Ayata'nın kayınpederinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": " Turan Güneş"}}, {"id": "7127", "context": "Ortaöğrenimini Tarsus Amerikan Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973 yılında ODTÜ'de Sosyal Bilimler alanında lisans derecesini aldı. Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji alanındaki doktorasını 1982 yılında University of Kent at Canterbury'de tamamladı. 1981 yılından itibaren ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 1997-2003 yılları arasında Sosyoloji Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 2003-2010 yılları arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. ODTÜ'de Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.", "question": "Sencer Ayata hangi enstitüde müdür olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü"}}, {"id": "7128", "context": "Ortaöğrenimini Tarsus Amerikan Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973 yılında ODTÜ'de Sosyal Bilimler alanında lisans derecesini aldı. Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji alanındaki doktorasını 1982 yılında University of Kent at Canterbury'de tamamladı. 1981 yılından itibaren ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 1997-2003 yılları arasında Sosyoloji Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 2003-2010 yılları arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. ODTÜ'de Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.", "question": "Sencer Ayata 1981 yılından beri hangi bölümde ders vermektedir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": " ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde"}}, {"id": "7129", "context": "Ortaöğrenimini Tarsus Amerikan Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973 yılında ODTÜ'de Sosyal Bilimler alanında lisans derecesini aldı. Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji alanındaki doktorasını 1982 yılında University of Kent at Canterbury'de tamamladı. 1981 yılından itibaren ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 1997-2003 yılları arasında Sosyoloji Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 2003-2010 yılları arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. ODTÜ'de Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.", "question": "Sencer Ayata doktorasını hangi alanda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 133, "text": "Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji"}}, {"id": "7130", "context": "Ortaöğrenimini Tarsus Amerikan Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973 yılında ODTÜ'de Sosyal Bilimler alanında lisans derecesini aldı. Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji alanındaki doktorasını 1982 yılında University of Kent at Canterbury'de tamamladı. 1981 yılından itibaren ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 1997-2003 yılları arasında Sosyoloji Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 2003-2010 yılları arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. ODTÜ'de Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.", "question": "Sencer Ayata lisans eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "ODTÜ'de"}}, {"id": "7131", "context": "Prof. Dr. Sencer Ayata, siyasete 1970'li yıllarda CHP Gençlik Kolları, Özgür İnsan dergisi ve Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu çerçevesinde girmiş, sosyal demokrat düşünce ve örgütlenmeye katkı sağlamıştır. 1980 sonrası dönemde Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasi Araştırmalar Vakfı ve Sosyal Demokrasi Derneği gibi kuruluşlarda görev almıştır.", "question": "Sencer Ayata 1980 sonrası dönemde hangi kuruluşlarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasi Araştırmalar Vakfı ve Sosyal Demokrasi Derneği"}}, {"id": "7132", "context": "Prof. Dr. Sencer Ayata, siyasete 1970'li yıllarda CHP Gençlik Kolları, Özgür İnsan dergisi ve Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu çerçevesinde girmiş, sosyal demokrat düşünce ve örgütlenmeye katkı sağlamıştır. 1980 sonrası dönemde Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasi Araştırmalar Vakfı ve Sosyal Demokrasi Derneği gibi kuruluşlarda görev almıştır.", "question": "Sencer Ayata siyasete hangi federasyon çerçevesinde girmiştir?", "answers": {"answer_start": 93, "text": " Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu"}}, {"id": "7133", "context": "CHP'nin 23 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen 33. Olağan Kongresi'nde en yüksek ikinci oyu alarak Parti Meclisi'ne ve sonrasında CHP Bilim ve Kültür Platformu'nun başkanlığına seçildi. 3 Kasım 2010 tarihinde AR-GE ve Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atanmıştır. 12 Haziran 2011 genel seçiminde CHP'nin Ankara 1. Bölge 1. sıra milletvekili adayı olarak gösterilmiş olup seçimlerde milletvekili seçilmiştir. 7 Haziran 2015 genel seçiminde CHP'nin İstanbul milletvekili seçilmiştir.", "question": "Sencer Ayata CHP'nin hangi kongresinde Parti Meclisi'ne seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "33. Olağan Kongresi'nde"}}, {"id": "7134", "context": "CHP'nin 23 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen 33. Olağan Kongresi'nde en yüksek ikinci oyu alarak Parti Meclisi'ne ve sonrasında CHP Bilim ve Kültür Platformu'nun başkanlığına seçildi. 3 Kasım 2010 tarihinde AR-GE ve Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atanmıştır. 12 Haziran 2011 genel seçiminde CHP'nin Ankara 1. Bölge 1. sıra milletvekili adayı olarak gösterilmiş olup seçimlerde milletvekili seçilmiştir. 7 Haziran 2015 genel seçiminde CHP'nin İstanbul milletvekili seçilmiştir.", "question": "Sencer Ayata 12 Haziran 2011 genel seçiminden sonraki seçimde hangi şehirden millet vekili seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 351, "text": "Ankara"}}, {"id": "7135", "context": "CHP'nin 23 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen 33. Olağan Kongresi'nde en yüksek ikinci oyu alarak Parti Meclisi'ne ve sonrasında CHP Bilim ve Kültür Platformu'nun başkanlığına seçildi. 3 Kasım 2010 tarihinde AR-GE ve Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atanmıştır. 12 Haziran 2011 genel seçiminde CHP'nin Ankara 1. Bölge 1. sıra milletvekili adayı olarak gösterilmiş olup seçimlerde milletvekili seçilmiştir. 7 Haziran 2015 genel seçiminde CHP'nin İstanbul milletvekili seçilmiştir.", "question": "Sencer Ayata hangi Platformu’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "AR-GE ve Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’ndan"}}, {"id": "7136", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde Konya'da kime müridlik etmiştir?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye"}}, {"id": "7137", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde hac sonrası nereyi ziyaret etmiştir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "Mısır'ı"}}, {"id": "7138", "context": "Sonra Konya'ya gidip orada Sadreddin Konevi Zaviyesi'nde yaşayıp Şeyh Abdüllatif el-Kudsi'ye müridlik yaptı. 1437'de Hicaz'a hacca gitti. Hacdan dönüşte bir müddet Mısır'ı ziyaret etti.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi tarihte hacca gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "1437'de"}}, {"id": "7139", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "yaklaşık 1400 yılında"}}, {"id": "7140", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde hangi köyde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 200, "text": "Elvan Çelebi"}}, {"id": "7141", "context": "Hayatı hakkındaki bilgiler sadece yazmış olduğu tarihte belirtilmiştir ve elimizde hayatına dair başka bilgi bulunmamaktadır. Yazdığına göre yaklaşık 1400 yılında Amasya sancağının Mecitözü ilçesinin Elvan Çelebi köyünde bir Vefai tarikatı tekkesi şeyhi olan babasının evinde doğdu.", "question": "Âşıkpaşazâde nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Amasya"}}, {"id": "7142", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Âşıkpaşazâde Geyve'de kiminle birlikte yaşamıştır? ", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Yahşi Fakih"}}, {"id": "7143", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Fetret Devri hangi yıllar arası yaşanmıştır?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "1402'den 1413'e kadar"}}, {"id": "7144", "context": "Küçük yaşlarını tekkede geçirip burada eğitim aldı. Sonra çok gezip gününün tanınmış kişileri ile tanıştı. Bir müddet Geyve'de Yahşi Fakih'in yanında kaldı. Osmanlı Devleti'nin 1402'den 1413'e kadar süren Fetret Devri'nde bazı önemli olaylara şahit oldu. II. Murad devrinde Düzmece Mustafa İsyanı'nı şahsen yaşadı.", "question": "Düzmece Mustafa İsyanı kimin döneminde yaşanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 255, "text": "II. Murad"}}, {"id": "7145", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Osmanlı tarihçisi"}}, {"id": "7146", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade neden bu isimle anılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için"}}, {"id": "7147", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin takma adı nedir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Aşıkî"}}, {"id": "7148", "context": "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî (1400(?), Elvan Çelebi, Mecitözü, Amasya - 1484(?)), Vefai dervişi ve Osmanlı tarihçisi. Asıl adı Derviş Ahmed ve mahlası Aşıkî'dir. Fakat büyük dedesi Âşık Paşa olduğu için \"Aşıkpaşazade\" adıyla anılmaktadır. ", "question": "Aşıkpaşazade'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Derviş Ahmed"}}, {"id": "7149", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde, Tevarih-i Al-i Osman kitabını hangi tarihte tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "1484'te"}}, {"id": "7150", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen kitabın asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Tevarih-i Al-i Osman"}}, {"id": "7151", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "Âşıkpaşazâde'nin kızı kiminle evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "Şeyh Seyyid Vilayet"}}, {"id": "7152", "context": "Sonra Balkanlara dönerek Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey himayesinde yaşadı. Bu sırada II. Murad'ın Balkanlarda yaptığı bazı askeri seferlere katılıp ondan şahsen iltifat gördü. 1457'de II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet şenliklerine katılmak için Edirne'ye çağırıldı. Sultan ona iltifatlar ve ihsanlar bahşetti. 1469-70'te kızı Rabia'yı müridi Şeyh Seyyid Vilayet ile evlendirdi. Hayatının sonuna doğru ünlü tarihi olan Âşıkpaşazâde Tarihi olarak bilinen Tevarih-i Al-i Osman adlı tarihi yazmaya başladı. 1484'te yaşı 85'e vardığında bu tarihi bitirdi. Büyük olasılıkla bu tarihten hemen sonra vefat etti.", "question": "II. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ve Beyazid'ın sünnet eğlencesi nerede tertip edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Edirne"}}, {"id": "7153", "context": "Şükrullâh, 15. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı tarihçisi. Behcetü't Tevârîh adlı tarih kitabının yazarı olarak ün yapmıştır.", "question": "Şükrullah hangi kitabı ile ün yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Behcetü't Tevârîh"}}, {"id": "7154", "context": "Doğumunun 1388'de Amasya'da olduğu kabul edilmektedir. Tüm adı Şükrüllah bin İmâm Şihâbeddîn Ahmed bin İmâm Zeyneddîn Zekîdir.", "question": "Şükrullah'ın nerede doğduğu kabul edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "Amasya"}}, {"id": "7155", "context": "Doğumunun 1388'de Amasya'da olduğu kabul edilmektedir. Tüm adı Şükrüllah bin İmâm Şihâbeddîn Ahmed bin İmâm Zeyneddîn Zekîdir.", "question": "Şükrullah'ın tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Şükrüllah bin İmâm Şihâbeddîn Ahmed bin İmâm Zeyneddîn Zekîdir"}}, {"id": "7156", "context": "Osmanlı ilmiye sınıfına mensuptur. II. Murad ve II. Mehmed dönemlerinde 22 yıl Osmanlı Devleti hizmetinde çalışmıştir. II. Murad döneminde Karamanoğulları Beyliği'ne elçi olarak gönderilmiştir.", "question": "Şükrullah hangi beyliğe elçi olarak gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Karamanoğulları Beyliği"}}, {"id": "7157", "context": "Osmanlı ilmiye sınıfına mensuptur. II. Murad ve II. Mehmed dönemlerinde 22 yıl Osmanlı Devleti hizmetinde çalışmıştir. II. Murad döneminde Karamanoğulları Beyliği'ne elçi olarak gönderilmiştir.", "question": "Şükrullah hangi padişahlar devrinde Osmanlı Devleti'nin hizmetinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "II. Murad ve II. Mehmed"}}, {"id": "7158", "context": "1488 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Mezarı İstanbul Şeyh Vefâ Camisi'nde bulunmaktadır.", "question": "Şükrullah'ın mezarı nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "İstanbul Şeyh Vefâ Camisi"}}, {"id": "7159", "context": "Şükrullâh Behcetü't Tevârîh isimli eserini 1456'da yazmaya başladığı eserini 1459'da tamamlamış ve II. Mehmed'in sadrazamı Veli Mahmud Paşa'ya sunmuştur. Farsça olarak yazılan bu eser Kanuni devrinde 1530 senesinde Türkçeye çevrilmiştir.", "question": "Şükrullâh Behcetü't Tevârîh isimli eserini hangi padişahın sadrazamına sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "II. Mehmed"}}, {"id": "7160", "context": "Behcetü't Tevârîh on üç kısımdan oluşmuştur ve dünya tarihinin anlatılması hedeflidir. Eserin sekizinci kısmı II. Mehmed'in tahta çıkmasına 1451 kadarki Osmanlı tarihinden bahsetmektedir.", "question": "Behcetü't Tevârîh neyi hedeflemiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "dünya tarihinin anlatılması"}}, {"id": "7161", "context": "Behcetü't Tevârîh diğer Osmanlı tarih yazarları tarafından, özellikle Karamani Mehmet Paşa, Sarıca Kemal, Ruhi Çelebi, Mehmet Zaim, kaynak olarak kullanılmıştır. Osmanlı'larla ilgili son kısmı 1939-49'da iki defa Türkçe’ye çevrilerek neşredilmiştir.", "question": "Behcetü't Tevârîh'in bazı kısımları hangi yıllarda iki defa Türkçe'ye çevrilerek neşredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "1939-49"}}, {"id": "7162", "context": "Sencer Divitçioğlu’na göre Osmanlı toplumu sınıflı bir toplum olmasına karşın, bu toplumda sömürgecilik yoktur. Toprakların mülkiyeti devlete ait olduğu için köylerde yaratılan artık-ürün de devlete aittir. Devletin el koyduğu bu artık ürünün bir kısmı mutlaka kamu işlerine ve hizmetine harcanmıştır.\r\n", "question": "Devletin el koyduğu artık ürün hangi işlere harcanmıştır?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "kamu işlerine ve hizmetine"}}, {"id": "7163", "context": "Sencer Divitçioğlu’na göre Osmanlı toplumu sınıflı bir toplum olmasına karşın, bu toplumda sömürgecilik yoktur. Toprakların mülkiyeti devlete ait olduğu için köylerde yaratılan artık-ürün de devlete aittir. Devletin el koyduğu bu artık ürünün bir kısmı mutlaka kamu işlerine ve hizmetine harcanmıştır.\r\n", "question": "Osmanlı toplumunda toprakların mülkiyeti kime aittir? ", "answers": {"answer_start": 134, "text": "devlete"}}, {"id": "7164", "context": "Üniversiteden emekli olan Divitçioğlu, 8 Eylül 2014'te 87 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul'daki Kilyos Mezarlığı'na defnedildi.", "question": "Sencer Divitçioğlu vefat ettiğinde kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "87 yaşında"}}, {"id": "7165", "context": "Üniversiteden emekli olan Divitçioğlu, 8 Eylül 2014'te 87 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul'daki Kilyos Mezarlığı'na defnedildi.", "question": "Sencer Divitçioğlu hangi tarihte vefat etti?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "8 Eylül 2014'te 87"}}, {"id": "7166", "context": "Üniversiteden emekli olan Divitçioğlu, 8 Eylül 2014'te 87 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul'daki Kilyos Mezarlığı'na defnedildi.", "question": "Sencer Divitçioğlu'nun cenazesi nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "İstanbul'daki Kilyos Mezarlığı'na"}}, {"id": "7167", "context": "Sencer Divitçioğlu, 14 Şubat 1927'de İstanbul’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Doktora eğitimini Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde tamamladı. 1957'de Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1959 yılında \"Marx’ta İktisadi Büyüme\" adlı tezi ile doçent olmaya hak kazandı. 27 Mayıs 1960'dan sonra Turizm Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Yine bu dönemde Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşunda bulundu.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu yazdığı hangi tez ile doçent olmuştur?", "answers": {"answer_start": 315, "text": "\"Marx’ta İktisadi Büyüme\" adlı tezi ile"}}, {"id": "7168", "context": "Sencer Divitçioğlu, 14 Şubat 1927'de İstanbul’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Doktora eğitimini Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde tamamladı. 1957'de Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1959 yılında \"Marx’ta İktisadi Büyüme\" adlı tezi ile doçent olmaya hak kazandı. 27 Mayıs 1960'dan sonra Turizm Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Yine bu dönemde Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşunda bulundu.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu Türkiye'de akademisyen olarak hangi okulda çalıştı?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde"}}, {"id": "7169", "context": "Sencer Divitçioğlu, 14 Şubat 1927'de İstanbul’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Doktora eğitimini Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde tamamladı. 1957'de Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1959 yılında \"Marx’ta İktisadi Büyüme\" adlı tezi ile doçent olmaya hak kazandı. 27 Mayıs 1960'dan sonra Turizm Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Yine bu dönemde Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşunda bulundu.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu doktora eğitimini hangi okulda bitirdi?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde"}}, {"id": "7170", "context": "Sencer Divitçioğlu, 14 Şubat 1927'de İstanbul’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Doktora eğitimini Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde tamamladı. 1957'de Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1959 yılında \"Marx’ta İktisadi Büyüme\" adlı tezi ile doçent olmaya hak kazandı. 27 Mayıs 1960'dan sonra Turizm Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Yine bu dönemde Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşunda bulundu.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "7171", "context": "1962-1963 döneminde İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde davetli profesör olarak çalıştı. 1967'de Kemal Tahir'in önerisiyle başlayarak tamamladığı Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu adlı çalışması Fransızca, Yunanca dahil birçok dile çevrildi. Bu çalışması çok dikkat çekti. Dönemin iç siyasi tartışmalarda önemli bir argüman oluşturdu. 1968-1969'da tekrar Paris'te bir yıl süreyle, 1973'de Cambridge'de ikinci kez üç ay süreyle çalıştı. 1975'te Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora dersleri verdi.", "question": "Sencer Divitçioğlu kaç yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde ders verdi?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "1975'te "}}, {"id": "7172", "context": "1962-1963 döneminde İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde davetli profesör olarak çalıştı. 1967'de Kemal Tahir'in önerisiyle başlayarak tamamladığı Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu adlı çalışması Fransızca, Yunanca dahil birçok dile çevrildi. Bu çalışması çok dikkat çekti. Dönemin iç siyasi tartışmalarda önemli bir argüman oluşturdu. 1968-1969'da tekrar Paris'te bir yıl süreyle, 1973'de Cambridge'de ikinci kez üç ay süreyle çalıştı. 1975'te Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora dersleri verdi.", "question": "Sencer Divitçioğlu'nun Kemal Tahir'in önerisiyle başladığı çalışmalarının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu"}}, {"id": "7173", "context": "1962-1963 döneminde İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde davetli profesör olarak çalıştı. 1967'de Kemal Tahir'in önerisiyle başlayarak tamamladığı Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu adlı çalışması Fransızca, Yunanca dahil birçok dile çevrildi. Bu çalışması çok dikkat çekti. Dönemin iç siyasi tartışmalarda önemli bir argüman oluşturdu. 1968-1969'da tekrar Paris'te bir yıl süreyle, 1973'de Cambridge'de ikinci kez üç ay süreyle çalıştı. 1975'te Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora dersleri verdi.", "question": "Sencer Divitçioğlu Cambridge Üniversitesi'nde hangi akademik ünvan ile çalıştı?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "davetli profesör olarak"}}, {"id": "7174", "context": "1976 yılında profesörlüğe yükseldi. 1983 yılında Paris Üniversitesi'nde konuk profesör olarak dersler verdi. Çeşitli iktisat kuramlarını matematiksel bir dille ele alan teorik çalışmaların ardından tarihle uğraşmaya başladı.", "question": "Sencer Divitçioğlu'un matematik çalışmalarının ardından hangi bilim dalı ile ilgilenmeye başladı?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "tarihle"}}, {"id": "7175", "context": "1976 yılında profesörlüğe yükseldi. 1983 yılında Paris Üniversitesi'nde konuk profesör olarak dersler verdi. Çeşitli iktisat kuramlarını matematiksel bir dille ele alan teorik çalışmaların ardından tarihle uğraşmaya başladı.", "question": "Sencer Divitçioğlu Paris Üniversitesi'nde hangi akademik ünvan ile çalıştı?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "konuk profesör olarak"}}, {"id": "7176", "context": "1956-82 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde ve 1975’ten itibaren de Boğaziçi Üniversitesi’nde çeşitli doktora dersleri ve teorik iktisat dersleri verdi. 12 Eylül Darbesi sonrası oluşan baskı ortamı sonucu 1402'likler olarak bilinen olay neticesinde görevine son verildi. Bunun üzerine yurtdışında davetli profesör olarak çalıştı (1982-84).", "question": "Sencer Divitçioğlu 1402'likler olarak bilinen olay sonrasında davetli misafir olarak nerede çalışmaya başladı?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "yurtdışında"}}, {"id": "7177", "context": "1956-82 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde ve 1975’ten itibaren de Boğaziçi Üniversitesi’nde çeşitli doktora dersleri ve teorik iktisat dersleri verdi. 12 Eylül Darbesi sonrası oluşan baskı ortamı sonucu 1402'likler olarak bilinen olay neticesinde görevine son verildi. Bunun üzerine yurtdışında davetli profesör olarak çalıştı (1982-84).", "question": "Sencer Divitçioğlu'nun görevinin sonlanmasına neden olan olay nedir?", "answers": {"answer_start": 230, "text": "1402'likler olarak bilinen olay"}}, {"id": "7178", "context": "1956-82 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde ve 1975’ten itibaren de Boğaziçi Üniversitesi’nde çeşitli doktora dersleri ve teorik iktisat dersleri verdi. 12 Eylül Darbesi sonrası oluşan baskı ortamı sonucu 1402'likler olarak bilinen olay neticesinde görevine son verildi. Bunun üzerine yurtdışında davetli profesör olarak çalıştı (1982-84).", "question": "Sencer Divitçioğlu, Boğaziçi Üniversitesi’nden önce hangi okulda ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "7179", "context": "Divitçioğlu'nun iktisat teorisi, marksist teori ve Antropolojik tarih (özellikle Türk tarihi) olmak üzere üç ana konuda çalışmaları bulunmaktadır.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu'nun hangi konularda çalışmaları bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "iktisat teorisi, marksist teori ve Antropolojik tarih"}}, {"id": "7180", "context": "Sencer Divitçioğlu, Karl Marx tarafından 1850'li yılların başında ortaya atılan Asya tipi üretim tarzı konusunu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Divitçioğlu'na göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi (üretim biçimi) dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur ve Avrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır. Bu yapıya göre Avrupa’da toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi, feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir. Ancak Divitçioğlu toplumsal gelişim aşamasının özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlediğini belirtmiştir. Ona göre Hindistan, Çin, Osmanlı İmparatorluğu gibi Asya toplumlarında, Avrupa'dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında devlet “tanrısal bir güce” sahiptir ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.\r\n", "question": "Asya toplumlarında merkezi otorite neden ülke topraklarını belirli bir bireye devretmez?", "answers": {"answer_start": 962, "text": "gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için"}}, {"id": "7181", "context": "Sencer Divitçioğlu, Karl Marx tarafından 1850'li yılların başında ortaya atılan Asya tipi üretim tarzı konusunu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Divitçioğlu'na göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi (üretim biçimi) dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur ve Avrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır. Bu yapıya göre Avrupa’da toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi, feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir. Ancak Divitçioğlu toplumsal gelişim aşamasının özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlediğini belirtmiştir. Ona göre Hindistan, Çin, Osmanlı İmparatorluğu gibi Asya toplumlarında, Avrupa'dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında devlet “tanrısal bir güce” sahiptir ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.\r\n", "question": "Doğu toplumlarında devlet nasıl bir güce sahiptir?", "answers": {"answer_start": 1600, "text": "tanrısal bir güce"}}, {"id": "7182", "context": "Sencer Divitçioğlu, Karl Marx tarafından 1850'li yılların başında ortaya atılan Asya tipi üretim tarzı konusunu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Divitçioğlu'na göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi (üretim biçimi) dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur ve Avrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır. Bu yapıya göre Avrupa’da toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi, feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir. Ancak Divitçioğlu toplumsal gelişim aşamasının özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlediğini belirtmiştir. Ona göre Hindistan, Çin, Osmanlı İmparatorluğu gibi Asya toplumlarında, Avrupa'dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında devlet “tanrısal bir güce” sahiptir ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.\r\n", "question": "Toplumsal gelişim aşaması hangi toplumlarda kapitalizmin klasik gelişme yolundan farklı bir rota izlemiştir?", "answers": {"answer_start": 781, "text": "Asya toplumlarında"}}, {"id": "7183", "context": "Sencer Divitçioğlu, Karl Marx tarafından 1850'li yılların başında ortaya atılan Asya tipi üretim tarzı konusunu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Divitçioğlu'na göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi (üretim biçimi) dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur ve Avrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır. Bu yapıya göre Avrupa’da toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi, feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir. Ancak Divitçioğlu toplumsal gelişim aşamasının özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlediğini belirtmiştir. Ona göre Hindistan, Çin, Osmanlı İmparatorluğu gibi Asya toplumlarında, Avrupa'dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında devlet “tanrısal bir güce” sahiptir ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.\r\n", "question": "Avrupa’da toprak beyleri hangi sebeple kralın yetkilerini paylaşırdı?", "answers": {"answer_start": 423, "text": "kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle"}}, {"id": "7184", "context": "Sencer Divitçioğlu, Karl Marx tarafından 1850'li yılların başında ortaya atılan Asya tipi üretim tarzı konusunu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Divitçioğlu'na göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi (üretim biçimi) dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur ve Avrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır. Bu yapıya göre Avrupa’da toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi, feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir. Ancak Divitçioğlu toplumsal gelişim aşamasının özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlediğini belirtmiştir. Ona göre Hindistan, Çin, Osmanlı İmparatorluğu gibi Asya toplumlarında, Avrupa'dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında devlet “tanrısal bir güce” sahiptir ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.\r\n", "question": "Sencer Divitçioğlu'nun incelediği Asya tipi üretim tarzı kim tarafından ortaya atılmıştır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Karl Marx tarafından"}}, {"id": "7185", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.\r\n\r\nÜniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası \"Büyük Silo\"; Ulaşım Tarihi sergisi binası \"Hangar\", 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası \"UFO\" ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.\r\n\r\nMüzenin kurulma çalışmalarına 2001'de başlanmış ve 2005'te tamamlanmıştır.\r\nEski başbakanlardan Bülent Ecevit, ilkokul öğrenciliğinden bu yana yaklaşık 70 yıldır kullandığı Erika marka tarihî daktilosunu Ekim 2003'te ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.\r\n\t", "question": "Bilim ve Teknoloji müzesinin açık hava sergisinde hangi araçlar sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 697, "text": " F-104 uçağı "}}, {"id": "7186", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.\r\n\r\nÜniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası \"Büyük Silo\"; Ulaşım Tarihi sergisi binası \"Hangar\", 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası \"UFO\" ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.\r\n\r\nMüzenin kurulma çalışmalarına 2001'de başlanmış ve 2005'te tamamlanmıştır.\r\nEski başbakanlardan Bülent Ecevit, ilkokul öğrenciliğinden bu yana yaklaşık 70 yıldır kullandığı Erika marka tarihî daktilosunu Ekim 2003'te ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.\r\n\t", "question": "Hangi binalar ve sergiler vardır?", "answers": {"answer_start": 419, "text": "Ulaşım Tarihi sergisi binası \"Hangar\""}}, {"id": "7187", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.\r\n\r\nÜniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası \"Büyük Silo\"; Ulaşım Tarihi sergisi binası \"Hangar\", 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası \"UFO\" ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.\r\n\r\nMüzenin kurulma çalışmalarına 2001'de başlanmış ve 2005'te tamamlanmıştır.\r\nEski başbakanlardan Bülent Ecevit, ilkokul öğrenciliğinden bu yana yaklaşık 70 yıldır kullandığı Erika marka tarihî daktilosunu Ekim 2003'te ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.\r\n\t", "question": "Müzenin kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 122, "text": "MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir."}}, {"id": "7188", "context": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, 2003 yılında Ankara'da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı müze. Müzenin amacı MÖ 7000 yılından beri Anadolu'da gelişen teknolojinin tarihini belgelemek ve günümüz teknolojisini sergilemektir.\r\n\r\nÜniversite yerleşkesinde bulunan müze kompleksi 4 ana elemandan oluşmaktadır. Bunlar geçmişten günümüze bilim ve teknoloji gelişimini gözler önüne seren sergi binası \"Büyük Silo\"; Ulaşım Tarihi sergisi binası \"Hangar\", 50'den fazla etkileşimli deneyin bulunduğu Uygulamalı Bilim Merkezi binası \"UFO\" ve açık hava sergisidir. Açık hava sergisinde üniversite birimleri ve diğer ilgili kişi ve kurumların katkılarıyla bir araya getirilmiş lokomotif, C-47 uçağı, F-104 uçağı gibi araçlar sergilenmektedir.\r\n\r\nMüzenin kurulma çalışmalarına 2001'de başlanmış ve 2005'te tamamlanmıştır.\r\nEski başbakanlardan Bülent Ecevit, ilkokul öğrenciliğinden bu yana yaklaşık 70 yıldır kullandığı Erika marka tarihî daktilosunu Ekim 2003'te ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.\r\n\t", "question": "ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi nerede ve ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "2003 yılında Ankara'da "}}, {"id": "7189", "context": "Orhan Dikmen, Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Paris Üniversitesi Yüksek Hukuk ve İktisat Etüdleri Programında yüksek lisansını tamamladı.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi Senatosu Üyeliği, İktisat Fakültesi Dekanlığı, Maliye Kürsüsü Başkanlığı, Maliye Enstitüsü Vakfı Kurucu Üyeliği, İktisadî Araştırmalar Vakfı Kurucu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkanlığı, Şişli İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu Öğretim Üyeliği ve Müdürlüğü, Türkiye İktisatçılar Derneği Kurucu üyeliği ve Başkanlığı, Milletlerarası Vergi Hukuku Birliği Üyeliği, Milletlerarası Maliye Enstitüsü Başkan Vekilliği, İktisadî İşbirliği Avrupa Ligi Başkan Vekilliği ve Millî Komitesi Başkanlığı, RCD ve OECD Misyon Üyeliği ve Başkanlığı yaptı.\r\n", "question": "Nelerde üyelik ve başkanlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 664, "text": "ktisadî İşbirliği Avrupa Ligi Başkan Vekilliği ve Millî Komitesi Başkanlığı"}}, {"id": "7190", "context": "Orhan Dikmen, Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Paris Üniversitesi Yüksek Hukuk ve İktisat Etüdleri Programında yüksek lisansını tamamladı.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi Senatosu Üyeliği, İktisat Fakültesi Dekanlığı, Maliye Kürsüsü Başkanlığı, Maliye Enstitüsü Vakfı Kurucu Üyeliği, İktisadî Araştırmalar Vakfı Kurucu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkanlığı, Şişli İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu Öğretim Üyeliği ve Müdürlüğü, Türkiye İktisatçılar Derneği Kurucu üyeliği ve Başkanlığı, Milletlerarası Vergi Hukuku Birliği Üyeliği, Milletlerarası Maliye Enstitüsü Başkan Vekilliği, İktisadî İşbirliği Avrupa Ligi Başkan Vekilliği ve Millî Komitesi Başkanlığı, RCD ve OECD Misyon Üyeliği ve Başkanlığı yaptı.\r\n", "question": "Dikmen Hangi okulları okudu?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Galatasaray Lisesi"}}, {"id": "7191", "context": "Orhan Dikmen, Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Paris Üniversitesi Yüksek Hukuk ve İktisat Etüdleri Programında yüksek lisansını tamamladı.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi Senatosu Üyeliği, İktisat Fakültesi Dekanlığı, Maliye Kürsüsü Başkanlığı, Maliye Enstitüsü Vakfı Kurucu Üyeliği, İktisadî Araştırmalar Vakfı Kurucu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkanlığı, Şişli İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu Öğretim Üyeliği ve Müdürlüğü, Türkiye İktisatçılar Derneği Kurucu üyeliği ve Başkanlığı, Milletlerarası Vergi Hukuku Birliği Üyeliği, Milletlerarası Maliye Enstitüsü Başkan Vekilliği, İktisadî İşbirliği Avrupa Ligi Başkan Vekilliği ve Millî Komitesi Başkanlığı, RCD ve OECD Misyon Üyeliği ve Başkanlığı yaptı.\r\n", "question": "Orhan Dikmen hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Galatasaray Lisesi"}}, {"id": "7192", "context": "Prof. Dr. Oğuz Okay, 1955'de İstanbul'da doğdu.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi'nde (1977) kimya mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans okuduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesinde ikinci yüksek lisansını (1978) yaptı. Aynı üniversitede 1981 yılında polimer kimyası bölümünde doktora ünvanına sahip oldu. \r\nKocaeli Üniversitesi'nde profesör oldu. OKAY, TÜBA asli üyesidir ve 2005 yılında TÜBİTAK bilim ödülü aldı.\r\n\r\nAyrıca\r\n\r\n(1977 - 1981 )TUBITAK-NATO Doctoral Fellowship,(1988 - 1989 )Alexander von Humboldt Research Fellowship,\r\n(1990)TUBITAK Junior Science Award,(1994)Sedat Simavi Natural Sciences Award,(1995) Science Award given by TUBITAK Marmara Research Center, (1996) Science Award given by Rectorate of Kocaeli University, (2005) TÜBİTAK Science Award, (2006) Principal Member, Turkish Academy of Sciences (TÜBA), (2006) Honorary Membership, Turkish Chemical Society, (2007) Science Award given by Istanbul Technical University Foundation ( Deniz Ceylan ile birlikte ), 2014 ödüllerini almıştır.\r\n\r\n150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır. 3 uluslararası kitapta bölüm yazmıştır. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Oğuz okay ikinci yüksek lisansını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 145, "text": " Viyana Teknik Üniversitesinde"}}, {"id": "7193", "context": "Prof. Dr. Oğuz Okay, 1955'de İstanbul'da doğdu.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi'nde (1977) kimya mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans okuduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesinde ikinci yüksek lisansını (1978) yaptı. Aynı üniversitede 1981 yılında polimer kimyası bölümünde doktora ünvanına sahip oldu. \r\nKocaeli Üniversitesi'nde profesör oldu. OKAY, TÜBA asli üyesidir ve 2005 yılında TÜBİTAK bilim ödülü aldı.\r\n\r\nAyrıca\r\n\r\n(1977 - 1981 )TUBITAK-NATO Doctoral Fellowship,(1988 - 1989 )Alexander von Humboldt Research Fellowship,\r\n(1990)TUBITAK Junior Science Award,(1994)Sedat Simavi Natural Sciences Award,(1995) Science Award given by TUBITAK Marmara Research Center, (1996) Science Award given by Rectorate of Kocaeli University, (2005) TÜBİTAK Science Award, (2006) Principal Member, Turkish Academy of Sciences (TÜBA), (2006) Honorary Membership, Turkish Chemical Society, (2007) Science Award given by Istanbul Technical University Foundation ( Deniz Ceylan ile birlikte ), 2014 ödüllerini almıştır.\r\n\r\n150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır. 3 uluslararası kitapta bölüm yazmıştır. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Oğuz Okay nerede dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "İstanbul'da "}}, {"id": "7194", "context": "Prof. Dr. Oğuz Okay, 1955'de İstanbul'da doğdu.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi'nde (1977) kimya mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans okuduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesinde ikinci yüksek lisansını (1978) yaptı. Aynı üniversitede 1981 yılında polimer kimyası bölümünde doktora ünvanına sahip oldu. \r\nKocaeli Üniversitesi'nde profesör oldu. OKAY, TÜBA asli üyesidir ve 2005 yılında TÜBİTAK bilim ödülü aldı.\r\n\r\nAyrıca\r\n\r\n(1977 - 1981 )TUBITAK-NATO Doctoral Fellowship,(1988 - 1989 )Alexander von Humboldt Research Fellowship,\r\n(1990)TUBITAK Junior Science Award,(1994)Sedat Simavi Natural Sciences Award,(1995) Science Award given by TUBITAK Marmara Research Center, (1996) Science Award given by Rectorate of Kocaeli University, (2005) TÜBİTAK Science Award, (2006) Principal Member, Turkish Academy of Sciences (TÜBA), (2006) Honorary Membership, Turkish Chemical Society, (2007) Science Award given by Istanbul Technical University Foundation ( Deniz Ceylan ile birlikte ), 2014 ödüllerini almıştır.\r\n\r\n150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır. 3 uluslararası kitapta bölüm yazmıştır. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Kaç makalesi ve patenti vardır?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır"}}, {"id": "7195", "context": "Prof. Dr. Oğuz Okay, 1955'de İstanbul'da doğdu.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi'nde (1977) kimya mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans okuduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesinde ikinci yüksek lisansını (1978) yaptı. Aynı üniversitede 1981 yılında polimer kimyası bölümünde doktora ünvanına sahip oldu. \r\nKocaeli Üniversitesi'nde profesör oldu. OKAY, TÜBA asli üyesidir ve 2005 yılında TÜBİTAK bilim ödülü aldı.\r\n\r\nAyrıca\r\n\r\n(1977 - 1981 )TUBITAK-NATO Doctoral Fellowship,(1988 - 1989 )Alexander von Humboldt Research Fellowship,\r\n(1990)TUBITAK Junior Science Award,(1994)Sedat Simavi Natural Sciences Award,(1995) Science Award given by TUBITAK Marmara Research Center, (1996) Science Award given by Rectorate of Kocaeli University, (2005) TÜBİTAK Science Award, (2006) Principal Member, Turkish Academy of Sciences (TÜBA), (2006) Honorary Membership, Turkish Chemical Society, (2007) Science Award given by Istanbul Technical University Foundation ( Deniz Ceylan ile birlikte ), 2014 ödüllerini almıştır.\r\n\r\n150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır. 3 uluslararası kitapta bölüm yazmıştır. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Oğuz Okay'ın aldığı ödüller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 828, "text": " Honorary Membership, Turkish Chemical Society"}}, {"id": "7196", "context": "Prof. Dr. Oğuz Okay, 1955'de İstanbul'da doğdu.\r\n\r\nİstanbul Üniversitesi'nde (1977) kimya mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans okuduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesinde ikinci yüksek lisansını (1978) yaptı. Aynı üniversitede 1981 yılında polimer kimyası bölümünde doktora ünvanına sahip oldu. \r\nKocaeli Üniversitesi'nde profesör oldu. OKAY, TÜBA asli üyesidir ve 2005 yılında TÜBİTAK bilim ödülü aldı.\r\n\r\nAyrıca\r\n\r\n(1977 - 1981 )TUBITAK-NATO Doctoral Fellowship,(1988 - 1989 )Alexander von Humboldt Research Fellowship,\r\n(1990)TUBITAK Junior Science Award,(1994)Sedat Simavi Natural Sciences Award,(1995) Science Award given by TUBITAK Marmara Research Center, (1996) Science Award given by Rectorate of Kocaeli University, (2005) TÜBİTAK Science Award, (2006) Principal Member, Turkish Academy of Sciences (TÜBA), (2006) Honorary Membership, Turkish Chemical Society, (2007) Science Award given by Istanbul Technical University Foundation ( Deniz Ceylan ile birlikte ), 2014 ödüllerini almıştır.\r\n\r\n150nin üzerinde uluslararası bilimsel makalesi ve 4 patenti bulunmaktadır. 3 uluslararası kitapta bölüm yazmıştır. Halen İTÜ'de öğretim üyeliği yapmaktadır.", "question": "Oğuz Okay hangi alan üzerine çalıştı?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "kimya mühendisliği"}}, {"id": "7197", "context": "\r\nOktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager.\r\n\r\nTürkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.\r\n", "question": "Oktay Sinanoğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager."}}, {"id": "7198", "context": "\r\nOktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager.\r\n\r\nTürkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.\r\n", "question": "Oktay Sinanoğlu nerede ve hangi yıl ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "19 Nisan 2015; Florida, ABD"}}, {"id": "7199", "context": "\r\nOktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager.\r\n\r\nTürkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.\r\n", "question": "Oktay Sinanoğlu nerede ve hangi yıl doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "25 Şubat 1935; Bari, İtalya"}}, {"id": "7200", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.\r\n\r\nOktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.\r\n\r\nDoçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.\r\n\r\n21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.\r\n\r\n19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.\r\n", "question": "Hangi ödülü(ler) almıştır?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "\"Sloan Ödülü\""}}, {"id": "7201", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.\r\n\r\nOktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.\r\n\r\nDoçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.\r\n\r\n21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.\r\n\r\n19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.\r\n", "question": "Yüksek lisansını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü"}}, {"id": "7202", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.\r\n\r\nOktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.\r\n\r\nDoçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.\r\n\r\n21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.\r\n\r\n19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.\r\n", "question": "ABD 'de hangi üniversiteden mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden"}}, {"id": "7203", "context": "Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.\r\n\r\nOktay Sinanoğlu, 1953 yılında TED Ankara Koleji'nden birincilikle mezun oldu. 1953 yılında okul bursu ile ABD'ye gitti. 1956'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden kimya mühendisi olarak mezun oldu. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl \"Sloan Ödülü\"nü kazandı.\r\n\r\nDoçentlik tezini tamamlamasının (1958-1959) ardından Berkeley'de kuramsal kimya alanında doktorasını tamamladı (1959-1960). Doktora danışmanı Kenneth Pitzer'di.\r\n\r\n21 Aralık 1963 tarihinde Yale Üniversitesi'nde öğrenci olan Paula Armbruster ile evlendi. Evlilik töreni The Branford College Chapel of Yale'de yapıldı. Bu evliliğin ardından, Dilek Sinanoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden ikiz çocukları oldu.\r\n\r\n19 Nisan 2015 tarihinde Amerika'nın Florida eyâletinde hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir. Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.\r\n", "question": "Sinanoğlunun okuduğu lise nedir? ", "answers": {"answer_start": 210, "text": " TED Ankara Koleji"}}, {"id": "7204", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.\r\n\r\n1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.\r\n\r\nYale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi. 1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.\r\n\r\n1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.\r\n\r\nSinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.\r\n\r\nYaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\" problemini çözdü..\r\n", "question": "Sinanoğlu çözülemeyen hangi problemi çözmüştür?", "answers": {"answer_start": 2261, "text": "\"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\""}}, {"id": "7205", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.\r\n\r\n1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.\r\n\r\nYale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi. 1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.\r\n\r\n1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.\r\n\r\nSinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.\r\n\r\nYaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\" problemini çözdü..\r\n", "question": "Sinanoğlu'nun eserleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 2093, "text": "\"Bye Bye Türkçe\""}}, {"id": "7206", "context": "1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. 1 Temmuz 1963 tarihinde kimya alanında tam profesörlük unvanı alarak, 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde \"tam profesörlük\" unvanını en genç yaşta kazanan öğretim üyesi olduğu açıklandı. İlerleyen zamanlarda, son yüzyılda tam profesörlük unvanını alan en genç ikinci öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Yale Üniversitesi'nin son 300 yıllık tarihinde tam profesörlük unvanını alan üçüncü en genç öğretim üyesi olduğuna inanılmaktadır.\r\n\r\n1964 senesinde Yale Üniversitesi'nde teorik kimya bölümünü kurdu. Yale'deki görevi boyunca, \"Atom ve moleküllerin çok-elektron teorisi\" (1961), \"Çözgeniter kuramı\" (1964), \"Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı\" (1974), \"Mikrotermodinamik\"(1981) ve \"Değerlik kabuğu etkileşim kuramı\" (1983) çalışmalarını gerçekleştirdi. 1988 senesinde, laboratuvar ortamında birleştirilecek olan kimyasalların, birleştirmenin ardından nasıl tepki vereceklerini öngörebilmek amacıyla, kendi geliştirdiği matematik teorilerine dayanan devrimsel bir yöntem olan ve \"Sinanoğlu indirgemesi\" olarak adlandırılan yöntemini yayınladı. Yale'de 37 sene çalıştıktan sonra, 1997'de emekli oldu.\r\n\r\nYale'de çalıştığı süre boyunca, çeşitli Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)'ye danışmanlık yaptı. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti Oktay Sinanoğlu'na danışman profesör ünvânı verdi. 1975 yılında çıkartılan özel kanunla devlet tarafından kendisine \"cumhuriyet profesörü\" unvanı verildi. 1966'da kimya dalında \"TÜBİTAK Bilim Ödülü\"nü, 1973'te kimya dalında \"Alexander von Humboldt Research Award\"ı ve 1975'te \"International Outstanding Scientist Award of Japan\"ı kazandı. 1973'te \"fahrî büyükelçi\" olarak Japonya'ya gönderildi. Sinanoğlu ayrıca Nobel ödülü için iki defa aday gösterildi.\r\n\r\n1997 yılında Yale'den emekli olmasının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı ve 2002 senesinde kadar Yıldız Teknik Üniversitesi kimya bölümünde çalışmaya devam etti.\r\n\r\nSinanoğlu birçok bilimsel kitap ve makale yazdı ve birçoklarına da katkıda bulundu. Ayrıca \"Hedef Türkiye\" ve \"Bye Bye Türkçe\"(2005) gibi eserlere de imza attı.\r\n\r\nYaşamı boyunca kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulundu. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözemediği \"Kuantum mekaniği'nde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri\" problemini çözdü..\r\n", "question": "Sinanoğlu kimlere danışmanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1195, "text": "Türk üniversitelerine, TÜBİTAK'a ve (JSPS)"}}, {"id": "7207", "context": "Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok toplumda bir Türkçe bilinci oluşturmaya adadı ve Türkçenin yabancı dillerin istilası altında olduğunu vurguladı. Eğitim dilinin Türkçe olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savundu. Türkçede bulunan yabancı kökenli olduğunu söylediği bazı kelimelere çeşitli karşılıklar önerdi.\r\nAyrıca Türkçenin matematiksel yapısından dolayı en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir\r\n", "question": "Sinanoğlu'nun Türkçe üzerine çalışmaları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": " Eğitim dilinin Türkçe olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savundu"}}, {"id": "7208", "context": "Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok toplumda bir Türkçe bilinci oluşturmaya adadı ve Türkçenin yabancı dillerin istilası altında olduğunu vurguladı. Eğitim dilinin Türkçe olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savundu. Türkçede bulunan yabancı kökenli olduğunu söylediği bazı kelimelere çeşitli karşılıklar önerdi.\r\nAyrıca Türkçenin matematiksel yapısından dolayı en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir\r\n", "question": "Sinanoğlu'nun türkçe ile ilgili düşünceleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 380, "text": "Türkçenin matematiksel yapısından dolayı en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir"}}, {"id": "7209", "context": "Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul - 24 Şubat 1910, İstanbul) Osmanlı arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı.\r\n\r\nSakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.\r\n\r\nİlk Türk arkeoloğu kabul edilir. Bağdat’ta ilk arkeolojik çalışmalarını yaptıktan sonra asıl gerekli yasanın çıkarılmasını sağlayarak ve tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlenerek modern arkeoloji biliminin Osmanlı'da temellendirilmesini sağladı. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.\r\n\r\nGünümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin de kurucusudur.\r\nİlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.\r\n", "question": "Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Osman Hamdi Bey "}}, {"id": "7210", "context": "Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul - 24 Şubat 1910, İstanbul) Osmanlı arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı.\r\n\r\nSakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.\r\n\r\nİlk Türk arkeoloğu kabul edilir. Bağdat’ta ilk arkeolojik çalışmalarını yaptıktan sonra asıl gerekli yasanın çıkarılmasını sağlayarak ve tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlenerek modern arkeoloji biliminin Osmanlı'da temellendirilmesini sağladı. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.\r\n\r\nGünümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin de kurucusudur.\r\nİlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.\r\n", "question": "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi (yani MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi) 'nin kurucusu kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Osman Hamdi Bey"}}, {"id": "7211", "context": "Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul - 24 Şubat 1910, İstanbul) Osmanlı arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı.\r\n\r\nSakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.\r\n\r\nİlk Türk arkeoloğu kabul edilir. Bağdat’ta ilk arkeolojik çalışmalarını yaptıktan sonra asıl gerekli yasanın çıkarılmasını sağlayarak ve tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlenerek modern arkeoloji biliminin Osmanlı'da temellendirilmesini sağladı. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.\r\n\r\nGünümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin de kurucusudur.\r\nİlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.\r\n", "question": "Osman Hamdi Beyin en önemli arkeolojik kazısı nedir?", "answers": {"answer_start": 673, "text": "1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılar"}}, {"id": "7212", "context": "Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul - 24 Şubat 1910, İstanbul) Osmanlı arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı.\r\n\r\nSakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.\r\n\r\nİlk Türk arkeoloğu kabul edilir. Bağdat’ta ilk arkeolojik çalışmalarını yaptıktan sonra asıl gerekli yasanın çıkarılmasını sağlayarak ve tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlenerek modern arkeoloji biliminin Osmanlı'da temellendirilmesini sağladı. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.\r\n\r\nGünümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin de kurucusudur.\r\nİlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.\r\n", "question": "İlk Türk arkeolog kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Osman Hamdi Bey"}}, {"id": "7213", "context": "Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul - 24 Şubat 1910, İstanbul) Osmanlı arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı.\r\n\r\nSakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.\r\n\r\nİlk Türk arkeoloğu kabul edilir. Bağdat’ta ilk arkeolojik çalışmalarını yaptıktan sonra asıl gerekli yasanın çıkarılmasını sağlayarak ve tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlenerek modern arkeoloji biliminin Osmanlı'da temellendirilmesini sağladı. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888'de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.\r\n\r\nGünümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin de kurucusudur.\r\nİlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.\r\n", "question": "Osman Hamdi Bey kimin oğludur?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "Sakız Adası'ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu"}}, {"id": "7214", "context": "Osman Bey'in çok yönlü yetişmesinde öncelikle ailesi rol oynamıştır. Babası Sadrazam İbrahim Ethem Paşa gibi kendisi de öğrenimini Avrupa’da görme fırsatı bulmuştur. Osmanlı'nın ilk maden mühendisi olan İbrahim Ethem, Sakızlı'daki bir isyanın bastırılmasından sonra devşirilen bir Rum çocuk olduğu söylenir. İstanbul'a getirildiğinde Kaptan’ı Derya Hüsrev Paşa tarafından alınıp yetiştirilmeye başlamıştır. Çocuğu olmayan Hüsrev Paşa, yanına aldığı çocukları çok iyi yetiştirmeye gayret etmiştir. 1829 yılında İbrahim Ethem henüz 9-10 yaşlarındayken Hüsrev Paşa tarafından Fransa’ya eğitim için gönderilen ilk çocuklar arasına katılır. İbrahim Ethem Hariciye Nazırlığı, Ticaret Nazırlığı, Valilik, Berlin Elçiliği, Viyana Elçiliği, Tanzimat Meclisi üyeliği, Encümeni Daniş üyeliği, Şurayı Devlet üyeliği ve Sadrazamlık yaptı, Sultan Abdülmecit’in Fransızca öğretmeni oldu. Pasteur’ün sınıf arkadaşı olduğu da rivayet edilir.\r\n\r\nSultan Abdülmecit’in Yağlıkçılar Kâhyası Hacı Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenen İbrahim Ethem'in bu evlilikten dört çocuğundan en büyüğü olan Osman Hamdi Bey'in üç kardeşinin adları Halil Ethem, İsmail Galip, Abdullah ve Mustafa'dır. En küçük ve en az ünlü olan Mustafa Bey İstanbul Gümrük Müdürü olür.\r\n\r\nOsman Bey'in kardeşi Halil Ethem Eldem (1861-1938) kimya okuduktan sonra felsefe doktorası yapmış, ardından müzecilik, Ser Askerlik Fabrikalar Nezareti Müşavirliği, Genel Kurmay Dairesi Tercüme Şubesi görevliliği, İstanbul Şehremini, Asar-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü, Darülşafaka, Mülkiye Mektebi, Darü’l-Muallimin ve Darülfünun Tabiiye ve Jeoloji Öğretmenliği, Sanayi Nefise Mektebi Müdürlüğü, Tarih-i Osmani Encümeni Üyeliği, Maarif Vekaleti Türk Tarih Encümeni Üyeliği, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Kurucu Üyeliği ve Asbaşkanlığı, TBMM IV.ve V. Dönem İstanbul Milletvekilliği ile IV. ve V. Dönem Kitaplık Encümeni Reisliği gibi çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermiştir.\r\n\r\nDiğer kardeşi İsmail Galip Bey (1848-1895), Türkiye'de nümizmatik bilimsel disiplininin kurucusu kabul edilir.\r\n\r\nKızı Nazlı Hamdi (1893–1958) bir Osmanlı diplomatı olan Esat Cemil ile evlenmiştir. Onların kızı Cenan Hamdi Sarç(1913-2012), İstanbul Üniversitesi rektörü Ömer Celal Sarç ile evlenmiştir.\r\n\r\nKardeşi İsmail Galip'in torunun oğlu Edhem Eldem, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyelisidir, misafir öğretim üyesi olarak Berkeley, Harvard, École des Hautes Études en Sciences Sociales, École Pratique des Hautes Études ve École Normale Supérieure’de ders vermiş, Berlin’de Wissenschaftskolleg’de araştırmacı olarak bulunmuş ve çok sayıda bilimsel eser vermiştir.\r\n", "question": "Osman Bey'in büyük amcası kimdir?", "answers": {"answer_start": 2264, "text": " Edhem Eldem"}}, {"id": "7215", "context": "Osman Bey'in çok yönlü yetişmesinde öncelikle ailesi rol oynamıştır. Babası Sadrazam İbrahim Ethem Paşa gibi kendisi de öğrenimini Avrupa’da görme fırsatı bulmuştur. Osmanlı'nın ilk maden mühendisi olan İbrahim Ethem, Sakızlı'daki bir isyanın bastırılmasından sonra devşirilen bir Rum çocuk olduğu söylenir. İstanbul'a getirildiğinde Kaptan’ı Derya Hüsrev Paşa tarafından alınıp yetiştirilmeye başlamıştır. Çocuğu olmayan Hüsrev Paşa, yanına aldığı çocukları çok iyi yetiştirmeye gayret etmiştir. 1829 yılında İbrahim Ethem henüz 9-10 yaşlarındayken Hüsrev Paşa tarafından Fransa’ya eğitim için gönderilen ilk çocuklar arasına katılır. İbrahim Ethem Hariciye Nazırlığı, Ticaret Nazırlığı, Valilik, Berlin Elçiliği, Viyana Elçiliği, Tanzimat Meclisi üyeliği, Encümeni Daniş üyeliği, Şurayı Devlet üyeliği ve Sadrazamlık yaptı, Sultan Abdülmecit’in Fransızca öğretmeni oldu. Pasteur’ün sınıf arkadaşı olduğu da rivayet edilir.\r\n\r\nSultan Abdülmecit’in Yağlıkçılar Kâhyası Hacı Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenen İbrahim Ethem'in bu evlilikten dört çocuğundan en büyüğü olan Osman Hamdi Bey'in üç kardeşinin adları Halil Ethem, İsmail Galip, Abdullah ve Mustafa'dır. En küçük ve en az ünlü olan Mustafa Bey İstanbul Gümrük Müdürü olür.\r\n\r\nOsman Bey'in kardeşi Halil Ethem Eldem (1861-1938) kimya okuduktan sonra felsefe doktorası yapmış, ardından müzecilik, Ser Askerlik Fabrikalar Nezareti Müşavirliği, Genel Kurmay Dairesi Tercüme Şubesi görevliliği, İstanbul Şehremini, Asar-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü, Darülşafaka, Mülkiye Mektebi, Darü’l-Muallimin ve Darülfünun Tabiiye ve Jeoloji Öğretmenliği, Sanayi Nefise Mektebi Müdürlüğü, Tarih-i Osmani Encümeni Üyeliği, Maarif Vekaleti Türk Tarih Encümeni Üyeliği, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Kurucu Üyeliği ve Asbaşkanlığı, TBMM IV.ve V. Dönem İstanbul Milletvekilliği ile IV. ve V. Dönem Kitaplık Encümeni Reisliği gibi çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermiştir.\r\n\r\nDiğer kardeşi İsmail Galip Bey (1848-1895), Türkiye'de nümizmatik bilimsel disiplininin kurucusu kabul edilir.\r\n\r\nKızı Nazlı Hamdi (1893–1958) bir Osmanlı diplomatı olan Esat Cemil ile evlenmiştir. Onların kızı Cenan Hamdi Sarç(1913-2012), İstanbul Üniversitesi rektörü Ömer Celal Sarç ile evlenmiştir.\r\n\r\nKardeşi İsmail Galip'in torunun oğlu Edhem Eldem, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyelisidir, misafir öğretim üyesi olarak Berkeley, Harvard, École des Hautes Études en Sciences Sociales, École Pratique des Hautes Études ve École Normale Supérieure’de ders vermiş, Berlin’de Wissenschaftskolleg’de araştırmacı olarak bulunmuş ve çok sayıda bilimsel eser vermiştir.\r\n", "question": "Türkiye'de nümizmatik bilimsel disiplinin kurucusu kimdir?", "answers": {"answer_start": 1935, "text": " İsmail Galip Bey "}}, {"id": "7216", "context": "Osman Bey'in çok yönlü yetişmesinde öncelikle ailesi rol oynamıştır. Babası Sadrazam İbrahim Ethem Paşa gibi kendisi de öğrenimini Avrupa’da görme fırsatı bulmuştur. Osmanlı'nın ilk maden mühendisi olan İbrahim Ethem, Sakızlı'daki bir isyanın bastırılmasından sonra devşirilen bir Rum çocuk olduğu söylenir. İstanbul'a getirildiğinde Kaptan’ı Derya Hüsrev Paşa tarafından alınıp yetiştirilmeye başlamıştır. Çocuğu olmayan Hüsrev Paşa, yanına aldığı çocukları çok iyi yetiştirmeye gayret etmiştir. 1829 yılında İbrahim Ethem henüz 9-10 yaşlarındayken Hüsrev Paşa tarafından Fransa’ya eğitim için gönderilen ilk çocuklar arasına katılır. İbrahim Ethem Hariciye Nazırlığı, Ticaret Nazırlığı, Valilik, Berlin Elçiliği, Viyana Elçiliği, Tanzimat Meclisi üyeliği, Encümeni Daniş üyeliği, Şurayı Devlet üyeliği ve Sadrazamlık yaptı, Sultan Abdülmecit’in Fransızca öğretmeni oldu. Pasteur’ün sınıf arkadaşı olduğu da rivayet edilir.\r\n\r\nSultan Abdülmecit’in Yağlıkçılar Kâhyası Hacı Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenen İbrahim Ethem'in bu evlilikten dört çocuğundan en büyüğü olan Osman Hamdi Bey'in üç kardeşinin adları Halil Ethem, İsmail Galip, Abdullah ve Mustafa'dır. En küçük ve en az ünlü olan Mustafa Bey İstanbul Gümrük Müdürü olür.\r\n\r\nOsman Bey'in kardeşi Halil Ethem Eldem (1861-1938) kimya okuduktan sonra felsefe doktorası yapmış, ardından müzecilik, Ser Askerlik Fabrikalar Nezareti Müşavirliği, Genel Kurmay Dairesi Tercüme Şubesi görevliliği, İstanbul Şehremini, Asar-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü, Darülşafaka, Mülkiye Mektebi, Darü’l-Muallimin ve Darülfünun Tabiiye ve Jeoloji Öğretmenliği, Sanayi Nefise Mektebi Müdürlüğü, Tarih-i Osmani Encümeni Üyeliği, Maarif Vekaleti Türk Tarih Encümeni Üyeliği, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Kurucu Üyeliği ve Asbaşkanlığı, TBMM IV.ve V. Dönem İstanbul Milletvekilliği ile IV. ve V. Dönem Kitaplık Encümeni Reisliği gibi çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermiştir.\r\n\r\nDiğer kardeşi İsmail Galip Bey (1848-1895), Türkiye'de nümizmatik bilimsel disiplininin kurucusu kabul edilir.\r\n\r\nKızı Nazlı Hamdi (1893–1958) bir Osmanlı diplomatı olan Esat Cemil ile evlenmiştir. Onların kızı Cenan Hamdi Sarç(1913-2012), İstanbul Üniversitesi rektörü Ömer Celal Sarç ile evlenmiştir.\r\n\r\nKardeşi İsmail Galip'in torunun oğlu Edhem Eldem, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyelisidir, misafir öğretim üyesi olarak Berkeley, Harvard, École des Hautes Études en Sciences Sociales, École Pratique des Hautes Études ve École Normale Supérieure’de ders vermiş, Berlin’de Wissenschaftskolleg’de araştırmacı olarak bulunmuş ve çok sayıda bilimsel eser vermiştir.\r\n", "question": "Osman Hamdi Bey'in kardeşi hangi alanda doktora yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1318, "text": "felsefe"}}, {"id": "7217", "context": "Osman Bey'in çok yönlü yetişmesinde öncelikle ailesi rol oynamıştır. Babası Sadrazam İbrahim Ethem Paşa gibi kendisi de öğrenimini Avrupa’da görme fırsatı bulmuştur. Osmanlı'nın ilk maden mühendisi olan İbrahim Ethem, Sakızlı'daki bir isyanın bastırılmasından sonra devşirilen bir Rum çocuk olduğu söylenir. İstanbul'a getirildiğinde Kaptan’ı Derya Hüsrev Paşa tarafından alınıp yetiştirilmeye başlamıştır. Çocuğu olmayan Hüsrev Paşa, yanına aldığı çocukları çok iyi yetiştirmeye gayret etmiştir. 1829 yılında İbrahim Ethem henüz 9-10 yaşlarındayken Hüsrev Paşa tarafından Fransa’ya eğitim için gönderilen ilk çocuklar arasına katılır. İbrahim Ethem Hariciye Nazırlığı, Ticaret Nazırlığı, Valilik, Berlin Elçiliği, Viyana Elçiliği, Tanzimat Meclisi üyeliği, Encümeni Daniş üyeliği, Şurayı Devlet üyeliği ve Sadrazamlık yaptı, Sultan Abdülmecit’in Fransızca öğretmeni oldu. Pasteur’ün sınıf arkadaşı olduğu da rivayet edilir.\r\n\r\nSultan Abdülmecit’in Yağlıkçılar Kâhyası Hacı Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenen İbrahim Ethem'in bu evlilikten dört çocuğundan en büyüğü olan Osman Hamdi Bey'in üç kardeşinin adları Halil Ethem, İsmail Galip, Abdullah ve Mustafa'dır. En küçük ve en az ünlü olan Mustafa Bey İstanbul Gümrük Müdürü olür.\r\n\r\nOsman Bey'in kardeşi Halil Ethem Eldem (1861-1938) kimya okuduktan sonra felsefe doktorası yapmış, ardından müzecilik, Ser Askerlik Fabrikalar Nezareti Müşavirliği, Genel Kurmay Dairesi Tercüme Şubesi görevliliği, İstanbul Şehremini, Asar-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü, Darülşafaka, Mülkiye Mektebi, Darü’l-Muallimin ve Darülfünun Tabiiye ve Jeoloji Öğretmenliği, Sanayi Nefise Mektebi Müdürlüğü, Tarih-i Osmani Encümeni Üyeliği, Maarif Vekaleti Türk Tarih Encümeni Üyeliği, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Kurucu Üyeliği ve Asbaşkanlığı, TBMM IV.ve V. Dönem İstanbul Milletvekilliği ile IV. ve V. Dönem Kitaplık Encümeni Reisliği gibi çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermiştir.\r\n\r\nDiğer kardeşi İsmail Galip Bey (1848-1895), Türkiye'de nümizmatik bilimsel disiplininin kurucusu kabul edilir.\r\n\r\nKızı Nazlı Hamdi (1893–1958) bir Osmanlı diplomatı olan Esat Cemil ile evlenmiştir. Onların kızı Cenan Hamdi Sarç(1913-2012), İstanbul Üniversitesi rektörü Ömer Celal Sarç ile evlenmiştir.\r\n\r\nKardeşi İsmail Galip'in torunun oğlu Edhem Eldem, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyelisidir, misafir öğretim üyesi olarak Berkeley, Harvard, École des Hautes Études en Sciences Sociales, École Pratique des Hautes Études ve École Normale Supérieure’de ders vermiş, Berlin’de Wissenschaftskolleg’de araştırmacı olarak bulunmuş ve çok sayıda bilimsel eser vermiştir.\r\n", "question": "Osman Hamdi Bey'in çok yönlü yetişmesinin en önemli sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "ailesi"}}, {"id": "7218", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu neresidir?", "answers": {"answer_start": 2566, "text": "Sanayi-i Nefise Mektebi"}}, {"id": "7219", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "Hamdi Bey kaç yılında kadıköy'ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirildi?", "answers": {"answer_start": 2119, "text": "1875 yılında "}}, {"id": "7220", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "Türkiye'nin ilk maden mühendislerinden biri kimdir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": " İbrahim Ethem Bey,"}}, {"id": "7221", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "İlk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressam kimdir?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Osman Hamdi"}}, {"id": "7222", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "Osman Hamdi Bey in en ilgi çeken ve özgün eserleri hangileridir?", "answers": {"answer_start": 5695, "text": " \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) "}}, {"id": "7223", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "Osman Hamdi Bey'in anısına neler yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 6635, "text": "aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabev"}}, {"id": "7224", "context": "30 Aralık 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir. Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.\r\n\r\nOsman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilendi. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi. Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.\r\nYurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi. O sırada vali Mithat Paşa’nın yardımcısı olan, geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile tanışıp dost oldu.\r\n\r\nİstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.\r\n\r\n1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü.\r\n\r\nOsmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.\r\n\r\n1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi\"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.\r\n\r\nMüze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslararası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles antik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.\r\n\r\nMüze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve \"Esliha-i Askeriye Müzesi\" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.\r\n\r\nOsman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" (1906), \"Silah Taciri\" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.\r\n\r\nSanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu. Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.\r\n\r\n== Anısına yapılanlar ==\r\nYönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı \"Kaplumbağa Terbiyecisi\" belgeseli \r\nKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından anısına hazırlanan web sitesi \r\n\"Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi\" adlı Prof.Dr. Edhem Eldem'in küratörlüğünü gerçekleştirdiği sergi ve aynı adı taşıyan kitap, Homer Kitabevi.", "question": "ilk Türk bilimsel kazılarını kim başlatmıştır?", "answers": {"answer_start": 1120, "text": " Osman Hamdi Bey"}}, {"id": "7225", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.\r\n", "question": "devrim otomobili kaç yılında yapılmıştır", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1961 yılında"}}, {"id": "7226", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.\r\n", "question": "devrim otomobili kaç günde üretilmiştir", "answers": {"answer_start": 155, "text": "129 günde"}}, {"id": "7227", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.\r\n", "question": "devrim otomobili nerede üretilmiştir", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Eskişehir Demiryolu Fabrikasında"}}, {"id": "7228", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.\r\n", "question": "devrim yerli otomobil kimin talimatıyla yapılmıştır", "answers": {"answer_start": 70, "text": "dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla"}}, {"id": "7229", "context": "\"Devrim Arabaları\", Devrim'in öyküsünü anlatan film. (2008)\r\n\"Devrim Otomobili Belgeseli\", Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından çekilmiş belgesel. (1997) \r\n\"Yarım Kalan Devrim Rüyası / Cumhuriyet Dönemi Endüstrileşme Maceramız\", Prof. Dr. Mehmet Şimşek tarafından yazılmış kitap (2008)\r\n\"Yarım Kalan Devrim\", Devrim Arabaları hakkında TRT tarafından çekilmiş belgesel. (2008) \r\nAnadol", "question": "devrim yerli otomobili için anadolu üniveristesi iletişim fakültesi tarafından çekilmiş belgeselin adı nedir", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Devrim Otomobili Belgeseli"}}, {"id": "7230", "context": "\"Devrim Arabaları\", Devrim'in öyküsünü anlatan film. (2008)\r\n\"Devrim Otomobili Belgeseli\", Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından çekilmiş belgesel. (1997) \r\n\"Yarım Kalan Devrim Rüyası / Cumhuriyet Dönemi Endüstrileşme Maceramız\", Prof. Dr. Mehmet Şimşek tarafından yazılmış kitap (2008)\r\n\"Yarım Kalan Devrim\", Devrim Arabaları hakkında TRT tarafından çekilmiş belgesel. (2008) \r\nAnadol", "question": "devrim yerli otomobilinin öyküsünü anlatan filmin adı nedir", "answers": {"answer_start": 1, "text": "Devrim Arabaları"}}, {"id": "7231", "context": "1916'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Ortaokulu ve Saint Benoit Fransız Lisesi'ni bitirdi. 1940'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak Esas Teşkilat Hukuku kürsüsünde asistanlığa başladı. \"Müessese Teorisinde Fikir Unsuru ve bazı Hususiyetleri\" konulu teziyle doktor, \"Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyet'in Fikir Cereyanları\" çalışmasıyla doçent oldu. 1959'da profesör olarak Anayasa Kürsüsü'ndedir, İktisat Fakültesi ile Gazetecilik Enstitüsü'nde ayrıca dersler verir.", "question": "Tarık Zafer Tunaya'nın doçentlik konusu nedir", "answers": {"answer_start": 290, "text": "Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyet'in Fikir Cereyanları"}}, {"id": "7232", "context": "1916'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Ortaokulu ve Saint Benoit Fransız Lisesi'ni bitirdi. 1940'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak Esas Teşkilat Hukuku kürsüsünde asistanlığa başladı. \"Müessese Teorisinde Fikir Unsuru ve bazı Hususiyetleri\" konulu teziyle doktor, \"Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyet'in Fikir Cereyanları\" çalışmasıyla doçent oldu. 1959'da profesör olarak Anayasa Kürsüsü'ndedir, İktisat Fakültesi ile Gazetecilik Enstitüsü'nde ayrıca dersler verir.", "question": "Tarık Zafer Tunaya'nın doktora tezi konusu nedir", "answers": {"answer_start": 210, "text": "Müessese Teorisinde Fikir Unsuru ve bazı Hususiyetleri"}}, {"id": "7233", "context": "1916'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Ortaokulu ve Saint Benoit Fransız Lisesi'ni bitirdi. 1940'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak Esas Teşkilat Hukuku kürsüsünde asistanlığa başladı. \"Müessese Teorisinde Fikir Unsuru ve bazı Hususiyetleri\" konulu teziyle doktor, \"Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyet'in Fikir Cereyanları\" çalışmasıyla doçent oldu. 1959'da profesör olarak Anayasa Kürsüsü'ndedir, İktisat Fakültesi ile Gazetecilik Enstitüsü'nde ayrıca dersler verir.", "question": "Tarık Zafer Tunaya asistanlığa nerede başladı", "answers": {"answer_start": 156, "text": "Esas Teşkilat Hukuku kürsüsü"}}, {"id": "7234", "context": "1916'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Ortaokulu ve Saint Benoit Fransız Lisesi'ni bitirdi. 1940'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak Esas Teşkilat Hukuku kürsüsünde asistanlığa başladı. \"Müessese Teorisinde Fikir Unsuru ve bazı Hususiyetleri\" konulu teziyle doktor, \"Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyet'in Fikir Cereyanları\" çalışmasıyla doçent oldu. 1959'da profesör olarak Anayasa Kürsüsü'ndedir, İktisat Fakültesi ile Gazetecilik Enstitüsü'nde ayrıca dersler verir.", "question": "Tarık Zafer Tunaya nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7235", "context": "1953-54'te Avrupa ve Amerika'da mesleki incelemeler yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nde askerlerin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı haklılığını belirten 28 Mayıs 1960 tarihli raporu imzalayan 7 kişilik bilim heyetinde yer aldı. Kurucu Meclis İstanbul İli Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) ile 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon üyeliği yaptı. Komisyon başkanı Sıddık Sami Onar'la anlaşamadı, ayrıldı. MBK onu Paris'te NATO emrinde görevlendirdi. 1961'de Kurucu Meclis üyeliği yapmıştır. 1965'de Melahat Hanım'la evlendi, yeniden üniversiteye döndü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, ardından kurucusu olduğu İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi dekanı oldu. 12 Eylül askeri darbesi onu görevden aldı. 1982 yılında yine aynı fakülteye dekan olarak atandı ve 1983 yılında yaş haddinden emekli oldu. 29 Ocak 1991'de öldü.", "question": "Tarık Zafer Tunaya hangi yılda emekli oldu", "answers": {"answer_start": 798, "text": "1983"}}, {"id": "7236", "context": "1953-54'te Avrupa ve Amerika'da mesleki incelemeler yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nde askerlerin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı haklılığını belirten 28 Mayıs 1960 tarihli raporu imzalayan 7 kişilik bilim heyetinde yer aldı. Kurucu Meclis İstanbul İli Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) ile 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon üyeliği yaptı. Komisyon başkanı Sıddık Sami Onar'la anlaşamadı, ayrıldı. MBK onu Paris'te NATO emrinde görevlendirdi. 1961'de Kurucu Meclis üyeliği yapmıştır. 1965'de Melahat Hanım'la evlendi, yeniden üniversiteye döndü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, ardından kurucusu olduğu İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi dekanı oldu. 12 Eylül askeri darbesi onu görevden aldı. 1982 yılında yine aynı fakülteye dekan olarak atandı ve 1983 yılında yaş haddinden emekli oldu. 29 Ocak 1991'de öldü.", "question": "Tarık Zafer Tunaya hangi tarihte ölmüştür", "answers": {"answer_start": 838, "text": "29 Ocak 1991"}}, {"id": "7237", "context": "1953-54'te Avrupa ve Amerika'da mesleki incelemeler yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nde askerlerin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı haklılığını belirten 28 Mayıs 1960 tarihli raporu imzalayan 7 kişilik bilim heyetinde yer aldı. Kurucu Meclis İstanbul İli Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) ile 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon üyeliği yaptı. Komisyon başkanı Sıddık Sami Onar'la anlaşamadı, ayrıldı. MBK onu Paris'te NATO emrinde görevlendirdi. 1961'de Kurucu Meclis üyeliği yapmıştır. 1965'de Melahat Hanım'la evlendi, yeniden üniversiteye döndü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, ardından kurucusu olduğu İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi dekanı oldu. 12 Eylül askeri darbesi onu görevden aldı. 1982 yılında yine aynı fakülteye dekan olarak atandı ve 1983 yılında yaş haddinden emekli oldu. 29 Ocak 1991'de öldü.", "question": "Tarık Zafer Tunaya kim ile evlidir", "answers": {"answer_start": 512, "text": "Melahat Hanım"}}, {"id": "7238", "context": "1953-54'te Avrupa ve Amerika'da mesleki incelemeler yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nde askerlerin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı haklılığını belirten 28 Mayıs 1960 tarihli raporu imzalayan 7 kişilik bilim heyetinde yer aldı. Kurucu Meclis İstanbul İli Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) ile 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon üyeliği yaptı. Komisyon başkanı Sıddık Sami Onar'la anlaşamadı, ayrıldı. MBK onu Paris'te NATO emrinde görevlendirdi. 1961'de Kurucu Meclis üyeliği yapmıştır. 1965'de Melahat Hanım'la evlendi, yeniden üniversiteye döndü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, ardından kurucusu olduğu İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi dekanı oldu. 12 Eylül askeri darbesi onu görevden aldı. 1982 yılında yine aynı fakülteye dekan olarak atandı ve 1983 yılında yaş haddinden emekli oldu. 29 Ocak 1991'de öldü.", "question": "Tarık Zafer Tunaya'nın 7 kişilik bilim heyetinde imzaladığı raporun tarihi nedir", "answers": {"answer_start": 154, "text": "28 Mayıs 1960"}}, {"id": "7239", "context": "Legion d'honneur nişanı aldı (1980), Balıkesir Barosu'nca Anıtlaşmış On Hukukçudan Biri seçildi (1983), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü'nü kazandı (1989).", "question": "Legion d'honneur nişanını hangi yılda almıştır", "answers": {"answer_start": 30, "text": "1980"}}, {"id": "7240", "context": "Legion d'honneur nişanı aldı (1980), Balıkesir Barosu'nca Anıtlaşmış On Hukukçudan Biri seçildi (1983), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü'nü kazandı (1989).", "question": "Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülünü hangi tarihte kazanmıştır", "answers": {"answer_start": 151, "text": "1989"}}, {"id": "7241", "context": "Legion d'honneur nişanı aldı (1980), Balıkesir Barosu'nca Anıtlaşmış On Hukukçudan Biri seçildi (1983), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü'nü kazandı (1989).", "question": "Tarık Zafer Tunaya 1989 yılında hangi ödülü kazanmıştır", "answers": {"answer_start": 104, "text": "Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü"}}, {"id": "7242", "context": "Filiz Balta Peltekoğlu (d. 1959, İstanbul), Türk iletişim bilimci ve akademisyen.\r\nTürk sendikal yaşamının önemli isimlerinden Türk-İş Genel Sekreteri ve Tekgıda İş Sendikası Genel Başkanlarından Orhan Balta’nın kızı olan Prof. Dr. Filiz Balta Peltekoğlu İstanbul’da doğdu.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu kimdir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "Türk iletişim bilimci ve akademisyen"}}, {"id": "7243", "context": "Filiz Balta Peltekoğlu (d. 1959, İstanbul), Türk iletişim bilimci ve akademisyen.\r\nTürk sendikal yaşamının önemli isimlerinden Türk-İş Genel Sekreteri ve Tekgıda İş Sendikası Genel Başkanlarından Orhan Balta’nın kızı olan Prof. Dr. Filiz Balta Peltekoğlu İstanbul’da doğdu.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun babası Orhan Balta'nın ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Türk-İş Genel Sekreteri ve Tekgıda İş Sendikası Genel Başkanlarından"}}, {"id": "7244", "context": "İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu (1980). İstanbul Üniversitesi’nde tamamladığı yüksek lisans (1982), Marmara Üniversitesi Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Radyo Televizyon doktora programının ilk mezunlarından biri olarak tamamladığı doktora (1988) derecelerinden sonra, doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını aldı. Peltekoğlu, İletişim Fakültesi’nde Dekan yardımcılığı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanlığı ve Halkla İlişkiler Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürdü. Türkiye’de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler lisans eğitimi alan ilk halkla ilişkiler profesörü olan Balta Peltekoğlu, halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": " Türkiye’de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler lisans eğitimi alan ilk halkla ilişkiler profesörü olup, halen öretim üyeliğine devam eden insan kimdir?", "answers": {"answer_start": 670, "text": "Balta Peltekoğlu"}}, {"id": "7245", "context": "İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu (1980). İstanbul Üniversitesi’nde tamamladığı yüksek lisans (1982), Marmara Üniversitesi Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Radyo Televizyon doktora programının ilk mezunlarından biri olarak tamamladığı doktora (1988) derecelerinden sonra, doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını aldı. Peltekoğlu, İletişim Fakültesi’nde Dekan yardımcılığı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanlığı ve Halkla İlişkiler Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürdü. Türkiye’de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler lisans eğitimi alan ilk halkla ilişkiler profesörü olan Balta Peltekoğlu, halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun ilk mezunlarından biri olarak tamamladığı programın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Marmara Üniversitesi Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Radyo Televizyon doktora programı"}}, {"id": "7246", "context": "İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu (1980). İstanbul Üniversitesi’nde tamamladığı yüksek lisans (1982), Marmara Üniversitesi Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Radyo Televizyon doktora programının ilk mezunlarından biri olarak tamamladığı doktora (1988) derecelerinden sonra, doçentlik (1993) ile profesörlük (1999) ünvanlarını aldı. Peltekoğlu, İletişim Fakültesi’nde Dekan yardımcılığı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanlığı ve Halkla İlişkiler Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini sürdürdü. Türkiye’de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler lisans eğitimi alan ilk halkla ilişkiler profesörü olan Balta Peltekoğlu, halen aynı fakültede öğretim üyeliğine devam etmektedir.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu yüksek lisansını hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "1982"}}, {"id": "7247", "context": "Çeşitli mesleki kuruluşlara üye olmasının yanı sıra TÜHİD Yönetim Kurulu’nun sektör dışından ilk akademisyen üyesi oldu. Nebraska Üniversitesi (1992/2005) ve Northern Colorado Üniversitesi’ne (2008/2010) misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildi. Halkla ilişkiler, medya konularında seminerler verdi. Akademik çalışmalarıyla; kurumsal kimlik, imaj, kriz iletişimi, sponsorluk gibi kavramların Türkçe halkla ilişkiler literatürüne dahil edilmesine katkılarda bulundu.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu hangi kavramları Türkçe halkla ilişkiler literatürüne sokmuştur?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "kurumsal kimlik, imaj, kriz iletişimi, sponsorluk"}}, {"id": "7248", "context": "Çeşitli mesleki kuruluşlara üye olmasının yanı sıra TÜHİD Yönetim Kurulu’nun sektör dışından ilk akademisyen üyesi oldu. Nebraska Üniversitesi (1992/2005) ve Northern Colorado Üniversitesi’ne (2008/2010) misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildi. Halkla ilişkiler, medya konularında seminerler verdi. Akademik çalışmalarıyla; kurumsal kimlik, imaj, kriz iletişimi, sponsorluk gibi kavramların Türkçe halkla ilişkiler literatürüne dahil edilmesine katkılarda bulundu.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun seminer verdiği alanlar hangileridir?", "answers": {"answer_start": 253, "text": "Halkla ilişkiler, medya konuları"}}, {"id": "7249", "context": "Çeşitli mesleki kuruluşlara üye olmasının yanı sıra TÜHİD Yönetim Kurulu’nun sektör dışından ilk akademisyen üyesi oldu. Nebraska Üniversitesi (1992/2005) ve Northern Colorado Üniversitesi’ne (2008/2010) misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildi. Halkla ilişkiler, medya konularında seminerler verdi. Akademik çalışmalarıyla; kurumsal kimlik, imaj, kriz iletişimi, sponsorluk gibi kavramların Türkçe halkla ilişkiler literatürüne dahil edilmesine katkılarda bulundu.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun misafir konuk öğretim üyesi olarak davet edildiği üniversiteler hangileridir?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Nebraska Üniversitesi (1992/2005) ve Northern Colorado Üniversitesi"}}, {"id": "7250", "context": "1986 yılında Dr.Erol Peltekoğlu ile evlenen Filiz Balta Peltekoğlu’nun, 1995 yılında kızları Irmak Peltekoğlu dünyaya geldi.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun kızı hangi yıl doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "1995 yılında"}}, {"id": "7251", "context": "1986 yılında Dr.Erol Peltekoğlu ile evlenen Filiz Balta Peltekoğlu’nun, 1995 yılında kızları Irmak Peltekoğlu dünyaya geldi.", "question": "Filiz Balta Peltekoğlu'nun 1986 yılında evlilik yaptığı insanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Dr.Erol Peltekoğlu"}}, {"id": "7252", "context": "Ali bin Abbas el-Mecusi Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab El-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas'ın tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": " Kitab El-Maliki"}}, {"id": "7253", "context": "Ali bin Abbas el-Mecusi Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab El-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , 1000 sene önce ilk kez yapılan hangi operasyon ile tanınır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "kanser ameliyatı"}}, {"id": "7254", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas Kitab Kamilü-s Sina adlı eserini kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "Emir"}}, {"id": "7255", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas'ın Kitab Kamilü-s Sina adlı eseri 980 yılında tamamlandığında hangi isimle adlandırıldı? ", "answers": {"answer_start": 119, "text": "The Complete Art of Medicine"}}, {"id": "7256", "context": "Ali bin Abbas tıp üzerine yazdığı Kitab Kamilü-s Sina adlı eseriyle bilinir, bu eser daha sonra 980 yılında tamamlanan The Complete Art of Medicine olarak adlandırlmıştır. Ali bin Abbas bu eserini Emir'e ithaf etmiş ve bu eser daha sonra Kitab el-Maliki(Royal Book veya Latince Liber Regalis ya da Regalis Dispositio)olarak adlandırılmıştır. Kitap, Razi'nin el-Havi adlı eserinden daha özlü ve daha sistematik; İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıbadlı eserinden daha uygulamalı bir biçimde yazılmıştır.", "question": "Ali bin Abbas'ın tıp üzerine yazdığı eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Kitab Kamilü-s Sina"}}, {"id": "7257", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde"}}, {"id": "7258", "context": "Ali Bin Abbas 932 yılında doğmuştur. Ali bin Abbas İran'ın Cündişapur eyaletinin güneybatısındaki Ahvaz şehrinde doğdu ve Ebu Mahir Musa Bin Seyyar'ın öğrencisi oldu ve ilk çalışmalarını bu şehirde yaptı. Zamanının en saygıdeğer üç tıp aliminden birisiydi. 939'dan 996'ya kadar hüküm süren Büveyhoğulları hanedanından Adudüddevle zamanında ünlü bir fizikçi olmaya başlamıştır. Adududevle, zamanında alimleri koruyan onları destekleyen biriydi ve Şiraz'da ve 994 yılında Bağdat'ta Ali bin Abbas'ın çalıştığı iki hastane açmıştı. Ali bin Abbas'ın soyu Mecusiliğe mensuptu-el-Mecusi adı da buradan gelmektedir-ama kendisi Müslümandı. Onun Allah inancı ve O'na duyduğu saygı, ibadetinde ve yaşam tarzında, üslubunda çalışma hayatı boyunca kendini göstermiştir.\r\n", "question": "Ali bin Abbas kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "932"}}, {"id": "7259", "context": "Kitab el-Maliki ilk on bölümü teorik ikinci on bölümü uygulamalı tıp olarak anlatılan 20 bölüme ayrılmıştır. Konularının birkaçı diyetisyenlik ve tıbbi malzemeler, kılcal damarların temel fikirleri, ilginç tıp rasatları ve doğum boyunca meydana gelen rahim hareketlerinin açıklamasından oluşur. (örneğin; çocuk rahim dışına kendiliğinden çıkmaz, rahim hareketleriyle itilir. Böylelikle Hipokrat'ın Doğum Olayı tezini çürütmüştür.)\r\n", "question": "Kitab el-Maliki'nin ilk on bölümü ne olarak anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 29, "text": " teorik"}}, {"id": "7260", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Liber pantegni nerede basıldı?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Venedik"}}, {"id": "7261", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması kim tarafından gerçekleştirildi? ", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Antakyalı Stephen"}}, {"id": "7262", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki ne zaman Latinceye çevrildi?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "1087 yılında"}}, {"id": "7263", "context": "Bu kitap Avrupa'da Constantinus Africanus tarafından Liber pantegni olarak 1087 yılında Latince'ye çevrildi. Liber pantegni'nin tamamlanması ve daha iyi tercümesinin yapılması ise 1127 yılında Antakyalı Stephen tarafından yapıldı ve bu kitap daha sonra 1492 ve 1523 yıllarında Venedik'te basıldı.", "question": "Kitab el-Maliki kim tarafından Latinceye çevrildi?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "Constantinus Africanus"}}, {"id": "7264", "context": "Nöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Malikide bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , Kitab el-Maliki'de beyin ile ilgili hangi alanlarda tanımlamalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "nöropsikolojisini"}}, {"id": "7265", "context": "Nöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Malikide bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.\r\n", "question": "Ali bin Abbas , Kitab el-Maliki de hangi sağlık sorunlarını tanımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 322, "text": " kısmi felç"}}, {"id": "7266", "context": "Otokar Kobra, Otokar'ın araştırma ve geliştirme ekibi tarafından silahlı kuvvetlerin zırhlı tekerlekli araç (ACV) ihtiyacı doğrultusunda en uygun çözümü sağlamak üzere geliştirilmiştir.\r\n\r\nKobra, iyi bir balistik korumanın yanı sıra, aynı platformun farklı görevlere uyarlanabilir olması ile tanınır. Aynı gövde ve altyapı üzerine tasarlandığı ve birçok model ve tip üretilebildiği için bakım ve serviste büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Farklı kullanım amaçları için üretilmiş farklı Cobra'larda bile ana yapının aynı kalması bakım, onarım ve yedek parçada da büyük tasarruf sağlaması, Cobra'yı pek çok ordunun tercih ettiği bir zırhlı araç yapmaktadır.\r\n\r\n9 personel taşıma kapasiteli lastik tekerlekli 4x4 Cobra Zırhlı Aracı aşağıda belirtilen tiplerde üretilmektedir. Aynı zamanda amfibik versiyonu da bulunmaktadır. Kazakistan Silahlı Kuvvetleri ihtiyacı için Otokar şirketi Kazakistan Engineering şirketi ile 2011 yılında yapılan anlaşma doğrultusunda ortak lisanslı üretim yapılmaktadır.\r\n\r\nİlk kez Güney Osetya Savaşında muharebe alanında kullanılmış oldu.\r\n", "question": "Otokar Kobra'nın öne çıkan özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "Farklı kullanım amaçları için üretilmiş farklı Cobra'larda bile ana yapının aynı kalması bakım, onarım ve yedek parçada da büyük tasarruf sağlaması,"}}, {"id": "7267", "context": "== Kullanıldığı Muharebeler ==\r\n\r\n=== 2008 Güney Osetya Savaşı ===\r\n2008 yılında Gürcistan devleti Rusya ile savaşta kullanılmak üzere 100'ü aşkın (net sayı belli değil) Kobra satın aldı. Savaşta aktif olarak kullanılan Kobra tüm maharetini burada gösterdi. Sıcak çatışmalarda Gürcü askerlere büyük destek sağlamıştır. Kobra sıcak çatışmalar durumunda içindeki askerleri çok iyi derecede koruyordu. Öyle ki Rus yetkililer ele geçirilen hasarlı Kobra araçlar üzerinde zırhını yakından inceleme fırsatı bulmuşlardır. İncelemelerin de 7,7mm ve 12,7mm kalibreli silahların Kobra'nın zırhını delemediği ve atılan el bombasından dahi gözle görülür büyük bir hasar almadığı görülmüştür. Kobra'nın bu başarısından sonra birçok ülke Kobra almak için yeni siparişlerde bulunmuştur.\r\n", "question": "Kobra'nın zırh kabiliyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 531, "text": " 7,7mm ve 12,7mm kalibreli silahların Kobra'nın zırhını delemediği ve atılan el bombasından dahi gözle görülür büyük bir hasar almadığı görülmüştür."}}, {"id": "7268", "context": "== Kullanıldığı Muharebeler ==\r\n\r\n=== 2008 Güney Osetya Savaşı ===\r\n2008 yılında Gürcistan devleti Rusya ile savaşta kullanılmak üzere 100'ü aşkın (net sayı belli değil) Kobra satın aldı. Savaşta aktif olarak kullanılan Kobra tüm maharetini burada gösterdi. Sıcak çatışmalarda Gürcü askerlere büyük destek sağlamıştır. Kobra sıcak çatışmalar durumunda içindeki askerleri çok iyi derecede koruyordu. Öyle ki Rus yetkililer ele geçirilen hasarlı Kobra araçlar üzerinde zırhını yakından inceleme fırsatı bulmuşlardır. İncelemelerin de 7,7mm ve 12,7mm kalibreli silahların Kobra'nın zırhını delemediği ve atılan el bombasından dahi gözle görülür büyük bir hasar almadığı görülmüştür. Kobra'nın bu başarısından sonra birçok ülke Kobra almak için yeni siparişlerde bulunmuştur.\r\n", "question": "2008 yılında Otokar Kobra hangi ülkeye satılmıştır?", "answers": {"answer_start": 80, "text": " Gürcistan devleti Rusya ile savaşta kullanılmak üzere 100'ü aşkın (net sayı belli değil) Kobra satın aldı."}}, {"id": "7269", "context": "== Kullanıldığı Muharebeler ==\r\n\r\n=== 2008 Güney Osetya Savaşı ===\r\n2008 yılında Gürcistan devleti Rusya ile savaşta kullanılmak üzere 100'ü aşkın (net sayı belli değil) Kobra satın aldı. Savaşta aktif olarak kullanılan Kobra tüm maharetini burada gösterdi. Sıcak çatışmalarda Gürcü askerlere büyük destek sağlamıştır. Kobra sıcak çatışmalar durumunda içindeki askerleri çok iyi derecede koruyordu. Öyle ki Rus yetkililer ele geçirilen hasarlı Kobra araçlar üzerinde zırhını yakından inceleme fırsatı bulmuşlardır. İncelemelerin de 7,7mm ve 12,7mm kalibreli silahların Kobra'nın zırhını delemediği ve atılan el bombasından dahi gözle görülür büyük bir hasar almadığı görülmüştür. Kobra'nın bu başarısından sonra birçok ülke Kobra almak için yeni siparişlerde bulunmuştur.\r\n", "question": "Otokar Kobra hangi savaşta kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "2008 Güney Osetya Savaşı "}}, {"id": "7270", "context": "== Kobra modelleri ==\r\n=== Kobra açık kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nCobra aracının süspansiyon yapısı, hızlı iniş ve binişi kolaylaştıran geniş kapıları, personelin güvenli intikalini ve kolay müdahalesini sağlar. Aracın monokok gövdesi ve duvar açıları daha üstün mayın ve balistik koruma için tasarlanmıştır. Araç, düşük profile sahip olması sayesinde, kolay hedef olmaz.\r\n\r\n=== Kobra kapalı kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nOtokar tarafından tasarlanmış kapalı kule, gece ve gündüz şartlarında, sınır güvenliği, yol ve kritik noktaların korunması, muharebe alanında timlere atış desteğinin sağlanması gibi birçok görevde Cobra'yı daha etkin kılmıştır.\r\n\r\n=== Kobra 40 mm ve 12.7 mm makinalı tüfekli araç ===\r\nAraç içinden korunmalı olarak gözetleme ve ateş etme imkânı veren sınırsız çepeçevre dönebilen ergonomik dizaynı ile özel görevlere uygun bir kule ile donatılmış araçtır.\r\n\r\n=== Kobra ambulans ===\r\nRiskli bölgelerde yaralıların ve sağlık görevlilerinin güvenli taşınmasını sağlar. İlk müdahalede gerekli tüm tıbbi, ekipmanlar araçta mevcuttur.\r\n\r\n=== Cobra Keşif/Gözetleme Aracı ===\r\nCobra Keşif/Gözetleme Aracı zor muharebe koşullarında hedeflerin tespit edilmesi ve toplanan bilgilerin komuta kontrol kademelerine iletilmesi amacıyla geliştirilmiştir.\r\n\r\n=== Cobra Komuta/Kontrol Aracı ===\r\nHem barış, hem de savaş durumunda komuta kontrol sisteminin bir parçası olarak veya tek başına komuta-kontrol merkezi görevini üstlenir, operasyon ve istihbarat bilgilerini toplar, bulunduğu ortamdaki değişiklikleri takip eder. Çeşitli komünikasyon alt sistemleri tarafından toplanan bilgiler bilgisayar destekli ortamda değerlendirilir.\r\n\r\n=== Cobra EOD Aracı ===\r\nHava alanlarında pistlere yapılabilecek bombalı saldırıları önlemek maksatlı geliştirilen, ön tarafında şoför mahalinden hidrolik olarak kumanda edilebilen gövde zırhından imal edilmiş bıçağa sahip araçtır.\r\n\r\n=== Cobra Amfibik Versiyon ===\r\nAmfibik Cobra'lar özel gövde yapıları sayesinde NATO Deniz Durumu 2 koşullarında seyir etmekte ve joystick kontrolü ile suda nokta dönüşü yapmaktadır. Hibrid soğutma sistemi amfibik harekatta güvenirliği arttırmaktadır.\r\n", "question": "Cobra komuta/kontrol aracının özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1493, "text": "bulunduğu ortamdaki değişiklikleri takip eder"}}, {"id": "7271", "context": "== Kobra modelleri ==\r\n=== Kobra açık kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nCobra aracının süspansiyon yapısı, hızlı iniş ve binişi kolaylaştıran geniş kapıları, personelin güvenli intikalini ve kolay müdahalesini sağlar. Aracın monokok gövdesi ve duvar açıları daha üstün mayın ve balistik koruma için tasarlanmıştır. Araç, düşük profile sahip olması sayesinde, kolay hedef olmaz.\r\n\r\n=== Kobra kapalı kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nOtokar tarafından tasarlanmış kapalı kule, gece ve gündüz şartlarında, sınır güvenliği, yol ve kritik noktaların korunması, muharebe alanında timlere atış desteğinin sağlanması gibi birçok görevde Cobra'yı daha etkin kılmıştır.\r\n\r\n=== Kobra 40 mm ve 12.7 mm makinalı tüfekli araç ===\r\nAraç içinden korunmalı olarak gözetleme ve ateş etme imkânı veren sınırsız çepeçevre dönebilen ergonomik dizaynı ile özel görevlere uygun bir kule ile donatılmış araçtır.\r\n\r\n=== Kobra ambulans ===\r\nRiskli bölgelerde yaralıların ve sağlık görevlilerinin güvenli taşınmasını sağlar. İlk müdahalede gerekli tüm tıbbi, ekipmanlar araçta mevcuttur.\r\n\r\n=== Cobra Keşif/Gözetleme Aracı ===\r\nCobra Keşif/Gözetleme Aracı zor muharebe koşullarında hedeflerin tespit edilmesi ve toplanan bilgilerin komuta kontrol kademelerine iletilmesi amacıyla geliştirilmiştir.\r\n\r\n=== Cobra Komuta/Kontrol Aracı ===\r\nHem barış, hem de savaş durumunda komuta kontrol sisteminin bir parçası olarak veya tek başına komuta-kontrol merkezi görevini üstlenir, operasyon ve istihbarat bilgilerini toplar, bulunduğu ortamdaki değişiklikleri takip eder. Çeşitli komünikasyon alt sistemleri tarafından toplanan bilgiler bilgisayar destekli ortamda değerlendirilir.\r\n\r\n=== Cobra EOD Aracı ===\r\nHava alanlarında pistlere yapılabilecek bombalı saldırıları önlemek maksatlı geliştirilen, ön tarafında şoför mahalinden hidrolik olarak kumanda edilebilen gövde zırhından imal edilmiş bıçağa sahip araçtır.\r\n\r\n=== Cobra Amfibik Versiyon ===\r\nAmfibik Cobra'lar özel gövde yapıları sayesinde NATO Deniz Durumu 2 koşullarında seyir etmekte ve joystick kontrolü ile suda nokta dönüşü yapmaktadır. Hibrid soğutma sistemi amfibik harekatta güvenirliği arttırmaktadır.\r\n", "question": "Cobra keşif/gözetleme aracı ne amaçla kullanılır?", "answers": {"answer_start": 1103, "text": "Cobra Keşif/Gözetleme Aracı zor muharebe koşullarında hedeflerin tespit edilmesi ve toplanan bilgilerin komuta kontrol kademelerine iletilmesi amacıyla geliştirilmiştir."}}, {"id": "7272", "context": "== Kobra modelleri ==\r\n=== Kobra açık kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nCobra aracının süspansiyon yapısı, hızlı iniş ve binişi kolaylaştıran geniş kapıları, personelin güvenli intikalini ve kolay müdahalesini sağlar. Aracın monokok gövdesi ve duvar açıları daha üstün mayın ve balistik koruma için tasarlanmıştır. Araç, düşük profile sahip olması sayesinde, kolay hedef olmaz.\r\n\r\n=== Kobra kapalı kuleli personel taşıyıcı araç ===\r\nOtokar tarafından tasarlanmış kapalı kule, gece ve gündüz şartlarında, sınır güvenliği, yol ve kritik noktaların korunması, muharebe alanında timlere atış desteğinin sağlanması gibi birçok görevde Cobra'yı daha etkin kılmıştır.\r\n\r\n=== Kobra 40 mm ve 12.7 mm makinalı tüfekli araç ===\r\nAraç içinden korunmalı olarak gözetleme ve ateş etme imkânı veren sınırsız çepeçevre dönebilen ergonomik dizaynı ile özel görevlere uygun bir kule ile donatılmış araçtır.\r\n\r\n=== Kobra ambulans ===\r\nRiskli bölgelerde yaralıların ve sağlık görevlilerinin güvenli taşınmasını sağlar. İlk müdahalede gerekli tüm tıbbi, ekipmanlar araçta mevcuttur.\r\n\r\n=== Cobra Keşif/Gözetleme Aracı ===\r\nCobra Keşif/Gözetleme Aracı zor muharebe koşullarında hedeflerin tespit edilmesi ve toplanan bilgilerin komuta kontrol kademelerine iletilmesi amacıyla geliştirilmiştir.\r\n\r\n=== Cobra Komuta/Kontrol Aracı ===\r\nHem barış, hem de savaş durumunda komuta kontrol sisteminin bir parçası olarak veya tek başına komuta-kontrol merkezi görevini üstlenir, operasyon ve istihbarat bilgilerini toplar, bulunduğu ortamdaki değişiklikleri takip eder. Çeşitli komünikasyon alt sistemleri tarafından toplanan bilgiler bilgisayar destekli ortamda değerlendirilir.\r\n\r\n=== Cobra EOD Aracı ===\r\nHava alanlarında pistlere yapılabilecek bombalı saldırıları önlemek maksatlı geliştirilen, ön tarafında şoför mahalinden hidrolik olarak kumanda edilebilen gövde zırhından imal edilmiş bıçağa sahip araçtır.\r\n\r\n=== Cobra Amfibik Versiyon ===\r\nAmfibik Cobra'lar özel gövde yapıları sayesinde NATO Deniz Durumu 2 koşullarında seyir etmekte ve joystick kontrolü ile suda nokta dönüşü yapmaktadır. Hibrid soğutma sistemi amfibik harekatta güvenirliği arttırmaktadır.\r\n", "question": "Otokar Kobra'nın modelleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1891, "text": " Cobra Amfibik Versiyon "}}, {"id": "7273", "context": "== Cobra testleri ==\r\nCobra'nın taktik arazi özelliklerinin geliştirilmesi ve yüksek hareket kabiliyetinin belirlenmesi amacıyla birçok test yapılmıştır. Aracın dayanıklılık ve sıcak iklimdeki performansı ayrıca ABD'de bulunan özel test merkezlerinde de değerlendirilmiştir. Cobra tüm testleri başarıyla tamamlamıştır:\r\n\r\nİklimlendirilmiş Rüzgar Tünelinde Performans\r\n5.Tekerlek ile Fren Testleri Değerlendirilmesi\r\nSıcak İklim Testleri\r\nTırmanma Testleri\r\nSu'dan Geçiş Yan Eğim Testleri\r\nArazi Performansı\r\nMayın Testi", "question": "Otokar Kobra kobranın testleri nerede yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "ABD'de bulunan özel test merkezlerinde"}}, {"id": "7274", "context": "== Kullanan ülkeler ==\r\n\r\nMoritanya - 12 Cobra - \r\n - 600\r\n - N/A\r\n - 24 Cobra 2007-2008 yıllarında test için alındı. 2010 yılında Bangladeş Polisi 7 Cobra aldı.\r\n - 300 Cobra, toplam $58 milyon.\r\n - 30+ Cobra aracı\r\n - 100 Cobra\r\n - 257 Cobra siparişi alındı.\r\n - 5 Cobra\r\n - 193 Cobra\r\n - 10 Cobra,\r\n - N/A\r\n - Görüşmeler devam ediyor\r\n - 1213 Cobra\r\n - N/A", "question": "Otokar Kobra hangi ülkelerce kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "Bangladeş "}}, {"id": "7275", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Oyalı neden öldü?", "answers": {"answer_start": 539, "text": "bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle"}}, {"id": "7276", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Oyalının kardeşinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "Zarife"}}, {"id": "7277", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Oyalı'yı kim klonlamıştır?", "answers": {"answer_start": 225, "text": " Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır"}}, {"id": "7278", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Oyalı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda"}}, {"id": "7279", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı kimdir?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "koyun"}}, {"id": "7280", "context": "Oyalı (21 Kasım 2007 - 16 Nisan 2012), Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı’nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelmiştir. Prof. Dr. Sema Birler'in başkanlığındaki proje ekibi tarafından klonlanmıştır. Doğumundan 1 hafta sonra, 28 Kasım 2007’da kardeşi \"Zarife\" doğmuş, ancak Zarife 24 Ağustos 2009’da enfeksiyon nedeniyle ölmüştür. Oyalı, 30 Mart 2011’de “Bahar\" adlı sağlıklı bir yavru dünyaya getirmiştir. 16 Nisan 2012'de Oyalı'nın bir akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğü açıklanmıştır.\r\n", "question": "Oyalı ismi kime verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı olma niteliği taşıyan koyun"}}, {"id": "7281", "context": "Pardus (yazıldığı gibi okunur), Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. Planlamasına 2003 yılında başlanmış olup ilk kararlı sürümü 27 Aralık 2005’te yayınlanmıştır.\r\n\r\nPardus adı, Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir.\r\n\r\nPardus, ilk sürümden 2011.2 sürümüne kadar herhangi bir başka Linux dağıtımı temel alınmadan kendine özgü projelerle geliştirilmiş olup 2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. 2011 yılı son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde yönetici ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edilmiştir. 2012 yılında TÜBİTAK, Pardus projesi için tekrar geliştirici istihdam etmiş ve o güne kadar Pardus projesi kapsamında geliştirilmiş olan PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek Debian tabanına geçilmiştir. Kararlı sürümü 25 Ocak 2013'te yayınlanan \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" sürümüyle beraber artık Pardus, Debian tabanlı bir Linux dağıtımı haline gelmiştir. Terk edilen eski Pardus projeleri ise gönüllüler tarafından yürütülen Pisi Linux projesi kapsamında sürdürülmektedir. Ayrıca yine gönüllüler tarafından yürütülen Pardus Topluluk Sürümü projesinin web sayfasında eski Pardus araçlarının Debian tabanı üzerinde kullanılabilmesi için çalışmalar yürütüldüğü ve kullanılması mümkün olan bazı araçların ileride Pardus Topluluk Sürümüne dahil edilebileceği bildirilmektedir.\r\n\r\nPardus, 2013 sürümü ile beraber artık bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürüm yayınlamamakta, Kurumsal, Sunucu ve Fatih projesi sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü yayınlanmaktadır. Pardus 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır.\r\n", "question": "Pardus bireysel kullanıma resmi olarak ne zaman kapatıldı?", "answers": {"answer_start": 440, "text": " 2013"}}, {"id": "7282", "context": "Pardus (yazıldığı gibi okunur), Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. Planlamasına 2003 yılında başlanmış olup ilk kararlı sürümü 27 Aralık 2005’te yayınlanmıştır.\r\n\r\nPardus adı, Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir.\r\n\r\nPardus, ilk sürümden 2011.2 sürümüne kadar herhangi bir başka Linux dağıtımı temel alınmadan kendine özgü projelerle geliştirilmiş olup 2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. 2011 yılı son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde yönetici ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edilmiştir. 2012 yılında TÜBİTAK, Pardus projesi için tekrar geliştirici istihdam etmiş ve o güne kadar Pardus projesi kapsamında geliştirilmiş olan PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek Debian tabanına geçilmiştir. Kararlı sürümü 25 Ocak 2013'te yayınlanan \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" sürümüyle beraber artık Pardus, Debian tabanlı bir Linux dağıtımı haline gelmiştir. Terk edilen eski Pardus projeleri ise gönüllüler tarafından yürütülen Pisi Linux projesi kapsamında sürdürülmektedir. Ayrıca yine gönüllüler tarafından yürütülen Pardus Topluluk Sürümü projesinin web sayfasında eski Pardus araçlarının Debian tabanı üzerinde kullanılabilmesi için çalışmalar yürütüldüğü ve kullanılması mümkün olan bazı araçların ileride Pardus Topluluk Sürümüne dahil edilebileceği bildirilmektedir.\r\n\r\nPardus, 2013 sürümü ile beraber artık bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürüm yayınlamamakta, Kurumsal, Sunucu ve Fatih projesi sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü yayınlanmaktadır. Pardus 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır.\r\n", "question": "Pardus'un 2013 yılındaki sürümü ile birlikte hangi işletim sistemine geçildi?", "answers": {"answer_start": 496, "text": "Debian tabanına"}}, {"id": "7283", "context": "Pardus (yazıldığı gibi okunur), Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. Planlamasına 2003 yılında başlanmış olup ilk kararlı sürümü 27 Aralık 2005’te yayınlanmıştır.\r\n\r\nPardus adı, Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir.\r\n\r\nPardus, ilk sürümden 2011.2 sürümüne kadar herhangi bir başka Linux dağıtımı temel alınmadan kendine özgü projelerle geliştirilmiş olup 2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. 2011 yılı son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde yönetici ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edilmiştir. 2012 yılında TÜBİTAK, Pardus projesi için tekrar geliştirici istihdam etmiş ve o güne kadar Pardus projesi kapsamında geliştirilmiş olan PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek Debian tabanına geçilmiştir. Kararlı sürümü 25 Ocak 2013'te yayınlanan \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" sürümüyle beraber artık Pardus, Debian tabanlı bir Linux dağıtımı haline gelmiştir. Terk edilen eski Pardus projeleri ise gönüllüler tarafından yürütülen Pisi Linux projesi kapsamında sürdürülmektedir. Ayrıca yine gönüllüler tarafından yürütülen Pardus Topluluk Sürümü projesinin web sayfasında eski Pardus araçlarının Debian tabanı üzerinde kullanılabilmesi için çalışmalar yürütüldüğü ve kullanılması mümkün olan bazı araçların ileride Pardus Topluluk Sürümüne dahil edilebileceği bildirilmektedir.\r\n\r\nPardus, 2013 sürümü ile beraber artık bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürüm yayınlamamakta, Kurumsal, Sunucu ve Fatih projesi sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü yayınlanmaktadır. Pardus 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır.\r\n", "question": "Pardus'un ismi nereden gelir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir."}}, {"id": "7284", "context": "Pardus (yazıldığı gibi okunur), Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. Planlamasına 2003 yılında başlanmış olup ilk kararlı sürümü 27 Aralık 2005’te yayınlanmıştır.\r\n\r\nPardus adı, Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir.\r\n\r\nPardus, ilk sürümden 2011.2 sürümüne kadar herhangi bir başka Linux dağıtımı temel alınmadan kendine özgü projelerle geliştirilmiş olup 2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. 2011 yılı son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde yönetici ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edilmiştir. 2012 yılında TÜBİTAK, Pardus projesi için tekrar geliştirici istihdam etmiş ve o güne kadar Pardus projesi kapsamında geliştirilmiş olan PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek Debian tabanına geçilmiştir. Kararlı sürümü 25 Ocak 2013'te yayınlanan \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" sürümüyle beraber artık Pardus, Debian tabanlı bir Linux dağıtımı haline gelmiştir. Terk edilen eski Pardus projeleri ise gönüllüler tarafından yürütülen Pisi Linux projesi kapsamında sürdürülmektedir. Ayrıca yine gönüllüler tarafından yürütülen Pardus Topluluk Sürümü projesinin web sayfasında eski Pardus araçlarının Debian tabanı üzerinde kullanılabilmesi için çalışmalar yürütüldüğü ve kullanılması mümkün olan bazı araçların ileride Pardus Topluluk Sürümüne dahil edilebileceği bildirilmektedir.\r\n\r\nPardus, 2013 sürümü ile beraber artık bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürüm yayınlamamakta, Kurumsal, Sunucu ve Fatih projesi sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü yayınlanmaktadır. Pardus 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır.\r\n", "question": "Pardus'un ilk sürümü ne zaman yayınlandı?", "answers": {"answer_start": 175, "text": " 27 Aralık 2005’te"}}, {"id": "7285", "context": "Pardus (yazıldığı gibi okunur), Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. Planlamasına 2003 yılında başlanmış olup ilk kararlı sürümü 27 Aralık 2005’te yayınlanmıştır.\r\n\r\nPardus adı, Anadolu Parsı'nın bilimsel adı olan Panthera pardus tullianadan gelmektedir.\r\n\r\nPardus, ilk sürümden 2011.2 sürümüne kadar herhangi bir başka Linux dağıtımı temel alınmadan kendine özgü projelerle geliştirilmiş olup 2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. 2011 yılı son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde yönetici ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edilmiştir. 2012 yılında TÜBİTAK, Pardus projesi için tekrar geliştirici istihdam etmiş ve o güne kadar Pardus projesi kapsamında geliştirilmiş olan PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek Debian tabanına geçilmiştir. Kararlı sürümü 25 Ocak 2013'te yayınlanan \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" sürümüyle beraber artık Pardus, Debian tabanlı bir Linux dağıtımı haline gelmiştir. Terk edilen eski Pardus projeleri ise gönüllüler tarafından yürütülen Pisi Linux projesi kapsamında sürdürülmektedir. Ayrıca yine gönüllüler tarafından yürütülen Pardus Topluluk Sürümü projesinin web sayfasında eski Pardus araçlarının Debian tabanı üzerinde kullanılabilmesi için çalışmalar yürütüldüğü ve kullanılması mümkün olan bazı araçların ileride Pardus Topluluk Sürümüne dahil edilebileceği bildirilmektedir.\r\n\r\nPardus, 2013 sürümü ile beraber artık bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürüm yayınlamamakta, Kurumsal, Sunucu ve Fatih projesi sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü yayınlanmaktadır. Pardus 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır.\r\n", "question": "Pardus nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": " Türkiye'de TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir Linux dağıtımı olan işletim sistemi. "}}, {"id": "7286", "context": "=== Oluşum süreci ===\r\n2003 yılının önemli bir bölümünde TÜBİTAK tarafından ulusal bir dağıtımın gerekliliği, dünyada benzer uygulamalar, yazılım sanayisinin mevcut durumu ve eğilimleri araştırıldı. Ülkenin bilgi teknolojisi alanındaki insan kaynağı, yerel yazılım sanayisinin yetenekleri ve rekabet unsurları incelendi. Tüm bulgular ışığında, 2003 yılı yazında, bir ulusal işletim sistemi dağıtımı oluşturmanın yerinde bir karar olduğu sonucuna varılarak somut düzeyde planlama işine girişildi.\r\n\r\nMevcut işletim sistemleri, başta Linux olmak üzere incelendi, açık kaynak yazılım metodolojisi (yöntem bilimi) ve felsefesi ayrıntılı olarak çalışıldı. Hedef, bir dağıtım oluşturmanın ötesinde, bu dağıtımı sürekli kılabilecek düzenlemeci yapıyı da kurmak olduğundan yazılım sanayisinde, özellikle açık kaynak çerçevesinde, kullanılabilecek iş örnekleri irdelendi.\r\n\r\nBu incelemeler sonrasında, 2003 yılı sonbaharında, Linux temelli, açık kaynaklı, olabildiğince GPL lisanslama yöntemini kullanan bir işletim sistemi dağıtımı oluşturulmasına karar verildi.\r\n\r\nPardus Projesi'nin hayata geçmesi, 2004 yılı başında teknik ekibin çekirdeğinin oluşturulmasıyla başladı. Bu aşamada Türkiye'nin Linux geçmişi, mevcut ve planlanan dağıtımlar, açık kaynak ve Linux camiası ve girişimleri de göz önüne alınarak, var olan bilgi birikimi ve deneyimden en üst düzeyde yararlanmanın yolları arandı. Sonuçta ulusal işletim sistemi geliştirilmesinde görev alması en uygun kişiler Türkiye'nin dört bir yanından seçilerek TÜBİTAK/UEKAE bünyesinde bir araya geldiler.\r\n\r\n2004 yılının önemli bir kısmı teknik seçeneklerin değerlendirilmesi ile geçti. Farklı Linux dağıtımları incelendi, mevcut dağıtımlardaki eksiklikler, olası gelişim alanları, yapılması gerekenler ve bunların iş gücü ve kaynak gereksinimleri irdelendi. Hedef kitlenin kim olacağı üzerinde beyin fırtınaları yapıldı, bunun sonucu olarak yol haritası seçenekleri belirlendi.\r\n\r\n2004 yılı ekim ayında bu teknik değerlendirmeler sonuçlandı ve yayınlanan Proje Ana Sözleşmesi ile amaç, yöntem ve takvim belirlendi. Pardus'un “bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyen” bir işletim sistemi olmasına, “mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanmasına”, ancak “otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamasına” karar verildi.\r\n\r\nTeknik hedefi ve yöntemi belirlenen tasarı hızla ilerlemeye başladı ve 1 Şubat 2005 tarihinde ilk ürün olan Pardus Çalışan CD 1.0 yayımlandı. Tasarının amaçları ve teknik yaklaşımı hakkında Linux camiası ve kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçlayan Çalışan CD (canlı CD) beklenenin üzerinde ilgi gördü. Sonrasında geliştirme daha çok özgün yenilik tasarılarına yoğunlaştırıldı ve nihayet 27 Aralık 2005'te Pardus'un ilk kurulabilir sürümü olan Pardus 1.0, ağ üzerinden yayımlanmaya başlandı. Pardus 2011.2 sürümüne kadar kendine özgü PİSİ paket yönetim sistemini kullanan özgün bir Linux dağıtımı olarak yoluna devam etti.\r\n", "question": "Pardus'un 2004 yılındaki teknik değerlendirmeleri sonucunda neye karar verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2300, "text": "“otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamasına”"}}, {"id": "7287", "context": "=== Oluşum süreci ===\r\n2003 yılının önemli bir bölümünde TÜBİTAK tarafından ulusal bir dağıtımın gerekliliği, dünyada benzer uygulamalar, yazılım sanayisinin mevcut durumu ve eğilimleri araştırıldı. Ülkenin bilgi teknolojisi alanındaki insan kaynağı, yerel yazılım sanayisinin yetenekleri ve rekabet unsurları incelendi. Tüm bulgular ışığında, 2003 yılı yazında, bir ulusal işletim sistemi dağıtımı oluşturmanın yerinde bir karar olduğu sonucuna varılarak somut düzeyde planlama işine girişildi.\r\n\r\nMevcut işletim sistemleri, başta Linux olmak üzere incelendi, açık kaynak yazılım metodolojisi (yöntem bilimi) ve felsefesi ayrıntılı olarak çalışıldı. Hedef, bir dağıtım oluşturmanın ötesinde, bu dağıtımı sürekli kılabilecek düzenlemeci yapıyı da kurmak olduğundan yazılım sanayisinde, özellikle açık kaynak çerçevesinde, kullanılabilecek iş örnekleri irdelendi.\r\n\r\nBu incelemeler sonrasında, 2003 yılı sonbaharında, Linux temelli, açık kaynaklı, olabildiğince GPL lisanslama yöntemini kullanan bir işletim sistemi dağıtımı oluşturulmasına karar verildi.\r\n\r\nPardus Projesi'nin hayata geçmesi, 2004 yılı başında teknik ekibin çekirdeğinin oluşturulmasıyla başladı. Bu aşamada Türkiye'nin Linux geçmişi, mevcut ve planlanan dağıtımlar, açık kaynak ve Linux camiası ve girişimleri de göz önüne alınarak, var olan bilgi birikimi ve deneyimden en üst düzeyde yararlanmanın yolları arandı. Sonuçta ulusal işletim sistemi geliştirilmesinde görev alması en uygun kişiler Türkiye'nin dört bir yanından seçilerek TÜBİTAK/UEKAE bünyesinde bir araya geldiler.\r\n\r\n2004 yılının önemli bir kısmı teknik seçeneklerin değerlendirilmesi ile geçti. Farklı Linux dağıtımları incelendi, mevcut dağıtımlardaki eksiklikler, olası gelişim alanları, yapılması gerekenler ve bunların iş gücü ve kaynak gereksinimleri irdelendi. Hedef kitlenin kim olacağı üzerinde beyin fırtınaları yapıldı, bunun sonucu olarak yol haritası seçenekleri belirlendi.\r\n\r\n2004 yılı ekim ayında bu teknik değerlendirmeler sonuçlandı ve yayınlanan Proje Ana Sözleşmesi ile amaç, yöntem ve takvim belirlendi. Pardus'un “bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyen” bir işletim sistemi olmasına, “mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanmasına”, ancak “otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamasına” karar verildi.\r\n\r\nTeknik hedefi ve yöntemi belirlenen tasarı hızla ilerlemeye başladı ve 1 Şubat 2005 tarihinde ilk ürün olan Pardus Çalışan CD 1.0 yayımlandı. Tasarının amaçları ve teknik yaklaşımı hakkında Linux camiası ve kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçlayan Çalışan CD (canlı CD) beklenenin üzerinde ilgi gördü. Sonrasında geliştirme daha çok özgün yenilik tasarılarına yoğunlaştırıldı ve nihayet 27 Aralık 2005'te Pardus'un ilk kurulabilir sürümü olan Pardus 1.0, ağ üzerinden yayımlanmaya başlandı. Pardus 2011.2 sürümüne kadar kendine özgü PİSİ paket yönetim sistemini kullanan özgün bir Linux dağıtımı olarak yoluna devam etti.\r\n", "question": "Pardus projesinde görev alınacak kişiler nasıl seçildi?", "answers": {"answer_start": 1445, "text": " en uygun kişiler Türkiye'nin dört bir yanından seçilerek TÜBİTAK/UEKAE bünyesinde bir araya geldiler"}}, {"id": "7288", "context": "=== Oluşum süreci ===\r\n2003 yılının önemli bir bölümünde TÜBİTAK tarafından ulusal bir dağıtımın gerekliliği, dünyada benzer uygulamalar, yazılım sanayisinin mevcut durumu ve eğilimleri araştırıldı. Ülkenin bilgi teknolojisi alanındaki insan kaynağı, yerel yazılım sanayisinin yetenekleri ve rekabet unsurları incelendi. Tüm bulgular ışığında, 2003 yılı yazında, bir ulusal işletim sistemi dağıtımı oluşturmanın yerinde bir karar olduğu sonucuna varılarak somut düzeyde planlama işine girişildi.\r\n\r\nMevcut işletim sistemleri, başta Linux olmak üzere incelendi, açık kaynak yazılım metodolojisi (yöntem bilimi) ve felsefesi ayrıntılı olarak çalışıldı. Hedef, bir dağıtım oluşturmanın ötesinde, bu dağıtımı sürekli kılabilecek düzenlemeci yapıyı da kurmak olduğundan yazılım sanayisinde, özellikle açık kaynak çerçevesinde, kullanılabilecek iş örnekleri irdelendi.\r\n\r\nBu incelemeler sonrasında, 2003 yılı sonbaharında, Linux temelli, açık kaynaklı, olabildiğince GPL lisanslama yöntemini kullanan bir işletim sistemi dağıtımı oluşturulmasına karar verildi.\r\n\r\nPardus Projesi'nin hayata geçmesi, 2004 yılı başında teknik ekibin çekirdeğinin oluşturulmasıyla başladı. Bu aşamada Türkiye'nin Linux geçmişi, mevcut ve planlanan dağıtımlar, açık kaynak ve Linux camiası ve girişimleri de göz önüne alınarak, var olan bilgi birikimi ve deneyimden en üst düzeyde yararlanmanın yolları arandı. Sonuçta ulusal işletim sistemi geliştirilmesinde görev alması en uygun kişiler Türkiye'nin dört bir yanından seçilerek TÜBİTAK/UEKAE bünyesinde bir araya geldiler.\r\n\r\n2004 yılının önemli bir kısmı teknik seçeneklerin değerlendirilmesi ile geçti. Farklı Linux dağıtımları incelendi, mevcut dağıtımlardaki eksiklikler, olası gelişim alanları, yapılması gerekenler ve bunların iş gücü ve kaynak gereksinimleri irdelendi. Hedef kitlenin kim olacağı üzerinde beyin fırtınaları yapıldı, bunun sonucu olarak yol haritası seçenekleri belirlendi.\r\n\r\n2004 yılı ekim ayında bu teknik değerlendirmeler sonuçlandı ve yayınlanan Proje Ana Sözleşmesi ile amaç, yöntem ve takvim belirlendi. Pardus'un “bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyen” bir işletim sistemi olmasına, “mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanmasına”, ancak “otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamasına” karar verildi.\r\n\r\nTeknik hedefi ve yöntemi belirlenen tasarı hızla ilerlemeye başladı ve 1 Şubat 2005 tarihinde ilk ürün olan Pardus Çalışan CD 1.0 yayımlandı. Tasarının amaçları ve teknik yaklaşımı hakkında Linux camiası ve kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçlayan Çalışan CD (canlı CD) beklenenin üzerinde ilgi gördü. Sonrasında geliştirme daha çok özgün yenilik tasarılarına yoğunlaştırıldı ve nihayet 27 Aralık 2005'te Pardus'un ilk kurulabilir sürümü olan Pardus 1.0, ağ üzerinden yayımlanmaya başlandı. Pardus 2011.2 sürümüne kadar kendine özgü PİSİ paket yönetim sistemini kullanan özgün bir Linux dağıtımı olarak yoluna devam etti.\r\n", "question": "Pardus'un geliştirilmesinin altındaki temel motivasyon neydi?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "yazılım sanayisinin mevcut durumu ve eğilimleri "}}, {"id": "7289", "context": "=== Yeniden yapılanma dönemi ===\r\n2011 yılının son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde proje yöneticileri ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edildi. İdari ve teknolojik olarak köklü değişiklikerlerin yaşandığı bu süreçte son sürüm olan Pardus 2011 sürümünün bakımı yapılmadı. Mevcut sürümlerin bakımlarının ve yeniden yapılanma çalışmalarının içeriği konusunda resmi açıklamaların yapılmaması Pardus kullanıcıları arasında projenin sona erdiğine dair haberlerin yayılmasına neden oldu. Ocak 2012'de Pardus 2011 bireysel sürümününe güncelleme desteğinin sona erdiği, e-posta listeleri üzerinden duyuruldu.\r\n\r\n2 Mart 2012'de projenin resmi sitesinden 23-24 Mart 2012 tarihlerinde “Pardus’un Yarını Çalıştayı” adında, projenin yeniden nasıl sürdürüleceğine dair bir çalışma yapılacağı açıklandı. Sadece davetlilere açık olan çalıştayda, Pardus hakkında kararlar alacak bir kurul oluşturulmasına ve bu kurulun aşağıdaki üyelerden oluşmasına karar verildi.\r\nAyrıca kurul üyelerinin kendi temsil ettikleri topluluklardan seçim yoluyla belirleneceği ve Pardus’un en önemli hedefinin en iyi Türkçe desteği veren işletim sistemi haline gelmek olduğu belirtildi.\r\n\r\n19 Haziran 2012 tarihinde ULAKBİM Başkanı Dr. Ahmet Kaplan ve Pardus Proje Yöneticisi Abdullah Erol projenin hedeflerini açıkladıkları bir basın toplantısı düzenlediler. Abdullah Erol'un proje yöneticisi olduğu bu toplantı ile kamuoyu tarafından öğrenildi. Toplantıda özetle FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda Pardus kullanılacağı, yeni bir kurumsal sürüm hazırlandığı, sunucu ve mobil sürümler yapılacağı ve özel sektörle işbirliklerine gidileceği belirtildi. Bu vaatler Pardus topluluğu tarafından şüphe ile karşılandı. Abdullah Erol 2016 yılı Ağustos ayında FETÖ soruşturmaları kapsamında görevinden alındı. \r\n\r\nPardus danışma kurulu ilk toplantısını 29 Haziran 2012 tarihinde Ankara'da ULAKBİM'de yaptı. Ancak toplantıdan bir gün önce projenin bir Debian derlemesini bazı ekran görüntülerini değiştirerek Pardus 2011 adı altında FATİH projesi kapsamındaki akıllı tahtalara yüklediği ve okullara dağıttığı ortaya çıktı.\r\n\r\nToplantıda TÜBİTAK'ın mevcut sözleşmeleri ve taahhütleri gereği akıllı tahtalara yüklemek ve bazı kurumlardaki masaüstü bilgisayarlardaki Pardus sürümlerini hızlıca güncellemek için Debian dağıtımını kullandığı, Pardus için geliştirilen PİSİ gibi projelerin bu yeni Debian sürümüne eklenemediği, akıllı tahtaların da Pardus ile çalıştırılamadığı için Debian kullanıldığı, bu işlemler için Vestel firması ile işbirliği yapıldığı öğrenildi. (Oysa CEBİT 2011'de Pardus çalıştıran bir akıllı tahta sunulmuştu ) Ayrıca Danışma Kurulu'nun henüz resmi olarak kurulmamış olduğu, bunun için TÜBİTAK bilim kurulunun yetki devri işlemi yapması gerektiği ortaya çıktı . Bu şartlar altında üyeler TÜBİTAK'ın onaylanmasını istediği bazı kararları (Debian sürümü hakkında) onaylamadı ve kurulun resmi oluşumunun tamamlamasının beklenmesine karar verildi. Ayrıca Pardus hakkında kararları vereceği çalıştayda tespit edilmiş olan Danışma Kurulu toplanmadan ve kamuoyuna bilgilendirme yapılmadan TÜBİTAK'ın Pardus'un yeni sürümünde Debian'ı kullanmaya karar vermiş olması ve toplantının kurulun resmi oluşumu açısından daha erken yapılmamış olması, Pardus topluluğunda şaşkınlıkla karşılandı. Ancak TÜBİTAK danışma kurulunu bir daha toplamadı ve bu kurul işlev kazanamadı.\r\n\r\n2012 yılı ilk yarısında Fatih Projesi kapsamında okullara gönderilen etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian işletim sisteminin kullanıldığı görüldü. 2012 yılı ikinci yarısında TÜBİTAK yeni geliştiriciler istihdam ederek yeni sürüm hazırlıklarına başladı. 25 Ocak 2013'te Debian tabanlı ilk kararlı Pardus sürümü \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" adı ile yayınlandı. Böylece Pardus projesi kapsamında 2012 yılına kadar geliştirilmiş olan Pardus'a özgü PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek tamamen Debian tabanına geçilmiş oldu. Ayrıca 2013 yılının ilk aylarında Tübitak geliştiricilerinin üye olduğu, destek kanalı olarak tanıdığı ve onayladığı topluluk sitesi açıldı.\r\n\r\n=== Terk edilen Pardus projeleri ===\r\n2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. Debian tabanına geçilmeden önce Pardus projesi kapsamında üretilen belli başlı özgün projeler aşağıda listelenmiştir. Bu projeler ile ilgili teknik dökümanlara adresinden ulaşabilir.\r\n", "question": "Pardus'un Debian tabanlı ilk kararlı sürümünün ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 3708, "text": " \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\""}}, {"id": "7290", "context": "=== Yeniden yapılanma dönemi ===\r\n2011 yılının son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde proje yöneticileri ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edildi. İdari ve teknolojik olarak köklü değişiklikerlerin yaşandığı bu süreçte son sürüm olan Pardus 2011 sürümünün bakımı yapılmadı. Mevcut sürümlerin bakımlarının ve yeniden yapılanma çalışmalarının içeriği konusunda resmi açıklamaların yapılmaması Pardus kullanıcıları arasında projenin sona erdiğine dair haberlerin yayılmasına neden oldu. Ocak 2012'de Pardus 2011 bireysel sürümününe güncelleme desteğinin sona erdiği, e-posta listeleri üzerinden duyuruldu.\r\n\r\n2 Mart 2012'de projenin resmi sitesinden 23-24 Mart 2012 tarihlerinde “Pardus’un Yarını Çalıştayı” adında, projenin yeniden nasıl sürdürüleceğine dair bir çalışma yapılacağı açıklandı. Sadece davetlilere açık olan çalıştayda, Pardus hakkında kararlar alacak bir kurul oluşturulmasına ve bu kurulun aşağıdaki üyelerden oluşmasına karar verildi.\r\nAyrıca kurul üyelerinin kendi temsil ettikleri topluluklardan seçim yoluyla belirleneceği ve Pardus’un en önemli hedefinin en iyi Türkçe desteği veren işletim sistemi haline gelmek olduğu belirtildi.\r\n\r\n19 Haziran 2012 tarihinde ULAKBİM Başkanı Dr. Ahmet Kaplan ve Pardus Proje Yöneticisi Abdullah Erol projenin hedeflerini açıkladıkları bir basın toplantısı düzenlediler. Abdullah Erol'un proje yöneticisi olduğu bu toplantı ile kamuoyu tarafından öğrenildi. Toplantıda özetle FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda Pardus kullanılacağı, yeni bir kurumsal sürüm hazırlandığı, sunucu ve mobil sürümler yapılacağı ve özel sektörle işbirliklerine gidileceği belirtildi. Bu vaatler Pardus topluluğu tarafından şüphe ile karşılandı. Abdullah Erol 2016 yılı Ağustos ayında FETÖ soruşturmaları kapsamında görevinden alındı. \r\n\r\nPardus danışma kurulu ilk toplantısını 29 Haziran 2012 tarihinde Ankara'da ULAKBİM'de yaptı. Ancak toplantıdan bir gün önce projenin bir Debian derlemesini bazı ekran görüntülerini değiştirerek Pardus 2011 adı altında FATİH projesi kapsamındaki akıllı tahtalara yüklediği ve okullara dağıttığı ortaya çıktı.\r\n\r\nToplantıda TÜBİTAK'ın mevcut sözleşmeleri ve taahhütleri gereği akıllı tahtalara yüklemek ve bazı kurumlardaki masaüstü bilgisayarlardaki Pardus sürümlerini hızlıca güncellemek için Debian dağıtımını kullandığı, Pardus için geliştirilen PİSİ gibi projelerin bu yeni Debian sürümüne eklenemediği, akıllı tahtaların da Pardus ile çalıştırılamadığı için Debian kullanıldığı, bu işlemler için Vestel firması ile işbirliği yapıldığı öğrenildi. (Oysa CEBİT 2011'de Pardus çalıştıran bir akıllı tahta sunulmuştu ) Ayrıca Danışma Kurulu'nun henüz resmi olarak kurulmamış olduğu, bunun için TÜBİTAK bilim kurulunun yetki devri işlemi yapması gerektiği ortaya çıktı . Bu şartlar altında üyeler TÜBİTAK'ın onaylanmasını istediği bazı kararları (Debian sürümü hakkında) onaylamadı ve kurulun resmi oluşumunun tamamlamasının beklenmesine karar verildi. Ayrıca Pardus hakkında kararları vereceği çalıştayda tespit edilmiş olan Danışma Kurulu toplanmadan ve kamuoyuna bilgilendirme yapılmadan TÜBİTAK'ın Pardus'un yeni sürümünde Debian'ı kullanmaya karar vermiş olması ve toplantının kurulun resmi oluşumu açısından daha erken yapılmamış olması, Pardus topluluğunda şaşkınlıkla karşılandı. Ancak TÜBİTAK danışma kurulunu bir daha toplamadı ve bu kurul işlev kazanamadı.\r\n\r\n2012 yılı ilk yarısında Fatih Projesi kapsamında okullara gönderilen etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian işletim sisteminin kullanıldığı görüldü. 2012 yılı ikinci yarısında TÜBİTAK yeni geliştiriciler istihdam ederek yeni sürüm hazırlıklarına başladı. 25 Ocak 2013'te Debian tabanlı ilk kararlı Pardus sürümü \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" adı ile yayınlandı. Böylece Pardus projesi kapsamında 2012 yılına kadar geliştirilmiş olan Pardus'a özgü PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek tamamen Debian tabanına geçilmiş oldu. Ayrıca 2013 yılının ilk aylarında Tübitak geliştiricilerinin üye olduğu, destek kanalı olarak tanıdığı ve onayladığı topluluk sitesi açıldı.\r\n\r\n=== Terk edilen Pardus projeleri ===\r\n2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. Debian tabanına geçilmeden önce Pardus projesi kapsamında üretilen belli başlı özgün projeler aşağıda listelenmiştir. Bu projeler ile ilgili teknik dökümanlara adresinden ulaşabilir.\r\n", "question": "Pardus'un 2012 tarihindeki basın toplantısında nelerden bahsedildi?", "answers": {"answer_start": 1481, "text": "FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda Pardus kullanılacağı"}}, {"id": "7291", "context": "=== Yeniden yapılanma dönemi ===\r\n2011 yılının son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde proje yöneticileri ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edildi. İdari ve teknolojik olarak köklü değişiklikerlerin yaşandığı bu süreçte son sürüm olan Pardus 2011 sürümünün bakımı yapılmadı. Mevcut sürümlerin bakımlarının ve yeniden yapılanma çalışmalarının içeriği konusunda resmi açıklamaların yapılmaması Pardus kullanıcıları arasında projenin sona erdiğine dair haberlerin yayılmasına neden oldu. Ocak 2012'de Pardus 2011 bireysel sürümününe güncelleme desteğinin sona erdiği, e-posta listeleri üzerinden duyuruldu.\r\n\r\n2 Mart 2012'de projenin resmi sitesinden 23-24 Mart 2012 tarihlerinde “Pardus’un Yarını Çalıştayı” adında, projenin yeniden nasıl sürdürüleceğine dair bir çalışma yapılacağı açıklandı. Sadece davetlilere açık olan çalıştayda, Pardus hakkında kararlar alacak bir kurul oluşturulmasına ve bu kurulun aşağıdaki üyelerden oluşmasına karar verildi.\r\nAyrıca kurul üyelerinin kendi temsil ettikleri topluluklardan seçim yoluyla belirleneceği ve Pardus’un en önemli hedefinin en iyi Türkçe desteği veren işletim sistemi haline gelmek olduğu belirtildi.\r\n\r\n19 Haziran 2012 tarihinde ULAKBİM Başkanı Dr. Ahmet Kaplan ve Pardus Proje Yöneticisi Abdullah Erol projenin hedeflerini açıkladıkları bir basın toplantısı düzenlediler. Abdullah Erol'un proje yöneticisi olduğu bu toplantı ile kamuoyu tarafından öğrenildi. Toplantıda özetle FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda Pardus kullanılacağı, yeni bir kurumsal sürüm hazırlandığı, sunucu ve mobil sürümler yapılacağı ve özel sektörle işbirliklerine gidileceği belirtildi. Bu vaatler Pardus topluluğu tarafından şüphe ile karşılandı. Abdullah Erol 2016 yılı Ağustos ayında FETÖ soruşturmaları kapsamında görevinden alındı. \r\n\r\nPardus danışma kurulu ilk toplantısını 29 Haziran 2012 tarihinde Ankara'da ULAKBİM'de yaptı. Ancak toplantıdan bir gün önce projenin bir Debian derlemesini bazı ekran görüntülerini değiştirerek Pardus 2011 adı altında FATİH projesi kapsamındaki akıllı tahtalara yüklediği ve okullara dağıttığı ortaya çıktı.\r\n\r\nToplantıda TÜBİTAK'ın mevcut sözleşmeleri ve taahhütleri gereği akıllı tahtalara yüklemek ve bazı kurumlardaki masaüstü bilgisayarlardaki Pardus sürümlerini hızlıca güncellemek için Debian dağıtımını kullandığı, Pardus için geliştirilen PİSİ gibi projelerin bu yeni Debian sürümüne eklenemediği, akıllı tahtaların da Pardus ile çalıştırılamadığı için Debian kullanıldığı, bu işlemler için Vestel firması ile işbirliği yapıldığı öğrenildi. (Oysa CEBİT 2011'de Pardus çalıştıran bir akıllı tahta sunulmuştu ) Ayrıca Danışma Kurulu'nun henüz resmi olarak kurulmamış olduğu, bunun için TÜBİTAK bilim kurulunun yetki devri işlemi yapması gerektiği ortaya çıktı . Bu şartlar altında üyeler TÜBİTAK'ın onaylanmasını istediği bazı kararları (Debian sürümü hakkında) onaylamadı ve kurulun resmi oluşumunun tamamlamasının beklenmesine karar verildi. Ayrıca Pardus hakkında kararları vereceği çalıştayda tespit edilmiş olan Danışma Kurulu toplanmadan ve kamuoyuna bilgilendirme yapılmadan TÜBİTAK'ın Pardus'un yeni sürümünde Debian'ı kullanmaya karar vermiş olması ve toplantının kurulun resmi oluşumu açısından daha erken yapılmamış olması, Pardus topluluğunda şaşkınlıkla karşılandı. Ancak TÜBİTAK danışma kurulunu bir daha toplamadı ve bu kurul işlev kazanamadı.\r\n\r\n2012 yılı ilk yarısında Fatih Projesi kapsamında okullara gönderilen etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian işletim sisteminin kullanıldığı görüldü. 2012 yılı ikinci yarısında TÜBİTAK yeni geliştiriciler istihdam ederek yeni sürüm hazırlıklarına başladı. 25 Ocak 2013'te Debian tabanlı ilk kararlı Pardus sürümü \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" adı ile yayınlandı. Böylece Pardus projesi kapsamında 2012 yılına kadar geliştirilmiş olan Pardus'a özgü PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek tamamen Debian tabanına geçilmiş oldu. Ayrıca 2013 yılının ilk aylarında Tübitak geliştiricilerinin üye olduğu, destek kanalı olarak tanıdığı ve onayladığı topluluk sitesi açıldı.\r\n\r\n=== Terk edilen Pardus projeleri ===\r\n2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. Debian tabanına geçilmeden önce Pardus projesi kapsamında üretilen belli başlı özgün projeler aşağıda listelenmiştir. Bu projeler ile ilgili teknik dökümanlara adresinden ulaşabilir.\r\n", "question": "Pardus'un en önemli hedefi ne olarak belirlendi?", "answers": {"answer_start": 1126, "text": "en iyi Türkçe desteği veren işletim sistemi haline gelmek"}}, {"id": "7292", "context": "=== Yeniden yapılanma dönemi ===\r\n2011 yılının son aylarından itibaren TÜBİTAK bünyesinde yeniden yapılanma çalışmaları neticesinde proje yöneticileri ve geliştirici ekip dağıtılarak tasfiye edildi. İdari ve teknolojik olarak köklü değişiklikerlerin yaşandığı bu süreçte son sürüm olan Pardus 2011 sürümünün bakımı yapılmadı. Mevcut sürümlerin bakımlarının ve yeniden yapılanma çalışmalarının içeriği konusunda resmi açıklamaların yapılmaması Pardus kullanıcıları arasında projenin sona erdiğine dair haberlerin yayılmasına neden oldu. Ocak 2012'de Pardus 2011 bireysel sürümününe güncelleme desteğinin sona erdiği, e-posta listeleri üzerinden duyuruldu.\r\n\r\n2 Mart 2012'de projenin resmi sitesinden 23-24 Mart 2012 tarihlerinde “Pardus’un Yarını Çalıştayı” adında, projenin yeniden nasıl sürdürüleceğine dair bir çalışma yapılacağı açıklandı. Sadece davetlilere açık olan çalıştayda, Pardus hakkında kararlar alacak bir kurul oluşturulmasına ve bu kurulun aşağıdaki üyelerden oluşmasına karar verildi.\r\nAyrıca kurul üyelerinin kendi temsil ettikleri topluluklardan seçim yoluyla belirleneceği ve Pardus’un en önemli hedefinin en iyi Türkçe desteği veren işletim sistemi haline gelmek olduğu belirtildi.\r\n\r\n19 Haziran 2012 tarihinde ULAKBİM Başkanı Dr. Ahmet Kaplan ve Pardus Proje Yöneticisi Abdullah Erol projenin hedeflerini açıkladıkları bir basın toplantısı düzenlediler. Abdullah Erol'un proje yöneticisi olduğu bu toplantı ile kamuoyu tarafından öğrenildi. Toplantıda özetle FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda Pardus kullanılacağı, yeni bir kurumsal sürüm hazırlandığı, sunucu ve mobil sürümler yapılacağı ve özel sektörle işbirliklerine gidileceği belirtildi. Bu vaatler Pardus topluluğu tarafından şüphe ile karşılandı. Abdullah Erol 2016 yılı Ağustos ayında FETÖ soruşturmaları kapsamında görevinden alındı. \r\n\r\nPardus danışma kurulu ilk toplantısını 29 Haziran 2012 tarihinde Ankara'da ULAKBİM'de yaptı. Ancak toplantıdan bir gün önce projenin bir Debian derlemesini bazı ekran görüntülerini değiştirerek Pardus 2011 adı altında FATİH projesi kapsamındaki akıllı tahtalara yüklediği ve okullara dağıttığı ortaya çıktı.\r\n\r\nToplantıda TÜBİTAK'ın mevcut sözleşmeleri ve taahhütleri gereği akıllı tahtalara yüklemek ve bazı kurumlardaki masaüstü bilgisayarlardaki Pardus sürümlerini hızlıca güncellemek için Debian dağıtımını kullandığı, Pardus için geliştirilen PİSİ gibi projelerin bu yeni Debian sürümüne eklenemediği, akıllı tahtaların da Pardus ile çalıştırılamadığı için Debian kullanıldığı, bu işlemler için Vestel firması ile işbirliği yapıldığı öğrenildi. (Oysa CEBİT 2011'de Pardus çalıştıran bir akıllı tahta sunulmuştu ) Ayrıca Danışma Kurulu'nun henüz resmi olarak kurulmamış olduğu, bunun için TÜBİTAK bilim kurulunun yetki devri işlemi yapması gerektiği ortaya çıktı . Bu şartlar altında üyeler TÜBİTAK'ın onaylanmasını istediği bazı kararları (Debian sürümü hakkında) onaylamadı ve kurulun resmi oluşumunun tamamlamasının beklenmesine karar verildi. Ayrıca Pardus hakkında kararları vereceği çalıştayda tespit edilmiş olan Danışma Kurulu toplanmadan ve kamuoyuna bilgilendirme yapılmadan TÜBİTAK'ın Pardus'un yeni sürümünde Debian'ı kullanmaya karar vermiş olması ve toplantının kurulun resmi oluşumu açısından daha erken yapılmamış olması, Pardus topluluğunda şaşkınlıkla karşılandı. Ancak TÜBİTAK danışma kurulunu bir daha toplamadı ve bu kurul işlev kazanamadı.\r\n\r\n2012 yılı ilk yarısında Fatih Projesi kapsamında okullara gönderilen etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian işletim sisteminin kullanıldığı görüldü. 2012 yılı ikinci yarısında TÜBİTAK yeni geliştiriciler istihdam ederek yeni sürüm hazırlıklarına başladı. 25 Ocak 2013'te Debian tabanlı ilk kararlı Pardus sürümü \"Pardus 2013 Anadolu Parsı\" adı ile yayınlandı. Böylece Pardus projesi kapsamında 2012 yılına kadar geliştirilmiş olan Pardus'a özgü PİSİ paket yönetim sistemi, ÇOMAR yapılandırma yöneticisi, YALI kurulum aracı, Müdür açılış sistemi, Kaptan ilk ayar sihirbazı ve diğer irili ufaklı tüm projeler terk edilerek tamamen Debian tabanına geçilmiş oldu. Ayrıca 2013 yılının ilk aylarında Tübitak geliştiricilerinin üye olduğu, destek kanalı olarak tanıdığı ve onayladığı topluluk sitesi açıldı.\r\n\r\n=== Terk edilen Pardus projeleri ===\r\n2013 yılında yayınlanan Pardus 2013 sürümü ile beraber Debian tabanına geçilmiştir. Debian tabanına geçilmeden önce Pardus projesi kapsamında üretilen belli başlı özgün projeler aşağıda listelenmiştir. Bu projeler ile ilgili teknik dökümanlara adresinden ulaşabilir.\r\n", "question": "Pardus'un yeniden yapılanma sürecine kaç yılında gidildi?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "2011 yılının son aylarından itibaren "}}, {"id": "7293", "context": "== Sürümler ==\r\nPardus'un, Pardus 2013 sürümünden itibaren Kurumsal, Sunucu ve Fatih sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü bulunmaktadır. Kurumsal sürüm, kurum ve kuruluşların ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Fatih sürümü ise FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda kullanmak üzere hazırlanmıştır.\r\n\r\nPardus'un 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır. Pardus'un resmi web sayfasında; Pardus Topluluk Sürümü'nün, ev kullanıcılarının ihtiyaç duyabileceği çeşitli yazılımları barındırdığı belirtilerek, indirme bağlantıları sunulmaktadır.\r\n\r\nPardus 2013 sürümü öncesindeki dönemde ise; bireysel kullanıcılara yönelik \"2000 serisi sürümler\" ile kurumsal kullanıcılara yönelik \"Pardus Kurumsal\" sürümleri adı altında iki farklı sürümü yayınlanmıştır.\r\n\r\n=== PİSİ tabanlı sürümler ===\r\n=== Debian tabanlı sürümler ===", "question": "Fatih sürümünün özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": " FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda kullanmak üzere hazırlanmıştır."}}, {"id": "7294", "context": "== Sürümler ==\r\nPardus'un, Pardus 2013 sürümünden itibaren Kurumsal, Sunucu ve Fatih sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü bulunmaktadır. Kurumsal sürüm, kurum ve kuruluşların ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Fatih sürümü ise FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda kullanmak üzere hazırlanmıştır.\r\n\r\nPardus'un 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır. Pardus'un resmi web sayfasında; Pardus Topluluk Sürümü'nün, ev kullanıcılarının ihtiyaç duyabileceği çeşitli yazılımları barındırdığı belirtilerek, indirme bağlantıları sunulmaktadır.\r\n\r\nPardus 2013 sürümü öncesindeki dönemde ise; bireysel kullanıcılara yönelik \"2000 serisi sürümler\" ile kurumsal kullanıcılara yönelik \"Pardus Kurumsal\" sürümleri adı altında iki farklı sürümü yayınlanmıştır.\r\n\r\n=== PİSİ tabanlı sürümler ===\r\n=== Debian tabanlı sürümler ===", "question": "Kurumsal sürümün özellikleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "kurum ve kuruluşların ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır."}}, {"id": "7295", "context": "== Sürümler ==\r\nPardus'un, Pardus 2013 sürümünden itibaren Kurumsal, Sunucu ve Fatih sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü bulunmaktadır. Kurumsal sürüm, kurum ve kuruluşların ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Fatih sürümü ise FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda kullanmak üzere hazırlanmıştır.\r\n\r\nPardus'un 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır. Pardus'un resmi web sayfasında; Pardus Topluluk Sürümü'nün, ev kullanıcılarının ihtiyaç duyabileceği çeşitli yazılımları barındırdığı belirtilerek, indirme bağlantıları sunulmaktadır.\r\n\r\nPardus 2013 sürümü öncesindeki dönemde ise; bireysel kullanıcılara yönelik \"2000 serisi sürümler\" ile kurumsal kullanıcılara yönelik \"Pardus Kurumsal\" sürümleri adı altında iki farklı sürümü yayınlanmıştır.\r\n\r\n=== PİSİ tabanlı sürümler ===\r\n=== Debian tabanlı sürümler ===", "question": "Pardus'un 2013 yılından itibaren çıkan sürümlerinin isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 79, "text": "Fatih "}}, {"id": "7296", "context": "== Sürümler ==\r\nPardus'un, Pardus 2013 sürümünden itibaren Kurumsal, Sunucu ve Fatih sürümü olmak üzere 3 ayrı sürümü bulunmaktadır. Kurumsal sürüm, kurum ve kuruluşların ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Fatih sürümü ise FATİH Projesindeki akıllı tahtalarda kullanmak üzere hazırlanmıştır.\r\n\r\nPardus'un 2013 sürümünden itibaren bireysel kullanıcılara yönelik resmi bir sürümü bulunmamakla birlikte TÜBİTAK tarafından \"Pardus\" isminin kullanımı için izin verilen, TÜBİTAK'tan bağımsız bir topluluk tarafından Pardus Topluluk Sürümü adı altında bireysel kullanıma yönelik bir sürümü yayınlanmaktadır. Pardus'un resmi web sayfasında; Pardus Topluluk Sürümü'nün, ev kullanıcılarının ihtiyaç duyabileceği çeşitli yazılımları barındırdığı belirtilerek, indirme bağlantıları sunulmaktadır.\r\n\r\nPardus 2013 sürümü öncesindeki dönemde ise; bireysel kullanıcılara yönelik \"2000 serisi sürümler\" ile kurumsal kullanıcılara yönelik \"Pardus Kurumsal\" sürümleri adı altında iki farklı sürümü yayınlanmıştır.\r\n\r\n=== PİSİ tabanlı sürümler ===\r\n=== Debian tabanlı sürümler ===", "question": "Pardus'un kaç adet sürümü vardır?", "answers": {"answer_start": 103, "text": " 3 ayrı sürümü "}}, {"id": "7297", "context": "== Sosyal etkinlikler ve katılımlar ==\r\n=== Google Summer of Code ===\r\nPardus, Google'ın öğrencilerle staj ve kendini geliştirme imkânı ile tasarılara geliştirici ve katkı sağlamayı amaçladığı açık kaynak tasarısı Google Summer of Code'a 2008 ve 2009 olmak üzere iki kere katılmıştır. Bu organizasyona ilk katılan Türk tasarısı Pardus olmuştur.\r\n\r\n=== CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı ===\r\nBazı dönemlerde Pardus hakkındaki gelişmeleri halka duyurmak ve tasarıya olan ilgiyi arttırmak amacıyla CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı'na katılım sağlanmaktadır. 2006, 2008, 2009, 2010, 2011,2013 ve 2014 fuarlarında Pardus standı kurulmuştur.\r\n\r\n=== ICT SUMMIT NOW BİLİŞİM ZİRVESİ'14 ===\r\n2014 yılında bu etkinlikte yer alınmıştır.\r\n\r\n=== BİLİŞİM’2014 TBD 31. Ulusal Bilişim Kurultayı ve CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı ===\r\nBu etkinliğe Gümüş sponsorluk ile katkıda bulunulmuş ve Pardus standı kurulmuştur.", "question": "Google Summer of Code'un misyonu nedir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "öğrencilerle staj ve kendini geliştirme imkânı ile tasarılara geliştirici ve katkı sağlama"}}, {"id": "7298", "context": "== Sosyal etkinlikler ve katılımlar ==\r\n=== Google Summer of Code ===\r\nPardus, Google'ın öğrencilerle staj ve kendini geliştirme imkânı ile tasarılara geliştirici ve katkı sağlamayı amaçladığı açık kaynak tasarısı Google Summer of Code'a 2008 ve 2009 olmak üzere iki kere katılmıştır. Bu organizasyona ilk katılan Türk tasarısı Pardus olmuştur.\r\n\r\n=== CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı ===\r\nBazı dönemlerde Pardus hakkındaki gelişmeleri halka duyurmak ve tasarıya olan ilgiyi arttırmak amacıyla CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı'na katılım sağlanmaktadır. 2006, 2008, 2009, 2010, 2011,2013 ve 2014 fuarlarında Pardus standı kurulmuştur.\r\n\r\n=== ICT SUMMIT NOW BİLİŞİM ZİRVESİ'14 ===\r\n2014 yılında bu etkinlikte yer alınmıştır.\r\n\r\n=== BİLİŞİM’2014 TBD 31. Ulusal Bilişim Kurultayı ve CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı ===\r\nBu etkinliğe Gümüş sponsorluk ile katkıda bulunulmuş ve Pardus standı kurulmuştur.", "question": "Pardus CeBIT Eurasia'ya neden katıldı", "answers": {"answer_start": 400, "text": " Pardus hakkındaki gelişmeleri halka duyurmak ve tasarıya olan ilgiyi arttırmak amacıyla CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı'na katılım sağlanmaktadır. "}}, {"id": "7299", "context": "== Sosyal etkinlikler ve katılımlar ==\r\n=== Google Summer of Code ===\r\nPardus, Google'ın öğrencilerle staj ve kendini geliştirme imkânı ile tasarılara geliştirici ve katkı sağlamayı amaçladığı açık kaynak tasarısı Google Summer of Code'a 2008 ve 2009 olmak üzere iki kere katılmıştır. Bu organizasyona ilk katılan Türk tasarısı Pardus olmuştur.\r\n\r\n=== CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı ===\r\nBazı dönemlerde Pardus hakkındaki gelişmeleri halka duyurmak ve tasarıya olan ilgiyi arttırmak amacıyla CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı'na katılım sağlanmaktadır. 2006, 2008, 2009, 2010, 2011,2013 ve 2014 fuarlarında Pardus standı kurulmuştur.\r\n\r\n=== ICT SUMMIT NOW BİLİŞİM ZİRVESİ'14 ===\r\n2014 yılında bu etkinlikte yer alınmıştır.\r\n\r\n=== BİLİŞİM’2014 TBD 31. Ulusal Bilişim Kurultayı ve CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı ===\r\nBu etkinliğe Gümüş sponsorluk ile katkıda bulunulmuş ve Pardus standı kurulmuştur.", "question": "Google Summer of Code'a ilk katılan Türk tasarısı nedir?", "answers": {"answer_start": 328, "text": "Pardus "}}, {"id": "7300", "context": "== Sosyal etkinlikler ve katılımlar ==\r\n=== Google Summer of Code ===\r\nPardus, Google'ın öğrencilerle staj ve kendini geliştirme imkânı ile tasarılara geliştirici ve katkı sağlamayı amaçladığı açık kaynak tasarısı Google Summer of Code'a 2008 ve 2009 olmak üzere iki kere katılmıştır. Bu organizasyona ilk katılan Türk tasarısı Pardus olmuştur.\r\n\r\n=== CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı ===\r\nBazı dönemlerde Pardus hakkındaki gelişmeleri halka duyurmak ve tasarıya olan ilgiyi arttırmak amacıyla CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı'na katılım sağlanmaktadır. 2006, 2008, 2009, 2010, 2011,2013 ve 2014 fuarlarında Pardus standı kurulmuştur.\r\n\r\n=== ICT SUMMIT NOW BİLİŞİM ZİRVESİ'14 ===\r\n2014 yılında bu etkinlikte yer alınmıştır.\r\n\r\n=== BİLİŞİM’2014 TBD 31. Ulusal Bilişim Kurultayı ve CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı ===\r\nBu etkinliğe Gümüş sponsorluk ile katkıda bulunulmuş ve Pardus standı kurulmuştur.", "question": "Pardus'un yer aldığı veya öncüsü olduğu sosyal etkinlikler ve katılımlar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 770, "text": "CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı "}}, {"id": "7301", "context": "1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n", "question": "dilhan eryurt kaç yıllarında fen edebiyat fakültesi dekanlığını yürütmüştür", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1988-1993 yıllarında"}}, {"id": "7302", "context": "1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n", "question": "dilhan eryurt hangi üniversitede hangi anablim dalını kurmuştur", "answers": {"answer_start": 90, "text": "ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını"}}, {"id": "7303", "context": "29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n", "question": "dilhan eryurt'un babası kimdir", "answers": {"answer_start": 50, "text": "1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir"}}, {"id": "7304", "context": "29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n", "question": "dilhan eryurt nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 17, "text": "İzmir’de "}}, {"id": "7305", "context": "Babasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n ", "question": "dilhan eryurt üniversitede hangi bölüme girmiştir", "answers": {"answer_start": 367, "text": "Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü"}}, {"id": "7306", "context": "Babasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n ", "question": "dilhan eryurt hangi üniversiteye gitmiştir", "answers": {"answer_start": 345, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "7307", "context": "Babasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n ", "question": "dilhan eryurt hangi liseden mezun olmuştur", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Ankara Kız Lisesi"}}, {"id": "7308", "context": "Babasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n ", "question": "dilhan eryurt ilköğretimini nerede tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Ankara'da "}}, {"id": "7309", "context": "1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n", "question": "dilhan eryurt doktorasını ne zaman tamamlamıştır", "answers": {"answer_start": 326, "text": "1953"}}, {"id": "7310", "context": "1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n", "question": "dilhan eryurt kimin yanında asistanlık yapmıştır", "answers": {"answer_start": 167, "text": "Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında "}}, {"id": "7311", "context": "1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n", "question": "dilhan eryurt kanada'da kim ile çalışmıştır", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron"}}, {"id": "7312", "context": "1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n", "question": "dilhan eryurt uluslararası atom enerji ajansı bursuyla nereye gitmiştir", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Kanada'ya "}}, {"id": "7313", "context": "Dilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n", "question": "goddard enstütisi dilhan eryurt'u hangi çalışma için california üniversitesine göndermiştir", "answers": {"answer_start": 670, "text": "yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için"}}, {"id": "7314", "context": "Dilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n", "question": "dilhan eryurt aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle hangi ödülü aldı", "answers": {"answer_start": 409, "text": "Apollo Başarı Ödülü"}}, {"id": "7315", "context": "Dilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n", "question": "dilhan eryurt goddard enstitüsünde yaptığı çalışmalar ile hangi yanlış bilinen gerçeği ortaya koydu", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu"}}, {"id": "7316", "context": "1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n", "question": "dilhan eryurt 1. ulusal astronomi toplantısı'nı kimin desteği yapmıştır", "answers": {"answer_start": 73, "text": "TÜBİTAK’ın desteğiyle"}}, {"id": "7317", "context": "1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "dilhan eryurt dekanlıktan kaç yılında emekliye ayrıldı", "answers": {"answer_start": 335, "text": "1993 yılında"}}, {"id": "7318", "context": "1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n", "question": "dilhan eryurt kaç yılında tübitak bilim hizmet ve teşvik ödülü ile ödüllendirildi", "answers": {"answer_start": 138, "text": " 1977 yılında "}}, {"id": "7319", "context": "13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n", "question": "dilhan eryurt nerede hayatını hayatını kaybetmiştir", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Ankara’da"}}, {"id": "7320", "context": "13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n", "question": "dilhan eryurt neden hayatını kaybetmiştir", "answers": {"answer_start": 30, "text": " kalp krizi sonucu"}}, {"id": "7321", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Harp okulu ne zaman tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır", "answers": {"answer_start": 1021, "text": "Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra"}}, {"id": "7322", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Harp Okulu ilk mezunlarını ne zaman vermiştir", "answers": {"answer_start": 987, "text": "1 Kasım 1920"}}, {"id": "7323", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Harbiye 1 Temmuz 1920 tarihinde nerede eğitim ve öğretime başlamıştır", "answers": {"answer_start": 895, "text": "Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde"}}, {"id": "7324", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane ilk mezunlarını kaç yılında vermiştir", "answers": {"answer_start": 196, "text": "1841 "}}, {"id": "7325", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane kaç yılında kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 83, "text": "1834 "}}, {"id": "7326", "context": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n", "question": "Mekteb-i Harbiye-i Şahane kimin emriyle kurulmuştur", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Sultan II. Mahmud'un emriyle"}}, {"id": "7327", "context": "Kara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.", "question": "Kara Harp Okulunda kaç yılında çoklu lisans eğitimi verilmeye başlanmıştır", "answers": {"answer_start": 768, "text": "2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı"}}, {"id": "7328", "context": "Kara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.", "question": "Kara Harp Okulunda sistem mühendisliği programına ne zaman geçilmiştir", "answers": {"answer_start": 666, "text": "1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren"}}, {"id": "7329", "context": "Kara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.", "question": "1974-1991 yılları arasında hangi bölümlerde lisans eğitimi verilmiştir", "answers": {"answer_start": 566, "text": "makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde"}}, {"id": "7330", "context": "Kara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.", "question": "Kara Harp Okulu hangi yıldan itibaren 4 yıllık lisans eğitimi vermeye başlamıştır", "answers": {"answer_start": 242, "text": "1974 "}}, {"id": "7331", "context": "Kara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.", "question": "Kara Harp Okulu hangi yılda iki yıl eğitim vermiştir", "answers": {"answer_start": 175, "text": "1963 "}}, {"id": "7332", "context": "Kara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.", "question": "Kara Harp Okulunda hangi programlarda lisans diploması verilmektedir", "answers": {"answer_start": 830, "text": "endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında"}}, {"id": "7333", "context": "Kara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.", "question": "Türk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesislerinden kimler istifade edebilir", "answers": {"answer_start": 1004, "text": " tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır"}}, {"id": "7334", "context": "Kara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.", "question": "Kara Harp Okulu mezunu subaylar nerede görev yapmaktadırlar", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar"}}, {"id": "7335", "context": "Kara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.", "question": "Kara Harp Okulunda hangi sınıflardan subay yetiştirilmektedir", "answers": {"answer_start": 20, "text": "piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından"}}, {"id": "7336", "context": "Şu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.", "question": "Kara Harp Okulu brövesinde zemin renginin kırmızı olması neyi simgeler", "answers": {"answer_start": 383, "text": "Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler"}}, {"id": "7337", "context": "Şu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.", "question": "Kara Harp Okulu brövesindeki güneş ışınlı Atatürk portresi neyi simgeler", "answers": {"answer_start": 219, "text": "kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler"}}, {"id": "7338", "context": "Şu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.", "question": "Kara Harp Okulu brövesi üzerindeki çapraz kılıç neyi simgeler", "answers": {"answer_start": 149, "text": "muharip subay olmayı"}}, {"id": "7339", "context": "Şu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.", "question": "Kara Harp Okulu brövesi kaç yılında kabul edilmiştir", "answers": {"answer_start": 41, "text": "2001"}}, {"id": "7340", "context": "Kara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.", "question": "Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta hangi alanlara ayrılırlar", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler"}}, {"id": "7341", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "“Kara Harp Okulu eğitim süresi 1948 yılında nasıl düzenlenmiş?", "answers": {"answer_start": 1517, "text": "üç yıl"}}, {"id": "7342", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "hangi Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmış?", "answers": {"answer_start": 2118, "text": "2011-2012 "}}, {"id": "7343", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde Kara Harp Okulunda ,hangi yıllar arasında lisans eğitim düzeyinde verilmiş?", "answers": {"answer_start": 1889, "text": "1974-1991 yılları arasında"}}, {"id": "7344", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Kara Harp Okulunda hangi tip subay yetiştirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 3495, "text": "piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir"}}, {"id": "7345", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "şimdiki kullanılan Kara Harp Okulu'un brövesi ne zaman kabul edilmiş?", "answers": {"answer_start": 4689, "text": "2001"}}, {"id": "7346", "context": "= Kara Harp Okulu =\r\n\r\nKara Harp Okulu (kısaca KHO) veya eski ve geleneksel adıyla Harbiye, Ankara'da bulunan, Türk Kara Kuvvetleri'nin muvazzaf subay kaynağı olan lisans seviyesinde eğitim veren askerî okuldur.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nMekteb-i Harbiye-i Şahane (Mektebi Harbiyeyi Şahane), Sultan II. Mahmud'un emriyle 1834 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta eğitimin bütün basamaklarında faaliyet gösteren Harbiye, ilk mezunlarını 1841 yılında verebilmiştir. 1845 yılında askeri idadi(lise)lerin kurulması ve aynı yıl yapılan program geliştirme çalışmaları sonucunda Harbiye, eğitim süresi dört yıl olan bir yüksekokul niteliği kazanmıştır. Harbiye, 1908 yılına kadar geçen süre içinde öncelikle piyade ve süvari subaylarını yetiştirmiştir. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olan Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat Harp Okulları kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul'daki \"Harbiye Mektebi\", eğitim ve öğretime devam etmiştir. Art arda gelen savaşlar döneminde hızlandırılmış bir eğitim programı uygulanarak cephelere subay yetiştiren Harbiye, Mütareke Dönemi'nde 1 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 1 Kasım 1920 tarihinde vermiştir. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul'da öğretime başlamıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulu ve yerleşkesi 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara'ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitime başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl ve 1971 yılında üç yıl olarak düzenlenmiştir. 1974 yılından itibaren 4 yıllık lisans eğitimi uygulamasına başlanmıştır. Kar Eğitim-Öğretim Sistemi, Askeri Nazan-i Eğitim, Ortak Genel Konular, Askeri Uygulamalı Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor ile Akademik Programlardan teşkil edilen bütüncül bir yapıya kavuşmuştur. Akademik program kapsamında; 1974-1991 yılları arasında makine, inşaat, elektrik-elektronik, yönetim-işletme bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim verilmiş, 1991-1992 Eğitim-Öğretim Yılından itibaren sistem mühendisliği programına aşamalı olarak geçilmiştir. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Kara Harp Okulunda çoklu lisans programında eğitim verilmeye başlanmıştır.\r\n\r\nKara Harp Okulunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile harp okulları kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen ve asker kişilerde bulunması gereken niteliklere sahip, liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare edebilme yeteneği kazanmış ve yeterli fiziki yeteneğe sahip olmuş, Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimini görmüş, sınıf okulu ve eğitim merkezlerinde verilecek subay temel mesleki eğitim ve öğretimini takip edebilecek yeterliliğe ulaşmış muvazzaf subay yetiştirmek ve Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan konularda lisansüstü eğitim ve öğretim sağlamaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaç duyduğu sınıf ve miktarda subay yetiştiren asker yüksek öğretim kurumu olan Kara Harp Okulunda, subay diplomasının yanı sıra; endüstri ve sistem, elektronik, makine, inşaat, bilgisayar, harita mühendisliği, işletme, kamu yönetimi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler lisans programlarında ulusal ve uluslararası denkliği/geçerliliği olan lisans diploması da verilmektedir. Verilen akademik eğitimle, Harbiyelilerin, muharebe sahasının karmaşık problemlerini çözecek bilimsel bakış açısına ve donanıma sahip olması amaçlanmaktadır.\r\n\r\nKara Harp Okulunda; piyade, tank, topçu, hava savunma, kara havacılık, istihkam, muhabere, ulaştırma, ikmal, bakım, personel, maliye ve harita sınıflarından subay yetiştirilmektedir. Her tür hava ve arazi şartında görev yapma ihtimali olan subaylar, liderlik yaptıkları askerlerine örnek olacak seviyede üstün fiziksel yeteneklere ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar. Kara Harp Okulu beden eğitimi ve spor programı Harbiyelileri bu hedefe en iyi şekilde ulaştırmak üzere düzenlenmiştir. Yine Kara Harp Okulu mezunu subaylar, Kara Kuvvetleri Komutanlığının seviyesindeki birliklerinde komutanlık görevinden başlayarak sıralı üst birliklerin sevk ve idaresinde; karargâhlarda, askeri Kurumlarda görev yapmaktadırlar. Kıta görevinde başarılı subaylar ihtiyaç duyulan alanlarda Yüksek Lisans, Doktora programlarına devam edebilmekte, yurt dışı temsilciliklerimizde, NATO ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri birlik ve karargahlarında görev alabilmektedirler.\r\nTürk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal ve sağlık tesisleri tüm TSK mensuplarıyla beraber ve ailelerinin istifadesine sunulmaktadır. Kara Harp Okulu'na her yıl belirli kontenjanlarda kız öğrenci de alınmaktadır.\r\n== Bröve ==\r\n\r\nŞu an kullanılan Kara Harp Okulu brövesi 2001 yılında kabul edilmiştir. Bröve üzerindeki 1834 yılı Kara Harp Okulunun kuruluş tarihini, çapraz kılıç muharip subay olmayı, çelenk subaylığı, güneş ışınlı Atatürk portresi kendisi de Kara Harp Okulu mezunu olan Atatürk'ün harp okulu öğrencilerine ve Türkiye'ye yaydığı çağdaş uygar fikirleri simgeler. Zemin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler.\r\n\r\n== Akademik Program ==\r\nKara Kuvvetleri Komutanlığının en önemli subay kaynağı olan Kara Harp Okulu öğrencileri birinci sınıfta, Sayısal, Sözel ve Uluslararası İlişkiler tabanlı olmak üzere iki ayrı alana ayrılarak ikinci sınıfta görecekleri lisans programlarına yönelik dersler almaktadır. 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda ise;iktisadi ve idari bilimler ile teknik bölümler dallarında toplamda on ayrı lisans programında modern laboratuvar, dershane ve amfilerde akademik unvana sahip öğretim üyeleri tarafından eğitim ve öğretim verilmektedir.\r\n\r\n== Ayrıca bakınız ==\r\nKara Harp Okulu Marşı\r\nDeniz Harp Okulu\r\nHava Harp Okulu\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Kara Harp Okulu brövesi’nin zemin rengi neden kırmızı?", "answers": {"answer_start": 4998, "text": "emin renginin kırmızı olması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını ve Kara Harp Okulunun verdiği şehitleri betimler"}}, {"id": "7347", "context": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (d. 1136, Cizre, Şırnak; ö. 1206, Cizre), (Arapça: (أَبُو اَلْعِزِ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري), Kürtçe: Îsmaîlê Cizîrî), İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.\r\n", "question": "Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen insan kimdir?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "Ebû’l İz El Cezeri"}}, {"id": "7348", "context": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (d. 1136, Cizre, Şırnak; ö. 1206, Cizre), (Arapça: (أَبُو اَلْعِزِ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري), Kürtçe: Îsmaîlê Cizîrî), İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.\r\n", "question": "El-Cezeri'nin bilim insanlığı ve mühendislik yaptığı dönem ne zamandır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "İslam'ın Altın Çağı"}}, {"id": "7349", "context": "Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (d. 1136, Cizre, Şırnak; ö. 1206, Cizre), (Arapça: (أَبُو اَلْعِزِ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري), Kürtçe: Îsmaîlê Cizîrî), İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.\r\n", "question": "El-Cezeri'nin ilham kaynağı olduğu insan kimdir?", "answers": {"answer_start": 342, "text": " Leonardo da Vinci"}}, {"id": "7350", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı \"İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri\" 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı.", "question": "El-Cezeri hangi alanlarda ilke ve buluşlara imza atmıştır?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "fizik ve mekanik alanlarında"}}, {"id": "7351", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı \"İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri\" 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı.", "question": "El-Cezeri öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "Camia Medresesi"}}, {"id": "7352", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı \"İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri\" 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı.", "question": "1206 yılında ölen, Cizre'de doğmuş sibernetik alanının kurucusu kabul edilen insan kimdir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri"}}, {"id": "7353", "context": "1136 yılında Cizre'nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanı \"İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri\" 1206'te Cizre'de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi'nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı.", "question": "El-Cezeri nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Cizre'nin Tor mahallesinde"}}, {"id": "7354", "context": "Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de, robotikle ilgili bilinen en eski yazılı kayıt, Cezeri'ye âittir.\r\n", "question": "Cezeri'ye ait olan en eski yazılı kayıt hangi alandadır?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "robotikle ilgili "}}, {"id": "7355", "context": "Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim insanı olan Cezeri'nin yaptığı otomatik makineler günümüz mekanik ve sibernetik bilimlerinin temel taşlarını oluşturmaktadır.\"Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap\" (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati'l Hiyel, Arapça: بَيْنْ اَلْعِلْمِ وَالْعَمَلِ اَلنَّافِعْ فِي صِناعَةُ الْحِيَلْ) adlı eserinde ortaya koydu. 50'den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını söyler. Bu kitabın özgün kopyası günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10'u Avrupa'nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.", "question": "tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını söyleyen bilim insanının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 106, "text": "Cezeri"}}, {"id": "7356", "context": "Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim insanı olan Cezeri'nin yaptığı otomatik makineler günümüz mekanik ve sibernetik bilimlerinin temel taşlarını oluşturmaktadır.\"Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap\" (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati'l Hiyel, Arapça: بَيْنْ اَلْعِلْمِ وَالْعَمَلِ اَلنَّافِعْ فِي صِناعَةُ الْحِيَلْ) adlı eserinde ortaya koydu. 50'den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını söyler. Bu kitabın özgün kopyası günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10'u Avrupa'nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.", "question": "50'den fazla cihazın kullanım esaslarını ve yararlanma olanaklarını gösterdiği kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap"}}, {"id": "7357", "context": "Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim insanı olan Cezeri'nin yaptığı otomatik makineler günümüz mekanik ve sibernetik bilimlerinin temel taşlarını oluşturmaktadır.\"Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap\" (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati'l Hiyel, Arapça: بَيْنْ اَلْعِلْمِ وَالْعَمَلِ اَلنَّافِعْ فِي صِناعَةُ الْحِيَلْ) adlı eserinde ortaya koydu. 50'den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdiği bu olağanüstü kitapta Cezeri, tatbikata çevrilmeyen her teknik ilmin, doğru ile yanlış arasında kalacağını söyler. Bu kitabın özgün kopyası günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10'u Avrupa'nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır.", "question": "El-Cezeri'nin \"Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap\" eserinin kopyaları kaç tane ve nerededir?", "answers": {"answer_start": 720, "text": "15 kopyasından 10'u Avrupa'nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır."}}, {"id": "7358", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının altıncı bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır."}}, {"id": "7359", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının beşinci bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil"}}, {"id": "7360", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının dördüncü bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 369, "text": "dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil"}}, {"id": "7361", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının üçüncü bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 280, "text": "üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil"}}, {"id": "7362", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının ikinci bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 213, "text": " ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil"}}, {"id": "7363", "context": "Kısaca Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur. Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil; ikinci bölümde çeşitli kap kacakların yapılışı hakkında on şekil, üçüncü bölümde hacamat ve abdestle ilgili ibrik ve tasların yapılması hakkında on şekil; dördüncü bölümde havuzlar ve fıskiyeler ile müzik otomatları hakkında on şekil; beşinci bölümde çok derin olmayan bir kuyudan veya akan bir nehirden suyu yükselten aletler hakkında 5 şekil; 6. bölümde birbirine benzemeyen muhtelif şekillerin yapılışı hakkında 5 şekil yer alır.", "question": "El-Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel isimli kitabının birinci bölümünde ne vardır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "Birinci bölümde binkam (su saati) ile finkanların (kandilli su saati) saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında on şekil"}}, {"id": "7364", "context": "Teorik çalışmalardan çok pratik ve el yordamıyla ampirik çalışmalar yapan Cezeri'nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların önceden kâğıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından yararlanmaktı. İlk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle çalışan benzer bir mekanizmayı, geliştirdiği saatte kullanan Cezeri, sadece otomatik sistemler kurmakla kalmamış, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı.", "question": "El Cezeri otomatik sistemler kurmanın dışında ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı."}}, {"id": "7365", "context": "Cezeri, otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan Jacquard'ın otomatik dokuma tezgâhından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri'nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.", "question": "Cezerinin otomasyon konusundaki en önemli katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması"}}, {"id": "7366", "context": "Cezeri, otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan Jacquard'ın otomatik dokuma tezgâhından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri'nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.", "question": "Cezeri'nin geliştirdiği hizmetçinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren"}}, {"id": "7367", "context": "Cezeri, otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan Jacquard'ın otomatik dokuma tezgâhından 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su dökeceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirdi. Bazı makinelerinde hidro mekanik etkilerle denge kurma ve harekette bulunma sistemine yönelen Cezeri, bazılarında ise şamandıra ve palangalar arasında dişli çarklar kullanarak karşılıklı etkileme sistemini kurmaya çalıştı. Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri'nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır.", "question": "Otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılan aletin adı nedir?,", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Jacquard"}}, {"id": "7368", "context": "\r\nFizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": " Bediuzzaman El Cezeri'nin önemli eserlerinden biri olan güneş saati nerededir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Diyarbakır Ulu Camii"}}, {"id": "7369", "context": "\r\nFizikçi ve mekanikçi Bediuzzaman El Cezeri'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati’dir.", "question": "Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Bediuzzaman El Cezeri'nin "}}, {"id": "7370", "context": "\r\nKaleBaykar İş Ortaklığı tarafından Kara Kuvvetleri Komutanlığı için geliştirilerek, test kabul aşamasını başarıyla tamamlayarak envantere giren insansız hava aracı sistemi. 2015 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde operasyonel olarak kullanıma girmiştir.", "question": "İnsansız hava aracı sistemi kaç yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nde operaasyonel olarak kullanılmaya başlandı?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "2015"}}, {"id": "7371", "context": "14 Haziran 2014 tarihinde tam yüklü olarak gerçekleştirilen uçuş testinde 27,030 feet irtifaya çıkmıştır. 05-06 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen uçuş testinde tam yüklü olarak 18,000 feet irtifada 4040km yol kat ederek 24 Saat 34 Dakikalık uçuş gerçekleştirmiştir. Milli hava araçları arasında irtifa ve kendi klasmanında uçuş süresi açısından Türk Havacılık tarihindeki rekorları elinde tutmaktadır.", "question": "18,000 feet irtifada kat ettiği yol ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "4040km"}}, {"id": "7372", "context": "14 Haziran 2014 tarihinde tam yüklü olarak gerçekleştirilen uçuş testinde 27,030 feet irtifaya çıkmıştır. 05-06 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen uçuş testinde tam yüklü olarak 18,000 feet irtifada 4040km yol kat ederek 24 Saat 34 Dakikalık uçuş gerçekleştirmiştir. Milli hava araçları arasında irtifa ve kendi klasmanında uçuş süresi açısından Türk Havacılık tarihindeki rekorları elinde tutmaktadır.", "question": "2014 yılında gerçekleşen uçuş testinde çıktığı irtifa ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "27,030"}}, {"id": "7373", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösteren BAYRAKTAR TB2, hem Türk havacılık tarihinde yeni bir sayfa açmış oldu hem de TSK’ya muharip İHA yeteneğini kazandırabileceğini gösterdi.\r\nBaykar Ar-Ge ekibi tarafından askeri ve sivil havacılık standartlarına uygun olarak tasarlanan Bayraktar Taktik İHA sisteminde 3 yedekli uçuş kontrol bilgisayarı, görev bilgisayarı, INS-GNSS Sistemi, servo aktüatör sistemleri, pitot statik sistem, güç sistemi, hava veri kayıt sistemi gibi birçok kritik elektronik ve yazılım bileşenli alt sistem milli ve özgün olarak Türkiye'de ve Türk mühendisler tarafından ilk kez geliştirildi.", "question": "kritik elektronik ve yazılım bileşenli alt sistem milli ve özgün yapıldığı ülke neresidir?", "answers": {"answer_start": 795, "text": "Türkiye"}}, {"id": "7374", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösteren BAYRAKTAR TB2, hem Türk havacılık tarihinde yeni bir sayfa açmış oldu hem de TSK’ya muharip İHA yeteneğini kazandırabileceğini gösterdi.\r\nBaykar Ar-Ge ekibi tarafından askeri ve sivil havacılık standartlarına uygun olarak tasarlanan Bayraktar Taktik İHA sisteminde 3 yedekli uçuş kontrol bilgisayarı, görev bilgisayarı, INS-GNSS Sistemi, servo aktüatör sistemleri, pitot statik sistem, güç sistemi, hava veri kayıt sistemi gibi birçok kritik elektronik ve yazılım bileşenli alt sistem milli ve özgün olarak Türkiye'de ve Türk mühendisler tarafından ilk kez geliştirildi.", "question": "Byaraktar Taktik İHA sisteminde yedekli uçuş kontrol bilgisayarı vardır?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "3"}}, {"id": "7375", "context": "Bayraktar Taktik İHA Sistemi, 17 Aralık 2015 tarihinde 2 adet Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurma başarısını göstermiştir. Bu deneme ile keşif ve gözetleme yaparken, anlık olarak ortaya çıkan hedefleri vurabileceğini gösteren BAYRAKTAR TB2, hem Türk havacılık tarihinde yeni bir sayfa açmış oldu hem de TSK’ya muharip İHA yeteneğini kazandırabileceğini gösterdi.\r\nBaykar Ar-Ge ekibi tarafından askeri ve sivil havacılık standartlarına uygun olarak tasarlanan Bayraktar Taktik İHA sisteminde 3 yedekli uçuş kontrol bilgisayarı, görev bilgisayarı, INS-GNSS Sistemi, servo aktüatör sistemleri, pitot statik sistem, güç sistemi, hava veri kayıt sistemi gibi birçok kritik elektronik ve yazılım bileşenli alt sistem milli ve özgün olarak Türkiye'de ve Türk mühendisler tarafından ilk kez geliştirildi.", "question": "2015 yılında yapılan testlerde isabet oranı nedir?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "%100 isabet"}}, {"id": "7376", "context": "\r\n2007 yılında Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından rekabet usulüne dayalı olarak (herhangi bir Ar-Ge desteği olmaksızın) başlatılan Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi Geliştirme programı kapsamında, Eylül-Ekim 2009 tarihlerinde resmi heyet huzurunda Bayraktar Taktik İHA Sistemi ile hedeflenen tüm performans kriterleri başarıyla tamamlanarak uçuş testleri sergilenmiştir. Bu testler esnasında hangardan çıktığı andan itibaren tam otomatik taksi, kalkış, uçuş, iniş, frenleme ve tekrar hangara dönüş gibi özellikler sergilenmiştir.", "question": "Hangardan çıktığı andan itibaren gösterdiği özellikler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "tam otomatik taksi, kalkış, uçuş, iniş, frenleme ve tekrar hangara dönüş"}}, {"id": "7377", "context": "\r\n2007 yılında Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından rekabet usulüne dayalı olarak (herhangi bir Ar-Ge desteği olmaksızın) başlatılan Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi Geliştirme programı kapsamında, Eylül-Ekim 2009 tarihlerinde resmi heyet huzurunda Bayraktar Taktik İHA Sistemi ile hedeflenen tüm performans kriterleri başarıyla tamamlanarak uçuş testleri sergilenmiştir. Bu testler esnasında hangardan çıktığı andan itibaren tam otomatik taksi, kalkış, uçuş, iniş, frenleme ve tekrar hangara dönüş gibi özellikler sergilenmiştir.", "question": "Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi Geliştirme programı ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "2007"}}, {"id": "7378", "context": "\r\n2010 Ocak ayında gerçekleştirilen Savunma Sanayi İcra Kurulu'nda 2 Adet Taktik İHA Sistemi (12 Uçak) için sözleşme görüşmelerine başlanmasına karar verilmiş olup, ancak 2 yıl sonra imzalan sözleşme kapsamında 2012 Ocak içerisinde Taktik İHA Geliştirme Projesi programı takvimi başlamıştır.", "question": "Taktik İHA Geliştirme Projesi programı takviminin başladığı yıl nedir?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "2012"}}, {"id": "7379", "context": "\r\nBu kapsamda yürütülen çalışmalar sonucunda nihai seri üretim aşamasına yönelik Ön Tasarım Çalışmaları Ağustos 2012 içerisinde tamamlanarak başarılı bir şekilde sonuçlandırılmıştır. Bu aşamada Elektronik, Yazılım, Tasarım, Test, Üretim vb. yürütülen her türlü çalışma esnasında uygulanan birçok askeri ve sivil standartlar doğrultusunda sistemin sivil hava sahamızda da uçabilecek güvenilirlik ve teknik yeterliliğe sahip olması hedeflenmiştir.", "question": "Seri üretim aşamasına yönelik Ön Tasarım Çalışmaları sonuçlandırıldığı yıl hangisidir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "2012"}}, {"id": "7380", "context": "\r\n2013 Ocak ayı içerisinde Kritik Tasarım Aşaması tamamlanan proje kapsamında ilk prototip sistemler geliştirilerek uçuş testlerine Mart 2014 içerisinde başlanmıştır. Uçuş testleri ile birlikte aynı zamanda partiler halinde seri imalat üretim aşamasına geçilmiştir.", "question": "Uçus testlerine hangi yılda başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "2014"}}, {"id": "7381", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil'in şu anki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 571, "text": "Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı "}}, {"id": "7382", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil , ne zaman Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu?", "answers": {"answer_start": 531, "text": " 2003 yılında"}}, {"id": "7383", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil kendi laboratuvarını kurduğunda hangi pozisyondaydı?", "answers": {"answer_start": 475, "text": "yardımcı doçent pozisyonunda"}}, {"id": "7384", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil doktara eğitimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 304, "text": "Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde "}}, {"id": "7385", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": "Hotamışlıgil liseden ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "1980"}}, {"id": "7386", "context": "Rize’nin Pazar ilçesinde doğan Gökhan Hotamışlıgil, ilkokul eğitimini sırasıyla Vakfıkebir, Turgutlu ve Gediz’de tamamladı. 1980 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanarak, 1986 yılında tıp doktoru unvanı ile mezun oldu. Uzmanlık ve zorunlu hizmet sonrası Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak, Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda Beslenme ve Biyolojik Bilimler Departmanı’nda yardımcı doçent pozisyonunda kendi laboratuvarını kurdu. 2003 yılında profesör unvanını alarak, Genetik ve Kompleks Hastalıklar departmanının kurucu başkanı oldu. Halen bu görevi sürdürmektedir.\r\n\r\n", "question": " Gökhan Hotamışlıgil ilkokulu sırası ile nerelerde okumuştur?", "answers": {"answer_start": 531, "text": " 2003 yılında "}}, {"id": "7387", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": " Hotamışlıgil'in eşi kimdir?", "answers": {"answer_start": 4466, "text": " Dr. Selen Ciliv"}}, {"id": "7388", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": " Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak onurlandırılılan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 3810, "text": " Dr. Hotamışlıgil"}}, {"id": "7389", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Hotamışlıgil’in makaleleri kaç adet atıf almıştır?", "answers": {"answer_start": 3762, "text": "40.000 üzerinde "}}, {"id": "7390", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Hotamışlıgil’in kaç tane bilimsel makalesi bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 3699, "text": "180’in üzerinde "}}, {"id": "7391", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Hotamışlıgil’in çalışmaları sayesinde günümüzde kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilen hastalık nedir?", "answers": {"answer_start": 1385, "text": "obezite"}}, {"id": "7392", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil’in hangi çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ ismindeki yeni bir disiplinin doğmasına vesile olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1566, "text": "Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları "}}, {"id": "7393", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil'in 2004 yılında elde ettiği ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 1145, "text": "Tübitak Bilim Ödülü"}}, {"id": "7394", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Gökhan Hotamışlıgil'in beslenme alanındaki ödülleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1007, "text": "Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü "}}, {"id": "7395", "context": "2014 yılında Sabri Ülker’in ismini onurlandırmak, bilime ve araştırmaya ivme vermek ve Hotamışlıgil’in çalışmalarını desteklemek amacıyla Ülker ailesinin gösterdiği olağanüstü cömertlik neticesinde Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu’nda ‘’Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezi’’ kuruldu. Sabri Ülker Merkezinin kurulması ile hem uzun vadeli ve daha etkin projelerin hayata geçirilmesi, hem uygulama hedefli çalışmaların başlatılması, hem de bilimsel eğitim ve deneyim aktarma yönündeki etkinlikler ve Türkiye ile bilimsel ilişkiler önemli ivme kazanmıştır. Hotamışlıgil bu merkezin yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil akademik yaşamı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları arasında; Markey ödülü, American Association for the Advancement of Science asil üyeliği, diyabet alanında Naomi Berrie Üstün Başarı Ödülü, Amerikan Diyabet Birliği’nin Olağanüstü Bilimsel Başarı ödülü, Uluslararası Obezite Cemiyetinin Wertheimer ödülü, beslenme alanında Uluslararası Danone ödülü ve Uluslararası Endokrin Cemiyeti’nin Roy Greep bilimsel araştırma ödülü bulunmaktadır. Aynı zamanda, 2004 yılı Tübitak Bilim Ödülü’nü ve 2013 yılı Koç Bilim Ödülü’nü kazanmıştır. TÜBA asil üyeliği ve Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevlerini de yürütmektedir.\r\nGökhan Hotamışlıgil’in araştırma ekibi Sabri Ülker Merkezi’nde diyabet, obezite, kalp hastalığı gibi dünyada en yaygın görülen ve en büyük kamu sağlığı tehditini oluşturan metabolik hastalıkların temelini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile metabolizma arasındaki ilişkiyi aydınlatan çalışmaları ‘’immunometabolizma’’ olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğmasında büyük rol oynamıştır. Hotamışlıgil’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde, bugün obezite; kronik, sistemik bir inflamasyon durumu olarak kabul edilmektedir. Enerji fazlalığı ve gıdalara bağlı gelişen bu düşük düzeyli ve sürekli savunma cevabı aynı zamanda metaflamasyon olarak da adlandırılmaktadır.\r\nHotamışlıgil aynı zamanda metabolik dokulardaki organel dinamiklerinin gıdalara nasıl cevap verdiğini, metabolizmayı nasıl etkilediğini ve metabolik hastalıklardaki rolünü çalışmaktadır. Endoplazmik retikulum stresinin ve organel fonksiyon bozukluklarının insülin direncine, glukoz ve lipid metabolizmasında bozukluğa yol açtığı Hotamışlıgil laboratuvarında keşfedilmiştir. İlerleyen yıllarda, otofajinin ve endoplazmik retikulum lipid kompozisyonunun metabolik hastalıklardaki rolünü aydınlatan çalışmaları yayınlamışlar ve organel fonksiyon bozukluklarına yol açan temel mekanizmaları ortaya çıkartmışlardır. Sabri Ülker merkezinde en son olarak, mitokondri ve endoplazmik retikulum arasındaki bağlantıların obezitede arttığı ve bunun hücre içi kalsiyum metabolizmasını olumsuz etkilediği ve inflamasyonun organel fonksiyonunu hangi mekanizma ile bozduğu gösterilmiştir. Hotamışlıgil bu mekanizmaları ilaç hedefi olarak kullanarak yeni tedaviye araçları ve yöntemleri geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.\r\n\r\nHotamışlıgil ve ekibi aynı zamanda lipid sinyal yolakları üzerine de çalışmaktadır. Özellikle lipid taşıyıcı proteinler ve vücuttaki lipid sentezi esnasında ortaya çıkan moleküller üzerine pek çok araştırması mevcuttur. 2008 yılında yayınlanan bir çalışmalarında, ‘’lipokin’’ adını verdikleri ve metabolik olarak yararları olan bir lipid-hormonu keşfetmişlerdir. Aynı zamanda yağ dokusundan salgılanan ve karaciğer, pankreas üzerine olumsuz etkileri olan bir hormonu da bulmuşlardır. Bu hormon farelerde aşı metoduyla etkisiz hale getirildiğinde, pek çok metabolik hastalığın tedavi edilebileceğini göstermişlerdir.\r\n\r\n2017 itibarı ile Hotamışlıgil’in 180’in üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Bu çalışmalar 40.000 üzerinde atıf almıştır. H-indeksi 85’tir. Dr. Hotamışlıgil, dünyanın dört bir yanında akademik araştırmalarına devam eden pek çok bilim insanının yetişmesinde önemli rol oynamıştır ve Harvard Üniversitesi’nde mentorluk ödülüne layık bulunmuştur. Türk Amerikan Bilim İnsanları, TASSA, organizasyonu ve Boston Türk Biyoloji Çalışma gurubunda (BTBC), genç Türk bilim insanları ile aktif çalışmalar yapan Hotamışlıgil, Amerikan-Türk camiası tarafından Altın Türk ve Toplum lideri olarak ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanları ile Türk bilim camiasına verdiği hizmetler için onurlandırılmıştır.\r\n\r\nHotamışlıgil, infertilite uzmanı olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne danışmanlık yapan Dr. Selen Ciliv ile evlidir. Leyla ve Derin adında iki çocukları vardır. Hekim olan Dr. Hulki Hotamışlıgil ve öğretmen olan Güner Hotamışlıgil’in çocuğudur ve erken çocukluk dönemi Anadolu’da geçmiştir. \r\n\r\n", "question": "Sabri Ülker Beslenme, Genetik ve Metabolizma Merkezinin yöneticisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "Gökhan Hotamışlıgil "}}, {"id": "7396", "context": "SOCRAT (söyleyiş: ) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.\r\n", "question": "Socrat'ın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Solar Car Racing Team"}}, {"id": "7397", "context": "SOCRAT (söyleyiş: ) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.\r\n", "question": "Socrat İstanbul Üniversitesi'nin hangi bölümünü temsil etmek amacıyla kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 118, "text": "Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü"}}, {"id": "7398", "context": "SOCRAT (söyleyiş: ) 2009 yılında, her yıl Tübitak tarafından düzenlenen Formula-G yarışlarında, İstanbul Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü temsil etmek amacıyla kurulan ekibin adıdır. SOCRAT'ın açılımı Solar Car Racing Team'dir.\r\n", "question": " Socrat hangi yarışa katılmak için kurulan bir ekiptir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Formula-G"}}, {"id": "7399", "context": "SOCRAT’ın amacı, alternatif enerjiler konusunda toplumda farkındalık yaratmak ve yüksek verimlilikte elektrikli araçlar üretmektir.\r\n", "question": "Socrat hangi konuda farkındalık yaratmaya çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "alternatif enerjiler"}}, {"id": "7400", "context": "Projenin amacı, enerji kaynaklarının tükenmekte olduğu dünyamızda, varoluşundan beri kuvvetli enerji ve ışık kaynağına sahip güneş enerjisini kullanarak dünyamıza çevre dostu enerjiyi sunmak ve kullanımına teşvik etmektir.\r\n", "question": "Socrat hangi enerji türünü kullanarak çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "güneş enerjisini "}}, {"id": "7401", "context": "Edremitli Balcızâde ailesinden Edremit'te doğdu. Mısır’da El Ezher Üniversitesi'ni bitirdi. Türkiye’ye döndüğünde, merkezde görev verilmedi. Batı Anadolu Vaizliği görevini yürüttü. Edremit’te münzevî bir hayat sürdü. Türk-İslam inanç tarihiyle ilgili önemli eserlerini burada yazdı. \"Tarihi Medeniyetler Üzerinde Kütüphaneler’in Tesiri\" ve dört ciltlik \"Naklî İlimler Tarihi\" adlı eserlerini İstanbul’a gelerek Millet Kütüphanesi’ne bizzat teslim etti. Çok iyi derecede Arapça biliyordu. Bir ara Millet Kütüphanesi'nde de çalışan Tahir Harimî Balcıoğlu 1952 yılında Edremit’te vefat etti. Adı, Edremit Akçay'da bir sokağa verildi.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu kaç yılında ve nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "1952 yılında Edremit’te"}}, {"id": "7402", "context": "Edremitli Balcızâde ailesinden Edremit'te doğdu. Mısır’da El Ezher Üniversitesi'ni bitirdi. Türkiye’ye döndüğünde, merkezde görev verilmedi. Batı Anadolu Vaizliği görevini yürüttü. Edremit’te münzevî bir hayat sürdü. Türk-İslam inanç tarihiyle ilgili önemli eserlerini burada yazdı. \"Tarihi Medeniyetler Üzerinde Kütüphaneler’in Tesiri\" ve dört ciltlik \"Naklî İlimler Tarihi\" adlı eserlerini İstanbul’a gelerek Millet Kütüphanesi’ne bizzat teslim etti. Çok iyi derecede Arapça biliyordu. Bir ara Millet Kütüphanesi'nde de çalışan Tahir Harimî Balcıoğlu 1952 yılında Edremit’te vefat etti. Adı, Edremit Akçay'da bir sokağa verildi.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu'nun yazdığı \"Naklî İlimler Tarihi\" adlı eser kaç ciltliktir?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "dört ciltlik"}}, {"id": "7403", "context": "Edremitli Balcızâde ailesinden Edremit'te doğdu. Mısır’da El Ezher Üniversitesi'ni bitirdi. Türkiye’ye döndüğünde, merkezde görev verilmedi. Batı Anadolu Vaizliği görevini yürüttü. Edremit’te münzevî bir hayat sürdü. Türk-İslam inanç tarihiyle ilgili önemli eserlerini burada yazdı. \"Tarihi Medeniyetler Üzerinde Kütüphaneler’in Tesiri\" ve dört ciltlik \"Naklî İlimler Tarihi\" adlı eserlerini İstanbul’a gelerek Millet Kütüphanesi’ne bizzat teslim etti. Çok iyi derecede Arapça biliyordu. Bir ara Millet Kütüphanesi'nde de çalışan Tahir Harimî Balcıoğlu 1952 yılında Edremit’te vefat etti. Adı, Edremit Akçay'da bir sokağa verildi.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu Türk-İslam inancıyla alakalı eserleri nerede yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Edremit’te"}}, {"id": "7404", "context": "9 Mayıs 1914’te Kahire’ye uçarak, daha önce başarısızlıkla sonuçlanan İstanbul-Kahire seyahatini başarı ile gerçekleştiren Türk uçağı ni büyük sevgi gösterileri ile karşılayanlar arasında bulunan Tâhir Harîmî, uçağın adının Edremit olduğunu görünce heyecanından bayılmıştır.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu'nun heyecandan bayılmasına neden olan uçak hangi seyahati başarı ile tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "İstanbul-Kahire seyahatini"}}, {"id": "7405", "context": "9 Mayıs 1914’te Kahire’ye uçarak, daha önce başarısızlıkla sonuçlanan İstanbul-Kahire seyahatini başarı ile gerçekleştiren Türk uçağı ni büyük sevgi gösterileri ile karşılayanlar arasında bulunan Tâhir Harîmî, uçağın adının Edremit olduğunu görünce heyecanından bayılmıştır.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu'nun bayılmasına neden olan uçağınadı nedir?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "Edremit"}}, {"id": "7406", "context": "Doç. Dr. İsmail Erdoğan gibi bazı felsefe araştırmacılarının önemli bir düşünür olarak gördüğü Tâhir Harîmî’ye “göre de, bir milletin felsefesini anlayabilmek için o milletin dinî ve kültürel değerlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Felsefe, eşyanın hakikatini araştıran bir ilim olduğuna göre, hakikatin bir başka ifadesi demek olan din ile bir bağlantısının bulunması gerekir”. Yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla nitelikli bir âlim olan Tâhir Harîmî'nin ilmî çevrelerden, üniversiteden gerekli ilgiyi görmediğini söylemek yanlış olmaz.\r\nSon Havadis gazetesinin sütun sahibi yazarlarından olan Tâhir Harîmî'nin Mihrâb Mecmuası'nda yazıları yayımlanmıştır.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu yazılarını nerede yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 614, "text": " Mihrâb Mecmuası"}}, {"id": "7407", "context": "Doç. Dr. İsmail Erdoğan gibi bazı felsefe araştırmacılarının önemli bir düşünür olarak gördüğü Tâhir Harîmî’ye “göre de, bir milletin felsefesini anlayabilmek için o milletin dinî ve kültürel değerlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Felsefe, eşyanın hakikatini araştıran bir ilim olduğuna göre, hakikatin bir başka ifadesi demek olan din ile bir bağlantısının bulunması gerekir”. Yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla nitelikli bir âlim olan Tâhir Harîmî'nin ilmî çevrelerden, üniversiteden gerekli ilgiyi görmediğini söylemek yanlış olmaz.\r\nSon Havadis gazetesinin sütun sahibi yazarlarından olan Tâhir Harîmî'nin Mihrâb Mecmuası'nda yazıları yayımlanmıştır.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu hangi gazetede sütun sahibi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "Son Havadis"}}, {"id": "7408", "context": "Doç. Dr. İsmail Erdoğan gibi bazı felsefe araştırmacılarının önemli bir düşünür olarak gördüğü Tâhir Harîmî’ye “göre de, bir milletin felsefesini anlayabilmek için o milletin dinî ve kültürel değerlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Felsefe, eşyanın hakikatini araştıran bir ilim olduğuna göre, hakikatin bir başka ifadesi demek olan din ile bir bağlantısının bulunması gerekir”. Yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla nitelikli bir âlim olan Tâhir Harîmî'nin ilmî çevrelerden, üniversiteden gerekli ilgiyi görmediğini söylemek yanlış olmaz.\r\nSon Havadis gazetesinin sütun sahibi yazarlarından olan Tâhir Harîmî'nin Mihrâb Mecmuası'nda yazıları yayımlanmıştır.", "question": "Tahir Harimî Balcıoğlu'na göre bir milletin felsefesinin anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken nedir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "o milletin dinî ve kültürel değerlerinin"}}, {"id": "7409", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (Farsça:غیاث‌الدین جمشید کاشانی, Arapça: غياث الدين جمشید بن مسعود بن محمد الكاشي‎, Ġiyāṯ ad-Dīn Ǧamšīd bin Masʿūd bin Muḥammad al-Kāšī) (d.1380, Kaşan, İran -ö. 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid ne zaman doğmuştur", "answers": {"answer_start": 198, "text": "14. yüzyılın son yarısında"}}, {"id": "7410", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (Farsça:غیاث‌الدین جمشید کاشانی, Arapça: غياث الدين جمشید بن مسعود بن محمد الكاشي‎, Ġiyāṯ ad-Dīn Ǧamšīd bin Masʿūd bin Muḥammad al-Kāšī) (d.1380, Kaşan, İran -ö. 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid hangi alanlarla ilgilenmiştir", "answers": {"answer_start": 246, "text": "hekim, matematikçi ve gökbilim"}}, {"id": "7411", "context": "Gıyaseddin Cemşid, (Farsça:غیاث‌الدین جمشید کاشانی, Arapça: غياث الدين جمشید بن مسعود بن محمد الكاشي‎, Ġiyāṯ ad-Dīn Ǧamšīd bin Masʿūd bin Muḥammad al-Kāšī) (d.1380, Kaşan, İran -ö. 1429, Semerkand) 14. yüzyılın son yarısında, Kaşan’da doğmuş bir hekim, matematikçi ve gökbilim adamıdır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid nerede doğmuştur", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Kaşan’da "}}, {"id": "7412", "context": "Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan el-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı\r\neserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Kaşan’da"}}, {"id": "7413", "context": "Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan el-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı\r\neserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'in Süllem el-Sema adlı eserinin içeriği nedir", "answers": {"answer_start": 487, "text": "gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır"}}, {"id": "7414", "context": "Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan el-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı\r\neserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'in İlhan’ın Zici’ni tamamlayan eserinin adı nedir", "answers": {"answer_start": 415, "text": "Hakan’ın Zici"}}, {"id": "7415", "context": "Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan el-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı\r\neserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid Uluğ Bey'in daveti üzerine nereye gitmiştir", "answers": {"answer_start": 109, "text": " Semerkand'a "}}, {"id": "7416", "context": "Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Öğrenimini Kaşan’da tamamlamış, Uluğ Bey'in daveti üzerine Semerkand'a gitmiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Matematik ve astronomi üzerine çalışmaları olan el-Kaşi, aritmetikte ondalık sistemi ilk kullanan kişidir. Meraga Gözlemevi’nde yapılmış olan gözlemleri içeren İlhan’ın Zici adlı zicteki tabloları yeniden hesap ederek İlhan’ın Zici’ni tamamlayan Hakan’ın Zici adlı eserini yazmıştır; Süllem el-Sema adlı\r\neserinde ise gök cisimlerinin uzaklıkları sorununu tartışmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid Semerkand'a kimin daveti ile gitmiştir", "answers": {"answer_start": 83, "text": "Uluğ Bey'in"}}, {"id": "7417", "context": "Gıyaseddin Cemşid el-Kaşi’nin en önemli eseri, Ortaçağ İslâm Dünyası’ndaki matematik bilgisini bütün\r\nyönleriyle serimlediği Matematiğin Anahtarı adlı kitabıdır; bu eserinin bir bölümünde ondalık\r\nkesirleri kuramsal yönden incelemis ve bu kesirlerle toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi\r\naritmetiksel işlemlerin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiştir; burada vermiş olduğu\r\nbilgiler daha sonra 16. yüzyılın Osmanlı ünlü matematikçilerinden ve astronomlarından Takiyüddin (Arapça: تقي الدين محمد بن معروف الشامي السعدي, Taqī al-Dīn Abū Bakr Muhammad ibn Qādhī Ma'rūf ibn Ahmad al-Shāmī al-'Asadī al-Rāsid) tarafından kullanılacak, trigonometri ve astronomiye uygulanarak geliştirilecektir.", "question": "Gıyaseddin Cemşid'in en önemli eseri nedir", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Matematiğin Anahtarı"}}, {"id": "7418", "context": "Gıyaseddin Cemşid Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca El-Kaşi'de kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 (ya da 17) basamak ile kırılmıştır.", "question": "Pi sayısının hesaplanması rekoru kaç yıl Gıyaseddin Cemşid'te kalmıştır", "answers": {"answer_start": 311, "text": "180 yıl "}}, {"id": "7419", "context": "Gıyaseddin Cemşid Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca El-Kaşi'de kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 (ya da 17) basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyasettin Cemşid iç içe poligonlar yöntemi ile pi sayısının virgülden sonra kaçıncı basamağına kadar gitmiştir", "answers": {"answer_start": 124, "text": "14. basamağa kadar"}}, {"id": "7420", "context": "Gıyaseddin Cemşid Arşimed'in pi sayısının hesaplanması için önerdiği iç içe poligonlar yöntemini kullanarak virgülden sonra 14. basamağa kadar gitmiş ve pi sayısını kendi zamanının en iyi hesaplamış kişisi olmuştur. O güne kadar en iyi sonuç olarak Zu Chongzhi tarafından 6. basamağa kadar gidilmişti. Bu rekor 180 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca El-Kaşi'de kalmıştır. 180 yıl sonra Adriaan van Roomen tarafından yine aynı yöntemle virgülden sonra 15 (ya da 17) basamak ile kırılmıştır.", "question": "Gıyaseddin Cemşid pi sayısını hesaplamak için hangi yöntemi kullanmıştır", "answers": {"answer_start": 69, "text": "iç içe poligonlar yöntemi"}}, {"id": "7421", "context": "Öğrenimine Basra'da başladı. Zamanının yüksek din ve fen ilimlerini de burada öğrendi. Tahsilinin bir kısmını tamamladıktan sonra, Bağdat'a giderek özellikle; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalurji gibi pozitif bilimleri öğrenip, şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Birçok önemli neticeler ve başarılar elde etti.", "question": "İbn-i Heysem öğrenimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Basra'da"}}, {"id": "7422", "context": "Öğrenimine Basra'da başladı. Zamanının yüksek din ve fen ilimlerini de burada öğrendi. Tahsilinin bir kısmını tamamladıktan sonra, Bağdat'a giderek özellikle; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalurji gibi pozitif bilimleri öğrenip, şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Birçok önemli neticeler ve başarılar elde etti.", "question": "İbn-i Heysem'in şöhrete kavuşmasını sağlayan pozitif bilimler hangileridir?", "answers": {"answer_start": 158, "text": " matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalurji"}}, {"id": "7423", "context": "İbn-i Heysem (Arapça: ابن الهيثم, tam adı: ابو علی، حسن بن حسن بن هيثم‎ Abū 'Alī al-Hasan ibn al-Hasan ibn al-Haytham, Latince: Alhacen ya da Alhazen), Arap fizikçi, matematikçi ve filozoftur.", "question": "Tam adı Abū 'Alī al-Hasan ibn al-Hasan ibn al-Haytham olan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn-i Heysem"}}, {"id": "7424", "context": "İbn-i Heysem 965'te Basra'da doğdu, 1038-1040 yılları arasında Kahire'de öldü. Fizik, matematik ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmıştır.", "question": "İbn-i Heysem nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Kahire'de"}}, {"id": "7425", "context": "İbn-i Heysem 965'te Basra'da doğdu, 1038-1040 yılları arasında Kahire'de öldü. Fizik, matematik ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmıştır.", "question": "İbn-i Heysem'in doğum yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "965"}}, {"id": "7426", "context": "İbn-i Heysem'in başarıları diğer memleketlerde duyulunca, Mısır'da hüküm süren Fatimi Devleti hükümdarlarından El-Hakim kendisini Mısır'a davet etti. İbn-i Heysem, Mısır'a gitmeden önce, Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bazı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil Nehri'nden nasıl istifade edilebileceğini araştırmıştı. Projesini Fatimi sultanı El-Hakim'e açıklayınca, sultan projenin gerçekleştirilmesi için ona her türlü yardımı yapacağını bildirdi. İbn-i Heysem, Nil Nehri boyunca ilmi ve teknik incelemelerde bulundu. Yaptığı projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasının o günkü şartlarda mümkün olmadığını görünce, hükümdardan af diledi. İbn-i Heysem, El-Hakim'in kendisi hakkında kanaatlerinin değişmesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekilip hükümdardan uzak durmaya karar verdi. Gizlice ilmi çalışmalarını sürdürerek birçok eser yazdı. İlim tarihçilerine göre, İbn-i Heysem'in hayatının bu dönemi en verimli ve başarılı devri olmuştur. İbn-i Heysem, Birûni ve İbn-i Sina ile çağdaştı.", "question": "İbn-i Heysem hangi bilim adamları ile birlikte çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 969, "text": "Birûni ve İbn-i Sina ile"}}, {"id": "7427", "context": "İbn-i Heysem'in başarıları diğer memleketlerde duyulunca, Mısır'da hüküm süren Fatimi Devleti hükümdarlarından El-Hakim kendisini Mısır'a davet etti. İbn-i Heysem, Mısır'a gitmeden önce, Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bazı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil Nehri'nden nasıl istifade edilebileceğini araştırmıştı. Projesini Fatimi sultanı El-Hakim'e açıklayınca, sultan projenin gerçekleştirilmesi için ona her türlü yardımı yapacağını bildirdi. İbn-i Heysem, Nil Nehri boyunca ilmi ve teknik incelemelerde bulundu. Yaptığı projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasının o günkü şartlarda mümkün olmadığını görünce, hükümdardan af diledi. İbn-i Heysem, El-Hakim'in kendisi hakkında kanaatlerinin değişmesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekilip hükümdardan uzak durmaya karar verdi. Gizlice ilmi çalışmalarını sürdürerek birçok eser yazdı. İlim tarihçilerine göre, İbn-i Heysem'in hayatının bu dönemi en verimli ve başarılı devri olmuştur. İbn-i Heysem, Birûni ve İbn-i Sina ile çağdaştı.", "question": "İbn-i Heysem'in Mısır'a gitmeden önce uğraştığı ve bazı teknik çalışmalarda bulunduğu proje nedir?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi"}}, {"id": "7428", "context": "İbn-i Heysem'in başarıları diğer memleketlerde duyulunca, Mısır'da hüküm süren Fatimi Devleti hükümdarlarından El-Hakim kendisini Mısır'a davet etti. İbn-i Heysem, Mısır'a gitmeden önce, Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bazı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil Nehri'nden nasıl istifade edilebileceğini araştırmıştı. Projesini Fatimi sultanı El-Hakim'e açıklayınca, sultan projenin gerçekleştirilmesi için ona her türlü yardımı yapacağını bildirdi. İbn-i Heysem, Nil Nehri boyunca ilmi ve teknik incelemelerde bulundu. Yaptığı projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasının o günkü şartlarda mümkün olmadığını görünce, hükümdardan af diledi. İbn-i Heysem, El-Hakim'in kendisi hakkında kanaatlerinin değişmesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekilip hükümdardan uzak durmaya karar verdi. Gizlice ilmi çalışmalarını sürdürerek birçok eser yazdı. İlim tarihçilerine göre, İbn-i Heysem'in hayatının bu dönemi en verimli ve başarılı devri olmuştur. İbn-i Heysem, Birûni ve İbn-i Sina ile çağdaştı.", "question": "İbn-i Heysem'in başarılarını duyup onu Mısır'a davet eden Fatimi Devleti hükümdarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 110, "text": " El-Hakim"}}, {"id": "7429", "context": "İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otoriteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekaya sahipti. Aristo ve Batlamyus'un eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapça'ya tercüme etti. Ayrıca tıp biliminde de derinleşti. Geometriyi mantığa uyguladı. Öklit ve Apollonius'un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tedkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu. Mesela; Aristo ve Batlemyüs'e ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem'den yüzlerce sene sonra , İbnu’ş-Şâtır ve Nureddin Batrucî sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.", "question": "İbn-i Heysem'den çok sene sonra Güneş sistemi nazariyesini kabul eden ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söyleyen bilim insanları kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 1004, "text": "İbnu’ş-Şâtır ve Nureddin Batrucî sonra Newton ve Kepler"}}, {"id": "7430", "context": "İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otoriteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekaya sahipti. Aristo ve Batlamyus'un eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapça'ya tercüme etti. Ayrıca tıp biliminde de derinleşti. Geometriyi mantığa uyguladı. Öklit ve Apollonius'un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tedkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu. Mesela; Aristo ve Batlemyüs'e ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem'den yüzlerce sene sonra , İbnu’ş-Şâtır ve Nureddin Batrucî sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.", "question": "İbn-i Heysem hangi bilim insanlarının geometrik ve sayısal metotlarını geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "Öklit ve Apollonius'un"}}, {"id": "7431", "context": "İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otoriteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekaya sahipti. Aristo ve Batlamyus'un eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapça'ya tercüme etti. Ayrıca tıp biliminde de derinleşti. Geometriyi mantığa uyguladı. Öklit ve Apollonius'un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tedkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu. Mesela; Aristo ve Batlemyüs'e ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem'den yüzlerce sene sonra , İbnu’ş-Şâtır ve Nureddin Batrucî sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.", "question": "İbn-i Heysem Aristo ve Batlamyus'un incelediği eserlerini hangi dile çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 204, "text": "Arapça'ya"}}, {"id": "7432", "context": "İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otoriteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekaya sahipti. Aristo ve Batlamyus'un eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapça'ya tercüme etti. Ayrıca tıp biliminde de derinleşti. Geometriyi mantığa uyguladı. Öklit ve Apollonius'un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tedkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu. Mesela; Aristo ve Batlemyüs'e ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem'den yüzlerce sene sonra , İbnu’ş-Şâtır ve Nureddin Batrucî sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.", "question": "İbn-i Heysem'in eserlerini inceleyip hatalarını gösterdiği bilim adamları hangileridir?", "answers": {"answer_start": 117, "text": "Aristo ve Batlamyus"}}, {"id": "7433", "context": "Fiziksel optik, meteorolojik optik, katoptrik, diyoptrik, yakıcı aynalar, gözün fizyolojisi ve algısal psikoloji alanlarında araştırmalar yapmış olan İbn-i Heysem'i, Latin skolastikleri \"Alhazen\" diye adlandırırlar. Kendisine ayrıca \"Ptolemaeus Secundus\" (İkinci Batlamyus; Arapçada \"Batlamyus-i Sani\") lakabı da verilmiştir. İbn-i Heysem'in fizikte olduğu kadar tıptaki ustalığını da gösterdiği kitabı Kitab el-Menazır (Optik Kitabı / Görüntüler Kitabı / Optik Hazinesi) adlı yapıtı, gözün anatomisi ve fizyolojisi ile başlar. Burada beyinden çıkan optik sinirden başlayarak gözün kendisine kadar konjonktif, iris, kornea ve mercek gibi kısımlardan her birinin görme olayındaki rolü ustaca resimlenmiştir. Gözün çeşitli kısımları arasındaki ilişki ve görme olayı sırasındaki bütün bir organ ve dioptrik (merceklerin ışığı kırmaları ile ilgili) bir sistem olarak gözün nasıl iş gördüğü gösterilmiştir. İbn-i Heysem burada gözün kısımlarını şöyle adlandırmıştır: \"El-sebakiye\" (retina), \"el-kurniye\" (kornea), \"el-sa'il el-ma'i\" (göz sıvısı), \"el-sa'il el-zucaci\" (ing. \"vitreous humor\"; gözün retinayla çevrili boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı) vb.\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in kitabında da geçirdiği \"el-kurniye\"nin bildiğimiz ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 616, "text": "kornea"}}, {"id": "7434", "context": "Fiziksel optik, meteorolojik optik, katoptrik, diyoptrik, yakıcı aynalar, gözün fizyolojisi ve algısal psikoloji alanlarında araştırmalar yapmış olan İbn-i Heysem'i, Latin skolastikleri \"Alhazen\" diye adlandırırlar. Kendisine ayrıca \"Ptolemaeus Secundus\" (İkinci Batlamyus; Arapçada \"Batlamyus-i Sani\") lakabı da verilmiştir. İbn-i Heysem'in fizikte olduğu kadar tıptaki ustalığını da gösterdiği kitabı Kitab el-Menazır (Optik Kitabı / Görüntüler Kitabı / Optik Hazinesi) adlı yapıtı, gözün anatomisi ve fizyolojisi ile başlar. Burada beyinden çıkan optik sinirden başlayarak gözün kendisine kadar konjonktif, iris, kornea ve mercek gibi kısımlardan her birinin görme olayındaki rolü ustaca resimlenmiştir. Gözün çeşitli kısımları arasındaki ilişki ve görme olayı sırasındaki bütün bir organ ve dioptrik (merceklerin ışığı kırmaları ile ilgili) bir sistem olarak gözün nasıl iş gördüğü gösterilmiştir. İbn-i Heysem burada gözün kısımlarını şöyle adlandırmıştır: \"El-sebakiye\" (retina), \"el-kurniye\" (kornea), \"el-sa'il el-ma'i\" (göz sıvısı), \"el-sa'il el-zucaci\" (ing. \"vitreous humor\"; gözün retinayla çevrili boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı) vb.\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in tıptaki ustalığını gösterdiği kitabın adı neydi?", "answers": {"answer_start": 402, "text": " Kitab el-Menazır"}}, {"id": "7435", "context": "Fiziksel optik, meteorolojik optik, katoptrik, diyoptrik, yakıcı aynalar, gözün fizyolojisi ve algısal psikoloji alanlarında araştırmalar yapmış olan İbn-i Heysem'i, Latin skolastikleri \"Alhazen\" diye adlandırırlar. Kendisine ayrıca \"Ptolemaeus Secundus\" (İkinci Batlamyus; Arapçada \"Batlamyus-i Sani\") lakabı da verilmiştir. İbn-i Heysem'in fizikte olduğu kadar tıptaki ustalığını da gösterdiği kitabı Kitab el-Menazır (Optik Kitabı / Görüntüler Kitabı / Optik Hazinesi) adlı yapıtı, gözün anatomisi ve fizyolojisi ile başlar. Burada beyinden çıkan optik sinirden başlayarak gözün kendisine kadar konjonktif, iris, kornea ve mercek gibi kısımlardan her birinin görme olayındaki rolü ustaca resimlenmiştir. Gözün çeşitli kısımları arasındaki ilişki ve görme olayı sırasındaki bütün bir organ ve dioptrik (merceklerin ışığı kırmaları ile ilgili) bir sistem olarak gözün nasıl iş gördüğü gösterilmiştir. İbn-i Heysem burada gözün kısımlarını şöyle adlandırmıştır: \"El-sebakiye\" (retina), \"el-kurniye\" (kornea), \"el-sa'il el-ma'i\" (göz sıvısı), \"el-sa'il el-zucaci\" (ing. \"vitreous humor\"; gözün retinayla çevrili boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı) vb.\r\n", "question": "Latin skolastikleri İbn-i Heysem'i nasıl adlandırlardı? ", "answers": {"answer_start": 186, "text": "\"Alhazen\""}}, {"id": "7436", "context": "İbn-i Heysem'in ünlü yapıtı, 12. yüzyılda Cremona'lı Gerard (Gherardo) (1114-1187) tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni (İbn-i Heysem'in Optik Hazinesi) başlığı altında Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyasını 600 yıl boyu etkilemiştir. Kitap, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin atası olan \"karanlık oda\"dan (sözcüğü sözcüğüne Ar. \"beyt el-muzlim\", Lat. \"camera obscura\": \"karanlık oda\") söz etmekte ve böyle bir delikli kamera ile ters görüntü elde edileceğini belirtmektedir. İbn-i Heysem burada \"karanlık oda\"nın, güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde kullanılmasını önermektedir. İskenderiyeli astronom, matematikçi ve coğrafyacı Claudius Ptolemaios (Batlamyus) (108-168), Almagest (Büyük Derleme) (~150'ler) ve Optik adlı yapıtlarında görme ve yansıma kuramını işlemişti. Batlamyus'un Optik adlı eserinin, ancak Sicilyalı Emir Eugene tarafından yapılmış Latince çevirisi günümüze kalmıştır. Görme konusunda İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan kuram, Öklid ve Batlamyus'un ortaya attıkları ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramdı. İbn-i Heysem bu kuramı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya attı.", "question": "İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolldığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramı ortaya atan bilim insanları kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 1017, "text": " Öklid ve Batlamyus"}}, {"id": "7437", "context": "İbn-i Heysem'in ünlü yapıtı, 12. yüzyılda Cremona'lı Gerard (Gherardo) (1114-1187) tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni (İbn-i Heysem'in Optik Hazinesi) başlığı altında Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyasını 600 yıl boyu etkilemiştir. Kitap, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin atası olan \"karanlık oda\"dan (sözcüğü sözcüğüne Ar. \"beyt el-muzlim\", Lat. \"camera obscura\": \"karanlık oda\") söz etmekte ve böyle bir delikli kamera ile ters görüntü elde edileceğini belirtmektedir. İbn-i Heysem burada \"karanlık oda\"nın, güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde kullanılmasını önermektedir. İskenderiyeli astronom, matematikçi ve coğrafyacı Claudius Ptolemaios (Batlamyus) (108-168), Almagest (Büyük Derleme) (~150'ler) ve Optik adlı yapıtlarında görme ve yansıma kuramını işlemişti. Batlamyus'un Optik adlı eserinin, ancak Sicilyalı Emir Eugene tarafından yapılmış Latince çevirisi günümüze kalmıştır. Görme konusunda İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan kuram, Öklid ve Batlamyus'un ortaya attıkları ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramdı. İbn-i Heysem bu kuramı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya attı.", "question": "İbn-i Heysem'in kitabında \"karanlık oda\"nın kullanılmasını önerdiği alan hangisidir? ", "answers": {"answer_start": 582, "text": "güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde"}}, {"id": "7438", "context": "İbn-i Heysem'in ünlü yapıtı, 12. yüzyılda Cremona'lı Gerard (Gherardo) (1114-1187) tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni (İbn-i Heysem'in Optik Hazinesi) başlığı altında Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyasını 600 yıl boyu etkilemiştir. Kitap, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin atası olan \"karanlık oda\"dan (sözcüğü sözcüğüne Ar. \"beyt el-muzlim\", Lat. \"camera obscura\": \"karanlık oda\") söz etmekte ve böyle bir delikli kamera ile ters görüntü elde edileceğini belirtmektedir. İbn-i Heysem burada \"karanlık oda\"nın, güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde kullanılmasını önermektedir. İskenderiyeli astronom, matematikçi ve coğrafyacı Claudius Ptolemaios (Batlamyus) (108-168), Almagest (Büyük Derleme) (~150'ler) ve Optik adlı yapıtlarında görme ve yansıma kuramını işlemişti. Batlamyus'un Optik adlı eserinin, ancak Sicilyalı Emir Eugene tarafından yapılmış Latince çevirisi günümüze kalmıştır. Görme konusunda İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan kuram, Öklid ve Batlamyus'un ortaya attıkları ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramdı. İbn-i Heysem bu kuramı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya attı.", "question": "İbn-i Heysem'in kitabında söz ettiği \"karanlık oda\"nın latince ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 420, "text": "camera obscura"}}, {"id": "7439", "context": "İbn-i Heysem'in ünlü yapıtı, 12. yüzyılda Cremona'lı Gerard (Gherardo) (1114-1187) tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni (İbn-i Heysem'in Optik Hazinesi) başlığı altında Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyasını 600 yıl boyu etkilemiştir. Kitap, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin atası olan \"karanlık oda\"dan (sözcüğü sözcüğüne Ar. \"beyt el-muzlim\", Lat. \"camera obscura\": \"karanlık oda\") söz etmekte ve böyle bir delikli kamera ile ters görüntü elde edileceğini belirtmektedir. İbn-i Heysem burada \"karanlık oda\"nın, güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde kullanılmasını önermektedir. İskenderiyeli astronom, matematikçi ve coğrafyacı Claudius Ptolemaios (Batlamyus) (108-168), Almagest (Büyük Derleme) (~150'ler) ve Optik adlı yapıtlarında görme ve yansıma kuramını işlemişti. Batlamyus'un Optik adlı eserinin, ancak Sicilyalı Emir Eugene tarafından yapılmış Latince çevirisi günümüze kalmıştır. Görme konusunda İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan kuram, Öklid ve Batlamyus'un ortaya attıkları ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramdı. İbn-i Heysem bu kuramı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya attı.", "question": "İbn-i Heysem'in ünlü yapıtını 12.yüzyılda Opticae Thesaurus Alhazeni adı altında Latinceye çeviren kişinin adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 41, "text": " Cremona'lı Gerard (Gherardo)"}}, {"id": "7440", "context": "Işık kaynağı olan nesnelerde ışık, güneş gibi her noktadan karşısındaki nesnenin bütün yönlerine doğrusal olarak yayılır. İbn-i Heysem, düşüncesini şu şekilde uygulamıştır: Güneş ya da ateş ışığını bir delikten karanlık bir odaya göndererek ışığın yayılan yönü boyunca ip germiş ve ışığın yayıldığını göstermiştir. Bu tecrübeyi ilginç kılan, 17.yüzyılda Kepler tarafından tekrarlanmış olmasıdır.\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in ışık hakkındaki uygulamalı düşüncesini 17. yüzyyılda tekrarlayan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 353, "text": " Kepler"}}, {"id": "7441", "context": "== Göz ışın kuramı ve İbn-i Heysem ==\r\n\r\nNesnelerden gelen ışık ve renk etkisiyle görme oluşur. İbn-i Heysem, ışığın öncelikle gözden çıktığını savunan Gözışın Kuramı'na karşı çıkmış, nesneden ışığın geldiğini vurgulamıştır. Akıl yürüterek şu yargıya varmıştır: \"Gözışın Kuramı'na göre gözden ışık çıkmakta, nesneye ulaşabilmesi için saydam ortamdan geçerek görme eylemi gerçekleşmektedir. Oysa bütün ihtimaller dikkate alındığında, gözden ışığın çıkmasıyla değil, göz ışınlarının bakılan nesneye gidip ondan geri gelmesiyle görme gerçekleşir.\" Bunu da şöyle açıklamıştır; parlak bir nesneye ya da ışığa uzun süre bakarsa göz, acı duymaktadır. Eğer uzun süre dışarıdan bir etki alarak acıması doğalsa, göz dış bir etkinin görme sürecindeki alıcısı durumundadır. Sonuçta göz ışık kaynağı olamaz, zira ışık gözden çıksa acı vermezdi.", "question": "İbn-i Heysem gözün ışıkla ilgili nasıl bir aktivasyon sonucunda acı duyacağını söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "parlak bir nesneye ya da ışığa uzun süre bakarsa"}}, {"id": "7442", "context": "== Göz ışın kuramı ve İbn-i Heysem ==\r\n\r\nNesnelerden gelen ışık ve renk etkisiyle görme oluşur. İbn-i Heysem, ışığın öncelikle gözden çıktığını savunan Gözışın Kuramı'na karşı çıkmış, nesneden ışığın geldiğini vurgulamıştır. Akıl yürüterek şu yargıya varmıştır: \"Gözışın Kuramı'na göre gözden ışık çıkmakta, nesneye ulaşabilmesi için saydam ortamdan geçerek görme eylemi gerçekleşmektedir. Oysa bütün ihtimaller dikkate alındığında, gözden ışığın çıkmasıyla değil, göz ışınlarının bakılan nesneye gidip ondan geri gelmesiyle görme gerçekleşir.\" Bunu da şöyle açıklamıştır; parlak bir nesneye ya da ışığa uzun süre bakarsa göz, acı duymaktadır. Eğer uzun süre dışarıdan bir etki alarak acıması doğalsa, göz dış bir etkinin görme sürecindeki alıcısı durumundadır. Sonuçta göz ışık kaynağı olamaz, zira ışık gözden çıksa acı vermezdi.", "question": "İbn-i Heysem'in karşı çıktığı, ışığın öncelikle gözden çıktığını savunan kuramın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 152, "text": "Gözışın Kuramı"}}, {"id": "7443", "context": "== İbn-i Heysem'in Işık Kuramı ==\r\nİbn Heysem, aydınlatılmış bir alandaki her nokta ya da nesnenin her doğrultuda ışık ışınları yaydığını, ama bu ışınlardan yalnızca birinin göze dik olarak çarptığını ve ancak bunu görebildiğimizi söyler. Diğer ışınlar farklı açılarda yayılırlar ve görünmezler. Gölge, tutulma olayları ve gökkuşağı gibi çeşitli fiziksel görüngülere ilişkin kuramları geliştirmeye çalıştığı eserlerinde, ışığın büyük ama sonlu bir hıza sahip olduğunu ve ışığın kırılması olayının ışığın farklı maddeler (ortamlar) içindeki hızlarının farklı olmasından kaynaklandığını duyumsatan ifadelere yer vermiştir. Ayrıca küresel ve parabolik aynaları incelemiş, bir mercek yardımıyla kırılma olayının odaklama sonucu nasıl görüntü oluşturduğunu, görüntüyü nasıl büyütebildiğini anlamış ve küresel bir aynada niçin sapma meydana geldiğini matematiksel olarak kavramıştır. Işık hızının ilk nicel kestirimi 1676'da astronom Ole Christensen Romer (1644-1710) tarafından, Jüpiter'in uydusu Io'nun dönme süresinin bir teleskop yardımıyla ölçümü ile yapılarak 228 bin km/s olarak verilmiş; astronom James Bradley (1692-1762) ise ışık hızını 1728 yılında yıldız ışığının sapması üzerinden 283 bin km/s olarak belirlemiştir. 1848 yılında ışıkta \"Doppler etkisi\"ni keşfeden Armand Hippolyte Louis Fizeau (1819-1896), 1849'da dişli çark yöntemiyle ışık hızını 298 bin km/s olarak ölçmüştür. 1851 tarihli sarkaç deneyi ile ünlenen Jean-Bernard Leon Founcault (1819-1868) ise 1850 yılında döner ayna yöntemiyle labaratuarda ilk olarak ışık hızını 298 bin km/s olarak belirlemiştir.", "question": "İbn-i Heysem çalıştığı eserlerde hangi fiziksel görüngülere ilişkin kuramları geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 295, "text": " Gölge, tutulma olayları ve gökkuşağı"}}, {"id": "7444", "context": "== İbn-i Heysem'in Işık Kuramı ==\r\nİbn Heysem, aydınlatılmış bir alandaki her nokta ya da nesnenin her doğrultuda ışık ışınları yaydığını, ama bu ışınlardan yalnızca birinin göze dik olarak çarptığını ve ancak bunu görebildiğimizi söyler. Diğer ışınlar farklı açılarda yayılırlar ve görünmezler. Gölge, tutulma olayları ve gökkuşağı gibi çeşitli fiziksel görüngülere ilişkin kuramları geliştirmeye çalıştığı eserlerinde, ışığın büyük ama sonlu bir hıza sahip olduğunu ve ışığın kırılması olayının ışığın farklı maddeler (ortamlar) içindeki hızlarının farklı olmasından kaynaklandığını duyumsatan ifadelere yer vermiştir. Ayrıca küresel ve parabolik aynaları incelemiş, bir mercek yardımıyla kırılma olayının odaklama sonucu nasıl görüntü oluşturduğunu, görüntüyü nasıl büyütebildiğini anlamış ve küresel bir aynada niçin sapma meydana geldiğini matematiksel olarak kavramıştır. Işık hızının ilk nicel kestirimi 1676'da astronom Ole Christensen Romer (1644-1710) tarafından, Jüpiter'in uydusu Io'nun dönme süresinin bir teleskop yardımıyla ölçümü ile yapılarak 228 bin km/s olarak verilmiş; astronom James Bradley (1692-1762) ise ışık hızını 1728 yılında yıldız ışığının sapması üzerinden 283 bin km/s olarak belirlemiştir. 1848 yılında ışıkta \"Doppler etkisi\"ni keşfeden Armand Hippolyte Louis Fizeau (1819-1896), 1849'da dişli çark yöntemiyle ışık hızını 298 bin km/s olarak ölçmüştür. 1851 tarihli sarkaç deneyi ile ünlenen Jean-Bernard Leon Founcault (1819-1868) ise 1850 yılında döner ayna yöntemiyle labaratuarda ilk olarak ışık hızını 298 bin km/s olarak belirlemiştir.", "question": "Armand Hippolyte Louis Fizeau ışıkta \"Doppler etkisi\"ni kaç yılında keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 1223, "text": "1848"}}, {"id": "7445", "context": "== İbn-i Heysem'in Işık Kuramı ==\r\nİbn Heysem, aydınlatılmış bir alandaki her nokta ya da nesnenin her doğrultuda ışık ışınları yaydığını, ama bu ışınlardan yalnızca birinin göze dik olarak çarptığını ve ancak bunu görebildiğimizi söyler. Diğer ışınlar farklı açılarda yayılırlar ve görünmezler. Gölge, tutulma olayları ve gökkuşağı gibi çeşitli fiziksel görüngülere ilişkin kuramları geliştirmeye çalıştığı eserlerinde, ışığın büyük ama sonlu bir hıza sahip olduğunu ve ışığın kırılması olayının ışığın farklı maddeler (ortamlar) içindeki hızlarının farklı olmasından kaynaklandığını duyumsatan ifadelere yer vermiştir. Ayrıca küresel ve parabolik aynaları incelemiş, bir mercek yardımıyla kırılma olayının odaklama sonucu nasıl görüntü oluşturduğunu, görüntüyü nasıl büyütebildiğini anlamış ve küresel bir aynada niçin sapma meydana geldiğini matematiksel olarak kavramıştır. Işık hızının ilk nicel kestirimi 1676'da astronom Ole Christensen Romer (1644-1710) tarafından, Jüpiter'in uydusu Io'nun dönme süresinin bir teleskop yardımıyla ölçümü ile yapılarak 228 bin km/s olarak verilmiş; astronom James Bradley (1692-1762) ise ışık hızını 1728 yılında yıldız ışığının sapması üzerinden 283 bin km/s olarak belirlemiştir. 1848 yılında ışıkta \"Doppler etkisi\"ni keşfeden Armand Hippolyte Louis Fizeau (1819-1896), 1849'da dişli çark yöntemiyle ışık hızını 298 bin km/s olarak ölçmüştür. 1851 tarihli sarkaç deneyi ile ünlenen Jean-Bernard Leon Founcault (1819-1868) ise 1850 yılında döner ayna yöntemiyle labaratuarda ilk olarak ışık hızını 298 bin km/s olarak belirlemiştir.", "question": "Astronom James Bradley'in ışık hızını 1728 yılında yıldız ışığının sapması üzerinden belirlediği hız kaç km/s'dir?", "answers": {"answer_start": 1188, "text": "283 bin km/s"}}, {"id": "7446", "context": "İbn el-Heysem, gözden çıkan ışınlar konusunda şunları söyler:\r\nKaranlıkta göremiyoruz. Işınlar gözden cisme doğru gitseydi karanlıkta da görmemiz gerekirdi.\r\nKuvvetli bir ışığa baktığımızda gözlerimiz kamaşır. Eğer ışınlar gözden çıksaydı kamaşmaması gerekirdi.\r\nKaranlık bir odanın tavan ya da duvarında bir delik açarsak yalnızca o noktadan gelen ışığı görürüz. Oysa ışınlar gözümüzden çıksaydı her tarafı görmemiz gerekirdi.\r\nYıldızlara baktığımızda onları anında görürüz. Eğer ışınlar gözden çıkmış olsaydı yıldızları görmemiz için belirli bir süre geçmesi gerekirdi.", "question": "\"Işınlar gözden cisme doğru gitseydi karanlıkta da görmemiz gerekirdi.\" ifadesini hangi ünlü bilim insanı söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn el-Heysem"}}, {"id": "7447", "context": "İbn el-Heysem’in ünlü yapıtına yorumlar Doğu’lu yazarlarca çokça yapılmış ama onun ardıllarının çoğu onun görme kuramını benimsememişlerdir. Ancak el-Biruni ve İbn Sina birbirlerinden bağımsız olarak İbn el-Heysem’in “görmeyi sağlayan şey, gözden çıkarak nesneye giden ışınlar değildir; tersine, algılanan nesnenin görünümü gözün içine doğru gider ve gözün saydam cismi (yani mercekler) tarafından biçimi değiştirilerek şekillenir” biçimindeki düşüncesine katılmışlardır.", "question": "İbn-i Heysem'in “görmeyi sağlayan şey, gözden çıkarak nesneye giden ışınlar değildir; tersine, algılanan nesnenin görünümü gözün içine doğru gider\" düşüncesine katılan bilim insanları kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "el-Biruni ve İbn Sina"}}, {"id": "7448", "context": "İbn el-Heysem tüm zamanların en büyük fizikçilerinden biri olarak kabul edilir. Optik konusunda en yüksek düzeyde deneysel çalışmalar yapmıştır. O, “bir ortamdan geçen bir ışık ışınının en kolay ve çabuk olan yoldan gideceğini” bildirmiştir. Böylece, Pierre de Fermat’ın (1601-1665) “en küçük süre ilkesi”ne birkaç yüzyıl önceden katkıda bulunmuştur. Ayrıca, daha sonraları Isaac Newton’ın (1642-1726) “Birinci Hareket Yasası” olacak olan Eylemsizlik Yasası’ndan söz etmiştir: “Her cisim, hareketini değiştirecek kuvvetler uygulanmadığı sürece bulunduğu konumu korur ya da doğrusal bir yörüngede düzgün hareketini sürdürür”\r\n", "question": "Pierre de Fermat’ın “en küçük süre ilkesi”ne birkaç yüzyıl önceden katkıda bulunan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn el-Heysem"}}, {"id": "7449", "context": "İbn el-Heysem tüm zamanların en büyük fizikçilerinden biri olarak kabul edilir. Optik konusunda en yüksek düzeyde deneysel çalışmalar yapmıştır. O, “bir ortamdan geçen bir ışık ışınının en kolay ve çabuk olan yoldan gideceğini” bildirmiştir. Böylece, Pierre de Fermat’ın (1601-1665) “en küçük süre ilkesi”ne birkaç yüzyıl önceden katkıda bulunmuştur. Ayrıca, daha sonraları Isaac Newton’ın (1642-1726) “Birinci Hareket Yasası” olacak olan Eylemsizlik Yasası’ndan söz etmiştir: “Her cisim, hareketini değiştirecek kuvvetler uygulanmadığı sürece bulunduğu konumu korur ya da doğrusal bir yörüngede düzgün hareketini sürdürür”\r\n", "question": "İbn-i Heysem hangi konuda büyük ölçekli deneysel çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 79, "text": " Optik konusunda"}}, {"id": "7450", "context": "Roger Bacon’ın (1214-1294) 1267 yılında tamamladığı Opus Majus (=Büyük Yapıt) adlı yapıtının V.bölümü, pratik olarak İbn el-Heysem’in ünlü yapıtının bir alıntısı niteliğindedir. İbn el-Heysem ışığın kırılma sürecini mekanik terimler cinsinden tanımlamıştır. Ona göre, “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar. Bu yaklaşım daha sonraları Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenmiştir.", "question": "İbn-i Heysem'in “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar.\" yaklaşımı daha sonra kim tarafından yeniden keşfedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Newton"}}, {"id": "7451", "context": "Roger Bacon’ın (1214-1294) 1267 yılında tamamladığı Opus Majus (=Büyük Yapıt) adlı yapıtının V.bölümü, pratik olarak İbn el-Heysem’in ünlü yapıtının bir alıntısı niteliğindedir. İbn el-Heysem ışığın kırılma sürecini mekanik terimler cinsinden tanımlamıştır. Ona göre, “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar. Bu yaklaşım daha sonraları Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenmiştir.", "question": "Pratik olarak İbn-i Heysem'in ünlü yapıtının bir alıntısı niteliğinde olan ve Roger Bacon'ın 1267'de tamamladığı kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Opus Majus"}}, {"id": "7452", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "Roger Bacon ve Erazm Ciolek Vitellio gibi yazar ve araştırmacılar kendi optik çalışmalarını hangi ünlü bilim adamının Latince ismi \"Opticae Thesaurus\" olan eserine dayandırmıştır ?", "answers": {"answer_start": 2370, "text": " İbn el-Heysem’in"}}, {"id": "7453", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "İbn-i Heysem atmosfer tabakasının kalınlığını kaç km bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "15km"}}, {"id": "7454", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "İbn-i Heysem'in “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının Latince çevirisinin adı nedir? ", "answers": {"answer_start": 608, "text": "Liber crepusculis"}}, {"id": "7455", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan neye benzetmiştir?", "answers": {"answer_start": 487, "text": " ateş"}}, {"id": "7456", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "“Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulunan bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn el-Heysem"}}, {"id": "7457", "context": "İbn el-Heysem aynı zamanda hem düşünür, hem matematikçi hem de deneyci idi. Deneyleri için kullandığı mercekler yardımıyla bir düzenek tasarladı. “Karanlık oda” üzerinde ilk kez matematiksel incelemelerde bulundu. Güneş tutulması sırasında güneş imgesinin yarımay şeklini bir pencere kepenginde oluşmuş küçük bir deliğin zıt yönündeki duvar üzerinde gözlemleyerek “karanlık oda”nın ilk denemesinde bulunmuştur. İbn el-Heysem, ışığı, atmosferin küresel sınırında yansımaya uğrayan bir tür ateş olarak nitelemiştir. “Alacakaranlık görüngüleri Üzerine Kitap” adlı yapıtının günümüzde yalnızca Latince çevirisi (Liber crepusculis) mevcuttur. Onun bu konudaki başka incelemeleri gökkuşağı, ışık halkalanması (hâle), küresel ve parabolik aynalar üzerinedir. Bunlar ve güneş tutulması ile gölge konularına ilişkin öteki kimi kitapları yüksek oranda matematiksel karakter taşımaktadır. Bu hesaplamalara dayanak olması için metalden aynalar yapmıştır. Işık ışınlarının hava ve su gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan birinden diğerine geçerken kırılmaları konusunda açıklamalarda bulunmuş, bunlara dayanarak atmosfer tabakasının kalınlığını şaşılacak denli doğru hesaplayarak 15km.olduğu sonucuna varmıştır. Yalnız içbükey aynalarda görüntüyü büyütme ve güneş ışınlarını bir noktada toplama etkilerini incelemekle kalmamış, pertavsızlarla ve merceklerle de bu tür incelemeler yapmıştır. İlk olarak okunacak yazıları büyütmede kullanılan bir yüzü düz, öteki yüzü dışbükey bir mercek “okuma taşı” betimlemiştir. Işık ışınlarının su ve hava gibi saydam ortamlar boyunca kırılmasını incelerken suya daldırılmış yuvarlak dipli cam kaplarla oluşturduğu küre kesmeleriyle yürüttüğü deneylerinin ayrıntısında, büyüteçlerin kuramsal keşfine hemen hemen yaklaşmıştır. Bu buluş pratik olarak İtalya’da üç yüzyıl sonra gerçekleşmiş, kırılmaya ilişkin yasanın 1620’de Willebrord va Roijen Snell (Snellius) (1580-1626) ve Rene Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) tarafından bulunması için ise altı yüzyıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Snell, açıların trigonometrik sinüs değerleri yer aldığı için “sinüs yasası” diye de bilinen kırılma yasasını 1621 yılı dolayında ifade etmiştir. 13.yüzyılda Roger Bacon ve Ortaçağ batı dünyasının optikle ilgilenen başta Erazm Ciolek Vitellio (Witelo) (1225-1290) gibi öteki yazar ve araştırmacıları kendi optik çalışmalarında büyük ölçüde İbn el-Heysem’in bu ünlü eserine (Latincesi Opticae Thesaurus…) dayanmışlardır. Bu yapıt Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Johannes Kepler’i (1571-1630) de etkilemiştir.\r\n", "question": "İbn-i Heysem deneyleri için kullandığı hangi madde yardımıyla bir düzenek tasarlamıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "mercek"}}, {"id": "7458", "context": "İbn el-Heysem daha önceki yıllarında Mısır’da Nil taşkınlarını önlemek üzere görevlendirildiği sıradaki başarısızlığının ertesinde kendisini deli gibi göstererek kapandığı hapishanede ve ondan sonraki özgürlük yıllarında yürütmüş olduğu deneylerde geometrik optiğin bütün alanlarıyla uğraştı. Bunlardan başka, İbn el-Heysem, matematikte ancak 4.dereceden bir denklemle çözülebilecek ve “Alhazen problemi” diye kendi adıyla anılacak olan problemi de çözmüştür. Bu problem, küresel bir dışbükey ya da içbükey ayna, bir nesne ve nesnenin aynaya yansıyan görüntüsü verildiğinde, yansıma noktasının bulunmasıdır. İbn el-Heysem bunu bir hiperbol yardımıyla çözmüştür.\r\n", "question": "İbn-i Heysem matematikte ancak 4. dereceden bir denklemle çözülebilecek ve kendi adıyla anılan hangi problemi çözmüştür?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "Alhazen problemi"}}, {"id": "7459", "context": "İbn el-Heysem’e göre ışının alacağı yol en kolay ve en hızlı olacaktır. Yani ışın eğer yoğun ortama giriyorsa daha büyük bir dirençle karşılaşacak ve hareketi zorlanacaktır. Bu nedenle ışın, daha rahat edebileceği bir yöne, normale (girdiği ortam yüzeyine olan dikmeye) doğru bükülecektir; tersi durumda ise normalden öteye doğru kırılacaktır.\r\n", "question": "Işığın alacağı yolu en hızlı ve en kolay olarak tanımlayan bilim insanının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn el-Heysem"}}, {"id": "7460", "context": "== Işın ve Görme Konisi ==\r\nBiz yakındaki bir nesneyi daha büyük ve uzaktaki nesneyi daha küçük görürüz. Uzaktaki nesnenin küçük görünmesinin nedeni, göze daha küçük bir açıyla gelmesindendir. İbn el-Heysem kırılma konusunda ortaya çıkan hareketleri Hızlar Dörtgeni'ne göre iki farklı ortamda, gelen ışın normal boyunca kırılmaya uğramadan geçecek, ayrılım yüzeyine ulaştığında ise çok yoğunda normale doğru,az yoğun bir ortamda ise öteye yönelecektir.\r\nKırılma konusuna derinlik kazandıran İbn el-Heysem, ışığın saydam ortamlarda izleyeceği yolları belirtmiş fakat sinüs kanununa ulaşamamıştır.Bu Hızlar Dörtgeni yöntemiyle olanaksız olmamaktadır. Kırılma açıklaması bu kanunun elde ediliş sürecinde önemli bir adım teşkil etmektedir. Çünkü gelen ve kırılan ışınları, birbirinden ayrı iki dikey parça olarak gören düşünce biçimi Kepler ve Descartes'ın önemini çekmiş. Descartes'ın Dioptrics (1659) adlı kitabında kırılma açılarına ilşkin sonuçlar yayınlanıncaya kadar, bütünüyle neredeyse İbn el-Heysem'e aittir.\r\n\r\n", "question": "İbn el-Heysem, ışığın saydam ortamlarda izleyeceği yolları belirtmesine karşın hangi kanuna ulaşamamıştır?", "answers": {"answer_start": 566, "text": "sinüs kanununa"}}, {"id": "7461", "context": "== Işın ve Görme Konisi ==\r\nBiz yakındaki bir nesneyi daha büyük ve uzaktaki nesneyi daha küçük görürüz. Uzaktaki nesnenin küçük görünmesinin nedeni, göze daha küçük bir açıyla gelmesindendir. İbn el-Heysem kırılma konusunda ortaya çıkan hareketleri Hızlar Dörtgeni'ne göre iki farklı ortamda, gelen ışın normal boyunca kırılmaya uğramadan geçecek, ayrılım yüzeyine ulaştığında ise çok yoğunda normale doğru,az yoğun bir ortamda ise öteye yönelecektir.\r\nKırılma konusuna derinlik kazandıran İbn el-Heysem, ışığın saydam ortamlarda izleyeceği yolları belirtmiş fakat sinüs kanununa ulaşamamıştır.Bu Hızlar Dörtgeni yöntemiyle olanaksız olmamaktadır. Kırılma açıklaması bu kanunun elde ediliş sürecinde önemli bir adım teşkil etmektedir. Çünkü gelen ve kırılan ışınları, birbirinden ayrı iki dikey parça olarak gören düşünce biçimi Kepler ve Descartes'ın önemini çekmiş. Descartes'ın Dioptrics (1659) adlı kitabında kırılma açılarına ilşkin sonuçlar yayınlanıncaya kadar, bütünüyle neredeyse İbn el-Heysem'e aittir.\r\n\r\n", "question": "1659 yılına ait Dioptrics adlı kitap kime aittir?", "answers": {"answer_start": 840, "text": "Descartes"}}, {"id": "7482", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde nerede Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir?", "answers": {"answer_start": 207, "text": " Etlik, Keçiören'de"}}, {"id": "7483", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimlerinde Eskişehir yerleşimi nerededir?", "answers": {"answer_start": 2635, "text": "Hava ve Uzay Hekimliği Merkezi"}}, {"id": "7484", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimlerinde İstanbul yerleşimi nerededir?", "answers": {"answer_start": 2842, "text": "Haydarpaşa Eğitim Hastanesi"}}, {"id": "7485", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "eylül 2016 tarihine kadar Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri nerede bulunmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 2290, "text": "Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı"}}, {"id": "7486", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri nereye devredilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2161, "text": "Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir"}}, {"id": "7487", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "hangi tarihte GATA çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır", "answers": {"answer_start": 1874, "text": "15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016"}}, {"id": "7488", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren komutanlığın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "GATA"}}, {"id": "7489", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmesinin ana nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 1418, "text": "Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine"}}, {"id": "7490", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": " Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek yeni adı ne olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1100, "text": "Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı"}}, {"id": "7491", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce nerede pratik eğitim almışlardır?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Gülhane Seririyat Hastanesi"}}, {"id": "7492", "context": "ülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GEAH) veya eski adıyla Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA), II. Abdülhamit tarafından 1898 yılında İstanbul'da Gülhane Seririyat Hastanesi olarak kurulmuş olup günümüzde Etlik, Keçiören'de Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak devam etmektedir.\r\n\r\n== Tarihçe ==\r\nHastane ilk olarak \"Gülhane Seririyat Hastanesi\" adı ile Padişah II. Abdülhamid’in doğum günü olan 30 Aralık 1898 tarihinde törenle açılmış, \"Gülhane\" adıyla kurulduktan hemen sonra Tıbbiye-i Şahane'den mezun olan asker hekimler bölükteki görev yerlerine gitmeden önce Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine burada bir yıl pratik eğitimine başlamışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı öncesi ===\r\n1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur. 1914 yılında ise Gülhane'deki askeri hekimlik eğitimleri artırılmış, Gülhane Seririyat Hastanesi ismi değiştirilerek \"Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı\" olmuştur. Gülhane Seririyat Hastanesindeki modern eğitim ve öğretim nedeniyle, burada yetişen asker hekimler Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında ordu içinde başarılı görevler yapmışlardır.\r\n\r\n=== Cumhuriyetin ilanı sonrası ===\r\nTürkiye'nin II. Dünya Savaşı'na girme ihtimali üzerine, askeri okulların ve Gülhane'nin İstanbul'dan Ankara'ya taşınmasına karar verilmiş ve 21 Temmuz 1941'de, İstanbul'dan 28 vagonluk bir katara sığdırılan tüm eşya ve personel, Sirkeci, İstanbul'dan Cebeci Merkez Hastanesi'ne nakledilmiştir.\r\n\r\n2016 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan GATA, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktı. 15 Temmuz askerî darbe girişimininden sonra 31 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile sağlık birimleri ile birlikte Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır ve adı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmiştir. GATA'ya bağlı olan yükseköğretim birimleri ise Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilmiştir.\r\n\r\n== Yerleşim ==\r\n\r\nGülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı ve bağlı birimleri Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de bulunmaktaydı. Eylül 2016 tarihine kadar bağlı birimleri;\r\n\r\n=== Ankara ===\r\nGATA Komutanlığı Karargahı\r\nGülhane Askeri Tıp Fakültesi ve Eğitim Hastanesi\r\nSağlık Bilimleri Enstitüsü \r\nAraştırma Geliştirme Merkezi \r\nBiyomedikal Mühendislik Merkezi \r\nDiş Hekimliği Bilimleri Merkezi \r\nEczacılık Bilimleri Merkezi\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\nYüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi\r\nHemşirelik Yüksek Okulu\r\nSağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu\r\nTSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi\r\n\r\n=== İstanbul ===\r\nHaydarpaşa Eğitim Hastanesi\r\n\r\n=== Eskişehir ===\r\nHava ve Uzay Hekimliği Merkezi\r\n\r\n== Önemli Mezunlar ==\r\nAli Rıza Pasin\r\nHulusi Behçet\r\nCevdet Kerim İncedayı\r\nCumali Aktolun\r\nMenahem Hodara", "question": "gülhane eğitim ve araştırma hastanesinin eski adı nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA)"}}, {"id": "7493", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ODTÜ'de hangi anabilim dalını kurdu?", "answers": {"answer_start": 3197, "text": "astrofizik ana bilim dalını kurdu"}}, {"id": "7494", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi yıl Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı?", "answers": {"answer_start": 1370, "text": " 1953'te "}}, {"id": "7495", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi şehirde öldü?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Ankara"}}, {"id": "7496", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Lisansüstü çalışmalarına bir süre hangi üniversitede devam etti?", "answers": {"answer_start": 1322, "text": " Michigan Üniversitesi"}}, {"id": "7497", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi senede Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursu kazandı?", "answers": {"answer_start": 1490, "text": "1959'da"}}, {"id": "7498", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt NASA'da hangi yillarinda ilk Turk bilim kadını oldu?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "1961-1973 yıllarında"}}, {"id": "7499", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt'un eşi kimdi?", "answers": {"answer_start": 3547, "text": "Eski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin"}}, {"id": "7500", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt kimdi?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "Türk gök fizikçi"}}, {"id": "7501", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ilk-öğrenimi tamamladıktan sonra lisesi hangi okulda devam etti?", "answers": {"answer_start": 785, "text": " Ankara Kız Lisesi'ne devam etti"}}, {"id": "7502", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ne zaman doğdu?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "29 Kasım 1926"}}, {"id": "7503", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt’un Astronomi meraki hangi sırasında ortaya çıktı?", "answers": {"answer_start": 980, "text": "Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı"}}, {"id": "7504", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla kaç sene gitti?", "answers": {"answer_start": 1543, "text": "iki yıllığına"}}, {"id": "7505", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt’un hangi derse lisede iken özel bir ilgisi vardı?", "answers": {"answer_start": 818, "text": " Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı"}}, {"id": "7506", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla hangi ülkeye gitti?", "answers": {"answer_start": 1557, "text": "Kanada'ya gitti"}}, {"id": "7507", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi şehirde doğdu?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "İzmir"}}, {"id": "7508", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "13 Eylül 2012"}}, {"id": "7509", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ne zaman emekli oldu?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1993"}}, {"id": "7510", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt kaç sene Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı?", "answers": {"answer_start": 3371, "text": " beş yıl"}}, {"id": "7511", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt 1973 senede ODTÜ Fizik Bölüme dönerek hangi ana bilim dalı kurmuş?", "answers": {"answer_start": 3197, "text": "astrofizik ana bilim dalını kurdu"}}, {"id": "7512", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt kimin desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı düzenledi?", "answers": {"answer_start": 3022, "text": " TÜBİTAK’ın desteğiyle"}}, {"id": "7513", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Ankara Üniversitesi’nde hangi Anabilim Dali’nda doktorasını tamamladı?", "answers": {"answer_start": 1399, "text": "Astrofizik Anabilim Dalı’nda"}}, {"id": "7514", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi kurumda çalışarak tek kadın astronom oldu?", "answers": {"answer_start": 2055, "text": "Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü"}}, {"id": "7515", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt'un babası kimdi?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Abidin Ege"}}, {"id": "7516", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi senede Apollo Başarı Ödülü kazandı?", "answers": {"answer_start": 2553, "text": " 1969"}}, {"id": "7517", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde çalışırken Güneş hakkında hangi gerçekleri ortaya çıkardı", "answers": {"answer_start": 2289, "text": "Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu"}}, {"id": "7518", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi kurumda çalışırken o zaman kadar Güneş hakkında bazı yanlış bilinen doğruları ortaya çıkardı", "answers": {"answer_start": 2170, "text": "Goddard Enstitüsü"}}, {"id": "7519", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": " Soru: “Dilhan Eryurt Kanada'ya gittiğinde kimin ile çalıştı?", "answers": {"answer_start": 1581, "text": "Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı"}}, {"id": "7520", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuştu?", "answers": {"answer_start": 134, "text": " Güneş'in ve yıldızların evrimi "}}, {"id": "7521", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla kiminle çalıştı?", "answers": {"answer_start": 1821, "text": "Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı"}}, {"id": "7522", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ne zaman vefat etti?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "13 Eylül 2012"}}, {"id": "7523", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı?", "answers": {"answer_start": 1656, "text": "Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla"}}, {"id": "7524", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hayatini nerede kaybetti?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Ankara"}}, {"id": "7525", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi şirkette görev alarak ilk Türk bilim kadını oldu?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "NASA’da"}}, {"id": "7526", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü kimin yaninda iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 1212, "text": "Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında"}}, {"id": "7527", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt ilk-öğrenimi nerede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 756, "text": "Ankara'da"}}, {"id": "7528", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hangi yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürüttü?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür"}}, {"id": "7529", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt hayatını nasil kaybetti?", "answers": {"answer_start": 3493, "text": "kalp krizi"}}, {"id": "7530", "context": "= Dilhan Eryurt =\r\nProf. Dr. Dilhan Eryurt (d. 29 Kasım 1926, İzmir, ö. 13 Eylül 2012, Ankara), Türk gök fizikçi.\r\n\r\nAraştırmaları ile Güneş'in ve yıldızların evrimi çalışmalarına katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır.\r\n\r\n1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını olan Eryurt, ODTÜ'de astrofizik anabilim dalını kurmuş ve 1988-1993 yıllarında ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığını yürütmüştür.\r\n\r\n== Yaşamı ==\r\n29 Kasım 1926’da İzmir’de Dünya'ya geldi. Babası, 1944'te Denizli milletvekili olarak TBMM'ye giren Abidin Ege’dir.\r\n\r\nBabasının Yüksek Ziraat Mektebi kuruluşu nedeniyle bulunduğu İzmir'de Dünya'ya gelişinden kısa bir süre sonra ailesi önce İstanbul'a, birkaç yıl sonra da Ankara'ya taşınmıştı. İlköğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra Ankara Kız Lisesi'ne devam etti. Lise yıllarında matematiğe özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle liseden mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'ne girdi. Astronomi merakı üniversite öğrenimi sırasında ortaya çıktı.\r\n \r\n1946 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmak üzere görevlendirilen Tevfik Oktay Kabakçıoğlu'nun yanında iki yıl boyunca fahrî asistanlık yaptı. Lisansüstü çalışmalarına bir süre Michigan Üniversitesi' lisansüstü devam etti ve 1953'te Ankara Üniversitesi Astrofizik Anabilim Dalı’nda doktorasını ve ardından doçentlik çalışmalarını tamamladı.\r\n\r\n1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti. Burada Prof. Dr. Alastari G. W. Cameron ile çalıştı. Ardından ABD’ye giderek önce Amerikan Soroptimist Federasyonu bursuyla ABD'de Indiana Üniversitesi'nde görev aldı. Üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde yıldız modelleri yapmakla tanımış Prof. Dr. Marshall Wrubel ile çalıştı. Bu deneyimden sonra NASA'ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde görev aldı. Çalışmalarına NASA'da devam eden Alastair G. W. Cameron ile Güneş tarihi üzerine araştırmalar yaptı. Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’ndeki görevi sırasında kurumda çalışan tek kadın astronomdu.\r\n\r\nDilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, Goddard Enstitüsü’nde iki yıllık çalışmasını tamamladıktan sonra kendisine yabancılara sıklıkla tanınmayan bir ayrıcalık gösterildi ve kıdemli araştırmacı olarak enstitüde çalışmaya devam etti. Enstitü, kendisini yıldızların oluşumu ve gelişimi üzerine araştırmaları için yeni bilgiler edinmek üzere California Üniversitesi'ne gönderdi.\r\n\r\n1968'de Türkiye'ye gelerek ODTÜ’de bir yıl görev yapan Eryurt, bu sırada TÜBİTAK’ın desteğiyle I. Ulusal Astronomi Toplantısı’nı düzenledi.\r\n\r\n1969-1973 arasında NASA'da bilimsel araştırmalarını sürdürdü. 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönerek astrofizik ana bilim dalını kurdu. 1977 yılında Tübitak Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü ile ödüllendirildi.\r\n1988’de altı ay kadar fizik bölümünün başkanlığını yürüttükten sonra beş yıl süreyle Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1993 yılında emekliye ayrıldı.\r\n\r\n13 Eylül 2012’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir.\r\n\r\nEski Erzurum milletvekillerinden Sabahattin Eryurt’un eşidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "Dilhan Eryurt'un babası Denizli milletvekili olarak TBMM'ye ne zaman girdi?", "answers": {"answer_start": 497, "text": "1944'te"}}, {"id": "7531", "context": "= Haldun M. Özaktaş =\r\nHaldun M. Özaktaş (1966, Ankara), ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi'nde doktora yaptı. 1991'den beri Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyesidir.\r\n\r\nFractional Fourier Transform'un optik uygulamaları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır. 1999 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almıştır. Bu ödülü alan en genç kişidir.\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "haldun özaktaş hangi üniversitede doktorasını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Stanford Üniversitesi'nde doktora yaptı"}}, {"id": "7532", "context": "= Haldun M. Özaktaş =\r\nHaldun M. Özaktaş (1966, Ankara), ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi'nde doktora yaptı. 1991'den beri Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyesidir.\r\n\r\nFractional Fourier Transform'un optik uygulamaları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır. 1999 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almıştır. Bu ödülü alan en genç kişidir.\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "1999 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almış en genç kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Haldun M. Özaktaş"}}, {"id": "7533", "context": "= Haldun M. Özaktaş =\r\nHaldun M. Özaktaş (1966, Ankara), ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi'nde doktora yaptı. 1991'den beri Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyesidir.\r\n\r\nFractional Fourier Transform'un optik uygulamaları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır. 1999 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almıştır. Bu ödülü alan en genç kişidir.\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "hangi öptik uygulamalar üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 244, "text": "Fractional Fourier Transform'un optik uygulamaları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır"}}, {"id": "7534", "context": "= Haldun M. Özaktaş =\r\nHaldun M. Özaktaş (1966, Ankara), ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi'nde doktora yaptı. 1991'den beri Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyesidir.\r\n\r\nFractional Fourier Transform'un optik uygulamaları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır. 1999 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almıştır. Bu ödülü alan en genç kişidir.\r\n\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Haldun M. Özaktaş ODTÜ 'de hangi bölümden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Bilkent Üniversitesi"}}, {"id": "7535", "context": "= Halil İnalcık =\r\n\r\nHalil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.\r\n", "question": "İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1993 yılında Bilkent Üniversitesinde hangi bölümü kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 868, "text": "Tarih Bölümünü"}}, {"id": "7536", "context": "= Halil İnalcık =\r\n\r\nHalil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.\r\n", "question": "İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Osmanlı Tarih Kürsüsünü nerede kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 766, "text": "1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde"}}, {"id": "7537", "context": "= Halil İnalcık =\r\n\r\nHalil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.\r\n", "question": "Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle anılmasının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 506, "text": " Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle"}}, {"id": "7538", "context": "= Halil İnalcık =\r\n\r\nHalil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.\r\n", "question": "halil inancık'ın dünya üniversitelerinde kullanılan ders kitapları isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 268, "text": " Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları"}}, {"id": "7539", "context": "= Halil İnalcık =\r\n\r\nHalil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.\r\n", "question": "halil inancık eserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hangi konu ve alanlarda katkılarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 121, "text": " Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş"}}, {"id": "7540", "context": "== Yaşamı ==\r\n1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.", "question": "Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı söyleyişi kitabının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 3223, "text": "Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı"}}, {"id": "7541", "context": "== Yaşamı ==\r\n1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.", "question": "inancık kim tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir?", "answers": {"answer_start": 3039, "text": "Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından"}}, {"id": "7542", "context": "== Yaşamı ==\r\n1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.", "question": "halil inancık 1949 da ingiltereye giderek nerede türkçe yazmalar üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1060, "text": "British Museum’da"}}, {"id": "7543", "context": "== Yaşamı ==\r\n1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.", "question": "halil inancık yükse öğrenimini nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 422, "text": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde"}}, {"id": "7544", "context": "== Yaşamı ==\r\n1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.", "question": "halil inancık orta tahsilini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 286, "text": "Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde "}}, {"id": "7545", "context": "== Ölümü ==\r\n\r\nHalil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.\r\n\r\n== Başlıca eserleri ==\r\nThe Ottoman Empire, The Classical Age, 1300-1600, London, 1974.\r\nStudies in Ottoman social and economic history, London, 1985.\r\nThe Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington, 1993.\r\nSüleyman the second and his time, İstanbul, 1993.\r\nAn Economic and Social History of the Ottoman Empire (Donald Quataert ile birlikte), Cambridge, 1994.\r\nFrom empire to republic: essays on Ottoman and Turkish social history, İstanbul, 1995.\r\nSources and studies on the Ottoman Black Sea, Cambridge, 1995.\r\nHistory of Humanity (editor, Peter Burke ile birlikte), 1999.\r\nOttoman Civilization (Gunsel Renda ile birlikte), Ankara, 2003.\r\nEssays in Ottoman History, Eren Yayıncılık.\r\nMakaleler 1: Doğu Batı, Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nFatih devri üzerinde tetkikler ve vesikalar, Ankara, 1954.\r\nOsmanlı'da Devlet, Hukuk, Adalet, Eren Yayıncılık, 2000.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1 /1300-1600, Eren Yayıncılık, Prof. Dr. Donald Quataert ile, 2001.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 2 / 1600-1914, Eren Yayıncılık, 2004.\r\nOsmanlı İmparatorluğu - Toplum ve Ekonomi, Eren Yayıncılık.\r\nOsmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, 2003.\r\nTanzimat ve Bulgar Meselesi, Eren Yayıncılık.\r\nABD Tarihi, Allan Nevins/Henry Steele Commager (çeviri) Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nŞair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, 2003.\r\nBalkanlar (Prof. Dr. Erol Manisalı ile).\r\nAtatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınınları, 1.Baskı: Temmuz 2007 - 2.Baskı: Aralık 2007.\r\nDevlet-i Aliyye, 2009.\r\nKuruluş - Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak\r\nTanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (Mehmet Seyitdanlıoğlu ile birlikte) İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOSMANLILAR, Fütühat ve Avrupa İle İlişkiler\r\nHas-Bağçede 'Ayş u Tarab - Nedimler Şairler Mutripler, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı\r\nOsmanlılar, 2010.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, 2011.\r\nRönesans Avrupası Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOsmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yayınları, 2013.\r\nDevlet-i 'Aliyye: Tagayyür ve Fesad, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar II, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.\r\n\r\n== Ödülleri ==\r\n1986 İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü\r\n1991 T.C. Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalya ve Diploması\r\n1993 Sedat Simavi Vakfı ödülü: Sosyal Bilim alanında yılın en iyi eseri: Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul: Eren Yayınevi\r\n1995 Titulesco Medal of High Service, Romanya Büyükelçiliği, Ankara\r\n1998 İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü ödülü.\r\n2002 T.C. Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü\r\n2002 The “2002 Soranos Friendship-Award 2002\r\n\r\n== Fahri doktoraları ==\r\n1986 Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul\r\n1987 Atina Üniversitesi, Atina\r\n1992 Selçuk Üniversitesi, Konya\r\n1993 Hebrew University of Jerusalem, Kudüs\r\n1993 University of Bucharest, Bükreş\r\n1995 Uludağ Üniversitesi, Bursa\r\n1986 Chicago Üniversitesi Emeritus Profesörlük\r\n\r\n== Hatırası ==\r\nHalil İnalcık 100 Yıllık Çınar belgeseli - Yön: Neşe Sarısoy Karatay (2017)\r\nHalil İnalcık Koleksiyonu - Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi\r\nHalil İnalcık anıtı - Antalya\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\nDipnotlar\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "halil inancık hangi yıldaT.C. Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü almıştır? ", "answers": {"answer_start": 3770, "text": "2002"}}, {"id": "7546", "context": "== Ölümü ==\r\n\r\nHalil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.\r\n\r\n== Başlıca eserleri ==\r\nThe Ottoman Empire, The Classical Age, 1300-1600, London, 1974.\r\nStudies in Ottoman social and economic history, London, 1985.\r\nThe Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington, 1993.\r\nSüleyman the second and his time, İstanbul, 1993.\r\nAn Economic and Social History of the Ottoman Empire (Donald Quataert ile birlikte), Cambridge, 1994.\r\nFrom empire to republic: essays on Ottoman and Turkish social history, İstanbul, 1995.\r\nSources and studies on the Ottoman Black Sea, Cambridge, 1995.\r\nHistory of Humanity (editor, Peter Burke ile birlikte), 1999.\r\nOttoman Civilization (Gunsel Renda ile birlikte), Ankara, 2003.\r\nEssays in Ottoman History, Eren Yayıncılık.\r\nMakaleler 1: Doğu Batı, Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nFatih devri üzerinde tetkikler ve vesikalar, Ankara, 1954.\r\nOsmanlı'da Devlet, Hukuk, Adalet, Eren Yayıncılık, 2000.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1 /1300-1600, Eren Yayıncılık, Prof. Dr. Donald Quataert ile, 2001.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 2 / 1600-1914, Eren Yayıncılık, 2004.\r\nOsmanlı İmparatorluğu - Toplum ve Ekonomi, Eren Yayıncılık.\r\nOsmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, 2003.\r\nTanzimat ve Bulgar Meselesi, Eren Yayıncılık.\r\nABD Tarihi, Allan Nevins/Henry Steele Commager (çeviri) Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nŞair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, 2003.\r\nBalkanlar (Prof. Dr. Erol Manisalı ile).\r\nAtatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınınları, 1.Baskı: Temmuz 2007 - 2.Baskı: Aralık 2007.\r\nDevlet-i Aliyye, 2009.\r\nKuruluş - Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak\r\nTanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (Mehmet Seyitdanlıoğlu ile birlikte) İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOSMANLILAR, Fütühat ve Avrupa İle İlişkiler\r\nHas-Bağçede 'Ayş u Tarab - Nedimler Şairler Mutripler, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı\r\nOsmanlılar, 2010.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, 2011.\r\nRönesans Avrupası Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOsmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yayınları, 2013.\r\nDevlet-i 'Aliyye: Tagayyür ve Fesad, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar II, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.\r\n\r\n== Ödülleri ==\r\n1986 İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü\r\n1991 T.C. Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalya ve Diploması\r\n1993 Sedat Simavi Vakfı ödülü: Sosyal Bilim alanında yılın en iyi eseri: Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul: Eren Yayınevi\r\n1995 Titulesco Medal of High Service, Romanya Büyükelçiliği, Ankara\r\n1998 İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü ödülü.\r\n2002 T.C. Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü\r\n2002 The “2002 Soranos Friendship-Award 2002\r\n\r\n== Fahri doktoraları ==\r\n1986 Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul\r\n1987 Atina Üniversitesi, Atina\r\n1992 Selçuk Üniversitesi, Konya\r\n1993 Hebrew University of Jerusalem, Kudüs\r\n1993 University of Bucharest, Bükreş\r\n1995 Uludağ Üniversitesi, Bursa\r\n1986 Chicago Üniversitesi Emeritus Profesörlük\r\n\r\n== Hatırası ==\r\nHalil İnalcık 100 Yıllık Çınar belgeseli - Yön: Neşe Sarısoy Karatay (2017)\r\nHalil İnalcık Koleksiyonu - Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi\r\nHalil İnalcık anıtı - Antalya\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\nDipnotlar\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabri yapılan tarihçimiz kimdir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Halil İnalcık "}}, {"id": "7547", "context": "== Ölümü ==\r\n\r\nHalil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.\r\n\r\n== Başlıca eserleri ==\r\nThe Ottoman Empire, The Classical Age, 1300-1600, London, 1974.\r\nStudies in Ottoman social and economic history, London, 1985.\r\nThe Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington, 1993.\r\nSüleyman the second and his time, İstanbul, 1993.\r\nAn Economic and Social History of the Ottoman Empire (Donald Quataert ile birlikte), Cambridge, 1994.\r\nFrom empire to republic: essays on Ottoman and Turkish social history, İstanbul, 1995.\r\nSources and studies on the Ottoman Black Sea, Cambridge, 1995.\r\nHistory of Humanity (editor, Peter Burke ile birlikte), 1999.\r\nOttoman Civilization (Gunsel Renda ile birlikte), Ankara, 2003.\r\nEssays in Ottoman History, Eren Yayıncılık.\r\nMakaleler 1: Doğu Batı, Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nFatih devri üzerinde tetkikler ve vesikalar, Ankara, 1954.\r\nOsmanlı'da Devlet, Hukuk, Adalet, Eren Yayıncılık, 2000.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1 /1300-1600, Eren Yayıncılık, Prof. Dr. Donald Quataert ile, 2001.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 2 / 1600-1914, Eren Yayıncılık, 2004.\r\nOsmanlı İmparatorluğu - Toplum ve Ekonomi, Eren Yayıncılık.\r\nOsmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, 2003.\r\nTanzimat ve Bulgar Meselesi, Eren Yayıncılık.\r\nABD Tarihi, Allan Nevins/Henry Steele Commager (çeviri) Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nŞair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, 2003.\r\nBalkanlar (Prof. Dr. Erol Manisalı ile).\r\nAtatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınınları, 1.Baskı: Temmuz 2007 - 2.Baskı: Aralık 2007.\r\nDevlet-i Aliyye, 2009.\r\nKuruluş - Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak\r\nTanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (Mehmet Seyitdanlıoğlu ile birlikte) İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOSMANLILAR, Fütühat ve Avrupa İle İlişkiler\r\nHas-Bağçede 'Ayş u Tarab - Nedimler Şairler Mutripler, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı\r\nOsmanlılar, 2010.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, 2011.\r\nRönesans Avrupası Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOsmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yayınları, 2013.\r\nDevlet-i 'Aliyye: Tagayyür ve Fesad, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar II, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.\r\n\r\n== Ödülleri ==\r\n1986 İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü\r\n1991 T.C. Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalya ve Diploması\r\n1993 Sedat Simavi Vakfı ödülü: Sosyal Bilim alanında yılın en iyi eseri: Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul: Eren Yayınevi\r\n1995 Titulesco Medal of High Service, Romanya Büyükelçiliği, Ankara\r\n1998 İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü ödülü.\r\n2002 T.C. Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü\r\n2002 The “2002 Soranos Friendship-Award 2002\r\n\r\n== Fahri doktoraları ==\r\n1986 Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul\r\n1987 Atina Üniversitesi, Atina\r\n1992 Selçuk Üniversitesi, Konya\r\n1993 Hebrew University of Jerusalem, Kudüs\r\n1993 University of Bucharest, Bükreş\r\n1995 Uludağ Üniversitesi, Bursa\r\n1986 Chicago Üniversitesi Emeritus Profesörlük\r\n\r\n== Hatırası ==\r\nHalil İnalcık 100 Yıllık Çınar belgeseli - Yön: Neşe Sarısoy Karatay (2017)\r\nHalil İnalcık Koleksiyonu - Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi\r\nHalil İnalcık anıtı - Antalya\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\nDipnotlar\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "inancık'ın cenazesi Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile nerede defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 309, "text": "Fatih Camii Haziresi"}}, {"id": "7548", "context": "== Ölümü ==\r\n\r\nHalil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.\r\n\r\n== Başlıca eserleri ==\r\nThe Ottoman Empire, The Classical Age, 1300-1600, London, 1974.\r\nStudies in Ottoman social and economic history, London, 1985.\r\nThe Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington, 1993.\r\nSüleyman the second and his time, İstanbul, 1993.\r\nAn Economic and Social History of the Ottoman Empire (Donald Quataert ile birlikte), Cambridge, 1994.\r\nFrom empire to republic: essays on Ottoman and Turkish social history, İstanbul, 1995.\r\nSources and studies on the Ottoman Black Sea, Cambridge, 1995.\r\nHistory of Humanity (editor, Peter Burke ile birlikte), 1999.\r\nOttoman Civilization (Gunsel Renda ile birlikte), Ankara, 2003.\r\nEssays in Ottoman History, Eren Yayıncılık.\r\nMakaleler 1: Doğu Batı, Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nFatih devri üzerinde tetkikler ve vesikalar, Ankara, 1954.\r\nOsmanlı'da Devlet, Hukuk, Adalet, Eren Yayıncılık, 2000.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1 /1300-1600, Eren Yayıncılık, Prof. Dr. Donald Quataert ile, 2001.\r\nOsmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 2 / 1600-1914, Eren Yayıncılık, 2004.\r\nOsmanlı İmparatorluğu - Toplum ve Ekonomi, Eren Yayıncılık.\r\nOsmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, 2003.\r\nTanzimat ve Bulgar Meselesi, Eren Yayıncılık.\r\nABD Tarihi, Allan Nevins/Henry Steele Commager (çeviri) Doğu Batı Yayınları, 2005.\r\nŞair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, 2003.\r\nBalkanlar (Prof. Dr. Erol Manisalı ile).\r\nAtatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınınları, 1.Baskı: Temmuz 2007 - 2.Baskı: Aralık 2007.\r\nDevlet-i Aliyye, 2009.\r\nKuruluş - Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak\r\nTanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (Mehmet Seyitdanlıoğlu ile birlikte) İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOSMANLILAR, Fütühat ve Avrupa İle İlişkiler\r\nHas-Bağçede 'Ayş u Tarab - Nedimler Şairler Mutripler, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı\r\nOsmanlılar, 2010.\r\nKuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, 2011.\r\nRönesans Avrupası Türkiye'nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.\r\nOsmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yayınları, 2013.\r\nDevlet-i 'Aliyye: Tagayyür ve Fesad, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar II, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.\r\n\r\n== Ödülleri ==\r\n1986 İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü\r\n1991 T.C. Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalya ve Diploması\r\n1993 Sedat Simavi Vakfı ödülü: Sosyal Bilim alanında yılın en iyi eseri: Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul: Eren Yayınevi\r\n1995 Titulesco Medal of High Service, Romanya Büyükelçiliği, Ankara\r\n1998 İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü ödülü.\r\n2002 T.C. Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü\r\n2002 The “2002 Soranos Friendship-Award 2002\r\n\r\n== Fahri doktoraları ==\r\n1986 Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul\r\n1987 Atina Üniversitesi, Atina\r\n1992 Selçuk Üniversitesi, Konya\r\n1993 Hebrew University of Jerusalem, Kudüs\r\n1993 University of Bucharest, Bükreş\r\n1995 Uludağ Üniversitesi, Bursa\r\n1986 Chicago Üniversitesi Emeritus Profesörlük\r\n\r\n== Hatırası ==\r\nHalil İnalcık 100 Yıllık Çınar belgeseli - Yön: Neşe Sarısoy Karatay (2017)\r\nHalil İnalcık Koleksiyonu - Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi\r\nHalil İnalcık anıtı - Antalya\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\nDipnotlar\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n", "question": "halil inancık hangi nedenden 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle"}}, {"id": "7549", "context": "Halil Nadaroğlu (d. 1926, İstanbul - ö. 15 Aralık 2001) Türk maliyeci, akademisyen\r\n\r\nİstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret mektebi'nden 1946 yılında mezun olmuştur. 1958 yılında Fransa Caen Üniversitesi'nde iktisat doktorasını vermiştir. 1963'te İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde doçent ve 1969 yılında profesör olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü başkanlığı, 1992-1993 yıllarında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanlığı ve 1993-1997 yıllarında Bakanlar kurulu kontenjanından YÖK üyeliği görevini yürütmüştür. Ayrıca Burgazada'yı Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği'nin kurucu üyeliğini ve Adalar Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Kamu Maliyesi üzerine çeşitli eserleri de bulunan ve Fransızca bilen Nadaroğlu evlidir.\r\n\r\n", "question": "1992-1993 yıllarında Marmara Üniversitesinde hangi fakülte dekanlığını yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi "}}, {"id": "7550", "context": "Halil Nadaroğlu (d. 1926, İstanbul - ö. 15 Aralık 2001) Türk maliyeci, akademisyen\r\n\r\nİstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret mektebi'nden 1946 yılında mezun olmuştur. 1958 yılında Fransa Caen Üniversitesi'nde iktisat doktorasını vermiştir. 1963'te İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde doçent ve 1969 yılında profesör olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü başkanlığı, 1992-1993 yıllarında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanlığı ve 1993-1997 yıllarında Bakanlar kurulu kontenjanından YÖK üyeliği görevini yürütmüştür. Ayrıca Burgazada'yı Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği'nin kurucu üyeliğini ve Adalar Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Kamu Maliyesi üzerine çeşitli eserleri de bulunan ve Fransızca bilen Nadaroğlu evlidir.\r\n\r\n", "question": "halil nadaroğlu hangi konu üzerinde çeşitli eserleri bulunmaktadır?,", "answers": {"answer_start": 744, "text": "Kamu Maliyesi üzerine "}}, {"id": "7551", "context": "Halil Nadaroğlu (d. 1926, İstanbul - ö. 15 Aralık 2001) Türk maliyeci, akademisyen\r\n\r\nİstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret mektebi'nden 1946 yılında mezun olmuştur. 1958 yılında Fransa Caen Üniversitesi'nde iktisat doktorasını vermiştir. 1963'te İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde doçent ve 1969 yılında profesör olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü başkanlığı, 1992-1993 yıllarında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanlığı ve 1993-1997 yıllarında Bakanlar kurulu kontenjanından YÖK üyeliği görevini yürütmüştür. Ayrıca Burgazada'yı Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği'nin kurucu üyeliğini ve Adalar Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Kamu Maliyesi üzerine çeşitli eserleri de bulunan ve Fransızca bilen Nadaroğlu evlidir.\r\n\r\n", "question": "halil nadaroğlu 1993-1997 yıllarında Bakanlar kurulu kontenjanından hangi görevi yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "YÖK üyeliği görevini"}}, {"id": "7552", "context": "Halil Nadaroğlu (d. 1926, İstanbul - ö. 15 Aralık 2001) Türk maliyeci, akademisyen\r\n\r\nİstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret mektebi'nden 1946 yılında mezun olmuştur. 1958 yılında Fransa Caen Üniversitesi'nde iktisat doktorasını vermiştir. 1963'te İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde doçent ve 1969 yılında profesör olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü başkanlığı, 1992-1993 yıllarında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanlığı ve 1993-1997 yıllarında Bakanlar kurulu kontenjanından YÖK üyeliği görevini yürütmüştür. Ayrıca Burgazada'yı Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği'nin kurucu üyeliğini ve Adalar Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Kamu Maliyesi üzerine çeşitli eserleri de bulunan ve Fransızca bilen Nadaroğlu evlidir.\r\n\r\n", "question": "halil nadaroğlu iktisat doktorasını nerede vermiştir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": " Fransa Caen Üniversitesi'nde"}}, {"id": "7553", "context": "= Hamdi Yasaman =\r\n\r\nİbrahim Hamdi Yasaman, (d. 2 Ocak 1947, İstanbul) Türk hukukçu ve akademisyen.\r\n\r\n== Biyografi ==\r\n1968 yılında Galatasaray Lisesi’nden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü’nde görev aldı ve profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki 26 yıllık görevinden sonra, 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı oldu. 2004-2005 yılları arasında aynı Hukuk Fakültesi dekanlığı yaptı. Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurutu Üyeliği, Galatasaray Voleybol Takımı oyunculuğu, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenen Yasaman, 2014 yılında Galatasaray SK Olağanüstü Genel Kurulu'nda Duygun Yarsuvat başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmesinin ardından yapılan görev dağılımıyla 2.Başkan ünvanını aldı. Halen Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalı öğretim üyesidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "hamdi dalaman halen hangi üniversitede Ticaret Anabilim dalı öğretim üyesi olarak yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 952, "text": "Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi "}}, {"id": "7554", "context": "= Hamdi Yasaman =\r\n\r\nİbrahim Hamdi Yasaman, (d. 2 Ocak 1947, İstanbul) Türk hukukçu ve akademisyen.\r\n\r\n== Biyografi ==\r\n1968 yılında Galatasaray Lisesi’nden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü’nde görev aldı ve profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki 26 yıllık görevinden sonra, 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı oldu. 2004-2005 yılları arasında aynı Hukuk Fakültesi dekanlığı yaptı. Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurutu Üyeliği, Galatasaray Voleybol Takımı oyunculuğu, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenen Yasaman, 2014 yılında Galatasaray SK Olağanüstü Genel Kurulu'nda Duygun Yarsuvat başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmesinin ardından yapılan görev dağılımıyla 2.Başkan ünvanını aldı. Halen Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalı öğretim üyesidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "hamdi yasaman istanbul üniversitesi hangi fakülte mezunudur?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Hukuk Fakültesi"}}, {"id": "7555", "context": "= Hamdi Yasaman =\r\n\r\nİbrahim Hamdi Yasaman, (d. 2 Ocak 1947, İstanbul) Türk hukukçu ve akademisyen.\r\n\r\n== Biyografi ==\r\n1968 yılında Galatasaray Lisesi’nden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü’nde görev aldı ve profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki 26 yıllık görevinden sonra, 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı oldu. 2004-2005 yılları arasında aynı Hukuk Fakültesi dekanlığı yaptı. Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurutu Üyeliği, Galatasaray Voleybol Takımı oyunculuğu, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenen Yasaman, 2014 yılında Galatasaray SK Olağanüstü Genel Kurulu'nda Duygun Yarsuvat başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmesinin ardından yapılan görev dağılımıyla 2.Başkan ünvanını aldı. Halen Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalı öğretim üyesidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "hamdi yasaman 2014 yılında Galatasaray SK Olağanüstü Genel Kurulu'nda Duygun Yarsuvat başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmesinin ardından yapılan görev dağılımıyla hangi ünvanı almıştır?", "answers": {"answer_start": 922, "text": "2.Başkan ünvanını aldı"}}, {"id": "7556", "context": "= Hamdi Yasaman =\r\n\r\nİbrahim Hamdi Yasaman, (d. 2 Ocak 1947, İstanbul) Türk hukukçu ve akademisyen.\r\n\r\n== Biyografi ==\r\n1968 yılında Galatasaray Lisesi’nden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü’nde görev aldı ve profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki 26 yıllık görevinden sonra, 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı oldu. 2004-2005 yılları arasında aynı Hukuk Fakültesi dekanlığı yaptı. Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurutu Üyeliği, Galatasaray Voleybol Takımı oyunculuğu, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenen Yasaman, 2014 yılında Galatasaray SK Olağanüstü Genel Kurulu'nda Duygun Yarsuvat başkanlığındaki yönetim kuruluna seçilmesinin ardından yapılan görev dağılımıyla 2.Başkan ünvanını aldı. Halen Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalı öğretim üyesidir.\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n\r\n", "question": "hamdi yasaman İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki 26 yıllık görevinden sonra nerede başkan olmuştur?", "answers": {"answer_start": 430, "text": "Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı oldu"}}, {"id": "7582", "context": " Hasan Fahrettin Keleştemur =\r\nHasan Fahrettin Keleştemur (d. 25 Eylül 1955, Elâzığ), Kayseri'de bulunan Erciyes Üniversitesi'nin eski rektörü ve Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkanı.\r\n\r\nTıp Fakültesini 1972-1979 yılları arasında Hacettepe Üniversitesinde tamamlayan Keleştemur, 1980-1984 yıllarında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iç hastalıkları ihtisası yaptı. 1990 yılında doçent, 1995'te profesör unvanı alan Keleştemur, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversitesi St. Bartholomew's Hastanesinde endokrinoloji eğitimi aldı.\r\n\r\nTürkiye'de ve çeşitli ülkelerde yayımlanmış 140 bilimsel yazısı bulunan Keleştemur, Erciyes Üniversitesi'nde de birçok bilimsel araştırma projesi yürüttü.\r\n\r\nKeleştemur evli ve 5 çocuk babasıdır.\r\n\r\nAğustos 2008'den bu yana Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürütmektedir. 2014 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü “Nöroendokrinoloji alanında kafa travmasına bağlı nöroendokrin değişiklikler konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle kazanmıştır.\r\n\r\n", "question": "Keleştemur Ağustos 2008'den bu yana hangi üniversitede Rektörlük görevini yürütmektedir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Erciyes Üniversitesi"}}, {"id": "7583", "context": " Hasan Fahrettin Keleştemur =\r\nHasan Fahrettin Keleştemur (d. 25 Eylül 1955, Elâzığ), Kayseri'de bulunan Erciyes Üniversitesi'nin eski rektörü ve Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkanı.\r\n\r\nTıp Fakültesini 1972-1979 yılları arasında Hacettepe Üniversitesinde tamamlayan Keleştemur, 1980-1984 yıllarında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iç hastalıkları ihtisası yaptı. 1990 yılında doçent, 1995'te profesör unvanı alan Keleştemur, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversitesi St. Bartholomew's Hastanesinde endokrinoloji eğitimi aldı.\r\n\r\nTürkiye'de ve çeşitli ülkelerde yayımlanmış 140 bilimsel yazısı bulunan Keleştemur, Erciyes Üniversitesi'nde de birçok bilimsel araştırma projesi yürüttü.\r\n\r\nKeleştemur evli ve 5 çocuk babasıdır.\r\n\r\nAğustos 2008'den bu yana Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürütmektedir. 2014 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü “Nöroendokrinoloji alanında kafa travmasına bağlı nöroendokrin değişiklikler konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle kazanmıştır.\r\n\r\n", "question": "Nöroendokrinoloji alanında kafa travmasına bağlı nöroendokrin değişiklikler konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle Keleştemurun kazandığı ödül nedir?", "answers": {"answer_start": 861, "text": "TÜBİTAK Bilim Ödülü"}}, {"id": "7584", "context": " Hasan Fahrettin Keleştemur =\r\nHasan Fahrettin Keleştemur (d. 25 Eylül 1955, Elâzığ), Kayseri'de bulunan Erciyes Üniversitesi'nin eski rektörü ve Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkanı.\r\n\r\nTıp Fakültesini 1972-1979 yılları arasında Hacettepe Üniversitesinde tamamlayan Keleştemur, 1980-1984 yıllarında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iç hastalıkları ihtisası yaptı. 1990 yılında doçent, 1995'te profesör unvanı alan Keleştemur, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversitesi St. Bartholomew's Hastanesinde endokrinoloji eğitimi aldı.\r\n\r\nTürkiye'de ve çeşitli ülkelerde yayımlanmış 140 bilimsel yazısı bulunan Keleştemur, Erciyes Üniversitesi'nde de birçok bilimsel araştırma projesi yürüttü.\r\n\r\nKeleştemur evli ve 5 çocuk babasıdır.\r\n\r\nAğustos 2008'den bu yana Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürütmektedir. 2014 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü “Nöroendokrinoloji alanında kafa travmasına bağlı nöroendokrin değişiklikler konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeniyle kazanmıştır.\r\n\r\n", "question": "Keleştemur, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversitesi St. Bartholomew's Hastanesinde ne eğitimi almıştır?", "answers": {"answer_start": 540, "text": "endokrinoloji eğitimi"}}, {"id": "7585", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n\r\n=== Ayrıca bakınız ===\r\nCubeSat\r\n\r\n== Notlar ==\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n, Ana sayfası \r\n, Türk yapımı cubesat\r\n\r\n İTÜpSAT1'in tarafından sağlanan ilk yörüngeye giriş verilerine göre uzayda şimdiki konumu (garantisiz)\r\n\r\n", "question": "CubeSat 1U türünden uydu'nun ikinci amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 1117, "text": " üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır."}}, {"id": "7586", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n\r\n=== Ayrıca bakınız ===\r\nCubeSat\r\n\r\n== Notlar ==\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n, Ana sayfası \r\n, Türk yapımı cubesat\r\n\r\n İTÜpSAT1'in tarafından sağlanan ilk yörüngeye giriş verilerine göre uzayda şimdiki konumu (garantisiz)\r\n\r\n", "question": "CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 1020, "text": "üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek"}}, {"id": "7587", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n\r\n=== Ayrıca bakınız ===\r\nCubeSat\r\n\r\n== Notlar ==\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n, Ana sayfası \r\n, Türk yapımı cubesat\r\n\r\n İTÜpSAT1'in tarafından sağlanan ilk yörüngeye giriş verilerine göre uzayda şimdiki konumu (garantisiz)\r\n\r\n", "question": "CubeSat İTÜpSAT1 uydusunun boyutu nasıldır?", "answers": {"answer_start": 884, "text": "10cm x 10cm x 10cm boyutunda "}}, {"id": "7588", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n\r\n=== Ayrıca bakınız ===\r\nCubeSat\r\n\r\n== Notlar ==\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n, Ana sayfası \r\n, Türk yapımı cubesat\r\n\r\n İTÜpSAT1'in tarafından sağlanan ilk yörüngeye giriş verilerine göre uzayda şimdiki konumu (garantisiz)\r\n\r\n", "question": " İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali kim tarafından alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "Kaliforniya Politeknik Üniversitesi "}}, {"id": "7589", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n\r\n=== Ayrıca bakınız ===\r\nCubeSat\r\n\r\n== Notlar ==\r\n\r\n== Kaynakça ==\r\n== Dış bağlantılar ==\r\n\r\n, Ana sayfası \r\n, Türk yapımı cubesat\r\n\r\n İTÜpSAT1'in tarafından sağlanan ilk yörüngeye giriş verilerine göre uzayda şimdiki konumu (garantisiz)\r\n\r\n", "question": "İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları hangi uydulardır?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır"}}, {"id": "7590", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 1020, "text": "üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek"}}, {"id": "7591", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "CubeSat İTÜpSAT1 uydusu ne biçimindedir?", "answers": {"answer_start": 957, "text": "küp"}}, {"id": "7592", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "İTÜpSAT kaç dakikada bir yeryüzünü dönecektir?", "answers": {"answer_start": 806, "text": "her 90 dakikada"}}, {"id": "7593", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": " İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali kim tarafından alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından"}}, {"id": "7594", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır"}}, {"id": "7595", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "İTÜpSAT1 ne zaman uzaya fırlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 9, "text": " 23 Eylül 2009 tarihinde "}}, {"id": "7596", "context": "İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 tarihinde Hindistan'ın güney Sriharikota bölgesindeki Satish Dhawan Uzay Merkezi'nin, PSLV (İngilizce: Polar Satellite Launch Vehicle; Hintçe: ध्रुवीय उपग्रह प्रक्षेपण यान) C-14 roketi ile (TSİ) saat 09:21'de uzaya fırlatığı, İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yapımı ilk deneysel bir mini yapay uydudur. İTÜpSAT1 yanı sıra, PSLV C-14 roketinin diğer yolcuları, Oceansat 2, UWE 2, SwissCube, BeeSat, RUBIN 9.1 ve RUBIN 9.2 uydularıdır.\r\n\r\nBaşarılı geçen fırlatmadan bir süre sonra, 700km açıkta alçak dünya yörüngesinde yer alan altı yüzden oluşan İTÜpSAT1 yapay uydunun ilk olarak gönderdiği işaret sinyali Kaliforniya Politeknik Üniversitesi tarafından alınmıştır. Uydu, kuzey-güney kutupsal yörüngede, neredeyse saniyede 7.5 kilometreye ulaşan bir hızla, her 90 dakikada bir kez yeryüzünü dönecektir.\r\n\r\nBir CubeSat İTÜpSAT1 uydusu, 10cm x 10cm x 10cm boyutunda olan ve ağırlığı bir kilogramı geçmeyen bir küp biçimindedir. CubeSat 1U türünden uydu'nun birinci görevi, üzerinde yer alan edilgen denge sisteminin davranış, verimliliği incelemek ve ikinci bir amaçı da üzerinde, düşük 640 x 480 çözünürlüklü bir kamera ile fotoğraf çekmek ve ivmeölçer, manyetometre gibi diğer algılayıcıların verilerini dünyaya yollamaktır.\r\n", "question": "İTÜpSAT1 kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "İTÜ Uzay Mühendisliği bölümünde öğrenim gören öğrenciler"}}, {"id": "7597", "context": "\r\nBu dönemde İslam uygarlığının en önemli başarısı Budistlerden aldıkları rakamlarla antik dönem eserlerden elde ettikleri geometriyi sentezleyerek analitik geometri ve cebiri geliştirmeleridir. İspanya'daki Endülüs uygarlığı aracılığıyla bilhassa İbni Rüşd ve diğer bilim insanlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi Bertrand Russell'ın deyimiyle Avrupa uygarlığının doğuşu olmuştur. El-Râzî gözlerine inen katarakt dolayısıyla öğrencilerinin ameliyatla tedavi önerisini, \"Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!\" diyerek kabul etmemiştir.", "question": "Gözlerine inen katarakt dolayısıyla öğrencilerinin ameliyatla tedavi önerisini, \"Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!\" diyerek kabul etmeyen bilim insanı nedir? ", "answers": {"answer_start": 386, "text": "El-Râzî"}}, {"id": "7598", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi'nin tıp bilimine en mühim katkısı nedir?", "answers": {"answer_start": 714, "text": "ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olması"}}, {"id": "7599", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi'nin tıp alanında yazmış olduğu eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "Hâvî "}}, {"id": "7600", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi'nin eserlerinin büyük bir çoğunluğu hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "Latinceye"}}, {"id": "7601", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi hangi hastanelerde başhekim olarak görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Rey ve Bağdat hastanelerinde"}}, {"id": "7602", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi hangi alanlarda eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": " felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi"}}, {"id": "7603", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Rey"}}, {"id": "7604", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "Razi geçimini hangi mesleği yaparak sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "kuyumculuk"}}, {"id": "7605", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.\r\n", "question": "865 yılında doğmuş olan Razi'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî"}}, {"id": "7606", "context": "== Hayatı ==\r\nRazî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.\r\n", "question": "Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Razî"}}, {"id": "7607", "context": "== Hayatı ==\r\nRazî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.\r\n", "question": "Pediyatri'nin babası olarak bilinen ünlü bilim insanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "Razî"}}, {"id": "7608", "context": "== Hayatı ==\r\nRazî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.\r\n", "question": "Razi'nin yaklaşık olarak kaç kitap ve makalesi vardır?", "answers": {"answer_start": 136, "text": " 200"}}, {"id": "7609", "context": "== Hayatı ==\r\nRazî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.\r\n", "question": "Razi hangi alanlarda önemli katkılarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "eczacılık, simya, müzik ve felsefe"}}, {"id": "7610", "context": "=== Kişiliği ve başarıları ===\r\nAntik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Sivas Kütüphanesi'nin yakılması sonucunda kaç kitap yok olmuştur?", "answers": {"answer_start": 797, "text": "250.000"}}, {"id": "7611", "context": "=== Kişiliği ve başarıları ===\r\nAntik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesi hangi olaydan sonra kesintiye uğramıştır?", "answers": {"answer_start": 143, "text": " İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla"}}, {"id": "7612", "context": "\r\n=== Din Hakkında Görüşleri ===\r\nRazi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.\r\n", "question": "Biruni, Razi'nin hangi dinden esinlendiğini iddia etmiştir?", "answers": {"answer_start": 633, "text": "Mani dini"}}, {"id": "7613", "context": "\r\n=== Din Hakkında Görüşleri ===\r\nRazi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.\r\n", "question": "Biruni hangi eserinde Razi'nin dini görüşlerini eleştirir?", "answers": {"answer_start": 503, "text": "Risale"}}, {"id": "7614", "context": "\r\n=== Din Hakkında Görüşleri ===\r\nRazi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.\r\n", "question": "Razi'nin kaleme aldığı \"kafir kitabı\" olarak adlandırılan iki kitabının adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine)"}}, {"id": "7615", "context": "\r\n=== Din Hakkında Görüşleri ===\r\nRazi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.\r\n", "question": "Biruni'nin yazdığı Razi'nin Bibliografisi olan kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī"}}, {"id": "7616", "context": "\r\nRazi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.\r\n", "question": "Razi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı aslen tarafından yazılan hangi kitaptan gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Aʿlām al-nubuwwa"}}, {"id": "7617", "context": "\r\nRazi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.\r\n", "question": "Bir İsmaili misyoneri olan ve Razi ile münazarlarda bulunan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": " Ebu Hatim"}}, {"id": "7618", "context": "Ebu Hatim'e göre Razi dinler hakkında şiddetli eleştirilerde bulunmuştur; özellikle de peygamberlik deneyimi sonucu vahiy inmiş dinlere karşı. Razi, \" birtakım kişileri diğerlerinin üzerine tayin etmemeli ki bu onlara zeval getirecek şekilde birbirlerinin aralarında ne rekabet ne de anlaşmazlık çıkmasın\" demiştir.\r\n", "question": "Razi kime göre özellikle peygamberlik deneyimi sonucu vahiy inmiş dinlere karşı şiddetli eleştirilerde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ebu Hatim'e göre"}}, {"id": "7619", "context": "=== Ölümü ===\r\nMüşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)", "question": "Razi nerede ve kaç yılında ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Rey'de 925 yılında"}}, {"id": "7620", "context": "=== Ölümü ===\r\nMüşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)", "question": "Razi hayatının sonlarına doğru hangi hastalığa yakalanmış ve bunun neticesinde gözlerine katarakt inmiştir?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "parkinson"}}, {"id": "7621", "context": "Bunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)\r\n", "question": "Razi'nin Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiş olan, döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "El-Hâvi"}}, {"id": "7622", "context": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç (din ve siyaset konularında). Kutbeddin Şirazi'nin ansiklopedik özellik taşıyan bu tez yazarken seleflerinin ve müsasirlerinin yaratıcılığından geniş kullanmıştır.", "question": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" eserinin 5 bölümü nelerdir?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç"}}, {"id": "7623", "context": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci mantık, ikinci \"ilk felsefe\", üçüncü doğa bilimleri, dördüncü matematiksel bilimler, beşinci metafizik ve sonuç (din ve siyaset konularında). Kutbeddin Şirazi'nin ansiklopedik özellik taşıyan bu tez yazarken seleflerinin ve müsasirlerinin yaratıcılığından geniş kullanmıştır.", "question": "\"Dîbâc en iyi taç incisi\" eseri kaç bölümden oluşur?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "beş bölümden"}}, {"id": "7624", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin astronomiye dair \"Muzafferüddin için seçmeler\" (\"İhtiyarat-i Müzaffari\") eseri \"Maviyi bilmekte idrakin son haddi\" eserinin özet açıklamasıdır. Kitap Muzafferüddin Bulaku Arslan'a ithaf edilmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"Muzafferüddin için seçmeler\" kitabını kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Muzafferüddin Bulaku Arslan'a"}}, {"id": "7625", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin astronomiye dair \"Muzafferüddin için seçmeler\" (\"İhtiyarat-i Müzaffari\") eseri \"Maviyi bilmekte idrakin son haddi\" eserinin özet açıklamasıdır. Kitap Muzafferüddin Bulaku Arslan'a ithaf edilmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Muzafferüddin için seçmeler\" kitabı hangi alanda yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "astronomi"}}, {"id": "7626", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını hangi tarihte yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "1293-1305 yılları arasında"}}, {"id": "7627", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını hangi dilde yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "Farsça"}}, {"id": "7628", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi \"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabını kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 191, "text": "Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc"}}, {"id": "7629", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında özel yer tutan felsefeye dair \"dîbâc en iyi taç incisi\" (\"dürre et-tac li ğürret ed-dîbâc\") tez teorik ve pratik felsefenin tüm kısımlarını kapsar. Kitap Batı Gilanın hakimi Filşah bin Rüstemşah oğlu emir dîbâc ithaf edilmiştir. Filozofun Farsça kaleme aldığı bu eser yaklaşık 1293-1305 yılları arasında yazılmıştır.", "question": "\"dîbâc en iyi taç incisi\" kitabı ne üzerine yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "felsefeye dair"}}, {"id": "7630", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Tebriz"}}, {"id": "7631", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi konularda uzmandır?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "din ve astronomi"}}, {"id": "7632", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin milliyeti nedir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "İran"}}, {"id": "7633", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1236"}}, {"id": "7634", "context": "Kutbeddin Şirazî (d.1236, Şiraz - ö.1310, Tebriz), İranlı din ve astronomi bilgini.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "1310"}}, {"id": "7635", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi hicri yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "710"}}, {"id": "7636", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi şehirlerde kadılık görevinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Sivas ve Malatya"}}, {"id": "7637", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Şiraz"}}, {"id": "7638", "context": "Tam adı 'Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî' olan alim, hicri 634 (1236) yılında güzümüzde İran sınırları içinde bulunan Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk eğitiminin ardından Anadolu'ya geçerek Sivas ve Malatya kadılıkların­da bulunmuştur. Ardından Şam'a gitmiş sonra ise Tebriz'e yerleşmiş ve hicri 710 (1310) yılında Tebriz'de, vefat etmiştir.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Kutbeddin Mahmud İbn Mes'ud İbn Muslih eş-Şirazî"}}, {"id": "7639", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Kutbeddin Şirazî kimden ders almıştır?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Sadreddin Konevî"}}, {"id": "7640", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Feth'ül Mennân tefsirinde hangi konularda bilgiler içermektedir? ", "answers": {"answer_start": 144, "text": "havass, felsefe ve astronomi"}}, {"id": "7641", "context": "Şafiî mezhebinden olan Kutbeddin Şirazî, Sadreddin Konevî'nin derslerinde bulunmuş ve Feth'ül Mennân isimli büyük bir tefsir yazmıştır. Tefsir, havass, felsefe ve astronomiye dair eserleri bulunmaktadır.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin yazdığı tefsirin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Feth'ül Mennân"}}, {"id": "7642", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babası nerede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Şiraz'da"}}, {"id": "7643", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî eğitimine kimin yanında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "babası"}}, {"id": "7644", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî babasının ardından kimlerin yanında eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin"}}, {"id": "7645", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin amcası kimdir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Kemaleddin Abdüllah Kazeruni"}}, {"id": "7646", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babasının ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "1250"}}, {"id": "7647", "context": "Babası Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni Şiraz'da çalışmıştır. Alim ilk eğitimini babasından almış, 1250 yılında onun vefatından sonra eğitimini Şiraz'da amcası Kemaleddin Abdüllah Kazeruninin, Şemseddin Kütübinin, Şerefeddin Zeki er Rukşevinin ve döneminin başka tanınmış âlimlerinin yanında sürdürmüştür.", "question": "Kutbeddin Şirazî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Ziyaeddin Mesut bin Muslih Kazeruni"}}, {"id": "7648", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi nerede şöhret kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 115, "text": "Maragada"}}, {"id": "7649", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi Nasiruddin Tûsî'den hangi bilimleri öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "felsefe, astronomi ve matematiği"}}, {"id": "7650", "context": "Kutbeddin Şirazi 1260 yılında (hicri 658) yılında, veya 1263 yılında (Hicri 661) yılında lisansını yükseltmek için Maragada, Nasîrüddin Tûsî'nin yanına gitmiştir. O, Maraga rasathanesinde çalışmakla birlikte, Nasiruddin Tûsî'den felsefe, astronomi ve matematiği mükemmel öğrenmiştir. Maragada alim gibi büyük ün kazanmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi Maraga'da kimin yanına gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Nasîrüddin Tûsî'nin yanına"}}, {"id": "7651", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Mısır'a hangi sultanın yanına gönderilmiştir?", "answers": {"answer_start": 801, "text": "Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun"}}, {"id": "7652", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Ahmet Han Takudar hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 742, "text": "1284"}}, {"id": "7653", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Ahmet Han Takudar hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 737, "text": "1282"}}, {"id": "7654", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin siyasi faaliyetleri kim döneminde genişletilmiştir?", "answers": {"answer_start": 718, "text": "Ahmet Han Takudar"}}, {"id": "7655", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Sadrettin Konevi hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "1274"}}, {"id": "7656", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Sadrettin Konevi hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 641, "text": "1210"}}, {"id": "7657", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Celaleddin Rumi hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 614, "text": "1273"}}, {"id": "7658", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Celaleddin Rumi hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 609, "text": "1207"}}, {"id": "7659", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Bağdat'tan sonra nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "Küçük Asya'ya"}}, {"id": "7660", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi Bağdat'a hangi yılda gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 408, "text": "1268"}}, {"id": "7661", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Bahaddin Muhammed Cüveyni İsfahan'da nasıl tanınırdı?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "bilim adamlarının hamisi"}}, {"id": "7662", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Bahaddin Muhammed Cüveyni nerede hakimlik görevi yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 256, "text": "İsfahan"}}, {"id": "7663", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi, Maraga'dan kimin emri sonrasında Horasan ve İsfahan'a geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "hükümdarın"}}, {"id": "7664", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "İsfahan nerenin başkentidir?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Irak"}}, {"id": "7665", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi sosyal-siyasi faaliyetlerine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren"}}, {"id": "7666", "context": "Kutbeddin Şirazi alim gibi yaygın olmakla beraber, siyasi adam olarak da tanınmıştır. O, XIII yüzyılın 60'lı yıllarından itibaren sosyal-siyasi faaliyete başlamıştır. Filozof Maragada bilgisini geliştirdikten sonra hükümdarın emriyle Horasan'a ve başkenti İsfahan kenti olan Irak'ı ziyaret etmiştir. Burada bilim adamlarının hamisi, İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni ile tanışmıştır. Kutbeddin Şirazi 1268 yılında Bağdat'a gitmiş, sonra Küçük Asya'ya yola düşmüştür. Orada ilgi karşılanarak devlet işlerinde çalışmış, bir süre Sivas ve Malatya'da gazi olmuş akademisyenlerle özellikle Celaleddin Rumi (1207-1273) ve Sadrettin Konevi (1210-1274) ile dost olmuştur. Ansiklopedik akademisyenin siyasi faaliyetleri Ahmet Han Takudar (1282-1284) zamanında genişletildi. O, hüküdarın emriyle Mısır'a Memlük Sultanı Mansur Seyfettin Kalaunun (1279-1290) yanına Büyükelçi olarak gönderilmiştir. Amcası Kemaleddin Abdüllah Kazaruni de onunla birlikte olmuştur.", "question": "Kutbeddin Şirazi alimlik vasfı dışında hangi yönüyle de tanınır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "siyasi adam olarak"}}, {"id": "7667", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi siyasi görevi bittikten sonra nereye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 262, "text": "Tebriz'e"}}, {"id": "7668", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi kaç yıl büyükelçi olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "sekiz yıl"}}, {"id": "7669", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi Moğolların diplomatı olarak hangi ülkeyle iyi ilişkiler geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Mısır"}}, {"id": "7670", "context": "Kutbeddin Şirazi Mısır'da Büyükelçi olarak çalışırken Moğolların diplomatik görevleri yerine getirerek, Moğollar ve Mısırlılar arasındaki ilişkileri geliştirir. O, sekiz yıl başarılı siyasi faaliyet gösterdikten sonra İlhanlılar devletinin o zaman başkenti olan Tebriz'e döner.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi hangi ülkede büyükelçi olarak görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Mısır"}}, {"id": "7671", "context": "Kutbeddin Şirazi 7 Şubat 1311 yılında Tebriz'de öldü. Zeyneddin ibn el-verdi (... -1349) filozofun ölümünden etkilenerek bir mersiye yazmıştır. Bu mersiyede şaşkınlıkla denir ki, bilim değirmenlerinin oku (Kutup) kırıldığı halde nasıl dönebilir.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin ölümünden sonra kim kendisi için mersiye yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Zeyneddin ibn el-verdi"}}, {"id": "7672", "context": "Kutbeddin Şirazi 7 Şubat 1311 yılında Tebriz'de öldü. Zeyneddin ibn el-verdi (... -1349) filozofun ölümünden etkilenerek bir mersiye yazmıştır. Bu mersiyede şaşkınlıkla denir ki, bilim değirmenlerinin oku (Kutup) kırıldığı halde nasıl dönebilir.", "question": "Kutbeddin Şirazi Tebriz'e hangi tarihte dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "7 Şubat 1311"}}, {"id": "7673", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığı ve bilimsel faaliyetleri kaynaklarda geniş aydınlatılmıştır. Zengin yaratıcılık yolu geçmiş ansiklopedik alim felsefe, mantık, tıp, matematik, astronomi, kosmosrafya vb. konularda değerli eserler yaratmıştır.", "question": "Kutbeddin Şirazi hangi konularda eserler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "felsefe, mantık, tıp, matematik, astronomi, kosmosrafya"}}, {"id": "7674", "context": "Kutbeddin Şirazi çok genç iken İbn Sina'nın \"Tıp kanunu\" (\"el-Kanun fi-t-tıp\") eserinin genel teorik bölümüne - \"külliyat\" a açıklama yazmayı planlıyor, Sivas ve Malatya'da gazi işleyişinde de, Mısır'da büyükelçi iken bu açıklama üzerinde çalışıyor. Mısır'dan döndükten sonra eseri tamamlayan alim onu Ahmet Han'ın veziri Muhammed Sahaddedin'e ithaf ediyor.", "question": "Kutbeddin Şirazi İbn Sina'nın \"Tıp kanunu\" eserinin genel teorik bölümüne yazdığı açıklamayı kime ithaf etmiştir?", "answers": {"answer_start": 322, "text": "Muhammed Sahaddedin"}}, {"id": "7675", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" (\"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\") kitabı önemli yer tutmaktadır. Kosmosrafyaya dair bu eser İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni'ye ithaf edilmiş ve tamamen 1281 (hicri 680) yılında tamamlanmıştır. Bu kitabın çok sayıda yazma nüshaları Bağdat, Kahire, Musul, İstanbul, Tahran, Berlin, Leyden, Londra, Manchester, Paris, Oxford, Floransa, Taşkent ve başka kentlerin kütüphanelerinde saklanır. Kutbeddin Şirazi'nin \"Şah katkısı\" (\"et-Tuhfa eş-şahiyye\") eseri vezir Şah Muhammed'in şerefine kaleme alınmış, 1285 yılında tamamlanmıştır. Bu eser \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" kitabının geniş açıklamasıdır. \"Şah katkısı\" eseri Bağdat, Meşhed, Berlin, Petersburg, Londra, Oxford, Priston, Floransa, Rampur, Roma, İstanbul ve başka kentlerin kütüphanelerinde mevcuttur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\" adlı eseri ne zaman tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "1281"}}, {"id": "7676", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin yaratıcılığında \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" (\"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\") kitabı önemli yer tutmaktadır. Kosmosrafyaya dair bu eser İsfahan hakimi Bahaddin Muhammed Cüveyni'ye ithaf edilmiş ve tamamen 1281 (hicri 680) yılında tamamlanmıştır. Bu kitabın çok sayıda yazma nüshaları Bağdat, Kahire, Musul, İstanbul, Tahran, Berlin, Leyden, Londra, Manchester, Paris, Oxford, Floransa, Taşkent ve başka kentlerin kütüphanelerinde saklanır. Kutbeddin Şirazi'nin \"Şah katkısı\" (\"et-Tuhfa eş-şahiyye\") eseri vezir Şah Muhammed'in şerefine kaleme alınmış, 1285 yılında tamamlanmıştır. Bu eser \"Göğü bilmekte idrakin son haddi\" kitabının geniş açıklamasıdır. \"Şah katkısı\" eseri Bağdat, Meşhed, Berlin, Petersburg, Londra, Oxford, Priston, Floransa, Rampur, Roma, İstanbul ve başka kentlerin kütüphanelerinde mevcuttur.", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Nihayet el-idrak fi dirayet el-eflâk\" adlı eseri hangi konu üzerine yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "Kosmosrafya"}}, {"id": "7677", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin felsefi görüşlerinde hem din, hem peripatetizm, hem de işrakilik motifleri vardır. Tüm bunlardan daha fazla ise onun İslam dini bakış açısına önemli yer vermesi belirtilmelidir. Kutbeddin Şirazi dini meselelerle de ilgilenmiştir. Onun \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" (\"Fetih el-Mennân fi tefsir el-Kur'an\") tez yaklaşık kırk cilt. Eserde Kur'an'ın geniş tefsiri verilmiştir.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi'nin \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" eseri kaç ciltten oluşur?", "answers": {"answer_start": 347, "text": "yaklaşık kırk cilt"}}, {"id": "7678", "context": "Kutbeddin Şirazi'nin felsefi görüşlerinde hem din, hem peripatetizm, hem de işrakilik motifleri vardır. Tüm bunlardan daha fazla ise onun İslam dini bakış açısına önemli yer vermesi belirtilmelidir. Kutbeddin Şirazi dini meselelerle de ilgilenmiştir. Onun \"Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması\" (\"Fetih el-Mennân fi tefsir el-Kur'an\") tez yaklaşık kırk cilt. Eserde Kur'an'ın geniş tefsiri verilmiştir.\r\n", "question": "Kutbeddin Şirazi Kur'an tefsirinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Kuran'ın tefsirine dair Merhametlinin açması"}}, {"id": "7679", "context": "Hasan Uçarsu (d. 5 Nisan 1965, İstanbul), Türk besteci, akademisyen.", "question": "Hasan Uçarsu kimdir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Türk besteci, akademisyen."}}, {"id": "7680", "context": "Hasan Uçarsu (d. 5 Nisan 1965, İstanbul), Türk besteci, akademisyen.", "question": "Hasan Uçarsu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7681", "context": "Hasan Uçarsu (d. 5 Nisan 1965, İstanbul), Türk besteci, akademisyen.", "question": "Hasan Uçarsu ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "5 Nisan 1965"}}, {"id": "7682", "context": "1965 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Kaptan İhsan Uçarsu, annesi ev hanımı Kadriye Uçarsu'dur.", "question": "Hasan Uçarsunun annesinin ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Kadriye Uçarsu"}}, {"id": "7683", "context": "1965 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Kaptan İhsan Uçarsu, annesi ev hanımı Kadriye Uçarsu'dur.", "question": "Hasan Uçarsunun babasının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 53, "text": " İhsan Uçarsu"}}, {"id": "7684", "context": "Çeşitli müzik türlerinin dinlendiği bir ortamda yetişen Hasan Uçarsu, ilkokul yıllarında İstanbul Üniversitesi Belediye Konservatuvarı'nda flüt öğrenimine yarı zamanlı olarak başladı. Orta ve lise öğrenimi sırasında konservatuvar öğrenimine ara veren Uçarsu, lise öğrencisi iken kısa bir süre Muammer Sun ile çalıştı.", "question": "Hasan Uçarsu flüt öğrenimine nerede başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": " İstanbul Üniversitesi Belediye Konservatuvarı'nda"}}, {"id": "7685", "context": "Çeşitli müzik türlerinin dinlendiği bir ortamda yetişen Hasan Uçarsu, ilkokul yıllarında İstanbul Üniversitesi Belediye Konservatuvarı'nda flüt öğrenimine yarı zamanlı olarak başladı. Orta ve lise öğrenimi sırasında konservatuvar öğrenimine ara veren Uçarsu, lise öğrencisi iken kısa bir süre Muammer Sun ile çalıştı.", "question": "Hasan Uçarsu flüt öğrenimine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 69, "text": " ilkokul yıllarında"}}, {"id": "7686", "context": "Kadıköy Anadolu Lisesi'ni bitirdikten sonra 1983'te Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümüne girdi. Lisans programında Adnan Saygun'un, yüksek lisans programında Cengiz Tanç'ın öğrencisi oldu. 1991-1992 öğretim yılında aynı kurumda ders vermeye başlaya sanatçı, 1994-1997 yılları arasında ABD'de Pennsylvanya Üniversitesi’nde yürüttüğü doktora çalışması sonunda bestecilik alanında doktora derecesini aldı. ABD'de bulunduğu yıllar bestecilik açısından en verimli yılları oldu.", "question": "Hasan Uçarsu doktora çalışmalarını hangi ülkede yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 315, "text": " ABD"}}, {"id": "7687", "context": "Kadıköy Anadolu Lisesi'ni bitirdikten sonra 1983'te Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümüne girdi. Lisans programında Adnan Saygun'un, yüksek lisans programında Cengiz Tanç'ın öğrencisi oldu. 1991-1992 öğretim yılında aynı kurumda ders vermeye başlaya sanatçı, 1994-1997 yılları arasında ABD'de Pennsylvanya Üniversitesi’nde yürüttüğü doktora çalışması sonunda bestecilik alanında doktora derecesini aldı. ABD'de bulunduğu yıllar bestecilik açısından en verimli yılları oldu.", "question": "Hasan Uçarsu hangi üniversiteye girmiştir?", "answers": {"answer_start": 51, "text": " Mimar Sinan Üniversitesi "}}, {"id": "7688", "context": "Kadıköy Anadolu Lisesi'ni bitirdikten sonra 1983'te Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümüne girdi. Lisans programında Adnan Saygun'un, yüksek lisans programında Cengiz Tanç'ın öğrencisi oldu. 1991-1992 öğretim yılında aynı kurumda ders vermeye başlaya sanatçı, 1994-1997 yılları arasında ABD'de Pennsylvanya Üniversitesi’nde yürüttüğü doktora çalışması sonunda bestecilik alanında doktora derecesini aldı. ABD'de bulunduğu yıllar bestecilik açısından en verimli yılları oldu.", "question": "Hasan Uçarsu hangi liseyi bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kadıköy Anadolu Lisesi"}}, {"id": "7689", "context": "Uçarsu, doktora eğitimini tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndaki görevine dönerek 1998'de doçent, 2009'da profesör unvanını aldı.", "question": "Hasan Uçarsu hangi yıl profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 132, "text": "2009"}}, {"id": "7690", "context": "Uçarsu, doktora eğitimini tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndaki görevine dönerek 1998'de doçent, 2009'da profesör unvanını aldı.", "question": "Hasan Uçarsu doçent ünvanını hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Mimar Sinan Üniversitesi "}}, {"id": "7691", "context": "Eser, 2004 yılında Kültür Bakanlığı Ulusal Beste Yarışması Büyük Ölçekli Senfonik Eser Kategorisi'nde ikincilik ödülü almıştır.", "question": "Hasan Uçarsu 2004 yılında düzenlenen Ulusal Beste Yarışmasının hangi kategorisinde ikincilik ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Büyük Ölçekli Senfonik Eser Kategorisi"}}, {"id": "7692", "context": "Davetsiz Misafirler (2007-2008) arp, çeng ve orkestra için. \r\nTefken Kültür ve Sanat Vakfı Siparişidir.", "question": "Davetsiz Miasfirler hangi kurumun siparişidir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "Tefken Kültür ve Sanat Vakfı "}}, {"id": "7693", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi Robot Olimpiyatları (İTÜRO), İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Kulübü tarafından 2007 yılından bu yana her sene düzenlenen robotik etkinliğidir. Organizasyon İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapılmakta ve üç gün sürmektedir. Her yıl güncellenen yarışma kategorilerinde 2016 yılında 10 farklı kategoride yarışma düzenlenecektir. Bunun yanında robotik alanında uzman akademisyenlerin ve endüstri temsilcilerinin katılımıyla konuyla ilgili seminerler, konferanslar, söyleşiler, paneller ve sergiler düzenlenmektedir.", "question": "Kimlerin katılımıyla konuyla ilgili seminerler, konferanslar, söyleşiler, paneller ve sergiler düzenlenmektedir?", "answers": {"answer_start": 410, "text": "robotik alanında uzman akademisyenlerin ve endüstri temsilcilerinin"}}, {"id": "7694", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi Robot Olimpiyatları (İTÜRO), İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Kulübü tarafından 2007 yılından bu yana her sene düzenlenen robotik etkinliğidir. Organizasyon İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapılmakta ve üç gün sürmektedir. Her yıl güncellenen yarışma kategorilerinde 2016 yılında 10 farklı kategoride yarışma düzenlenecektir. Bunun yanında robotik alanında uzman akademisyenlerin ve endüstri temsilcilerinin katılımıyla konuyla ilgili seminerler, konferanslar, söyleşiler, paneller ve sergiler düzenlenmektedir.", "question": "İTÜRO organizasyonu nerede yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapılmakta"}}, {"id": "7695", "context": "İstanbul Teknik Üniversitesi Robot Olimpiyatları (İTÜRO), İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Kulübü tarafından 2007 yılından bu yana her sene düzenlenen robotik etkinliğidir. Organizasyon İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapılmakta ve üç gün sürmektedir. Her yıl güncellenen yarışma kategorilerinde 2016 yılında 10 farklı kategoride yarışma düzenlenecektir. Bunun yanında robotik alanında uzman akademisyenlerin ve endüstri temsilcilerinin katılımıyla konuyla ilgili seminerler, konferanslar, söyleşiler, paneller ve sergiler düzenlenmektedir.", "question": "İTÜRO hangi kulüp tarafından düzenlenmektedir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Kulübü tarafından"}}, {"id": "7696", "context": "== Amaçları ==\r\nRobotik alanına ilgi çekmek,\r\nİlgilenen kişileri, düzenlenen seminerler ve söyleşiler ile bilgi ve deneyim yönünden desteklemek; yarışmalarla motivasyonlarını artırmak ve sergiler vasıtasıyla ürünlerini sunmalarına imkan sağlamak,\r\nRobotik bilimi ve teknolojisinde Türkiye'nin yerini ve rolünü sorgulamak,\r\nTürkiye'de verilen robotik eğitimi için farklı açılımlar yakalayabilmek,\r\nTürkiye'de üretilen robotik projelerinin endüstriye uygunluğunu sorgulamak ve katma değeri yüksek projeler yapılmasına önayak olmak,\r\nTürkiye'de robotik teknolojileriyle ilgilenen öğrenciler ile akademisyenler ve şirketler arası iletişime yardımcı olmak,\r\nTürkiye'deki robotik teknolojilerinin gelişimine, ülkeler arası iletişim ve etkileşim sağlayarak katkıda bulunmaktır.", "question": "İTÜRO robotik alanıyla ilgilenen kişileri nasıl desteklemeyi amaçlar?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "düzenlenen seminerler ve söyleşiler ile bilgi ve deneyim yönünden"}}, {"id": "7697", "context": "== Amaçları ==\r\nRobotik alanına ilgi çekmek,\r\nİlgilenen kişileri, düzenlenen seminerler ve söyleşiler ile bilgi ve deneyim yönünden desteklemek; yarışmalarla motivasyonlarını artırmak ve sergiler vasıtasıyla ürünlerini sunmalarına imkan sağlamak,\r\nRobotik bilimi ve teknolojisinde Türkiye'nin yerini ve rolünü sorgulamak,\r\nTürkiye'de verilen robotik eğitimi için farklı açılımlar yakalayabilmek,\r\nTürkiye'de üretilen robotik projelerinin endüstriye uygunluğunu sorgulamak ve katma değeri yüksek projeler yapılmasına önayak olmak,\r\nTürkiye'de robotik teknolojileriyle ilgilenen öğrenciler ile akademisyenler ve şirketler arası iletişime yardımcı olmak,\r\nTürkiye'deki robotik teknolojilerinin gelişimine, ülkeler arası iletişim ve etkileşim sağlayarak katkıda bulunmaktır.", "question": "İTÜRO, Türkiye'deki robotik teknolojilerinin gelişimine nasıl katkıda bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "ülkeler arası iletişim ve etkileşim sağlayarak"}}, {"id": "7698", "context": "=== Çizgi İzleyen ===\r\nBu kategoride robotlar, sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya çalışır. Yarışma giderek zorlaşan üç etaptan oluşur, üçüncü etap final etabıdır. Her robot sırayla yarışır; kapı, rampa ve köprülerin de bulunduğu parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Pist 40cm genişliğinde, çizgiler ise 2cm genişliğindedir. İTÜRO’nun Minisumo kategorisiyle birlikte en çok ilgi çeken yarışmalarındandır.", "question": "Çizgi izleyen kategorisinde pist genişliği nedir?", "answers": {"answer_start": 485, "text": "40cm"}}, {"id": "7699", "context": "=== Çizgi İzleyen ===\r\nBu kategoride robotlar, sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya çalışır. Yarışma giderek zorlaşan üç etaptan oluşur, üçüncü etap final etabıdır. Her robot sırayla yarışır; kapı, rampa ve köprülerin de bulunduğu parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Pist 40cm genişliğinde, çizgiler ise 2cm genişliğindedir. İTÜRO’nun Minisumo kategorisiyle birlikte en çok ilgi çeken yarışmalarındandır.", "question": "Çizgi izleyen kategorisinde yarışmacı hangi durumlarda eksi puan alır?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar"}}, {"id": "7700", "context": "=== Çizgi İzleyen ===\r\nBu kategoride robotlar, sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya çalışır. Yarışma giderek zorlaşan üç etaptan oluşur, üçüncü etap final etabıdır. Her robot sırayla yarışır; kapı, rampa ve köprülerin de bulunduğu parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Pist 40cm genişliğinde, çizgiler ise 2cm genişliğindedir. İTÜRO’nun Minisumo kategorisiyle birlikte en çok ilgi çeken yarışmalarındandır.", "question": "Çizgi izleyen kategorisinde hangi robot yarışmayı kazanır?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "parkuru en kısa sürede tamamlayan robot"}}, {"id": "7701", "context": "=== Çizgi İzleyen ===\r\nBu kategoride robotlar, sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya çalışır. Yarışma giderek zorlaşan üç etaptan oluşur, üçüncü etap final etabıdır. Her robot sırayla yarışır; kapı, rampa ve köprülerin de bulunduğu parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Pist 40cm genişliğinde, çizgiler ise 2cm genişliğindedir. İTÜRO’nun Minisumo kategorisiyle birlikte en çok ilgi çeken yarışmalarındandır.", "question": "Çizgi izleyen yarışması kaç etaptan oluşur?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "üç etaptan oluşur"}}, {"id": "7702", "context": "=== Çizgi İzleyen ===\r\nBu kategoride robotlar, sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya çalışır. Yarışma giderek zorlaşan üç etaptan oluşur, üçüncü etap final etabıdır. Her robot sırayla yarışır; kapı, rampa ve köprülerin de bulunduğu parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca yoldan çıkma, kapıya çarpma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Pist 40cm genişliğinde, çizgiler ise 2cm genişliğindedir. İTÜRO’nun Minisumo kategorisiyle birlikte en çok ilgi çeken yarışmalarındandır.", "question": "İTÜRO çizgi izleyen kategorisinde robotlar ne yapmaya çalışır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "sensörleri yardımıyla algıladıkları siyah pist üzerine beyaz veya beyaz pist üzerine siyah çizgilerin üstünde kalarak parkuru tamamlamaya"}}, {"id": "7703", "context": "=== Renk Seçen ===\r\nBu kategoride robotlar sensörleri yardımıyla algıladığı renkli silindirleri doğru renkteki bölgelere yerleştirmeye çalışırlar. Yarışmaya katılan her robot sırayla yarışır. Bu kategoride başarı kriteri en az bir silindiri doğru renkteki yere yerleştirmektir. Taşıma süresi ve cezalar puanlamada dikkate alınır \r\n", "question": "İTÜRO renk seçen kategorisinde puanlama yapılırken neler dikkate alınır?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "Taşıma süresi ve cezalar"}}, {"id": "7704", "context": "=== Renk Seçen ===\r\nBu kategoride robotlar sensörleri yardımıyla algıladığı renkli silindirleri doğru renkteki bölgelere yerleştirmeye çalışırlar. Yarışmaya katılan her robot sırayla yarışır. Bu kategoride başarı kriteri en az bir silindiri doğru renkteki yere yerleştirmektir. Taşıma süresi ve cezalar puanlamada dikkate alınır \r\n", "question": "İTÜRO renk seçen kategorisinde başarı kriteri nedir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "en az bir silindiri doğru renkteki yere yerleştirmektir"}}, {"id": "7705", "context": "=== Renk Seçen ===\r\nBu kategoride robotlar sensörleri yardımıyla algıladığı renkli silindirleri doğru renkteki bölgelere yerleştirmeye çalışırlar. Yarışmaya katılan her robot sırayla yarışır. Bu kategoride başarı kriteri en az bir silindiri doğru renkteki yere yerleştirmektir. Taşıma süresi ve cezalar puanlamada dikkate alınır \r\n", "question": "İTÜRO Renk seçen kategorisinde robotlar ne yapmaya çalışırlar?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "robotlar sensörleri yardımıyla algıladığı renkli silindirleri doğru renkteki bölgelere yerleştirmeye çalışırlar"}}, {"id": "7706", "context": "===Mikro Sumo===\r\nBu kategori dohyo adı verilen ring’lerin üstünde robotların ikili karşılaşmaları şeklinde gerçekleşir: robotlar birbirini dohyo’dan dışarı itmeye çalışır, içeride kalan robot o round’u kazanır; bir maçta üç round vardır. Grup sisteminden sonra eleme usulünde yapılan yarışmanın sonunda final grubu oluşur: bu grupta yapılan maçlar sonucu grubun lideri yarışmayı kazanır. Dohyo’lar 38.5cm çapında, daire şeklindedir.\r\n", "question": "İTÜRO mikro sumo kategorisindeki dohyolar ne şeklindedir?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "daire "}}, {"id": "7707", "context": "===Mikro Sumo===\r\nBu kategori dohyo adı verilen ring’lerin üstünde robotların ikili karşılaşmaları şeklinde gerçekleşir: robotlar birbirini dohyo’dan dışarı itmeye çalışır, içeride kalan robot o round’u kazanır; bir maçta üç round vardır. Grup sisteminden sonra eleme usulünde yapılan yarışmanın sonunda final grubu oluşur: bu grupta yapılan maçlar sonucu grubun lideri yarışmayı kazanır. Dohyo’lar 38.5cm çapında, daire şeklindedir.\r\n", "question": "İTÜRO mikro sumo kategorisindeki dohyoların çapı nedir?", "answers": {"answer_start": 399, "text": "38.5cm"}}, {"id": "7708", "context": "===Mikro Sumo===\r\nBu kategori dohyo adı verilen ring’lerin üstünde robotların ikili karşılaşmaları şeklinde gerçekleşir: robotlar birbirini dohyo’dan dışarı itmeye çalışır, içeride kalan robot o round’u kazanır; bir maçta üç round vardır. Grup sisteminden sonra eleme usulünde yapılan yarışmanın sonunda final grubu oluşur: bu grupta yapılan maçlar sonucu grubun lideri yarışmayı kazanır. Dohyo’lar 38.5cm çapında, daire şeklindedir.\r\n", "question": "İTÜRO mikro sumo kategorisinde bir maçta kaç raund vardır?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "üç round"}}, {"id": "7709", "context": "===Mikro Sumo===\r\nBu kategori dohyo adı verilen ring’lerin üstünde robotların ikili karşılaşmaları şeklinde gerçekleşir: robotlar birbirini dohyo’dan dışarı itmeye çalışır, içeride kalan robot o round’u kazanır; bir maçta üç round vardır. Grup sisteminden sonra eleme usulünde yapılan yarışmanın sonunda final grubu oluşur: bu grupta yapılan maçlar sonucu grubun lideri yarışmayı kazanır. Dohyo’lar 38.5cm çapında, daire şeklindedir.\r\n", "question": "İTÜRO mikro sumo kategorisinde robotlar ne yapmaya çalışır?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "robotlar birbirini dohyo’dan dışarı itmeye çalışır"}}, {"id": "7710", "context": "=== Yangın Söndüren ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot yarışmayı kazanır. Söndürme işlemi sırasında su, köpük vb. kullanılamaz; robotlar mumları üfleyerek söndürmelidir. Ayrıca mum devirme, ateş olmayan odada söndürme sistemini çalıştırma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği 40cm, duvarların yüksekliği 20cm’dir.\r\n", "question": "Soru:İTÜRO yangın söndüren kategorisinde robotlar mumları nasıl söndürmelidir?", "answers": {"answer_start": 345, "text": " üfleyerek"}}, {"id": "7711", "context": "=== Yangın Söndüren ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot yarışmayı kazanır. Söndürme işlemi sırasında su, köpük vb. kullanılamaz; robotlar mumları üfleyerek söndürmelidir. Ayrıca mum devirme, ateş olmayan odada söndürme sistemini çalıştırma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği 40cm, duvarların yüksekliği 20cm’dir.\r\n", "question": "İTÜRO yangın söndüren kategorisinde labirentteki yolların genişliği kaç cmdir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "40cm"}}, {"id": "7712", "context": "=== Yangın Söndüren ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot yarışmayı kazanır. Söndürme işlemi sırasında su, köpük vb. kullanılamaz; robotlar mumları üfleyerek söndürmelidir. Ayrıca mum devirme, ateş olmayan odada söndürme sistemini çalıştırma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği 40cm, duvarların yüksekliği 20cm’dir.\r\n", "question": "İTÜRO yangın söndüren kategorisinde söndürme işlemi sırasında ne kullanılamaz?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "su, köpük vb."}}, {"id": "7713", "context": "=== Yangın Söndüren ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot yarışmayı kazanır. Söndürme işlemi sırasında su, köpük vb. kullanılamaz; robotlar mumları üfleyerek söndürmelidir. Ayrıca mum devirme, ateş olmayan odada söndürme sistemini çalıştırma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği 40cm, duvarların yüksekliği 20cm’dir.\r\n", "question": "İTÜRO yangın söndüren kategorisinde hangi robot yarışmayı kazanır?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot"}}, {"id": "7714", "context": "=== Yangın Söndüren ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: Belirlenen zaman içinde en çok mumu söndüren robot yarışmayı kazanır. Söndürme işlemi sırasında su, köpük vb. kullanılamaz; robotlar mumları üfleyerek söndürmelidir. Ayrıca mum devirme, ateş olmayan odada söndürme sistemini çalıştırma gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği 40cm, duvarların yüksekliği 20cm’dir.\r\n", "question": "İTÜRO yangın söndüren kategorisinde robotlar ne yapmaya çalışır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "labirent şeklindeki parkurun içindeki odalarda bulunan mumları sensörleri yardımıyla algıladıktan sonra söndürmeye çalışırlar"}}, {"id": "7715", "context": "===Merdiven Çıkan===\r\nBu kategoride robotlar, basamak yükseklikleri giderek artan merdiven şeklindeki parkuru\r\ntamamlamaya çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: En çok basamak çıkan veya inen, eşitlik\r\nhalinde parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Basamakların\r\ngenişliği 40cm, yükseklikleri ise sırayla 10cm, 10cm, 15cm ve 20cm’dir.", "question": "İTÜRO merdiven çıkan kategorisinde, eşitlik halinde hangi robot yarışmayı kazanır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "parkuru en kısa sürede tamamlayan robot"}}, {"id": "7716", "context": "===Merdiven Çıkan===\r\nBu kategoride robotlar, basamak yükseklikleri giderek artan merdiven şeklindeki parkuru\r\ntamamlamaya çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: En çok basamak çıkan veya inen, eşitlik\r\nhalinde parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Basamakların\r\ngenişliği 40cm, yükseklikleri ise sırayla 10cm, 10cm, 15cm ve 20cm’dir.", "question": "İTÜRO merdiven çıkan kategorisinde basamakların genişliği ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "40cm"}}, {"id": "7717", "context": "===Merdiven Çıkan===\r\nBu kategoride robotlar, basamak yükseklikleri giderek artan merdiven şeklindeki parkuru\r\ntamamlamaya çalışırlar. Her robot sırayla yarışır: En çok basamak çıkan veya inen, eşitlik\r\nhalinde parkuru en kısa sürede tamamlayan robot yarışmayı kazanır. Basamakların\r\ngenişliği 40cm, yükseklikleri ise sırayla 10cm, 10cm, 15cm ve 20cm’dir.", "question": "İTÜRO merdiven çıkan kategorisinde robotların parkuru ne şeklindedir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "basamak yükseklikleri giderek artan merdiven şeklinde"}}, {"id": "7718", "context": "=== Labirent ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, ezberleme ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşan labirent şeklindeki parkuru tamamlamaya çalışırlar. Parkurun hatalı yol bulunmayan birinci, ezberleme bölümünde doğru yolu öğrenen robotlar, hatalı yolların da bulunduğu ikinci bölümde öğrendiklerini doğru uyguladıkları takdirde labirentin çıkışına ulaşır. Her robot sırayla yarışır: labirentten en kısa sürede çıkan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca duvara çarpma, uygulama bölümünde yanlış yöne girme gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği ve duvarların yüksekliği 20cm’dir.", "question": "İTÜRO labirent kategorisinde labirentteki duvarların yüksekliği kaç cmdir?", "answers": {"answer_start": 610, "text": "20cm"}}, {"id": "7719", "context": "=== Labirent ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, ezberleme ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşan labirent şeklindeki parkuru tamamlamaya çalışırlar. Parkurun hatalı yol bulunmayan birinci, ezberleme bölümünde doğru yolu öğrenen robotlar, hatalı yolların da bulunduğu ikinci bölümde öğrendiklerini doğru uyguladıkları takdirde labirentin çıkışına ulaşır. Her robot sırayla yarışır: labirentten en kısa sürede çıkan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca duvara çarpma, uygulama bölümünde yanlış yöne girme gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği ve duvarların yüksekliği 20cm’dir.", "question": "İTÜRO labirent kategorisinde ne gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir?", "answers": {"answer_start": 447, "text": "duvara çarpma, uygulama bölümünde yanlış yöne girme gibi durumlar"}}, {"id": "7720", "context": "=== Labirent ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, ezberleme ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşan labirent şeklindeki parkuru tamamlamaya çalışırlar. Parkurun hatalı yol bulunmayan birinci, ezberleme bölümünde doğru yolu öğrenen robotlar, hatalı yolların da bulunduğu ikinci bölümde öğrendiklerini doğru uyguladıkları takdirde labirentin çıkışına ulaşır. Her robot sırayla yarışır: labirentten en kısa sürede çıkan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca duvara çarpma, uygulama bölümünde yanlış yöne girme gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği ve duvarların yüksekliği 20cm’dir.", "question": "İTÜRO labirent kategorisinde hangi robot yarışmayı kazanır?", "answers": {"answer_start": 382, "text": "labirentten en kısa sürede çıkan robot"}}, {"id": "7721", "context": "=== Labirent ===\r\n\r\nBu kategoride robotlar, ezberleme ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşan labirent şeklindeki parkuru tamamlamaya çalışırlar. Parkurun hatalı yol bulunmayan birinci, ezberleme bölümünde doğru yolu öğrenen robotlar, hatalı yolların da bulunduğu ikinci bölümde öğrendiklerini doğru uyguladıkları takdirde labirentin çıkışına ulaşır. Her robot sırayla yarışır: labirentten en kısa sürede çıkan robot yarışmayı kazanır. Ayrıca duvara çarpma, uygulama bölümünde yanlış yöne girme gibi durumlar puanlamada eksi olarak değerlendirilir. Labirentteki yolların genişliği ve duvarların yüksekliği 20cm’dir.", "question": "İTÜRO labirent kategorisinde robotlar kaç bölümden oluşan parkuru tamamlamaya çalışırlar?", "answers": {"answer_start": 77, "text": " iki bölümden oluşan "}}, {"id": "7722", "context": "=== Basketbol ===\r\nBu kategoride robotlar, karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre basket atmalıdırlar. Her bir potaya yapılan birinci basket 50, ikinci basket 40, üçüncü basket 30, dördüncü basket 20 ve beşinci basket 10 puandır. Parkurda 4 farklı pota vardır. Bunlardan birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı belli, diğer 2 potanın uzaklıkları değişmektedir. Robotlardan pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları beklenmektedir.\r\n", "question": "İTÜRO basketbol kategorisinde parkurdaki potalardan hangilerinin uzaklığı bellidir?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı"}}, {"id": "7723", "context": "=== Basketbol ===\r\nBu kategoride robotlar, karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre basket atmalıdırlar. Her bir potaya yapılan birinci basket 50, ikinci basket 40, üçüncü basket 30, dördüncü basket 20 ve beşinci basket 10 puandır. Parkurda 4 farklı pota vardır. Bunlardan birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı belli, diğer 2 potanın uzaklıkları değişmektedir. Robotlardan pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları beklenmektedir.\r\n", "question": "İTÜRO basketbol kategorisinde robotlardan ne beklenmektedir?", "answers": {"answer_start": 379, "text": "pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları"}}, {"id": "7724", "context": "=== Basketbol ===\r\nBu kategoride robotlar, karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre basket atmalıdırlar. Her bir potaya yapılan birinci basket 50, ikinci basket 40, üçüncü basket 30, dördüncü basket 20 ve beşinci basket 10 puandır. Parkurda 4 farklı pota vardır. Bunlardan birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı belli, diğer 2 potanın uzaklıkları değişmektedir. Robotlardan pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları beklenmektedir.\r\n", "question": "İTÜRO basketbol kategorisinde her bir potaya yapılan birinci basket kaç puandır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": " 50"}}, {"id": "7725", "context": "=== Basketbol ===\r\nBu kategoride robotlar, karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre basket atmalıdırlar. Her bir potaya yapılan birinci basket 50, ikinci basket 40, üçüncü basket 30, dördüncü basket 20 ve beşinci basket 10 puandır. Parkurda 4 farklı pota vardır. Bunlardan birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı belli, diğer 2 potanın uzaklıkları değişmektedir. Robotlardan pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları beklenmektedir.\r\n", "question": "İTÜRO basketbol kategorisinde kaç farklı pota vardır?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "4"}}, {"id": "7726", "context": "=== Basketbol ===\r\nBu kategoride robotlar, karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre basket atmalıdırlar. Her bir potaya yapılan birinci basket 50, ikinci basket 40, üçüncü basket 30, dördüncü basket 20 ve beşinci basket 10 puandır. Parkurda 4 farklı pota vardır. Bunlardan birincisinin ve dördüncüsünün uzaklığı belli, diğer 2 potanın uzaklıkları değişmektedir. Robotlardan pota uzaklığını algılamaları ve ona göre atış yapmaları beklenmektedir.\r\n", "question": "İTÜRO basketbol kategorisinde robotlar neye göre basket atmalıdırlar?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "karşılarına gelen potaları algılayıp ona göre"}}, {"id": "7727", "context": "=== Kendini Dengeleyen Robot ===\r\n\r\nBu kategoride birbirine paralel iki teker üstünde duran robotlar, düz bir zeminde dengede durmaya çalışır. İki turdan oluşan yarışma puanlama usulünde yapılır. Robotların, ikinci tura çıkabilmek için birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları gerekir. Ayrıca birinci turda açılı başlangıç ve dış etki testlerinde başarılı olan robotlar ekstra puan alır. İkinci turda ise robotlardan bir adet köprünün de bulunduğu pist üzerinde yol almaları beklenir, buna göre puanlama yapılır. Her robot sırayla yarışır, testler sonucunda en çok puana sahip olan robot yarışmayı kazanır.\r\n", "question": "İTÜRO kendini dengeleyen robot kategorisinde birinci turda hangi testlerde başarılı olan robotlar ekstra puan alır?", "answers": {"answer_start": 314, "text": "açılı başlangıç ve dış etki testlerinde"}}, {"id": "7728", "context": "=== Kendini Dengeleyen Robot ===\r\n\r\nBu kategoride birbirine paralel iki teker üstünde duran robotlar, düz bir zeminde dengede durmaya çalışır. İki turdan oluşan yarışma puanlama usulünde yapılır. Robotların, ikinci tura çıkabilmek için birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları gerekir. Ayrıca birinci turda açılı başlangıç ve dış etki testlerinde başarılı olan robotlar ekstra puan alır. İkinci turda ise robotlardan bir adet köprünün de bulunduğu pist üzerinde yol almaları beklenir, buna göre puanlama yapılır. Her robot sırayla yarışır, testler sonucunda en çok puana sahip olan robot yarışmayı kazanır.\r\n", "question": "İTÜRO kendini dengeleyen robot kategorisinde hangi robot yarışmayı kazanır?", "answers": {"answer_start": 565, "text": "en çok puana sahip olan robot"}}, {"id": "7729", "context": "=== Kendini Dengeleyen Robot ===\r\n\r\nBu kategoride birbirine paralel iki teker üstünde duran robotlar, düz bir zeminde dengede durmaya çalışır. İki turdan oluşan yarışma puanlama usulünde yapılır. Robotların, ikinci tura çıkabilmek için birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları gerekir. Ayrıca birinci turda açılı başlangıç ve dış etki testlerinde başarılı olan robotlar ekstra puan alır. İkinci turda ise robotlardan bir adet köprünün de bulunduğu pist üzerinde yol almaları beklenir, buna göre puanlama yapılır. Her robot sırayla yarışır, testler sonucunda en çok puana sahip olan robot yarışmayı kazanır.\r\n", "question": "İTÜRO kendini dengeleyen robot kategorisinde robotların ikinci tura çıkabilmesi için ne yapmaları gerekir?", "answers": {"answer_start": 236, "text": "birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları"}}, {"id": "7730", "context": "=== Kendini Dengeleyen Robot ===\r\n\r\nBu kategoride birbirine paralel iki teker üstünde duran robotlar, düz bir zeminde dengede durmaya çalışır. İki turdan oluşan yarışma puanlama usulünde yapılır. Robotların, ikinci tura çıkabilmek için birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları gerekir. Ayrıca birinci turda açılı başlangıç ve dış etki testlerinde başarılı olan robotlar ekstra puan alır. İkinci turda ise robotlardan bir adet köprünün de bulunduğu pist üzerinde yol almaları beklenir, buna göre puanlama yapılır. Her robot sırayla yarışır, testler sonucunda en çok puana sahip olan robot yarışmayı kazanır.\r\n", "question": "İTÜRO kendini dengeleyen robot kategorisi kaç turdan oluşur?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "İki turdan "}}, {"id": "7731", "context": "=== Kendini Dengeleyen Robot ===\r\n\r\nBu kategoride birbirine paralel iki teker üstünde duran robotlar, düz bir zeminde dengede durmaya çalışır. İki turdan oluşan yarışma puanlama usulünde yapılır. Robotların, ikinci tura çıkabilmek için birinci turdaki süre testinde başarılı olmaları gerekir. Ayrıca birinci turda açılı başlangıç ve dış etki testlerinde başarılı olan robotlar ekstra puan alır. İkinci turda ise robotlardan bir adet köprünün de bulunduğu pist üzerinde yol almaları beklenir, buna göre puanlama yapılır. Her robot sırayla yarışır, testler sonucunda en çok puana sahip olan robot yarışmayı kazanır.\r\n", "question": "İTÜRO kendini dengeleyen robot kategorisinde robotlar ne yapmaya çalışır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "düz bir zeminde dengede durmaya"}}, {"id": "7732", "context": "=== Senaryo: İnşaat ===\r\n\r\n“Senaryo” kategorisinde yarışmacılara her iki senede bir farklı bir görev verilir ve yarışmacılardan sene içinde yaptıkları robotlarla bu görevi tamamlamaları beklenir. Kategoriye ait görev iki yılda bir Temmuz ayında İTÜRO resmi websitesi üzerinden açıklanır. İTÜRO 2015 ve 2016'da yer alacak kategori görevi \"Senaryo: İnşaat\" olarak belirlenmiştir. Bu görevde robotlar kendilerine verilen bloklarla önceden belirlenen yapıyı hatasız ve en kısa sürede oluşturmaya çalışırlar.\r\n", "question": "İTÜRO senaryo:inşaat görevinde robotlar ne yapmaya çalışırlar?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "kendilerine verilen bloklarla önceden belirlenen yapıyı hatasız ve en kısa sürede oluşturmaya"}}, {"id": "7733", "context": "=== Senaryo: İnşaat ===\r\n\r\n“Senaryo” kategorisinde yarışmacılara her iki senede bir farklı bir görev verilir ve yarışmacılardan sene içinde yaptıkları robotlarla bu görevi tamamlamaları beklenir. Kategoriye ait görev iki yılda bir Temmuz ayında İTÜRO resmi websitesi üzerinden açıklanır. İTÜRO 2015 ve 2016'da yer alacak kategori görevi \"Senaryo: İnşaat\" olarak belirlenmiştir. Bu görevde robotlar kendilerine verilen bloklarla önceden belirlenen yapıyı hatasız ve en kısa sürede oluşturmaya çalışırlar.\r\n", "question": "İTÜRO 2015 ve 2016'da yer alacak senaryo kategori görevi ne olarak belirlenmiştir? ", "answers": {"answer_start": 4, "text": "Senaryo: İnşaat"}}, {"id": "7734", "context": "=== Senaryo: İnşaat ===\r\n\r\n“Senaryo” kategorisinde yarışmacılara her iki senede bir farklı bir görev verilir ve yarışmacılardan sene içinde yaptıkları robotlarla bu görevi tamamlamaları beklenir. Kategoriye ait görev iki yılda bir Temmuz ayında İTÜRO resmi websitesi üzerinden açıklanır. İTÜRO 2015 ve 2016'da yer alacak kategori görevi \"Senaryo: İnşaat\" olarak belirlenmiştir. Bu görevde robotlar kendilerine verilen bloklarla önceden belirlenen yapıyı hatasız ve en kısa sürede oluşturmaya çalışırlar.\r\n", "question": "İTÜRO Senaryo kategorisine ait görev nereden açıklanır?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "İTÜRO resmi websitesi üzerinden"}}, {"id": "7735", "context": "=== Serbest Kategori ===\r\n\r\nBu kategoride yarışmacılar kendi yaptıkları projeleri üç gün boyunca Serbest Kategori jürilerine ve organizasyon katılımcılarına sergiler. İTÜRO ekibinin belirlediği jüri üyelerinin, mekanik tasarım, dijital tasarım, teknik bilgi kullanımı, alanına getirdiği yenilik, projenin güncelliği ve sunum performansı kriterlerini dikkate alarak yaptıkları puanlamalar sonucu yarışmanın kazananı belirlenir. İTÜRO’nun en çok ilgi çeken projeleri bu kategoride yarışır.", "question": "İTÜRO serbest kategorisinde jüri üyelerini kim belirler?", "answers": {"answer_start": 166, "text": " İTÜRO ekibi"}}, {"id": "7736", "context": "=== Serbest Kategori ===\r\n\r\nBu kategoride yarışmacılar kendi yaptıkları projeleri üç gün boyunca Serbest Kategori jürilerine ve organizasyon katılımcılarına sergiler. İTÜRO ekibinin belirlediği jüri üyelerinin, mekanik tasarım, dijital tasarım, teknik bilgi kullanımı, alanına getirdiği yenilik, projenin güncelliği ve sunum performansı kriterlerini dikkate alarak yaptıkları puanlamalar sonucu yarışmanın kazananı belirlenir. İTÜRO’nun en çok ilgi çeken projeleri bu kategoride yarışır.", "question": "İTÜRO serbest kategorisinde yarışcaılar kendi projelerin ne kadar zaman boyunca sergilerler?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "üç gün boyunca"}}, {"id": "7737", "context": "Seniha Sami Moralı (d. 1886, İstanbul – ö. 1982) Türk çevirmen, müzeci.", "question": "Seniha Sami Moralı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7738", "context": "Seniha Sami Moralı (d. 1886, İstanbul – ö. 1982) Türk çevirmen, müzeci.", "question": "Seniha Sami Moralı kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1886"}}, {"id": "7739", "context": "Günümüzdeki İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin temelini oluşturan Mecma-ı Âsâr-ı Atika Müzesi'nde görev yapmış ve Türkiye'nin ilk kadın müzecisi olarak tanınmıştır. İngilizce ve Fransızca'dan Türkçeye eserler çeviren Seniha Sami Hanım, özellikle Shakespeare çevirileri ile tanınır.", "question": "İngilizce ve Fransızca'dan Türkçe'ye eserler çeviren Seniha Sami Moralı özellikle hangi çevirileriyle tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "Shakespeare çevirileri ile"}}, {"id": "7740", "context": "Günümüzdeki İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin temelini oluşturan Mecma-ı Âsâr-ı Atika Müzesi'nde görev yapmış ve Türkiye'nin ilk kadın müzecisi olarak tanınmıştır. İngilizce ve Fransızca'dan Türkçeye eserler çeviren Seniha Sami Hanım, özellikle Shakespeare çevirileri ile tanınır.", "question": "Türkiye'nin ilk kadın müzecisi olarak tanına kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Seniha Sami Hanım"}}, {"id": "7741", "context": "== Yaşamı ==\r\n1886'da İstanbul'da doğdu. Babası II. Abdülhamid devrinde Maarif Nazırlığı yapmış Abdüllatif Suphi Paşa, annesi Abdülaziz devrinde Hariciye Nazırlığı yapmış Mehmed Raşid Paşa'nın kızıdır.\r\n", "question": "Seniha Sami Moralı'nın babası Abdüllatif Suphi Paşa kimin döneminde Maarif Nazırlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "II. Abdülhamid devrinde"}}, {"id": "7742", "context": "1906 yılında Osmanlı sadrazamlarından Halil Hamid Paşa'nın torunlarından Mehmet Rauf Bey ile evlendi; bu evlilikten ikisi kız üç çocuğu oldu. Eşini genç yaşta kaybettikten sonra kendisini edebiyat ve tarih çevirilerine verdi. Osmanlı sarayında prenseslerin eğitimini üstlendi ve İngilizce dersleri verdi. Evlendikten sonra \"Seniha Rauf\" adını alan Seniha Hanım, 1934 yılına kadar resmî görevlerinde bu isim ile tanınmıştır. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra \"Seniha Sami Moralı\" ismini aldı.", "question": "Seniha Sami Moralı kim ile evlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Mehmet Rauf Bey"}}, {"id": "7743", "context": "1906 yılında Osmanlı sadrazamlarından Halil Hamid Paşa'nın torunlarından Mehmet Rauf Bey ile evlendi; bu evlilikten ikisi kız üç çocuğu oldu. Eşini genç yaşta kaybettikten sonra kendisini edebiyat ve tarih çevirilerine verdi. Osmanlı sarayında prenseslerin eğitimini üstlendi ve İngilizce dersleri verdi. Evlendikten sonra \"Seniha Rauf\" adını alan Seniha Hanım, 1934 yılına kadar resmî görevlerinde bu isim ile tanınmıştır. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra \"Seniha Sami Moralı\" ismini aldı.", "question": "Seniha Hanım, evlendikten sonra hangi adı edinmiştir?", "answers": {"answer_start": 323, "text": "\"Seniha Rauf\""}}, {"id": "7744", "context": "\r\nCumhuriyetin ilk yıllarında ülkede eğitime yön vermek üzere Türkiye'ye davet edilen Amerikalı eğitim kuramcısı John Dewey'n Ankara'daki çalışmalarında, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Bey ile görüşmelerinde tercümanlık yaptı. Maarif Vekaleti'nin teklifi üzerine İran Edebiyat Tarihi adlı eseri hazırladı.\r\n", "question": "Seniha Sami Moralı Maarif Vekaleti'nin teklifi üzerine hangi eseri hazırlamıştır?", "answers": {"answer_start": 259, "text": " İran Edebiyat Tarihi"}}, {"id": "7745", "context": "Asar-ı Attika Müzesi'nde bir süre tasnif memurluğu yaptıktan sonra arkeolog kadrosuna alındı ve Türkiye'nin ilk kadın müzecisi oldu. 17 Nisan 1950'de emekliye ayrıldı.", "question": "Seniha Sami Moralı'nın emekliye ayrıldığı tarih nedir?", "answers": {"answer_start": 132, "text": " 17 Nisan 1950"}}, {"id": "7746", "context": "1924'te kurulan Türk Kadınlar Birliği'nin kurucu üyeleri arasında yer alan Seniha Sami, 1931'de Belgrad'da ve 1933'de Marsilya'da yapılan Milletlerarası Kadınlar Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etmiştir. Sheakespeare'in eserleri başta olmak üzere İngilizce'den ve Fransızca'dan Türkçeye çeşitli eserler çevirmiştir.", "question": "Seniha Sami Moralı 1933'te Marsiya'da, 1931'de Belgrad'ta yapılan hangi kongre ile Türkiye'yi temsil etmiştir?", "answers": {"answer_start": 138, "text": "Milletlerarası Kadınlar Kongresi"}}, {"id": "7747", "context": "1924'te kurulan Türk Kadınlar Birliği'nin kurucu üyeleri arasında yer alan Seniha Sami, 1931'de Belgrad'da ve 1933'de Marsilya'da yapılan Milletlerarası Kadınlar Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etmiştir. Sheakespeare'in eserleri başta olmak üzere İngilizce'den ve Fransızca'dan Türkçeye çeşitli eserler çevirmiştir.", "question": "Seniha Sami Moralı 1924'te kurulan hangi birliği kurucu üyeleri arasında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 15, "text": " Türk Kadınlar Birliği"}}, {"id": "7748", "context": "Seniha Sami Moralı, 1982'de hayatını kaybetti.", "question": "Seniha Sami Moralı'nın vefat ettiği yıl nedir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "1982"}}, {"id": "7749", "context": "İTÜ Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi veya kısaca İTÜ UHUZAM, dünyada sayıları 30 civarında olan uydu yer istasyonlarından biri ve Türkiye'de tektir.\r\n", "question": "Türkiye'de tek olan uydu yer istasyonunun kısaltılmış adı nedir?", "answers": {"answer_start": 61, "text": " İTÜ UHUZAM"}}, {"id": "7750", "context": "İTÜ Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi veya kısaca İTÜ UHUZAM, dünyada sayıları 30 civarında olan uydu yer istasyonlarından biri ve Türkiye'de tektir.\r\n", "question": "İTÜ Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "dünyada sayıları 30 civarında olan uydu yer istasyonlarından biri"}}, {"id": "7751", "context": "top>Termal Güç250.00 KW\r\ntop>TürTriga Mark-II\r\ntop>Yapım1975/04/01\r\ntop>Çalıştırma1979/03/11\r\ntop>İlk Maliyet20 M TR LR\r\ntop>2 align=center>Teknik Özellikler\r\ntop>ModeratorSu, ZRH\r\ntop>ReflectorGrafit, Su\r\ntop>CladdingSS\r\nİstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü 11 Mart 1979'da TRIGA reaktörlerinin 54.'sü olarak işletmeye açılmıştır. TRIGA adı \"Training Research Isotope Production General Atomic\" sözcüklerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Türkiye'de 3 tane nükleer araştırma reaktörü bulunmaktadır. Bunlardan 2'si Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde birisi de İTÜ'dedir.\r\n", "question": "Türkiye'de kaç tane nnükleer araştırma reaktörü bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "3"}}, {"id": "7752", "context": "top>Termal Güç250.00 KW\r\ntop>TürTriga Mark-II\r\ntop>Yapım1975/04/01\r\ntop>Çalıştırma1979/03/11\r\ntop>İlk Maliyet20 M TR LR\r\ntop>2 align=center>Teknik Özellikler\r\ntop>ModeratorSu, ZRH\r\ntop>ReflectorGrafit, Su\r\ntop>CladdingSS\r\nİstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü 11 Mart 1979'da TRIGA reaktörlerinin 54.'sü olarak işletmeye açılmıştır. TRIGA adı \"Training Research Isotope Production General Atomic\" sözcüklerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Türkiye'de 3 tane nükleer araştırma reaktörü bulunmaktadır. Bunlardan 2'si Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde birisi de İTÜ'dedir.\r\n", "question": "TRIGA adı hangi sözcüklerin baş harflerinden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Training Research Isotope Production General Atomic"}}, {"id": "7753", "context": "top>Termal Güç250.00 KW\r\ntop>TürTriga Mark-II\r\ntop>Yapım1975/04/01\r\ntop>Çalıştırma1979/03/11\r\ntop>İlk Maliyet20 M TR LR\r\ntop>2 align=center>Teknik Özellikler\r\ntop>ModeratorSu, ZRH\r\ntop>ReflectorGrafit, Su\r\ntop>CladdingSS\r\nİstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü 11 Mart 1979'da TRIGA reaktörlerinin 54.'sü olarak işletmeye açılmıştır. TRIGA adı \"Training Research Isotope Production General Atomic\" sözcüklerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Türkiye'de 3 tane nükleer araştırma reaktörü bulunmaktadır. Bunlardan 2'si Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde birisi de İTÜ'dedir.\r\n", "question": "İstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü TRIGA reaktörlerinin kaçıncısıdır?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "54.'sü"}}, {"id": "7754", "context": "top>Termal Güç250.00 KW\r\ntop>TürTriga Mark-II\r\ntop>Yapım1975/04/01\r\ntop>Çalıştırma1979/03/11\r\ntop>İlk Maliyet20 M TR LR\r\ntop>2 align=center>Teknik Özellikler\r\ntop>ModeratorSu, ZRH\r\ntop>ReflectorGrafit, Su\r\ntop>CladdingSS\r\nİstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü 11 Mart 1979'da TRIGA reaktörlerinin 54.'sü olarak işletmeye açılmıştır. TRIGA adı \"Training Research Isotope Production General Atomic\" sözcüklerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Türkiye'de 3 tane nükleer araştırma reaktörü bulunmaktadır. Bunlardan 2'si Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde birisi de İTÜ'dedir.\r\n", "question": "İstanbul Teknik Üniversitesi TRIGA MARK-II nükleer reaktörü ne zaman işletmeye açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "11 Mart 1979'da"}}, {"id": "7755", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.\r\n", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı adını kimden almaktadır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten"}}, {"id": "7756", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.\r\n", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı İstanbul Teknik Üniversitesinin hangi yerleşkesinde yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Gümüşsuyu yerleşkesinde"}}, {"id": "7757", "context": "Razi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.", "question": "Ebu Hatim kimdir?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "bir İsmaili misyoneriydi"}}, {"id": "7758", "context": "Razi'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden , \"bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır.\" diye iddia etmiştir.", "question": "Razi'yle alakalı görüş ve alıntılar hangi kitaptan gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Aʿlām al-nubuwwa"}}, {"id": "7759", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Biruni hangi eserinde Razi'nin dini görüşlerine eleştiriler getirir?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "Risale isimli eserinde "}}, {"id": "7760", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Razi'nin Mani dininden esinlendiğini kim iddia etmektedir?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Biruni"}}, {"id": "7761", "context": "Razi'ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Biruni'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Razi iki adet \"kafir kitabı\" yazmıştır: \"Fī al-Nubuwwāt\" (Kehanetler Üzerine) ve \"Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn\" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Biruni'ye göre \"dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu\" ve ikincisi de \"peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu.\" Risale isimli eserinde Biruni, Razi'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Razi'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında \"dini bilimler\" başlığında listelemiştir. Razi'nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.", "question": "Razi'nin bibliografisini kim yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Biruni"}}, {"id": "7762", "context": "\r\n2004 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE), üniversite–sanayi–öğrenci üçgenini güçlendirmeyi, bu süreçte de alternatif enerji kaynaklarının önemini vurgulayarak güneş enerjisine dikkat çekmeyi kendine hedef edinmiştir.\r\n\r\nİTÜ-GAE, Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı olan TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005 için çalışmalara başlamış ve ilk aracı olan ARIBA I’i üretmiştir. Bunu takip eden yıllarda sırası ile 2006 yılında ARIBA II, 2007 yılında ARIBA III, 2009 yılında ARIBA IV ve 2011 yılında ARIBA V adlı araçları tasarlayarak üretmiştir.\r\n\r\nİTÜ GAE, ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını kanıtlamıştır.\r\n", "question": "İTÜ GAE, teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını ne sayesinde kanıtlamıştır?", "answers": {"answer_start": 653, "text": "ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde"}}, {"id": "7763", "context": "\r\n2004 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE), üniversite–sanayi–öğrenci üçgenini güçlendirmeyi, bu süreçte de alternatif enerji kaynaklarının önemini vurgulayarak güneş enerjisine dikkat çekmeyi kendine hedef edinmiştir.\r\n\r\nİTÜ-GAE, Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı olan TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005 için çalışmalara başlamış ve ilk aracı olan ARIBA I’i üretmiştir. Bunu takip eden yıllarda sırası ile 2006 yılında ARIBA II, 2007 yılında ARIBA III, 2009 yılında ARIBA IV ve 2011 yılında ARIBA V adlı araçları tasarlayarak üretmiştir.\r\n\r\nİTÜ GAE, ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını kanıtlamıştır.\r\n", "question": "İTÜ GAE, ARIBA V adlı aracı ne zaman tasarlayarak üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 581, "text": "2011 yılında"}}, {"id": "7764", "context": "\r\n2004 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE), üniversite–sanayi–öğrenci üçgenini güçlendirmeyi, bu süreçte de alternatif enerji kaynaklarının önemini vurgulayarak güneş enerjisine dikkat çekmeyi kendine hedef edinmiştir.\r\n\r\nİTÜ-GAE, Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı olan TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005 için çalışmalara başlamış ve ilk aracı olan ARIBA I’i üretmiştir. Bunu takip eden yıllarda sırası ile 2006 yılında ARIBA II, 2007 yılında ARIBA III, 2009 yılında ARIBA IV ve 2011 yılında ARIBA V adlı araçları tasarlayarak üretmiştir.\r\n\r\nİTÜ GAE, ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını kanıtlamıştır.\r\n", "question": "İTÜ GAE'nin ilk aracının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "ARIBA I"}}, {"id": "7765", "context": "\r\n2004 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE), üniversite–sanayi–öğrenci üçgenini güçlendirmeyi, bu süreçte de alternatif enerji kaynaklarının önemini vurgulayarak güneş enerjisine dikkat çekmeyi kendine hedef edinmiştir.\r\n\r\nİTÜ-GAE, Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı olan TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005 için çalışmalara başlamış ve ilk aracı olan ARIBA I’i üretmiştir. Bunu takip eden yıllarda sırası ile 2006 yılında ARIBA II, 2007 yılında ARIBA III, 2009 yılında ARIBA IV ve 2011 yılında ARIBA V adlı araçları tasarlayarak üretmiştir.\r\n\r\nİTÜ GAE, ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını kanıtlamıştır.\r\n", "question": "Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı nedir?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005"}}, {"id": "7766", "context": "\r\n2004 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE), üniversite–sanayi–öğrenci üçgenini güçlendirmeyi, bu süreçte de alternatif enerji kaynaklarının önemini vurgulayarak güneş enerjisine dikkat çekmeyi kendine hedef edinmiştir.\r\n\r\nİTÜ-GAE, Türkiye’de ilk defa düzenlenmiş güneş arabaları yarışı olan TÜBİTAK Formula G Güneş Arabaları Yarışı 2005 için çalışmalara başlamış ve ilk aracı olan ARIBA I’i üretmiştir. Bunu takip eden yıllarda sırası ile 2006 yılında ARIBA II, 2007 yılında ARIBA III, 2009 yılında ARIBA IV ve 2011 yılında ARIBA V adlı araçları tasarlayarak üretmiştir.\r\n\r\nİTÜ GAE, ARIBA adını verdiği bu projeler serisi sayesinde teori ile uygulamayı birleştirerek alınan eğitimin kalitesini artıracağını kanıtlamıştır.\r\n", "question": "İTÜ Güneş Arabası Ekibi kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümü öğrencileri tarafından"}}, {"id": "7767", "context": "Üniversitemizin farklı bölümlerinde farklı mühendislik bölümlerinde eğitimlerini sürdüren öğrenciler bir araya gelerek 12 yıl içerisinde 1'i Cruiser kategorisinde olmak üzere toplamda 8 adet araba üretmiştir.\r\n", "question": ";Üniversitenin öğrencileri kaç yıl içerisinde 1'i Cruiser kategorisinde olmak üzere toplamda 8 adet araba üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "12 yıl"}}, {"id": "7768", "context": "TÜBİTAK’ın yaptığı çağrı üzerine 2004’te ARIBA I’in tasarımına başlayan İTÜ GAE 2005 senesinde aracın üretimini tamamlayarak Türkiye’de ilk defa düzenlenen TÜBİTAK Formula-G 2005 yarışına katıldı. Arıba I bazı teknik aksaklılar sebebiyle yarışı tamamlayamadı fakat ilk yarıştan elde edilen bilgi ve birikimlerle çalışmalarını hızlandıran ekip 2006 senesinde Arıba II’yi üreterek iki aracıyla birlikte TÜBİTAK Formula-G 2006’ya katıldı ve Arıba I ile birincilik, Arıba II ile ikincilik ödülü elde etti. 2007 senesine gelindiğinde daha hafif bir araba üretmek amacıyla çalışmalarına başlayan ekip Arıba III’ü tasarladı ve ardından üretti. Her iki araçla birlikte TÜBİTAK Formula G 2007’ye katılan İTÜ GAE Arıba III ile birincilik ve Arıba II ile ikincilik kürsüsüne oturarak başarısını pekiştirdi. 2008 senesinde Arıba II ve Arıba III ile tekrar yarışa katılan bu ekip birincilik ve ikinciği elinden bırakmayarak kırılması zor bir rekora imza attı ve üç sene üst üste duble yapan ilk ve tek ekip oldu. Hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çeviren ekip çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren 1 senelik bir tasarım sürecine başladı ve bu sürecin sonunda Arıba IV’ü üretti. Katıldığı ilk uluslararası yarışta \"En İyi Yeni Katılımcı\" ödülünü almayı başaran İTÜ GAE yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da teyit etmiş oldu. 2009 senesinde edindiği deneyimlerle çok daha hızlı, çok daha verimli ve çok daha hafif bir araba yapacağına inanan ekip 8 aylık bir tasarım sürecinin ardından , üretime geçerek 2011 senesinde Arıba V'i üretti. Lojistik konusunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı World Solar Challenge 2011’e katılamayan ekip bu aracını TÜBİTAK Formula-G 2012 de yarıştırma kararı aldı.Hem Arıba V’i pist yarışında test etme imkanı bulan hem de yarış tecrübesi kazanan ekip aynı zamanda bu yarışta 3.lük ve \"En İyi Tasarım\" ödülünü kazandı.\r\n", "question": "İTÜ GAE ekibi Arıba V ile katıldığı TÜBİTAK Formula-G 2012'den hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1863, "text": "\"En İyi Tasarım\" ödülünü"}}, {"id": "7769", "context": "TÜBİTAK’ın yaptığı çağrı üzerine 2004’te ARIBA I’in tasarımına başlayan İTÜ GAE 2005 senesinde aracın üretimini tamamlayarak Türkiye’de ilk defa düzenlenen TÜBİTAK Formula-G 2005 yarışına katıldı. Arıba I bazı teknik aksaklılar sebebiyle yarışı tamamlayamadı fakat ilk yarıştan elde edilen bilgi ve birikimlerle çalışmalarını hızlandıran ekip 2006 senesinde Arıba II’yi üreterek iki aracıyla birlikte TÜBİTAK Formula-G 2006’ya katıldı ve Arıba I ile birincilik, Arıba II ile ikincilik ödülü elde etti. 2007 senesine gelindiğinde daha hafif bir araba üretmek amacıyla çalışmalarına başlayan ekip Arıba III’ü tasarladı ve ardından üretti. Her iki araçla birlikte TÜBİTAK Formula G 2007’ye katılan İTÜ GAE Arıba III ile birincilik ve Arıba II ile ikincilik kürsüsüne oturarak başarısını pekiştirdi. 2008 senesinde Arıba II ve Arıba III ile tekrar yarışa katılan bu ekip birincilik ve ikinciği elinden bırakmayarak kırılması zor bir rekora imza attı ve üç sene üst üste duble yapan ilk ve tek ekip oldu. Hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çeviren ekip çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren 1 senelik bir tasarım sürecine başladı ve bu sürecin sonunda Arıba IV’ü üretti. Katıldığı ilk uluslararası yarışta \"En İyi Yeni Katılımcı\" ödülünü almayı başaran İTÜ GAE yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da teyit etmiş oldu. 2009 senesinde edindiği deneyimlerle çok daha hızlı, çok daha verimli ve çok daha hafif bir araba yapacağına inanan ekip 8 aylık bir tasarım sürecinin ardından , üretime geçerek 2011 senesinde Arıba V'i üretti. Lojistik konusunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı World Solar Challenge 2011’e katılamayan ekip bu aracını TÜBİTAK Formula-G 2012 de yarıştırma kararı aldı.Hem Arıba V’i pist yarışında test etme imkanı bulan hem de yarış tecrübesi kazanan ekip aynı zamanda bu yarışta 3.lük ve \"En İyi Tasarım\" ödülünü kazandı.\r\n", "question": "İTÜ GAE'nin katıldığı ilk uluslararası yarış hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1090, "text": "World Solar Challenge"}}, {"id": "7770", "context": "TÜBİTAK’ın yaptığı çağrı üzerine 2004’te ARIBA I’in tasarımına başlayan İTÜ GAE 2005 senesinde aracın üretimini tamamlayarak Türkiye’de ilk defa düzenlenen TÜBİTAK Formula-G 2005 yarışına katıldı. Arıba I bazı teknik aksaklılar sebebiyle yarışı tamamlayamadı fakat ilk yarıştan elde edilen bilgi ve birikimlerle çalışmalarını hızlandıran ekip 2006 senesinde Arıba II’yi üreterek iki aracıyla birlikte TÜBİTAK Formula-G 2006’ya katıldı ve Arıba I ile birincilik, Arıba II ile ikincilik ödülü elde etti. 2007 senesine gelindiğinde daha hafif bir araba üretmek amacıyla çalışmalarına başlayan ekip Arıba III’ü tasarladı ve ardından üretti. Her iki araçla birlikte TÜBİTAK Formula G 2007’ye katılan İTÜ GAE Arıba III ile birincilik ve Arıba II ile ikincilik kürsüsüne oturarak başarısını pekiştirdi. 2008 senesinde Arıba II ve Arıba III ile tekrar yarışa katılan bu ekip birincilik ve ikinciği elinden bırakmayarak kırılması zor bir rekora imza attı ve üç sene üst üste duble yapan ilk ve tek ekip oldu. Hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çeviren ekip çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren 1 senelik bir tasarım sürecine başladı ve bu sürecin sonunda Arıba IV’ü üretti. Katıldığı ilk uluslararası yarışta \"En İyi Yeni Katılımcı\" ödülünü almayı başaran İTÜ GAE yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da teyit etmiş oldu. 2009 senesinde edindiği deneyimlerle çok daha hızlı, çok daha verimli ve çok daha hafif bir araba yapacağına inanan ekip 8 aylık bir tasarım sürecinin ardından , üretime geçerek 2011 senesinde Arıba V'i üretti. Lojistik konusunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı World Solar Challenge 2011’e katılamayan ekip bu aracını TÜBİTAK Formula-G 2012 de yarıştırma kararı aldı.Hem Arıba V’i pist yarışında test etme imkanı bulan hem de yarış tecrübesi kazanan ekip aynı zamanda bu yarışta 3.lük ve \"En İyi Tasarım\" ödülünü kazandı.\r\n", "question": "İTÜ GAE ekibi, TÜBİTAK Formula-G 2006 katıldığı yarıştan Arıba II ile ne elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 474, "text": " ikincilik ödülü"}}, {"id": "7771", "context": "TÜBİTAK’ın yaptığı çağrı üzerine 2004’te ARIBA I’in tasarımına başlayan İTÜ GAE 2005 senesinde aracın üretimini tamamlayarak Türkiye’de ilk defa düzenlenen TÜBİTAK Formula-G 2005 yarışına katıldı. Arıba I bazı teknik aksaklılar sebebiyle yarışı tamamlayamadı fakat ilk yarıştan elde edilen bilgi ve birikimlerle çalışmalarını hızlandıran ekip 2006 senesinde Arıba II’yi üreterek iki aracıyla birlikte TÜBİTAK Formula-G 2006’ya katıldı ve Arıba I ile birincilik, Arıba II ile ikincilik ödülü elde etti. 2007 senesine gelindiğinde daha hafif bir araba üretmek amacıyla çalışmalarına başlayan ekip Arıba III’ü tasarladı ve ardından üretti. Her iki araçla birlikte TÜBİTAK Formula G 2007’ye katılan İTÜ GAE Arıba III ile birincilik ve Arıba II ile ikincilik kürsüsüne oturarak başarısını pekiştirdi. 2008 senesinde Arıba II ve Arıba III ile tekrar yarışa katılan bu ekip birincilik ve ikinciği elinden bırakmayarak kırılması zor bir rekora imza attı ve üç sene üst üste duble yapan ilk ve tek ekip oldu. Hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çeviren ekip çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren 1 senelik bir tasarım sürecine başladı ve bu sürecin sonunda Arıba IV’ü üretti. Katıldığı ilk uluslararası yarışta \"En İyi Yeni Katılımcı\" ödülünü almayı başaran İTÜ GAE yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da teyit etmiş oldu. 2009 senesinde edindiği deneyimlerle çok daha hızlı, çok daha verimli ve çok daha hafif bir araba yapacağına inanan ekip 8 aylık bir tasarım sürecinin ardından , üretime geçerek 2011 senesinde Arıba V'i üretti. Lojistik konusunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı World Solar Challenge 2011’e katılamayan ekip bu aracını TÜBİTAK Formula-G 2012 de yarıştırma kararı aldı.Hem Arıba V’i pist yarışında test etme imkanı bulan hem de yarış tecrübesi kazanan ekip aynı zamanda bu yarışta 3.lük ve \"En İyi Tasarım\" ödülünü kazandı.\r\n", "question": "Arıba I neden TÜBİTAK Formula-G yarışını tamamlayamadı?", "answers": {"answer_start": 204, "text": " bazı teknik aksaklılar sebebiyle"}}, {"id": "7772", "context": "\r\n=== ARIba I ===\r\n2004 senesinde Tübitak'ın yapmış olduğu çağrı üzerine kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracıdır. 2004 senesinde başlanan tasarım çalışmaları 2005 senesinde tamamlanmış ve ﻿ARIBA I üretilmiştir. İlk defa güneş enerjisi ile çalışan bir elektrikli araba yapan ekibimiz, ilk yarışına da ﻿ARIBA I ile 2005 senesinde İstanbul Park'ta katılmıştır. 2006 senesine gelindiğinde ise tekrar Tübitak Formula-G 2006 'a katılan ﻿ARIBA I, diğer güneş arabalarına göre çok üstün bir performans sergileyerek 1. olmuş ve İTÜ'yü en iyi şekilde temsil etmiştir. ﻿ARIBA I şu anda İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Makinaları Laboratuvarı'nda sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba II ===\r\nİTÜ Güneş Arabası Ekibi, 2005 senesinde edindiği tecrübe ile daha iyi bir araba yaparak Tübitak Formula-G yarışlarında 1.lik kürsüsünün yanında 2. liği de elde edebilmek için ﻿﻿ARIBA II’yi tasarladı ve üretti. Her iki aracıyla da başarılı bir yarış geçiren ekibimiz bitiş çizgisine 1. ve 2. olarak girmeyi başardı. ﻿ARIBA I\ttur sayısı 30 en iyi tur zamanı 2:42.872 . ﻿ARIBA II\ttur sayısı 28 en iyi tur zamanı 2:53.037 . ﻿ARIBA II şu anda Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba III ===\r\n2007 yılında üretilen ﻿İTÜRA (ARIBA III) ile ekibimiz, Ankara‘da yapılan Formula G 2007 yarışında ilk sırayı aldı. Aynı yarışta ARIBA II ile de ikinci olan ekibimiz ilk sıralardaki yerini yine kimseye kaptırmamış oldu. Sene 2008 te ise İzmir’de yapılan Formula G 2008 yarışında da tarih tekerrür etti ve araçlarımız ilk iki sırayı kimseye bırakmadı. ﻿İTÜRA (ARIBA III) tur sayısı 30 en iyi tur zamanı1:53.881. ARIBA II ,tur sayısı 30, en iyi tur zamanı 1:55.578\r\n\r\n=== ARIba IV ===\r\nTürkiye yarışlarında 3 sene boyunca 1. ve 2. sırasını kimseye bırakmayan ekibimiz hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çevirmiştir. Çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren ekibimiz 1 senelik bir tasarım aşamasından sonra Arıba IV’ü üretmiştir.Arıba IV ile katıldığı ilk uluslararası yarışta \"The Best NewCommer Award\" almayı başaran ekibimiz yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da da teyit etmiştir.\r\n\r\n=== ARIba V ===\r\n2010 yılında tasarımına başlanan ARIBA V yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından 2011 Eylül ayında tamamlanmıştır. World Solar Challange 2011 için tasarlanan ARIBA V ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü iddialı olduğu WSC 2011 e katılamamıştır. Üretmiş olduğu araca güvenen ve bunu test etmek isteyen ekibimiz 3 senelik bir aranın ardından Türkiye'de düzenlenen Tübitak Formula-G yarışına katılma kararı almıştır. Formula-G 2012 Yarışları'nda 2 ödül birden alan ARIBA V kendisini ulusal yarışlarda ispatlamıştır . Yarı finalden birincilikle çıkan ekibimiz, final yarışında ise bazı aksaklıklardan ötürü 3. lüğü elde etmiştir.Ayrıca, ARIBA V Tübitak tarafından Formula-G yarışlarında araçların mühendislik ve teknik kapasitelerini ölçen ödül olan 'En İyi Mühendislik Tasarımı' ödülünü de layık görülmüştür.\r\n\r\n=== ARIba VI ===\r\n2013 yarışı için hazırlanmakta olan araçtır. Yapım aşamasındadır.\r\n", "question": "ARIBA V neden iddialı olduğu WSC 2011'e katılamamıştır?", "answers": {"answer_start": 2351, "text": "ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü"}}, {"id": "7773", "context": "\r\n=== ARIba I ===\r\n2004 senesinde Tübitak'ın yapmış olduğu çağrı üzerine kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracıdır. 2004 senesinde başlanan tasarım çalışmaları 2005 senesinde tamamlanmış ve ﻿ARIBA I üretilmiştir. İlk defa güneş enerjisi ile çalışan bir elektrikli araba yapan ekibimiz, ilk yarışına da ﻿ARIBA I ile 2005 senesinde İstanbul Park'ta katılmıştır. 2006 senesine gelindiğinde ise tekrar Tübitak Formula-G 2006 'a katılan ﻿ARIBA I, diğer güneş arabalarına göre çok üstün bir performans sergileyerek 1. olmuş ve İTÜ'yü en iyi şekilde temsil etmiştir. ﻿ARIBA I şu anda İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Makinaları Laboratuvarı'nda sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba II ===\r\nİTÜ Güneş Arabası Ekibi, 2005 senesinde edindiği tecrübe ile daha iyi bir araba yaparak Tübitak Formula-G yarışlarında 1.lik kürsüsünün yanında 2. liği de elde edebilmek için ﻿﻿ARIBA II’yi tasarladı ve üretti. Her iki aracıyla da başarılı bir yarış geçiren ekibimiz bitiş çizgisine 1. ve 2. olarak girmeyi başardı. ﻿ARIBA I\ttur sayısı 30 en iyi tur zamanı 2:42.872 . ﻿ARIBA II\ttur sayısı 28 en iyi tur zamanı 2:53.037 . ﻿ARIBA II şu anda Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba III ===\r\n2007 yılında üretilen ﻿İTÜRA (ARIBA III) ile ekibimiz, Ankara‘da yapılan Formula G 2007 yarışında ilk sırayı aldı. Aynı yarışta ARIBA II ile de ikinci olan ekibimiz ilk sıralardaki yerini yine kimseye kaptırmamış oldu. Sene 2008 te ise İzmir’de yapılan Formula G 2008 yarışında da tarih tekerrür etti ve araçlarımız ilk iki sırayı kimseye bırakmadı. ﻿İTÜRA (ARIBA III) tur sayısı 30 en iyi tur zamanı1:53.881. ARIBA II ,tur sayısı 30, en iyi tur zamanı 1:55.578\r\n\r\n=== ARIba IV ===\r\nTürkiye yarışlarında 3 sene boyunca 1. ve 2. sırasını kimseye bırakmayan ekibimiz hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çevirmiştir. Çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren ekibimiz 1 senelik bir tasarım aşamasından sonra Arıba IV’ü üretmiştir.Arıba IV ile katıldığı ilk uluslararası yarışta \"The Best NewCommer Award\" almayı başaran ekibimiz yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da da teyit etmiştir.\r\n\r\n=== ARIba V ===\r\n2010 yılında tasarımına başlanan ARIBA V yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından 2011 Eylül ayında tamamlanmıştır. World Solar Challange 2011 için tasarlanan ARIBA V ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü iddialı olduğu WSC 2011 e katılamamıştır. Üretmiş olduğu araca güvenen ve bunu test etmek isteyen ekibimiz 3 senelik bir aranın ardından Türkiye'de düzenlenen Tübitak Formula-G yarışına katılma kararı almıştır. Formula-G 2012 Yarışları'nda 2 ödül birden alan ARIBA V kendisini ulusal yarışlarda ispatlamıştır . Yarı finalden birincilikle çıkan ekibimiz, final yarışında ise bazı aksaklıklardan ötürü 3. lüğü elde etmiştir.Ayrıca, ARIBA V Tübitak tarafından Formula-G yarışlarında araçların mühendislik ve teknik kapasitelerini ölçen ödül olan 'En İyi Mühendislik Tasarımı' ödülünü de layık görülmüştür.\r\n\r\n=== ARIba VI ===\r\n2013 yarışı için hazırlanmakta olan araçtır. Yapım aşamasındadır.\r\n", "question": "ARIBA V ne zaman tamamlanmıştır? ", "answers": {"answer_start": 2266, "text": "2011 Eylül ayında"}}, {"id": "7774", "context": "\r\n=== ARIba I ===\r\n2004 senesinde Tübitak'ın yapmış olduğu çağrı üzerine kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracıdır. 2004 senesinde başlanan tasarım çalışmaları 2005 senesinde tamamlanmış ve ﻿ARIBA I üretilmiştir. İlk defa güneş enerjisi ile çalışan bir elektrikli araba yapan ekibimiz, ilk yarışına da ﻿ARIBA I ile 2005 senesinde İstanbul Park'ta katılmıştır. 2006 senesine gelindiğinde ise tekrar Tübitak Formula-G 2006 'a katılan ﻿ARIBA I, diğer güneş arabalarına göre çok üstün bir performans sergileyerek 1. olmuş ve İTÜ'yü en iyi şekilde temsil etmiştir. ﻿ARIBA I şu anda İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Makinaları Laboratuvarı'nda sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba II ===\r\nİTÜ Güneş Arabası Ekibi, 2005 senesinde edindiği tecrübe ile daha iyi bir araba yaparak Tübitak Formula-G yarışlarında 1.lik kürsüsünün yanında 2. liği de elde edebilmek için ﻿﻿ARIBA II’yi tasarladı ve üretti. Her iki aracıyla da başarılı bir yarış geçiren ekibimiz bitiş çizgisine 1. ve 2. olarak girmeyi başardı. ﻿ARIBA I\ttur sayısı 30 en iyi tur zamanı 2:42.872 . ﻿ARIBA II\ttur sayısı 28 en iyi tur zamanı 2:53.037 . ﻿ARIBA II şu anda Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba III ===\r\n2007 yılında üretilen ﻿İTÜRA (ARIBA III) ile ekibimiz, Ankara‘da yapılan Formula G 2007 yarışında ilk sırayı aldı. Aynı yarışta ARIBA II ile de ikinci olan ekibimiz ilk sıralardaki yerini yine kimseye kaptırmamış oldu. Sene 2008 te ise İzmir’de yapılan Formula G 2008 yarışında da tarih tekerrür etti ve araçlarımız ilk iki sırayı kimseye bırakmadı. ﻿İTÜRA (ARIBA III) tur sayısı 30 en iyi tur zamanı1:53.881. ARIBA II ,tur sayısı 30, en iyi tur zamanı 1:55.578\r\n\r\n=== ARIba IV ===\r\nTürkiye yarışlarında 3 sene boyunca 1. ve 2. sırasını kimseye bırakmayan ekibimiz hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çevirmiştir. Çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren ekibimiz 1 senelik bir tasarım aşamasından sonra Arıba IV’ü üretmiştir.Arıba IV ile katıldığı ilk uluslararası yarışta \"The Best NewCommer Award\" almayı başaran ekibimiz yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da da teyit etmiştir.\r\n\r\n=== ARIba V ===\r\n2010 yılında tasarımına başlanan ARIBA V yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından 2011 Eylül ayında tamamlanmıştır. World Solar Challange 2011 için tasarlanan ARIBA V ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü iddialı olduğu WSC 2011 e katılamamıştır. Üretmiş olduğu araca güvenen ve bunu test etmek isteyen ekibimiz 3 senelik bir aranın ardından Türkiye'de düzenlenen Tübitak Formula-G yarışına katılma kararı almıştır. Formula-G 2012 Yarışları'nda 2 ödül birden alan ARIBA V kendisini ulusal yarışlarda ispatlamıştır . Yarı finalden birincilikle çıkan ekibimiz, final yarışında ise bazı aksaklıklardan ötürü 3. lüğü elde etmiştir.Ayrıca, ARIBA V Tübitak tarafından Formula-G yarışlarında araçların mühendislik ve teknik kapasitelerini ölçen ödül olan 'En İyi Mühendislik Tasarımı' ödülünü de layık görülmüştür.\r\n\r\n=== ARIba VI ===\r\n2013 yarışı için hazırlanmakta olan araçtır. Yapım aşamasındadır.\r\n", "question": "ARIba II şu anda nerede sergilenmektedir?", "answers": {"answer_start": 1132, "text": "Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde "}}, {"id": "7775", "context": "\r\n=== ARIba I ===\r\n2004 senesinde Tübitak'ın yapmış olduğu çağrı üzerine kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracıdır. 2004 senesinde başlanan tasarım çalışmaları 2005 senesinde tamamlanmış ve ﻿ARIBA I üretilmiştir. İlk defa güneş enerjisi ile çalışan bir elektrikli araba yapan ekibimiz, ilk yarışına da ﻿ARIBA I ile 2005 senesinde İstanbul Park'ta katılmıştır. 2006 senesine gelindiğinde ise tekrar Tübitak Formula-G 2006 'a katılan ﻿ARIBA I, diğer güneş arabalarına göre çok üstün bir performans sergileyerek 1. olmuş ve İTÜ'yü en iyi şekilde temsil etmiştir. ﻿ARIBA I şu anda İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Makinaları Laboratuvarı'nda sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba II ===\r\nİTÜ Güneş Arabası Ekibi, 2005 senesinde edindiği tecrübe ile daha iyi bir araba yaparak Tübitak Formula-G yarışlarında 1.lik kürsüsünün yanında 2. liği de elde edebilmek için ﻿﻿ARIBA II’yi tasarladı ve üretti. Her iki aracıyla da başarılı bir yarış geçiren ekibimiz bitiş çizgisine 1. ve 2. olarak girmeyi başardı. ﻿ARIBA I\ttur sayısı 30 en iyi tur zamanı 2:42.872 . ﻿ARIBA II\ttur sayısı 28 en iyi tur zamanı 2:53.037 . ﻿ARIBA II şu anda Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba III ===\r\n2007 yılında üretilen ﻿İTÜRA (ARIBA III) ile ekibimiz, Ankara‘da yapılan Formula G 2007 yarışında ilk sırayı aldı. Aynı yarışta ARIBA II ile de ikinci olan ekibimiz ilk sıralardaki yerini yine kimseye kaptırmamış oldu. Sene 2008 te ise İzmir’de yapılan Formula G 2008 yarışında da tarih tekerrür etti ve araçlarımız ilk iki sırayı kimseye bırakmadı. ﻿İTÜRA (ARIBA III) tur sayısı 30 en iyi tur zamanı1:53.881. ARIBA II ,tur sayısı 30, en iyi tur zamanı 1:55.578\r\n\r\n=== ARIba IV ===\r\nTürkiye yarışlarında 3 sene boyunca 1. ve 2. sırasını kimseye bırakmayan ekibimiz hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çevirmiştir. Çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren ekibimiz 1 senelik bir tasarım aşamasından sonra Arıba IV’ü üretmiştir.Arıba IV ile katıldığı ilk uluslararası yarışta \"The Best NewCommer Award\" almayı başaran ekibimiz yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da da teyit etmiştir.\r\n\r\n=== ARIba V ===\r\n2010 yılında tasarımına başlanan ARIBA V yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından 2011 Eylül ayında tamamlanmıştır. World Solar Challange 2011 için tasarlanan ARIBA V ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü iddialı olduğu WSC 2011 e katılamamıştır. Üretmiş olduğu araca güvenen ve bunu test etmek isteyen ekibimiz 3 senelik bir aranın ardından Türkiye'de düzenlenen Tübitak Formula-G yarışına katılma kararı almıştır. Formula-G 2012 Yarışları'nda 2 ödül birden alan ARIBA V kendisini ulusal yarışlarda ispatlamıştır . Yarı finalden birincilikle çıkan ekibimiz, final yarışında ise bazı aksaklıklardan ötürü 3. lüğü elde etmiştir.Ayrıca, ARIBA V Tübitak tarafından Formula-G yarışlarında araçların mühendislik ve teknik kapasitelerini ölçen ödül olan 'En İyi Mühendislik Tasarımı' ödülünü de layık görülmüştür.\r\n\r\n=== ARIba VI ===\r\n2013 yarışı için hazırlanmakta olan araçtır. Yapım aşamasındadır.\r\n", "question": "ARIba I ne enerjisi ile çalışır?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "güneş enerjisi ile"}}, {"id": "7776", "context": "\r\n=== ARIba I ===\r\n2004 senesinde Tübitak'ın yapmış olduğu çağrı üzerine kurulan İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracıdır. 2004 senesinde başlanan tasarım çalışmaları 2005 senesinde tamamlanmış ve ﻿ARIBA I üretilmiştir. İlk defa güneş enerjisi ile çalışan bir elektrikli araba yapan ekibimiz, ilk yarışına da ﻿ARIBA I ile 2005 senesinde İstanbul Park'ta katılmıştır. 2006 senesine gelindiğinde ise tekrar Tübitak Formula-G 2006 'a katılan ﻿ARIBA I, diğer güneş arabalarına göre çok üstün bir performans sergileyerek 1. olmuş ve İTÜ'yü en iyi şekilde temsil etmiştir. ﻿ARIBA I şu anda İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Makinaları Laboratuvarı'nda sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba II ===\r\nİTÜ Güneş Arabası Ekibi, 2005 senesinde edindiği tecrübe ile daha iyi bir araba yaparak Tübitak Formula-G yarışlarında 1.lik kürsüsünün yanında 2. liği de elde edebilmek için ﻿﻿ARIBA II’yi tasarladı ve üretti. Her iki aracıyla da başarılı bir yarış geçiren ekibimiz bitiş çizgisine 1. ve 2. olarak girmeyi başardı. ﻿ARIBA I\ttur sayısı 30 en iyi tur zamanı 2:42.872 . ﻿ARIBA II\ttur sayısı 28 en iyi tur zamanı 2:53.037 . ﻿ARIBA II şu anda Motorlar ve Taşıtlar Laboratuvarı girişinde sergilenmektedir.\r\n\r\n=== ARIba III ===\r\n2007 yılında üretilen ﻿İTÜRA (ARIBA III) ile ekibimiz, Ankara‘da yapılan Formula G 2007 yarışında ilk sırayı aldı. Aynı yarışta ARIBA II ile de ikinci olan ekibimiz ilk sıralardaki yerini yine kimseye kaptırmamış oldu. Sene 2008 te ise İzmir’de yapılan Formula G 2008 yarışında da tarih tekerrür etti ve araçlarımız ilk iki sırayı kimseye bırakmadı. ﻿İTÜRA (ARIBA III) tur sayısı 30 en iyi tur zamanı1:53.881. ARIBA II ,tur sayısı 30, en iyi tur zamanı 1:55.578\r\n\r\n=== ARIba IV ===\r\nTürkiye yarışlarında 3 sene boyunca 1. ve 2. sırasını kimseye bırakmayan ekibimiz hedeflerini büyülterek rotasını uluslararası platforma çevirmiştir. Çalışmalarını tamamen World Solar Challenge’a yönelik sürdüren ekibimiz 1 senelik bir tasarım aşamasından sonra Arıba IV’ü üretmiştir.Arıba IV ile katıldığı ilk uluslararası yarışta \"The Best NewCommer Award\" almayı başaran ekibimiz yapmış olduğu mühendislik çalışmalarını dünya çapında da da teyit etmiştir.\r\n\r\n=== ARIba V ===\r\n2010 yılında tasarımına başlanan ARIBA V yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından 2011 Eylül ayında tamamlanmıştır. World Solar Challange 2011 için tasarlanan ARIBA V ekibimizin yaşamış olduğu bazı finansal problemlerden ötürü iddialı olduğu WSC 2011 e katılamamıştır. Üretmiş olduğu araca güvenen ve bunu test etmek isteyen ekibimiz 3 senelik bir aranın ardından Türkiye'de düzenlenen Tübitak Formula-G yarışına katılma kararı almıştır. Formula-G 2012 Yarışları'nda 2 ödül birden alan ARIBA V kendisini ulusal yarışlarda ispatlamıştır . Yarı finalden birincilikle çıkan ekibimiz, final yarışında ise bazı aksaklıklardan ötürü 3. lüğü elde etmiştir.Ayrıca, ARIBA V Tübitak tarafından Formula-G yarışlarında araçların mühendislik ve teknik kapasitelerini ölçen ödül olan 'En İyi Mühendislik Tasarımı' ödülünü de layık görülmüştür.\r\n\r\n=== ARIba VI ===\r\n2013 yarışı için hazırlanmakta olan araçtır. Yapım aşamasındadır.\r\n", "question": " İTÜ Güneş Arabası Ekibi'nin ilk aracı hangisidir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "ARIba I"}}, {"id": "7777", "context": "== Yarışlar ==\r\n\r\nTübitak Formula-G\r\nWorld Solar Challenge\r\n\r\n== Etkinlikler ==\r\nİstanbul Tasarım Haftası (12–19 Eylül 2006) \r\nWİN Fuarı (08–11 Mart 2007) \r\nAlternatif Enerjiler (13–15 Nisan 2007) \r\nHannover Sanayi Fuarı (16–20 Nisan 2007) \r\nAutoshow Fuarı (10-19 Ekim 2008) \r\nCebit Euroasia (7-12 Ekim 2008)\r\nGüneş Enerjisi Fuarı (26 Şubat-1 Mart 2009)\r\nAutoshow Fuarı (29 Ekim-7 Kasım 2010) \r\nSolarex Fuarı (12-14 Nisan 2012)\r\nKompoist Fuarı (24-26 Mayıs 2012)\r\nWIN Fuarı (02-05 Şubat 2012)\r\nMüsiad Fuarı (11-14 Ekim 2012)", "question": "İTÜ GAE'nin 2010 yılında katıldığı etkinlik hangisidir?", "answers": {"answer_start": 242, "text": "Autoshow Fuarı"}}, {"id": "7778", "context": "== Ekibe katılım ve destek ==\r\n=== Yeni üye alımı ===\r\nEkip üyesi olabilmek için İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi veya kayıtlı üyesi olma ön şartı aranır. Ekibe katılmak isteyen kimseler ekibin ana sayfasından ekip ile iletişime geçebilirler. Üyeler ilgilendikleri konular üzerine özgürce yoğunlaşma, sanayinin işleyişini gözlemleme, teorik bilgilerini pekiştirme fırsatı yakalarlar.\r\n\r\n=== Ekibi desteklemek ===\r\nEkibi desteklemek ya da daha yakından tanımak isteyen kişiler, kurum veya kuruluşlar ekibin web sayfası olan adresini kullanarak ekip ile iletişime geçebilirler. Ayrıca site üzerinde bulunan güneş gözesi diğer adıyla güneş pili için alım linkine tıklayarak göze satın alabilir, böylelikle ekibe destek olabilirler.\r\n", "question": "İTÜ GAE'ye nasıl destek olunabilir?", "answers": {"answer_start": 589, "text": "site üzerinde bulunan güneş gözesi diğer adıyla güneş pili için alım linkine tıklayarak göze satın alabilir, böylelikle ekibe destek olabilirler"}}, {"id": "7779", "context": "== Ekibe katılım ve destek ==\r\n=== Yeni üye alımı ===\r\nEkip üyesi olabilmek için İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi veya kayıtlı üyesi olma ön şartı aranır. Ekibe katılmak isteyen kimseler ekibin ana sayfasından ekip ile iletişime geçebilirler. Üyeler ilgilendikleri konular üzerine özgürce yoğunlaşma, sanayinin işleyişini gözlemleme, teorik bilgilerini pekiştirme fırsatı yakalarlar.\r\n\r\n=== Ekibi desteklemek ===\r\nEkibi desteklemek ya da daha yakından tanımak isteyen kişiler, kurum veya kuruluşlar ekibin web sayfası olan adresini kullanarak ekip ile iletişime geçebilirler. Ayrıca site üzerinde bulunan güneş gözesi diğer adıyla güneş pili için alım linkine tıklayarak göze satın alabilir, böylelikle ekibe destek olabilirler.\r\n", "question": "İTÜ güneş Arabası Ekip üyesi olmak için aranan şartlar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 80, "text": " İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi veya kayıtlı üyesi olma"}}, {"id": "7780", "context": "Turkcell , Türkiye merkezli teknolojik iletişim operatör şirketidir. GSM, 2G , 3G , 4G ve 4.5G operatörüdür. GSM 900, UMTS2100, LTE800, LTE900, LTE1800, LTE2100, LTE2600 teknolojilerini kullanarak hizmet vermektedir. Kurulduğu günden bu yana, lisans bedeli de dahil olmak üzere, yurt içerisinde, Turkcell ileriye dönük hedeflerinde 18 milyar Lira yatırım yapmayı hedeflemiştir ve yüzbinlerce Türk vatandaşına iş istihdamı sağlamıştır.\r\n", "question": "Turkcell Türkiye'de ne kadar yatırım yapmayı hedeflemiştir?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "18 milyar Lira"}}, {"id": "7781", "context": "Turkcell , Türkiye merkezli teknolojik iletişim operatör şirketidir. GSM, 2G , 3G , 4G ve 4.5G operatörüdür. GSM 900, UMTS2100, LTE800, LTE900, LTE1800, LTE2100, LTE2600 teknolojilerini kullanarak hizmet vermektedir. Kurulduğu günden bu yana, lisans bedeli de dahil olmak üzere, yurt içerisinde, Turkcell ileriye dönük hedeflerinde 18 milyar Lira yatırım yapmayı hedeflemiştir ve yüzbinlerce Türk vatandaşına iş istihdamı sağlamıştır.\r\n", "question": "Turkcell hangi frekanslar üzerinden hizmet vermektedir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "GSM 900, UMTS2100, LTE800, LTE900, LTE1800, LTE2100, LTE2600"}}, {"id": "7782", "context": "Turkcell , Türkiye merkezli teknolojik iletişim operatör şirketidir. GSM, 2G , 3G , 4G ve 4.5G operatörüdür. GSM 900, UMTS2100, LTE800, LTE900, LTE1800, LTE2100, LTE2600 teknolojilerini kullanarak hizmet vermektedir. Kurulduğu günden bu yana, lisans bedeli de dahil olmak üzere, yurt içerisinde, Turkcell ileriye dönük hedeflerinde 18 milyar Lira yatırım yapmayı hedeflemiştir ve yüzbinlerce Türk vatandaşına iş istihdamı sağlamıştır.\r\n", "question": "Turkcell ne tür bir şirkettir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "iletişim operatör"}}, {"id": "7783", "context": "Turkcell , Türkiye merkezli teknolojik iletişim operatör şirketidir. GSM, 2G , 3G , 4G ve 4.5G operatörüdür. GSM 900, UMTS2100, LTE800, LTE900, LTE1800, LTE2100, LTE2600 teknolojilerini kullanarak hizmet vermektedir. Kurulduğu günden bu yana, lisans bedeli de dahil olmak üzere, yurt içerisinde, Turkcell ileriye dönük hedeflerinde 18 milyar Lira yatırım yapmayı hedeflemiştir ve yüzbinlerce Türk vatandaşına iş istihdamı sağlamıştır.\r\n", "question": "Turkcell'in merkezi hangi ülkededir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Türkiye"}}, {"id": "7784", "context": "Turkcell Grubu, yaklaşık 3 milyar TL gelir ile tarihinin en yüksek ‘çeyrek’ gelirine ulaştı.", "question": "Turkcell'in elde ettiği en yüksek çeyrek geliri ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "3 milyar TL"}}, {"id": "7785", "context": "28 Kasım 2008 tarihinde yapılan Üçüncü Nesil A Lisansı ihalesini Turkcell, 358 milyon € ile kazandı.", "question": "Turkcell Üçüncü Nesil A Lisansı ihalesini ne kadar bedele kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 75, "text": "358 milyon €"}}, {"id": "7786", "context": "Şirket Çin merkezli ZTE ve Huawei firmalarının telefonlarını kendi markası alında satışa sunmaktadır. Türkiye'de operatör markasıyla çıkan ilk telefonlardan olan T10 yerini her yıl çıkan yeni cihazlara bırakmıştır. Sırasıyla T10, T11, T20, T21(Maxiplus 5), T30, T40, T50, T60 ve T70 modelleri Turkcell kullanıcıların karşısına çıkmaktadır. Telefonların büyük bir kısmı ZTE tarafından üretilmektedir.", "question": "Turkcell'in operatör markasıyla çıkarmış olduğu telefonlar kim tarafından üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 353, "text": "büyük bir kısmı ZTE tarafından"}}, {"id": "7787", "context": "Şirket Çin merkezli ZTE ve Huawei firmalarının telefonlarını kendi markası alında satışa sunmaktadır. Türkiye'de operatör markasıyla çıkan ilk telefonlardan olan T10 yerini her yıl çıkan yeni cihazlara bırakmıştır. Sırasıyla T10, T11, T20, T21(Maxiplus 5), T30, T40, T50, T60 ve T70 modelleri Turkcell kullanıcıların karşısına çıkmaktadır. Telefonların büyük bir kısmı ZTE tarafından üretilmektedir.", "question": "Turkcell hangi firmaların telefonlarını kendi markası altında satmaktadır?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "ZTE ve Huawei"}}, {"id": "7788", "context": "Şirket Çin merkezli ZTE ve Huawei firmalarının telefonlarını kendi markası alında satışa sunmaktadır. Türkiye'de operatör markasıyla çıkan ilk telefonlardan olan T10 yerini her yıl çıkan yeni cihazlara bırakmıştır. Sırasıyla T10, T11, T20, T21(Maxiplus 5), T30, T40, T50, T60 ve T70 modelleri Turkcell kullanıcıların karşısına çıkmaktadır. Telefonların büyük bir kısmı ZTE tarafından üretilmektedir.", "question": "ZTE ve Huawei firmaları hangi ülke merkezlidir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Çin"}}, {"id": "7789", "context": "Turkcell 2014 yılının 1. çeyreğinde Türkiye'nin 4G'li ilk telefonu olan yeni amiral gemisi Turkcell T50'yi tanıtmıştır. Aynı zamanda Turkcell T50'nin yanında yeni nesil saat olan Turkcell T-Fit'i tanıtmıştır.", "question": "Turkcell T50 ile birlikte hangi saati tanıtmıştır?", "answers": {"answer_start": 179, "text": "Turkcell T-Fit"}}, {"id": "7790", "context": "Turkcell 2014 yılının 1. çeyreğinde Türkiye'nin 4G'li ilk telefonu olan yeni amiral gemisi Turkcell T50'yi tanıtmıştır. Aynı zamanda Turkcell T50'nin yanında yeni nesil saat olan Turkcell T-Fit'i tanıtmıştır.", "question": "Türkiye'nin 4G teknolojisine sahip ilk telefonu nedir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Turkcell T50"}}, {"id": "7791", "context": "Türkiye'de GSM temelli mobil iletişim, Şubat 1994'te Turkcell'in hizmete girmesiyle başladı. 27 Nisan 1998'de T.C. Ulaştırma Bakanlığı ile 25 yıllık GSM lisans anlaşması imzaladı. Turkcell aynı zamanda Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer almaktadır.", "question": "Turkcell kaç yıllık lisansa sahiptir?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "25 yıllık"}}, {"id": "7792", "context": "Türkiye'de GSM temelli mobil iletişim, Şubat 1994'te Turkcell'in hizmete girmesiyle başladı. 27 Nisan 1998'de T.C. Ulaştırma Bakanlığı ile 25 yıllık GSM lisans anlaşması imzaladı. Turkcell aynı zamanda Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer almaktadır.", "question": "Turkcell T.C. Ulaştırma Bakanlığı'ndan GSM lisansını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "27 Nisan 1998"}}, {"id": "7793", "context": "Türkiye'de GSM temelli mobil iletişim, Şubat 1994'te Turkcell'in hizmete girmesiyle başladı. 27 Nisan 1998'de T.C. Ulaştırma Bakanlığı ile 25 yıllık GSM lisans anlaşması imzaladı. Turkcell aynı zamanda Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer almaktadır.", "question": "Turkcell ne zaman hizmete başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Şubat 1994'te"}}, {"id": "7794", "context": "Turkcell dünyada HSPA+ teknolojisini kullanan ilk operatörlerden biri olmuştur. HSPA+ teknolojisini şebekesinde ilk uygulaya operatörlerden biri olarak data kullanımındaki artışa paralel iki yeni HSPA+ teknolojisini daha hayata geçirmişlerdir. Üç Taşıyıcılı HSDPA ile DC-HSUPA teknolojileri sayesinde, dünyada ilk defa 3G şebekesinde 63,3 Mbps’a varan veri indirme hızı; ayrıca 11,5 Mbps’a varan veri yükleme hızı sağlanabilmektedir. Turkcell, Türkiye'nin evlere kadar saniyede 1000 Mbps'e varan hızlarda fiber genişbant erişimi sağlayan ilk telekom operatörüdür.", "question": "Turkcell HSDPA ile DC-HSUPA teknolojileri sayesinde 3G şebekesinde ne kadar veri yükleme hızı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 378, "text": "11,5 Mbps’a varan"}}, {"id": "7795", "context": "Turkcell dünyada HSPA+ teknolojisini kullanan ilk operatörlerden biri olmuştur. HSPA+ teknolojisini şebekesinde ilk uygulaya operatörlerden biri olarak data kullanımındaki artışa paralel iki yeni HSPA+ teknolojisini daha hayata geçirmişlerdir. Üç Taşıyıcılı HSDPA ile DC-HSUPA teknolojileri sayesinde, dünyada ilk defa 3G şebekesinde 63,3 Mbps’a varan veri indirme hızı; ayrıca 11,5 Mbps’a varan veri yükleme hızı sağlanabilmektedir. Turkcell, Türkiye'nin evlere kadar saniyede 1000 Mbps'e varan hızlarda fiber genişbant erişimi sağlayan ilk telekom operatörüdür.", "question": "Turkcell HSDPA ile DC-HSUPA teknolojileri sayesinde 3G şebekesinde ne kadar veri indirme hızı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 334, "text": "63,3 Mbps’a varan"}}, {"id": "7796", "context": "Şubat 1994'te Turkcell Türkiye'nin ilk GSM ağı olarak başladı. 2015 yılının 1.çeyreği itibarıyla Türkiye'deki cep telefonu kullanıcılarının yüzde 47,6'na sahiptir. Turkcell'i % 29,3 pazar payıyla Vodafone ve % 23,1 pazar payıyla Türk Telekom takip etmektedir.\r\n", "question": "2015 ilk çeyreği ölçümlerine göre Türkiye'deki Turkcell kullanıcılarının oranı nedir?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "yüzde 47,6"}}, {"id": "7797", "context": "Turkcell 11 Temmuz 2000 yılından itibaren İstanbul borsasında hisselerini satışa çıkardığından beri New York Borsası'nda listelenen ilk Türk şirketi olmuştur. Turkcell'in hissedar yapısı aşağıdaki gibidir: %51 Turkcell Holding A.Ş'ye ait, %0.05 Çukurova Holding A.Ş'ye, %13,07 Sonera Holding B.V'ye, %1,18 MV Holding A.Ş'ye aittir ve serbest payda ise %34,7 dir. 2011'in Aralık ayında Sonera Holding ve Çukurova Grubu doğrudan ve dolaylı olarak sırasıyla Turkcell'in hisse senedinin yaklaşık %37.1 ve %13.8'ini sahiplendiler. Çukurova Grubu 2005 yılının mart ayında TeliaSonera'ya hissesinin büyük bir kısmını sattı. O zamandan beri bu iki firma anlaşıp anlaşamama konusunda tartışıyorlar. 2009 yılının Ağustos ayında Uluslararası Ticaret Odası Çukurova'nın Turkcell Holding içindeki kalan tüm hisselerini TeliaSonera‘ya dağıtmasının gerektiği durumunda bir hüküm yayınladı.", "question": "Turkcell hisselerini İstanbul borsasında hangi tarih itibariyle satışa çıkarmıştır?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "11 Temmuz 2000"}}, {"id": "7798", "context": "Turkcell uluslararası alanda da GSM hizmetleri sağlamaktadır. Fintur Holding ile birlikte 9.6 milyon aboneye sahip ve Azerbaycan, Kazakistan, Gürcistan ve Moldova'da TeliaSonera ile birlikte 30 Eylül 2007'de aday üyeliği bulunmaktadır. Turkcell çoğunluğu elinde bulunduran Ukrayna firması Astelit ile birlikte de 10.6 milyon aboneye sahiptir.", "question": "Turkcell Ukrayna'da kaç abone sahibidir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "10.6 milyon"}}, {"id": "7799", "context": "9 Ocak 2007’de Turkcell Genel Müdürü olarak atanan Süreyya Ciliv, 31 Ocak 2015 tarihinde görevinden ayrıldı. 26 Mart 2015 tarihinde yerine Kaan Terzioğlu'nun getirildiği açıklandı.", "question": "Kaan Terzioğlu Turkcell Genel Müdürü görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "26 Mart 2015"}}, {"id": "7800", "context": "9 Ocak 2007’de Turkcell Genel Müdürü olarak atanan Süreyya Ciliv, 31 Ocak 2015 tarihinde görevinden ayrıldı. 26 Mart 2015 tarihinde yerine Kaan Terzioğlu'nun getirildiği açıklandı.", "question": "Turkcell Genel Müdürü görevine Süreyya Ciliv sonrasında kim atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 139, "text": "Kaan Terzioğlu"}}, {"id": "7801", "context": "9 Ocak 2007’de Turkcell Genel Müdürü olarak atanan Süreyya Ciliv, 31 Ocak 2015 tarihinde görevinden ayrıldı. 26 Mart 2015 tarihinde yerine Kaan Terzioğlu'nun getirildiği açıklandı.", "question": "Süreyya Ciliv hangi tarihte Turkcell Genel Müdürü görevinden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "31 Ocak 2015"}}, {"id": "7802", "context": "9 Ocak 2007’de Turkcell Genel Müdürü olarak atanan Süreyya Ciliv, 31 Ocak 2015 tarihinde görevinden ayrıldı. 26 Mart 2015 tarihinde yerine Kaan Terzioğlu'nun getirildiği açıklandı.", "question": "Süreyya Ciliv hangi tarihte Turkcell Genel Müdürü olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "9 Ocak 2007"}}, {"id": "7803", "context": "Turkcell Aralık 2014 itibarıyla 2G/EDGE teknolojisinde Türkiye nüfusunun %99,81'ini, 3G teknolojisinde ise nüfusun %91,21'ini kapsama alanı altına almıştır. Dünyanın ilk üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisini de hizmete sunmuştur. Bu teknoloji ile 3G'de 63,3 Mbps indirme 11,5 Mbps gönderme hızlarına ulaşmak mümkün olmuştur.", "question": "Turkcell üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisi sayesinde 3G ile ne kadar gönderme hızına ulaşmıştır? ", "answers": {"answer_start": 276, "text": "11,5 Mbps"}}, {"id": "7804", "context": "Turkcell Aralık 2014 itibarıyla 2G/EDGE teknolojisinde Türkiye nüfusunun %99,81'ini, 3G teknolojisinde ise nüfusun %91,21'ini kapsama alanı altına almıştır. Dünyanın ilk üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisini de hizmete sunmuştur. Bu teknoloji ile 3G'de 63,3 Mbps indirme 11,5 Mbps gönderme hızlarına ulaşmak mümkün olmuştur.", "question": "Turkcell üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisi sayesinde 3G ile ne kadar indirme hızına ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "63,3 Mbps"}}, {"id": "7805", "context": "Turkcell Aralık 2014 itibarıyla 2G/EDGE teknolojisinde Türkiye nüfusunun %99,81'ini, 3G teknolojisinde ise nüfusun %91,21'ini kapsama alanı altına almıştır. Dünyanın ilk üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisini de hizmete sunmuştur. Bu teknoloji ile 3G'de 63,3 Mbps indirme 11,5 Mbps gönderme hızlarına ulaşmak mümkün olmuştur.", "question": "Turkcell 3G teknolojisinde Türkiye nüfusunun ne kadarını kapsamı altına almıştır? ", "answers": {"answer_start": 115, "text": "%91,21'ini"}}, {"id": "7806", "context": "Turkcell Aralık 2014 itibarıyla 2G/EDGE teknolojisinde Türkiye nüfusunun %99,81'ini, 3G teknolojisinde ise nüfusun %91,21'ini kapsama alanı altına almıştır. Dünyanın ilk üç taşıyıcılı mobil internet teknolojisini de hizmete sunmuştur. Bu teknoloji ile 3G'de 63,3 Mbps indirme 11,5 Mbps gönderme hızlarına ulaşmak mümkün olmuştur.", "question": "Turkcell 2G/EDGE teknolojisinde Türkiye nüfusunun ne kadarını kapsamı altına almıştır?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "%99,81'ini"}}, {"id": "7807", "context": "Turkcell TV+ olarak bilinen bu hizmet; bilgisayar, tablet, telefon ve televizyondan izlenebilen, internet üzerinden yayın yapan dijital TV platfromudur. İlk olarak bilgisayar, tablet ve telefon üzerinden hizmet vermeye başlayan servis 2015 yılı itibarıyla IPTV hizmetine dönüştü. Turkcell Süperonline'ın fiber internet altyapısı üzerinden Full HD olarak hizmet verebilen Turkcell TV, Türk Telekom'a ait olan Tivibu'dan sonra Türkiye'deki 2. IPTV hizmeti oldu. Servis ilk 6 ayında 100.000'i aşkın kullanıcı sayısına ulaştı.", "question": "Turkcell TV+ IPTV hizmetine ne zaman dönüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "2015 yılı itibarıyla"}}, {"id": "7808", "context": "Turkcell TV+ olarak bilinen bu hizmet; bilgisayar, tablet, telefon ve televizyondan izlenebilen, internet üzerinden yayın yapan dijital TV platfromudur. İlk olarak bilgisayar, tablet ve telefon üzerinden hizmet vermeye başlayan servis 2015 yılı itibarıyla IPTV hizmetine dönüştü. Turkcell Süperonline'ın fiber internet altyapısı üzerinden Full HD olarak hizmet verebilen Turkcell TV, Türk Telekom'a ait olan Tivibu'dan sonra Türkiye'deki 2. IPTV hizmeti oldu. Servis ilk 6 ayında 100.000'i aşkın kullanıcı sayısına ulaştı.", "question": "Türkiye'deki ilk IPTV hizmeti hangi şirket tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 384, "text": "Türk Telekom"}}, {"id": "7809", "context": "Turkcell TV+ olarak bilinen bu hizmet; bilgisayar, tablet, telefon ve televizyondan izlenebilen, internet üzerinden yayın yapan dijital TV platfromudur. İlk olarak bilgisayar, tablet ve telefon üzerinden hizmet vermeye başlayan servis 2015 yılı itibarıyla IPTV hizmetine dönüştü. Turkcell Süperonline'ın fiber internet altyapısı üzerinden Full HD olarak hizmet verebilen Turkcell TV, Türk Telekom'a ait olan Tivibu'dan sonra Türkiye'deki 2. IPTV hizmeti oldu. Servis ilk 6 ayında 100.000'i aşkın kullanıcı sayısına ulaştı.", "question": "Turkcell TV+ nedir?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "bilgisayar, tablet, telefon ve televizyondan izlenebilen, internet üzerinden yayın yapan dijital TV platfromudur"}}, {"id": "7810", "context": "Turkcell, Türkiye'nin ilk yerli ve milli mobil tabanlı arama motoru \"Yaani\" nin de kurucusudur. Yapılan açıklamada Yaani için mobil uygulamadan sonra tarayıcı tabanlı bir adım atılacağını belirtmiştir.\r\n", "question": "Türkiye'nin ilk yerli ve milli mobil tabanlı arama motoru hangisidir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Yaani"}}, {"id": "7811", "context": "Azerbaycan, Kazakistan, Moldova ve Gürcistan gibi halen büyümekte olan pazarlardaki mobil operasyonlarına, %41,45'ine sahip olduğu Fintur aracılığıyla iştirak etmektedir.", "question": "Turkcell Fintur şirketinin hisselerinin ne kadarına sahiptir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "%41,45'ine"}}, {"id": "7812", "context": "Turkcell'in Ukrayna'da %100 hissesine sahip olduğu Astelit şirketi life:) markası Şubat 2005'te GSM hizmetleri vermeye başladı. Belarus'ta Turkcell, BeST'in hisselerinin %80'ini Belarus Cumhuriyet Devlet Varlık Komitesi'nden 2008'de satın aldı.", "question": "Turkcell Astelit şirketinin hisselerinin ne kadarına sahiptir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "%100"}}, {"id": "7813", "context": "Turkcell'in Ukrayna'da %100 hissesine sahip olduğu Astelit şirketi life:) markası Şubat 2005'te GSM hizmetleri vermeye başladı. Belarus'ta Turkcell, BeST'in hisselerinin %80'ini Belarus Cumhuriyet Devlet Varlık Komitesi'nden 2008'de satın aldı.", "question": "Turkcell BeST'in hisselerini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "2008'de"}}, {"id": "7814", "context": "2011 yılından beri Almanya’da Turkcell Europe markasıyla bulunan Turkcell, Deutsche Telekom’un iştiraki ile yaptığı pazarlama işbirliği ile  Almanya'daki faaliyetlerine devam etmektedir.", "question": "Turkcell Almanya'da hangi markayla hizmet vermektedir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Turkcell Europe"}}, {"id": "7815", "context": "2002: Turkcell, GPRSLand servisiyle 2002 Dünya İletişim Ödülleri’nde birinciliği aldı.\r\n2008: Turkcell'in gençlik kulübü \"gnçtrkcll\", 2008 yılında \"Dünya İletişim Ödülleri (WCA)\" jürisi tarafından \"En iyi marka\" dalında birinciliğe layık görüldü.\r\n2009: Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, World Communication Awards'ta 2009 yılının CEO'su ödülünü aldı.", "question": "Süreyya Ciliv 2009 yılında hangi ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 290, "text": " World Communication Awards'ta 2009 yılının CEO'su ödülü"}}, {"id": "7816", "context": "2002: Turkcell, GPRSLand servisiyle 2002 Dünya İletişim Ödülleri’nde birinciliği aldı.\r\n2008: Turkcell'in gençlik kulübü \"gnçtrkcll\", 2008 yılında \"Dünya İletişim Ödülleri (WCA)\" jürisi tarafından \"En iyi marka\" dalında birinciliğe layık görüldü.\r\n2009: Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, World Communication Awards'ta 2009 yılının CEO'su ödülünü aldı.", "question": "Turkcell 2002 Dünya İletişim Ödülleri’nde birinciliği hangi servis ile almıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "GPRSLand"}}, {"id": "7817", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Fen alanında Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman kimdir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Abdüs Salam"}}, {"id": "7818", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman kimdir?", "answers": {"answer_start": 279, "text": "Mısır'lı Enver Sedat"}}, {"id": "7819", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı kimdir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Abdüs Salam"}}, {"id": "7820", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam Nobel Fizik Ödülünü hangi çalışması sayesinde almıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": " elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışma"}}, {"id": "7821", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam Nobel Fizik Ödülünü hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "1979"}}, {"id": "7822", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam hangi tarihte ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "21 Kasım 1996"}}, {"id": "7823", "context": "Muhammed Abdüs Salam (Punjabi, Urdu: محمد عبد السلام‎; okunuşu ; d. 29 Ocak 1926 - ö. 21 Kasım 1996), elektrozayıf etkileşim ile ilgili çalışmalara katkılarından dolayı 1979 yılında Nobel Fizik Ödülünü paylaşan kuramsal fizikçidir. Kendisi Nobel Ödülü kazanan ilk Pakistan'lı ve Mısır'lı Enver Sedat'tan sonra Nobel Ödülü kazanan ilk müslüman olmakla birlikte fen alanında bu ödülü kazanan ilk müslüman olmuştur.", "question": "Abdus Salam hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "29 Ocak 1926"}}, {"id": "7824", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Pakistan kaç yılında atom bombasını geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 524, "text": "1972"}}, {"id": "7825", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Abdus Salam hangi alandaki gelişmelere katkı vermiştir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "kuramsal ve parçacık fiziği"}}, {"id": "7826", "context": "Salam 1960’ten 1974’e kadar Pakistan hükümetine bilim danışmanlığı yaptı ve bu önemli rol Pakistan'ın altyapısına büyük katkı sağladı. Salam kuramsal ve parçacık fiziğindeki önemli gelişmelerden ve katkılarından sorumlu olmanın yanında ülkesindeki bilimsel araştırmaları en yüksek seviyeye çıkarmakla da yükümlüydü. Salam SUPARCO’nun kurucu müdürüydü ve Pakistan Atomik Enerji Komisyonu’nda (PAEC) Kuramsal Fizik Grubu’nun yönetiminden sorumluydu. Bilim danışmanı olarak Salam, nükleer enerjinin barışçıl kullanılmasında ve 1972’de Pakistan’ın atom bombasını geliştirmesinde tamamlayıcı bir rol oynadı ve onun gözetiminde çalışan bilim adamları tarafınca  bu programın “bilimsel babası” olarak görüldü. 1974 yılında Pakistan Parlamentosu Ahmediyye Müslüman Topluluğu’nun kafir olduğunu beyan eden belgeyi yayınladıktan sonra Selam, ülkesinden protestolarla ayrıldı. Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı. 1998 yılında, Pakistan’ın nükleer testleri sonrası, Pakistan Hükümeti Salam’ın hizmetlerini onurlandırmak için onun anısına bir hatıra pulu bastırdı.\r\n", "question": "Abdus Salam Parkistan hükümetine hangi yıllar arasında bilim danışmanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "1960’ten 1974’e kadar"}}, {"id": "7827", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam kendi döneminde kimin bilim başdanışmanlığı yapmıştır? ", "answers": {"answer_start": 712, "text": "başbakanın"}}, {"id": "7828", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam'ın Nobel Ödülünü kazanmasını hangi teorisi sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "elektrozayıf kuvvet teorisi"}}, {"id": "7829", "context": "Salam’ın en büyük ve dikkate değer başarıları arasında Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları ve de en önemlisi elektrozayıf kuvvet teorisini içerir ki bu fizik alanındaki en prestijli ödülü- Nobel Ödülünü kazanmasına vesile olmuştur , Salam kuantum alan kuramına ve Londra Imperial Koleji’nde matematiğin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Öğrencisi Riazuddin ile Selam modern nötron teorisi, nötron yıldızları ve kara deliklere, ayrıca kuantum mekaniğini modernize etmeye ve kuantum alan kuramına büyük katkılar yaptı.Bir öğretmen ve bilim destekçisi olarak, Salam Pakistan’da matematiksel ve kuramsal fiziğin kurucusu ve babası, kendi döneminde de başbakanın bilim başdanışmanı olarak tanınır. Pakistanlı fizikçileri Fizik Topluluğuna kazandırarak dünyaya çok büyük katkı sağlamıştır. Öldüğü ana kadar bile bıkmadan usanmadan fiziğe katkılarını ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde bilimin ilerlemesine olan desteğini geri çekmedi.", "question": "Abdus Salam'ın en önemli başarıları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Pati–Salam modeli, manyetik foton, vektör meson, Büyük Birleşme kuramı, süpersimetri çalışmaları"}}, {"id": "7830", "context": "Abdus Salam, Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain’in oğlu olarak bir Ahmedi Punjabi Rajput ailede dünyaya geldi. Ailesi islama 12. yüzyılda geçti ve köklü dini geleneklere ve öğrenme aşkına sahiptiler. (büyükbabası, Gül Muhammed, dindar bir alim olmanın yanı sıra bir fizikçiydi de.) Salam'ın babası Punjab State’te  Eğitim Bölümünde geçimlerini tarımla sağlayan fakir bir mahallede eğitim memurluğunu yapıyordu.", "question": "Abdus Salam'ın büyükbabası kimdir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Gül Muhammed"}}, {"id": "7831", "context": "Abdus Salam, Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain’in oğlu olarak bir Ahmedi Punjabi Rajput ailede dünyaya geldi. Ailesi islama 12. yüzyılda geçti ve köklü dini geleneklere ve öğrenme aşkına sahiptiler. (büyükbabası, Gül Muhammed, dindar bir alim olmanın yanı sıra bir fizikçiydi de.) Salam'ın babası Punjab State’te  Eğitim Bölümünde geçimlerini tarımla sağlayan fakir bir mahallede eğitim memurluğunu yapıyordu.", "question": "Abdus Salam'ın ebeveynleri kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Chaudhry Muhammad Hussain ve Hajira Hussain"}}, {"id": "7832", "context": "Yerçekimi kuvveti, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler ve elektromanyetik kuvvet: Fizikçiler doğanın dört temel kuvvet olduğuna inanmıştı. Salam Glashow ve Weinberg 1959da bu güçlerin birleşmesi üzerine çalışmıştır. Imperial College London'da iken, Salam başarıyla zayıf nükleer kuvvetlerin, elektromanyetik kuvvetlerden gerçekten farklı olmadığını gösterdi. Salam, iki doğanın temel güçleri, zayıf nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvetlerin, içine başka bir birleşmeyi gösteren bir teori sağladı. Glasgow aynı işi formüle etmişti, ve teori yılında 1966 -1967 yılında kombine edildi, Salam matematiksel elektrozayıf birleşme teorisini kanıtladı, ve nihayet bildiri yayınladı. Bu başarı için, Salam, Glashow ve Weinberg 1979 yılında Nobel Fizik Ödülü verildi Nobel Vakfı bilim adamlarına haraç ödenen ve belirten bir bildiri yayınladı: \"birleşik zayıf ve elektromanyetik etkileşim teorisine katkıları için dahil olmak üzere temel parçacıklar arasındaki diğerlerinin yanı sıra, zayıf nötr akım \". ", "question": "1979 yılında Nobel Fizik Ödülü kime verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 692, "text": "Salam, Glashow ve Weinberg"}}, {"id": "7833", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Fred Hoyle, Abdus Salam'ı fizik alanında çalışma yapmak için nereye davet etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1637, "text": "Cavendish Laboratuvarı’na"}}, {"id": "7834", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam doktora yapmak için nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 1823, "text": "Birleşik Krallık'a"}}, {"id": "7835", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam ilk derecesini hangi tarihte almıştır?", "answers": {"answer_start": 511, "text": "1944’te"}}, {"id": "7836", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam ilk derecesini hangi bölümden almıştır?", "answers": {"answer_start": 519, "text": "Matematik"}}, {"id": "7837", "context": "Salam 14 yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavında o güne kadarki en yüksek notu aldı. Lahore, Punjab State’teki Government College Universitesi’ne tam burs kazanarak Urdu ve İngiliz edebiyatı alanına geçti fakat çok geçmeden yoğunlaşacağı alan olarak matematiği seçti. Salam’ın akıl hocaları Salam’ın İngilizce öğretmeni olmasını istiyordu ama Salam matematik alanında karar kıldı. Dördüncü sınıf öğrencisi olarak tezini matematikten, Srinivasa Ramanujan'ın problemi üzerine yayınladı ve ilk derecesini 1944’te Matematik bölümünden aldı. Babası Hint Sivil Servisi’ne katılmasını istiyordu. O günlerde Hint Sivil Servisi, yeni mezunların ve sivil toplumda önemli yere sahip olan kamu hizmetlilerinin en çok istek duydukları yerdi.  Babasının isteğine saygı duyarak Salam şansını Hint Demiryolları’ndan yana denedi fakat küçük yaştan beri göz kusuru olduğu ve gözlük kullandığından dolayı bu görev için yeterli değildi. Göreve alınmamasında sadece bu da değil demiryol mühendislerinin girdiği mekanik testini geçemeyişi ve çok genç oluşu da etkiliydi. Bu nedenle iş başvurusu geri çevrildi. Lahore’dayken Government College Üniversitesi’nden mezun olmak için devam etti. Matematikteki derecesini 1946 yılında Government College Üniversitesinden aldı. Aynı yıl Cambridge, Aziz John Koleji’nden burs kazandı. 1949’da B.A derecesini matematik ve fizik dalında Double First-Class Honours ile tamamladı. 1950 yılında en çok beğenilen doktora öncesi fiziğe katkısından dolayı Cambridge Üniversitesi tarafından Smith Ödülü’ne layık görüldü. Lisanslarını tamamladıktan sonra Fred Hoyle, Selam’ı deneysel fizik alanında çalışma yapmak için Cavendish Laboratuvarı’na davet etti fakat Salam’ın uzun süre deney sonucu bekleyerek uzun deneyler yürütmeye sabrı yoktu. Salam Jhang, Punjab’a geri döndü ve burs kazanmasının ardından Birleşik Krallık'a doktora yapmaya gitti.", "question": "Abdus Salam kaç yaşında Punjab Üniversitesi yeterlilik sınavına girmiştir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "14"}}, {"id": "7838", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam'a doktora çalışmaları sırasında kimler danışmanlık etmiştir?", "answers": {"answer_start": 335, "text": "Dirac ve Feynman"}}, {"id": "7839", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora tezi sayesinde hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "Adam’s Ödülü"}}, {"id": "7840", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora tezini hangi yılda yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1951’de"}}, {"id": "7841", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora çalışmalarını hangi konu üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "kuantum elektrodinamiği"}}, {"id": "7842", "context": "PhD derecesini kuramsal fizik alanında Cambridge Cavedish Laboratuvarın’da edindi. Doktora tezi kuantum elektrodinamiği ile ilgili  kapsamlı ve temel çalışmalar içeriyordu. Onun 1951’de yayınladığı bu tezi dünya geneldinde oldukça dikkat çekmişti ve bunun sonucunda Adam’s Ödülü’nü kazandı. Doktora çalışmaları sırasında akıl hocaları Dirac ve Feynman gibi alimlere kafa tutan zorlu bir problemi bir yıl içerisinde çözmesi için ona meydan okudular. Salam altı ay içinde meson kuramı renormalizasyonuna bir çözüm buldu. Cavendish Laboratuvarında getirdiği bu çözümle Bethe, Oppenheimer ve Dirac’ın dikkatlerini çekmeyi başardı.", "question": "Abdus Salam doktora derecesini nereden almıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "Cambridge Cavedish Laboratuvarı"}}, {"id": "7843", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam nerede Matematik Profesörü olarak ilk görevine başlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Hükümet Koleji Üniversitesi"}}, {"id": "7844", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Cambridge'e döndükten sonra nerede çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1133, "text": "Aziz John'un College"}}, {"id": "7845", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Cambridge'e ne zaman geri dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 844, "text": "1953"}}, {"id": "7846", "context": "1951 yılında doktora sonrası, Salam aynı dönem boyunca 1954 yılına kadar Matematik Profesörü olarak Hükümet Koleji Üniversitesi'nde kaldı , ardından Punjab Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı ve profesörü de oldu . Salam lisans dersinin bir parçası olarak Kuantum mekaniğinde ders verme ve üniversite müfredatı güncellemek için çalıştı. Bu durum Rektör Yardımcısı tarafından döndürüldü ve Salam bir akşam düzenli müfredat dışında Kuantum Mekaniği dersini öğretmek için kararlaştırıldı. Salam üniversitede karışık popülerlik durumuyla karşı karşıyayken, bu durum özellikle kendisi tarafından etkilenmiş ve öğrencilerinin eğitimini denetlemeye başlamıştı. Sonuç olarak, Riazuddin Cambridge Üniversitesi'nde sadece Lahore altında lisans ve lisansüstü düzeyde Salam çalışma ayrıcalığına sahip olmuş, öğrenci ve Doktora Sonrası düzeyde kalmıştır. 1953 yılında Salam'ın meslektaşları güçlü muhalefetle karşı karşıya geldi , Salam, Lahor bir araştırma enstitüsü kuramadı. 1954 yılında, Salam bursunu aldı ve Pakistan Bilimler Akademisine eski arkadaşlarından biri üye oldu. 1953 Lahore ayaklanmalar sonucunda, Salam Cambridge' e döndü ve Aziz John'un College'e katıldı ve 1957 yılında matematik profesörü olarak görev aldı, o Londra da Imperial College e davet edildi ve ve Paul Matthews Imperial College'da Teorik Fizik Bölümünü kurmak için gitti. Zaman geçtikçe, bu bölüm gibi Steven Weinberg, Tom Kibble, Gerald Guralnik, CR Hagen, Riazuddin, ve John Ward gibi tanınmış fizikçilerin dahil olduğu prestijli araştırma bölümlerinden biri oldu. 1957 yılında, Pencap Üniversitesi Parçacık fiziğine yaptığı katkılarından dolayı Fahri doktora ve Salam ile görüştü. Akıl hocası yardımıyla aynı yıl, Salam Pakistan talebeleri için bir burs programı başlattı. Salam Pakistan ile güçlü bağlarını muhafaza etti ve zaman zaman ülkesini ziyaret etti. Cambridge ve Imperial College'da teorik fizikçiler ile bir grup kurdu, çoğunluğunu Pakistanlı öğrencilerin oluşturduğu gözlendi.", "question": "Abdus Salam Hükümet Koleji Üniversitesi'nden sonra hangi okulda profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Punjab Üniversitesi"}}, {"id": "7847", "context": "1959 yılında, genç J. Robert Oppenheimer ile bir araya geldi, Princeton Üniversitesi'nde bir burs aldı 33  yaşında  Royal Society Fellow ismini aldı ve Salam nötrinoların üzerine yaptığı araştırma çalışmalarını sundu. Oppenheimer ve Salam elektrodinamik hakkındaki sorunları ve bunların çözüm temelini görüştü. Onun özel ve kişisel asistanı Jean Bouckley oldu. 1980 yılında, Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi haline geldi.", "question": "Abdus Salam hangi yılda Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "1980"}}, {"id": "7848", "context": "1959 yılında, genç J. Robert Oppenheimer ile bir araya geldi, Princeton Üniversitesi'nde bir burs aldı 33  yaşında  Royal Society Fellow ismini aldı ve Salam nötrinoların üzerine yaptığı araştırma çalışmalarını sundu. Oppenheimer ve Salam elektrodinamik hakkındaki sorunları ve bunların çözüm temelini görüştü. Onun özel ve kişisel asistanı Jean Bouckley oldu. 1980 yılında, Salam Bangladeş Bilimler Akademisi üyesi haline geldi.", "question": "Abdus Salam'ın özel asistanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 341, "text": "Jean Bouckley"}}, {"id": "7849", "context": "1972 yılında, Salam Hint-Amerikan teorik fizikçi Jogesh Pati ile çalışmaya başladı. Pati Salam'ın yönetiminde çalışmak için birçok kez ona yazdı ve sonunda Salam Pakistan ICTP seminerine davet ederek yanıtladı. Salam proton ve elektronların bazı derinliklerde farklı ve henüz eşit ama neden zıt elektrik yükü taşıyanların olması gerektiğini Pati'ye önerdi. Protonlar kuark taşıyor, ancak elektrozayıf teori kuarklar hakkında öne hiçbir şey atılamıyor, sadece elektron ve nötrino ile ilgili oldu. Doğanın tüm malzemeleri yeni bir simetri araya getirmiş olsaydı, bu parçacıkların çeşitli özellikleri ve güçleri için bir sebep ortaya çıkarabilir. Bu parçacık fiziğinde Pati-Salam modeli geliştirilmesine yol açmıştır. 1973 yılında, Salam ve Jogesh Pati Kuarklar ve Leptonlar çok benzer SU beri (2) U (1) temsil içeriği ×, hepsi benzer varlıklara sahip olabileceğini fark eden bir ilk idi. Onlar lepton numarası \"mor\" olarak adlandırılan dördüncü bir renk, olduğunu varsayarak kuark-lepton simetrisi basit bir gerçekleşme sağladılar.", "question": "Pati-Salam modeli hangi alanda geliştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 647, "text": "parçacık fiziğinde"}}, {"id": "7850", "context": "1972 yılında, Salam Hint-Amerikan teorik fizikçi Jogesh Pati ile çalışmaya başladı. Pati Salam'ın yönetiminde çalışmak için birçok kez ona yazdı ve sonunda Salam Pakistan ICTP seminerine davet ederek yanıtladı. Salam proton ve elektronların bazı derinliklerde farklı ve henüz eşit ama neden zıt elektrik yükü taşıyanların olması gerektiğini Pati'ye önerdi. Protonlar kuark taşıyor, ancak elektrozayıf teori kuarklar hakkında öne hiçbir şey atılamıyor, sadece elektron ve nötrino ile ilgili oldu. Doğanın tüm malzemeleri yeni bir simetri araya getirmiş olsaydı, bu parçacıkların çeşitli özellikleri ve güçleri için bir sebep ortaya çıkarabilir. Bu parçacık fiziğinde Pati-Salam modeli geliştirilmesine yol açmıştır. 1973 yılında, Salam ve Jogesh Pati Kuarklar ve Leptonlar çok benzer SU beri (2) U (1) temsil içeriği ×, hepsi benzer varlıklara sahip olabileceğini fark eden bir ilk idi. Onlar lepton numarası \"mor\" olarak adlandırılan dördüncü bir renk, olduğunu varsayarak kuark-lepton simetrisi basit bir gerçekleşme sağladılar.", "question": "Jogesh Pati ne alanda çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "teorik fizikçi"}}, {"id": "7851", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin yazdığı ansiklopedinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "Hâvî"}}, {"id": "7852", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî hangi alanda ansiklopedi yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Tıp"}}, {"id": "7853", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin Bağdat hastanesindeki görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 460, "text": "başhekim"}}, {"id": "7854", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî Rey'de hangi alanlarda eğitim almıştır?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi"}}, {"id": "7855", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Rey"}}, {"id": "7856", "context": "Râzî (, ) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı Hâvî adlı ansiklopedi 17. yüzyıl'a kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.", "question": "Râzî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî"}}, {"id": "7857", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razi daha çok hangi alanlardaki başarısıyla bilinir?", "answers": {"answer_start": 458, "text": "tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla"}}, {"id": "7858", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razî neleri keşfetmiştir?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Alkol ve gazyağını"}}, {"id": "7859", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razi yaklaşık kaç eser vermiştir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "yaklaşık 200"}}, {"id": "7860", "context": "Razî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir. İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.", "question": "Razî'nin çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 5, "text": "eczacılık, simya, müzik ve felsefe"}}, {"id": "7861", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Sivas kütüphanesinin yakılması sonucu ne kadar kitap ortadan kalkmıştır?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "250.000 kitap"}}, {"id": "7862", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "İbni Sina felsefenin hangi iki alt dalını birleştirmeye uğraşmıştır?", "answers": {"answer_start": 326, "text": "idealizm ve doğa felsefesini"}}, {"id": "7863", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin kesintiye uğrama sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 112, "text": "İskenderiye kütüphanesinin yakılması"}}, {"id": "7864", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "Sivas kütüphanesinin yıkılmasında kaç kitap yok olmuştur?", "answers": {"answer_start": 765, "text": "250.000"}}, {"id": "7865", "context": "Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbni Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.", "question": "İslam uygarlığında doğa felsefesinin gelişmesinin durma sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 576, "text": "Moğol istilası ve Haçlı seferleri"}}, {"id": "7870", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "El-Hâvi kaç dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 216, "text": "11"}}, {"id": "7871", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "Razi'nin eserlerinden kaçı günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "elli dokuz"}}, {"id": "7872", "context": "Râzî kendisininde ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. \r\nBunlardan birkaçı: \r\nEl-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)\r\nKitabul-Mansur, 920,\r\nKîtâb sırru sınâ'ati't-tıb.\r\nKitâbü't-Tecârib.\r\nEt-Tıbbü'l-Mansûrî.\r\nEl-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr.\r\nAhlaku't-tâbib. Mahmut Kaya \" Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi \" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.\r\nMakâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle. Mahmut Kaya \" İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri \" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103)\r\nMakâle fîmâ ba'de't-tabî'a.\r\nEt-Tıbbü'r- rûhânî. Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir.(İstanbul 2004)\r\nEs-Sîretü'l-felsefiyye. Mahmut Kaya \" Filozofça Yaşama \" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)", "question": "Razi'nin kaç eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "iki yüzden fazla"}}, {"id": "7873", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın eserleri Osmanlı-Türk tarihine hangi alanlarda katkı sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında"}}, {"id": "7874", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümü ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 809, "text": "1993 yılında"}}, {"id": "7875", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsü hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "1972 yılında"}}, {"id": "7876", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık Ankara Üniversitesi'nde kaç yıl görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 715, "text": "32 yıl"}}, {"id": "7877", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık Ankara Üniversitesi'nin hangi fakültesinde görev almıştır?", "answers": {"answer_start": 679, "text": "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde"}}, {"id": "7878", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık tarih alanındaki çalışmaları sonucunda ne gibi ünvanlar elde etmiştir?", "answers": {"answer_start": 558, "text": "Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu "}}, {"id": "7879", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın dünya üniversitelerinde ders kitabı olarak kullanılan eserleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "\"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\""}}, {"id": "7880", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "An Economic and Social History of the Otoman Empire hangi dillere çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya"}}, {"id": "7881", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 hangi dillere çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 247, "text": " Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya"}}, {"id": "7882", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın çalışma alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "kültür ve medeniyet tarihi"}}, {"id": "7883", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Ankara"}}, {"id": "7884", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7885", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "25 Temmuz 2016"}}, {"id": "7886", "context": "Halil İnalcık (7 Eylül 1916, İstanbul - 25 Temmuz 2016, Ankara) Türk tarih profesörü.\r\n\r\nEserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan \"The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600\" ve \"An Economic and Social History of the Otoman Empire\" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır. İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.", "question": "Halil İnalcık'ın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 15, "text": "7 Eylül 1916"}}, {"id": "7887", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı hangi tarihte yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 3310, "text": "2005 "}}, {"id": "7888", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı hangi yayın evi tarafından basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 3269, "text": "Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları"}}, {"id": "7889", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 2783, "text": "çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca"}}, {"id": "7890", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi yılda Türkiye'ye dönmüştür?", "answers": {"answer_start": 1255, "text": "1951"}}, {"id": "7891", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık British Museum'da ne üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 1064, "text": "Türkçe yazmalar"}}, {"id": "7892", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık yüksek öğrenimini hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 513, "text": "1940"}}, {"id": "7893", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İstanbul"}}, {"id": "7894", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 595, "text": "Tanzimat ve Bulgar Meselesi"}}, {"id": "7895", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 327, "text": "Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi"}}, {"id": "7896", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın annesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Ayşe Bahriye Hanım"}}, {"id": "7897", "context": "1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım'dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara'ya yerleşti.\r\n\r\n1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi'nde, bir yıl Sivas Muallim Mektebi’ne devam etti. Orta tahsilini 1931’de Ankara’da Gazi Muallim Mektebi'nde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi'nde lise tahsiline devam etti. 1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yüksek öğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.\r\n\r\n1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçentliğe atandı. 1945’te AÜDTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Şevkiye Işıl hanımla evlendi. Bu evlilikten kızı Günhan dünyaya geldi.\r\n\r\nUzun yıllar aynı fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler veren İnalcık, 1947'de Türk Tarih Kurumu (TTK) üyeliğine seçildi. 1949'da İngiltere'ye giderek British Museum’da Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı ve Calendar of State Papers serisinde Osmanlı tarihine ait kayıtları topladı. Public Record Office’te Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili kaynak taraması yaptı. 1951 yılında Türkiye'ye döndü.\r\n\r\n1951'in yazında Bursa Şer'iyye Sicilleri üzerine çalışmaya başladı. Girişimleri sonucu siciller, Topkapı Sarayı'ndaki atölyede ciltlenip temizlenerek tekrar Bursa’ya gönderildi. İnalcık, Haziran 1952'te Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı.\r\n\r\nColumbia, Princeton, Pennsylvania, Harvard Üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, 1972 Ankara Üniversitesinden emekli olarak Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü kurdu. 1973 yılında kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı.\r\n\r\nİnalcık, Osmanlı/Türk tarihi araştırmalarının ortaya koyduğu yeni bilgi ve bulguların en üst düzeyde paylaşılıp tartışılması için “International Association for Social and Economic History of Turkey” adlı uluslararası bir birlik kurdu, ilk 1977'de Hacettepe Üniversitesi'nde olmak üzere 11 uluslararası kongrenin toplanmasına öncülük etti.\r\n\r\n1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.\r\n\r\n2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Halil İnalcık Center for Ottoman Studies adlı bir merkez kurdu. Halil İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, 1000’den fazla ayrıbasımı ve diğer materyalleri bu merkeze bağışlamıştır.\r\n\r\nİnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken Cambridge'de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir. \r\n \r\nHayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.\r\n\r\nAvrasiya Akademiyasının kurucu üyelerinden birisi idi.\r\n", "question": "Halil İnalcık'ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Seyit Osman Nuri Bey"}}, {"id": "7898", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın kabri kimin kabrinden esinlenerek yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "Ahmed Cevdet Paşa'nın"}}, {"id": "7899", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın mezarı nerededir?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "Fatih Camii Haziresi"}}, {"id": "7900", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "Ankara"}}, {"id": "7901", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da"}}, {"id": "7902", "context": "Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10'da Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Bilkent ve Ankara Üniversitesi'nde tören düzenlendi. Cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu Fatih Camii Haziresi'ne defnedildi.\r\n\r\nÖlümünün ardından birçok yerde anma törenleri düzenlenen İnalcık için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile özel bir kabir yapıldı. Geleneksel Osmanlı kabirleri tarzında düzenlenen İnalcık'ın “ulema kabri” 22 Temmuz 2017'de tamamlandı. Mermerden yapılan kabrin yazma ve motifleri altın varak ile süslendi.\r\n\r\nKabir düzenlenmesinde Ahmed Cevdet Paşa'nın kabri örnek alındı. Koordineyi İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İstanbul Valiliği üstlendi ve finansal destek İstanbul Türbeler Derneğince verildi. Kabrin üzerine ayak ve baş kısmında olmak üzere iki silindir (“üstüvânî”) dikildi. Taşları Semih İrteş imal ettirirken ayak kısmındaki silindirin klâsik tezyinatını Sabri Mandıracı yazdı. Mandıraca'nın çalışması el ile işlendi.", "question": "Halil İnalcık'ın ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "çoklu organ yetmezliği"}}, {"id": "7903", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'e göre kim filozof ünvanına layıktır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Aristo"}}, {"id": "7904", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "Marakeş, Fas"}}, {"id": "7905", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Kurtuba'da "}}, {"id": "7906", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd hangi alanlarda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı"}}, {"id": "7907", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd'ün ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "10 Aralık 1198"}}, {"id": "7908", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "14 Nisan 1126"}}, {"id": "7909", "context": "İbn Rüşd (; Künyesi Ebū'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 14 Nisan 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu.", "question": "İbn Rüşd nerelidir?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Endülüslü"}}, {"id": "7910", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün skolastik filozoflarca verilen lakabı nedir?", "answers": {"answer_start": 939, "text": "\"Şârih\" (Yorumcu)"}}, {"id": "7911", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "Brabantlı Siger hangi üniversitede görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 810, "text": "Paris Üniversitesi"}}, {"id": "7912", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn-i Rüşd, Aristo'nun hangi eserine şerh yazmamıştır?", "answers": {"answer_start": 507, "text": "Politika"}}, {"id": "7913", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn-i Rüşd, Aristo üzerine ne kadar süre çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "otuz yıl"}}, {"id": "7914", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi hangi olayla olmuştur?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle"}}, {"id": "7915", "context": "İbn Rüşd, en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş Arapçaya tercümeleri ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp incelenmiyordu. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.\r\n\r\nİbn-i Rüşd'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde erişemediği \"Politika\" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn-i Rüşd'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Brabantlı Siger, Thomas Aquinas ve Dacialı Boetius gibi Paris Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından özümsenmişti. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine \"Şârih\" (Yorumcu) ve Aristo'ya da \"Filozof\" diyerek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslâm dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının sonuna işaret etmiştir.\r\n", "question": "İbn Rüşd kimin eserlerini Arapça'ya çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "Aristo'nun "}}, {"id": "7916", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Jorge Luis Borges'un hangi eserinde İbn Rüşd'den bahsedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 516, "text": "La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı)"}}, {"id": "7917", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Ulysess adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 455, "text": "James Joyce"}}, {"id": "7918", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Victor Hugo'nun hangi eserinde İbn Rüşd'e referans verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 283, "text": " Notre Dame'ın Kamburu "}}, {"id": "7919", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Notre Dame'ın Kamburu adlı eserin konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 226, "text": "Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsü"}}, {"id": "7920", "context": "Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber \"iltifatın üne borçlu olunduğu\" Limbo'da göstermiştir.\r\n\r\nVictor Hugo'nun, Quasimodo ile Esmeralda'nın talihsiz öyküsünün anlattığı, Notre Dame'ın Kamburu adlı eserinde, bilimle hukukun kaynaklarına değinildiği bir bölümde, İbn Rüşd referans verilir. Avrupa'da bilinen adıyla Avveroes ismiyle anılır.\r\n\r\nJames Joyce'un Ulysess adlı eserinde ve Jorge Luis Borges'un La Busca de Averroes (Averroes'in Arayışı) eserinde de, İbn Rüşd anılır.\r\n", "question": "Notre Dame'ın Kamburu kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Victor Hugo'nun"}}, {"id": "7921", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "Organon külliyatı kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Aristo'nun"}}, {"id": "7922", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün kaç adet eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "150'den fazla"}}, {"id": "7923", "context": "İbn Rüşd'ün siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150'den fazla eser kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle Aristo'nun Organon külliyatı üzerine yazdığı pek çok şerh vardır. Bu şerhlerin boyutları küçük, orta ve büyük olmak üzere üç çeşittir. Küçük ve orta şerhler, ekseriya eserin tamamının şerhi olmamakla beraber bâzı kapalı ifadelerin sayfalar boyu analiz edildiği çalışmalardır. Biz burada İbn Rüşd'ün eserlerinin çokluğunun yanında birçok dile tercüme edildiğini de göz önünde bulundurarak çalışmaları hakkındaki bilgileri ayrıntısıyla aktaracağız.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün hangi alanlarda eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında"}}, {"id": "7924", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ'ın hangi dillerdeki çevirileri günümüze ulaşmamıştır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "İbrânîce ve Latince "}}, {"id": "7925", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 203, "text": " İbn Rüşd "}}, {"id": "7926", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbn Sina'nın Şifa Külliyatı için yazdığı çalışmanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "el-Medhal"}}, {"id": "7927", "context": "İbn Rüşd, Îsâġūcî adıyla Organon'un altı kitaplık külliyatına giriş mahiyetinde bir eser kaleme almıştır. Benzeri bir örneği İbn Sina'nın Şifa Külliyatı'na yazdığı el-Medhal isimli çalışmada görmekteyiz. İbn Rüşd bu eser için iki şerh kaleme almış, bunlardan eż-Żarûrî fi’l-manŧıķ adlı özetin İbrânî harfleriyle Arapça metninin iki nüshası günümüze ulaşmış, ancak İbrânîce ve Latince tercümeleri kaybolmuştur.\r\n", "question": "İbn Rüşd'ün Organon'un külliyatına giriş olarak yazdığı eserin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Îsâġūcî "}}, {"id": "7928", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin İngilizce çevirisi hangi seri içinde yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 458, "text": " “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem”"}}, {"id": "7929", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin İngilizce çevirisi kim tarafından yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "Herbert A. Davidson"}}, {"id": "7930", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin Latince ve İbranice çevirileri ne zaman yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 358, "text": "1560"}}, {"id": "7931", "context": "Telħîśu medħali furfuryus adını taşıyan ve yukarıdaki eser üzerine yaptığı orta hacimde bir şerh kaleme almıştır. William de Lune tarafından Averrois, Commentarium medium. Super libri introductionum Porphyrii adıyla Latinceye tercüme edilen bu şerhin bir de İbrânîce tercümesi bulunmaktadır. Her iki tercüme Jacob Mantino tarafından yayımlanmıştır (Venedik, 1560). Herbert A. Davidson, Latince ve İbrânîce çevirilere dayanarak eseri İngilizce’ye tercüme edip “Corpus Commentariorum Averrois in Aristotelem” serisi içerisinde neşretmiştir\r\n", "question": "Super libri introductionum Porphyrii adlı eserin Latince ve İbranice çevirileri kim tarafından yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Jacob Mantino"}}, {"id": "7932", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dillerde şiir yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 277, "text": "Arapça ve Türkçe"}}, {"id": "7933", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "tarihçi, şair, müzisyen"}}, {"id": "7934", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Mısırlı "}}, {"id": "7935", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 81, "text": " 5 Haziran 1470"}}, {"id": "7936", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "1410"}}, {"id": "7937", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin ölüm yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Kahire"}}, {"id": "7938", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Kahire"}}, {"id": "7939", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.\r\n\r\nMısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî"}}, {"id": "7940", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\nMevridü'l-Letâfe fî men Veliye's-Saltana ve'l-Hilâfe, halifelik ve sultanlık yapmış olan 143 şahsın hal tercümesini içine alır. İstanbul kütüphanelerinde çeşitli yazmaları bulunur.", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî kaç ciltlik bir eserdir?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "yedi ciltlik eserdir"}}, {"id": "7941", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\nMevridü'l-Letâfe fî men Veliye's-Saltana ve'l-Hilâfe, halifelik ve sultanlık yapmış olan 143 şahsın hal tercümesini içine alır. İstanbul kütüphanelerinde çeşitli yazmaları bulunur.", "question": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr istanbulda hangi kütüphanede bulunur?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir"}}, {"id": "7942", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî"}}, {"id": "7943", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Memlûk Sultanlığı'nda"}}, {"id": "7944", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "müzisyen"}}, {"id": "7945", "context": "İbn Tağrıberdî (Yûsuf bin Tagrîberdî bin Abdullah ez-Zâhirî) (d. 1410, Kahire- ö. 5 Haziran 1470- Kahire), Memlûk Sultanlığı'nda yaşamış Mısırlı tarihçi, şair, müzisyen.", "question": "İbn Tağrıberdî nerelidir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Mısırlı"}}, {"id": "7946", "context": "Mısır tarihçiliğinin altın devri sayılan XV. yüzyılın en başarılı tarihçilerinden biridir. Aynı zamanda Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şair ve zamanın meşhur müzisyenlerinden birisidir.", "question": "İbn Tağrıberdî şiirlerini hangi dillerde yazar?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Türkçe"}}, {"id": "7947", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir"}}, {"id": "7948", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dersi en çok sevdi?", "answers": {"answer_start": 491, "text": "tarihi"}}, {"id": "7949", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi dilleri öğrendi?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "Farsça ve Türkçe"}}, {"id": "7950", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî dini ilimlerden başka nelerle uğraştı?", "answers": {"answer_start": 415, "text": "musikiyle"}}, {"id": "7951", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî kimlerden ders aldı?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "devrin Hanefi alimlerinden"}}, {"id": "7952", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.", "question": "İbn Tağrıberdî kimlerin himayesinde yetişti?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin"}}, {"id": "7953", "context": "Memlûk sultanları ve büyük devlet ricaliyle iyi ilişkiler kurması sayesinde maddi bakımdan rahat bir yaşamı oldu. Hayatı boyunca Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem gibi sultanlarla sık sık görüştüğü, sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına katıldığı bilinir. Kimi kaynaklarda sefirlik ve hâs nâzırlık gib görevlerde bulunduğu belirtilir ancak bu konuda fazla bilgi yoktur. Bir rivayete göre, Mısır Sultanının Fatih Sultan Mehmed’e yazdığı mektupları kaleme almıştır.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi sultanlarla görüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem"}}, {"id": "7954", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Kahire’de"}}, {"id": "7955", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "5 Haziran 1470’te "}}, {"id": "7956", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.", "question": "İbn Tağrıberdî hangi hastalıktan vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "kulunç hastalığından"}}, {"id": "7957", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire kim tarafından Türkçeye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Kemal Paşazâde tarafından"}}, {"id": "7958", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "Tağırberdi'nin Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için kazandığı ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "Nil nehri tarihçisi"}}, {"id": "7959", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire neleri konu alır", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini "}}, {"id": "7960", "context": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî, okuyucuya kolaylık sağlamak üzere yazarın ” el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak hazırlanmıştır.\r\nel-Bahrü'z-Zâhir fî ‘Đlmi'l-Evâ'il ve'l-Evâhir, Adem peygamber'den Tağrıberdi’nin zamanına kadar gelen bir genel tarihtir; yıllara göre düzenlenmiştir. Eserin bazı kısımları günümüze gelebilmiştir. 652-690 yılları arasını konu alan kısmının yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesi’ndedir.", "question": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî hangi amaçla yazılmışır?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak "}}, {"id": "7961", "context": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh, Yıl, ay, gün tertibine göre hazırlanmış bir eserdir. On ciltten fazla olduğu bilinir ancak günümüze IX. Cildi ulaşabilbilmiştir. Bir nüshası Oxford’daki Bodleian Kütüphanesi’ndedir.", "question": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh'in hangi cildi günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "IX. Cildi"}}, {"id": "7962", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babasının Farac dönemindeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 622, "text": "Şam Naibi"}}, {"id": "7963", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babasının Sultan Berkuk devrindeki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 539, "text": "Halep Naibi"}}, {"id": "7964", "context": "1410 yılında Kahire’de dünyaya geldi. Babası, Memluk Sultanı Berkuk’un ilk yıllarında onun Anadolu memlukü olan ve daha sonra azad edilerek Sultanın en güvendiği emirler arasına giren Emîr Seyfeddin Tağrıberdî’dir. Milliyeti kesin olarak bilinmemekle birlikte isminin Türkçe olması (Tanrıberdi/Tanrıbirdi, “Tanrıverdi”) Türkçeyi ve Türk tarihini çok iyi bilmesinden ötürü Türk asıllı olduğu ileri sürülmüş ancak kesinlik kazanmamıştır. Kimi kaynaklara göre annesi ise Sultan Berkuk’un Türk cariyelerinden birisidir. Sultan Berkuk devrinde Halep Naibi olan babası, onun ölümünden sonra tahta geçen oğlu Farac döneminde ise Şam Naibi olmuş; kızı Hond Fatima’yı Sultan Farac ile evlendirmişti.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Emîr Seyfeddin Tağrıberdî"}}, {"id": "7965", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdi, Kahire’de kimlerin himayesinde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde"}}, {"id": "7966", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdi hangi tarihçilerin öğrencisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 560, "text": " Makrîzî ve El-Aynî’nin "}}, {"id": "7967", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": " İbn Tağrıberdi dini ilimler dışında hangi alanlarla ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 375, "text": " tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle"}}, {"id": "7968", "context": "1412’de babasını kaybeden İbn Tağrıberdi, Kahire’de ablası Hacer’in eşi olan alim İbnü’l-Adîm’in ve onun ölümü üzerine ablasının yeni eşi Şâfiî başkadısı Celâleddin Abdurrahman b. Ömer el-Bulkīnî’nin himayesinde yetişti. El-bukini, tahsilini yönlendirmesine rağmen mezhebini değiştirmesini istemedi; devrin Hanefi alimlerinden dersler alarak yetişti. Dinî ilimlerin yanı sıra tasavvuf, astronomi, tıp, matematik ve musikiyle ilgilendi. Farsça ve Türkçe öğrendi. Aldığı dersler içinde en çok tarihi seven Tağrıberdi, bu alana yöneldi. Dönemin meşhur tarihçileri Makrîzî ve El-Aynî’nin öğrencisi oldu. Onların ölümünden sonra sonra Mısır tarihçilerinin lideri durumuna geldi.\r\n", "question": " İbn Tağrıberdi'nin ablasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Hacer"}}, {"id": "7969", "context": "Memlûk sultanları ve büyük devlet ricaliyle iyi ilişkiler kurması sayesinde maddi bakımdan rahat bir yaşamı oldu. Hayatı boyunca Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem gibi sultanlarla sık sık görüştüğü, sarayda düzenlenen çeşitli etkinliklere, av partilerine, bilim adamı ve sanatçıların toplantılarına katıldığı bilinir. Kimi kaynaklarda sefirlik ve hâs nâzırlık gib görevlerde bulunduğu belirtilir ancak bu konuda fazla bilgi yoktur. Bir rivayete göre, Mısır Sultanının Fatih Sultan Mehmed’e yazdığı mektupları kaleme almıştır.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin görüşmüştüğü sultanların adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "Barsbay, Çakmak, İnal ve Hoşkadem"}}, {"id": "7970", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.\r\n", "question": "Melik Eşref İnal türbesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Kahire’de "}}, {"id": "7971", "context": "Ömrünün son yıllarında Kahire’de Melik Eşref İnal türbesinin yakınına büyük bir türbe yaptırıp, kitaplarını ve yazdığı eserleri oraya vakfetti. 5 Haziran 1470’te kulunç hastalığından Kahire’de hayatını kaybetti. Eşref İnal türbesi yakınındaki kendi türbesine defnedildi.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin ölümü neden kaynaklanmıştır?", "answers": {"answer_start": 162, "text": "kulunç hastalığından"}}, {"id": "7972", "context": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî'nin son cildinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "Kitabü’l-Künâ"}}, {"id": "7973", "context": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî, Safedî'nin “el-Vâfî bi'l-Vefeyât”ına zeyl olarak yazılmış yedi ciltlik eserdir; son cildi “Kitabü’l-Künâ” adıyla bilinir. 1252’den 1458 yılına kadar yaşayan 3000'e yakın sultan, emîr,âlim, şair ve sahalarında meşhur olan kişinin hal tercümeleri alfabetik olarak yer alır. Biyografisi verilenler arasında bazı kadınlar da vardır. Eserin bir nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî kaç ciltten oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "yedi "}}, {"id": "7974", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.\r\n", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire adlı eseri Türkçe'ye kim çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 524, "text": " Kemal Paşazâde"}}, {"id": "7975", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.\r\n", "question": "İbn Tağrıberdî'nin Nil suları ile ilgili verdiği bilgiler sebebiyle aldığı ünvan nedir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "“Nil nehri tarihçisi”"}}, {"id": "7976", "context": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire, Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini anlatır. Yazar, bizzat şahit olduğu şahit olduğu Sultan Ferec ve Sultan Kayıtbay zamanının âdeta günlüğünü tutmuştur. Tağırberdi bu eserde fetihten itibaren her yılın olaylarının sonunda Nil sularının kabarma ve çekilme durumunu verdiği için “Nil nehri tarihçisi” unvanını kazanmıştır. Eser, Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra bu eser Yavuz Sultan Selim’in emriyle İstanbul'a götürülmüş ve Kemal Paşazâde tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bir yazması Ayasofya Kütüphanesi'ndedir.\r\n", "question": "en-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısr ve'l-Kâhire adlı eser ne anlatmaktadır?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Mısır tarihini, 641 yılındaki fetihten itibaren sekizbuçuk asırlık dönemini"}}, {"id": "7977", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n", "question": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr içinde hangi yıldan itibaren olaylara yer verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 44, "text": "1436 "}}, {"id": "7978", "context": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr,1436 yılından sonraki olayları kapsayan eserdir. Bu eserde de Nil’in akış rejimi ve gündelik hayata dair bazı bilgilere yer verilmiştir. İstanbul kütüphanelerindeki tek yazması Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir.\r\n", "question": "Havâdisü'd-Duhûr fî Mede'l-Eyyâm ve'ş-Şuhûr adlı eserin İstanbul'daki yazması hangi kütüphanededir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Ayasofya Kütüpahnesi’ndedir"}}, {"id": "7979", "context": "ed-Delîlü'ş-Şâfî ‘ale’l-Menheli's-Sâfî, okuyucuya kolaylık sağlamak üzere yazarın ” el-Menhelü's-Sâfî ve'l-Müstevfî Ba‘de'l-Vâfî”eserine fihrist olarak hazırlanmıştır.\r\nel-Bahrü'z-Zâhir fî ‘Đlmi'l-Evâ'il ve'l-Evâhir, Adem peygamber'den Tağrıberdi’nin zamanına kadar gelen bir genel tarihtir; yıllara göre düzenlenmiştir. Eserin bazı kısımları günümüze gelebilmiştir. 652-690 yılları arasını konu alan kısmının yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesi’ndedir.\r\nNüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh, Yıl, ay, gün tertibine göre hazırlanmış bir eserdir. On ciltten fazla olduğu bilinir ancak günümüze IX. Cildi ulaşabilbilmiştir. Bir nüshası Oxford’daki Bodleian Kütüphanesi’ndedir.\r\n", "question": "Nüzhetü'r-Re‘y fi't-Târîh'in kaç cildi günümüze ulaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 584, "text": "IX. Cildi"}}, {"id": "7980", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi kaç birimden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 444, "text": "42 "}}, {"id": "7981", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": " Türkiye'nin en güzel kampüsü hangi üniversiteye aittir?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Boğaziçi Üniversitesi"}}, {"id": "7982", "context": "Akademik çalışmaları baz alındığında en çok akademik makale veren 5. üniversitedir.\r\n\r\nKampüs'ünün geniş bir araziye sahip olması ve Konyaaltı sahiline 15 dakikalık mesafede olması ile Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra Türkiye'nin en güzel ikinci kampüsü seçilmiştir. İlk yüz naklinin yapıldığı üniversite, tıp tarihinde bir devrim yaratmıştır.\r\n\r\n20 fakülte, 7 enstitü, 3 yüksekokul, 1 konservatuvar ve 11 meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 42 birim barındırmaktadır. \r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi en çok akademik makale veren üniversiteler arasında kaçıncı sıradadır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "5"}}, {"id": "7983", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde bahar dönemi hangi tarihler arasındadır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": " Şubat-Haziran"}}, {"id": "7984", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde güz dönemi hangi tarihler arasındadır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "Eylül-Ocak"}}, {"id": "7985", "context": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl Güz ve Bahar dönemi olarak iki döneme ayrılmıştır. Güz dönemi Eylül-Ocak, Bahar dönemi Şubat-Haziran aylarını kapsamaktadır.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yıl kaç dönemdir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " iki"}}, {"id": "7986", "context": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre yapılmaktadır. Bu konuda Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan kitapçık kayıt sırasında öğrencilere sunulmaktadır.\r\n", "question": "kayıt sırasında öğrencilere sunulan kitapçık hangi birim tarafından hazırlanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı "}}, {"id": "7987", "context": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre yapılmaktadır. Bu konuda Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan kitapçık kayıt sırasında öğrencilere sunulmaktadır.\r\n", "question": "Öğrencilerin kayıt, kabul, sınav ve değerlendirme işlemleri neye göre yapılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yüksek Öğrenim Kurulu kararlarına ve yönetmeliklerine göre "}}, {"id": "7988", "context": "Akdeniz Üniversitesi'ne giriş ve kayıtlarla ilgili her türlü başvuru, Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı'na yapılır. Öğrenciler, her dönem başında ilan edilen süreler içinde kayıtlarını yenilemek zorundadırlar. Akdeniz Üniversitesi'nde her öğrencinin kendi bölümünden bir danışmanı vardır. Dönem kayıtlarında öğrenci, akademik danışmanına başvurabilir. Danışman, öğrencinin diğer sorunları ile de yakından ilgilenir.\r\n", "question": "Akdeniz Üniversitesi'ne giriş ve kayıtlarla ilgili başvurular hangi birime yapılır?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı'na"}}, {"id": "7989", "context": "T.C. vatandaşları ve yabancı uyruklu öğrencilerin bir yüksek öğrenim kurumundan diğerine veya aynı üniversitenin bir bölümünden diğerine geçişleri Yüksek öğretim Kurulu'nca belirlenen \"Yüksek Öğretim Kurumları arasında öğrencilerin Yatay Geçiş Esasları\"na uygun olarak yapılır. Akdeniz Üniversitesi içinde fakülte, yüksek okul veya bölümler arasında yatay geçişler \"Yüksek Öğretim Kurumları Arasında Ön lisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik\" çerçevesinde yapılır.\r\n", "question": " Akdeniz Üniversitesi içinde yatay geçişler hangi yönetmeliğe göre yapılır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "\"Yüksek Öğretim Kurumları Arasında Ön lisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik\""}}, {"id": "7990", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında kaç günde üretildi?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "129"}}, {"id": "7991", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında nerede üretildi?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Eskişehir Demiryolu Fabrikasında"}}, {"id": "7992", "context": "Devrim, Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil. 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.", "question": "Devrim, 1961 yılında kimin talimatıyla üretildi?", "answers": {"answer_start": 77, "text": " Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel"}}, {"id": "7993", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi kurumun başkanlığını yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "7994", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi tarihler arasında TÜBİTAK başkanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018"}}, {"id": "7995", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "akademisyen"}}, {"id": "7996", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin nerelidir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Türk "}}, {"id": "7997", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Ankara"}}, {"id": "7998", "context": "Ahmet Arif Ergin (d. 1970, Ankara), Türk akademisyen. 12 Haziran 2015 - 22 Şubat 2018 tarihleri arasında TÜBİTAK başkanı olmuştur.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "1970"}}, {"id": "8007", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ilk bilgisayar kaç sene kullanılmıştır ?", "answers": {"answer_start": 215, "text": "12 yıl"}}, {"id": "8008", "context": "Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gelmiştir. IBM-650 Veri İşleme Makinesi (Data Processing Machine) adlı bilgisayar 12 yıl kullanılmıştır ve elektrikle çalışan ve elektronik veri işleme kapasitesine sahip 167 m² bir alana sığan ve ağırlığı 30 tonluk ilk bilgisayar ENIAC'tan tam 15 yıl sonra edinilmiştir. İkinci bilgisayar ise akademik amaçlı kullanmak için İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla binasına geldi. Bu bilgisayar IBM 1620 idi. İ.T.Ü'den sonra ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi bilgisayara sahip oldu. Türkiye'deki dördüncü bilgisayar ise Devlet Planlama Teşkilatı'na geldi.", "question": "Türkiye'ye gelen ilk bilgisayarın ismi nedir ?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "IBM-650 Veri İşleme Makinesi"}}, {"id": "8009", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.", "question": "Samarqandi nerede yaşamıştır ?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Semerkant'ta"}}, {"id": "8010", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.", "question": "Samarqandi'nin mesleği nedir ?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "doktor"}}, {"id": "8011", "context": "Semerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.", "question": "Semerkandi hayatını hangi ülkede kaybetmiştir ?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Afganistan"}}, {"id": "8012", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "doktor"}}, {"id": "8013", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Nedenleri ve Belirtileri Kitabı'nın konusu nedir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "terapötik ve patoloji "}}, {"id": "8014", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin en ünlü kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 332, "text": "Nedenleri ve Belirtileri"}}, {"id": "8015", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "1222 yılında "}}, {"id": "8016", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Afganistan'ın Herat şehrinde"}}, {"id": "8017", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi'nin ölüm sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "Moğal saldırısı "}}, {"id": "8018", "context": "Najib ad-Din Abu Hamid Muhammad ibn Ali ibn Umar Samarqandi 13. yüzyılda Semerkant'ta yaşamış olan bir Pers doktorudur.\r\n\r\nSemerkandi, 1222 yılında Moğal saldırısı sırasında Afganistan'ın Herat şehrinde öldü. Hayatının az kısmı bilinmesine rağmen o, üretken tıbbi yazar ve tıbbi fikirlerin yorumcusuydu.\r\n\r\nOnun en ünlü kitabı olan Nedenleri ve Belirtileri Kitabı, terapötik ve patoloji için kapsamlı bir el kitabıdır. Onun bilimsel eserleri çok okunmuş ve sık sık onun hakkında yazılar yazılmıştır.\r\n", "question": "Necibüddin Semerkandi hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "13. yüzyılda"}}, {"id": "8019", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır ?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında"}}, {"id": "8020", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Casey Wood Göz Doktorunun Defteri'ni hangi dile çevirmiştir ?", "answers": {"answer_start": 476, "text": "İngilizce'ye"}}, {"id": "8021", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist kimler tarafından Almanca'ya çevrilmiştir ?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "Hirschberg ve Litter"}}, {"id": "8022", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kaç km olarak hesaplamıştır ?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "40.248km"}}, {"id": "8023", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kimle beraber ölçmüştür ?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Halid bin Abdülmelik"}}, {"id": "8024", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa nerede dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat'ta"}}, {"id": "8025", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında"}}, {"id": "8026", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini ne kadar bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 907, "text": "40.248km"}}, {"id": "8027", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini ne zaman ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 831, "text": "827 yılında "}}, {"id": "8028", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kiminle ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 843, "text": "Halid bin Abdülmelik"}}, {"id": "8029", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist kimler tarafından kaynak kitap olarak kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 689, "text": "kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından"}}, {"id": "8030", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce çevirisi ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 601, "text": "1936 yılında "}}, {"id": "8031", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 616, "text": " Casey Wood"}}, {"id": "8032", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca çevirisi ne zaman yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 544, "text": "1904 yılında"}}, {"id": "8033", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca çevirisi kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 557, "text": "Hirschberg ve Litter "}}, {"id": "8034", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist Venedik'te hangi yılda basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 492, "text": "1497 yılında "}}, {"id": "8035", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist ilk önce hangi dile çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Farsça'ya"}}, {"id": "8036", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa Orta Çağ Avrupası'nda hangi lakapla anılmıştır?", "answers": {"answer_start": 338, "text": "Jesu Occulist"}}, {"id": "8037", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser nedir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri)"}}, {"id": "8038", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Notebook of Oculist kitabının yazarı kimdir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Ali bin İsa "}}, {"id": "8039", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi dine mensuptur?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Müslüman "}}, {"id": "8040", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 67, "text": " astronomi, coğrafya ve özellikle optik"}}, {"id": "8041", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": " 9. yüzyılda "}}, {"id": "8042", "context": "Ali bin İsa (Arapça: علي بن عيسى‎), Bağdat'ta doğmuş ve 9. yüzyılda astronomi, coğrafya ve özellikle optik alanında çalışmalar yapmış Müslüman bilim insanıdır.\r\n\r\nAli bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.\r\n\r\nAli bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.\r\n", "question": "Ali bin İsa nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bağdat'ta"}}, {"id": "8043", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist kaç yılında İngilizce'ye çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "1936 yılında"}}, {"id": "8044", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in İngilizce'ye çevirisini yapan çevirmen kimdir?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "Casey Wood"}}, {"id": "8045", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in Almanca'ya çevirisini yapan çevirmenler kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "Hirschberg ve Litter"}}, {"id": "8046", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist Venedik'te kaç senesinde basılmıştır?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "1497"}}, {"id": "8047", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Notebook of Oculist'in çevirisi ilk olarak hangi dile olmuştur?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Farsça'ya"}}, {"id": "8048", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Jesu'nun Latince anlamı nedir?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "İsa"}}, {"id": "8049", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Ali bin İsa Orta Çağ Avrupası'nda ne olarak bilinirdi?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Jesu Occulist"}}, {"id": "8050", "context": "Ali bin İsa Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine verilen ilk eser olan Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri) adlı eserini yazmıştır. Bu eser onun Orta Çağ Avrupası'nda Jesu Occulist olarak tanınmasını sağlamıştır. Jesu Latince'de İsa demektir. Bu eser ilk olarak Farsça'ya çevrilmiş ve daha sonra da Latince'ye çevrilerek 1497 yılında Venedik'te basılmıştır. Daha sonra ise 1904 yılında Hirschberg ve Litter tarafından Almanca'ya; 1936 yılında da Casey Wood tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir. İbn İsa'nın bu kitabı, kendinden sonra gelen optik ilimciler tarafından en çok başvurulan kaynak kitaplardan biri olmuştur.", "question": "Orta Çağ'da göz hastalıkları üzerine yazılmış olan ilk eser nedir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Notebook of Oculist (Göz Doktorunun Defteri)"}}, {"id": "8051", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kaç km bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "40.248km"}}, {"id": "8052", "context": "Ali bin İsa bu çalışmalarından başka, 827 yılında Halid bin Abdülmelik ile birlikte, dünyanın çevresini ölçmüş ve 40.248km sonucunu elde etmişlerdir. Başka kaynaklarda bu değer 41.136km dir.", "question": "Ali bin İsa dünyanın çevresini kimle birlikte ölçmüştür?", "answers": {"answer_start": 59, "text": " Abdülmelik ile birlikte"}}, {"id": "8053", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon’un hangi kuruma üyedir?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "TÜBA"}}, {"id": "8054", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon’un sahip olduğu ödüller nelerdir?", "answers": {"answer_start": 254, "text": "1998 TÜBİTAK bilim ödülü"}}, {"id": "8055", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon yüksek lisans eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "University of California, Berkeley'de "}}, {"id": "8056", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon yüksek lisans eğitimini hangi yıl tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1969 yılında"}}, {"id": "8057", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon lisans eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde"}}, {"id": "8058", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon lisans eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 40, "text": "1965 yılında"}}, {"id": "8059", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "8060", "context": "Derin Orhon, 1942'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, inşaat fakültesinde lisans, 1969 yılında University of California, Berkeley'de Yüksek Lisans, 1971 yılında ise aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Derin Orhon, 1998 TÜBİTAK bilim ödülü sahibi ve TÜBA üyesidir.", "question": "Derin Orhon kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "1942'de"}}, {"id": "8061", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun’la birlikte gelen yenilikler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 296, "text": "okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır"}}, {"id": "8062", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun’un kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi"}}, {"id": "8063", "context": "Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1773 yılında III. Mustafa zamanında tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. Okulda sınıflara ilk defa tahta ve sıra konulmuştur. Bir okul matbaası kurulmuş ve ders kitapları basılmıştır.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun hangi padişah tarafından kaç yılında açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "1773 yılında III. Mustafa zamanında"}}, {"id": "8064", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Günümüzdeki hangi okullar Mühendishane’i Bahri Hümayun’un bünyesinden çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 258, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu"}}, {"id": "8065", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun adını hangi padişah döneminde almıştır?", "answers": {"answer_start": 179, "text": " Padişah I. Abdülhamit döneminde"}}, {"id": "8066", "context": "1774 yılında vefat eden III. Mustafa'nın son ve en önemli icraatlarından biri olan ve bir tersane gözü içerisinde “Hendese Odası” adıyla bir sınıf olarak açılan okul; 1782 yılında Padişah I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn adını almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu, bu kurumun içinden ayrılarak eğitime devam etmiştir.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun adını hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "1782 yılında"}}, {"id": "8067", "context": "Aynı zamanda Batılı anlamda Türk Resim Sanatının başlangıcı sayılan \"Asker Ressamlar Kuşağı\" nın ilk eğitim aldığı kurumdur.", "question": "Mühendishane’i Bahri Hümayun'da Türk Resim Sanatının başlangıcı sayılan kuşak hangi adla nitelendirilmişlerdir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Asker Ressamlar Kuşağı"}}, {"id": "8068", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy’un temel çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "eleştirmen, yazar ve profesör"}}, {"id": "8069", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy şu anda nerede çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 434, "text": "İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde"}}, {"id": "8070", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy, 1984-2001 yılları arasında hangi üniversitede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde"}}, {"id": "8071", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy doktorasını hangi alan üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "8072", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy doktorasını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İstanbul Üniversitesi 'nde"}}, {"id": "8073", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy lisansını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "İstanbul Üniversitesi 'nde"}}, {"id": "8074", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy lisansını hangi alanda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 197, "text": "İngiliz Dili ve Edebiyatı"}}, {"id": "8075", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy üniversitede hangi alanları okumuştur?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur"}}, {"id": "8076", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy hangi liseden kaç yılında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 90, "text": "1969 yılında Alman Lisesi'nden"}}, {"id": "8077", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "8078", "context": "Nazan Aksoy (d. 1950), Türk eleştirmen, yazar ve profesör. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. 1969 yılında Alman Lisesi'nden mezun olmuş, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi 'nde Mühendislik bölümünden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne geçmiş ve o bölümden mezun olmuştur. 1982'de doktorasını aynı üniversitede verdikten sonra 1984-2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmıştır. 1997 yılından bu yana da İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve lisans düzeyinde edebiyat eleştirisi ile tiyatro tarihi dersleri vermektedir.", "question": "Nazan Aksoy kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1950"}}, {"id": "8079", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un en son kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 1055, "text": "Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet"}}, {"id": "8080", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Berna Moran’a armağan edilen yayında hangi yazarlar yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 787, "text": "Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarlar"}}, {"id": "8081", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy Batı ve Başkaları kitabında hangi konuyu işlemiştir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncaları"}}, {"id": "8082", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un 1990 yılında çıkan kitabının ana fikri nedir?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesi"}}, {"id": "8083", "context": "1989 yılında ilk kitabı Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatında yazarın eserlerini derinlemesine inceleyen Aksoy, 1990 tarihli Rönesans İngilteresinde Türkler kitabında 16. yüzyılda İngiltere'de sahne almış olan oyunlarda yer alan Türk imgesini yorumlamış ve tarihsel arka planını incelemiştir. Batı ve Başkaları kitabında kuramsal bir konuyu seçen yazar, Rus biçimciliği, Mikhail Bakhtin ve edebiyatta kadın gibi dönemin edebiyat konularını Batımerkezci gözünden incelemenin sakıncalarına değinmiş ve konuşmaya açmıştır. 1997'de eski eşi Bülent Aksoy ile editörlüğünü üstlendiği Berna Moran'a Armağan: Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış kitabında İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü 1993'te vefat eden yazar ve eleştirmen \r\nBerna Moran'ın hayatı ve eserleri üzerine Orhan Pamuk, Jale Parla, Murat Belge, Fatih Özgüven gibi yazarların kaleme aldığı armağanı yayına hazırlamıştır. Aksoy, Bilgi Üniversitesi'nde 2008 yılında yüksek lisans düzeyinde vermiş olduğu Türkiye'de kadın otobiyografileri konusundaki seminerler verdikten sonra, Kurgulanmış Benlikler: Otobiyografi, Kadın, Cumhuriyet kitabında bu konuyu incelemiştir.", "question": "Nazan Aksoy’un ilk kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "Iris Murdoch,Felsefesi ve Sanatı"}}, {"id": "8084", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent’in kaç binası vardır?", "answers": {"answer_start": 213, "text": "ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır"}}, {"id": "8085", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent ismindeki “ARI” nın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "Advanced Research and Innovation 'dır"}}, {"id": "8086", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent kaç yılında araştırmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 187, "text": "2003 yılında"}}, {"id": "8087", "context": "İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde bulunan bir Ar-Ge merkezidir. ARI'nın açılımı Advanced Research and Innovation 'dır. Arı Teknokent çalışmalarına 2003 yılında başlamıştır. ARI 1, ARI 2, ARI 3, ARI 4 ve ARI 6, ARI 9 binaları vardır.", "question": "Arı Teknokent nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesi'nde"}}, {"id": "8088", "context": "Devlet Denetleme Kurulu'nun 2010 yılı araştırmasına göre, Arı Teknokent Türkiye'deki tüm teknokentler içinde patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir. 2016 yılı itibarıyla Türkiye'deki tüm teknokentler arasında en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent olmuştur. Toplam ihracatın yaklaşık %40'ını gerçekleştirmiştir.", "question": "2016 da en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent hangisidir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "Arı Teknokent"}}, {"id": "8089", "context": "Devlet Denetleme Kurulu'nun 2010 yılı araştırmasına göre, Arı Teknokent Türkiye'deki tüm teknokentler içinde patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir. 2016 yılı itibarıyla Türkiye'deki tüm teknokentler arasında en çok ihracatı gerçekleştiren teknokent olmuştur. Toplam ihracatın yaklaşık %40'ını gerçekleştirmiştir.", "question": "Arı Teknokent’in Türkiye’deki diğer teknokentler arasındaki yeri nedir?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "patentin yüzde 47'sine, tescillerin %37'sine, ihracatın %57'sine, toplam ar-ge bütçesinin %45'ine, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı bütçesinin de yüzde 85'ine sahiptir"}}, {"id": "8090", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-9 binasının formu ve yapısı nasıldır?", "answers": {"answer_start": 1295, "text": "küp şeklindeki camlı "}}, {"id": "8091", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörünün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 820, "text": "İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü"}}, {"id": "8092", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Arı-6"}}, {"id": "8093", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Türkiye’nin ilk enerji teknokenti neresidir?", "answers": {"answer_start": 579, "text": "Arı-6 "}}, {"id": "8094", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-4’ün konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 548, "text": "70 kişilik"}}, {"id": "8095", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-2’nin konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "90 kişilik"}}, {"id": "8096", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı-3’ün konferans salonu kişi kapasitesi kaçtır?", "answers": {"answer_start": 381, "text": "110 kişilik"}}, {"id": "8097", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "İTÜNOVA şirketlerini barındıran Arı Teknokent binası hangisidir?", "answers": {"answer_start": 1207, "text": "Arı-9 "}}, {"id": "8098", "context": "==Binalar==\r\n\r\nArı-1 binası:\r\nToplam 6000 m2 alan içerisinde 3800 m2’lik Ar-Ge ofis mekanı\r\n50 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n3 tane toplantı odası\r\nKafeterya\r\n\r\nArı-2 binası:\r\n90 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n2 tane seminer salonu\r\n2 tane tam donanımlı bilgisayar laboratuvarı\r\n\r\nArı-3 binası:\r\nToplam 54.000 m2’lik alan içerisinde 25.000 m2 Ar-Ge ofis mekanı\r\n110 kişilik tam donanımlı konferans salonu\r\n4 tane toplantı odası\r\n3 ayrı restoran\r\n\r\nArı-4 binası\r\nToplam 6500 m2’lik alan içerisinde 4000 m2’lik AR-GE ofis mekanı \r\n70 kişilik konferans salonu\r\n\r\nArı-6 binası\r\nToplam 5000 m2’lik alan içerisinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileleceği Türkiye’nin ilk Enerji Teknokenti'dir. 12 Enerji şirketinin yer aldığı Enerji Teknokenti’nde aynı zamanda Türkiye’nin tek faal nükleer reaktörü olan İTÜ TRIGA Mark-II Nükleer Araştırma ve Eğitim Reaktörü ile Rosatom işbirliği ile yapılan Nükleer Bilgilendirme ve Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. İTÜ ARI Teknokent’in Enerji Teknokenti içinde toplam 150 m2 alanı tahsis ederek bir sosyal sorumluluk projesi olarak kurduğu Nükleer Enerji Bilgilendirme Merkezi Rosatom’da ilköğretim ve lise öğrencilerine eğitim verilmesi amaçlamaktadır.\r\nArı-9 binası\r\n\r\nSC3 Elektronik, TRNET, ALİ Elektronik, İTÜNOVA şirketlerini barındıran, küp şeklindeki camlı teknokent binasıdır. Yüzme havuzunun karşısındadır.", "question": "Arı Teknokent’in en büyük alana sahip binası hangisidir?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Arı-3 "}}, {"id": "8099", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğlu Davut’un mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 593, "text": "pratisyen hekim"}}, {"id": "8100", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğlu İshak’ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 693, "text": "tercüman"}}, {"id": "8101", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın oğulları kimdir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "İshak"}}, {"id": "8102", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi dönemler arasında Bağdat’ta çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 318, "text": "Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar"}}, {"id": "8103", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi dilleri bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Arapça, Süryanice, Grekçe"}}, {"id": "8104", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi aşirete mensuptur?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a"}}, {"id": "8105", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi"}}, {"id": "8106", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak’ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "mütercim ve hekimdir"}}, {"id": "8107", "context": "Huneyn bin İshak (d. 810- ö. 873) Abbasi döneminde yaşamış ünlü bir mütercim ve hekimdir. Tam künyesi \"Ebu Zeyd Huneyn bin İshak el-İbadi'\"dir. Hristiyan bir Arap aşireti olan İbad'a mensuptur . Arapça, Süryanice, Grekçe'yi çok iyi derecede bilen Huneyn, bu, dillerdeki yetkinliği ve tercümelerinin kalitesi sebebiyle Abbasi halifesi Memun döneminden El-Mutasım dönemine kadar Bağdat'a hekimlik ve mütercimlik yapmıştır . Pehlevice bildiği rivayet edilse de ders aldığı kişi, Halil bin Ahmed (ö. 791), o dünyaya gelmeden ölmüştür . İki oğlu vardır: Birinin adı Davut'tur ve çağında yetkin bir pratisyen hekim olarak tanınmıştır. Diğerinin adı ise İshak'tır ve İshak, babasından bile yetenekli tercüman olarak tanınmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "d. 810- ö. 873"}}, {"id": "8108", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak Grek bilim kitaplarını hangi dillere çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "Arapça ve Süryanice'ye"}}, {"id": "8109", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak Bizans’da ne öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "Grekçe"}}, {"id": "8110", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak kaç yıl Bizans’da kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "iki yıl"}}, {"id": "8111", "context": "15 yaşında Bağdat'a giden ve hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden Bağdat'tan, iki yıl boyunca, ayrılmış ve Bizans'a giderek Grekçe'yi Homeros'tan ezbere şiir okuyacak kadar öğrenip geri dönmüştür .\r\nGabriel bin Buhtişu, Şakiroğulları ve halifelerin desteğiyle Grek bilim kitaplarını Arapça ve Süryanice'ye aktarmıştır.", "question": "Huneyn bin İshak hangi sebeple Bizans’a gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "hocası İbn Maseveyh tarafından hakir bir tenkit yüzünden"}}, {"id": "8112", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak Galenos’un eserlerini hangi dillere çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Süryanice'ye"}}, {"id": "8113", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Bilinen en eski göz çizimleri kime aittir?", "answers": {"answer_start": 433, "text": "Huneyn bin İshak"}}, {"id": "8114", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak’ın ilk çeviri yaptığı eser nedir?", "answers": {"answer_start": 403, "text": "Galenos'un bir eseri"}}, {"id": "8115", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak ilk çevirisini kaç yaşındayken yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "17 yaşında"}}, {"id": "8116", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak hangi eserlerin çevrilmesinde rol almıştır?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır"}}, {"id": "8117", "context": "Bağdat sarayında -Beytü'l-Hikme'de- oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya gibi; neredeyse tamamı Süryani olan ; mütercimlerle hem tercüme yapmış hem de onları yetiştirmiştir. Platon'un Cumhuriyet, Timaios ve Yasalar'nı; Aristoteles'in de beş kadar eserinin tercümesinde rol almıştır . İlk tercümesi 17 yaşında iken Galenos'un bir eseriyle yapan Huneyn bin İshak, Galenos'un yüz kadar eserini Süryanice'ye elli kadarını da Arapça'ya tercüme etmiştir . Devrinin en büyük hekimlerindendir ve bilinen en eski göz çizimleri ona aittir .", "question": "Huneyn bin İshak Beytü’l-Hikme’de kimleri yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "oğlu İshak, kız kardeşinin oğlu Hubeyş bin El-Hasan el-Asem, Yahya bin Harun, İsa bin Halid, İstefan bin Basil, İsa bin Yahya"}}, {"id": "8118", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın’ın alabileceği kişi kapasitesi nedir?", "answers": {"answer_start": 559, "text": "nişancı ve sürücü olmak üzere iki personel"}}, {"id": "8119", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın’da taşıyıcı platform olarak hangi yapı kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "Land Rover Defender 130 "}}, {"id": "8120", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpın’ın ana görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 295, "text": "radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır"}}, {"id": "8121", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın nedir?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir"}}, {"id": "8122", "context": "Zıpkın Kaideye Monteli Stinger , ASELSAN tarafından milli imkânlarla üretilen, temel silah olarak atışa hazır 4 adet FIM-92 Stinger füzesini kullanan, çeşitli algılayıcılar ile donatılmış ve tüm fonksiyonları bilgisayar tarafından denetlenen bir Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemidir. Ana görevi radar üssü, hava alanı, liman gibi hayati öneme sahip stratejik tesislerin hava tehditlerine karşı alçak irtifa savunmasını sağlamaktır. Taşıyıcı platform olarak Land Rover Defender 130 dört teker çekişli arazi aracının kullanıldığı sistem araç kabininde yer alan nişancı ve sürücü olmak üzere iki personelle kullanılmaktadır.", "question": "Zıpkın kim tarafından üretilmiştir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "ASELSAN tarafından"}}, {"id": "8123", "context": "Zıpkın KMS sistemi tüm fonksiyonların otomasyonunu sağlayan ve yazılım ve donanım olarak tümüyle ASELSAN tarafından geliştirilen Atış Kontrol Bilgisayarı, termal ve gün ışığı TV kameralarından oluşan pasif hedef arama algılayıcıları, hedefin otomatik olarak takibini sağlayan Video Hedef İzleyici Birimi, hedef menzil ölçümü için çok darbeli Lazer Mesafe Bulucu, Dost/Bilinmeyen Hedef ayrımı sağlayan IFF ve sistemin öz savunmasını sağlamak amacıyla eklenen 12.7mm M3 makineli tüfekten oluşmaktadır. Sistemde gece/gündüz hedef tespitinden, hedefin izlemesine ve makineli tüfeğe mermi sürüp çekmeye kadar bütün işlemler otomatik olarak yapılmaktadır.", "question": "Zıpkın’da otomatik olarak yapılan temel işlemler nelerdir?", "answers": {"answer_start": 509, "text": "gece/gündüz hedef tespitinden, hedefin izlemesine ve makineli tüfeğe mermi sürüp çekme"}}, {"id": "8124", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın hareket halinde atış yapabilir mi?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir"}}, {"id": "8125", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın’da “Hedef menzilde” uyarısından sonra ne olmaktadır?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir"}}, {"id": "8126", "context": "Sistem Kumanda Birimi sayesinde tüm sistem fonksiyonları araç içinden veya hava tehdidinin yoğun olduğu çatışma ortamında 50 metre uzaktan kontrol edilmektedir. Füze atış menziline giren hedef için \"Hedef menzilde\" uyarısı otomatik olarak verilir ve yine otomatik olarak füzeler Komuta Kontrol Sistemi'nden gelen hedef koordinatlarına yönlendirilmektedir. Sistem sabit tesis savunması için tasarlandığından dolayı hareket halinde atış yapamamaktadır fakat istenildiği takdirde stabilizasyon sistemi ilave edilerek hareket halinde atış yeteneği kazandırılabilmektedir.", "question": "Zıpkın’ın kontrol edebileceği mesafe ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 121, "text": " 50 metre"}}, {"id": "8127", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın ne tip uçaklarla taşınabilmektedir?", "answers": {"answer_start": 456, "text": " C-130 Hercules ve C-160 Transall uçakları"}}, {"id": "8128", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’da temel olarak hangi füze tipi kullanılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Stinger füzeleri"}}, {"id": "8129", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’da kullanılan sistem mimarisi nedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "KMS sistem mimarisi"}}, {"id": "8130", "context": "Zıpkın KMS sistem mimarisi, otonom kullanımın yanı sıra C3I sistemi veya diğer hava savunma sistemleri koordinasyonunda da kullanım imkânı sağlamaktadır. Sistemin Atış Kontrol Bilgisayarı, gerek donanım gerekse yazılım olarak ortaya çıkabilecek yeni görev ihtiyaçlarını da karşılayabilecek esnek bir mimariye sahiptir. Stinger füzelerinin yanı sıra, benzer birçok füzenin de entegre edilebileceği Zıpkın KMS, farklı platformlara da adapte edilebilmektedir. C-130 Hercules ve C-160 Transall uçaklarına kolaylıkla yüklenen ve havadan taşınabilen Zıpkın KMS, hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan taktik bölgeye intikal edebilmektedir.", "question": "Zıpkın’ın mimarisi esnek midir?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "esnek bir mimariye sahiptir"}}, {"id": "8131", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinde seri üretim kararı ardından yapılan testlerde Zıpkın yapılan atışlarda ne kadarlık bir başarıya sahiptir?", "answers": {"answer_start": 571, "text": "atışların tümünde tam isabet "}}, {"id": "8132", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "Zıpkın’ın seri üretim kararı hangi yılda alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "9 Kasım 2001 tarihinde"}}, {"id": "8133", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinin geliştirme/test çalışmaları hangi yıllar arasında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 224, "text": "28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar"}}, {"id": "8134", "context": "1989 yılından beri üzerinde çalışılan KMS Projesi'nde, 1992-1993 yılları arasında sistemin ön fizibilite çalışması, 1993-1995 yılları arasında konfigürasyon belirleme çalışmaları ve ön prototip imalatı gerçekleştirilmiştir. 28 Aralık 1995'ten 1998 yılına kadar devam eden geliştirme/test çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasının ardından, 9 Kasım 2001 tarihinde imzalanan sözleşme ile seri üretim kararı alınmıştır. Prototip geliştirme dönemi ve seri üretim hattı kalifikasyon onayı kapsamında zorlu test ve sahra denemelerine tabi tutulan KMS, bugüne kadar yapılan atışların tümünde tam isabet kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştır.", "question": "KMS projesinin ön prototip imalatı kaç yılları arasında gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "1993-1995 yılları arasında"}}, {"id": "8135", "context": "İstanbul Şile'de yapılan atış testlerin ardından 20 Ekim 2004'te kontrol ve kabul testleri yüzde yüz başarı ile tamamlanmış ve 26 Kasım 2004’de ilk 4 adetlik paketin teslimi ile Zıpkın KMS, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki yerini almıştır. Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Kara Kuvvetleri için bugüne dek 158 KMS sistemi üretilmiş ve tamamı birliklerine teslim edilmiştir.", "question": "Günümüze kadar TSK’ya teslim edilen KMS sistemi sayısı kaçtır?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "158 "}}, {"id": "8136", "context": "İstanbul Şile'de yapılan atış testlerin ardından 20 Ekim 2004'te kontrol ve kabul testleri yüzde yüz başarı ile tamamlanmış ve 26 Kasım 2004’de ilk 4 adetlik paketin teslimi ile Zıpkın KMS, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki yerini almıştır. Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Kara Kuvvetleri için bugüne dek 158 KMS sistemi üretilmiş ve tamamı birliklerine teslim edilmiştir.", "question": "KMS projesinin testleri hangi tarihte sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "20 Ekim 2004'te"}}, {"id": "8137", "context": "İbn Kesîr (1301 - 1373), Suriyeli muhaddis, müfessir ve tarihçi. İslam dünyasında kaynak bir eser olan El Bidaye ve'n Nihaye'yi yazmıştır.", "question": "İbn Kesir’in kaynak bir eser olarak tabir edilen eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 103, "text": "El Bidaye ve'n Nihaye"}}, {"id": "8138", "context": "İbn Kesîr (1301 - 1373), Suriyeli muhaddis, müfessir ve tarihçi. İslam dünyasında kaynak bir eser olan El Bidaye ve'n Nihaye'yi yazmıştır.", "question": "İbn Kesir’in çalışma alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "muhaddis, müfessir ve tarihçi"}}, {"id": "8139", "context": "İbn Kesîr (1301 - 1373), Suriyeli muhaddis, müfessir ve tarihçi. İslam dünyasında kaynak bir eser olan El Bidaye ve'n Nihaye'yi yazmıştır.", "question": "İbn Kesir’in uyruğu nedir?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "Suriyeli"}}, {"id": "8140", "context": "İbn Kesîr (1301 - 1373), Suriyeli muhaddis, müfessir ve tarihçi. İslam dünyasında kaynak bir eser olan El Bidaye ve'n Nihaye'yi yazmıştır.", "question": "İbn Kesir hangi tarihler arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "1301 - 1373"}}, {"id": "8141", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir’in El Bidaye ve’n Nihaye adlı eseri dilimize hangi isimle çevrilmiştir?", "answers": {"answer_start": 659, "text": "Büyük İslam Tarihi"}}, {"id": "8142", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir’in meşhur öğrencileri kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 547, "text": "Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî"}}, {"id": "8143", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir hangi medreselerde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 308, "text": "Hecibiye Medresesi "}}, {"id": "8144", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir ne zaman meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "Subki'nin ölümünden sonra"}}, {"id": "8145", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir kimlerden icazet almıştır?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden"}}, {"id": "8146", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "el-Mizzi’nin eserinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Tehzîbü'l Kemal"}}, {"id": "8147", "context": "Genç yaşta eserler yazmaya başlayan îbn Kesir, Tehzîbü'l Kemal adlı eserin müellifi el-Mizzi'nin derslerine devam etmiş ve onun kızıyla evlenerek damadı olmuş­tur. Daha sonra Karafi, Debbusi, Urani ve Huteni gibi bilginlerden icazet almıştır. Uzun yıllar Şam'ın ünlü medreselerinde dersler vermiş daha sonra Hecibiye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Subki'nin ölümünden sonra da meşhur Eşrefiyye Dâr'ul Hadis'i hocalığına geçmiş­tir. Yetiştirdiği sayısız öğrenciler arasında; İbn Hacer gibi büyük hadis bilginleri, Şihâbüddin îbn Hiccî, Hafız Ebu'l-Mehâsin el-Hüseynî gibi o devrin meşhur âlimleri de bulunmaktadır. El Bidaye ve'n Nihaye adlı eseri Büyük İslam Tarihi adıyla çevrilmiş olup, İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerin biyografilerini barındırması ve Muhammed Peygamber’in Sîreti ve Dört Halife devrine ait kısımlar ile devrindeki olaylardan bahsetmesi açısından önemli eseri olarak kabul edilir.", "question": "İbn Kesir’in kayınbabası kimdir?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "el-Mizzi"}}, {"id": "8148", "context": "Ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybetmiş olan İbn Kesir, 1373 (h. 26 Şaban 774) yılında 72 yaşında iken Şam'da vefat etmiştir.", "question": "İbn Kesir kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "72 yaşında"}}, {"id": "8149", "context": "Ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybetmiş olan İbn Kesir, 1373 (h. 26 Şaban 774) yılında 72 yaşında iken Şam'da vefat etmiştir.", "question": "İbn Kesir nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "Şam'da"}}, {"id": "8150", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Fedailu'l Kur'an adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8151", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Şerhu'l-Buhari adlı tamamlanmamış eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8152", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Müsnedu'ş Şeyhayn adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8153", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "el Ahkam ala Ebvabi't Tenbih adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8154", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Menakıb-u İmam eş Şafiî adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8155", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Edillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8156", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "Ehadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8157", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "el-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8158", "context": "İbn Kesir, yalnızca bir tarihçi değil, aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadis bilginidir. Bu bakımdan İslam düşüncesinin tarih, fıkıh, hadis ve tabakat konularında çok değerli ve orijinal eserler yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:\r\nel Bidaye ve'n Nihaye fi't Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kainatın yaratılışından başlayarak İbn Kesir'in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.\r\nel Bâis'ul Hasis Şerh İhtisar Ulum'il Hadis: İbn Salah'ın Ulûm'ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.\r\net-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.\r\nel-Hedyü ve's-Sünen fi. Ahadisi'l-Mesânîd ve's-Sünen: Câmiü'l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'i, Bezzâr, Ebu Ya'lâ ve İbn Ebu Şeybe'nin eserleriyle Kütüb-i Sitte'yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.\r\nEhadisu't Tevhid ve'r Redd Ala'ş Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.\r\nel İctihad fi Taleb-i Fadail'il Cihad: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.\r\nTabakatu'ş Şafiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.\r\nEdillet'üt Tenbih fi Fıkhi'ş Şafiîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.\r\nMenakıb-u İmam eş Şafiî: İmam Şafiî'nin menakibinden bahse­der.\r\nel Ahkam ala Ebvabi't Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.\r\nMüsnedu'ş Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer'in Müsnedlerini ele alır.\r\nMuhtasar İbnu'l Hacibin: İbn Hacib'in bir eserinin muhtasarı­dır.\r\nŞerhu'l-Buhari: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî'nin Sahîh'inin şerhidir.\r\nFedailu'l Kur'an: Kur'ân'ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur'ân'm faziletlerini anlatmakta­dır.\r\nTefsir'ul Kur'an Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir.", "question": "et-Tekmîl fı'Ma'rifeti's-Sikât ve'd-Duafâ ve'1-Mecâhîl adlı eser kime aittir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İbn Kesir"}}, {"id": "8159", "context": "İbn Kesir, Şam yakınlarındaki Busra'ya bağlı Micdel veya Mecdel köyünde 1301 (Hicri 701) yılında doğdu. Doğum adı Ebu'l-Fida İsmail İmadu'd-Din îbn Ömer îbn Kesîr İbn Davud îbn Kesîr el-Dımaşkî el-Kureyşî'dir. Babası 1303'de vefat ettiği zaman kendisi üç veya dört yaşlarındaydı. Ailesi ile birlikte yedi yaşlarında Şam'a yerleşmiş, yetişmesinde ağabe­yinin etkisi büyük olmuştur. İlk dini bilgileri aile yuvasında almış olan İbn Kesir, daha sonra Burhaneddin el-Fezari, Kemaleddin İbn Kadı Şihne, Kasım İbn Asakir, İshak İbn Amidî, Muhammed İbn Zinad, İbn er-Rabi ve İbn Teymiyye gibi devrinin ünlü bilginlerinden İslam dininin temel bilimleri olan tefsir ve hadis öğrenmiştir.", "question": "İbn Kesir dini eğitimini kimlerden almıştır?", "answers": {"answer_start": 568, "text": "İbn Teymiyye"}}, {"id": "8160", "context": "İbn Kesir, Şam yakınlarındaki Busra'ya bağlı Micdel veya Mecdel köyünde 1301 (Hicri 701) yılında doğdu. Doğum adı Ebu'l-Fida İsmail İmadu'd-Din îbn Ömer îbn Kesîr İbn Davud îbn Kesîr el-Dımaşkî el-Kureyşî'dir. Babası 1303'de vefat ettiği zaman kendisi üç veya dört yaşlarındaydı. Ailesi ile birlikte yedi yaşlarında Şam'a yerleşmiş, yetişmesinde ağabe­yinin etkisi büyük olmuştur. İlk dini bilgileri aile yuvasında almış olan İbn Kesir, daha sonra Burhaneddin el-Fezari, Kemaleddin İbn Kadı Şihne, Kasım İbn Asakir, İshak İbn Amidî, Muhammed İbn Zinad, İbn er-Rabi ve İbn Teymiyye gibi devrinin ünlü bilginlerinden İslam dininin temel bilimleri olan tefsir ve hadis öğrenmiştir.", "question": "İbn Kesir Suriye’nin hangi köyünde dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Şam yakınlarındaki Busra'ya bağlı Micdel veya Mecdel köyünde "}}, {"id": "8161", "context": "İbn Kesir, Şam yakınlarındaki Busra'ya bağlı Micdel veya Mecdel köyünde 1301 (Hicri 701) yılında doğdu. Doğum adı Ebu'l-Fida İsmail İmadu'd-Din îbn Ömer îbn Kesîr İbn Davud îbn Kesîr el-Dımaşkî el-Kureyşî'dir. Babası 1303'de vefat ettiği zaman kendisi üç veya dört yaşlarındaydı. Ailesi ile birlikte yedi yaşlarında Şam'a yerleşmiş, yetişmesinde ağabe­yinin etkisi büyük olmuştur. İlk dini bilgileri aile yuvasında almış olan İbn Kesir, daha sonra Burhaneddin el-Fezari, Kemaleddin İbn Kadı Şihne, Kasım İbn Asakir, İshak İbn Amidî, Muhammed İbn Zinad, İbn er-Rabi ve İbn Teymiyye gibi devrinin ünlü bilginlerinden İslam dininin temel bilimleri olan tefsir ve hadis öğrenmiştir.", "question": "İbn Kesir’in babası kaç yılında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 217, "text": "1303'de "}}, {"id": "8162", "context": "İbn Kesir, Şam yakınlarındaki Busra'ya bağlı Micdel veya Mecdel köyünde 1301 (Hicri 701) yılında doğdu. Doğum adı Ebu'l-Fida İsmail İmadu'd-Din îbn Ömer îbn Kesîr İbn Davud îbn Kesîr el-Dımaşkî el-Kureyşî'dir. Babası 1303'de vefat ettiği zaman kendisi üç veya dört yaşlarındaydı. Ailesi ile birlikte yedi yaşlarında Şam'a yerleşmiş, yetişmesinde ağabe­yinin etkisi büyük olmuştur. İlk dini bilgileri aile yuvasında almış olan İbn Kesir, daha sonra Burhaneddin el-Fezari, Kemaleddin İbn Kadı Şihne, Kasım İbn Asakir, İshak İbn Amidî, Muhammed İbn Zinad, İbn er-Rabi ve İbn Teymiyye gibi devrinin ünlü bilginlerinden İslam dininin temel bilimleri olan tefsir ve hadis öğrenmiştir.", "question": "İbn Kesir’in doğum adı nedir?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "Ebu'l-Fida İsmail İmadu'd-Din îbn Ömer îbn Kesîr İbn Davud îbn Kesîr el-Dımaşkî el-Kureyşî'"}}, {"id": "8186", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan’ın babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan"}}, {"id": "8187", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan’ın araştırma konuları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir"}}, {"id": "8188", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan hangi mesleği yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Türk tarih profesörü"}}, {"id": "8189", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8190", "context": "İsenbike Togan (d.1940, İstanbul), Türk tarih profesörü. Araştırma konuları arasında Orta Asya ve Çin tarihi konuları ağırlık gösterir. Türkolog ve tarihçi Zeki Velidi Togan'ın kızıdır.", "question": "İsenbike Togan kaç yılında doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1940"}}, {"id": "8191", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan doktorasını hangi bölümde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 931, "text": "Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları"}}, {"id": "8192", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan’ın doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 863, "text": "The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih"}}, {"id": "8193", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan doktorasını hangi konular üzerine yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 763, "text": "Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde"}}, {"id": "8194", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yurtdışındaki doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 575, "text": "Harvard Üniversitesi"}}, {"id": "8195", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yurtdışındaki doktorasını nasıl finanse etmiştir?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "Fulbright bursu alarak"}}, {"id": "8196", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında yurtdışında doktorasını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 630, "text": "1968-73 yılları arasında"}}, {"id": "8197", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan Çince okutmanlığı yaparken hangi üniversitede doktora çalışmalarına başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "Ankara Üniversitesi'nde"}}, {"id": "8198", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan Çince okutmanlığını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde"}}, {"id": "8199", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi tarihler arasında Çince okutmanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "1967-68’de"}}, {"id": "8200", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan yüksek lisansını Çin’in hangi üniversitesinde tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 266, "text": "National Taiwan Üniversitesinde"}}, {"id": "8201", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan’ın Çin eğitimi hangi kaynak tarafından finanse edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Çin Hükümetinden aldığı bursla"}}, {"id": "8202", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan hangi amaçla Çin’e gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için "}}, {"id": "8203", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "1964 yılında"}}, {"id": "8204", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini hangi alan üzerine tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Tarih "}}, {"id": "8205", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan lisans eğitimini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "İstanbul Üniversitesi"}}, {"id": "8206", "context": "Orta Öğrenimini İstanbul Alman Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1964 yılında mezun olan İsenbike Togan, 1964-66 yılları arasında Türk tarihini Çin kaynaklarından öğrenebilmek için Çin Hükümetinden aldığı bursla National Taiwan Üniversitesinde (Taiwan) Çince eğitimi görmüş ve lisansüstü eğitimi tamamlamıştır. 1967-68’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Çince okutmanlığı yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına başlamış, ancak kısa bir süre sonra Fulbright bursu alarak A.B.D'de Harvard Üniversitesine doktora eğitimi için gitmiştir. 1968-73 yılları arasında Orta Asya tarihini Türk, Moğol ve Çin kaynaklarından araştırmaya yönelik doktora çalışmalarını tamamlayarak Moğol devrinde Çin’de uygulanmış olan Osmanlı tımar sistemine benzer bir sistem üzerinde çalışarak \"The Chapter on Annual Grants in the Yüan shih\" adlı doktora teziyle Doğu Asya Dilleri ve Uygarlıkları bölümünden mezun olmuştur.", "question": "İsenbike Togan orta öğrenimini hangi okulda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "İstanbul Alman Lisesinde"}}, {"id": "8207", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Sudan’da ne üzerine çalışmalarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "göçebe kabileler üzerine"}}, {"id": "8208", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Sudan’daki çalışmalarını nasıl finanse etmiştir?", "answers": {"answer_start": 493, "text": "MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile"}}, {"id": "8209", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Sudan’da bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "1980-82 yılları arası"}}, {"id": "8210", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan 1978’den itibaren hangi kurumda çalışmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 360, "text": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde "}}, {"id": "8211", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Hacettepe Üniversitesinde çalışırken yurtdışındaki araştırmalarına hangi kurumda devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 223, "text": "Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde"}}, {"id": "8212", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan doktorasını tamamladıktan sonra hangi yıllar arasında yurtdışında araştırmalarına devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "1975-76 yılları arasında "}}, {"id": "8213", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Hacettepe Üniversitesinde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "1974-78 yıllarında"}}, {"id": "8214", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan Hacettepe Üniversitesinde çalıştığı yıllarda hangi dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 136, "text": "Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri "}}, {"id": "8215", "context": "Türkiye'ye döndükten sonra 1974-78 yıllarında Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak Türk Kültür Tarihi ve Moğolca dersleri veren Togan, aynı anda 1975-76 yılları arasında Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde (Harvard Center for Middle Eastern Studies) araştırmalarına devam etmiştir. \r\n1978-84 arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyeliği yapmış ve 1980-82 yılları arası aldığı MEAwards (Middle Eastern Award) bursu ile Sudan'a gitmiş ve göçebe kabileler üzerine araştırmalar yapmıştır.", "question": "İsenbike Togan doktorasının ardından Türkiye’de hangi üniversitede çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Hacettepe Üniversites"}}, {"id": "8216", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "1987-89 yılları arasında"}}, {"id": "8217", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıllar arasında Fairbank Doğu Araştırmaları Merkezi’nde araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar"}}, {"id": "8218", "context": "1984 yılında ODTÜ’de Tarih Bölümü kurulunca, burada Türk tarihi ve Orta çağ tarihi dersleri vermeye başlamıştır. 1985 yılında tekrar Amerika'ya giderek 1987 yılına kadar, Harvard Üniversitesi Fairbank Doğu Asya Araştırmaları Merkezi (Center for East Asian Research ) ve Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırmalar yapmış, 1987-89 yılları arasında ise Wellesley ve Tufts Üniversitelerinde ders vermiştir.", "question": "İsenbike Togan hangi yıl Odtü’de Türk Tarihi dersleri vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1984 yılında"}}, {"id": "8219", "context": "1989-1992 yılları arasında Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler vermiştir.", "question": "İsenbike Togan Washington Üniversitesinde hangi dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler"}}, {"id": "8220", "context": "1989-1992 yılları arasında Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde Orta Asya, Yakın Doğu ve Çin tarihi üzerine dersler vermiştir.", "question": "İsenbike Togan 1989-92 yılları arasında hangi kurumda çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 27, "text": "Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde"}}, {"id": "8221", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan Türkiye’de hangi kurumlara üyedir?", "answers": {"answer_start": 704, "text": "Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' "}}, {"id": "8222", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan Boğaziçi Üniversitesinde ne üzerine ders vermektedir?", "answers": {"answer_start": 651, "text": "Çin tarihi dersleri "}}, {"id": "8223", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan halen nerede ders vermeye devam etmektedir?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde"}}, {"id": "8224", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi kurumdan emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 573, "text": "ODTÜ Tarih Bölümü'nden"}}, {"id": "8225", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "2006 yılında "}}, {"id": "8226", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda profesör olmuştur?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "1995 yılında"}}, {"id": "8227", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda doçentliğini almıştır?", "answers": {"answer_start": 413, "text": "1992'de "}}, {"id": "8228", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi proje kapsamında 1990’da Çin, 1991’de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile"}}, {"id": "8229", "context": "1990 yılında 'UNESCO Orta Asya Uygarlıkları Tarihini Yazma Komitesi'nin (UNESCO International Scientific Committee for the drafting of a History of Civilisations of Central Asia) bir üyesi olmuş ve aynı dönemde UNESCO İpek Yolu Araştırmaları (UNESCO Integral Study of the Silk Roads) projesi ile 1990'da Çin Halk Cumhuriyeti ve 1991'de Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da araştırmalar yapmıştır. 1992'de Türkiye'ye dönmüş ve doçentliğini alarak, ODTÜ Tarih Bölümü'nde öğretim üyeliği yapmaya devam etmiştir. 1995 yılında da Profesör olmuştur. 2006 yılında ODTÜ Tarih Bölümü'nden emekli olmuş ancak günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nde Çin tarihi dersleri vermeye devam etmektedir. Ayrıca Türk Tarih Kurumu, 'Türk-Rus Tarihçileri Karma Komisyonu' üyesidir.", "question": "İsenbike Togan hangi yılda UNESCO üyesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1990 yılında"}}, {"id": "8230", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan hangi yılda Sinoloji'ye katkı ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "2015"}}, {"id": "8231", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan Çin Hükumeti tarafından hangi ödüle layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "Sinoloji’ye Katkı Ödülü"}}, {"id": "8232", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan hangi yılda gümüş madalya ödülüne layık görülmüştür?", "answers": {"answer_start": 100, "text": "2015"}}, {"id": "8233", "context": "2001 TÜBA Ödülleri Tarih Ödülü\r\n2007 Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA)Şeref Üyeliğine seçilmiştir. \r\n2015 TÜBA Uluslararası Türk Akademisi'nden (UTA) Gümüş Madalya\r\n2015 Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Sinoloji’ye Katkı Ödülü", "question": "İsenbike Togan UTA tarafından neyle ödüllendirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "Gümüş Madalya"}}, {"id": "8234", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türkiye Matematik Derneği Ankara'da hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 642, "text": "1999'da"}}, {"id": "8235", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematk Derneği ülkemizi hangi uluslararası platformlarda temsil etmektedir?", "answers": {"answer_start": 551, "text": "Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS)"}}, {"id": "8236", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği'nin kuruluş amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir"}}, {"id": "8237", "context": "Türk Matematik Derneği 1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amacı matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmektir. Türk Matematik Derneği, Türkiye'yi Uluslararası Matematik Birliği'nde (IMU) ve Avrupa Matematik Derneği'nde (EMS) temsil etmektedir. Türk Matematik Derneği Ankara Şubesi 1999'da kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1948 yılında"}}, {"id": "8238", "context": "1948 yılında kurulmuş olan ve kamu yararına çalışan bir dernek olan Türk Matematik Derneği’nin amaçları arasında matematikle ilgili bilim dallarının gelişmesini ve yurt içinde yaygınlaşmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda matematiğin ve matematikçinin katkısını arttırmak, orta ve yüksek öğretimde matematik eğitiminin çekiciliğini, düzeyini ve etkinliğini yükseltmek vardır. Dernek, o dönemde İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde görev yapan değerli bilim adamları tarafından kurulmuştur.", "question": "Türk Matematik Derneği nerelerde çalışan bilim insanları tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 414, "text": " İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde "}}, {"id": "8239", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Ankara"}}, {"id": "8240", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "15 Ekim 1993"}}, {"id": "8241", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8242", "context": "Aydın Sayılı (d. 2 Mayıs 1913, İstanbul - ö. 15 Ekim 1993, Ankara), Türk bilim insanı.", "question": "Aydın Sayılı ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "2 Mayıs 1913"}}, {"id": "8243", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın ünvanı nedir?", "answers": {"answer_start": 70, "text": "Ordinaryüs Profesör Doktor"}}, {"id": "8244", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın hangi tip banknot üzerinde portresi vardır?", "answers": {"answer_start": 310, "text": "5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde"}}, {"id": "8245", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı doktorasını hangi üniversitede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 124, "text": "Harvard Üniversitesi’nde"}}, {"id": "8246", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı doktorasını kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "1942 yılında"}}, {"id": "8247", "context": "Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.", "question": "Aydın Sayılı'nın çalışma alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "bilim tarihçiliği"}}, {"id": "8248", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı çocukluğunun bir kısmını hangi yabancı ülkede geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 129, "text": "İran'da"}}, {"id": "8249", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı'nın annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Suat Hanım"}}, {"id": "8250", "context": "2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran'da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran'da geçti.", "question": "Aydın Sayılı'nın babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Abdurrahman Bey"}}, {"id": "8251", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı orta öğrenimini nerede görmüştür? ", "answers": {"answer_start": 42, "text": "Ankara"}}, {"id": "8252", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı ilköğrenimini nerede görmüştür?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8253", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "İslam Dünyasında Bilim Kurumları"}}, {"id": "8254", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı doktora derecesini hangi üniversiteden almıştır? ", "answers": {"answer_start": 727, "text": "Harvard Üniversitesi’nden"}}, {"id": "8255", "context": "İlköğrenimini İstanbul'da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.", "question": "Aydın Sayılı hangi yılda doktorasını almıştır?", "answers": {"answer_start": 634, "text": "1942"}}, {"id": "8256", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı hangi tarihte emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 767, "text": "1983"}}, {"id": "8257", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı hangi eseri başyapıt olarak kabul görmüştür?", "answers": {"answer_start": 606, "text": "İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri"}}, {"id": "8258", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı Ordinaryüs Profesör unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "1958"}}, {"id": "8259", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla ne kadar süre ABD'de kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 367, "text": "10-11 ay"}}, {"id": "8260", "context": "1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükümeti ve Fords Vakfı'ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD'de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’da yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.", "question": "Aydın Sayılı 1943 yılında ülkeye döndüğünde nerede göreve başlamıştır? ", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde"}}, {"id": "8261", "context": "Sayili, Ankara Üniversitesi'nde hizmet verdiği uzun yıllar boyunca sadece 3 doktora öğrencisi yetiştirdi. Sevim Tekeli astronomi tarihi, Esin Kahya doğa bilimleri ve tıp tarihi, Melek Dosay ise matematik tarihi alanında doktoralarını yaptı.", "question": "Aydın Sayılı Ankara Üniversitesi'nde kaç doktora öğrencisi yetiştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "3"}}, {"id": "8262", "context": "Üniversitedeki görevinin yanı sıra 1947’de Türk Tarih Kurumu tam üyeliğine seçilerek bu kurumda çalışmalar yürüten Sayılı, Ortaçağ Türk Tarih Kol Başkanı olarak yıllarca hizmet etti.", "question": "Aydın Sayılı Türk Tarih Kurumu tam üyeliğine hangi tarihte seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "1947’de"}}, {"id": "8263", "context": "1961’de Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi'nin tam üyesi oldu ve 1962’den itibaren 3 yıl boyunca bu kurumda as-başkanlık yaptı.", "question": "Aydın Sayılı Bilim Tarihi Akademisi'ne kaç yıl as-başkanlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "3 yıl"}}, {"id": "8264", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Erdem dergisi hangi kurum tarafından çıkarılmıştır?", "answers": {"answer_start": 61, "text": "Atatürk Kültür Merkezi"}}, {"id": "8265", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi hangi tarihte kurulmuş kurumlardır?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "1984"}}, {"id": "8266", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 546, "text": "15 Ekim 1993"}}, {"id": "8267", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı nerede toprağa verilmiştir? ", "answers": {"answer_start": 611, "text": "Ankara Cebeci Asri Mezarlığı"}}, {"id": "8268", "context": "Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırmaları Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi'ne Aydın Sayılı başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına \"Erdem\" adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.", "question": "Aydın Sayılı nasıl vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 564, "text": "sokakta kalp krizi geçirerek"}}, {"id": "8269", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un kaç adet geri vitesi vardır?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "1 "}}, {"id": "8270", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un depo hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "110 litre"}}, {"id": "8271", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yakıt tüketimi nasıldır?", "answers": {"answer_start": 294, "text": "100 kmde 30 litre motorin"}}, {"id": "8272", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yerden yüksekliği ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 271, "text": "85cm"}}, {"id": "8273", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un yedek depo hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "40 litre"}}, {"id": "8274", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un kaç adet ileri vitesi vardır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "6 "}}, {"id": "8275", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un motor hacmi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 158, "text": "8275 cc"}}, {"id": "8276", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un motor gücü ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "2000 devirde 130 beygir"}}, {"id": "8277", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un azami sürati nedir?", "answers": {"answer_start": 97, "text": " 67km/h"}}, {"id": "8278", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un maximum taşıma kapasitesi ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)"}}, {"id": "8279", "context": "Ağırlığı : 13.000kg\r\nMaksimum taşıma kapasitesi: 5.000kg (Zivilvariante: 6.000kg)\r\nAzami Sürati : 67km/h\r\nMotor Gücü : 2000 devirde 130 beygir\r\nMotor Hacmi : 8275 cc\r\nVites kutusu : 6 ileri 1 geri\r\nDepo Hacmi : 110 litre\r\nYedek Depo Hacmi : 40 litre\r\nYerden Yüksekliği : 85cm\r\nYakıt Tüketimi : 100 kmde 30 litre motorin", "question": "MAN 630'un ağırlığı ne kadardır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "13.000kg"}}, {"id": "8280", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu kimdir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": " Türk bilim insanı"}}, {"id": "8281", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu nerelidir?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Türk "}}, {"id": "8282", "context": "Prof. Dr. Necip Camuşcu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve eski rektörü, Türk bilim insanı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu hangi üniversitede görev yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi"}}, {"id": "8283", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu lisansta hangi bölümden mezundur?", "answers": {"answer_start": 102, "text": " Makine Mühendisliği"}}, {"id": "8284", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu doktorasını hangi okulda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "University of Newcastle upon Tyne"}}, {"id": "8285", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu lisansta hangi üniversiteden mezundur?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "ODTÜ"}}, {"id": "8286", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu yüksek lisansını hangi okulda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 261, "text": " University of Manchester Institute of Science and Technology"}}, {"id": "8287", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'un ilk, orta ve lise eğitimini tamamladığı şehir neresidir?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Ankara"}}, {"id": "8288", "context": "1967, Ankara doğumlu olan Camuşcu, ilk, orta ve lise eğitimimi de Ankara’da tamamladı. Sonrasında ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. Kısa bir süre Ankara Sanayi Odası’nda çalışan Camuşcu, ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile İngiltere'ye gitmiştir. University of Manchester Institute of Science and Technology'de yüksek lisansını yaptı, doktorasını ise University of Newcastle upon Tyne de tamamladı.\r\n", "question": "Necip Camuşcu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 6, "text": "Ankara "}}, {"id": "8289", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlük görevi ne zaman sona ermiştir?", "answers": {"answer_start": 256, "text": " Haziran 2014'te"}}, {"id": "8290", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlük görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "6 Haziran 2013"}}, {"id": "8291", "context": "2007 yılına kadar Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapan Camuşcu, aynı yıl TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı ve rektör olarak atandığı 6 Haziran 2013 tarihine dek üniversitede Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. Haziran 2014'te rektörlük görevini bırakmıştır.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun TOBB'da rektörlükten önceki görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "Rektör Danışmanlığı "}}, {"id": "8292", "context": "Uzmanlık alanı mühendislik malzemeleri ve imalat teknolojisi olan Prof. Dr. Camuşcu'nun, bu konularda uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde yayınlanan makaleleri, konferans bildirileri, danışmanlığında sonuçlandırılan ve devam eden yüksek lisans ve doktora tezleri vardır. Ayrıca özel sektör ve kamu destekli projelerde yürütücü, araştırmacı ve danışman olarak görev üstlenmiştir.\r\n", "question": "Necip Camuşcu'nun uzmanlık alanları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 14, "text": " mühendislik malzemeleri ve imalat teknolojisi "}}, {"id": "8293", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2008 yılında aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü"}}, {"id": "8294", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2007 yılında aldığı ödül hangi kurum tarafından verilmektedir?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi "}}, {"id": "8295", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin'in 2003 yılında aldığı ödülün adı nedir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü"}}, {"id": "8296", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin, TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülünü hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "2008 "}}, {"id": "8297", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülünü hangi yılda almıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "2007 "}}, {"id": "8298", "context": "2003 yılında TÜBİTAK-MAM Teşvik Ödülü, 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü, 2008 yılında da TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü verildi.\r\n", "question": "Ahmet Arif Ergin 2007 yılında ne ödülü almıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı” ödülü"}}, {"id": "8299", "context": "Feza Günergun, (d. 1956 İstanbul) Türk Bilim Tarihçisidir\r\n", "question": "Feza Günergun nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8300", "context": "Feza Günergun, (d. 1956 İstanbul) Türk Bilim Tarihçisidir\r\n", "question": "Feza Günergun hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 19, "text": "1956 "}}, {"id": "8301", "context": "Feza Günergun, (d. 1956 İstanbul) Türk Bilim Tarihçisidir\r\n", "question": "Feza Günergun nerelidir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Türk "}}, {"id": "8302", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, Japon Araştırmaları Enstitüsün'de ne zaman çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 707, "text": "1997 "}}, {"id": "8303", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun profesör ünvanını kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 666, "text": "1998 "}}, {"id": "8304", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun \"Bilim Tarihi Doçenti\" ünvanını kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 629, "text": "1993 "}}, {"id": "8305", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun hangi tarihte yardımcı doçent olmuştur?", "answers": {"answer_start": 599, "text": "1987 "}}, {"id": "8306", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'nda araştırma görevlisi olarak görevine ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 462, "text": "1985 "}}, {"id": "8307", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, M.Sc.Dr. unvanını hangi çalışması ile almıştır?", "answers": {"answer_start": 344, "text": "\"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\""}}, {"id": "8308", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, M.Sc.Dr. unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 421, "text": "1984 yılında"}}, {"id": "8309", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışmasını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda"}}, {"id": "8310", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden hangi yılda mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "1980 "}}, {"id": "8311", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun İstanbul Üniversitesi'nin hangi fakültesinden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 185, "text": "Kimya Mühendisliği Fakültesi"}}, {"id": "8312", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun hangi üniversitede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "İstanbul Üniversitesi "}}, {"id": "8313", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun hangi lisede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Notre Dame de Sion Fransız Lisesi"}}, {"id": "8314", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun'un anne-babasının adları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Asuman Baytop ve Turhan Baytop"}}, {"id": "8315", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun'un babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "botanikçi"}}, {"id": "8316", "context": "Türk bilim tarihinin önemli botanikçilerinden Asuman Baytop ve Turhan Baytop'un kızıdır. Lise öğrenimini Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden 1980 yılında mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı'nda yaptığı \"14-17. Yüzyıllarda Anorganik Kimyasal İlaçlar\" konulu doktora çalışması ile 1984 yılında M.Sc.Dr. unvanını almıştır. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak girmiştir. 1987 yılında Yardımcı doçent, 1993 yılında \"Bilim Tarihi Doçenti\", 1998 yılında profesör unvanını almıştır. 1997 yılında Kyoto'da Japon Araştırmaları Enstitüsün'de misafir araştırmacı olarak çalışmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun'un annesinin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "botanikçi"}}, {"id": "8317", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, BİMDOK Yönetim Kurulu üyeliği görevini hangi yıllar arasında yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 303, "text": "1994 - 1998"}}, {"id": "8318", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği görevine hangi yılda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "1994 "}}, {"id": "8319", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı görevini hangi yıllar arasında yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "1994 - 2001 "}}, {"id": "8320", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı görevine hangi yılda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 164, "text": "1994 "}}, {"id": "8321", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, Türk Bilim Tarihi Kurumu Genel Sekreterliği görevine hangi yılda başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "1989 "}}, {"id": "8322", "context": "Ocak 2001 tarihinden itibaren Bilim Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürütmektedir. 1989 - 2000 yılları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu (TBTK) Genel Sekreteri, 1994 - 2001 yılları arasında Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği'nin \"Bilim ve Teknoloji Tarihi Komisyonu\" başkan yardımcılığı, 1994 - 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi (BİMDOK) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.\r\n", "question": "Feza Günergun, Türk Bilim Tarihi Kurumu Genel Sekreterliği görevini hangi yıllar arasında yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "1989 - 2000 "}}, {"id": "8323", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Mekke payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) "}}, {"id": "8324", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Edirne payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 500, "text": "Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) "}}, {"id": "8325", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey, Rumeli payesini ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 883, "text": "Receb 1223 (Eylül 1808)"}}, {"id": "8326", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman Anadolu kazaskeri olmuştur?", "answers": {"answer_start": 809, "text": "Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805)"}}, {"id": "8327", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey İstanbul kadılığı görevine ikinci kez ne zaman başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 747, "text": "Zilhicce 1218 (Mart 1804) "}}, {"id": "8328", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey İstanbul kadılığı görevini ilk kez ne zaman yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800)"}}, {"id": "8329", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "eski Sadrazam Emin Paşa'dır"}}, {"id": "8330", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1124, "text": " Abdülkadir Bey"}}, {"id": "8331", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey'in cenazesi nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1033, "text": "annesi Hâfize Hanım yanına"}}, {"id": "8332", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 936, "text": "8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)"}}, {"id": "8333", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ne zaman dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "5 Haziran 1758"}}, {"id": "8334", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey ilmi, heyeti ve edebiyatı kimden öğrenmiştir?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden"}}, {"id": "8335", "context": "Emin Mehmed Bey (d. 5 Haziran 1758 - ö. 23 Nisan 1809) Babası eski Sadrazam Emin Paşa'dır. 27 Ramazan 1171 (5 Haziran 1758) de doğdu. Alâiyeli Kadızade Mehmed, Karamânî Âbid, Çatalcalı Ahmed, Gelenbevî İsmail, Enver Efendi'lerden ilmi, heyeti ve edebiyatı, Tatarcık, Numan ve Benlizade'lerden nücum, istihrâc-ı düstur ve âlât-ı irtifâiye'yi ve Yesâri'den ta'lîk hattını öğrenmiş ve 1182 (1768/9) de ehliyetsiz olarak aldığı müderrisliğin, 1206 (1791/2) da Galata mollalığında hakkını ifa eylemiştir. Rebiülevvel 1210 (Eylül/Ekim 1795) da Edirne payesi, Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de Mekke payesi ve Cemaziyelevvel 1215 (Eylül/Ekim 1800) de İstanbul kadısı olmuştur. Bitiminde Cemaziyelevvel 1216 (Eylül 1801) da Anadolu payesiyle taltif olunmuş, Zilhicce 1218 (Mart 1804) de 2. defa İstanbul kadısı olmuş ve Rebiülâhir 1220 (Temmuz 1805) de Anadolu kazaskeri olup ayrıldıktan sonra Receb 1223 (Eylül 1808) de Rumeli payesini almıştır. 8 Rebiülevvel 1224 (23 Nisan 1809)de öldü. Eyüp'te Cemaziyelevvel 1209 (Ocak 1795) de vefat eden annesi Hâfize Hanım yanına defnedilmiştir. Muhakkık, dindar, fakih, fazıldı. Oğlu, sudûrdan Abdülkadir Bey'dir.", "question": "Emin Mehmed Bey hangi tarihte Mekke payesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 553, "text": "Rebiülâhir 1211 (Ekim 1796) de"}}, {"id": "8336", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar doktorasını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Sorbonne'da"}}, {"id": "8337", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar Türkiye adına aşağı yukarı kaç davaya girmiştir?", "answers": {"answer_start": 820, "text": "200 kadar"}}, {"id": "8338", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar Anayasa mahkemesi hukuk danışmanlığını hangi düşünce ile kabul etmiştir?", "answers": {"answer_start": 567, "text": "\"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile"}}, {"id": "8339", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar'ın cenazesi nereye defnedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1291, "text": "Karacaahmet Mezarlığı'na"}}, {"id": "8340", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar hangi hastalıktan dolayı vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 1244, "text": "mide kanamasından"}}, {"id": "8341", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar'ın yazdığı kitaplar nelerdir?", "answers": {"answer_start": 1111, "text": "İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye"}}, {"id": "8342", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Çağlar, kaç sene boyunca Anayasa makemesi'nin hukuk danışmanı olarak kalmıştır?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "altı yıl"}}, {"id": "8343", "context": "Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra Sorbonne'da iki doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi'nin hukuk danışmanı olan Prof. Çağlar, altı yıl Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye'nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. 19 Temmuz 1999 tarihinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda, \"Türkiye'nin iç hukukunun Strazburg hukukuyla uyumlu hale sokulmasını sağlamak ve insan hakları açısından bir kazanım olur\" düşüncesi ile görevi kabul ettiğini söylese de, sonunda bu görevi kabul etmekten pişmanlık duyduğunu belirtmiştir. Türkiye adına 200 kadar davaya girmiş ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek \"dostça çözüm\" yoluna gidilmiştir. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söylemiştir. Akademisyenin, “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitapları bulunmaktadır. 25 Temmuz 2011 tarihinde tedavi gördüğü hastanede mide kanamasından vefat etmiştir, cenazesi ise Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.", "question": "Bakır Çağlar hangi konularda dersler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "insan hakları"}}, {"id": "8344", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "1941"}}, {"id": "8345", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Lefkoşa"}}, {"id": "8346", "context": "Bakır Çağlar, (d. 1941, İstanbul - ö. 25 Temmuz 2011, Lefkoşa) Türk anayasa hukukçusu, akademisyen.", "question": "Bakır Çağlar'ın mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "akademisyen"}}, {"id": "8347", "context": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1933 yılında Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla açılmıştır. Gözlemsel astronomi konusunda çalışmalara evsahipliği yapan merkez;\r\n\r\nYıldız, güneş, uydu, astroid, kuyrukluyıldız, meteor, metorit ve tutulma gözlemleri yapmak ve gözlem verilerini değerlendirmek. \r\nDünyanın sayılı 200 gözlem veri merkezi ile 1939 yılından bu yana sürdürülen veri alışverişini sürdürmek. \r\nNASA, ESA gibi kuruluşların atmosfer dışından gözlem yapmak amacıyla uzaya gönderdiği yapay uydu verilerini alıp indirgemek ve değerlendirmek\r\nGerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak. gibi amaçlar gütmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi hangi fakülte bünyesinde kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Fen Fakültesi"}}, {"id": "8348", "context": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1933 yılında Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla açılmıştır. Gözlemsel astronomi konusunda çalışmalara evsahipliği yapan merkez;\r\n\r\nYıldız, güneş, uydu, astroid, kuyrukluyıldız, meteor, metorit ve tutulma gözlemleri yapmak ve gözlem verilerini değerlendirmek. \r\nDünyanın sayılı 200 gözlem veri merkezi ile 1939 yılından bu yana sürdürülen veri alışverişini sürdürmek. \r\nNASA, ESA gibi kuruluşların atmosfer dışından gözlem yapmak amacıyla uzaya gönderdiği yapay uydu verilerini alıp indirgemek ve değerlendirmek\r\nGerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak. gibi amaçlar gütmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin kurulma amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 75, "text": " Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması "}}, {"id": "8349", "context": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1933 yılında Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla açılmıştır. Gözlemsel astronomi konusunda çalışmalara evsahipliği yapan merkez;\r\n\r\nYıldız, güneş, uydu, astroid, kuyrukluyıldız, meteor, metorit ve tutulma gözlemleri yapmak ve gözlem verilerini değerlendirmek. \r\nDünyanın sayılı 200 gözlem veri merkezi ile 1939 yılından bu yana sürdürülen veri alışverişini sürdürmek. \r\nNASA, ESA gibi kuruluşların atmosfer dışından gözlem yapmak amacıyla uzaya gönderdiği yapay uydu verilerini alıp indirgemek ve değerlendirmek\r\nGerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak. gibi amaçlar gütmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevinin ne gibi amaçları vardır?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "Gerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak"}}, {"id": "8350", "context": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1933 yılında Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla açılmıştır. Gözlemsel astronomi konusunda çalışmalara evsahipliği yapan merkez;\r\n\r\nYıldız, güneş, uydu, astroid, kuyrukluyıldız, meteor, metorit ve tutulma gözlemleri yapmak ve gözlem verilerini değerlendirmek. \r\nDünyanın sayılı 200 gözlem veri merkezi ile 1939 yılından bu yana sürdürülen veri alışverişini sürdürmek. \r\nNASA, ESA gibi kuruluşların atmosfer dışından gözlem yapmak amacıyla uzaya gönderdiği yapay uydu verilerini alıp indirgemek ve değerlendirmek\r\nGerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak. gibi amaçlar gütmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi hangi amaçla açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla"}}, {"id": "8351", "context": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1933 yılında Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nün araştırma ve gözlemlerinde kullanılması amacıyla açılmıştır. Gözlemsel astronomi konusunda çalışmalara evsahipliği yapan merkez;\r\n\r\nYıldız, güneş, uydu, astroid, kuyrukluyıldız, meteor, metorit ve tutulma gözlemleri yapmak ve gözlem verilerini değerlendirmek. \r\nDünyanın sayılı 200 gözlem veri merkezi ile 1939 yılından bu yana sürdürülen veri alışverişini sürdürmek. \r\nNASA, ESA gibi kuruluşların atmosfer dışından gözlem yapmak amacıyla uzaya gönderdiği yapay uydu verilerini alıp indirgemek ve değerlendirmek\r\nGerek yurt dışından alınan gerekse İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'nde elde edilen verileri kullanarak ve gerekli bilgisayar programlarını yazarak araştırmalar yapıp yayınlamak. gibi amaçlar gütmektedir.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi kaç yılında açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "1933 yılında"}}, {"id": "8352", "context": "Gözlemevi olarak kullanılan yapı, 1934-1936 yılları arasında, mimar Arif Hikmet Holtay'ın çizimlerine göre inşa edilmiştir. Yapı, mimari olarak rasyonel-modernist akım içinde değerlendirilmektedir. Hâlen etkin olarak aynı amaçla kullanılmaktadır.", "question": "Gözlemevi binası hangi mimari akım içinde değerlendirilmektedir?", "answers": {"answer_start": 143, "text": " rasyonel-modernist akım"}}, {"id": "8353", "context": "Gözlemevi olarak kullanılan yapı, 1934-1936 yılları arasında, mimar Arif Hikmet Holtay'ın çizimlerine göre inşa edilmiştir. Yapı, mimari olarak rasyonel-modernist akım içinde değerlendirilmektedir. Hâlen etkin olarak aynı amaçla kullanılmaktadır.", "question": "Gözlemevi inşasında kimin çizimleri kullanılmıştır?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "mimar Arif Hikmet Holtay'ın"}}, {"id": "8354", "context": "Gözlemevi olarak kullanılan yapı, 1934-1936 yılları arasında, mimar Arif Hikmet Holtay'ın çizimlerine göre inşa edilmiştir. Yapı, mimari olarak rasyonel-modernist akım içinde değerlendirilmektedir. Hâlen etkin olarak aynı amaçla kullanılmaktadır.", "question": "Gözlemevi hangi yıllar arasında inşa edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": " 1934-1936"}}, {"id": "8355", "context": "Gözlemevi ana binası (Yapım 1933) ve etrafındaki farklı yapılaşmalar (1950), 2009 yılında başlayan yenileştirme çalışmaları projesi çerçevesinde 8 Temmuz 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ana binaya karbon fiberlerle ve çeliklerle takviye ve iyileştirme yapılıp aslına uygun restorasyonu tamamlanmıştır. Çevre binaların 1999 depremi sonrası oluşan hasarlı kalıntıları tamamen yıkılarak yerine ana bina ile uyumlu Avrupa'nın en modern ve işlevsel Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ve Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi bina kompleksi oluşturuldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi'ndeki yenileştirme çalışmaları kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 77, "text": "2009 "}}, {"id": "8356", "context": "Gözlemevi ana binası (Yapım 1933) ve etrafındaki farklı yapılaşmalar (1950), 2009 yılında başlayan yenileştirme çalışmaları projesi çerçevesinde 8 Temmuz 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ana binaya karbon fiberlerle ve çeliklerle takviye ve iyileştirme yapılıp aslına uygun restorasyonu tamamlanmıştır. Çevre binaların 1999 depremi sonrası oluşan hasarlı kalıntıları tamamen yıkılarak yerine ana bina ile uyumlu Avrupa'nın en modern ve işlevsel Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ve Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi bina kompleksi oluşturuldu.", "question": "İstanbul Üniversitesi Gözlemevi ana binası kaç yılında yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "1933"}}, {"id": "8357", "context": "Gözlemevi ana binası (Yapım 1933) ve etrafındaki farklı yapılaşmalar (1950), 2009 yılında başlayan yenileştirme çalışmaları projesi çerçevesinde 8 Temmuz 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ana binaya karbon fiberlerle ve çeliklerle takviye ve iyileştirme yapılıp aslına uygun restorasyonu tamamlanmıştır. Çevre binaların 1999 depremi sonrası oluşan hasarlı kalıntıları tamamen yıkılarak yerine ana bina ile uyumlu Avrupa'nın en modern ve işlevsel Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ve Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi bina kompleksi oluşturuldu.", "question": "Gözlemevi ana binasına hangi malzemelerle takviye ve iyileştirme yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "karbon fiberlerle ve çeliklerle"}}, {"id": "8358", "context": "Gözlemevi ana binası (Yapım 1933) ve etrafındaki farklı yapılaşmalar (1950), 2009 yılında başlayan yenileştirme çalışmaları projesi çerçevesinde 8 Temmuz 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ana binaya karbon fiberlerle ve çeliklerle takviye ve iyileştirme yapılıp aslına uygun restorasyonu tamamlanmıştır. Çevre binaların 1999 depremi sonrası oluşan hasarlı kalıntıları tamamen yıkılarak yerine ana bina ile uyumlu Avrupa'nın en modern ve işlevsel Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ve Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi bina kompleksi oluşturuldu.", "question": "Gözlemevi ana binasındaki yenileştirme çalışmaları hangi tarihte tamamlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 145, "text": "8 Temmuz 2013"}}, {"id": "8359", "context": "Gözlemevi ana binası (Yapım 1933) ve etrafındaki farklı yapılaşmalar (1950), 2009 yılında başlayan yenileştirme çalışmaları projesi çerçevesinde 8 Temmuz 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ana binaya karbon fiberlerle ve çeliklerle takviye ve iyileştirme yapılıp aslına uygun restorasyonu tamamlanmıştır. Çevre binaların 1999 depremi sonrası oluşan hasarlı kalıntıları tamamen yıkılarak yerine ana bina ile uyumlu Avrupa'nın en modern ve işlevsel Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ve Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi bina kompleksi oluşturuldu.", "question": "Gözlemevi ana binası hangi proje çerçevesinde yenileştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "yenileştirme çalışmaları projesi"}}, {"id": "8360", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "1972-86 yılları arasında hangi ülkelerde kimya üzerine çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Türkiye ve İngiltere’de "}}, {"id": "8361", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş felsefenin hangi dallarıyla ilgilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "bilim ve dil felsefesi"}}, {"id": "8362", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş hangi üniversite ve fakültede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi"}}, {"id": "8363", "context": "İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.", "question": "Şakir Kocabaş lise eğitimini nerede almıştır?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "İstanbul’da "}}, {"id": "8364", "context": "1985’te yayınladığı \"İfadelerin Gramatik Ayırımı\" adlı kitabı Düşünce dalında Yazarlar Birliği’nin ödülünü kazandı. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zeka alanında doktora yaptı. Doktora tezinin konusu “Bilginin İşlevsel Sınıflandırılması: Bilimsel Araştırma ve Buluşlar Üzerine Uygulamalar” (Functional Categorization of Discovery) idi.", "question": "Şakir Kocabaş'ın 1985'te yayımlanan kitabının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "\"İfadelerin Gramatik Ayırımı\" "}}, {"id": "8372", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş'ın İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde görevi nedir?", "answers": {"answer_start": 83, "text": "öğretim üyesi"}}, {"id": "8373", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş’ın yapay zeka alanında kaç adet yayını vardır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "15’den fazla "}}, {"id": "8374", "context": "1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.", "question": "Şakir Kocabaş Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde hangi görevi üstlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 153, "text": "Yapay Zeka Öbek başkanlığı"}}, {"id": "8375", "context": "Pirinç, tornalanmış, 2 parça, vida dişiyle birbirine bağ-lanabilir, uzunluk 55 ve 57 cm., üzerinde hareketli iki pirinç binici bulunmakta. Ek parçalar: İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç. Kadife iç kaplamalı oyuklu ahşap mahfaza. ", "question": "Uzun Pergel'in ek parçaları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": " İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç"}}, {"id": "8376", "context": "Pirinç, tornalanmış, 2 parça, vida dişiyle birbirine bağ-lanabilir, uzunluk 55 ve 57 cm., üzerinde hareketli iki pirinç binici bulunmakta. Ek parçalar: İki mandrel ve tirlin çelik, grafit çubuğu sapı pirinç. Kadife iç kaplamalı oyuklu ahşap mahfaza. ", "question": "Uzun Pergel'in uzunluğu kaç cm'dir", "answers": {"answer_start": 76, "text": "55 ve 57 cm."}}, {"id": "8379", "context": "Bu açıölçer türü Osmanlı astronomların 10./16. yüzyıldan bir minyatür üzerinde (bkz. s. 148) tasvir edilen avadanlıkları arasında bulunmaktadır.Alet hem istenen derecelere göre açılar sağlama-ya hem de mevcut açıları ölçmeye yaramaktadır.", "question": "Açıölçer hangi amaçlarla kullanılabilir?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "mevcut açıları ölçme"}}, {"id": "8380", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "destūr el-aḳṭār nedir?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "«değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur"}}, {"id": "8381", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "destūr el-aḳṭār'ın diğer adı nedir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": " destūr el-muḳanṭar"}}, {"id": "8382", "context": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlābisimli kitabında el-Bīrūnī, usturlap imaline yöne-lik yardımcı araçlar hakkında ilginç ayrıntılar aktarmaktadır. Bunlardan birisi «daireleri belirli bir tarzda bölümlemek için, yani verilen yayları üzerlerine taşımak için olan destūr ed-devāʾir(daireler düzeneği) dir.» İkinci alet destūr el-aḳṭār ya da destūr el-muḳanṭar adındadır. Bu alet «değişik uzunluklardaki doğru parçalarını sunulan tarzda bir ve aynı ölçeğe göre bölümleme şablonudur. Ayrıca açılır kapanır bir çifte cetvel (masṭar müsennā) tarif edilmektedir ve eğik uçlu bir pergel anılmaktadır", "question": "İstīʿāb el-Vucūh el-Mümkine fī Ṣanʿat el-Asṭurlāb kimin eseridir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "el-Bīrūnī"}}, {"id": "8383", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "Ebu Nasr Mansur El-Biruni'ye hangi konuları öğretti?", "answers": {"answer_start": 272, "text": "Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini"}}, {"id": "8384", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni ilk bilimsel eğitimini kimden aldı?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan"}}, {"id": "8385", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni nerede dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de"}}, {"id": "8386", "context": "Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, bugünün Özbekistan'ı sayılan Harezm'de 973 senesinde doğdu. Bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur'dan bilim konularıyla ilgili ilk eğitimini aldı. Ebu Nasr Mansur seçkin bir gökbilimce ve matematikçiydi ve El-Biruni'ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.", "question": "El-Biruni kaç senesinde dünyaya geldi?", "answers": {"answer_start": 80, "text": "973 senesinde"}}, {"id": "8387", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "Biruni hangi yunan filozoflarından etkilenmiştir?", "answers": {"answer_start": 302, "text": "Aristo, Arşimet ve Demokritus"}}, {"id": "8388", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i El-Biruni tarafından hangi yıllar arasında yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "1017-1030 yılları arasında"}}, {"id": "8389", "context": "11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut ise Hindistan seyahatlerine El-Biruni'yi de götürdü.\r\n\r\nEl-Biruni, meşhur kitabı Kitab'üt-Tahkik Ma li'l-Hind'i 1017-1030 yılları arasında Hindistan'da yaşarken yazdı. 17 yaşında bilimsel çalışmalarına başlayan Biruni, Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus'un çalışmalarından etkilendi.", "question": "El-Biruni Hindistan seyahatlerine hangi hükümdarla birlikte gitti?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "Gazneli Mahmut"}}, {"id": "8390", "context": "Biruni Güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesapladı, Güneşin hareketlerinden mevsimlerin ne zaman başladığını belirledi. Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak buldu. Jeodezi biliminin ise kurucusu oldu. Biruni ayrıca Hindistan'dayken öğrendiği trigonometrinin astronomiden ayrı bir bilim olarak görülmesi gerektiğini savundu. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın birim olarak kullanılmasını önerdi.", "question": "Biruni hangi bilim dalının kurucusudur?", "answers": {"answer_start": 181, "text": "Jeodezi biliminin"}}, {"id": "8391", "context": "Günümüze ulaşan, daha doğrusu araştırılan kay-nakların bilgisinin ulaştırdığı kanaate göre, Ebū ʿAlī İbn Sīnā (ö. 428/1037)1 gök kuşağı öğretisin-de2 büyük üstaddan (Aristo’dan) hiç de önem-siz sayılamayacak ölçüde uzaklaşmaya başlamış Aristoculardan birisiydi3. İbn Sīnā’nın gök kuşağı görüşü sonraları Avrupalı ardılları üzerinde geniş ölçüde etkide bulunmuştur4. İbn Sīnā diyor ki5: «Gök kuşağının diğer durumlarını henüz nihai ola-rak incelememiş olmakla beraber bazı durumları net bir şekilde kavradım. Çoğu kez, bu kavisin [gök kuşağı] göğün yoğun bulutlarla olduğu sıralarda belirmediğini tespit ettim. Benim de ait olduğum peripatetik ekolün gökkuşağı hakkındaki öğretile-ri beni çok az tatmin etmektedir. Herşeyden önce gökkuşağının kesif bulutların olmadığı yerde nasıl göründüğünü bizzat gözlemlediğim şekliyle anlat-mak istiyorum. Daha sonra, gökkuşağının neden dolayı sadece bir yarım daireden veya daha küçü-ğünden oluştuğu meselesini münakaşa edeceğim. Aynı zamanda gökkuşağının yazları niçin günün her vaktinde ortaya çıkmadığını, fakat muhteme-len kışın her vaktinde ortaya çıkabildiğini gösteri-yorum. Gökkuşağının renkleri hususunda henüz bir açıklığa kavuşmuş değilim. Nedenlerini bilmi-yorum, başkalarının tam anlamıyla yanlış ve akıl dışı öğretileri de beni tatmin etmemektedir.", "question": "Ebū ʿAlī İbn Sīnā ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "428/1037"}}, {"id": "8392", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi hangi yılda inşa ettirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 58, "text": "1228"}}, {"id": "8393", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi Sivas'ın hangi ilçesindedir?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "Divriği"}}, {"id": "8394", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi'nin alanı kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "32 x 24"}}, {"id": "8395", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi'nin bitişiğinde olan camii kim tarafından inşa ettirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "Amed Şah"}}, {"id": "8396", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi'nin külliyesinin alanı kaç metredir?", "answers": {"answer_start": 409, "text": "32 x 64"}}, {"id": "8397", "context": "Anadolu'nun günümüze eksiksiz ulaşan bu en eski hastanesi 1228 yılında Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve Mengücek Beyliği'nden Amed Şah'ın refikası Âdil Melike Turhan tarafından inşa ettirilmiştir. Hastane, Divriği'de (Sivas'ın güney doğusu) Amed Şah tarafından inşa ettirilmiş olan camiin bitişiğinde inşa edilmiştir. Hastane kısmı 32 x 24 metrelik bir alana sahiptir; cami ile birlikte bütün külliyenin alanı 32 x 64 metre ebadındadır.", "question": "Âdil Melike Turhan Hastanesi kim tarafından inşa ettirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Âdil Melike Turhan"}}, {"id": "8398", "context": "Musa bin Şakir'in 9. yüzyılın ikinci yarısında Bağdat'da matematikçi, astronom ve fizikçiler olarak faaliyette bulunan Muhammed, Ahmed ve el-Hasan isimli üç oğluna verilen isimdir.", "question": "Benu Musa kimlerden oluşur?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Muhammed, Ahmed ve el-Hasan"}}, {"id": "8399", "context": "Musa bin Şakir'in 9. yüzyılın ikinci yarısında Bağdat'da matematikçi, astronom ve fizikçiler olarak faaliyette bulunan Muhammed, Ahmed ve el-Hasan isimli üç oğluna verilen isimdir.", "question": "Musa bin Şakir'in kaç oğlu vardır?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "üç"}}, {"id": "8400", "context": "Musa bin Şakir'in 9. yüzyılın ikinci yarısında Bağdat'da matematikçi, astronom ve fizikçiler olarak faaliyette bulunan Muhammed, Ahmed ve el-Hasan isimli üç oğluna verilen isimdir.", "question": "Benu Musa nerede yaşamaktaydılar?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "Bağdat'da"}}, {"id": "8401", "context": "Benu Musa Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında şiddetli rüzgarda bile sönmeyen bir lamba tarif etmişlerdir.  Modelimiz, Benu Musa'nın tariflerine, verdikleri resme ve E. Wiedemann ve D. Hill'in yorumlarına dayanarak oluşturulmuştur. İçinde lambanın bulunduğu yarım silindir, bir ayaklık içerisine kolaylıkla döndürülebilir olarak yerleştirilmiştir. Buna sabitlenen pirinç bayrak, hava hareketleri esnasında kapalı tarafla birlikte rüzgara doğru dönmesini sağlar, böylelikle ışık hava cereyanı tarafından söndürülemez. Bayrağın hafif hava cereyanında da dönebilmesi için, yatakların kolay hareketliliği çok önemli bir rol oynamaktadır.", "question": "Benu Musa'nın sönmeyen lambasının bahsi hangi kitaplarında geçer?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "Kitab el-Hiyel"}}, {"id": "8402", "context": "Benu Musa Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında şiddetli rüzgarda bile sönmeyen bir lamba tarif etmişlerdir.  Modelimiz, Benu Musa'nın tariflerine, verdikleri resme ve E. Wiedemann ve D. Hill'in yorumlarına dayanarak oluşturulmuştur. İçinde lambanın bulunduğu yarım silindir, bir ayaklık içerisine kolaylıkla döndürülebilir olarak yerleştirilmiştir. Buna sabitlenen pirinç bayrak, hava hareketleri esnasında kapalı tarafla birlikte rüzgara doğru dönmesini sağlar, böylelikle ışık hava cereyanı tarafından söndürülemez. Bayrağın hafif hava cereyanında da dönebilmesi için, yatakların kolay hareketliliği çok önemli bir rol oynamaktadır.", "question": "Benu Musa'nın sönmeyen lambasının yataklarının kolay hareketliliği ne için tasarlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "hafif hava cereyanında da dönebilmesi"}}, {"id": "8403", "context": "Arapça sirac Allah (Allah lambası) adıyla bir yağ lambası nitelendirilmektedir. Bu lambanın fitili kendiliğinden ileri çıkmakta ve yağı kendiliğinden içeri akmaktadır. Onu gören herkes, yağdan ve fitilden hiçbir şeyin asla tükenmediğine inanır. Musa'nın üç oğlu (Benu Musa), 9. yüzyılın ilk yarısında Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında bu tür bir lamba tarif etmişlerdir. Lamba, kimsenin yeniden fitil sürmesine gerek kalmaksızın günlerce yanabiliyordu. Yağ otomatik olarak yeniden akıyordu, görünüşe göre miktar azalmaksızın. Teknik olarak iddialı bu sistem, lambanın gizli bir rezervuardan kendi kendini yeniden doldurmasını temin etmektedir. Alçalan yağ seviyesi j aralığını açar açmaz vakum kalkar, aralık tekrar kaybolana ve rezervuarda vakum yenilenene kadar, yağ lambanın içine akar. Asıl lambanın doldurulması bu şekilde daima sabit kalmaktadır. şamandırası, fitilin reservuardaki azalan yağ seviyesinde otomatik olarak yeniden itilmesine sebep olmaktadır. Kullanım amacı hakkında Benu Musa şöyle demektedirler: Bu lambayı din işleriyle uğraşan insanlar yakarlar. Onlar bu lambada, ateşin sönmediği, yani ateşin ateş borusu içinde kesintisiz olarak yandığı sonsuz bir lambanın olduğuna inanırlar, bu, Zerdüştler'de ve Kilise'de, yani Hıristiyanlardaki durumdur. Şamdan ve yağ deposu, sadece lamba görülecek şekilde duvara gizli olarak yerleştirilirse, bu durum bakan kimse üzerinde daha iyi bir etki bırakır.", "question": "Benu Musa'nın bitmeyen lambalarına verdikleri ad nedir?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "Allah lambası"}}, {"id": "8404", "context": "Arapça sirac Allah (Allah lambası) adıyla bir yağ lambası nitelendirilmektedir. Bu lambanın fitili kendiliğinden ileri çıkmakta ve yağı kendiliğinden içeri akmaktadır. Onu gören herkes, yağdan ve fitilden hiçbir şeyin asla tükenmediğine inanır. Musa'nın üç oğlu (Benu Musa), 9. yüzyılın ilk yarısında Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında bu tür bir lamba tarif etmişlerdir. Lamba, kimsenin yeniden fitil sürmesine gerek kalmaksızın günlerce yanabiliyordu. Yağ otomatik olarak yeniden akıyordu, görünüşe göre miktar azalmaksızın. Teknik olarak iddialı bu sistem, lambanın gizli bir rezervuardan kendi kendini yeniden doldurmasını temin etmektedir. Alçalan yağ seviyesi j aralığını açar açmaz vakum kalkar, aralık tekrar kaybolana ve rezervuarda vakum yenilenene kadar, yağ lambanın içine akar. Asıl lambanın doldurulması bu şekilde daima sabit kalmaktadır. şamandırası, fitilin reservuardaki azalan yağ seviyesinde otomatik olarak yeniden itilmesine sebep olmaktadır. Kullanım amacı hakkında Benu Musa şöyle demektedirler: Bu lambayı din işleriyle uğraşan insanlar yakarlar. Onlar bu lambada, ateşin sönmediği, yani ateşin ateş borusu içinde kesintisiz olarak yandığı sonsuz bir lambanın olduğuna inanırlar, bu, Zerdüştler'de ve Kilise'de, yani Hıristiyanlardaki durumdur. Şamdan ve yağ deposu, sadece lamba görülecek şekilde duvara gizli olarak yerleştirilirse, bu durum bakan kimse üzerinde daha iyi bir etki bırakır.", "question": "Benu Musa'nın bitmeyen lambası ne tür bir lambadır?", "answers": {"answer_start": 46, "text": "yağ lambası"}}, {"id": "8405", "context": "Arapça sirac Allah (Allah lambası) adıyla bir yağ lambası nitelendirilmektedir. Bu lambanın fitili kendiliğinden ileri çıkmakta ve yağı kendiliğinden içeri akmaktadır. Onu gören herkes, yağdan ve fitilden hiçbir şeyin asla tükenmediğine inanır. Musa'nın üç oğlu (Benu Musa), 9. yüzyılın ilk yarısında Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında bu tür bir lamba tarif etmişlerdir. Lamba, kimsenin yeniden fitil sürmesine gerek kalmaksızın günlerce yanabiliyordu. Yağ otomatik olarak yeniden akıyordu, görünüşe göre miktar azalmaksızın. Teknik olarak iddialı bu sistem, lambanın gizli bir rezervuardan kendi kendini yeniden doldurmasını temin etmektedir. Alçalan yağ seviyesi j aralığını açar açmaz vakum kalkar, aralık tekrar kaybolana ve rezervuarda vakum yenilenene kadar, yağ lambanın içine akar. Asıl lambanın doldurulması bu şekilde daima sabit kalmaktadır. şamandırası, fitilin reservuardaki azalan yağ seviyesinde otomatik olarak yeniden itilmesine sebep olmaktadır. Kullanım amacı hakkında Benu Musa şöyle demektedirler: Bu lambayı din işleriyle uğraşan insanlar yakarlar. Onlar bu lambada, ateşin sönmediği, yani ateşin ateş borusu içinde kesintisiz olarak yandığı sonsuz bir lambanın olduğuna inanırlar, bu, Zerdüştler'de ve Kilise'de, yani Hıristiyanlardaki durumdur. Şamdan ve yağ deposu, sadece lamba görülecek şekilde duvara gizli olarak yerleştirilirse, bu durum bakan kimse üzerinde daha iyi bir etki bırakır.", "question": "Benu Musa'nın bitmeyen lambasının bahsi hangi kitapta geçer?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Kitab el-Hiyel"}}, {"id": "8406", "context": "Arapça sirac Allah (Allah lambası) adıyla bir yağ lambası nitelendirilmektedir. Bu lambanın fitili kendiliğinden ileri çıkmakta ve yağı kendiliğinden içeri akmaktadır. Onu gören herkes, yağdan ve fitilden hiçbir şeyin asla tükenmediğine inanır. Musa'nın üç oğlu (Benu Musa), 9. yüzyılın ilk yarısında Kitab el-Hiyel isimli kitaplarında bu tür bir lamba tarif etmişlerdir. Lamba, kimsenin yeniden fitil sürmesine gerek kalmaksızın günlerce yanabiliyordu. Yağ otomatik olarak yeniden akıyordu, görünüşe göre miktar azalmaksızın. Teknik olarak iddialı bu sistem, lambanın gizli bir rezervuardan kendi kendini yeniden doldurmasını temin etmektedir. Alçalan yağ seviyesi j aralığını açar açmaz vakum kalkar, aralık tekrar kaybolana ve rezervuarda vakum yenilenene kadar, yağ lambanın içine akar. Asıl lambanın doldurulması bu şekilde daima sabit kalmaktadır. şamandırası, fitilin reservuardaki azalan yağ seviyesinde otomatik olarak yeniden itilmesine sebep olmaktadır. Kullanım amacı hakkında Benu Musa şöyle demektedirler: Bu lambayı din işleriyle uğraşan insanlar yakarlar. Onlar bu lambada, ateşin sönmediği, yani ateşin ateş borusu içinde kesintisiz olarak yandığı sonsuz bir lambanın olduğuna inanırlar, bu, Zerdüştler'de ve Kilise'de, yani Hıristiyanlardaki durumdur. Şamdan ve yağ deposu, sadece lamba görülecek şekilde duvara gizli olarak yerleştirilirse, bu durum bakan kimse üzerinde daha iyi bir etki bırakır.", "question": "Benu Musa bitmeyen lambalarının daha çok kimlerin kullandığını söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 1031, "text": "din işleriyle uğraşan insanlar"}}, {"id": "8407", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar adlı eserinde kaç model çizmiştir?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "31"}}, {"id": "8408", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî'nin tasarladığı bu otomat ne tür bir saate benzemektedir?", "answers": {"answer_start": 229, "text": "su saati"}}, {"id": "8409", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî'nin tasarladığı bu otomatta kullanılan en kayda değer şey nedir?", "answers": {"answer_start": 520, "text": "cıva"}}, {"id": "8410", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî tasarladığı bu otomatını hangi kitabında çizip tanıtmıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar"}}, {"id": "8411", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî'nin tasarladığı bu otomatta cıva kullanmasıyla yapılan hangi icat ile bağlantı meydana gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 583, "text": "Alfons Cıva Saati"}}, {"id": "8412", "context": "Bu alet, Muhammed veya Ahmed b. Halef el-Muradî isimli bir kimse tarafından Kitab el-Esrar fî Netaic el-Efkar isimli kitabında tarif edilen ve çizilen 31 modelden birisidir. Kitabın sonraki dört modeliyle birlikte bu otomat, bir su saatine benzemektedir; çünkü belirli hareketler saptanmış fasılalar halinde ortaya çıkmaktadır, fakat özenli bir zaman ölçümü mevcut değildir. Bu model, J. Vernet, R. Casal, M.V. Villuendas ve Eduard Farré (Barselona)'nin açıklamalarına ve taslaklarına dayanarak yapılmıştır. Bu otomatta cıvanın kullanılmış olması kayda değerdir, böylece bu otomatla Alfons Cıva Saati arasında bir bağlantı meydana çıkmaktadır. Diğer yandan, konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri ve hassas basınç dengelemesi gibi Arap tekniğinin tipik unsurlarının bulunmaması göze çarpmaktadır.", "question": "el-Muradî'nin tasarladığı bu otomatta Arap tekniğinin hangi tipik unsurları bulunmaz?", "answers": {"answer_start": 658, "text": "konik supaplar, geciktirici sistemler, reaksiyon kontrolleri"}}, {"id": "8413", "context": "İbn er-Rezzaz el-Cezerî (1200 civarı) kitabının son bölümünde bir dizi mekanik araçlar ele almaktadır, bunlar arasında bir sandığı 12 harfle kilitlemeye yarayan şifreli bir kilit (kufl yukfelu ala şanduk bi-huruf isna aşer min huruf el-mucem) yer almaktadır.  Kapak, dört şifreli kilitle ve bir döndürme topuzuna bağlı olan iki plakadan oluşmaktadır. Kapak plakası, takılacak yer olarak hizmet etmektedir. Altında bulunan plaka, döndürme topuzuyla birlikte birbirinden ayrı olarak sürülebilen iki yarımdan oluşmaktadır. Bu sadece, kilitler belirli bir kombinasyon üzere ayarlanırlarsa mümkündür. Kilitlerdeki daireler daha sonra, alt plakaya sabitlenmiş emniyet pimlerinin içine kayabileceği bir kanalı serbest bırakır. Eğer şifreli kilit bu iş için öngörülen bir sandığın üzerine yerleştirilirse altta bulunan plaka döndürme topuzu yardımıyla iki girintiye girebilir. Eş zamanlı olarak bir silindir, kenara yerleştirilmiş olan bir kılavuza sürülür, böylece alttaki plaka artık iç içe geçirilemez. Şifrelerin ayarlanmasıyla silindir emniyet altına alınır. Arapça'da sayısal bir değere tekabül eden on iki haneli harf şifresi açık kapakta kolayca değiştirilebilir.", "question": "el-Cezerî'nin şifreli kilidinin kaç hanesi vardır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "12"}}, {"id": "8414", "context": "İbn er-Rezzaz el-Cezerî (1200 civarı) kitabının son bölümünde bir dizi mekanik araçlar ele almaktadır, bunlar arasında bir sandığı 12 harfle kilitlemeye yarayan şifreli bir kilit (kufl yukfelu ala şanduk bi-huruf isna aşer min huruf el-mucem) yer almaktadır.  Kapak, dört şifreli kilitle ve bir döndürme topuzuna bağlı olan iki plakadan oluşmaktadır. Kapak plakası, takılacak yer olarak hizmet etmektedir. Altında bulunan plaka, döndürme topuzuyla birlikte birbirinden ayrı olarak sürülebilen iki yarımdan oluşmaktadır. Bu sadece, kilitler belirli bir kombinasyon üzere ayarlanırlarsa mümkündür. Kilitlerdeki daireler daha sonra, alt plakaya sabitlenmiş emniyet pimlerinin içine kayabileceği bir kanalı serbest bırakır. Eğer şifreli kilit bu iş için öngörülen bir sandığın üzerine yerleştirilirse altta bulunan plaka döndürme topuzu yardımıyla iki girintiye girebilir. Eş zamanlı olarak bir silindir, kenara yerleştirilmiş olan bir kılavuza sürülür, böylece alttaki plaka artık iç içe geçirilemez. Şifrelerin ayarlanmasıyla silindir emniyet altına alınır. Arapça'da sayısal bir değere tekabül eden on iki haneli harf şifresi açık kapakta kolayca değiştirilebilir.", "question": "el-Cezerî şifreli kilidini hangi yıl civarı tasarlamıştır?", "answers": {"answer_start": 25, "text": "1200"}}, {"id": "8415", "context": "İbn er-Rezzaz el-Cezerî (1200 civarı) kitabının son bölümünde bir dizi mekanik araçlar ele almaktadır, bunlar arasında bir sandığı 12 harfle kilitlemeye yarayan şifreli bir kilit (kufl yukfelu ala şanduk bi-huruf isna aşer min huruf el-mucem) yer almaktadır.  Kapak, dört şifreli kilitle ve bir döndürme topuzuna bağlı olan iki plakadan oluşmaktadır. Kapak plakası, takılacak yer olarak hizmet etmektedir. Altında bulunan plaka, döndürme topuzuyla birlikte birbirinden ayrı olarak sürülebilen iki yarımdan oluşmaktadır. Bu sadece, kilitler belirli bir kombinasyon üzere ayarlanırlarsa mümkündür. Kilitlerdeki daireler daha sonra, alt plakaya sabitlenmiş emniyet pimlerinin içine kayabileceği bir kanalı serbest bırakır. Eğer şifreli kilit bu iş için öngörülen bir sandığın üzerine yerleştirilirse altta bulunan plaka döndürme topuzu yardımıyla iki girintiye girebilir. Eş zamanlı olarak bir silindir, kenara yerleştirilmiş olan bir kılavuza sürülür, böylece alttaki plaka artık iç içe geçirilemez. Şifrelerin ayarlanmasıyla silindir emniyet altına alınır. Arapça'da sayısal bir değere tekabül eden on iki haneli harf şifresi açık kapakta kolayca değiştirilebilir.", "question": "el-Cezerî'nin şifreli sandığında kaç kilit vardır?", "answers": {"answer_start": 267, "text": "dört"}}, {"id": "8416", "context": "İbn er-Rezzaz el-Cezerî (1200 civarı) kitabının son bölümünde bir dizi mekanik araçlar ele almaktadır, bunlar arasında bir sandığı 12 harfle kilitlemeye yarayan şifreli bir kilit (kufl yukfelu ala şanduk bi-huruf isna aşer min huruf el-mucem) yer almaktadır.  Kapak, dört şifreli kilitle ve bir döndürme topuzuna bağlı olan iki plakadan oluşmaktadır. Kapak plakası, takılacak yer olarak hizmet etmektedir. Altında bulunan plaka, döndürme topuzuyla birlikte birbirinden ayrı olarak sürülebilen iki yarımdan oluşmaktadır. Bu sadece, kilitler belirli bir kombinasyon üzere ayarlanırlarsa mümkündür. Kilitlerdeki daireler daha sonra, alt plakaya sabitlenmiş emniyet pimlerinin içine kayabileceği bir kanalı serbest bırakır. Eğer şifreli kilit bu iş için öngörülen bir sandığın üzerine yerleştirilirse altta bulunan plaka döndürme topuzu yardımıyla iki girintiye girebilir. Eş zamanlı olarak bir silindir, kenara yerleştirilmiş olan bir kılavuza sürülür, böylece alttaki plaka artık iç içe geçirilemez. Şifrelerin ayarlanmasıyla silindir emniyet altına alınır. Arapça'da sayısal bir değere tekabül eden on iki haneli harf şifresi açık kapakta kolayca değiştirilebilir.", "question": "el-Cezerî'nin şifreli sandığının kapağı kaç plakadan oluşmaktaydı?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "iki"}}, {"id": "8417", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "Kahire"}}, {"id": "8418", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi'nin kurucusu kimdir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Seyfeddîn Kalâvûn"}}, {"id": "8419", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi'nin inşaatı hangi yıllarda başlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 461, "text": "1284"}}, {"id": "8420", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi'nin kurucusu Seyfeddîn Kalâvûn nerede ve hangi yapıdan etkilenerek bu hastaneyi inşa ettirdi?", "answers": {"answer_start": 300, "text": "Şam'daki Bîmaristan en-Nurî"}}, {"id": "8421", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi'nin eski adı nedir?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî"}}, {"id": "8422", "context": "Arap-İslam dünyasında en çok tanınan ve en önemli hastanelerden birisi de hiç kuşkusuz Kahire'de bulunan ve modern literatürde Kalâvûn hastanesi olarak isimlendirilen el-Maristan el-Kebîr el-Manşurî'dir. Kurucusu, Memlük Sultanı el-Melik el-Manşur Seyfeddîn Kalâvûn (dönemi 1279-1290)'dur. İnşasına, Şam'daki Bîmaristan en-Nurî'ye 1276 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bu binadan etkilenerek niyetlenmiştir. Kahire'de tahta çıkmasından beş yıl sonra, yani 1284 yılında inşaatı başlatmıştır.", "question": "Kalâvûn Hastanesi'nin kurucusu Seyfeddîn Kalâvûn Bîmaristan en-Nurî'yi hangi yılda ziyaret etmiştir?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "1276"}}, {"id": "8423", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi nerededir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Bağdat"}}, {"id": "8424", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi'ni kim yaptırmıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "el-Mustanşır"}}, {"id": "8425", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi'nin ihtiyaçları nereden karşılanırdı?", "answers": {"answer_start": 361, "text": "vakıf yoluyla"}}, {"id": "8426", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi'nde ders veren ve çalışanların sayısı kaçtı?", "answers": {"answer_start": 447, "text": "400"}}, {"id": "8427", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi hangi nehrin kıyısında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "Dicle"}}, {"id": "8428", "context": "Bu büyük medrese 1227 yılında son Abbasi Halifesi el-Mustanşır billah tarafından Bağdat'ta, Dicle kıyısında kurulmuştur. Burası, dört ortodoks fıkıh ekolünün öğretim konularının yanı sıra, tıbbın ve matematiksel bilimler öğretiminin de eşlik ettiği en eski Arap-İslam üniversitesi olabilir. Medresenin ihtiyaçlarının karşılanması, halife tarafından kurulan bir vakıf yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ders veren hocaların ve diğer çalışanların sayısı 400 idi. Medrese, Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra yağmalanan büyük ve önemli bir kütüphaneye sahipti. Halife, medreseyi sık sık ziyaret ediyor ve özel bir yerden dersleri ve bilginlerin tartışmalarını dinliyordu. Halife arasıra orada devlet konukları için resmi kabüller de düzenliyordu.", "question": "Mustanşıriyye Medresesi'nin kuruluş yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1227"}}, {"id": "8429", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi kim tarafında kuruldu?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî"}}, {"id": "8430", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "Şam"}}, {"id": "8431", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi hangi yılda kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "1154"}}, {"id": "8432", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi hangi yüzyıla kadar hizmet vermeye devam etti?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "19."}}, {"id": "8433", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi'nin işleme tarzı ve organizasyonu ile ilgili yazı yazan Endülüslü bilgin kimdir?", "answers": {"answer_start": 465, "text": "İbn Cubeyr"}}, {"id": "8434", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi hakkında yazan İbn Cubeyr kaç yılında burayı ziyaret etmiştir?", "answers": {"answer_start": 487, "text": "1184"}}, {"id": "8435", "context": "el-Bîmaristan en-Nurî adıyla tanınan bu hastane, Salahaddîn (Saladin) Eyyubi'nin selefi bir Türk olan Emîr Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından, 1154 yılında kentin kurtarılışından hemen sonra kurulmuştur. Burası İslam dünyasının en meşhur hastanelerindendi ve 19. yüzyıla kadar hizmet veriyordu. Ulu Camii'nin ve iç kalenin yanı sıra, İslami dönemin Şam'daki en önemli abidelerinden sayılmaktadır. Hastanenin işleme tarzı ve organizasyonu hakkında Endülüslü bilgin İbn Cubeyr (ö. 1217), 1184 tarihindeki Şam ziyareti dolayısıyla, seyahatnamesinde şu bilgileri vermektedir: Burada yaklaşık yirmi okul ve biri yeni, biri eski olmak üzere iki hastane bulunmaktadır. Yeni olan daha çok ziyaret edilmektedir ve daha büyüktür. Günlük masrafı yaklaşık on beş dinardır. Orada hastaların isimlerini, ilaçlar ve hasta bakımı için gerekli harcamaları vb. kaydetmekle görevli çalışanlar bulunmaktadır. Hekimler her gün sabah erkenden gelirler, hastaları muayene ederler ve her bir hastanın durumunu göz önünde bulundurarak gerekli ilaçlarla yapılacak bakımı ve gıdaları düzenlerler. Orada akıl hastalarının tedavisi de yapılmaktadır.", "question": "Nureddin Hastanesi hakkında yazan İbn Cubeyr bu hastanenin günlük masrafını kaç dinar olarak aktarmıştır?", "answers": {"answer_start": 745, "text": "on beş dinar"}}, {"id": "8436", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail nerelidir?", "answers": {"answer_start": 81, "text": "Mısır"}}, {"id": "8437", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail hangi yılda yaptığı çalışmalar ile Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "1999"}}, {"id": "8438", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail bir zamanlar hangi enstitüde fizik ve kimya profesörü olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 193, "text": "Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü"}}, {"id": "8439", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail'in ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "2 Ağustos 2016"}}, {"id": "8440", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail nerede hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "Pasadena"}}, {"id": "8441", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail hangi ay ve yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 29, "text": "Şubat 1946"}}, {"id": "8442", "context": "Ahmed Hassan Zewail (; d. 26 Şubat 1946, Demenhur - ö. 2 Ağustos 2016, Pasadena) Mısırlı-ABD'li bilim insanı. 1999 yılında femtokimya üzerine çalışmaları için Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörüdür.", "question": "Ahmed Zevail hangi alandaki çalışmalarıyla Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 123, "text": "femtokimya"}}, {"id": "8443", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail'in doğduğu şehrin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Demenhur"}}, {"id": "8444", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail Mısır'ın hangi şehrinde büyümüştür?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Desouk"}}, {"id": "8445", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail lisans ve yüksek lisans eğitimini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 131, "text": "İskenderiye Üniversitesi"}}, {"id": "8446", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail doktorasını tamamlamak için hangi ülkeye taşındı?", "answers": {"answer_start": 212, "text": "ABD'ye"}}, {"id": "8447", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail'in doktora danışmanı kimdir?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "Robin Hochstrasser"}}, {"id": "8448", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail doktora sonrası fellowshipini kimin danışmanlığında yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 373, "text": "Charles B. Harris"}}, {"id": "8449", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail doktora sonrası fellowshipini hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Kaliforniya Üniversitesi"}}, {"id": "8450", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail doktorasını almasından sonra hangi nereden çalışma teklifi almıştır?", "answers": {"answer_start": 523, "text": "Caltech"}}, {"id": "8451", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail kaç yılında ABD vatandaşı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 611, "text": "1982"}}, {"id": "8452", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail hangi tür kimyanın öncülerindendir?", "answers": {"answer_start": 661, "text": "femtokimyanın"}}, {"id": "8453", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail Nobel Ödülü'nü alan kaçıncı Mısırlı'dır?", "answers": {"answer_start": 813, "text": "üçüncü"}}, {"id": "8454", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail'e Priestley Medal hangi kurum tarafından verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1099, "text": "American Chemical Society"}}, {"id": "8455", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail'in kaç çocuğu vardır?", "answers": {"answer_start": 1706, "text": "dört"}}, {"id": "8456", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail doktorasını hangi üniversitede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Pennsylvania Üniversitesi"}}, {"id": "8457", "context": "26 Şubat 1946 tarihinde Mısır'daki Demenhur şehrinde doğan Ahmed Zewail, Desouk şehrinde büyüdü. Lisans ve yüksek lisans eğitimini İskenderiye Üniversitesi'nde tamamladı. Bunun ardından, doktorasını yapmak üzere ABD'ye taşındı. Pennsylvania Üniversitesi'nde, danışmanlığını Robin Hochstrasser'in yaptığı doktorasını tamamladı. Doktora sonrası fellowshipini, danışmanlığını Charles B. Harris'in yaptığı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı.  Berkeley Üniversitesi'nda doktora sonrası çalışmasından sonra, 1976'da Caltech'te çalışması için teklif aldı. Zewail, halen burada çalışmaya devam etmektedir. 1982'de ABD vatandaşı oldu. Zewail'in çalışmaları femtokimyanın öncülerindendir.  Enver Sedat (1978'de Barış dalında) ve Necib Mahfuz'dan sonra (1988'de Edebiyat dalında), 1999 yılında Nobel Ödülü alan üçüncü etnik Mısırlı oldu. Muhammed El Baradey 2005 yılında Barış dalında Nobel Ödülü kazanarak dördüncü isim oldu.  Zewail'in diğer uluslararası ödülleri arasında, Wolf Foundation tarafından verilen Kimya dalında Wolf Ödülü (1993), Tolman Medal (1997), Robert A. Welch Award (1997) ve American Chemical Society tarafından verilen Priestley Medal (2011) bulunmaktadır. 1999'da Mısır'ın en yüksek devlet nişanı olan Grand Collar of the Nile'e nail görüldü.  Mayıs 2003'te İsveç'teki Lund Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına ve İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin üyeliğine nail görüldü. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi fahri bilim doktoru (doctor of science) unvanı verildi. Mayıs 2008'de, Complutense University of Madrid'ten fahri doktoraya nail görüldü. Şubat 2009'da University of Jordan tarafından kendisine, sanat ve bilim dalında fahri doktora verildi.  Zewail, evli ve dört çocukludur.", "question": "Ahmed Zevail'e Grand Collar of the Nile adlı Mısır devlet nişanı hangi yılda verildi?", "answers": {"answer_start": 783, "text": "1999"}}, {"id": "8458", "context": "2 Ağustos 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinin Pasadena şehrinde solunum yetmezliği nedeniyle 70 yaşında hayatını kaybetti. Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen askerî cenaze töreni sonrasında aile kabristanına defnedildi.", "question": "Ahmed Zevail'in hayatını kaybettiği şehrin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "Pasadena"}}, {"id": "8459", "context": "2 Ağustos 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinin Pasadena şehrinde solunum yetmezliği nedeniyle 70 yaşında hayatını kaybetti. Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen askerî cenaze töreni sonrasında aile kabristanına defnedildi.", "question": "Ahmed Zevail kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 120, "text": "70"}}, {"id": "8460", "context": "2 Ağustos 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinin Pasadena şehrinde solunum yetmezliği nedeniyle 70 yaşında hayatını kaybetti. Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen askerî cenaze töreni sonrasında aile kabristanına defnedildi.", "question": "Ahmed Zevail nereye gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 221, "text": "aile kabristanına"}}, {"id": "8461", "context": "2 Ağustos 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinin Pasadena şehrinde solunum yetmezliği nedeniyle 70 yaşında hayatını kaybetti. Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen askerî cenaze töreni sonrasında aile kabristanına defnedildi.", "question": "Ahmed Zevail hangi sebepten hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "solunum yetmezliği"}}, {"id": "8462", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik kaç yılında kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "1955"}}, {"id": "8463", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik'in kurucuları kimlerdir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "Vehbi Koç ve Lütfi Doruk"}}, {"id": "8464", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik nerede kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Sütlüce"}}, {"id": "8465", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik ilk ne tür ürün üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "çamaşır makinesi"}}, {"id": "8466", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik 1999 yılı Haziran ayında hangi firmayla birleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 646, "text": "Ardem"}}, {"id": "8467", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik hangi yıldan itibaren Beko'nun yurtiçinde satışını ve pazarlanmasından sorumlu olmuştur?", "answers": {"answer_start": 830, "text": "2001"}}, {"id": "8468", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik 1999 yılından bu yıla kadar başvurusu yapılan patentlerin yüzde kaçına sahiptir?", "answers": {"answer_start": 1534, "text": "%10"}}, {"id": "8469", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik, 2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği yarışmasında A sınıfı modellerden yüzde kaç az enerji harcamıştır?", "answers": {"answer_start": 1821, "text": "%58"}}, {"id": "8470", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik 2011 yılından itibaren kaç ülkede faaliyet göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 1669, "text": "4"}}, {"id": "8471", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik'in toplam kaç üretim tesisi vardır?", "answers": {"answer_start": 2079, "text": "11"}}, {"id": "8472", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik hangi yılda Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi Defy şirketini almak üzere anlaşmıştır?", "answers": {"answer_start": 2077, "text": "2011"}}, {"id": "8473", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik ürettiği ilk çamaşır makinesini kaç yılında üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 249, "text": "1959"}}, {"id": "8474", "context": "Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketi.  1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından Sütlüce'de kurulmuştur. Türk beyaz eşya sektöründe ilk adımları atan Arçelik, 1959'da ilk çamaşır makinesini, 1960'da ilk buzdolabını üretmiştir. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınmış, 1970'li ve 80'li yıllarda ürün gamı genişletilerek 1975'de Eskişehir Buzdolabı, 1979'da İzmir Elektrikli Süpürge, 1993 yılında Ankara Bulaşık Makinesi işletmeleri faaliyete geçirilmiştir.  1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem şirketi ve aynı yıl Aralık ayında Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş. ile Atılım ve Gelişim Pazarlama A.Ş. tek tüzel kişilik olarak Arçelik A.Ş. çatısı altında birleştirilmiştir. Ocak 2001den başlayarak, Beko Ticaret tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçinde pazarlanması ve satışı Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Üretim ve satış/pazarlama faaliyetlerinin tek elden yönetimini sağlayan yeni organizasyon modeli ile faaliyetlerin eşgüdümlü yürütülmesine ve verimlilik artışına imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur.  Arçelik A.Ş., Arçelik, Beko, Altus, Elektra Bregenz, Bloomberg, Arctic, Leisure, Flavel ve Tirolia markaları ile yerel ve uluslararası pazarlarda tüm tüketici segmentlerine hitap edecek bir ürün gamına sahiptir.  Toplam patent başvurusu 300lü rakamlara ulaşan Arçelik A.Ş., Türkiyede 1996 yılından bu yana yapılan tüm patent başvurularının %10una sahiptir. Ayrıca, Avrupa çapında dayanıklı tüketim sektöründe en çok patente sahip ilk dört şirket arasında yer almaktadır.  2004 yılında Avrupa Komisyonu'nun düzenlediği enerji verimliliği konulu yarışmada 900 katılımcı arasında büyük ödülü standart bir A enerji sınıfı modelden %58 daha az enerji harcayan bir buzdolabı ile kazanmıştır.  2008 yılına gelindiğinde Beko Elektronik A.Ş.'nin ticari unvanı Grundig Elektronik A.Ş. olarak değiştirilmiş, bir yıl sonra da Arçelik A.Ş. ile Grundig Elektronik A.Ş. birleşmesi tamamlanmıştır.  2011 yılının ilk 6 ayı itibarıyla 4 ülkede (Türkiye, Romanya, Rusya, Çin) 11 üretim tesisi, 10 markasıyla birlikte 100'ün üzerindeki ülkede pazarlama ve dağıtım ağına sahiptir.  Arçelik A.Ş., Temmuz 2011 tarihinde Güney Afrika'nın beyaz eşya üreticisi, Defy Appliances Limited (\"Defy\") şirketini Franke Holding AG'den satın almak üzere anlaşma imzalamıştır.", "question": "Arçelik ürettiği ilk buzdolabını ne zaman üretmiştir?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "1960"}}, {"id": "8475", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "1730"}}, {"id": "8476", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 38, "text": "1790"}}, {"id": "8477", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin doğduğu kasabanın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Gelenbe"}}, {"id": "8478", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 10, "text": "İsmail"}}, {"id": "8479", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi ilk öğretilerini gördükten sonra hangi şehire gidip eğitimine devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 438, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8480", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi kaç yaşında müderris olmuştur?", "answers": {"answer_start": 592, "text": "33"}}, {"id": "8481", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin bir dönem Matematik öğretmenlik yaptığı Mühendishane-i Bahri-i Hümayün nerededir?", "answers": {"answer_start": 852, "text": "Kasımpaşa"}}, {"id": "8482", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi hangi padişahın uyarıları üzerine silahların atışları konusunda iyileştirme yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1084, "text": "III. Selim'i"}}, {"id": "8483", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin toplam kaç eseri vardır?", "answers": {"answer_start": 1464, "text": "30'dan fazla"}}, {"id": "8484", "context": "Gelenbevi İsmail Efendi (d. 1730 - ö. 1790?) Türk matematikçi.  1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail'dir. Gelenbe kasabasında doğduğu için ikinci adı onun bu doğduğu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.  Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gitmiştir. Burada, çok değerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiştir. Müderrislik sınavını kazanarak 33 yaşında müderris olmuştur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiştir.  Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamid Paşa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa'nın istekleri üzerine, Kasımpaşa'da açılan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'a altmış kuruşla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi.  Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: 'Bazı silahların hedefi vurmaması, padişah III. Selim'i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi'yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuştur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını sağlamıştır. Gelenbevi'nin bu başarısı padişahın dikkatini çekmiş ve padişah tarafından ödüllendirilmiştir.  Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere 30'dan fazla eser bırakmıştır. Türkiye'ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Ayrıca İstanbul Fatih'te adını taşıyan Gelenbevi Anadolu Lisesi bulunmaktadır.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin adını taşıyan lise İstanbul'un hangi ilçesindedir?", "answers": {"answer_start": 1573, "text": "Fatih"}}, {"id": "8485", "context": "1730 senesinde Aydın vilâyetinin Saruhan sancağında bulunan Gelenbe kasabasında dünyâya geldi. Adı İsmâil olmasına rağmen doğduğu yerden dolayı Gelenbevî olarak tanınmıştır. 1791 (H.1206)de Yenişehir'de vefât etti. Ataları Gelenbe kasabasında müftî ve müderrislik yapmışlardı. Kendisi ise küçük yaşta yetim kaldığından tahsîline başlayamamıştı. On iki-on üç yaşlarında bulunduğu sıralarda bir gün sokakta çocuklarla ceviz oynuyordu. Bunu gören baba dostlarından biri; \"Çok yazık! Ata ve ecdâdın büyük âlim ve ilim sâhibiyken, sen sokaklarda dalgınlık ve başıboşluk içinde oyun oynuyorsun!\" demesi üzerine, oyunu terk ederek o günden îtibâren ilim tahsîline başlamıştı. Sonra İstanbul'a gelerek Yâsinzâde ve diğer âlimlerden ilim tahsîlini tamamlayarak, bütün gayret ve çalışmalarını insanların yükselip, kemâl sâhibi olmaları için harcadı.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi doğduğu zaman Gelenbe toprakları kimlere aitti?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "Saruhan"}}, {"id": "8486", "context": "1730 senesinde Aydın vilâyetinin Saruhan sancağında bulunan Gelenbe kasabasında dünyâya geldi. Adı İsmâil olmasına rağmen doğduğu yerden dolayı Gelenbevî olarak tanınmıştır. 1791 (H.1206)de Yenişehir'de vefât etti. Ataları Gelenbe kasabasında müftî ve müderrislik yapmışlardı. Kendisi ise küçük yaşta yetim kaldığından tahsîline başlayamamıştı. On iki-on üç yaşlarında bulunduğu sıralarda bir gün sokakta çocuklarla ceviz oynuyordu. Bunu gören baba dostlarından biri; \"Çok yazık! Ata ve ecdâdın büyük âlim ve ilim sâhibiyken, sen sokaklarda dalgınlık ve başıboşluk içinde oyun oynuyorsun!\" demesi üzerine, oyunu terk ederek o günden îtibâren ilim tahsîline başlamıştı. Sonra İstanbul'a gelerek Yâsinzâde ve diğer âlimlerden ilim tahsîlini tamamlayarak, bütün gayret ve çalışmalarını insanların yükselip, kemâl sâhibi olmaları için harcadı.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi nerede vefat etti?", "answers": {"answer_start": 190, "text": "Yenişehir"}}, {"id": "8487", "context": "1730 senesinde Aydın vilâyetinin Saruhan sancağında bulunan Gelenbe kasabasında dünyâya geldi. Adı İsmâil olmasına rağmen doğduğu yerden dolayı Gelenbevî olarak tanınmıştır. 1791 (H.1206)de Yenişehir'de vefât etti. Ataları Gelenbe kasabasında müftî ve müderrislik yapmışlardı. Kendisi ise küçük yaşta yetim kaldığından tahsîline başlayamamıştı. On iki-on üç yaşlarında bulunduğu sıralarda bir gün sokakta çocuklarla ceviz oynuyordu. Bunu gören baba dostlarından biri; \"Çok yazık! Ata ve ecdâdın büyük âlim ve ilim sâhibiyken, sen sokaklarda dalgınlık ve başıboşluk içinde oyun oynuyorsun!\" demesi üzerine, oyunu terk ederek o günden îtibâren ilim tahsîline başlamıştı. Sonra İstanbul'a gelerek Yâsinzâde ve diğer âlimlerden ilim tahsîlini tamamlayarak, bütün gayret ve çalışmalarını insanların yükselip, kemâl sâhibi olmaları için harcadı.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'nin ataları Gelenbe kasabasında ne gibi işlerle meşguldüler?", "answers": {"answer_start": 243, "text": "müftî ve müderrislik"}}, {"id": "8488", "context": "Gelenbevî İsmâil Efendi nin hemen hemen her ilimde derin bilgisi vardı. Eski matematik hesaplara âit müşkülleri hâlleden meşhurların sonuncusuydu. Eserleri, kıymetini meydana çıkardığı gibi, şöhret bulmasına da sebeb oldu. Gelenbevî İsmâil Efendi'nin İstanbul'da bulunduğu sırada, Fransa'dan bir mühendis gelerek logaritma cetvelini Bâbıâlî'ye takdim etmişti. İstanbul'da bu ilmi kimsenin bilmediğini iddiâ etmesi üzerine Gelenbevî İsmâil Efendinin evine gönderildi. Evdeki durumu gören Fransız, Gelenbevî'yi hiç yerine koyarak, logaritmayla ilgili bir mesele bırakıp; \"Falan vakte kadar cevâbını isterim.\" dedi. Fransız, Hocanın evine tekrar netîceyi öğrenmek için geldiğinde cevap yerine İsmâil Efendi, yazdığı logaritma risâlesini takdim etti. Çok şaşıran Fransız, Bâbıâli'de Gelenbevî İsmâil Efendi nin zekâ ve kâbiliyetine hayran olduğunu beyân etti. Reîsülküttâb Efendiye; \"Şu adam Avrupa'da olsaydı ağırlığınca altın ederdi.\" demesi samîmi bir ifâdesiydi.", "question": "Gelenbevi İsmail Efendi'ye göstermeden önce Fransız mühendis Bâbıâlî'ye neyi takdim etti?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "logaritma cetvelini"}}, {"id": "8489", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman'ın tam doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "8 Temmuz 1940"}}, {"id": "8490", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "4 Eylül 2011"}}, {"id": "8491", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8492", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman'ın ilgi ve uzmanlık alanı nedir?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "gökbilim"}}, {"id": "8493", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman araştırmalarını çoğunlukla hangi alanda yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 182, "text": "Yüksek enerji astrofiziği"}}, {"id": "8494", "context": "Hakkı Boran Ögelman (Prof.Dr.), (d.  8 Temmuz 1940, İstanbul- ö. 4 Eylül 2011, Austin, Teksas), Türk gökbilimci ve akademisyen.  Türkiyenin en önemli deneysel gökbilimcilerindendir. Yüksek enerji astrofiziğinin birçok alanında araştırma yapmış, küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına dikkat çekmiş, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin kuruluşunda emek vermiş bir bilim adamıdır.", "question": "Hakkı Ögelman dünyanın ne tür sorunlarına dikkat çekmiştir?", "answers": {"answer_start": 245, "text": "küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarına"}}, {"id": "8495", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "hukukçu"}}, {"id": "8496", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 91, "text": "Vedya Özlem"}}, {"id": "8497", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'nın doğumundan kısa bir süre sonra ailesi nereye yerleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Ankara"}}, {"id": "8498", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman hangi alanda yüksek öğrenim gördü?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "fizik"}}, {"id": "8499", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'nin yüksek öğrenim gördüğü üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 290, "text": "DePauw Üniversitesi"}}, {"id": "8500", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman ilk evliliğini kim ile yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 391, "text": "Ivy White"}}, {"id": "8501", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'nın ilk evliliğinden kaç oğlu doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 446, "text": "iki"}}, {"id": "8502", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman doktorasını yaparken hangi tür ışınları ölçmek için bir dedektör geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 534, "text": "gama"}}, {"id": "8503", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman kaç yılında doktora derecesini almıştır?", "answers": {"answer_start": 789, "text": "1966"}}, {"id": "8504", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın doktora tezinin başlığı nedir?", "answers": {"answer_start": 711, "text": "Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle"}}, {"id": "8505", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman post-doktorasını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 833, "text": "Sidney"}}, {"id": "8506", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman NASA'nın hangi tesisinde çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 964, "text": "Goddard Uzay Uçuş Merkezi"}}, {"id": "8507", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Salehettin Ögelman"}}, {"id": "8508", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın annesinin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "öğretmen"}}, {"id": "8509", "context": "1940 yılında İstanbulda dünyaya geldi.  Babası hukukçu Salehettin Ögelman, annesi öğretmen Vedya Özlem Ögelmandir. Ailesi, doğumundan kısa bir süre sonra Ankaraya yerleşti.  Hakkı Ögelman, 10 yaşında İstanbulda Robert Koleje kaydoldu. Bu okulu bitirdikten sonra ABDnin Indiana eyaletindeki DePauw Üniversitesinde fizik alanında yükseköğrenim gördü. İlk evliliğini bu üniversitedeki arkadaşı Ivy White ile yaptı. Bu evlilikten Kenan ve Nedim adlı iki oğlu dünyaya geldi.  Cornell Üniversitesinde devam ettiği doktora eğitimi sırasında gama ışını toplamak için tasarlanmış balonla atmosferin üst kısımlarına çıkarılarak veri toplayacak bir dedaktör yaptı. Prof. K. Greisen ve Dr. J. Delvaille yönetiminde yaptığı Search for Discrete Sources of High Energy Cosmic Gamma Rays başlıklı teziyle 1966da doktora derecesi aldı.  Avustralyada Sidney Üniversitesinde post-doktora çalışması yaptıktan sonra  aldığı bir üniversite bursu ile NASAnın  ilk uzay uçuş merkezi olan Goddard Uzay Uçuş Merkezinde üç yıl çalıştı; pulsar, quasar, nötron yıldızı gibi uzay nesneleri hakkında öne gelen uzmanlardan biri oldu, çok sayıda makale yayımladı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın ilk evliliğinden olan iki çocuğunun isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 426, "text": "Kenan ve Nedim"}}, {"id": "8510", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman kaç yılında askerliğini yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "1969"}}, {"id": "8511", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman askerliğini yaptıktan sonra hangi üniversitede göreve başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "ODTÜ"}}, {"id": "8512", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman ODTÜ'de 1970'de hangi bölümün başkanlığını üstenmiştir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "Fizik Bölümü"}}, {"id": "8513", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman üniversite kampüslerine koyduğu deneylerle hangi astronomik olayı gözledi?", "answers": {"answer_start": 252, "text": "süpernova"}}, {"id": "8514", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman öğrencileriyle beraber gerçekleştirdiği süpernova deneyi nerede haber oldu?", "answers": {"answer_start": 416, "text": "New Scientist"}}, {"id": "8515", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman'ın ana araştırıcılarından biri olarak görev yaptığı SAS_II uydusu kaç yılında fırlatıldı?", "answers": {"answer_start": 528, "text": "1972"}}, {"id": "8516", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman hangi yılda TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu?", "answers": {"answer_start": 600, "text": "1976"}}, {"id": "8517", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliğini hangi yıla kadar devam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 652, "text": "1983"}}, {"id": "8518", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman ilk eşinden kaç yılında ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 675, "text": "1977"}}, {"id": "8519", "context": "Ögelman, 1969da yurda dönerek askerlik yaptıktan sonra ODTÜde göreve başladı. 1970de Fizik Bölümü Başkanlığını üstlendi. Öğrencileriyle birlikte ODTÜ Fizik Bölümünün çatısına, Ege Üniversitesi Gözlemevine ve Gaziantep ODTÜ kampüsüne koyduğu deneylerle süpernovalardan gelen yüksek enerjili ışınımın atmosferde oluşturduğu ışığı izleyerek süpernova yakaladı. Alınan veriler Ankara'ya telsizle aktarılırdı. Bu çalışma New Scientist'te haber oldu. Bu dönemde arkeoloji ile de ilgilenerek C14 yaş tayini konusunda çalışmalar yaptı. 1972 yılında atılan SAS_II uydusunun ana araştırıcılarından birisi idi. 1976da Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve bu görevi 1983e kadar sürdürdü.  1977de eşinden ayrılan Hakkı Ögelman, meslektaşı Dr. Yeter Göksu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl ODTÜdeki görevine son verildi;; ancak karar Danıştay tarafından iptal edildi.", "question": "Hakkı Ögelman ikinci evliliğini kiminle yaptı?", "answers": {"answer_start": 724, "text": "Dr. Yeter Göksu"}}, {"id": "8520", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman hangi üniversitede dekanlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Çukurova Üniversitesi"}}, {"id": "8521", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman dekanlık yaparken hangi konu hakkında araştırmalar yürüttü?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "güneş enerjisi"}}, {"id": "8522", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman dekanlık döneminde araştırma amacıyla ne inşa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "güneş evi"}}, {"id": "8523", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın eşi neden tutuklandı?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "1402'likler listesine girdi"}}, {"id": "8524", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman'ın ikinci eşi ne kadar tutuklu kaldı?", "answers": {"answer_start": 265, "text": "8 ay"}}, {"id": "8525", "context": "Ögelman, 1978-1982 arasında Çukurova Üniversitesinde dekanlık yaptı ve güneş enerjisi araştırmaları yürüttü. Bu dönemde Çukurova Üniversitesi kampüsü içine bir güneş evi inşa etti.  1980 darbesi sonrasında eşi Yeter Göksu 1402'likler listesine girdi ve tutuklandı. 8 ay tutuklu kalan eşinin serbest kalmasından sonra çift  Türkiyeden ayrıldı.", "question": "Hakkı Ögelman ne zaman Türkiye'den ayrıldı?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "eşinin serbest kalmasından sonra"}}, {"id": "8526", "context": "Hakkı Ögelman, Almanyada. Max-Planck-Institut für Extraterrestrische Physik- Garchingde (MPE) ROSAT X-ışınları gözlem uydusuyla çalıştı; Türkiyeden öğrenci ve meslektaşlarını da bu çalışmalara kattı.  Çalışmaları 1988 Sedat Simavi Ödülü ve 1991 TÜBİTAK Bilim Ödülüne değer görüldü. MPEdeki çalışmalarının sonunda Yeter Göksu ile boşanan Hakkı Ögelman, daha sonra Marina Orio adlı İtalyan meslektaşı ile evlenmiş ve bu evlilikten Roberto adlı oğlu dünyaya gelmiştir.", "question": "Hakkı Ögelman 1988'de hangi ödülü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "Sedat Simavi Ödülü"}}, {"id": "8527", "context": "Hakkı Ögelman, Almanyada. Max-Planck-Institut für Extraterrestrische Physik- Garchingde (MPE) ROSAT X-ışınları gözlem uydusuyla çalıştı; Türkiyeden öğrenci ve meslektaşlarını da bu çalışmalara kattı.  Çalışmaları 1988 Sedat Simavi Ödülü ve 1991 TÜBİTAK Bilim Ödülüne değer görüldü. MPEdeki çalışmalarının sonunda Yeter Göksu ile boşanan Hakkı Ögelman, daha sonra Marina Orio adlı İtalyan meslektaşı ile evlenmiş ve bu evlilikten Roberto adlı oğlu dünyaya gelmiştir.", "question": "Hakkı Ögelman TÜBİTAK ödülünü ne zaman kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "1991"}}, {"id": "8528", "context": "Hakkı Ögelman, Almanyada. Max-Planck-Institut für Extraterrestrische Physik- Garchingde (MPE) ROSAT X-ışınları gözlem uydusuyla çalıştı; Türkiyeden öğrenci ve meslektaşlarını da bu çalışmalara kattı.  Çalışmaları 1988 Sedat Simavi Ödülü ve 1991 TÜBİTAK Bilim Ödülüne değer görüldü. MPEdeki çalışmalarının sonunda Yeter Göksu ile boşanan Hakkı Ögelman, daha sonra Marina Orio adlı İtalyan meslektaşı ile evlenmiş ve bu evlilikten Roberto adlı oğlu dünyaya gelmiştir.", "question": "Hakkı Ögelman'nın üçüncü eşinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "Marina Orio"}}, {"id": "8529", "context": "Hakkı Ögelman, Almanyada. Max-Planck-Institut für Extraterrestrische Physik- Garchingde (MPE) ROSAT X-ışınları gözlem uydusuyla çalıştı; Türkiyeden öğrenci ve meslektaşlarını da bu çalışmalara kattı.  Çalışmaları 1988 Sedat Simavi Ödülü ve 1991 TÜBİTAK Bilim Ödülüne değer görüldü. MPEdeki çalışmalarının sonunda Yeter Göksu ile boşanan Hakkı Ögelman, daha sonra Marina Orio adlı İtalyan meslektaşı ile evlenmiş ve bu evlilikten Roberto adlı oğlu dünyaya gelmiştir.", "question": "Hakkı Ögelman'ın üçüncü evliliğinden doğan oğlunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 429, "text": "Roberto"}}, {"id": "8530", "context": "Ögeelman 1991de University of Wisconsinde çalışmaya başladı; pek çok doktora öğrencisi yetiştirdi; ROSAT ile çalışmalarına devam etti. Her yaz Türkiyeye gelip Sabancı Üniversitesinde ders veren Ögerman, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin (TUG) kuruluşu sırasındaki yer arama çalışmalarında, 150cmlik Rus-Türk teleskobunun temininde, Gözlemevinin açılmasında rol aldı. ABD, Namibya ve Avustralyada kurulu ROTSE robotik teleskobunun dördüncüsünün TÜBİTAK Ulusal Gözlemevine getirilmesini sağladı. 1994te Türkiye Bilimler Akademisine üye seçildi.  1995te geçirdiği kısmî felçten sonra da araştırmalarına devam etti. 4 Eylül 2011de yemek borusu kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.", "question": "Hakkı Ögelman ne zaman Wisconsin Üniversitesinde çalışmaya başladı?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "1991"}}, {"id": "8531", "context": "Ögeelman 1991de University of Wisconsinde çalışmaya başladı; pek çok doktora öğrencisi yetiştirdi; ROSAT ile çalışmalarına devam etti. Her yaz Türkiyeye gelip Sabancı Üniversitesinde ders veren Ögerman, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin (TUG) kuruluşu sırasındaki yer arama çalışmalarında, 150cmlik Rus-Türk teleskobunun temininde, Gözlemevinin açılmasında rol aldı. ABD, Namibya ve Avustralyada kurulu ROTSE robotik teleskobunun dördüncüsünün TÜBİTAK Ulusal Gözlemevine getirilmesini sağladı. 1994te Türkiye Bilimler Akademisine üye seçildi.  1995te geçirdiği kısmî felçten sonra da araştırmalarına devam etti. 4 Eylül 2011de yemek borusu kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.", "question": "Hakkı Ögelman University of Wisconsinde'deyken hangi çalışmalarına devam etti?", "answers": {"answer_start": 99, "text": "ROSAT"}}, {"id": "8532", "context": "Ögeelman 1991de University of Wisconsinde çalışmaya başladı; pek çok doktora öğrencisi yetiştirdi; ROSAT ile çalışmalarına devam etti. Her yaz Türkiyeye gelip Sabancı Üniversitesinde ders veren Ögerman, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin (TUG) kuruluşu sırasındaki yer arama çalışmalarında, 150cmlik Rus-Türk teleskobunun temininde, Gözlemevinin açılmasında rol aldı. ABD, Namibya ve Avustralyada kurulu ROTSE robotik teleskobunun dördüncüsünün TÜBİTAK Ulusal Gözlemevine getirilmesini sağladı. 1994te Türkiye Bilimler Akademisine üye seçildi.  1995te geçirdiği kısmî felçten sonra da araştırmalarına devam etti. 4 Eylül 2011de yemek borusu kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.", "question": "Hakkı Ögelman kaçıncı ROTSE teleskobunun Türkiye'ye kurulmasını sağlamıştır?", "answers": {"answer_start": 424, "text": "dördüncüsünün"}}, {"id": "8533", "context": "Ögeelman 1991de University of Wisconsinde çalışmaya başladı; pek çok doktora öğrencisi yetiştirdi; ROSAT ile çalışmalarına devam etti. Her yaz Türkiyeye gelip Sabancı Üniversitesinde ders veren Ögerman, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin (TUG) kuruluşu sırasındaki yer arama çalışmalarında, 150cmlik Rus-Türk teleskobunun temininde, Gözlemevinin açılmasında rol aldı. ABD, Namibya ve Avustralyada kurulu ROTSE robotik teleskobunun dördüncüsünün TÜBİTAK Ulusal Gözlemevine getirilmesini sağladı. 1994te Türkiye Bilimler Akademisine üye seçildi.  1995te geçirdiği kısmî felçten sonra da araştırmalarına devam etti. 4 Eylül 2011de yemek borusu kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.", "question": "Hakkı Ögelman'ın ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 621, "text": "yemek borusu kanseri"}}, {"id": "8534", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 57, "text": "1982"}}, {"id": "8535", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN adının açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Hava Elektronik Sanayii"}}, {"id": "8536", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN kaç yılında yabancı ortaklarından ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 196, "text": "1985"}}, {"id": "8537", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN yabancı ortaklarından ayrılınca hangi vakfa ait olmuştur?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı"}}, {"id": "8538", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN'ın merkezi nerededir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "Ankara"}}, {"id": "8539", "context": "HAVELSAN A.Ş. (adının açılımı: Hava Elektronik Sanayii), 1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yazılım Mühendisliği alanındaki ihtiyaçlarının giderilmesi amacı ile kurulmuş olan bir şirkettir. 1985 yılından itibaren şirket yabancı ortaklarından ayrılarak %98'i Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan bir kuruluş haline gelmiştir. Şirket merkezi Ankara'da olmakla birlikte birçok farklı ilde ve yurtdışında ofisleri bulunmaktadır.  Havelsan, Savunma ve BT sektörlerinde global çözümler sunan bir bilişim ve sistem şirketidir. Havelsan, C4ISR, Anayurt Güvenliği, Simülasyon ve Eğitim Simülatörleri ve Bilgi Yönetim Sistemleri alanlarında kendini geliştirmiştir. Bu dallardan CN-235 CASA ucakları için pilot uçuş eğitim simülatörü üretmiş ve Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yurtdışına simülatör ihrac etmiştir.  Havelsan, genelde askeri yazılım ve siber güvenlik projelerinde yer almakla birlikte son yıllarda birçok e-devlet projesi ile ilgili sorumluluklar almış ve bu sorumluluklarını başarıyla yerine getirmiş ya da getirmeye devam etmektedir.", "question": "HAVELSAN bir ilke imza atarak ne tür bir simülatör geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "pilot uçuş eğitim simülatörü"}}, {"id": "8540", "context": "Abdülbaki Nusret Hızır, (d. 1899, İstanbul) - (ö. 8 Mart 1980, İstanbul) Türk eğitimci, akademisyen ve Türkiyenin önde gelen felsefecilerindendir.", "question": "Nusret Hızır hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "1899"}}, {"id": "8541", "context": "Abdülbaki Nusret Hızır, (d. 1899, İstanbul) - (ö. 8 Mart 1980, İstanbul) Türk eğitimci, akademisyen ve Türkiyenin önde gelen felsefecilerindendir.", "question": "Nusret Hızır nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8542", "context": "Abdülbaki Nusret Hızır, (d. 1899, İstanbul) - (ö. 8 Mart 1980, İstanbul) Türk eğitimci, akademisyen ve Türkiyenin önde gelen felsefecilerindendir.", "question": "Nusret Hızır hangi tarihte yaşamını yitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "8 Mart 1980"}}, {"id": "8543", "context": "Abdülbaki Nusret Hızır, (d. 1899, İstanbul) - (ö. 8 Mart 1980, İstanbul) Türk eğitimci, akademisyen ve Türkiyenin önde gelen felsefecilerindendir.", "question": "Nusret Hızır nerede yaşamını yitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8544", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır 1934'te İstanbul Üniversitesi'nde kime asistanlık yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "Hans Reichenbach"}}, {"id": "8545", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır Almanya'da hangi alanlarda öğrenim gördü?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "fizik, matematik ve felsefe"}}, {"id": "8546", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır hangi yılda emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 791, "text": "1968"}}, {"id": "8547", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır hangi düşünürlerin yapıtlarını Türkçe'ye çevirmiştir?", "answers": {"answer_start": 1346, "text": "Erasmus, Leibniz, Nietzsche"}}, {"id": "8548", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır dergi yazılarını toplayıp yayınladığı yapıtının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 1465, "text": "Felsefe Yazıları"}}, {"id": "8549", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır Felsefe Yazıları'nı hangi yılda yayınlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1458, "text": "1976"}}, {"id": "8550", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır TDK Deneme Ödülü'nü hangi yılda aldı?", "answers": {"answer_start": 1510, "text": "1977"}}, {"id": "8551", "context": "Nusret Hızır, 1899da İstanbulda doğdu. Almanyada fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Hans Reichenbachın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumunda uzman olarak çalıştı. 1942de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasiklerinin çevrilmesinden sorumlu \"Tercüme Odası\" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963te Pariste Yüksek Öğretmen Okulunda (cole Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.  1962de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki derslerini ve Türk Tarih Kurumundaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiyede mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.  1949-1950de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçeye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976da Felsefe Yazılarında topladı ve bu yapıtıyla, 1977de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlının Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.  Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbulda öldü.", "question": "Nusret Hızır TDK Deneme Ödülü'nü hangi eseriyle aldı?", "answers": {"answer_start": 1465, "text": "Felsefe Yazıları"}}, {"id": "8557", "context": "Tamer Başar (d. 19 Ocak 1946 - ) Amerika Birleşik Devletleri-İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Swanlund Endowed Bölüm Başkanı ve Kontrol sistem mühendisliği profesörü Türk bilim insanı.", "question": "Tamer Başar hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "19 Ocak 1946"}}, {"id": "8558", "context": "Tamer Başar (d. 19 Ocak 1946 - ) Amerika Birleşik Devletleri-İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Swanlund Endowed Bölüm Başkanı ve Kontrol sistem mühendisliği profesörü Türk bilim insanı.", "question": "Tamer Başar İllinois Üniversitesi'nde hangi bölümün başkanlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 101, "text": "Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Swanlund Endowed"}}, {"id": "8559", "context": "Tamer Başar 1969 yılında Boğaziçi Üniversitesi-Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Yale Üniversitesi Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi'nden 1970, 1971 ve 1972 yıllarında sırasıyla M.S., M.Phil., ve Ph.D. derecelerini almaya hak kazandı.", "question": "Tamer Başar hangi yılda Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "1969"}}, {"id": "8560", "context": "Tamer Başar 1969 yılında Boğaziçi Üniversitesi-Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Yale Üniversitesi Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi'nden 1970, 1971 ve 1972 yıllarında sırasıyla M.S., M.Phil., ve Ph.D. derecelerini almaya hak kazandı.", "question": "Tamer Başar yüksek öğrenim ve doktorasını hangi üniversiteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 93, "text": "Yale Üniversitesi"}}, {"id": "8561", "context": "Tamer Başar 1969 yılında Boğaziçi Üniversitesi-Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Yale Üniversitesi Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi'nden 1970, 1971 ve 1972 yıllarında sırasıyla M.S., M.Phil., ve Ph.D. derecelerini almaya hak kazandı.", "question": "Tamer Başar yüksek öğrenim ve doktorasını hangi fakülteden almıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi"}}, {"id": "8562", "context": "Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK'tan 1980 yılında ayrılan Başar, 1991 yılında 'in yerine İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi'ne Denetim Kuramı Profesörü olarak atandı.  2008-09 yılında 'nın başkan yardımcılığını yürüten Tamer Başar, 2010-11 yılında bu konseyin başkanlığına getirildi.", "question": "Tamer Başar hangi yılda TÜBİTAK ve Boğaziçi Üniversitesi'nden ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "1980"}}, {"id": "8563", "context": "Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK'tan 1980 yılında ayrılan Başar, 1991 yılında 'in yerine İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi'ne Denetim Kuramı Profesörü olarak atandı.  2008-09 yılında 'nın başkan yardımcılığını yürüten Tamer Başar, 2010-11 yılında bu konseyin başkanlığına getirildi.", "question": "Tamer Başar hangi yılda İllinois Üniversitesi'nde Denetim Kuramı Profesörü olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "1991"}}, {"id": "8564", "context": "2006 yılında Richard E. Bellman anısına denetim mirası ödülü kazanan Tamer Başar, 2014 yılında ise IEEE Denetim Sistemleri Ödülü'ne layık görüldü.", "question": "Tamer Başar IEEE Denetim Sistemleri Ödülü'nü hangi yıl almıştır?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "2014"}}, {"id": "8565", "context": "2006 yılında Richard E. Bellman anısına denetim mirası ödülü kazanan Tamer Başar, 2014 yılında ise IEEE Denetim Sistemleri Ödülü'ne layık görüldü.", "question": "Tamer Başar kimin anısına denetim mirası ödülünü kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Richard E. Bellman"}}, {"id": "8566", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu kaç yılında oluşmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "1992"}}, {"id": "8567", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Türkiye'de İnternet adlı konferansların ilki kaç yılında düzenlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 141, "text": "1995"}}, {"id": "8568", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu girişimler ile hangi derneği kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 441, "text": "Linux Kullanıcıları Derneği"}}, {"id": "8569", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Linux ve Özgür Yazılım Şenliği ilk hangi yılda gerçekleştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 543, "text": "2002"}}, {"id": "8570", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Truva Linux hangi yılın hangi ayında geliştirilmeye başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1092, "text": "2004 Nisan"}}, {"id": "8571", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Pardus Linux tasarısı hangi yıl geliştirilmeye başlandı?", "answers": {"answer_start": 1139, "text": "2003"}}, {"id": "8572", "context": "Türkiye'de özgür yazılım topluluğu 1992 yılında oluşmaya başlamış 1993 yılında linux@bilkent.edu.tr listesi etrafinda örgütlenmeye başlamış, 1995 yılında ilki düzenlenen \"Türkiye'de İnternet\" Konferansı'nda ilk kez yüz yüze bir araya gelmiştir. 1995'ten 2000 yılı ortasına kadar Türkiye Linux Kullanıcıları Grubu adı ile bir birlik oluşturan Türk özgür yazılım gönüllüleri, 2000 Mayıs ayında başlatılan girişimler ile bir derneğe kavuşarak, Linux Kullanıcıları Derneği adı ile ilk genel kurullarını Kasım 2001'de gerçekleştirmiştir. LKD Mayıs 2002'de Ankara Üniversitesi'nde 1. Linux ve Özgür Yazılım Şenliğini gerçekleştirilmiştir. Şenlik 2002'den sonra her yıl yinelenmektedir.  Türkiye'de bir Linux geleneği oluşunca insanlar Türkiye'ye özgü, gereksinimleri karşılayabilecek bir Linux dağıtımı yapma işine giriştiler. 1998 yılında İTÜ'lü ve Yeditepeli bir öbek öğrencinin \"Türkçeleştirilişmiş bir işletim sistemimiz, yazılımlarımız olsun!\" düşüncesi ile çıkan Turkuaz Linux  tasarısı bu alanda öncülerdendir. Tasarı şu an durdurulmasına karşın  ardılları olan tasarılara yol göstermiştir. 2004 Nisan'ında başlayan Truva Linux tasarısı, 2003 yılında TÜBİTAK UEKAE bünyesindeki Pardus tasarısı diğer önemli Linux dağıtımı girişimleridir. Bunlardan en önemlisi halen süren Pardus Linux dağıtımıdır.  Şu anda da Türkiye'deki Linux ve özgür yazılım topluluğu varlığını büyüyerek sürdürmektedir.", "question": "Pardus Linux tasarısı hangi kurum bünyesindedir?", "answers": {"answer_start": 1152, "text": "TÜBİTAK UEKAE"}}, {"id": "8573", "context": "1996 yılında TÜBİTAK 'a bağlı bir enstitü olarak kurulan Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM); Türkiye'deki tüm akademik kurumları birbirine ve küresel araştırma ağlarına bağlayan Ulusal Akademik Ağ alt yapısını işletmekte ve bu ağ üzerinden yeni ağ servisleri sunarak, bir yandan ağ için araştırma geliştirme yapmakta, diğer yandan araştırmacıların ağı Ar-Ge yapmak için kullanmalarını sağlamaktadır.  Ayrıca, Türkiye'deki en zengin bilimsel basılı ve elektronik bilgi kaynaklarına sahip olan Cahit Arf Bilgi Merkezi aracılığı ile ülke çapında yaygın bilgi ve belge erişim hizmetleri sunmaktadır.  ULAKBİM kuruluşundan günümüze kadar olan süre içerisinde, bilgi çağında yaşanan hızlı teknolojik değişimler ve gelişmelere ayak uydurarak; temel faaliyet alanları ile ilgili, gerek ağ teknolojilerinde, gerekse elektronik yayıncılıktaki gelişmeleri gününün koşullarına uygun olarak yakından izlemekte ve kendini devamlı olarak yenilemektedir.  Buna göre ULAKBİM; \"ulusal hizmet\" anlayışı çerçevesinde, eğitim ve araştırma ağ altyapısının yüksek hızlı yurt içi ve yurt dışı bağlantıları üzerinden sunduğu hizmetlerle, misyonu doğrultusunda Türkiye'deki eğitim ve araştırma kapasitesini artırmak ve bilgi hizmetlerini ulusal ölçekte yaygınlaştırmak amacıyla günün koşullarına uygun olarak geliştirmeyi hedeflemektedir.", "question": "Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi hangi kuruma bağlı bir enstitü olarak kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "8574", "context": "ULAKNET; Türkiye'deki tüm üniversiteler ile bunların fakülte ve diğer alt birimleri, TÜBİTAK birimleri, Askeri Okullar, Harp Akademileri ve Polis Akademisi, Türk Tarih Kurumu, Milli Kütüphane, YÖK, ÖSYM, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ar-Ge birimlerinden oluşan toplam 176 birime Superonline'dan kiralanan frame relay, ATM, Metro Ethernet, G.SHDSL ve kiralık hatlar kullanılarak ücretsiz hizmet sağlamaktadır. Bu hizmetten bu uçlarda bulunan yaklaşık 111.000 öğretim görevlisi, araştırmacı ve 2.500.000'un üzerinde üniversite öğrencisi yararlanmaktadır.", "question": "ULAKNET'i yaklaşık kaç öğretim görevlisi kullanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "111.000"}}, {"id": "8575", "context": "ULAKNET; Türkiye'deki tüm üniversiteler ile bunların fakülte ve diğer alt birimleri, TÜBİTAK birimleri, Askeri Okullar, Harp Akademileri ve Polis Akademisi, Türk Tarih Kurumu, Milli Kütüphane, YÖK, ÖSYM, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ar-Ge birimlerinden oluşan toplam 176 birime Superonline'dan kiralanan frame relay, ATM, Metro Ethernet, G.SHDSL ve kiralık hatlar kullanılarak ücretsiz hizmet sağlamaktadır. Bu hizmetten bu uçlarda bulunan yaklaşık 111.000 öğretim görevlisi, araştırmacı ve 2.500.000'un üzerinde üniversite öğrencisi yararlanmaktadır.", "question": "ULAKNET'i yaklaşık kaç üniversite öğrencisi kullanmaktadır?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "2.500.000"}}, {"id": "8576", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî hangi ay ve yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Aralık 903"}}, {"id": "8577", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "25 Mayıs 986"}}, {"id": "8578", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî batıda kim olarak da bilinir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Azophi"}}, {"id": "8579", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "10."}}, {"id": "8580", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî için bir gezegene hangi ad verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "12621 Alsufi"}}, {"id": "8581", "context": "Abdurrahman es-Sufî (Farsça:  , d. Aralık 903  ö. 25 Mayıs 986), 10. yüzyılda yaşamış Farisi gökbilimci. Ayrıca Abdülrahman Ebu el-Hüseyin, Abdülrahman Sufi, Abdurrahman Sufi ve batı dünyasında 'Azophi' olarak da bilinir; Ay krateri Azophi ve küçük gezegen 12621 Alsufi onun adına isimlendirilmiştir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî'ye ithafen bir ay kraterine hangi ismi verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 195, "text": "Azophi"}}, {"id": "8582", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî hazırladığı yıldız kataloğunda kaç takım yıldızının bilgileri vardır?", "answers": {"answer_start": 220, "text": "kırk sekiz"}}, {"id": "8583", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî'nin kullandığı ve önerdiği terimlerin kaçı gökbilim literatürüne girmiştir?", "answers": {"answer_start": 582, "text": "94"}}, {"id": "8584", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî yıldız kataloğunu hangi tarihte oluşturmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 1429, "text": "30 Eylül 964"}}, {"id": "8585", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî hazırladığı yıldız kataloğunda yıldızların hangi bilgilerini vermiştir?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "konum ve parlaklıkları"}}, {"id": "8586", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî hazırladığı yıldız kataloğunda Almagest'teki yıldız isimlerinin hangi dildeki karşılıklarını vermiştir?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Arapça"}}, {"id": "8587", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî İran İsfahan'da kimin sarayında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 72, "text": "Emir Adud ad-Daula"}}, {"id": "8588", "context": "Abdurrahman es-Sufî, 903'te İran'ın Rey şehrinde doğdu. İran İsfahan'da Emir Adud ad-Daula'nın sarayında yaşamış, Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız kataloğu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızları tanıtıp bunların gökyüzündeki konum ve parlaklıkları bildirdikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları vererek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Abdurrahman el-Sufi'nin önerdiği terimler, daha sonra doğulu ve batılı gökbilimciler tarafından kullanılmış ve bunlardan 94 tanesi modern gökbilim literatürüne girmiştir. Batı dillerinde adı, farklı telaffuzların bir sonucu olarak 'Azophi', 'İlbermosofim', 'Jeber Mosphim' ve 'Abuhassin' gibi çeşitli şekillerde yer almaktadır. Abdurrahman el-Sufi'nin gök cisimlerinin uzaklığını ölçmek için kullandığı rumh  14B  Andromedae ve Pegasi'nin uzaklığı; zira'  1 /6 rumh  ZB 20; şibr 113 zira'; esba  1/32 zira' gibi birimler, uzaklıkların belirlenmesinde çok sağlıklı bir şekilde kullanılmıştır. Abdurrahman el-Sufi, her yıldız takımının bir defa gökyüzünde görüldüğü, bir defa da gök küresinde görüleceği tarzda resmini çizmiş, daha sonra her yıldızın boylam, enlem, büyüklük ve rengini vererek yıldız kümelerine göre bir cetvel katalog meydana getirmiştir. Bu yıldız cetvelinin başlangıcı, İskender takviminin 1276 yılının ilk günüdür Hicri 20 Ramazan 353 Miladi Takvim 30 Eylül 964. Boylamları, Batlamyus'un bulduğu boylamlara 66 yıl için 1 derece olmak üzere, toplam 42 derece 41 dakikalık bir sabit miktar ekleyerek bulmuştur. Hâlbuki Halife Me'mün zamanında \"zicü'l-mümtehan'ın hazırlanmasında kullanılan Batlamyus'un cetveli, Menelaos'un verdiği değerlere 100 yıl için 1 derece eklenerek düzenlenmişti. Batlamyus'la başlayan kozmografik haritalar hazırlama geleneğinin Abdurrahman el-Sufi'den geçerek çağımıza kadar ulaştığı kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin astronomi aletlerinin ve enstrümantal tekniklerin geliştirilmesinde de önemli yardımları olmuştur. İbnü'l-Kıfti, 1043 tarihinde, onun tarafından yapıldığı rivayet edilen üç bin dirhem (10 kg kadar) ağırlığında gümüş bir gök küresinin Kahire'de bulunduğunu kaydetmektedir. 0 yaptığı düzenlemelerle usturlapların ölçme hassasiyetini de arttırmıştır. Biruni, Abdurrahman el-Sufi'nin 123,5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini ölçtüğünü, İbn Yunus ise bu eğimi 23B 33' 45\" olarak bulduğunu ve onun geometrik ispatlar alanında da büyük bir bilgin olduğunu kaydetmektedir. Abdurrahman el-Sufi'nin birçok Batılı astronoma tesir ettiği bilinmektedir. 13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi, onun Kitabü Suveri'l-kevakibi's-sabite'siyle diğer müslüman astronomi bilginlerinin eserlerinden alınan bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Abdurrahman el-Sufi'nin bu eseri, Libros dei Saber de Astrorzomia'da, Libros de los Estrellas (yıldızlar kitabı) başlığı altında ve yalnız tercüme edenlerin adıyla yayımlanmıştır. 16. yüzyıla ait Codices Latini Catinenses adlı astronomi ve astroloji katalogu da onun eserlerinden hareket edilerek kaleme alınmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda Viyana ve Nürnberg'deki ilim çevrelerinin de ondan faydalandıkları bilinmektedir. Ayın bir krateri onun adıyla anılmaktadır. Abdurrahman es-Sufi, gökbilimsel aletlerin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış ve 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca, 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23 33 45 olarak belirlediği bilinmektedir.", "question": "Abdurrahman es-Sufî'nin yaptığı rivayet edilen 10 kg ağırlığındaki gümüş gök küresi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 2167, "text": "Kahire"}}, {"id": "8589", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy hangi tarihte doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 20, "text": "20 Mayıs 1924"}}, {"id": "8590", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy ne zaman hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 47, "text": "6 Aralık 1967"}}, {"id": "8591", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Ankara"}}, {"id": "8592", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy liseden nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 121, "text": "Galatasaray Lisesi"}}, {"id": "8593", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy yüksek öğrenimini hangi fakülteden bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 173, "text": "Elektrik Mühendisliği"}}, {"id": "8594", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy yüksek öğrenimini nerede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 203, "text": "Londra Üniversitesi"}}, {"id": "8595", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy stajını hangi ülkede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "İngiltere"}}, {"id": "8596", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy doktorasını hangi yılda tamamladı?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "1952"}}, {"id": "8597", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy hangi yılda TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü almıştır?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1967"}}, {"id": "8598", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy'un ölüm nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 1285, "text": "kalp krizi"}}, {"id": "8599", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy kaç yaşında öldü?", "answers": {"answer_start": 1201, "text": "kırk yaşında"}}, {"id": "8600", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "Ankara"}}, {"id": "8601", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy doktorasını tamamladığı üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 342, "text": "Londra Üniversitesi Queen Mary College"}}, {"id": "8602", "context": "Cavid Erginsoy, (d. 20 Mayıs 1924, Ankara - ö. 6 Aralık 1967, Ankara) Türk fizikçi ve bilim adamı. Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Elektrik Mühendisliği üzerine Londra Üniversitesi'nde Türkiye hükümeti bursuyla yaptı. 1947-1949 yılları arasında İngiltere'de mühendislik stajını bitirdi. 1952 yılında Londra Üniversitesi Queen Mary College'de doktorasını tamamladı. 1956-1957 yıllarında Atom Enerjisi Komisyonu üyesi oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmalarına başladı. 1957-1958'de Nato Bilim Heyeti Temsilcisi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1958-1962 yılları arasında IAEA, Viyana'daki uluslararası enerji teşkilatına üyeliğini, 1962-1965 yılları arasında ise Brookhaven Ulusal Laboratuvar'ında ziyaretçi üyeliğini gerçekleştirdi. Aynı laboratuvarın fizik bölümünde 1965-1967 yılları arasında asli üye olarak çalışmalarını sürdürdü. 1967'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde fizik profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl Tübitak Bilim Kurulu üyesi oldu ve Tübitak Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 1967 senesinde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz kırk yaşında iken, meslektaşlarından Erdal İnönü'nün bir yemek davetinde, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı.", "question": "Cavid Erginsoy hangi yılda TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1967"}}, {"id": "8603", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın doğum tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "18 Mayıs 1703"}}, {"id": "8604", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı nerede ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Erzurum"}}, {"id": "8605", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın kabri nerededir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "Tillo"}}, {"id": "8606", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı kaç eser yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 565, "text": "on beş"}}, {"id": "8607", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eserini hangi yılda tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "1757"}}, {"id": "8608", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eserini yazarken kaç kaynaktan yararlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1030, "text": "400"}}, {"id": "8609", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı İstanbul'a kaç yılında gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 292, "text": "1747"}}, {"id": "8610", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı 1747'de İstanbul'a giderek kimle görüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 319, "text": "Sultan I. Mahmut"}}, {"id": "8611", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı en önemli sayılan iki eserinin isimleri nelerdir?", "answers": {"answer_start": 626, "text": "Divan ve Marifetname"}}, {"id": "8612", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 677, "text": "astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din"}}, {"id": "8613", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eserinde ilk defa bir alim tarafından ne anlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1111, "text": "Güneş Sistemi"}}, {"id": "8614", "context": "Erzurumlu İbrahim Hakkı (d. 18 Mayıs 1703, ö. 22. Haziran 1780, Hasankale, Erzurum) Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim. Marifetname'nin yazarıdır. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747'de İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir. Kabri Tillo'dadır. Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir. Erzurumlu İbrahim Hakkı; astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din alanlarında pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.", "question": "Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eserinde hangi tarzda bir dil kullanmıştır?", "answers": {"answer_start": 947, "text": "halkın anlayabileceği bir dilde"}}, {"id": "8615", "context": "Hazini veya Abdurrahman Hazinî (Arapça;  , Farsça;  , \"Abu al-Fath Abd al-Rahman Mansour al-Khazini\"), 11. ve 12. yüzyıl'da yaşamış astronomi ve matematik bilgini. Türkmenistan'ın Merv şehrinde doğmuştur. 1118 senesinden îtibaren halk arasında tanınıp meşhur olmuştur. Asıl adı Abdurrahman olup Künyesi Ebül Fethtir.", "question": "Hazinî'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Abu al-Fath Abd al-Rahman Mansour al-Khazini"}}, {"id": "8616", "context": "Hazini veya Abdurrahman Hazinî (Arapça;  , Farsça;  , \"Abu al-Fath Abd al-Rahman Mansour al-Khazini\"), 11. ve 12. yüzyıl'da yaşamış astronomi ve matematik bilgini. Türkmenistan'ın Merv şehrinde doğmuştur. 1118 senesinden îtibaren halk arasında tanınıp meşhur olmuştur. Asıl adı Abdurrahman olup Künyesi Ebül Fethtir.", "question": "Hazinî'nin asıl adı nedir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Abdurrahman"}}, {"id": "8617", "context": "Hazini veya Abdurrahman Hazinî (Arapça;  , Farsça;  , \"Abu al-Fath Abd al-Rahman Mansour al-Khazini\"), 11. ve 12. yüzyıl'da yaşamış astronomi ve matematik bilgini. Türkmenistan'ın Merv şehrinde doğmuştur. 1118 senesinden îtibaren halk arasında tanınıp meşhur olmuştur. Asıl adı Abdurrahman olup Künyesi Ebül Fethtir.", "question": "Hazinî hangi seneden itibaren tanınmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 205, "text": "1118"}}, {"id": "8618", "context": "İbn-i Kemal veya Kemalpaşazâde (d. 15 Mayıs 1469, Edirne veya Tokat - ö. 16 Nisan 1534, İstanbul), Osmanlı devleti Şeyhülislamı. Fakih (hukukçu), tarihçi, müfessir, kelamcı, edebiyatçı ve şair.", "question": "Kemalpaşazâde hangi tarihte dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "15 Mayıs 1469"}}, {"id": "8619", "context": "İbn-i Kemal veya Kemalpaşazâde (d. 15 Mayıs 1469, Edirne veya Tokat - ö. 16 Nisan 1534, İstanbul), Osmanlı devleti Şeyhülislamı. Fakih (hukukçu), tarihçi, müfessir, kelamcı, edebiyatçı ve şair.", "question": "Kemalpaşazâde hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Edirne"}}, {"id": "8620", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde'nin gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 9, "text": "Şemseddin Ahmed bin Süleyman"}}, {"id": "8621", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde'nin babası kimdir?", "answers": {"answer_start": 228, "text": "Süleyman Bey"}}, {"id": "8622", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde kadılığını nerde yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "Edirne"}}, {"id": "8623", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde hangi yılda şeyhülislamlığa getirildi?", "answers": {"answer_start": 607, "text": "1526"}}, {"id": "8624", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde'nin dedesi kimdir?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Kemal Paşa"}}, {"id": "8625", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde'nin büyükbabasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 274, "text": "İbn-i Küpeli"}}, {"id": "8626", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde Edirne'de hangi medreselerde müderrislik yaptı?", "answers": {"answer_start": 531, "text": "Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi"}}, {"id": "8627", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde kimin vefatından sonra şeyhülislamlığa getirildi?", "answers": {"answer_start": 624, "text": "Ali Cemali Efendi"}}, {"id": "8628", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde kaç yıl şeyhülislamlık yaptı?", "answers": {"answer_start": 699, "text": "8"}}, {"id": "8629", "context": "Asıl adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman'dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin ileri gelen devlet adamlarından Kemal Paşa'nın torunudur. Bu nedenle İbn-i Kemal olarak tanınmıştır. Babası, Fatih Sultan Mehmet döneminin komutanlarından Süleyman Bey, annesi ise dönemin alimlerinden İbn-i Küpeli'nin kızıdır. Beylerden olup, medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris (profesör) oldu. Sonra Edirne kadısı oldu. Bu vazifeden Anadolu kazaskerligine atandı. I. Selim Mısır seferinden dondukten sonra bu görevden azledildi. Sonra Edirne'de Dar-ül Hadis Medresesi ve İstanbul Beyazıt Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1526'da Zenbilli Ali Cemali Efendi'nin vefatı üzerine şeyhülislamlığa getirildi. Bu görevde 8 yıl kaldı. 16 Nisan 1536'da İstanbul'da vefat etti.Edirnekapı'da Emir Buhari Camii'nin yanındaki Mahmud Çelebi zaviyesine defnedildi.", "question": "Kemalpaşazâde'nin tam ölüm tarihi nedir?", "answers": {"answer_start": 712, "text": "16 Nisan 1536"}}, {"id": "8630", "context": "Çok iyi Arapça ve Farsça bilen, eserlerinin çoğunu Arapça yazan bir bilgindir. Risale, makale, kitap olarak Arapça ve Türkçe 200'den fazla eser yazmıştır. Tıp, tarih, felsefe, şiir, fıkıh konularında eserleri vardır. Eserlerinden bazıları şunlardır: Dakâyıku'l-Hakâyık Yûsuf u Züleyha İdrisi Bitlisi'nin Heşt Behişt Tercümesi Zagyir ve Tenkîh Islâh-ı Mefatih Keşşâf'a Na-tamâm Bir Haşiye Şerhu Mefatih, Mühimmat Makîtu'l-Luga Nigaristan Osmanlı Tarihi(10 cilt)", "question": "Kemalpaşazâde'nin kaç kitap yazdığı tahmin edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 125, "text": "200'den fazla"}}, {"id": "8631", "context": "Çok iyi Arapça ve Farsça bilen, eserlerinin çoğunu Arapça yazan bir bilgindir. Risale, makale, kitap olarak Arapça ve Türkçe 200'den fazla eser yazmıştır. Tıp, tarih, felsefe, şiir, fıkıh konularında eserleri vardır. Eserlerinden bazıları şunlardır: Dakâyıku'l-Hakâyık Yûsuf u Züleyha İdrisi Bitlisi'nin Heşt Behişt Tercümesi Zagyir ve Tenkîh Islâh-ı Mefatih Keşşâf'a Na-tamâm Bir Haşiye Şerhu Mefatih, Mühimmat Makîtu'l-Luga Nigaristan Osmanlı Tarihi(10 cilt)", "question": "Kemalpaşazâde hangi iki dili çok iyi bilirdi?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Arapça ve Farsça"}}, {"id": "8647", "context": "Kaynaklarda doğum tarihi ve yeri hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. İbrahim el-Mevsılî'nin ya da Abbasi halifesinin siyahi kölesi olduğu rivayet edilir. İran kökenli olduğunu söyleyenlerin yanında siyahî oluşu sebebiyle Afrika kökenli olacağının daha güçlü olduğu söylenir. Arap veya Kürt olduğuna dair çeşitli iddialar vardır.", "question": "Ziryab'ın kimin siyahi kölesi olduğu rivayet edilir?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "İbrahim el-Mevsılî'nin ya da Abbasi halifesinin"}}, {"id": "8648", "context": "İlk olarak Bağdat, Irak gibi Abbasi egemenliğindeki yerlerde bir sanatçı, büyük bir müzisyen ve besteci bir öğrenci olarak tanındı. Daha sonra Kurtuba'ya gitti. Flamenkonun kurucularından sayılır. O ana kadar 4 telli ola gitara, bir çalgı ruhsuz olamaz deyip 5. teli bütün tellerin ortasına bağlayan kişi. Avrupa'da ilk müzik okulunu İspanya Endülüse Kurtuba'da kurdu ve çocukları o okulun 300 yıl yaşamasını sağladılar. Muhtemelen Mezopotamya'dan Tembûr'u ( ) yani sazı Avrupa'ya ilk getiren kişi.", "question": "Ziryab Avrupa'daki ilk müzik okulunu nerede kurdu?", "answers": {"answer_start": 351, "text": "Kurtuba'da"}}, {"id": "8649", "context": "İlk olarak Bağdat, Irak gibi Abbasi egemenliğindeki yerlerde bir sanatçı, büyük bir müzisyen ve besteci bir öğrenci olarak tanındı. Daha sonra Kurtuba'ya gitti. Flamenkonun kurucularından sayılır. O ana kadar 4 telli ola gitara, bir çalgı ruhsuz olamaz deyip 5. teli bütün tellerin ortasına bağlayan kişi. Avrupa'da ilk müzik okulunu İspanya Endülüse Kurtuba'da kurdu ve çocukları o okulun 300 yıl yaşamasını sağladılar. Muhtemelen Mezopotamya'dan Tembûr'u ( ) yani sazı Avrupa'ya ilk getiren kişi.", "question": "Ziryab'ın Avrupa'da kurduğu müzik okulunun kaç yıl devam etmesi sağlandı?", "answers": {"answer_start": 390, "text": "300"}}, {"id": "8650", "context": "İlk olarak Bağdat, Irak gibi Abbasi egemenliğindeki yerlerde bir sanatçı, büyük bir müzisyen ve besteci bir öğrenci olarak tanındı. Daha sonra Kurtuba'ya gitti. Flamenkonun kurucularından sayılır. O ana kadar 4 telli ola gitara, bir çalgı ruhsuz olamaz deyip 5. teli bütün tellerin ortasına bağlayan kişi. Avrupa'da ilk müzik okulunu İspanya Endülüse Kurtuba'da kurdu ve çocukları o okulun 300 yıl yaşamasını sağladılar. Muhtemelen Mezopotamya'dan Tembûr'u ( ) yani sazı Avrupa'ya ilk getiren kişi.", "question": "Ziryab'ın Avrupa'da kurduğu müzik okulunu kimler devam ettirdi?", "answers": {"answer_start": 371, "text": "çocukları"}}, {"id": "8651", "context": "Ziryab yemek kültürü konusunda söz sahibi bir insandı. Kuşkonmaz sebzesini ve yemeğini çağdaşlarına tanıtmıştır. Yemeğin üç öğün olarak yenmesi, masa örtüsü üzerinde sunulması, sırayla çorba, ana yemek ve son olarak tatlının takdim edilmesi geleneklerini o başlatmıştır. Ayrıca, içecekler için metal kaplar yerine daha kullanışlı olan kristal kap kullanımını da getirmiştir. Ondan önce, Romalılarda da olduğu gibi, yemekler çıplak masa üzerinde tabaklar ile yenirdi.", "question": "Ziryab'ın çağdaşlara tanıttığı yemeğin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Kuşkonmaz"}}, {"id": "8652", "context": "İbn Fadlan (877 - 960), 10. yüzyılda yaşamış bir Arap din bilgini ve gezginidir.", "question": "İbn Fadlan kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 24, "text": "10."}}, {"id": "8653", "context": "İbn Fadlan (877 - 960), 10. yüzyılda yaşamış bir Arap din bilgini ve gezginidir.", "question": "İbn Fadlan hangi yıllar arasında yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "877 - 960"}}, {"id": "8654", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ın Volga Bulgarları'nın ülkesi ve halkıyla alakalı yazdığı kitabın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 2, "text": "Kitab ila Malik al-Saqaliba"}}, {"id": "8655", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ın Kitab ila Malik al-Saqaliba adlı kitabı kim tarafından bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 419, "text": "Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan"}}, {"id": "8656", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ın Kitab ila Malik al-Saqaliba adlı kitabı ne zaman bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "1923"}}, {"id": "8657", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ın Kitab ila Malik al-Saqaliba adlı kitabı hangi şehrin bir kütüphanesinde bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 502, "text": "Meşhed"}}, {"id": "8658", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ı konu alan Arap yapımı dizinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 773, "text": "The Roof of the World veya Saqf al-Alam"}}, {"id": "8659", "context": ", Kitab ila Malik al-Saqaliba Bu kitabında, Volga Bulgarlar'nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehirde henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır. Bu gezi yazısı, Başkir Türkolog Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından 1923 yılında İran'nın kuzeydoğusundaki Meşhed (Farsça:  Mashhad) şehrinde bir kütüphanede eksik bir çeviri yazı olarak bulunmuştur. İbn Fadlan'ın eseri 1975 yılında \"İbn Fazlan Seyahatnamesi\" adı ile Bedir Yayınevi taranfından basılmıştır Bir Arap Televizyon yayımcısı İbn Fadlan Seyahatnamesi'ni dizi halinde The Roof of the World veya Saqf al-Alam (Arapça:  ) ismiyle 2007 yılında yayınlamıştır.", "question": "İbn Fadlan'ı konu alan The Roof of the World dizisi hangi yılda yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 833, "text": "2007"}}, {"id": "8660", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal'ın gerçek adı nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî"}}, {"id": "8661", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "Nusaybin"}}, {"id": "8662", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal Suret el-Arz adlı eserini hangi yılda yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 184, "text": "977"}}, {"id": "8663", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal yaşamının son otuz yılını hangi kıtaları gezerek harcadı?", "answers": {"answer_start": 643, "text": "Asya ve Afrika"}}, {"id": "8664", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "10."}}, {"id": "8665", "context": "İbn Havkal, veya (esas ismi Ebü'l-Kâsım Muhammed bin Alî en-Nasîbî ) Nusaybin'de doğmuş 943 - 969 yılları arası seyahat etmiş 10. yüzyılın ünlü İslam yazarı, coğrafyacı ve tarihçidir. 977 yılında Suret el-Arz ( ; \"Yeryüzü'nün yüzü\") isminde eserini yazmıştır. Kitabın çevirisinden onun yaşamından çok az bilgi verilmiştir, onun hocası olan İbrahim bin Muhammed el-İstahrînin yazdığı Al-masaalik al-mamaalik ( ) adlı kitabında onun yaşamına pek fazla yer verilmemiştir. İbn Havkal bir yazardan daha çok; çok seyahat eden, ayrıca seyahati boyunca gördüğü şeyleri ve alanlar hakkında ilgilenmiş ve araştırmıştır. O yaşamının son otuz yılını uzak Asya ve Afrika'nın bir bölümünü gezmeye harcamıştır. Onun bir seyahati Ekvatorun 20 derece güneyinde doğu Afrika kıyıları boyunca sürdü, o alışılmamış bir şeyi fark etti, çok sayıdaki insanların Rûm bölgesinde (kolonilerinde) yaşadığını, deneyim yerine, logik'le çalıştıklarını. Onun tanımlamaları o zamanlar seyahat edenler için önemli ve çok yardımcı olmuştur. Surat al-Ardh ismindeki kitabında detaylı olarak İber Yarımadası'ndaki Müslüman Endülüs'leri, İtalya, özellikle Sicilya'yı ve \"Romalıların Ülkesini\" tanımlamıştır. İbn Havkal, Hicrî, 7 Ramazan 331 (Milâdi, 15 Mayıs 943) tarihinde Bağdat'tan hareket ederek önce Arap yarımadası'nın çeşitli bölgelerini, 947'den 951'e (336 - 340) kadar Kuzey Afrika ve İspanya ile Büyük Sahrâ'nın güney kısımlarını, 955'te (344) Mısır, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'ı, 961'den 969'a (350 - 358) yılları arasında İran, Horasan ve Batı Türkistan'ı, 973'de de (362) Sicilya'yı dolaştı. 951 (340) yılına doğru Ebû Zeyd el-Belhî'nin öğrencilerinden Farslı coğrafyacı İbrahim bin Muhammed el-İstahrî ile tanışır. İstahrî'nin isteği üzerine onun hocası Ebû Zeyd el-Belhî'nin Şuverü'l-ekülîm adlı eserini esas alarak yazdığı Şûretü'1-arz adlı kitabındaki haritaları ve bilgileri tashih etti. İstahrî'nin eserini görmesi yazmayı düşündüğü coğrafya kitabı üzerinde etkili oldu. Her ne kadar çalışmasının kaynağı bu eser ise de İbn Hurdâzbih, Ceyhânîve Kudâme bin Cafer'in kitaplarından da faydalanmıştır. Eser ilk defa Michael Jan de Goeie tarafından Bibliotheca Geographorum Arabicorum serisinin II. cildi olarak yayımlanmıştır (Leiden 1873). Daha sonra Johannes Heindrik Kramers, başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki 399 nüsha olmak üzere çeşitli yazmalarla de Goeie neşrini ve daha sonraki müelliflerin eserden yaptıkları iktibasları karşılaştırarak tenkitli neşrini yapmıştır. 1233 yılında anonim bir örneği kitap olarak yazılmıştır.", "question": "İbn Havkal hangi yıllar arası seyahat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "943 - 969"}}, {"id": "8666", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih'in tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih"}}, {"id": "8667", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 96, "text": "820"}}, {"id": "8668", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 104, "text": "912"}}, {"id": "8669", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih'in büyükbabasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Hurdabe"}}, {"id": "8670", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih'in büyükbabası hangi ailenin çağrısı üzerine İslam'ı kabul etmiştir?", "answers": {"answer_start": 307, "text": "Bermekîler"}}, {"id": "8671", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih aslen nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 478, "text": "Horasan"}}, {"id": "8672", "context": "İbn Hurdâzbih (Farsça:  ) ya da tam adıyla Ebül-Kasım Ubeydullah bin Abdillâh bin Hurdâzbih (d. 820  ö. 912), günümüze kadar ulaşan Kitâbü'l-mesâlik vel-memâlik'in yazarı, bir Fars coğrafyacı ve 9. yüzyılın devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticidir. Büyükbabası Hurdabe, bir Zerdüşt idi, ki Belh'li Bermekîler ailesinin çağrısı üzerine İslamı kabul etti. Babası Abdullah Abbasi Halifesi al-Mamun döneminde 816-17 yılları arasında Taberistan valisi idi. İbn-i Hurdazbih, Horasan'da doğmuş gibi gözükür, fakat Bağdat'da büyümüş, orada kültürlü bir eğitim ve müzik eğitimi almış ve babasının arkadaşı ünlü şarkıcı İshak Mavsilî tarafından, ona bir ömür boyu müziğe ilgi tutuşturulmuştur. Olgunlaştığı yaşa ulaştığı gün, Halifelik için önce Cebal'da ve sonraları Samarra ve Bağdat'da ulak (barîd) veya posta ve haberalma görev müdürü olmuştur. Çok daha sonraki yaşamında, halifelere sohbet arkadaşlığı (nedim) yapmıştır", "question": "İbn Hurdâzbih kimin sayesinde müziğe ilgi duymuştur?", "answers": {"answer_start": 619, "text": "İshak Mavsilî"}}, {"id": "8673", "context": "Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik Yollar ve Ülkeler Kitabını 846-7 yılında Samarra'da yazmıştır. Tüccarların izleyeceği bir yol kitabı, İslam dünyasındaki ticaret yolları ve ulak yolları yanı sıra, Hazar Denizinden ve Rusya'nın Avrupa yakasından kuzey Afrika'ya kadar ve İspanya'daki posta durakları belgelenmiştir. O dönemin tüm darlıklarına rağmen, Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik İslam dünyasında Coğrafya biliminin gelişiminde çok önemli yeri vardır. İbn-i Hurdazbih, Halifelik boyunca posta yolları üzerinde çok ayrıntılı bilgi sağlamış, evreleme yerleri ve aralarındaki mesafeleri fersah olarak açıklamıştır. İbn-i Hurdazbih, Irak'da Savad'tan başlar ve kuzey ve doğu İran boyunca, Türklerin ülkesine, Fergana ve Sind ülkesine ve sonra güney ve batı Arap yarımadasına, Suriye, Ermenistan, Bizans, Mısır ve Mağrib'e kadar uzanır. Adab al-sama Müzik dinleme görgü kitabı. Ketab jamharat ansab al-fors wal-nawaqel Fars seçeresi ve \"sürgün ve yerleri değiştirilmiş halklar\" üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-abîk Yemek pişirme kitabı. Ketab al-arab İçecekler (şarap) hakkında kitap. Ketab al-lahw wal-malahî Müzik ve müzik aletleri üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-anwa Doğan ve batan yıldızlar üzerine yazılmış kitabı. Ketab al nodama wal jolasa Sohbet arkadaşları üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-kabîr fil-tarî Derleme ve Fars ve diğer ulusların kralları hakkında ayrıntılı bilgi içerir.", "question": "İbn Hurdâzbih'in eseri olan Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik'in adı ne anlama gelir?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "Yollar ve Ülkeler"}}, {"id": "8674", "context": "Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik Yollar ve Ülkeler Kitabını 846-7 yılında Samarra'da yazmıştır. Tüccarların izleyeceği bir yol kitabı, İslam dünyasındaki ticaret yolları ve ulak yolları yanı sıra, Hazar Denizinden ve Rusya'nın Avrupa yakasından kuzey Afrika'ya kadar ve İspanya'daki posta durakları belgelenmiştir. O dönemin tüm darlıklarına rağmen, Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik İslam dünyasında Coğrafya biliminin gelişiminde çok önemli yeri vardır. İbn-i Hurdazbih, Halifelik boyunca posta yolları üzerinde çok ayrıntılı bilgi sağlamış, evreleme yerleri ve aralarındaki mesafeleri fersah olarak açıklamıştır. İbn-i Hurdazbih, Irak'da Savad'tan başlar ve kuzey ve doğu İran boyunca, Türklerin ülkesine, Fergana ve Sind ülkesine ve sonra güney ve batı Arap yarımadasına, Suriye, Ermenistan, Bizans, Mısır ve Mağrib'e kadar uzanır. Adab al-sama Müzik dinleme görgü kitabı. Ketab jamharat ansab al-fors wal-nawaqel Fars seçeresi ve \"sürgün ve yerleri değiştirilmiş halklar\" üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-abîk Yemek pişirme kitabı. Ketab al-arab İçecekler (şarap) hakkında kitap. Ketab al-lahw wal-malahî Müzik ve müzik aletleri üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-anwa Doğan ve batan yıldızlar üzerine yazılmış kitabı. Ketab al nodama wal jolasa Sohbet arkadaşları üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-kabîr fil-tarî Derleme ve Fars ve diğer ulusların kralları hakkında ayrıntılı bilgi içerir.", "question": "İbn Hurdâzbih'in yazdığı Ketab al-abîk kitabı ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 1009, "text": "Yemek pişirme"}}, {"id": "8675", "context": "Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik Yollar ve Ülkeler Kitabını 846-7 yılında Samarra'da yazmıştır. Tüccarların izleyeceği bir yol kitabı, İslam dünyasındaki ticaret yolları ve ulak yolları yanı sıra, Hazar Denizinden ve Rusya'nın Avrupa yakasından kuzey Afrika'ya kadar ve İspanya'daki posta durakları belgelenmiştir. O dönemin tüm darlıklarına rağmen, Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik İslam dünyasında Coğrafya biliminin gelişiminde çok önemli yeri vardır. İbn-i Hurdazbih, Halifelik boyunca posta yolları üzerinde çok ayrıntılı bilgi sağlamış, evreleme yerleri ve aralarındaki mesafeleri fersah olarak açıklamıştır. İbn-i Hurdazbih, Irak'da Savad'tan başlar ve kuzey ve doğu İran boyunca, Türklerin ülkesine, Fergana ve Sind ülkesine ve sonra güney ve batı Arap yarımadasına, Suriye, Ermenistan, Bizans, Mısır ve Mağrib'e kadar uzanır. Adab al-sama Müzik dinleme görgü kitabı. Ketab jamharat ansab al-fors wal-nawaqel Fars seçeresi ve \"sürgün ve yerleri değiştirilmiş halklar\" üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-abîk Yemek pişirme kitabı. Ketab al-arab İçecekler (şarap) hakkında kitap. Ketab al-lahw wal-malahî Müzik ve müzik aletleri üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-anwa Doğan ve batan yıldızlar üzerine yazılmış kitabı. Ketab al nodama wal jolasa Sohbet arkadaşları üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-kabîr fil-tarî Derleme ve Fars ve diğer ulusların kralları hakkında ayrıntılı bilgi içerir.", "question": "İbn Hurdâzbih'in yazdığı Ketab al-lahw wal-malahî kitabı ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 1104, "text": "Müzik ve müzik aletleri"}}, {"id": "8676", "context": "Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik Yollar ve Ülkeler Kitabını 846-7 yılında Samarra'da yazmıştır. Tüccarların izleyeceği bir yol kitabı, İslam dünyasındaki ticaret yolları ve ulak yolları yanı sıra, Hazar Denizinden ve Rusya'nın Avrupa yakasından kuzey Afrika'ya kadar ve İspanya'daki posta durakları belgelenmiştir. O dönemin tüm darlıklarına rağmen, Kitab-ül-Mesalik ve'l-Memalik İslam dünyasında Coğrafya biliminin gelişiminde çok önemli yeri vardır. İbn-i Hurdazbih, Halifelik boyunca posta yolları üzerinde çok ayrıntılı bilgi sağlamış, evreleme yerleri ve aralarındaki mesafeleri fersah olarak açıklamıştır. İbn-i Hurdazbih, Irak'da Savad'tan başlar ve kuzey ve doğu İran boyunca, Türklerin ülkesine, Fergana ve Sind ülkesine ve sonra güney ve batı Arap yarımadasına, Suriye, Ermenistan, Bizans, Mısır ve Mağrib'e kadar uzanır. Adab al-sama Müzik dinleme görgü kitabı. Ketab jamharat ansab al-fors wal-nawaqel Fars seçeresi ve \"sürgün ve yerleri değiştirilmiş halklar\" üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-abîk Yemek pişirme kitabı. Ketab al-arab İçecekler (şarap) hakkında kitap. Ketab al-lahw wal-malahî Müzik ve müzik aletleri üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-anwa Doğan ve batan yıldızlar üzerine yazılmış kitabı. Ketab al nodama wal jolasa Sohbet arkadaşları üzerine yazılmış kitabı. Ketab al-kabîr fil-tarî Derleme ve Fars ve diğer ulusların kralları hakkında ayrıntılı bilgi içerir.", "question": "İbn Hurdâzbih'in yazdığı Ketab al-anwa kitabı ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 1167, "text": "Doğan ve batan yıldızlar"}}, {"id": "8677", "context": "İbn Nefis hekim, anatomi uzmanı, fizyolog, cerrah, oftalmolog (göz hekimi), psikolog, astronom, kozmolog ve jeolog idi. Bunların yanı sıra sosyal ve beşeri bilimlerde de birçok çalışmaları olan İbn Nefis, hafız, muhaddis, Şafii (mezhebi) hukukçusu, Sünni teolog, İslam filozofu, mantıkçı, sosyolog, romancı, bilim kurgu yazarı, gramerci, dilbilimci ve tarihçidir. Arap İslam bilgini, bilim adamı olan İbn Nefis Şam'da doğmuştur. Şam'da Nureddin Zengî Hastanesi'nde ve daha sonra Kahire'de Kalavun Hastanesi'nde doktor olarak çalışmıştır. 18 Aralık 1288 tarihinde Kahire'de vefat etmiştir.", "question": "İbn Nefis hangi şehirde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "Şam"}}, {"id": "8678", "context": "İbn Nefis hekim, anatomi uzmanı, fizyolog, cerrah, oftalmolog (göz hekimi), psikolog, astronom, kozmolog ve jeolog idi. Bunların yanı sıra sosyal ve beşeri bilimlerde de birçok çalışmaları olan İbn Nefis, hafız, muhaddis, Şafii (mezhebi) hukukçusu, Sünni teolog, İslam filozofu, mantıkçı, sosyolog, romancı, bilim kurgu yazarı, gramerci, dilbilimci ve tarihçidir. Arap İslam bilgini, bilim adamı olan İbn Nefis Şam'da doğmuştur. Şam'da Nureddin Zengî Hastanesi'nde ve daha sonra Kahire'de Kalavun Hastanesi'nde doktor olarak çalışmıştır. 18 Aralık 1288 tarihinde Kahire'de vefat etmiştir.", "question": "İbn Nefis hangi tarihte vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 538, "text": "18 Aralık 1288"}}, {"id": "8679", "context": "İbn Nefis hekim, anatomi uzmanı, fizyolog, cerrah, oftalmolog (göz hekimi), psikolog, astronom, kozmolog ve jeolog idi. Bunların yanı sıra sosyal ve beşeri bilimlerde de birçok çalışmaları olan İbn Nefis, hafız, muhaddis, Şafii (mezhebi) hukukçusu, Sünni teolog, İslam filozofu, mantıkçı, sosyolog, romancı, bilim kurgu yazarı, gramerci, dilbilimci ve tarihçidir. Arap İslam bilgini, bilim adamı olan İbn Nefis Şam'da doğmuştur. Şam'da Nureddin Zengî Hastanesi'nde ve daha sonra Kahire'de Kalavun Hastanesi'nde doktor olarak çalışmıştır. 18 Aralık 1288 tarihinde Kahire'de vefat etmiştir.", "question": "İbn Nefis nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "Kahire"}}, {"id": "8680", "context": "İbn Nefis pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımlarıda ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Zira bunlar dolaşım sisteminin temelini oluşturmaktadır; nitekim kendisi bu keşifleri sebebiyle dolaşımsal fizyolojinin babası ve \"Orta Çağın en büyük fizyoloğu\" olarak görülmüştür. Pulmoner dolaşım, oksijen yoksunu kanı kalpten akciğerlere taşıyan ve buradan da oksijenlenmiş kanı geri kalbe taşıyan dolaşım sistemi bölümüdür. Koroner dolaşım, kalbi besleyen damarlarda kanın dolaşımıdır.", "question": "İbn Nefis'e dolaşım sistemi hakkındaki önemli keşifleri dolayısıyla ne denir?", "answers": {"answer_start": 250, "text": "Orta Çağın en büyük fizyoloğu"}}, {"id": "8681", "context": "İbn Nefis ayrıca deneysel tıbbın, postmortem otopsinin ve insan diseksiyonunun önemli savunucularındandır. Metabolizma kavramını ilk tanımlayan kişi olan İbn Nefis, ek olarak İbn-i Sina ve Galenosun anatomik ve tıbbî sistemlerinden ayrılan yeni fizyoloji, anatomi, psikoloji ve nabız sistemleri geliştirmiş. Galenos'un kan dolaşımına ilişkin görüşlerine itiraz etmiştir. Galenos, kalbin sağ ve sol karıncığı arasındaki duvarda deliklerin bulunduğunu ve kanın bu deliklerden kalbin sağ tarafından sol tarafına geçtiğini düşünüyordu.", "question": "İbn Nefis hangi bilim insanının kan dolaşımı hakkındaki görüşlerine itiraz etmiştir?", "answers": {"answer_start": 189, "text": "Galenos"}}, {"id": "8682", "context": "İbn Nefis ayrıca deneysel tıbbın, postmortem otopsinin ve insan diseksiyonunun önemli savunucularındandır. Metabolizma kavramını ilk tanımlayan kişi olan İbn Nefis, ek olarak İbn-i Sina ve Galenosun anatomik ve tıbbî sistemlerinden ayrılan yeni fizyoloji, anatomi, psikoloji ve nabız sistemleri geliştirmiş. Galenos'un kan dolaşımına ilişkin görüşlerine itiraz etmiştir. Galenos, kalbin sağ ve sol karıncığı arasındaki duvarda deliklerin bulunduğunu ve kanın bu deliklerden kalbin sağ tarafından sol tarafına geçtiğini düşünüyordu.", "question": "İbn Nefis hangi tıbbi işlem ve kavramların savunucusu olmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "deneysel tıbbın, postmortem otopsinin"}}, {"id": "8683", "context": "İbn-i Nefis, hayatının büyük bir kısmını tıbbî araştırmalarla geçirdi. Teorik ve pratik olarak bu ilmi ilerletmeye çalıştı. Özellikle o dönemde tıp sahasında bir benzeri yoktu. Göz hastalıklarını da inceleyen İbn-i Nefis, iltihaplanmaların tedavi usullerini ve ilaçlarını bildirmiştir. İlaç olarak kimyevî maddeler yerine daha çok taze ve faydalı gıdaları kullanıyordu.", "question": "İbn Nefis ne tür ilaçlar kullanıyordu?", "answers": {"answer_start": 331, "text": "taze ve faydalı gıdalar"}}, {"id": "8684", "context": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk () ya da tam adıyla Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib, dokuzuncu yüzyılda yaşamış Türk asıllı Müslüman matematikçi. Öz geçmişi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Onunla ilgili iki kayıt vardır, biri Farslı İbn el-Nedim ve diğeri İbn el-Kefti tarafından, fakat bilgiler aynı değildir. Ancak İbn el-Kefti onun adını Abd al-Hamid ibn Wase ibn Türk Jili olarak bahseder. Jili, Gilan anlamına gelir. D. Pingree'ye göre, o ottal (Amu Derya)'nın kuzeyinde ve Badan batısındadır) veya Gilan doğumludur. Ab Barza Fal b. Moammad b. Abd-al-amd b. Tork (ö.  Bağdat, 27 afar 298) (4 Kasım 910)'un onun torunu olduğu görünür.  Onuncu yüzyılda İbn el-Nedim, Abd-al-amd ile ilgili onun adının Abu'l-Fadl 'Abd al-Hamîd ibn Wâsi' ibn Turk al-Khuttalî (veya, al-Jîlî), soyadının Abû Muhammad olduğunu söyler ve iki eserini listeler: 1. Kitb al-Jme fil-esb (\"Kapsamlı hesap kitabı\") altı kitap halindedir; o kayıpdır, belki de, aşağıdaki dördüncü kitabın bir parçasıdır. 2. Kitb al-Momalt (\"İşlemler kitabı\") kayıptır. Bu başlıklı ve Kitb al-Mesa (\"Ölçme kitabı\") ile bir kitap daha İbn el-Nedm tarafından Ebu Barza'ya atfedilir.  İbn el-Kefti ise,  el-Fihrist, gibi birinci kitabı tekrarlar, ama ikinci kitap yerine, o aşağıdaki kitapları listeler: 3. Nawder al-esb wa aw al-add (Hesaplama ve Sayıların özellikleri çeşitleri kitabı), kayıpdır. 4. Kitb al-Jabr wal-moqbala (Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler)  Aydın Sayılı'ya göre; Halife Al-Mamn zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibn Türk (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için el-Ceyli veya matematikçi anlamına gelen el-Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları \"Kitab-ül Cami fi'l hisap\" (altı kitap halindedir),\"Kitab'ül muamelat\", \"Kitab'ül Mesaha\" (Ölçme işleri)'dır  Onun erken dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta yaşadığı ve çalıştığı ve matematik eserleri yayımladığı kesindir.  O cebir üzerine bir çalışma yazmış, \"Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler\" olarak adlandırılan karesel (ikinci dereceden) denklemlerin çözümü üzerine sadece bir bölümü geriye kalabilmiştir.  Abdülhamid İbn Türk'ün, \"Kitb al-jabr wa al-mukbala\" başlıklı el yazması, Hârizmî'nin el-cebir (al-jabr)'ine çok benzer, aynı zamanda hatta belki ondan daha erken de yayımlanmış olabilir.", "question": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk kaçıncı yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 111, "text": "dokuzuncu"}}, {"id": "8685", "context": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk () ya da tam adıyla Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib, dokuzuncu yüzyılda yaşamış Türk asıllı Müslüman matematikçi. Öz geçmişi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Onunla ilgili iki kayıt vardır, biri Farslı İbn el-Nedim ve diğeri İbn el-Kefti tarafından, fakat bilgiler aynı değildir. Ancak İbn el-Kefti onun adını Abd al-Hamid ibn Wase ibn Türk Jili olarak bahseder. Jili, Gilan anlamına gelir. D. Pingree'ye göre, o ottal (Amu Derya)'nın kuzeyinde ve Badan batısındadır) veya Gilan doğumludur. Ab Barza Fal b. Moammad b. Abd-al-amd b. Tork (ö.  Bağdat, 27 afar 298) (4 Kasım 910)'un onun torunu olduğu görünür.  Onuncu yüzyılda İbn el-Nedim, Abd-al-amd ile ilgili onun adının Abu'l-Fadl 'Abd al-Hamîd ibn Wâsi' ibn Turk al-Khuttalî (veya, al-Jîlî), soyadının Abû Muhammad olduğunu söyler ve iki eserini listeler: 1. Kitb al-Jme fil-esb (\"Kapsamlı hesap kitabı\") altı kitap halindedir; o kayıpdır, belki de, aşağıdaki dördüncü kitabın bir parçasıdır. 2. Kitb al-Momalt (\"İşlemler kitabı\") kayıptır. Bu başlıklı ve Kitb al-Mesa (\"Ölçme kitabı\") ile bir kitap daha İbn el-Nedm tarafından Ebu Barza'ya atfedilir.  İbn el-Kefti ise,  el-Fihrist, gibi birinci kitabı tekrarlar, ama ikinci kitap yerine, o aşağıdaki kitapları listeler: 3. Nawder al-esb wa aw al-add (Hesaplama ve Sayıların özellikleri çeşitleri kitabı), kayıpdır. 4. Kitb al-Jabr wal-moqbala (Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler)  Aydın Sayılı'ya göre; Halife Al-Mamn zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibn Türk (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için el-Ceyli veya matematikçi anlamına gelen el-Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları \"Kitab-ül Cami fi'l hisap\" (altı kitap halindedir),\"Kitab'ül muamelat\", \"Kitab'ül Mesaha\" (Ölçme işleri)'dır  Onun erken dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta yaşadığı ve çalıştığı ve matematik eserleri yayımladığı kesindir.  O cebir üzerine bir çalışma yazmış, \"Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler\" olarak adlandırılan karesel (ikinci dereceden) denklemlerin çözümü üzerine sadece bir bölümü geriye kalabilmiştir.  Abdülhamid İbn Türk'ün, \"Kitb al-jabr wa al-mukbala\" başlıklı el yazması, Hârizmî'nin el-cebir (al-jabr)'ine çok benzer, aynı zamanda hatta belki ondan daha erken de yayımlanmış olabilir.", "question": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk hakkında kaç kayıt vardır?", "answers": {"answer_start": 234, "text": "iki"}}, {"id": "8686", "context": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk () ya da tam adıyla Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib, dokuzuncu yüzyılda yaşamış Türk asıllı Müslüman matematikçi. Öz geçmişi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Onunla ilgili iki kayıt vardır, biri Farslı İbn el-Nedim ve diğeri İbn el-Kefti tarafından, fakat bilgiler aynı değildir. Ancak İbn el-Kefti onun adını Abd al-Hamid ibn Wase ibn Türk Jili olarak bahseder. Jili, Gilan anlamına gelir. D. Pingree'ye göre, o ottal (Amu Derya)'nın kuzeyinde ve Badan batısındadır) veya Gilan doğumludur. Ab Barza Fal b. Moammad b. Abd-al-amd b. Tork (ö.  Bağdat, 27 afar 298) (4 Kasım 910)'un onun torunu olduğu görünür.  Onuncu yüzyılda İbn el-Nedim, Abd-al-amd ile ilgili onun adının Abu'l-Fadl 'Abd al-Hamîd ibn Wâsi' ibn Turk al-Khuttalî (veya, al-Jîlî), soyadının Abû Muhammad olduğunu söyler ve iki eserini listeler: 1. Kitb al-Jme fil-esb (\"Kapsamlı hesap kitabı\") altı kitap halindedir; o kayıpdır, belki de, aşağıdaki dördüncü kitabın bir parçasıdır. 2. Kitb al-Momalt (\"İşlemler kitabı\") kayıptır. Bu başlıklı ve Kitb al-Mesa (\"Ölçme kitabı\") ile bir kitap daha İbn el-Nedm tarafından Ebu Barza'ya atfedilir.  İbn el-Kefti ise,  el-Fihrist, gibi birinci kitabı tekrarlar, ama ikinci kitap yerine, o aşağıdaki kitapları listeler: 3. Nawder al-esb wa aw al-add (Hesaplama ve Sayıların özellikleri çeşitleri kitabı), kayıpdır. 4. Kitb al-Jabr wal-moqbala (Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler)  Aydın Sayılı'ya göre; Halife Al-Mamn zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibn Türk (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için el-Ceyli veya matematikçi anlamına gelen el-Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları \"Kitab-ül Cami fi'l hisap\" (altı kitap halindedir),\"Kitab'ül muamelat\", \"Kitab'ül Mesaha\" (Ölçme işleri)'dır  Onun erken dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta yaşadığı ve çalıştığı ve matematik eserleri yayımladığı kesindir.  O cebir üzerine bir çalışma yazmış, \"Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler\" olarak adlandırılan karesel (ikinci dereceden) denklemlerin çözümü üzerine sadece bir bölümü geriye kalabilmiştir.  Abdülhamid İbn Türk'ün, \"Kitb al-jabr wa al-mukbala\" başlıklı el yazması, Hârizmî'nin el-cebir (al-jabr)'ine çok benzer, aynı zamanda hatta belki ondan daha erken de yayımlanmış olabilir.", "question": "Jili ne anlama gelir?", "answers": {"answer_start": 431, "text": "Gilan"}}, {"id": "8687", "context": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk () ya da tam adıyla Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib, dokuzuncu yüzyılda yaşamış Türk asıllı Müslüman matematikçi. Öz geçmişi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Onunla ilgili iki kayıt vardır, biri Farslı İbn el-Nedim ve diğeri İbn el-Kefti tarafından, fakat bilgiler aynı değildir. Ancak İbn el-Kefti onun adını Abd al-Hamid ibn Wase ibn Türk Jili olarak bahseder. Jili, Gilan anlamına gelir. D. Pingree'ye göre, o ottal (Amu Derya)'nın kuzeyinde ve Badan batısındadır) veya Gilan doğumludur. Ab Barza Fal b. Moammad b. Abd-al-amd b. Tork (ö.  Bağdat, 27 afar 298) (4 Kasım 910)'un onun torunu olduğu görünür.  Onuncu yüzyılda İbn el-Nedim, Abd-al-amd ile ilgili onun adının Abu'l-Fadl 'Abd al-Hamîd ibn Wâsi' ibn Turk al-Khuttalî (veya, al-Jîlî), soyadının Abû Muhammad olduğunu söyler ve iki eserini listeler: 1. Kitb al-Jme fil-esb (\"Kapsamlı hesap kitabı\") altı kitap halindedir; o kayıpdır, belki de, aşağıdaki dördüncü kitabın bir parçasıdır. 2. Kitb al-Momalt (\"İşlemler kitabı\") kayıptır. Bu başlıklı ve Kitb al-Mesa (\"Ölçme kitabı\") ile bir kitap daha İbn el-Nedm tarafından Ebu Barza'ya atfedilir.  İbn el-Kefti ise,  el-Fihrist, gibi birinci kitabı tekrarlar, ama ikinci kitap yerine, o aşağıdaki kitapları listeler: 3. Nawder al-esb wa aw al-add (Hesaplama ve Sayıların özellikleri çeşitleri kitabı), kayıpdır. 4. Kitb al-Jabr wal-moqbala (Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler)  Aydın Sayılı'ya göre; Halife Al-Mamn zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibn Türk (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için el-Ceyli veya matematikçi anlamına gelen el-Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları \"Kitab-ül Cami fi'l hisap\" (altı kitap halindedir),\"Kitab'ül muamelat\", \"Kitab'ül Mesaha\" (Ölçme işleri)'dır  Onun erken dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta yaşadığı ve çalıştığı ve matematik eserleri yayımladığı kesindir.  O cebir üzerine bir çalışma yazmış, \"Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler\" olarak adlandırılan karesel (ikinci dereceden) denklemlerin çözümü üzerine sadece bir bölümü geriye kalabilmiştir.  Abdülhamid İbn Türk'ün, \"Kitb al-jabr wa al-mukbala\" başlıklı el yazması, Hârizmî'nin el-cebir (al-jabr)'ine çok benzer, aynı zamanda hatta belki ondan daha erken de yayımlanmış olabilir.", "question": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk'ün tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib"}}, {"id": "8688", "context": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk () ya da tam adıyla Ebü'l-Fazl Abdülhamîd bin Vâsi' bin Türk el-Huttelî el-Hâsib, dokuzuncu yüzyılda yaşamış Türk asıllı Müslüman matematikçi. Öz geçmişi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Onunla ilgili iki kayıt vardır, biri Farslı İbn el-Nedim ve diğeri İbn el-Kefti tarafından, fakat bilgiler aynı değildir. Ancak İbn el-Kefti onun adını Abd al-Hamid ibn Wase ibn Türk Jili olarak bahseder. Jili, Gilan anlamına gelir. D. Pingree'ye göre, o ottal (Amu Derya)'nın kuzeyinde ve Badan batısındadır) veya Gilan doğumludur. Ab Barza Fal b. Moammad b. Abd-al-amd b. Tork (ö.  Bağdat, 27 afar 298) (4 Kasım 910)'un onun torunu olduğu görünür.  Onuncu yüzyılda İbn el-Nedim, Abd-al-amd ile ilgili onun adının Abu'l-Fadl 'Abd al-Hamîd ibn Wâsi' ibn Turk al-Khuttalî (veya, al-Jîlî), soyadının Abû Muhammad olduğunu söyler ve iki eserini listeler: 1. Kitb al-Jme fil-esb (\"Kapsamlı hesap kitabı\") altı kitap halindedir; o kayıpdır, belki de, aşağıdaki dördüncü kitabın bir parçasıdır. 2. Kitb al-Momalt (\"İşlemler kitabı\") kayıptır. Bu başlıklı ve Kitb al-Mesa (\"Ölçme kitabı\") ile bir kitap daha İbn el-Nedm tarafından Ebu Barza'ya atfedilir.  İbn el-Kefti ise,  el-Fihrist, gibi birinci kitabı tekrarlar, ama ikinci kitap yerine, o aşağıdaki kitapları listeler: 3. Nawder al-esb wa aw al-add (Hesaplama ve Sayıların özellikleri çeşitleri kitabı), kayıpdır. 4. Kitb al-Jabr wal-moqbala (Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler)  Aydın Sayılı'ya göre; Halife Al-Mamn zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibn Türk (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için el-Ceyli veya matematikçi anlamına gelen el-Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları \"Kitab-ül Cami fi'l hisap\" (altı kitap halindedir),\"Kitab'ül muamelat\", \"Kitab'ül Mesaha\" (Ölçme işleri)'dır  Onun erken dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta yaşadığı ve çalıştığı ve matematik eserleri yayımladığı kesindir.  O cebir üzerine bir çalışma yazmış, \"Katışık Denklemlerde Mantıki Zaruretler\" olarak adlandırılan karesel (ikinci dereceden) denklemlerin çözümü üzerine sadece bir bölümü geriye kalabilmiştir.  Abdülhamid İbn Türk'ün, \"Kitb al-jabr wa al-mukbala\" başlıklı el yazması, Hârizmî'nin el-cebir (al-jabr)'ine çok benzer, aynı zamanda hatta belki ondan daha erken de yayımlanmış olabilir.", "question": "Abdülhamîd bin Vâsi bin Türk'ün hangi eseri Hârizmî'nin el-Cebir adlı eserine benzetilir?", "answers": {"answer_start": 2276, "text": "Kitb al-jabr wa al-mukbala"}}, {"id": "8689", "context": "Ali Cevan (Farsça:   - Ali Javn, Azerice:  , d. 26 Aralık 1926) İranlı fizikçi. Buluşlarıyla kuantum fiziği ve spektroskopi alanlarında önemli gelişmelerin önünü açtı. 1960'da William R. Bennett ile gaz lazerini buldu. 2007'de hazırlanan \"Yaşayan En Büyük 100 Deha\" listesine 12. sıradan girdi. Avrasiya Akademiyasının üyelerinden biridir.", "question": "Ali Cevan Yaşayan En Büyük 100 Deha listesine kaçıncı sıradan girmiştir?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "12"}}, {"id": "8690", "context": "Ali Cevan (Farsça:   - Ali Javn, Azerice:  , d. 26 Aralık 1926) İranlı fizikçi. Buluşlarıyla kuantum fiziği ve spektroskopi alanlarında önemli gelişmelerin önünü açtı. 1960'da William R. Bennett ile gaz lazerini buldu. 2007'de hazırlanan \"Yaşayan En Büyük 100 Deha\" listesine 12. sıradan girdi. Avrasiya Akademiyasının üyelerinden biridir.", "question": "Ali Cevan'ın 12. sırada bulunduğu Yaşayan En Büyük 100 Deha listesi hangi yılda hazırlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "2007"}}, {"id": "8691", "context": "Ali Cevan (Farsça:   - Ali Javn, Azerice:  , d. 26 Aralık 1926) İranlı fizikçi. Buluşlarıyla kuantum fiziği ve spektroskopi alanlarında önemli gelişmelerin önünü açtı. 1960'da William R. Bennett ile gaz lazerini buldu. 2007'de hazırlanan \"Yaşayan En Büyük 100 Deha\" listesine 12. sıradan girdi. Avrasiya Akademiyasının üyelerinden biridir.", "question": "Ali Cevan hangi ay ve yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 51, "text": "Aralık 1926"}}, {"id": "8692", "context": "Ali Cevan (Farsça:   - Ali Javn, Azerice:  , d. 26 Aralık 1926) İranlı fizikçi. Buluşlarıyla kuantum fiziği ve spektroskopi alanlarında önemli gelişmelerin önünü açtı. 1960'da William R. Bennett ile gaz lazerini buldu. 2007'de hazırlanan \"Yaşayan En Büyük 100 Deha\" listesine 12. sıradan girdi. Avrasiya Akademiyasının üyelerinden biridir.", "question": "Ali Cevan gaz lazerini hangi yılda bulmuştur?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "1960"}}, {"id": "8693", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan İran'ın hangi kentinde doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 59, "text": "Tahran"}}, {"id": "8694", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan hangi liseden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Elburz Lisesi"}}, {"id": "8695", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan doktorasını ne zaman tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 201, "text": "1954"}}, {"id": "8696", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan helyum-neon lazerini kiminle icat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 527, "text": "William Bennett"}}, {"id": "8697", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan doktorasını hangi üniversitede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 209, "text": "Columbia Üniversitesi"}}, {"id": "8698", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan liseden sonra hangi üniversiteden mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Tahran Üniversitesi"}}, {"id": "8699", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan ne zaman ABD'ye gitti?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra"}}, {"id": "8700", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan doktorasını kimin danışmanlığında tamamladı?", "answers": {"answer_start": 235, "text": "Charles Townes"}}, {"id": "8701", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan kaç yılında Townes ile atomik saat üzerinde çalıştı?", "answers": {"answer_start": 289, "text": "1955"}}, {"id": "8702", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan 1955 yılında Townes ile birlike ne üzerinde çalıştı?", "answers": {"answer_start": 343, "text": "atomik saat"}}, {"id": "8703", "context": "Ali Javan, Tebrizli İran Azerisi bir ailenin çocuğu olarak Tahran'da dünyaya geldi. Elburz Lisesi'ni bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi'nde okudu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD'ye gitti. 1954'te Columbia Üniversitesi'nde Charles Townes danışmanlığında doktorasını tamamladı. 1955'te radyasyon laboratuvarında Townes ile birlikte atomik saat üzerinde çalışmaya başladı ve mikrodalga atom hüzme spektrometresini bakır ve talyum gibi hiper ince atom yapılarını incelemek için kullandılar.  1960 yılında Ali Javan ve William Bennett, Amerika'nın New Jersey eyaletinde bulunan Bell Laboratuvarları'nda helyum-neon lazerini bulmuşlardır.", "question": "Ali Cevan helyum-neon lazerini kaç yılında icat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 501, "text": "1960"}}, {"id": "8704", "context": "Cahit Arf (d. 11 Ekim 1910, Selanik - ö. 26 Aralık 1997, İstanbul), Türk matematikçi ve bilim insanı. TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı.", "question": "Cahit Arf ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "11 Ekim 1910"}}, {"id": "8705", "context": "Cahit Arf (d. 11 Ekim 1910, Selanik - ö. 26 Aralık 1997, İstanbul), Türk matematikçi ve bilim insanı. TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı.", "question": "Cahit Arf bir dönem TÜBİTAK'ta hangi bölümün başkanlığını yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 102, "text": "TÜBİTAK Bilim Kolu"}}, {"id": "8706", "context": "Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arfın bu yeteneği ailesi ve hocalarının ilgisini çekmiş ve Paristeki St. Louis Lisesi'nde okumak üzere ailesi tarafından Fransaya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiyeye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupaya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır.", "question": "Cahit Arf liseyi kaç yılda bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 452, "text": "iki"}}, {"id": "8707", "context": "Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arfın bu yeteneği ailesi ve hocalarının ilgisini çekmiş ve Paristeki St. Louis Lisesi'nde okumak üzere ailesi tarafından Fransaya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiyeye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupaya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır.", "question": "Cahit Arf'ın okuduğu lisenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "St. Louis Lisesi"}}, {"id": "8708", "context": "Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arfın bu yeteneği ailesi ve hocalarının ilgisini çekmiş ve Paristeki St. Louis Lisesi'nde okumak üzere ailesi tarafından Fransaya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiyeye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupaya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır.", "question": "Cahit Arf liseyi hangi ülkede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 402, "text": "Fransa"}}, {"id": "8709", "context": "Cahit Arf, ilkokulu o yıllarda sultani adı verilen liselerin ilk kısmında okumuş, daha beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen onun matematikle ilgilenmesini sağlamıştır. Lisenin orta kısmına geldiğinde artık okul arkadaşlarının çözemediği matematik sorularını çözen Cahit Arfın bu yeteneği ailesi ve hocalarının ilgisini çekmiş ve Paristeki St. Louis Lisesi'nde okumak üzere ailesi tarafından Fransaya gönderilmiştir. Üç yıllık lise tahsilini iki yılda bitirip Türkiyeye geri dönen Cahit Arf o sıralarda Türk hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupaya gönderilecek aday öğrenciler arasına alınmıştır.", "question": "Cahit Arf ilk kimin sayesinde matematiğe ilgi duymuştur?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "beşinci sınıftayken tanıştığı genç bir öğretmen"}}, {"id": "8710", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf yüksek öğrenimini ne zaman tamamladı?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "1932"}}, {"id": "8711", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf doktorasını yapmak için hangi ülkeye gitti?", "answers": {"answer_start": 239, "text": "Almanya"}}, {"id": "8712", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf doktorasını yaptığı üniversitenin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Göttingen Üniversitesi"}}, {"id": "8713", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf doktorasını hangi yılda bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "1938"}}, {"id": "8714", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf'ın yüksek öğrenimini tamamladığı okulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Ecole Normale Superieure"}}, {"id": "8715", "context": "Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirmiştir.", "question": "Cahit Arf bir dönem İstanbul Üniversitesi'nin hangi fakültesinde doçent adayı olarak çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "Fen Fakültesi"}}, {"id": "8716", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf 1967 yılında ülkeye hangi nedenle geri döndü?", "answers": {"answer_start": 457, "text": "Türkiye'de yaşamak istemesi"}}, {"id": "8717", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf Robert Koleji'nde ne dersleri vermiştir?", "answers": {"answer_start": 1061, "text": "Matematik"}}, {"id": "8718", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf kaç yılında emekliye ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "1980"}}, {"id": "8719", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf hangi nedenle hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 1683, "text": "kalp hastalığı"}}, {"id": "8720", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf kaç yılında TÜBİTAK'ın ilk bilim kurulu başkanı olmuştur?", "answers": {"answer_start": 202, "text": "1964"}}, {"id": "8721", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf İnönü Armağanı'nı kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 1127, "text": "1943"}}, {"id": "8722", "context": "Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu.  Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. Türkiye'de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye'ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika'daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'ın kurulmasında çok emeği geçti ve TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneğinin başkanlığını yaptı.  Arf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada 'Bilim insanının amacı anlamaktır' hemen ardından 'ama büyük harflerle anlamaktır' sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile vefat etmiştir.", "question": "Cahit Arf TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kaç yılında aldı?", "answers": {"answer_start": 1168, "text": "1974"}}, {"id": "8723", "context": "Cahit Arf, matematiği bir meslek dalı olarak değil, bir yaşam tarzı olarak görmüştür. Öğrencilerine sürekli: \"Matematiği ezberlemeyin, kendiniz yapın ve anlayın.\" demiştir. \"Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek (ezberleyerek) değil,keşfederek anlamak gerekir.\" demiştir. \"Matematik de resim, müzik ve heykel gibi bir sanattır\" diyerek matematiğin sanatsal yönünü vurgulamıştır. \"Matematik endüktif (tümevarımsal) bir bilimdir ve bu endüktif bilim sonsuz kümeler için geçerli. Bu sonsuzlukları endüktif bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu hissediyoruz. Sınırsızlığı... Ve bu bize mutluluk veriyor çünkü ölümü unutuyoruz... Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim.\"", "question": "Cahit Arf matematiği ne olarak görmüştür?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "yaşam tarzı"}}, {"id": "8724", "context": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü'nde her sene Arf adına ve anısına özel bir konferans düzenlenmektedir.  Ayrıca 2009 yılından itibaren 10 Türk Lirası üzerinde Arf'ın sureti yer almaktadır.  ODTÜ'de düzenlenen Arf konferanslarının konuşmacıları ve bağlı olduğu kurumlar  2009: Gunter Harder - Bonn Üniversitesi Matematik Enstitüsü 2007: Hendrik Lenstra - Leiden Üniversitesi Matematik Enstitüsü 2006: Jean-Pierre Serre - Collège de France 2005: Peter Sarnak - Princeton Üniversitesi ve İleri Araştırma Enstitüsü 2004: Robert Langlands - İleri Araştırma Enstitüsü 2003: David Mumford - Brown Üniversitesi Uygulamalı Matematik Bölümü 2002: Don Zagier - Utrecht Üniversitesi / Collège de France 2001: Gerhard Frey - Essen Üniversitesi Deneysel Matematik Enstitüsü", "question": "Cahit Arf'ın sureti hangi yıldan itibaren 10 Türk Lirası üzerinde vardır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "2009"}}, {"id": "8725", "context": "Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü'nde her sene Arf adına ve anısına özel bir konferans düzenlenmektedir.  Ayrıca 2009 yılından itibaren 10 Türk Lirası üzerinde Arf'ın sureti yer almaktadır.  ODTÜ'de düzenlenen Arf konferanslarının konuşmacıları ve bağlı olduğu kurumlar  2009: Gunter Harder - Bonn Üniversitesi Matematik Enstitüsü 2007: Hendrik Lenstra - Leiden Üniversitesi Matematik Enstitüsü 2006: Jean-Pierre Serre - Collège de France 2005: Peter Sarnak - Princeton Üniversitesi ve İleri Araştırma Enstitüsü 2004: Robert Langlands - İleri Araştırma Enstitüsü 2003: David Mumford - Brown Üniversitesi Uygulamalı Matematik Bölümü 2002: Don Zagier - Utrecht Üniversitesi / Collège de France 2001: Gerhard Frey - Essen Üniversitesi Deneysel Matematik Enstitüsü", "question": "Cahit Arf'ın sureti hangi para üzerinde vardır?", "answers": {"answer_start": 149, "text": "10 Türk Lirası"}}, {"id": "8726", "context": "Alman matematik dehası Hasse'nin uyarılarına karşın Non-komütatif Class Field üzerinde tek başına bir buçuk yıl çalışarak doktorasını tamamladı. Arf'in bu çalışmasıyla elde ettiği sonuçların bir kısmı literatüre \"Hasse-Arf Teoremi\" olarak geçti. Doktora tezini 1938de bitirdikten sonra Hasse'nin önerisiyle bir yıl daha Götting'de kaldı. Bu ise onun için yeni bir çalışma dönemi oldu ve matematikçi E. Witt'in, ilk adımını attığı Kuadratik Formlar teorisini önemli ölçüde tamamladı. Bu şekilde dünya literatürüne \"Arf Invaryantanı\" olarak geçen invaryantı ortaya çıkardı. Cahit Arf'ı dünyaya tanıtan bu buluş olmuştu.", "question": "Cahit Arf'ın yaptığı çalışmalarla dünya literatürüne giren invaryantın adı nedir?", "answers": {"answer_start": 514, "text": "Arf Invaryantanı"}}, {"id": "8727", "context": "Matematiği \"tümevarımsal bir bilim\" olarak tanımlayan Arf, bu bilimin sonsuz kümeler için geçerli olduğunu altını çizerek matematik-ölümsüzlük ilişkisini şöyle açıklıyordu: \"Bu sonsuzlukları tümevarımsal bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu hissediyoruz. Ve bu bize mutluluk veriyor. Çünkü ölümü unutuyoruz.. Herkes ölümsüz olduğu alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim\" Bilim adamlığını bir yaşam biçimi olarak sürdüren Arf, 90 yaşında ölürken bile matematik çalışmalarına devam ediyordu.", "question": "Cahit Arf matematiği ne tür bir bilim olarak tanımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "tümevarımsal"}}, {"id": "8728", "context": "Matematiği \"tümevarımsal bir bilim\" olarak tanımlayan Arf, bu bilimin sonsuz kümeler için geçerli olduğunu altını çizerek matematik-ölümsüzlük ilişkisini şöyle açıklıyordu: \"Bu sonsuzlukları tümevarımsal bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu hissediyoruz. Ve bu bize mutluluk veriyor. Çünkü ölümü unutuyoruz.. Herkes ölümsüz olduğu alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim\" Bilim adamlığını bir yaşam biçimi olarak sürdüren Arf, 90 yaşında ölürken bile matematik çalışmalarına devam ediyordu.", "question": "Cahit Arf kaç yaşında hayatını kaybetmiştir?", "answers": {"answer_start": 479, "text": "90 yaşında"}}, {"id": "8729", "context": "Cahit Arf'ın Almanya'da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal'da 1939 yılında yayımlanmış olan ilk çalışması, Göttingen Üniversitesi'nde, 1938 yılında hazırladığı son derece parlak olan doktora tezidir. Cahit Arf'ın Almanya'ya gelmeden önce düşündüğü ve proje haline getirdiği çok kapsamlı bir problem vardı: Çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak. Bu amaçla Göttingen'e gitti ve orada ünlü matematikçi Hasse'nin doktora öğrencisi oldu. Hasse'ye projesinden bahsetti. Hasse, problemi önce özel hallerde çözmesini salık verdiğini, bunun üzerine birkaç ay gibi kısa bir süre Cahit Arf'ın hiç gözükmediğini ve o süre sonunda problemi tamamen çözüp kendisine getirdiğini 1974te yine Silivri'de bir Cebir ve Sayılar Teorisi toplantısında anlatmıştı. Bu olay Cahit Arf'ın üstün matematik yeteneğini göstermenin yanı sıra daha Göttingen'e gelirken matematik bakımından ne kadar olgun olduğunu da göstermektedir. Cahit Arf bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü bugün dünya matematik literatüründe ve kitaplarda Hasse-Arf Teoremi olarak geçmektedir.", "question": "Cahit Arf'ın çalışmasını 1939'da yayınlamış olan derginin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "Crelle Journal"}}, {"id": "8730", "context": "Cahit Arf'ın Almanya'da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal'da 1939 yılında yayımlanmış olan ilk çalışması, Göttingen Üniversitesi'nde, 1938 yılında hazırladığı son derece parlak olan doktora tezidir. Cahit Arf'ın Almanya'ya gelmeden önce düşündüğü ve proje haline getirdiği çok kapsamlı bir problem vardı: Çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak. Bu amaçla Göttingen'e gitti ve orada ünlü matematikçi Hasse'nin doktora öğrencisi oldu. Hasse'ye projesinden bahsetti. Hasse, problemi önce özel hallerde çözmesini salık verdiğini, bunun üzerine birkaç ay gibi kısa bir süre Cahit Arf'ın hiç gözükmediğini ve o süre sonunda problemi tamamen çözüp kendisine getirdiğini 1974te yine Silivri'de bir Cebir ve Sayılar Teorisi toplantısında anlatmıştı. Bu olay Cahit Arf'ın üstün matematik yeteneğini göstermenin yanı sıra daha Göttingen'e gelirken matematik bakımından ne kadar olgun olduğunu da göstermektedir. Cahit Arf bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü bugün dünya matematik literatüründe ve kitaplarda Hasse-Arf Teoremi olarak geçmektedir.", "question": "Cahit Arf'ın ilk çalışması Crelle Journal'da kaç yılında yayınlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "1939"}}, {"id": "8731", "context": "Cahit Arf'ın Almanya'da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal'da 1939 yılında yayımlanmış olan ilk çalışması, Göttingen Üniversitesi'nde, 1938 yılında hazırladığı son derece parlak olan doktora tezidir. Cahit Arf'ın Almanya'ya gelmeden önce düşündüğü ve proje haline getirdiği çok kapsamlı bir problem vardı: Çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak. Bu amaçla Göttingen'e gitti ve orada ünlü matematikçi Hasse'nin doktora öğrencisi oldu. Hasse'ye projesinden bahsetti. Hasse, problemi önce özel hallerde çözmesini salık verdiğini, bunun üzerine birkaç ay gibi kısa bir süre Cahit Arf'ın hiç gözükmediğini ve o süre sonunda problemi tamamen çözüp kendisine getirdiğini 1974te yine Silivri'de bir Cebir ve Sayılar Teorisi toplantısında anlatmıştı. Bu olay Cahit Arf'ın üstün matematik yeteneğini göstermenin yanı sıra daha Göttingen'e gelirken matematik bakımından ne kadar olgun olduğunu da göstermektedir. Cahit Arf bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü bugün dünya matematik literatüründe ve kitaplarda Hasse-Arf Teoremi olarak geçmektedir.", "question": "Cahit Arf Çözülebilen cebirsel denklemlerin listesi problemini yaklaşık olarak ne kadar sürede tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 569, "text": "birkaç ay"}}, {"id": "8732", "context": "Cahit Arf'ın Almanya'da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal'da 1939 yılında yayımlanmış olan ilk çalışması, Göttingen Üniversitesi'nde, 1938 yılında hazırladığı son derece parlak olan doktora tezidir. Cahit Arf'ın Almanya'ya gelmeden önce düşündüğü ve proje haline getirdiği çok kapsamlı bir problem vardı: Çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak. Bu amaçla Göttingen'e gitti ve orada ünlü matematikçi Hasse'nin doktora öğrencisi oldu. Hasse'ye projesinden bahsetti. Hasse, problemi önce özel hallerde çözmesini salık verdiğini, bunun üzerine birkaç ay gibi kısa bir süre Cahit Arf'ın hiç gözükmediğini ve o süre sonunda problemi tamamen çözüp kendisine getirdiğini 1974te yine Silivri'de bir Cebir ve Sayılar Teorisi toplantısında anlatmıştı. Bu olay Cahit Arf'ın üstün matematik yeteneğini göstermenin yanı sıra daha Göttingen'e gelirken matematik bakımından ne kadar olgun olduğunu da göstermektedir. Cahit Arf bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü bugün dünya matematik literatüründe ve kitaplarda Hasse-Arf Teoremi olarak geçmektedir.", "question": "Cahit Arf'ın Çözülebilen cebirsel denklemlerin listesi çalışmasıyla sayılar teorisindeki hangi teoriye büyük katkı sağlamış oldu?", "answers": {"answer_start": 998, "text": "lokal cisimlerde dallanma teorisi"}}, {"id": "8733", "context": "Cahit Arf, Hasse'nin önerisi üzerine başka bir zor problemle uğraşmak üzere bir yıl daha Göttingen'de kaldı. Yeni uğraştığı problem, matematikte \"kuadratik formlar\" olarak bilinen konuda idi. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların birtakım invariantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından karakteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937de yapılmıştı. Karakteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt'in yöntemi uygulanamıyordu. Cahit Arf bu problemle uğraştı ve karakteristiği iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde sınıflandırdı. Bunların invariantlarını, yani değişmezlerini inşa etti. Bu invariantlar bugün dünya matematik literatüründe Arf invariantları olarak geçmektedir. Günümüz cebirsel ve diferansiyel topolojisinde ve geometride hala yerini koruyan bu çalışma 1941 yılında yine Crelle dergisinde yayımlandı ve Cahit Arf'ı dünyaya tanıttı. O yılın sonunda Türkiye'ye dönen Cahit Arf aynı problemi bu kez aritmetik açıdan inceledi, yani problemi bu kez karakteristiği iki olan bir cisim üzerindeki formel seriler halkası üzerinde ele aldı. Bu çalışması 1943te \"İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası\"nda yayımlandı.", "question": "Cahit Arf, Hasse'nin önerisiyle kaç yıl daha Göttingen'de kaldı?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "bir yıl"}}, {"id": "8734", "context": "Cahit Arf, Hasse'nin önerisi üzerine başka bir zor problemle uğraşmak üzere bir yıl daha Göttingen'de kaldı. Yeni uğraştığı problem, matematikte \"kuadratik formlar\" olarak bilinen konuda idi. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların birtakım invariantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından karakteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937de yapılmıştı. Karakteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt'in yöntemi uygulanamıyordu. Cahit Arf bu problemle uğraştı ve karakteristiği iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde sınıflandırdı. Bunların invariantlarını, yani değişmezlerini inşa etti. Bu invariantlar bugün dünya matematik literatüründe Arf invariantları olarak geçmektedir. Günümüz cebirsel ve diferansiyel topolojisinde ve geometride hala yerini koruyan bu çalışma 1941 yılında yine Crelle dergisinde yayımlandı ve Cahit Arf'ı dünyaya tanıttı. O yılın sonunda Türkiye'ye dönen Cahit Arf aynı problemi bu kez aritmetik açıdan inceledi, yani problemi bu kez karakteristiği iki olan bir cisim üzerindeki formel seriler halkası üzerinde ele aldı. Bu çalışması 1943te \"İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası\"nda yayımlandı.", "question": "Cahit Arf'ın Göttingen'de fazladan kaldığı 1 yılda hangi konu üzerine çalışmıştır?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "kuadratik formlar"}}, {"id": "8735", "context": "Cahit Arf, Hasse'nin önerisi üzerine başka bir zor problemle uğraşmak üzere bir yıl daha Göttingen'de kaldı. Yeni uğraştığı problem, matematikte \"kuadratik formlar\" olarak bilinen konuda idi. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların birtakım invariantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından karakteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937de yapılmıştı. Karakteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt'in yöntemi uygulanamıyordu. Cahit Arf bu problemle uğraştı ve karakteristiği iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde sınıflandırdı. Bunların invariantlarını, yani değişmezlerini inşa etti. Bu invariantlar bugün dünya matematik literatüründe Arf invariantları olarak geçmektedir. Günümüz cebirsel ve diferansiyel topolojisinde ve geometride hala yerini koruyan bu çalışma 1941 yılında yine Crelle dergisinde yayımlandı ve Cahit Arf'ı dünyaya tanıttı. O yılın sonunda Türkiye'ye dönen Cahit Arf aynı problemi bu kez aritmetik açıdan inceledi, yani problemi bu kez karakteristiği iki olan bir cisim üzerindeki formel seriler halkası üzerinde ele aldı. Bu çalışması 1943te \"İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası\"nda yayımlandı.", "question": "Cahit Arf'ın kuadratik formlar konusuyla ilgili yaptığı çalışma Crelle dergisinde hangi yılda yayımlandı?", "answers": {"answer_start": 983, "text": "1941"}}, {"id": "8736", "context": "Ali Mehmet Celâl Şengör (d. 24 Mart 1955, İstanbul), Türk jeolog.  İstanbul Teknik Üniversitesi, jeoloji mühendisliği bölümünde profesör unvânıyla görev yapmaktadır.", "question": "Celâl Şengör nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8737", "context": "Ali Mehmet Celâl Şengör (d. 24 Mart 1955, İstanbul), Türk jeolog.  İstanbul Teknik Üniversitesi, jeoloji mühendisliği bölümünde profesör unvânıyla görev yapmaktadır.", "question": "Celâl Şengör hangi ay ve yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Mart 1955"}}, {"id": "8738", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör 1973 yılında nerden mezun oldu?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Robert Koleji"}}, {"id": "8739", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör 1990 yılında hangi cemiyete katılarak ilk Türk üye oldu?", "answers": {"answer_start": 714, "text": "Academia Europaea"}}, {"id": "8740", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör Jeoloji ve Tektonik konularında kaç bilimsel makale yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 2725, "text": "175"}}, {"id": "8741", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör Jeoloji ve Tektonik konularında kaç kitap yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 463, "text": "6"}}, {"id": "8742", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör hangi dilleri ileri seviyede bilmektedir?", "answers": {"answer_start": 3769, "text": "İngilizce, Fransızca ve Almanca"}}, {"id": "8743", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör Robert Koleji'nden kaç yılında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "1973"}}, {"id": "8744", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör yüksek lisansını hangi yılda bitirmiştir?", "answers": {"answer_start": 176, "text": "1979"}}, {"id": "8745", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör yüksek lisansını hangi üniversitede tamamladı?", "answers": {"answer_start": 87, "text": "State University of New York at Albany"}}, {"id": "8746", "context": "24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979'da yüksek lisansını bitirdi.  1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de State University of New York at Albany'den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın \"bilgi çağı ödülü\"nü kazandı.  1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında profesörlüğe terfî etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada \"19'uncu yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı\" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rusya Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.  Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer  Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asyanın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. ABD, Rusya, Avrupa ve Almanya'nın bilimler akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki \"Zümrütten Akisler\" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da \"Zümrütnâme\" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.  Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında Birleşik Krallık'ta Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.  Celal Şengör, ileri seviyede İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini beyan etmekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.", "question": "Celâl Şengör 1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi'nin hangi fakültesinde asistan olarak görev yaptı?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Maden Fakültesi"}}, {"id": "8747", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör hangi yazarın kitaplarıyla Jeoloji'ye ilgi duymuştur?", "answers": {"answer_start": 128, "text": "Jules Verne"}}, {"id": "8748", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör'e ne teşhisi konulmuştur?", "answers": {"answer_start": 590, "text": "Asperger"}}, {"id": "8749", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör jeolojiye olan ilgisini ilk hangi kitabı okurken kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 142, "text": "Arzın Merkezine Seyahat"}}, {"id": "8750", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör hangi kitapta Arzın Merkezine Seyahat kitabı sayesinde jeolojiye ilgi duyduğunu söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Bir Bilim Adamının Serüveni"}}, {"id": "8751", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör kendisine ait kütüphanesinde yaklaşık kaç kitap bulunduğunu söylemiştir?", "answers": {"answer_start": 521, "text": "30000"}}, {"id": "8752", "context": "Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, \"Bir Bilim Adamının Serüveni\" adlı kitapta, Şengörün \"Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Vernein Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersahı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, Adam olmak demek, Jules Vernein tarif ettiği gibi olmak demektir diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...\" şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.  Celal Şengör'e hafif Asperger teşhisi konulmuştur ve bunu şu sözlerle anlatmaktadır: \"Ben de hafif Aschberger ile teşhis edilmiş bir insanım. Ve bu özelliğime şükran borçluyum. Otistik olmasaydım bilimde elde ettiğim başarıları elde edemezdim.\"  Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.", "question": "Celâl Şengör'ün oğlu Asım Şengör ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 903, "text": "1989"}}, {"id": "8753", "context": "Ab Ubayd Abd Allh ibn Abd al-Azz al-Bakr. Endülüs-Arap coğrafyacı ve tarihçi. Huelva şehrinde, il valisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Al-Bakri yaşamının tamamını Cordoba'da geçirdi ve yazdığı yerlere hiç seyahat etmedi.  Al-Bakri Avrupa, Kuzey Afrika ve Arap yarımadasını kaleme aldı. İlk çalışmaları Kitb al-Maslik wa-al-Mamlik (\"Book of Highways and of Kingdoms\") ve Mu'jam 'dır. Tüccar ve gezginlerin raporlarına ve literatüre göre Yusuf al-Warraq ve Abraham ben Jacob'ı da içeren ilk bahsi geçen çalışması 1068'de tamamlandı.", "question": "El-Bekrî'nin doğduğu ilin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "Huelva"}}, {"id": "8754", "context": "Ab Ubayd Abd Allh ibn Abd al-Azz al-Bakr. Endülüs-Arap coğrafyacı ve tarihçi. Huelva şehrinde, il valisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Al-Bakri yaşamının tamamını Cordoba'da geçirdi ve yazdığı yerlere hiç seyahat etmedi.  Al-Bakri Avrupa, Kuzey Afrika ve Arap yarımadasını kaleme aldı. İlk çalışmaları Kitb al-Maslik wa-al-Mamlik (\"Book of Highways and of Kingdoms\") ve Mu'jam 'dır. Tüccar ve gezginlerin raporlarına ve literatüre göre Yusuf al-Warraq ve Abraham ben Jacob'ı da içeren ilk bahsi geçen çalışması 1068'de tamamlandı.", "question": "El-Bekrî yaşamının birçok dönemini nerede geçirdi?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Cordoba"}}, {"id": "8755", "context": "Ab Ubayd Abd Allh ibn Abd al-Azz al-Bakr. Endülüs-Arap coğrafyacı ve tarihçi. Huelva şehrinde, il valisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Al-Bakri yaşamının tamamını Cordoba'da geçirdi ve yazdığı yerlere hiç seyahat etmedi.  Al-Bakri Avrupa, Kuzey Afrika ve Arap yarımadasını kaleme aldı. İlk çalışmaları Kitb al-Maslik wa-al-Mamlik (\"Book of Highways and of Kingdoms\") ve Mu'jam 'dır. Tüccar ve gezginlerin raporlarına ve literatüre göre Yusuf al-Warraq ve Abraham ben Jacob'ı da içeren ilk bahsi geçen çalışması 1068'de tamamlandı.", "question": "El-Bekrî hangi bölgeler veya kıtalar hakkında yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 231, "text": "Avrupa, Kuzey Afrika ve Arap yarımadası"}}, {"id": "8761", "context": "Kaşgarlı Mahmud, 1008 yılında Kaşgarda dünyaya geldi. Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir (Arapça:  ) yerineHemir (Arapça:  ) demelerinden kaynaklandığından bahsetmektedir. Kendisinin verdiği bu bilgilerden, Türk tarihinin önemli devletlerinden birisi olan Karahanlı Devleti'nin hanedan sülalesine mensup olduğu anlaşılmaktadır.  Başka araştırmalara göre Batı Karahanlı hakanlarından Buğrahan Muhammet Yağan Tekin (Bogra Yagan Tégin)in torunu ve Şehzade Hüseyin Emir Tekin'in oğludur. Yağan Tekin, 18 aylık kısa Hakanlık döneminden sonra tahtı kendi isteği ile Kaşgarlı Mahmudun babası Hüseyin Emir Tekin (Hüseyin Çağrı Tégin)e devretmek istemiştir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud hangi yılda doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1008"}}, {"id": "8762", "context": "Kaşgarlı Mahmud, 1008 yılında Kaşgarda dünyaya geldi. Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir (Arapça:  ) yerineHemir (Arapça:  ) demelerinden kaynaklandığından bahsetmektedir. Kendisinin verdiği bu bilgilerden, Türk tarihinin önemli devletlerinden birisi olan Karahanlı Devleti'nin hanedan sülalesine mensup olduğu anlaşılmaktadır.  Başka araştırmalara göre Batı Karahanlı hakanlarından Buğrahan Muhammet Yağan Tekin (Bogra Yagan Tégin)in torunu ve Şehzade Hüseyin Emir Tekin'in oğludur. Yağan Tekin, 18 aylık kısa Hakanlık döneminden sonra tahtı kendi isteği ile Kaşgarlı Mahmudun babası Hüseyin Emir Tekin (Hüseyin Çağrı Tégin)e devretmek istemiştir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud hangi devlete mensuptur?", "answers": {"answer_start": 270, "text": "Karahanlı Devleti"}}, {"id": "8763", "context": "Kaşgarlı Mahmud, 1008 yılında Kaşgarda dünyaya geldi. Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir (Arapça:  ) yerineHemir (Arapça:  ) demelerinden kaynaklandığından bahsetmektedir. Kendisinin verdiği bu bilgilerden, Türk tarihinin önemli devletlerinden birisi olan Karahanlı Devleti'nin hanedan sülalesine mensup olduğu anlaşılmaktadır.  Başka araştırmalara göre Batı Karahanlı hakanlarından Buğrahan Muhammet Yağan Tekin (Bogra Yagan Tégin)in torunu ve Şehzade Hüseyin Emir Tekin'in oğludur. Yağan Tekin, 18 aylık kısa Hakanlık döneminden sonra tahtı kendi isteği ile Kaşgarlı Mahmudun babası Hüseyin Emir Tekin (Hüseyin Çağrı Tégin)e devretmek istemiştir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un babasının ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 459, "text": "Şehzade Hüseyin Emir Tekin"}}, {"id": "8764", "context": "Kaşgarlı Mahmud, 1008 yılında Kaşgarda dünyaya geldi. Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir (Arapça:  ) yerineHemir (Arapça:  ) demelerinden kaynaklandığından bahsetmektedir. Kendisinin verdiği bu bilgilerden, Türk tarihinin önemli devletlerinden birisi olan Karahanlı Devleti'nin hanedan sülalesine mensup olduğu anlaşılmaktadır.  Başka araştırmalara göre Batı Karahanlı hakanlarından Buğrahan Muhammet Yağan Tekin (Bogra Yagan Tégin)in torunu ve Şehzade Hüseyin Emir Tekin'in oğludur. Yağan Tekin, 18 aylık kısa Hakanlık döneminden sonra tahtı kendi isteği ile Kaşgarlı Mahmudun babası Hüseyin Emir Tekin (Hüseyin Çağrı Tégin)e devretmek istemiştir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kaşgar"}}, {"id": "8765", "context": "Karahanlı soyundan asil bir ailenin ferdi olan Muhammed bin Hüseyin (Hüseyin Çağrı Tegin)in oğludur. Annesinin ismi Bibi Rabiy'a al-Basri'dir. Babası Barsgan şehrinde yaşamakta iken bilinmeyen bir sebeple Kaşgar şehrine gelip yerleşmişti. O dönemde Kaşgar, önemli bir bilim ve kültür merkezi idi.  Bu devir teslim için büyük ziyafetler hazırlanmış davullar dövülmüştür. Bu ziyafet sırasında Yağan Tekinin eşlerinden Hanısı, tahta kendi oğlu İbrahimi geçirebilmek için diğer şehzadeleri zehirlemiştir.  Kaşgarlı Mahmud'un babası da zehirlenenler arasındadır. Bu saray darbesinden sonra İbrahim, 1057 yılında Batı Karahanlıların hakanı olmuştur. Kaşgarlı Mahmud ise bu tuzaktan kendisini kurtararak Batı Karahanlı Devleti'nin topraklarından kaçmıştır. Ancak İbrahim Han'ın adamları her yerde onu aradıklarından o kendisini gezgin veya bilgin gibi sıfatlarla takdim ederek sık sık yer değiştirmek zorunda kalmıştır.  Kesin olarak Kaşgarlı Mahmud, dönemin bütün klasik ilimlerini tahsil etti. Arapça ve Farsça öğrendi. Saciye ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiştir. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiş. 15 yıl boyunca Türklerin yaşadığı bütün illeri, şehirleri, obaları, dağları ve çölleri dolaştı.  Bu geziler inceleme amaçlı idi. Türklerin örf ve âdetlerini mahallinde araştırdı. Gezileri sırasında, anadili Türkçenin Hakaniye, Oğuz, Kıpçak, Argu, Çiğil, Kepenek şivelerini de öğrendi. İyi öğrenim görmüş, İslâmiyet'le ilgili bilimsel çalışmaları yakından izlemiştir. Arapça ve Farsçayı da çok iyi öğrenmiştir. Türklerin bulunduğu bölgeleri gezmiş , anadili olan Türkçenin bütün lehçelerini yerlerinde öğrenmiş, geleneklerini göreneklerini yakından izlemiştir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un annesinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Bibi Rabiy'a al-Basri"}}, {"id": "8766", "context": "Kaşgarlı Mahmut 1057de Kaşgardan ayrılarak Bağdata yerleşti. Kitabında belirttiğine göre, ailesi Kaşgar'dan Irak'a göç etmişti. Melikşah'ın (1072-1092) eşi Terken Hatun'un maiyetinde pek çok Kaşgarlı, bu dönemde Irak'a gelmişti. Mahmut'un ailesinin de bunlarla birlikte gelmiş oldukları düşünülebilir. O sıralarda Irak İslâm Dünyası'nın en önemli kültür merkezlerinden biri idi. Bu nedenle bilimle uğraşanların buraya gelmek istemeleri doğaldı. Ayrıca Bağdat bu dönemde Türk nüfuzu altına girmiş ve halifeleri ayakta tutan da buradaki Türklerdi.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Bağdat'a hangi yıl gitti?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1057"}}, {"id": "8767", "context": "Kaşgarlı Mahmut 1057de Kaşgardan ayrılarak Bağdata yerleşti. Kitabında belirttiğine göre, ailesi Kaşgar'dan Irak'a göç etmişti. Melikşah'ın (1072-1092) eşi Terken Hatun'un maiyetinde pek çok Kaşgarlı, bu dönemde Irak'a gelmişti. Mahmut'un ailesinin de bunlarla birlikte gelmiş oldukları düşünülebilir. O sıralarda Irak İslâm Dünyası'nın en önemli kültür merkezlerinden biri idi. Bu nedenle bilimle uğraşanların buraya gelmek istemeleri doğaldı. Ayrıca Bağdat bu dönemde Türk nüfuzu altına girmiş ve halifeleri ayakta tutan da buradaki Türklerdi.", "question": "Kaşgarlı Mahmud 1057 yılında nereden ayrılarak Bağdat'a yerleşti?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kaşgar"}}, {"id": "8768", "context": "Divânu Lügati't-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Eserini 1072 yılında Bağdatta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076da son şeklini verdi. 1077 Ocağında bitirilmiştir. Eserini Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillahın oğlu Ebül-Kasım Abdullaha sunmuştur. Kitabın tek yazması olan nüsha bugün İstanbulda Millet Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.  Kaşgarlı Mahmudun, Kitabu Cevahirü'n Nahv Fi Lugati't Türk adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Türk dilinin ilk gramer kitabının nerede ve nasıl kaybolduğu belirlenememiştir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Divânu Lügati't-Türk eserini kaç yılında yazmaya başladı?", "answers": {"answer_start": 71, "text": "1072"}}, {"id": "8769", "context": "Divânu Lügati't-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Eserini 1072 yılında Bağdatta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076da son şeklini verdi. 1077 Ocağında bitirilmiştir. Eserini Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillahın oğlu Ebül-Kasım Abdullaha sunmuştur. Kitabın tek yazması olan nüsha bugün İstanbulda Millet Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.  Kaşgarlı Mahmudun, Kitabu Cevahirü'n Nahv Fi Lugati't Türk adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Türk dilinin ilk gramer kitabının nerede ve nasıl kaybolduğu belirlenememiştir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Divânu Lügati't-Türk eserini ne zaman tamamladı?", "answers": {"answer_start": 110, "text": "12 Şubat 1074"}}, {"id": "8770", "context": "Divânu Lügati't-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Eserini 1072 yılında Bağdatta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076da son şeklini verdi. 1077 Ocağında bitirilmiştir. Eserini Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillahın oğlu Ebül-Kasım Abdullaha sunmuştur. Kitabın tek yazması olan nüsha bugün İstanbulda Millet Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.  Kaşgarlı Mahmudun, Kitabu Cevahirü'n Nahv Fi Lugati't Türk adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Türk dilinin ilk gramer kitabının nerede ve nasıl kaybolduğu belirlenememiştir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Divânu Lügati't-Türk eserini nerede yazmaya başladı?", "answers": {"answer_start": 84, "text": "Bağdat"}}, {"id": "8771", "context": "Divânu Lügati't-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Eserini 1072 yılında Bağdatta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076da son şeklini verdi. 1077 Ocağında bitirilmiştir. Eserini Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillahın oğlu Ebül-Kasım Abdullaha sunmuştur. Kitabın tek yazması olan nüsha bugün İstanbulda Millet Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.  Kaşgarlı Mahmudun, Kitabu Cevahirü'n Nahv Fi Lugati't Türk adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Türk dilinin ilk gramer kitabının nerede ve nasıl kaybolduğu belirlenememiştir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Divânu Lügati't-Türk eserini kime sunmuştur?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Ebül-Kasım Abdullah"}}, {"id": "8772", "context": "Divânu Lügati't-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Eserini 1072 yılında Bağdatta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076da son şeklini verdi. 1077 Ocağında bitirilmiştir. Eserini Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillahın oğlu Ebül-Kasım Abdullaha sunmuştur. Kitabın tek yazması olan nüsha bugün İstanbulda Millet Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.  Kaşgarlı Mahmudun, Kitabu Cevahirü'n Nahv Fi Lugati't Türk adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Türk dilinin ilk gramer kitabının nerede ve nasıl kaybolduğu belirlenememiştir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un Divânu Lügati't-Türk'ü bugün nerede muhafaza edilmekte?", "answers": {"answer_start": 409, "text": "İstanbulda Millet Kütüphanesi"}}, {"id": "8773", "context": "Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgara döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir bilim insanı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.  Mahmud, 1105 yılında, 97 yaşında iken fani hayata veda etti. Naaşı; ders verdiği Mahmudiye mezarlığında toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 45 kilometre uzaklıktaki Opal köyünde, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir (Enlem 3918'51.19\" Kuzey, Boylam 7530'35.82\" Doğu). Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.  Türbede, Kaşgarlı Mahmudun sandukasının bulunduğu bir oda, Kuran okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kuranlar ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistanlı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmudu çalışırken gösteren temsilî bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Kaşgar'a döndüğünde nerede ders vermeye başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Mahmudiye Medresesi"}}, {"id": "8774", "context": "Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgara döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir bilim insanı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.  Mahmud, 1105 yılında, 97 yaşında iken fani hayata veda etti. Naaşı; ders verdiği Mahmudiye mezarlığında toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 45 kilometre uzaklıktaki Opal köyünde, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir (Enlem 3918'51.19\" Kuzey, Boylam 7530'35.82\" Doğu). Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.  Türbede, Kaşgarlı Mahmudun sandukasının bulunduğu bir oda, Kuran okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kuranlar ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistanlı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmudu çalışırken gösteren temsilî bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.", "question": "Kaşgarlı Mahmud hangi yılda ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 211, "text": "1105"}}, {"id": "8775", "context": "Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgara döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir bilim insanı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.  Mahmud, 1105 yılında, 97 yaşında iken fani hayata veda etti. Naaşı; ders verdiği Mahmudiye mezarlığında toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 45 kilometre uzaklıktaki Opal köyünde, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir (Enlem 3918'51.19\" Kuzey, Boylam 7530'35.82\" Doğu). Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.  Türbede, Kaşgarlı Mahmudun sandukasının bulunduğu bir oda, Kuran okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kuranlar ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistanlı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmudu çalışırken gösteren temsilî bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.", "question": "Kaşgarlı Mahmud öldüğünde kaç yaşındaydı?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "97"}}, {"id": "8776", "context": "Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgara döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir bilim insanı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.  Mahmud, 1105 yılında, 97 yaşında iken fani hayata veda etti. Naaşı; ders verdiği Mahmudiye mezarlığında toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 45 kilometre uzaklıktaki Opal köyünde, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir (Enlem 3918'51.19\" Kuzey, Boylam 7530'35.82\" Doğu). Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.  Türbede, Kaşgarlı Mahmudun sandukasının bulunduğu bir oda, Kuran okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kuranlar ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistanlı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmudu çalışırken gösteren temsilî bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Bağdat'tan ayrılarak Kaşgar'a kaç yılında döndü?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1080"}}, {"id": "8777", "context": "Kaşgarlı Mahmud 11. yüzyıl ünlü Türk dilbilimcisi olup, eserleriyle dünya çapında tanınmış bir yazardır. Divanû Lügati't-Türk adlı eseri Türk dilindeki ilk ansiklopedi ve sözlük olup, Kaşgarlı Mahmud denildiğinde akla ilk gelen yapıt olmuştur.", "question": "Kaşgarlı Mahmud hangi alanda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "dilbilim"}}, {"id": "8778", "context": "Kaşgarlı Mahmud 11. yüzyıl ünlü Türk dilbilimcisi olup, eserleriyle dünya çapında tanınmış bir yazardır. Divanû Lügati't-Türk adlı eseri Türk dilindeki ilk ansiklopedi ve sözlük olup, Kaşgarlı Mahmud denildiğinde akla ilk gelen yapıt olmuştur.", "question": "Kaşgarlı Mahmud hangi yüzyılda yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "11."}}, {"id": "8779", "context": "Günümüzde de hala İstanbul'da muhafaza edilen bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türk dilini Araplara tanıtmayı amaçlamış ve bu yüzden eserini Arapça ve Karahanlı Türkçesi ile yazmıştır.  Bu eser tüm dünyada Türkoloji bilimiyle uğraşan bilim insanlarına kaynaklık yapmaktadır. Kâşgarlı Mahmud adıyla tanınsa da eserinde babasının Barsganlı olduğu bilgisini vermesinden yola çıkılarak kendisinin de doğum yerinin Barsgan olduğu düşünülmektedir. Eserinin hiçbir yerinde kendisini Kâşgarî, el-Kâşgarî (Kâşgarlı) gibi sanlarla anmayan Mahmud'un buna karşılık sürekli olarak Kâşgar'ı havasıyla, suyuyla, doğasıyla övmesi; hakanın yaşadığı şehir olarak nitelemesi, Kâşgar çevresindeki Adıg, Kası, Opal gibi yerleşim birimlerini kendi ili diye anması, o dönemde bir kültür merkezi olan Kâşgar'da yetişmiş olması bu büyük dil bilgininin Kâşgarlı adıyla anılmasını sağlamıştır. Babasının yurdu Barsgan'ın adını açıklarken bu adın Afrasiyab'ın oğlunun adından geldiğini, kurduğu şehre kendi adını verdiğini yazan Kâşgarlı Mahmud, babasının da memleketinin Barsgan olduğunu belirtmektedir. Barsgan'ın tarihiyle ilgili farklı bir bilgiyi de değerlendiren Kâşgarlı Mahmud, bu adın Uygur kağanının Barsgan adındaki seyisinden geldiğini yazmaktadır. Rivayete göre seyis, havasını beğendiği bu bölgede atlarını yetiştirirmiş. Zamanla burası bir yerleşim birimine dönüşünce de kendi adıyla anılır olmuştur. Bir başka rivayete göre ise Kâşgarlı Mahmud, Kâşgar şehrinin güneybatısındaki Opal köyünde dünyaya gelmiştir. Gerçekten de Dîvânu Lugâti't-Türk'teki bir kayıttan Kâşgarlı'nın Opal sözünü, kendi ilinden bir köy olarak tanımladığını görüyoruz. Eser üzerinde çalışanlarca Abul olarak okunan adın Opal olduğu daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Opal köyünü Bizim ilde bir köy adı sözleriyle anarak Kâşgar'a olan mensubiyetini ifade eden Kâşgarlı Mahmud, buna karşın Opal'ı doğduğu yer olarak belirtmemiştir. Ancak, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Bizim ilde bir köy adı, Bizim ilde bir yer adı diye tanımladığı Adıg ve Kası'nın Opal yakınlarındaki yerleşim birimlerinden olması, Kâşgarlı Mahmud'un bu bölgeyle olan ilgisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Farklı görüşler bulunmakla birlikte 1008 yılında doğduğu kabul edilmektedir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un Divânu Lügati't-Türk'ü bugün hangi ilimizde muhafaza edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 18, "text": "İstanbul"}}, {"id": "8780", "context": "Günümüzde de hala İstanbul'da muhafaza edilen bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türk dilini Araplara tanıtmayı amaçlamış ve bu yüzden eserini Arapça ve Karahanlı Türkçesi ile yazmıştır.  Bu eser tüm dünyada Türkoloji bilimiyle uğraşan bilim insanlarına kaynaklık yapmaktadır. Kâşgarlı Mahmud adıyla tanınsa da eserinde babasının Barsganlı olduğu bilgisini vermesinden yola çıkılarak kendisinin de doğum yerinin Barsgan olduğu düşünülmektedir. Eserinin hiçbir yerinde kendisini Kâşgarî, el-Kâşgarî (Kâşgarlı) gibi sanlarla anmayan Mahmud'un buna karşılık sürekli olarak Kâşgar'ı havasıyla, suyuyla, doğasıyla övmesi; hakanın yaşadığı şehir olarak nitelemesi, Kâşgar çevresindeki Adıg, Kası, Opal gibi yerleşim birimlerini kendi ili diye anması, o dönemde bir kültür merkezi olan Kâşgar'da yetişmiş olması bu büyük dil bilgininin Kâşgarlı adıyla anılmasını sağlamıştır. Babasının yurdu Barsgan'ın adını açıklarken bu adın Afrasiyab'ın oğlunun adından geldiğini, kurduğu şehre kendi adını verdiğini yazan Kâşgarlı Mahmud, babasının da memleketinin Barsgan olduğunu belirtmektedir. Barsgan'ın tarihiyle ilgili farklı bir bilgiyi de değerlendiren Kâşgarlı Mahmud, bu adın Uygur kağanının Barsgan adındaki seyisinden geldiğini yazmaktadır. Rivayete göre seyis, havasını beğendiği bu bölgede atlarını yetiştirirmiş. Zamanla burası bir yerleşim birimine dönüşünce de kendi adıyla anılır olmuştur. Bir başka rivayete göre ise Kâşgarlı Mahmud, Kâşgar şehrinin güneybatısındaki Opal köyünde dünyaya gelmiştir. Gerçekten de Dîvânu Lugâti't-Türk'teki bir kayıttan Kâşgarlı'nın Opal sözünü, kendi ilinden bir köy olarak tanımladığını görüyoruz. Eser üzerinde çalışanlarca Abul olarak okunan adın Opal olduğu daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Opal köyünü Bizim ilde bir köy adı sözleriyle anarak Kâşgar'a olan mensubiyetini ifade eden Kâşgarlı Mahmud, buna karşın Opal'ı doğduğu yer olarak belirtmemiştir. Ancak, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Bizim ilde bir köy adı, Bizim ilde bir yer adı diye tanımladığı Adıg ve Kası'nın Opal yakınlarındaki yerleşim birimlerinden olması, Kâşgarlı Mahmud'un bu bölgeyle olan ilgisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Farklı görüşler bulunmakla birlikte 1008 yılında doğduğu kabul edilmektedir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud Divânu Lügati't-Türk'ü hangi dillerde yazmıştır?", "answers": {"answer_start": 134, "text": "Arapça ve Karahanlı Türkçesi"}}, {"id": "8781", "context": "Günümüzde de hala İstanbul'da muhafaza edilen bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türk dilini Araplara tanıtmayı amaçlamış ve bu yüzden eserini Arapça ve Karahanlı Türkçesi ile yazmıştır.  Bu eser tüm dünyada Türkoloji bilimiyle uğraşan bilim insanlarına kaynaklık yapmaktadır. Kâşgarlı Mahmud adıyla tanınsa da eserinde babasının Barsganlı olduğu bilgisini vermesinden yola çıkılarak kendisinin de doğum yerinin Barsgan olduğu düşünülmektedir. Eserinin hiçbir yerinde kendisini Kâşgarî, el-Kâşgarî (Kâşgarlı) gibi sanlarla anmayan Mahmud'un buna karşılık sürekli olarak Kâşgar'ı havasıyla, suyuyla, doğasıyla övmesi; hakanın yaşadığı şehir olarak nitelemesi, Kâşgar çevresindeki Adıg, Kası, Opal gibi yerleşim birimlerini kendi ili diye anması, o dönemde bir kültür merkezi olan Kâşgar'da yetişmiş olması bu büyük dil bilgininin Kâşgarlı adıyla anılmasını sağlamıştır. Babasının yurdu Barsgan'ın adını açıklarken bu adın Afrasiyab'ın oğlunun adından geldiğini, kurduğu şehre kendi adını verdiğini yazan Kâşgarlı Mahmud, babasının da memleketinin Barsgan olduğunu belirtmektedir. Barsgan'ın tarihiyle ilgili farklı bir bilgiyi de değerlendiren Kâşgarlı Mahmud, bu adın Uygur kağanının Barsgan adındaki seyisinden geldiğini yazmaktadır. Rivayete göre seyis, havasını beğendiği bu bölgede atlarını yetiştirirmiş. Zamanla burası bir yerleşim birimine dönüşünce de kendi adıyla anılır olmuştur. Bir başka rivayete göre ise Kâşgarlı Mahmud, Kâşgar şehrinin güneybatısındaki Opal köyünde dünyaya gelmiştir. Gerçekten de Dîvânu Lugâti't-Türk'teki bir kayıttan Kâşgarlı'nın Opal sözünü, kendi ilinden bir köy olarak tanımladığını görüyoruz. Eser üzerinde çalışanlarca Abul olarak okunan adın Opal olduğu daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Opal köyünü Bizim ilde bir köy adı sözleriyle anarak Kâşgar'a olan mensubiyetini ifade eden Kâşgarlı Mahmud, buna karşın Opal'ı doğduğu yer olarak belirtmemiştir. Ancak, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Bizim ilde bir köy adı, Bizim ilde bir yer adı diye tanımladığı Adıg ve Kası'nın Opal yakınlarındaki yerleşim birimlerinden olması, Kâşgarlı Mahmud'un bu bölgeyle olan ilgisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Farklı görüşler bulunmakla birlikte 1008 yılında doğduğu kabul edilmektedir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un eseri Divânu Lügati't-Türk hangi bilimle uğraşanlar tarafından sıklıkla kullanılır?", "answers": {"answer_start": 199, "text": "Türkoloji"}}, {"id": "8782", "context": "Günümüzde de hala İstanbul'da muhafaza edilen bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türk dilini Araplara tanıtmayı amaçlamış ve bu yüzden eserini Arapça ve Karahanlı Türkçesi ile yazmıştır.  Bu eser tüm dünyada Türkoloji bilimiyle uğraşan bilim insanlarına kaynaklık yapmaktadır. Kâşgarlı Mahmud adıyla tanınsa da eserinde babasının Barsganlı olduğu bilgisini vermesinden yola çıkılarak kendisinin de doğum yerinin Barsgan olduğu düşünülmektedir. Eserinin hiçbir yerinde kendisini Kâşgarî, el-Kâşgarî (Kâşgarlı) gibi sanlarla anmayan Mahmud'un buna karşılık sürekli olarak Kâşgar'ı havasıyla, suyuyla, doğasıyla övmesi; hakanın yaşadığı şehir olarak nitelemesi, Kâşgar çevresindeki Adıg, Kası, Opal gibi yerleşim birimlerini kendi ili diye anması, o dönemde bir kültür merkezi olan Kâşgar'da yetişmiş olması bu büyük dil bilgininin Kâşgarlı adıyla anılmasını sağlamıştır. Babasının yurdu Barsgan'ın adını açıklarken bu adın Afrasiyab'ın oğlunun adından geldiğini, kurduğu şehre kendi adını verdiğini yazan Kâşgarlı Mahmud, babasının da memleketinin Barsgan olduğunu belirtmektedir. Barsgan'ın tarihiyle ilgili farklı bir bilgiyi de değerlendiren Kâşgarlı Mahmud, bu adın Uygur kağanının Barsgan adındaki seyisinden geldiğini yazmaktadır. Rivayete göre seyis, havasını beğendiği bu bölgede atlarını yetiştirirmiş. Zamanla burası bir yerleşim birimine dönüşünce de kendi adıyla anılır olmuştur. Bir başka rivayete göre ise Kâşgarlı Mahmud, Kâşgar şehrinin güneybatısındaki Opal köyünde dünyaya gelmiştir. Gerçekten de Dîvânu Lugâti't-Türk'teki bir kayıttan Kâşgarlı'nın Opal sözünü, kendi ilinden bir köy olarak tanımladığını görüyoruz. Eser üzerinde çalışanlarca Abul olarak okunan adın Opal olduğu daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Opal köyünü Bizim ilde bir köy adı sözleriyle anarak Kâşgar'a olan mensubiyetini ifade eden Kâşgarlı Mahmud, buna karşın Opal'ı doğduğu yer olarak belirtmemiştir. Ancak, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Bizim ilde bir köy adı, Bizim ilde bir yer adı diye tanımladığı Adıg ve Kası'nın Opal yakınlarındaki yerleşim birimlerinden olması, Kâşgarlı Mahmud'un bu bölgeyle olan ilgisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Farklı görüşler bulunmakla birlikte 1008 yılında doğduğu kabul edilmektedir.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un babası nerelidir?", "answers": {"answer_start": 321, "text": "Barsgan"}}, {"id": "8783", "context": "Soylu bir Türk ailesinden geldiğini belirten Kâşgarlı Mahmud'un verdiği bu bilginin doğru olduğu ve Kâşgarlı'nın Doğu Karahanlı hanedanı soyundan geldiği bilinmektedir. Kâşgarlı Mahmud'un soy kütüğü, İslam dinini seçen ilk Türk kağanı Abdülkerim Satuk Buğra Han'a çıkmaktadır. 932 yılında Müslüman olan Karahanlı kağanı Abdülkerim Satuk Buğra Han'ın oğlu Süleyman Han'dır. Onun oğlu Buhara fatihi Ebü'l-Hasan Harun Kılıç Buğra Han'dır. Kılıç Buğra Han adıyla da tanınan ve Sâmanoğullarının merkezi Buhara'yı 992 yılında ele geçiren Ebü'l-Hasan Harun Kılıç Buğra Han bin Süleyman, Kâşgarlı Mahmud'un dedesinin dedesidir. Kılıç Buğra Han'ın oğlu Hotan fatihi olan Yusuf Kadır Han bin Hasan Harun'dur. Onun oğlu ise Taraz ve İsbicap hâkimi Muhammed Buğra Han bin Yusuf'tur. Onun oğlu olan Şemsüddevle Arslan İlig unvanlı Barsgan emiri Hüseyin bin Muhammed Çağrı Tigin de Kâşgarlı Mahmud'un babasıdır. Annesinin Karahanlı ülkesinin tanınmış uleması Hoca Seyfeddin Büzürgvar'ın kızı Bubi Rabia olduğuna dair bilgiler bulunmaktadır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un hangi hanedan soyundan geldiği bilinmekte?", "answers": {"answer_start": 113, "text": "Doğu Karahanlı"}}, {"id": "8784", "context": "Soylu bir Türk ailesinden geldiğini belirten Kâşgarlı Mahmud'un verdiği bu bilginin doğru olduğu ve Kâşgarlı'nın Doğu Karahanlı hanedanı soyundan geldiği bilinmektedir. Kâşgarlı Mahmud'un soy kütüğü, İslam dinini seçen ilk Türk kağanı Abdülkerim Satuk Buğra Han'a çıkmaktadır. 932 yılında Müslüman olan Karahanlı kağanı Abdülkerim Satuk Buğra Han'ın oğlu Süleyman Han'dır. Onun oğlu Buhara fatihi Ebü'l-Hasan Harun Kılıç Buğra Han'dır. Kılıç Buğra Han adıyla da tanınan ve Sâmanoğullarının merkezi Buhara'yı 992 yılında ele geçiren Ebü'l-Hasan Harun Kılıç Buğra Han bin Süleyman, Kâşgarlı Mahmud'un dedesinin dedesidir. Kılıç Buğra Han'ın oğlu Hotan fatihi olan Yusuf Kadır Han bin Hasan Harun'dur. Onun oğlu ise Taraz ve İsbicap hâkimi Muhammed Buğra Han bin Yusuf'tur. Onun oğlu olan Şemsüddevle Arslan İlig unvanlı Barsgan emiri Hüseyin bin Muhammed Çağrı Tigin de Kâşgarlı Mahmud'un babasıdır. Annesinin Karahanlı ülkesinin tanınmış uleması Hoca Seyfeddin Büzürgvar'ın kızı Bubi Rabia olduğuna dair bilgiler bulunmaktadır.", "question": "Kaşgarlı Mahmud'un soy kütüğü hangi kağana kadar çıkmaktadır?", "answers": {"answer_start": 246, "text": "Satuk Buğra Han"}}, {"id": "8785", "context": "Sabancı Üniversitesi, 1994 yılında Hacı Ömer Sabancı Vakfı önderliğinde Sabancı topluluğu tarafından kurulma karar alınmış ve Ekim 1999'da ilk öğrencilerini karşılayarak öğretime başlamış bir vakıf üniversitesidir.  Sabancı Üniversitesi, Türkiye'de liberal bilimler tarzı eğitim veren tek yüksek öğretim kurumudur. Bu sistem altında tüm öğrenciler ilk sene bir çekirdek ders grubuna tabi tutulmakta, ikinci sınıfta belirli bir bölüme odaklandıktan sonra, ikinci sınıftaki deneyimlerinin sonucunda ikinci sınıfın sonunda programlarını seçebilmektedirler.", "question": "Sabancı Üniversitesi'nin kuruluş yılı nedir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": "1994"}}, {"id": "8786", "context": "Sabancı Üniversitesi, 1994 yılında Hacı Ömer Sabancı Vakfı önderliğinde Sabancı topluluğu tarafından kurulma karar alınmış ve Ekim 1999'da ilk öğrencilerini karşılayarak öğretime başlamış bir vakıf üniversitesidir.  Sabancı Üniversitesi, Türkiye'de liberal bilimler tarzı eğitim veren tek yüksek öğretim kurumudur. Bu sistem altında tüm öğrenciler ilk sene bir çekirdek ders grubuna tabi tutulmakta, ikinci sınıfta belirli bir bölüme odaklandıktan sonra, ikinci sınıftaki deneyimlerinin sonucunda ikinci sınıfın sonunda programlarını seçebilmektedirler.", "question": "Sabancı Üniversitesi kaç yılında öğrenci almaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 126, "text": "Ekim 1999"}}, {"id": "8787", "context": "Sabancı Üniversitesi'nin kurulum süreci, yükseköğretim kurumlarının kurulup işletilmesi hakkının özel vakıflara da tanınmasıyla beraber başladı. Sabancı Topluluğu, Hacı Ömer Sabancı Vakfı önderliğinde, Sabancı Üniversitesi'nin kuruluş kararını 1994 yılında aldı. Ağustos 1995'te, 22 değişik ülkeden, çeşitli üniversite, bilim merkezi ve disiplinlere mensup 50'nin üzerinde bilim adamı, araştırmacı, öğrenci ve iş adamı İstanbul'da düzenlenen arama konferansında bir araya geldi. Konferans salonunda, kurulacak üniversitesinin felsefesinin \"Birlikte yaratmak ve geliştirmek\" olması kararlaştırıldı. Bu konferansı, öğrenci eğilimleri araştırmaları ile desteklenen tasarım komitelerinin çalışmaları ve oluşan akademik programlar izledi. Sabancı Üniversitesi'nin kuruluşuna izin veren kanun, 5 Haziran 1996 tarihinde yasalaştıktan sonra, 31 Temmuz 1997'de Üniversite kampüsünün temeli atıldı. Üniversite, Ekim 1999'da ilk öğrencilerini karşılayarak öğretime başladı.  Sabancı Üniversitesi kuruluş ilkeleri doğrultusunda öğrencilerinin disiplinlerarası bir eğitim görmeleri amaçlanmış, okulun akademik yapısı da buna göre tasarlanmıştır. Sabancı Üniversitesi 3 fakülte ve 1 dil okulundan oluşmaktadır. Bunlar; Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Diller Okulu'dur", "question": "Sabancı Üniversitesi'nin kaç fakültesi vardır?", "answers": {"answer_start": 834, "text": "3"}}, {"id": "8788", "context": "Sabancı Üniversitesi'nin kurulum süreci, yükseköğretim kurumlarının kurulup işletilmesi hakkının özel vakıflara da tanınmasıyla beraber başladı. Sabancı Topluluğu, Hacı Ömer Sabancı Vakfı önderliğinde, Sabancı Üniversitesi'nin kuruluş kararını 1994 yılında aldı. Ağustos 1995'te, 22 değişik ülkeden, çeşitli üniversite, bilim merkezi ve disiplinlere mensup 50'nin üzerinde bilim adamı, araştırmacı, öğrenci ve iş adamı İstanbul'da düzenlenen arama konferansında bir araya geldi. Konferans salonunda, kurulacak üniversitesinin felsefesinin \"Birlikte yaratmak ve geliştirmek\" olması kararlaştırıldı. Bu konferansı, öğrenci eğilimleri araştırmaları ile desteklenen tasarım komitelerinin çalışmaları ve oluşan akademik programlar izledi. Sabancı Üniversitesi'nin kuruluşuna izin veren kanun, 5 Haziran 1996 tarihinde yasalaştıktan sonra, 31 Temmuz 1997'de Üniversite kampüsünün temeli atıldı. Üniversite, Ekim 1999'da ilk öğrencilerini karşılayarak öğretime başladı.  Sabancı Üniversitesi kuruluş ilkeleri doğrultusunda öğrencilerinin disiplinlerarası bir eğitim görmeleri amaçlanmış, okulun akademik yapısı da buna göre tasarlanmıştır. Sabancı Üniversitesi 3 fakülte ve 1 dil okulundan oluşmaktadır. Bunlar; Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Diller Okulu'dur", "question": "Sabancı Üniversitesi ilk öğrencilerini kaç yılında aldı?", "answers": {"answer_start": 906, "text": "1999"}}, {"id": "8789", "context": "Sabancı Üniversitesi'nin kurulum süreci, yükseköğretim kurumlarının kurulup işletilmesi hakkının özel vakıflara da tanınmasıyla beraber başladı. Sabancı Topluluğu, Hacı Ömer Sabancı Vakfı önderliğinde, Sabancı Üniversitesi'nin kuruluş kararını 1994 yılında aldı. Ağustos 1995'te, 22 değişik ülkeden, çeşitli üniversite, bilim merkezi ve disiplinlere mensup 50'nin üzerinde bilim adamı, araştırmacı, öğrenci ve iş adamı İstanbul'da düzenlenen arama konferansında bir araya geldi. Konferans salonunda, kurulacak üniversitesinin felsefesinin \"Birlikte yaratmak ve geliştirmek\" olması kararlaştırıldı. Bu konferansı, öğrenci eğilimleri araştırmaları ile desteklenen tasarım komitelerinin çalışmaları ve oluşan akademik programlar izledi. Sabancı Üniversitesi'nin kuruluşuna izin veren kanun, 5 Haziran 1996 tarihinde yasalaştıktan sonra, 31 Temmuz 1997'de Üniversite kampüsünün temeli atıldı. Üniversite, Ekim 1999'da ilk öğrencilerini karşılayarak öğretime başladı.  Sabancı Üniversitesi kuruluş ilkeleri doğrultusunda öğrencilerinin disiplinlerarası bir eğitim görmeleri amaçlanmış, okulun akademik yapısı da buna göre tasarlanmıştır. Sabancı Üniversitesi 3 fakülte ve 1 dil okulundan oluşmaktadır. Bunlar; Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Diller Okulu'dur", "question": "Sabancı Üniversitesi'nin temeli hangi tarihte atılmıştır?", "answers": {"answer_start": 834, "text": "31 Temmuz 1997"}}, {"id": "8790", "context": "Sabancı Üniversitesi'nin ana kampüsü, İstanbul'un 15km doğusunda, Tuzla'da yer almaktadır. Cannon grup tarafından tasarlanan kampüsün yapımına 1998 yılında Koray Holding'e bağlı Koray İnşaat tarafından başlanmış,  1999 da inşaatı tamamlanmıştır. 2007 yılında tamamlanan yurtlarla öğrencilerin %90'ından fazlasının yurtlarda kalması planlanmış, İstanbul sınırları içinde kendi komünitesi olan bir yerleşke üniversitesi tasarlanmıştır. 1,353,000 m alanı kaplayan kampüs üç bölümden oluşmaktadır. Kampüsün en üst tarafında yurtlar, sağlık merkezi, iletişim merkezi ve fakülte üyelerinin lojmanları bulunmaktadır. Kampüsün ortasında ters bir U şeklinde fakülteler, rektörlük ve üniversite merkezi konuşlandırılmıştır. Kampüsün sol altında ise spor salonu, gösteri merkezi, futbol sahasi, göl ve koşu pisti yer almaktadır.", "question": "Sabancı Üniversitesi'nin ana kampüsü İstanbul'un hangi ilçesindedir?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Tuzla"}}, {"id": "8791", "context": "Sabancı Üniversitesi'nin ana kampüsü, İstanbul'un 15km doğusunda, Tuzla'da yer almaktadır. Cannon grup tarafından tasarlanan kampüsün yapımına 1998 yılında Koray Holding'e bağlı Koray İnşaat tarafından başlanmış,  1999 da inşaatı tamamlanmıştır. 2007 yılında tamamlanan yurtlarla öğrencilerin %90'ından fazlasının yurtlarda kalması planlanmış, İstanbul sınırları içinde kendi komünitesi olan bir yerleşke üniversitesi tasarlanmıştır. 1,353,000 m alanı kaplayan kampüs üç bölümden oluşmaktadır. Kampüsün en üst tarafında yurtlar, sağlık merkezi, iletişim merkezi ve fakülte üyelerinin lojmanları bulunmaktadır. Kampüsün ortasında ters bir U şeklinde fakülteler, rektörlük ve üniversite merkezi konuşlandırılmıştır. Kampüsün sol altında ise spor salonu, gösteri merkezi, futbol sahasi, göl ve koşu pisti yer almaktadır.", "question": "Sabancı Üniversitesi'nin ana kampüsünün inşaati 1998 yılında hangi şirket tarafından başlatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Koray İnşaat"}}, {"id": "8792", "context": "İslam tıbbı Muhammed bin Abdullah'ın sözleriyle başlatılmaktadır. Sahih-i Buhari, Sünen-i Ebu Davud ve Muvatta gibi hadis kaynaklarında Muhammed bin Abdullah'tan sağlık ile ilgili aşağıdaki ve benzer sözler (hadis) aktarılmıştır:  \"Allah devası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır\" (Sahih-i Buhari) \"Tıbbi tedavileri kullanın zira Allah yaşlılık haricinde tedavisi olmayan bir rahatsızlık yaratmamıştır\" (Sünen-i Ebu Davud) \"Rahatsızlığı gönderen onun devasını da göndermiştir.\" (Muvatta)  Muhammed bin Abdullah'ın yukarıdaki hadislerinin de yönlendirmesiyle müslümanlar ölüm dışında her hastalığın bir tedavisi olduğuna inanmışlardır. İslam tıbbının ilk dönem yazarları genellikle doktorlardan çok din adamları olmuştur. İlk Müslüman hekimin Muhammedin ashabından ve aynı zamanda teyzesinin kocası olan Hâris b. Kelede (Kaladân) olduğu aktarılmaktadır. Rivayete göre Kelede, Muhammedin teşvikiyle tıp sanatını öğrenmek ve araştırmak için Cündişapura (İran) gitmiştir.  Muhammed bin Abdullah'ın bu teşvikine karşılık ilk dönemlerde müslümanlar arasında tıbba ilgi yeterince fazla olmamış ve bunun neticesi olsa gerek İslâm coğrafyasındaki ilk hekimlerin çoğunluğu Hıristiyan,Yahudi veya İranlı bir kökenli olduğu görülmektedir. Ancak Arapçanın bilim dili oluşu ve özellikle de bir tıp dili haline gelmesiyle, tıbbî irfanın Arap Müslüman kültür havzasında işlerlik kazanması gerçekleşti.", "question": "İslam tıbbının kimin sözleriyle başladığı kabul edilir?", "answers": {"answer_start": 12, "text": "Muhammed bin Abdullah"}}, {"id": "8793", "context": "İslam tıbbı Muhammed bin Abdullah'ın sözleriyle başlatılmaktadır. Sahih-i Buhari, Sünen-i Ebu Davud ve Muvatta gibi hadis kaynaklarında Muhammed bin Abdullah'tan sağlık ile ilgili aşağıdaki ve benzer sözler (hadis) aktarılmıştır:  \"Allah devası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır\" (Sahih-i Buhari) \"Tıbbi tedavileri kullanın zira Allah yaşlılık haricinde tedavisi olmayan bir rahatsızlık yaratmamıştır\" (Sünen-i Ebu Davud) \"Rahatsızlığı gönderen onun devasını da göndermiştir.\" (Muvatta)  Muhammed bin Abdullah'ın yukarıdaki hadislerinin de yönlendirmesiyle müslümanlar ölüm dışında her hastalığın bir tedavisi olduğuna inanmışlardır. İslam tıbbının ilk dönem yazarları genellikle doktorlardan çok din adamları olmuştur. İlk Müslüman hekimin Muhammedin ashabından ve aynı zamanda teyzesinin kocası olan Hâris b. Kelede (Kaladân) olduğu aktarılmaktadır. Rivayete göre Kelede, Muhammedin teşvikiyle tıp sanatını öğrenmek ve araştırmak için Cündişapura (İran) gitmiştir.  Muhammed bin Abdullah'ın bu teşvikine karşılık ilk dönemlerde müslümanlar arasında tıbba ilgi yeterince fazla olmamış ve bunun neticesi olsa gerek İslâm coğrafyasındaki ilk hekimlerin çoğunluğu Hıristiyan,Yahudi veya İranlı bir kökenli olduğu görülmektedir. Ancak Arapçanın bilim dili oluşu ve özellikle de bir tıp dili haline gelmesiyle, tıbbî irfanın Arap Müslüman kültür havzasında işlerlik kazanması gerçekleşti.", "question": "Muhammed bin Abdullah'ın 'Allah devası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır' sözünü kim aktarmıştır?", "answers": {"answer_start": 66, "text": "Sahih-i Buhari"}}, {"id": "8794", "context": "İslam tıbbı Muhammed bin Abdullah'ın sözleriyle başlatılmaktadır. Sahih-i Buhari, Sünen-i Ebu Davud ve Muvatta gibi hadis kaynaklarında Muhammed bin Abdullah'tan sağlık ile ilgili aşağıdaki ve benzer sözler (hadis) aktarılmıştır:  \"Allah devası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır\" (Sahih-i Buhari) \"Tıbbi tedavileri kullanın zira Allah yaşlılık haricinde tedavisi olmayan bir rahatsızlık yaratmamıştır\" (Sünen-i Ebu Davud) \"Rahatsızlığı gönderen onun devasını da göndermiştir.\" (Muvatta)  Muhammed bin Abdullah'ın yukarıdaki hadislerinin de yönlendirmesiyle müslümanlar ölüm dışında her hastalığın bir tedavisi olduğuna inanmışlardır. İslam tıbbının ilk dönem yazarları genellikle doktorlardan çok din adamları olmuştur. İlk Müslüman hekimin Muhammedin ashabından ve aynı zamanda teyzesinin kocası olan Hâris b. Kelede (Kaladân) olduğu aktarılmaktadır. Rivayete göre Kelede, Muhammedin teşvikiyle tıp sanatını öğrenmek ve araştırmak için Cündişapura (İran) gitmiştir.  Muhammed bin Abdullah'ın bu teşvikine karşılık ilk dönemlerde müslümanlar arasında tıbba ilgi yeterince fazla olmamış ve bunun neticesi olsa gerek İslâm coğrafyasındaki ilk hekimlerin çoğunluğu Hıristiyan,Yahudi veya İranlı bir kökenli olduğu görülmektedir. Ancak Arapçanın bilim dili oluşu ve özellikle de bir tıp dili haline gelmesiyle, tıbbî irfanın Arap Müslüman kültür havzasında işlerlik kazanması gerçekleşti.", "question": "İslam tıbbının ilk dönemlerinde yazarlar daha çok kimlerden oluşur?", "answers": {"answer_start": 701, "text": "din adamları"}}, {"id": "8795", "context": "İslam tıbbı Muhammed bin Abdullah'ın sözleriyle başlatılmaktadır. Sahih-i Buhari, Sünen-i Ebu Davud ve Muvatta gibi hadis kaynaklarında Muhammed bin Abdullah'tan sağlık ile ilgili aşağıdaki ve benzer sözler (hadis) aktarılmıştır:  \"Allah devası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır\" (Sahih-i Buhari) \"Tıbbi tedavileri kullanın zira Allah yaşlılık haricinde tedavisi olmayan bir rahatsızlık yaratmamıştır\" (Sünen-i Ebu Davud) \"Rahatsızlığı gönderen onun devasını da göndermiştir.\" (Muvatta)  Muhammed bin Abdullah'ın yukarıdaki hadislerinin de yönlendirmesiyle müslümanlar ölüm dışında her hastalığın bir tedavisi olduğuna inanmışlardır. İslam tıbbının ilk dönem yazarları genellikle doktorlardan çok din adamları olmuştur. İlk Müslüman hekimin Muhammedin ashabından ve aynı zamanda teyzesinin kocası olan Hâris b. Kelede (Kaladân) olduğu aktarılmaktadır. Rivayete göre Kelede, Muhammedin teşvikiyle tıp sanatını öğrenmek ve araştırmak için Cündişapura (İran) gitmiştir.  Muhammed bin Abdullah'ın bu teşvikine karşılık ilk dönemlerde müslümanlar arasında tıbba ilgi yeterince fazla olmamış ve bunun neticesi olsa gerek İslâm coğrafyasındaki ilk hekimlerin çoğunluğu Hıristiyan,Yahudi veya İranlı bir kökenli olduğu görülmektedir. Ancak Arapçanın bilim dili oluşu ve özellikle de bir tıp dili haline gelmesiyle, tıbbî irfanın Arap Müslüman kültür havzasında işlerlik kazanması gerçekleşti.", "question": "İslam tıbbında ilk Müslüman hekimin kim olduğu kabul edilir?", "answers": {"answer_start": 806, "text": "Hâris b. Kelede"}}, {"id": "8796", "context": "İslam tıbbının doğuşu ve gelişimi kabaca üç evreden geçmiştir:  1- Yabancı kaynakların Arapça'ya tercüme edildiği ilk evre. Bu evre yaklaşık olarak MS 7. ve 8. yüzyıllar arasına tekabül etmektedir.  2- Müslüman tıp adamlarının tıb bilime özgün katkılarının ve başarılarının olduğu ikinci evre. Bu evre MS 9.-13. yüzyıllar arasındadır.  3- MS 13. yüzyıl sonrasındaki üçüncü evre. Bu evrede diğer bilim alanlarında olduğu gibi tıp alanında da bir durgunlaşma ve gerileme söz konusu olmuştur.  İlk evrede Suriyeli ve İranlı bilginler Yunanca ve Süryanice antik literatürden felsefe, astroloji ve tıp gibi alanları da içeren bilim dallarından tercümeler yapmışlardır. Abbasi Halifesi el-Memun gibi müslüman idareciler tercümanları paraca destekleyerek bu faaliyetlerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Tercümanların büyük çoğunluğu Hristiyan olmakla birlikte müslüman idareciler tarafından saygı görmüş ve faaliyetleri desteklenmiştir. (2)  MS 9. yüzyılda Hüneyn İbn İshak Yunan tıbbının babası Galen'in çok sayıda eserlerini Arapça'ya çevirmişti. Ayrıca Gundişapur'daki Ortaçağ Pers döneminin eserleri ve Hint dünyasından Suşruta Samhita, Çaraka Samhita gibi eserler de Arap diline aktarılmıştı. Kısa bir zaman sonra müslüman doktorlar anatomi, bakteriyoloji, mikrobiyoloji, oftalmoloji, patoloji, farmakoloji, fizyoloji, psikoloji, cerrahi ve farmakolojik bilimler gibi tıbbın çeşitli alanlarında katkıda bulunmaya başladılar. İslam doktor ve bilginleri bu medeniyenin önemli bir parçası olan tıp alanında teori ve pratiği bir araya getirdikleri geniş ve kompleks bir tıp literatürü oluşturmuşlardır. Galen ve Hipokrat'ın eserlerini de içeren Helen tıp bilgisi bu literatür vasıtasıyla daha sonra Batı'ya yeniden aktarılmıştır.", "question": "İslam tıbbının doğuşu ve gelişiminin 1. aşaması kaçıncı yüzyıllar arasındadır?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "7. ve 8."}}, {"id": "8797", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı neye aittir?", "answers": {"answer_start": 45, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait"}}, {"id": "8798", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı"}}, {"id": "8799", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Gümüşsuyu yerleşkesinde yer alan elektrik elektronik fakültesine ait bir laboratuvardır. Adını elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten alır. İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı Türkiye'deki en büyük, Dünya'da da sayılı yüksek gerilim laboratuvarlarındandır. Aynı zamanda Türkiye'deki ilk yüksek gerilim laboratuvarıdır. 4000 metrekare üzerinde A, B ve C bloklarından oluşur.", "question": "Adını nereden alır?", "answers": {"answer_start": 180, "text": "elektrik elektronik fakültesi kurucu dekanı Prof. Dr. Fuat Külünk'ten"}}, {"id": "8800", "context": "İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuvarı, kapasitesi ve boyutları bakımından Türkiye'nin en büyük ve Dünya'nın da sayılı büyük, üniversite yüksek gerilim laboratuvarlarından birisidir. Ayrıca gerilim kaynakları bakımından endüstrideki yüksek gerilim laboratuvarları ile karşılaştırıldığında Türkiyede'deki tüm endüstri laboratuvarlarından, Dünya'da da ön sıralarda yer alacak kadar pekçok endüstri yüksek gerilim laboratuvarından büyüktür.", "question": "İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuvarı, ne bakımından Türkiye'nin en büyük ve Dünya'nın da sayılı büyük, üniversite yüksek gerilim laboratuvarlarından birisidir?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "kapasitesi ve boyutları"}}, {"id": "8801", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "1938 yılında kim öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "Prof. Dr. Franz Doppler "}}, {"id": "8802", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler ne amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 37, "text": "öğretim"}}, {"id": "8803", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla nerede küçük bir odada kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "Gümüşsuyu yerleşkesinde"}}, {"id": "8804", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde nasıl bir odada kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "küçük"}}, {"id": "8805", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "Ne zaman bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir?", "answers": {"answer_start": 107, "text": "1945 yılında"}}, {"id": "8806", "context": "1938 yılında Prof. Dr. Franz Doppler öğretim amacıyla Gümüşsuyu yerleşkesinde küçük bir odada kurulmuştur. 1945 yılında bir yenileme ve güçlendirme geçirmiştir.", "question": "1945 yılında ne geçirmişti?r", "answers": {"answer_start": 120, "text": "bir yenileme ve güçlendirme"}}, {"id": "8807", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İTÜ Elektrik - Elektrik Fakültesi'nin kurucu profesörlerinden ve laboratuvarın kurulması için ilk adımları atmış, değerli öğretim üyesi, rahmetli Prof. Fuat Külünk'ün anısına verilmiş olan İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı adını taşımaktadır. 4000 m2'lik bir alan üzerinde kurulmuş olan bu laboratuvar A, B ve C olarak adlandırılan üç bloktan oluşmaktadır:", "question": "İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuvarı, kaç m2'lik bir alan üzerinde kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 298, "text": "4000"}}, {"id": "8808", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İTÜ Elektrik - Elektrik Fakültesi'nin kurucu profesörlerinden ve laboratuvarın kurulması için ilk adımları atmış, değerli öğretim üyesi, rahmetli Prof. Fuat Külünk'ün anısına verilmiş olan İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı adını taşımaktadır. 4000 m2'lik bir alan üzerinde kurulmuş olan bu laboratuvar A, B ve C olarak adlandırılan üç bloktan oluşmaktadır:", "question": "İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuvarı, kaç bölümden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 387, "text": "üç"}}, {"id": "8809", "context": "İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı, İTÜ Elektrik - Elektrik Fakültesi'nin kurucu profesörlerinden ve laboratuvarın kurulması için ilk adımları atmış, değerli öğretim üyesi, rahmetli Prof. Fuat Külünk'ün anısına verilmiş olan İTÜ Fuat Külünk Yüksek Gerilim Laboratuvarı adını taşımaktadır. 4000 m2'lik bir alan üzerinde kurulmuş olan bu laboratuvar A, B ve C olarak adlandırılan üç bloktan oluşmaktadır:", "question": "İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuvarı, nasıl adlandırılan bölümlerden oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 357, "text": "A, B ve C olarak adlandırılan"}}, {"id": "8810", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde iki araba şamadıranın yönüne göre nereye doğru hareket eder?", "answers": {"answer_start": 1022, "text": "alçalma  yönünün  aksine "}}, {"id": "8811", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde düzenli akış ne yardımı ile sağlanır?", "answers": {"answer_start": 842, "text": "tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz "}}, {"id": "8812", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinin iç düzeneği ne ile harekete geçirilir?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "dökülen  su "}}, {"id": "8813", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde su, neyin aşağı çekilmesini sağlar?", "answers": {"answer_start": 714, "text": "ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı"}}, {"id": "8814", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantılı olduğu  şamandırayı ne aşağı çeker?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "dökülen  su"}}, {"id": "8815", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde bir ahşap kapı ne zaman kapanır?", "answers": {"answer_start": 513, "text": " her  saat  başı"}}, {"id": "8816", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde her saatte bir akşap kapılardan kaçı kapanır?", "answers": {"answer_start": 322, "text": " birisi"}}, {"id": "8817", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde her saat başı akustik uyarılara ek olarak, saat ne yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 532, "text": "geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır"}}, {"id": "8818", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde her saatte bir, bir tanesi kapanan kapılar hangi maddeden yapılmıştır", "answers": {"answer_start": 609, "text": "ahşap"}}, {"id": "8819", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde küreler, küre kaselerden sonra nereye düşer?", "answers": {"answer_start": 449, "text": "bir  toplama  haznesine"}}, {"id": "8820", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "Fas su saatinde küreler nereye düşer?", "answers": {"answer_start": 427, "text": "kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine "}}, {"id": "8821", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde kaselere  ardından  bir  toplama  haznesine düşen kaç küre bulunur?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "toplam  360  küçük  ve  24  büyük"}}, {"id": "8822", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde kaç adet küçük küre bulunur?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "360"}}, {"id": "8823", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde kaç büyük küre bulunur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "24"}}, {"id": "8824", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde toplam 360  küçük  ve  24  büyük küre kaç saat zarfında düşerler?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "24"}}, {"id": "8825", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde 24 saat zarfında kaç küre düşer?", "answers": {"answer_start": 386, "text": "toplam  360  küçük  ve  24  büyük"}}, {"id": "8826", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde küçük küreler ne kadar sürede bir düşer?", "answers": {"answer_start": 220, "text": " Her  dört  dakikada"}}, {"id": "8827", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde büyük küreler ne kadar sürede düşer?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "her  bir  saatte"}}, {"id": "8828", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde kürelerin düşerek ton yarattığı kaç adet kase bulunur?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "24"}}, {"id": "8829", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde kürelerin düşerek ton yarattıkları kaseler hangi maddeden yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "pirinç"}}, {"id": "8830", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde her bir saat kaç dakikalık kısımlara ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 35, "text": "4"}}, {"id": "8831", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saatinde her bir saat kaç kısıma ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 144, "text": "15"}}, {"id": "8832", "context": "Burada  söz  konusu  olan,  günü  24  simetrik  saate  bölen,  günümüze  ulaşmış  en  eski  su  saatidir.  Her  saatin  4  er  dakikaya  (yani  15  bölüme)  bölümlen-diği  bir  saat  kadranında  bu  saatler  okunabilir.  Her  dört  dakikada  küçük  bir  küre,  her  bir  saatte  ise  büyük  bir  küre  24  pirinç  kaseden  birisine  düşer  ve  bir  ton  oluşturur.  24  saat  zarfında  toplam  360  küçük  ve  24  büyük  küre  kaselere  ve  oradan  bir  toplama  haznesine  düşer.  Akustik  sinyallere  ilaveten,  her  saat  başı,  geçen  zamana  dair  genel  bir  bakış  veren  ve  uzaktan  da  görülebilen  ahşap  kapılardan  birisi  kapanır.  Düzenek,  dökülen  su  aracılığıyla  harekete  geçirilir.  Bu  su,  ipli  makaralar  vasıtasıyla  işleyen  bütün  kısımların  bağlantıda olduğu  bir  şamandırayı  aşağı  indirir.  Düzenli  akış,  tam  olarak  basınç  ayarlayan  bir  cihaz  vasıtasıyla  sağlanır.  Çok  akıllıca  düşünülmüş,  şaşırtıcı  derecede  geliştirilmiş  bir  teknik,  her  iki  arabanın  şamandıranın  alçalma  yönünün  aksine  hareket  etmesini  temin  eder.", "question": "fas su saati günü kaç saate böler?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "24"}}, {"id": "8833", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin orijinalini kim imal etmiştir?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir"}}, {"id": "8834", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin orijinali hangi yılda yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "763/1362"}}, {"id": "8835", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatiinin orijinali kimin emri ile yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in"}}, {"id": "8836", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin 763/1362 de yapılan versyonu kimin emri ile yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in"}}, {"id": "8837", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin 763/1362 de yapılan versyonunu kim yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir"}}, {"id": "8838", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin yeniden üreten kuruluş nedir??", "answers": {"answer_start": 67, "text": "Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften"}}, {"id": "8839", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "fas su saatinin orjinali şu an nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde"}}, {"id": "8840", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī nin yaptığı fas su saati şu an nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde"}}, {"id": "8841", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "şu an Ḳaraviyyīn  Camii’nde bulunan fas su saatinin yapımcısı kimdir?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir"}}, {"id": "8842", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  edilen fas su saati şu an nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde"}}, {"id": "8843", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "şu an Ḳaraviyyīn  Camii’nde bulunan fas su saati kimin emriyle yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 301, "text": "Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in"}}, {"id": "8844", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "şu an Ḳaraviyyīn  Camii’nde bulunan fas su saati hangi yılda yaptırılmıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": "763/1362"}}, {"id": "8845", "context": "Orijinali  Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde  bulunan  ve  Institut  für  Geschichte  der  Arabisch-Islamischen  Wissenschaften  tara-fından  yeniden  üretilen  saatin  rekonstrüksiyonu.  Orijinalin  yapımcısı  Ebū  Zeyd  ʿAbdurraḥmān  b.  Süleymān  el-Leccāʾī’dir.  Saati  763/1362  yılında  Sultan  İbrāhīm  b.  Ebī  el-Ḥasan  b.  Ebī  Saʿīd’in  emriyle  imal  etmiştir.", "question": "763/1362 yıllarında yaptırılan fas su saati şu an nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 11, "text": "Fas’da  (Maraokko)  Ḳaraviyyīn  Camii’nde"}}, {"id": "8850", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar kimdir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır."}}, {"id": "8851", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar araştırma labaratuvarını nerede kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Uludağ’da"}}, {"id": "8852", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar ne meslek yapmaktadır?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "bilim adamıdır"}}, {"id": "8853", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar ne labaratuvarını kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 172, "text": "kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını "}}, {"id": "8854", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar nerede bir labaratuvar kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "Uludağ’da"}}, {"id": "8855", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar 1979 yılından sonra hangi göreve getirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Fizik Bölümü Başkanlığı"}}, {"id": "8856", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar'ın kurduğu labaratuvar nerenin ilk kozmik ışın araştırmaları labaratuvarıdır?", "answers": {"answer_start": 140, "text": "Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun"}}, {"id": "8857", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar ne zaman Fizik Bölümü Başkanlığı yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 232, "text": "1979-83 yılları arasında"}}, {"id": "8858", "context": "Sait Akpınar (d. 28 Mart 1913, İstanbul, ö. 11 Mayıs 2003), Türk fizikçi. Türkiye’de deneysel fiziğin öncüsü olan bilim adamıdır. Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kuran bilim adamı, 1979-83 yılları arasında Fizik Bölümü Başkanlığı görevi yapmıştır. ", "question": "Sait Akpınar'ın 1979-83 yıllarındaki görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 257, "text": "Fizik Bölümü Başkanlığı"}}, {"id": "8859", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar nerede dünyaya gelmiştir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "8860", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın babasının adı nedir?", "answers": {"answer_start": 74, "text": "Yahya Efendi"}}, {"id": "8861", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın babasının mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Feshane-i Amire’nin imamı"}}, {"id": "8862", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın doğum yeri neresidir?", "answers": {"answer_start": 13, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "8863", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar ilkokulu nerede okumuştur?", "answers": {"answer_start": 105, "text": "Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde "}}, {"id": "8864", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar daha ilkokuldayken ne eğitimi görmüştür?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Fransızca"}}, {"id": "8865", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Yahya Efendi'nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "Feshane-i Amire’nin imamı"}}, {"id": "8866", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar ilkokula kaç yılında başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 92, "text": "1920"}}, {"id": "8867", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar ilkokula devam ederken aynı zamanda hangi dilde eğitim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 261, "text": "Fransızca"}}, {"id": "8868", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar liseye devam ederken aynı zamanda hangi dilde eğitim görmüştür?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "Almanca"}}, {"id": "8869", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın ilk öğrencilerinden biri olduğu okulunun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Pertevniyal Lisesi’ne "}}, {"id": "8870", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar ortaokuldan kaç yılında mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 305, "text": "1930’da"}}, {"id": "8871", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar lisede nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 377, "text": "Pertevniyal Lisesi’ne "}}, {"id": "8872", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar daha lisedeyken ne eğitimi görmüştür?", "answers": {"answer_start": 443, "text": "Almanca"}}, {"id": "8873", "context": "1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Feshane-i Amire’nin imamı Yahya Efendi idi. 1920 yılında Hekim Kutbiddin Mahalle Mektebi’nde başladığı ilkokul öğrenimine Cumhuriyet’in ilanından sonra, mahallerinde açılan bir ilkokulda devam etti; bir yandan da Fransızca dersleri aldı. 1927’de ilkokuldan 1930’da Eyüp Ortaokulu’ndan mezun oldu. İlk öğrencilerinden biri olarak Pertevniyal Lisesi’ne kaydoldu ve bu okulda okurken bir yandan da Almanca dersleri aldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın gittiği ortaokulun adı nedir?", "answers": {"answer_start": 313, "text": "Eyüp Ortaokulu’"}}, {"id": "8874", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar hangi üniversiteye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "İstanbul Üniversitesi "}}, {"id": "8875", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar yüksek öğrenimine nerede devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 42, "text": "İstanbul Üniversitesi "}}, {"id": "8876", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar üniversitede hangi bölümde okumuştur?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Elektroteknik Bölümü’nde "}}, {"id": "8877", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar kaç yılında burs kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 114, "text": "1934"}}, {"id": "8878", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar burs kazandıktan sonra hangi ülkede eğitimine devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 166, "text": "Almanya’da"}}, {"id": "8879", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar burs kazandıktan sonra hangi üniversitede eğitimine devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "Goethe  Üniversitesi’nde "}}, {"id": "8880", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar doktorasını bitirdikten sonra hangi göreve atandı?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "Fen Fakültesi’ne asistan"}}, {"id": "8881", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar Goethe  Üniversitesi’nden ne üzerine ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine "}}, {"id": "8882", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar doktora çalışmalarını kaç yılında tamamlamıştır?", "answers": {"answer_start": 445, "text": "1940 "}}, {"id": "8883", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar 1940 yılndan sonra hangi göreve atandı?", "answers": {"answer_start": 471, "text": "Fen Fakültesi’ne asistan olarak"}}, {"id": "8884", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar neden Göttingen Üniversitesi’ne geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 241, "text": "Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine "}}, {"id": "8885", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine hangi üniversiteye geçiş yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "Göttingen Üniversitesi’ne "}}, {"id": "8886", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar doktora çalışmalarını kiminle birlikte yürütmüştür?", "answers": {"answer_start": 389, "text": "Prof. Dr. R.W Phol "}}, {"id": "8887", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar ne zaman Göttingen Üniversitesi’ne geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 348, "text": "1937’de"}}, {"id": "8888", "context": "1933 yılında liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Elektroteknik Bölümü’nde yüksek öğrenime başladı. 1934 yılında Maarif Vekaleti’nin bursunu kazanarak  Almanya’da  Goethe  Üniversitesi’nde  eğitimine devam etti. Üniversitenin, Almanya’da başlayan Yahudi aleyhtarlığından etkilenmesi ve öğretim üyelerini kaybetmesi üzerine eğitimine  1937’de Göttingen Üniversitesi’ne geçti. Prof. Dr. R.W Phol ile  yürüttüğü doktora çalışmalarını 1940 yılında tamamladı ve Fen Fakültesi’ne asistan olarak atandı. ", "question": "Sait Akpınar 1934 yılında hangi kurumdan burs kazanmıştır?", "answers": {"answer_start": 127, "text": "Maarif Vekaleti’nin "}}, {"id": "8889", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "İkinci Dünya Savaşı kaç yılları arasında devam etmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "1941-1943"}}, {"id": "8890", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar savaş yılları sırasında ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 53, "text": "askerlik"}}, {"id": "8891", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar doçent ünvanını kaç yılında almıştır?", "answers": {"answer_start": 78, "text": "1948’de"}}, {"id": "8892", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar'ın kaç evladı vardır?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "bir"}}, {"id": "8893", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar kiminle evlendi?", "answers": {"answer_start": 163, "text": "Remziye Hanım"}}, {"id": "8894", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar 1949 yılında ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti"}}, {"id": "8895", "context": "II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1941-1943 arasında askerlik görevini yaptı. 1948’de doçent ünvanını aldı; ertesi yıl Tecrübi Fizik Enstitüsü’ne geçti.  Aynı yıl Remziye Hanım ile evlenen Sait Akpınar’ın bu evlilikten bir kızı dünyaya gelmiştir. ", "question": "Sait Akpınar 1948'de hangi ünvana kavuştu?", "answers": {"answer_start": 86, "text": "doçent ünvanını aldı"}}, {"id": "8896", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu  ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden  buradan ayrıldı. ", "question": "Sait Akpınar 1949'da ne konuda araştırmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "nükleer elektronik ve kozmik ışınlar "}}, {"id": "8897", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu  ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden  buradan ayrıldı. ", "question": "Sait Akpınar 1949'da yaptığı araştırmalarını nerede yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 26, "text": "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda "}}, {"id": "8898", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu  ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden  buradan ayrıldı. ", "question": "Sait Akpınar 1949 yılındaki araştırmalarından sonra neyi kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını "}}, {"id": "8899", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu  ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden  buradan ayrıldı. ", "question": "Sait Akpınar nerede labaratuvar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 165, "text": "Uludağ’da "}}, {"id": "8900", "context": "1949’da Amerikan bursuyla Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Argonne Laboratuvarları’nda nükleer elektronik ve kozmik ışınlar sahasında araştırmalar yaptı. Dönüşünde Uludağ’da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ilk kozmik ışın araştırmaları laboratuvarını kurdu. Burada kendisinin yaptığı mezon teleskopu  ile gözlemler yaptı. Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden  buradan ayrıldı. ", "question": "Sait Akpınar'ın gözlem için yaptığı aletinin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 281, "text": "mezon teleskopu "}}, {"id": "8901", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar hangi konu hakkında dersler vermiştir?", "answers": {"answer_start": 526, "text": "katı hal fiziği"}}, {"id": "8902", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar kaç yılında emekli olmuştur?", "answers": {"answer_start": 577, "text": "1983"}}, {"id": "8903", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar istifa ettikten sonra ne yaptı?", "answers": {"answer_start": 393, "text": "üniversiteye geri döndü"}}, {"id": "8904", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar 1956-57 yılları arasında ne görevi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 55, "text": "Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği"}}, {"id": "8905", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar 1956-61 yılları arasında ne görevi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 146, "text": "Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği"}}, {"id": "8906", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Emekli olana kadar Akpınar'ın son görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 446, "text": "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı"}}, {"id": "8907", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar nereyle anlaşamadığından istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 297, "text": "Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle"}}, {"id": "8908", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar kaç yılında istifa etmiştir?", "answers": {"answer_start": 352, "text": "1969"}}, {"id": "8909", "context": "1957 yılında profesör olan Akpınar, 1956-57 yıllarında Atom Enerji Komisyonu Danışma Kurulu üyeliği ve Reaktör Kurulu üyeliği, 1956-61 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyeliği, 1961-69 yıllarında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. Atom Enerjisi Genel Sekreterliği’yle anlaşamadığı için 1969 yılında  bu kurumdan istifa etti ve üniversiteye geri döndü. 1979’dan emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu ve katı hal fiziği üzerine lisans üstü dersler verdi. 1983 yılında emekliye ayrıldı. ", "question": "Akpınar 1961-69 yılları arasında ne görevi yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 222, "text": "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü"}}, {"id": "8910", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL'ı hangi kimler geliştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 116, "text": "Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir"}}, {"id": "8911", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL kaç farklı testten geçmiştir?", "answers": {"answer_start": 219, "text": "1000 farklı testlerden geçmiştir"}}, {"id": "8912", "context": "KORAL (mobil elektronik harp sistemi) Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp üretilmiştir. Ana yüklenici Aselsan olup 50 alt yüklenici ile birlikte geliştirilmiştir. KORAL hizmete girmeden önce 1000 farklı testlerden geçmiştir. Testleri başarı ile tamamlayan KORAL hava kuvvetleri komutanlığına Şubat 2016'da teslim edilmiştir.", "question": "KORAL hava komutanlığına ne zaman teslim edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 320, "text": "Şubat 2016'da"}}, {"id": "8913", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORALın amacı nedir?", "answers": {"answer_start": 68, "text": "Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır"}}, {"id": "8914", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "KORAL nereye entegre edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 137, "text": "8x8 taktik araç üzerine"}}, {"id": "8915", "context": "KORAL yerli imkanlar ile üretilen mobil elektronik harp sistemidir. Amacı düşman radarlarını kör etmek, aldatmak ve şaşırtmaktır. Sistem 8x8 taktik araç üzerine entegre edilmiştir. Sistem 2 ana yapıdan oluşmaktadır. KORAL ED olarak adlandırılan Elektronik Destek Sistemi düşman radar yayınlarını algılayıp takip ediyor. Radarı algıladıktan sonra frekans değeri tespit ediliyor. Daha sonra ise devreye KORAL ET yani Elektronik Taarruz sistemi devreye girerek düşman radarlarının sinyallerinin bozulması için karşı yayın yapıyor. Böylece düşman radarlarına karşı çok etkili olabiliyor.", "question": "Sistem kaç ana yapıdan oluşmaktadır?", "answers": {"answer_start": 188, "text": "2 ana yapıdan"}}, {"id": "8916", "context": "Yıldırım Bâyezîd Han devrinde yetişen fıkıh ve tıb âlimi. İsmi, Hıdır bin Ali bin Hattâb olup, Hacı Paşa diye meşhurdur. Lakabı Celâlüddîn’dir. Aslen Aydınlı olan Hacı Paşa, Konya’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1413 (H. 816) veya 1417 (H. 820) senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti.", "question": "el-Melik el-Eşref hangi eserinde Kahire’nin enlem derecesi için imal ettiği güneş saatinin çizimini vermektedir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": "Hıdır bin Ali bin Hattâb"}}, {"id": "8917", "context": "Yıldırım Bâyezîd Han devrinde yetişen fıkıh ve tıb âlimi. İsmi, Hıdır bin Ali bin Hattâb olup, Hacı Paşa diye meşhurdur. Lakabı Celâlüddîn’dir. Aslen Aydınlı olan Hacı Paşa, Konya’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1413 (H. 816) veya 1417 (H. 820) senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti.", "question": "Aydınlı hacı Paşa ne diye meşhurdur?", "answers": {"answer_start": 95, "text": "Hacı Paşa diye"}}, {"id": "8918", "context": "Yıldırım Bâyezîd Han devrinde yetişen fıkıh ve tıb âlimi. İsmi, Hıdır bin Ali bin Hattâb olup, Hacı Paşa diye meşhurdur. Lakabı Celâlüddîn’dir. Aslen Aydınlı olan Hacı Paşa, Konya’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1413 (H. 816) veya 1417 (H. 820) senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa nerede doğdu?", "answers": {"answer_start": 174, "text": "Konya"}}, {"id": "8919", "context": "Yıldırım Bâyezîd Han devrinde yetişen fıkıh ve tıb âlimi. İsmi, Hıdır bin Ali bin Hattâb olup, Hacı Paşa diye meşhurdur. Lakabı Celâlüddîn’dir. Aslen Aydınlı olan Hacı Paşa, Konya’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1413 (H. 816) veya 1417 (H. 820) senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa nerede vefat etti?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "demiş’e bağlı Birgi’de"}}, {"id": "8920", "context": "Anadolu’da ilim öğrendikten sonra, Mısır’a gitti ve büyük âlim Ekmelüddîn Bâbertî’den yüksek din bilgilerini öğrenerek Hanefî mezhebi fıkıh âlimi oldu. Mübârek Şâh Mantıkî’den de aklî ilimleri tahsil etti. Aklî ve naklî ilimlerde tahsilini tamamlayıp, faydalı eserler yazdı.", "question": "Aydınlı hacı Paşa Anadolu’da ilim öğrendikten sonra, Mısır’a gitti ve hangi büyük alimden yüksek din bilgileri öğrendi?", "answers": {"answer_start": 63, "text": "Ekmelüddîn Bâbertî’den"}}, {"id": "8921", "context": "Anadolu’da ilim öğrendikten sonra, Mısır’a gitti ve büyük âlim Ekmelüddîn Bâbertî’den yüksek din bilgilerini öğrenerek Hanefî mezhebi fıkıh âlimi oldu. Mübârek Şâh Mantıkî’den de aklî ilimleri tahsil etti. Aklî ve naklî ilimlerde tahsilini tamamlayıp, faydalı eserler yazdı.", "question": "Aydınlı Hacı Paşa Ekmelüddîn Bâbertî’den yüksek din bilgilerini öğrenerek ne oldu?", "answers": {"answer_start": 119, "text": "Hanefî mezhebi fıkıh âlimi"}}, {"id": "8922", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı nedir?", "answers": {"answer_start": 69, "text": "kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır"}}, {"id": "8923", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "\"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözü kime aittir?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "G.Grosvenor’ın"}}, {"id": "8924", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda kaç eser yayımlamıştır?", "answers": {"answer_start": 504, "text": "4 ayrı kitap ve 23 makale"}}, {"id": "8925", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin ne zamandan beri İstanbul üzerine çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 370, "text": "1960’lardan beri"}}, {"id": "8926", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin’in farklı ülkelerdeki çalışmalarda \"citation\" yapılmasının nedeni nedir?", "answers": {"answer_start": 751, "text": "yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatması"}}, {"id": "8927", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul Üniversitesi’nde hangi fakültelerde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 1213, "text": "Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de"}}, {"id": "8928", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul Üniversitesi dışında nerelerde ders vermiştir?", "answers": {"answer_start": 1422, "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde"}}, {"id": "8929", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin hangi uluslararası araştırmalarda yer almıştır?", "answers": {"answer_start": 1603, "text": "UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışma"}}, {"id": "8930", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu hangi dillerde yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 1820, "text": "Türkçe ve İngilizce"}}, {"id": "8931", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin ABD’de Illinois’de ne görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1896, "text": "Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır."}}, {"id": "8932", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda kaç sene görev yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1955, "text": "30 yıldan fazla"}}, {"id": "8933", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin Uluslararası Coğrafya Birliği’nde hangi komisyonlarda görevler almıştır?", "answers": {"answer_start": 2028, "text": "\"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında"}}, {"id": "8934", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin ne zaman Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından onur üyeliğine seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2374, "text": "1982"}}, {"id": "8935", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından onur üyeliğine neden seçilmiştir?", "answers": {"answer_start": 2188, "text": "coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı"}}, {"id": "8936", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 2266, "text": "1821"}}, {"id": "8937", "context": "Erol Tümertekin’in bilimsel araştırmalarında en dikkati çeken tarafı kendisini İstanbul’a adamış olmasıdır. National Geographic Society’nin başkanı G.Grosvenor’ın \"şehirlerin anlatacak çok şeyi vardır. Her blok ayrı bir araştırma alanı, bir arazidir\" sözüne tam olarak uygun düşen çabalarında İstanbul’u, araştırmaları için, kendisine \"arazi\" olarak seçmiştir. Nitekim, 1960’lardan beri kendisine araştırma alanı, coğrafyacı terimiyle \"arazi\" olarak seçtiği İstanbul ile ilgili çeşitli coğrafi konularda 4 ayrı kitap ve 23 makale yayınlamıştır. Çalışmalarının, Türkiye dışında, Japonya’dan Polonya’ya, ABD’den Rusya’ya kadar çok sayıda ülkede ve tekrarlanan sayıda \"citation\" yapıldığı Türkiye’deki belki de tek coğrafyacı olduğu söylenebilir. Bunda, yapılan yayınların önemli bir bölümünün İngilizce ve Fransızca gibi yaygın yabancı dillerde ve \"toplumsal coğrafya\", başka bir deyişle \"beşeri coğrafya\" alanında olmasının, dolayısıyla da bu konuda uluslararası platformdaki açığı kapatmasının rolü olmuştur. Yabancı dillerdeki yayınlarından başka, yayınlarının bir bölümü de zaten yabancı ülkelerdeki dergi ve \"Reader\"larda çıkmıştır. Prof. Tümertekin ülkemiz coğrafyasına çok sayıda ders kitabı kazandırmıştır. Yalnızca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde değil, aynı Üniversite’nin İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde de dersler vermiştir. İstanbul’da bulunan diğer üniversitelerden olan İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de uzun süreli dersler vermiştir. Prof. Erol Tümertekin birçok uluslararası araştırmada da yer almıştır: UNESCO’nun Kurak ve Yarı Kurak Bölgeler çalışması; Pennsylvania Üniversitesi’nin Ortadoğu’da Su konulu çalışması; ve Ford Foundation adına yapılan, Türkiye’de sosyal bilimlerin durumuyla ilgili bir çalışmanın sonucu, Türkçe ve İngilizce olarak da yayımlanmıştır. ABD’de Illinois’de yayımlanan Journal of Developing Areas adlı derginin Yayın Kurulu’nda 30 yıldan fazla görev yapmıştır. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) \"Tatbiki Coğrafya\", \"Tarımsal Tipoloji\", \"Ekonomik Kalkınmanın Bölgesel Yönleri\", \"Dünya Nüfus Haritası\" gibi çeşitli komisyonlarında da görev almıştır. Ayrıca coğrafyaya yaptığı ve Fransız coğrafyasıyla olan yakın ilişkilerinden dolayı, 1821 yılında kurulan ve dünyanın en eski coğrafya derneği olan Fransız ‘’Société de Géographie’’ tarafından 1982 yılında onur üyeliğine seçilmiştir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı yapmıştır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul Üniversitesi’nde ne tür görevler almıştır?", "answers": {"answer_start": 2415, "text": "Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yönetim kurulu üyeliği, Coğrafya Enstitüsü Müdürlüğü ve bir süre Dekan yardımcılığı yapan Prof. Erol Tümertekin 11 yıl da Coğrafya Bölüm Başkanlığı"}}, {"id": "8938", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "23 Temmuz 1926"}}, {"id": "8939", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin ne zaman vefad etmiştir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "15 Mayıs 2012"}}, {"id": "8940", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin hangi alanda çalışmalar yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 50, "text": "Beşeri ve İktisadi Coğrafya"}}, {"id": "8941", "context": "Erol Tümertekin (23 Temmuz 1926 – 15 Mayıs 2012), Beşeri ve İktisadi Coğrafya alanında yaptığı çalışmalarla Türk Coğrafyasına önemli katkılarda bulunmuştur.", "question": "Erol Tümertekin neye önemli katkılarda bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Türk Coğrafyasına "}}, {"id": "8942", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "İstanbul’da"}}, {"id": "8943", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin nereden mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 73, "text": "İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden"}}, {"id": "8944", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden ne zaman mezun olmuştur?", "answers": {"answer_start": 60, "text": "1948"}}, {"id": "8945", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin nereye asistan olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 186, "text": "Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne"}}, {"id": "8946", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne ne zaman asistan olarak atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 160, "text": "1950"}}, {"id": "8947", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin \"Dr.\" unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "1952"}}, {"id": "8948", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin \"Doçent\" unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 264, "text": "1956"}}, {"id": "8949", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin \"Prof.\" unvanını ne zaman almıştır?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "1964"}}, {"id": "8950", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 395, "text": "ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e "}}, {"id": "8951", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin  University Of Wisconsin’de kimin öğrencisi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 497, "text": "coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün"}}, {"id": "8952", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Glenn Trewartha ne ile ünlüdür?", "answers": {"answer_start": 564, "text": " iklim çalışmalarıyla"}}, {"id": "8953", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin ne konuda önemli katkılarda olmuştur?", "answers": {"answer_start": 874, "text": "yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde"}}, {"id": "8954", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi neye örnek olmuştur?", "answers": {"answer_start": 1159, "text": "coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına"}}, {"id": "8955", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in doktora çalışması hangi konudadır?", "answers": {"answer_start": 1367, "text": "\"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır"}}, {"id": "8956", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin hangi konularda ilk yayını kendisi gerçekleştirmiştir?", "answers": {"answer_start": 1457, "text": "Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konuda"}}, {"id": "8957", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda  \"kadınlar\"'ı inceleme konusu olarak ilk ele alan kimdir?", "answers": {"answer_start": 1781, "text": "Prof. Dr. Erol Tümertekin"}}, {"id": "8958", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabının özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 2220, "text": "yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir"}}, {"id": "8959", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı kim tarafından yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2110, "text": " İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından"}}, {"id": "8960", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı hangi yılda yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2098, "text": "1968"}}, {"id": "8961", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı hangi dillerde yayımlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 2146, "text": "İngilizce ve Türkçe"}}, {"id": "8962", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin’in hangi konularda birçok yayını bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 2331, "text": "\"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili"}}, {"id": "8963", "context": "Erol Tümertekin 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, 1950 yılında aynı kurumda Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1952’de \"Dr.\" , 1956’da \"Doçent\" ve 1964’de de \"Prof.\" unvanlarını aldı. Doktorasını tamamladıktan sonra Tümertekin, \"Whitbeck\" Bursu’nu kazanarak ABD.’de bulunan University Of Wisconsin’e gitti. Orada, şu anda \"coğrafyanın babaları\" olarak anılan, coğrafi metodolojinin önde gelen adlarından Richard Hartshorne’nun, iklim çalışmalarıyla ünlü Glenn Trewartha’nın, ünlü fiziki coğrafyacı Vernor Finch’in ve o sıralarda adı geçen üniversitede misafir öğretim üyesi olarak bulunan, Alman \"çağdaş\" coğrafyasının önderlerinden Carl Troll’ün öğrencisi olmuş ve kazandığı çağdaş coğrafi görüşleri ülkemize aktarmıştır. Tümertekin’in yaptığı çok yönlü ve \"uygulamalı coğrafya\" konulu çalışmalarıyla \"geleneksel\" türdeki çalışmaların dışında, \"çağdaş\" yöntembilimle ele alınan yeni konuların ülkemiz coğrafyasında yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. \"Ağır Demir Sanayii ve Türkiye’deki Durumu\" konulu doktora tezi, coğrafyadaki \"sistematik uygulamalı coğrafya\" çalışmalarına bir örnek olurken, \"Sanayi Coğrafyası\"'nın da Türkiye’deki coğrafi inceleme alanları arasına girmesine yine o yol açmıştır. Doçentlik çalışması ise \"Bölgesel Uygulamalı Coğrafya\"ya bir örnek olarak \"Kurak Bölgelerde Ziraat\" konusundadır. Ulaşım, coğrafi metodoloji, iklimle ilgili istatistiksel çalışmalar, Planlama–Coğrafya ilişkisi, Merkezi İş Alanları gibi birçok konudaki hemen hemen ilk yayınları kendisinin gerçekleştirmiş olması yanında, Türkiye'deki coğrafi çalışmalarda öteden beri ihmal edilen \"kadınlar\"ı inceleme konusu olarak ilk ele alanın da yine Prof. Dr. Erol Tümertekin’dir. Çağdaş coğrafi görüşle yaptığı çalışmalarının sayısı hem oldukça fazladır hem de çoğu kitabı güncellenerek tekrar tekrar basılmıştır. Bunun, Türkiye'deki coğrafya bilim dalının geçmişte fazla üretken olmamasından doğan boşluğu doldurma ihtiyacı ve çabasıyla da ilişkisi vardır. Örneğin 1968 yılında İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan \"Türkiye’de İç Göçler\" adlı kitabı, yalnız coğrafyada değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerde bu konudaki kitap çapındaki ilk çalışmalardan biridir. \"Türkiye Nüfus Haritası\" ve Türkiye nüfusuyla, özellikle de iç göçler ve kademeli göçlerle ilgili birçok yayını bulunmaktadır. Tümertekin Türkiye'deki nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan ilk başlatanlar arasında yer almaktadır.", "question": "Erol Tümertekin Türkiye’de neyi ilk başlatanlar arasında yer almaktadır?", "answers": {"answer_start": 2482, "text": "nüfus çalışmalarını coğrafi açıdan"}}, {"id": "8964", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el-Cezerī’nin  tarifine göre, el cezerinin kupa saatindeki diskte tekabül  eden bir  yay   Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık kaç uzaklıktadır?", "answers": {"answer_start": 2011, "text": "180"}}, {"id": "8965", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": " el-Cezerī’nin  tarifine göre, el cezerinin kupa saatindeki diskte  bir yay 180 uzaklık neye tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 2288, "text": "Geceye"}}, {"id": "8966", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": " el-Cezerī’nin  tarifine göre, el cezerinin kupa saatindeki diskte  bir yay 180 uzaklık geceye nerede tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 2297, "text": "devamlı  gündüz  yayında"}}, {"id": "8967", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  hangi rakam kayıt edilmelidir?", "answers": {"answer_start": 2011, "text": "180"}}, {"id": "8968", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  kaç rakam kayıt edilmelidir?", "answers": {"answer_start": 363, "text": "bir"}}, {"id": "8969", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde  hangi günde rakamlarla başlanılırsa, en kısa günde sadece 180 kayıt edilmesi gerekir?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "En  uzun"}}, {"id": "8970", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde hangi günde rakamlarla başlanılırsa, en kısa günde sadece bir rakamın kaydedilmesi gerekliydi?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "En  uzun"}}, {"id": "8971", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en uzun günde rakamlarla başlanırsa hangi günde sadece bir rakamın kaydedilmesi yeterli olur?", "answers": {"answer_start": 1102, "text": " en  kısa "}}, {"id": "8972", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en uzun günde rakamlarla başlanırsa hangi günde sadece 180 in kayıt edilmesi yeterli olur?", "answers": {"answer_start": 1102, "text": " en  kısa "}}, {"id": "8973", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatindeki rakamlar içeri çizili yarıçapın neresine hakkedilmilştir?", "answers": {"answer_start": 1879, "text": " her  iki  yanına"}}, {"id": "8974", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde her bir yaya, ona tekabül eden günler için kaç rakam yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1765, "text": "iki"}}, {"id": "8975", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde her bir yaya kaç gün tekabülm etmektedir?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "10"}}, {"id": "8976", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde yılsa kaç gün olduğu varsayılmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "360"}}, {"id": "8977", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde her bir yay kendisi içinde kaç kısıma ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 1318, "text": "12"}}, {"id": "8978", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en dıştaki yay kaç kısıma ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "141/2"}}, {"id": "8979", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatindeki yaylar kendilerinen bir önceki yaydan kaç derece daha kısadır?", "answers": {"answer_start": 1250, "text": "7,3°"}}, {"id": "8980", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en kısa gün kaç saattir", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "91/2"}}, {"id": "8981", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en iç yay kaç derecelik yayı kuşatır?", "answers": {"answer_start": 1145, "text": "236°"}}, {"id": "8982", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 236 derece kapsayan yay hangi yaydır?", "answers": {"answer_start": 1074, "text": " en  iç "}}, {"id": "8983", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 91/2 saatlik güne tekabül eden yay kaç derecelik yayı kuşatır?", "answers": {"answer_start": 1145, "text": "236°"}}, {"id": "8984", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en kısa güne tekabül eden yay kaç derecelik yayı kuşatır?", "answers": {"answer_start": 1145, "text": "236°"}}, {"id": "8985", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en kısa güne eden yay hangi yaydır?", "answers": {"answer_start": 1074, "text": " en  iç "}}, {"id": "8986", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 236 derece açıyı kapsayan yay hangi güne tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 1102, "text": " en  kısa"}}, {"id": "8987", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 236 derece açıyı kaysayan yay kaç saatlik olan güne tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "91/2"}}, {"id": "8988", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en içteki yay kaç saatlik olan güne tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 1088, "text": "91/2"}}, {"id": "8989", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en dış yay kaç derecelik açıyı kapsamaktadır?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "360°"}}, {"id": "8990", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en uzun güne tekabül eden yay kaç derecelik açıyı kapsamaktadır?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "360°"}}, {"id": "8991", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 141/2 saatlik güne tekabül eden yay kaç derecelik açıyı kapsamaktadır?", "answers": {"answer_start": 1026, "text": "360°"}}, {"id": "8992", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerininkupa saatinde 141/2 saatlik güne tekabül eden yay hangi yaydır? ", "answers": {"answer_start": 719, "text": "en  dış"}}, {"id": "8993", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en uzun güne tekabül eden yay hangi yaydır?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "en  dış"}}, {"id": "8994", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 360 derecelik merkez açıyı kapsayan yay hangi yaydır?", "answers": {"answer_start": 719, "text": "en  dış"}}, {"id": "8995", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en dış yay hangi güne tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 979, "text": "en  uzun"}}, {"id": "8996", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 360 derecelik açıyı kapsayan yay hangi güne tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 979, "text": "en  uzun"}}, {"id": "8997", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerininkupa saatinin ayarlanabildiği en uzun gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "141/2"}}, {"id": "8998", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde en dış yayın tekabül ettiği gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "141/2"}}, {"id": "8999", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde 360 derecelik açıyı kapsayan yayın tekabül ettiği gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 963, "text": "141/2"}}, {"id": "9000", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin tarifine göre, el cezerinin kupa saatinde kupanın duvarı neyi sağlaması için gereken şekilde çekiçlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 878, "text": "her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı"}}, {"id": "9001", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde her saatteki dönüşün  sabit olması için çekiçlenen şey nedir?", "answers": {"answer_start": 860, "text": " kupanın  duvarı"}}, {"id": "9002", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  etmesi hangi durumda gerçekleşir?", "answers": {"answer_start": 640, "text": "saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi"}}, {"id": "9003", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde yarıçapın yayda gösterdiği yer ne anlama gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 549, "text": "güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna"}}, {"id": "9004", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde yaylar nereden başlar?", "answers": {"answer_start": 291, "text": "  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta"}}, {"id": "9005", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde kaç yay bulunur?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "18"}}, {"id": "9006", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde gösterge ne yöne doğru hareket eder?", "answers": {"answer_start": 436, "text": "sola"}}, {"id": "9007", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatindeki yayların başlangıç noktası olan yarıçap nereye tekabül eder?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna"}}, {"id": "9008", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde kısımlar kaç güne denk gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 169, "text": "10"}}, {"id": "9009", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saatindeki disk kaç kısma ayrılmıştır?", "answers": {"answer_start": 143, "text": "18"}}, {"id": "9010", "context": "Diskin  bölümlemesini  E.  Wiedemann  el-Cezerī’nin  tarifine  göre  şu  şekilde  resmetmiştir: «Diskin  bölümlemesi  muhtemelen,  yukarıdaki  18  kısımla  (her  kısım  10  güne  karşılık  gelecek  şekilde)  ayrılmış  skala  için  olan  figürde  temsil  edildiği  gibiydi.  18  yayın  hepsi,  katibin  dolu  kupa-daki  başlangıç  konumuna  tekabül  eden  çizili  bir  yarıçapta  başlar.  Daha  sonra  buradan  hareketle  olabildiğince  sola  doğru  her  bir  yarıçapa  ulaşana  kadar  devam  eder.  Bu  yarıçap,  yazı  kamışının  yani  göstergenin  güneşin  ilgili  yaya  karşılık  gelen  gündeki  batış  konumuna  tekabül  eder,  elbette  saatin  güneşin  doğuşunda  harekete  geçirilmesi  koşuluyla.  En  uzun  güne  en  dıştaki  yay  tekabül  ettiği  için,  böylece  ortaya  doğru  sürekli  kısalan  konsantrik  yaylar  sistemi  elde  edilir.  Tarife  göre  kupanın  duvarı  her  saatteki  dönüşün  hemen  hemen  sabit  olacağı  şekilde  çekiçlendiğinden  ve  141/2 saatilik  en  uzun  güne  tekabül  eden  en  dış  yayın  360°  lik  bir  merkez  açıyı  kuşattığı  için,  en  iç  yay  91/2  saatlik  en  kısa  güne  tekabül  ederek,  sadece  236°  lik  bir  yayı  kuşatır.  Böylece  18  yayın  her  biri,  müteakip  bir  önceki  yaydan  yaklaşık  7,3°  daha  kısadır.  Her  bir  yay  daha  sonra  kendisi  için-de  12  eşit  kısma  bölümlenmiştir;  ayrıca  en  dıştaki de  141/2 kısma  bölümlenmiştir  (bu  son  bölümle-me  yukarıdaki  figürde  atlanmıştır,  buna  karşın  ilk  bölümleme  birkaç  yayda  tam  olarak  yapılmış,  diğer  yaylar  sadece  hâkkedilmiştir).  Her  bir  yay  –  yıl  360  günün    varsayılmasıyla  –  hem  kısalan  hem  de  uzayan  günlerde  10  güne  tekabül  etmiş-tir.  Bu  nedenle  her  bir  yaya,  ona  tekabül  eden  günler  için  iki  rakam  kaydedilmiştir.  Rakamlar,  yukarıda  temsil  edildiği  gibi,  herhalükarda  içeri  çizili  yarıçapın  her  iki  yanına  hâkkedilmiştir.  En  uzun  günde  rakamlarla  başlanılacak  olursa,  en  kısa  günde  sadece  bir  rakam–  yani  180  –  kayde-dilmeliydi;  buna  karşın  sayılarla  en  kısa  günden  başlanılacak  olursa  en  uzun  günde  bu  durum  geçerliydi.  Rakamların  bu  tarzda  kaydedilmesiyle  bu  sayıların  hepsi  devamlı  olarak  ilgili  yayın  aynı  yüzü  üzerinde  durması  gerçekleşiyordu.  Geceye,  devamlı  gündüz  yayında  yaklaşık  180  uzaklıkta  bulunan  bir  yay  tekabül  etmiştir.»", "question": "el cezerinin kupa saati hakkındaki tarifinden kaynakla, diskin bölümlenmesini çizen kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 22, "text": " E.  Wiedemann"}}, {"id": "9011", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi hangi üniversite bünyesinde faaliyet göstermektedir?", "answers": {"answer_start": 88, "text": "Bilkent İniversitesi"}}, {"id": "9012", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Unam'ın fazı için ne kadar yatırım yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "28 Milyon TL"}}, {"id": "9013", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Unam'ın binası yaklaşık kaç yılda bitirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 418, "text": "1,5 yıl"}}, {"id": "9014", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Unam binasında titreşim ve sıcaklık kontrollü kaç laboratuvar bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 542, "text": "62"}}, {"id": "9015", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "TİSıAD tarafından Unam'a verilen bilim ve teknoloji ödülü ne zaman verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1035, "text": "2007"}}, {"id": "9016", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "T÷V tarafından Unam'a verilen bilim ve teknoloji ödülü ne zaman verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 1051, "text": "2008"}}, {"id": "9017", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "TİBıTAK tarafından Unam'a verilen bilim ve teknoloji ödülü ne zaman verilmiştir?", "answers": {"answer_start": 625, "text": "2009"}}, {"id": "9018", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Unam günümüzde kaç bilim insanına hizmet vermektedir?", "answers": {"answer_start": 1161, "text": "400'den fazla"}}, {"id": "9019", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Unam günümüzde kaç kullanıcıya hizmet vermektedir?", "answers": {"answer_start": 1192, "text": "1000'e yakın"}}, {"id": "9020", "context": "Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent İniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir. 2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesiínin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m≤ kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m≤ temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TİSIAD, 2008'de T÷V ve 2009'da TİBıTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir. UNAM günümüzde bünesindeki 400'den fazla bilim insanı ile 1000'e yakın kullanıcıya hizmet vermektedir. Günümüze kadar 90 üzerinde lisansüstü mezun vermiş olup, Bilkent üniversitesinde yapılan bütün yayınların %40'ı UANM'dan çıkmaktadır. Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek. Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek. Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler birçok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır) UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak. Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.", "question": "Bilkent İniversitesi'nde ki yayınların yüzde kaçı Unam'dan çıkmaktadır?", "answers": {"answer_start": 1343, "text": "%40"}}, {"id": "9021", "context": "Pirinç pusula kutusu cam kapaklı, çap: 70 mm. Üç ayak üzerine yerleştirmek için bir küçük ayak. Menteşeli kapak, açılıp kapanabilir, içeriden yansıtmalı ve cam nişangâhlı ince bir tel ile donatılmış.", "question": "Pirinç Pusula kutusu ne ile donatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 156, "text": "cam nişangâhlı ince bir tel"}}, {"id": "9022", "context": "Fırtına Lambası ile birlikte İspirtolu Deniz Pusulası]Pusula 360° bölümlemesi ve rüzgar gülü ile birlikte silindir pirinç bussole (pusula) içerisinde «kardano» tarzında asılı (çap 19 cm). Yanda aydınlatma düzeneği. Mahfazalar fitil ve ayar vidası ile birlikte. ‘Sherwooods Limited, Vaporite No. 1’ kaydını taşıyor. (Envanter No: C 1.25)", "question": "Pusula ne tarzında asılı?", "answers": {"answer_start": 151, "text": "kardano"}}, {"id": "9023", "context": "Ḥāccī  Ḫalīfe  (1609 - 1658)’nin  Cihānnümā isimli  Osmanlı  Türkçesi  kitabının  ilk  Müteferriḳa  baskısına  1145/1732  yılında  bir  pusula  resmi  (s.  65  ve  66  arasında  sağda)  eklenmiştir.  Bu  pusula  üzerinde  manyetik  iğne  artık  tel  yay  halinde  karton  diski  taşımamakta,  bunun  aksine  manye-tikleştirilmiş  gösterge  olarak  disk  üzerinde  bulunan  bir  pimin  üzerinde  dönmektedir.  Pusula  bu  haliyle  Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi  İbn  Mācid  tarafından  kendi  bulu-şu  olarak  tanımlanan  pusula  tipini  (bkz.  s.  65)  hatırlatmaktadır.Pusula  resmi  üzerindeki  notta,  1145/1732  yılında  mıknatıs  iğnesinin  kuzeyden  İstanbul’daki  sapmasının  11°30'  olduğu-nun  tespit  edildiğini  söylemektedir.Ḥāccī  Ḫalīfe  tarafından  tarif  edilen  ve  soldaki  resimde  temsil  edilen  diğer  pusula  iki  ödevi  gören  bir  alettir;  dikey  olarak  açıldığında  bir  yük-seklik  ölçüsü  göstergesi  oluşturarak  gök  cisim-lerinin  yükseklik  açılarını  ölçmeye  yarar.  Yatay  konumda  kapatıldığında  iki  cam  disk  arasına  monte  edilmiş  olan  bir  manyetik  iğne  pusula  ola-rak  kullanılabilir.", "question": "Ḥāccī  Ḫalīfe ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 16, "text": "1609"}}, {"id": "9024", "context": "Ḥāccī  Ḫalīfe  (1609 - 1658)’nin  Cihānnümā isimli  Osmanlı  Türkçesi  kitabının  ilk  Müteferriḳa  baskısına  1145/1732  yılında  bir  pusula  resmi  (s.  65  ve  66  arasında  sağda)  eklenmiştir.  Bu  pusula  üzerinde  manyetik  iğne  artık  tel  yay  halinde  karton  diski  taşımamakta,  bunun  aksine  manye-tikleştirilmiş  gösterge  olarak  disk  üzerinde  bulunan  bir  pimin  üzerinde  dönmektedir.  Pusula  bu  haliyle  Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi  İbn  Mācid  tarafından  kendi  bulu-şu  olarak  tanımlanan  pusula  tipini  (bkz.  s.  65)  hatırlatmaktadır.Pusula  resmi  üzerindeki  notta,  1145/1732  yılında  mıknatıs  iğnesinin  kuzeyden  İstanbul’daki  sapmasının  11°30'  olduğu-nun  tespit  edildiğini  söylemektedir.Ḥāccī  Ḫalīfe  tarafından  tarif  edilen  ve  soldaki  resimde  temsil  edilen  diğer  pusula  iki  ödevi  gören  bir  alettir;  dikey  olarak  açıldığında  bir  yük-seklik  ölçüsü  göstergesi  oluşturarak  gök  cisim-lerinin  yükseklik  açılarını  ölçmeye  yarar.  Yatay  konumda  kapatıldığında  iki  cam  disk  arasına  monte  edilmiş  olan  bir  manyetik  iğne  pusula  ola-rak  kullanılabilir.", "question": "Ḥāccī  Ḫalīfe hangi kitabına pusula resmi eklemiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "1658"}}, {"id": "9025", "context": "Ḥāccī  Ḫalīfe  (1609 - 1658)’nin  Cihānnümā isimli  Osmanlı  Türkçesi  kitabının  ilk  Müteferriḳa  baskısına  1145/1732  yılında  bir  pusula  resmi  (s.  65  ve  66  arasında  sağda)  eklenmiştir.  Bu  pusula  üzerinde  manyetik  iğne  artık  tel  yay  halinde  karton  diski  taşımamakta,  bunun  aksine  manye-tikleştirilmiş  gösterge  olarak  disk  üzerinde  bulunan  bir  pimin  üzerinde  dönmektedir.  Pusula  bu  haliyle  Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi  İbn  Mācid  tarafından  kendi  bulu-şu  olarak  tanımlanan  pusula  tipini  (bkz.  s.  65)  hatırlatmaktadır.Pusula  resmi  üzerindeki  notta,  1145/1732  yılında  mıknatıs  iğnesinin  kuzeyden  İstanbul’daki  sapmasının  11°30'  olduğu-nun  tespit  edildiğini  söylemektedir.Ḥāccī  Ḫalīfe  tarafından  tarif  edilen  ve  soldaki  resimde  temsil  edilen  diğer  pusula  iki  ödevi  gören  bir  alettir;  dikey  olarak  açıldığında  bir  yük-seklik  ölçüsü  göstergesi  oluşturarak  gök  cisim-lerinin  yükseklik  açılarını  ölçmeye  yarar.  Yatay  konumda  kapatıldığında  iki  cam  disk  arasına  monte  edilmiş  olan  bir  manyetik  iğne  pusula  ola-rak  kullanılabilir.", "question": "Ḥāccī  Ḫalīfe'nin ilk Osmanlı Türkçesi kitabı nedir?", "answers": {"answer_start": 34, "text": "Cihānnümā"}}, {"id": "9026", "context": "Ḥāccī  Ḫalīfe  (1609 - 1658)’nin  Cihānnümā isimli  Osmanlı  Türkçesi  kitabının  ilk  Müteferriḳa  baskısına  1145/1732  yılında  bir  pusula  resmi  (s.  65  ve  66  arasında  sağda)  eklenmiştir.  Bu  pusula  üzerinde  manyetik  iğne  artık  tel  yay  halinde  karton  diski  taşımamakta,  bunun  aksine  manye-tikleştirilmiş  gösterge  olarak  disk  üzerinde  bulunan  bir  pimin  üzerinde  dönmektedir.  Pusula  bu  haliyle  Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi  İbn  Mācid  tarafından  kendi  bulu-şu  olarak  tanımlanan  pusula  tipini  (bkz.  s.  65)  hatırlatmaktadır.Pusula  resmi  üzerindeki  notta,  1145/1732  yılında  mıknatıs  iğnesinin  kuzeyden  İstanbul’daki  sapmasının  11°30'  olduğu-nun  tespit  edildiğini  söylemektedir.Ḥāccī  Ḫalīfe  tarafından  tarif  edilen  ve  soldaki  resimde  temsil  edilen  diğer  pusula  iki  ödevi  gören  bir  alettir;  dikey  olarak  açıldığında  bir  yük-seklik  ölçüsü  göstergesi  oluşturarak  gök  cisim-lerinin  yükseklik  açılarını  ölçmeye  yarar.  Yatay  konumda  kapatıldığında  iki  cam  disk  arasına  monte  edilmiş  olan  bir  manyetik  iğne  pusula  ola-rak  kullanılabilir.", "question": "Ḥāccī  Ḫalīfe'nin Cihānnümā isimli kitabı hangi dilde yazılmıştır?", "answers": {"answer_start": 52, "text": "Osmanlı  Türkçesi"}}, {"id": "9027", "context": "Ḥāccī  Ḫalīfe  (1609 - 1658)’nin  Cihānnümā isimli  Osmanlı  Türkçesi  kitabının  ilk  Müteferriḳa  baskısına  1145/1732  yılında  bir  pusula  resmi  (s.  65  ve  66  arasında  sağda)  eklenmiştir.  Bu  pusula  üzerinde  manyetik  iğne  artık  tel  yay  halinde  karton  diski  taşımamakta,  bunun  aksine  manye-tikleştirilmiş  gösterge  olarak  disk  üzerinde  bulunan  bir  pimin  üzerinde  dönmektedir.  Pusula  bu  haliyle  Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi  İbn  Mācid  tarafından  kendi  bulu-şu  olarak  tanımlanan  pusula  tipini  (bkz.  s.  65)  hatırlatmaktadır.Pusula  resmi  üzerindeki  notta,  1145/1732  yılında  mıknatıs  iğnesinin  kuzeyden  İstanbul’daki  sapmasının  11°30'  olduğu-nun  tespit  edildiğini  söylemektedir.Ḥāccī  Ḫalīfe  tarafından  tarif  edilen  ve  soldaki  resimde  temsil  edilen  diğer  pusula  iki  ödevi  gören  bir  alettir;  dikey  olarak  açıldığında  bir  yük-seklik  ölçüsü  göstergesi  oluşturarak  gök  cisim-lerinin  yükseklik  açılarını  ölçmeye  yarar.  Yatay  konumda  kapatıldığında  iki  cam  disk  arasına  monte  edilmiş  olan  bir  manyetik  iğne  pusula  ola-rak  kullanılabilir.", "question": "Hint  Okyanusu  deniz  bilimcisi kimdir?", "answers": {"answer_start": 464, "text": "İbn  Mācid"}}, {"id": "9028", "context": "Nureddin Batruci ( Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili ), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür. El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci'nin tam adı nedir?", "answers": {"answer_start": 28, "text": "Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili"}}, {"id": "9029", "context": "Nureddin Batruci ( Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili ), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür. El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci'nin nerede doğduğu tahmin edilmektedir?", "answers": {"answer_start": 177, "text": "Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde"}}, {"id": "9030", "context": "Nureddin Batruci ( Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili ), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür. El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "Nureddin Batruci ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 454, "text": "1217"}}, {"id": "9031", "context": "Nureddin Batruci ( Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili ), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür. El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan kimin öğrencisiydi?", "answers": {"answer_start": 524, "text": "İbn-i Tufeyl'in"}}, {"id": "9032", "context": "Nureddin Batruci ( Tam adı: Cafer Nureddin Ebu İshak el-Batruci el-İşbili ), Modern astronominin kurucusu sayılan bilim adamı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, Endülüs bölgesi'ndeki Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Pedroches şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. İspanya'daki İşbil'de (bugünkü adıyla Sevilla) yaşadığı için, 'El İşbili' künyesini kullanmıştır. Avrupalılarca daha çok Latince'ye geçmiş ismi olan Alpetragius olarak bilinir. 1217 yılında ölmüştür. El-Batruci, döneminin ünlü bilginlerinden olan İbn-i Tufeyl'in öğrencisiydi. Tarih ve astronomiye ilgi duymuş, astronomiyi Battani, Zerkâlî ve Cabir Bin Eflah'ın eserlerinden tahsil etmiştir. El-Batruci'nin tek bilinen kitabı Arapça olarak yazdığı Kitab Fi'l Hey'e (Astronomi Prensipleri)'dir. 1185 yılında yazımını bitirdiği bu eserin tesiri asırlarca devam etmiş, Hristiyan ve Yahudi bilimadamları tarafından kaynak eser olarak kabul edilmiştir. Bu Hristiyan bilimadamlarının arasında Kopernik de geçmektedir.", "question": "El-Batruci'nin tek bilinen kitabı hangi dildedir?", "answers": {"answer_start": 703, "text": "Arapça"}}, {"id": "9033", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "Namaz pusulası kim tarafından imal edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī"}}, {"id": "9034", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "Namaz pusulası ne zaman imal edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1251/1853"}}, {"id": "9035", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "Namaz pusulasının orijinali nerede bulunur?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde"}}, {"id": "9036", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasında, namaz vakitleri ne yardımı ile anlaşılabilir?", "answers": {"answer_start": 531, "text": "Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon"}}, {"id": "9037", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasında namaz vakitleri nereden okunur?", "answers": {"answer_start": 603, "text": "yanda  bulunan  skalada"}}, {"id": "9038", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasının orijinaki nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 82, "text": "Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde "}}, {"id": "9039", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasını imal eden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi"}}, {"id": "9040", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulası hangi yılda imal edilmiştir?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1251/1853"}}, {"id": "9041", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasında bazı önemli şehirlerin isim ve kordinatları nerede kayıtlıdır?", "answers": {"answer_start": 284, "text": "iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede"}}, {"id": "9042", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "namaz pusulasında iğneli  merkez  çevresinde-ki  daireye neler kaydedilmiştir?", "answers": {"answer_start": 324, "text": "İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları"}}, {"id": "9043", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "eğer bir kişi, namaz pusulasının üzerinde kayıtlı olan şehirlerden birindeyse, namaz pusulası ile ne yapabilir?", "answers": {"answer_start": 480, "text": "Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir"}}, {"id": "9044", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "şu an Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde bulunan namaz pusulası kim tarafından yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 178, "text": "1251/1853"}}, {"id": "9045", "context": "19.  yüzyıldan  bir  Osmanlı-Türk  pusulasının  üç  rekonstrüksiyonu.  Orijinali  Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde  bulunmaktadır.  Bu  pusula  1251/1853  yılında  Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi  tarafından  imal  edilmiştir.Pusula  iğneli  merkez  çevresinde-ki  dairede  İslam  dünyasından  bazı  önemli  şehirlerin  isimleri  ve  koor-dinatları  kaydedilmiştir.  Bu  yer-lerden  birisinde  bulunulduğu  tak-dirde,  pusulayla  Mekke’ye  doğru  namaz  yönü  tespit  edilebilir.  Batı  olarak  işaretlenmiş  olan  tarafta  bulunan  gnomon  yardımıyla  yanda  bulunan  skalada  namaz  vakitleri  okunur.", "question": "şu an Köln’deki  Rautenstrauch-Joest-Museum  für  Völkerkunde  müzesinde bulunan namaz pusulası hangi yılda yapılmıştır yapılmıştır?", "answers": {"answer_start": 198, "text": "Aḥmed  b.  İbrāhīm  eş-Şerbetlī  isimli  birisi"}}, {"id": "9046", "context": "Yemen’deki Resuliler Hanedanı’nın üçüncü sultanı el-Melik el-Eşref ?Ömer b. Yusuf (dönemi: 694 - 696 / 1295 - 1296) Mu?in e?-?ullab ?ala ?Amel el-A??urlab isimli eserinde Kahire’nin enlem derecesi için imal ettiği bir güneş saatinin çizimini vermektedir1. Onun bu astronomik konu dışındatıp ve genealoji branşlarından da risaleleri bize ulaşmıştır. Günümüze ulaşan usturlabı (bkz. cilt II, s. 105) alet yapımcısı olarak yüksek yeteneğine tanıklık etmektedir (krş., s. 58).", "question": "el-Melik el-Eşref’in günümüze ulaşan risalelerinin branşları nelerdir?", "answers": {"answer_start": 287, "text": "tıp ve genealoji"}}, {"id": "9047", "context": "Yemen’deki Resuliler Hanedanı’nın üçüncü sultanı el-Melik el-Eşref ?Ömer b. Yusuf (dönemi: 694 - 696 / 1295 - 1296) Mu?in e?-?ullab ?ala ?Amel el-A??urlab isimli eserinde Kahire’nin enlem derecesi için imal ettiği bir güneş saatinin çizimini vermektedir1. Onun bu astronomik konu dışındatıp ve genealoji branşlarından da risaleleri bize ulaşmıştır. Günümüze ulaşan usturlabı (bkz. cilt II, s. 105) alet yapımcısı olarak yüksek yeteneğine tanıklık etmektedir (krş., s. 58).", "question": "el -Melik el-Eşref’in alet yapımcısı olarak yüksek yeteneğe sahip olduğunu gösteren alet nedir?", "answers": {"answer_start": 365, "text": "usturlab"}}, {"id": "9048", "context": "Yemen’deki Resuliler Hanedanı’nın üçüncü sultanı el-Melik el-Eşref ?Ömer b. Yusuf (dönemi: 694 - 696 / 1295 - 1296) Mu?in e?-?ullab ?ala ?Amel el-A??urlab isimli eserinde Kahire’nin enlem derecesi için imal ettiği bir güneş saatinin çizimini vermektedir1. Onun bu astronomik konu dışındatıp ve genealoji branşlarından da risaleleri bize ulaşmıştır. Günümüze ulaşan usturlabı (bkz. cilt II, s. 105) alet yapımcısı olarak yüksek yeteneğine tanıklık etmektedir (krş., s. 58).", "question": "el-Melik el-Eşref’in çizimini yaptığı saatin adı nedir?", "answers": {"answer_start": 218, "text": "güneş saati"}}, {"id": "9049", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat hakkında bilgi almak için nereye bakamamız gerekir", "answers": {"answer_start": 1045, "text": "Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92."}}, {"id": "9050", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatindeki delikten kaç dakika sonunda  şamandıranın artık hiç yukarı kalkmayacak ve aşağı batacağı kadar su dolar?", "answers": {"answer_start": 14, "text": "30"}}, {"id": "9051", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "Filli su saati 30 dakikada bir şamandıra hiç yukarı kalkamayacak ve aşağı batamayacak duruma geliğinde ne yapar", "answers": {"answer_start": 127, "text": "bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir"}}, {"id": "9052", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatindeki kuledeki insan figürü 30 dakikada bir ne yapar?", "answers": {"answer_start": 288, "text": "dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır"}}, {"id": "9053", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatindeki bir kuş, 30 dakikada bir ne yapar?", "answers": {"answer_start": 255, "text": "döner"}}, {"id": "9054", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatindeki iki yılan aşağı doğru hareket ederek neyi gerçekleştirirler?", "answers": {"answer_start": 374, "text": "şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker"}}, {"id": "9055", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92. a bakarak neyi görebiliriz?", "answers": {"answer_start": 922, "text": "1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat"}}, {"id": "9056", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "günümüzde bilinen filli su saatlerinden erken 17. yüzyılda yapılmış olan bir tanesi nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 774, "text": "Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır"}}, {"id": "9057", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saati hangi yüzyıllarda Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiştir", "answers": {"answer_start": 569, "text": " 16.  ve  17.  yüzyılda"}}, {"id": "9058", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filin  başında  oturan  figür hangi elindeki kır-baç  ile  trompete  vurur", "answers": {"answer_start": 519, "text": "sol  elindekiyle"}}, {"id": "9059", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatinde dönüşümlü olarak kollarını kaldıran hangi figürdür?", "answers": {"answer_start": 263, "text": "kuledeki  insan  figürü"}}, {"id": "9060", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatinde aşağı doğru hareket ederek şamandarayı asıl konumuna çeken figürler nedir?", "answers": {"answer_start": 329, "text": "iki  yılan"}}, {"id": "9061", "context": "Bu  delikten  30  dakikada,  şamandranın  artık  hiç  yukarı  kalkmayacak  ve  aşağı  batacağı  kadar  su  dolar.  Bu  esnada  bir  ip  üzerinden  kuledeki  bir  küre  serbest  bırakılır  ve  aşağı  inerken  bir  çok  figürü  hareket  ettirir.  Bir  kuş  döner,  kuledeki  insan  figürü  dönüşümlü  olarak  kollarını  kaldırır,  iki  yılan  aşağı  doğru  hareket  eder  ve  şamandrayı  tekrar  asıl  konumuna  çeker.  Katip  hareket  eder  ve  filin  başında  oturan  figür  sağ  elindeki  bir  kır-baç  ile  file  ve  sol  elindekiyle  trompete  vurur1.Bu  fil  saati  16.  ve  17.  yüzyılda  Avrupa’da  figürlü  saat  yapımcılarının  zihnini  harekete  geçirmiş  görünüyor.  Günümüzde  birçok  fil  saati  bilinmek-tedir.  Bunlardan  birisi  erken  17.  yüzyıldandır  ve  Bayerisches  Nationalmuseum’da,  Münih,  bulun-maktadır2.  Bir  ikincisi,  yaklaşık  1580’lerden,  özel  mülkiyette  bulunmaktadır,  yine  Münih3.  1600  civarında  Augsburg’da  imal  edilmiş  ve  1980  yılın-da  özel  mülkiyette  bulunan  üçüncü  bir  saat  için  bkz.  Die  Welt  als  Uhr,  s.  266,  no.  92.", "question": "filli su saatinde 30 dakikada bir, bir ip üzerinden serbest bırakılan top nerede bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 147, "text": "kuledeki"}}, {"id": "9062", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezeri hangi yılda doğmuştur", "answers": {"answer_start": 12, "text": "600"}}, {"id": "9063", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezeri kiyaplarının hangisinde kendi buluşu olan bir kupa saati tarif etmektedir", "answers": {"answer_start": 31, "text": "el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel"}}, {"id": "9064", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde beher ka. kısım eşit bir saate tekabül etmektedir?", "answers": {"answer_start": 877, "text": "15"}}, {"id": "9065", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde bulunan galerinin üzerindeki zarif yatay halka kaç kısma bölünmüştür?", "answers": {"answer_start": 855, "text": "2171/2  (=  141/2  x  15)  "}}, {"id": "9066", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde galerinin üzerinde ne bulunur?", "answers": {"answer_start": 802, "text": "zarif  bir  yatay  halka "}}, {"id": "9067", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmekte olan cisim nedir? ", "answers": {"answer_start": 694, "text": "Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)"}}, {"id": "9068", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin kupa saatinde Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa) ne yapmaktadır", "answers": {"answer_start": 729, "text": "kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir"}}, {"id": "9069", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "hakkedilmiş bir galerinin diğer ismi nedir?", "answers": {"answer_start": 721, "text": "şurfa"}}, {"id": "9070", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin aklında düşündüğü kupa saati üstten ne ile kapatılmıştır?", "answers": {"answer_start": 656, "text": "düz  bir  kapak"}}, {"id": "9071", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezerinin yapması gereken aletin incirler, teraziler ve küreler içermemek dışında ne yapması gerekir?", "answers": {"answer_start": 473, "text": "yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı"}}, {"id": "9072", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "el cezeriye incirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmesini emreden kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 183, "text": "Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan"}}, {"id": "9073", "context": "el-Cezerī  (600/1200  civarı)  el-Cāmiʿ  beyn  el-ʿİlm  ve-l-ʿAmel  isimli  kitabında  sunduğu  pek  çok  saat  arasında  kendi  buluşu  olan  bir  kupa  saati  tarif  etmektedir1:  «Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan...  bana   zincirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet  imal  etmemi  emretti.  Bu  alet,  yolculukta  ve  evde  bir  yoldaş  ve  de  güzel  olmalıydı.  Zihnimi  yordum  ve  aleti  şu  şekilde  imal  ettim:  Saat  bir  temel  üzerindeki  bir  kaptan  oluşmaktadır,  üstten  düz  bir  kapak  ile  kapatılmıştır.  Hâkkedilmiş  bir  galeri  (şurfa)  kapağın  daire  çevresinde  hareket    etmektedir  ve  galeri  üzerinde  zarif  bir  yatay  halka  bulunmaktadır,  bu  halka  2171/2  (=  141/2  x  15)  kısma  bölümlenmiştir;  beher  15  kısım  eşit  bir  saate  (24  kısma  bölünmüş  bir  gün  saatine)  teka-bül  etmektedir.»", "question": "Sultan  eṣ-Ṣāliḥ  Ebū  el-Fetḥ    Maḥmūd  b.  Muḥammed  b.  Ḳarāarslan el cezeriye nasıl bir alet imal etmesini emretmiştir? ", "answers": {"answer_start": 266, "text": "incirler,  teraziler  (mīzan)2  ve  küreler  içerme-yen,  kısa  sürede  değişip  bozulmayan  ve  saatlerin  geçişlerinin  ve  kısımlarının  kolayca  bilineceği  bir  alet"}}, {"id": "9074", "context": "Ortada,  bir  oturak  üzerinde,  elinde  bir  yazı  kamışı  tutan  katip  oturmaktadır.  Yazı  kamışının  ucu  halka  üzerindeki  birinci  bölümleme  çizgisi-nin  birazcık  dışında  durmaktadır.  Katip  günün  başlangıcından  itibaren  düzenli  olarak  sola  doğru  döner,  öyle  ki  bu  durum,  katib  eşit  saatlerin  15  kısmından  birincisine  ulaşıncaya  ve  günden  bir  saatin  geçişine  dek  hemen  hemen  hiç  farkedil-mez.»3", "question": "el cezerinin kupa saatinde hangi figür ortada bir oturak üzerinde durmaktadır?", "answers": {"answer_start": 33, "text": "elinde  bir  yazı  kamışı  tutan  katip"}}, {"id": "9075", "context": "Ortada,  bir  oturak  üzerinde,  elinde  bir  yazı  kamışı  tutan  katip  oturmaktadır.  Yazı  kamışının  ucu  halka  üzerindeki  birinci  bölümleme  çizgisi-nin  birazcık  dışında  durmaktadır.  Katip  günün  başlangıcından  itibaren  düzenli  olarak  sola  doğru  döner,  öyle  ki  bu  durum,  katib  eşit  saatlerin  15  kısmından  birincisine  ulaşıncaya  ve  günden  bir  saatin  geçişine  dek  hemen  hemen  hiç  farkedil-mez.»3", "question": "el cezerinin kupa saatindeki katip hangi yöne doğru döner", "answers": {"answer_start": 253, "text": "sola"}}, {"id": "9076", "context": "Ortada,  bir  oturak  üzerinde,  elinde  bir  yazı  kamışı  tutan  katip  oturmaktadır.  Yazı  kamışının  ucu  halka  üzerindeki  birinci  bölümleme  çizgisi-nin  birazcık  dışında  durmaktadır.  Katip  günün  başlangıcından  itibaren  düzenli  olarak  sola  doğru  döner,  öyle  ki  bu  durum,  katib  eşit  saatlerin  15  kısmından  birincisine  ulaşıncaya  ve  günden  bir  saatin  geçişine  dek  hemen  hemen  hiç  farkedil-mez.»3", "question": "elcezerinin kupa saatindeki katibin Yazı  kamışının  ucu  hangi bölümleme  çizgisi-nin  birazcık  dışında  durmaktadır?", "answers": {"answer_start": 130, "text": "birinci"}}, {"id": "9077", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saatinde güneşin  güneşin görüldüğü vakit kaç kısma  bölümlenmiştir?", "answers": {"answer_start": 269, "text": "12"}}, {"id": "9078", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "eş cezerinin kupa saatinde sabah vaktinin ayrıldığı kısımların o zamanki ismi nedir", "answers": {"answer_start": 230, "text": "vakit  saatleri "}}, {"id": "9079", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saatinde güneşin geçişinin takvimsel farkı nasıl hesaba katılır?", "answers": {"answer_start": 356, "text": "yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla"}}, {"id": "9080", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saati ne zamandan ne zamana kadar olan vakti 12 kısma ayırmaktadır?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Güneşin  doğuşu  ve  batışı"}}, {"id": "9081", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saati ne zamandan ne zaman kadar olan vakti vakit saatleri denilen kısımlara böler?", "answers": {"answer_start": 170, "text": "Güneşin  doğuşu  ve  batışı"}}, {"id": "9082", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saatindeki su saati hangi saatler göstermektedir", "answers": {"answer_start": 132, "text": "gündüz  saatlerini"}}, {"id": "9083", "context": "Kabın  içerisinde  bir  su  saati  bulunmaktadır.  Bu  saat,  yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan  okunabilen  gündüz  saatlerini  gös-termektedir.  Güneşin  doğuşu  ve  batışı  arasındaki  vakit  bu  sırada  vakit  saatleri  olarak  adlandırılan  12  kısma  bölümlenmiştir.  Güneşin  geçişinin  tak-vimsel  farkı,  daha  ilk  başta,  yazı  kamışının  farklı  skalaların  kaydedildiği    çapın  yönüne  doğru  ayar-lanması  yoluyla  hesaba  katılır.", "question": "el cezerinin kupa saatindeki su saatinden sabah saatleri nerden okunur?", "answers": {"answer_start": 62, "text": "yukarıda  levha  üzerindeki  yazı  kamışının  konumundan"}}, {"id": "9084", "context": "Saatin  yerleştirildiği  yerin  en  uzun  günü  14,5  saattir.  İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bu  günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  tam  olarak  bir  kez  kendi  çevresinde  dönmesini  sağlar.  Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması  koşuluyla  o  günün  vakti  levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir,.  En  kısa  gün  9,5  saattir.  Bu  saatler  levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan  okunabilir.", "question": "el cezerinin kupa saatinin bulunduğu yerdeki en uzun gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 48, "text": "14,5"}}, {"id": "9085", "context": "Saatin  yerleştirildiği  yerin  en  uzun  günü  14,5  saattir.  İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bu  günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  tam  olarak  bir  kez  kendi  çevresinde  dönmesini  sağlar.  Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması  koşuluyla  o  günün  vakti  levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir,.  En  kısa  gün  9,5  saattir.  Bu  saatler  levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan  okunabilir.", "question": "el cezerinin kupa saatinin bulunduğu yerdeki en kısa gün kaç saattir?", "answers": {"answer_start": 366, "text": "9,5"}}, {"id": "9086", "context": "Saatin  yerleştirildiği  yerin  en  uzun  günü  14,5  saattir.  İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bu  günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  tam  olarak  bir  kez  kendi  çevresinde  dönmesini  sağlar.  Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması  koşuluyla  o  günün  vakti  levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir,.  En  kısa  gün  9,5  saattir.  Bu  saatler  levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan  okunabilir.", "question": "el cezerinin kupa saatinin bulunduğu yerdeki en kısa günkü saatler nereden okunabilir?", "answers": {"answer_start": 394, "text": "levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan"}}, {"id": "9087", "context": "Saatin  yerleştirildiği  yerin  en  uzun  günü  14,5  saattir.  İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bu  günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  tam  olarak  bir  kez  kendi  çevresinde  dönmesini  sağlar.  Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması  koşuluyla  o  günün  vakti  levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir,.  En  kısa  gün  9,5  saattir.  Bu  saatler  levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan  okunabilir.", "question": "el cezerinin kupa saatinin bulunduğu yerdeki en uzun günün saatleri hangi koşulda levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir?", "answers": {"answer_start": 234, "text": " Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması "}}, {"id": "9088", "context": "Saatin  yerleştirildiği  yerin  en  uzun  günü  14,5  saattir.  İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bu  günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  tam  olarak  bir  kez  kendi  çevresinde  dönmesini  sağlar.  Yazı  kamışının  bu  konuma  oturtulması  koşuluyla  o  günün  vakti  levhanın  dış  bölümlemesinden  okunabilir,.  En  kısa  gün  9,5  saattir.  Bu  saatler  levhanın  iç  dairesel  halkasın-dan  okunabilir.", "question": "el cezerinin kupa saatinde İp  çıkrığı  çapının  tam  olarak  hesaplan-ması,  katibin  bulunduğu yerdeki en uzun günde  güneşin  doğuşuyla  batışı  arasında  kaç kez  kendi  etrafında  dönmesini  sağlar", "answers": {"answer_start": 173, "text": "tam  olarak  bir  kez"}}, {"id": "9089", "context": "Bu  örnekteki  kesin  başarı,  aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir  (yani,  kap  tam  olarak  şu  şekilde  daralır:  Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır.  Yazmalarda  kupa  huni  şeklide  tasvir  edil-miş  görünmekte4,  gerçi  metinde  –  modelimize  temel  aldığımız–  deneysel  olarak  parabole  yak-laşıldığı  ifade  edilmektedir).  Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra,  bir  ip  ve  çark  aracılığıyla  katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar.", "question": "el cezerinin kupa saatinde bulunan aşağı doğru alçalan şamandıra ne yoluyla katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar?", "answers": {"answer_start": 584, "text": " bir  ip  ve  çark  aracılığıyla "}}, {"id": "9090", "context": "Bu  örnekteki  kesin  başarı,  aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir  (yani,  kap  tam  olarak  şu  şekilde  daralır:  Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır.  Yazmalarda  kupa  huni  şeklide  tasvir  edil-miş  görünmekte4,  gerçi  metinde  –  modelimize  temel  aldığımız–  deneysel  olarak  parabole  yak-laşıldığı  ifade  edilmektedir).  Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra,  bir  ip  ve  çark  aracılığıyla  katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar.", "question": "el cezerinin kupa saatinde bulunan katibe kalemiyle birlikte  sabit bir dönüş sağlayan şey nedir?", "answers": {"answer_start": 525, "text": "Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra"}}, {"id": "9091", "context": "Bu  örnekteki  kesin  başarı,  aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir  (yani,  kap  tam  olarak  şu  şekilde  daralır:  Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır.  Yazmalarda  kupa  huni  şeklide  tasvir  edil-miş  görünmekte4,  gerçi  metinde  –  modelimize  temel  aldığımız–  deneysel  olarak  parabole  yak-laşıldığı  ifade  edilmektedir).  Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra,  bir  ip  ve  çark  aracılığıyla  katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar.", "question": "el cezerinin kupa saatindeki kesin başarının sebebi nedir?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir"}}, {"id": "9092", "context": "Bu  örnekteki  kesin  başarı,  aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir  (yani,  kap  tam  olarak  şu  şekilde  daralır:  Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır.  Yazmalarda  kupa  huni  şeklide  tasvir  edil-miş  görünmekte4,  gerçi  metinde  –  modelimize  temel  aldığımız–  deneysel  olarak  parabole  yak-laşıldığı  ifade  edilmektedir).  Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra,  bir  ip  ve  çark  aracılığıyla  katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar.", "question": "el cezerinin kupa saatinde kap tam olarak nasıl daralır?", "answers": {"answer_start": 260, "text": "Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır."}}, {"id": "9093", "context": "Bu  örnekteki  kesin  başarı,  aşağı  doğru  inen  su  seviyesini  gösterir  alette  su  basıncının  düşmesini  daha  az  bir  hacim  akımı  aracılığıyla  dengeleyen  bir  kupa  şekli  oluşturmaktan  ibarettir  (yani,  kap  tam  olarak  şu  şekilde  daralır:  Azalan  akışa  rağ-men  su  seviyesini  gösteren  alet  devamlı  surette  alçalır.  Yazmalarda  kupa  huni  şeklide  tasvir  edil-miş  görünmekte4,  gerçi  metinde  –  modelimize  temel  aldığımız–  deneysel  olarak  parabole  yak-laşıldığı  ifade  edilmektedir).  Merkezi  bir  milde  aşağı  doğru  alçalan  bir  şamandra,  bir  ip  ve  çark  aracılığıyla  katibe  kalemiyle  birlikte  sabit  bir  dönüş  sağlar.", "question": "el cezerinin kupa saatindeki kap metinlerde deneysel olarak neye yaklaşmış görünektedir? ", "answers": {"answer_start": 477, "text": "parabole"}}, {"id": "9094", "context": "Aynı  kalan  bir  açı  hızı  sağlayabilmek  için  bütün  su  saatlerinde  hacme  bağlı  su  basıncı  problemi  çözülmelidir.  Buna  yönelik  değişik  girişimler  yapılmıştır.", "question": "bütün  su  saatlerinde hangi problemin  çözülmesi aynı  kalan  bir  açı  hızı  sağlayabilmek  için gereklidir?   ", "answers": {"answer_start": 74, "text": "hacme  bağlı  su  basıncı"}}, {"id": "9097", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât eserinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 43, "text": "Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer"}}, {"id": "9098", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Ta'lîķu’l-ersâd eserinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 155, "text": "Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir"}}, {"id": "9099", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Zîcü İbni’ş-Şâtır eseri hangi enlem için namaz vakitlerini gösteren cetveldir?", "answers": {"answer_start": 278, "text": "34º enlemi"}}, {"id": "9100", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Zîcü İbni’ş-Şâtır eserinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 248, "text": "Müellifin en önemli eseridir."}}, {"id": "9101", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Zîcü İbni’ş-Şâtır eseri ne zaman bulunmuştur?", "answers": {"answer_start": 398, "text": "1974 yılında"}}, {"id": "9102", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm eserinin özelliği nedir?", "answers": {"answer_start": 466, "text": "Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir."}}, {"id": "9103", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi  eseri ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 560, "text": "er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında"}}, {"id": "9104", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi  eseri nasıl tanınmaktadır?", "answers": {"answer_start": 597, "text": "günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır"}}, {"id": "9105", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia eseri ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 733, "text": "el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır"}}, {"id": "9106", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât eseri ne hakkındadır?", "answers": {"answer_start": 881, "text": "el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır"}}, {"id": "9107", "context": "Nihâyetü’l-ġāyât fi’l-a'mâli’l-felekiyyât (Bir astronomi el kitabı olup Zîcü İbni’ş-Şâtır’da adı geçer) Nihâyetü's-sûl fî tashîhi’l-usûl Ta'lîķu’l-ersâd  (Astronomi gözlemleri hakkında zîcde anılan bir eserdir) Zîcü İbni’ş-Şâtır (ez-Zîcü’l-cedîd). Müellifin en önemli eseridir. 34º enlemi için namaz vakitlerini gösteren cetvel olup (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Mîkāt, nr. 1170, vr. 11a-22b) 1974 yılında bulunmuştur. en-Nef'u'l-âm fi’l-amel bi’r-rubǾu’t-tâm. Kendi yaptığı er-rub‘u’t-tâm hakkında bilgi verir. Tuĥfetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi. er-Rub‘u’l-câmi‘ aleti hakkında olup günümüze ulaşan Nüzhetü’s-sâmi fi’l-amel bi’r-rubi’l-câmi adlı özetinden tanınmaktadır. el-Eşiatü’l-lâmia fi’l-amel bi’l-âleti’l-câmia. el-Âletü’l-câmia adlı iki örneği bulunan sferik usturlabının nasıl kullanılacağı hakkındadır. er-Ravżâtü’l-müzhirât fi’l-amel bi-rubi’l-muķanŧarât. el-Mukantar adıyla bilinen rubu‘ tahtası hakkındadır. Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî. İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir. Muhtasar fi’l-amel fi’l-usŧurlâb ve rubi’l-muķanŧarât ve rubi’l-müceyyeb", "question": "İbn eş-Şâtir’in Risâle fi’r-rubi’l-Alâǿî eseri ne üzerinedir?", "answers": {"answer_start": 960, "text": " İbnü’ş-Şâtır’ın kendi adıyla anılan rubu‘ tahtası üzerinedir"}}, {"id": "9108", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir astronomi tahsili yapmaya nereye gitmiştir?", "answers": {"answer_start": 41, "text": "Kahire ve İskenderiye'ye "}}, {"id": "9109", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir muvakkitliğine atandığı yer neresidir?", "answers": {"answer_start": 108, "text": "Emeviyye Cami"}}, {"id": "9110", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir’in memleketi neresidir?", "answers": {"answer_start": 94, "text": "Şam"}}, {"id": "9111", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir’in Emeviyye Cami muvakkitliği esnasında ne üzerine ölçümler yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine"}}, {"id": "9112", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir’in Emeviyye Cami muvakkitliği esnasında ne üzerine inceleme yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 233, "text": " Batlamyus'un dünya merkezli sistemini"}}, {"id": "9113", "context": "10 yaşında astronomi tahsili yapmak için Kahire ve İskenderiye'ye gitti. Daha sonra memleketi Şam'a dönerek Emeviyye Cami muvakkitliğine atandı. Buradaki görevi esnasında ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine hassas ölçümler yapmış, Batlamyus'un dünya merkezli sistemini incelemiş, Kopernik'in güneş merkezli sisteminin temellerini atmıştır.", "question": "İbn eş-Şâtir’in Emeviyye Cami muvakkitliği esnasında neyin temellerini atmıştır?", "answers": {"answer_start": 282, "text": " Kopernik'in güneş merkezli sisteminin"}}, {"id": "9114", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1917"}}, {"id": "9115", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 30, "text": "İstanbul'da"}}, {"id": "9116", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu nerede yüksek lisans ve doktora dersleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 76, "text": "Cenevre Üniversitesi'nde"}}, {"id": "9117", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu Cenevre Üniversitesi’nde hangi yıllar arasında ders almıştır?", "answers": {"answer_start": 49, "text": "1940-1943 yılları arasında"}}, {"id": "9118", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu Cenevre Üniversitesi’nde ders aldıktan sonra ne olarak yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 150, "text": "TÜBİTAK bilim kurulu üyesi"}}, {"id": "9119", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu hangi ödülleri almıştır?", "answers": {"answer_start": 214, "text": "Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri"}}, {"id": "9120", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu kaç yaşında vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 306, "text": "83"}}, {"id": "9121", "context": "Galip Sağıroğlu, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. 1940-1943 yılları arasında Cenevre Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora dersleri aldı. Bir süre TÜBİTAK bilim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Galip Sağıroğlu, Etibank ve Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) Enstitüsü hizmet ödülleri almıştır. 2000 yılında 83 yaşında vefat etti.", "question": "Galip Sağıroğlu hangi yıda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 293, "text": "2000"}}, {"id": "9122", "context": "Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager. Türkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.", "question": "Oktay Sinanoğlu ne zaman doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 21, "text": "25 Şubat 1935"}}, {"id": "9123", "context": "Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager. Türkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.", "question": "Oktay sinanoğlu nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "Bari, İtalya"}}, {"id": "9124", "context": "Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935; Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015; Florida, ABD) Türk kimyager, moleküler biyofizikçi ve biyokimyager. Türkiye'de akademik çalışmalarıyla olduğu kadar, Türkçe ile ilgili politik görüşleriyle de tanınmaktadır.", "question": "Oktay sinanoğlu ne zaman ölmüştür?", "answers": {"answer_start": 54, "text": "19 Nisan 2015"}}, {"id": "9125", "context": "Oktay Sinanoğlu, babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.", "question": "Oktay Sinanoğlu ne zaman  ailesiyle Türkiye'ye döndü.?", "answers": {"answer_start": 159, "text": "1939'da"}}, {"id": "9126", "context": "Oktay Sinanoğlu, babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun başkonsolos olarak görev yaptığı İtalya'nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye döndü.", "question": "Oktay sinanoğlu 1939'da kiminle Türkiye'ye döndü.?", "answers": {"answer_start": 167, "text": "ailesiyle"}}, {"id": "9127", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî hangi yılda vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 17, "text": "1360"}}, {"id": "9128", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî nerede vefat etmiştir?", "answers": {"answer_start": 23, "text": "Konya"}}, {"id": "9129", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî hangi devirde yaşamıştır?", "answers": {"answer_start": 31, "text": "Karamanoğulları devrinde"}}, {"id": "9130", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî’nin mesleği nedir?", "answers": {"answer_start": 85, "text": "din ve astronomi âlimi"}}, {"id": "9131", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî nerede doğmuştur?", "answers": {"answer_start": 109, "text": "Türkistan'da"}}, {"id": "9132", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî Konya’da kim ile görüşmüştür?", "answers": {"answer_start": 175, "text": "Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile"}}, {"id": "9133", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî kimin talebesi olmuştur?", "answers": {"answer_start": 240, "text": "Ârif Çelebi'nin"}}, {"id": "9134", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî Ârif Çelebi ile ne yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 275, "text": "Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir"}}, {"id": "9135", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî nereye gömülmüştür?", "answers": {"answer_start": 376, "text": "Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür"}}, {"id": "9136", "context": "Ahmed Eflâkî (ö. 1360, Konya), Karamanoğulları devrinde yaşamış Horasan erenlerinden din ve astronomi âlimi. Türkistan'da doğmuş, daha sonra Anadolu'ya yerleşmiştir. Konya'da Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ile görüşmüş, daha sonra onun oğlu Ârif Çelebi'nin talebesi olmuştur. Ömrünün sonuna kadar onunla kalmış ve ilim için Anadolu'yu gezmişlerdir. Konya'da ölen Ahmed Eflâkî, Mevlana Türbesi civarına gömülmüştür. En önemli kitabı, Mevlânâ ve Mevlevî tarikatı hakkında en geniş bilgileri bulunduran Farsça olarak yazılmış Menâkıbü’l Ârifîn'dir.", "question": "Ahmed Eflâkî’nin en önemli kitabı hangisidir?", "answers": {"answer_start": 522, "text": "Menâkıbü’l Ârifîn"}}, {"id": "9160", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": " Tübitak neyi hedefler?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi"}}, {"id": "9161", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": "TÜBİTAK'ın açılımı nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu"}}, {"id": "9162", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": "TÜBİTAK hangi bakanlığın kuruluşudur?", "answers": {"answer_start": 154, "text": "Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın"}}, {"id": "9163", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": " Tübitak'ın vizyonu nedir?", "answers": {"answer_start": 64, "text": " Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi"}}, {"id": "9164", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": "TÜBİTAK hukukta nasıl hükümlere sahiptir?", "answers": {"answer_start": 225, "text": "özel hukuk hükümlerine"}}, {"id": "9165", "context": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısaca TÜBİTAK, Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve popülerleştirmeyi amaçlayan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 'ilgili' kuruluşlarından olup özel hukuk hükümlerine tâbidir. ", "question": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'nun kısaltması nedir?", "answers": {"answer_start": 56, "text": "TÜBİTAK"}}, {"id": "9166", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK kim tarafından kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 8, "text": "Cemal Gürsel"}}, {"id": "9167", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "1963'te"}}, {"id": "9168", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK ilk kurulduğunda hangi hedeflerle kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 32, "text": "hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla "}}, {"id": "9169", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ın kurulduğunda adı neydi?", "answers": {"answer_start": 135, "text": "Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu"}}, {"id": "9170", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ın adı sonradan ne olarak değiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 206, "text": "Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu"}}, {"id": "9171", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK kaç yılında bilim kitapları basmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 317, "text": "1993"}}, {"id": "9172", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ta 1993 yılında ne yapılmaya başlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 340, "text": "Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır"}}, {"id": "9173", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ın ismi son halini ne zaman aldı?", "answers": {"answer_start": 451, "text": "2005"}}, {"id": "9174", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ın ismindeki teknik kelimesi hangi sözcük ile değiştirilmiştir?", "answers": {"answer_start": 411, "text": "teknolojik"}}, {"id": "9175", "context": "1963'te Cemal Gürsel tarafından hükümete danışmanlık yapılması ve millî bilim politikasına rehberlik edilmesi amaçlarıyla kurulduğunda Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumu diye bilinirken, sonradan adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiş ve uzun süre bu adla anılmıştır. Bu arada 1993 yılından itibaren Popüler Bilim Kitapları basılmaya başlanmıştır. Ardından teknik yerine teknolojik kelimesinin kullanılması ile 2005 yılında kurumun adı son halini almıştır.", "question": "TÜBİTAK'ın ismindeki teknolojik kelimesi önceden hangi sözcüktü?", "answers": {"answer_start": 397, "text": "teknik"}}, {"id": "9176", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK tam tarih olarak ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 65, "text": "24 Temmuz 1963"}}, {"id": "9177", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK'ın kuruluşu ile ilgili kanun, nerede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir?", "answers": {"answer_start": 89, "text": "11462 sayılı Resmi Gazete'de"}}, {"id": "9178", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK hangi yasa ile kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 148, "text": "17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun"}}, {"id": "9179", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK'ın ilk baştaki misyonu neydi?", "answers": {"answer_start": 227, "text": "bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek"}}, {"id": "9180", "context": "TÜBİTAK, Türkiye'nin planlı ekonomi dönemine geçişiyle birlikte, 24 Temmuz 1963 tarih ve 11462 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 17 Temmuz 1963 tarihli 278 sayılı kanun ile kurulmuştur. Başlangıçtaki misyonu bilimsel araştırmaları ve genç bilim insanlarını desteklemek iken, bugün bünyesinde barındırdığı onlarca birimle birlikte, tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir.", "question": "TÜBİTAK'ın şu anki misyonu nedir?", "answers": {"answer_start": 350, "text": "tarım politikalarının yönlendirilmesinden, Ar-ge projelerinin desteklenmesine kadar farklı alanları kapsayan bir misyona sahiptir"}}, {"id": "9181", "context": "Kurum, Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacı gütmektedir.", "question": "TÜBİTAK nasıl bir politika takip etmektedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Kurum, Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacı gütmektedir."}}, {"id": "9182", "context": "Kurum, Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacı gütmektedir.", "question": "TÜBİTAK nerede faaliyet yürütmektedir?", "answers": {"answer_start": 7, "text": "Türkiye'de"}}, {"id": "9183", "context": "Kurum, Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacı gütmektedir.", "question": "TÜBİTAK neye ulaşılmasını sağlamak için çalışmaktadır?", "answers": {"answer_start": 168, "text": "mevcut bilimsel ve teknik bilgilere"}}, {"id": "9184", "context": "Kurum, Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacı gütmektedir.", "question": "TÜBİTAK Türkiye'de ne gibi faaliyetlerde bulunmaktadır?", "answers": {"answer_start": 36, "text": "araştırma ve geliştirme"}}, {"id": "9185", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "TÜBİTAK çalışanlarından bazıları neyle suçlanmıştır?", "answers": {"answer_start": 276, "text": "'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle"}}, {"id": "9186", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak kim atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 364, "text": "Mustafa Sancar"}}, {"id": "9187", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Hangi operasyonların sonrasında TÜBİTAK personelleri görevden alınmıştır?", "answers": {"answer_start": 39, "text": "17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından "}}, {"id": "9188", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Hangi kampanyada TÜBİTAK çalışanlarına dava açılmıştır?", "answers": {"answer_start": 98, "text": "Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında"}}, {"id": "9189", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Mustafa Sancar ne olarak göreve atanmıştır?", "answers": {"answer_start": 379, "text": " TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak"}}, {"id": "9190", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Mustafa Sancar'ın önceden görevi neydi?", "answers": {"answer_start": 333, "text": "Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü "}}, {"id": "9191", "context": "Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Fethullah Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kamuda tasfiye kampanyasında, TÜBİTAK’ın başkan yardımcısı dahil birçok üst düzey ve uzman personeli görevden alındı, bazılarına ise 'yasa dışı dinleme' gerekçesiyle dava açıldı. Bu süreçte Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü Mustafa Sancar, TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi'ne müdür yardımcısı olarak atandı ve kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı ortaya çıktı. ", "question": "Mustafa Sancar atandıktan sonra ne ortaya çıkmıştır?", "answers": {"answer_start": 469, "text": "kurumda dijital analiz yapabilecek ehliyette uzman kalmadığı"}}, {"id": "9192", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Vehbi Koç Beko firmasını kurmak için hangi iş adamı ile ortaklık kurmuştur?", "answers": {"answer_start": 354, "text": "Bejerano"}}, {"id": "9193", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Bir beyaz eşya firması olan Beko'nun ismi nereden gelmektedir?", "answers": {"answer_start": 414, "text": "Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle"}}, {"id": "9194", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko firması ne zaman kurulmuştur?", "answers": {"answer_start": 383, "text": "1954"}}, {"id": "9195", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi oluşturan kişi kimdir?", "answers": {"answer_start": 171, "text": "Vehbi Koç"}}, {"id": "9196", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko, Türkiye'ye ne zaman beyaz eşya sektöründe hizmet sunmaya başlamıştır?", "answers": {"answer_start": 924, "text": "1983"}}, {"id": "9197", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Beko'nun bir ihracat firması haline gelmesini sağlayan faktör nedir?", "answers": {"answer_start": 1125, "text": "yurt dışı faaliyetlerine yönelmesi"}}, {"id": "9198", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "2000 yılında Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak hangi marka ile birleşmiştir?", "answers": {"answer_start": 784, "text": "Arçelik"}}, {"id": "9199", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "Yurt dışında kendi markasıyla satış yapan ilk marka nedir?", "answers": {"answer_start": 0, "text": "Beko"}}, {"id": "9200", "context": "Beko, Koç Holding bünyesinde etkinlik gösteren beyaz eşya ve elektronik markasıdır.Türkiye'nin yeni yeni sanayileşmeye başladığı 1950'li yıllarda, Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç, Türkiye'ye döviz kazandıracak bir ürün arayışındaydı. O yıllardaki ülke koşulları çerçevesinde, bir salça ve konserve fabrikası yatırımı için bu alanda tecrübe sahibi olan Bejerano ile ortaklık kurdu. 1954'te kurulan şirketin ismi, Bejerano'nun ve Koç'un ilk iki harflerinin birleşmesiyle Beko olarak tescil edildi. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, şirket faaliyete geçemedi. O yıllarda, General Elektrik ampullerinin satış ve bayiliğini kurma fırsatı doğunca, konserve şirketinin ismi Beko Ticaret A.Ş. olarak değiştirildi. Böylece, Anadolu'da ilk kez bayilik sistemi kuran Vehbi Koç, Arçelik ürünlerini de bu sistemle tüketicinin evine kadar ulaştırdı. 1977 yılında Arçelik distribütörlüğünü Atılım'a devreden Beko Ticaret, 1983 yılından itibaren güçlü tecrübe birikimi ile Beko markası adı altında Türkiye beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun 1990'lı yıllardan itibaren yurt dışı faaliyetlerine yönelmesiyle, Beko ihracat markası olarak belirlendi. 2000 yılına gelindiğinde ise Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu'nun yeniden yapılanması sonucu Beko, Beko Ticaret A.Ş. bünyesinden çıkarak, Arçelik markası ile birlikte Arçelik A.Ş. çatısı altına girdi. Yurt dışına kendi markasıyla satış yapan ilk marka olma özelliğini taşıyan Beko, \"Dünya Markası\" olma hedefiyle yola çıktı. ilk başarısını Türkiye pazarında kazanan Beko, bu başarıyı yurt dışına da taşıyarak, bugün dünyanın 100'den fazla ülkesinde milyonlarca insanı markası ile tanıştırdı. Beko, birçok basketbol organizasyonuna sponsorluk yapmaktadır. Bunların dışında 2014 yılında ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona'ya sponsor oldu. Sponsorluk anlaşması gereğince, Barcelona'nın 4 yıl boyunca formalarının sol kol kısmında Beko logosu yer alacak. Ayrıca 1988-2004 arası Beşiktaş ana forma sponsoru olan Beko, 2014-2015 sezonu için yeniden Beşiktaş'la forma sırt sponsoru olarak anlaşmıştır.", "question": "2014 yılında Beko hangi futbol klübüne sponsorluk yapmıştır?", "answers": {"answer_start": 1792, "text": "ıspanyol futbol kulüplerinden Barcelona"}}]